9 Kasım itibariyle Deniz Yıldırım tutuklulukta 4 yılına girdi

Ergenekon davasından tutuklu yargılanan Deni Yıldırım'ın avukatı yazılı bir açıklama yaptı...
''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davası olarak bilinen 2010/106 esasına kayıtlı davada ''Ergenekon terör örgütü yöneticilerinden emir ve talimatları doğrultusunda yayın yaptığı ve bu suretle iddia olunan Ergenekon Terör Örgütünün üyesi olduğu” iddiası ile 3 yıldır tutuklu olarak yargılanan Deniz Yıldırım'ın avukatı Av. İbrahim Erdoğan açıklamada bulundu
Yazılı olarak yaptığı açıklamada Erdoğan tutukluluk sürecini şu şekilde ifade etti.
1) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3. Yargı Paketi’ne dayanarak ”infaz durdurma kararları” bu açıdan çok önemli. TMK Madde 10 ile yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi şiddet içermeyen gösterilere katılanlar ve yazdıkları yazılar nedeniyle “terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği” suçundan Yargıtay kararıyla kesinleşen mahkumiyetleri bulunanlarının dahi, re’sen veya talep üzerine dosyalarını açarak, bazı dosyalarda “infazın durdurulmasına” karar verdi. (www.gazetevatan.com “Şiddet yoksa tahliye!” Kemal Göktaş- Kıvanç El 16.07.2012).
Müvekkilimin gazetecilik faaliyeti nedeniyle ilişkilendirildiği suçtan ötürü tutuklu bulunduğu ve tartışmasız bir olgu olarak herhangi bir şiddet eyleminden dolayı kendisine bir suç isnat edilmediği dikkate alındığında, aynı düzenlemeye tabi olması gerektiği, basın suçlarının kovuşturulmasını koşulsuz ertelenmesini emreden 6352 sayılı Kanunun geçici 1. Maddesi uyarınca hakkında “Kovuşturmanın ertelenmesi” kararı verilmesi gerektiği çok açık şekilde ortadadır. Kaldı ki 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin infazın ertelenmesi kararı verdiği dosyalar, temyiz aşamasından dahi geçerek kesinleşmiş mahkumiyet kararlarıdır. Müvekkilim hükümlü değil tutukludur, yargılanması halen devam etmektedir. Deniz YILDIRIM’a yöneltilen suçlamalar da bu hükümde düzenlendiğinden erteleme kapsamında kalması gerekirken bu uygulanmıyor. Hatta Mahkeme, talep beklemeksizin re’sen ve derhal uygulaması gereken bir yasa maddesi varken bunu uygulamaması, bunun üzerine tahliye taleplerini yine belirttiğim gibi gerekçesiz reddetmesi açıkça Yasa ihlalidir. Yasa Mahkeme’ye takdir hakkı bile tanımazken bunu uygulamaması, başka bir hukukun uygulandığını ortaya koyuyor. O hukukun ne olduğunu da CPJ belirtiyor: “Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler”. Ankara’da uygulanan hukukla, Silivri’de uygulanan hukukun farklılığı daha da gün yüzüne çıkıyor.
2) Vatan Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Tayfun DEVECİOĞLU 11 Ekim 2012’de müvekkilimin yargılandığı davada tanık olarak dinlendi. Müvekkilim Deniz YILDIRIM’ın, savcılıkça “terör faaliyeti” olarak nitelenen Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ses kayıtlarını yayınlamasıyla ilgili, savcılığın iddiasını çürütecek nitelikte çok önemli beyanlarda bulundu.
Tayfun DEVECİOĞLU ifadesinde, ses kayıtlarının gazetesinin Ankara Temsilcisine 28 Mart 2009 tarihinde ulaştığını ve o tarihte bu ses kayıtlarının başka pek çok gazetenin Ankara Temsilcisi’ne de gönderildiğini söyledi. Oysa Deniz YILDIRIM’ın ses kayıtlarını yayınladığı tarih 18 Ekim 2009. Yani bu kayıtlar kendisine geldikten 1 ay, Vatan Gazetesi’nde yayınlandıktan 6 ay sonra. Ankara’da elden ele dolaşan, haberleştirilen ses kayıtları, aylar sonra müvekkilim tarafından tekrar yayınlandığında “terör örgütü emrinde yapılan faaliyet” olarak suçlanıyor.
DEVECİOĞLU, müvekkilimin yayınladığı ses kayıtlarıyla, kendi haberleştirdiği kayıtların aynı olduğunu ayrıca bunların yayınlanmasının tamamen kendi takdirinde olduğunu, Aydınlık Dergisi’nde bunun yayınlanmasının suçlama konusu yapılamayacağını da açıkça belirtmiştir.
Bu ifadeyle de açıkça ortaya çıktığı üzere, söz konusu yayınının gazetecilik faaliyeti olmasına rağmen, Mahkeme bunu da dikkate almamakta ısrar ederek, tahliye taleplerimizi halen reddediyor. Bunun hukukla açıklanabilecek hangi yönü kalıyor geriye?
3) CPJ (Committee to Project Journalists-Gazetecileri Koruma Komitesi)’nin 2012 yılı “Türkiye Tutuklu Gazeteciler Raporu” yaşanan en önemli gelişmelerden biriydi. CPJ iki yıllık geniş çaplı bir araştırma sonucunda ulaştığı bilgileri değerlendiren Komite temel tespitinde, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, basına karşı yakın tarihin dünya çapında en büyük saldırısını yürütüyor. Yetkililer terör suçları veya devlete karşı suçlarla itham ettikleri gazetecileri hapsediyor. Erdoğan açıkça gazetecilerin itibarına saldırıyor” ifadeleriyle yargılamaların nedenini ortaya koyuyor. Raporda müvekkilim Deniz YILDIRIM’a da “basına hükümet darbesi” kapsamında tutuklananlar, susturulmaya çalışılan gazeteciler arasında yer veriliyor. Raporun dünya çapında “Basını Özgür Bırak” ( Free the Press Campaign) kampanyasının bir parçası olarak hazırlandığını dikkate alındığında, ulusal ve uluslararası kamuoyu vicdanının kabul etmediği bu tutuklulukların, bir yargı faaliyetinin ötesinde adeta siyasi bir hesaplaşma ve cezalandırma olduğu da artık anlaşılıyor. Müvekkilimin tutukluluğu geniş çevrelerin hemfikir olduğu üzere ne hukuken ne de vicdanen kabul edilemez hale gelmiştir. (www.cpj.org)
Yasal düzenlemeler, yargı kararları, açık deliller hiçe sayılarak, genç bir gazetecinin 3 yıldır tutuklu bulunmasını görüş ve vicdanınıza sunuyorum.
Vişne Haber Ajansı
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












