Hükümet, 2014’te Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin önlenmesine ilişkin bir eylem planı uygulamaya koydu, iki yılda AİHM’e başvuru azalacağına 12 bin 554 gibi rekor bir sayıya ulaştı.
Geçtiğimiz günlerde Strasbourg’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Guido Raimondi, 2016 yılı istatistiklerini önüne koydu ve Türkiye’ye yönelik son derece nahoş şeyler söyledi. 15 Temmuz’la AİHM’e büyük çaplı bir yığılmadan korktuğunu ima etti, KHK ile kurulan OHAL Komisyonu’nun etkin çalışması telkininde bulundu, “Takipteyiz” dedi. Raimondi, kamudan ihraç edilen 100 bine yakın vatandaşımızın AİHM’i kilitlemesinden endişe etmekte haksız değil tabii. Çünkü rapora göre; 15 Temmuz sonrası Türkiye’den yapılan başvuru sayısının hızla artması ile AİHM’e başvuru 12 bin 554’e ulaştı.
Rakamlara bakacak olursak son üç yıldaki artış dikkat çekici.
2016’da AİHM’de işleme girmiş dosya sayısı 8 bin 308.
2015’te bu sayı 2 bin 212’ydi.
2014’teki dosya sayısı ise bin 553’tü.
Oysa ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’ 1 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. Nedir bu plan? Özetle AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına konu alanlarda, ihlale neden olan sorunların ortadan kaldırılması amacıyla hazırlanan bir plan bu!
14 ana amaçtan ve 46 hedeften oluşuyor. Türkiye’nin insan hakları açısından daha yaşanabilir bir ülke olmasını amaçlayan 14 başlık şöyle:
1-Yaşama Hakkı İhlallerinin Önlenmesi
2-Kötü Muamelenin Önlenmesi
3-Yaşama Hakkı ile İşkence ve Kötü Muamele İhlallerine Yönelik Etkin Soruşturma Yapılması
4-Özgürlük ve Güvenlik Hakkı İhlallerinin Önlenmesi
5-Makul Sürede Yargılanmanın Sağlanması
6-Mahkemeye Erişim Hakkının Etkin Bir Şekilde Sağlanması
7-Savunmanın Etkinliğinin Artırılması
8-Yargı Kararlarının Etkin Şekilde İcrasının Sağlanması
9-Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması
10-Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü Önünde Engellerin Ortadan Kaldırılması
11-İfade ve Medya Özgürlüğünün En Geniş Manada Sağlanması
12-Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğünün Önündeki Engellerin Ortadan Kaldırılması
13-Mülkiyet Hakkı İhlallerinin Önlenmesi
14-Eğitim, Araştırma ve Farkındalık Artırıcı Faaliyetlere Devam Edilmesi
Uzun vadede 2019 hedeflenmiş
Bu başlıklardaki amaçlara ise kısa vadede 1 yılda, orta vadede 3 yılda, uzun vadede ise 5 yılda ulaşılması planlanmış.
Kısa vadede başarısız olunduğu 2015 AB İlerleme Raporu’ndan şöyle özetlenebilir: “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin gözetilmesi sekteye uğramış; hâkimler ve savcılar güçlü bir siyasi baskı altında kalmıştır. Kolluk birimlerine, yeterli denetim olmaksızın geniş takdir yetkileri tanınmak suretiyle, Mart 2014’te hazırlanan Eylem Planı’nda ortaya konulan tedbirlerle çelişilmektedir.”
Şimdi ise orta vade olarak belirlenmiş 3 yıllık sürenin son aşamasındayız.
Altı ay önce bir silahlı darbe girişimi atlatmış, OHAL şartlarında yaşayan ve üstelik yeni darbelere çok daha kolay yöntemlerle yol açacak yeni bir anayasanın referandum sürecindeyiz... Görünen o ki, sıkıntılı durumlar yaşayabiliriz.
Nitekim geçtiğimiz kasım ayında, 2016 AB İlerleme Raporu yayınlandı ve “Başta ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin hükümler olmak üzere, mevzuatın seçerek ve keyfî olarak uygulanması ifade özgürlüğü üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır” dendi.
Kısacası 2014’te yürürlüğe giren Eylem Planı’nın amaçlarına henüz ulaşılabilmiş değil! İçinde bulunduğumuz ahvalde ulaşılabilecek gibi de görünmüyor!
Adil yargılanma hakkı sicili
Peki, hükümet, acaba bu hedeflere ulaşmak için gerçekten samimi mi? Hak ihlallerini umursuyor mu?
Bu ‘samimiyetle’ ilgili fikir sahibi olabilmek için Aralık 2015 ile Mart 2016 arasında ilgili bakanlara toplamda 19 soru önergesi yönelttik. Bu önergelere, Mayıs 2016 ile Ocak 2017 arasında, yani iki ay ile bir yıla uzanan süreçte yanıtlar geldi.
Örneğin; insan hakları ihlallerinin en yoğun olduğu alan ‘adil yargılanma hakkı’na ilişkin 17.12.2015’te Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şunu sorduk; “Türkiye’nin AİHM ve Anayasa Mahkemesi nezdinde ‘adil yargılanma hakkı’ sicili nedir?”
19.12.2016’da gelen yanıtta, çok köklü reformlar yaptıklarını belirterek, “Şüphesiz yargının kapasitesinin ve uygulamalarının kalitesinin artırılması ülkemizde yaşayan insan hakkı ihlallerinin önlenmesi üzerinde doğrudan etkilidir” diyen Bakan’ın açıkladığı veriler şöyleydi:
1959-2015 arasında AİHM’den çıkan karar sayısı: 3.182. İhlal karar sayısı: 2.812. Adil yargılanma hakkı ihlali: 1.464
2012-2015 arasında Anayasa Mahkemesi’nden çıkan ihlal kararı sayısı: 559. Adil yargılanma hakkı ihlali: 393.
Bakan’ın yanıtındaki şu ifadeleri de ayrıca dikkat çekiciydi:
“Bakanlığımız Türk Yargısını ve Türk Hukuk Sistemini yeniden yapılandırmıştır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun geniş tabanlı temsil esasına dayalı, idari ve mali yönden bağımsız bir kurul olarak yeniden yapılandırılmıştır.”
Bu cümleleri gururla kuran Adalet Bakanı’nın, çok değil bir gün sonra başlayan anayasa değişikliği görüşmelerinde Anayasa Komisyonu’nda HSYK’nın hem geniş tabanlı temsil esasının yok edilmesini hem de bağımsız olmaktan çıkarılmasını nasıl canla başla savunduğunu bilenler bilir.
Ne demiştik? Samimiyet...
İhlallerin maddi boyutu
Dönelim diğer ihlal kararlarına...
Önergelerin yanıtlarına göre;
İfade ve medya özgürlüğüne ilişkin; 1959-2015 arasında AİHM tarafından 258 karar verilmiş. 2014’te 24 ihlal, 2015’te 10 ihlal, 2016 yılında ise 3 ihlal kararı çıkmış.
Toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin; 1959-2015 arasında 70 karar verilmiş. 2014’te 3 ihlal, 2015’te 7, 2016’da ise 5 ihlal kararı çıkmış.
Din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin; 2014’te 2 ihlal kararı verilmiş. 03/05/2016 tarihi itibariyle ise 2016’da 1 ihlal kararı çıkmış. 2015’te ise bir karar yok.
Yaşam hakkı ihlaline ilişkin; 2014’te 14 ihlal kararında 71 bin 365 Euro maddi, 456 bin Euro manevi; 2015’te 13 ihlal kararında 401 bin 500 Euro manevi; 27 Nisan 2016 tarihi itibariyle ise 2016’da 6 ihlal kararında 94 bin Euro manevi tazminata hükmedilmiş. Devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle de 1 Mart 2014-1 Mart 2016 tarihleri arasında 7 yaşam hakkı ihlal kararı vermiş. 5 karara ilişkin de toplamda 321 bin Euro manevi tazminata hükmedilmiş.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine ilişkin; 2014’te 2 ihlal, 2015’te 5 ihlal, 03/05/2016 tarihi itibariyle de 2016’da 1 karar çıkmış.
Yargı kararlarının icrasına ilişkin; 01/03/2016 ile 13/05/2016 tarihleri arasında 4 ihlal kararı çıkmış.
Samimiyet var mı?
Gelelim sonuca... Türkiye’de hak ihlallerinin önlenmesine ilişkin yürütülen şu Eylem Planı’nın sonuçlarını, başarısını ne zaman göreceğiz?
Bakanın buna yanıtı şöyle: “AİHM’in kendisine yapılan bir başvuru hakkında ortalama 5 yıl sonra karar verebildiği dikkate alındığında, bugün verilen bir ihlal kararının konusunu yaklaşık 10 yıl önce ortaya konulan bir uygulama oluşturmaktadır.”
Demek istiyor ki, gelecekte yaşanacak hak ihlallerinin azalması, bugün yapılan bu çalışmaların (Eylem Planı’nın) başarısını ortaya koyacaktır.
Bunu ne zaman söylüyor, verdiğimiz bir önergenin 22 Aralık 2016 tarihli yanıtında diyor. 15 Temmuz sonrasında, OHAL şartlarında söylüyor. Milletin egemenliğini, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin bağımsızlığını, ifade özgürlüğünü ve birey olma özgürlüğünü yok etmeye yönelik Anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında söylüyor.
İşte başından beri üzerinde durduğumuz ‘samimiyet var mı’ sorusunun yanıtı ortada!
Şunun da altını çizmek gerek. Adalet Bakanı’nın AİHM’den bugün çıkan onlarca kararın on yıl öncesine ait olduğuna dair söylemi, on yıl sonra çıkacak yüzlerce kararın da bugüne ait olacağının ifadesi ve kabulüdür.
Dr. Ceyhun İrgil - CHP Bursa Milletvekili - BirGün