Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel merkezi Milli Eğitim Bakanlığının Müfredat değişikliği nedeniyle talep şikayetlerini bir basın açıklaması ile açıkladı...
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel merkezi Milli Eğitim Bakanlığının Müfredat değişikliği nedeniyle talep şikayetlerini bir basın açıklaması ile açıkladı...
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel merkezi yaptığı açıklamada;
MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ ÜZERİNE TALEP VE ŞİKAYETLERİMİZ
Geçtiğimiz günlerde 2 yıldır eğitim ve bilim uzmanları, üniversiteler ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte hazırladıkları okullardaki eğitim ve öğretim müfredatı taslağını 10 Ocak'ta askıya çıkardıklarını ve taslağın geniş kesimlerde tartışılarak son şeklinin verildiğini ve önümüzdeki öğretim yılında kısmen, daha sonraki yıllarda tamamının uygulamaya konulacağını Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz açıklamıştır.Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı konularında ve ders kitaplarında 2005 yılından beri sürdürülen “sadeleştirme” ve “basitleştirme” çalışmalarının sonuçlandırıldığını 2017-2018 eğitim-öğretim yılından itibaren 1-5 ve 9. sınıflarda uygulanacak olan yeni müfredatta ilkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, İHL’lerde 10 olmak üzere toplam 51 ayrı; sınıflar esas alındığında ise 176 müfredat programının "Çağın gereği, ferdin ve toplumun ihtiyaçları" doğrultusunda yenilendiği belirtilmiştir.Eğitim ve öğrenim müfredat ve ders kitapları ile ilgili olarak vurgulanması gereken en önemli noktanın bu kitapların özel bir kitle olan çocuklar için yazılmış olduğu, hitap ettiği kesimin öğrenciler olmasıdır. Bu nedenle Alevi Kültür Dernekleri olarak uygulanması düşünülen müfredat konuları ve beklentilerimiz konusunda görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.Öncelikle Hünkar Hacı Bektaşi Veli'nin "Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır", "Çocuklarınızı çağa göre yetiştiriniz" Mustafa Kemal Atatürk’ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" söylemlerini esas alan bilimsel, çağdaş, laik ve demokratik hukuk kuralları Cumhuriyet değerleri ile bütünleşmiş karşılıklı sevgi ve saygıya hoşgörüye dayalı bir yaşamı benimseyen güçlü ve aydınlık bir Türkiye özlemi içinde olduğumuzu belirtmek isteriz.Bakanlık 4+4+4 uygulamasında olduğu gibi hata yapmaktadır
Bu noktada geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın yetişmesinde en önemli yeri teşkil eden eğitim ve öğrenim şekli ve koşullarını düzenleyen müfredat bizleri yakından ilgilendirmektedir. Bu kadar köklü ve ayrıntılı bir değişimi kapsayan çalışmaların katılımcı bir şekilde hazırlanıp, pilot uygulamalarla test edildikten ve alandaki sorunlar tespit edildikten sonra yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ancak Uluslararası standartlar ve yerleşik kuralların aksine; bu kadar kapsamlı bir değişikliği, pilot uygulama yapmadan değerlendirme ölçütlerini belirlemeden tüm ülkede başlatacak olan Bakanlık 4+4+4 uygulamasında olduğu gibi hata yapmaktadır. Müfredatın kitaplarının bile basıma geçilmiş olması tüm iyimserliğimize rağmen kaygılarımızı artırmaktadır.Müfredatın Sadeleştirilmesi, basitleştirilmesi halinin doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef aldı.
Çağın gereklerine uygun hazırlandığı iddiasıyla hazırlanan eski müfredatın sadeleştirilmesi, basitleştirilmesi halinin doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, ünite ve kazanım sayılarının azaltılması, başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dini” ve “milli” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturularak çağdaş ve laik eğitimin son parçalarının ortadan kaldırıldığı, pozitif bilim yerine dini motiflerin ağırlıkla kullanıldığı görülmektedir. Biyoloji, tarih, edebiyat, sosyal bilgiler, felsefe, inkilap tarihi ve Atatürkçülük derslerinde ezbere dayalı konuların çıkarılarak sadeleştirme iddiasıyla bazı önemli tarihsel olayların, Cumhuriyet’in değerlerini, Atatürk ve yol arkadaşlarının verdikleri mücadelenin yok edilmeye çalışılmasının siyasi bir tavırla bütün okullarda okutulan eğitim müfredatını, imam hatip müfredatı ile bütünleştirme çabalarına dönük olduğunu görüyoruz.
Çağdaş ve aydınlık güçlü Türkiye’nin çocuklarının eğitim müfredatı, ülkedeki kültürel ve dilsel çeşitliliği ve zenginliği yok saymayan, farklı inanç ve kimlikleri dışlamayan özellikle etnik kimlik ve dini inanç üzerinden insanları ayrıştırmayan Laik-bilimsel eğitimin temel işlevi ve çocuk yaşlardan itibaren özgürce eşit yurttaşlık temelinde yetişmelerine olanak sağlayan, toplumsal faydayı da gözeten, çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedeflemelidir.
Alevi hak ve özgürlükleri temelinde mücadele eden, bu konuda AİHM ve yerel mahkemelerde hak arayışlarını sürdüren bir kurum olarak askıya çıkarılan ve henüz kesinleşmeyen seçmeli, sorunlu din dersleri ve ahlak bilgisi müfredatı hakkında görüşlerimizi sunmak, önerilerimizi belirtmek isteriz.
Genel anlamda laik ve bilimsellikten uzak Cumhuriyet ve Atatürkçülük değerlerinden uzaklaşılarak AİHM kararlarının ve Alevi toplumunun talepleri dikkate alınmadan göstermelik yaklaşımlar dışında dini ve şeri motiflerin ağırlıkla ele alındığı bir müfredat görüyoruz.
Temel Dini Bilgiler, Din Kültürü, Ahlak bilgisi gibi dersler adı altında seçimli veya zorunlu verilecek eğitim tamamen kaldırılmalıdır. Çocuklarına dini eğitim aldırmak veya dini eğitim almak için yeterli düzeyde eğitim kurumları vardır. Herkes çocuğuna istediği dini eğitimi aldırmakta serbesttir. Din içerikli derslerin milli eğitim temel kanunu ve AİHM nin kararlarına aykırı bir şekilde müfredata konulmasını kabul edemeyiz. Ancak bu derslerin seçmeli olarak uygulanması öne sürülecekse inançları farklı veya bu dersi görmek istemeyen öğrenciler açısından lise ve üniversite seçme sınavlarına bu derslerden soru konması derslerin seçmeli olması özelliğini ortadan kaldırmakta, dini derslerin seçilip seçilmemesi mahalle baskısına dönüşmektedir.
Taslak müfredatta ortaokul düzeyinde öğrencilere kavramlar arasında tartışma yaratacak cihad (ibadet şekli olarak), cin, şerîat ve tesettür (örtünme), Liselere yönelik Temel Dini Bilgiler dersinin yeni müfredatında edille-i şeriyye, had, talak(boşama), mehir(başlık parası) gibi tartışma yaratacak kavramların olduğunu görüyoruz.
Müfredatta Sünnilik dışında Caferilik, ezidilik, Şiilik, mutezile, zeydilik gibi hiçbir mezhebe veya inanca yer verilmediği, ama Selefilik; Sünnilik (Ehli Sünnet) başlığı altında ele alınarak sahiplenildiği, Selefiliğin; Vahhabiliğe kapıların açıldığı, Alevi dua ve gülbenglerine kültürel örnekler dendiği, Alevilik ve Bektaşilik için inanç yerine daima kültür ifadesi kullanıldığı, “yasak savma kabilinden” ehlibeyt kavramına yer verildiği, Muharrem orucunun “Kültürümüzde Muharrem Orucu ve Aşure” başlığı altında ele alındığı, bir ibadet olarak Alevi Bektaşi cem ibadetlerine, semah, Hızır orucu, devriye-tenasüh hiç değinilmediği, Cemevinden ibadethane olarak bahsedilmeyip sadece “yer” veya erkan yeri olarak bahsedildiği, bütün namaz sureleri ve duaları öğretildiği halde Alevi-Bektaşi dualarına hiç yer verilmediği, önceki programda yer alan Atatürk’ün Laiklik Anlayışı ve Atatürkçülükle ilgili konuların tamamen kaldırıldığı, laiklikle ilgili hiçbir konunun kendine yer bulamadığı, cenaze erkanının sadece Sünni mezhebine göre işlendiği, Alevilikteki ve Şiilikteki cenaze erkanlarının yer bulamadığı, açıklamalar bölümünde Alevi-Bektaşi kültüründe cenaze uğurlama geleneklerine de değinileceği belirtilse de bir açıklamanın mevcut olmadığı, AİHM kararlarına karşı savunma için Yahudilik ve Hristiyanlık için iki ünite ayrılarak, Alevilikle ilgili konuları koymamak için Yahudilik ve Hristiyanlığa, Türk Ortodoks Kilisesi’ne, Yezidiliğe, Bahailiğe değinilmiş, Hinduizm ve Budizm gibi Uzakdoğu dinlerine geniş yer açılarak Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümeniklik iddiası da yerini aldığı, sonuç itibariyle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile ilgili AİHM kararları hiç dikkate alınmadığı gibi eski müfredattan da daha koyu bir mezhepçi anlayış müfredata egemen olmuştur.
Her ne kadar açıklamalar bölümünde Sünni radikal grupların istismar faaliyetlerinin anlatılacağı belirtilse de pratikte faydasının olmayacağı, devlet ve eğitim kurumlarından FETÖ mensupları temizlenmeye çalışıldığı bu dönemde istismarcı ve radikal başka cemaatlere fırsat verilmemelidir.
Geçtiğimiz Haziran ayında Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği değişikliği yayımlanmış okullarda mescit ve abdesthane olması zorunluluğu öngörülmüştür. Bir mevzuat hükmü olarak zorunlu mescit uygulamasına yer verilmesinin gerek öğretmenler gerekse de öğrenciler üzerinde baskı yaratacağı kuşkusuzdur. Yeni yönetmeliğe göre; yeni kurumların açılabilmesi için yeterince idari oda, kantin alanı, su deposu, arşiv odası gibi gerekli unsurların bulunması zorunlu kılınsa da, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı mescitlerin oluşturulması zorunluluğu, asıl niyeti belli etmektedir.
Eğitim Yapboz Tahtası değildir
Eğitim Yapboz Tahtası değildir. Eğitimde yapılan değişikliklerin topluma olan etkileri, işin doğası gereği, bir süre sonra ortaya çıkmaktadır. Bugün eleştirilerek değiştirilen müfredatın, 2005 yılında MEB tarafından PISA gibi uluslararası sınavlardaki başarısız sonuçları gerekçe göstererek değiştirildiği, geçen sürede Türkiye’nin PISA sınavlarında sürekli gerilemesinin sadece öğretim programlarından değil, doğrudan benimsenen yanlış ve bilim dışı eğitim politikalarından kaynaklandığını unutmadan çağa uygun, yeniliklere açık ders programlarını uygulamalıyız.Devleti idare edenlerin ve kurumların her dile ve her dine mensup yurttaşına eşit durma ilkesi laikliğin temel kuralıdır. Vatandaşların din ve vicdan özgürlüğü değerleri kapsamında ibadet etme veya ibadet etmeme olgusunda devletin tarafsız kalması laik devlet ilkesinin temeli olarak kabul edilmektedir. Devlet, nasıl ki inanç ve ibadetlerini yerine getirmek isteyen vatandaşların bu özgürlüğünü güvenceye almak, bu özgürlüğün gereği gibi yapılabilmesi konusunda gerekli tedbirleri almakla yükümlü ise, aynı şekilde devletin hiç kimseyi belirli bir inanç ya da ibadete zorlamaması ya da zorlanmasına neden olunabilecek ortamın yaratılmaması konusunda gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacağı açıktır.Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün sağlanması, vatandaşlarımız arasındaki yapay gerginliklerin sona erdirilmesi noktasında yerel mahkeme ve AİHM nin kararları doğrultusunda zorunlu din dersleri uygulamasından vazgeçilmeli, yukarıda belirttiğimiz eleştiri ve önerilerimiz dikkate alınarak müfredatta gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Alevi inancına mensup yurttaşları öteki olarak görmekten vazgeçip birlikte barış ve hoşgörü içinde yaşamanın şartlarını sağlamalıyız. Cemevlerine kültür evi, erkan yeri ve yer gibi tanımlamalar yapmaktan Alevi inancına kültür demekten vazgeçmeli, Alevi Bektaşiliğin bir inanç olduğunu, bu inancın ibadetinin cem, ibadethanesinin cemevi olduğu gerçeği fiilen ve hukuken kabul görmeli, eğitim ve diğer yaşam alanlarının bu gerçeklik doğrultusunda düzenlenmesinin temel talebimiz olduğunu kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Vişne Haber Ajansı - Dilfiraz Değerli