loading
close
SON DAKİKALAR

Birgül Ayman Güler'in Basın Açıklaması

Birgül Ayman Güler'in Basın Açıklaması
Tarih: 11.02.2012 - 18:24
Kategori: Siyaset

Genel Başkan Yardımcısı Birgül Ayman Güler'in Basın Açıklaması

Değerli basın mensupları merhabalar.

Aslında 2007 yılında Türkiye’nin yeni bir kriz konusu olmuştu. O krize o zaman dikkat çekilmişti. Şimdi zaman ilerledi ve o konu güncel hale geldi. Cumhurbaşkanlığının görev süresi sorunu. Biliyorsunuz 21 Ekim 2007 günü bir referandum yapıldı. O referandum 5678 sayılı yasa ile anayasayı değiştirme referandumuydu. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin, 7 yıl olan görev süresi 5 yıla düşsün. 7 yılda tek kez görev yapma yükümlülüğü 5 artı 5 bir kez seçilen. 5 yıl görev yapsın üst üste bir ikinci kez 5 yıl görev yapabilsin. Ve milletvekilliği görev süresi 5 yıldan 4 yıla düşsün. Biz 21 Ekim 2007’de 5678 sayılı yasayla anayasayı bu yönde referanduma giderek değiştirmiştik.

Sonra ilginç bir gelişme yaşadık. Acaba bu referandum hükümleri yeni seçilmiş olan meclis ve çok yeni seçilmiş olan Cumhurbaşkanı için uygulanacak mı? Tarihler son derece önemlidir. Lütfen dikkat edin hep 2007 yılındayız. 22 Temmuz genel seçimleri yapıyoruz. TBMM’nin 23. dönemini seçiyoruz. Seçilenler 5 yıl görev yapmak üzere seçiliyorlar. 28 Ağustos 2007 yılındayız. Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül’ü getiriyoruz. Görev süresi 7 yıl. Ama biz hem meclisi, hem Cumhurbaşkanını seçtikten sonra aynı yılın 21 Ekim’inde anayasayı değiştiriyoruz. Bu durumda acaba seçilmiş olan yeni meclis ve yeni Cumhurbaşkanı hangi anayasa hükümlerine bağlı sayılacaklar sorusuyla karşılaşıyoruz. 22 Ekim 2009 günü, 2 yıl sonra 5922 sayılı yasa çıkıyor, bu yasayla milletvekilliğinin görev süresinin 5 yıldan 4 yıla düşürülmesi kararlaştırılıyor. Yani referandumda verilen karar bir yasa hükmüyle yerine getiriliyor. Ve böylece 22 Temmuz’da 5 yıl görev yapmak üzere seçilmiş olan milletvekilleri 2 yıl sonra görevlerini 4 yılda tamamlamaya karar vermiş oluyorlar. Referandumun hükmü yerine getirildi.

Şimdi aynı anayasa değişikliğiyle getirilmiş olan hükümlerden milletvekillerine yeni hükümler uygulanırken Cumhurbaşkanına yeni hükümlerin uygulanmaması düşünülebilir mi? İçinde bulunduğumuz durum bugün böyle bir durum. 21 Ekim 2007 referandumda alınan karar bir yasa marifetiyle TBMM için uygulamaya girmiştir. Ama 21 Ekim 2007 referandumuyla alınan yeni karar Cumhurbaşkanı için uygulamaya girmemiştir.

Bizim görüşümüz, bu çelişkinin giderilmesi gerektiği yönündedir. TBMM eğer 5 yıl için göreve gelmişken görevinin tam ortasında görev süresini 4 yıla kısaltmışsa aynı şekilde bu düzenlemeyle görev süresi 7 yıldan 5 yıla inen Cumhurbaşkanının da yeni hükümlere tabi tutulması gerekir. 5 yıl görev süresi artı üst üste aynı kişi tarafından 5 yıl daha görev yapabilme imkanı referandumla vardır. O halde 2012 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin dolduğunu ve yeni hükümlere göre seçime girmesi gerektiğini söylüyoruz. Sorun belirsizlik sorunudur. Acaba TBMM için geçerli olan kural Cumhurbaşkanı için geçerli değildir diyenler gerekçelerini nasıl ortaya koyacaklar? Tutarlılık arıyorsak çok az zaman kaldı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine. Bu seçimlere hazırlanmak için tüm adaylara fırsat vermemiz gerekiyor. Bu son derece ivedi bir konu haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyetini Cumhurbaşkanlığı makamı itibariyle belirsizlik içinde bırakmaya kimsenin hakkı yoktur. 12 Eylül anayasası güçlü yürütme felsefesi gereğince Cumhurbaşkanına çok yetki vermişti. Bundan hep yakınıldı. 12 Eylül anayasasına karşıyız diyen AKP güçlü yürütmeyi yaratacak, hatta sistemi devlet başkanlığı sistemine sürükleyebilecek kararlar aldı. Şimdi bu kararları uygulama bakımından kendi önünü göremez durumdadır.

Biz, doğru olan yapılır, 2012 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi yaşarsak daha önceden söylediğimiz gülünç bir durumla karşı karşıya kalacağız. 2007’de bugün karşı karşıya kaldığımız durumu söylemiştik. Şimdi 2012’de karşı karşıya kalacağımız durumu da söylüyoruz. Halk tarafından seçilmek üzere Cumhurbaşkanlığına aday olanların propagandalarını hepimiz hayretler içinde izleyeceğiz. Çünkü Cumhurbaşkanlığının mevcut anayasadaki görevleri ben yargı organlarına nitelikli insanları daha iyi seçerim, kanun onaylama yetkimi daha güzel yaparım. Bütün bu işleri daha kısa zamanda gerçekleştiririm. Ben başkomutanlık temsiline herkesten daha çok yakışırımdan daha fazla bir şey söyleyemeyecekler. Cumhurbaşkanını halk tarafından seçmek üzere eğer kampanya düzenlemek zorunda bırakmışsak o kampanyada neler söyleyebileceği üzerine biraz kafa yormak zorundayız. Bugün Cumhurbaşkanı eğitim, sağlık, dış politika, milli savunma aklımıza gelen bütün kamu hizmeti alanlarında sorumsuz kişidir. Siyaseten sorumsuz kişidir. Bütün kamu hizmet alanlarının siyasal sorumluluğu hükümette ve hükümetin başındaki Başbakandadır.

Şimdi herkesin gerçekten biz mevcut görev yapısıyla acaba nasıl bir Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına tanık olacağız diye düşünmesinin de zamanıdır. Çok önceden söylemiştik. Türkiye’yi bu gülünç hale düşüren kısa erimli sıcak sorunlara çözüm bulmak için adım atma alışkanlığı 2012’de daha da ağırlaşacak. Daha önce söylemiştik 2007 yılındaki bu değişiklikler Türkiye’de parlamenter hükümet sistemiyle uyuşmayan değişikliklerdir. Parlamenter hükümet sistemi neredeyse bir tür başkanlık sistemine doğru dönüştürülmek istenmektedir. Ama bu bile samimiyet ve aleniyet ilkesi çerçevesinde yapılamamıştır. Bu yönetenlerin yönetilenlere, seçmenlere, yurttaşlara karşı sergiledikleri bir sorumsuzluktur. Türkiye’nin önünde son derece kritik bir cumhurbaşkanlığı görev süresi ve Cumhurbaşkanı seçim kampanyası sorunu vardır. Dikkatlerimizi bu soruna yoğunlaştırma ihtiyacı içindeyiz. Biz biliyorsunuz çok uzun süredir 12 Haziran seçimlerinden buyana tutuklu milletvekilleri sorunuyla karşı karşıyayız. Bu sorunun çözümü için AKP ile bir ortak mutabakat metni imzaladık. AKP ortak mutabakat metninde verdiği sözleri tutmadı. TBMM’de bu soruna çözüm bulabilirdik bu konuda hiçbir adım atmadı. CHP tutukluluk süreleri ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmasıyla ilgili bir yasa teklifi hazırladı ve bunu parlamentoya 5 Aralık 2011 günü sevk etti. Ceza Muhakemeleri Kanununun 100 ve 102. maddelerinde üç noktada değişiklik önerdik. Bu öneriye Adalet Bakanından gelen cevap ürkütücüdür. Tutuklu milletvekilleriyle tecavüz suçlularını aynı kefeye koyma sorumsuzluğunu göstermiştir. Biz teklifimizde ısrarcıyız. Eğer bazı kuşkuları varsa hükümet partisi yetkililerinin teklifler hükümet tasarıları gibi komisyonlara ve genel kurula girerler. Orada kendilerini rahatsız eden noktaları düzeltme şansına sahiplerdir. Biz AKP’nin ortak mutabakat metninde verdiği bu sözü tutmasını ve teklifimize destek vermesini bekliyoruz.

İçeride tutuklu milletvekilliği ve tutukluluk sürelerinin vicdanlara aykırı uzunluğu sorunuyla Cumhurbaşkanı görev süresinin uzunluğu sorunu var. Ama Türkiye’nin gündeminde sıfır sorun politikasından savaş politikasına dönmüş bir dışişleri politikası sorunu da var.

Biliyorsunuz Irak Türkiye’nin içişlerine karıştığı şikayetinde bulundu. Suriye bundan çok muzdarip olduğunu dünya kamuoyuna pek çok kez söyledi. İran ilk vuracağım yer Malatya’nın Kürecik’i olur dedi. Yani biz Sayın Davutoğlu’nun komşularla sıfır sorun politikasından çok açık olarak komşularla sıcak savaş dönemine girdik. Bu son derece büyük bir tehlikedir. Biz Türkiye’nin komşuların içişlerine karışmasından yana değiliz. AKP’nin Suriye’de adeta çeşitli muhalif grupları destekleyerek bu ülkede bir iç savaş çıkma koşullarını hazırlamaya katkıda bulunduğunu görüyoruz. AKP’yi Suriye için uyardık. Şimdi Irak ve İran konusunda da uyarıyoruz.

Bütün bu çok önemli sıcak gelişmelerin içerisinde bir zamanlar konuşmaktan herkesin çok hoşlandığı ve artık çok az konuşulan ekonominin yönetimi sorunu var. Bunun üzerinde daha uzun duracağız.

Şimdilik söyleyeceğimiz şey şudur ki, ekonominin amiral gemisi sayılan merkez bankası uluslararası arenada da, Türkiye’de de en temel aktörler için güven kaybı yaşamıştır. Merkez bankası gerekçesini açıklamadığı sık karar değişiklikleriyle ekonomiyi yönetme yeteneğini yitirmiş kurumlardan biri haline gelmiştir. Dikkatimizi ekonominin yönetimi üzerine yetkilendirilmiş kuruluşlara çevirmekte yarar vardır diyoruz.

Bugün üzerinde durmak istediğimiz dört konu bunlardı. Cumhurbaşkanlığının görev süresi, tutukluluk süreleri ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmalarına ilişkin yasa teklifimiz, Suriye, Irak, İran komşularla neredeyse savaş çığlıkları içinde ilerleyen sözde ilişkilerimiz ve Türkiye’de merkez bankası odaklı ekonominin yönetimi krizi.

Teşekkür ederim.

Soru: Bugün bir köşe yazarı köşesine de taşıdı. TESEV’in düzenlediği toplantılardan birine Van’daki toplantıya CHP liderinin de katıldığı ve o toplantıda da terörist başını da kapsayacak şekilde genel af ve ana dilde eğitim gibi konuların görüşüldüğünü söyledi. Bu iddialar doğru mu? Böyle bir görüş, böyle bir karar alındı mı?

Birgül Ayman Güler: Bu genel seçimlerden önce yapılmış olan bir dizi toplantı önce İstanbul’da, sonrada Van’da gerçekleştirilmiş iki toplantı. Bildiğiniz arama konferansı adı verilen toplantılar bunlar. Toplantıya katılanlar CHP’nin üyeleri değil. Çok çeşitli görüşlerden kanaat önderlerinin, yazarların, bazen eski siyasetçilerin davet üzerine çağrıldıkları ve hem CHP’ye, hem de ülke sorunlarına bakışlarını dile getirdikleri toplantılar. Bir anlamda kamuoyu, belli özelliklere sahip kamuoyu bizim hakkımızda ne düşünür, bize ne tavsiye eder görüşlerini alma toplantıları. Arama konferansları partilerin yetkili organları değildir. Orada yapılan konuşmalar partiyi bağlayan konuşmalarda değildir. Dolayısıyla o toplantılarda herkes, katılımcılar için söylüyorum bireysel görüşlerini dile getirmiş katılımcılardan ibarettir. O yüzden İstanbul ve Van toplantılarından çıkmış bir karar sözkonusu değildir. Bu daha sonra zamanın MYK’sı tarafından sonuçları itibariyle değerlendirmeye alınmış bir arama çalışmasıdır, konferansıdır. Ağırlığı da bundan ibarettir.

Soru: Efendim tutuklu milletvekilleriyle ilgili kanun teklifinize aslında hükümet kapıyı kapatmış oldu bir yorum çıkartabiliriz Adalet Bakanının yanıtından. Şimdi siz komisyonda isterlerse maddeleri değiştirebilirler dediniz ama somut olarak bu aşamadan sonra CHP ne yapmayı planlıyor? Çünkü önce bir kabul edilmesi lazım o zaman komisyona gelmesi için.

Birgül Ayman Güler: Tabi öncelikle kabul edilmesi lazım. O süreç yeni başladı biliyorsunuz henüz. Adalet Bakanının o talihsiz açıklamasından başka herhangi bir karar ilanı yok. O yüzden sorunuz erken bir soru. Ve bizde süreci takip ediyoruz ve ortak mutabakat metninde verdiğiniz sözü yerine getirmek için bir fırsatınız var hadi yapın diyoruz. Bunda ısrarcıyız. Bunu parlamenterler olarak da takip edeceğiz.

Soru: Bir atama var mı efendim MYK’da?

Birgül Ayman Güler: Var. Değişik illerimizde Ağrı gibi, Kırşehir gibi, Diyarbakır gibi iller için atamalarımız oldu evet.

Başka sorunuz yok galiba. Teşekkür ederim, iyi akşamlar.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları