loading
close
SON DAKİKALAR

AKP bir parti falan değil. AKP bir siyasal proje.

AKP bir parti falan değil. AKP bir siyasal proje.
Tarih: 11.02.2012 - 18:14
Kategori: Siyaset

Bu toplantıyı düzenlemelerinden dolayı Yenimahalle İlçe Başkanımıza ve çalışma arkadaşlarına da yürekten teşekkür ediyorum.

”Bu düzenin mimarları 1919 yılını hatırlasınlar. Bunların dedeleri ülkemizi işgal edenlerle şbirliği halindeydiler. O zaman bir Kemal Samsun’a çıktı. Şimdiki Kemal’de, o Kemal’in öğretisiyle yetişmiş bir Kemal’dir, ayaklarını denk alsınlar”

-“ Kılıçdaroğlu’yla birlikte sosyal demokratlar, solcular tek parti çatısı altında seçimlere katıldı. İlk defa sosyal demokratlar 80 tahribatından sonra bütünleşti. Bu çok önemli bir olay. Burada Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinin, güven veren yapısının çok büyük payı var. Bu bütünleşmeyi kimse bozduramaz. Bozdurma arayışları var,  izin vermeyeceğiz”

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap Ankara Yenimahalle’de düzenlenen toplantıya katılarak bir konuşma yaptı ve şunları söyledi;

“Çok kıymetli arkadaşlarım, basınımızın değerli temsilcileri, partimizin örgütler sorumluluğunu üstleneli yaklaşık 5 ay oldu. İlk defa Ankara örgütümüzle buluşuyorum. Bu buluşma sırasında gösterdiğiniz ilgiden, sıcak yaklaşımlardan, dost duygulardan dolayı size yürekten teşekkür ediyorum. Hepinize hoş geldiniz diyorum.

Bu toplantıyı düzenlemelerinden dolayı Yenimahalle İlçe Başkanımıza ve çalışma arkadaşlarına da yürekten teşekkür ediyorum.

Bu arada değerli arkadaşlarım, son yıllarda hukuksuzluğun, baskıların simgesi haline dönüşen siyasal sistemimizin susturmak istediği Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun da selamlarını, sevgilerini, saygılarını getirdim.

Bu düzenin mimarlarına, bu düzenin yerli ve yabancı işbirlikçilerine bir hatırlatmada bulunmak istiyorum bu toplantı dolayısıyla. Bu düzenin mimarları 1919 yılını bir hatırlasınlar. O yıllarda bunların dedeleri ülkemizi işgal eden emperyalist güçlerle işbirliği halindeydiler, ittifak halindeydiler. Hatırlasınlar o zaman bir Kemal Samsun’a çıktı. Şimdiki Kemal’de o Kemal’in terbiyesiyle, öğretisiyle yetişmiş bir Kemal.

O nedenle bunlara şu hatırlatmayı yapıyorum. Ayaklarını denk alsınlar.

Çok değerli dostlarım, çok değerli arkadaşlarım, başkentteyiz. Bu toplantı çok önemli. Hepiniz bu saatte istirahatlerinizden buraya geldiniz. Sizlerle eğer sabrınız varsa üç konuyu paylaşmak istiyorum. AKP iktidarını konuşmak istiyorum kısaca. AKP’yi de konuşmak istiyorum. Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisindeki gelişmeler ve Cumhuriyet Halk Partisinin hedefleriyle ilgili bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum. Birkaç konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Çok değerli dostlarım, AKP Türkiye’yi 10 yıldır yönetiyor. AKP gerçekten Türkiye’nin sorunlarını çözebildi mi? Yaklaşık 15 gün önce bir heyetle ben Diyarbakır’ı ziyaret ettim. Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanlarımızın nabzını tutmaya çalıştım. Bakın insanlar nasıl bakıyor. AKP iktidara gelir gelmez doğu ve güneydoğudaki sorunları önce feodal ilişkilerle çözmek istedi. Kürt sorununu ben çözerim dedi. İmralı’yla görüşmeler yaptı. Ardından Habur’da özel yetkili mahkemeler kurdu. Ardından Oslo’da örgütün diğer temsilcileriyle görüştü, müzakerede bulundu. Baktı ki hiç çözüm bulamıyor 90’lı yılların güvenlik odaklı çözümlerine girdi. Ve doğu güneydoğu insanı var olan hükümetten bütünüyle umudunu kesti. Ve şuan doğu ve güneydoğuda yaşayan insanlarımız neredeyse devlete olan güvenlerini önemli ölçüde kaybetmiş durumda. Eğer bir bölücü arayacaksak hiç uzakta aramaya gerek yok. En önemli bölücü AKP hükümeti değerli arkadaşlar.

Kemal Kılıçdaroğlu ve partisi ülke bütünlüğünün güvencesi, ülke bütünlüğünün teminatı. Onun için Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları her şeyi göze aldı Uludere’ye gitti. Ülkenin birliği ve bütünlüğü için Cumhuriyet Halk Partililerin yapamayacağı bir şey yok. Bu tahribatı ancak Cumhuriyet Halk Partisi toparlayacak bundan emin olunuz.

Peki en temel sorunumuz bu haliyle yüz üstü kaldı hiçbir başarı yok. Alınan hiçbir mesafe yok. Bunları kahvede paylaşmanız için anlatıyorum. Her gittiğiniz yerde konuşmanız için anlatıyorum. Somut şeyler anlatacağım.

Peki ekonomide hakikaten bir başarı var mı? Rakamlarla, verilerle konuşmak istiyorum. 2006 yılında kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 12 bin dolayındaydı. Bugün 570 bin insanımız kredi kardı borcunu ödeyemiyor. İyileşen bir ekonomide sonuç bu mu olur? Şuan OECD ülkeleri içerisinde en düşük istihdama sahip ülke Türkiye. Hazır işgücünün yalnız yarısı %50’si iş bulur durumda. Orada da herhangi bir başarı yok. Peki 15 yılda gelip geçen bütün hükümetlerin yaptığı özelleştirmeden oluşan gelir 8 milyar dolar. AKP’nin 8 yılda özelleştirmeden sağladığı gelir yaklaşık 45 milyar dolar. Peki Türkiye’de işler iyi gidiyor mu? Ekonomide her ay veriler yayınlanır biliyorsunuz işsizlik oranı. Kapasiteyi kullanma oranı. Fakat final olanı şu; eğer ülke iyi yönetilmişse, eğer dış politikada başarılıysak, eğer ülkemizde ekonomi ve sanayi gelişmişse, çünkü küresel bir rekabet yaşıyoruz dünyada. O zaman bizim en önemli gösterge ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranıdır.

2002 yılında değerli arkadaşlarım, AKP iktidara geldiğinde Türkiye her 100 dolarlık ithalatının 70 dolarını ihracatla karşılıyordu. Şimdi bu oran an geldi %50’ye düştü, %55’lere çıktı. Dolayısıyla ne yazık ki ekonomide de bir başarı yok. Bunu da konuşmanızı istiyorum. Somut şeyler söylemeye çalışıyorum.

Peki demokraside önemli gelişmeler oldu mu? Ne yazık ki en büyük zenginliğimizi de kaybeder noktaya geldik. Dünyada bütün gelişmiş ülkelerde demokrasinin en temel güvencesi bağımsız yargı. Türkiye’de yargı bağımlı hale geldi. Danıştay’a tahammülü yok Tayyip Erdoğan’ın. Anayasa Mahkemesine tahammülü yok. Yargıtay’a tahammülü yok. Ben ne dersem o olur diyor. Bende bunu anlayışla karşılıyorum. Çünkü bunların kültürü, bunların yetişme yerleri, bunlar ibadet yönetme kültüründen geliyor, devlet yönetme kültüründen gelmiyor. Herkesin kendilerine uymalarını ister. Dolayısıyla bunların yeri bakanlıklar değil. Bunlar başka yerde çalışmalılar.

Şimdi, peki dış barışımız, dış politikamız başarılı mı? Ne yazık ki bütün komşularımızla şuan kavgalı haldeyiz. Arap baharını güçlendirmek istiyor, Ortadoğu’ya barış getirmek istiyor Tayyip Erdoğan. Ama Türkiye’deki baharı dışa çevirdi ne yazık.

Şimdi bütün bunlar ortada. Dışarıda bunları anlattığımız zaman deniyor ki tamam AKP Türkiye’yi yönetemiyor, iyi yönetemiyor. Peki oyları neden yükseliyor. İşte bu soruya hep birlikte cevap aramalıyız. Ben bu soruyu çok önemsiyorum. Biz biraz önce il başkanımızın söylediği gibi içerdeki sorunlarla meşgulken AKP başka şeylerle meşgul. Bundan sonra bu soruya yanıt arayacağız ve Türkiye’yi yönetmemizin önündeki engelleri aşmaya çalışacağız.

Değerli arkadaşlarım, değerli dostlarım, AKP nedir? AKP bir parti falan değil. Bu AKP bir siyasal proje. AKP parti olmanın ötesinde bir iç ve dış güçler ittifakı. Düşünün 2002 yılında insanlar sandıklara gittiği zaman iktidar yapmak umuduyla 5 partiye oy verdi. O tarihlerde DYP iddialıydı, Anavatan Partisi iddialıydı, Genç Parti iddialıydı, MHP iddialıydı, AKP iddialıydı. Son seçimlerde %5’i geçen iki parti kaldı. AKP ve MHP. Orada kendi rakiplerini bertaraf etmekten çok güçlü bir anlayış. Bunu görmemiz lazım. Baktığımızda Türkiye’de belli sağ oylar var, belli sıkışan sol oylar var. Biz bu oylarla yetinemeyiz. Biz Türkiye’yi yönetmek istiyoruz. Onun için kafamızı kaldıracağız.

Bakınız 2002’de sağ oyların toplamı 68, 2004’te 71 küsur ve devam ediyor. Sol oylar birikiyor %26’larda, 27’lerde. Zaman zaman 22’lerde, 23’lerde. Bunu aşmak zorundayız. Bu saygın toplulukla bunu paylaşmak durumundayız. Ayrıca bilinçli bir şekilde kutuplaştırma stratejisi uygulanıyor. AKP’de sağda tek kalmak istiyor. Çünkü oylar gezip dolaşacak bana gelecek ne de olsa diyor. Bütün siyaset stratejisini bunun üzerine kurgulamış. Yoksa  %50 oy alması moralinizi bozmasın. Bu %50 oy sorunları çözme becerilerinden kaynaklanmıyor. Farklı oyunlardan, farklı tezgahlardan kaynaklanıyor. Bu oyu Türkiye’de hak etmiyorlar. Türkiye’de AKP’nin karşılığı %50 değil. Aslında bugüne kadarki uygulamalarıyla AKP’nin oy oranı %10’larda, %15’lerde olmalı. Ama garip bir durum var Türkiye’de. Bunu toplantılarda, evde, kahvede konuşmalıyız. Bu bir aile toplantısı.

Yoksullaştırma, güçsüzleştirme, korkutma ve sindirme projesidir AKP projesi. Bir parti projesi değil. Bırakın insanlar AKP’yi eleştirmeyi aile fertleri kendi aralarında telefonla konuşurken bile Türkiye’de korkmaya başladı. Bütün bunlar bilinçli bir uygulamanın sonuçları. Biraz önce söyledim. PKK’yı dağdan indireceğiz dediler, mahkeme kurdular, dikkat edin ses yok, tepki yok. Oslo’da görüşmeler yaptılar su yüzüne çıktı ses yok. Bütün basın susmuş, iş dünyası susmuş, üniversiteler susmuş. Dağdan inenler tekrar dağa gitti ses yok, eleştiri yok.

Kemal Kılıçdaroğlu Hakkari mitinginde dedi ki, biz dedi yerel yönetimlerin özerkliğini güçlendireceğiz. Ama bütün Türkiye için bunu söyledi. Çıktı aynı Başbakan ben Türkiye’yi böldürtmem dedi. Böyle bir şey olur mu? Bunlara dikkatinizi çekiyorum. Eskiden bizim hükümet ortağı olduğumuz dönemde her bir televizyon, her bir ulusal düzeyde yayın yapan gazete bir muhalefet partisi gibiydi. Şimdi televizyonların ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerin büyük bir kısmı AKP’nin yan kolu gibi çalışıyor. İşte o projeden size söz ediyorum. Bütün bunları görerek önümüze bakacağız. Bütün bunları görerek siyasetimizi yeniden şekillendireceğiz. 20, 30 yıl öncesinin siyaset anlayışıyla götüremeyiz bunu. Şuan kimi iç tartışmalarda buralardan kaynaklanıyor.

Şimdi bütün biz politikalarımızı düzenlerken bütün bunları yok sayamayız. Bunları yok sayarak, sadece bunları konuşmayarak, sadece birbirimizle meşgul olmaya kalkarsak, birbirimizi eleştirerek yol almaya kalkarsak gafil avlanırız. İşte bugün Başkentlilerle paylaşmak istediğim en önemli konulardan biri bu.

Çok değerli dostlarım, muhalefet partilerinden de beklentiler zaman içinde değişiyor. Şimdi iki yöntemle muhalefet yapabiliriz. Bir; bunu 95’lerden sonra yaptık. Rakibini yıprat sıra sana gelir. Gün geldi Tansu Çiller’i yıprattık malvarlığı soruşturmasıyla. Gün geldi Türkbank ihalesiyle Mesut Yılmaz’ı yıprattık. Hakikaten onlar yaptı. Ama bir türlü sıra gelmedi.

Bir diğer muhalefet yapma yöntemi; yine iktidarı eleştir, yanlışlarını söyle ama birlikte seçeneklerini de sun. İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönetimi, yolu bu. Şuan Cumhuriyet Halk Partisinin izlediği yöntem bu. Eleştireceğiz ama onun seçeneğini de koyacağız. Onun karşısındaki Cumhuriyet Halk Partisinin düşüncelerini de anlatacağız. Cumhuriyet Halk Partisindeki dönüşüm bu. Sayın Kılıçdaroğlu’yla birlikte bazı hatırlatmalar yapıyorum, paylaşmak istiyorum sizlerle.

Değerli arkadaşlarım, 20 yıl sonra Sayın Kılıçdaroğlu’yla birlikte sosyal demokratlar, solcular tek parti çatısı altında seçimlere katıldı. Bu çok önemli bir olay. Burada Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinin, güven veren yapısının çok büyük payı var. Biz birbirimizin sadece eksiğiyle meşgul oluruz. Ama iyi tarafını da an geldiğinde alkışlamak durumundayız. Ayrışmalar bütünleşmeye dönüştü. Hatırlayın Kılıçdaroğlu öncesi 10 Aralık hareketinin arayışları vardı. SHP’nin arayışları vardı. DSP’nin arayışları vardı. Sarıgül hareketi vardı. Hiçbiri kaldı mı? Bunu yok sayabilir miyiz? İlk defa sosyal demokratlar 80 tahribatından sonra bütünleşti. Bu bütünleşmeyi kimse bozduramaz. Bozdurma arayışları var hiç izin vermeyeceğiz.

Örgüt yöneticilerimiz burada. Örgütlenme modelini değiştiriyoruz. Hayalimizdeki örgüt modelini anlatayım size. Benim ilçe başkanlarım ve yöneticilerimden beklentilerimi söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi oraya doğru gidecek. Yeni örgütlenme stratejisini anlatayım. Benim örgütlerimin görevi yaşadıkları sorumluluk alanında ilçede, ilde o ilçenin ekonomik ve sosyal açıdan gelişmesi adına düşünen, tartışan, proje üreten örgütler olmalı. İyi günde, kötü günde yaşadıkları bölgede insanların yardımına koşan örgütler olmalı. Yoksul öğrencilere burs temin eden kuruluşlarla işbirliği yapan, dayanışma içerisine giren örgütler olmalı. Daha güzel bir çevre yaratmak için kafa yoran örgütler olmalı. Zaman zaman arta kalan vakitlerinde de örgütle meşgul olmalılar. Benim örgütlerimle ilgili algı, benim örgütlerim sadece kimin milletvekili olacağıyla, kimin belediye başkanı veyahutta kimin belediye meclis üyesi olacağıyla meşgul olan örgütler olmamalı. Bu algıyı bütünüyle yıkacağız.

Partiyi kapatırsın, içeri kimseyi almazsın. Ardından eğer fırsat olursa çıkar belediye başkanı olursun, milletvekili olursun, olmayabilirsin.

Değerli arkadaşlarım, şimdi eğer bu örgütlenme anlayışımızı değiştirmezsek %25’lerde, 26’larda kalırız. Biz %40’lık Cumhuriyet Halk Partisi istiyoruz. Eğer 5 aydır ben ilk defa Ankaralılarla buluştuysam bu mecburiyetten kaynaklanıyor. Buna inanmanızı isterim.

Bakınız; sağ partiler liderine dayanır. Sağ partilerin değişik grupları var. İnanç grupları var, çıkar grupları var. Bu gruplar seçimler döneminde buluşur sağ partilere yönelirler. Bu tür gruplar sol partilere, sosyal demokrat partilere mesafelidirler. Keşke bize oy verseler. O nedenle bizim gücümüz üyemizdir, bizim gücümüz örgütümüzdür, bizim gücümüz kadrolarımızdır, bizim gücümüz programımızdır, bizim gücümüz sizlersiniz.

Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisini sağ parti yönetim modeliyle yönetemezsiniz. Yönetirseniz baraja da takılırsınız, 25’leride geçemezsiniz. Dolayısıyla bizim örgütlenme stratejimiz çok önemli. Bizim üyemizin, örgütümüzün yetki ve sorumluluk sahibi olması çok önemli. Cumhuriyet Halk Partisi oraya doğru gidiyor.

Şimdi buradan yola çıkarak tüzük kurultayını tartışıyoruz. Hepiniz buna tanıksınız bu ara. Bu konuda Genel Başkanımız ne düşünüyor, bizler ne düşünüyoruz bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çok iyi bir Cumhuriyet Halk Partisi uzmanı olarak son yıllardaki sıkıntılarımızı anlatayım. Ve bunları düzeltmek üzere yola çıktık. Sağ partilerde merkez yoklamasıyla aday belirleyebilirsiniz. Ama Cumhuriyet Halk Partisinde eğer adayların %80’ini merkez yoklaması yöntemiyle belirlerseniz başarılı olamazsınız. Son 10 yıldır 3 tanesi milletvekili genel seçimi, 2 tanesi de yerel genel seçimler olmak üzere 5 seçim yaşadık. Bu 5 genel seçimde de ne yazık ki adaylarımızın %80’ini merkez yoklamasıyla yaklaşık, %20’sinide önseçimle belirledik. Biz bunu tersine çevireceğiz. Amasya’da, Yenimahalle’de, Çankaya’da, Altındağ’da, Gaziantep’te kimin belediye başkanı olacağına, kimin milletvekili olacağına Ankara’da merkez yönetimi karar vermemeli. O insanlar vermeli.

Şimdi bu konuda kararlıyız. Genel Başkanımızın parti içi demokrasi konusunda verdiği sözler acaba unutuldu mu diye bir merak var. Ona cevap vereyim. Şimdi gene hepimiz seçimlerden geçtik. Cumhuriyet Halk Partisinde, SHP geleneğinde en makbul olan aday belirleme yöntemi önseçimdir. Fakat önseçimin araçları da fazla değil. Bütün üyelerle önseçim yapabilirsiniz. Delegelerle yapabilirsiniz. Şimdi üyelerle yapılan önseçim yönteminde zaman zaman tereddütlerle karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü an geliyor hiç ummadığımız anda kimi yığılmalar oluyor. Bu nedenle çoğu zaman bu yönteme mesafeli yaklaşılıyor. Ama birde çok kullandığımız tüzüğümüzde, yönetmeliğimizde adı, tanımı genişletilmiş aday yoklaması olan yöntem var. Bu yöntemde kongre delegeleri, artı seçilmişler, artı sivil toplum örgütlerinin partili başkanları artı her mahallede, her muhtarlık biriminde almış olduğumuz oyların eskiden her 100’üne bir delegelik, şimdi yaptığımız değişiklikle her 50’sine bir delegelik tahsis ediyoruz. Şimdi her muhtarlık biriminde 22 Aralık’taki Parti Meclisi toplantımızda iki önemli karar aldık. Bir; 100 oy yerine her 50 oy için bir temsilci, bir önseçim delegesi, parti içindeki deyimiyle bu yönetmeliğimizde parti içi önseçmen olarak anılıyor. O delegeler artı biraz önce söylediğim doğal delegeler, 100 binin üzerinde oy alan yerlerde yaklaşık 2500 kişilik seçici kurul oluşuyor. Yani delegeler oluşuyor.

Şimdi eskiden yönetmelikte bu seçilen mahalle delegelerinin, önseçim delegelerinin Genel Merkeze bildirilme zorunluluğu yoktu. Şimdi yönetmelikte yaptığımız değişiklikle bunların seçilip, kesinleşmesinden itibaren bir hafta içerisinde Genel Sekreterliğe bildirilmesini zorunlu hale getirdik.

Böylelikle bunlar resmileşiyor. Delegeyi her mahallenin kendi seçecek. Kapalı kapılar ardında delege seçmek yok. Bu partide sade üyesinden Genel Başkanına kadar kimsenin kimseden fazla hakkı yok.

Değerli arkadaşlarım, değerli dostlarım, şimdi bu sorunu aştık. Bunun alt yapısını oluşturduk. Bakınız 2010 seçimlerine giderken bu alt yapı yoktu. Onun için o günün Merkez Yönetimini lütfen suçlamayın. Çünkü hatırlıyorum o tarihte bu seçilen önseçim delegelerinin neredeyse yarısı ilçelerden Genel Merkez gelmemişti. Ama şimdi mazeretimiz kalmadı. Biz hazırız. Dolayısıyla 10 yıldır büyük kırgınlıklara, büyük sorunlara neden olan bu dertten CHP kurtuldu. Artık CHP’de aday belirlemeden kaynaklı bir sıkıntı yaşamayacağız. Bu bizim en önemli taahhüdümüzdü. Bunu da aştık.

Şimdi bunun dışında ne beklentiler var? Onu da aktarayım. Şimdi Olağanüstü Tüzük Kurultay arayışı çağrısı yapılıyor. O arkadaşlarımızın şu an ki önerileriyle bizim bazı önerilerimizde çatışıyor. Çok terslik yok. Şimdi bu biraz önce söylediğin en temel beklenti. Tabii ki Tüzüğümüzde zaten bu var. Niyet önemli, yönetme anlayışı önemli. Bizim yönetimimiz anlayışımızı çok net koyuyor. Yalnız Ankara’yı anlatmıyorum şimdi. Bütün Türkiye bunu böyle bilsin.

Değerli arkadaşlarım, bunun dışında Tüzük değişiminden beklentiler nedir? Bir defa ilçe başkanı ve il başkanıyla Genel Başkan adaylıklarında hakikaten bizim partinin gerçekleriyle demokrasi anlayışıyla örtüşmeyen bu %20 imza koşulu var. Hatta bir dönem hatırlarsanız gel divanın önüne, kimliğini göster Allah verede imza ver. Şimdi bu hakikaten iptal edilmesi gereken, herkesinde beklediği bir değişim. Bu konuda sıkıntı yok. Kurultaya giderken bunu değiştirmiş olarak gideceğiz.

Şimdi bazı görüşler deniyor ki, işte ilçe kongreleri yaklaştı ondan önce bitirelim. Bir defa ilçe ve il kongrelerinde bir genelge yayınlayacağız. Bunu yumuşatın diyeceğiz. Kimseyi divanın önüne çağırmayın. Kim aday olmak istiyorsa alsın kağıdını, kimden imza alırsa alsın dolayısıyla bunu da yumuşatmış olacağız. En çok mazerete olarak gösterilen konu bu, bunu böyle aşacağız.

Peki, onun dışında sıkıntı ne? Sıkıntı şu; biliyorsunuz 2008 yılında bir Tüzük Kurultayı toplandı. Orada Merkez Yönetim Kurulunun seçilmesi, oluşması ve işleyişiyle ilgili büyük tartışmalara neden olan bir değişiklik yapıldı. Şu an yaşıyoruz onu. Genel Sekreterlik ve Yardımcılıkları modelinden Genel Başkan Yardımcılıkları atama modeline girildi. Hatta bu 3 Kasımda depremlere neden olmuştu, hatırlayın. Bir Olağanüstü Kurultay toplamamıza neden olmuştu. 1 yıldır bu modeli uyguluyoruz. Bu modeli paylaşmak durumundayız. Bu modelin yararı oldu mu? Genel Başkan bu modelden memnun mu? Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlar hangi aksamaları gördü, şimdi bunu tartışmak zamanımız. Bunu tartışacağız.

Ayrıca beklentileri sıralıyorum, İstanbul’da 15 milyon nüfus yaşıyor. Yönetim kurulu üye sayısı 20. Gaziantep’te Hatay’da 1,5-2 milyon nüfus yaşıyor. Orada da 20. Siyasi Partiler Yasası bunu dayatmamış. Biz geçmişte bunu 20 olarak yazmışız. Bunu değiştirmeliyiz.

Bu arada 2008 yılında değerli arkadaşlarım, bir madde değişikliği olmuş. Merkezi güçlendirmek anlayışıyla. Örgütlerin gücünü kırmak anlayışıyla. Onları yetkisiz kılmak amacıyla denmiş ki, yine bu 2008 ürünü bir değişiklik. Eğer ilçe veya il örgütü üye tam sayısının 1 altına düşerse o örgüt düşmüş sayılır. 5 aydır başımı kaldıramıyorum. Her gün bir iki tanesi düşüyor. Ne kadar hatalı bir madde. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı nasıl bunu onaylamış? Dolayısıyla Merkez Yönetim Kurulu ikide bir görevden alıyormuş örgütleri. Yok öyle bir şey. 2 ili görevden aldık. Önce onlara istifa etme çağrısında bunduk. Dedik ki, Diyarbakır önemli bir merkez. Diyarbakır bizim için Ankara kadar önemli. Yıllardır %1-2 oy alıyoruz. Bir örgütsel tazelenmeye, yenilenmeye ihtiyaç var. Bunu böyle bırakamayız. Ankara neyse, İstanbul neyse CHP’ye yakışan Diyarbakır’da da o kadar güçlü olmak. O nedenle bir tazelenelim istedik, arkadaşlar kabul etmedi. Tunceli’de benzer uyumsuzluklar vardır. Onda da benzer şey oldu. Dolayısıyla onun dışında bu Merkez Yönetim Kurulu hiçbir örgütü görevden almaz. Olayın gerçeği bu. Sadece düşmeden kaynaklanıyor. Bunu da değiştirmeliyiz.

Bir itiraz daha var. Bugün yaygın bir şekilde konuşulan. Siyasi Partiler Yasasında kurultay delege sayısı yani il kongrelerinde seçilecek olan kurultay delege sayısının azami sayısını vermiş. Demiş ki, milletvekili sayısının 2 katı kadar seçilir. İsterseniz daha az seçersiniz. Nasıl dağılacağı konusunda Siyasi Partiler Yasasının bir dayatması, zorlaması yok. Biz ne yapmışız? Her ile sahip olduğu milletvekili sayısının 2 katı kadar kurultay delegesi tahsis etmişsiz. Böyle bir dengesizlik var ki, 15 bin oy aldığınız yerde var olan kurultay delegesi sayısı 22, 400 bin oy aldığınız yerde de 22. Şimdi haklı olarak deniyor ki, bunu bir gözden geçirelim. Diğer partiler böyle yapmamış.

Şimdi bununla ilgili şöyle düşünceler var. Bir, 550’yi, dağıtalım. Geri kalan 550’yi de orada oy oranına göre dağıtalım. Bu ve benzeri talepler var.

Peki, bu Tüzük değişikliği nasıl yapalım? Biz nasıl düşünüyoruz? Diyoruz ki, şu an elimizde bir taslak var. Kimi il yönetimlerinden, kimi uzmanlardan, partili arkadaşlarımızdan, komisyonlardan bu çalışmalarını elde ettiğimiz, harmanlaşmış bir başlangıç metnimiz var. Yalnız bu konuda mutabakat yok aramızda. Dünkü basına yansıyan haberler var. Şu an Olağanüstü Tüzük Kurultayı çağıran arkadaşlarımız ikiye bölünmüş 39.madde konusunda. Onlarda kendi aralarında yeterince tartışmamış. Bu MYK’nın oluşumuyla ilgili. Bizimde daha tartışmamız gereken konular. Bizim önerdiğimiz model şu; diyoruz ki, 960 ilçe kongresinde bir tartışılsın. Ne istiyor. Tüzük değişiminden beklentimiz ne? Ardından 81 il kongresinde de tartışılsın, katılımcı bir anlayışla gidelim. Çünkü ikide bir değiştiremeyiz. Bu bizim anayasamız. Ondan sonra Temmuz ayında güle oynaya hep birlikte bir Tüzük Kurultayı yapalım. Aceleye getirmeyelim. Bizim önerimiz bu. İpe un sermiyoruz. İpe un sermek bize yakışmaz. Bu Tüzükle yol devam etmekte CHP’lilikle örtüşmez. Çok açık, net düşüncemiz bu.

Şimdi biz dolayısıyla bunlarla uğraşalım bir yandan. Bir yandan değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran bir parti. 36 ilde milletvekili çıkaramamış. Biz bunu içimize sindirebilir miyiz? Biz bununla uğraşacağız. Bizim artı iç kavgalara, iç tartışmalara ayıracak zamanımız olmamalıdır. Ben nasıl bu şu an 33’e düştü, bunları nasıl 13’e düşürüm? Bizim kavgamız bu. Bizim şu anki uğraş alanımız bu. CHP gerçekten iç tartışmalardan yoruldu. CHP var olan durumla yetinemez. CHP bünyesinde bir tek arkadaşımızı feda edemeyiz. Bir tek CHP’liyi üzmeyiz. Bizim zaten sayımız şu anki enerjimiz bize yetmiyor. Ama şunu yapacağız; benim bir iddiam var. CHP’liler ve CHP’ye gönül vermiş akademisyenler, bilim adamları ve bizim dışımızda bizi izleyenler bir saha inse ne AKP kalır ortada ne bir şey.

Şimdi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bana şunlar söylendi. Dediler ki, biz AKP’ye güvenmiyoruz. AKP bizi kandırıyor. Bir taraftan Kandil Dağını bombalıyor, bir taraftan Bülent Arınç çıkmış bütçe görüşmelerinde her türlü haklarınızı vereceğiz diyor.

Şimdi diyor ki, BDP’lilerde tepki siyaseti yapmak zorunda kalıyor. Bölgenin yeni bir soluğa, siyasi soluğa ihtiyaç var. Bizim tek güvencemiz başında Kılıçdaroğlu olan CHP. Umudumuz sizsiniz diyoruz.

Çok değerli dostlarım, en son şunu paylaşmak istiyorum. Biz aileyiz. Bu aralar Genel Başkanımıza dönük saldırılar var. Genel Başkanımıza dönük saldırıyı yapan ile saldırı aynı. Eş anlamlı.

Şimdi haklı eleştiriye bir şey demem. Fakat beni rahatsız eden bir durum var. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Son 15-20 yılda Balkan ülkelerini dağıttılar. Ortadoğu ülkelerini dağıttılar. Neyle dağıttılar? Irkçılıkla dağıttılar. İnanç temelinde dağıttılar. Şimdide birileri dadanmış acaba CHP’yi bu anlayışla parçalayabilir miyiz, dağıtabilir miyiz? Şimdi önce bir şey söyleyeceğim. Onlara bir kopya vereyim. Ben Genel Başkanla ilgili hangi yanını eleştirirler, bu düşüncede olanlara bir kopya vereyim. Kemal Kılıçdaroğlu’nu 30 yıldır tanırım. Biraz tanıtayım, onlar buradan yola çıkarak yıpratsınlar.

Kemal Kılıçdaroğlu, çok başarılı bir öğrenciydi. Hayata hesap uzmanı olarak atıldı. Oradaki başarısı ve dürüstlüğü onu baş hesap uzmanlığına taşıdı. Baş hesap uzmanlığındaki dürüst duruşu, başarısı onu Maliye Bakanlığında daire başkanlığına taşıdı. Daire başkanlığındaki başarısı onu gelirler genel müdür yardımcılığına taşıdı. Gelirler genel müdür yardımcılığındaki başarısı onu Bağ-Kur genel müdürlüğüne taşıdı. Bağ-Kur genel müdürlüğündeki başarısı da onu Türkiye’nin en büyük bütçeli kuruluşu olan SSK genel müdürlüğüne taşıdı. SSK genel müdürlüğündeki başarısı onu TBMM’ye taşıdı. Milletvekili olarak başarısı onu Mecliste grup başkan vekilliğine, oradaki başarısı da onu CHP Genel Başkanlığına taşıdı.

Şimdide hiç kuşkum yok. Hep birlikte Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığındaki başarısı onu Başbakanlığa taşıyacak. Dolayısıyla bu etnik temelde, inanç temelinde CHP’yi gözden düşürmeye çabalayanlara şu telkinde bulunayım; CHP’nin bir oku, milliyetçilik oku. Bu milliyetçilik oku, Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında bütün yurttaşlar etnik yapısı, inanç yapısı ne olursa olsun hukuk önünde eşittirler.

Dolayısıyla onlara hatırlatıyorum, biz Atatürk’ün milliyetçisiyiz, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve arkadaşlarını eylemleriyle, geçmişiyle eleştirsinler. Ama 14 asır önce İslamiyet’in doğuş yıllarındaki iktidar mücadelesiyle ilişkilendirmesine, benim başka talebim yok.

Çok teşekkür ediyorum hepinize. Yolunuz açık olsun, başarılar dilerim”

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları