loading
close
SON DAKİKALAR

Cumhurbaşkanının telaşı

Prof. Dr. Ahmet Özer
Tarih: 01.04.2015

Prof. Dr. Ahmet Özer; Yaşanan iki olayı bir başka yazıya bırakarak, bugün son gelişmeleri analiz etmek istiyorum.

Yaşanan iki olayı bir başka yazıya bırakarak, bugün son gelişmeleri analiz etmek istiyorum. Dikkat edilirse seçim günü yaklaştıkça cumhurbaşkanını saran telaş hem söylemine hem eylemine yansıyor. Erdoğan bir yandan il il gezip açılış-kapanışlar adı altında devlet olanaklarıyla miting yapıyor, muhtarlardan STK’lara kadar habire “Türk Tipi Başkanlığın faziletlerini” anlatıp duruyor, öbür yandan bana darbe yapacaklar deyip içeri attığı, sonra da dışarı çıkardığı Ergenekoncularla ittifak kurarak süreci kotarmaya durumu lehine çevirmeye çalışıyor.
Asker, Mardin Mazı Dağı’nda boş araziye operasyon yapıyor, PKK’yi karşı saldırıya zorluyor. Oluşacak gerginlik ve çatışma ortamı şehirlere de yansıyabilir. Bu süreç her şeye gebe. Demirtaş’ın “başımıza bir iş gelirse gemiyi siz limana götürmelisiniz” mealindeki sözleri manidar. Başta HDP olmak üzere herkesin provokasyonlara karşı dikkatli olması lazım.

Karşılıklı suçlamalar

Yaşanan çelişki ve çatışma kabineyi de aştı. Ankara belediye başkanı Gökçek Arınçın çıkışını ve itirazını paralelcilikle itham ederken, Arınç da Gökçek’i parsel parsel paralele satmakla suçladı. Aysbergin su üstündeki küçük bir kısmı olan bu kavga oy getirisine zarar verir diye şimdilik yatıştırılsa bile asıl aysbergin görünmeyen su altındaki kısmı şu ya da bu biçimde, seçim öncesi ya da sonrası mutlaka dışa vuracak, açığa çıkacaktır. Arınç-Gökçek çatışmasını hem çıkar çatışması hem de başkanlık kavgası (başkancılar ve istemezukçuklar) olarak okumak da mümkün.

HDP’nin durumu

Tabi bu kavgayı kızıştıran, telaşı artıran ise HDP’nin gün gittikçe yükselmesidir. HDP ezilenlerin, mazlumların, sistemden pay alamayanların, geniş halk kitlelerinin, ezcümle Türkiye halkalarının umudu olarak büyüdükçe Erdoğan’ın hayalleri küçülmek zorunda. İşte bu sebeple HDP’yı denklem dışı (barajın altında) bırakmak için var gücüyle çalışıyor. Bu yüzden, halkın gözünde her geçen gün güvenirliği ve prestiji artan genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı durdurmak, gözden düşürmek, yıpratmak, itibarsızlaştırmak istiyorlar. Ancak hesaba katmadıkları bir şey var: Halk artık onları da Demirtaş’ı da iyi tanıyor. Onların halk nezdinde itibarları düşerken Demirtaş’ın itibarı yükseliyor. O nedenle onların dediğine itibar etmiyor, onlar vurdukça Demirtaş ve HDP daha da büyüyor. 

Yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyası

Ancak bu yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyasının şiddeti ve dozu giderek artabilir. Çünkü cumhurbaşkanı başkan olamadığı takdirde dokunulmaz, sorumsuz ama tek yetkili adam hayalini gerçekleştiremeyeceği için korkuyor; dokunulmaz ve sorumsuz olmayınca da akıbetinin ne olacağı meçhul, bu yüzden ayrı bir korku, ayrı bir endişe yaşıyor. Bütün bunlara engel de HDP’yi görüyor. HDP barajı geçmezse istediği çoğunluğu yakalayacak, o zaman şirketi kurup başına geçecek ve ülkeyi tek adam olarak (bir çeşit modern sultan gibi) yönetecek.

Yeni umudun adı

Ancak ne var ki, bu gidişi durduracak anahtar HDP, o nedenle de gün geçtikçe umut haline geliyor. HDP yükseldikçe cumhurbaşkanı daha da hırçınlaşıyor. Başbakanı, bakanları kamuoyu önünde fırçalıyor, yetmiyor saraya çağırıp nizamat veriyor, “şöyle şöyle konuşacaksınız” deyip talimat veriyor. Onlar da çıkıp kimi yaranmak için, kimi zevahiri kurtarmak için, kimi de tek adamın gazabına uğramamak için denileni yerine getiriyorlar.

Başbakan bindiği dalı kesiyor

İki gün önce başbakan bir TV kanalına çıkıp, “Başkanlık sistemi gereklidir, hem de Türk tipi olanı daha da gereklidir” mealinde şeyler dedi. Peki, o zaman çıkıp sormazlar mı, “Sen necisin, ne için politika yapıyorsun?” Bir insan seçime girerken, kendi varlık koşulunu ortadan kaldırmak için uğraşır mı? Seçim meydanlarında ahaliye; “benim başkanlığıma son verin, Tayip Beyi Türk tipi başkan yapın mı diyecek?” Böyle bir absürtlük olabilir mi?

Kobani düşecek diye beklenti yarattılar

“Demirtaş süreci zehirliyor” diyor; bir, Kobani sürecinde 6-7 Ekim olayları öncesinde atığı tıwitle: Oysa gerçek bambaşka: Erdoğan Kobani’nin IŞİD çetelerinin muhasarası altında olduğu günlerde “Kobani’de benim yurttaşlarımın soydaşları var, onlara destek olayım” demesi gerekirken, Kobani’nin burnunun dibine gidip ellerini ovuşturarak ”Kobani düştü, düşecek” diyerek; İŞİD’e verdiği lojistik desteğe bir de moral desteği ekledi, bunu duyan halk galeyana geldi ve o günlerin psikolojik ortamında büyük bir tepki patlaması yaşandı. Kobani İŞİD’in eline geçecekti, Kürtler katledilecekti, bütün kazanımları berhava edecekti, buradaki Kürtler de “oh ne güzel” diyecekti, öyle mi? İşte o zaman bu Kürtler AKP için makbul Kürt olacaktı.!

Kim süreci zehirliyor?

İkinci olarak Davutoğlu diyor ki; “Demirtaş gruptaki konuşmasıyla süreci zehirlemiştir.” Ne demişti Demirtaş o kısa, bir o kadar çarpıcı grup toplantısında; “Kimseyle kirli pazarlık içinde değiliz ve bizim elimizden geldiğince Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız.” Şimdi bunun nesi süreci zehirliyor? Bu süreci zehirlemiyor, bu Erdoğan’ın dayatmalarına “dur” diyor. Erdoğan ve AKP Türk tipi başkanlığı isteme hakkına nasıl sahipse, bir başka parti de buna karşı çıkma hakkına sahiptir.

Akdoğan’ın sözleri

Aynı günlerde Erdoğan’a en yakın başbakan yardımcısı Akdoğan da; “Böyle konuşmak kimsenin haddi değil” diye celallendi. Daha da ileri giderek Kandille Demirtaş’ın Öcalan’ı boşa çıkarmaya çalışmakla suçladı. Sormazlar mı Akdoğana “birilerinin ben bu ülkeyi tek başıma yöneteceğim, kimseye hesap da vermeyeceğim” demesi haddi ve hakkı oluyor da, başka birisi bu yanlıştır, biz buna karşı duracağız dediği zaman neden haddi ve hakkı olmuyor. Kimin ne hakkı olduğunu siz mi belirliyorsunuz. O kadar çok alıştılar ki böyle konuşmanın asıl onların ne hakkı ne de haddi olduğunu unutmuş görünüyorlar.

Kim proje?

Bütün bunlar yetmeyince, Demirtaş “Proje” oldu. Dinime küfreden Müslüman olsa bari. Asıl AKP’nin (BOP çerçevesinde ılımlı İslam’ın patterni olarak) bir proje olduğunu sağır sultan bile biliyor. Demirtaş dört yıldır bu hareketin resmi lideri. Şimdiye kadar proje değildi de bu gün mü proje oldu. Bu yükselişi durduramadığınız için onun sembollerine saldırıyorsunuz. Onun için de bir süreden beridir Demirtaş’ı karalama, yıpratma, itibarsızlaştırma kampanyası başlattınız. Ama merak etmeyin, halk uyanık sizi artık iyi tanıyor, bu söylemlere itibar etmiyor.

Demokrasi hesap sorma rejimidir

Bu gidişle AKP cumhurbaşkanının size emrettiği 400 vekili bırakın, iktidarı kuracak 276’yı zor bulursunuz. Bu yüzden iç çatışmada kirli çamaşırlar bir bir dökülüyor; Gökçek’in Ankara’yı parsel parsel sattığını, Arınç tarafından hem de kamuoyunun gözleri içinde açıklanıyor. Ne siz ne yargı ne başkası bir şey yapmıyor. Kim yalan söylüyor, kim doğru söylüyor. Nasıl bileceğiz ve sizlere nasıl inanacağız, en önemlisi bundan sonra nasıl yöneteceksiniz.

Sonuç

İşte bütün bunlardan dolayı, bu seçim sadece milletvekili seçimi değil Türkiye’nin rejimini belirleyecek bir seçimdir. Bu seçimde Türkiye bir yol ayrımında bulunuyor: Ya seçimini çözümden, barıştan ve demokrasiden yana yapacak, ya da tekçi modern bir sultana mahkûm olacak. HDP’yi bu süreçte kilit parti yapan şey, yeni Türkiye’nin yeni yaşamını inşa edecek anahtarı elinde tutmasında yatıyor.

Prof. Dr. Ahmet Özer
Siyaset bilimci-Sosyolog

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları