Birgül Ayman Güler, Müge Tuzcuoğlu’nu ziyaret etti

Güler, ''Balyoz ve Ergenekon davalarında, en temel adil yargılama ilkeleri ihlal edilmektedir''...
Ülkemizde Marmara Bölgesi’nin nabzı Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe cezaevlerinde, Güneydoğu Bölgesi’nin nabzı ise Diyarbakır E Tipi cezaevinde çok yüksek bir hızla atmaktadır.
·
19-20 Temmuz 2012 günleri Silivri Cezaevi’nde CHP
Milletvekilleri Mustafa BALBAY, Mehmet HABERAL ve gazeteci Tuncay ÖZKAN, emekli genelkurmay
başkanı İlker BAŞBUĞ, emekli 1. Ordu
Komutanı orgeneral Çetin DOĞAN ile
görüştüm.
·
3 Ağustos 2012 günü Hasdal Cezaevi’nde Tümamiral
Erdem Caner BENER, Tümamiral Cem GÜLDENİZ ile; Hadımköy Cezaevi’nde
Orgeneral Bilgin BALANLI, Koramiral Can ERENOĞLU, Korgeneral Yurdaer ORCAN ile görüştüm.
·
6 Ağustos 2012 günü Balyoz Davası Duruşması’nı,
ardından Ergenekon Davası Duruşması’nı izledim.
·
8 Ağustos 2012 günü, Diyarbakır E Tipi
Cezaevi’nde tutuklu olan antropolog-yazar Müge
TUZCUOĞLU’nu ziyaret ettim.
Bu görüşme ve ziyaretler, ülkemizde yürürlükte olan adalet
yönetiminin iki büyük çöküntü içinde olduğunu göstermiştir.
İlk olarak, tutuklama ve yargılama süreçleri savunma
hakkının ağır ihlaline neden olan adaletsizliklerle doludur. İkinci olarak,
ceza infaz sistemi, bu işle görevli personelin Anayasa ihlali oluşturacak
biçimde angarya yüklenerek çalıştırılması nedeniyle adeta çürümüş durumdadır.
Balyoz ve Ergenekon
davalarında, en temel adil yargılama ilkeleri ihlal edilmektedir.
Uzun tutukluluk haksızlığı, “acele yargılama yöntemi”yle
örtülmeye çalışılmaktadır. Tutukluların
savunma talepleri süre kısıtlamaları ile değerlendirme dışı bırakılmakta;
delillerle ilgili geçersizlik gösteren itiraz ve kanıtların incelemesi
yapılmamakta; tutukluların savunma haklarının bir parçası olarak, savcılık
tanıklarına dönük soru sorma özgürlükleri mahkeme heyetlerinin sürekli ve sert müdahaleleriyle
kabul edilemez biçimde kesintiye uğratılmakta, hatta tutukluların salondan
atılması yoluyla kesilmektedir. Bu
uygulamalar, adil yargılama sürecini ortadan kaldırmıştır.
Hasta tutukluların ev
– hastane bakımı zorunlulukları görmezden gelinmektedir.
İleri yaşlılık ve tutuklu iken geçirilen ağır ameliyatlar
nedeniyle hastalıkları açıkça ömrü tehdit eden tutuklu sayısı yüksektir.
Bunlardan, Maltepe Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Kurmay Albay Levent Kerim UÇA’nın durumu yetkililerin sorumluluğunu
aşmış hepimiz için vicdan yüküne dönüşmüştür. Tutuklu olduğu süre içinde beyin ameliyatı
olan Albay UÇA, ameliyat sonrasında cezaevine apar topar geri alınmıştır.
Görme, işitme ve yürüme kaybı ile felç kalma tehlikesine karşın cezaevinde
tutulmaya devam edilmektedir.
Ayarı ve dengesi bozulmuş
güvenlik sistemleri, kitaplıyla silahlıyı birbirine karıştırmaktadır.
BDP Siyaset Akademisi’nde bir derse katıldığı ve derste beş
dakikalık bir söz hakkı kullandığı için terörist yerine koyulan 28 yaşındaki Müge TUZCUOĞLU, 8 Mart 2012 tarihinden
bu yana yargıç karşısına çıkarılmaksızın beş
aydır Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde tutukludur. Yargıç karşısına
çıkarılacağı 24 Eylül 2012 gününe kadar cezaevinde yarım yıl geçirmiş
olacaktır. Bu genç antropolog-yazar, Diyarbakır’da köy boşaltmalarından sonra
yaşama tutunmaya çalışan ailelerin çocuklarına bir çıkış yolu gösterebilmek için
yürüttüğü çalışmaları nedeniyle cezaevinde değil yine çocukların yanında
olmalıdır. Ayarını ve dengesini yitirmiş güvenlik uygulamalarının, hukuk
devletinin en temel ilkelerini unutmuş adli süreçlerin bizi götüreceği bir
çıkış kapısı yoktur. Haklılık, gerekçe, kanıt olmaksızın oraya buraya savrulan
devlet şiddeti, bir an önce devlet sorumluluğunun gerektirdiği akıl ve hukuk
yoluna dönmelidir.
Hepimize ‘yok artık, bu kadarına da pes’ dedirten acele
tutuklamalar ve yargılamalar sürecine son verilmelidir.
Yükünü çoktan aşmış
cezaevlerinde çalışan personel iş göremez haldedir.
Ceza ve infaz personeli, haklarında adli karar olmayan
kendine özgü bir tutuklu türüne dönüşmüştür. Bu personel, Genel İdare
Hizmetleri Sınıfı personeli olarak, çökertilmiş memuriyet sisteminin en billur
örneğidir.
Diyarbakır Cezaevi’nin 18 kişilik kadın koğuşunda 33 kişi
tutulmaktadır. Diyarbakır’ın Ağustos sıcağı, koğuşun dört dilimli
vantilatörüyle savuşturulmaya çalışılmaktadır. Aşırı kapasiteli - yetersiz
altyapılı cezaevleri, ceza ve infaz personelinin yıpranma payından ve fazla
çalışma karşılığından yoksun olarak çalışmaya zorlanmalarıyla tam bir
stres-evine dönüşmüş durumdadır.
Ceza ve infaz personeli emeklilik süresi kısaltılarak, 24
saat esaslı çalışma düzeni hakkaniyete uygun biçimde ücretlendirilerek, izin ve
tatil süreleri ile olanakları yapılan işin gereklerine uygun biçimde yeniden
düzeltilerek, mali – sosyal hakları iyileştirilerek “kamu hizmeti üreten”
personele dönüştürülmelidir. Yönetim yetersizlikleri, bir yandan ceza ve infaz
görevlilerinin çöküşüne neden olurken, aynı anda da tutuklular ve yakınları
için kitapta yazmayan türden ek-cezalandırmalar üretmektedir.
Durumu kamuoyunun bilgisine ve vicdanına sunuyorum.
Albay Levent Kerim
UÇA’nın durumunu ve ceza – infaz personelinin adalet yönetimi gereklerine
aykırı yoksunluklarını yazılı birer soru önergesi ile Adalet Bakanı’na soruyorum.
Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER, İzmir Milletvekili, 10 Ağustos 2012
1. Kurmay Albay Levent Kerim UÇA’nın durumu hakkında yazılı soru önergesi;
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla.
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Balyoz Davası tutuklusu olarak yargılanan Deniz Kurmay Albay Levent Kerim UÇA’nın sağlık sorunları ile ilgili haberler, basın yayın organlarında yer aldı. Haberlerde, 22 Ağustos 2011 tarihinde tutuklanıp Hasdal Cezaevi’ndeki yer sıkıntısı nedeniyle Maltepe Askeri Cezaevi’ne konulan Albay Levent Kerim UÇA’nın, bir süre sonra rahatsızlanarak GATA Haydarpaşa Hastanesi’ne kaldırıldığı ve yapılan incelemeler sonucunda beyninde 4.5 cm yüksekliğinde ve 5.5 cm eninde tümör belirlendiği, Sayın UÇA’nın beynindeki tümörün 2 Şubat 2012 günü, 5 saat süren bir ameliyatla alındığı belirtilmektedir. Yine aynı haberlerde, Albay Levent UÇA’ya hastane tarafından verilen 3 ay iş göremez raporuna karşın, rapor süresi dolmadan Maltepe Cezaevi’ne gönderilerek 14 kişilik koğuşa konulduğu ifade edilmektedir. Albay Levent UÇA’nın avukatı tarafından yapılan itiraza, Adli Tıp Kurulu tarafından UÇA’nın “hayati tehlikesi yoktur” yanıtı ile infazının devamına karar veren rapor hazırlanmıştır. Ancak bu raporu hazırlayan dört kişilik heyette beyin cerrahı olmaması, bunun yerine çocuk doktoru imzasının bulunması tartışmaları ve en doğal insani kaygıları beraberinde getirmektedir. Sorumlu Bakan olarak bu sorulara açıklık getirmeniz, mağduriyet yaşayan Levent Kerim UÇA ve kamuoyu vicdanı için yararlı olacaktır.
1- Albay Levent Kerim UÇA; tutukluluk sürecinde, ameliyat sonrası verilen 3 aylık raporunun süresi beklenmeden 15 gün sonra cezaevine gönderilmiş midir? Neden?
2- Albay Levent Kerim UÇA’nın beyin ameliyatı sonrası durumunun tehlikesine karşın yapılan itiraza, hazırlanan raporda imzası bulunan doktorlar arasında, göğüs ve çocuk doktorunun olduğu, beyin cerrahının olmadığı iddiası doğrumudur? Bu genel bir uygulama mıdır?
3- “Tutuklu – tutuksuz herkesin sağlık hakkı eşittir, tutuklu olanların pozitif ayırım hakkı vardır” ilkesi ışığında Albay Levent Kerim UÇA’nın yaşadıklarını hukuken nasıl yorumluyorsunuz?
4- Mağduriyetinin giderilmesi konusunda herhangi bir çalışmanız var mıdır?
5 - Tutuklu ve hükümlülerin, yaşadığı sağlık sorunlarında, hasta hakları bağlamında hastane ve doktor tercihleri dikkate alınmakta mıdır? Alınmıyorsa bunun nedenleri nedir? Bunların karşılanması konusunda ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
2. Ceza – infaz personeli hakkında yazılı soru önergesi;
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla.
Ceza infaz ve koruma memurları, statü olarak Genel İdare Hizmetleri Sınıfı’nda yer almakta, ancak Emniyet Hizmeti Sınıfı’ndaki personel ile aynı derecede yüksek kamusal özen gerektiren bir hizmet görmektedir. İnfaz koruma memurları, yoğun iş yükü ve sorumluluğu yanında, çalışma saatlerinin düzensizliği – fazla mesai yapmalarına karşın fazla mesai haklarından yararlanmamaları, personeli olumsuz etkilemektedir. Baskı altında, zaman zaman can güvenliği riskiyle yapılan görev, sağlıksız çalışma koşulları, aşırı dolu – yetersiz altyapılı cezaevlerinde, bu personelin yıpranma payından ve fazla çalışma karşılığından yoksun olarak çalışmaya zorlanmalarıyla tam bir stres – görevine dönüşmüş bulunmaktadır. Ceza infaz ve koruma kurumunda yıllardan beri sorunlarının çözümsüzlüğünde, sahipsiz ve yalnız bırakılan personelin sorun ve sıkıntılarının giderilmesi, sağlıklı çalışma koşularının düzenlenmesi konusunda personelin en yüksek amiri - Bakanı olarak, konuya açıklık getirmeniz kamu yararına olacaktır.
Bu bağlamda;
1-Genel Hizmetler Sınıfı’nda hizmet veren ceza infaz ve koruma kurumu çalışanlarının, benzer sorumluluk ve riskler aldıkları Emniyet ve Güvenlik Hizmetleri Sınıfı haklarından yararlanması için herhangi bir çalışmanız var mıdır? Yapmayı düşünüyor musunuz?
2-Ceza infaz ve koruma memurlarının fazla çalışmalarından doğan fazla mesai ücretleri konusunda ödeme yapılmakta mıdır? Yapılmıyorsa bunun dayanağı nedir?
3-Ceza infaz ve koruma personelinin; yıpranmaları göz önüne alınarak, emeklilik sürelerinin kısaltılmasına yönelik bir çalışma var mıdır? Yapmayı düşünüyor musunuz?
4-Ceza infaz ve koruma personelinin çalışma düzeni hakkaniyete uygun şekilde ücretlendirilerek, izin tatil süreleri ile mali – sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışma var mıdır?
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












