“Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti, sayın savcım. Öncelikle ailem başta olmak üzere bu sürecin başından beri bizi yalnız bırakmayan, maruz kaldığımız haksızlık ve kötülüğün karşısında dik durup itiraz eden, hak, hukuk ve adalet mücadelesine cesaretle omuz veren, bu uğurda ağır bedeller ödese de onurundan asla taviz vermeyen en başta kadın tutuklu arkadaşlarımızı ve herkesi saygıyla selamlıyor, yürekten teşekkür ediyorum.
19 Mart 2025 günü evimden gözaltına alındım. 4 gün boyunca insan onuruna yakışmayan bir nezarethanede kaldım. Emniyet ve savcılık aşamasında ne ile suçlandığıma dair somut olarak anlayamadım. Dosya ile ilgisi bulunmayan sorular yöneltildi.
23 Mart 2025’te tutuklandım ve Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildim. Tutuklanmamdan yalnızca 20 gün sonra Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndan Kocaeli Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildim. Gittiğim cezaevinde 1 hafta gibi süre içerisinde 3 defa koğuşum değiştirildi. Bundan da yaklaşık 1 ay sonra koğuşa gelinip "5 dakikada hazır ol, İstanbul Adliyesi’ne, mahkemeye götürüleceksin" denildi. Apar topar araca bindirilerek İstanbul Adliyesi’ne götürüldüm.
Ne için getirildiğimi bilmeden kendimi savcılık makamında buldum. Avukatımı görmek istediğimi söyledim. Ancak "Avukata gerek yok, ifade almayacağız, sohbet edeceğiz" denilerek avukatıma haber verilmedi. Bu da içimden, yani benim sohbetim de çok iyi değildir aslında demek istedim ama gerçi içimde kaldı.
Ardından İstanbul Adliyesi’nde 3 soruşturma savcısı benimle sohbet adı altında görüştü. Soruşturmada ikinci adam olduğum, akrabalarımın da risk altında bulunduğu ve etkin pişmanlıktan yararlanmanın benim için doğru olacağı yönünde ifadeler kullanıldı. Ben kimseye iftira atamayacağımı, kimsenin de günahını alamayacağımı söyledim. Bekledikleri yanıtı alamayınca beni tekrar cezaevine geri gönderdiler.
Bunun hemen ardından 20 Mayıs 2025’te 65 yaşındaki ağabeyim Zafer Keleş gözaltına alınıp tutuklandı. Yetmemiş olacak ki 20 Haziran 2025’te oğlum Mustafa ve yeğenim Murat da aynı gün gözaltına alınıp tutuklandı. Şu an önünüzde duran dosyada aynı aileden 4 kişi sanık olarak bulunuyoruz.
Daha sonra 23 Temmuz gününde bu dosyada etkin pişmanlıktan yararlanan başka bir şüphelinin avukatı ziyaretime geldi. Savcılığın istediği şeyleri anlatmam halinde serbest kalabileceğimi, en azından öncesinde aile bireylerimin serbest kalabileceğini, yoksa hakkımdaki suçlamaların ağırlaşacağını söylediler. Ben de kimseye iftira atamayacağımı söyleyerek bu tekliflerini reddettim.
5 Ağustos günü bu avukat, yanında başka bir avukatla beraber yine ziyaretime geldi gece 23:00'te. Hakkımda garip iddialar olduğunu, bu iddiaların başka bir dosyanın itirafçısı olan Aziz İhsan Aktaş’ı öldürmek için birilerini azmettirdiğim şeklinde olduğunu söyleyerek üzerimde yeniden baskı kurdular. Ve ben yine kendilerini geri gönderdim.
Bu durumu avukatıma mektupla bildirdim. Aradan 11 gün geçtikten sonra bir gazetenin manşetinde suikast planına karıştığım şeklinde haberler yapıldı ve manşetten verildi. O dosyadan da ifade vermek zorunda kaldım. Hakkımdaki tek delil gazetedeki haberdir. Hem bu avukatlar hem de haberi yapanlar hakkında haberlerin yapıldığı gün avukatım aracılığıyla suç duyurusunda bulundum. Bana karşı kurulan bu somut ve büyük komploya karşı başvurduğum hukuk yolundan ne elde edebilirim, henüz hiç bilmiyorum. Bugüne kadar tek bir kişinin bile ifadesi alınmadı.
Bizlerle ilgili soyut iddialarla yargısız infazlar yapılırken saçma sapan beyanlarla oğlum, abim, yeğenim, hatta şoförüm tutuklanırken bütün delilleriyle ortaya koyduğumuz komploya karşı yaptığımız suç duyurusu dosyası ise savcılık savcılık geziyor. Kimse en ufak bir soruşturma yapmak istemiyor. Bu tablo yalnızca hukuksuzlukların yaşandığı bir süreç değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir meseledir. Aile bağlarının suç unsuru gibi gösterildiği bir süreç yaşanmaktadır. Ben sadece tutuklu değilim. Tutuklu bir evladın da babasıyım.
Bana yalnızca kendi hürriyetimle değil, oğlumun ve yakınlarımın özgürlüğü üzerinden seçim yaptırılmak istendi. Ben kendi özgürlüğümden vazgeçmeyi göze alabilirim. Ancak bir babaya oğlunun özgürlüğü karşısında susması ya da konuşması dayatılıyorsa burada adalet değil vicdan intiharı vardır. Bir insana yapılabilecek en ağır baskı evladı üzerinden yapılan baskıdır. Kalbime evladım üzerinden yüklenen ağırlığın hesabını hiçbir kimse veremez. Bu travma üzerime kapanan demir kapılardan daha ağırdır. Bu travma yalnızca hukuki değil, insani bir travmadır.
Son olarak 11 Temmuz 2025'te bir dönem bana da şoförlük yapmış olan ve AK Parti yönetimi döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde işe girmiş bulunan Hüseyin Yurttaş da tutuklandı. Hayatını emeğiyle kazanan, tek gayesi ailesini geçindirmek olan sevgili Hüseyin'i de bu sürece dahil ettiler. O da yalnızca birtakım beyanlara dayanılarak tutuklandı. Tüm bu tutuklamalar kendi özgürlüğünü kurtarmak adına her türlü iftirayı atmaya hazır kişilerin etkin pişmanlık kisvesi altındaki yalan beyanlarına dayandırılmıştır. Benim, abim Zafer'in, oğlum Mustafa'nın, yeğenim Murat'ın, hatta emekçi Hüseyin'in ortak büyük bir özelliği vardır ve buradaki tüm arkadaşlarım gibi kimseye iftira atmadık.
Bizim suçumuz akraba olmak, yol arkadaşı olmak, emeğiyle çalışmak ve iftira atmamaksa bilinmelidir ki biz onurumuzu özgürlüğümüze tercih ettik. Adalet er ya da geç tecelli eder. Biz başımız dik, alnımız açık o günü bekliyoruz. Sayın başkan, soruşturmanın gizli olduğu ifade edilmesine rağmen cezaevinde bulunduğum süre boyunca soruşturma dosyasına ilişkin içeriklerin Sayın Ekrem İmamoğlu'nun, diğer yol arkadaşlarımın ve ailelerimizin hedef gösterildiği yayınların kamuoyunda yer aldığını gördüm. Anlaşılan o ki soruşturma yalnızca bizler için gizli tutuldu. Bizi itibarsızlaştırmak isteyen, haysiyet cellatlığı yapan çevrelere ise açık olmuştur.
Tutukluluk incelemelerinde SEGBİS aracılığıyla hakimliklere bağlanmış olmamıza rağmen etkin etkin bir söz hakkı tanınmadı. Dosya kapsamına dair ciddi bir değerlendirme yapılmadı. Pek çok incelemeye avukatlarımız dahi alınmadı. Tutukluluğun devamı kararları ise kaçma şüphesi ve delillerin henüz toplanmamış olması gibi matbu ifadelerle gerekçelendirilmiştir. 11 Kasım 2025 tarihinde savcılığın iddianameyi yazdığını basından öğrendim. 25 Kasım 2025 tarihinde iddianamenin kabul edildiğini yine basından öğrendim.
İddianame mahkemenizce tarafıma 27 Ocak 2026 tarihinde 6 adet DVD içerisinde gönderildi. 3 Şubat 2026 tarihinde ise ilk kez bilgisayar kullanımı imkanı tanındı. Gönderilen DVD'ler arasında da 4 numaralı DVD boş ya da bozuk olduğu için hiç açılmadı. Bunu da dilekçeyle bildirdim zaten ama onun içeriğine de ulaşamadım. Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu'nda cezaevi kuralları gereği haftada 2 gün 2 saat, toplam 4 saat bilgisayar inceleme hakkı tanınmaktadır. Fakat bazen kapalı görüş olduğunda veya koğuşlarda arama yapıldığında bu hakkımızı dahi kullanamıyorduk.
Bilgisayar odasında kaloriferleri yakmadıkları için soğuğa dayanabildiğimiz ölçekte bu DVD'lerin içerisine göz atmaya çalıştık. Duruşmalar sebebiyle de Marmara Ceza İnfaz Kurumu'na sevk edildiğimde ise geçici statüsünde olduğumuz için bu hakkımızı da hiç kullanamadık. Dolayısıyla yaklaşık 4 bin sayfadan oluşan iddianameyi ve tam sayısını bilmiyorum, 100 bin deniyor, 200 bin deniyor, eklerden bahsediyorum, tutuklu bulunduğum cezaevinde bugüne kadar yaklaşık 10 saat kadar inceleyebilme imkanım oldu. Bu sebeple anlayabildiğim kadar cevaplarımı hazırladım diye söylemiştim ifademin başında. Yani saat başına 10 bin sayfa kadar okumamız bekleniyordu. Bu durumun fiili imkansızlığı ise açıktır.
Bu nedenle tüm savunmamı aslında iddianameyi okuyabildiğim kadarıyla hakkımdaki suçlamaların tamamını kavrayamadığım yapabileceğim. Cezaevi koşullarında gerçek bir savunma yapabilmek de mümkün değildir. Bunu izah eden dilekçeler vermişsek de tarafınızdan reddedilmiştir. Bunlar Allah'tan konunun sebebi hangi koşullar ile tutuklu olduğumuzu, en kısa hakkımız olan savunma hakkımızı dahi kullanmanın bizler için ne denli güç olduğunun anlaşılması içindir. Ben ancak tutukluluğumun 10. ayında hakkımdaki iddiaları, neyle suçlandığımı öğrenebildim. İddianamede delilden çok söylem, hukuktan çok algı olduğunu görüyorum. Hakkımdaki iddiaların neredeyse hiçbirini tutuklama kararı esnasında ya da sonrasında bana sormadılar.
Bunca zaman sonunda ise ilk kez mahkeme huzuruna çıkabiliyorum. Tutukluluğumun 16. ayında ifademi veriyorum. Bu tablo başlı başına değerlendirilmelidir. Geçtiğimiz süreçte hakkımda pek çok şey söylendi. Önce yolsuz, rüşvetçi, komisyoncu dendi. Ardından gizli kasa, örgüt yöneticisi suçlamaları yöneltildi. Yetmedi, şahsiyetimi hedef alan ithamlara kadar işi vardırdılar. Hatta öylesine ileri gidildi ki kafa koparan Fatih diye bir lakabım olduğunu 56 yaşından sonra burada hücremde öğrendim. Bu bir yıl boyunca ismim konuşuldu, hakkımda yorumlar yapıldı, kanaatler oluşturuldu. Ancak ben konuşmadım. Hürriyetimden yoksun bırakıldığım için konuşamadım.
Uzun sürenin sonunda nihayet kim olduğumu, siyasi geçmişimi, iş hayatımı, mal varlığımı, bugüne kadar İstanbul için neler yaptığımı, hangi görevlerde bulunduğumu, kısacası Fatih Keleş’in kim olduğunu anlatma imkanı buluyorum. Öncelikle bunun bilinmesini istiyorum tabii ki. Çünkü adalet, isnatların yüksek sesle tekrar edilmesiyle değil, gerçeğin sabırla ve tarafsızca dinlenmesiyle tecelli eder. Bir insanın itibarı söylentilerle değil, somut delillerle değerlendirilmelidir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; hakkımdaki oluşturulan algı ile gerçekler arasında çok ciddi bir fark vardır. Ve bugün huzurunuzda bu farkın ortaya çıkmasını istiyorum. Ben burada iddiaların gölgesinde kalmış bir isim olarak değil; hayatı, emeği, geçmişi ve sorumlulukları olan bir insan olarak bulunuyorum. Savunma hakkının en temel insan hakkı olduğunu hatırlatarak, hakkımdaki tüm isnatların, hukuk çerçevesinde, delillerle ve vicdani kanaatle, tarafsız ve adil bir mahkemede değerlendirilmesini talep ediyorum. Bugün burada anlatacaklarım, bunca zamandır benim adıma konuşanların değil, bizzat benim hayatımın gerçeğidir. Ayrıca dosya kapsamındaki iddiaların, ileri sürülen irtibatların ve isnat edilen eylemlerin sağlıklı biçimde açıklanabilmesi için, öncelikle kim olduğumun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü isnatlar bir isme yönlendirilmiştir. O ismin hayatı, geçmişi, görevleri ve sorumlulukları bilinmeden yapılacak değerlendirme eksik kalacaktır. Bu sebeple savunmama kim olduğumu ve bugüne kadar ne yaptığımı anlatarak başlamak istiyorum.
Babam, Türkiye’nin aydınlanma tarihine damga vurmuş, dönemin en büyük ve en etkili ilerici öğretmen örgütlenmesi olan TÖB-DER’in kurucularındandı. Hayatını eğitime, bilime ve memleketin muasır medeniyet seviyesine ulaşmasına adamış bir Cumhuriyet evladının ve aydınının evladı olarak, siyasi kimliğim ve Cumhuriyet Halk Partisi sevgim, babamdan mirastır. Bu sarsılmaz inançla Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. O günden beri bu büyük ailenin bir parçası olmaktan onur duyuyorum. Partimizin her kademesinde siyasi faaliyet yürüttüm. Yeri geldi sandık başında nöbet tuttum, yeri geldi müşahitlere sandviç taşıdım, yeri geldiğinde pankart astım, pankart taşıdım. Partimizin kampanyalarına ve mitinglerine destek verdim. 2009 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Beylikdüzü İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldım. Aynı dönemde Sayın Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet Halk Partisi Beylikdüzü İlçe Başkanı olarak seçilmişti. Kendisiyle olan siyasi yol arkadaşlığımız o günlerden başlar.
Yaklaşık 4,5 yıl boyunca Sivil Toplum ve İş Dünyasından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalıştım. 2014 yerel seçimlerinde belediye meclis üyeliğine aday olabilmek için görevimden istifa ettim. 2014 yılında Beylikdüzü Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi olarak seçildim ve mazbatamı aldım. Belediye Encümen Üyeliği, çeşitli komisyon üyelikleri ve Belediye Başkan Vekilliği görevlerinde bulundum. Tüm bu görevlerimi özveri, bilgi ve tecrübelerimle aldığım oyların sorumluluğu ile hareket ederek yerine getirdim. Yine bu dönemde İstanbulspor Futbol Kulübü ve Beylikdüzü İstanbulspor Basketbol Kulüplerinde yöneticilik yaptım. Sonrasında Beylikdüzü Basketbol İhtisas Kulübü’nün Kurucu Başkanlığını üstlendim. Ekip arkadaşlarım ile genç sporcuların yetişmesine ve altyapıların gelişmesine önem verdik.
2019 yılında yapılan yerel seçimlerde, Beylikdüzü Belediyesi Meclis Üyeliğine yeniden aday oldum ve hem Beylikdüzü Belediyesi hem de yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi olarak seçilerek mazbatamı tekrar aldım. İptal edilip yeniden yapılan seçimlerde dahi yalnızca İBB Başkanlığı seçimleri yenilenmiş, belediye meclis üyeliği seçimleri yenilenmemiştir. Bu nedenle iptal edilen dönemde de dahil olmak üzere belediye meclis üyeliğim devam etmiştir. 10 yıl boyunca kesintisiz sürdürdüğüm Beylikdüzü ve İBB Meclis Üyeliği süresince toplantılara istisnai durumlar dışında eksiksiz katıldım. Görev aldığım komisyonlarda ve heyetlerde sahip olduğum yetki ve sorumluluğun bilinciyle hareket ettim. Her kararımda mevzuata uygunluk, kamu yararı ve toplumsal fayda ölçütlerini esas aldım. Yetkimi şahsi bir amaç gözetmeksizin yalnızca temsil ettiğim seçmen iradesine ve kamu hizmetinin gereklerine uygun biçimde kullandım.
Altına imza attığım her karar; vicdani kanaatim, hukuka bağlılık anlayışım ve kamu kaynaklarının doğru, şeffaf ve verimli kullanılabilmesi sorumluluğu çerçevesinde verilmiştir. 10 yıllık meclis üyeliğim süresince kararlarımda kişisel menfaat değil, kamu yararı belirleyici olmuştur. Bunun dışında da hiçbir amaç taşımadım. Belediye Meclisi Meclis Üyesi olmanın bir gereği olarak kentime ve hemşerilerime karşı her an sorumluluk hissettim. Ulaşabilir, ulaşılabilir, birleştirici, çözüm odaklı ve sosyal bir insan olmaya gayret ettim. Sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası ile güçlü bağlar kurdum. Kimi zaman sektörel sorunları dinledim, kimi zaman bir kent projesi hakkında önerileri alıp fikir alışverişinde bulundum. Düğün, nişan veya yemek gibi sosyal davetleri geri çevirmeyip katılım sağladım. İnsanların acı günlerinde onları yalnız bırakmamaya özen gösterdim. Cenazelere, taziyelere katılmaya gayret ettim. Görevim süresince telefonum hiçbir zaman susmamış; vatandaşlarımız gerek davetler, gerek istihdam talepleri, gerekse belediye ile ilgili yaşadıkları sorunlar veya randevu talepleri için şahsıma her an doğrudan ulaşabilmiştir.
“Görev yetkim ve sorumluluğum dahilinde ayrım gözetmeksizin ve mevzuatın elverdiği ölçüde her zaman destek oldum ve çözüm üretmeye çalıştım. 2019 yılı sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Genel Kurulu'nda herhangi bir atama yoluyla değil, doğrudan genel kurul üyelerinin oylarıyla spor kulübü başkanlığına seçildim. Tekrar altını çiziyorum; başkan yapılmadım, başkan olarak seçildim.
Göreve başladığımda kulübün yıllık harcaması yaklaşık 11.000.000 dolar seviyesindeydi ve personel alacakları, SGK prim borçları ve vergi borçları dahil olmak üzere ciddi borçları da bulunmaktaydı. Yönetim kurulu üyelerimizle birlikte öncelikle mali disiplini tesis ettik, mevcut borçları yapılandırarak ödedik. Bütçe kontrol mekanizmalarını güçlendirdik ve kaynak kullanımını rasyonel bir zemine oturttuk.
Tasarruf sağladık. 11.000.000 dolar seviyesindeki yıllık harcamayı önce 6.000.000 dolara, ardından da 3 veya 4.000.000 dolar bandına kadar düşürdük. Olimpiyat yıllarında bütçede doğal olarak sınırlı artışlar yaşansa da yaklaşık 6 yıllık süreçte 40.000.000 dolar seviyesinde tasarruf sağladık. Bu sonuç kamu kaynağının verimli kullanımı açısından son derece önemlidir. Mali disiplini sağlarken sportif başarıdan da ödün vermedik. 3500'ün üzerinde amatör lisanslı sporcusu bulunan Türkiye'nin en büyük kulübü olan spor kulübümüz, birçok amatör branşta ülke sporunun lokomotifi olmayı sürdürmüş, Avrupa ve dünya şampiyonalarında sayısız derece elde etmiş, milli marşımızı uluslararası organizasyonlarda defalarca dinletmiştir. Bu süreçte dünya şampiyonaları ve Avrupa şampiyonalarında 88 altın madalya, 93 gümüş madalya ve 91 bronz madalya kazandık.
Gençler kategorisinde ise 25 altın madalya, 18 gümüş madalya ve 28 bronz madalya olmak üzere Dünya ve Avrupa şampiyonalarında toplam 113 altın madalya, 101 gümüş madalya, 119 bronz madalya kazanarak genel toplamda ülkemize tam 333 madalya kazandırdık. Ayrıca sporcularımız son 6 yılda uluslararası yarışmalarda genel toplamda 415 madalya elde ederek ülkemize pek çok madalya kazandırmış. Son 2 olimpiyat oyunlarında ki olimpiyat oyunları dünya sporunun zirvesidir Sayın Başkan, oraya katılım bile çok önemlidir. Biz olimpiyatlara son 2 olimpiyatta 46 sporcu gönderdik. 2021'de 2021'de yapılan Tokyo Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları'nda 3, en son yapılan 2024 Paris Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları'nda 8 olmak üzere toplam 11 olimpiyat madalyasını ülkemize kazandırdık.
Kulübümüzün bu uluslararası gücünü Akdeniz Oyunları'nda 13, İslami Dayanışma Oyunları'nda 51 ve Avrupa Oyunları'nda kazandığımız 7 madalya ile taçlandırarak başarı çıtamızı artırarak ülke sporuna önemli katkılarda bulunduk. Kulüp tarihinde ilk kez kadın güreşi, kadın buz hokeyi, kadın halter takımı, kadın atletizm ve kadın kros takımını kurduk. Sayın Başkan müsaadenizle bunu anlattıktan sonra birkaç fotoğraf göstermek isterim bunlarla ilgili, ek 1 olarak açarsak. Az önce ifademde kadın takımlarını yeni kadın takımları kurduğumuzdan bahsetmiştim. Bu, bizim kurduğumuz kadın atletizm takımının kadın krosçuları. Avrupa üçüncüsü olmuşlardı takımımız. Onlarla bir, böyle bir organizasyon yaparken madalyaları ile birlikte. Geçebiliriz, çok takım madalyası.
Burası biz Tokyo'ya yolladığımız 2021 Olimpiyatları için Tokyo'ya yolladığımız olimpik sporcularla birlikte olan resmimiz. Bunu da bir kaydıralım aşağıya. Burada da olimpik sporcularımız ve paralimpik sporcularımız, Ekrem Başkanımız ortada. Onlarla buluşturduğumuz, onlara bir moral günü gibi yaptığımız bir organizasyonda kendilerini ağırlamıştık. Burada 21 sporcumuz var olimpiyatlara giden. Kaydıralım lütfen. Burada da yine Avrupa Avrupa'da madalya alan Avrupa şampiyonu ve Avrupa ikinciliği ve üçüncülüğü madalyaları var burada. Yine o sporcularımızla onları böyle basının önüne çıkartacak şeyler de yapıyorduk, basın toplantıları da yapıyorduk. Oradan bir görseldir. Aşağı kaydıralım lütfen. Burada da yine güreş takımımız bizim ülke güreşinin bel kemiğini oluşturdular. Özellikle grekoromen güreşçilerimiz çok başarılıdırlar ve bunlar da bu Avrupa Şampiyonası sonrası şampiyonluk ve Dünya Şampiyonası da olabilir, bundan çok emin olamadım. Kaydıralım lütfen. Bu da burada da tekvandocularımız var, bir tane de badminton sporcumuz var. Badminton badminton sporcumuz Avrupa üçüncüsü olmuştu.
Tekvandocularımızdan da 3 dünya şampiyonu var burada, 2 de dünya üçüncüsü, toplam 6 madalyalı sporcumuzu yine Ekrem Başkanımızla buluşturduğumuz bir gündür. Kaydıralım aşağıya lütfen. Bu da az önceki Dünya Şampiyonası'ndaydı, bu da Avrupa Şampiyonası'nda aldıkları madalyalardan sonra. Kaydıralım lütfen. Bu Dünya Şampiyonası'ndan sonra tekvandocularımızı Ekrem Başkanımızla buluşturduğumuz bir an bu. Orada da Türkiye takım halinde de dünya şampiyonu olmuştu ayrıca. Toplamda 7 madalya kazanmıştık, 5 madalyayı bizim kulübümüzün sporcuları kazandırmıştı. Kaydıralım lütfen aşağıya. Bunlar da yine güreş takımımız, bu da Avrupa Şampiyonası sonrası madalyaları ile birlikte. Bir sağdaki emekli olmuş yine güreşçimiz, o da dünya şampiyonu olan bir sporcumuz, şu anda hoca. Kaydıralım lütfen aşağıya. Burada en son yapılan Paris Olimpiyatları'na sporcularımızı gönderirken Paralimpik Komite Başkanı var, TMOK Genel Sekreteri Hanımefendi var orada ve Ekrem Başkanımız var. Burada da 26 sporcuydu sanırım, 25 sporcu gönderdik Paris Olimpiyatları'na ve Paralimpik Paralimpik Oyunları'na. Bu, gitmeden önce onlara bir moral günü şeklinde bunu yapmıştık. Kaydıralım lütfen aşağıya. Bu da paralimpik paralimpik sporcularımızın olimpiyat dönüşü. Burada 6 sporcumuz, 6 paralimpik sporcumuz olimpiyat madalyası kazandı. Bir tanesi Mahmut, sağda en sağdaki, o olimpiyat şampiyonu olmuştu.
Kaydıralım lütfen. Bu da yine aynı sporcularımızı Ekrem Başkanımızla buluşturduğumuz günden bir fotoğraftır. Yine 6 tane paralimpik olimpiyat madalyalı sporcumuzu Ekrem Başkanımızla buluşturduğumuz bir gün. Kaydırabiliriz. Bu da olimpik sporcularımız. Bir sporcumuz taekwondoda, bir sporcumuz da güreşte, kadın güreşçi, olimpiyat madalyası, bronz kazanmışlardı. Onlarla yine Başkanımızı buluşturduğumuz bir günden ve yönetici arkadaşlarımız ve hocamız, diğerleri de. Oradan bir fotoğraf. Kaydıralım lütfen. Bunlar da engelli sporcularımız. Biz Türkiye’nin amatör spor anlamında lisanslı sporculara sahip olma yönünden de 3.500 sporcuyla Türkiye’nin en büyük spor kulübü olduğumuzu söylemiştim. Ayrıca en fazla engelli sporcuyu da bünyesinde çalıştıran, istihdam eden de spor kulübüyüz. Burada da yine bir organizasyondan sonra madalyalarıyla arkadaşlar yanımızda. Bu çocuklar belki yürümekte zorluk çekiyorlar, hatta yürüyemeyenler var, zor yürüyebilenler var içinde ama bunlar havuza girdiğinde, ben havuza girdiğinde 200 metre ancak yüzebiliyorum, yani kendi kendimi denedim, bu çocuklar günde antrenman için günde 2 kilometre havuzda yüzüyorlar, Başkanım.
Yani benim için sporun en güzel tarafı onlara bir imkan sunabilmek, onlarla sporu, işte havuzu, tesisleri buluşturabilmek, hocaları onlarla buluşturabilmek, bizi bu yaptığımız işe motive eden bir iştir. Yoksa spor kulübü başkanlığı üzerinden ücret alınabilen bir yer değildir. Kaydıralım lütfen. A bu, bu Caner, Başkanım. Bu çocuk da aynı şekilde. Yani yemek ihtiyacını dahi... Bir daha kaydırabiliriz, babasıyla olan bir fotoğrafı da. Caner, babası Nazmi Abi. Yani Caner ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çocuk. Babası sağ olsun, kendi hayatını da ona vakfetmiş bir yandan. Onunla 24 saatini geçiriyor. Havuza geldiğinde de kulübümüzün, tesisimizin imkanlarıyla birlikte hocalarımız da ona göre bir eğitim uyguluyorlar tabii. Bu çocuk dışarıda hiçbir imkanını karşılayamazken, spora başladıktan sonra öz güveni çok yerinde olan ve ailesine ve kendine çok motive, mutluluk kaynağı oluşturan bir hale geldi. Havuza girdikten sonra günde 1-2 kilometre antrenman için yüzebilen bir arkadaşımız.
Kaydıralım lütfen. Burada yine kadın takımları ilk defa bizim dönemimizde kuruldu dedim. Bu da Kadın Buz Hokeyi Takımımızın 2023-2024 Kadın Buz Hokeyi Süper Lig şampiyonu olmuşlardı. Bununla birlikte yine Başkanımızla kızlarımızı buluşturduk. Kaydıralım lütfen. Burada bir adım sonraki, 2024-2025’te de şampiyon oldu kadın takımımız. Onlarla kupayla birlikte bu şampiyonluğu kutluyoruz. Bu fotoğraf da bunu gösteriyor. Kaydıralım lütfen. Bu da sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübümüze değil, İstanbul’un tüm spor kulüplerine malzeme dağıtımı ve sporculara katkı anlamında yaptığımız bir organizasyonun fotoğrafıdır. Kaydıralım lütfen aşağıya. Bundan sonrası da genç takımlarımızın fotoğrafları. Yine bu Kadın Buz Hokeyi Takımımızın genç sporcularının antrenmanından bir görüntü. Kaydıralım lütfen. Yine bunlar da buz pateni sporcuları. Az öncekiler buz hokeyi, bunlar da buz pateni sporcularımız.
Daha önce gösterdiğim, başlangıçta gösterdiğim sporcular bizimle 5-6 yılını geçirmiş olan sporcular. Ama bu ve bundan sonra göstereceğim sporcular bizim projelerimiz aslında. Burada görselleri gösteren teknik arkadaşlar da oldu, belediye başkanları da oldu. Projelerden bahsettiler. Bunlar da benim projelerim, Sayın Başkan. Vaktinizi alıyorum ama neler yaptığımı göstermek için bunları tabii koyuyorum. Yoksa kendimi burada izleyicilere de izlettirmek adına yapmıyorum bunu. Kaydıralım lütfen. Burada yine, biraz daha kaydırabiliriz aşağıya hafif. Evet. Bu da yine kadın, buz pateni sporcularımızın soyunma odasından bir görüntü. Kaydıralım lütfen. Bunlar da genç güreşçi sporcularımız. Bunlar da ülke sporunun geleceği, hocalarla birlikte. Bir kaydıralım lütfen. Bunlar da kadın voleybolcular, geleceğin milli sporcu adayları diyebilirim ben kendilerine. Kaydıralım lütfen. Bunlar da genç karatecilerimiz, sonraki görsel. Kaydırabiliriz. Şöyle, bu tesislerimizin küçük bir bölümü aslında bu kocaman görsel baktığımızda. Tesislerimizin burası belki de 50’de biri diyebilirim. Yani çok büyük tesisler içerisinde birçok branşa hizmet veriyoruz. Bunlar da yine geleceğin karate sporcularıdır. Kaydıralım lütfen aşağıya kaldığı... Evet.
Bu da yine genç sporcularımızla, buradan gözükmüyor belki ama yine Ekrem Başkanımızı genç sporcularımızla buluşturduğumuz bir günün şeyidir, fotoğrafıdır. Sağ olsun, her zaman destek vermiştir bize.
Ekrem İmamoğlu İstanbul'u küresel ölçekte bir spor başkenti ve olimpiyat şehri yapmayı en büyük vizyonlarından biri haline getirmiş, kadın sporcuların desteklenmesi ve sporda fırsat eşitliği konusunda öncü olmuştur. Kendisine gerek kulübümüz gerekse amatör sporculara verdiği desteklerden ötürü teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisi burada yok gerçi ama olsun, ben yine de teşekkürlerimi ileteyim kendisine.
Gerek İBB Spor Kulübü gerekse daha önce yöneticiliğini ve başkanlığını üstlendiğim spor kulüplerinin içerisine asla siyaseti sokmadım ve başkalarının da sokmasına müsaade etmedim. İBB Spor Kulübü'nde çalışan 500'ün üzerinde mesai arkadaşımız, yöneticilerimiz, idarecilerimiz, müdürlerimiz, antrenörlerimiz ve 3500 sporcumuz bunun en büyük şahididir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı seçildiğimde mevcut idari yapıda herhangi bir değişikliğe gitmedim. Eski müdürlerimiz ve tüm personelimizle çalışmaya devam ettik. Çalışma arkadaşlarımız arasında rakip siyasi partinin üst düzey bürokratların akrabaları dahi vardı ve halen bizimle çalışmaya da devam etmektedir. Çünkü biz yalnızca kişilerin işini doğru yapıp yapmadığına baktık. Benim için tek kriter mesai arkadaşlarımızın liyakati, görevlerine olan sadakati ve spora duydukları sevgidir.
Kurum kültürüne ve sürekliliğe değer verdim. Kulübün neredeyse en yeni idarecisi benim diyebilirim. Yöneticilerimiz ise benden daha eskidir. Böyle davranırken ve hiçbir siyasi baskıyı üzerimde hissetmedim. Yalnızca spor kulübümüzün yönetim anlayışında değil, spor federasyonları ile olan çalışmalarımızda da aynı ilkeyi benimsedik.
Federasyonlar ile de aramıza siyaseti sokmadık. Farklı siyasi partilerden milletvekili adayı olmuş isimler de dahil olmak üzere önceliğine sporu koyan ve siyasi gözle bakmayan tüm federasyon başkanlarıyla bugüne kadar uyum içerisinde çalıştık. İBB Spor Kulübü ve tesislerimiz imkanlarını Basketbol Federasyonu, Tekvando Federasyonu, Judo Federasyonu, Güreş Federasyonu, Kürek Federasyonu, Kano Federasyonu, Atletizm Federasyonu, Jimnastik Federasyonu, Engelliler Federasyonu başta olmak üzere sporun tüm bileşenleriyle paylaşmıştır.
Kulübümüzün tesisleri Türkiye Milli Paralimpik Komitesi tarafından organize edilen ve Türkiye'de ilk kez yapılan 2025 Avrupa Paralimpik Gençlik Oyunları'na ev sahipliği de yapmıştır. Federasyonlar ile olan olumlu ilişkimizi çalıştığımız tüm federasyon başkanları da doğrulayacaktır. Gerçi ben tutukluyken ismim o kadar özdeşleştirildi ki değil spor kulüplerindeki yönetim anlayışımıza şahitlik etmek, hangi federasyon başkanı beni tanıdığını söylemeye cesaret eder artık onu da bilmiyorum.
Sayın Spor Bakanı ile de her zaman yapıcı ve olumlu bir diyalog içerisinde olduk. Federasyon başkanları ve heyetlerinin oluşumunda Spor Bakanlığı ile diyalog ve uyum içerisinde olduk. Siyasi görüşümüze yakın olanların değil, spora en çok fayda sağlayacak isimlerin belirlenmesini hedefledik. Gerek resmi temaslarımızda gerekse yüz yüze görüşmelerimizde kendisi de bu uyumlu iletişimden bahsetmiştir. Sayın Spor Bakanı kulübün eski başkanı olması nedeniyle yaptığımız çalışmaları yakından takip etmektedir. Bu çerçevede gerek kulübümüze kazandırdıklarımız gerekse spora ve sporcuya olan katkılarımız için hem doğrudan yüzümüze hem de gıyabımızda takdir ve teşekkürlerini ifade etmiştir.
İddianamede Ekrem İmamoğlu'nun Büyükşehir Belediye Başkanı olması akabinde Fatih Keleş isimli şahsın da Büyükşehir uhdesinde resmi olarak meclis üyesi ve spor kulübünün başkanlık görevine getirildiği yönündeki ifade hatalıdır. Ben Sayın Ekrem İmamoğlu İBB Belediye Başkanı olarak seçilmeden önce de İBB Belediye Meclis Üyesi olarak halkın oylarıyla seçilmiş ve bu göreve gelmiştim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanlığı görevine de genel kurul üyelerinin oylarıyla seçildim. Bu genel kurul üyeleri arasında Sayın Cumhurbaşkanı da bulunmaktadır ve kurulda AK Partili üyeler çoğunluktadır. Buna rağmen ben farklı siyasi görüşlere sahip üyelerin de oylarını alarak bu göreve seçildim. Bu durum kulübün genel kurul kayıtlarında açıkça yer almaktadır. Yani iddianamede ima edildiği gibi herhangi bir göreve birinin iradesiyle atanmış değilim. Seçmen iradesiyle bu görevlere gelmiş bulunuyorum.
Buna karşın savcılık iddianamede görevlerimin seçimle değil, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinden sonra tarafıma verildiği yönünde bir anlatım kurmuştur. Oysa ki hem İBB Meclis Üyeliğim hem de Spor Kulübü Başkanlığım seçimle, oyla ve genel kurul iradesiyle gerçekleşmiştir. Seçim sonucu üstlenilen bir görevin atama ile edinilmiş gibi gösterilmesi gerçeğe uygun değildir. Bu anlatım hukuki bir tespitten ziyade tarafımın bağımsız bir iradeyle değil, belirli bir siyasi ilişki çerçevesinde görevlendirildiğim izlenimini oluşturmak gayesiyle yapılmıştır. Dolayısıyla seçimle kazanılmış bir görevin yerleştirme şeklinde sunulması hem hukuki hem de fiili gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Bunun yanı sıra İBB'nin yaptığı birçok spor tesisine proje ve uzman görüşü desteğinde bulundum. İstanbul'un bir olimpiyat kenti olabilmesi için 2036 yılı olimpiyatlarının İstanbul'a kazandırabilmek adına bilgi ve tecrübelerimle katkı sunmaktan mutluluk duyduğum toplantılara katılım sağladım. 2027 yılında Avrupa Oyunları Organizasyonu'nun İstanbul'da yapılmasını sağlayan heyetin içerisinde yer alarak Avrupa Oyunları'nı İstanbul'a kazandırdık. Böylece olimpiyatlar öncesinde böylesine büyük ve çok spor organizasyonu yapabilme şansını elde ettik. İstanbul'un bu organizasyonu başarıyla gerçekleştireceğine ve kulüp olarak bu organizasyonda çok sayıda madalya kazanacağımıza inanıyorum. Tüm bu faaliyetleri görev ve sorumluluk alanım kapsamında kamu yararı ve ülke sporunun gelişimi amacıyla yürüttüm. Spor anlayışımın temeli Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği üzere zeka, disiplin ve ahlakı bir arada taşıyan sporcuların yetişmesine katkı sağlamaktır.
İddianamede yürüttüğüm bu 10 yıllık kamu görevleri görmezden gelinmiştir. İddianamede 2014-2022 yılları arasında Beylikdüzü Belediyesi'nde meclis üyesi olduğum yönünde hatalı bir tespit daha bulunmaktadır. Oysaki doğrusu 2014 Mart ve 2024 Nisan başlangıcı ayları arasında hem Beylikdüzü Belediyesi hem de İBB Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapmış olmamdır. Buna rağmen savcılık örgütün oluşmaya başladığı iddia edilen dönemden bugüne kadar geçen tüm süreçlerde aktif rol aldığımı ve hatta örgütün en önemli yöneticisi olduğumu ileri sürmektedir. Resmi, seçilmiş ve açık kimlikle yürütülen bir kamu görevini görmezden gelerek tüm süreci gizli bir örgütsel faaliyet gibi kurgulamak gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Bu isnadı da kabul etmiyorum. Değerlendirmenin hatalı yapılmanın ötesinde bilinçli bir yorum tercihi içerdiğini düşünüyorum.
Sayın heyetinize resmi görevim açıkça ortadayken bunun yok sayılmasının iyi niyetli bir değerlendirme olmadığını özellikle belirtmek isterim. Savcılık iddianamesinde şahsım Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulduğu iddia edilen bir suç örgütünün en önemli yöneticilerinden biri ve sözde gizli kasası olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelendirme ağır, soyut ve kamuoyu algısı oluşturmaya yönelik bir ifadedir. Ancak hiçbir somut delille desteklenmemektedir. Hakkımdaki suçlamaların tamamını açık ve kesin bir şekilde reddediyorum. Öncelikle bir örgütün varlığı iddiasını reddediyorum. Benim herhangi bir kişiyle olan görüşmelerim, ilişkilerim veya temaslarım siyasi, mesleki, sosyal ve kamu görevim ve yetkim çerçevesinde olup emir komuta veya talimat ilişkisi değildir. Ortada hiyerarşi veya emir talimat ilişkisi yoktur. Bir kişi tarafından bana örgütsel görev verildiği, benim de bunu kabul edip yerine getirdiğim yönünde somut bir olgu yoktur.
Yetkim ve kamu görevim dışında herhangi bir görev dağılımı yoktur. Ben kimseden talimat almadım, kimseye de talimat vermedim. Rehberim yalnızca kamu yararı olmuştur. Herhangi bir kişiyle, kurumla, şirketle temasım varsa dahil bu hukuka uygundur. Ya iş ilişkisi sebebiyle yetkim ve görevim gereği temas etmişimdir ya danışmışımdır ya da bana danışılmıştır. Ben herhangi bir yapının iradesine kendi irademi terk etmiş değilim. Bir yapıyı yönetiyor da değilim. Bir örgütün amacı doğrultusunda emirlerini yerine getirmeyi kabul etmem veya bu yönde üstü kapalı bir irade ortaya koymam söz konusu değildir. Hakkımda gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanları dışında bu sonucu doğuracak hiçbir delil bulunmamaktadır. Savcılık, kamuda resmi görevi olmayan bir örgüt üyesinin örgüt liderinden aldığı talimatla kamu görevlilerine emir verdiğini ayrıca belediye içinde görev yapan bazı kişilerin de kendi resmi görev alanları dışında başka birimlere talimat verdiğini iddia etmektedir. Bu durumu kamu kurumları içinde resmi görevlerden bağımsız harici bir örgüt hiyerarşisi ve sistem bulunduğunun göstergesi olarak değerlendirmektedir.
Bu iddiadan hareketle örgüt yöneticisi olduğum öne sürülmüştür. Genel sekreterlerden daire başkanlarına, belediye başkan yardımcılarından müdürlere, avukatlardan aile bireylerime kadar uzanan geniş bir kadronun bana bağlı hareket ettiği ileri sürülmektedir. Savcılığa göre bu kişiler arasında Elçin Karaoğlu, Ali Nuhoğlu, Yavuz Saltık, Can Akın Çağlar, Gürkan Akgün, Mehmet Çakılcıoğlu, Ali Rıza Akyüz, Arif Gürkan Alpay, Süleyman Atik, Ramazan Gülten, Ali Ayçiçek, Turgut Tuncay Önbilgin, Bayram Taşkın, Cemal Ufuk Karakaya, Murat Yazıcı, Taner Çetin, Ahmet Şahin, İbrahim Bülbüllü ve son olarak abim Zafer, oğlum Mustafa ve yeğenim Murat Keleş vardır.
Savcılığın bana bağlı olduğunu iddia ettiği isimlerin bir kısmını yakından tanımıyorum dahi. Bazılarının telefonumda kayıtlı olup olmadığından bile emin değilim, kontrol de edemedim. Telefonum bende değil çünkü. Aralarında 5-6 yıldır hiç görüşmediğim, uzun zamandır karşılaşmadığım kişiler vardır. Bana bağlı olduğu ileri sürülen kurumun Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları ise bırakın bana bağlı olmayı, görüşmek istediğimde kendilerinden randevu alıp gidebildiğim kişilerdir. Randevu olarak gidilen bir makamın, gayri resmi olarak bana bağlı olduğu iddiası nasıl gerçek olabilir?
Genel Sekreterden ya da Daire Başkanından ya da Genel Sekreter Yardımcısından randevu olarak görüşen bir kişinin, aynı anda o kişilere talimat veren gizli bir hiyerarşinin tepesinde olduğu nasıl iddia edilebilir?
Örnek vermem gerekirse, Bakırköy Belediyesi Meclis Üyesi Ali Rıza Akyüz'ü en son 7 yıl, 7 yıl önce aynı İBB Meclisi'nde görev yaptığımız dönemde görmüşümdür. Burada ifadesi, ifadesi alınırken kendisi söyledi. Bir de o 7 yıldan sonra o arada telefon açmış ve bir oğlunun sonradan hatırladım, ben bir, frizbi takımı vardı. Bana da ilginç gelmişti frizbinin takım halinde oynanan bir spor mudur diye. O zaman bir tesise ihtiyaçları vardı. Bizde de öyle uygun ve sürekli bir arz etmiyordu bu. Öyle bir ihtiyacı olduğundan biz de onu karşılayamamıştık. Kendi ifadesinde söylediği yerden bunu hatırladım. O 7 yıl süresince de hiç görmemiştim kendisini. Taner Çetin, Taner Çetin'i ise son 5 yılda yalnızca bir kez görmüşümdür. Bayram Taşkın'ı tanımıyorum dahi. Tutuklular arasında olmadığı için burada da göremedim. Yani o yüzden halen tanımıyorum.
Ahmet Şahin, benim mevkidaşımdır. O da İBB Meclis Üyesidir. O hatta halen devam ediyor, 20 yılı bulacak. Benden önce de başladı, benden sonra de devam ediyor. Onu da meclis toplantılarından bilir tanırım. 10 yıl boyunca aynı meclis çatısı altında görev yaptık.
İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten, basında da yansıdığı üzere, burada da ifadelerde de gösterildi, Gürkan Akgün anlatırken hatta fotoğrafları da gösterdi. Ben de tekrar gözümün önünde canlandı o görüntü. Kendisi Üsküdar'da bir kaçak kafe yıkımında saldırıya uğramıştı. Bu saldırı, saldırı sonrası Saraçhane'de koridorda görüp kendisine geçmiş olsun demişliğim vardır. Kaldı ki kendisi de bu durumu sorgusu esnasında zaten teyit etmiştir.
Sayın Başkan, kamu görevimden dolayı bu insanlarla aynı çatı altında bulunmam nasıl bir örgütsel suç olabilir? Aynı çatı altında olmadan görevimi nasıl yapabilirim? Görevlerim gereği bu kişilerle aynı kurumsal ortamda bulunmam, toplantılara katılmam, resmi görev çerçevesinde iletişim kurmam nasıl örgütsel bir ilişki olarak yorumlanabilir?
Resmi görev ilişkisini veya siyasi ilişkileri örgütsel bağ gibi göstermek, kamusal çalışma hayatının olağan işleyişini suç delili saymak anlamına gelir. Eğer aynı kurum içinde görev yapmak, aynı toplantılara katılmak, resmi sıfatla bir araya gelmek örgütsel bağ olarak yorumlanacaksa, bu durumda kamusal görev yapmanın kendisi suç unsuru haline getirilmiş olur. Oysa kamu görevi doğası gereği kurumsal temas ve ortak çalışma gerektirir. Aynı çatı altında bulunmadan, aynı komisyonlarda görev almadan, aynı meclis toplantılarına katılmadan bu görev nasıl icra edilebilir?
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Savcılık iddianamesinde İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü olarak adlandırılan sözde yapının üç temel amacının olduğu iddia ediliyor. Savcılık, örgütün asıl ve önemli, öncelikli hedefini, kamu imkanlarını, belediye iştirakleri, ihaleler, imar izinleri gibi kullanarak mali nitelikli suçlar yoluyla sermaye elde etmek ve örgüt mensuplarının kişisel olarak zenginleşmesini sağlamak olduğu söylemektedir. Size az önce detaylı olarak izah ettiğim gibi ben 10 yıllık meclis üyeliği sürecim ve 6 yıllık spor kulübü başkanlığım süresince hiçbir kararımda kişisel menfaatimi düşünmedim. Tüm kararlarımda kamu yararını esas aldım. Bunun dışında da hiçbir amaç taşımadım.
Kamu görevim boyunca şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuka uygunluk ilkelerini esas aldım. Hiçbir mali suç işlemedim. Hakkımda isnat edilen kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı, ihale süreçlerine müdahale, çıkar sağlama, rüşvet ya da benzeri nitelikteki tüm iddialar gerçeğe aykırıdır. Mali suç iddiasının varlığı için öncelikle somut bir para hareketi, kişisel menfaat temini, banka kaydı, olağanüstü mal varlığı artışı ya da maddi çıkar ilişkisi ortaya konulmalıdır. Oysa tarafıma isnat edilen fiillerle bağlantılı tek bir maddi delil dahil dosyada mevcut değildir.
Nasıl bir mali suç işlemişim? Hangi ihale, hangi işlem? Hangi karar, hangi elem somut olarak hukuka aykırıdır? Bu işlemde benim yetkim var mıdır? Bu işlemde imzam var mıdır? Komisyon üyeliğim var mıdır? Encümen üyeliğim var mıdır? Teklif hazırlamam söz konusu mudur? Ödeme talimatı gibi benim bir rolüm var mıdır? Kime hangi menfaat sağlanmıştır? Benim veya yakınlarımın maddi çıkar elde ettiğimize dair somut bir veri var mıdır? Para akışı nasıl gerçekleşmiştir? Dekont, teslim, hesap hareketi, şirket ilişkisi var mıdır? Örgütsel iş bölümü ve talimat zincirinin varlığını gösteren somut bir delil mevcut mudur?
Sayın Başkan, iddianamede bu soruların hiçbirine somut bir cevap verilmiyor. Bu kadar temel soruların cevabı dahi ortaya konulamıyorsa, ortaya yalnızca, ortada yalnızca varsayımdan ibaret bir isnat vardır.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, görev sürem boyunca edinilmiş mal varlığım incelendiğinde, görev öncesi ve sonrası arasında açıklanamayan hiçbir artış bulunmadığı açıkça görülecektir. Ben kamu görevini kişisel kazanç aracı olarak görmedim, görmem de. Mal varlığımın tamamı uzun yıllara dayanan ticari faaliyetlerimin doğal sonucudur ve kayıt altındadır. Bu sebeple ticari faaliyetlerimi ve ekonomik durumumu kısaca anlatmak isterim. 1986 yılında henüz 16 yaşındayken sigortalı olarak çalışma hayatına başladım.
Eğitimime devam ederken de aynı zamanda iş hayatında aktif rol aldım. 1990 yılında madencilik ve mermer sektöründe Simaş Mermer Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin ortağı oldum. Yani 20 yaşında bir sanayi kuruluşuna ortak oldum, Bağ-Kur sigortalısı oldum.
10 yıl bu ortaklığımı devam ettirdim. 10 yıl sonra ortaklıktan gelirimi kazancımı alarak ayrıldım. 2000 yılında bu ortaklığı sonlandırarak kayınpederimin de sahibi olduğu Dörter Mermer Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde kâr ve gelir ortaklığı yöntemiyle yönetici olarak çalışmaya başladım.
Her iki mermer firması da sektöründe öncü konumda olup sadece İstanbul'a değil, Türkiye genelinde satış yapmakta ve ihracat yapmaktaydı. Bu 90'lı ve 2000'li yıllarda Türkiye genelinin içerisinde memleket içerisinde mermer fabrikalarının %90'ı İstanbul'daydı ve bunların da çoğu bizim firmamız ve birçoğu da yine akrabalarımıza ait firmalardı bunlar.
Kayınpederimin vefatının ardından şirketi tek başıma yönettim. Eşimin ve kardeşlerimin önerisiyle de bu Dörter Mermer'in %100 sahibi oldum. Ticari kazançlarımı da barter karşılığı veya doğrudan satın almalarla edindiğim gayrimenkuller ile değerlendirmeye çalıştım. 2009 yılında iki daire edindim. 2011 yılında üçüncü bir daireyi de edinerek bunları kiraya verdim.
Eşimin ve ailesinin ekonomik durumu köklü ticari geçmişlerinden dolayı oldukça da iyi seviyededir. Önemli gayrimenkul ve menkul gelirleri bulunmaktadır. Beylikdüzü Organize Sanayi Bölgesi'nde 35 yıldır sahip oldukları gayrimenkullerden elde ettikleri düzenli kira gelirleri de mevcuttur. Bu durum eşimin emlak ve kira vergileri kayıtlarından da kolaylıkla tespit edilebilir.
Çalışma hayatıma erken başlamam ve üretken çalışma anlayışım sayesinde ekonomik durumu her zaman iyi olmuştur. Eşimin ekonomik durumu ise benden çok daha iyi seviyededir. Çok şükür ki ailemle birlikte refah içerisinde bir yaşam sürdük diyebilirim ve sanayici kimliğimle de üretmekten ve çalışmaktan da asla vazgeçmedim.
İstanbul Sanayi Odası'nın uzun yıllardır üyesiyim. İstanbul Ticaret Odası'nın uzun yıllardır üyesiyim. İstanbul Ticaret Odası'nda uzun süre hakem heyetinde görev alarak sektördeki uyuşmazlıkların, uyuşmazlıkların çözümünde aktif rol aldım. Saygı duyulan da bir iş insanı oldum. Mermer ve madencilik sektöründe elde ettiğim ticari gelirlerim ile 2015 yılında hisseli şekilde bir arsa ve zeytinlik edindim. Bu arazi daha sonra imarlı arsaya dönüşmüş ve imar ifraz işlemleri sonucunda 4 ayrı tapuya bölünmüştür. Metrekaresi artmamıştır, tapu adedi artmıştır. Halen satmadığımız bu arazide zeytinyağı üretimi de yapmaktayız.
2020 yılında Yeni Mermer ve Granit Anonim Şirketi'ne ortak oldum. Aynı yıl Asır Çelik AŞ isimli bir imalat şirketi daha kurdum. Ancak pandemi dönemi ve yaşanan diğer olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle yaklaşık 1.5 yıl sonra Asır Çelik'in faaliyetlerini sonlandırma kararı aldık. Şirketin doğrudan kapanış ve tasfiye işlemlerinin daha uzun ve meşakkatli bir süreç gerektirmesi nedeniyle şirket hisselerini de devrettim. 2020 yılında Dörter Mermer'in tüm işletme stoğunu ve sanayi makinelerini satarak elde ettiğim gelir ve eşimden aldığım borç ile birikimimi kullanarak bir arsa daha satın aldım ve kiraya verdim. Bu satın almalarım sebebiyle kira gelirlerim mevcuttur.
Yapılan yasal düzenlemeler sonucu, sonucu konutlar bakımından kira artış oranlarının düşük kalması ve sınır konulması nedeniyle konut niteliğinde olan ve 2009 yılında edindiğim iki taşınmazımı, 2011 yılında edindiğim bir diğer taşınmazımı, üç taşınmazımı 2022 yılında sattım ve 2022 yılında bir dükkan, 2023 yılında da iki adet 1+1 ofis aldım. Yani üç taşınmazımı sattım, yerine üç taşınmaz aldım.
Gayrimenkul edinimlerim ve finansman kaynağım anlattığım şekilde olup tüm işlemlerim hukuka uygun ve kayıtlıdır. Halen de ticari faaliyetlerime devam etmekteyim. İddianamede sahip olduğum gayrimenkullere ilişkin olarak 2014 öncesi satın alınmış herhangi bir mal varlığı bulunmadığı, 2014-2015 arası bir arsa ve bir adet zeytinliğin olduğu ve 2019 sonrasında bir adet dükkan, 5 adet arsa ve 2 adet ofisin olduğu ifadesi bulunmaktadır. Bu ifade açıkça hatalı bilgi barındırdığı gibi aynı zamanda gerçeği çarpıtarak yanlış bir izlenim uyandırıyor.
Az önce detaylarıyla açıkladığım üzere 2009 yılında aldığım iki daire, 2011 yılında aldığım bir üçüncü daireyi 2022 yılında sattım. 2022 yılında bir dükkan, 2023 yılında iki ofis satın aldım. Ayrıca 2015 yılında edindiğim zeytinlik imar ifraz işlemi sonrasında 4 adet parçalı arsaya dönüşmüştür.
Dolayısıyla mal varlığımdaki bu değişim tamamen kendi mülkiyetimde bulunan taşınmazların satışından elde edilen gelirle gerçekleşmiştir. Hesaplarıma 3. kişiler tarafından yapılan para transferleri, şirket faaliyetlerim karşılığı düzenlenen faturalar kapsamında yapılan ticari ödemelerdir. Bunun dışında kendi hesaplarım arasında gerçekleşen transferler ve eşimden aldığım borç dışında herhangi bir kaynağım yoktur. Açıklanamayan, kayıtsız, gizli veya örtülü bir gelir söz konusu değildir. Çalışma hayatına erken yaşta başlamam, 40 yıla yaklaşan ticari geçmişe sahip bir sanayici olarak ekonomik durumumun her zaman iyi olması da doğaldır. Ayrıca eşimin ailesi de köklü bir ticari geçmişe sahiptir. Beylikdüzü Organize Sanayi Bölgesi'nde uzun yıllardır sahip oldukları gayrimenkullerden gelir elde etmektedir. Bu husus vergi ve tapu kayıtlarıyla da sabittir. Özetle mal varlığımın tamamı ticari faaliyetlerimden, şirket ortaklıklarımdan, makine ve stok satışlarından, kira gelirlerinden ve aile içi ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Açıklanamayan bir zenginleşme yoktur. Suç geliri yoktur. Örgütsel finansman yoktur.
Ceza hukuku varsayıma değil, somut ispata dayanır. Suçun varlığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatla yükümlü olan savcılık makamı, yanlış bilgilere dayanan, yanlış varsayımlardan, yanlış çıkarımlar üretmektedir. Hakkımdaki malum suç isnatlarının hiçbiri maddi gerçeklikle ve resmi verilerle örtüşmediği ortadadır. Bu suçlamalarının tamamını kesin ve net bir dille reddediyorum. Sayın Başkan, sayın heyet; savcılık örgütün 2. amacının Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmesi olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia hukuki olmaktan ziyade siyasal bir kurgu niteliğindedir. Öncelikle şunu belirtmeliyim; Türkiye'nin en köklü siyasi partilerinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yılı aşan tarihi, kurumsal yapısı, gelenekleri, tüzüğü ve iç demokrasi mekanizmaları olan siyasi bir organizasyondur. Böyle bir yapının belediye meclis üyeliği yapmış bir kişi tarafından ya da varsayımsal bir örgüt eliyle ele geçirilmesi iddiası gerçeklikle bağdaşmadığı gibi partimizin kurumsal kimliğine de haksızlık niteliğindedir. Eğer bir siyasi partide görev almak, delege olmak, seçim kazanmak ya da parti içinde aktif olmak ele geçirme olarak nitelendirilecekse bu durumda demokratik siyaset yapmanın kendisi suç kapsamına alınmış olur ki bu da demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
İronik bir ifadeyle söylemek gerekirse 40 yıla yaklaşan ticari hayatımda şirket yönetmek, üretim yapmak, istihdam sağlamak dışında bir ele geçirme faaliyetim olmamıştır. Ne bir siyasi partiyi ne bir kurumu ne de herhangi bir yapıyı ele geçirme gibi bir amacım ya da fiilim söz konusu değildir. Savcılık bu iddiasına delil olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Kurultayı'nın video kayıtlarını ve fotoğraflarını sunmuştur. Partinin çeşitli kademelerinde aktif siyaset yürütmüş, 4,5 yıl partinin ilçe yönetim kurulu üyeliğini yapmış, 10 yıl süreyle hem ilçe belediyesi hem de Büyükşehir Belediyesi meclis üyeliği görevini yürütmüş biri olarak mensubu olduğum partinin, üstelik 20.000 kişiyi aşkın kişiyle, 20.000'i aşkın kişiyle büyük bir coşku ve heyecan ile gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultayı'na katılmamdan daha olağan ne olabilir?
Savcılık örgütün nihai amacının ise Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı olarak seçilmesini sağlamak ve seçimi kazanması için devasa bir mali kaynak oluşturmak olduğunu ileri sürmektedir. İddianamede bu amaç için hedeflenen tutarın en az 2 milyar dolar olduğu ve toplanan paraların sistem adı verilen havuzda biriktirildiği ileri sürülmektedir. Devamında olası bir cumhurbaşkanlığı makamıyla bu sistemi tüm ülke genelinde yaymayı hedeflediğimiz iddia edilmektedir. Öncelikle görmezden gelinen şu gerçeğin altını çizmek istiyorum; Türkiye Cumhuriyeti'de Cumhurbaşkanı halkın doğrudan oyuyla seçilmektedir.
Seçimin usul ve esasları anayasa ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu ile açıkça düzenlenmiştir. Sandıkta kullanılan oyların yerine herhangi bir havuz mekanizması geçmemektedir. İddianamede ima edildiği gibi bir seçimin kaderini belirleyen şey finansal bir sistem değil, seçmenin iradesidir. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı gibi anayasal bir makamın para ile kazanabileceği varsayımı başlı başına abestir. Eğer seçimler mali güçle kazanabilseydi demokratik meşruiyetin ve sandığın bir anlamı kalmazdı. Savcılık makamının ortaya koyduğu bu senaryoda milyarlarca doların toplandığı, merkezi bir havuzda biriktirildiği ve ileride ülke geneline yayılacak bir yapı kurulduğu ileri sürülmektedir.
Ancak bu iddiaların hiçbirine ilişkin somut bir banka kaydı, para akışı şeması, finansal denetim raporu, uluslararası transfer belgesi ya da herhangi bir maddi delil sunulmamaktadır. 2 milyar dolar gibi astronomik bir rakamdan söz edilmektedir fakat bu tutarın nerede, hangi hesapta, kim tarafından, hangi tarihlerde toplandığına dair tek bir teknik veri gösterilmemektedir. Savcılık da bu 2 milyar dolarlık seçim havuzu saçmalığını Sarp Yalçınkaya'ya dayandırıyor. Yeri gelmişken söylemek isterim; ben Sarp Yalçınkaya'yı 1 veya 2 kez gördüm. Bu görüşmeler de öyle özel bir görüşme şeklinde olmamıştır, rastlantısal olmuştur. Kendisiyle de ne siyaset ne belediyecilik ne de şirketimle ilgili hiçbir konuşmam olmamıştır. Kendisinin hakkımdaki tüm beyanları külliyen yalandır.
40 yıllık ticari hayatım boyunca şirket bütçesi yönetmiş bir iş insanı olarak, spor kulübü bütçesi yönetmiş bir başkan olarak 2 milyar dolar gibi küresel ölçekte bir fonun yönetiminde yer aldığım iddiasını ilk kez bu iddianame sayesinde öğrenmiş bulunuyorum. Eğer böyle bir ekonomik kapasite gerçekten mevcut olsaydı bunun finansal sistemde iz bırakmadan gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Karşımıza öyle büyük bir tablo çiziliyor ki havada uçuşan milyar dolarlar, gizemli bir sistem, adeta ahtapotun kolları gibi ülke genelinde yayıldığı iddia edilen devasa bir mali ağ; savcılık sayısız suç isnat ediyor, sayfalar dolusu senaryo yazıyor ancak en temel, en kritik ve davanın özünü oluşturan o yalın soruya cevap veremiyor.
Daha fazla bu sorunun cevabını arama ihtiyacı bile hissetmiyorum. Peki iddia edilen bu para nerededir? Madem bu kadar büyük bir mali kaynak oluşturuldu, peki bu para nerede? Bu paranın fiziki varlığı, banka kaydı, somut izi nerede?
Sayın heyet, çok net ifade etmek gerekir ki seçimleri hayali mali havuzlar değil, sandıkta milletin iradesi belirler. Siyasi muhalifleri parmaklıklar arkasında tutmayı, onları seçimlerde haksızlık yapma ihtimaline dair üretilen hayal ürünü hikayelerle gerekçelendirmeye çalışmak gerçekten gülünç ve yaman bir çelişki.
İddianamede önümüze konan bu senaryo somut delilden tamamen yoksun, mantık dışı varsayımlara dayalı siyasal bir spekülasyondan ibaret. Unutulmamalıdır ki hukuk sipariş komplo teorileriyle değil, şüpheye yer bırakmayan maddi gerçeklerle işler.
Sayın Başkan, sayın heyet; iddianamede özetle örgütün finansal koordinasyonunu sağladığım, rüşvete benzer suç gelirlerini topladığım ve gelirleri üçüncü kişiler üzerinden akladığım, sistem adı verilen bir fonu yönettiğim yani kasa olduğum, belediye iştiraklerinin ihale süreçlerini gayri resmi şekilde kontrol ettiğim, Florida'daki başkanlık konutunu ofis gibi kullandığım, yakınlarım aracılığıyla para trafiği yürüttüğüm, hafriyat süreçlerini tekelleştirdiğim, imar ve iskan işlemleri karşılığında rüşvet topladığım, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesine talimat verdiğim ve delil karartma faaliyetlerini organize ettiğim gibi türlü türlü iddialarda bulunulmaktadır. Ayrıca bu iddialar çerçevesinde suç örgütü yöneticiliği, rüşvet, irtikap, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme ve yayma, delil yok etme, ihaleye fesat karıştırma ve haberleşmenin engellenmesi gibi çok sayıda ağır suç isnat edilmiştir. Binlerce yıl hapis cezasına çarptırılmam istenmiştir. Bu durum gülünçtür ve ibretliktir Sayın Başkan.
İddianamede iddianameye göre ben kapı kapı iş insanı gezen, İstanbul'un her sokağına, her şantiyesinde, her ihalesinde aynı anda bulunan, ihaleleri tek başına yöneten, sabah Beylikdüzü'nde ruhsat dağıtan, öğlen Boğaz'da yalı denetleyen, ikindi vakti hafriyat sahasında hesap soran, akşam iştirakleri yöneten, gece para sayan, sabah da saydığı bu paraları aklayan bir tahsilat süper kahramanı olarak tasvir edilmekteyim. Üstelik taksitle ve senetle çalışan bir süper kahraman. Anlatılan tabloya bakılırsa İstanbul'da atılan her imzanın, dökülen her hafriyatın, verilen her ruhsatın, yapılan her ihalenin arkasında tek başıma ben varım. Beylikdüzü imar iskan işleri benden soruluyor. Boğaziçi imar uygulamaları benden soruluyor. İstanbul'un tüm hafriyat alanları ve Cebeci maden sahası benden soruluyor. Kültür ve Medya A.Ş., Ağaç A.Ş., İsfalt A.Ş. olmak üzere İBB'nin iştirak şirketlerinin bir kısmı benden soruluyor. İddianameye göre ben uyumamışım, yememişim, içmemişim; aynı anda onlarca kurumda, onlarca şirkette, yüzlerce işlemde, yüzlerce insanla, binlerce metrekarelik alanda bulunmuşum ve Ekrem İmamoğlu'nun hukuka aykırı talimatlarını yerine getirmişim.
Herkes gibi ben de "Ben neymişim?" diyorum. Bu anlatım bir iddianamenin ciddiyetinden çok fantastik bir senaryo metnini andırmaktadır. Eğer iddia edildiği gibi her imar kararının, her ihale sürecinin, her şirket faaliyetinin arkasında tek bir kişi varsa o zaman İstanbul'un idari yapısının, yüzlerce yöneticinin, müdürün, meclisin, encümenin, komisyonun varlığı ne içindir? Bu tablo gerçeklikle açıklanamaz Sayın Başkan, hayal gücüyle yazılmıştır.
Ben bir insanım Sayın Başkan. Ne aynı anda her yerde olabilecek bir güç sahibiyim ne de İstanbul'un tüm kurumlarını tek başıma yönetebilecek bir makamdayım. Ayrıca bu böyle bir makamda biri de var mı onu da bilmiyorum. Yetkisiz bir kişiye sınırsız güç atfetmek, delil bulamayıp varsayım üretmektir. Eğer anlatılan kişi gerçekten ben olsaydım bugün burada sanık olarak değil, insanüstü bir varlık olarak inceleniyor olmam gerekirdi.
İddianame beni 10 yıl kamu görevi yürütmüş bir belediye meclis üyesi, bir kamu görevlisi ya da İBB Spor Kulübü başkanı olarak değil, İstanbul'un görünmez tahsilatçısı, Ekrem İmamoğlu'nun gizli kasası gibi resmetmektedir. Oysa az önce sayın heyete yetki ve görev alanımı ayrıntılı şekilde izah ettim. Yetkisi bulunmayan bir kişinin yüzlerce kurumsal işlem ve onlarca farklı idari birim üzerinde fiili kontrol kurduğu iddiası hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.
Savcılık tarafından hakkımda belediye içerisinde başka bir sıfat veya sorumluluğum bulunmamasına rağmen İBB'nin Florya'daki başkanlık konutunu dahi kullandığım iddiasına yönelik olarak da açıklama yapmak isterim.
Öncelikle İBB'nin Florya yerleşkesinde başkanlık konutu yoktur. Kastedilen yer İstanbul Planlama Ajansı'nın idari binasıdır. AK Parti döneminde hem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının hem de bazı ilçe belediye başkanlarının özel kullanımı için tahsis edilen villalar, Ekrem İmamoğlu döneminde tüm İstanbulluların kullanımına açılmıştır.
Bu yapı İstanbul Planlama Ajansı ve benzeri en az 100 kişinin kullandığı, organizasyonların ve seminerlerin yapıldığı, birçok kişinin giriş çıkış yaptığı, İstanbul'un geleceğine dair birçok analiz ve çalışmanın yürütüldüğü genel bir ofis mantığıyla hizmet veren bir yerleşkedir. Bir binanın niteliği dahi doğru tespit etme titizliğinden yoksun bir iddianame ile bin küsur yıl hapsim talep edilmektedir. Ne gariptir ki bu vahim hataların tamamı şahsıma yönelik olumsuz bir algı operasyonunu destekleyecek şekilde üst üste gelmektedir.
Belediye içerisindeki görevlerimi sizleri ifadenin başında detaylı olarak ifade ettim. 2014 Mart ile 2024 Nisan ayları arasında İBB Belediye Meclis üyesi olmam, 2019 yılından bu yana yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü'nün başkanı olmam, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Komisyonu üyesi olmam, spor politikaları konusunda danışılan biri olmam ve en önemlisi Avrupa Oyunları ve Olimpiyatların İstanbul'a kazandırılmasında aldığım sorumluluk ve görev görevlerim nedeniyledir.
Ayrıca benim yerleşkede şahsi bir makam odam yoktur. Az önce izah ettiğim görevlerim sebebiyle özellikle spor politikalarının belirlenmesi ve planlanması sürecinde yerleşkede bulunmuşumdur. Olimpiyat çalışma grubu da bu yerleşkeyi kullanmaktadır. Tanıtım toplantısı dahi İstanbul Planlama Ajansı'nda olmuştur.
İddianamede yürüttüğüm bu 10 yıllık kamu görevi, katıldığım toplantılar ve çalışma grupları, belediye meclis üyeliği, İBB Spor Kulübü başkanı olmam, spor tesisleri ve spor politikaları konusunda yetkin ve danışılan biri olmam, Avrupa Oyunlarının İstanbul'a kazandırılması ve İstanbul'a olimpiyatları kazandırmak amaçlı aldığım sorumluluklar gereği İstanbul Büyükşehir Belediyesi yerleşkelerinde bulunmam olmak üzere bu hususların tamamı göz ardı edilmiştir.
Sayın Başkan, sayın heyet, savcılık Toparladım derken bugün için toparlıyorum başkanım. Yani yarın devam edeceğim. Yanlış anlaşılmasın. Zor geldim buraya kadar zaten. Savcılık Türkiye'nin en büyük holdingleri kadar milyarlarca liralık mali hacmi olan bir örgüt olduğunu, mekansal varlığının nerede olduğu meçhul bu sözde finansal ağının ise sistem olduğunu iddia ediyor.
Az önce sormuştum para nerede diye. Savcılığın sistem kelimesini her yerde kullanması aslında ortada bahsedilen bir paranın olmadığının itirafıdır. Sistem esasında her neyse iddianamenin hiçbir noktasında somutlaştırılmamış, bazen mekansal bir yer, bazen bir fon, bazen de örgüt adı gibi kullanılmıştır. Yani aslında savcılık ispat edemediği her şey için sistem kelimesini kullanarak soyutlama yapmıştır. Bu durum iddianamenin ana direklerinin ne kadar çürük olduğunun en büyük kanıtıdır. Esasında ne örgüt vardır ne de sistem. Benim kasa olarak adlandırılmam da aynı şekilde savcılığın iddia silsilesindeki mantık hatasının bir parçasıdır.
Savcılık öncelikle beni tanımayan, kim olduğumu bilmeyen, bazıları açık bazıları gizli tanıklardan aldığı hedef beyanlar ile beni kasa ilan etmiştir. Bütün iddialarına da bu kabulüyle cevap vermiştir. Savcılığın yaratmak istediği bu örgüt kurgusuna bir kasa lazımdı. Anlaşılan o ki beni seçmişler.
Tanıklardan Orhan Alkan hakkımda "kasası olarak anılıyor" derken, Tolgahan Erdoğan "iyi tanımam..." İyi tanımam değil, hiç tanımaz beni. Ben de tanımıyorum kendisini zaten. "...iyi tanımam ancak para kasasıdır" demektedir. Diğerleri ise "herkes tarafından bilinen bir husustur" diyerek somut bir görgüye değil dedikodulara dayandırıyor.
Yani savcılığın tüm muhakeme zinciri tanık olmamış kişilerin tanıklığı üzerine ve dedikodu ve söylentinin sarsılmaz bir gerçek gibi kabul edilmesi üzerine kuruludur.
Sayın heyet, kasa iddiasıyla eylemlerin neredeyse tamamından sorumlu tutuluyorum. Suçlandığım 137 eylemin 127’si, 127 midir 128 midir emin değilim, orayı da saymaya çalıştık avukatlarımla da, o işte 10 eylem demeye geçiyoruz, 11-12 miydi yoksa falan. Orada da orada biz de netleşemedik açıkçası. Ben yine ifademle devam edeyim. Suçlandığım 137 eylemeden 127’sinin eylem anlatısından bir kere bile adım geçmiyor.
Ancak savcılık beni "süper yönetici" olarak ilan ettiği için ismimin geçmediği eylemlerden bile cezalandırılmamı istiyor. İsmimin geçtiği az sayıdaki eylemde de tutarlılık bulunmuyor. Bu eylemlerde gerçekleştiği ileri sürülen olaylara dair itirafçılar ya da gizli tanıklar anlatı yaparken aniden olayın alakasız bir yerinde ben zuhur ediyorum.
Benim bu anlatılara dahil edilmemin maksadı ise sadece az önce bahsettiğim kasa ön kabulünden dolayıdır. İfadelerde bir şekilde para ya da menfaat geçmeli, bir de benim adım geçmeli. Böylece savcılığın kurgusuna uygun örgüt ve mali suç isnatları oluşturulabilsin. Yani dosyadaki örgüt ve diğer mali suçların oluşabilmesi için benim varlığımı savcılık adeta şart görüyor.
Burada birilerinin doğrudan yönlendirildiğini düşünmemize dahi gerek yok. Bir an önce özgürlüğüne kavuşmak isteyen ya da tutuklanmak istemeyen itirafçılar anlatacakları şeylerin savcıların istediği şeyler olmadığı sürece bu isteklerine ulaşamayacaklarını gayet iyi biliyorlar. Hatta iddianameyi okuduğunuzda dosya gizli olmasına rağmen itirafçıların birbirlerinin ifadesini kimi zaman basına sızdırılarak, kimi zaman ise nasıl olduğunu bilmediğimiz yolla okuyabildiğini anlayabiliyorsunuz.
Örneğin, Ertan Yıldız, Bayram Yıldırım’ın basına dahi sızmayan ifadesini bir şekilde okuyup bu ifade üzerine koşa koşa savcılığa giderek ek beyanda bulunuyor. Böylece herkes bir şekilde benim adımı kullanmaları gerektiğini biliyor. Yine de buna rağmen cezalandırılmam istenen 137 eylemin 127’sinde ismim geçmiyor. Fakat kasa ilan edilerek hepsinden cezalandırılmam isteniyor.
Sayın Başkan, bunlar benim uydurmam değildir. Şimdiye kadar yaptığınız yargılamada, etkin pişmanlıkçı yapılmaya çalışılan tanıkların kendisi anlattı. "Savcılık Fatih Keleş’in ismini geçirmemizi istiyordu, çıkabilmek için ismini geçirdik" diye açıkça bu salondan ifade ettiler. Sizler de, bizler de buna tanık olduk.
Sayın Başkan, sayın heyet; iddia makamı benim milyarlarca liranın aktığı, ihalelerin, komisyonların toplandığı iddia ettiği bu devasa sistemi yönettiğimi iddia ediyor. Peki, savcılığın ifadelerine en çok dayandığı şüphelilerden biri, Eyüp Subaşı, benim bu milyarları nasıl yönettiğimi nasıl anlatıyor? İfadesini aynen kelimesi kelimesine okuyorum:
"Gördüğüm kadarıyla bu ofis içerisinde herhangi bir kasa yoktu. Bu parayı orada bulunan bir dolaba koyardı veya sırt çantasıyla götürürdü."
Yanlış duymadınız sayın heyet. Milyarlarca liralık bir suç imparatorluğunun finansal ve lojistik altyapısı: 1 adet dolap, 1 adet sırt çantası. Eğer ben gerçekten milyarların aktığı bir örgütün ana kasası isem ve bu devasa operasyonu bir sırt çantasıyla yönetebiliyorsam, üstelik herhangi bir para izi de bırakmıyorsam, teknolojik imkansızlıklar içinde yarattığım bu mucizeden ötürü cezaevinde değil, iktisat fakültelerinde ders vermeye gönderilmeliyim.
Hukuk ve finans bilimi açısından kasa; milyarlarca liralık nakit akışının biriktiği, yönlendirildiği ve yönetildiği merkezdir. Milyarlarca liranın aktığı iddia edilen bir kişinin mal varlığında, hesap hareketlerinde ve ticari işletmelerinde olağan dışı, izah edilemeyen devasa bir artış bulunması gerekir.
Oysa ki soruşturma kapsamında MASAK tarafından banka hesapları, ticari faaliyetleri, mal varlığım aylarca, geçmişe dönük, didik didik edilmiş; yasal ve vergisi ödenmiş ticari gelirlerin dışında tek bir kuruş kara para, gizli fon veya açıklanamayan bir artış tespit edilememiştir.
Tutuklu bulunduğum, tutukluluğum boyunca hakkımda onlarca televizyon kanalında çeşitli kasa ve para videoları eşliğinde "İşte Fatih Keleş’in kasası" haberleri yapıldı. Evimin parkeleri altından milyonlarımın bulunduğuna, etkin pişmanlıktan faydalandığıma ve bu suçlamaları kabul ettiğime dair gazete manşetleri verildi.
Görsel Ek 2’yi açabilir miyiz? Bunları da bir görsel olarak hatırlatmak isterim. Çok kısa toparlayacağım başkanım.
Bu tabii bir düzen içerisinde yayılan haberler bunlar. Tarihsel olarak, kronolojik olarak böyle peş peşe yapılan haberler. Haberlerin içeriğini, siz de bu fotoğraflara bakmak istemezsiniz, ben hiç bakmak istemiyorum aslında.
Bu şekilde böyle ana akım medyada, sosyal medyada haberler yapıldı. Görüntüler varmış gibi paylaşıldı. Televizyon kanallarında, özellikle bir kanal çok beni sevdi galiba. Devam edebilir miyiz, görüntüyü aşağıya kaydırabilir miyiz?
Burada evet, A Haber bunlar sağ olsunlar beni ismimi çok fazla zikrettiler. Burada para kulelerinden bahsedildi tekrar. Zaten bu eski bir görüntü, bahsetti. Burada Florya’da parkelerin altında paralardan bahsedildi, Florya’dan bahsedildi. Geçebiliriz aşağıya, çok da bunları...
Burada çeşitli haberler yapıldı. Parkelerin altından milyonlarımın olduğu söylendi. Hangi haberdeydi o sonra yalan da olabilir. Evet bunlar itirafçı olacak haberleri altta onlar herhalde. Bir alta kaydırabiliriz. Evet burada Fatih Keleş'in itirafçı olacağı haberleri, bunlar sıkça yayıldı. Bunlar olmayınca sonra zaten oğlumu ve yeğenimi tutukladılar. Devam edelim aşağıya kaydıralım lütfen. Burada şu anda kendisi de tutuklu olan bir arkadaş benim yine hakkımda da, arkadaş da demeyeyim de, haberler yaptı. Diğerleri de öyle. Çok söylemiştik de 120 sayfa etkin pişmanlık, 120 sayfa 120 sayfa. Ben şu iddia şey 4200 küsur bin sayfa ek ve 4000 sayfalık iddianameye bile hazırladığım cevabım, savunmam 100 sayfa. 120 sayfa etkin pişmanlık ifadesi verdiğim söylendi. İndirelim aşağıya kaydıralım lütfen. Teyit edildi dendi. Aşağı kaydıralım lütfen bunlar.
Evet bunda da zaten hemen akabinde Cem Küçük de müjdeli haberi veriyor şeylere basına, medyaya ya da şeye, kamuoyuna. İndirelim aşağıya lütfen. Burada da en son Cem Küçük iddianame hakkındaki yalan iddialar konuşurken yalan söylediğini kabul ediyor. İnsanlar da yalan söyleyebilir, yanlış söyleyebilir diyerek işin içerisinden sıyrılabiliyor, bravo. Devam edelim, çok. Devam aşağıya indirelim lütfen. Evet. Burada en başta bahsetmiştim zaten. Burada bir ana akım gazetenin manşetinde yer verildi. İtirafçı Aziz İhsan Akdaş'ı öldürün emri. Burada bir bu iddianamede bir suç örgütü tablosu çizildi. Eğer bunu hayata geçirmiş olsalardı şu an önünüzde bir silahlı suç örgütü yargılamasında bulunacaktık zannediyorum. Ben öyle bir komploya planlaması yapıldığını, ona doğru yönlendirildiğimizi ama artık bir yerlerde bir yerlerde hala sevenimiz var demek ki bundan bundan da sıyrıldık diyelim artık.
Hiç tanımadığım insanlarla ismim söylendi. Onlarla birlikte anıldı. Kaydıralım lütfen aşağıya. Kiralık katil tuttu dendi. Ve ana akım medyada bunlar zikredildi. Devam edelim lütfen aşağıya doğru. Burada benim, beni ziyaret eden avukatları sormuşlar bu şey iddianamesinde. Kimler beni Kandıra'da ziyarete geldi diye tüm avukatların ismi falan açıklandı hatta. Herhangi bir şey de göremediler, olumsuz bir şey göremediler herhalde. Buradan da zaten kovuşturmaya gerek yok kararı geldi, avukatların da bunu anlatacaklardır zaten. Aşağıya kaydıralım, başka kaldı mı görelim. Evet yine bir sır avukattan bahsediliyor, bizim için de sır. Evet indirelim, sanırım bitmiş olsa gerek herhalde. Değerli değil mi? Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, bu haberler yapıldı, bunları tabii tekrar göstermek istedim. Çünkü bir kronolojik şekilde üzerime bir saldırı, sadece saldırıda değil fiiliyatta sadece tehditle kalmadı. Yakınlarım da en yakınım oğlum da bu sürecin bir parçası olarak tutuklandı, yeğenim tutuklandı. Ancak gerçekte bunlar hiç yaşanmamıştı. Dosyanın içerisinde bu haberle uzaktan yakından ilgisi olan bir bulgu dahi yoktur. Ancak bu haberler pek çok kişinin etkin pişmanlık ifadelerinde benim adımı zikretmesine ve hakkımda iftira ve ithamda bulunmasına sebebiyet vermiştir. Böylece kayıt dışı en ufak bir gelir kaydı olmayan ben Fatih Keleş, iddia makamının kurgusuna göre MASAK tarafından şeffaflığı tescillenmiş fakat karın tokluğuna milyarları yöneten bir kasayım. Olmayan bir örgütün parası tespit edilememiş kasası. Kulağa gülünç geldiğinin de farkındayım.
Fakat ben, ailem, ağabeyim, yeğenim, oğlum hatta şoförüm bu gülünçlüğün kurbanı olarak aylardır biz cezaevindeyiz. Onlar tahliye oldu, 3 kişi tahliye oldu. Ağabeyim ve ben hala tutukluyuz. Bu trajediye rağmen gerçekte ise ortada ne örgüt vardır ne de kasa. Savcılık, örgütün finansal sorumlusu ve kasası olduğu iddiasıyla iddianamenin 7, 33, 34, 35 ve 36 numaralı eylemlerinde suç gelirini aklama suçundan ötürü cezalandırılmamı talep etmiştir. Ortada bir örgüt olmadığını, benim de örgüt yöneticisi olmadığımı, finansal sorumlu ve kasa iddialarını kabul etmediğimi az önce detaylı olarak izah etmiştim. Ayrıca saydığım bu eylemlerden 7, 34, 35 ve 36 numaralı eylemlerde gerçekleştirilen işlemlerin tarafı ben olmadığım gibi bahsi geçen tasarruf işlemlerini de gerçekleştiren ben değildim. Eylem anlatısında da ismim dahi geçmiyor. SSB Gayrimenkul ve İmamoğlu İnşaat ayrı tüzel kişiliklere sahiptir. Benim bu şirketlerin ticari faaliyetlerini ve tasarruf işlemlerini bilebilmem mümkün değildir.
Sayın Başkan, sayın heyet; savcılık suç örgütünün amaçları doğrultusunda gizlice buluştuğumuzu iddia etmektedir. Öncelikle şunu ifade etmem gerekir: Ben ve mesai arkadaşlarım kamuoyunun önünde olan insanlarız, İstanbul'a hizmet eden insanlarız. Bizim birbirimizle gizlice buluşmaya da ihtiyacımız yoktur. Biz bir araya gelsek "Bunlar niye bir araya geldi?" denecek kişiler değiliz ki biz.
Ayrıca yeri gelmişken özellikle belirtmek isterim ki ben Zorlu Raffles Otel'de gerçekleştiği iddia edilen toplantıların hiçbirinde bulunmadım. 23 Nisan 2024, 1 Ekim 2024, 25 Ekim 2024, 28 Ekim 2024, 30 Ekim 2024, 7 Kasım 2024 ve 14 Kasım 2024 tarihlerinde Zorlu Raffles Otel'de herhangi bir baz verimin olmadığı da dosya kapsamında sabittir.
6 Mart 2025 tarihinde Le Meridien Otel'de de bulunmadım. Otelin giriş ve çıkışlarını gösteren kamera kayıtları incelenmiş ve otele herhangi bir giriş çıkış yapmadığım açıkça tespit edilmiştir. Bu olay iddianameye 15. eylem olarak... Bu iddiaya yer verilmiştir. Buna rağmen Le Meridien Otel Etiler koordinatı harita üzerinden işaretlenmiş, bu koordinat merkez alınarak 500 metre çaplı baz alanı üzerinden yapılan değerlendirmede 437 metre mesafede bir baz istasyonundan, üstelik bir saat önce sinyal verdiğim belirtilmesine karşın o tarihte otelde yapılan bir toplantıya katıldığım ima edilmiştir.
Oysa ki 437 metre... Ki bu baz istasyonları arası mesafedir. O baz istasyonunun kapsama alanına göre ben 1 ya da 2 kilometre uzakta olabilirim. Özellikle Etiler, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü bağlantı hattı gibi yoğun bir güzergahta, çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Otelin kamera kayıtlarıyla giriş yapmadığım sabitken, yalnızca baz istasyonu sinyaline dayanarak toplantıya "katılmışım" gibi bir anlam çıkarılması teknik olarak da hukuken de sağlıklı değildir. Anılan baz verisinde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinde seyir halinde olmam dahi bu mesafe kapsamında mümkündür.
Bu örneği özellikle sayın heyetinizin dikkatine sunmak istedim çünkü baz istasyonu verileri kesin konum göstermeyen, geniş bir kapsama alanı ifade eden teknik verilerdir. Hal böyleyken kamera kaydıyla çürütülmüş bir iddianın yalnızca kapsama alanı hesabına dayandırılarak yeniden ima yoluyla ileri sürülmesi yapılan incelemenin sağlıklı ve kesin sonuç veren bir Delillendirme teşkil etmediğini, aksine başarısız bir delil üretme çabasından ibaret olduğunu açıkça göstermektedir. Savcılık somut delillere değil, imalara, yorumlara tutunmaktadır. Bir yandan sözde örgütün en önemli yöneticisi ilan ediliyorum, diğer yandan sözde örgütün faaliyetleri kapsamında gizli olarak gerçekleştirildiği iddia edilen 8 toplantının hiçbirinde yer almıyorum. Bir yönetici düşünün ki ne karar alınırken orada, ne plan yapılırken orada, ne de talimat verilirken orada. Bu nasıl bir yöneticiliktir ki kendi yönettiği sözde yapının en gizli toplantılarından dışlanmıştır.
Bu tablo şahsımın yönetici olduğunu değil, bu suçlamanın bir varsayımdan ibaret olduğunu, savcılığın ise ortaya bir iddianame değil fantastik sayılacak bir senaryo metnini koyduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca dosyada muhtelif tarihler için baz kaydı incelemeleri yapıldığı belirtilmesine karşın bu verilerin ham hali tarafıma verilmemiş, avukatlarıma ise çok geç ve eksik verilmiştir. Aynı baz istasyonunda sinyalin yakalanması gibi muğlak bir olguyu önemli bir kanıt saymak ne kadar anlamsız olsa da bu bağlamda birkaç hususa değinmek isterim. İddianamenin hukuk yapılanması başlığı altında 7 Mart 2025 tarihinden 19 Mart 2025 tarihine kadar İETT Hukuk Bürosu'nda gerçekleştiği iddia edilen sözde gizli toplantılar zincirinden bahsedilmektedir. Bu durum iddianameye 14. eylem olarak yer almaktadır.
Ben ailem ile Beylikdüzü’nde Dekar Asmalı Hayat Sitesi'nde ikamet etmekteyim. Adem Soytekin de aynı sitede ikamet etmektedir. Kendisiyle komşuyuz. Vermiş olduğumuz ortak bazların bundan kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca benim Beylikdüzü Organize Sanayi Bölgesi’nde iş yerim vardır. Bir kısım baz kayıtlarından da bu sebeple çakışma görülmüş olabilir. Ben yalnızca 7 Mart 2025 tarihinde Adem Soytekin'den, kendisinin, benim ve Tuncay Yılmaz'ın mal varlıklarına el konulduğunu öğrendim. Bunun üzerine aynı gün öğlen saatlerinde vekaletnameli avukatım olan Avukat Yenal Küçükşengül ile görüşmek üzere İETT Hukuk Bürosu'nda bulundum. Adem ve Tuncay'ın da vekaletnameli avukatları da aynı odada bulunmaktaydı. El koyma kararının hukuki gerekçesi ve yasal itiraz yolları konusunda kendilerinden bilgi aldık. Görüşmemiz de bundan ibarettir, başkaca da bir toplantı olmamıştır.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, şu aşamaya kadar aslında sizlere iddianamenin ilk bölümüne ilişkin savunmamı yaptım. İddianamenin ikinci bölümünde ise soruşturmanın başlangıcı Cumhuriyet Halk Partisi il binasının satın alınması olayı anlatılmıştır.
Hakim: Yarın devam ederiz…”
FATİH KELEŞ SAVUNMASI (2. GÜN) – 7 TEMMUZ 2026
Avukatımın söylediği gibi 137 eylemden ben burada sorumlu tutuluyorum. 16 aydır da savunma yapmak için bekliyorum. Bir yandan dünden siz görüntülere göndermede bulundunuz ama o görüntülerle birlikte kamuoyu önünde de yargılanıyorum bir yandan. Hem onlara bir cevap o sebeple
Hakim: …..…..….....
Kendi hissiyatımı aktarıyorum. Cevap vermeyeceğim. Sadece nasıl bir şekilde kamuoyunun önüne atıldım diye bunları göstermek istedim sadece. Müsaadenizle tekrar devam edeyim.
Hakim: ...…….
Tabii ki Başkan, ama yani burada ben yaklaşık 100 sanık değil 100 sorumlu tutulan arkadaşımızı dinledim. Avukatımın söylediği gibi tek bir eyleme bile hiç müdahale etmeden saatlerce dinlediniz. Hatta 10 gün sonra savunmamı yapmak istiyorum diye dilekçe verenlere de müsaade ettiniz. Yani son 2 günde bu talihsizlik de mi bana rastladı diye kendi kendime düşünüyorum ve böyle de düşünmeye devam edeceğim ve kaldığım yerden de devam ediyorum savunmama müsaadenizle sayın başkan, sayın heyet.
Şu aşamaya kadar aslında sizlere iddianamenin ilk bölümüne ilişkin savunmamı yaptım. İddianamenin ikinci bölümünde ise soruşturmanın başlangıcı CHP il binasının satın alınması olayı anlatılmıştır. 2019 yılında satın alınan Cumhuriyet Halk Partisi il binasının satış bedelinin ödenmesine ilişkin görüntüler, 11 Mart 2024 tarihinde “CHP para kuleleri” manşetiyle, suç unsuruymuş gibi bazı basın ve yayın organlarına servis edildi. Ben ve görüntülerde yer alan diğer kişiler hedef gösterilip, kişilik haklarımıza saldırıldı. Adeta linç kampanyası başlatıldı. 4,5 yıl öncesine ait görüntü, Cumhuriyet Halk Partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu'na yönelik olumsuz algı yaratma çabası ile 31 Mart 2024 yerel seçimlerine 2 hafta kala servis edilmiştir. Ben, servis edilen bu görüntü sebebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet Halk Partisi ve özellikle Sayın Ekrem İmamoğlu ile husumeti olan kişiler tarafından açık hedef haline getirildim.
Oysa ki bu hususta, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 116. maddesine aykırılık sebebiyle İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 2024'e 476 esas sayılı dava açılmıştır. Bu davada vermiş olduğum ifadem doğrudur. Cumhuriyet Halk Partisi il binasının satın alınması huzurdaki dosyanın iddianamesinde 33. eylem olarak yansımıştır. Bu eylem bakımından da İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2024'e 476 esas sayılı ceza davasında vermiş olduğum ifademi tekrar ederim. Aklama iddiasını da reddediyorum. Söz konusu görüntüler sebebiyle tutuklu bulunduğum bu dosyada da hedef haline getirildim. İsmim adeta hazır bir kalıp gibi her iddianın içine yerleştirilmeye başlandı. Özellikle gerçeğe aykırı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen bazı şüphelilerin, somut ve doğrulanabilir maddi olgular yerine, kamuoyunda zaten hedef olarak gösterilmiş ve nihayetinde hedef haline gelmiş ismimi zikrederek, beyanlarını güçlendirme yoluna gittikleri görülmektedir.
Sayın başkan sayın heyet, benim Beylikdüzü sınırları içerisinde etkili olduğumu, Beylikdüzü döneminden beri iddia edilen örgütün içerisinde önemli bir rol aldığımı ve en önemlisi en önemli üyesi olduğum iddia edilmektedir. Az önce detaylı olarak izah ettiğim üzere ben 2009 2014 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi Beylikdüzü İlçe Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldım. Yaklaşık 4,5 yıl boyunca sivil toplum ve iş dünyasından sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak çalıştım. Mart 2014'ten yine Mart sonu 2024'e kadar, 10 yıl süreyle Beylikdüzü Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyesi olarak görev yaptım. İstanbul Spor Futbol Kulübü ve Beylikdüzü İstanbul Spor Basketbol Kulüplerinde yöneticilik yaptım. Sonrasında Beylikdüzü Basketbol İhtisas Kulübü'nün kurucu başkanlığını üstlendim. Trabzonluyum. Hemşehri derneklerinin ve sivil toplumun daima bir parçası oldum. Sizlere ifademin başlangıcında maden ve mermer sektöründeki ticari faaliyetlerimden de bahsettim. Dörtel Mermer şirketinin merkezi de Beylikdüzü'ndedir.
1989 senesinde Beylikdüzü'nde çalışmaya başladım. 1993'ten beri ailem ile birlikte Beylikdüzü'nde ikamet ediyorum. Beylikdüzü sınırları içerisindeki etkinliğim ve tanınırlığım izah ettiğim hususlardan kaynaklıdır. Bütün bunları yapıp da tanınmamış olsam, zaten hem işimi hem de siyasetin gereğince yapmamış olurdum. Neredeyse 35 senedir aynı ilçede yaşayan, aynı ilçede iş yeri olan ve ticaret yapan, bunların yanı sıra spor kulüplerinde yöneticilik yapan, aktif siyaset yapan, uzun dönem belediye meclis üyesi olan birinin o ilçe bakımından etkin ve tanınır biri olması gayet doğaldır. Benim bu benim tüm bu kişisel, sosyal ve siyasi hayatım göz önünde bulundurulduğunda, pek çok insanı tanımam da gayet olağandır. Ancak bu olağan ilişkiler dahi savcılık tarafından iddia edilen örgütün en eski ve en önemli üyesi olarak tasvir edilmeme dayanak gösterilmiştir.
Savcılık iddianamenin üçüncü bölümünde ise Beylikdüzü'nde gerçekleştiği iddia edilen 13 eyleme yer vermiştir. Bu eylemlerden 1. 2. 5. ve 8. eylem bakımından cezalandırılmam istenmiştir. Benzerlik taşıdığı için iddianamenin dördüncü bölümünde yer verilen 23. eylem bakımından da savunmamı bu bölümde yapacağım. Yöneticilik iddiasına ilişkin savunmamı ifademin en başında yapmıştım. Bu sebeple savunmamın devamında hem de zaman kullanımı açısından savunmamın devamında yalnızca hakkımda doğrudan ceza talep edilen eylemler bakımından değerlendirmede bulunacağım. Az önce saydığım 4 eyleme Uğur Güngör, Metin Gül, Zafer Gül, Fuat Keleş, Mustafa Keleş ve Adem Soytekin'in gerek kendi içlerinde gerekse birbirleriyle çelişkili olan gerçeğe aykırı etkin pişmanlık ifadeleri sebebiyle dahil edildiğim açıktır. Hakkımdaki isnatlar soyut, çelişkili ve sonradan kurgulanmış beyanlara dayanmaktadır.
1 numaralı eylemde yer verilen 11. Mahalle bakımından şikayetçi Uğur Güngör ve avukatlarından 11. Mahalle projesindeki 13 dairenin devrine ilişkin iddialar, ilk kez 2020 yılında resmi makamlara taşınmıştır. Uğur Güngör ve avukatları, onlarca kez beyan vermelerine karşın, 13 daire devrine ilişkin olarak iddiada bulunmuşlar ve 2024 senesine kadar senet ve para verildiğine yönelik herhangi bir iddia ve beyanda bulunmamışlardır. 2020 yılından 19 Mart 2024 tarihine kadar geçen 4 yıllık süreçte şikayetçi tarafından sunulan onlarca dilekçe, verilen ek ifadeler ve yapılan suç duyurularının hiçbirinde benim adım, sıfatım, eylemim zikredilmemiştir.
Uğur Güngör, ilk kez 19 Mart 2024 tarihli ifadesinde tanık sıfatıyla benim hakkımda iddia ve beyanda bulunmuştur. İddia edilen olayların 2016-2017 yıllarında gerçekleştiği söylenmektedir. Ancak benim adım, olayın üzerinden 7 yıl, 2020 yılında başlayan hukuki sürecin ise üzerinden 4 yıl geçtikten sonra aniden ana aktör olarak dosyaya dahil edilmiştir. Eğer bu olayda iddia edildiği gibi senetleri ve parayı teslim alan kişi olsaydım, şikayetçinin bu ismi 4 yıl boyunca unutmuş olması zaten mümkün değildir. Hadi diyelim ki beni unuttu, ismimi unuttu. Peki uğradığı iddia edilen olayın başlangıcı ve zararının en büyük delili olan senetleri ve para ödemesini nasıl unuttu? İnsan borçlandığı, varını yoğunu bağladığı sözde senetlerin varlığını 4 yıl yargı makamlarından gizleyip aniden bir mucize eseri nasıl hatırlar? Savcılık, Uğur Güngör'ün beyanını isnada temel olarak almış, ancak bu olağan dışı ve çelişkili durumu araştırmaya dahi tenezzül etmemiştir.
Sizlere ifademin başında, 2019 yılında satın alınan Cumhuriyet Halk Partisi il binasının satış bedelinin ödenmesine ilişkin görüntülerin, adeta linç kampanyası ile 11 Mart 2024 tarihinde "CHP para kuleleri" manşeti ile suç unsuruymuş gibi bazı basın ve yayın organlarına servis edildiğini ve ben dahil olmak üzere görüntülerde yer alan kişilerin hedef gösterildiğini, kişi haklarının saldırıya uğradığını anlatmıştım. Gerek 1 no'lu eylemde gerekse ileride anlatacağım bazı eylemlerde benim adım iftira, şantaj ve tehdit amacıyla kullanılmış ve kötü niyetle iddia edilen eylemlere dahil edilmiştir. Nitekim 2020 senesinden 19 Mart 2024 tarihine kadar defalarca kez ifade veren, avukatları aracılığıyla defalarca kez beyanda bulunan Uğur Güngör, anlatımlarına ve beyanlarına birdenbire 19 Mart 2024 tarihinde, yani bahsettiğim bu görüntülerin servis edilmesinin hemen akabinde beni dahil etmiştir. Uğur Güngör kendi ticari uyuşmazlığında bir baskı aracı olarak beni kullanmak istemiştir; siyasi bir aktöre, Sayın Mehmet Murat Çalık'a gönderdiği mesajda şantaj enstrümanı olarak benim adımı anmıştır. Kendisi de burada sormuş olduğum soruya cevap verirken Sayın Mehmet Murat Çalık bunu da beyan etmiştir. Zaten belgelerde, eklerde de bu şantaj mesajı yer almaktadır. Uğur Güngör'ün iddiasına beni dahil etmesindeki asıl niyetin, Sayın Mehmet Murat Çalık'a göndermiş olduğu 14 Mart tarihli tek taraflı, tehdit içerikli iftira mesajından da anlaşılmaktadır.
1 numaralı eylemde adı geçen Uğur Güngör, Davut Akay ve Zafer Gül isimli kişilerin ifadeleri hem kendi beyanları içerisinde hem de birbirlerinin beyanları ile çelişkilidir. Aynı konu hakkındaki anlatımları birbirinden farklıdır. Bu kişiler menfaat verilmesinin amacını, beni tanıyıp tanımadıklarını, iddia edilen rüşvet parasının miktarını, bu rüşvetin kim tarafından kime, nasıl, ne zaman, nerede, ne şekilde verildiğini, iddia edilen senet sayısı ve teslim sürecini birbirlerinden farklı anlatmışlardır. Ben; birbirini doğrulamayan, aksine yalanlayan beyanlar vasıtasıyla suçlanıyorum. Avukatlarım detaylarını anlatacak ancak kısaca bahsetmem gerekirse, Uğur Güngör, 19 Mart 2024 tarihinde ilk kez senet iddiasında bulunmuş, devamında farklı tarihlerde birbirinden farklı beyanlar vermiştir. Uğur Güngör, senetler hakkındaki ilk anlatımında ilk senedin ödemesini kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül ile birlikte elden benim iş yerimde ödediklerini söylemesine karşın, diğer anlatımında vefat eden avukatı Oğuzhan Güney, Zafer Gül ve Davut Akay'ın ödeme yaptığını; daha sonraki anlatımında ise 22/08/2016 tarihinde bankadan para çekip avukatına verdiğini ve aynı gün avukatı ile Zafer Gül'ün bana parayı teslim ettiğini söylemektedir. Uğur Güngör vermiş olduğu ifadelerde teslimin kim tarafından yapıldığını, teslim anında kimlerin bulunduğunu ve teslim tarihini farklı şekilde beyan etmiştir.
Davut Akay ise 21 Mart 2025 tarihli ifadesinde beni tanımadığını, ödeme yapmadığını, senetlerin ödemesi ve teslimi sürecinde bulunmadığını ve bilgisi olmadığını söylemesine karşın, 8 Eylül 2025 tarihli ifadesinde Zafer Gül ile birlikte Beylikdüzü Yakuplu Mermerciler Sanayi Sitesi'ne gittiklerini, Zafer Gül'ün içeride benimle görüşerek elden para verdiğini, senet veya makbuz aldığını beyan etmiştir. Zafer Gül ise kendisi ve Oğuzhan Güney'in ödeme yaptıklarını söylemektedir; bu Oğuzhan Güney de vefat eden avukatmış. Adı geçen kişilerin miktara, teslime ve sürece ilişkin beyanları birbirinden farklıdır. Ayrıca dosya kapsamında tarafların bu beyanlarını destekleyen herhangi bir HTS veya baz kaydı dahil olmak üzere bu eylem bakımından benim aleyhime ortaya konulabilmiş tek bir somut delil bulunmamaktadır. İddianamede Zafer Gül ile aramda baz kayıtları olduğu belirtilmiş ise de bu baz verilerinin Beylikdüzü'nde değil, Ataşehir'de olduğu görülmektedir. Ataşehir'i gösteren bu baz kayıtları da avukatlarım tarafından incelenmiş ve kayıtların farklı güzergahlarda seyir halindeyken oluşan rastlantısal veriler olduğu anlaşılmıştır. Detaylarını avukatlarım anlatacaktır.
Bunların aksine Beylikdüzü Belediyesi imar işlem dosyasındaki kayıtlar, iddia sahibi kişilerin beyanlarının gerçek dışı olduğunu da göstermektedir. Savcılık, 1 numaralı eylem bakımından atılı rüşvetin projenin konut vasfında görülen yerlerin iş yeri vasfına dönüştürülmesi kapsamında inşaat ruhsatının yenilenmesi için verildiğini ileri sürmüştür. Sayın Mehmet Murat Çalık, huzurunuzda yapmış olduğu detaylı savunmada, Beylikdüzü Belediyesi'nin resmi kayıtlarını işaret ederek, teknik açıklamalarda bulunmuştur. Böylelikle konut vasfında görülen yerlerin iş yeri vasfına dönüştürülmesinin, tadilat ruhsatı ile mümkün olduğu, 11. Mahalle'nin ruhsat aldığı planın plan notlarında zemin katlarda dükkan yani iş yeri yapılabileceğinin yazılı olduğu ve bu sebeple dairelerin dükkana yani iş yerine çevrilmesi işleminin de bu plan notu kapsamında ilgilisinin talebi üzerine yasal olarak ve mecburen verildiğini, 11. Mahalle projesinin 22 Ekim 2015 tarihli tadilat projesinden kat karşılığı olmadığı ve iddianın aksine parselde yer alan binalardaki satılabilir toplam inşaat alanının 2015 yılında onaylanan tadilat projesi ile 1071.08 metrekare azaldığı da açığa çıkmıştır. Sunulan Beylikdüzü kayıtlarından anlaşıldığı üzere tadilat ruhsatı 22 Ekim 2015 tarihinde düzenlenmiştir. Uğur Dündar ise 22 Ağustos 2016 tarihinde bana para verdiğini iddia etmektedir. Ancak belediyenin imar işlem dosyası kayıtları bu sözde para teslimi iddiasından yaklaşık 1,5 yıl önce tadilat projesinin zaten onaylanmış olduğunu açıkça da göstermektedir.
İddianamede 2 numaralı eylemde Metin Gül tarafından Kübist iskanını alabilmek, Kübist projesinin iskanını alabilmek amacıyla bana 2,5 milyon TL rüşvet verildiği iddia edilmektedir. Bu eylem bakımından Metin Gül'ün soyut beyanları dışında herhangi bir delil de mevcut değildir. Metin Gül, 2,5 milyon TL nakit parayı elden bana verdiğini iddia etmektedir, ancak bu teslimatı nerede, ne zaman, hangi şartlar altında ve kimlerin huzurunda yapıldığına dair hiçbir somut ayrıntı vermemiştir. Metin Gül rüşvet görüşmelerinin 2014 yılı sonuna doğru yapıldığını iddia etmektedir. Ancak dosyada benim ile Metin Gül arasında tespit edilen telefon irtibatı 3 Mart 2014 tarihlidir. Kaldı ki ben bu tarihte henüz belediye meclis üyesi değildim. Dönemin belediye başkanı AK Partili Yusuf Uzun'dur. Seçimler de 30 Mart 2014 tarihinde yapılmıştır. Seçimlerden önceki dönemde yani kamu görevim bulunmayan bir dönemde gerçekleşen bir irtibatı rüşvete aracılık suçuna dayanak yapılması hukuken mümkün değildir. Dosyaya emniyet tarafından sunulan baz çakışmaları ise 2016 yılına aittir. İddia edilen suç tarihi olan 2014 sonu ile delil olarak sunulan baz verileri arasında 2 yıllık bir uçurum vardır.
Sayın Mehmet Murat Çalık, bu eylemin esasına yönelik mahkemeniz huzurunda savunmada bulunmuş, teknik açıklamalar yapmış ve Beylikdüzü Belediyesi resmi kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Kübist projesinin iş bitirme tutanaklarının da zaten 13 Mart 2014 tarihinde yani Sayın Ekrem İmamoğlu ve ben göreve gelmeden önce onaylandığı görülmektedir. Hak sahibinin iskan alabilmesi için iş bitirme tutanağına sahip olması yeterlidir. Bunun teknik detayına girmiyorum, teknik kişi de değilim zaten, Sayın Mehmet Murat Çalık bunu gayet güzel anlattı. Hukuken hak edinilmiş ve tamamlanmış bir idari işlem için rüşvet verildiği iddiası hayatın olağan akışına ve mantığa aykırıdır. Hiç kimse zaten elde etmiş olduğu yasal bir hak için gayrimeşru bir yola başvurmaz. Bu sebeple söz konusu iddia maddi temelden bütünüyle yoksundur. Ayrıca Metin Gül ifadesinde hem parayı hem de daireyi iskanı aldıktan sonra verdiğini söylemektedir. Bir müteahhit yasal olarak zaten hak ettiği iskanı aldıktan sonra yani işini tamamen bitirip resmi olarak arkasına bile bakmadan gidebilecek durumda iken sonradan neden rüşvet versin? İskanını zaten almış olan, önünde hiçbir hukuki engeli kalmayan bir insan durup dururken kime neyin rüşvetini verir? Bu sorular soruşturma savcılarının aklına gelmiyor mu? Nasıl böyle asılsız ve mantık dışı iddia ve beyanlar ile suçlanabiliyoruz takdirini sizlere bırakıyorum.
Savcılık iddianamesinde 8 numaralı eylem bakımından ise özetle Metin Gül'ün Kalekent projesinin iskanı için 5 milyon TL nakit paranın elden bana ve Adem Soytekin'e verdiği iddia edilmiş ve rüşvetin teminine aracılık suçundan cezalandırılmamız istenmiştir. Metin Gül, ifadesinde, özetle Adem Soytekin ve benim kendisinin yanına gittiğimizi, o bölgeye bir kavşak yapılacağını, bunun bedelinin kendileri tarafından karşılanması gerektiğini, kendisinden 6 milyon TL istediğimizi ve iskan getirildikten sonra 5 milyon TL'yi Adem Soytekin ve bana verdiğini, bu paranın da alt geçit ve kavşak yapımı için kullanılmadığını ve alt geçidin belediyeden ihale açtırarak yaptırıldığını, parayı ise bizim aldığımızı söylemiştir. Muzaffer Beyaz ise özetle iskana karşılık köprü yapımı için nakit 750 bin TL'yi Adem Soytekin'e verdiğini, Metin Gül'ün kendisine düşen kısmı ödediğini ve bu şekilde iskana karşılık Adem Soytekin'e köprü yaptırdıklarını söylemiştir.
Adem Soytekin ise mahkemeniz huzurunda vermiş olduğu ifadesinde ilgili kavşak işini kendisinin ticaret bir iş olarak yaptığını, talebin proje sahipleri Metin Gül ve Muzaffer Beyaz'dan geldiğini, köprünün yapım amacının Kalekent projesi ile Teras Park projesinin ulaşımına fayda sağlamak olduğunu, hak edişlerini çek olarak aldığını, benimle birlikte Metin Gül'ün yanına hiçbir şekilde gitmediğini, yaptığı işin karşılığında Muzaffer Beyaz ve Metin Gül'den toplam 2 milyon TL tutarında çek aldığını, bu parayı iskan karşılığı belediye adına almadığını beyan etmiştir. Sonuç olarak, üç şüphelinin aynı olay kapsamında anlatmış oldukları olay örgüleri; rüşvetin konusu, ödemenin mahiyeti, ödemenin miktarı, ödemenin muhatabı, kavşak köprü işinin niteliği, taleplerin kim tarafından iletildiği gibi esaslı noktalarda birbiriyle birbiriyle uyumlu değildir. Olay anlatımları farklı, birbirini dışlayan ve kendi içinde tutarsız beyanlar üzerine kuruludur. Metin Gül'ün aleyhimdeki beyanları Muzaffer Beyaz ve Adem Soytekin tarafından dahi doğrulanmamıştır.
Olayın hangi somut idari işlem karşılığında gerçekleştiği dahi anlaşılamamaktadır. Paranın teslim yeri, teslim biçimi, tarih ve saat gibi somut ayırt edici unsurlar Metin Gül'ün beyanında yoktur; soyut ifadelerdir. Ancak dosyaya sunulan Beylikdüzü kayıtları, somut belgelerdir. İmar işlem dosyasındaki belgelerden anlaşılacağı üzere iskan tarihi 21.06.2018'dir. Bahsi geçen kavşak ve alt geçidin yapımına ise rahmetli Kadir Topbaş'ın başkanı olduğu 09.06.2016 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin UTK kararı alınarak başlanmıştır ve kavşak imalatı 23.08.2017 tarihinde tamamlanmıştır. Yani iskanın alındığı tarihte kavşak zaten yapılıp tamamlanmıştır ve kullanılmaktadır. 2017 yılında bitmiş bir kavşağın ödemesini Metin Gül niçin iskan tarihi olan 2018 yılında yapsın? Ayrıca söz konusu alt geçit Metin Gül'ün iddia ettiği gibi belediye tarafından ihale edilerek de yapılmamıştır. 2 numaralı eleme dair savunmamda da söylemiştim; bu sorular soruşturma savcılarının aklına gelmiyor mu? Böylesi asılsız iddialar ile nasıl suçlanabiliyoruz?
Her ne kadar iddianamenin dördüncü bölümüne 23 numaralı eylem olarak konu edilmiş olsa da taraflar aynı olduğu için yine Metin Gül'ün soyut beyanları ile cezalandırılmam talep edildiği için 23 numaralı eyleme ilişkin savunmamı da bu bölümde yapmak istiyorum. Savcılık 23 numaralı eylemde şüpheli Metin Gül'ün First Avenue isimli projeye yaya ulaşımının kolaylaştırılması amacıyla üst geçit yapmak için tarafıma 2 milyon TL verildiğini iddia etmektedir. Konu eylemin anlatımında Metin Gül ile Adem Soytekin'in arasında köprülerin imalatı için ticari bir anlaşma yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak olay anlatımı bakımından Metin Gül ile Adem Soytekin'in ifadeleri birbirinden farklıdır. Metin Gül ifadesinde Avenue projesinin ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla İBB'ye bağış olarak iki adet köprü yapmak istediklerini, ancak İBB'den bir türlü izin alamadıklarını, Adem Soytekin'in 2021-2022 yıllarında kendisine giderek "Bu köprüleri ben yaparsam izinleri alırım." dediğini, köprü maliyeti 11-12 milyon olduğu halde fahiş şekilde "17 milyondan 17 milyondan aşağı bu işin yapılmayacağını" söylediğini, sözlü olarak mutabakata vardıklarını, bu sözlü mutabakattan iki gün sonra Adem'in kendisine benim izinleri alacağımı ve bu izinler karşılığında da 2 milyon TL verileceğini, bunun için maliyetin de 19 milyon TL'ye çıktığını söylediğini, buna karşılık kendisinin "Ben Fatih Keleş'i bilmem. 19 milyon TL'ye anlaşalım. Siz de bu işlemleri halledin." dediğini ve bu şekilde Asoy İnşaat ile sözleşme imzaladıkları, sonrasında Adem Soytekin'in işi yarım bıraktığını beyan etmiştir.
Adem Soytekin ise savcılık ifadesinde Metin Gül'ün kendisini çağırarak köprü imalatı için şirketi Asoy'un alması istediğini, bunun üzerine projenin üzerinde çalıştıklarını, ilk proje üzerinden 17 milyon TL'ye anlaştıklarını ve sözleşme imzalandıktan sonra Metin Gül'ün kendisini çağırarak "Bana 2 milyon TL söz verdiğini, bu parayı da maliyetin üzerine ilave etmelerini" istediğini ve o günün şartlarıyla 10 milyon TL'ye avans olarak yeni bir sözleşme imzaladıklarını anlatmıştır. Adem Soytekin mahkemeniz huzurunda ise bu iş için Metin Gül ile 16 milyon 101 bin TL tutarında sözleşme imzaladıklarını, sözleşmeye göre kendisine 8 milyon TL nakit avans ödemesi yapılması gerektiği halde vadeli ve sıralı çekler verildiğini, bu çekler de verildikten sonra Metin Gül'ün kendisine avans olarak gönderilen bu paranın 2 million TL'sini bana vermesini istediğini, kendisinin ise ticaretin ticaretin ikisinin arasında olduğunu söyleyerek bu talebi reddettiğini, bana veya bir başkasına para vermediğini beyan etmiştir. Ayrıca yaptıkları köprünün Büyükçekmece sınırları içerisinde olduğunu ve izinlerin İBB'den değil Büyükçekmece Belediyesinden Metin Gül tarafından alındığını beyan etmiştir.
Sayın Başkan, sayın heyet; bu eylemdeki anlatımlara özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu eylemde “Fatih Keleş'e 2 milyon TL rüşvet verdim” diyen yoktur. Metin Gül ve Adem Soytekin'in beyanları birbiriyle uyumlu değildir. Metin, Adem'den duyduğunu söylüyor; Adem, Metin'den duyduğunu söylüyor. Ancak benim rüşvete aracılık etme suçundan cezalandırılmam isteniyor. Rüşvet verdiğini söyleyen kimse yokken rüşvete aracılık ettiğim iddia edilmiştir. Ayrıca Adem Soytekin tarafından dosyaya Avenue köprüsünün imalat projesi için alınan 05.04.2021 tarihli mühendislik raporu ve iki şirket arasında düzenlenen ticari sözleşme ve ticari ödemeler sunulmuştur. İki şirketin kendi arasında gerçekleştirdiği ticari bir işe ilişkin herhangi bir bilgim ve dahlim bulunmamaktadır.
Bu bölümün sonu olarak savunmamın bu bölümünde de 5 numaralı eyleme dönmek istiyorum. Savcılık, 5 numaralı eylemde Deniz İstanbul isimli projede ruhsat engellerinin aşılabilmesi için Fuat Keleş'ten 1 milyon dolar rüşvet aldığımı iddia edilmektedir. Rüşvetin teminine aracılık suçundan cezalandırılmam istenmiştir. Mustafa Keleş ve Fuat Keleş pek çok kez ifade vermiştir. Ancak, farklı zamanlarda verdikleri ifadeler gerek kendi içerisinde gerekse birbirleriyle tutarlı değildir. Fuat Keleş ilk ifadesinde projeye "Nasıl ruhsat alırım?" diye kara kara düşünürken, hiç tanımadığı beni, kendisinin satış ofisine gittiğimi ve "Ben senin ruhsat işini çözerim" dediğimi ve görüşmek için iş yerime çağırdığımı, ilerleyen zamanda kendisinin benim ofisime geldiğini ve benim 1 milyon dolar talep ettiğimi, bunun üzerinde şahsıma üç eşit senet hazırladığını, sonraki günlerde üç seferde yine iş yerime gelerek bu ödemeleri gerçekleştirdiğini beyan etmiştir. Sonraki ifadesinde ise 4-5 senette olabileceğini, tarihsel olarak 2019 yılı Mart ayı ile 2020 yılı Aralık ayları içerisinde ödeme yaptığını belirtmiştir.
Mustafa Keleş ise önceki ifadelerinde adımı dahi anmıyor iken, son ifadesinde, oğlu Fuat'ın beyanlarını tekrarlayarak, olay anlatımlarına beni dahil etmiştir. Oğluyla gerçekleştirdiğim görüşmenin ise 2018 yılında olduğunu söylemiştir. 1 milyon dolar gibi devasa bir meblağın teminatı olduğu iddia edilen senetlerin ne suretle düzenlendiği, kimler tarafından imzalandığı, ne ve imha edildiğine dair hiçbir delil sunulmamıştır. Fuat Keleş, adedini dahi belirtemediği senet ödemeleri için Mart 2019 ile Aralık 2020 arası gibi 21 aylık çok geniş bir zaman dilimi vermiştir. Paranın teslim edildiği tarihlere ay bazında dahi beyan edememiştir. 1 milyon dolar gibi devasa bir meblağın teslimat sayısı ve senet adedi, ödenme tarihi gibi hayati bir detayın hatırlanmamasının tek sebebinin gerçek bir hafızaya değil, kötü bir kurguya ve senaryoya dayanmasıdır.
Sayın Başkan, sayın heyet; sizlerin de dikkatinizi çekmek istiyorum gerek 1 numaralı eylemde gerekse 5 numaralı eylemde rüşvet ödemesinin vadeli senetle yapıldığı iddia edilmektedir. Sizce hayatın olağan akışı içinde iki yıla yayılan vadeli senetler ile bir rüşvet anlaşmasının yapılması gerçekten mümkün olabilir mi? Makul ve inandırıcı bir açıklaması dahi bulunmayan bu soyut beyanlar savcılık tarafından ciddiye alınmış ve iddianamede karşımıza çıkmıştır. Ayrıca dosyada ne Keleşlerin iş yeri olan Deniz İstanbul satış ofisinde ne de beni iş yerim olan Dörtler Mermer'de ortak bir baz kaydı yoktur. Dosya kapsamında yalnızca 10 Ocak 2019 tarihine ait Mermerciler Sitesi'ne 500 metre yarıçapla, yani benim iş yerime 500 metre yarıçaplı da değil, benim iş yerimin içinde olduğu siteye 500 metre yarıçaplı, yani benim iş yerime 1-1,5 kilometre mesafede de olabilir, 7 dakikalık ortak baz süresi vardır, tespiti yapılmıştır. Üstelik baz kayıtlarından 7 dakikalık süre bakımından baz saatleri arasında da fark bulunduğu, aynı bölgeden geçerken kayıtlanmış olduğu da anlaşılmaktadır.
Ancak savcılık tarafından 10 Ocak 2019 tarihli bu baz kaydı aleyhime somut delil olarak gösterilmiş, savcılık iddia edilen rüşvet anlaşması yapma, 4-5 adet senet düzenleme, imzalama, teslim etme sonrasında 18 aylık zaman dilimi içerisinde bu senetlerin ödemesini yapıp teslim olma teslim alma fiillerinin tümü için bambaşka bir konuma ait 7 dakikalık ve üstelik baz saatleri de farklı olan tek bir baz kaydını yeterli görmüştür. Bu kaydın olay anlatımı ve iddia ile fiziksel ve teknik olarak uyuşmadığı açıktır. Buradaki kurgu öyle mantıksızdır ki savcılığın değerlendirmesine göre, sözde rüşvet anlaşması yapıldığı tarih olan 10 Ocak 2019 tarihinde yerel seçimlerin gerçekleşmesine sadece 75 gün vardır. Ne Sayın Mehmet Murat Çalık'ın Beylikdüzü Belediye Başkanı olması ne de Sayın Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olması kesin ve öngörülebilir değildir. Yani taraflar, seçilip seçilemeyeceği henüz belli olmayan iki belediye başkan adayından çekinip, birkaç ay kalmış seçimlerin sonucunu da beklemeyip, 1 milyon dolarlık rüşvet anlaşması yapmaktadır. Üstelik de bunu 21 aya yayılan vadeli senetlerle yapmaktadır. Savcılık, açıkça, "Bu iddiayla alakalı bir delil yok" demek yerine, alakasız iki olguyu başarısızca birbirine bağlamaya çalışarak, gerçek dışı bir suç izlenimi yaratmaya teşebbüs etmiştir. Ayrıca avukatlarım tarafından sunulacak olan Beylikdüzü Belediyesi kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, Deniz İstanbul projesi farklı etaplarda olup, 2019 yılına ait bir yapı ruhsatı da bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, sayın heyet; örgüt ve yöneticilik iddiasına ilişkin savunmamı zaten ifademin en başında yapmıştım. Sizlere az önce iddianamenin üçüncü bölümü olan Beylikdüzü döneminde yer alan ve doğrudan cezalandırılmam istenen tüm eylemler bakımından da savunmamı yaptım. İddia konusu eylemlerin ne denli mesnetsiz ve asılsız olduğu açıktır. Şu an karşınızda bulunma sebebim somut deliller değildir; içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardır. Olgusal değil, keyfidir. Hayatın olağan akışına aykırı saptırılmış iddialar yüzünden bugün özgürlüğümden koparılmış bir halde savunma yapmak durumunda bırakılıyorum. Bu haksız ithamların gölgesinde adaletin aramaya çalışıyorum. Aslında bugün burada suçsuzluğumu değil, bu gerçek dışı kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum. İşte savcılık beni böylesine gerçek dışı, kötü bir kurgudan ibaret çelişkili bir dizi beyan ile sözde örgütün Beylikdüzü döneminden beri en etkili üyesi, yöneticisi ilan etmektedir. Burada ciddi bir isnat değil, resmen keyfi bir yakıştırma söz konusudur.
Sayın Başkan; savcılık iddianamenin ikinci bölümünün devamında ise Cebeci, Boğaziçi İmar Müdürlüğü, krediler, İBB iştiraklerden Kültür Medya A.Ş., Ağaç A.Ş., İsfalt üzerinden çeşitli usulsüzlükler yapıldığını ve kamu zararının oluştuğunu, benim de yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklerde etkin rol aldığımı iddia etmektedir. Bu suçlamaların da içi boştur. Sizlere savunmamın başlangıcında görev ve yetkilerimin sınırlarını, sorumluluklarımı detaylı bir şekilde anlattım. Sahip olmadığım yetkiyle usulsüzlük yapabilmem zaten mümkün değildir. Yetkim dışında herhangi bir görev dağılımı yoktur. Ben kimseden talimat almadım, kimseye de talimat vermedim. Savunmama bu bölümdeki iddiaları başlıklandırarak devam edeceğim.
Savcılık, Cebeci ile alakalı bölümde, İSTAÇ'ın işletmekte olduğu hafriyat ve döküm sahalarının benim talimatım ile kullanılmadığını, devre dışı bırakıldığını iddia etmektedir. Murat Gülibrahimoğlu'nun iştirak şirketlerden birçok ihale almasının organize edildiğini, bu organizasyonda benim ilgili kurum yöneticilerine talimat verdiğimi; İSTAÇ A.Ş., İSFALT A.Ş. ve genel sekreterlik bünyesindeki yöneticilerin benim talimatlarım ile hareket ettiğini, Cebeci maden bölgesine kaçak hafriyat dökümü yapıldığını, fiilen kaçak döküm alanı olarak kullanıldığı iddia edilen maden sahasının sözde örgütün kontrolünde olduğu, maden sahalarında ve orman alanlarında zarar meydana getirilerek çevre kirliliğine sebebiyet verildiğini, 185 milyon ton kaçak hafriyat dökümü yapıldığını ve bu kaçak dökümler sebebiyle yaklaşık 31 milyar TL tutarında kamu zararı oluştuğunu, ayrıca yaklaşık 80 milyar TL tutarında maden kaybı oluştuğunu öne sürmektedir.
Sayın Başkan, sayın heyet; Cebeci maden bölgesi ile ilgili hakkımdaki iddialar teknik gerçeklerden, hukuki yetki sınırlarından ve dosyadaki resmi belgelerden tamamen kopuktur. Bu nedenle meseleyi net bir çerçeveyle ortaya koymak istiyorum. Öncelikle Cebeci maden bölgesinde ne olduğunu, benim orada neler yaptığımı anlatmam gerekiyor. Çünkü savcılığın iddianamesinde Cebeci maden bölgesinin vasfı, statüsü, orada neler yapıldığı, İBB'nin ne işinin olduğu kesinlikle belirtilmiyor.
Sayın Başkan, Cebeci bir hafriyat alanı değildir. Teknik olarak sıradan bir maden sahası da değildir. Burası Türkiye'nin ilk ve tek maden bölgesidir. İlk ve tek. Bu süreçte yeni bir saha da oluşturdular mı bilmiyorum ama biz tutuklanana kadar bildiğim kadarıyla, tek maden bölgesi burası. Burası, Türkiye'nin ilk ve tek maden bölgesi; onu söyledim. Burası için özel, bu statü burası için özel olarak tanımlanmış bir statüdür. Burayı değerlendirirken bu statüyü her zaman göz önünde bulundurmanız gerekir. Sırf burası için kanun değişikliği yapılmış ve yönetmelikler çıkarılmıştır. Yani Cebeci bölgesi projesi, savcılığın iddia ettiği gibi bir İBB projesi ya da örgüt projesi değildir. Cebeci Maden Bölgesi Projesi, bir devlet projesidir. Burası yaklaşık 40 yılı aşkın süredir agrega, kalker ve kum taşı üreten aktif bir maden sahasıdır. Bölgede çok sayıda maden ruhsatı alınmış ve pek çok madenci faaliyet göstermiştir.
Geçmişte yapılan derin kazıların zeminde çakışmalara sebebiyet vermiş, iş güvenliği ihlalleri sonucu pek çok iş kazası ve can kayıpları meydana gelmiştir. Bölgeye giriş çıkışların da kontrolsüz olması sebebiyle güvenlik ve denetim zafiyeti oluşmuştur. Bu durum maden sahasında ve çevresinde birçok yasa dışı faaliyetin yürütülmesine de sebebiyet vermiştir. Bu sorunların çözülebilmesi, çevreye barışık verimli madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, halk sağlığının korunması, yaşanan iş kazalarının engellenmesi, can kayıplarının ve güvenlik sorunlarının giderilmesi amacıyla 1 Ağustos 2018 tarihli 30496 sayılı Resmi Gazete ile 3213 sayılı Maden Kanunu ve maden bölgelerine ve ruhsatların taşınmasına ilişkin yönetmelik hükümlerine göre burası maden bölgesi ilan edilmiştir. Maden bölgesi ilan edilen yerlerde, maden bölgesi kurularak, buradaki tüm faaliyetler valilik tarafından da denetlenip, raporlanıp Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne gereği için iletilir. Cebeci maden bölgesi de bu kapsamdadır. İfademin devamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını kısaca bakanlık, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünü ise MAPEG olarak belirteceğim.
Cebeci maden bölgesinin komisyon başkanlığını İstanbul Valisi, sekreterliğini ise İstanbul Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı yürütmektedir. Maden Kanunu'na ve yönetmeliğe göre MAPEG, maden bölgelerini düzenli olarak heyet ile denetler. Valilik Komisyonu ilgili kurumlarla maden bölgesinin tüm sorunlarını gidermek amacıyla toplantılar yapar. Maden bölgelerini kapsamlı olarak denetler ve aylık raporlar hazırlayıp MAPEG'e göndermekle mükelleftir. Bunları ben söylemiyorum, kanun ve yönetmelikler böyle söylüyor. Ancak bu noktada savcılığın Cebeci maden bölgesinde hukuken kimin yetkili olduğu sorusunu görmezden geldiğini görüyoruz. Yetkili kurum İstanbul Büyükşehir Belediyesi değildir. Yetkili kurum Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüdür. Ayrıca Cebeci maden bölgesi vasfına sahip olması sebebiyle de İstanbul Valisi başkanlığında kurulan komisyon tarafından da izlenmektedir. Bu komisyonda bakanlık ve MAPEG temsilcileri de yer almaktadır. Maden bölgeleri bakımından kanun ve yönetmelikler açıktır. Ruhsat verme yetkisi MAPEG'dedir. Maden bölgelerinde her türlü faaliyeti başlatma ve durdurma yetkisi MAPEG'dedir. Maden bölgesindeki her türlü dolgu izni, hafriyat izni verme yetkisi MAPEG'dedir. Bütün bunları denetleme yetkisi de MAPEG'dedir. Ve MAPEG, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir kuruluştur.
Cebeci maden bölgesinin sorumlusu İBB veya şahsım değildir. İBB'nin bu maden bölgesinde madencilik faaliyetinde, hafriyat depolama ve dolgu işinde hiçbir yetkisi de sorumluluğu da bulunmamaktadır. Benim de bu konularda hiçbir sorumluluğum yoktur. Maden bölgesinde yetki tartışmasız bir şekilde MAPEG'e aittir. Bu kanuni zorunluluktur. Yetkisi olmayan bir kişinin ya da kurumun ise yetkiyi kötüye kullanması hukuken de mümkün değildir. Ancak savcılık aynı zamanda eylem 59 olarak iddianameye yansıyan bu bölümde Cebeci'nin bir maden bölgesi olduğunu ve yetkinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yani MAPEG'de olduğunu, diğer bir denetleyicinin ise İstanbul Valiliği olduğunu görmezden gelmiştir. Daha kötüsü, kanunen yetkisi olmayan İBB'yi buranın yetkilisi gibi nitelendirmiştir.
Sayın Başkan, heyetiniz tarafından konunun daha da anlaşılır olması adına sizlere İBB'nin Cebeci maden bölgesi projesi ile temasının nasıl başladığını ve sonraki sürecin anlatmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Cebeci maden bölgesi olarak ilan edilmeden önce 2018 yılının Mayıs ayında o dönemdeki adıyla MİGEM, yani Maden İşleri Genel Müdürlüğü —bugünkü adı da MAPEG'dir— İBB arasında protokol imzalanmıştır. İBB'nin Cebeci maden bölgesindeki varlığı kanuni bir zorunluluktan değil, bu protokolden ileri gelmektedir. Kaldı ki tarih itibariyle bu protokol İBB yönetimi AK Parti'deyken imzalanmış; protokole konu proje de İBB yönetimi AK Parti'deyken çizilmiş ve hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Protokole göre MİGEM, Cebeci'nin Maden Kanunu kapsamında ihale yapacak ve ihale sonucunda belirlediği, projeyi gerçekleştirecek olan yükleniciyi İBB'ye bildirecektir. Projenin uygulanacağı alanda yapılacak muhtemel kamulaştırma gerekliliklerinin tamamı İBB tarafından yapılacak ve kamulaştırma bedelleri İBB tarafından ödenecektir.
Bakanlık ve MAPEG, 2018 yılında Cebeci bölgesini düzenlemek amacıyla madencilik çalışmalarını durdurmuş ve bir düzenleme yapmaya karar vermiştir. Bakanlık danışmanı Profesör Doktor Atiye Tuğrul tarafından bir proje hazırlanmıştır. Profesör Doktor Atiye Tuğrul hem proje danışmanı hem de proje koordinatörüdür. MAPEG, 2018 yılında bu projeyi hayata geçirmek üzere bir ihale yapmış ve ihaleyi 20 Haziran 2018'de İSFALT, 270 milyon TL bedelle almıştır. İSFALT, teminat olarak 40 milyon TL, nakit olarak da 230 milyon TL teminat mektubunu da MAPEG'e vermiştir. Proje; maden içi sahaların düzenlenmesi, yolların, kapalı ve açık kanalların yapılması, derelerin göle bağlantısının sağlanması, tozun çevreye zarar vermesini önlemek için sütrelerin yapılması gibi imalatları kapsamaktadır. İSFALT, ihale şartlarını yerine getirdiğinde Kuzey Cebeci Maden Şirketinden %40 oranında, Güney Cebeci Maden Şirketinden ise %16 oranında hisse sahibi olabilecekti. İhalenin imalat süresi ise 2 yıldır. 4 Ocak 2019 tarihinde İSFALT'a ihale konusu yer, Cebeci ile ilgili yer teslimi de yapılmıştır.
2019 yerel seçimleri gerçekleştikten sonra yönetimin değişmesiyle beraber Sayın Ekrem İmamoğlu, ilk kez 2019 yılının Eylül ayında Cebeci Maden Bölgesi Koordinasyon Toplantısına katılmıştır. Yine bu komisyon toplantısında bakanlık temsilcileri, İstanbul Valisi, MAPEG Genel Müdürü, İstanbul Vali Yardımcısı ve Cebeci Maden Bölgesi Koordinatörü de yer almıştır. Bu şekilde az önce izah ettiğim Cebeci Maden Bölgesi Projesinden haberdar olunmuştur. Devam eden süreçte maden bölgesi alanındaki mülkiyet ve ruhsat uyumsuzlukları, çok ortaklı yapıdan ötürü karar alınmanın alınmasının imkansız hale gelmesi, bölgedeki madencilerin eski alışkanlıklarına devam ettirmeleri, projenin revizyona ihtiyacı olduğunun açığa çıkması gibi sebepler ile projede yaklaşık 1,5 sene boyunca ilerleme sağlanamamıştır. Kronikleşen bu sorunların çözülememesi sebebiyle Ekrem Başkan da beni eski, 40 yıllık madenci olduğumu bildiği için konu hakkında görüşüm istemiştir. Konuyu incelediğimde İBB iştiraki İSFALT'ın MAPEG'den aldığı ihalenin şartlarını yerine getirmesi için birkaç ayın kaldığını, imalatın ise tamamlanmasını geçtim, neredeyse henüz başlamamış olduğunu fark ettim. Özetle proje süresi bitmek üzereydi ve ihale yükümlülükleri yerine getirilememişti. Teminat olarak sunulan 270 milyon TL'nin irat kaydedilme riski, İSFALT'ın ihale yasaklısı olma, yani batma riski vardı. Ki bu teminat tutarı kur bazında çevrildiğinde günümüzde yaklaşık 4-5 milyar TL'ye de tekabül etmektedir.
Ayrıca ihale şartları gereği İBB’nin herhangi bir kazanımı olmamasına karşın, eski İBB yönetimi tarafından imzalanan protokol gereği kamulaştırma maliyeti, bakanlık tarafından İBB üzerine bırakılmıştır. Bu sebeple de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 12 milyar TL’yi bulabilecek bir kamulaştırma yüküyle de karşı karşıyaydı. Ben sadece İSFALT’ın teminatının yanmaması, İSFALT’ın ihale yasaklısı haline gelmemesi, İBB’nin de kamulaştırma yükü altında ezilmemesi için, kısacası kamu zararı oluşmaması için sürecin takipçisi oldum. Bu süreçte yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSFALT’ın zarara uğramamasını ve kamu yararını gözettim. Bunun dışında, imza yetkisi de dahil olmak üzere herhangi bir yetki ve sorumluluğum yok. Sonuç ne oldu? Eski yönetimiyle uygulanması planlanan ağır kamu yükü, yanlış proje mimarisi, çevresel etmenlerin gözetilememesi sonucu uygulana uygulanamayan proje; benim de meclis üyesi olarak İBB’nin ve İstanbulluların hakkını savunmak adına yaptığım katkılar ile MAPEG tarafından iki kez proje revize edildi. Bu revizeyle birlikte İBB’nin yaklaşık 12 milyar TL civarındaki kamulaştırma yükü 0 TL’ye düştü.
İSFALT’ın proje yükü 2018 rakamlarıyla 270 milyon TL iken —ki günümüzde bu rakam güncellediğinizde 4 milyar TL’ye tekabül etmektedir— İSFALT’ın burada yaptığı işlere harcadığı rakam ise, tam rakamı bilmiyorum ama 350 milyon ya da 500 milyon seviyesindedir en fazla. Yani burada yaklaşık 15,5 milyar TL bir kamu yararı olmuştur. 4 Ağustos 2023 tarihinde İSFALT, MAPEG’e proje tamamlama geçici kabulünü vermiş ve takip eden süreçte projenin bitirildiği de onaylanmıştır. İSFALT teminat mektubunu geri alarak bu tarihten sonra da maden ruhsatı hisselerine geri dönüşsüz olarak sahip olabilmiştir. Ortada kamu zararı değil, çok çok ciddi miktarda bir kamu yararı vardır. Savcılık bu alanın tabi olacağı kanunu görmezden gelerek kanuna ve gerçeklere aykırı değerlendirmelerde bulunmuştur. İddianamede Cebeci maden bölgesi içerisinde İSFALT’a ait flamalar koyularak sanki kamu alanıymış gibi gösterildiği iddiasıyla hileli işlem yapıldığı iddia ediliyor. Sayın Başkan; İSFALT, Cebeci maden bölgesindeki maden ruhsatlarının resmi ortağıdır. Ayrıca projeyi yürüten şirkettir. Orada flamasının olmasından daha doğal ne olabilir? Kaldı ki sahanın girişinde İSFALT’ın tabelası dahi bulunmamaktadır, bulunmaktadır. Ayrıca bu flamaları da ben astırmadım, şirket kendi hissesini korumak için, göstermek için asmıştır.
Gerek iddianamede gerekse savcılığın dayanak aldığı bazı ifadelerde İSTAÇ’ın Cebeci maden bölgesi içerisinde Kuzey İstanbul Modern İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne yapmış olduğu dökümden %50 gelir hakkının olacağı ve İSTAÇ’ın devre dışı bırakılarak bu gelir hakkını alamadığı iddia edilmiştir. 31 milyar TL’lik kamu zararı iddiası bu argümana dayanmaktadır. İSTAÇ’ın hafriyat sahalarını işletme ve buradan gelir elde etme hakkı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hafriyat yönetmeliği kapsamında kendisine tahsis edilen kamu arazileri, MAPEG tarafından maden vasfını yitirdiğinin tespiti tespit edildikten sonra eski maden ocakları, orman arazileri gibi sahalar için geçerlidir. Orman arazilerinde öncelikle Orman Bakanlığı’nın yeri İBB’ye tahsis etmesi gerekir. Sonra İBB’nin ilgili idareye harcını ödeyerek kiralama yapması, daha sonra da burayı meclis kararıyla İSTAÇ’a devretmesi gerekir. İSTAÇ ancak bundan sonra işletmeci sıfatıyla gelir sahibi olabilir. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi döküm izinleri vermeye başladığı tarihten bugüne kadar birçok özel şirkete izin vermiş ve gelir hakkı bulunmadığı için de İSTAÇ pay sahibi olmamıştır.
Kaldı ki Cebeci aktif bir maden bölgesidir, maden vasfını yitirmiş değildir. Öncelikle maden vasfını yitirmesi gerekir. Bu durum ancak MAPEG tarafından belirlenip onaylanabilir. MAPEG tarafından maden sahasının maden rezervini yitirdiği tespit edilip onaylandıktan sonra Orman Bakanlığı’nın burayı 5 yıllığına İBB’ye devretmesi ve bedelini de tahsil etmesi gereklidir. Dolayısıyla İSTAÇ’ın hafriyat sahaları ile Cebeci maden bölgesi farklı hukuki statülere tabidir. Maden sahalarında yürütülen faaliyetler standart bir hafriyat döküm sahası işletmeciliği mantığıyla değil, maden mevzuatı kapsamında değerlendirilir. 2021 yılında MAPEG, Cebeci maden bölgesi içerisinde döküm muvafakatini yalnızca Kuzey İstanbul Modern İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne vermiştir. Avukatlarım belgeleri mahkemenize sunacaktır. Cebeci maden bölgesi içerisinde İBB’ye tahsisli bir kamu veya orman alanı da yoktur. Dolayısıyla İSTAÇ’ın gelir hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle iddianamede itirafçıların İSTAÇ’ın burada bir gelir hakkı olduğunu söylemesi kanunla ve gerçekle çelişmektedir.
Savcılık iddianamede MAPEG’in yalnızca Kuzey Cebeci maden bölgesi için dolgu ve döküm izni verdiğini, Güney Cebeci maden bölgesi için izin vermediğini, kuzey için verilen iznin kullanılarak kaçak bir şekilde Güney Cebeci bölgesine döküm yapıldığını iddia etmektedir. Fakat belgelerini avukatlarım sunduğunda siz de göreceksiniz ki bu da doğru değildir. MAPEG, Güney Cebeci sahası içerisinde döküm yapılabilmesi için 2021 yılında ve 2023 yılında izin vermiştir. 2021 yılında Güney Cebeci bölgesinin güneybatısında TEİAŞ’ın trafolarının heyelan riski nedeniyle zarar görmesi ihtimalinden dolayı TEİAŞ, MAPEG’e buradaki maden çukurlarının ivedilikle doldurulması gerektiğini talep eden bir yazı göndermiştir. TEİAŞ’ın bu talebi üzerine MAPEG tarafından ilgili şirketten izinden de öte talimat veren nitelikte bir yazıyla belirtilen yere döküm yapılması istenmiştir.
Tek yetkili kurum olan MAPEG’in izinleriyle yapılan bir işlem, kaçak döküm olarak adlandırılamaz. Üstelik buradaki dökümlere İstanbul Valiliği de MAPEG tarafından onaylanan döküm gelirleri "gelir paylaşımı protokolü" ile ortak olmuştur. Bu protokol biz cezaevindeyken oradaki döküm işlerini yapan ve şu anda TMSF yönetiminde olan Kuzey İstanbul Gayrimenkul Şirketi, İstanbul Valiliği ve İBB tarafından imzalanan ek protokol ile de uzatılmıştır. Yani TMSF tarafından burada döküme aynı şekilde şu an bile devam edilmektedir. TMSF, MAPEG, İstanbul Valiliği burada yapılan dökümün yasal olduğunu kabul ederken, savcılık buranın mevzuatını, yetkili izin mercilerini göz ardı ederek hukuka aykırı gibi yansıtmıştır. Zaten bu husustan gerçekten cezai sorumluluk doğacak olsaydı, bu TMSF, MAPEG ve İstanbul Valiliği yöneticileri için de geçerli olurdu. Bildiğimiz kadarıyla ne bakanlık temsilcileri ne de İstanbul Valisi hakkında böyle bir soruşturma açma girişiminde bulunulmamıştır. Yayla bölgesinde yapıldığı iddia edilen dökümün de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSFALT ile ilgisi yoktur. O da ilgili yazışmalardan anlaşılmaktadır ki, Sultangazi Belediyesi, Sultangazi Kaymakamlığı ve İstanbul Valiliği koordinasyonunda yol yapımı için gerçekleşmiştir. Ne İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ne de şahsımla hiçbir ilgisi yoktur. Fakat savcılık buradaki resmi yazışmaları görmezden gelmiş, dedikodu mahiyetinde beyanlarla bizi suçlamıştır.
Cebeci maden bölgesinde MAPEG, İstanbul Valiliği, Sultangazi Kaymakamlığı, Sultangazi Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İBB iştiraki İSFALT ve ruhsat sahibi şirketlerin, MAPEG’in resmi gazetede sunduğu projeyi ve talimatları yapmak ve yaptırmakla mükellef olduğu; tüm denetimlerin ise Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü —MAPEG—, İstanbul Valiliği, Sultangazi Belediyesi tarafından düzenli olarak yapıldığı ve bugüne kadar hiçbir olumsuz tespitin bulunmadığı... İddianamede belirtilen 31 milyar TL’lik kaçak dökümler nedeniyle 80 milyar TL’lik maden rezervinin kaybına ilişkin yahut Orman Kanunu’na muhalefete ilişkin hiçbir tutanağın olmadığı, dökümlerin tamamının izinli ve kontrollü olduğu açık ve nettir. Ayrıca MAPEG tarafından soruşturma dosyasına sunulan belgelerden; MAPEG Ruhsat Denetleme Daire Başkanlığı tarafından yaklaşık iki aylık periyotlar ile mahallinde düzenli tetkik ve değerlendirme yapıldığı, yapılan bu tetkiklerin ise yazılı rapora bağlandığı, tutanak altına alındığı görülmektedir. Cebeci maden bölgesinde kaçak döküm, dolgu, hatalı bir uygulama meydana gelse dahi proje ve faaliyeti durdurma yetkisi yine MAPEG’dedir. Kaldı ki bu raporlara denetim yetkilileri tarafından yansıyan ifadelerden, böylesi bir olumsuzluğun söz konusu olmadığı, gerekli uyarı ve kontrollerin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Cebeci maden bölgesinde dolgu ve döküm faaliyetleri dahil olmak üzere tüm izinlerin MAPEG tarafından verildiği ve denetlendiği açıktır. "Etkin pişmanlık" adı altında, doğru yürüyen proje aşamalarını ve işlemleri sanki bir olumsuzluk ve suç varmış gibi ifade vermeye yönlendirilenler, tahliye olabilmek için olayları çarpıtarak ve tutarsız cümlelerle süsleyerek aktarmıştır. Oysa ki tüm proje başlangıcı, değişiklikleri ve süre uzatımı MAPEG yetkisinde ve bilgisi dahilinde, onların istediği şekilde yerine getirilmiştir. Maden sahasındaki döküm ve dolgu izinleri ve uzatmaları MAPEG’in izniyle, bazen de doğrudan kendi talebiyle verilmiştir. Bu izinler ve yapılan dolgu ve proje imalatları, kısa periyotlarda yine MAPEG tarafından denetlenmiş, takip edilmiş ve yönlendirilmiştir. Doğru yapıldığı, nerede durulması gerektiği, ölçümleme cihazlarının yerleştirilmesi gerektiği ve ağaçlandırma faaliyetlerinin nasıl yapılacağı... MAPEG talebiyle ruhsat sahibi şirket arasındaki, arasındaki yazışmalardan bellidir. Ayrıca Valilik Komisyonu tarafından tüm süreç takip edilmiştir. Bunların hepsi resmi belgelerde sabittir.
Ayrıca savcılık beni, İBB’ye verdiğim talimatla İSTAÇ’ın döküm sahalarına "atık taşıma belgesi" düzenletmeyip, yani sahaları kapatıp hafriyatları buraya yönlendirdiğim gibi akla ziyan bir iddiada bulunmuştur. Oysa ki İSTAÇ’ın işletmecisi olduğu sahalar hiç kapanmamıştır. Aynı anda işletilmeye de devam etmiştir. Bu sahalara aynı dönemde döküm yapılmıştır. Savcılık bunu araştırma gereği görmemiştir. Fakat Sayın Başkan, bu iddiadaki asıl saçmalık şudur: Atık taşıma belgeleri İBB tarafından değil, ilçe belediyeleri tarafından düzenlenmektedir. İBB yalnızca yol taşıma belgesi sistemini aktifleştirir. Örneğin; hafriyat dökmesi gereken ilgili müteahhit ilçe belediyesine giderek atık, atık taşıma belgesi düzenletir. Benim İBB’ye talimat vererek "atık taşıma belgesi" düzenlettiğim iddiası nasıl gerçek olabilir? Savcılık atık taşıma belgesini kimin düzenlediğini dahi bilmemektedir. Dahası, atık taşıma belgesinin ne olduğunu dahi bilmemektedir. Daha da ayıbı, iddianameyi yazarken öğrenme gereği de duymamıştır.
Sayın Başkan, sayın heyet; sizlere detaylıca Cebeci maden bölgesinin niteliğini ve buradaki süreci izah ettim. Yine de bu noktada savcılığın gerçekleri görmezden gelerek imalarla anlattığı Murat Gülibrahimoğlu ve şirketleri ile olan ilişkilerimi netleştirerek anlatmak isterim. Savcılığın iddiasının aksine, Murat Gülibrahimoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSTAÇ AŞ ile olan ilişkisi 2019 senesinde başlamamıştır. Bildiğim kadarıyla 2011-2012 yıllarından beri, İBB ve İSTAÇ ile resmi ve ticari ilişkisi olan bir isimdir. Murat Gülibrahimoğlu’nun bu işleri, 2019 yılında İBB’de yönetim değişikliği ile birlikte başlamamıştır. Kendisi zaten Eyüpsultan’daki döküm sahasını uzun yıllardır işletmekteydi. İSTAÇ ile eskiye dayalı protokolleri vardı. Savcılık makamı iddianamede Murat Gülibrahimoğlu’nun İBB ile olan ticari ilişkisinin 2019 öncesine, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun görevde olmadığı döneme dayandığını da görmezden gelmiştir ve iddianame anlatısını 2019’da örgüte dahil oldu şeklinde kurmuştur. Bu durum, yine iddianamede olaylar kurgulanırken gerçeklerin değiştirildiğini göstermektedir.
Ben Murat Gülibrahimoğlu’nu, Cebeci’deki süreçte, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, MAPEG ve Valilikle yapılan toplantılarda yakinen tanıdım. Kendisi de bu toplantılara katılıyordu. Kuzey Cebeci Madeni’nin 4 hisseli, Güney Cebeci Madeni’nin ise yaklaşık 16 hisseli yapısından kaynaklanan karar alma ve uygulama zorlukları vardı. Proje bu nedenle ilerleyemiyordu. Murat Gülibrahimoğlu, buradaki hisseleri satın alarak karar alma çoğunluğunu sağlayabileceğini ve böylece projenin uygulanabileceğini önerdi. Madencilikte hisse devralabilmek bile MAPEG ve Bakanlık onayına tabidir. Onaylanmaması durumunda ciddi maliyet riski barındırmaktadır. Bu toplantıda Atiye Tuğrul da aynı öneriyi destekledi MAPEG’te yapılan toplantıda. Ankara’da MAPEG Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcılarının katıldığı bu toplantıda Murat Gülibrahimoğlu’nun bu önerisini ve daha da önce bahsettiğim proje revizyonu önerilerini MAPEG heyeti olumlu buldu ve Murat Gülibrahimoğlu’nu destekleyici cümleler kullandı.
Savcılık, benim ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilişkisi olan diğer kişilerin zaman zaman Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketi olan Kuzey İstanbul Gayrimenkul firmasının yönetim kurulunda bulunmamızı da iddianameye konu etmiştir. Dikkatinizi çekerim bu firma Cebeci’deki hafriyat işlerini yapan Kuzey İstanbul Maden firması değil, maden ruhsatının sahibi olan firmadır. Bizim bu şirketin yönetim kuruluna girmemizi isteyen, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, MAPEG’tir. Buradaki proje Bakanlık için özel bir proje olduğundan, proje tamamlanana kadar buradaki söz ve karar hakkının kamuda olması gerektiğini, bu nedenle İBB’nin ve İstanbul Valiliği’nin yönetim kurullarında olarak karar mekanizmasını elinde bulundurması gerektiğini iletmiştir. Ben de bunun üzerine yönetim kuruluna girdim. İstanbul Valiliği personelleri memur olduğundan bu şirkete uygun yönetim kurulu üyesi verememişti. Benim buradaki yönetim kurulu üyeliğimin sona ermesinin nedeni; benim artık siyaseti bırakmaya karar vermiş olmam ve İSFALT’ın detaylıca anlattığım teminat mektubunu kesin olarak iade almasından sonra olmuştur. Çünkü artık İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve İstanbul halkının parası korunmuş ve garanti altına alınmış hale gelmiştir.
Ben, 2024 yılında yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyeliğine yeniden aday olmadım. Madencilik kariyerime ve ticaret hayatıma yeniden ağırlık vermek istedim. Çünkü artık siyaset yapmak istemiyordum. Hiçbir siyasi görev de almadım. Daha sonra Murat Gülibrahimoğlu ile az önce dediğim gibi farklı siyasi görüşlere sahip olsak da arkadaşlığımız gelişti, aile dostluğumuz oldu. Bununla birlikte ticaret yapmaya da başladık. Sayın Başkan, siyasette bulunduğum sürece, siyasi görevle ticareti hassas bir şekilde ayırmaya gayret ettim. Çünkü hiçbir zaman siyaseti maddi bir menfaat için yapmadım. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için de hep dikkatli davrandım. Bu nedenle de siyasi görevim varken kendisiyle bir ticari ilişki kurmadım. Siyasi görevim bittikten sonra ve ben artık siyaset yapmamaya karar verdikten sonra ancak kendisiyle ticari ilişkiye girdim. Ticari ilişkimin detaylarına da girebilirim fakat zamanınızı almak istemiyorum burada. İlgili belgeler avukatlarım tarafından sunulacaktır. Ortada hayali değil, gerçek bir ticaret vardır. Ayrıca kendisiyle Kuzey İstanbul Gayrimenkul isimli maden firmasına ortak olma konusunda anlaşmıştık. Hatta hisse bedeline istinaden başlangıç ödemesi de yapmıştır. Fakat daha sonra çeşitli uyuşmazlıklardan dolayı bu devir gerçekleşmedi. Tutuklandığım için de hisse bedeli için yatırdığım ödememi, yaptığım ödememi henüz geri alamadım. İlişkimiz ne örgütseldir ne siyasidir. Tamamı bundan ibarettir.
Sayın Başkan, sayın heyet; savcılık iddianamenin Boğaziçi İmar Müdürlüğü kısmında ise resmi hiyerarşiden bağımsız, gayri resmi bir üç ayaklı mekanizma tarif etmektedir. Bu kapsamda savcılık önce Elçin Karaoğlu, sonra Yakup Öner ve en son Fatih Keleş hattını çizmektedir. Ayrıca sözde örgüt adına temin edilecek menfaati benim belirlediğimi, Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde temin edilen suç gelirlerinin finansal koordinasyonunu ya benim tarafımdan doğrudan ya da benim emir ve talimatım ile ağabeyim Zafer Keleş veya Süleyman Atik tarafından alındığını iddia etmektedir. Bu iddiayı kesinlikle kabul etmiyorum.
Savcılığın, Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde gerçekleştiği iddia edilen eylemlere, Eylem 46’dan Eylem 59’a kadar toplam 13 eylemde yer verdiğini görmekteyiz. Bu eylemler incelendiğinde, 55. Eylem hariç olmak üzere, geriye kalan tüm eylemlerde benim “örgüt yöneticisi” sıfatıyla cezalandırılmam talep edilmiştir. Ancak bu eylemlerin hiçbirinde ben, olay örgüsünün içerisinde yer almıyorum. Benim, Eylem 46’dan Eylem 59’a kadar adı geçen Süleyman Çetinsaya, Mehmet Torunlar, Boris Borisenko, Cüneyt Yakut, Seyfettin Taşdan, Ayşegül Kayabay, Zeynel Kılıç, Okan Akkaş, Mehmet Muhittin Palazoğlu, Cafer Mahiroğlu, Mehmet Faruk Baştürk isimli şüpheliler ve Sinpaş Holding'ten Avni Çelik, Adnan Polat, Kaan Yücel, Murat Özyeğin isimli kişiler ile hiçbir tanışıklığım ve iletişimim yoktur. Nitekim bu eylemlerin hiçbirinin olay anlatımında az önce adını saydığım şüpheliler, müşteki veya tanıklar benden bahsetmiyorlar, hatta beni tanıdıklarını dahi söylemiyorlar. Bir kişi dahi çıkıp "Ben Fatih Keleş ile rüşvet pazarlığı yaptım, benimle Fatih Keleş görüştü, Fatih Keleş’e para verdim" demiyor. Bırakın beni rüşvetle ilişkilendirmeyi, beni tanıdıklarını, bildiklerini dahi söylemiyorlar, benden bahsetmiyorlar bile.
İddianamenin bu bölümünde yer almamın tek sebebi, Ertan Yıldız’ın 20 Mayıs 2025 tarihli gerçeğe aykırı etkin pişmanlık ifadesi, Süleyman Atik’in adeta Ertan Yıldız’ı kelimesi kelimesine tekrar eden 30 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesi ve devamında Yakup Öner’in, Süleyman Atik’in 30 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesini tekrar eden 23 Haziran 2025 ve 28 Temmuz 2025 tarihli etkin pişmanlık beyanlarıdır. Bu beyanların tamamı birbirinin tekrarı niteliğindedir ve savcılık tarafından soruşturma aşamasında bu beyanların doğruluğu araştırılmadan kabul görmüş, esas alınmıştır. Savcılık resmen Ertan’ın gerçeğe aykırı iddiasını Süleyman’a, Süleyman’ın gerçeğe aykırı iddiasını da Yakup’a doğrulatmış; böylece maddi gerçeği araştırmak yerine aynı anlatımın farklı kişiler tarafından döngüsel olarak tekrar edilmesini yeterli görmüştür. Dosya kapsamında bu beyanları doğrulayan tek bir iletişim kaydı, para transferi, fiziki takip tutanağı, teknik inceleme raporu ya da maddi bir bulgu bulunmamaktadır.
Ayrıca Ertan Yıldız’ın ifadeleri aradan yalnızca birkaç gün geçtikten sonra, nedeni ve kaynağı tarafımızca bilinmeyen bir şekilde basına sızdırılmış, sosyal medya hesapları üzerinden defalarca paylaşılmış ve kamuoyunda tartışma konusu yapılmıştır. Bu durum, henüz doğruluğu araştırılmamış, çapraz sorguya tabi tutulmamış ve somut delillerle desteklenmemiş bir etkin pişmanlık beyanının, adli makamların denetimi dışında, kamuoyu nezdinde peşin peşin hüküm oluşturacak biçimde dolaşıma sokulduğunu göstermektedir. Soruşturma aşamasındaki bir ifadenin servis edilmesi masumiyet karinesini zedelediği gibi yargılamanın tarafsızlığına da gölge düşürmüştür. Daha da önemlisi, tahliye beklentisi altında verilen ve henüz doğrulanmamış bir beyanın medyaya servis edilmesi, etkin pişmanlık kurumunun amacına aykırı biçimde kullanılabildiğini ve bu beyanların, etkin pişmanlığa başvuran diğer şüpheliler tarafından da adeta bir "tahliye bileti" olarak kullanılmasına yol açtığını göstermektedir.
Ertan Yıldız, 6 Mayıs 2025 tarihli gerçeğe aykırı ilk etkin pişmanlık ifadesinde, Cebeci’nin örgütün en büyük finans kaynağı olduğunu söylemiştir. Az önce Cebeci hakkındaki iddiaları tüm detaylarıyla birlikte izah ederek tek tek çürüttüm. Ertan Yıldız’ın ifadesinin devamında ise "İBB’nin ikinci büyük gayri resmi finans kaynağı Boğaziçi ön görünümüdür. Bu yapı Fatih Keleş üzerinden kontrol edilmektedir. Resmi muhatabı Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’dur. Gayri resmi ayağı ise Yakup Öner’dir. Boğaziçi İmar’a başvuran kişiler ya Fatih Keleş ya da Yakup Öner’e yönlendirilmekte; yine Boğaziçi İmar’da Fatih Keleş ve Yakup Öner’e bağlı, ismini bilmediği mimarlara yönlendirilmekteydi" diyerek ilk taşı atmıştı. Sonrasında ise Süleyman Atik, daha sonra da Yakup Öner’in beyanları ile ben birdenbire savcılık tarafından Boğaziçi’nde büyük kapsamlı işleri yöneten kişi, menfaat talebinde bulunan kişi, kurumda karar verici ve yönlendirici ilan ediliyorum. Ben Boğaziçi İmar bölümünde yer alan ve iddianameye Eylem 46’dan Eylem 59’a kadar yansıyan olay anlatımlarına baktığımda kendimi göremiyorum. Anlatılan olayların taraflarına baktığımda ise ben bu kişileri tanımıyorum; bu kişiler de beni tanımadıklarını söylüyor ancak yine birdenbire büyük kapsamlı işleri yöneten kişi, menfaat talebinde bulunan kişi, kurumda karar verici ve yönlendirici ilan ediliyorum ki bu durum başlı başına çelişkilidir.
Genelde soyut ifadeler ile büyük kapsamlı işleri, gayri resmi işleri yönettiğim, Boğaziçi İmar üst kısmında olduğum, her şeyden bilgim olduğu söylenmiştir; buna karşın tarih, zaman, rakamsal bir değer, somut bir olay veya kişiden bahsedilmemiştir. Sizlere ifademin başında kim olduğumu, görev ve yetkilerimin sınırlarını izah etmiştim; benim Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde herhangi bir görevim ve yetkim yoktur. Dolayısıyla bu durumda karar verici olmam, menfaat talebinde bulunmam ve menfaat temin etmem mümkün değildir. Sayın Başkan, sayın heyet; Yakup Öner etkin pişmanlık ifadelerinde pek çok farklı olaydan bahsetmiştir. Bunlardan bir kısmına soruşturma makamı tarafından itibar edilmemiş olacak ki iddianameye 10 eylem olarak yansımıştır. Bu 10 eyleme dair olay anlatımlarının hiçbirinde benim adım dahi geçmiyor. Ancak Boğaziçi’nde büyük kapsamlı işleri yöneten, menfaat talebinde bulunan kişi olarak yine ben ilan ediliyorum ve cezalandırılmam isteniyor.
Süleyman Atik ve Mehmet Faruk Baştürk’ün ifadelerine yer verilmiştir. Mehmet Faruk Baştürk ifadesinde adımı dahi zikretmemiştir. Beni tanımamaktadır. Kaldı ki ben de kendisini tanımıyorum. Yakup Öner ve Süleyman Atik’in olayı anlatış biçimleri birbirinden oldukça farklıdır. Hem kendi içinde hem de birbirleriyle çelişkilidir. Doğrusu bu ifadelerin neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Gerek iddia edilen tutar, gerek ödeme zamanı, gerekse taksit sayısı bakımından ifadeler ağır çelişkiler içeriyor. Bir anlatımda rüşvet bedeli olarak 13 Milyon TL, diğerinde ise 250.000 Dolar yani o günün kuruyla yaklaşık 5 Milyon TL’den bahsedilmektedir. Bir anlatımda menfaat elde edilmesinin sebebi bahçe düzenlemesi, kış bahçesi, imar desteği çerçevesinde; diğer anlatımda otel arkasındaki gizli odaların kullanıma açılması iddiası çerçevesinde; başka bir anlatımda ise zabıta baskısı ve mühürleme tehdidinden kurtulma çerçevesinde kurgulanmıştır. Aynı olayın çekirdeği dahi bu kadar farklı anlatılmıştır. Bir anlatımda ödemenin alındığı yer Tarabya yokuşu Carrefour önü ve Çoban Çeşmesi'nde bir kafe, diğer anlatımda ise adı geçen bu otel ve Florya civarı şeklinde yerler zikredilmektedir.
En absürdü ise şudur: Süleyman Atik, Mehmet Faruk Baştürk’ten az para istenmesinin sebebi olarak benim kendisine depremden sonra Sayın Ekrem İmamoğlu ile Baştürk’ten, Malatya’da görüştüklerini, Ekrem Bey’in yardımcı olunmasını istediğini söylediğimi iddia etmiştir. İfadelere göre Süleyman Atik ile Mehmet Faruk Baştürk 2022 yılının başında görüşmüştür. Son taksit ise 2023 yılının başında alınmıştır. Deprem ise 6 Şubat 2023 tarihinde gelmiştir, meydana gelmiştir. Ancak savcılık tüm bu çelişkileri görmezden gelerek yalnızca gerçeğe aykırı etkin pişmanlık ifadelerindeki anlatımların içerisinde Sayın Ekrem İmamoğlu ve benim adımın geçmesini suçlama bakımından yeterli görmüş ve rüşvet alma suçundan cezalandırılmamızı istemiştir. Kaldı ki Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu huzurunuzda dinlenmiş ve bahsi geçen otel ile ilgili imara aykırılık sebebiyle tutanak düzenlendiğini de anlatmıştır. Ancak imar dosyası dahi savcılık tarafından incelenmemiştir. Eğer ceza yargılamasında isim zikredilmesi mahkumiyet için yeterli olacaksa artık somut delilin, teknik incelemenin, maddi gerçeğin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Bu dosyada ise ispat yoktur, çelişki vardır, tutarsızlık vardır, zamanla bağdaşmayan iddialar vardır, delille desteklenmeyen beyan zinciri vardır.
Sayın Başkan, sayın heyet; ayrıca savcılık Süleyman Atik’in 30 Mayıs 2025 tarihindeki gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanlarını esas alarak iddianameye 47 ve 51 numaralı eylemleri konu etmiş, bu eylemler bakımından yöneticilik iddiasıyla cezalandırılmamı istemiştir. Bu eylemler yönünden her ne kadar yöneticilik iddiasıyla cezalandırılmam istenmiş ise de olay anlatımlarında hakkımda çeşitli iddialar ve anlatımlar olduğu için savunmamın bu bölümünde 47 ve 51 numaralı eylemlerin üzerinde özellikle durmak istiyorum. Çünkü bu eylemlerde konu edilen anlatımlardaki çelişkinin ve absürtlüğün şu an duruşma salonunda bulunan herkesin gözü önünde ayyuka çıkmasını istiyorum. Şöyle ki, 47 numaralı eylem bakımından Süleyman Atik, Florya’daki başkanlık konutuna bir iş için geldiğini, benim kendisine Süleyman Çetinsaya’nın belediyeye bağış yapmak istediğini, bu kapsamda 500.000 Dolar değerinde A101 kartı alarak vereceğini söylediğimi ve kartları teslim alması için kendisini görevlendirdiğimi ileri sürmektedir. Süleyman Atik’in anlatımına göre kendisi Süleyman Çetinsaya ile Maslak 42’deki ofisinde görüşmüş, ancak üç gün sonra Çetinsaya yeniden Atik’in ofisine gelerek kartla uğraşamayacağını belirtmiş ve bir çanta içerisinde 500.000 Dolar nakit para teslim etmiştir. Atik de bu çantayı ertesi gün ağabeyim Zafer Keleş’e verdiğini iddia etmektedir.
Öncelikle belirtmem gerekir ki, Süleyman Çetinsaya’nın ifadesinde adım dahi geçmemektedir. Çünkü kendisini tanımıyorum, o da beni tanımamaktadır. Çetinsaya’nın beyanında yalnızca Ertan Yıldız, Yakup Öner ve Süleyman Atik’in isimleri yer almakta, tarafımla ilgili tek bir temas, görüşme, talimatım veya bağlantıdan söz edilmemektedir. Bunun ötesinde, Süleyman Atik’in kurguladığı senaryo, kendi içinde dahi çelişkiler barındırmaktadır. İddiaya göre ben kartların teslim alınması için Çetinsaya ile buluşmasını istiyorum, ancak Atik, önce Çetinsaya’yı kendi ofisine çağırıyor, ardından yine kendi ofisinde buluşup kartların teslimini Çetinsaya ile planlıyor, üç gün sonra ise kart yerine nakit para teslim aldığını söylüyor. Süleyman Çetinsaya'nın beni tanımadığını açıkça ortaya koyan beyanı karşısında Süleyman Atik'in anlatımı hem dış doğrulamadan yoksun hem de kendi içinde tutarsızdır. Bu haliyle söz konusu iddia kötü bir kurgudan ibarettir.
51 numaralı eylem bakımından ise Süleyman Atik, arkadaşı Ayşegül Kayabay'ın 2021 yılında Arnavutköy'de bulunan evine tadilat yapmak için kendisine başvurduğunu, benim ise 250.000 TL karşılığında bu işi yaptırabileceğimi söylediğimi, Ayşegül Kayabay'dan aldığı 250.000 TL'yi ağabeyim Zafer Keleş'e Florya, Plevne Sokak'ta 08.30 – 09.00 sıralarında teslim ettiğini iddia etmektedir. Ancak Ayşegül Kayabay savcılık ifadesinde Süleyman Atik'i avukat olarak tanıdığını, Süleyman Atik'e mülkündeki sorunların çözümü için 2021 senesinde önce 200.000 TL, daha sonra 150.000 TL'lik iki ayrı ödeme daha yaparak toplamda 500.000 TL verdiğini, Süleyman Atik'in kendisinden 250.000 TL daha talep ettiğini ancak bu tutarı ödeyemediğini söylediğini, bir süre sonra da Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından mülküne yıkım işlemi uygulandığını belirtmiştir. Ayşegül Kayabay tarafından yapılan nakit para çekme işlemleri; sırasıyla 22 Ocak 2021, 1 Temmuz 2021 ve 17 Eylül 2021 tarihlerinde gerçekleşmiştir. Bu tarihlerde veya ertesi günü ağabeyim Zafer Keleş ile Süleyman Atik'in ortak bazı dahi bulunmamaktadır. Tek baz çakışması 21 Eylül 2021 günü 14.05 ve 15.21 saatleri arasında Bakırköy Marmara Forum AVM'de görülmektedir. Bu da zaten Süleyman Atik'in anlatımı ile yer ve saat olarak da uyuşmamaktadır. Ayrıca ağabeyim Zafer, Süleyman Atik'in beyan ettiği gibi Beylikdüzü'nde de yaşamamaktadır. Sayın Başkan, sayın heyet; siz değerli hukukçulara sormak isterim. Anlatılan bu olay ile benim ve ağabeyim Zafer'in ne ilgisi vardır? Bu iki olayda benim ve ağabeyimin somut olarak neye dayalı bir dahli vardır? Hakkımızda Süleyman Atik'in birbirinden çelişkili ve tutarsız beyanları dışında hangi somut delil vardır? Bunun değerlendirmesini sizin vicdanlarınıza bırakıyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; savunmamın bu kısmına kadar anlattıklarımı özetlemem gerekirse bu dosyada suç delili yoktur. Bu dosyada sadece isim zikretme birliği vardır. 13 eylemin 13'ünde ne bir mağdur beni tanıyor, etkin pişmanlıkçılar haricinde ne bir şüpheli benimle görüştüğünü söylüyor ne de tek bir kuruşun bana ulaştığına dair maddi bir bulgu var. Herhalde ben kendi yönettiği iddia edilen yapının içinde kimse tarafından tanınmayan dünyadaki ilk örgüt yöneticisiyim. 55 numaralı eylemdeki deprem ayrıntısı bu kurgunun en hazin itirafıdır. Henüz yaşanmamış bir felaketi, 2022 yılı başındaki bir rüşvet pazarlığına gerekçe olarak sunmak hukukla, mantıkla ve hafızayla açıklanamaz. Bu ifadenin hatırlanarak değil, alelacele kurgulanarak verildiğinin ve takvim yapraklarına bile bakılmadığının resmidir. Gerçek; bu kerelik suç imal etmek yetmemiş olacak ki zamanı bükerek suç imal etmeye yeltenilmiştir. Ertan Yıldız'ın başlattığı, Süleyman Atik ve Yakup Öner'in tahliye bileti olarak sarıldığı bu beyan zinciri paramparça olmuştur. Birbirinin kopyası olan imla hatalarına kadar benzeşen bu ifadeler, maddi gerçeği aydınlatmak için değil; belirli isimlerin, Sayın İmamoğlu'nu ve şahsımı dosyanın içine çekmek için sipariş edilmiş birer metindir.
Sayın Heyet... Bir sayfa on bir sayfa sonra ara verebiliriz başkanım. Yemek saatine de herhalde bitirmiş oluruz. Sayın Başkan, Sayın Heyet; ceza yargılaması “o öyle dedi” diye değil, “delil öyle diyor” diye yapılır. Bu dosyada deliller susuyor sadece itirafçı sıfatıyla kurtuluş arayanlar konuşuyor. Ancak onların anlattığı masal somut gerçeğin altında kalmaktadır. Hukuk varsayımlar ve ısmarlama beyanlar üzerine inşa edilemez. Hakkımdaki bu zorlama yöneticilik sıfatının ve mesnetsiz rüşvet suçlamalarının hiçbirinin hukuki dayanağı yoktur. Süleyman Atik'in ifadeleri etkin pişmanlık kurumunun ne denli kötüye kullanıldığının göstergesidir. Etkin pişmanlık delil üretmek için değil gerçeği ortaya çıkarmak için vardır. Gerçeğe aykırı, çelişkili ve dış doğrulamadan yoksun beyanlarla birçok kişinin tahliye edildiği bir tabloda aynı beyanların tarafım açısından ağır suçlamalara dayanak yapılması hukuk güvenliğiyle bağdaşmamaktadır.
Bu dosyada maddi gerçeğin beyan zincirinden değil somut ve objektif delillerden aranması gerekmektedir. Sözde etkin pişmanlık ifadelerinin ne denli dayanaksız olduğu ve kişilerin hiçbir somut delil olmaksızın yalnızca atfı cürüm ile tutuklandığını gördüğümüz bir diğer eylem ise 2016 yılından beri İBB'de şoför olarak çalışan, 2020'den beri de benim makam şoförlüğümü yapan Hüseyin Yurttaşın tutuklanmasına sebebiyet veren 18 numaralı eylemdir. Gerek Hüseyin'in gerekse bu eylemde yer alan diğer şoförlerin tutuklanmasına ise yalnızca Ertan Yıldız'ın şoförü Bayram Yıldırım'ın sözde etkin pişmanlık ifadeleri sebebiyet vermiştir. Bu sebeple açıkça söylüyorum, şoförüm Hüseyin Yurttaş bakımından savcılık tarafından yapılan kurye ve taşıyıcı zincir benzetmelerini asla kabul etmiyorum. Kendisi emeğiyle para kazanıp ailesini geçindirmekten başka bir iş yapmamıştır. Ben de kendisinden bugüne kadar hukuka aykırı bir iş yapması için hiçbir talepte bulunmadım.
Bu dosyada oğlum Mustafa, yeğenim Murat ve ağabeyim Muzaffer yine akıl almaz etkin pişmanlık beyanları, varsayımlarıyla dahil edildiler. Hepsi kan bağımdır, ailemdir, canımın bir parçasıdır. Hukuksuz bir iş yapmadığım gibi kendi aile üyelerimden de hukuksuz bir iş yapmaları için hiçbir talepte bulunmadım. Onları aracı kılmadım. Bu iddialar benim açımdan da çok yaralayıcıdır.
Sayın Başkan, Sayın Heyet… Savcılık; Medya A.Ş., Kültür A.Ş., Ağaç A.Ş., İSFALT A.Ş. olmak üzere iştirak şirketlerimiz üzerinden yüzlerce milyon TL tutarında ihalelerin bazı şirketlere aldırıldığını, bazı şirketlere göstermelik olarak yan teklif verdirildiğini, ihaleye girecek firmaların ve ihalenin sonucunun en başından belli olduğunu, bu şekilde elde edilen gelirin sisteme aktarıldığını, örgütün tıpkı bir “ahtapotun kolları” gibi İBB'ye bağlı iştirakleri yönettiğini, fayda sağladığını iddia etmektedir. Savcılık tarafından bu iddia ortaya konulurken, söz konusu kuruluşların hukuki statüsü, kurumsal yapısı ve işleyiş mekanizmaları bütünüyle göz ardı edilmiştir. Öncelikle belirtmem gerekir ki; bu şirketler, belediyenin birer müdürlüğü veya birimi değildir. Her biri ayrı tüzel kişiliğe sahip, kendi yönetim kurulları bulunan, kararlarını organları aracılığıyla alan anonim şirketlerdir. İBB'nin iştirak şirket adına ihale açması, sözleşme imzalaması ya da şirket hesapları üzerinden doğrudan tasarrufta bulunması hukuken mümkün değildir. Ertan Yıldız'ın hakkımdaki hiçbir iddiasını, daha doğrusu iftiralarını kabul etmiyorum. İştiraklerden sorumlu Başkan Danışmanı Ertan Yıldız'dır. Yine İstanbul Yönetim A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ertan Yıldız'dır. İştirakler, Ertan Yıldız'ın koordinasyonundadır. Farklı iştiraklerden yaklaşık 100 kadar personel, İstanbul Yönetim A.Ş.'de görev yapmaktadır. Benim iştiraklerle herhangi bir görevim olmadığı gibi, İstanbul Yönetim A.Ş.'de de herhangi bir görevim ve yetkim yoktur.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben, İBB iştiraklerinde herhangi bir görev ve yetkiye sahip değilim. İBB iştiraklerinin yöneticileriyle olan ilişkim oldukça sınırlıdır. İBB iştiraklerinde çalışanları tanımam. Bazı iştiraklerin yöneticilerini ise görev ve yetkimle sınırlı olarak belediyenin bazı etkinlik ve toplantılarından, kamu politikalarından ötürü tanırım. Kamu yönetimi bireysel tasarruflarla değil; yazılı mevzuatla, mevzuatın belirlediği sorumluluk zinciriyle ve denetlenebilir kurumsal mekanizmalarla işler. Belediye iştiraklerinin ihale ve ödeme süreçleri; yönetim kurulları, ihale komisyonları, mali işler birimleri, iç ve dış denetim mekanizmaları ile yürütülmektedir. Bu süreçler çok imzalı, çok aşamalıdır ve kayıt altındadır. Buna rağmen tarafımın, bu sistem dışında, gayri resmî ve görünmez bir otorite gibi tüm bu süreçleri yönettiği ileri sürülmektedir. Ancak, bu iddiayı destekleyen tek bir yazılı talimat, tek bir resmi imza, tek bir kurumsal yazışma, tek bir doğrudan maddi delil ortaya konulamamıştır. Yetkisi olmayan bir kişinin, resmi kaydı olmayan bir talimatla, iz bırakmadan, afaki ve uçuk rakamlara ilişkin yüzlerce işlem yaptığı ve onlarca kurum üzerinde hakimiyet kurduğu iddiası ciddiyetten uzaktır.
Benim resmi görevim, yetkim ve sorumluluk alanım, alanlarım bellidir. Sizlere ifademin başlangıcında yetki ve sorumluluklarımı detaylı olarak izah ettim. Bunun dışındaki bir alana ilişkin isnat, ancak somut ve doğrudan delille mümkündür. Böyle bir delil de dosyada yoktur. Hiçbir iştirakin genel müdürü, genel müdür yardımcısı veya yöneticisi, " Fatih Keleş'ten emir aldım, talimat aldım. Fatih Keleş'in talimatını yerine getirdim" dememiştir. Aksine kimseden talimat almadıklarını, aksine ilgili kurumların karar vericisi ve yöneticisi olduklarını söylemişlerdir. Ancak buna rağmen savcılık, beni iştiraklerin yöneticilerinden hiyerarşik olarak üstün bir konumda gösterme gayretindedir. Bunu da reddediyorum. Ben iştirak yöneticilerinden üstün bir konuma sahip değilim. İştirak yöneticilerine emir ya da talimat vermem hukuken de fiilen de mümkün değildir.
Çünkü söz konusu kuruluşlar, belediyenin birer alt birimi de değil, ayrı tüzel kişiliğe sahip, kendi yönetim kurulları ve icra organları bulunan kurumsal yapılardır. Eğer ortada bir talimat varsa bunun somut bir karşılığı olmalıdır. Eğer bir hiyerarşik üstünlük iddiası varsa bunun hukuki dayanağı gösterilmelidir. Varsayımsal şekilde "olabilir" denilerek bir kişi, binlerce çalışanı olan iştiraklerin üzerinde görünmez bir otorite gibi konumlandırılamaz. Ben ne hukuken ne de fiilen iştirak yöneticilerinin üzerinde bir makamdayım; ne şirket organıyım, ne imza yetkilisiyim, ne de karar merciiyim. Bu nedenle Savcılık'ın beni iştiraklerin üstünde konumlandıran kurgusu, hem hukuki dayanaktan yoksun hem de söz konusu kurumların kurumsal kimliğine ve yöneticilerin mesleki itibarına yönelmiş ağır bir haksızlıktır.
Sayın Başkan, sizlere iştirakler hakkında genel değerlendirmemi yaptıktan sonra ve savunmamı yaptıktan sonra yeniden iddianameye dönmek istiyorum. İştiraklere konu eylemler iddianamenin 5. bölümünde, Eylem 61'den başlamak üzere Eylem 143'e kadar anlatılmıştır. Bu kısımda bulunan 83 eylemin 80'inden örgüt yöneticiliği iddiasıyla cezalandırılmam istenmiştir. Örgüt ve örgüt yöneticiliğine ilişkin savunmamı ifademin başlangıcında zaten yapmıştım. Diğer üç eylem bakımından ise iddianamenin ispat bölümünde 138 ve 139 numaralı eylemler bakımından rüşvet alma suçundan cezalandırılmam istenmiştir. Bu ek ekim iki eylemi daha sonra ayrı ayrı ele alarak savunmada bulunacağım.
Savcılık, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'deki yapılanmanın Sayın Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla 2019 belediye seçimlerinden 2021 senesinin sonlarına kadar benim ve Murat Ongun tarafından organize edildiğini, 2021 senesinin sonlarından itibaren ise Murat Ongun tarafından sözde örgüt faaliyetlerinin gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Peki Sayın Başkan, durum böyleyken, savcılık beni nasıl Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'deki yapılanmanın 2019 belediye seçimlerinden 2021 senesinin sonlarına kadar benim tarafımdan organize edildiği tespitinde bulunabiliyor? Cevabını çok net bir şekilde verebilirim: Dedikodu mahiyetinde bazı sözlerle. Savcılık, bu iddiasında, yine iddianamenin diğer bölümlerinde olduğu gibi gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanlarını esas almıştır. Hiçbir somut delil göstermemiştir. Veysel Erçevik “duyduğu kadarıyla” Elapro firmasının gizli ortağı olduğumu, Umut Şenol ise şu an hayatta olmayan Urban Medya isimli şirketin eski sahibi Hüseyin Seçkin'den, yani “rahmetliden duyduğu kadarıyla”, Urban Medya isimli firmanın gizli ortağı olduğumu iddia etmiştir. Açıkça söyleyebilirim ki ben hiçbir şirketin gizli ortağı değilim. Tüm ticari faaliyetim, şirketlerim ve ortaklıklarım resmidir. Kayıtları mevcuttur. Reklam alanında hayatım boyunca ticari faaliyet göstermedim. Aynı sektörde bulunan, birbiriyle rakip sayılabilecek iki şirkete aynı zamanda ortak olduğum yönündeki iddia da abesle iştigaldir. Kaldı ki bu şirketlerin gizli ortağı olduğuma dair hiçbir somut delil de ortaya konulmamıştır. İddia sahibi kişiler dahi "duyduğum kadarıyla" demekle yetinmiştir.
Bu bölümde savcılık, ayrıca Eyüp Subaşı'nın etkin pişmanlık ifadesindeki beyanlarına yer vermiştir. Eyüp Subaşı'nın hakkımdaki iddiaları da asılsızdır. Eyüp Subaşı, Beylikdüzü'nde yaşayan ve faaliyet gösteren, baskı işleri yapan bir firmaya sahipti. 2014 yılında seçimlerden önce Beylikdüzü Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde olmam ve sonrasında Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Belediye Başkan adayı olması, benim de Beylikdüzü Belediyesi Meclis Üyesi adayı olmam sebebiyle seçim faaliyeti yaptığımız dönemde Eyüp Subaşı ile pankart baskıları yapması konusunda görüştüm. Seçim kampanyası döneminde ait seçim kampanyası dönemine ait baskı işleri Eyüp Subaşı tarafından yapıldı. Kendisine yaptığı işlerin bedelleri de ödendi. Nitekim kendisi de 2014 senesinde belediye seçimlerinden iki ay önce Fatih Keleş beni aradı ve "Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasına yönelik baskı ve duvar işlerini benim yapmamı teklif etti. Ben de bu teklifi kabul ettim ve iletişimimiz böylece başlamış oldu" şeklindeki beyanıyla bu tanışıklığın nasıl gerçekleştiğini ifade etmiştir.
Ancak Eyüp Subaşı'nın ifadesinde geçen, hemen akabinde "Fatih Keleş Beylikdüzü'nde bulunan bir seçim ofisinde beni Ekrem İmamoğlu ile tanıştırdı. Ekrem İmamoğlu bu görüşmede bana reklam işleriyle alakalı resmi ve gayriresmi tüm süreci Fatih Keleş ile yönetebilirsin dedi" şeklindeki beyanına katılmıyorum. Henüz seçim dahi gerçekleşmemiş ve kazanılmamışken ve kazanılıp kazanılmayacağı da belli değilken, nasıl bir gayri resmi süreç olabilir? Ve nasıl bu gayri resmi süreç benim tarafımdan yürütülebilir? Bu ifadedeki "gayri resmi" kelimesi savcılık tarafından iddianamenin pek çok yerinde koyu harfleri ile belirtilerek, benim gayri resmi işler yöneticisi olduğum ima edilmiştir. Ancak savcılık, böyle bir ön kabulle hareket etmiştir ki, henüz 2014 yerel seçimlerinin gerçekleşmemiş olduğunu ve Sayın Ekrem İmamoğlu'nun henüz Beylikdüzü Belediye Başkanı olmadığını dahi önemsememiştir.
İddianamedeki bu duruma özellikle dikkat çekmek isterim. Ayrıca Eyüp Subaşı'ya ait firmaların 2014-2019 dönemi içerisinde Beylikdüzü Belediyesi ile çalışmışlığı dahi yoktur. Dolayısıyla ortada iddia edilenin aksine ne resmi bir sürecin ne de gayri resmi bir sürecin varlığından söz etmek mümkün değildir. Eyüp Subaşı, etkin pişmanlık ifadesinin devamında ise 2014-2019 döneminden hiç bahsetmemektedir ve adeta beş yıl sonrasına zaman yolculuğu yaparak birdenbire 2019 yılına geçiş yapmaktadır. Eyüp Subaşı 2019 yerel seçimlerinden sonra kendisinin şirketinin uzmanlığı olan ve tecrübe sahibi olduğu açık hava reklamları mecraları ile ilgili işleri yapabileceğini bana söylediğini, benim ise bu teklifi kabul ederek üretim ihalesiyle alakalı işin iş için cirosunun %10'unu elden ve nakit olarak talep ettiğimi, sonraki süreçte kendisini Kültür A.Ş.'ye Genel Müdür olan Serdal Taşkın'a yönlendirdiğimi, Serdal Taşkın'ın ise 2020'nin başlarında yapılan üretimle alakalı ihale sürecini kendisinin kazanacağı şekilde organize ettiğini, devamında parça parça olmak üzere farklı tarihlerde toplamda 8-10 defada 5 milyon TL civarı parayı bana teslim ettiğini iddia etmiştir. Bir başka ifadesinde ise bu parayı farklı tarihlerde 15 seferde verdiğini söylemektedir. İddianamede yer verilen HTS baz kayıtlarının verim tarihleri dahi Eyüp Subaşı'nın beyanlarında geçen ve para verdiğini iddia ettiği tarihler ile uyumlu değildir. Detaylarını avukatlarım anlatacak.
Yine 28.05.2025 tarihindeki etkin pişmanlık ifadesinde, 2021 senesinin Eylül ayında daha önce almış olduğu dijital reklam işlerini Reklamist firmasına devretmesinin istendiğini, bu amaçla yapılan toplantılarda bulunduğunu, sonrasında kendisine baskı yapılarak bu işleri devretmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Bu iddialarını ise 6 yıl önceki sözde bir konuşmaya dayandırmıştır. Bu iddialar gerçek dışıdır. Eyüp Subaşı'nın beyanlarındaki doğru olan tek husus şudur: Kendisi beni 2019 yerel seçimlerinden sonra aramıştır. Görüşmemizde şirketinin faaliyetlerinden bahsetmiş ki ben kısmen biliyordum daha önceki 2014 yılından yaptığı faaliyetlerden. Bahsetmiş ve açık hava reklam işleri yaptıklarını ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile çalışmak istediğini söylemiştir. Bunun üzerine kendisine benim bu alan hakkında bilgi sahibi olmadığımı, ilgili iştirak şirketi ile görüşüp bilgi almasının daha doğru olacağını, benim bir yetkim olmadığını da söyledim. Görüşmenin içeriği bundan ibarettir.
Eyüp Subaşı ile sonraki görüşmelerimizde kendisinden Kültür A.Ş.'ne bazı işler için teklif verdiğini ve bir kısmını aldığını duydum. Eyüp Subaşı'ndan asla para almadım. Kendisinin iştirak şirketleri ile olan ticari ilişkisini, hangi işlere teklif verdiğini, hangi işleri ne kadar bedel ile aldığını, yaptığı işlerin detaylarını bilmem mümkün değildir. Kendisi hatırladığım kadarıyla pandeminin sonlarında beni yeniden aramıştı. Ciddi ekonomik sorunları olduğunu, borçlanarak yüklü miktarda yatırım yaptığını, iflasın eşiğine geldiğini, aldığı işler karşılığında yapması gereken yatırımları zamanında yapamayacağını, kira bedellerini ödeyemediğini, yüklü miktarda kuruma, İBB'ye borçlandığını, zor durumda, çok zor durumda olduğunu söylemişti. Ben kendisinin sorunlarını dinledim, maalesef dinledim. İlgili birimler ve yöneticiler ile görüşmesini ve sıkıntılarını da onlarla paylaşmasını söyledim. Bildiğim kadarıyla sonrasında pandemiden kaynaklı şirketlerin mağduriyet yaşamaması adına hem Eyüp Subaşı'na hem de aynı durumdaki diğer firmalara süre uzatımı imkanı tanındı. Ancak bir süre sonra kendisi yine bana ısrarla ulaşmaya çalıştı. Kendisine yine bu konuların benimle alakası olmadığını açıkladım. Sonunda ikna olmuş olacak ki ısrarına son verdi ya da ben öyle zannettim. Devamında ne yaptığını bilebilmem de mümkün değildir. Kaldı ki bizzat Eyüp Subaşı tarafından dosyaya sunulan mesaj kayıtları dahil durumun anlattığından ibaret olduğunu teyit etmekte, kendi beyanlarının doğru olmadığını göstermektedir. Bu mesajlarda da rüşvet alan ya da rüşvet veren bir kişi olmadığı açıkça görülmektedir. İfadelerde kullanılan üslup ve tarafların konuşma tarzı da bunun teyididir.
Eyüp Bey’i en son, 19 Mart'ta gözaltına alındıktan sonra, Vatan Emniyet Müdürlüğü'nde gördüm. Eşi ve oğlunun da tutuklanmasından, gözaltına alınmasından kaynaklı büyük üzüntü içerisindeydi. Adeta şoktaydı diyebilirim. O gün o nezaretteki tüm arkadaşlar da herkes kendi derdini unuttu, onun derdiyle dertlendi. Çünkü eşi bir yanda tutuklu, oğlu bir tarafta tutuklu, kendisi bir yerde ve evde de bakıma muhtaç bir çocuğunun daha olduğunu, onunla ilgilenecek dışarıda kimsenin kalmadığını adeta bunları sayıklıyordu o gün nezarette. Bu durumdan hepimiz, ben de başta olmak üzere hepimiz çok üzüntü duyduk. Sonra kendisi ve eşi tutuklandı. Sanırım oğlu da daha sonra tutuklandı. İçinde bulunduğu bu çaresizlik sebebiyle etkin pişmanlık başvurusunda bulunduğunu ve gerçeğe aykırı sözler söylemek zorunda kaldığını düşünüyorum. Aileyle sınanmanın ne olduğunu en iyi ben bilirim.
Son olarak iddianamedeki Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. bölümüne ait bölümüne ilişkin absürt bir çelişkiyi daha takdirinize sunmak istiyorum. Savcılık, benim 2019 yerel seçimlerinden 2021 senesinin sonuna kadar Medya Kültür A.Ş. organizasyonundan sorumlu suç örgütü yöneticisi olduğumu iddia etmesine karşın, iddianameye, 61. eylemden 120. eyleme kadar yansıyan ve 2019 yerel seçimlerinden gözaltına alındığım 19 Mart 2025 tarihine kadar, Kültür ve Medya A.Ş. tarafından gerçekleşen tüm ihaleler ve ticari faaliyetlerden kaynaklı örgüt yöneticiliği iddiasıyla cezalandırılmamı talep etmiştir. 1. eylem bakımından ise hem doğrudan hem yöneticilik isnadıyla cezalandırılmam talep edilmiştir. Bu eylemde açık hava reklam alanlarını kiralayan şirket yetkililerinin reklam izni için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne başvurmaları neticesinde şirket yetkililerinin Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'ye yönlendirilerek bu iştirak şirketlerle muvazaalı sözleşme imzaladıkları, bu sözleşme gereği iştirak şirketlerden şüphelilere gönderilen faturaların ödendiği, iştirak şirketlerden bu vesileyle biriken paraların sözde suç örgütüne aktarıldığı iddiasına yer verilmiştir. Bu eylemde adı geçen reklamcılardan yalnızca Eyüp Subaşı'nı tanırım. Kendisinin iddiaları ile ilgili savunmamı da az önce huzurunuzda yaptım. Hakkındaki beyanlarını kabul etmiyorum. Diğer reklamcıları ve iştirak şirket yöneticilerinin ise hiçbirini tanımıyorum. Tanıdıklarımı da onda tanıdım.
Savcılık Ağaç A.Ş. bakımından benzer bir iddiada bulunmuştur. Ertan Yıldız'ın Ağaç A.Ş. üzerinden rüşvet verilip toplanmasını sağladığını ve elde edilen suç gelirlerini sözde sisteme dahil ettiğini, benim ise sistem isimli yapıda toplanan paraların fiiliyatta kontrolünü sağlayan, örgütün toplanan haksız kazançları aktardığı ve "ana kasa" diye tabir edilen kişi olduğumu, bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerden haberimin olmamasının mümkün olmadığını iddia etmiştir. İstanbul Ağaç A.Ş. ve Peyzaj A.Ş., İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı iştirak şirketidir. Belediye bünyesinde şehirdeki yeşil alanların, ağaçlandırma ve peyzaj çalışmalarının planlanması ve uygulamasında görev alır. Bu kapsamda park, bahçe, refüj gibi açık alanlarda ağaç dikimi, bakım ve peyzaj hizmetleri yürütür. Ayrıca bitki üretimi gibi bazı üretim ve satış faaliyetleri de gerçekleştirir. Ağaç A.Ş. ile Ağaç A.Ş. ile ilgili bilgim bununla sınırlıdır.
Diğer iştirak şirketler gibi İSFALT A.Ş.'de de herhangi bir yetkim bulunmamaktadır. Yöneticilerine değil herhangi bir direktif vermek, yönlendirmede bulunmam dahi söz konusu değildir. Kendileri, kendileriyle böyle bir yakınlığım da yoktur. Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas da huzurunuzda dinlenmiş olup kendisinin savunması da beyanlarımı doğrulamaktadır. Savcılığın örgüt yöneticiliği, sistem ve benim ana kasa olduğum yönündeki iddialarına ifademin başında detaylıca cevap vermiştim. Savunmam bu bölüm açısından da aynen geçerlidir. Savcılık her ne kadar benim Ağaç A.Ş.'de gerçekleştiği iddia edilen eylemlerden haberimin olmamasının mümkün olmadığını iddia etmiş ise de bu iddiasına ilişkin herhangi bir somut delil ortaya koyamamıştır. Ayrıca iddianameye, iddianamenin bu bölümünde yer verilen şirketlerin ve şirket sahiplerinin hiçbirini de tanımıyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet, savcılık İSFALT A.Ş.'nin sistemi finanse etmek için bir araç olarak kullanıldığını, bu kapsamda İSFALT A.Ş.'ye bazı yöneticilerin ve çalışanların atandığını, İBB tarafından yapılan ihalelerin İSFALT üzerinde kalmasının sağlandığını, İSFALT'ın ise bu işleri belirli şirketlerin üzerinde bırakarak usulsüzce menfaat temini elde edilmesini sağladığını, ihalelere ilişkin bazı bilgilerin öncesinden Ertan Yıldız ve benim tarafımdan talep edildiğini, bu şekilde ihalelerin daha önceden belirlenmiş bazı şirketlerin üzerinde kalmasının sağlandığını, bu şirketlerden elde edilen menfaatin ise sisteme aktarıldığını iddia etmektedir. Sizlere az önce diğer iştirak şirketler bakımından izah ettiğim üzere benzer şekilde benim İSFALT A.Ş.'de de anyet [herhangi] bir görev ve yetkim yoktur. Gerek ana ihale gerekse alt ihalelerde imza yetkisi dahil olmak üzere herhangi bir ilgim ve yetkim yoktur. Sahip olmadığım yetkiyle usulsüzlük yapabilmem zaten mümkün değildir. Ben İSFALT A.Ş. de dahil olmak üzere hiçbir iştirak şirketinin genel müdürlerinin, genel müdür yardımcılarının ve diğer müdürlerinin, yöneticilerinin ve çalışanlarının işe alınması ve belirlenmesi sürecine dahil olmadım.
Nitekim dosyada dinlenen iştirak şirket yöneticilerinden hiç kimse "Yönetici olmama Fatih Keleş referans oldu, Fatih Keleş teklif etti" veya "Fatih Keleş sayesinde veya yönlendirmesiyle iştirak şirkette yönetici oldum, sorumlu oldum" dememişlerdir. Benim şirket yöneticilerinin işe alınma sürecine dair herhangi bir dahilim olduğuna ilişkin en ufak bir ibare yoktur. Aksine iddianamenin bu bölümünde adı geçen Burak Korzay ve Ziya Gökmen Togay dahil iştirak şirketlerinde nasıl yönetici olduklarını anlatırken eğitim ve geçmiş işleri hakkında başarılarından, İBB'deki kariyer süreçlerinden bahsetmişlerdir, adımı dahi zikretmemişlerdir. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi gerekse İSFALT A.Ş. ve diğer iştirak şirketlerin ihale süreçlerinde herhangi bir dahilim olmamıştır. Belediye meclis üyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı olarak böyle bir yetkim de zaten yoktur. Zira İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihale süreçleri ilgili ihale mevzuatı çerçevesinde yürütülmektedir. Benim ihale süreçlerinin ve komisyonlarında herhangi bir görevim ve yetkim yoktur. İştirak, şirket işlemlerine ve faaliyetlerine ilişkin hiçbir iştirak yöneticisine değil talimat vermek, fiili müdahalede bulunmuşluğum dahi yoktur. Kaldı ki ben resmen üzerime aldığım sorumluluklar sebebiyle işi başından aşkın bir insanım. Bahsi geçen alanlar da zaten hukuken ayrıntılı olarak tanımlanmış yönetim ve denetim şemaları net alanlardır. Benim de yetkim ve ilişkim olmayan bir alanda at koşturacak ne zamanım var ne de prensiplerim buna müsaade eder.
Savcılığın bu, bu yöndeki tespiti Ziya Gökmen Togay ve Burak Korzay'ın ihale bilgilerinin tarafıma iletildiği yönündeki gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanlarına dayandırılmıştır. Bu beyanları ve iddiaları da kabul etmiyorum. Ziya Gökmen Togay, 26 Mayıs 2025 tarihindeki savcılık ifadesinde kurum bünyesinde gerçekleşen ihaleler ile ilgili kendisine kimsenin talimat vermediğini, kimsenin müdahalesi olmadığını, ihalelerde rekabeti sağlayıcı tedbirler aldığını ve aynen, firmaların ihaleye girmesini, yaklaşık maliyet bilgisinin de şifre olmasını engellediğini, ihalelerin birçoğunun KİK sürecinden geçen açık ihaleler olduğunu, Sayıştay'ın yaptığı denetimler sonucu da herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini ifade etmiştir. Ancak sonraki etkin pişmanlık ifadelerinde satın almalarda çıkacak ihalelerin öncesinden Ertan Yıldız'a ve bana bildirilmesinin istendiğini, önce WhatsApp mesaj yoluyla sonra kapalı zarf içerisinde çıktı olarak bize veya sekreteryaya tesliminin istendiğini, bu şekilde bize bilgilendirme yapıldığını ifade etmiştir.
Burak Korzay ise 24.09.2025 tarihindeki pişmanlık ifadesinde güya benim asistanım olan Kaan isimli şahıs tarafından kendisinin bilgisi dahilinde satın alma müdürü olan Rana Uysal, Uysal'dan o ayki yapılacak işler, çıkılacak ihalelerin konusu ve işin bütçesinin alındığını, gönderilen bilgilerde yaklaşık maliyete ilişkin herhangi bir hususun olmadığını, ancak benim bir ay önce tamamlanan ihalelerin sonuçlarını bile talep ettiğimi beyan etmiştir. Öncelikle benim Kaan isminde bir asistanım yoktur. Dolayısıyla olmayan bir asistanım vasıtasıyla bu bilgileri talep etmem de mümkün değildir. Ayrıca huzurunuzdaki dosya kapsamında herhangi bir ihale ile ilgili gizli bir bilginin benimle paylaşıldığına dair hiçbir mesaj kaydı, elektronik posta kaydı veya somut bir delil yoktur.
Sizlere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanlığımı ifademin başında anlatmıştım. Ziya Gökmen Togay da İBB Spor Kulübü'nde benim yöneticimdir. Kendisiyle olan görüşmelerim bu kapsamdadır. Ayrıca sizlere Cebeci Maden bölgesindeki iddialara ilişkin savunmamı ifademin ikinci bölümünde yapmıştım. Burak Korzay, İSFALT'ın, yani Cebeci'de ruhsat sahibi firmanın aynı zamanda projenin yürütücüsü olan iştirak şirketinin genel müdürü. Kendisiyle olan görüşmelerim Cebeci'de anlattığım hususlar çerçevesinde ve bununla sınırlı olarak yapılan görüşmelerdir. Kendisinden hiçbir zaman hukuka aykırı bir talepte bulunmadım. Togay ve Korzay'ın gerçek dışı ve bağlamından koparılmış beyanlarını da kabul etmiyorum. Benim iştirakler koordinasyonu ve koordinatörlüklerde veya İstanbul Yönetim A.Ş.'de herhangi bir görevim de yoktur. İhale bilgilerini talep ettiğim veya bu bilgilerin benimle paylaşıldığı, ihaleleri organize ettiğim yönündeki iddiaların tümünü reddediyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; bu noktada yeniden iddianameye dönmek istiyorum. Savcılık iddianamesinde İSFALT’a ilişkin iddialar, eylem 133’ten başlamak üzere 140’a kadar sıralanmıştır. İddianamenin diğer bölümlerine benzer şekilde, 138. ve 139. eylem hariç olmak üzere, diğer eylemler bakımından örgütün finansal sorumlusu ve kasası olduğum iddiasıyla, örgüt yöneticisi olarak cezalandırılmam talep edilmiştir. Örgüt ve örgüt yöneticiliği iddialarına ilişkin savunmamı ifademin en başında yapmıştım. Bu sebeple bu bölümde yalnızca 138 ve 139 numaralı eylemler yönünden detaylı savunmamı yapacağım. Savcılık, 138. eylemde özetle; 25 Ekim 2022 tarihinde Ertan Yıldız ile birlikte iş insanı Ahmet Sarı ile bir araya gelerek rüşvet anlaşması yaptığımı, rüşvet alabilmek adına ihaleyi bilerek Ahmet Sarı ve İsmail Sarı’nın yetkilisi olduğu Zenit Yapı isimli firma üzerinde bırakılmasını sağladığımı, Ahmet Sarı’nın bu sebeple Ertan Yıldız’a 63 milyon TL, bana da 169 milyon 500 bin TL para olmak üzere toplam 232 milyon 500 bin TL verdiğini, 169 milyon 500 bin TL paranın 17 seferde parça parça abim Zafer Bey’e veya yeğenim Murat'a teslim edildiğini iddia etmektedir. Bu eylem bakımından rüşvet alma suçundan cezalandırılmam istenmiştir.
Ahmet Sarı ve İsmail Sarı ile rüşvet anlaşması yaptığım ve kendilerinden para aldığım yönündeki iddiayı da reddediyorum. Bu bölümdeki ifademin başında, heyetinize iştiraklerde herhangi bir görev ve sorumluluğumun olmadığını, imza yetkisi dahil olmak üzere herhangi bir imza yetkimin bulunmadığını da açıklamıştım. Dolayısıyla yetkim bulunmadığından; gerek ihale sürecinde Sarılara ait Zenit Yapı isimli şirketin menfaatine yönelik ayrıcalık tanıyabilmem, gerekse almış oldukları işlerden kaynaklı olarak hak ediş ödemelerini yapmam veya yaptırabilmem mümkün değildir. Bu süreçler, ilgili iştiraklerin müdürlükleri ve birimleri tarafından takip edilir. Benim tasarrufta bulunmam söz konusu dahi değildir. İhaleyi yönlendirdiğim iddia edilmektedir ancak imza yetkim yoktur, karar yetkim yoktur, ödeme yetkim yoktur, etkim yoktur. Şartname hazırlattığım söylenmektedir; buna dair tek bir yazışma, tek bir talimat, tek bir dijital veri bulunmamaktadır. Hak ediş ödemelerini yaptırdığım ileri sürülmektedir; buna ilişkin tek bir resmi işlem kaydı gösterilmemektedir.
Ahmet Sarı ve İsmail Sarı’ya ait firmalar, bildiğim kadarıyla 30 yılı aşkın süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleriyle çalışan firmalardır. Dolayısıyla bu firmalar, 2019 yılından sonra İBB ve iştirakleriyle çalışmaya başlamamıştır. Ben yine hatırladığım kadarıyla 2020 veya 2021 yılında Sarılara ait firmadan şirketime araç satın almıştım, bir kamyonet satın almıştım. Kendileriyle bu sebeple tanışmıştım. Dolayısıyla kendileriyle tanışmak için Ertan Yıldız’dan ricacı olmam zaten söz konusu değildir. İBB Spor Kulübü Başkanlığım döneminde, Sarılar ile 2022 yılı sonlarında başlamak üzere görüşmelerim olmuştu. Bu görüşmelerin sebebi ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı olmam ve kulübün eski araçlarının çok bakım masrafı gerektiriyor olması ve yolcu kapasitelerinin yetersiz olması sebebiyle bunları satıp yerine daha fazla yolcu kapasiteli ve daha yeni araç almamızdan kaynaklıdır. Bu görüşmelerimizde kendilerinden 2 adet otobüs ve minibüs satın aldık. Kendilerine de 2 araç sattık; minibüs ve otomobil sattık. Yapılan bu araç alım satımlarına ilişkin faturalar, avukatlarım tarafından mahkemenize sunulacaktır. Benim kişisel menfaat temin etmek gibi bir amacım söz konusu dahi olamaz.
Bu dönemde İBB Spor Kulübü Başkanı olarak tarafıma tahsis edilen Audi marka aracı dahi kullanmayı kabul etmedim. Bu makam aracını Sarıların şirketine satarak, kulübün amatör sporcularının kullanması için satın alınacak otobüsün ödemesinin bir bölümünü de bu araçlarla karşıladık. İlgili faturalar avukatlarım tarafından sunulacaktır. Kendilerine araç satımı, araç alımı esnasında bu aracın sporcular tarafından kullanılacağını, düşük kilometreli ve arızasız araçlar olması gerektiğini ve imkan dahilindeyse de iskonto yapmalarını rica etmiştim. Kendileri de bize en iyi fiyatı verdiklerini söylemişlerdi. Yine Avrupa Oyunları adaylığımız söz konusu olduğunda, kazanmamız halinde daha fazla sayıda araca ihtiyacımız doğacağından, Sarılar ile bazı ön görüşmeler yapmıştık; 3 tane daha büyük eski otobüsümüz daha vardı çünkü elimizde. Sarılar ile yapmış olduğum tüm bu görüşmeler, kulübün faaliyetleri kapsamında yapılmış görüşmelerdir. Sarılar bana, kendilerinin İBB ve iştirakleriyle çalıştıklarını ancak ödemelerini zamanında almakta güçlük çektiklerini ifade etmişlerdi. Alacaklı olduklarından ve alacaklarına kavuşamadıklarından da bu şekilde haberdar oldum. Ancak benim Sarılara komisyon karşılığı alacaklarının ödemesini yaptığım yönündeki iddia kesinlikle doğru değildir. Görüşmelerimin sınırı, izah ettiğim şekildedir.
Ahmet Sarı ve İsmail Sarı'nın ifadesi, savcılık tarafından 21 Mayıs 2025 tarihinde alınmıştır. Sarılar, ilk ifadelerinde, hakkımda hiçbir beyanda bulunmamışlardır. Ancak Ahmet Sarı, aradan henüz 6 gün geçtikten sonra verdiği gerçeğe aykırı etkin pişmanlık ifadesinde; 2022 yılının sonlarında kendisinin, ben ve Ertan tarafından, para vermeden alacaklarını tahsil edemeyeceğini, bir sistem işlediğini söylendiğini, bu kapsamda Florya eski başkanlık konutunda abim ve yeğenim vasıtasıyla 2022 Aralık ayından 2024 Mayıs ayına kadar 17 farklı seferde toplam 169 milyon 500 bin TL para verdiğini beyan etmiştir. Bu ifadenin hemen akabinde ise yalnızca 6 gün sonra Ahmet Sarı ve İsmail Sarı tahliye edilmiştir. İlk ifadelerinde aleyhe herhangi bir beyanda bulunmayan Sarılar, tutuklanmalarının hemen ardından içerik itibarıyla tamamen değişen etkin pişmanlık beyanları vermeleri ve akabinde tahliye edilmeleri karşısında söz konusu beyanların özgür irade ürünü olup olmadığı ve güvenilirliği hususunda ciddi tereddütler doğmaktadır. Ancak savcılık makamı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan bu kişiler hakkında iddianamede ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kanaatini bildirmiştir. Bu durum dosya kapsamında fiilen şu sonucu doğurmaktadır: Fatih Keleş'e para verdiğini söyleyen kurtulur.
Şahsıma para verdiğini beyan eden kişiler cezai sorumluluktan kurtulmakta, buna karşılık bu beyanların tek muhatabı olan ben, somut ve bağımsız delil olmaksızın suçlanmaktayım. Milyonlarca liradan oluşan bir meblağın iki yıla yayılan sistematik bir rüşvet ilişkisi kapsamında el değiştirdiği iddia edilmesine karşın bu iddianın dayanağı, cezadan kurtulmuş kişilerin soyut beyanlarından ibarettir. Böyle bir paranın gerçekten verilmiş olması halinde bunun mutlaka maddi bir izi, teknik bir yansıması, finansal bir karşılığı olması gerekir. 169 milyon 500 bin TL'nin 17 ayrı seferde elden teslim edildiği ileri sürülmektedir. Bu miktarın fiziki hacim itibarıyla ciddi bir taşıma organizasyonu gerektireceği açıktır. Buna rağmen tek bir kamera görüntüsü, tek bir teknik takip kaydı yoktur. Tek bir para yakalaması yoktur. Tek bir fiziki emare yoktur. Tarafıma veya yakınlarıma ait mal varlığında bu iddiayı destekleyecek tek bir artış tespiti yoktur.
Ayrıca savcılık, hangi amaçla şirket veya şahsi hesaptan çekildiği dahi belli olmayan bir paraya ilişkin banka dekontunu doğrudan rüşvet vermek amacıyla çekilmiş bir para gibi göstermektedir. Savcılık, iddiada bulunan kişilerin sunduğu banka dekontlarındaki hesap sahibinin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesini dahi yapmamış; doğrudan rüşvet vermek amacıyla çekilen para olduğu yönündeki beyanlarını kabul etmiştir. Yine savcılık tarafından Sarılara ait firmaların İBB ve iştirakleriyle yaptığı işler ve hak ediş ödemeleri ilgili kurumlardan talep edilmemiş, bu şirketlere yapılan hak ediş ödemelerinde olağan dışı bir durum olup olmadığının tespiti dahi yapılmamıştır. Özet olarak; para verdiğini söyleyen kişiler cezai sorumluluktan kurtulmuş, buna karşılık parayı aldığı iddia edilen kişi hakkında tek bir bağımsız, objektif ve denetlenebilir delil ortaya konulamamıştır. Ceza soruşturması adeta hukuktan çıkmış, beyan pazarlığına dönüşmüştür.
Sayın Başkan; gerek bu eylem bakımından, gerekse Ertan Yıldız'ın gerçeğe aykırı beyanlarına konu ettiği olaylar bakımından şu durumun da altını çizmek istiyorum: Dosya kapsamında anlaşıldığı üzere, Sarılardan menfaat edinildiğine ilişkin ilk iddia, gizli tanık Gürgen'in 16 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde geçmektedir. Gürgen'in ifadesindeki iddiaların tamamı AĞAÇ A.Ş.'ye ilişkin olup bu ifadede Sarılar firmasının AĞAÇ A.Ş.'den ihale alan firmalardan olduğu, Ahmet Sarı'nın bu işler karşılığında Ertan Yıldız'a 250 milyon TL para verdiğini, Ertan Yıldız'ın iştiraklerden sorumlu danışman olduğunu beyan etmiştir. Gizli tanık Gürgen'in 16 Mayıs 2025 tarihindeki ifadesine konu bu iddia Ertan Yıldız'a sorulmuş olacak ki Ertan Yıldız, 20 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde Sarılardan bahsetmekte ve iddiaya konu eylemlerin benim tarafımdan yapıldığını söylemektedir. Ertan Yıldız'ın önceki 6 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde Sarılara dair tek bir beyanı bulunmaz iken, 20 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde bu iddiaya detaylı şekilde yer vermesi, beyanların yöneltilen sorulara paralel şekilde kurgulandığını göstermektedir.
Gerek bu olay gerekse Ertan Yıldız'ın gerçeğe aykırı ifadelerinde konu diğer olaylarda, Ertan Yıldız'a kendisiyle ilgili bir iddia sorulmakta; ancak Ertan Yıldız tarafından olay doğrulanmakla birlikte anlatım şekli değiştirilerek kendisi yerine bu olayın benim tarafımdan veya başkası tarafından yapıldığı iddia edilmektedir. Bu durum, etkin pişmanlık kurumunun amacına uygun olarak değil, yöneltilen iddiaları bertaraf etmek adına sorumluluğu sistematik biçimde üçüncü kişilere yönlendirme amacıyla hareket edildiğini açıkça göstermektedir. Bu yaklaşım, savcılık tarafından kendisine yöneltilen istinatları kabul etmek yerine, iddia edilen olayı doğrulayıp fail unsurunu değiştirerek sorumluluğu başkalarına yükleme şeklinde sistematik bir savunma stratejisi izlendiğini de göstermektedir.
Savcılık 139 numaralı eylemde ise Selim Özderya'nın yürüttüğü işler ve alacakları kapsamında kendisinden rüşvet talep edildiğini, bu kapsamda farklı tarihlerde parça parça nakit ödemeler yaptığını, bu ödemelerin bir bölümünü Kayabaşı bölgesinde, bir bölümünü ise Florya'da abim Zafer Keleş'e gerçekleştirdiğini ve bu süreçte benim örgüt lideri adına rüşvet almak için anlaşma yapan kişi olduğumu iddia etmektedir. Bu iddialar çerçevesinde rüşvet alma suçundan cezalandırılmam talep edilmektedir.
Eyleme konu edilen Selim Özderya’nın soruşturma dosyasına vermiş olduğu üç ifade, birbiriyle çelişkilidir. Kendi içerisinde dahi tutarlı değildir. Ben Selim Özderya’yı Beylikdüzü’nde mermer işi yaptığı 2015-2016 yıllarından tanırım. Kendisi de Trabzonludur, hemşehrimdir. Ancak 2019 yılından sonra İBB döneminde kendisiyle bir irtibatım olmamıştır. Belki bir kez seçimi kazandıktan sonra "hayırlı olsun" için gelmiş olabilir, ziyaret etmiş olabilir, ondan da çok emin olamadım.
Selim Özderya, ilk kez 16 Haziran 2025 tarihinde tanık sıfatıyla ifade vermiştir. Bu ifadesinde deprem zamanında 5 milyon TL parayı Florya'daki İBB eski başkanlık konutunda elden abim Zafer’e verdiğini söylemiştir. Sonrasında 24 Haziran 2025 tarihli ifadesinde, 2019 yılında aldığı Unkapanı Köprülü Kavşak işi İBB tarafından iptal edildiğinde benimle görüştüğünü ve kendisinden komisyon talep ettiğimi, ancak kendisinin vermeyi kabul etmediğini, bu sebeple işlerinin iptal edildiğini ve zorluk çıkarıldığını... Bu işin de iptal gerekçesini Sayın Gürkan Alpay burada ifadesinde izah etmişti sebebinin ne olduğunu ayrıntılı olarak. O ifadeden de hatırlatmak isterim. 2022 yılında ise abim Zafer’in kendisine ait şantiyeye giderek "Fatih Keleş ile bir şey konuşmuşsunuz. O konuyu yerine getirmen gerekiyor" dediğini ve kendisinin bu şekilde komisyon vermeden alacaklarının ödenemeyeceğini ima ettiğini, bu sebeple çeşitli zamanlarda para ve gıda kartı verdiğini söylemiştir.
Selim Özderya’nın beyanları kendi anlatım bütünlüğünü de çürüten, açık ve ağır çelişkiler içermektedir. Aynı olay örgüsü hakkında üç farklı tarihte verilen ifadeler; hem kişi sayısı hem ödeme sayısı hem ödeme yeri hem toplam tutar hem de ödeme gerekçesi bakımından birbirinden farklıdır. Bu derece çelişkili, kendi içinde dahi tutarlılık taşımayan beyanların savcılık makamı tarafından güvenilir kabul edilmesini şaşkınlıkla karşılıyorum. Bir anlatım ya sabittir ya değildir. Eğer bütün unsurlar her ifadede değişiyorsa ortada hatırlama değil, kurgulama vardır. Değişmeyen tek şey, her anlatımın sonunda bir şekilde tarafıma ve aileme yöneltilen, zaman içinde genişleyen ve şekil değiştiren bir iddia silsilesidir. Selim Özderya diyor ki: "2019’da Fatih’le görüştüm. Bundan tam 3 yıl sonra Zafer benim yanıma geldi. O zaman anladım ki alacaklarımı almak için rüşvet vermem lazım." Selim Özderya, abim Zafer’i görünce birdenbire aklına 3 yıl önceki benimle gerçekleştirdiği sözde konuşma geliyor. Hatta abim Zafer’i görür görmez ne kadar bedeli var, kaç taksit halinde ödenmesi lazım, kime teslim etmesi gerektiğini hemen anlıyor.
HTS ve bazlar hakkındaki gerekli açıklamaları avukatlarım yapacak ancak kısaca şunu söylemek istiyorum: Gerek Selim Özderya’nın ifadesi gerekse dosya kapsamındaki başkaca müşteki, şüpheli ve tanık ifadelerindeki mantık hatalarının, hayatın olağan akışına aykırı olan anlatımların ve ifade değişikliklerinin sebebinin şüphelilere baz kayıtları tarihlerinin söylenmesinden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Baz tarihlerinin üzerinden hikaye kurgulanıyor. Bu sebeple Selim Özderya’da da olduğu gibi böyle mantıksız, zamanları bile uyuşmayan senaryolar ortaya çıkmıştır. Ve yine bu eylem bakımından da aynı 138. eylem Sarılar hakkında olduğu gibi savcılık makamı, Selim Özderya hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinden ceza verilmesine yer olmadığı kanaatini bildirmiştir. Sonuç değişmemiştir; Fatih Keleş’e para verdiğini söyleyen kurtulur. Şahsıma para verdiğini beyan eden kişiler cezai sorumluluktan kurtulmakta, buna karşılık bu beyanların tek muhatabı olan ben ve abim, somut ve bağımsız delil olmaksızın suçlanmaktayız.
İddianamede yer alan eylemler bakımından son olarak 140. eylem kapsamında savcılık; Kirazlı-Halkalı metro hattı yapım işine ilişkin daha sonra iptal edilen ihaleyi kazanan firmanın yetkilileriyle bir rüşvet anlaşması yapıldığını, bu anlaşmanın benim tarafımdan yapım merkezi yetkilileriyle görüşmek suretiyle ihale bedeli üzerinden komisyon ödenmesi şeklinde olduğunu, gizli kalması gereken ihale bilgilerinin firma yetkilileriyle paylaşıldığını ve ihalenin bu firmalar üzerinde kalacak şekilde organize edildiğini iddia etmektedir. Savcılık, rüşvet anlaşması yapma suçundan doğrudan cezalandırılmamı, ihaleye fesat karıştırma suçu yönünden ise örgüt yöneticisi sıfatıyla cezalandırılmamı talep etmektedir. Birinci eyleme dahil edilmemin sebebi de Ertan Yıldız’ın 6 Mayıs 2025 tarihli gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanlarına dayanmaktadır. Yıldız ifadesinde, aynen okuyorum: "Metro ihalesinin en başta başka bir firmayla dizayn edildiği, hangi firma için hangi fiyat tekliflerinin verileceğinin belirlendiği, hatta Fatih Keleş'in %7 komisyon üzerinden anlaştığı konuşuluyordu. Fakat ihaleden bir gün önce bir şahsın otelden kasti götürdüğü belge basına sızdırıldı. Bunun sonucunda ihale apar topar iptal edildi" demiştir. Ben Ertan’ın "konuşuluyordu" dediği; kimin tarafından konuşulduğu, hangi bilgiye dayandığı, nasıl öğrenildiği belli olmayan beyanı ile 140. eylemin içerisine dahil ediliyorum.
Yakup Öner ise 17 Temmuz 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde: "Son ihaleyi Kalyon firması aldı. Önceki ihale sürecinde firmalar ile görüşme yapıldığını, ihale bedeli üzerinden %10’luk pay talep edildiğini biliyorum. Bu görüşmeler Fatih Keleş koordinesinde yapılıyordu." demiştir. Ancak nasıl bildiğini açıklamadığı gibi, hangi firmalar ile nasıl görüşme yaptığımı da bu görüşmenin içeriğine nasıl vakıf olduğunu da anlatmamıştır. Yalnızca "biliyorum" demekle yetinmiştir. Ben Yakup’un "biliyorum" dediği ancak hangi bilgiye dayandığı belli olmayan beyanı ile 140. eylemin içerisine dahil ediliyorum. Savcılık da bu kritik anlatım boşluklarından rahatsız olmuyor. Bütünlüğü sağlamak üzere soru yöneltme ihtiyacı duymuyor. Belli ki benim suçlanmamla istedikleri neticeyi elde ettikleri için fazlası ile ilgilenmiyorlar. Buna karşın dosya kapsamında ifadesi alınan Arıoğlu ailesinin üyeleri, kendileriyle ihale bedeli üzerinden komisyon talebinde bulunulduğu iddiasını doğrulamamıştır.
Benim Arıoğlu ile Haliç İBB Spor Tesisleri’nde görüşmem olmuştur. Öncesinde genel sekreterlikle İBB Spor Kulübü’nün bütçesiyle alakalı konuyu görüşmek için gittiğimde karşılaşmıştım. Bu şekilde tanıştım. Büyük bir firma olduklarını ve İBB Spor Kulübü’ne sponsorluk gibi fayda sağlayabileceklerini düşünerek kendilerini Haliç’te bulunan tesise davet ettim. Geldiklerinde spor alanındaki çalışmalarımızı anlattım, tesisi gösterdim. Şirketlerinin sivil toplum ve sosyal destek çalışmalarına uygun görmeleri halinde spor tesisi yapımı, amatör sporcuların desteklenmesi gibi çeşitli yollarla İBB Spor Kulübü ile de iş birliği yapabileceklerini söyledim. Şu aşamada uygunluklarının olmadığını ancak yapılan çalışmaları takdirle karşıladıklarını, ilerleyen süreçlerde uygunluklar olması halinde değerlendirmeye alabileceklerini söylediler. Kısacası geçiştirdiler. Görüşmemizin içeriği yalnızca bundan ibaret. Dedikodu mahiyetinde, görgüye dayanmayan sözler esas alınarak savcılıkça cezalandırılmam talep olunmuştur.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, savunmamın sonuna gelmiş bulunuyorum. 15 ayı aşkın süredir özgürlüğümden mahrumum. Ailem bu süreçte parçalanmış durumda. Oğlum, yeğenim ve yıllarca emeğiyle çalışan şoförüm bu dosyanın gölgesinde aylarca tutuklu kaldılar. Ağabeyim halen tutuklu. Hakkımdaki iddialar ağırdır. Ancak iddiaların ağırlığı, delilin varlığı anlamına gelmez. Ceza hukuku kanaatle değil, kanıtla hükmeder. Varsayımla değil, ispatla karar verir. Bu dosyada ortada somut bir para yoktur. Ortada izah edilemeyen bir mal varlığı yoktur. Ortada banka hareketi yoktur. Ortada hiyerarşi yoktur. Ortada talimat zinciri yoktur. Ortada örgüt yoktur. Ortada maddi delil yoktur. Ama ortada bir hayat vardır, benim hayatım vardır, benim ailem vardır, benim itibarım vardır. Hayatım açıktır, sicilim açıktır, mal varlığım açıktır, banka hesaplarım açıktır. Eğer gerçekten iddia edildiği gibi milyarların yöneticisi olsaydım bunun bir izi olurdu. Matematiğin de ekonominin de ve hayatın olağan akışının bir kuralı vardır: Büyük para iz bırakır. Bu dosyada o iz yoktur. Çünkü o para yoktur, o örgüt yoktur, o sistem yoktur.
Ben buradaki senaryonun figüranı değilim. Ben bir insanım, bir babayım, bir kardeşim, bir eşim. Bir babanın taşıyabileceği sabır sınırlarının çok ötesinden sizlere sesleniyorum. Oğlumun, ağabeyimin ve yeğenimin rehin alındığını bile bile, onlardan kilometrelerce uzakta başka bir cezaevinde benden başımı yastığa koyup uyumam beklendi. Ben denedim ama başaramadım. Bir insanın sevdiklerinin akıbetinden bihaberken nefes alması dahi yük haline gelmişken, uyku haram hale geliyor. Ben, oğlum kötü arkadaş çevresi edinmesin, kötü arkadaş çevresine girmesin, yanlış yola sapmasın diye üzerine titreyerek büyüttüm. O ise tüm endişelerimi boşa çıkararak dürüstlüğüyle, karakteriyle hem bana hem de çevresine örnek bir evlat oldu. Bugün o gurur duyduğum evladım, 60 kişilik bir koğuşun içerisinde 1 yıl tutuklu kaldı. Tertemiz evladım o koğuşta neredeyse tamamı cinayet veya cinayete teşebbüs eden, kasten yaralama suçlusu ya da şüphelisi olan 60 kişinin içerisinde tam 1 yıl kaldı. Bense her an "Acaba oğlumun başına bir şey gelir mi?" endişesiyle yaşadım. Tertemiz evladımı bu korkunç tablonun içinde, bu risklerle baş başa bırakmanın tarifini, annesi ve kız kardeşinin dışarıdaki perişan vaziyetini hangi hukuk metni, hangi vicdan yapabilir?
Hakkımda "para kasası", "parkelerin altından milyon dolarlar bulundu" gibi asılsız ve uydurma haberler servis edilirken, hakkımdaki her türlü haysiyet ve itibar cellatlığı yapılırken oğlum o koğuştaydı. Evladımı o koğuşta yalnız bırakmanın tarifini, ne hissettiğimi size anlatabilmem mümkün değil. Bu haberleri servis edenlere sadece şunu söylemek isterim: Emin olun, o koğuştaki cinayet zanlıları bile bu haberleri yapanlardan daha vicdanlıdır, daha insancıldır. Sayın Heyet, adaletin terazisi ağır çalışabilir ama şaşmamalıdır. Bugün vereceğiniz karar yalnızca benim özgürlüğümle ilgili olmayacaktır. Bu karar delilin mi yoksa söylentinin mi esas alınacağını gösterecektir. Bu karar hukukun mu yoksa siyasetin ve algının mı üstün tutulacağını gösterecektir. Hiçbir zaman iftira atmadım. Kimsenin günahını da üzerime almadım. Onurumdan da asla vazgeçmedim. Bu davada etkin pişmanlık kurumu, gerçeğe ulaşmanın aracı olmaktan çıkarılmış, özgürlüğüne kavuşma beklentisi altındaki kişilerin soyut ve doğrulanmamış beyanlarının sorgulanmaksızın kabul edildiği bir zemine dönüşmüştür. Adeta tahliye bileti olmuştur.
Şimdi sizden beklentim, ortaya konulan delillere bakmanız ve adil ve tarafsız bir yargılama yapmanızdır. Bu nedenle şahsıma ve aileme yönelik bu haysiyet cellatlığına son verilmesini, tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.
FATİH KELEŞ HÂKİM&SAVCI SORGUSU – 7 TEMMUZ 2026
Hakim: Kasa iddialarına ilişkin beyanlar var. Tolgahan Erdoğan... Tanışıklığınız var mıydı?
Fatih Keleş: Tanımıyorum. Tanımıyorum Sayın Başkanım ama Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde çok fazla yorumda bulunan, iftirada bulunan bir kişi olarak basından biliyorum sadece.
Hakim: Erkan Çakır?
Fatih Keleş: Tanımıyorum.
Hakim: Orhan Alkan'ı?
Fatih Keleş: Orhan Alkan meclis üyeliği yaptık biz kendisiyle 5 yıl. Oradan tanıyorum.
Hakim: Mehmet Zeki Çanakçı?
Fatih Keleş: Mehmet Zeki Çanakçı, Beylikdüzü Belediyesi'nde başkan yardımcılığı yaptı. Daha önce tapu kadastroda çalışıyordu diye biliyorum. AK Parti döneminde de başkan yardımcılığı yapmıştı. Beylikdüzü'nde de başkan yardımcılığı yaptı.
Hakim: Tanışıklığınız var mıydı?
Fatih Keleş: Tanırım.
Hakim: Bir ilişkiniz var mı ticari anlamda, başka bir şey anlamında?
Fatih Keleş: Yok, ticari bir ilişkim yoktur. Aynı encümen... Encümen başkanıydı, ben encümen üyesiydim meclis üyesi olarak.
Hakim: Servet Yıldırım?
Fatih Keleş: Servet Yıldırım'ı görmüştüm.
Hakim: Yakup Öner, Boğaziçi İmar'daydı değil mi?
Fatih Keleş: Yakup Öner'in Boğaziçi İmar'da olduğunu ben bilmiyordum. Özel kalemde teknik konularda danışmanlık yapıyor diye biliyorum kendisini.
Hakim: Burak Korzay ve Ertan Yıldız'ın adını da değinmişsiniz. Biri İSFALT'ta genel müdürlük yapmış. Ertan Yıldız'ı biliyoruz. Süleyman Atik?
Fatih Keleş: Süleyman Atik… 2019 yılının sonunda beni Ertan Yıldız tanıştırmıştı ama avukat olarak tanıştırmıştı kendisini. Ertan Bey'in odasında gördüm. O da sohbet ederken yine bir Sarıyer'de bir etkinlik salonu, daha doğrusu düğün nişan organizasyonları yapan bir salonda olduğundan bahsetmişti. Ertan Bey tanıştırdı. Daha sonra da Yakup Önel'in yanında gördüm kendisini. Yakup Bey'le de kapı komşusuymuş herhalde.
Hakim: Bunların hepsinin beyanında geçiyor. Şimdi siz tabii etkin pişmanlık kapsamında ifade veriyorlar, böyle söylüyorlar, birbirlerine itham ediyorlar. Aralarında tanık da var. Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren de var. Belediye personeli olan var, iş adamı olan var. Bu kadar kişinin bu şekilde benzer ifade vermesi tesadüf mü?
Fatih Keleş: Hangi konuyla ilgili buradan?
Hakim: Bunların hepsinin ifadelerinde, mesela Burak Korzay, “Fatih Keleş isimli şahıs İBB Spor Kulübü'nün Başkanı olarak bilinse de aslında kendisi Ekrem İmamoğlu'nun kasası olduğu herkes tarafından bilinen bir husustur” diyor.
Avukat Nergis İnce: Sayın Başkan...
Hakim: “Aynı bu ödeme trafiğinin koordinasyonunu Ekrem İmamoğlu adına yöneten kişi Fatih Keleş'tir. Bu yapılan ödemelerin Fatih Keleş'in kardeşi olan Zafer Keleş'e dolar cinsinden yapılır.” Yine, yani bunun hepsinin ifadelerinde bu, ilgili yerlerde hep böyle bir ifadeler var.
Fatih Keleş: Sayın Başkanım, bunların ben ifademde de aslında değindim. Bu Cumhuriyet Halk Partisi İl binasının...
Hakim: Ekrem İmamoğlu adına da örgüt lideri olmuş iddiası var.
(Avukat araya giriyor)
Hakim: Sanık kendine göre değerlendirsin, o ayrı bir konu. Bu 1 nolu eylemde Uğur Güngör'le sizin ilişkiniz neydi?
Fatih Keleş: Uğur Güngör'ü tanımıyorum.
Hakim: Tanımıyorsunuz. Husumetiniz yok mu?
Fatih Keleş: Yok, hayır.
Hakim: Şimdi bununla ilgili daha önce ilk haftalardan Mehmet Murat Çalık'ın ifadesini alırken o da bahsetmişti bize. Bu daha önce sizin şikayetçi olmasını o ruhsattan kaynaklı aralarında bir durum olduğu...
Fatih Keleş: Bir dava süreci vardı.
Hakim: Yani siz dediniz de benim ilk ifadesinde ismim yoktu, sonradan ismimi dahil etmiş ifadesini...
Fatih Keleş: Doğru.
Hakim: Sizle ne gibi husumet vardı? Beylikdüzü Belediyesi'nde sizin, Uğur Güngör isimli şahsın ruhsat durumuyla ilgili ne gibi ilişkiler vardı da sizi ifadenin içerisine dahil etmek istiyor? Hani para kulelerinden sonra dediniz ya, o gördüğü için medyada beni dahil etti herhalde diye yorum yaptınız?
Fatih Keleş: Burada bir kronoloji var, onu anlatmaya çalıştım ifademde. Tekrar edeyim isterseniz. Ben Uğur Güngör'ü tanımıyorum. Onun da beni tanıdığını zannetmiyorum. Ama bir 4 yıllık bir dava süreci vardı, Beylikdüzü Belediyesi ve Mehmet Murat Çalık'ı kapsayan. Ben bu dava sürecinden de sonradan haberim oldu. Burada 11 Mart'ta bu para kuleleri görüntüleri televizyonda gösterilince 14 Mart'ta Mehmet Murat Çalık'a mesaj atıyor. Diyor ki işte, "Bak ben şimdi bu görüntüyü gördüm, şimdi gidiyorum Fatih Keleş'in ismini vereceğim" diyor savcılıkta. Yani ifadeyi tam hatırlamıyorum ama şey böyleydi, yani içeriği böyleydi ve 19 Mart'ta da gidiyor bu yönde beyanda bulunuyor. Benim kastettiğim, onun öncesine kadar...
Hakim: Mehmet Murat Çalık'la ilişkiniz neydi?
Fatih Keleş: Mehmet Murat Çalık… Ben Beylikdüzü'nde belediye meclis üyesiydim, Mehmet Murat Çalık da başkan danışmanıydı.
Hakim: Mehmet Murat Çalık'a niye tehdit kastı sizin üzerinizden yapıyor ki? Fatih Keleş ismini vereceğim. Yani o sizin isminizi vermesi Mehmet Murat Çalık açısından ne gibi bir tehdit unsuru olacak? Onu anlamıyorum. Onu soruyorum.
Fatih Keleş: Başkanım, ancak yorum yapabilirim buna. Mahkemede dava görülmüş ve kendi aleyhine sonuçlanırken Danıştay’dan mı Yargıtay’dan mı geri dönüyor...
Hakim: Sizin adınızı vermesi ne gidi tehdit oluşturuyor onu anlamadım. Avukat Hanım'a bir durun da... Ben tam soruyu gene açıyorum. Hani ne anlatmaya çalıştığını tam olarak anlatmak için.
Fatih Keleş: Başkanım, 4 yıl boyunca sonuca ulaşamamış bu adam. Bir dava açmış ve bu davayı kaybetmek üzereyken, bu dava geri dönmüş bir şekilde. Sonrasında neye vurursa ona sarılacak herhalde. Cumhuriyet Halk Partisi il binasının satın alımıyla ilgili görüntüsünü görünce, bunun üzerinden bir şeyde, tehditte bulunduğunu düşünüyorum. 4 yıl boyunca beni bu dava, bir sürü beyan vermiş bu insan. Avukatları aracılığıyla beyan vermiş, kendi beyan vermiş. 4 yıl boyunca benim adım o davada hiç yok ve "Para verdim, senet verdim" de dememiş ayrıca o davada. Hani benim adımı unuttu, bir kenara koyun, benim adımı söylemedi. Para verdiğini de mi unuttu? Senet verdiğini de mi unuttu bu adam? Ondan sonra Mehmet Murat Çalık'a mesaj attıktan sonra savcılıkta benim adımı söylüyor ve "Para verdim, senet verdim, sonra para verdim" diyor. Benim buna sadece böyle bir yorum yapabilirim. Ben tanımıyorum, benimle ne husumeti olabilir inan edin bilmiyorum.
Hakim: Engin Dülger'i tanır mısınız?
Fatih Keleş: Engin Engin Dülger'i tanırım.
Hakim: Bir ifadesi var.
Fatih Keleş: Hatırlatır mısınız lütfen?
Hakim: İfadesinde demiş ki, “Çuhadaroğlu inşaat ile hatırladığım kadarıyla 2017 yılı mayıs ayı gibi sözleşme imzalandı. Sözleşmeden sonra biz bu arsanın etrafını…”
Fatih Keleş: Hatırladım. İsterseniz...
Hakim: Mailler, maillerden bahsediyor aralarında.
Fatih Keleş: Hatırladım. Burada şöyle bir üçlü bir şey vardı, burada arsa sahibi Çuhadaroğlu firması vardı. İnşaatın sözleşmesini Çuhadaroğlu ile yapan Muzaffer Beyazıt, ya Muzaffer Beyazıt'ın bir sözleşmesi var. Adem Soytekin'in de inşaatın taşeronluğunu yapma konusu vardı. Şimdi bunlar aralarında daha önce ticaret yapmamışlar sanırım. Ama bu üçünden birinin bir ricası olmuş o tarihte. Çünkü ben Çuhadaroğlu firmasının genel müdürünü tanırım, Kenan Bey. Kendisi eski basketbolcudur. Kendisiyle bu ifademde de söyledim, Beylikdüzü Basketbol İhtisasın kurucu başkanlığını yaptım dedim. O da benim yöneticilerimden biriydi. İş adamıdır, iş yerlerimiz de birbirine yakındır, ondan dolayı onu tanırım. Muzaffer Beyazıt'ı tanırım, Adem Soytekin'i de tanırım. O tarihte bunların kendi aralarında bir tereddütleri vardı. Birbirlerini çok iyi tanımadıklarını söylemişti ama bu bana Adem Soytekin'den mi gelmişti o zaman, Çuhadaroğlu'ndan mı gelmişti onu ben hatırlamıyorum. Bize bu başlangıçta bizim bir aramıza bulur musun, destek olur musun, hani birbirimize güven anlamında bir problemleri vardı. Ben de tamam dedim ama yani burada her şeyi yazılı olarak ortaya koyun dedim. Hiçbir şeyi sözde bırakmayın, mail yazın, sözleşme yapın, bunlarla, yazışmalarla her şeyinizi garanti altınıza alın dedim. Ben sizin aranızda tamam bir tanıştırdım sizi, bir araya geldiniz. Tanışmışlardı ama ben ticaretleri anlamında bir kendilerine inançları yoktu belki de. Muzaffer Bey ile Adem Soytekin'in de problemleri vardı yanlış hatırlamıyorsam. Tanışmaları esnasında başlangıçta orada oldum, sonrasında da olmadım. Bana bir mail attı, ben de doğrudur böyle devam edin, bu yazışmalarla devam edin diye cevap vermiştim kendisine.
Hakim: 2017 yılı Ekim civarı o tarihte ne, neydi sıfatın? Yani ne iş yapıyordun o tarihte, görevin neydi orada?
Fatih Keleş: 2017 ekim, iş adamıyım ve Beylikdüzü Meclis Üyesiyim.
Hakim: Yani Adem Soytekin tanırsın zaten, Tuncay Yılmaz, Muzaffer Beyaz, Çuhadaroğlu falan sizin burada ne gibi bir şeyiniz vardı, yani taraflar arasında böyle arabulucu gibi bir sıfatınız mı vardı, nedir yani? Bu size niye mesela bu imzaladıkları sözleşmeyi size niye gönderiyorlar?
Fatih Keleş: Sayın Başkanım az önce ifade ettim, yazışma halinde yapın dedim.
Hakim: Demişsiniz ki “Engin Bey, uygundur bence bunun dışında paylaşım listesi yok. Ek protokolü de görüp onaylamamız doğru olur bence.”
Fatih Keleş: Bunu kastediyorum aslında yani sözde kalmasın konuştuklarınız, yazıya dökün, protokole dökün, sözleşmeye dökün.
Hakim: Bunların koca koca firmaların avukatları falan yok mu? Size niye soruyorlar protokolü sözleşmeyi?
Fatih Keleş: Başkanım yani vardır mutlaka ama her konu avukatla da çözülmüyor herhalde. Ben zaten başlangıç aşamasında sadece o söylediğiniz konuya sadece bir mesajla cevap verdim onun dışında benim bir dahlim sonrasında nasıl ilerlediler bilmiyorum. Zaten birbirlerini tanıdıktan sonra sonrasında da devam ettiler.
Hakim: Bu paylaşım listesinden bahsediliyor.
Fatih Keleş: Aynı mailde geçen konu o da Sayın Başkanım.
Hakim: Ömer Yılmaz'ın maaşını, alacağı maaşı sizin tarafınızdan mesaj attığı Ömer Savaş kim bu şahıs?
Fatih Keleş: Ömer Savaş, şu anda hatırlamıyorum bile. Şöyle söyleyeyim, bize belediyede işe girmek için birçok meclis üyesiydi belki bugüne kadar 1000'in üzerinde CV gelmiştir tarafıma. Bunların %10'una yardımcı olabilmiş miyim tahmin etmiyorum. Böyle bir, birinden, kimden geldiğini de hatırlamıyorum bir CV gelmişti, inşaat mühendisiydi yanlış hatırlamıyorsam. Ben de bu inşaata, buraya yönlendirdim, yani onların da mühendise ihtiyacı vardı, bu şekilde bir yönlendirmedir yani siyasette bu çok olur çok yaşarız bunu. Yani ben 1000 diyorum belki daha fazla CV gelmiştir bugüne kadar bana.
Hakim: Evet, 20 nolu eylem mi?
Fatih Keleş: 20 nolu eylemi hatırlamıyorum, bayağı beyanım var tabii ki de bu... Ben direkt suçlama olanlara sadece cevap vermeye çalıştım.
Hakim: Aykut Erdoğdu'nun da onun da ifadesini aldık.
Fatih Keleş: Hatırladım. Evet, evet.
Hakim: Burada Ertan Yıldız'ın beyanı var. Orada da çanta içerisinde dolarların falan konusu var.
Fatih Keleş: Başkanım, ben Erhan Yıldız'ın bu iftiralarını kabul etmiyorum. Orada çok enteresan bir hikaye anlatmış. Her şeyi, hani konuşulmuş edilmiş, bir araya gelinmiş sonra bir anda kapıdan ben girmişim. Yani benimle konuşan yok o ara, o ifadelerin öncesinde. Yani Erhan Yıldız konuşmuş sonrasında ben oraya nasıl dahil olmuşum orayı da anlamadım ama ben kendisiyle böyle bir toplantıda, böyle bir görüşmenin içerisinde ben olmadım.
SAVCI SORUYOR
Savcı: Fatih Bey, iddianame örgütün üyesi ve yöneticisi olduğunuzu ve o dönemde daha fazla aktif olmak adına rüşvet pazarlıkları konusunda sizinle Ekrem Bey'in ilgisi olduğunu ifade etmiş. Adem Soytekin'i tanır mısınız? Kendisiyle ticari bir ilişkiniz var mı?
Fatih Keleş: Tanıyorum. Ticaret derken kendisi konut üretir. Benim de kendisiyle alışverişim olmuştur bu anlamda. Tanırım, arkadaşımdır da.
Savcı: Tamam. Bu şirket, bir firmadan bahsetmiştiniz, bunu daha sonra devrini yapmıştınız.
Fatih Keleş: Doğru.
Savcı: Şirketin devrini kime yaptınız?
Fatih Keleş: Ben bunu devredeceğimi Adem Soytekin'e söylemiştim. Daha doğrusu kapatacağımı söylemiştim. O da bu konuda kendi personeli, şu anda hatırlamıyorum ismini, Serpil Hanım, evet... Serpil Hanım'ın böyle bir firma kurup kendi adına da faaliyet yapmak istediğini söylemişti. "Devreder misin?" dedi, "Ben de devrederim." dedim. Yani ben... Benim orada üçte bir... Üçte bir hissem vardı zaten, ben kendi hissemi devrettim.
Savcı: Adem'le ilişkiniz kaç yılından beri var?
Fatih Keleş: Adem'le ilişkimiz, Adem'le tanışıklığımız...
Savcı: Tanışıklığınız ya da ticari...
Fatih Keleş: Yani, Adem'i 2014-2015'ten beri tanıyorum.
Savcı: Aranızda herhangi bir para alışverişi oldu mu borç veya başka şekilde?
Fatih Keleş: Borç alışverişi olmadı ama dediğim gibi, ben ona konut sattım kardeşine. Kendisinden konut aldım, dükkan aldım, iş yeri aldım, ofis aldım. Alışverişim olmuştur.
Savcı: Eylem 38 ile ilgili birden fazla beyan var, sizinle ilgili. Gökhan Taşkapan'ı tanır mısınız?
Fatih Keleş: Yani... Hukuk bürosunun sahibi kişi değil mi, avukat olan Gökhan Taşkapan? Evet, orada gördüm kendisini.
Savcı: Beyanlarında şeyden bahsediyor, Fatih Keleş'in ofisimizden para transferi ve teslim esnasında telefonla birkaç defa, o telefonda "Başkan" diye hitap ettiği şahısla görüştüğünü, "Tahmin ediyorum ki bu şahıs Ekrem Bey'di." Ayrıca Tuncay Yılmaz isimli şahısla da birkaç kez telefonla görüştüğünü söyledi. Fatih Keleş'in konuşmasında, İBB'den ihale gelecek olan bir şahıstan 1 milyon TL geldiği ve emanete işaret olduğu şeklinde beyanda bulundu. Sizin bu süreçte yani bu toplantı yapılırken para sayma sürecinde Ekrem Bey'le görüşmeniz oldu mu?
Fatih Keleş: Şöyle... Şuradan, sonundan başlayayım isterseniz. Orada bu para saymalar olurken bir de ihaleden bahsedip "Bu ihaleyi de birilerine verelim" diye anlatmış galiba değil mi, öyle...
Savcı: Yok, şöyle söylüyor: “Fatih Keleş'in konuşmasında İBB'den ihale gelecek olan bir şahıstan 1 milyon TL geldiğini beyan ettiğine şahit oldum.”
Fatih Keleş: Ya Sayın Savcım, yani aklımızla da alay ediliyor. Sarp Yalçınkaya'nın da böyle akıl sınırlarını zorlayan beyanları var. Yani bir yere gidiyoruz, bir yandan ihale... İhale alacak firma... Yani hem bir hukuksuzluk yapıyoruz ve bunu da gidiyoruz her yerde alenen, tabiri caizse herkesin önünde, onun önünde anlatıyoruz, onun önünde anlatıyoruz... Yani bu... Bu adamı... Ya bir kere bu adam oradaki görüntüyü bir kere izinsiz alan bir kişi. Hukuki karşılığı nedir bilmiyorum ama şunu söyleyeyim: Bir kere orada "Başkan" diye konuştuğumuz kişi, ben ifadede de 59. Asliye'de görülüyor o dava, ben orada da şunu söylüyorum: Ben İlçe Başkanım Turan Taşkın Özer'den o çantayı aldım, çantaları aldım ve oraya teslim ettim. Benim "Başkan" diye görüştüğüm kişi, İlçe Başkanım Turan Taşkın Özer'dir. Ayrıca siyasette de çok başka, herkes burada... Buradaki arkadaşlarımın yüzde ellisine "Başkan" denir yani daha alt rütbeli arkadaşlar... Başkan çoktur ama orada kastedilen başkan... Ben çünkü Taşkın Bey'den almıştım emanetini ve oraya ilettim. Bununla alakalı da görüştüm kendisiyle telefonla.
Savcı: Tamam. Yine Bülent Bey var, Bülent Yılmaz diye bir şahıs var. Bunların beyanları var, beyanlarında rekonstrüksiyon sürecinden bahsediyor bu CHP binasıyla ilgili. "Bu süreçte Fatih Keleş ile CHP binası yapılması konusunda görüşmeler yaptım" şeklinde beyanları var. Bu süreçle ilgili CHP binasının tadilatıyla ilgili süreçte siz aktif bulundunuz mu?
Fatih Keleş: Ben aktif bulunmadım. Tadilat sürecini ben, yapılmış bitmiş bir bina alındı diye biliyorum orada. Ama bazı tadilatlar yapıldığını duydum fakat detaylarından haberdar değilim.
Savcı: Tamam. Tuncay Yılmaz soruşturma aşaması beyanlarında, bu söz konusu para da her şeye ilişkin "Taşıma talebi sizden geldi" Tuncay Yılmaz'ın beyanında.
Fatih Keleş: Anlayamadım orayı.
Savcı: Tuncay Yılmaz, soruşturmadaki beyanlarında şundan bahsetti: Bu söz konusu hani İBB binasının alınmasıyla ilgili para işlemleri olmuş ya, para sayımlarında kameraya, görüntüye yansıyan... "Bu söz konusu paraları taşıma talebinin sizden geldiğini, beyanınız üzerine Tuncay'a parayı verdiğinizi, ayrı ayrı paraların sayılarak size geçtiğini" beyan etmiştir. Bu Tuncay'a verdiğiniz paranın kaynağı nedir?
Fatih Keleş: Ben oradaki ifademi aynen tekrarlarım derken onu söylüyorum. İlçe Başkanım Turan Taşkın Özer, bir kampanya, "Bir Tuğla da Sen Koy" diye bir kampanya vardı, o kapsamda bağış paralarının toplandığını ve benim de onu İl Başkan Yardımcısı'na iletmemi, bir bina satın alınacağını, bu süreçten bana öncesinden bahsetti. Ve aldığım şey... Bu çantaları ben Turan Taşkın Özer'den aldım ve İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas’ın bana göndermiş olduğu ya adres gönderdi ya da konum gönderdi. Göndermiş olduğu adrese gittim. Kendisi de o işte Gökhan Taşkapan ofisinin adresiydi zaten.
Savcı: Peki paranın neden elden verilmesi olayı oldu? Yani elden götürdünüz... Ve bu bağış kampanyası resmi miydi yoksa şahıslardan elden para...
Fatih Keleş: Ben de 2009'dan beri gayrimenkul alırım satarım. Yani her şeyde nakit birebir gösterilmiyor maalesef, tapularda...
Savcı: Bir il binasının... Partilerin ödemelerini elden yapmasını siz daha farklı olabiliyor diyorsunuz. Ama Anayasa Mahkemesi var, denetleme süreçleri var Sayıştay’ın. O tarz kurumsal yapılarda bu tarz şeylerin elden para götürme şeklinde pek aslında şahit olunmuyor. Evet, ticari konularda bazı konularda elden para veriliyor, vergisel boyutlarına giriyor ama kurumsal alımlarda bu tarz konular pek olmaz aslında.
Fatih Keleş: Ben hiç öyle düşünmedim. Yani o sizin söylediğiniz açıdan hiç bakmadım konuya.
Savcı: Peki bağıştan toplanma sürecinde bağışlar resmi mi toplandı sizlerden? Yani...
Fatih Keleş: Yani ben oradaki İlçe Başkanımın söylediği şekliyle biliyorum. Ben nasıl toplandığını, kimden toplandığını bilmiyorum.
Savcı: Nasıl bahsetti size paranın toplanmasıyla ilgili?
Fatih Keleş: Burada bir bağış kampanyası olduğunu, bu kapsamda da topladığı kendisinde paralar olduğunu, bu şekilde bahsetti ondan.
Savcı: Sizin oradaki tek göreviniz paranın taşınmasıyla ilgili süreçti. Bu alınmasıyla ilgili...
Fatih Keleş: Doğrudur. Taşınması ile ilgili…
Mahkeme Başkanı: Avukat hanım buyrun. Kayda geçsin
Fatih Keleş müdafi avukat Nergis İnce: 59.Asliye Ceza Mahkemesi’nde aynı konuyla ilgili görülmekte olan derdest bir dava dosyası vardır. Biz bu dava dosyasının celbini talep ediyoruz. Sormuş olduğumuz sorulara istinaden tüm bu bilgiler, belgeler, beyanlar bu dosya içerisinde mevcut.
Savcı: Abiniz Zafer Keleş ne iş yapmaktadır, gelir durumu nedir?
Fatih Keleş: Emeklidir. Yani emekli maaşını da bilmiyorum açıkçası. Yengem de emeklidir. O da öğretmen emeklisi ama halen daha da çalışıyor, çalışmaya devam ediyor bir özel okulda.
Savcı: Bu işte iddianameye göre sistem varsa işlemlerin buraya gidip kullanıldığı iddia edildi. Hatta bununla ilgili aldığınız ücretler başka hesaplara aktarılmış. Bu iddianameye ilişkin soruşturma aşamasında emniyette size birtakım sorular sorulmuştu…
Fatih Keleş: Sayın Savcım, bana sormuyorsunuz herhalde değil mi, doğru mu?
Savcı: Abinizle ilgili, hanımının maddi gelir durumu ve süreciyle ilgili.
Fatih Keleş: Bazı hesaplarda böyle bir durumun olmadığını kendi ifadesinde de söylemişti.
Savcı: Orada daha çok hani bu kurye iddiası var ya, para taşınması ile ilgili, onunla ilgili bir tane soru soracağım, genel hesaplardan bağımsız. Emniyet aşamasında size birtakım sorular sorulmuş, orada abinizin hesap hareketiyle ilgili verilmiş cevaplar. Bu hesap hareketleriniz abiniz Zafer Keleş ile ilgili, belli tarihlerde ciddi para girişleri görülmüş. Mesela şöyle söyleyeyim.
Fatih Keleş: Benim hesabımda mı?
Savcı: Yok, Zafer Keleş'in hesabınd
Fatih Keleş: Bunu Zafer Keleş'e sormanız gerekir Sayın Savcım, bana niye...
Savcı: Bu durumlardan bilginiz var mı, farkında mısınız, kurye iddiası var ya. Hani böyle bir sürece şahit oldunuz mu veya duyum aldınız mı diye?
Fatih Keleş: Hayır, böyle bir sürece şahit olmadım. Bunu ifademle de bunu belirttim. Hesabında da ne hareket var, ne girmiştir ne çıkmıştır bilmiyorum ben kesinlikle. Yani kendisine burada ifade verdi zaten, keşke ona sorsaydınız.
Savcı: İddialara ilişkin sadece bu konu size sorulduğu için emniyette, tekrar sormak istedim. Tabii cevap vermeyebilirsiniz.
Fatih Keleş: Cevap verdim Sayın Savcım. Cevap vermeyebilirsiniz ne demek yani? Ben abimin hesabında ne girip ne çıktığını nasıl bilip de nasıl cevap verebilirim size? Yani kendisine sormanız gerekir, onun cevap hakkı, sanıyorum sorunun.
Savcı: Bu döküm sürecine ilişkin uzun anlatımınız oldu. Fakat Murat Gülibrahimoğlu konusuna pek girmediniz. Bu, size bazı sorular olacak size. Şimdi bu Murat ile ilgili tanışmanızın, valilik toplantısı olduğunu beyan ettiniz. Fakat dosyadaki beyanlarda Murat'ın iddia edilen sisteme dahil olduğu, Defne restorandaki yemekten sorumlu olduğu iddia edilmiş. Murat'ın, Defne ve restoranda…
Fatih Keleş: Ne restoranı? Efe mi?
Savcı: Defne Restoran.
Fatih Keleş: Defne mi?
Savcı: Defne restoran
Fatih Keleş: Defne mi?
Savcı: Defne Restoran'da yapılan bir görüşme sonucu Murat'ın sisteme, iddia edilen sisteme dahil olduğu iddia edilmiş.
Fatih Keleş: Ben Defne Restoran'da Murat Gülibrahimoğlu ile tanışmadım. Ayrıca valilik toplantısı demedim, MAPEG toplantısı dedim ifademde. Ama MAPEG toplantısında "iyi tanıdım" dedim, "tanıdım" demedim. "İyi tanıdığım", yani toplantılarda daha iyi tanıdım. Çünkü kendisine hem MAPEG'te hem Sayın Vali'nin huzurunda, İstanbul Vali'sinin huzurunda da toplantılar yaptım ben, kendisi, o da vardı. Yani orada kendinin ona gösterilen itibar, söylediği sözlere gösterilen itibarı gördüm. O anlamda "iyi tanıdım" derken bunu kastettim. "Tanıdım" demedim orada.
Savcı: Tamam. Peki Murat ile tanışma süreciniz nasıl oldu, hangi tarihte tanıştınız?
Fatih Keleş: Murat'la birlikte tanışma sürecimiz...
Savcı: Yani birisi referans oldu mu size Murat ile tanışmada?
Fatih Keleş: Şöyle oldu, aslında bir nebze Ertan Yıldız oldu ama o da tanımıyordu. Onunla da ikimiz de aynı anda tanıdık daha doğrusu. Bu Eyüp Çiftalan’daki alandaki sahada bir inceleme yapacağını söylemişti Ertan Yıldız bana o zaman iştiraklerden sorumlu ve o zaman derken o süreç boyunca. Ve oraya bir saha incelemesine gideceğini, yanında "Benimle gelir misin?" dedi. Ben de bindim aracına, gittik beraber. O esnada Murat Gülibrahimoğlu ile orada görmüş oldum, tanımış oldum.
Savcı: Tamam. İbrahim Bülbüllü'yü nereden tanırsınız, Cebeci'deki süreçte görevi var mıydı?
Fatih Keleş: İbrahim Bülbüllü, ben Beylikdüzü'nde, Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Yönetimi'ndeyken kendisi AK Parti Belediye Meclis üyesiydi. Sonra ben Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclis üyesi oldum, kendisi de AK Parti İlçe Başkanlığı yaptı. Siyasetten, işte toplantılardan böyle karşılaşmalardan bazen seçim kampanyalarında da karşı karşıya gelirdik rakip siyasi partiler olarak. Oradan tanırım. Daha sonra Cebeci'de, Kuzey Cebeci A.Ş.'de de Yönetim Kurulu üyesi olarak İSFALT tarafından önerilmişti. 2016-2017 yıllarında İSFALT'ta bir tecrübesinden de bahsediyordu. 2016-2017 yıllarında İSFALT'ta da bir çalışmışlığı vardı sanıyorum. Kendisi Kuzey İstanbul, Kuzey Cebeci, pardon, Kuzey, evet, Kuzey Cebeci firmasında Yönetim Kurulu üyesi olmuştu ve Yönetim Kurulu Başkanıydı galiba.
Savcı: Yani bu Cebeci'nin maden süreçleriyle ilgili yetkisi var mıydı onun
Fatih Keleş: Yönetim Kurulu yetkisi ne kadarsa o kadar vardı.
Savcı: Yani temsili boyutta.
Fatih Keleş: Temsili boyutta, aynen. Benim de keza benim de benim olduğum Kuzey Cebeci Gayrimenkul'de de yöneticilik, ben, özür dilerim yöneticilik değil de Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Onun da orada üyeliği vardı. Dediğim gibi yani yetkisi sadece Yönetim Kuruluyla bağlı bir yetkidir. Benimki de o şekilde.
Savcı: Yine Murat ile olan ilişkinizle ilgili dosyada belirtilen, iştirakleri olan İSTAÇ ve İSFALT ile ilgili İSTAÇ Genel Müdürünün beyanları var. İSTAÇ Genel Müdürü’nün beyanlarında İSTAÇ'ın faaliyet alanlarından bir tanesinin hafriyat döküm sahası yönetimiydi. Göreve başladıktan sonra yaptığı ilk tespitlerde bir, 2023-2024 yıllarında hafriyat alanlarından gelen gelirlerin düşük olmasıydı. Bunun sebebi ise İSTAÇ yönetiminde olmayan Cebeci bölgesi gibi...
Fatih Keleş: Sayın Savcım, bu arada öyle bir tespiti ben de sordurdum, gelir asla düşmemiş. Yani o beyan da doğru bir beyan, yani zaten doğru bir beyan değil ama o kısmı da doğru değil, onu da belirtmek isterim.
Savcı: Şeklinde anlattım ama yine bu sürecin devamına ilişkin olarak durumdan rahatsız olunmasından ötürü döküm alanının İSTAÇ’ın işletmesi amacıyla bazı girişimlerim oldu. Bunların neticesinde halihazırda benim dönemimdeki İSTAÇ döküm sahasının İSTAÇ tarafından işletilmeye başlandı. Bu nedenle Fatih Keleş ve Murat Gülibrahimoğlu tarafından tepkiyle karşılandım şeklinde beyanı var. Böyle bir süreç yaşandı mı, kendisi de bu konuda tepki gösterdi mi veya bu konuyla ilgili kendisiyle görüştünüz mü?
Fatih Keleş: Yani bir yere bağlanmayan, sonuçlanmayan bir beyan olmuş Sayın Savcım. Yani bir yere bir şeyde suçlamış, bir şey almış, bir yerden açmış, "Ben çok iyi işimi yapardım"a getirmiş. Yani bu bence kendisi tahliye olabilmek için, tutukluluktan kurtulmak için bu tür beyanlarla ifadelerini doldurmuş diye düşünüyorum. Zaten bu ifadeler sonrasında da tahliye olmuştur, ifadenin de bu sebeple verildiğini düşünüyorum. Yani şimdi olmayan bir olayı ya da yaşanmamış bir vakayı ben nasıl, ben size doğrulayabilirim burada? Yani onu eğer ispat edecekse o iddiada bulunan kişiye aittir onun...
Fatih Keleş: Benim bu olmadığımı, bu iftiraları da kabul etmediğimi de söyleyeyim.
Savcı: İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay’ın da benzer iddiaları var. Burak Korzay ve Ziya Gökmen Togay, bu süreçle ilgili herhalde uzman kişiler ilgili iştiraklerin genel müdürleri. Bu şahısların beyanları var. Yani sadece kurtulmaya mı çalışıyorlar diyorsunuz?
Fatih Keleş: Sayın Savcım, aynı şeyi biraz önceki söylediğimi aslında Burak Korzay için de söyleyebilirim. Dilerseniz aynı cümleyi tekrar edebilirim. Yani bu tutukluluktan kurtulmak için kendisinin de birçok beyanı var, kendisi ayrıca Burak Korzay, öteki, bu Aziz İhsan Aktaş davasında da kendisi tutuklu. Orada da birçok işte “para aldım, işte Ertan Yıldız'a götürdüm, otelden o parayı aldım”, bir sürü beyanı var. Oradan da tahliye edilmiş, buradan da tahliye edilmiş. Buradaki durumunu tam bilmiyorum gerçekten yanlış söylemeyeyim ama dediğim gibi bu tutukluluktan kurtulma amacıyla böyle havadan bir sürü bir birçok iddiasını sorarsanız hepsinin nasıl olmadığını söyleyebilirim aslında ama yani hangi birine değineyim bilmiyorum açıkçası. Bu aleyhimde söylediği bu sözleri kabul etmiyorum.
Savcı: İBB iştiraklerden sorumlu başkan danışmanı Ertan Yıldız'ın beyanı var. Beyanında şundan bahsediyor hani bu dökümdeki süreçle ilgili. Bu dökümün işletilmesinde İmamoğlu'nun ortaklığı olduğunu söylüyor. Bu konu hakkında siz ne diyorsunuz? İmamoğlu'nun bu döküm sahası süreciyle ilgili veya Cebeci maden bölgesiyle ilgili bilgi alanı var mı?
Fatih Keleş: Ertan Yıldız ortak olduğunu söylüyor dediniz. Yani ben ortak olmaya çalıştım, ben de olamadım açıkçası. Ekrem Başkan da öyle bir şey denemiş midir? Ya bunu Ertan Yıldız bu ifadeyi söylerken hani nereye dayandırıyor? Nasıl bu yorumu yapabiliyor? Ertan Yıldız'ın buradaki ifadelerine ben cevap verdim. Cebeci'yle alakalı bu işte “bunların en büyük finans kaynağı Cebeci'dir” diyor, öyle başlıyor. Sonra “ikincisi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'dür” diyor. Cebeci'deki konumun, yetkinin, orada izinleri verenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmadığını ya da benim olmadığını ifademde açıkça anlattığımı düşünüyorum Sayın Savcım. Burada Cebeci'deki yetkiyi veren, izni veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi değildir ki. Oradaki izin konularının tamamı MAPEG'e aittir ve denetleme yetkisi de hem MAPEG'dedir hem de İstanbul Valiliği Başkanlığında kurulan komisyondadır. Oradaki denetleme yetkisi, izin yetkisi, eğer bir yanlış bir olay varsa durdurma yetkisi de yine MAPEG'dedir. Dolayısıyla yani burada Ekrem İmamoğlu ya da Fatih Keleş ne izni vermiş de neyi ima etmeye çalışıyorlar? Yani dediğim gibi yine Ertan Yıldız da kendine atılan suç istinatlarından kurtulmak için bu beyanlarda bulunmuş diye düşünüyorum. Şahsi mal varlığına el konulmuştur, şirketlerine el konulmuştur, kendisine yöneltilen suç istinatları vardır, bu suç istinatlarından kurtulmak için tahliye olabilmek için bu beyanları verdiğini düşünüyorum. Ayrıca bildiğim birçok beyan vermiştir Ertan Yıldız da. Kendi içinde çelişkilidir beyanları. Aynı konuda başka ifadeler veren kişiler de vardır. Bu kişilerin ifadeleri de birbiriyle çelişmektedir. Sayın Savcım yani devam ettirebilirim bu sözlerimi...
Savcı: Teşekkür ederim. Bu Cem Çelik kimdir, kendisiyle mali bir tanışıklığınız var mı?
Fatih Keleş: Bu dosyada iki tane Cem Çelik var. Sizin kastettiğiniz Cem Çelik, Murat Gülibrahimoğlu'nun mali müşavirliğini yapıyordu ve yönetim kurullarında da görev alıyordu. Kendisinin Murat Gülibrahimoğlu'nun mali müşaviri olarak tanırım. Kısa bir müddet de bana da hizmet vermiştir.
Savcı: Mali müşaviriniz olarak mı?
Fatih Keleş: Doğru.
Savcı: Hangi şirketinizde?
Fatih Keleş: Dörtel Mermer Ticaret Limited Şirketi.
Savcı: Bir de bu Cem Çelik'in beyanları var süreçlerle ilgili. Bu İBB yönetimi ve Fatih Keleş, Murat'tan bu şirketleri bu hani Cebeci'den aldığı ruhsatı bulunan madenleri falan her şeyi satın almayı veya işletme hakkını ortak olarak almayı, hisse devri olarak almasını istemişler. Murat da bu şirketlerin %30 hissesini Ekrem İmamoğlu adına verilmesini yoksa çok zorluk çıkartırız şeklinde beyanları var. Sizin Murat Gülibrahimoğlu'ndan süreçle maden satın alınmasıyla ilgili Ekrem Bey'in talebiyle bir talebiniz oldu mu, ben bunu öğrenmek istiyorum.
Fatih Keleş: Olmadı. Bunu ifademde söyledim. Bu konu MAPEG'de, Ankara'da MAPEG Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcıları ve bir iki daire başkanı da vardı o toplantıda. Oradaki maden sahası 16 ortaklı. Ve yani yapısı çok nasıl, girift bir yapı. Yani bazısının madende hissesi var fakat üzerindeki arsada hissesi yok. Birçok insanın işte arsada hissesi var, madende hissesi yok. Burada bir proje hazırlamış MAPEG fakat bir türlü sonuca bağlayamıyorlardı. Bir de 16 ya da daha fazla ortaklı bir yapısı vardı. Öncelikle bu karar alma mekanizmalarının birleştirilmesi gerektiğini, Ankara'daki benim de olduğum bu toplantıda proje koordinatörü Atiye Tuğrul, genel müdür ve genel müdür yardımcılarının olduğu toplantıda dile getirdi. Murat Gülibrahimoğlu da aynı konuyu destekledi. Burada hisseleri bir elde toplayıp karar alma sayısına ulaşabilirsek o şekilde ilerletebiliriz burada madenciliği dedi. Genel Müdür de onayladı, Genel Müdür Yardımcıları da onayladı. Yani onayladı derken bir belgeyle onaylamadılar ama toplantıda evet bunun doğru olabileceğini söylediler. Şifayen söylediler, ben de bunun şahidi oldum. Onun dışında hisseleri toplama konusunda benim bir dahlim yoktur. Ayrıca şunu söyleyeyim burada madencilikte hisse satın alabilmek bile MAPEG'in onayına tabidir, Bakanlığın onayına tabidir. Yani Bakanlık onay vermezse siz o madende hisseleri alamazsınız, toplayamazsınız. Bunu söylemeye, anlatmaya çalışıyorum.
Savcı: Tamam. Bu Murat'ın şirketiyle ilgili, sizin şirketinizle ilgili dosyada yer alan MASAK raporunda bazı tespitler var. Bu tespitlere geçmeden önce Dörtel resmi şirketi hakkındaki bir kaç soru sormak istiyorum. Şirketin kuruluşundan bugüne kadarki süreçten bahsettiniz. Eşinizin babasına ait bir şirket, daha sonra eşiniz... Evet.
Fatih Keleş: Kuruluşundan bahsetmedim de bana devrolmasından bahsettim. Kuruluşu çok eski çünkü yani 40-45 yıllık bir şirket.
Savcı: Bu şirketin kuruluş devrinden sonra, yani deviriş siz aldıktan sonra hesap hareketlerine baktık dosyadaki MASAK raporunda. Bu hatta dünkü beyanlarınızda bir şeyden bahsettiniz. İki bin yirmi iki yılı olması lazım, bu gayrimenkul alımıyla ilgili şirketteki bazı makineleri falan sattığınızı değindiniz, doğru mu hatırlıyorum?
Fatih Keleş: Doğru.
Savcı: Kaç yılında? 2022 mi?.
Fatih Keleş: 2020 yılları diye,2022-2021 o yıllar derken...
Savcı: 2022 diye hatırlıyorum o tarihlerde.
Fatih Keleş: Yok 2022 değildi. Daha önce ben şeylerini sattım. Hem stokumu sattım hem de iş makineleri ve bizim iş makinelerimiz çok büyük iş makineleri. Büyük mermer bloklarını keseriz parçalarız, ağır iş makineleridir. Onları kastediyorum.
Savcı: Tamam. Bu hesap hareketlerine baktığımız zaman MASAK raporunda, şirketin iki bin yirmi üç yılında herhangi bir satışı gözükmüyor, bir önceki seneler içerisinde ciro olarak bayağı bir düşüş gözükmüyor, en yüksek ciro tespiti var. Fakat iki bin yirmi dört yılına geldiğimiz zaman, üç yüz altmış sekiz milyon TL satış olduğu görülüyor, yine aynı gün üç yüz elli milyon TL alımla birlikte, ticari hacim beş yüz milyon TL civarına çıkıyor. Bu artışların sebebi nedir acaba?
Fatih Keleş: Az önce işte o azalışın sebebini söyleyeyim önce. Hem stoğumu sattım hem de iş makinelerimi sattım derken o arada şirketin şeyini durdurduk yani ticari faaliyetlerini dondurduk diye...
Savcı: 2023 yılından bahsediyoruz değil mi?
Fatih Keleş: 2021’den bahsediyorum. 2024’te tekrar aktif hale geldi sizin söylediğiniz. Artış 2024’ün... Şöyle söyleyeyim, burada Murat Gülibrahimoğlu ile 2024’ün onuncu ayında kendisiyle bir sözleşme yaptık, taşeronluk sözleşmesi yaptık. Sahada kum ve kil çıkartmak için bir sözleşme yaptık. Bu bahsettiğimiz sahada kum çıkarttık. Bunu yaparken Silivri'de de kendisinin büyük bir toprak havuz sızdırmazlık havuzu yapım işi vardı. Bu iş konusunda da kendisiyle anlaştık. Ben bu havuzun kazı ve dolgu işlerini yaptık ve içerisine sızdırmazlık membranını serdik, kendisine de teslim ettik. Ben ifademde de söylemiştim 2024 Nisan gibi ben siyaseti bırakmıştım ve ticarete yönelmek istiyordum. Murat Gülibrahimoğlu’nun bir taşerona ihtiyacı vardı. Benim de piyasada kendimi göstermek için bir işe ihtiyacım vardı. Bu iş, bu kapsamdadır yaptığımız iş, gerçek bir ticarettir. Hayali bir işten bahsetmiyoruz, gerçek bir ticaretten bahsediyoruz. Ama bu arada Murat Gülibrahimoğlu ile ticaret yapan hani merak ediyorsunuzdur diye söylüyorum sadece ben olmadım, Sayın Valimizin amcasının da taşeronluk firması vardı kendisiyle çalışıyordu. Bu arada Cebeci'de benim karar yetkim ya da izin yetkim de yok ama Sayın Valimizin vardı, kendisinin amcası ile Murat Gülibrahimoğlu ile çalışıyordu. Ben ne kadar gerçek bir ticaret yaptıysam, o da o kadar gerçek bir ticaret yapıyordu yani başka bir şey kastetmiyorum kendimle ilgili.
Savcı: Peki bu şirket ilişkisine faturalandırma süreciyle ilgili işlerin teslimi, fatura vesaire yani somut veriler şirket kayıtlarında var mı?
Fatih Keleş: Var. Avukatlarım bu belgeleri zaten sunacaklar. İfademde anlatırken zaten o yüzden ben orayı kısa tuttum, avukatlarım bu belgeleri verecekler.
Savcı: Hesap hareketleri bana şu belgeleri veriyor sadece. Bu aynı şirketin hesap hareketleri de var şirkete para girişi olmuş ve çıkışı olmuş. Paranın girdiği şirket Murat'a ait şirket, sizin hesabınıza giriyor şirketin. Yine aynı para Murat'ın başka bir şirketine gidiyor. Burada aslında biraz da iddianame mantığında yapay bir büyütme şekli iddia var. Bu iddianın da kaynağı hani paranın geldiği şirket hatta şöyle söyleyeyim, Kuzey İstanbul Çevre A.Ş. Murat'a ait şirket. Bu şirket hesabından sizin hesabınıza belli fatura karşılığı para giriyor ve çok kısa süre içerisinde tabiri caizse bazı eylemli işlemlerde kırk dakika, bir saat, elli dakika neyse, bu süreçlerde yine Murat'ın başka bir şirketine kesilen fatura karşılığı para gönderiliyor. Bu şekilde hızlı bir ticaret olmasının sebebi nedir acaba? Ticarette doksan dokuzu Murat ile ilgili yapılan ticaretin, burada herhangi bir...
Fatih Keleş: Taşeronluk işinde de bu söylediğiniz aslında taşeronluk işi için çok normal sayılabilecek bir şey. Kendisinin bir sektörde değil, birçok sektörde ve madencilik sektöründe bilhassa iş makinesinden tutun da gayrimenkul firmasına kadar birçok işi vardı, hatta sigorta firması da vardı yanlış hatırlamıyorsam. Sigorta işlerini de kendisine yaptırabileceğini söylemişti. Kendisiyle yaptığımız ticaret kapsamında bir iştir. Taşeronluk işinin doğasında da bu vardır, belediyeyle taşeronluk işi yapan firmalar aynı belediyenin taşeron firmalarının personelini alır istihdam eder. Biz aynı personeli de çalıştırdık bu arada. Personeli aldık kendi bünyemize, kendi bünyemizde çalıştırdık ama taşeronluğun mantığında da işi alıp takip etmek, sonlandırmak, nihayetlendirmek herhangi bir sorun, kusur yaratmadan işi sahibine teslim etmektir. Bu da bu kapsamda yapılan bir iştir, ticari faaliyettir tamamen.
Savcı: Yani bu işlerle ilgili aslında ürün temininden ziyade, sonuçta mermer fabrikası, mermer işinden ziyade bir hani taahhüt tarzı bir iş yapılmış.
Fatih Keleş: Evet doğru, zaten taşeronluk sözleşmesinden kastım budur zaten. Mermer işi yapmadım, ben madencilik, burada şeyde bahsettiğimiz kum çıkarmayla alakalı, kil de vardı hatta ama kil çıkartamadık kum çıkarttık.
Savcı: Bu sahada kim, şeydeki mi bahsettiğiniz, bu İstanbul Silivri'deki mi?
Fatih Keleş: Karadeniz kıyısındaki, evet, Çiftalan'daki sahadan bahsediyorum.
Savcı: O saha hangi şirkete aitti? Kuzey İstanbul Çevre...
Fatih Keleş: Kuzey İstanbul Modern'e aitti o saha.
Savcı: Peki oradaki işlemler tam olarak neydi, yani bu işi nasıl altından kalktınız, hangi faaliyetleri yaptınız? Hesap, kum elediniz, nakliye mi yaptınız?
Fatih Keleş: Hayır kumu kumu kazdık, çıkarttık, taşıdık, eleklere getirdik, eledik, şeylerine ayırdık, numaralarına ayırdık ve kendisine teslim ettik. Orada bizim yaptığımız ürünü çıkartıp kendisine teslim etmek, satışı kendisi yapar.
Savcı: 2024 yılında bu şekilde Murat ile 368 milyon TL satış yapılmış doğru mu?
Fatih Keleş: Doğrudur, rakamı tam hatırlamıyorum ama doğrudur.
Savcı: Bu kumların metreküpünü kaça sattınız, yani bu birim fiyatı neydi bu ticaret nasıl gelişti?
Fatih Keleş: Faturalarımda vardır, hatırlamıyorum ben bir yıldır tutukluyum Sayın Savcım, ben hani bir yıl önce yaptığım ticareti tahliye ederseniz hepsini böyle tek tek sahada, yerinde koordinatla gösterebilirim dilerseniz ama rakamları hatırlamıyorum şu an. Yani toplam kum faturası sekiz on milyon civarında bir kum sattık diye hatırlıyorum.
Savcı: Ne kadar?
Fatih Keleş: 8-10 milyon TL civarında.
Avukat: Faturaları da vergi beyannamelerini de her iki şirketin kendi arasında olan muhasebe kayıtlarını da taşeronluk anlaşmasını da faturaların imzasını da klasör halinde teslim edeceğim, bunu her zaman söylemiş oldum.
Fatih Keleş: Sayın Başkan, bunlar benim hani savunma hakkımdan savcımız da hani soruyor ama hani bir yandan da vaktimiz de gidiyor. Bu da takdirinize bırakıyorum.
Savcı: Yine aynı şirkette alım yapılması, bu almayla ilgili diyorsunuz değil mi? Kuzey Delta isimli şirketten mi?
Fatih Keleş: Evet, biz iş makinesi kiraladık, kamyon kiraladık.
Savcı: Alma işi... Sadece makine kiralama için 125 milyon TL para vermiş yoksa başka almalar oldu mu?
Fatih Keleş: Faturaları ben gösteremeyeceğim için detaylarını söyleyemiyorum. Makine kiraladık. İş makinesinden bahsediyorum öyle ufak bir şey makineden bahsetmiyorum Sayın Savcım hani bedelleri de büyüktür elbette. Büyük ekskavatörler, yükleyiciler, JCB'ler, 22 küsur tane iş kamyonu bunları kiraladık ve hani kısa bir süre için kiralamadık yani.
Savcı: Ne kadar süre kiraladınız?
Fatih Keleş: Toplam 6-7 ay oldu diye tahmin ediyorum.
Savcı: Kaç tane makine, kaç tane kamyon var biliyor musunuz?
Fatih Keleş: 14. 3'ü JCB'ydi, 3'ü lastikli yükleyiciydi, 8'i de ekskavatördü diye hatırlıyorum. 22 bu değişik değişiyordu tabii yani 22 oluyordu, 25 oluyordu. Yaklaşık 20 22 civarı da kamyon.
Savcı: Tamam bu iş süreci 6 7 ay kadar sürdü doğru mu? Yani bu unun çıkartılması.
Fatih Keleş: Evet doğrudur.
Savcı: Peki ne iş anlamak için soruyorum, hani biraz kısa kısa soruyorum da bu süreçlerle ilgili siz sahada bulundunuz mu? Veya bir yetkili müdür mü vardı?
Fatih Keleş: Sahada bulundum tabii gittim geldim, denetledim. İşi teslim etmek başka türlü olmaz ki.
Savcı: Tamam. Daha sonraki bu süreçte şirketin büyümesiyle birlikte yasal bir tetkik oluyor ve yani iyi miktarda bir kâr da ortaya çıkıyor. Daha sonra bu 4L firmasından Murat Bey'in size 125 milyon TL para göndermesini bu para gönderme sebebini rica ediyorum.
Fatih Keleş: İfademde de söyledim ortak olmak için bir konuşmamız olmuştu. Fakat sonrasında kendisi vazgeçti. Bu gönderdiğim 125 milyon TL de bir ön ödemedir aslında. Net bir ortaklığın rakamı değildir. Net anlaştığımız bir rakam değildir, ön ödemedir. Fakat anlaşamadık. Sonrasında kendisi satıştan vazgeçti. Ben de tutuklandığım için paramı geri alamadım. Ayrıca çok kârlı çok kârlı bir iş de yapmadım. Belgeleri de avukatlarım sunduğunda onları incelettiğinizde göreceksiniz.
Savcı: Yani MASAK raporuna göre 50 milyon TL gibi bir kâr gözüküyor 2024 yılında. Bu açıklaması yapılan şirket...
Fatih Keleş: Yani Sayın Başkan size de burada cevap verebilir miyim? Burada şirket kârlılıkları konusunda beyanda bulunan arkadaşlarımız oldu. %39 %40 kârlılıklardan bahsedildi ve çok kârlı olmadığını bahsetti. Sayın Savcı 380 milyon üzerinde 50 milyon bir kârdan bahsediyor. Bu %12 %13'lere gelir. Vergi ödendikten sonra belki daha da düşük kalacaktır. O 50 milyon da değildir bence de ama hani burada da Sayın Savcım takdirinize bırakıyorum, 380 milyon ticaret yapıp da 50 milyon kazanabilmek çok emin değilim o kadar olduğundan ama % o civarda değildir yani. Bunları da belgelerini avukatlarım zaten sunacak. Bunları da detaylı bir şekilde inceletirseniz kârlılığım da ortaya çıkacaktır.
Savcı: Peki öyleyse bu Dörtel'den 125 milyon TL para gönderimi paranın kaynağı tam olarak neydi, 125'in kaynağı?
Fatih Keleş: Ben daha sonra iş yapacağız diye yani devam edeceğiz ve
Savcı: Peki nereden o süreçteki mali durumunuz 2024'te öyle gözüküyor? Taşeronluk anlaşması 50 milyon TL kâr var diyorsunuz. Sayın
Fatih Keleş: Savcım Sayın Savcım benim mülkiyetim var. Ev az önce bahsettim neler olduğunu. Arsam var, konutlarım var. Ben istediğim an onları satışa çıkartıp o rakamı ödeyebilecek durumdayım. Yani ben burada zorlandığımda mülkiyetimi satarım borcumu öderim borçlu kalmam.
Savcı: Tamam onda onda hemfikiriz de bu 125 milyon TL'yi gönderdiğiniz zaman da bu paranın kaynağı tam olarak neydi? 50 milyon TL'lik bir kârdan bahsettiniz hatta bunun fazlası olması gerekir.
Fatih Keleş: Bakın o gönderdiğimde kârlılık oranımız belli değildi. Biz orada iş yapıyorduk ve daha kârlı bir iş yapacağımızı düşünüyorduk ama tahmin ettiğimiz ölçüde, madencilik böyledir biraz hani tabiri amiyane olacak belki ama biraz kumar gibidir. Yani kazdığınızda ne ürün ne kadar ürün çıkartacağınızı ne kadar ham maddeye ulaşacağınızı net kestiremezsiniz. O saha konusunda da çok tecrübem yoktu. Dolayısıyla ben de bana göre kârlılık daha fazla olacaktı ama istediğimiz ölçüye ulaşamadık. Yani 125 milyonu benim ödeyebilecek şükürler olsun sermayem, param var yani. Orada kimseye borçlanacak bir durumum yok.
Savcı: Tamam tamam ondan bahsetmiyorum ben, bahsettiğim konu şu. Murat'a gönderilen 125 milyon TL para var ya, bu paranın kaynağı tam olarak nedir Dörtel'dekilerin? O süreçte gayrimenkul sattınız mı? Kendisinden borç aldınız mı?
Fatih Keleş: Hayır. Kendisinden yaptığım iş karşılığı ödeme geldiğini ben de ön ödeme olarak kendisine bunu gönderdim. Ya bu para hani gelmesin ben kendi işimi kendi sermayemle çeviririm, ben bu parayı sana göndereyim. Bu ortaklık konusunda da bir nihayete ulaştıralım işi diye istemiştim. Fakat sonrasında kendisi bundan vazgeçti. Sayın Savcım buradaki buradaki ticaret gerçek bir ticaret, burada bir hayali durum yok ki hani.
Savcı: Tamam, o anlaşıldı.
Fatih Keleş: Benim avukatlarımın zamanından gidiyor, ben ona biraz şey yapıyorum yani, üzülüyorum.
Savcı: İddia değil ticareti anlamaya çalışıyorum. Ticaretten bahsettiğim bendeki dosyadaki veriler doğrultusunda. Anlamaya çalışıyorum aslında. Ben devam edeyim sorularıma, müdahale etmeyin. Şimdi 125 milyon TL meselesine geri döneceğim.
Fatih Keleş: Zaten hiç çıkmadık oradan Savcım.
Savcı: Şimdi Fatih Bey, sizin anlattığınız çerçevede şöyle bir durum ortaya çıkıyor: 4L diye bir şirket var, şirket 2015 yılında satış yapmış ve pasif bir halde. Murat Bey diye adam çıkıyor hani piyasaya, Gülibrahimoğlu. Size bir anda bir iş veriyor kendi şirketinde. Oradan şirkete para girişi oluyor ve yine aynı Murat'ın başka bir şirketine para gönderip ticaret geliştiriyorsunuz. Aynı Murat size bu şekilde para kazandırdığı yerde, o 10 milyar TL'yi bulan şirket değeri %50 veya artık yüzde kaç ortaklıksa iddia var o konuda, 125 milyon TL'yi Murat...
Fatih Keleş: 10 milyar neye göre Sayın Savcım?
Savcı: Adem Bey'in beyanlarında...
Fatih Keleş: Adem Başer'in beyanları ve Cem Çelik'in beyanları, doğru mu?
Savcı: Doğru.
Fatih Keleş: Onu isterseniz bir açıklayayım mı?
Savcı: Ben bir sorumu bitireyim, ondan sonra gelirsiniz, sıkıntı yok. Yani buradaki pencereden olan, şöyle bir manzara ortaya çıkıyor, takdir edersiniz ki: Murat diye bir şahısla bir iş yapıyorsunuz, size parayı gönderen Murat, yine parayı gönderen şirketin ortağı şubesi. Buradan bir kazanç elde ediliyor ki bu süreçte Murat'ın şirketinden 40 küsur tane şahıs, sizin şirketinizde sigortalı şekilde kaydettiriliyor ve operasyon sürecinde birden o şahıslar işten çıkartılıp Murat'ın şirketine devri yapılıyor. Yani sizin Murat'ın size 125 milyon TL para kazandırıp daha sonra şirket ortağı olmak için para gönderdi...
Fatih Keleş: Almadım ben bu parayı, kazanmadım Sayın Savcım.
Savcı: Yani burada bir kazanç var sonuçta. 125 milyon TL Murat'ın ortak kaydı...
Fatih Keleş: Sayın Savcım, 14 tane iş makinesi, 22 tane kamyon, 50 tane ağır vasıta şoförü ve operatör, elek operatörleri, bir sürü insandan bahsediyoruz. Ve maden sektöründe yani çok riskli bir sektördür. Burada yani iş yapıp da para kazanmadan mı iş yapacaktım ben? Benim ticaretim, 2023 yılında az önce ifademde söyledim, ben 2024 Mart sonu siyaseti bıraktım ve ticarete tekrar ağırlık vermek istedim. 2023'teki karsızlık ya da işlevsizliğin sebebi budur.
Savcı: Anlattınız, doğru.
Fatih Keleş: E anlattım. Yani dolayısıyla tekrar iş yapmak istiyordum ve madencilikte tekrar görünür olmak istiyordum ve para kazanmak amaçlı bu işi yaptım. Kendisiyle de bu minvalde çalışmaya başladım. Ben yaptığım işi takip ettim. Kendisine teslim ettim anlaştığımız şekilde ve bunun üzerinden de bir para kazanmaya çalıştım…
Savcı: Şimdi Murat'tan kazandığınız parayla o şirkete ortak olma süreci...
Fatih Keleş: Olamadım Sayın Savcım.
Savcı: Şöyle bir şüphe, şöyle bir süreç oldu değil mi?
Müdafi: Sayın Başkan, Sayın Başkan, soruya şuradan itiraz ediyoruz biz. Savcı Bey'in yine de nereye varmak istediğini çok net anladık. Savcı Bey diyor ki: "Burada kaçak hafriyat var."
Savcı: İddianameye göre konuşuyoruz.
Müdafi: Evet, "Burada kaçak hafriyat var, kaçak hafriyatta siz de burada sanki Murat'ın parasıyla ortak olmuşsunuz." Böyle gizlice ortak, "Murat'ın parasıyla Murat'ın şirketiyle ortak oluyorsunuz, böylece kaçak hafriyata ortak oluyorsunuz." demeye getiriyor. Ancak müvekkilin bahsi geçen ortak olmaya çalıştığı şirket, Kuzey İstanbul Modern Şirketi değil, Kuzey İstanbul Gayrimenkul Firması. Dolayısıyla kaçak hafriyatla ilgili olan bir soru da değil. Doğrudan istinatla ilgili olmadığı için...
Savcı: Beyanlar var ama o şekilde.
Müdafi: O yüzden isnadı tam olarak açabilirseniz... O yüzden isnadı tam olarak açabilirseniz, bir kişinin bir kişiyle X şirketine ortak oluyor süreci şüphe değil ya bu dosyada. Kaçak hafriyat işlerine gizli ortaklıkla aldığınız soruluyor ama...
Savcı: Ben kaçak hafriyattan bahsetmedim. Ben faturalandırma ve para hareketlerinden bahsettim.
Müdafi: Benim bahsettiğim süreç, şu anki şirket devrine ilişkin... İddianameyi okuyoruz. Kaçak hafriyatta Kuzey İstanbul Gayrimenkul yapıyor sanıyor, Kuzey İstanbul Modern yapıyor ayrı. İsimler birbirine benzer olduğu için o firmalarda, bu nedenle itiraz ediyoruz aslında. Doğrudan istinatla alakalı da değil yoksa müvekkil sabaha kadar anlatır bunlar gerçek ticarettir diye.
Savcı: Tamam. Şimdi yine bu Cem Çelik'in beyanları var. Cem Çelik sizinle Murat'ın ortak para... Beyanlarında şundan bahsetti: İstanbul Kuzey Gayrimenkul İstanbul... İstanbul Çevre Şirketi'nin %50 gizli ortağı Fatih Keleş'in, Murat'ın tam güvenmediği, güvenmeyip, güvenmediği için devretmekten vazgeçeceğini, bu şekilde daha sonra benim bahsettiğim gibi faturalaşma işlemi ile ilgili 4L'nin büyütülüp %50'si Keleş'e 125 milyon TL gönderildiğini, daha sonra operasyonlar başlayınca Murat'ın gönderilen paraya karşılık senet vererek iade yapar gibi gösterip iptal ederim şeklinde beyanları var. Adem de bu hususu doğruluyor. Hatta Adem Bey gidip Murat'ın talimatıyla 125 milyon TL sahte senet hazırlandığını...
Fatih Keleş: Doğrulamıyor, Adem Bey burada ifadelerini geri aldı.
Savcı: İfadelerini geri almadığı çok şeyle ilgili beyanları oldu kendisinin. Pekala, en son soruyu sorayım size. Bu hususta ne diyorsunuz? Bu senet meselesinden haberiniz var mı veya bu işte mali müşaviriniz Cem Çelik'in beyanlarına ne diyorsunuz.
Fatih Keleş: Ben ifademde, bir kere öncelikle Cem Çelik bu beyanları verdikten sonra tahliye olmuştur. Bu beyanları da tahliye olabilmek için verdiği açık. Cem Çelik yanlış ve eksik bilgilerle bunları söylemiştir. Ayrıca Adem Başelen'in oradaki beyanı da buranın işte madencilik firmasının 8-10 milyar değeri olduğu... Cem Çelik de yanlış hatırlamıyorsam 30-40 milyar değerinde olduğunu...
Savcı: Kayyumdan aldığı bilgiye dayanarak milyar TL olduğunu söylüyor.
Fatih Keleş: Hayır, ne bilecek ki Sayın Savcım. Kayyum daha yeni oturdu, bilebileceğini sanmıyorum da...
Savcı: Ama o şirket, mülkler vesaire, makineler bunlar tespit edilen borç için...
Fatih Keleş: Velev ki, ama bir şirketin değeri şöyle ölçülebilir: Murat burada az önce sordunuz %70 hissesine sahip olmuştu bu madencilik firmasının. Sorduğunuz şirket de bu madencilik hisselerinin %70'ine sahip olan şirket. Bu madencilik hisselerini, ruhsatları daha doğrusu hisseleri demeyeyim ama ruhsatları %70'e ulaşırken hangi rakamlarla edinmişti? Bana Murat Bey'in anlattığını yine burada tekrarlayabilirim. Dilerseniz siz kendi şirketinden, Cem Çelik'e sorabilirsiniz. Sonuçta orada da bir şey var, kayyum heyeti var. %7 hisseyi 30 milyon TL bedelle aldığını söylemişti bana. %10 hisse almıştı, %2 hisse almıştı, %5 hisse almıştı. En son %30 bir hisse satın alması yapmıştı ve bunu da 130 milyon bedelle aldığını söylemişti bana. 130 milyon bedel üzerinden hesaplarsanız, %30'u 130 milyonsa %70'i yaklaşık 305-310 milyon TL yapar, %70 hisse. Hadi bunu güncellediğinizde 350 milyon yapsın, 400 milyon yapsın. Yani sonuçta malın sahibi bunu satarken farklı bir şey söyleyebilir. 1 milyar da diyebilir, ona da hani bir şey diyemem. Sonuçta kimse sahibi o rakamdan belirleyecektir. Ayrıca bu şirket temiz, yani temiz derken borçsuz bir şirket değildi. Kuzey İstanbul Gayrimenkul Firması'ndan bahsediyorum. Murat Gülibrahimoğlu'nun şahsına borcu vardı, ki Murat Bey bunu kendisi bana söylemişti. Ayrıca Vakıflar Bankası'ndan aldığı yüklü miktarda kredi borcu vardı. Sanırım piyasaya da borcu vardı. Yani bu şirket öyle tertemiz ortada borçsuz, bu hisselere sahip olan bir şirket durumunda değildi. Hem Murat Bey'in şahsına borcu vardı hem kredi borçları vardı hem de yatırımları hala devam ediyordu. Dolayısıyla o 30-40 milyar denen, dedikleri, burada 8-10 milyar diyenler biraz yüksekten gitmişler diyeyim, en hafif tabiriyle... Ortak olma konusunda eğer becerebilseydim zaten ortak olacaktım. Fakat ortak olamadım sayın savcım. Yani ben gizli ortak olsam niye ortak olmaya çalışayım? Niye onla uğraşayım?
Savcı: Kuzey İstanbul Modern şirketiyle ilgili o süreçle ilgili müracaatla ilgili bilginiz var mı?
Fatih Keleş: Yapmadım ama taşeronluk işinde, bakın bunun tekrar altını çiziyorum. Bu öyle… Hayır. O madencilik, özür dilerim evet, madencilik şirketinde taşeronluk işlerinde bir, bir yerde çalışan bir personel varsa onları kovup yerine başka personel alamazsınız. Ondan sonra madenci yürüyüşü gibi yürüyüşlere şahit oluruz. Yani aynı personelin ve sahayı bilen, tecrübeli bir ekipten bahsediyoruz. Ağır vasıta şoförü var, iş makinesi operatörü var, elek operatörü var. Yani bunlar kalifiye elemanlar. Bunları hani onları kovsanız yerine birini bulmanız da zaten zordur. Dolayısıyla aynı konuda hizmet veren personeli aldım kendi bünyemde çalıştırdım ve sözleşmemin gereğini yaptım. Bunlar ticari işler.
Savcı: Bu 125 milyon para akıbeti…
Fatih Keleş: Alamadım, hayır. Yani ben tutuklandığım için talep de edemedim kendisinden bunu.
Savcı: Yine oğlunuz Mustafa Keleş’le ilgili bu süreçle ilgili yönlendirme yaptınız mı?
Fatih Keleş: Tabii ki yönlendirdim, tanıştırdım. İhtiyacın varsa çalışabilir dedim. Evet.
Savcı: Şirkette görevi neydi?
Fatih Keleş: Şirkette ufak çaplı satın almaları yapıyordu.
Savcı: Oğlunuzun daire alımıyla ilgili. Murat Gülibrahimoğlu parayı gönderiyor…
Fatih Keleş: Daha doğrusu Mustafa burada siz de sordunuz, ifadesini verdi. Mustafa'nın ifadesi aynen doğrudur. Ben burada bunu bana kollukta da sorulmuştu. Ben burada zaten Mustafa'nın bu evin kendi kazancıyla almadığını zaten söylemiştim. Orada sadece kiracı ve tahliye davasından bahsetmedim. Yoksa kendi kazancıyla almadığını, emanet parayla aldığını zaten oradaki ifademde de söyledim. Mustafa'nın buradaki beyanı doğru beyandır. Ben de çok farklı bir şey söylemedim açıkçası.
Savcı: Yine iddianamede Murat kendine villa almış. Bu sürece ilişkin Adem Başer’in beyanları var…
Fatih Keleş: Cem Çelik, mali müşavir ama hani para saymasını bilmiyor diyebileceğimiz bir arkadaşımız. O yani neyse o olayı öyle bırakayım da şöyle söyleyeyim. Murat Gülibrahimoğlu Göktürk'te bir villa almıştı ve mermerlerini yaptırmıştı, dış cephe mermerlerini yaptırmıştı fakat sorun yaşıyordu ki ben tanıştığım dönemde o zamanlara denk gelir. Mermerci olduğumu bildiği için de bana da gösterdi villanın dış cephesini. Sorunlar olduğunu, hem mermerde problemleri olduğunu hem uygulama problemleri olduğunu kendisine gösterdim. Tüm cephe mermerlerini söktürdü ve benden ricada bulundu. Ya ben bu konuda hem hassas bir adamım fakat mermer konusundan da anlamıyorum. Bunlara bir bakar mısın demişti. Ben de mermer konusunda, mermer seçimleri konusunda hem orada hem yanında bir villa daha satın almıştı. O villanın yine mermer dış cephe seçimi konusunda ben de toplantıya katıldığım olmuştu. Zaten Adem Başer de ben burada sizin huzurunuzda sordum. O da aynı şeyleri zaten doğruladı. Farklı bir şey söylemedi. Ben mermer seçimi ve uygulamasını denetleme konusunda arkadaşım da olduğu için kendisine destek oldum. Söylediğim gibi orası ifademde ben bunu aslında söyledim. Orası ben değil belki 100'ün üzerinde kişinin kullandığı bir yerleşkedir. Orada toplantı salonları var, amfi var, toplantı odaları var. Ben de yine Spor Kulübü Başkanlığı ve meclis üyeliği de olduğum için ayrıca Avrupa, Avrupa Oyunları'nın İstanbul'a kazandırılması konusunda Olimpiyat Komitesi de vardı. Sadece ben değil spor konusunda başka çalışan arkadaşlarımız da vardı, onlar da bu yerleşkeyi kullanıyordu. Ben de bu amaçla o yerleşkeyi kullanmışımdır.
Savcı: Ofis tarzında. Doğru mu?
Fatih Keleş: Ofis, toplantı odası böyle tek bir şey yapı değil burası.
Savcı: Bu İSFALT’ın genel müdürünün bir tane beyanı var. İşi önce İSFALT’a aldığınız…
Fatih Keleş: İSFALT dediniz değil mi? Burak Korzay’ın beyanı değil mi?
Savcı: Burak Korzay olması lazım
Fatih Keleş: Herhalde tahliye olmak için bu beyanları vermiştir ve ardından tahliye olmuştur. Sadece bu dosyada değil Aziz İhsan Aktaş davası dosyasından da tahliye olmuştur. Dolayısıyla tahliye olabilmek için bu beyanları verdiğini düşünüyorum. Ve beni bir yandan da benimle çok hoşnut olmadığını ifadelerinde ben okudum. Benimle çok hoşnut olmadığını, beni Ertan Yıldız'a şikayet ettiğini söylüyor. Benim kendisiyle olan diyaloğum Cebeci maden bölgesi kapsamında orada yapmış olduğu proje, MAPEG'in projesi tesliminde sadece diyaloğumuz bundan kaynaklıdır. Onun dışında kendisiyle bir diyaloğum yoktur. Söylemiş olduğu iftiralarını da kabul etmiyorum.
AYKUT ERDOĞDU, FATİH KELEŞ’E SORUYOR – 7 TEMMUZ 2026
Aykut Erdoğdu: Sayın Başkan, bu davanın başından beri savunma hakkımız kısıtlanıyor diyorum. Bakın şimdi ben soru soracağım ama bir zaman baskısı var üzerimde ve bu benim için önemli.
Hakim: Sorunuzu sorun buyurun
Aykut Erdoğdu: Şöyle ki Fatih Bey bu olaydan, benimle ilgili olaydan bahsetmedi. Öncelikle şunu söyleyeyim; siz sanıyorsunuz ki aşağıda nezarette müzakere ediyoruz. Vallahi billahi hiç konuşmadık. En son çıkarken dedim ki, ya benimle ilgili olaydan bahsedecek misin dedim.
Hakim: Şöyle orayı açıklayayım. Fatih Bey'le... Orada da anlatım içerisinde de anlatımda geçti. Doğrudan sevk olmadığı için ondan dolayı değinmedim. Ben o husustan dolayı sordum, yoksa uzağımız yok yani.
Aykut Erdoğdu: Allah'tan siz sordunuz ama şimdi benimle ilgili bu iddianamede bir tek suçlama var. Öncelikle çok geçmiş olsun, vaktini aldığım için özür dilerim ama.
Fatih Keleş: Teşekkür ediyorum.
Aykut Erdoğdu: Benimle ilgili bir tek iddia var. Örgüt iddiası yok. O da üyelikten değil, ben o tarihte genel başkan yardımcısıyım, milletvekiliyim. Beni bağlanabileceğim bir yer de yok zaten. Bir tek iddia var. Kısaca şunu hatırlatayım; Ertan Yıldız'ın bir beyanı var. Saçma sapan bir beyan. Ben ilk çıktığımda sandım ki ben çıkacağım, mahkeme heyeti beni dinleyecek, ya böyle saçmalık mı olur deyip tahliye edecekler sandım. Olmadı. Sonra mahkeme başkanının kararından anlamaya çalıştım. Yani ben niye buradayım diye? Orada da tutuklu sanıkların dinlenmesi diye bir şey vardı. Dedim ki herhalde... Yani bu benimle ilgili önemli olan... Tamam. Hızlıca sorayım. Bu şirketi tanıyor musunuz, bu söz konusu adı nedir? İstaç değil ya. Mega Ereco denilen şirketi tanıyor musunuz?
Fatih Keleş: Tanımıyorum.
Aykut Erdoğdu: Sahibi Fehmi'yle hiç görüştünüz mü?
Fatih Keleş: Hayır, görüşmedim.
Aykut Erdoğdu: Konuyu biliyor musunuz?
Fatih Keleş: Onu da bilmiyorum.
Aykut Erdoğdu: Peki o olaydan önce benimle herhangi bir şekilde bir ay önce, iki ay önce, üç ay önce hiç konuştunuz mu?
Fatih Keleş: Sayın Başkanım, sizinle karşılaştık ama ne zaman, hangi zaman, bir ay... Bunun ne zaman olduğunu bile bilmiyorum ki bir ay öncesini size cevaplayayım.
Aykut Erdoğdu: Hayır, ben de yani hiç konuşmadık. Hani o şöyle anlatılıyor; sabah gelmişsin sen, parayı almışsın gitmişsin. 1 milyon dolar, 1 milyon 250 bin dolar... Meblağ da belli değil. Sen öyle çantayla gelmişsin, seninle hiç konuşmamışım, senin içine doğmuş, koymuşsun çantayı gitmişsin. Ya böyle bir olayda 14 aydır tutukuyum. 14 aydır... Ben şeyi söyleyeyim, ben başka hiç Fatih Bey'i görmedim. Bu konuyu konuşmadım. O sabah, önceki hafta hiç konuşmadım. Seçim zamanı tanıştım. Çok beyefendi, çok diplomatik biri. Sadece uzatmayacağım, adamcağızın hakkına girmeyeyim ama. Yazıktır, günahtır ya. Gerçekten yazıktır, günahtır ya.
CEYHUN AVŞAR, FATİH KELEŞ’E SORUYOR
Ceyhun Avşar: İyi günler başkanım. Fatih Bey, ben Eyüpsultan'la alakalı size birkaç soru sormak istiyorum. Öncelikle, bana sunulmakta, Eylül 2024'te yapılmış Kirazlı ilgili faaliyetle alakalı Mart 2024'te atılmış bir mesaj gösterildi burada ekranda da sırayla. Yaklaşık ihaleden 6,5 ay önce atılmış bir mesajın içeriğindeki “Fatih abi” kelimesi dolayısıyla sizinle ilişkilendirilmeye çalışıldı. Bu farklı yerlere de götürüldü. Ben bu minvalde size soru sormak isterim. Bir, bu metro hattı ihalesi işinden, yani bu ihaleden 6,5 ay önce sizin haberiniz var mıydı? Bununla alakalı herhangi bir görüşme yapma durumunuz var mı?
Fatih Keleş: Haberim yok. Ayrıca, yeri gelmişken söyleyeyim, hani sizinle benim, bana "Fatih abi" diye hitap edebilecek bir samimiyetimiz olmadığını düşünüyorum. Onu da belirteyim ama böyle bir ihaleden de haberim yok.
Ceyhun Avşar: Bir de yine bu bizim mesaj minvalinde, mesaj benimle ve şube müdürlüğü, raylı sistem hattı arasında geçen bir mesaj. Sizin raylı sistem hattıyla, benle herhangi bir konuda bilgi alışverişi yapma, görüşme, konuşma, herhangi bir yerde karşılaşıp bu tarz konuları konuşma, böyle bir ihtimal var mıdır? O arkadaşların da hani burada olmadığı için, tutuklu oldukları için kendileri, çok şükür. Onlara da soracağız zaten biz zamanı gelince de.
Fatih Keleş: Ben sizin daireniz nerededir, onu da bilmiyorum açıkçası.
Ceyhun Avşar: Bir sonraki sorum da benim açıkçası bu olacaktı. Çünkü Mustafa Paşalı Arıoğlu, burada Yapı Merkez firmasının Yönetim Kurulu Başkanı, 4 Haziran 2025 tarihli bir beyanı var. Bu beyanda Raylı Sistem Daire Başkanlığına gittiğini ve Raylı Sistem Daire Başkanlığında sizinle bir görüşme yaptığından bahsediyor beyanında. Yani Raylı Sistem Daire Başkanlığına, ben 2023 Şubat ayında daire başkanı olarak atandım, 2023 Şubat'ında başladım. Sizin için Raylı Sistem Daire Başkanlığının ofisine veya herhangi bir ofisine veya herhangi bir çalışma alanına gitmişliğiniz var mıdır?
Fatih Keleş: Yok hayır, ben sizi sadece metro açılışları töreninde gördüm ama Raylı Sistemler Daire Başkanlığına benim gitmişliğim yok.
Ceyhun Avşar: Yani ben cevaplarımı aldım ama bir de geriye doğru giderek hızlı bir şekilde çok basit, süre almadan, hani bizim Kirazlı metro hattının herhangi bir aşamasında, herhangi bir noktasında sizinle herhangi bir irtibatımız olmuş mu, toparlamak adına?
Fatih Keleş: Olmadı, hayır.
Ceyhun Avşar: Peki benim sizinle herhangi başka bir irtibatım olmuş mudur?
Fatih Keleş: O da olmadı. Sadece bu açılışlarda ben sizi gördüm. Ya o kadar.
Ceyhun Avşar: Çok teşekkür ederim.
NECATİ ÖZKAN SORUYOR
Necati Özkan: İddianamede bir suçlama olarak değil ama bir tanımlama olarak, daha doğrusu örgüt tanımlamasını doldurmak için bir süs olarak bir şeyden bahsediliyor. Benim ofisimde bir toplantıdan bahsediyor. Siz, Aralık 2024 sanıyorum, tarihli toplantıda, benim ofiste bir toplantıya geliyorsunuz. Hatırlayabiliyor musunuz, o toplantının amacı neydi?
Fatih Keleş: Avrupa Oyunları organizasyonu için, bu organizasyonu konuşmak üzere... Daha doğrusu o gelecek heyete birtakım şeyler sunulacaktı, birtakım görseller. O konuda görüşmek için gelmiştim.
Necati Özkan: Sık sık bizim ofise geldiğiniz bir durum var mıydı? Sizinle bizim aramızdaki ilişkide böyle sık sık gelme durumunuz var mıydı?
Fatih Keleş: Yok, hayır. Sık sıktan kastınız nedir bilmiyorum ama sık sık gelmedim.
Necati Özkan: Yani yılda bir kere, iki kere... Mesela kaç keredir?
Fatih Keleş: Yılda bir kere olabilir. O da seçim kampanyaları esnasında geldiğim olmuştur.
Necati Özkan: Teşekkür ederim, başka sorum yok. Bir açıklama, tek bir cümleyle Sayın Başkanım... Ekrem İmamoğlu liderliğindeki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İstanbul'a uluslararası etkinlik kazandırmak için iki önemli iş yaptı. Bunlardan bir tanesi, Avrupa Oyunları'nın İstanbul'a kazandırılmasıydı. 2027 oyunları kazandırıldı. Dolayısıyla benden bu konuda bir iletişim çalışması talep etmek üzere gelmişti Fatih Bey.
Fatih Keleş: Bunu kastettim.
Necati Özkan: Evet. Keza bir de 2036 Olimpiyat Oyunları'nı kazandırmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'ndaki spor camiasının tamamı, spor ekibinin tamamı bir çalışma yapıyordu. Bir de bununla ilgili benden çalışma talep ettiler. Aslında bunun dışında bizim başka hiçbir görüşmemiz olmadı. Fatih Bey'le elbette 2014'ten beri tanışıyoruz ama benim ofisime geldiği toplam sayı, sayı belki 10 değildir yani. Yılda bir kere bile değildir. Teşekkür ederim.
ZAFER KELEŞ, KARDEŞİ FATİH KELEŞ’E SORUYOR
Zafer Keleş: Evet sevgili kardeşim. Sana da bana da geçmiş olsun.
Fatih Keleş: Teşekkür
Zafer Keleş: Şimdi ben tabii bir savunma yaptım burada. Herhalde kendimi çok iyi anlatamadım. Ben, şu senin şu anda sahibi olduğu şirketin asıl eski ortağı benim. Bunu biliyorsun.
Fatih Keleş: Evet.
Zafer Keleş: Ben o şirketten ayrılırken, 500 bin dolar para aldım. Şirketten ayrılırken. 1995 yılında. Ve ondan sonra belki sen de bilmiyorsun, çünkü sana bu soru soruldu. Bana sorulmadı. Bunu bilmiyorsun.
Fatih Keleş: Kayınpederin ortağıydın.
Zafer Keleş: Evet kayınpederin ortağıydım. Onu söylüyorum zaten. Sen yoktun o zaman. Başka bir şirkette ortaktın sen. Şimdi 500 bin dolar ben buradan ayrılırken para aldım. Bunu sen özellikle bilmiyorsun belki ama hiç söyleyeyim ben. Ve İstanbul'da dairemi sattım. 150 bin dolar… Hayır. Şunu söylemek istiyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkan, bir para hareketi var denildi. O paranın hareketini ben söyleyeyim; 370 bin dolar. 370 bin dolar benim için hiçbir şey değil zaten. Ben emekli bir adamım ama yapmış olduğum işleri anlattım. Bu yüzden de bunun dikkate alınmasını istiyorum. Böyle bir para hareketi kendimden gelen bir şey. Ben hiç kimseden 25 kuruş para almış bir insan değilim. İBB'nin çalışanı da değilim.
(Hakim müdahale ediyor…)
Zafer Keleş: Hayır onu Fatih Bey de bilmiyor. Ya bilmediyse bilsin ki soruya cevap versin.
Yener Torunler soruyor
Yener Torunler: Fatih Bey geçmiş olsun.
Fatih Keleş: Teşekkürler.
Yener Torunler: Kuzey İstanbul Gayrimenkul Şirketi'nin yönetim kurulu üyesisiniz.
Fatih Keleş: Evet.
Yener Torunler: Benim oradaki görevim nedir?
Fatih Keleş: İdari işlerden sorumluydunuz genel olarak.
Yener Torunler: Peki şirket içinde ve şirket dışında herhangi bir toplantıya katıldığımıza şahit oldunuz mu?
Fatih Keleş: Ben sizi bir toplantıda görmedim.
Yener Torunler: Peki şirkete gelip gitmezdiniz, şirkette olmadığınız dönem imzalayacağınız evraklar olursa nasıl imzalardınız?
Fatih Keleş: Şirkette olmadığımız dönem demeyelim de yönetim kurulu toplantılarına katılamadığımda sizin bu toplantı yazısını tarafıma imzalatmak üzere getirdiğinizi biliyorum. Bunu mu kastediyorsunuz?
Yener Torunler: Evet doğrudur. Yani yönetim toplantı yapardı, toplantıdan sonra bana iletilirdi, ben size getirirdim.
Fatih Keleş: Toplantıya katılamadığımda bu imzalatmak üzere bana evrak getirdiğiniz var, bunu biliyorum.
AYKUT ERDOĞDU MÜDAFİ AVUKAT TUBA TORUN ERDOĞDU, FATİH KELEŞ’E SORUYOR – 7 TEMMUZ 2026
Tuba Torun Erdoğdu: Fatih Bey, tabii çok doğal olarak bu eylem kalıbı içinde Aykut ile ilgili eylemin, müvekkilim ile ilgili eylemin suç atfedilen tarihini bilmiyorsunuz. Ben hemen söyleyeyim, 2020 Haziran ayı. Gerçi Ertan Yıldız, 2019'un Mart ayı söylemiş ama aslında işlem yapılan tarih 2020 Haziran ayı. Gerçekten bilmediğim için soruyorum. Bu tarihte göreviniz neydi acaba?
Fatih Keleş: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis üyesiydim. Ayrıca o tarihte yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Spor Kulübü Başkanıydım.
Tuba Torun Erdoğdu: Yani aslında bu Vega Hereko şirketiyle İSTAÇ arasındaki anlaşmayı yapmak konusunda herhangi bir göreviniz, karar alma yetkiniz yoktu.
Fatih Keleş: Bilmiyorum.
Tuba Torun Erdoğdu: Bilmiyorsunuz, ha, göreviniz de yoktu. Zaten iştiraklerle ilgili sınırlı yetkiniz ve göreviniz olduğunu da söylediniz.
Fatih Keleş: Sınırlı bile değil. Sınırsız yetkim yok.
Tuba Torun Erdoğdu: Tamam, bunu özellikle teyidini almak istedim. Çünkü hukuken bir rüşvet anlaşması gerekiyor ve ortada bir rüşvet anlaşması yok. Sayın Başkan'ın da ifade ettiği üzere, sizin aslında suç atfınız bile şu anda 252/5, yani aracılık gibi görülüyor bu vakada. Sizin bu eylem kalıbında dile getirmeyi bile aslında, suç atfıyla da beraber dile getirmeye bile vakit bulamadığınız, fırsat bulamadığınız bu eylemden dolayı benim müvekkilim ne yazık ki 14 aya yaklaşık bir süredir tutuklu ve cezası da aslında alsa bile, alsa bile çoktan bitmiş durumda olmasına rağmen… O yüzden hani özellikle bu vakadaki tutukluların bu vesileyle dinlenmiş olduğunu ve ortada bir rüşvet alan sıfatıyla biri dahi olmadığını tekrar Sayın Mahkeme'nin dikkatine sunmak isterim. Burada da teyidini almış olduğumu sanıyorum, teşekkür ederim.
MURAT ÇALIK MÜDAFİ CİHAN ÜNAL SORUYOR
Avukat Cihan Ünal: Fatih Bey merhaba. Geçmiş olsun öncelikle. Eylem 1, 11. Mahalle’de eylemin tipiklik ve eylem şekli hareketlerin hukuka aykırılık unsurları ile ilgili detaylı anlatımlarda bulundunuz. Yine savunmalarınızda, müvekkilim Mehmet Murat Çalık'ın savunmalarına atıfta bulundunuz. İddia edilen eylemlerle ilgili de müvekkilimiz, sayın mahkeme huzurundaki sorgusunda da son belgelerle ayrıntılı açıklamalarda zaten bulundu. Ben konunun daha iyi anlaşılması için size kısa bir soru sormak istiyorum. Söz konusu projelerle ilgili ruhsat ve iskan süreçleri için görüşme yapmanız konusunda Mehmet Murat Çalık tarafından size yönlendirilen kişiler oldu mu? Teşekkür ederim.
Fatih Keleş: Hayır. İmar, iskan ya da o konularda benim bırakın mevzuatı bilmeyi oradaki tabirleri bile bilmem ki gidip de o konuda görüşme yapabileyim. Mehmet Başkan'ım da o zaman başkan değildi, başkan danışmanıydı. Bana bir yönlendirmesi olmamıştır.
CEYHUN AVŞAR MÜDAFİ AVUKAT ABUZER UZUN SORUYOR
Abuzer Uzun: Fatih Bey ben size 140. eylemle ilgili olarak soru sormak istiyorum. Müvekkilim ile ilgili 140. eylem kapsamında tek bir kişi ve sadece ihaleye fesat karıştırmak suçundan 1 yıl aşkın süredir tutuklu. Dolayısıyla sizin ifadenizde 140. eylemle ilgili olay anlatırken bir neyin baz alındığı falan. Ben yine de size bazı konuları netleştirmek adına biraz daha detaylı sormak istiyorum. Şimdi 140. eylemde Kirazlı-Halkalı metro ihalesinin ihalesi var. Bu ihalenin yaklaşık maliyetini biliyor musunuz? Biliniyor muydu o tarihte? Yani bu yaklaşık maliyeti nedir bu ihalenin vesaire ihale öncesinde böyle bir haberiniz var mıydı?
Fatih Keleş: İhaleden haberim yoktu ki yaklaşık maliyetini yani nereden duyabilirdim.
Abuzer Uzun: Tamam peki yaklaşık maliyet dışında ihaleye ilişkin kısıtlı almanız gereken bilgilere var mı?
Fatih Keleş: Değildim.
Abuzer Uzun: Tamam. Şimdi Yapı Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Başar Arıoğlu var. Kardeşi Sami Özge Arıoğlu var. Bunlar da dosya kapsamında sanık. Ancak, onları da tanımıyoruz biz ama. Şimdi Mustafa Bey'in özellikle 04.06.2025 tarihindeki ifadesi var ve Mustafa Bey bu ifadesinde diyor ki, bana diyor bu ihaleyle Fatih Keleş'in ilgilendiği söylendi diyor. Ben de o yüzden yanına gittim diyor. Görüşmeyi bu şekilde anlatıyor. Peki ben size doğrudan şunu soruyorum. Bu ihaleyle siz mi ilgileniyordunuz?
Fatih Keleş: Yani az önce cevaplarım yeterli olmadı sanırım yani bilmediğim bir ihale konusunda ya da yetkim olmayan bir konuda nasıl ilgilenebilirim?
Abuzer Uzun: Tamam. Yani ihaleden haberim yoktu, bilmiyorum dediniz. Bunlarla yaptığınız görüşmeyi zaten siz dediniz ki ben bir yere toplantıya gitmiştim orada karşılaştık. Sponsorluk bağlamındaki görüşmeniz doğru mu bunlarla devamında dediniz. Bunun dışında hiç ihale falan bu görüşmede ihale falan herhangi bir şeyden bahsedildi mi?
Fatih Keleş: Hayır edilmedi.
Abuzer Uzun: Tamam. Peki şimdi yine Mustafa Başar Arıoğlu bu ifadesinin devamında diyor ki, Raylı Sistemler Daire Başkanlığına gittim ve Fatih Keleş de Raylı Sistemler Daire Başkanlığında. Yani sizinle yaptığı görüşmeyi Raylı Sistemler Daire Başkanlığında gerçekleşmiş şekli şeklinde anlatıyor. Şimdi müvekkille biraz önce size sordu, dedi ki, ben daire başkanı olduktan sonra Raylı Sistemlerin yani kapısından içeri girdiniz mi, geldiniz mi oraya hiç dedi, siz bir cevap verdiniz.
Fatih Keleş: Girmedim. Hiç Raylı Sistemler Daire Başkanlığından içeri girmedim.
Abuzer Uzun: Mustafa Başar Arıoğlu ile yapılan görüşmedeki şeyi sadece sponsorluk diye biliyorum. Yani siz sponsorluk olarak mı bu görüşmeyi...
Fatih Keleş: Benim amacım, niyetim oydu yani.
Abuzer Uzun: Tamam şimdi peki şöyle sorsam, siz Mustafa Başar Arıoğlu ile Yapı Merkezi yetkilisiyle görüştünüz, bu görüşmeden müvekkilim Ceyhun Avşar'ın haberi olmuş mudur ya da iletilmiş midir, dediniz mi siz Ceyhun Avşar'a?
Fatih Keleş: Ben kimseden duymadım yani kendileri gidip anlattıysa ondan da haberim yoktu.
Abuzer Uzun: Tamam. Peki, siz Yapı Merkezi yetkilileri ile görüştünüz, sponsorluk görüşmesi yaptım dediniz, burada görüşürken müvekkilim Ceyhun Avşar'ın adı geçti mi, hiçbir yerde Ceyhun'un buradan haberi var mı? Konuşma esnasında
Fatih Keleş: Hayır ya hayır geçmedi.
Abuzer Uzun: Tamam. Peki, siz Yapı Merkezi ile ilgili olarak, Yapı Merkezi firması ile ilgili olarak müvekkilin ya da bir başkasının herhangi bir yardım edilmesi, onlara kolaylık sağlanması ile ilgili bir talimat da verdiniz mi?
Fatih Keleş: Vermedim da burada bir şey diyeyim Sayın Savcım. Az önce sizin sorularınıza cevap verirken biraz ses tonumda değişme olmuş olabilir, eğer böyle bir durum olduysa lütfen kusuruma bakmayın. Yani haddimi aşmış olmayayım diye böyle tekrarlayayım. Sizin uzun sorularınızdan şikayet etmiştim ama sayın avukat da aynı konuda epeyce bir sorusu var, oradan gelince o aklıma geldi.
Abuzer Uzun: Şöyle Fatih Bey, uzun oluşu şundan kaynaklanıyor. Şimdi biz buradaki eylem sayısı itibariyle 137 eylem var, yanlış hatırlamıyorsam. Doğru. Doğru, 137 eylemden sorumlusunuz. Dolayısıyla mesela bunu Adem Soytekin de yaptı, siz de yaptınız. Savunma yaparken Adem'i kendinize odaklıyorsunuz önce ama bizim müvekkillerimiz de yani benim
Fatih Keleş: Yok yok, lütfen lütfen yanlış anlamayın, sadece sizin devam eden sorularınızdan aklıma geldiği için onu söyledim yoksa bir serzenişte bulunduğum için bunu söylemedim, lütfen alınganlık yapmayın.
Abuzer Uzun: Devam edebilir miyim lütfen? Yani siz bu o son soruma cevap vermeden Fatih Bey'e döndüğünüz için onu yinelemek zorundayım. Yani bu ihale ile ilgili ya da bir başka şekilde İBB'den Yapı Merkezi firması ile ilgili ilgili olarak bunlara kolaylık sağlansın ya da bunlarla ilgili şu yapılsın diye birine, raylı sistemlerden birine bir talimat ilettiniz mi?
Fatih Keleş: Bakın benim bu ihaleden haberim yok. Ben Arıoğlu ailesi üyeleriyle de görüşürken aramızda ihale ile ilgili bir şey geçmedi, benim böyle bir sorum olmadı, kendileri böyle bir cümle kullandılar mı onu da hatırlamıyorum ben. Kendileriyle ihaleyle alakalı bir şey konuşmadım. Benim bahsettiğiniz ihaleden bilgim yok ayrıca.
Abuzer Uzun: Tamam. Şimdi müvekkilin konuyla bizle ilgisizliğini, ilişkisizliğini anlatabilmek için mahkeme heyetine bunu anlatabilmek için bu tarz sorular sormak zorundayız size. Çünkü biz bu ihale bu ihale yani bu 140. eylemi araştırırken inan ki ihale ile ve inanın baktık dedik ki gerçekten SGK borcu bulunmadığı sabit olan bir firmayla, SGK borcu bulunduğundan bahisle ya da hazineye irat kaydedilmesi mümkün olmayan bir teminat mektubu, hazineye irat kaydedilmedi diye tutuklanan biri var mı diye biz de rastlamadık. O yüzden yani heyete ve savcılara bu hususu anlatabilmek için detay sormak zorundayız. Şimdi ikinci okuyacağım şey, bölüm Adem Soytekin ile ilgili. Adem Soytekin'in 16.06.2025 tarihli bir ifadesi var. Adem Soytekin bu ifadesinde diyor ki, ihale yapıldıktan 3 gün sonra ben Fatih Keleş'in yanına gittim ve ihalenin ne olduğunu sordum. Kendisi bana ihalenin anlattığını, bir şahsın noterden ihale tarihinden 1 gün önce ihaleyi kimin hangi fiyata alacağı gibi detayları tutanak altına aldırdığını ve bunu basına sızdırdığını, ihalenin iptal edileceğini söyledi diyor. Şimdi benim ilk sorum, bu açıklamayla
atih Keleş: Bir de noterden tespit ettirdiğim bir şey var, soracağım.
Abuzer Uzun: Devamında o da gelecek. Şimdi siz Kirazlı-Halkalı metro hattı ihalesiyle alakalı herhangi bir yani noter evrakı, noter kaydı ya da ihbar dilekçesi gibi bir şey duydunuz mu, gördünüz mu?
Fatih Keleş: Duymadım, yalnız aynı benzer ifadeyi Ertan Yıldız'ın ifadesinde, beyanında da okudum, o da bir noter evrakından bahsetmişti. Aynı şeyi Adem Soytekin'in beyanında da gördüm, onu hatırladım sadece.
Abuzer Uzun: O noter evrakı bir tevatür, zaten o dosyada da yok. Sayın yani savcılık böyle bir noter evrakı, noter ihbarı vesaire gibi noter tespiti gibi bir şey koymamış. Müvekkile de aynısı soruldu, müvekkil de cevapladı ama ortada böyle bir şey yok. Bu şahısların da beyanlarına itibar edilip edilmeyeceğini değerlendirirken mahkemenin biz buraları dikkate alacağını düşünüyoruz. Adem Soytekin ile aranızda, Adem Soytekin'in bu biraz önce okuduğum, bu minvalde bir konuşma geçti mi?
Fatih Keleş: Geçmedi. Adem Soytekin ile ben ee böyle konuları konuşacak biri değilim. Bir de bilmediğim bir konu yani neresini konuşacağım, onu da hani cevaplayamıyorum şu an.
Abuzer Uzun: Tamam. Şimdi siz ee benim sorularımı tekrar hani şey gibi algılamayın. Ben net bir şekilde vurgulamak adına söylüyorum. Bahsi geçen ihalelerin, sizi ihale ile de duymadım dediniz ama ihalenin iptali, o süreçte duydunuz mu? Duyduysanız dehlen nasıl duydunuz? Yani nasıl iptal olduğunu ihale onu duydunuz mu?
Fatih Keleş: Ee yani duymadım, hatırlamıyorum öyle bir konuyu. Bu şeylerde, beyanlarda ben bunları okudum.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Şimdi Adem Soytekin'e de zaten aynı şeyleri sorduk. Yani müvekkili tanıyıp tanımadığını sorduk. Ondan sonra ee yapım merkeziyle, yapım merkezi yetkililerinin yanına gittiğini söylüyor. Oradaki görüşmede bir müvekkilin adı geçti mi ve müvekkille doğrudan bir bağlantısı var mı diye sorduk. O da aynı sizin gibi cevap verdi. Biz hem sizin hem Adem Soytekin'in buradaki beyanlarını ve bu çapraz sorgunun, en azından yürütülen incelemeye katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Ben teşekkür ediyorum size. Sorularım bu kadar.
BAKİ AYDÖNER MÜDAFİ AVUKAT AYSUN OKUR SORUYOR
Av. Aysun Okur: Eylem 32 ile ilgili soru sormak istiyorum. Kısaca hatırlatayım; Eylem 32'de istinat edilen suç, İstanbul Şile, Valibey Mahallesi, 368 25 ve 26 parsel sayılı Sergülent Danış'ın şahsına ait taşınmazların sözde sisteme aktarılmak üzere, Bulut Aydöner'in sahibi olduğu Hasanoğulları DTM Limited Şirketi'ne zorla devredildiği, bu devirden sonra hakediş ödemelerinin düzenli bir şekilde yapılmaya başlandığına yöneliktir. Siz de rüşvet alan sıfatıyla bu eylemde sanık konumundasınız. Öncelikle sormak istiyorum, müvekkilim Baki Aydöner'i tanır mısınız?
Fatih Keleş: Örgüt yöneticisi olarak...
Av. Aysun Okur: Evet rüşvet alan konumuyla sanık olarak geçiyorsunuz ama çok kısa yerlerde isminiz geçiyor. Öncelikle müvekkilim Baki Aydöner'i tanır mısınız?
Fatih Keleş: Tanırım.
Av. Aysun Okur: Nereden tanıyorsunuz?
Fatih Keleş: Benim de üyesi olduğum siyasi partinin parti meclis üyesidir kendisi. Siyasetten tanırım.
Av. Aysun Okur: Eylem 32 sanığı Serbülent Danış, 17 Haziran 2025 tarihli ifadesinde, Baki Aydöner'in İBB Mali Hizmetler tarafından ödenmesi gereken hakedişler için kendisine Ekrem İmamoğlu'nu görevlendirdiğini, benim AK Partili olduğum için benimle görüşmek istemediklerini, bu nedenle kendisini temsil edecek kişilerin Fatih Keleş'in de benimle görüşmek istemediğini, belediyeye yapmış olduğu iş gereği bir sürü alacağının biriktiğini, alacaklarını almak istiyorsan sistemimi biliyormuşsun şeklinde beyanda bulunduğunu iddia etmiştir. Bu beyandaki iddialar doğru mudur diye sorayım öncelikle size.
Fatih Keleş: Serbülent Danış, AK Partili derken ne demek yani, siyasetçi mi?
Av. Aysun Okur: Ben bir sonraki soruma geçeyim o zaman.
Hakim: Sergülent Danış'ı tanıyor musunuz? Sizle görüşmeye yönelik bir talebi oldu mu?
Fatih Keleş: Tanımıyorum. Hani AK Partili olduğu için görüşmedi diye bir cümle var da, siyasetçi mi yoksa...
Av. Aysun Okur: Evet şey...
Fatih Keleş: AK Partili derken neyi kastetti? AK Parti'ye oy veren biri mi avukat hanım? Şöyle söyleyebilirim, ben AK Parti'nin bakanıyla, bakan yardımcısıyla görüşebilen bir insanım. Hani biriyle AK Partili diye görüşmeme gibi bir durumum olmaz. Ayrıca hani konusu nedir, benimle alakası nedir onu da bilmediğim için, ben böyle... Benim ben, böyle bir talep bana ulaşmadı, bilgim yoktur. Tanımıyorum da kendisini.
Av. Aysun Okur: Tamamdır. Yani AK Partili olduğunuz için benimle görüşmek istemedi...
Fatih Keleş: Yok, AK Partili derken neyi kastetmiş onu anlayamadım.
Hakim: Bu asfalt firması. Sanık kendisi. Asfalt firması var sanıkların.
Aysun Okur: AK Partili... Bu soruyu cevapladınız sanırım, AK Partili olduğu için görüşmek istememeniz doğru mudur sorusuna cevap verdiniz. Danış Asfalt sahibi Serbülent Danış ile görüşme talebiniz olduğunu Sayın Başkan sordu bir daha sordu.
Fatih Keleş: Benim talebimin mi olduğunu, orayı anlayamadım.
Av. Aysun Okur: Evet sizin talebinizin olduğunu...
Fatih Keleş: Tanımıyorum ki.
Av. Aysun Okur: Ekrem İmamoğlu, sizi veya Baki Aydöner'i görevlendirdi mi bu konuyla alakalı?
Fatih Keleş: Hayır.
Av. Aysun Okur: Danış Asfalt ve Aksan Nakliyat'ın 2023'e 113 21 64 ihale kayıt numaralı İBB Avrupa Yakası 1, 3 ve 4. bölgedeki yollarda asfalt kaplama işi ihalesi sürecine herhangi bir müdahaleniz oldu mu?
Fatih Keleş: Olmadı, hayır.
Av. Aysun Okur: Bu süreçte Ekrem İmamoğlu veya Baki Aydöner'in müdahale ettiğine, Serbülent Danış'ın sözde sisteme para aktarması gerektiği, yoksa hakedişlerini alamayacakları yönünde Ekrem İmamoğlu veya Baki Aydöner'in Danış Asfalt sahibi Serbülent Danış'a herhangi bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu?
Fatih Keleş: Hiç bilmediğim bir konu. Yani ben tanımıyorum da. Baki Bey'i sadece tanıyorum, bu anlamda siyasetten tanıyorum. Diğer kişiyi tanımıyorum. Böyle bir konuya hiç şahit olmadım.
Av. Aysun Okur: Ekrem İmamoğlu'nun söz konusu süreçte veya herhangi bir ihale süreci veya hak ediş süreçleri ile ilgili Baki Aydöner'e talimat verdiğine şahit oldunuz mu?
Fatih Keleş: Olmadım.
Av. Aysun Okur: Sorularım bu kadar başkanım, teşekkür ederim.
HÜSEYİN KÖKSAL MÜDAFİ AVUKAT BAVER KAYA SORUYOR
Avukat Baver Kaya: Dün beyanınızda söylediniz de ben yoktum, çıkmak zorunda kalmıştım. Adem Soytekin'in beyanında iddia ettiği bir toplantı var. Hüseyin Köksal'ın yapıldığını iddia ediyor.
Fatih Keleş: YTT Hukuk Bürosunda
Avukat Baver Kaya: 7 Mart 2025'te o toplantıya müvekkil Hüseyin Köksal'ın da katıldığını iddia etti. Sorgusunda da bir kısım çelişkileri vardı bu konuda. Sizden de duymak istedim o yüzden. Müvekkil toplantıya katıldı mı? Toplantıda telefonların toplandığı gibi iddiası var, böyle bir şey oldu mu?
Fatih Keleş: Hüseyin Bey toplantıda yoktu. Ben vardım, Adem Soytekin vardı, Tuncay Yılmaz vardı. Başka CHP'li vekillerimiz, idarecilerimiz vardı.
MEHMET PEHLİVAN MÜDAFİ AVUKAT DENİZ YAVUZYILMAZ SORUYOR
Deniz Yavuzyılmaz: Aslında meslektaşım da soruyu sordu. Öncelikle siz tekrar geçmiş olsun, ben de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum hem size hem ailenize. YTT Hukuk Bürosu'nda yapılan toplantıda Âdem Soytekin'in beyanında Mehmet Pehlivan'ın da olduğunu ve Mehmet Pehlivan'ın kendisiyle birtakım görüşmeler yaptığını, burada konuşmalar yaptığını iddia etmişti. Müdafiler de var dediniz, bu müdafiler arasında Mehmet Pehlivan var mıydı? Varsa böyle bir konuşma yaşandı mı, Emrah Bağdatlı’nın yurt dışına kaçırılması vesaire gibi?
Fatih Keleş: Yoktur, Mehmet Bey o görüşmemizde yoktu. Ben dünkü ifademde de oradaki kimlerin olduğunu söylemiştim. Müdafilerin ismini ben bilmiyorum ama Mehmet Pehlivan o görüşmede yoktu.
BULUT AYDÖNER MÜDAFİ AVUKAT ALİ BAŞAR TEMİZ SORUYOR
Av. Ali Başar Temiz: Yine Eylem 32'ye dair soru soracağım, çok vaktinizi almadan. Müvekkilinim Bulut Aydöner’i tanır mısınız.
Fatih Keleş: Tanımazdım, burada tanıdım kendisini.
Av. Ali Başar Temiz: Çok teşekkür ederim. Yine bahsi geçen eylemde ihale hususundan ve dosya sanığı Serdal Taşkın'ın ifadesinden bahsetti meslektaşım. Siz buna genel manada bir cevap vermenizi de rica ediyorum. Bu ihale özeli ve genel olarak ihalelerde bu ihalelerin alınma süreçleri, bu ihalelerin ne zaman kimler tarafından alındığı, bu ihalelerin ödemelerinin yapılıp yapılmaması noktasında bir karar merci, verici merci misiniz? Bu ihaleleri takip eder misiniz? Bunu ifadenizde de geçirdiğinizi biliyorum ama kayda geçmesi açısından soruyorum.
Fatih Keleş: Değilim. Müvekkilinizi de dediğim gibi burada tanıdım. Böyle bir konuyla da benim bir işim, irtibatım olmamıştır.
Av. Ali Başar Temiz: Yine kayda geçmesi açısından soruyorum. Benim müvekkilim Bulut Aydöner’e gerek Ekrem İmamoğlu veya gerekse Baki Aydöner tarafından herhangi bir talimat verilmiş midir?
Fatih Keleş: Az önce aynı soruyu avukat hanım da sordu da.
Av. Ali Başar Temiz: Bulut Aydöner yönünden soruyorum efendim. Ona bir talimat verilmiş midir?
Fatih Keleş: Sordu zaten, gene aynı.
Av. Ali Başar Temiz: Hemen iki soru daha sorup bitiriyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde iş yapan müteahhitlerin ödemelerini almaları için, sözde, asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir sistem adı altında yapılanma olup olmadığına dair beyanlarınızı alabilir miyiz? Yine ifadenizde geçirdiğinizi biliyoruz ama kayda geçmesi açısından.
Fatih Keleş: Hayır.
Av. Ali Başar Temiz: Ve son olarak, benim müvekkilim Bulut Aydöner’in adresi açıkça açıklanan Şile'deki iki adet taşınmazı aldığından bahsediyor Eylem 32'de. Müvekkilimin burada taşınmaz alıp almadığından haberdar mısınız? Bu müvekkilimin bu taşınmazları hangi amaçla aldığı, ne şekilde aldığı ve kullandığı, yine müvekkilimin Şile'de inşaat, alım satım, gayrimenkul faaliyetlerinden haberdar mısınız?
Fatih Keleş: Ben, Şile'ye hayatımda bir ya da iki defa gittim diye tahmin ediyorum. Ben, müvekkilinizin ticari alım satımlarından haberdar değilim. Beni de haberdar etmediği sürece haberdar olmak şansım yok maalesef.
EYÜP SUBAŞI VEKİLİ AVUKAT SİBEL DURSUN SORUYOR
Avukat Sibel Dursun: Sayın Fatih Keleş savunmasını yaparken belediye meclis üyesi olduğunu söyledi ama şunu anlayamadım. Her Beylikdüzü'nde hem de Büyükşehir'de Belediye Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu mu?
Fatih Keleş: Hayır ikisinde de başkan yardımcılığı görevinde bulunmadım.
Avukat Sibel Dursun: Belediye meclis üyeleri kamu görevlisi değildir Sayın Başkan. O nedenle bunun üzerinde duruyorum.
Fatih Keleş: Doğrudur.
Avukat Sibel Dursun: Tamam. Peki hakkınızdaki iddianamede Belediye Meclisi Kurulu olarak karar alıp da iddianameye konu bir eyleminiz var mı?
Fatih Keleş: Ben bu soruyu anlayamadım açıkçası. Yani şunu mu anladığımı söyleyeyim, belediye meclis görevinden dolayı herhangi bir ceza isteniyor mu bana?
Avukat Sibel Dursun: Hayır, hayır. Belediye meclis üyesi sıfatıyla kamu görevlisi değilsiniz.
Fatih Keleş: Evet.
Avukat Sibel Dursun: Bu nedenle özgü suçlardan olduğu için rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma suçları sizin yönünüzden oluşmaz. Ancak, Beylikdüzü Belediye Meclisi ya da İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kurul halinde bir karar alıp, aldıkları karar iddianameye konu olursa o zaman görevinizin olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle hem Beylikdüzü'nde hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde ne zaman meclis üyesi yaptığınızı, tutanaklara geçmesi açısından netleştirmenizi istemekle birlikte hem Beylikdüzü hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Meclisinin aldığı bir karar bu iddianameye konu oldu mu?
Fatih Keleş: 2014 Mart ile 2024 Mart sonu, Nisan başı tarihleri arasında hem Beylikdüzü Belediyesi Meclis üyesiydim hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyesiydim. Meclis üyeliğinde aldığımız kararlarla ilgili bu dosyada herhangi bir ceza istemi yoktur. Farklı dosyalar, davalar olmuştur. Aldığımız kararlardan dolayı bir kamu zararı oluşturulduğu tespit edilirse Sayıştay tarafından bunu meclis üyelerinden tazmin ederler.
Avukat Sibel Dursun: Meclis üyeliğiniz ne zaman bitti?
Fatih Keleş: 2024 Mart sonu.
Avukat Sibel Dursun: Bir soru daha soruyorum. Savunmanızın başında, yaklaşık bir saat kadar sürede İstanbul Spor Kulübü Başkanlığı yaptığınızı söylediniz. Birincisi, doğru mu anladım? İkincisi…
Fatih Keleş: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü. İstanbul Spor farklı. Orada yöneticilik, İstanbul Spor A.Ş. diye bir futbol kulübü de vardır, orada da yöneticilik yaptım.
Avukat Sibel Dursun: O zaman şöyle söyleyeyim. Spor hukuku mevzuatı gereği kulüpler tek kişilik değildir; ya dernek olarak ya da anonim şirketi olarak. Sizin görev aldığınız bu İstanbul Belediye Spor Kulübü'nün tüzel kişiliği var mıydı? Ne şekilde?
Fatih Keleş: Dernek statüsünde kurulmuş. Dernek statüsündeydi.
Mahkeme Başkanı: Eyüp Subaşı’yla ilgisi ne? Orayı da açında anlayamadım bu sorunun sebebini
Avukat Sibel Dursun: Tamam, hemen. Şimdi ben Yargıtay'daki kararlara işaret ederek sorunun mantığını izah etmek istiyorum. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012'ye 480 esas, 2014'e 73 karar sayılı ilamında Bursa Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinden kaynaklı ihaleye fesat karıştırma, suç işlemek amacıyla suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet alma verme, işte bu örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme eylemlerinden dava açılmıştı. Burada kamu görevlisi olmayan iştirak çalışanları yönünden eylemlerin subut bulmadığı değerlendirilmiş. En fazla özel hukuk yönünden hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceği bir kusur ve zarar varsa, ardından Yargıtay 5. Ceza Dairesi...
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, soruyu artık gelelim.
Avukat Sibel Dursun: Sayın Başkan, ama bu çok önemli, yargılama çok önemli.
Mahkeme Başkanı: Müvekkilinizin savunmasını yaparken anlatırsınız bize.
Avukat Sibel Dursun: Şimdi müvekkil beyanlarında Fatih Keleş'le olan irtibatını ortaya koyuyor. Hem savcılık makamı hem de sanık müvekkili olan arkadaşlar, sanki bu sanık memurmuş gibi, kamu görevlisiymiş gibi rüşvet aldın mı verdin mi diyor. Şimdi belediye meclis üyesi kamu görevlisi değil.
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, onu en son zaten biz değerlendireceğiz.
Avukat Sibel Dursun: Ama savunma da buna göre gidecek. Ben de Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2018'e 9023 Esas, 2021'e 3998 Karar...
Mahkeme Başkanı: Tamam, teşekkür ederiz Avukat Hanım. Sorunuz varsa alalım, yoksa mikrofonu keseceğim. Vakit sıkıntımız var zaten, şu an bununla uğraşacak hiçbir durumda değiliz.
Avukat Sibel Dursun: Sayın Hakim, salonu kapatın
Mahkeme Başkanı: Sorunuzu soralım lütfen. Avukat Hanım bakın geçen duruşmada da aynısını yaptınız. Israrla soru için söz hakkı alıyorsunuz, bize burada yarım saat ders anlatıyorsunuz. Soru soracaksanız soruyu sorun 201'e göre, yoksa mikrofonu keseceğim.
Avukat Sibel Dursun: Tamam, soruyu soruyorum. İstanbul Belediye Spor Kulübü nasıl bir kişiliktedir? Tüzel kişi mi? Siz devlet memuru muydunuz? Siz İş Kanunu'na göre çalışan, maaşlı bir eleman mıydınız?
Fatih Keleş: Oradaki hukuki statümüz hakkında bilginiz var değil mi? Dernek statüsünde kurulmuştur. Sonrasında yasada bir değişiklik yapıldı, yakın zamanda. Spor kulübü statüsüne geçtik ve bu spor kulübünden de herhangi bir yönetim kurulu başkanlığı, kulüp başkanlığı olarak herhangi bir ücret de almayız.
Avukat Sibel Dursun: Peki devlet memuru muydunuz? Siz belediyeden sabit bir maaş alıyor muydunuz?
Fatih Keleş: Değildim. Kamu görevlisiyim ama devlet memuru değilim.
Avukat Sibel Dursun: Nasıl kamu görevlisiniz? Belediye meclis üyesi kamu görevlisi mi?
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, şimdi bakın şöyle. Ya bu kadar, şahsın kamu görevlisi olup olmadığını tartışacak olan zaten, kararda biziz yani. Şahsa sorarak mı karar vereceğiz?
Avukat Sibel Dursun: Hayır, hem siz hem de biz avukatlar tartışacağız. Çünkü sanık, Sayın Hakim.
Mahkeme Başkanı: Tamam, teşekkür ederiz Avukat Hanım. Başka soru yoksa bu soruları geçelim.
Avukat Sibel Dursun: Son bir şey söyleyeceğim.
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, başka sorunuz var mı?
Avukat Sibel Dursun: Savunma hakkını kısıtlıyorsunuz. Bir tek sorum var. Bir tek sorum var.
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, gerekli soruları sorsaydınız, sağ olun.
Avukat Sibel Dursun: Son bir sorum var Sayın Başkan
Fatih Keleş: Kamu görevlisi değilim Avukat Hanım. Evet, kamu görevi icra ediyorum ama kamu görevlisi değilim.
MAPEG AVUKATI MERYEM FAZIL
Meryem Fazıl: Fatih Bey, buradaki savunmanızda Murat Gülibrahimoğlu ile ticari ilişkinizin siyasi göreviniz sona erdikten sonra başladığını söylediniz. Ancak iddianamede sahibi olduğunuz Dörter Mermer firmasıyla Gülibrahimoğlu'nun kontrolündeki Delta Sistem ve Kuzey İstanbul Modern A.Ş. arasındaki taşeronluk sözleşmelerinin ve kesilen 248 milyon TL tutarındaki faturaların meclis üyeliğiniz döneminde olduğu tespit edilmiştir. Şu an siz de söylediniz. Bu resmi kayıtlar karşısında, savunmanızdaki çelişkiyi açıklayabiliyor musunuz?
Fatih Keleş: Siz bunun hangi cümleyle benim bunu söylediğimi açıklarsanız, ben de cevap olarak vereyim.
Meryem Fazıl: Mart 2024'te siyaseti bıraktığınızı söylediniz. Dosyadaki ibraz edilmiş olan evraklarda, sözleşme taşeronluk sözleşmesinde.
Fatih Keleş: 2024, 10. ayındadır. Yani.
Meryem Fazıl: 248 milyon TL'lik faturaya ilişkin tarihler ise Aralık 2023'te olduğu görülüyor.
Fatih Keleş: Yanlıştır efendim öyle bir öyle bir fatura olamaz. 2024 olabilir.
Hakim: Evrak varsa sunarsınız. Başka sorunuz var mıdır?
MADEN VE PETROL ARAMA VEKİLİ ESMA ZORLU EKŞİ
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Fatih Bey, öğleden önceki ifadelerinizden hareketle bir iki sorum olacak. E-59 kapsamında Cebeci Maden Sahası ile ilgili olarak İBB'de imza yetkiniz ve resmi bir göreviniz olmadığını, sadece eski bir madenci olarak Ekrem Bey'in ricası üzerine süreci takip ettiğinizi söylediniz.
Fatih Keleş: Konuyla ilgilendim ve kendisine bilgi verdim.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Beyanlarınızı aynen şöyle aktarmak isterim, tırnak içerisinde: "Ekrem Başkan da benim eski 40 yıllık madenci olduğumu bildiği için konu hakkında görüşmek istemiştir. Konuyu incelediğimde İBB iştiraki İSFALT'ın MAPEG'den aldığı ihalenin şartlarını yerine getirmesi için birkaç ayının kaldığını, imalatının tamamlanması gereken üretimin başlamamış olduğunu fark ettim. Devamında ben sadece İSFALT'ın teminatının yanmaması, İSFALT'ın ihale yasaklısı hale gelmemesi, İBB'nin de kamulaştırma yükü altında ezilmemesi için, kısaca kamu zararı oluşmaması için sürecin takipçisi oldum." dediniz. O tarihteki resmi göreviniz nedir? Bu gönüllü takipçilik işi, o tarihteki mevcut görevinizle ilişkili midir?
Fatih Keleş: Ben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin meclis üyesiyim. Vatandaş adına hem belediye çalışanlarını denetleme yetkimiz vardır hem de Belediye Başkanı'nı denetleme yetkimiz vardır; meclis olarak söylüyorum. Benim yetkim bununla sınırlıdır. Ben burada kurumun zarar görmemesi için konunun takipçisi olduğumu izah ettim. Ben sizin genel müdürlüğünüzle olan toplantıya da katıldım Ankara'da. Cevat Bey'di sanırım o zamanki genel müdür, şu anda değişti mi bilmiyorum. Genel müdür yardımcıları da vardı o toplantıda. Doğrudur, bu sebepten...
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Bu toplantıdaki katılım sıfatınız nedir? İBB Meclis Üyesi olmak mı, yoksa İBB Spor Kulübü Başkanlığı mı
Fatih Keleş: Hayır, İBB Meclis Üyesi olmam. Murat Gülİbrahimoğlu hangi sıfatla genel müdürlükte toplantıya katıldıysa... O da iş adamıdır, madencidir; ben de madenciyim, ben de o sıfatla katıldım. Murat Gülİbrahimoğlu genel müdürlüğünüze çağrıldı ve Atiye Hanım'la birlikte, Atiye Hanım'ın da bulunduğu toplantıya davet edildi. Ben de davet edildim. Genel müdürünüz var... Genel müdürünüz sonradan dahil oldu. Önce genel müdür yardımcınız toplantıya başkanlık yaptı, yanında daire başkanları vardı. Bir müddet sonra genel müdürünüz de toplantıya dahil oldu. Benim de toplantıya katılmamdan çok mutlu olduğunu yüzüme karşı da beyan etti. Murat Gülİbrahimoğlu hangi sıfatla, iş adamı sıfatıyla katılmıştı, ben de o sıfatla katıldım. Mermer madenci olarak katıldım. Ben de Cebeci bölgesinde kurum adına bir zarar oluşmaması için de üzerinde hissettiğim sorumluluktan dolayı da o toplantıda bulundum. Davet edildim, o sebeple icabet ettim aslında. Yani ben kendimi zorla o toplantıya aldırtmadım. Davet edildim, ben de icabet ettim.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Peki... Şu ifadenize istinaden soruyorum, yine aynen ifade etmek isterim: "Bu süreçte yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSFALT'ın zarara uğramaması için kamu yararını gözettim. Bunun dışındaki imza yetkisi dahil olmak üzere herhangi bir yetki ve sorumluluğum yoktu." Bu şekilde bir yetki ve sorumluluğunuz olmadığını defaatle birçok yerde belirtmenize rağmen, yalnızca İBB Meclis Üyesi sıfatınıza dayanarak Ankara'da bahsettiğiniz toplantıya ve hafriyat işiyle ilgili birçok toplantıya, aynı zamanda yönetim kurulu üyeliğine herhangi bir İBB...
Fatih Keleş: MAPEG'de hafriyat toplantısına mı katılmışım?
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Herhangi bir... Siz Ankara'da bir toplantı...
Fatih Keleş: Hafriyat toplantısına bir katılmadım ki. Onu nereden siz hani ben...
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Valilik nezdinde yapılan toplantılara katıldığınızı beyan ettiniz.
Fatih Keleş: Valilik nezdinde hafriyat toplantısına katılmadım. O toplantılarda ben yokum. Vali, Sayın Valimiz İstanbul... İstanbul'daki Cebeci Maden Bölgesi'nin komisyon başkanıdır. Bu komisyon hafriyatları da organize etmez, onun toplantısı değildir bu. Siz soruyu yanlış bir yerden alıyorsunuz. Hafriyat... Bakın ama önce belirteyim. Ben hafriyat toplantısına katıldıysam o zaman Sayın Valimiz de hafriyat toplantısına davet ettiler demektir. Hafriyat toplantısı değil o.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Yani maden sahası olarak...
Fatih Keleş: Cebeci Maden Bölgesi.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Maden bölgesine ilişkin... Maden sahası bölgesi genelde hafriyatla ilişkilendirildiği için bu şekilde...
Fatih Keleş: Maden bölgesi bu. Sadece siz bu iddianameyi okudunuz o zaman. Madencilik... Siz MAPEG'in avukatı değil misiniz? Ben de madenciyim.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Sayın Sanık, rica ediyorum. Gerek müdafileriniz dahil olmak üzere...
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım, şöyle yapalım. Soruyu, soruyu, soruyu o şekilde sormayın.
Bakın, “hafriyat toplantısına katıldım” şeklindeki lafta hata olmuş muhakkak.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Soru sormama engel bir durum yok. En az sanık müdafileri kadar burada gerçeğin...
Mahkeme Başkanı: Ama burada herkesin, her hakları eşit tanınmaktadır. Aynı haklar herkese tanınıyor. Avukat Hanım, uzatmaya gerek yo
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sonundaki, sonundaki yapıcı tavrınızdan dolayı da teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Mahkeme Başkanı: Yanlış anlaşılma olmuş, uzatmayın.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Teşekkür ederiz. Bizlerin amacı, buradaki bütün süreç, arkadaşlar kadar bu yargılamanın sağlıklı bir şekilde ilerlemesine katkı sağlamak istiyoruz. Kimsenin ceza alması, almaması bizlerin vekil olarak bir sorumluluk hissetmemekterdir. Devam ediyorum. Yine sormak isterim. Bizim bu şirketlerin yönetim kuruluna girmenizi isteyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı MAPEG'tir. Buradaki proje bakanlık için özel bir proje olduğundan, proje tamamlanana kadar buradaki söz ve karar hakkının kamuda olması gerektiğini, bu nedenle İBB'nin ve İstanbul Valiliği'nin yönetim kurullarında olarak karar mekanizmasını elinde bulundurması gerektiğini iletmiştir. Ben de bunun üzerine yönetim kuruluna girdim. Valiliğin personelleri memur olduğundan bu şirkete uygun yönetim kurulu üyesi verememiştir.
MAPEG'in talebi ve yönlendirmesiyle yönetim kuruluna girdiğinizi iddia ediyorsunuz. Bir devlet kurumu olan MAPEG'in özel bir şirketin yönetim kuruluna kimin gireceğini belirleme, telkin etme veya talep etme yetkisi olduğu iddiasını hangi hukuki gerekçeye dayandırmaktasınız?
Fatih Keleş: Bir hukuki gerekçem yok. Ben bunu Murat Gülİbrahimoğlu'ndan, kendisinden duydum. Ben ayrıca bahsettiğim, Ankara'daki genel merkezdeki toplantıda, genel müdürlükteki toplantıda kendilerine hem MAPEG Genel Müdürü'nün hem de müdür yardımcılarının hani ne kadar önem, değer verdiklerini, sözlerine itibar ettiklerini orada şahit oldum. Gözlerimle ve kulaklarımla şahit oldum. Ben bu talebi de Murat Gülİbrahimoğlu’nun kendisinden duydum ve yönetim kuruluna girdim. Onun arkasındaki detayını bilmiyorum. Kendisi oradan duymuş mudur, sizin söylediğiniz gibi başka bir şey midir, onu da bilmiyorum.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Yani MAPEG'in size bu yönde yaptığı resmi bir yazı ve tebligat gibi bir teknik bir beyan var mıdır?
Fatih Keleş: Hayır, yok.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Eğer resmi bir talep yoksa devlet kurumu olan MAPEG'in şahsınıza gayriresmi, şifahi veya Murat Gülİbrahimoğlu aracılığıyla "Bu şirketin yönetimine girin." dediğini mi iddia ediyorsunuz?
Fatih Keleş: Avukat Hanım, burada hukuksuz bir işlem yok. Yani burada söylenilen işte bana hukuk dışı bir iş yap diyen olmadığı için ben de bunda açıkçası bir şey görmedim. Yani olumsuz bir durum görmediğim için ve oradaki daha önceki iletişimlerini de, genel müdürlükteki iletişimlerini de gördüğüm için ben de Murat Bey'in bu sözüne itibar ettim. "Oradan duymuştur." dedim, "O şekilde söylemiştir." dedim ki MAPEG burayı zaten her ay düzenli olarak bu sahayı, bu firmaları, maden firmalarını denetleyen, yaptığı işleri raporlayan müdürlük zaten. Orada bir olumsuzluk olursa benden de daha önce görecek olan MAPEG'tir zaten.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Burada bu ruhsat sahibi olan şirketlerin hisse devirlerinin dahi MAPEG'in bilgisine, onayı olmadan yapılamayacağını ifade etmiştiniz, doğru mudur?
Fatih Keleş: Kanunda böyledir benim bildiğim kadarıyla.
Avukat Esma Zorlu Ekşi: Peki öyleyse, Murat Gülİbrahimoğlu ile yapmayı planladığınız ve karşılığında 125 milyon TL tutarında bir ödeme gerçekleştirdiğiniz hisse devrini MAPEG'e bildirdiniz mi? Veya herhangi bir tescil girişiminde bulundunuz mu?
Fatih Keleş: Avukat Hanım, hisse devrine başlayamadık ki böyle bir şeyi bildirelim. Hisse devrine geçemedik. Bizim aramızda ön bir konuşma geçmişti. Hisse devri konusuna biz gelemedik zaten.
ALİ SUKAS MÜDAFİ KAPTAN YILMAZ
Kaptan Yılmaz: Fatih Bey geçmiş olsun. Eylem 121 132 aralığında size yönelik ithamlar var. Yani sizin üzerinize. Şöyle kısaca bahsetmek gerekirse. Bu bölümde Ağaç A.Ş. ile ilgili bölümde Ağaç A.Ş. ihalelerinde Fatih Keleş'in Ali Sukas'la birlikte beraber çalıştıkları gibi bir iddia var. Bu iddiayı da Ümit Polat'ın 17.07.2025 tarihli ve Ertan Yıldız'ın 17.06.2025 tarihli beyanlarına dayandırarak iddia ettiğini düşünüyorum. Çünkü bu iki beyan dışında sizinle Ali Sukas ya da Ağaç A.Ş. arasında irtibat kurulabilecek herhangi bir ifade dosyada yok.
Fatih Keleş: Ümit Polat'ın benim aleyhimde bir beyanı mı var
Kaptan Yılmaz: Ben şöyle hemen belirteyim. Ümit Polat 17.07.2025'te diyor ki, bir keresinde konuşmamızda Ali Sukas parasını isteyen kişinin Fatih Keleş olduğunu söylemişti. Doğrudan size yönelik değil ama Ali Sukas'tan böyle bir beyan duyduğunu belirtiyor. Birincisi bu. 17.06.2025 tarihli Ertan Yıldız da beyanında direkt okuyacağım, çünkü burada beyanı doğrudan metinden cevaplamanızı istiyorum. 2020 başlarında bana gelerek Beylikdüzü'nde tanıdığımız firmalar var, bunların Ağaç A.Ş.'de çalışması lazım, bunu bir konuşalım diye dedi. Bunun üzerine ben Fatih Keleş ile Ali Sukas ya Bakırköy'de ya da Ağaç A.Ş.'de bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Ali Sukas kendilerinin de tanıdığı firmalar olduğunu söyledi. Bunun üzerine bir firma listesi yapıldı ve mümkün olduğu ölçüde bu firmalarla çalışılması kararı alındı. Fatih Keleş bunlardan komisyon alınması gerektiğini söyledi. Bu toplantının neticesinde Ali Sukas ve Fatih Keleş belirledikleri firmalardan komisyon almaya karar kıldılar. Devam ediyor, bu kadarı yeterli ifadenin. Yani özetle sizin Ali Sukas'la Ertan Yıldız'ın da bulunduğu bir ortamda ki bununla ilgili de ya Ağaç A.Ş.'de ya da Bakırköy'de buluştuğunuzu söylüyor. Beylikdüzü firmalarının Ağaç A.Ş. ile çalışması hususunda anlaştığınızı ve bunlardan komisyon alınacağına karar kıldığınızı söylüyor. Şimdi sorum Ali Sukas'la tanışıyor musunuz, tanışıklığınız samimiyetiniz var mı, tanışıklık dereceniz nedir?
Fatih Keleş: Yani tanışıklığım var ama samimiyet yani vardır diyemem.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Peki bu Ağaç A.Ş.'ye gitmişliğiniz var mı ya da Ağaç A.Ş.'de bir toplantıya katılmışlığınız?
Fatih Keleş: Ağaç A.Ş.'den bitki almışlığım var evim için, balkona. Eşim öyle bir şey istemişti, bitki istemişti oradan gidip seçtiğim vardı biliyorum marketi.
Kaptan Yılmaz: Ağaç A.Ş.'de Ali Sukas'la hiç mi görüşmeniz oldu mu?
Fatih Keleş: Ağaç A.Ş.'de Ali Sukas'la orada karşılaştım ben. Karşılaştınız. Karşılaştık.
Kaptan Yılmaz: Karşılaştınız, bir toplantı söz konusu mu yani?
Fatih Keleş: Hayır. Ayrıca başlangıcına bir şey daha söylemek isterim, burada Ertan Yıldız Ertan Yıldız tüm iştiraklerin yöneticisi olduğu gibi Ağaç A.Ş.'nin de yöneticisidir. Bir toplantı yapmışız, ben firma söylemişim, Ali Bey firma söylemiş, Ertan Bey hiçbir şey dememiş, dinleyici dinleyici pozisyonunda kalmış, öyle anlıyorum ifadelerden. Biz o bizi dinlemiş biz karar vermişiz öyle anlatılıyor.
Kaptan Yılmaz: Doğru. Şimdi burada Beylikdüzü'nden tanıdığınız firmaları yönlendirdiğinizi ve bu firmalarla çalışılmak üzere anlaşıldığı anlaşma yapıldığı iddiası var. Şimdi biz savunmamızda dile getirmiştik, çok kısa bahsedeyim. Ağaç A.Ş.'yle çalıştığı firmalardan sonraki firmalardan Beylikdüzü'nden hiçbir firma tespit edemedik. Dolayısıyla bizim tespit edemediğimiz ama sizin önerdiğiniz Beylikdüzü firması var mı Ağaç A.Ş.'yle çalışılmasını istediğiniz?
Fatih Keleş: Ben Ağaç A.Ş.'yle kim çalışıyor kim çalışmıyor kim Beylikdüzü'ndendir kim değildir bilgiye sahip değilim.
Kaptan Yılmaz: Tamam teşekkür ederim.
SERHAT KAPKİ MÜDAFİ AVUKAT BUĞRA ÖZDOĞAN
Buğra Özdoğan: Bu soruşturmaya dahil olmadan önce Serhat Kapki'yi tanıyor mıydınız?
Fatih Keleş: Tanımıyordum, Serhat Bey'i burada gördüm.
Buğra Özdoğan: Murat Kapki'nin kardeşi olduğunu herhalde, siz de öğrendiniz.
Fatih Keleş: Öğrendim ben, Murat Kapki'yi de burada tanıdım.
Buğra Özdoğan: Teşekkür ederim. Murat Kapki, iddianamenin örgüt şemasında Murat Ongun'a bağlı bir kişi olarak gözükmekte. Müvekkilim Serhat Kapki de örgütüne üye olmamakla beraber yardım etme suçlamasıyla biliyorsunuz, tutuklandı. Murat Ongun'u tanıyor mısınız?
Fatih Keleş: Murat Ongun'u tanırım.
Buğra Özdoğan: Sık görüşme şansınız olur muydu?
Fatih Keleş: Sık sık olmazdı ama görüşürdüm. İletişimle ilgili olduğu için ben kulübün, sporcuların başarıları konusunda kendisiyle görüşmelerim oluyordu. Onları basına, sosyal medyaya duyurmak amaçlı, iletişim konusunda kendisinden destek aldığımız olmuştur.
Buğra Özdoğan: Teşekkür ederim son sorum. Murat Ongun ile görüşmelerinizde hiçbir kendisinden Serhat Kapki'ye iddianamede iddia ettiği gibi yardım ettiğini duydunuz mu?
Fatih Keleş: Duymadım.













