loading
close
SON DAKİKALAR

'Evet', 'Hayır' kıskacında

Prof. Dr. Ahmet Özer
Tarih: 01.02.2017

Prof. Dr. Ahmet Özer; Şimdi bu tabloda yanlış olan ne? Ortalama bir vatandaş bunlara baktığında altına imzasını atar. Ama iş öyle değil. Burada önemli olan fark şu: Kitabi doğru bilgi ile uygulama çoğu zaman aynı değildir...

Emre Kongar 31 Ocakta yazdığı yazıda demokrasiyi tarifte önce “yanlışları tespit edelim” diyor, ki sonra doğruları bulalım. Şu ara sıkça kullanılan ve işlenen yanlışlara bir göz attığımızda şunlar göze çarpıyor. “Millet”, sadece sizin gibi düşünenler değildir; “Milli irade”, sadece sizin siyasal tercihlerinize uygun tutum ve davranışları olanların iradesi değildir; “Demokrasi”, sadece sizin gibi olanların ve/veya sizin gibi düşünenlerin haklarını korumakla yetinmez; “Sandık”, demokrasi için yeterli değildir.

Ayrıca, yargı bağımsızlığı olmadan demokrasi olmaz; Anayasal yargı denetiminin ve bağımsız yargının, temel hak ve özgürlükleri korumadığı rejim demokrasi değildir; “Temel hak ve özgürlükler demokrasinin güvencesidirler; muhalefetin, iktidarla eşit fırsat ve olanaklara sahip olmadığı seçim ve tercihler meşru değildir. Yanı sıra çoğunluk kararları, milli irade olarak dayatılamaz; çoğunluk kararları azınlıkta kalanların temel haklarını ve özgürlüklerini yok etmek için kullanılamaz.

Şimdi bu tabloda yanlış olan ne? Ortalama bir vatandaş bunlara baktığında altına imzasını atar. Ama iş öyle değil. Burada önemli olan fark şu: Kitabi doğru bilgi ile uygulama çoğu zaman aynı değildir. Çoğu zaman herkes haktan, hukuktan, doğruluktan, yeşil çevreden bahseder ama pratikte tam tersi biçimde davranır. Pratikte biraz haristir, hep kendine yontar, yeşil alanı başkasının arsası üstüne de sever, kendisinin yeşil alanın üstüne bir kaç beton kat kondurmak için uğraşıp durur. Devlet(ler) de öyle. Gündüz işleyen ve çocuklara okulda okutulan “formel devlet” ile yürürlükte işleyen “informel devlet”in yaptıkları çoğu zaman birbirini tutmaz. Yanı sorun doğruyu bilmemekte değil, sorun tutarsız davranmakta yatıyor. Şimdi de doğrulara bakalım: “Millet”, sizden farklı düşünenlerden ve siyaseten size karşı olanlardan da oluşur; “Milli İrade”, iktidar dışındaki siyasal tercihleri de yansıtır; “Demokrasi”, kimlikleri, düşünceleri ve tercihleri ne olursa olsun, herkesin haklarını korur.. “Demokrasi” için şeffaf, adil ve periyodik seçimlere ek olarak “Hukuk Devleti”, “yargı bağımsızlığı”, siyaset ve iktidar üzerinde “Anayasal Yargı Denetimi” ve “Temel Hak ve Özgürlüklerin” herkes için korunmuş olması da gereklidir. Başta “İfade Özgürlüğü” olmak üzere “Temel Hak ve Özgürlükler”, “Yargı bağımsızlığı”, “Yargı denetimi”, “Hukuk Devleti”, “Periyodik, şeffaf ve adil seçimler”, “Referandumla” sınırlanamaz ve kısıtlanamaz! Bunlar da doğrular. Peki bu doğrular ne kadar işliyor veya işleyen pratiğe ne kadar uyuyor?

Başbakan, başbakanlık’tan istifa etmeden cumhurbaşkanlığı seçimine giriyor... Cumhurbaşkanlığından ayrılmadan partili başkanlık seçimine giriyor. Ülkede OHAL

sürereken, gazeteciler ve politikacılar hapisteyken oluyor bunlar. Toplumun çatısı, şemsiyesi olacak bir değişikliğe OHAL koşullarında gidiliyor.

Svunma ne, bir göz atalım: “Tek adam olacak, Türkiye uçacak” deniliyor? Sormak lazım: Zaten 14 yıldır Türkiye tek adamla yönetiliyordu neden uçmadı? Şimdi bu değişiklik geçerse nasıl uçaçacak? Bilmek vatandaşın hakkı değil mi? Bir başbabakan yardımcısı “Evet çıkarsa terör bitecek” diyor. Peki o kudret ve irade varsa şimdi neden bitirilmiyor? O zaman ne olacak da bitecek? Bunun cevabı verilmezse o zaman bu söylem bir çeşit şantaj olarak algılanmaz mı?

Şunu da ekleyelim: Ne “evet” ne de “hayır” ihanettir. Bu ihanet kelimesi o kadar ucuz kullanılıyor ki gerçeği ile ayırım noktası ortadan kalkıyor. Evet savunucuları rakip kötüleme politikası uyguluyor, oysa bunun yerine ne sevunduklarını, bu değişikliğin topluma ne kazandıracağını söylelemeliler. Söylemeliler ki biz de bilelim, anlayalım. Hayırcılar da mevcut düzen savunuculuğu üzerinden gitmemeli, bu değişikliğin alternatifi nedir onu toplumun önüne koymalaılar..

Bir de istikarar vurgusu yapılıyor. Zaten 14 yıllık tek parti iktidarı siyasi istikrar değil de nedir? Buna arağmen ekonomide işler iyi gitmiyor. Dolar 4 bine dayandı. Reel sektör döviz açığı büyüyor. 2009 da 67 milyar dolarken 2015 250 milayar dolara yükselmiş. Toplumun tüketici banka kredisi ha keza 250 milyar milyarı bulmuş; devlet artı özel sektör dış borç toplamı 416,7 milyar dolar. İhracatta düşüş var, türizm gelirlerinde de. Kepenk kapatan esnaf sayısı hergeçen gün artıyor. Sabit sermaye yatırımları azaldı ve buna parlel işsizlik resmi rakamlarla %12. Bu tablo sürdürülebilir değil.

Peki ne yapılmalı. Evet bu sistem sürdürülebilir değil. Sistem tıkanmış, siyaset kirlenmiş ve iktidar kaymaları teşebüsleri var. Yapılması gereken sistemi yenilemek, bu da demokratik standartları yükseltmekle olur. Çözümden ziyade sorunun bir parçası haline gelen siyasetin önünü açmak siyaseti temiz hale getirerek, temiz topluma ve oradan temiz siyasete ulaşmak lazım. Toplumun başına derde deva olmayacak yeni sorunlar açmak yerine Türkiyenin birikmiş sorunlarını çözmeye çalışmaktır çıkış yolu. Ve anayasıyı rutuşlarla değiştirmek yerine Türkiyenin ihtiyaçlarına, sosyolojisine uygun yepeni demokratik özgürlükçü bir nayasa yapmaktır asıl mesele.

Prof. Dr. Ahmet Özer

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları