Bugün TBMM'nin 1 Mart tezkeresini reddedişinin 14. yıldönümü. Türkiye, 2003'ün 1 Mart'ında TBMM, Deniz Baykal, Önder Sav gibi vekillerin tarihi konuşmalarıyla tezkereyi reddetmiş, Irak bataklığına girmekten kurtulmuştu.
ifadesini kullanmıştı.
"Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyet tarihinin en önemli birleşimlerinden birini gerçekleştiriyor. Böyle önemli bir oturumda, vermiş bulunduğum önergeyi İçtüzüğün 63 üncü maddesine uygun bularak, usul hakkında görüşme açan Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanına teşekkür ediyorum.
Başbakanlığın, Anayasanın 92 nci maddesine göre izin verilmesine ilişkin talebini görüşüyoruz. Geliş şekli, çelişkili içeriği, karmaşık içeriği, hukuk devletine ve Anayasaya aykırılığı nedeniyle, bu tezkere, görüşülmesine yer olup olmadığı tartışmalarına açık bir tezkeredir.
Benim verdiğim önerge, aslında, hem Anayasaya aykırılık hem de görüşmelere yer olup olmadığı biçiminde iki ayrı özü içermekteydi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulundurulmasına ilişkin tezkerenin temel unsuru, olmazsa olmaz şartı, bu tezkerede, milletlerarası hukukun meşru saydığı hal koşulunun var olup olmadığıdır. Uluslararası hukukun meşruluğunu belirtme yetkisi ne Amerika Birleşik Devletleri'nin ne İngiltere’nin ne de kimilerinin sandığı gibi Türkiye’nin yetkisindedir. Meşruluğu belirleme yetkisi, bizim de üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne aittir.
Uluslararası anlaşmazlıklarda barışçı yollara gidilmesi esastır. Birleşmiş Milletler Silah Denetçileri Komisyonu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının Başkanları Hans Blix ve Muhammed El Baradey, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne 7 Mart'ta son raporlarını, yeni raporlarını sunacaklar. Amerikan-İngiliz Ortak Karar Tasarısı, henüz, hangi akıbete uğrayacak belli değil. Kısacası, uluslararası hukukun inceleme süresi işliyor, daha somut bir sonuca varılabilmiş değil.
Bizim için üzüntü verici olan yönü, iç hukukumuzda da konunun aydınlanmamış, Amerika Birleşik Devletleri ile müzakerelerin henüz sonuçlanmamış ve anlaşmanın içeriğinin netleşmemiş olmasıdır.
Tezkere ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı 24 Şubat 2003 tarihini taşıyor; bugün 5 inci gün; ancak bugün görüşebiliyoruz.
Bir Sayın Bakan, tezkerenin 27 Şubat Perşembe günü
görüşülemeyişinin nedenini, bir gün sonra, yani dün, toplanmış olan Milli
Güvenlik Kurulu kararının beklenmesine bırakıldığını ifade ediyor. Adalet ve
Kalkınma Partisi'nin Sayın Genel Başkanı ise, tezkere konusuyla ilgili olarak,
bütün milletvekillerinin görüşlerinin alınmasında yarar olduğunu ifade ediyor.
Sayın Dışişleri Bakanı ise “Amerika Birleşik Devletleri ile müzakerelerin Genel
Kurula kadar tamamlanacağını umuyorduk; ama, olmadı...” diyor.
Şimdi, allahaşkına, söyleyin, hangisine inanmalıyız? Hangi
mazeretiniz haklı, hangisi doğru? Lütfen, kafanızda bir netleşin arkadaşlar.
Netleşmeden, bu tezkereyi görüşmenin olanağını görmüyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakan Yardımcısı
Wolfowitz: “Biz, Türkiyeli veya Türkiyesiz amacımıza ulaşabiliriz” diyor.
Öyleyse, bırakın Türkiyesiz amaçlarına ulaşsınlar da görelim. Bırakın
Amerika'nın yakasını; ama, bırakmıyorsunuz! Ne yazık ki, kısa bir süre sonra,
elma şekerini Amerika'nın yediğini, sapının da Türkiye'nin elinde kalacağını
çok acı bir şekilde göreceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Savaş karşıtı bir eylemde, çok yerinde bir slogan gözüme
ilişti; burada tekrarlamak, tutanaklara geçirmek istiyorum. “Amerika Birleşik
Devletleri'nden korkmayın, Allah’dan korkun, Alllah’tan!” diyor o slogan. (CHP
sıralarından alkışlar)
Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş işbirlikçisi
İngiltere’nin İşçi Partisi'nin milletvekillerinin yarıdan çoğu, savaş karşıtı
bildiriyi imzaladılar.
Dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi içhukukuna göre, Amerika
Birleşik Devletleri'nin savaş eylemine parlamentodan destek kararı çıkmadı.
Biz, bugün, Parlamentomuzdan böylesine bir destek kararının arayışı
içerisindeyiz. 6 Şubatta, 621 sayılı tezkereyle verdiğimiz yetkiyle Irak’a
müdahaleye kararı vermiş olduk. Türkiye, hukuken, savaşa o tezkereyle bulaştı.
Bu yetki üzerine, nasıl olsa öbür yetkiler de arkadan gelecektir diye, Amerikan
gemileri vızır vızır İskenderun Limanının etrafında dolaşmaya başladılar. İsimlerini
tekrarlamakta zorlanacağımız pek çok gemi yük boşaltmaya başladı; Ro-ro gemisi
gelip gidiyor, kargo gemisi yük boşaltıyor, araç ve mühimmat gemileri
İskenderun Limanını dolduruyor. Daha 80 savaş gemisinin yakın yerlerde
mevzilendiği söylentileri var. Bunları görüyor ve üzülüyoruz; ama, ben,
günlerdir bir başka şeyi de görüyorum.
Görüyorum ki, hükümet, kan, barut, savaş, ıstırap kokan bir
müdahale için sıkıntı içerisinde. Görüyorum ki, bu utanç verici savaş, Adalet
ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımızı, savaş gemilerinin getirdiği
yükten daha ağır maddî ve manevi yük altında eziyor, ezdiriyor. Böyle bir
dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde karar verirken, çok dikkatli, kendi
vicdanlarımıza danışarak karar vermek zorundayız ve burada, uşşak makamındaki
bir türküyü arkadaşlarımıza hatırlatmak istiyorum:
“Yine gam yükünün kervanı geldi; / Çekemem bu derdi, bölek
seninle.” (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bu derdi, bu gam yükünü bizimle bölüşmek
istiyorsanız; biz, o gam yükünü bölüşmeyeceğiz arkadaşlar. Size de, bu iğrenç
savaşa bulaşmayın, bu pis gam yükünün altında ezilmeyin, yol yakınken dönün
diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksa, sadece tezkereye oy verenler değil,
bütün halkımız, bütün insanımız, bütün Türkiye sıkıntı çekecektir.
Daha, henüz 3-4 gün önce, bir Türk milletvekilinin,
bölgesindeki İskenderun Limanının zincirli kapılarını aşamadığına tanık olduk.
Hiç şüphe etmeyiniz; gelecekte, Millî Savunma Bakanının, Dışişleri Bakanının;
hatta, Başbakanın bile, o zincirli kapıdan içeriye giremediğine tanık olacak,
üzüleceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Cumhurbaşkanımız, Anayasanın 92 nci maddesinin
uygulanmasının, uluslararası hukukun meşruiyet şartını içerdiğini söylüyor.
Değerli bir hukukçu Sayın Meclis Başkanımız, 92 nci maddenin her cümlesinde,
uluslararası hukukun meşruiyet şartının olması gerektiğine işaret ediyor.
Özetle, Birleşmiş Milletlerin gündemindeki konuların sonuçlanması isteniyor.
Görüşmekte olduğumuz bu izin talebi, hukuki dayanaktan
yoksundur, Anayasaya aykırıdır. 1991’de, Körfez Savaşı'nda alınmış olan
kararın, Anayasa Mahkemesi'nde incelenmesinden sonra, biçim ve öz yönünden
iptaline gerek olmadığı kararıyla, bu kararı karıştırmayalım. hangi halin meşru
olacağı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin mutlak takdirine bırakılmış husus
değildir...
Her somut olayda ve talepte, 92 nci maddenin aradığı
meşruiyet şartının aranılması kaçınılmazdır; tıpkı bugün aramak zorunda
olduğumuz gibi.
Alınacak karar “hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan
almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” diyen Anayasamızın 6 ncı maddesine ve
“Anayasa hükümleri –herkesi- yasama, yürütme ve yargı organlarını ... bağlar”
diyen 11 inci maddeye aykırı olacak ve 2 nci maddede yazılı olan hukuk devleti
ilkesiyle de bağdaşmayacak.
Tezkere için alınacak karar, Anayasaya aykırı bir İçtüzük
değişikliği olacaktır. Yeni alınacak karar, Anayasa usullerine aykırı, o
usuller gözetilmeden alınmış, Anayasaya aykırı bir değişiklik olacaktır. Bütün
bu, çok haklı hukuksal uyarılara karşı “biz yaptık, oldu” diyorsanız,
diyeceğimiz çok şey var. Bu “biz yaptık, oldu” felsefesinin, dünya tarihinde
tanıdığı en mahir ustalarından, en kurnaz, en zeki ustalarından biri olan
Talleyrand bile “süngülerle çok şey yapılabilir; ama, üzerlerine oturulamaz”
diyordu. (CHP sıralarından alkışlar) Süngülerin üzerine oturmayınız; 5 - 6
milyar dolarlık Amerikan kredisine aldanıp, bu kredilere kapılıp, iç ve dış
hukuku zedelemeyiniz. Yüzde 90’ı Irak’a müdahaleye karşı olan halkımızın sesine
kulak veriniz; yoksa, yarın, çocuklarınızın “siz, haktan, hukuktan, halktan,
Müslümandan yana mı tavır koydunuz; Amerika’dan ya da Amerikan Dolarından yana
mı tavır koydunuz” sözleriyle karşılaşacaksınız.
Aslında, biz, iki ayrı tezkere bekliyorduk. Sayın Başkan,
müsamahanızı fazla istismar etmeden, bu, demin okunmuş olan tezkeredeki
çelişkiye değinmek istiyorum. Başkanlık Divanı Kâtibimiz, altında Başbakan
Sayın Abdullah Gül yazılı tezkereyi okudu. Bu tezkere, Bakanlar Kurulunun
kararına dayanarak gelmiş tezkere; ama, elimizde iki ayrı tezkere var sanki.
Bakanlar Kurulunun tezkeresinde olmayan bir ibare, Sayın Başbakanın
göndermiş olduğu tezkerede var. Doğrusu,
bunun, Bakanlar Kurulunu by-pass ederek konulmuş bir ibare olduğuna
inanmak istemiyorum; ama, merak ediyorum; açıklanmasını, Sayın Başbakandan ve
bakanlardan soruyorum. Şimdi, Bakanlar Kurulu kararında olmayan; ama, bugün,
kürsüde biraz önce okunan Başbakanlık tezkeresindeki ek pasajı tutanaklara
geçirterek, Yüce Kurulun bilgilerine de sunmak istiyorum.
Okuyor ikinci bendi, alttan beşinci satıra geliyor;
“sağlayacak şekilde konuşlanmaları” deyiminden sonra, Bakanlar Kurulu kararında
olmayan şu ibare ekleniyor: “...ve yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava
unsurlarının Türk hava sahasını üst uçuş amacıyla kullanmaları için...”
Sayın Bakanlar, sizin imzaladığınız metinde bu ibare yok.
(CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan veya sizlerden birisi, bu ilavenin
ne anlama geldiğini burada açıklamak zorundadır. (CHP sıralarından alkışlar)
Ayrıca, bütün bu tezkeredeki sıkıntıların yanında, usulle
ilgili bu değindiğim konuların yanında, ümit ederim ve temenni etmem ki, usul
konusundaki görüşmeler bittikten sonra, 6 Şubat'taki oturumda rastladığımız bir
önergeyle karşılaşmayalım; yani, kapalı oturuma geçilme önergesiyle karşılaşmayalım.
1999 yılında yapılmış olan kapalı oturum tutanakları
açıklandı; onları inceledim, sizler de incelediniz. O tutanaklarda, halkımızın
bilmediği, o dönemde bu Meclis'te olan milletvekillerinin bilmediği,
basınımızın bilmediği hiçbir konu yok. 6 Şubat'taki gizli oturumda, kapalı
oturumdaki konuları hepiniz biliyorsunuz. Umuma açık bir görüşme yaptığımız
için bunlara değinmeyeceğim; ama, soruyorum hepinize... 6 Şubat'taki oturumda,
allahaşkına, kamuoyunun bilmediği, basının bilmediği, halkımızın bilmediği ne vardı;
hiçbir şey. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, onun için, bu oturumu açık
yapmalıyız.
Neden çekiniyoruz? Bizi buraya gönderen halkımızdan mı
çekiniyoruz? Bize oy veren seçmenden mi çekiniyoruz? Yoksa, anaların, babaların
yüreklerini ağzına getiren, acaba, savaş olacak mı kuşkusunu onlarla
bölüşmekten mi çekiniyoruz? Bu oturumu açık yapalım ki, Anayasaya aykırılığı
enine boyuna tartışalım. Açık yapalım ki, halkımız her şeyi bilsin, duysun,
anlasın. Açık yapalım ki, sabahın erken saatlerinde çoluk çocuğunun nafakasını
sağlamak için dükkânını açan, ama, siftah yapmadan kepenkleri kapatan esnafımız
dinlesin bizi. (CHP sıralarından alkışlar) Açık yapalım ki, doğrudan gelir
desteğiyle avutulan köylümüz uyutulmasın, bizi izlesin, kararını ona göre
versin. Açık yapalım ki, ücretine el uzatılan işçimiz, maaşı kendisinden
esirgenen memurumuz, ekmeğine el uzatılan emeklimiz bu konuşmaları
izleyebilsin.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Sayın Genel Başkanı, dün,
Siirt’te “biz, Irak sorununu kucağımızda bulduk” diyor. “Doğru” diyor bir
arkadaşımız. O zaman ben sormak istiyorum: Peki, kucağınızda bulduğunuz bebeği
uyutacağınıza, niye büyüttünüz?! (CHP sıralarından alkışlar) Kucağınızda
bulduğunuz bebeği Amerikan mamalarıyla niye canavarlaştırdınız?! (CHP
sıralarından alkışlar) Şimdi, o canavar sizi parçalamaya hazırlanıyor. Istırap
çekmeden... Sizin ıstırap çekmenize gönlümüz razı olmaz. Biz “önce insan” diyen
bir düşüncenin temsilcileriyiz; sizin ıstırap çekmenizi istemeyiz; ama,
seksenbir yıldır savaş yüzü görmemiş ülkemizin başı derde girerse, ama sonu
gelmez sıkıntılar insanlarımızın yakasına yapışırsa, ama bir tek Mehmetçiğin
tabutu omuzlarda yükselirse, sizi, biz de affetmeyiz, Türk Halkı da affetmez,
seçmen de affetmez! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, ayakta alkışlar)
Son sözlerimi söylüyorum. Yokluk içinde bağımsızlık savaşı
veren bir ulusun milletvekilleri olarak, bir komşu Müslüman ulusun
bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne, doğal kaynaklarına el uzatılmasına izin
vermeyiniz.
Kendisi yalınayak cepheye mermi taşıyan, kağnı arabasının
arkasında yürüyen, bebesinin örtüsünü “devlet malıdır, nem kapmasın” diye
mermilere örten analarımızın, ninelerimizin kemiklerini sızlatmayalım.
Geliniz, Yüce Atatürk’ün Dolmabahçe önünde demirlenmiş
düşman zırhlılarına bakarak ve yumruklarını sıkıp “geldikleri gibi
gideceklerdir” dediği gibi, biz de, İskenderun Limanına demirlemiş olan düşman
gemilerine ve Türkiye’ye akın akın gelen Amerikan askerlerine “geldikleri gibi
gitsinler” diyelim. Bu tezkereye ret oyu kullanalım diyorum; hepinizi sevgi ve
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sabrınız için teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, ayakta alkışlar)
Önder Sav, konuşmasından sonra TBMM Başkanlığı'na gönderdiği
tezkerede, "son cümlesinde geçen (düşman gemilerine...) sözünün yanlış
söylendiğini, kendisinin (ABD gemilerini...) kastettiğini" belirtti ve
sözünün tutanaklarda düzeltilmesini istedi. Birleşimi yöneten TBMM Başkanı
Bülent Arınç, tutanakların, Önder Sav'ın isteği doğrultusunda düzeltileceğini
söyledi.
Vişne Haber Ajansı