Albay Mustafa Yuvanç bilirkişi incelemesi isteyen hâkim Zafer Başkurt’un duruşmalardan 2 gün önce görevden alındığına dikkat çekti...
Balyoz sanıklarından Albay Mustafa Yuvanç, gönderdiği mektupta CD’lerdeki çelişkilerden şüphelenen ve bilirkişi incelemesi isteyen hâkim Zafer Başkurt’un duruşmalardan 2 gün önce görevden alındığına dikkat çekti. Başkurt’un kişisel çabasıyla görevlendirilen bilirkişi M.K’nin de gö-revinin durdurulduğunu anlatan Yuvanç, bilirkişi M.K’nin bir sayfalık raporundaki çarpıcı ifadelere de itibar edilmediğini vurguladı
K. K. I. Sınıf As. Cezaevi Öncelikle selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum. Bu mektubu, “Asrın İftirası Balyoz Davası” kapsamında verilen ve toplumun vicdanını acıtan hüküm sonrası, kendi isteğimle Hasdal’dan sevk edildiğim Mamak Askeri Cezaevi’nden yazıyorum.
Bu dava kapsamında hukukun iflasına yol açan o kadar çok usul ve esas hatası yapıldı ki, on binlerce sayfayı bulan dosyayı her incelediğimizde, akıllara durgunluk veren başka bir hukuksuzluğa rastlamak artık kimseyi şaşırtmıyor. Birazdan okuyacağınız satırlarda şahit olacağınız husus, bizlerin nasıl bir yargılamaya maruz bırakıldığımızı ve göz göre göre yargılama başlamadan dahi hükme doğru gittiğimizi ortaya koyacaktır.
15. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başında yaşamış İngiliz yazar ve hâkim Thomas More, “Epigrams” isimli eserinde şöyle der: “İyi bir kral nedir? Kurtların yaklaşmasına izin vermeyen bir çoban köpeği. Peki, kötü kral nedir? Kurdun ta kendisi.” More’un, kraldan kastettiği devlettir ve devletin amacının bireysel güvenlik olduğunu, temel haklar olmaksızın devletin olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Bunu 400 yıl önce söylerken kendisi düşüncelerinden dolayı, inandığı değerlerden vazgeçmemiş ve ölümü göze almıştır. Bu örneği neden verdim? Çünkü:
Bizler “Asrın İftirası Balyoz Davası”nda, her şeyi göze alarak her çeşit zorbalığa karşı vicdani özgürlüğünü korumuş, devletin asli amacını içselleştirmiş gerçek hâkimlerin de var olduğuna ve o hâkimlerden birinin, bizlerin yaşadığı bu hukuksuzluğu fark ederek bunu durdurma iradesine tanık olduk. O hâkim, Balyoz davasının görüleceği 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin o dönemde başkanı olan ve duruşmaların başladığı 16 Aralık 2010 tarihinden iki gün önce görevden alınan hâkim Zafer Başkurt’tur.
Başkurt, Baransu’nun savcılığa teslim ettiği CD’lerin gerçekliğinin savcılıkça alınan bilirkişi raporları ile şüpheli olduğunu tespit etmiş olacak ki, mahkeme olarak 1 Ekim 2010 tarihinde duruşmaların başlamasından 2.5 ay önce bir bilirkişi incelemesi yaptırılması konusunda karar aldırmak istemiş, ancak üye hâkimlerin aksi görüşte olmaları nedeniyle bu karar alınamamıştır. Sayın Başkurt, başkanı olduğu mahkemeden bilirkişi incelemesi kararı çıkaramayınca, vicdanının sesini dinleyerek ve kanunen yetkisi olmadığı halde risk alarak, kendi imzası ile 11 Kasım 2010 tarihinde, İstanbul ili Adli Yargı Adalet Komisyonu’nun bilirkişi listesinde bulunan bilirkişi M.K’yi bilirkişi olarak atamış ve tartışmalı CD’lerin ilk kopyasını (imajını) kendisine teslim etmiştir. Tartışmalı CD’lerin daha önce alınmış ikinci imajları ile ilk imajları arasında tutarsızlık olduğunu bilen Sayın Başkurt, 12 Kasım 2010’de “Adli Emanet”e talimat yazarak bu imajın olduğu harddiskin bilirkişiye verilmek üzere kendisine gönderilmesini istemiştir. “Adli Emanet” ile aynı binada olmasına rağmen tam 9 gün sonra alabildiği bu imajı da 25 Kasım 2010 tarihinde bilirkişi M.K’ye teslim etmiştir. Ancak 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin diğer üye hâkimlerinin mahkeme başkanının bu girişiminden haberdar olmasıyla birlikte bilirkişi M.K’nin görevi durdurulmuş ve aldığı imajlar geri istenmiştir. Bilirkişi M.K, mahkemeye 29 Kasım 2010 tarihinde imajları geri verirken bir sayfalık bir bilirkişi raporunun dava dosyasına girmesini sağlamıştır. Bilirkişi M.K, bahse konu CD’lerde ciddi çelişkiler görmüş olmalı ki, raporda “bu imajların incelenmesinin mahkemenizce takdir edilecek uzman bilirkişiler kurulu tarafından değerlendirilmesinin sağlanmasının uygun olacağını” diyerek açıkça belirtmiştir. Peki, sonrasında ne oldu dersiniz?
Bir hafta sonra 6 Aralık 2010’da, o dönemde 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi olan Ömer Diken, isimsiz bir ihbar e-postasına dayanarak Donanma Komutanlığı’nda arama yapılmasına karar verdi. Belki de davanın seyrini değiştirecek bir inisiyatif kullanan, vicdanının sesini dinleyen sayın Başkurt, duruşmaların başlayacağı 16 Aralık 2010’da 2 gün önce mahkeme başkanlığı görevinden alındı ve 6 Aralık 2010 tarihli arama kararı yanında soruşturma aşamasında şüpheliler hakkında hukuka aykırı tutuklama kararı veren Diken, mahkeme başkanı olarak görevlendirildi. Şimdi tam bu noktada, gerçeklerin peşinde olan herkesin şu soruları sorması gerektiğini düşünüyorum.
1. O dönemde mahkeme başkanı olan Başkurt’u, bir bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği sonucuna götüren ve başkanı olduğu mahkemeden bu yönde karar almaya sevk eden nedir?
2. Sayın Başkurt, başkanı olduğu mahkemenin üye hâkimlerini bu konuda ikna edemeyince, risk alarak kendi başına bir bilirkişi arama yoluna neden gitmiştir?
3. Başkurt, aynı binada olan “adli emanet”ten istediği harddiski “ivedi” olarak neden talep etmiştir?
4. Bu harddisk “ivedi” olarak istenmesine rağmen, neden 9 gün sonra kendisine gönderilmiştir?
5. 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üye hâkimleri, mahkeme başkanı olan Başkurt’un bu girişimini neden engellemişlerdir?
6. Bu CD’lerin İstanbul ili Adli Adalet Komisyonu listesinde kayıtlı bir bilirkişi tarafından incelenmesini, üye hâkimler neden sakıncalı görmüştür?
7. Bilirkişi M.K’nin bir sayfalıkraporundaki çarpıcı ifadelere itibar edilmeyip neden göz ardı edilmiştir?
8. M.K’nin raporundan bir hafta sonra, isimsiz bir e-postaya dayanarak Donanma Komutanlığı’nda arama yapılmasına karar veren hâkimin, duruşmaların başlamasından 2 gün önce sayın Başkurt’un yerine 10. AĞIR Ceza Mahkemesi Başkanı olması tesadüf müdür?
9. Usul kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle M.K’nin bilirkişi raporunu dikkate almayan Diken ve heyeti, CMK’nin bilirkişilik ile ilgili tüm amir hükümleri çiğnenerek alınan TÜBİTAK raporunda imzası bulunan kişilere, raporun verilmesinden 15 ay sonra duruşma dışında (yetkisi olmadığı halde) yemin ettirmesi hukuken nasıl izah edilebilir?
10. Sayın Başkurt’un vicdanının sesini dinleyerek yaptığı bu girişimden 2 hafta sonra görevden alınması nasıl açıklanabilir?
Bu soruların cevabının ne olduğunu, hukukun üstünlüğüne inanan herkes zaten biliyor. Başkurt da daha duruşmalar başlamadan önce, bu davanın dayandırıldığı CD’lerdeki şüpheleri tespit etmişti ve mesleğinin gereğini yapmayı, yani her şeyi göz alarak vicdani özgürlüğünü koruma yoluna gitmiştir