Eminağaoğlu, kurulacak komisyonu 12 Eylül’de sendika ve siyasi partilerin malvarlıklarına el koyan Milli Güvenlik Konseyi’ne benzetti
Kurulacak olan Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonu’na dair konuştuğumuz
YARSAV kurucu Başkanı ve kapatılan Yargı- Sen'in Genel Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, komisyonun; henüz hakkında açılmış bir terör soruşturması bile olmayan kişi ve kurumların malvarlıklarına el koyulabileceğine dikkat çekti. Kanun tasarısının dayandırıldığı BM kararlarının çarpıtıldığını da vurgulayan Eminağaoğlu, kurulacak komisyonu 12 Eylül’de sendika ve siyasi partilerin malvarlıklarına el koyan Milli Güvenlik Konseyi’ne benzetti.
- Bu komisyonun üyelerinin hükümet müsteşarlarınca oluşturuluyor olması nasıl bir sonuç yaratacak?
Tüm yasa ve yönetmeliklerde müsteşarların tanımı “Bakanın emri altında ve yardımcısıdır” diye geçer. Müsteşara bu tanımın geldiği bir ülkede bu komisyon eşittir siyasi iradedir. Bu komisyon iktidardan bağımsız bir kurul olmadığı için, objektiflik ilkesiyle hareket edemez. Komisyonun, iktidarın işlem ve beklentilerini karşılayacak şekilde hareket edeceği çok açık.
- Komisyonun kararlarına ilişkin itirazların yapılacağı adres belli mi? Hukuki bir karmaşıklık çıkması mümkün mü?
Malvarlıklarının dondurulması konusunda öngörülen idari kurulun kararı, idari yargı denetimine açıktır. Ancak Kurul kararı idari yargı denetimine açık olsa da, tasarının öngördüğü yapıda bu sürecin işlemesi, etkili bir hukuksal koruma olarak karşımıza çıkmayacak. Kurul kararlarına karşı hukuksal süreci etkili kılacak hükümler getirilmemiş.
- En son
Deniz Feneri davasında sanıkların mal varlıklarının dondurulması kararının, hakimlerin davadan alınmasını beraberinde getirdiğini gördük. Benzer bir davada mahkeme malvarlığını dondurma kararı alırsa, bu komisyonun o kararı bozma hakkı olacak mı? Kısaca komisyon adliye koridorlarına nasıl yansıyacak?
Yürüyen adli davalar için geçerli değil bu. Ama daha da kötüsü henüz hakkında terör soruşturması başlatılmamış kişi ve kurumlar bile komisyonun hedefi olabilir.
Bu kurula verilen yetki, adeta yargıç yetkisi. Çünkü ceza soruşturmasında yargıca ait olan el koyma yetkisi, bu kurula ceza soruşturması öncesinde malvarlığın dondurulması yetkisi niteliğinde veriliyor. Malvarlığın dondurulması kararının süresi de belirsiz ki, bu da ayrıca son derece vahim. Tasarıda bir yıl için de ceza soruşturması açılmadığı takdirde, bu kararın kaldırılmayabileceği de ifade ediliyor.
Malvarlığın dondurulması, kurul kararı ile değil, çok istisnai ve ivedi hallerde ve de yargıç kararı ile olabilmeli, ceza soruşturması için belirlenecek kesin ve kısa bir süre ortaya konularak, bu sürede soruşturma açılıp, el koyma kararı verilmedikçe, söz konusu karar kendiliğinden ortadan kalkmalıdır. Ancak getirilen hükümler aksi yoldadır. Terör ithamı altında olmayanlar, rahatlıkla bu gerekçe kullanılarak, temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılabileceklerdir.
CMY'nın 128 nci maddesinde, bir ceza soruşturmasında atılı suçların işlendiği yolunda kuvvetli şüphenin varlığı halinde, malvarlıklarına yargıç kararı ile elkonulabileceği zaten ayrıntılı olarak düzenlenmektedir.
- Komisyonun kurulma gerekçesinin dayandırıldığı BM kararı gerçekten böyle bir komisyonu mu öngörüyor?
BM Terörizmin Finansmanının Önlenmesi'ne İlişkin Antlaşma, Türkiye tarafından 2002 yılında 4738 sayılı Yasa ile onaylandı.
Bu Antlaşmada, terörizmin finansmanının önlenmesi için, ülkelerin etkili cezai, hukuki ve idari önlemlerin alınması, malvarlıkların dondurulması, elkonulması veya müsaderesine yönelik iç hukukta gerekli düzenlemelerin yapılmasına işaret ediliyor.
Söz konusu yasa tasarısının, BM sözleşmesinden hareketle hazırlandığı ifade edilmiş ise de, sözleşmenin uygulanması amacını aşırı derecede aşan hükümler içeriyor. Tasarıda yer alan kavramlar da aşırı derecede soyut ve belirsiz.
- Karşımızda Hopa’da santral kurulmasını portesto etmek isteyerek meydanlara çıkan insanları bile terör örgütü gören bir anlayış varken bu komisyonun hayata geçmesi demek, bir çok dernek ve kuruluşun tehlike içinde olacağı anlamına mı gelir?
Ucu açık ifadeleri de hesaba katarsak evet. İktidarın kamuoyunda kimler ve neler için terör ithamında bulunduğunu da hatırlarsak, demokratik kitle örgütleri büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Henüz terör suçlaması altında olmayan kişilerin malvarlığının, idari bir kurul kararı ile dondurulması demek, hukuksal yönden baktığımızda, ceza soruşturmasındaki yargıç kararı ile el koyma sonuçlarını doğurmaktadır. Yani bu kurul, soruşturma olmadan, ancak bir soruşturmada yargıcın kullanabileceği yetki ile donatılmakta, adeta yargının yerine geçebilmektedir. Bu tablo, temel hak ve özgülükler yönünden son derece sakıncalı bir durumu ortaya çıkarabilir. Ülkemizde yaşananlar özelinde konuya yaklaştığımızda Özel Güvenlik Mahkemeleri (ÖGM) önünde, iktidar gibi düşünmeyenlerin, iktidarın gözünden bakmayanların bile terör suçlaması ile muhatap olduklarını düşündüğümüzde, şimdi ÖGM'lere bile gerek kalmadan, siyasi irade kendi siyasi memurları ile bu işleri yapabilecek. Gerekçe olarak ta terör kullanılabilecektir.
- Komisyonun bir tehlike olduğunu söylediniz. Peki tehlikenin boyutu ne sizce?
Kısaca, 12 eylül dönemindeki, Milli Güvenlik Konseyi'nin, bu paralelde yaptıklarını da hatırlarsak, bu Konsey'in başka gerekçelerle, başka adlarla, ama uluslararası hukuk kullanılarak karşımıza çıkma tehlikesi ile karşı karşıya kalmamalıyız.
Kavramlar ve kurallar son derece açık ve net biçimde ortaya konulmadığı için, bu idari kurulun işlemleri BM'nin bakışı ile değil, siyasi iktidarın bakışı ile biçimlenecektir. Terör önleniyor denilirken, bir iktidar terörü ile muhatap olunabilecek. Bu nedenle tasarı asla aceleye getirilmemeli, evrensel düzenlemeler maymuncuk gibi kullanılacak farklı bir yapı ortaya çıkarılmamalıdır.
Birgün