CHP sözcüsü Haluk Koç: 8 şehit. 15 yaralı.
Aslında 75 milyon yaralı...
CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr.
Haluk Koç Genel Başkan
Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda toplanan
MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve MYK’nın TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırma kararını açıkladı.
Güncel olayları değerlendiren
CHP Sözcüsü Koç gazetecilerin sorularını da şöyle yanıtladı;
“Değerli basın mensupları, öncelikle son saldırılarda
şehit düşen 6 askerimiz ve 2 korucumuza daha öncede Şemdinli’de 2 askerimize Allahtan rahmet diliyorum. Tüm milletimize ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.
Yaşadığımız acı olaylar önce
Şemdinli sonra Çukurca baskınları hükümetin artık bu konuda iyice açmaza düştüğünü gösteriyor. Ortaya yansıyan manzarayı tarif etmek gerekirse kendi siyasi kaderini kendisinin belirleme olanağı sınırı hale getirilen bir ülkenin Başbakanının ve Dışişleri Bakanının çaresizlik fotoğrafı olarak tanımlayabiliriz.
Büyük fotoğraftan bakacak olursak PKK’nın Barzani’ye Erbil’de verilen mesajı okuması sonucu son hafta neler gelişti? Şemdinli-Çukurca bölgelerinde Suriye’deki gelişmelerin cesareti ve destekçisi devletlerin tam zamanıdır, hadi yürüyün itelemesiyle gayri nizami savaştan nizamı savaşı çağrıştıracak eylemlere PKK’nın soyunması son derece önemlidir.
Bir şeyler söylenmek istiyor burada, bir mesaj verilmek isteniyor dünyaya. Tüm dünyaya sadece Arap Baharını koşuyorsunuz, bakın PKK’da kendi baharını oluşturuyor mesajı çok açık bir şekilde iletilmek isteniyor. Bölge yalnız Halep, Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgeleri değil Şemdinli’de bizim denetimimizde. Bunu da görün gayretleri yatıyor bu saldırıların altında.
Komşularımızla sıfır sorun deyiminin mucidi olan Dışişleri Bakanının sürecin içerisinde yanlış muhatap ve gayretlerle figüranlık öteye gidemeyen çırpınışlarını görüyoruz. Talimatla Suriye’de rejim avcılığına çıkan, her türlü muhalif unsur besleyen, konaklandıran ve teçhiz ederek bu ülkeye karışıklık ve çatışma ihraç eden uygulamaların karşılığında Türkiye’ye yoğunlaşarak geri dönen bir
PKK terörü gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yeniden verilen 8 şehit. 15 yaralı. Aslında 75 milyon yaralı. Sayıyı düzeltmek gerekiyor ve bu tablo karşısında yine aynı klişe sözler, yine aynı bıktıran açıklamalar, boş ifadeler milleti aymaz yerine koyan yetkililerin ifadeleri.
Sonuç, sıfır. Beklenti koca bir umutsuzluk. Başbakan dün akşam onu hiddetlendirmeyecek bazı basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor. İlginç bir program. Her şey kontrolümüzde diyor Sayın Başbakan. Olayların sorumlusu medya, sosyal medya, komşular ve bazı batı ülkeleri sözlerini ekliyor. Kendilerinin hiçbir sorumluluğu yok. Fakat bugün bir günlük gazetemizde ki, iktidara da yakın yayın organları arasında bilinen bir gazetemizde bir AKP milletvekili arkadaşımızın, Sayın İdris Bal’ın hem de Dışişleri Komisyonun da çalışıyor bu arkadaşımız, bir ifadesi var; girilemeyen yerler var diyor. Özeleştiri yapmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde girilemeyen yerler var, köyler var, vadiler var diyor. Sayın Başbakanda kontrol elimizde diyor. Şimdi Sayın İdris Bal’ı nasıl düzeltecek Sayın Başbakan? Bu girilemeyen yerler nereleri? Hangi köyler, hangi bölgeler, hangi vadiler? Sayın Başbakanın bu konuya çok net bir açıklama getirmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Son iki ayda 60’a yakın askerimiz
şehit edildi. 10 yılda bine yakın asker şehidimiz var. Bir soru önergesine ilgili bakanların verdiği cevapta 1 Ocak 2010 ile 16 Temmuz 2012 arasında son şehitler buna dahil değil 223 askerimiz şehit, 537’si yaralı ve süreklilik kazanan bir terör. Vur-kaç yerine artık vur-kal taktiği güden bir terör ve Sayın Başbakan dünkü deminde niteledim o ilginç konuşmasında hala Baas Rejiminin
CHP tarafından desteklendiği hezeyanını sürdürmeye, kendini inandırmaya, toplumu da inandırmaya gayret ediyor.
Bu şarkıyı söyleyenlere bir kere daha hatırlatıyoruz; biz Suriye’de bir an önce demokratik kuralların yerleşmesini ve iç savaşın durdurulmasını ve Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasını savunuyoruz. Ne Esat’ın baskıcı terk parti rejimini destekliyoruz ne de bu ülkedeki kardeş kavgasının emperyalist taleplerle ve beklentilerle Türkiye tarafından kışkırtılmasını destekliyoruz.
Başbakan Esat’la kankalık günlerindeyken aralarından su sızmazken deyim yerindeyse Suriye’de demokrasi mi vardı değerli arkadaşlarım? Binlerce insan El Muhaberatın takibi altında değil miydi? Rejimin baskısı altında değil miydi? Aydınlar, solcular, insan hakları savunucuları, demokrasi arayışındakiler ve Suriye’deki Kürtler bu baskı altında ezilmiyorlar mıydı? Ne değişti Allah aşkına? Dünden bugüne ne değişti? Değişen Başbakana beyzbol sopalarını dekor olarak kullananların kendi planlarına göre durum değişti,
Suriye parçalanmalı, görevini yap talimatlarıdır. Değişen sadece budur. Onurlu bir ülkenin ulusal çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bir Başbakanını kısa bir zamanda bu dönüşümün altındaki gerçekleri iş siyasette CHP’ye ve Sayın Genel Başkanına sataşarak örtemeyeceği çok açıktır.
Burada çok açıklıkla söylüyoruz. Sayın Başbakan siz talimat alansınız. Siz Türkiye’yi maalesef Türkiye’den yönetmiyorsunuz. Siz milletinizle değil şimdi üstü örtülü dolaylı suçladığınız odaklarla işbirliği yaptınız ve ne yazık ki, yapmaya da devam ediyorsunuz. Sayın Başbakan siz samimi de değilsiniz. Olacağınızda yok bu gidişle. Çünkü bu taleplere uyarak danışmanınızın bir tarihte söylediği gibi, süpürülmeyip kullanılmanızı geçerli kılmaya çalışıyorsunuz. İktidarınızı bu bağımlılıkla sürdürmeye çabalıyorsunuz.
Sonuç olarak söylüyorum, kendi deyimleriyle söylüyorum Sayın Başbakanın, Baas’ı Türkiye’de destekleyen birinci derecede parti ABD’nin talimatları gelene kadar AKP ve bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Yine dünkü açıklamalarının bir bölümünde, ilginç geldiği için söylüyorum, kadın kollarının ve partisinin bölgede çalıştığını ve 350 bin yardım kolisi dağıttığını ve böylece bölge halkıyla yakın temas kurduklarını ifade ediyor. Yani Başbakanın bölgeye bakışı bu anlayışla sınırlı. Yardım kolileri ve bu şekilde bir sorun çözme anlayışı.
Yoksul sayısının artışı ile övünen bir Başbakan. Yoksul sayısının artışını da siyasi tarlaya dönüştürüp buradan siyasi rant elde etmeye çalışan bir Başbakan. Yakıcı bir sorun var, terör var, ciddi bir Kürt sorunu var bütün boyutlarıyla siyaset kurumunun tartışması gereken, CHP’nin de bu konuda çok samimi, meşru zeminde, meşru siyasi yapılarla bu sorunun tüm detaylarıyla görüşülmesi, tartışılması, çözüm arayışı teklifleri ortada dururken Sayın Başbakan bölgeyle ilgili anlayışını sadece yardım kolileriyle sınırlı tutabilecek kadar bir sığlığın içerisinde.
Değerli arkadaşlarım, güvenlik sorunu, terör sorunu ayrı bir boyut. Ulusal ve uluslararası hukuk boyutunda ilişkileri değişik bir boyut ama bunun yanında artık Kürt sorunu diyemeyeceğimiz bir Türkiye sorunu olan, temelinde insan hakları algısı, demokratikleşme algısı, kamu yönetimi algısı, hukuk devleti anlayışı algısı, yerel yönetim sorunları, sosyal, ekonomik, kültürel her boyutuyla karşımızda gittikçe kabaran bir ciddi sorunla karşı karşıyayız.
Bir kere daha CHP’nin teklifinin burada önemine dikkat çekmek istiyorum. Bir an önce CHP’nin soruna çözüm arama daveti siyaseten değerlendirilmelidir. Meşru zeminde silahın ve terörün şantajı altına girmeyen siyaset kurumlarının hep beraber meşru zemin olarak TBMM’yi ifade ediyorum, bu sorunun çözümü konusunda mutlaka görev yapmaya bir kere daha CHP’nin önerisini tekrarlayarak davet ediyorum. Artık savaşın değil barışın dilini konuşmak zorundayız. Savaşın değil barışın dilini konuşan bir siyaseti aramak zorundayız ve gerçekleştirmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, burada
CHP Merkez Yönetim Kurulunun sabah yaptığı toplantı bölümünde daha önce TBMM Başkanına ve AKP’ye sunduğumuz terör sorunu ve Kürt sorunu konusunda TBMM çatısı altında çözüm sürecini başlatmak konusundaki yöntem önerimizin değerinin bir kere daha ortaya çıktığını görüyoruz.
Suriye’deki gelişmeler ve son yaşanan olaylarla ilgili olarak bu davetimizin, bu tespitimizin ne kadar önemli hale geldiğini bir kere daha görüyoruz. Bu çerçevede yaşanan bu ağır tablo karşısında TBMM’nin tatilde olmaması gerektiği görüşündeyiz. Tekrar Kürt sorunu ve Suriye’de yaşanan gelişmeleri görüşmek üzere TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırma kararını almış bulunuyoruz. Bu konuda da Grup Başkanvekili arkadaşlarımız yine Merkez Yönetim Kurulunda ilgili Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarımızla beraber bu çağrıyı en kısa zamanda TBMM’ye ileteceklerdir.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Dışişleri Bakanıyla ilgili de bir geçen hafta sonunda gerçekleşen
Erbil ziyaretinden sonra biliyorsunuz bir Kerkük ziyareti olmuştu. Şimdi bunu tüm açıklığıyla sizlerle tartışmak istiyorum. Olay çok basit bir şekilde algılanabilir. Barzani’ye bir mesaj veriliyor. Daha önce verilen mesajların Kandil’de ne tür yapılanmalara ve oradan Türkiye’ye dönük ne gibi tehditlere yol açtığını gördük. Şimdi yeni bir mesaj verildi. Bunun boyutunu Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgelerinde ve yine
Şemdinli ve Çukurca bölgelerinde bu mesajın nasıl okunduğunu tekrar gördük ve bu arada çok ilginçtir birden bire bir program değişikliğiyle Kerkük’e gidiyor 75 yıl sonra ilk defa Kerkük’e giden bir Dışişleri Bakanı sıfatı. Bütün televizyonlar canlı yayına geçiyor.
Değerli arkadaşlarım, vicdanı olan herkes şunu düşünmeli, Kerkük’te 2004’de, 2005’de Telefer’de, Kerkük’de nüfus demografik yapılar değiştirilirken, zorla değiştirilirken tapu kadastro kayıtları yakılırken Türkmen kardeşlerimizle ilgili, hükümetin hiç sesi çıkmadı bu süreçlerde. Kerkük diye bir bölgenin olduğunun farkına varmadılar şimdi iç kamuoyundaki belirli görüşleri yatıştırmak için
Erbil ziyareti arasına Kerkük’te reklam molası aldılar. Evet, Sayın Başbakanın görevlendirdiği Sayın Dışişleri Bakanının çok açık bir şekilde yaptığı Kerkük ziyareti
Erbil ziyareti arasında bir reklam molasıdır. İç kamuoyuna dönük bir reklam molasıdır. Bu kadar açık. Vakti zamanında sesi çıkmayanlar, Kerkük ağlarken, Kerkük kanarken olayı görmezden gelenler bugün Kerkük’e bir ziyaret gerçekleştirip, basma kalıp demeçlerle Türkiye’deki iç kamuoyuna güya bir mesaj verme gayretindeler.
Sormak geliyor içimden acaba Kerkük’ü bugün mü hatırladı Sayın Dışişleri Bakanı? Sayın Başbakan’a bir şey demiyorum. O zaten biraz bunalmış vaziyette. Yüz ifadesinden, fizik görüntüsünden de oldukça yorgun olduğu çok açık. Olayların altında ezilen bir Başbakan görüntüsü ama Türkiye’yi nasıl yönettiğini, ne gibi taleplerle yönettiği ifade ettim.
Değerli arkadaşlarım, bir başka konu, önemli bir konu, bu konunun özellikle altını çizmek istiyorum. Sayın Emine Ülker Tarhan’ın Grup Başkanvekilimizin verdiği bir soru önergesi var. Bize de gelen önemli bilgiler Sayın Başbakan tarafından MİT’in
CHP Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aile bireyleri ve bazı CHP’li milletvekillerinin yakından takibi için bir girişimde bulunduğu şeklindedir.
Çok ciddi bir konuyla karşı karşıyayız. Kaynaklar önemli. Bir açıklama bekliyoruz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, aile bireyleri ve yakınları, CHP’nin milletvekilleri böyle bir teknik takip altında mıdırlar ve Sayın Başbakanın bu konudan bilgisi var mıdır? Varsa bunu hangi hukuk yöntemiyle açıklamak durumundalar?
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın bilgisi olmadan, talimatı olmadan böyle bir sürecin başlatılması olanaksızdır. Kimler bu işle görevlendirilmiştir? Bu tabloyu hangi hukuk yöntemiyle açıklayacaksınız? Hep söylediğimiz bu gerçekler sivil faşizmin, sivil vesayet baskısının devlete yerleştirilmesinden başka hiçbir şey değildir. O zaman şunu söylemekte haklıyım, Sayın Başbakan sizin bu uygulamalar karşısında Esat’tan ya da tarihte, geçmişte kalmış baskıcı totaliter korku rejimlerinin başındakilerden hiçbir farkınız ne yazık ki kalmıyor.
Bu konun mutlaka, bu sorunların mutlaka açıklanması lazım. Anayasa ve İç Tüzük gereği verilen bir soru önergesi var, onun dışında ben kamuoyu vicdanı önünde
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Basın Sözcüsü olarak açıkça soruyorum; böyle bir olay var mıdır? Siz mi verdiniz bu talimatı? Hangi hukuk yöntemiyle böyle bir yetkiyi kendinizde gördünüz?
Değerli arkadaşlarım, bir başka konu Başbakanın yüzü kızarmadan gerçeklerin dışında konuşabilme özelliğidir. Başka bir sıfatla söylemiyorum. Sadece biraz daha uzun kelimelerle anlatıyorum. Yüzü kızarmadan gerçekleri çarpıtabilme özelliğidir.
Evet, konum İstanbul Terörle Mücadeleden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay hakkında. Sedat Selim Ay hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine açılan ve kaybedilmiş hiçbir dava yoktur dedi dün Sayın Başbakan. Oysa gerçekler öyle değil. İki tane dava da AHİM bu kişiyle ilgili yapılan şikayette Türkiye aleyhine karar vermiştir. Tazminata mahkum etmiştir ve şimdi bu kişi 97 yılında gözaltına alınan 15 kişiye işkence yaptığı bir olayda Asiye Zeybek Güzel tecavüze uğradığını söyleyerek bu kişinin de içinde olduğu bir grup hakkında suç duyurusu yapıyor ve takipsizlik kararı nedeniyle dava açılamıyor. Daha sonra AHİM’de dava açarak Türkiye’yi mahkuk ettiriyor.
Yine Selim Ay başka bir işkence davasında 14 ay hapis cezası alıyor. Yine burada da Türkiye AHİM’de yapılan müracaat üzerine, müştekilerin yaptığı müracaat üzerine mahkum ediliyor.
Sayın Başbakan bu gerçekleri tamamen tersine çeviriyor ve kendisini hiddetlendirmeyecek basın mensupları önünde böyle bir gerçek yok, biz polisimizi kimseye yedirtmeyiz, ileri demokrasinin gereği budur, işkencecilerden terörle mücadelede biz faydalanacağız diyor. Sayın Başbakanın tavrı budur. Açıklıkla budur.
Değerli arkadaşlarım, bir iki küçük konu daha var. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki tartışmalar hız kesmeden devam etti. Türkiye’nin toplantımın başında yaptığım ağırlıklı konularının dışında bunlarda önemli yer tutuyor. Yani millet can derdinde Sayın Cumhurbaşkanıyla Başbakanda gelecekteki koltuklarının derdinde. Bu kadar acı bir tablo.
Emekliler inim inim inliyor. Maliye Bakanı milletvekili ve müsteşar maaşlarının enflasyonun altında ezildiğini söylüyor. 780-800 lira maaş alan emekliler bu
haberleri ibretle okuyorlar, dinliyorlar, vicdanları kanıyor, sızlıyor. İşsizler, tarım, atanamayan öğretmenler, haksızlık, hukuksuzluk kol geziyor ve canımızı yakan terör, her gün iç güvenliğimizi ve dış güvenliğimizi sıkıştırıyor ve burada Başbakanla Cumhurbaşkanı koltuk derdinde aracılarla birbirlerine haber gönderiyorlar.
Değerli arkadaşlarım, aslında bu kavganın altında
Numan Kurtulmuş yatıyor. Başbakanın köşke çıkma planı-projesi çerçevesinde daha sonra yerine ikame edeceği siyasileri arama gayreti de bu dönemde de sürdü. Biliyorsunuz bir Has Parti transferi söz konusu ve burada Sayın
Abdullah Gül herhalde bıçak kemiğe burada dayanıyor ve Ahmet Sever’le bu açıklamaları yapıyor. Yani bu kavganın altında bir
Numan Kurtulmuş olayı var. Sayın Abdullah Gül’deki
Numan Kurtulmuş sendromu da Ahmet Sever’le kendisini dışa vuruyor ve tartışmalar o boyutta gelişiyor, biliyorsunuz.
Bir kere daha söylüyoruz, bun u Sayın Genel Başkanımızda ifade etti. Bence demokratik laik sosyal bir hukuk devleri olarak Anayasa’da karşılığını bulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Sayın Cumhurbaşkanı kendisi seçildikten sonra yapılan Anayasa değişikliğinin şartlarına uyar ve 29 Ağustos 2012’de Anayasa değişikliğinden sonra benim görev sürem bu tarihte bitiyor der ve bu tartışmalara bir son noktayı koyar.
Hiç aracıyla konuşmaya gerek yok. Sayın Cumhurbaşkanlığı makamının incinmesini istemiyoruz. Ama kimsenin de karnından konuşmaya ihtiyacı olmasın. Sayın Cumhurbaşkanının yapması gereken budur. 29 Ağustos 2012’de son Anayasa değişikliğiyle benim görev sürem bitiyor kardeşim, ben bu görevi bırakıyorum. Tekrar aday olur olmaz. Tayyip Bey başka şey düşünür düşünmez. O onların konusu.
Evet, öğleden sonrada Merkez Yönetim Kurulumuz toplantısına devam edecek. Bu olağanüstü toplantı çağrısıyla ilgili başvuru önergemizi hazırlayacağız ve daha sonra Grup Başkanvekili nöbetçi arkadaşlarımız bu süreçle ilgili olarak da CHP’nin başvurusunu Meclis Başkanlığına iletecekler.
Hızlı olayların ardı ardına yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Umarım bütün provokasyonlara rağmen, bütün tezgahlara rağmen Türkiye hepimizin ortak vatanı. Bütün bu süreçlerin üstesinden gelecek gücü hep beraber ortaya koyar ve bu tablodan esenlikle çıkarız diye düşünüyorum.
Sizlerin soruları varsa alabilirim.
Soru-Sözünü ettiğiniz o televizyon programında Sayın Başbakan İlker Başbuğ’un tutuklanmasıyla ilgili olarak doğru bulmadığını ve rahatsızlık duyduğunu ifade etti ama gelinen süreçte aylardır içeride olan eski Genelkurmay Başkanından bahsediyoruz. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk KOÇ-Sayın Başbakanın gücü her şeye yeter Türkiye’de biliyorsunuz. Daha önceki davalarda Sayın Başbakan o baş kelimesini başsavcı olarak da kullandı ve o yetkileri de yansıttı. Tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak kendisinin bizzat siyasi rehin tutma operasyonun başında olduğunu biliyoruz.
Sayın İlker Başbuğ’un tutuklu olmasından rahatsız olduğunu ifade ediyor değil mi? O zaman yargının bir kanadına henüz söz geçiremiyor. Zaten MİT Müsteşarı olayında da o çatlak ortaya çıkmıştı. Herhalde o çatlağın derinleşerek devam ettiğini görüyoruz.
Soru- Toplantı çağrınız sadece terör konusunda mı? Suriye’de var mı?
Haluk KOÇ- Terör sorunu, Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Kürt sorunuyla ilgili TBMM’nin. Üçünü birbirinden ayırmak mümkün değil biliyorsunuz iç içe geçmiş konular, birbirini besleyen, birbirini eksiltmeyip tamamlayan konular.
Soru- Kürt sorunu sonra Türkiye sorunu dediniz. Bundan sonraki süreçte MHP’den ve devamında BDP’den bir randevu talep edecek misiniz? Konuşmanızdan öyle anlaşılıyor. Ama süreç tıkandı gibi de bir algı var.
Haluk KOÇ- Şimdi bakın, bir şey söyledim. Bu ciddi bir sorun dedim. Adını da genişletilmiş bir şekilde koydum. Bunun içerisinde değişik algıların olduğunu, alt boyutların olduğunu söyledim. Demokrasi, insan hakları, yerel yönetimler, sosyal, kültürel, ekonomik boyutlar, güvenlik boyutu ki terörde ona giriyor bütün bunların siyaset kurumunun gündeminde olması lazım. Siyaset illa yol yapmak, memur maaş katsayısı ayarlamak, elektrik fiyatlarını ayarlamak değil. Siyaset ülkenin en can yakıcı konusunda da mutlaka inisiyatif almalı diyoruz.
Ama hangi siyaset? Bakın buraya parantez açarak söylüyoruz. Hangi siyaset? Terörün ve silahın rehin tutmadığı, şantaj altına almadığı siyaset kurumu bu konuları nerede tartışmalı? Meşru zeminde tartışmalı. Dolaylı yollarla devletin görevlilerinin görevlendirilerek gidip bir yerlerde bir takım illegal kişilerle pazarlık yapmasıyla değil. Meşru zeminde milli iradenin yansıdığı TBMM’de siyaset kurumunun millet adına bütün bunları artısıyla, eksisiyle çekinmeden tartışması gerekir ve CHP’nin bu önerisinin ne kadar samimi olduğunu ifade ediyoruz.
Burada bir kere daha söylüyorum. Hangi siyaset deyince terörün ve silahın tehdit altına alamayacağı, şantaja kalkışamayacağı siyaset kurumu. Bu bütün siyasi kurumları kapsıyor. MHP’nin olaya baştan reaksiyonal yaklaşımı var biliyorsunuz. Umarım sağduyuyla düşünürler. Hepimiz bu ülkenin ortak çıkarlarını, birlikteliğini savunuyoruz. Ama siyaset kurumu da kendi önündeki ödevi mutlaka görmek zorunda. Fark etmek zorunda ve onunla uğraşacak cesareti göstermek zorunda.
Soru- Sayın Başbakanın genel seçimlerin öne alınması konusunda bir teklifi vardı. MHP’den olumlu cevap geldiğini biliyoruz. CHP’nin bakışı nedir yerel seçimlerin öne alınması konusunda?
Haluk KOÇ- Anayasada belli. 5 yılda bir yapılır diyor. Mart 2014’de geliyor. Biz o tarihte yapılması görüşündeyiz. Burada MHP’nin bu acul davranışının nedeni çözemedim. Çözemedik daha doğrusu. Gerekçesini de çözemedik. Burada amaç tabiî ki iktidarın doğru yapabileceği, doğru atabileceği adımlar karşısında illa takoz olmak değil. Yardımcı olmak. Ama burada kendi siyasi çıkarını öne koyarak bir planlama yapan AKP’ye böyle baştan balıklama atlayarak destek vermek bence ciddi düşünülmesi gereken bir sorun. MHP’nin bu konuyu bir kere daha gündeminde değerlendirebileceğini umuyorum.
Size fazla soru sormak şansı bırakmadığım için üzgünüm. Yaş kararlarıyla ilgili soru gelmedi. Onun ilgili daha önce söylemiştim. Yani burada siyasallaşan, gittikçe siyasallaşan ve birbirine güvenmeyen bir komuta kademesinin Türkiye’nin içinde bulunduğu iç ve dış ciddi tehditler karşısında oldukça sıkıntılı bir fotoğraf verdiğini ifade edeyim. Bir hak gaspı yaşanmıştır. Kesin yargı kararı olmadan birçok komutan yargısız infaza tabi tutulmuşlardır. Bunlar tartışılacak. Ama amaç tamamen kendine bağlı şak söyleyecek tak yapacak bir ordu oluşturmaksa o ayrı. Ama hiçbir kurum milletin denetiminin uzağında değildir. Milletin gözü de vicdanı da gerektiğinde bir adli terazi olacak kadar gelişmiştir Türkiye’de.
Siz sormayınca ben sorup cevaplandırıyorum. Peki, teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.
Vişne Haber Ajansı
ETİKETLER : CHP, MYK, Haluk Koç, Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan, şehit, MHP, BDP, İlker Başbuğ, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, başkanlık sistemi, AİHM, Ahmet Davutoğlu, Erbil, Suriye, Kuzey Irak, Esat, Barzani, PKK, Şemdinli, Arap baharı, türkiye, istanbul, gerçeği, haberleri, son dakika