CHP'nin Parti Sözcüsü Haluk Koç, Sinop'ta yaşanan olaylarla ilgili partilerini suçlayan BDP ve AK Parti'ye sert tepki gösterdi...
CHP Sözcüsü Haluk Koç, “ Kılavuzu ne idüğü belirsiz bir haham olan Silivri projesi, hukuk iğfal edilerek sonlandırılmak istenmektedir” dedi.
-“Hukuk ölmüştür. Yargının ırzına geçilmiştir. Silivri bu noktadadır. Mahkeme, kız kardeşini pazarlayanı dinledi. 33 Mehmet’imizi şehit eden terör örgütü elemanını tanık olarak dinledi. Ama, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’i dinlemeyi reddetti.”
-“Başta milletvekillerimiz olmak üzere birçok yurttaşımız, işgalcilerin Gazze’de hak arayan Filistin toplumuna davrandığı gibi bir davranışla, bir manzarayla karşılaştılar”
Sözcü Koç basın toplantısında, AKP’lilerin Sinop’ta meydana gelen olaylarda başı çektiğini belirterek, fotoğraflar gösterdi ve olaylar sürecinde CHP’yi suçlayanları, hem CHP’nin kurumsal kimliğinden, hem de CHP’li Sinop Belediye Başkanından özür dilemeye çağırdı”
-“Başbakan ve diğer siyasi parti sözcülerinin CHP’ye dönük asılsız suçlamaları aslında kirli projenin işbirliği arkadaşlığından gelmektedir.”

-“Sayın Başbakan 3 ay önce BDP’yi terör örgütünün uzantısı olarak sunmuş, TBMM çatısı altında onlarla beraber olunamayacağını söylemişti. Şimdi TBMM’de BDP’nin varlığı çok büyük bir şans diyorlar. BDP Eş Başkanından Sayın Demirtaş’ta bizim en iyi anlaşacağımız parti AKP’dir diye açıklama yaptı. Allah muhabbetinizi arttırsın”
-“Madem bu kadar yakındınız Sayın Başbakan, ne diye danışıklı kavga edip milleti kandırdınız? Ne diye dokunulmazlıklarınızı kaldıracağım diye, ne diye elinize ip alıp, idam geri gelsin diye dolaştın?”
-“Herkes rolünü oynamış. Başbakan zaten rol konusunda üstüne yok, rolünü oynamış. BDP’de rolünü oynamış. Şimdi artık kankalık, yol arkadaşlığı ortaya çıktı.”
-“Maalesef Türkiye her alanda Başbakan yürütücülüğünde çalkantılı, tartışmalı, sıkıntılı bir yoldadır.”
-“Provokasyona açık bir toplum. Dengesiz, maceracı bir dış politika. Herkesin borçlu olduğu bir toplum yapısı sözkonusu bugün…”
CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç, CHP MYK Genel Başkan kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda çalışmalarını srdürürken basın toplantısı düzenledi, güncel konularla ilgili açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı;
“Değerli arkadaşlarım, şuanda Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu toplantı halinde. Gündemli ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal görüşlerini paylaşmak için huzurunuzdayım. Hepiniz hoş geldiniz.

Önemli bazı toplumsal gelişmelerin yoğunluk kazandığı bir haftadayız. Bunların başında Pazartesi günü Silivri’de yaşanan olaylar geliyor. Yani Türkiye’de bir cins sürek avı sürdürülmeye çalışılıyor. Burada artık yargıç demeyeceğim. Bir takım özel görevli yargıçlar bir heyet oluşturuyorlar ve açık seçik siyasi otoritenin planladığı bir proje çerçevesinde adına yargılama dediğimiz hukukun ırzına geçildiği, içinin boşaltıldığı, en temel hukuk kurallarının dışlandığı bir sürecin aktörü olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.
Değerli arkadaşlarım, Silivri’de savcının mütalaa vermesini beklerken Pazartesi günü, bu sürece tanıklık etmek isteyen, olayı gözlemlemek isteyen, katılmak isteyen başta milletvekillerimiz olmak üzere birçok yurttaşımız sanki Gazze’de hak arayan Filistin toplumuna oradaki işgalcilerin davrandığı gibi davranan bir manzarayla karşılaşıyoruz. Bariyerler, tazyikli sular, coplar, gaz bombaları. Değerli arkadaşlarım, neredeyiz biz? Neredeyiz? Yani hukukun üstünlüğünün bu ülkede egemen olmasını isteyen, gerçekten yargılama sürecinin sağlıklı işlemesini isteyen ve bunu gözlemlemek isteyen birçok kişi milletvekilleri de dahil orada orantısız bir güçle, bir karşı koyuşla yüzyüze geliyorlar. Manzaraları izlediniz. Bunlar ileri demokrasi diye tarif edilen bugünkü sistemin Silivri manzaraları olarak siyasi tarihte yerini aldı.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bakıyorsunuz savcı mütalaasını erteliyor. Mahkeme heyeti getirilen tanıkları dinlemeyi reddediyor. Ceza Muhakemeleri Kanunu madde 178 aynen okuyorum. Mahkeme başkanı veya hakim sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişilerin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilirler. Bu kişiler duruşmada dinlenir. Dinlenebilir değil. Bir takdir hakkı vermiyor mahkeme heyetine. Açık bir usul hatası. Usul hatası yapılan bir hukuk davasında, bir süreçte esasla ilgili verilecek hükmün hiçbir değeri yoktur. Bu kadar açık bir ihlal.
Değerli arkadaşlarım, getirilen tanık kim? Bu devletin en üst düzeyinde, en saygın görev noktalarında onuruyla görev yapmış bir eski Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanları. Bu mahkeme heyeti daha önce kimleri dinledi tanık olarak değerli basın mensupları? Kız kardeşini pazarlayanı dinledi. 33 Mehmet’imizi şehit eden terör örgütü elemanını tanık olarak dinledi. Ve CMK’daki 178. maddedeki hüküm çok açık olduğu halde getirilen Işık Koşaner’i dinlemeyi reddediyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bunlara ne diyebiliriz artık? Sonuç; hukuk ölmüştür. Yargının ırzına geçilmiştir. Silivri bu noktadadır. Bırakın siyasi kimliğimi bir yurttaş olarak vicdanım kanamaktadır. Kendilerini Başbakanın özel talimatıyla Başbakanın özel yargıçları gibi görenler ileride çok ağır vebal altında kalacaklardır.
Değerli arkadaşlarım, kılavuzu ne idüğü belirsiz bir haham Tuncay Güney olan Silivri projesi demin söylediğim gibi hukuk iğfal edilerek sonlandırılmak istenmektedir. Maalesef Türkiye her alanda Başbakan yürütücülüğünde çalkantılı, tartışmalı, sıkıntılı bir yoldadır. Recep Tayyip Erdoğan için tek amaç vardır, tek hedef vardır toplumun bütün değerlerini tartışmaya açarak, toplumu kamplaştırarak, kutuplaştırarak kendi kafasındaki gerçekleştirmektir.
Sonuç; daha önceki basın toplantısında da söylemiştim. Hafta sonu Samsun’daki değerlendirmelerimde de söyledim. Provokasyona açık bir toplum oluşturulmuştur. Sinir uçları açıkta, kamplaştırılmış, kutuplaştırılmış bir toplum. Başbakanda aynı bir hekimin elindeki refleks çekici gibi toplumun sinir uçlarına vurarak doğacak reaksiyonu görmek istemektedir. Provokasyona açık bir toplum. Dengesiz, maceracı bir dış politika. Herkesin borçlu olduğu bir toplum yapısı. Geleceğine güvenle bakamayan insanlar yarın ne olacak. Kimse İmralı’da ne müzakere ediliyor bilmediği bir dönem. Hiç kimsenin bilmediği bir dönem. Cumhuriyet Halk Partisine Ana Muhalefet Partisi olarak demokratik süreçler içerisinde aktarılan bir bilgi yok. Sanıyorum diğer muhalefet partisine de yok. Toplum medya kuşatmasıyla iyi şeyler oluyor canım güzel şeyler oluyor, olduruluyor koşullandırılmasına alınmış. Başbakan İmralı’da müzakere için oturmuyoruz diyor. Herhalde özel görevlendirdiği kişiler ayakta konuşuyorlar oturmadığına göre.

Değerli arkadaşlarım, çok açık Başbakan ve AKP için gerçek bir çözüm söz konusu değil. Sadece kendi amaçları önemli. Hep uyardık. Sizler tanıksınız. Bunların hepsi elektronik arşivlerde var. Kin, öfke, hakaret, sövgü dilini kullanmayı bırak kardeşim dedik. Kendi kişisel siyasi beklentilerini, hedeflerini bu süreçler için kullanma dedik. Anımsıyorsunuz bunları. Toplumu kutuplaştırma, kamplaştırma dedik. İlkel siyasi söylemler, hedef göstermeler, şantaj, tehdit dolu suçlamalar, sağduyu, diyalog öneren herkese hakaret etme. Bunların Başbakan tarafından kullanılmaması gerektiğini söyledik. Bugün geldiğimiz noktada Karadeniz bölgemizde dün ve evvelki gün yaşanan olaylara değinmemiz gerekiyor. Şurası çok açık ve net. Demokratik bir toplumda her legal siyasi parti ülkenin her yerinde kendi görüşleri çerçevesinde toplantılar düzenleyebilir, düzenleyebilmeli, etkinlikler yapabilmeli ve bununda güvencesi hükümetin sağladığı güvenlik ortamı olmalı. Şimdi önce Sinop’ta sonra Karadeniz’de tasvip edilmesi mümkün olmayan bazı olaylara tanık olduk. Ve bu olaylar nedeni, niçini, sosyolojik incelenmesi yapılmadan hemen Başbakan kendisine hazır yemek gibi konuşma hazırlayan danışmanlarının verdiği bilgiyle grup toplantısında çıkıyor başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere bu yaşanan olayların sorumluluğunda adres çıkartıyor. Yine en küçük muhalefet partisinin sözcüleri kendi grup toplantılarında Başbakanın Türkiye’yi kamplaştıran, kutuplaştıran söylemlerine adeta yardım eder gibi aynı şekilde asılsız, astarsız Cumhuriyet Halk Partisini, Cumhuriyet Halk Partilileri ve Cumhuriyet Halk Partisinin onurlarıyla Sinop başta olmak üzere o bölgede görev yapan belediye başkanlarını, mensuplarını suçlama yarışına girişiyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bu ülkeye demokrasiyi getiren Cumhuriyet Halk Partisidir. Hoşgörüyü getiren Cumhuriyet Halk Partisidir. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte partinin yetkilisi ve resmi sözcüsü olarak aynı zamanda da bir Samsun milletvekili olarak çok açıklıkla ifade etmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte hiçbir eylemin içerisinde olmamıştır. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partilide bu eylemlerin içerisinde yer almamıştır. Başbakan ezbere konuşuyor. Başbakanın Cumhuriyet Halk Partisiz bir günü geçmediğini biliyoruz. Ya diğerlerine ne demeli? Kendilerine aktarılan iki bilgiyle siyaset yapmayı hala eski mesleklerinden gelen alışkanlıkla tuluat yapma olarak zanneden bazıları o kaba Türkçeleriyle Cumhuriyet Halk Partili Sinop Belediye Başkanımızı, Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini bu eylemlerin içindeymiş gibi sunarak Başbakana kafasındaki projeyi gerçekleştirmek için adeta yardımcılık yapıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bakın ben Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi öğlene kadar Samsun’daydım. Pazar günü Samsun’da bir toplantımız vardı Sinop Belediye Başkanımız Baki Başkan, Sinop İl Başkanımız, Amasya, Çorum, Tokat, Giresun, Trabzon, Rize il başkanlarımız ve bölge milletvekillerimiz Sayın Engin Altay’da burada, Sayın İhsan Kalkavan’da burada. Hepimiz Samsun’daydık. Sinop belediye başkanımız Pazartesi günüde Samsun’daydı. Eşinin bir rahatsızlığı var onun Samsun’daki tedavisiyle ilgileniyordu. Gecede beraberdik.
Değerli arkadaşlarım, ezbere konuşursanız, yalan söylerseniz, hedef saptırırsanız döner dolaşır bu yalan ve iftira sizi mahcup eder. Sinop belediye başkanımız sağduyu çağrısı ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü olarak benim Pazar günü Samsun’un Bafra ilçesinde yaptığım sağduyu çağrısı herkesin anayasadan kaynaklanan kişisel hak ve özgürlüklerini kullanmaları önünde hiçbir engel olmaması gerektiği konusu ve Karadenizli yurttaşlarımıza provokasyona gelmemeleri, sağduyulu davranmaları için yaptığım parti adına çağrı ortadadır.
Şimdi niye büyük gayretle Cumhuriyet Halk Partisini bu sürecin içine çekmeye çalışıyorlar? Niye Cumhuriyet Halk Partili yetkilileri bu sürecin içine çekmeye çalışıyorlar?
Değerli arkadaşlarım, bakın, herhalde arkadaşımız bu suçlamaları yapan kişi çok ağır laflarda söyledi. Kimin IQ’sünün kaç derece olduğu o ayrı. Eğer IQ’sünü ölçtürmek istiyorsa ben hekimim gelsin ben onun IQ’sünü ölçerim. Herkesin anlayacağı dilden cevap vermesini biliriz. Öyle işkembeden atarak, bol keseden konuşarak hiç kimsenin itibarıyla oynanmasına Cumhuriyet Halk Partililer olarak müsaade etmeyiz.
Bazı fotoğraflar göstereceğim değerli arkadaşlarım. Sinop’ta çekilen fotoğraflar. Bu ensesi kalın vatandaş kim? AKP’li Sinop Dikmen Belediye Başkanı. Teröristlere fırsat verilmemesi çağrısında bulunuyor gazete örnekleri elimde.
Sinop Emniyet Müdürü, öğretmenevinin kapısı. Eş zamanlı olarak CHP’li Sinop Belediye Başkanımız Samsun’da. Fotoğraf tek değil. Birçok fotoğraf var. Buyurun öğretmenevinin kapısında dayı dayı yürüyen, eyleme öncülük yapan AKP’li. AKP’nin Sinop’taki daha önceki gençlik kolu başkanı. Boyabat ilçesinin gençlik kolu başkanı. Ey Başbakan, bundan sonra senin önüne getirdikleri kağıt üzerindeki haberlere bir bak da doğruluğunu kanıtla ondan sonra sağa sola saldır, sağa sola iftira at. Bütün bunları sizlerle paylaşıyorum.
Şimdi tabi bunları söylediler. Burada kalacak mı olay? Hayır.
Değerli arkadaşlarım, açık olarak söylüyorum. Grup toplantısında ya da oradaki olaylar sürecinde çeşitli medya organlarına CHP ve CHP’li belediye başkanımızla ilgili açıklama yapanların hem Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğinden, hem Cumhuriyet Halk Partili Sinop Belediye Başkanımızdan açıkça özür dilemesi gerekmektedir.
Değerli basın mensupları, şimdi geldiğimiz noktaya bakacak olursak Başbakan suçluyor, devamlı suçluyor. Ağzından öfke, kin, nefret eksik olmuyor. Gerginliğin temel aktörü kendisi. Söylemleri ortada. Bu sözler ona ait bu nasıl vampirlik, bu nasıl kan sevdası. Türkçede kelime bulma konusunda sıkıntısı olmayan bir insanım ben bulamam bu kelimeleri. Vampirlik, kan sevdası. Senin duygu dünyanda başka düşünceye yer yok mu Başbakan? Hani sen şiirler okurdun? Mevlana’dan, insanlıktan, kardeşlikten, yücelikten bahsederdin. Bu vampir dostluğu nereden çıktı? Bu kan emicilik, bu kan sevdası nereden çıktı?
Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi tüm yalan ve iftiralara karşı sağduyulu tutumunu sürdürmeye devam edecektir. Toplumun bütününü kucaklayan, kaynaştıran 81 ildeki kardeşliği korumayı hedefleyen çizgisini pekiştirerek sürdürecektir. Başbakan ve diğer siyasi parti sözcülerinin CHP’ye dönük asılsız suçlamaları aslında kirli projenin işbirliği arkadaşlığından gelmektedir. Bunu da sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Türkiye Başbakanın ve yedeğine şimdi aldığı en küçük siyasi partinin açık gizli anayasa pazarlıklarına rağmen kardeşliğini koruyacaktır, birliğini koruyacaktır, sağduyusunu yitirmeyecektir. Yurttaşlarımız provokasyona hiçbir zaman gelmeyeceklerdir. Kirli siyasi şantajlarla dolu, Başbakanın gizli planlarına Türkiye’nin kardeşliğini, bütünlüğünü kurban etmeyeceklerdir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi Başbakan kardeşlik projesine sarılıyor. Başkanlık sistemi hevesi için bu projeyle oy toplamaya çalışıyor, yedeğine demin söylediğim gibi daha önce başka bir siyasi partiyi başka koşullarda almıştı. Şimdi en küçük siyasi partiyi yediğine alıyor ama bu siyasi parti için daha önce söyledikleri yenilir, yutulur değil. Yeni yol arkadaşına daha söylediklerini hatırlatmakta fayda var. Bugün sevgili Nedim Şener yazmış köşesinde.
Şimdi değerli arkadaşlarım, açıkça söylüyoruz zorlamayla, dayatmayla, baskıyla, şantajla anayasa yapılmaz. AKP bu geldiğimiz noktada bu planını devreye sokuyor. Biz ise hala doğru adresi göstermeye devam ediyoruz. Tüm partileri, halkın tüm temsilcilerini çatısı altında toplayan TBMM’nin geniş bir uzlaşma zemininde bu sorunu çözmeye devam etmesi gerektiğini söylüyoruz.
Sayın Başbakan 3 ay önce BDP’yi terör örgütünün uzantısı olarak sunmuştu hatırlıyorsunuz değil mi? TBMM çatısı altında onlarla beraber olunamayacağını anlatmıştı topluma. Şimdi partisini bırakıp yine bir proje çerçevesinde ben soyadını değiştiriyorum kusura bakmasın ama Numan Kurtulmuş demiyorum. Sayın Numan Kurtuldu TBMM çatısında Başbakanın daha önce birlikte olamayacağını söylediği o BDP için TBMM’de BDP’nin varlığı çok büyük bir şans diyor. Verilen rolleri herkes oynuyor dikkat ederseniz. BDP Genel Eş Başkanlarından Sayın Demirtaş’ta açıklama yapıyor bizim en iyi anlaşacağımız parti AKP’dir diyor. Allah muhabbetinizi arttırsın, Allah samimiyetinizi artırsın. Madem bu kadar yakındınız, madem bu kadar kodlarınız uyuşuyordu, bunu zaten daha önceki görüşmelerde Sayın Başbakanla Apo’nun Türkiye ve bölge için vizyonu %90, 95 oranında örtüşüyor ne var şurada %5 kaldı canım onu da anlaşırız diyenler ifşa etmişti biliyorduk ama şimdi artık en yetkili ağızlar tarafından siyasi kader ortaklığı ifade edilir hale geldi.
Değerli arkadaşlarım, madem bu kadar yakındınız ne diye danışıklı kavga edip milleti kandırdınız şimdiye kadar? Ne diye dokunulmazlıklarınızı kaldıracağım diye ortalıkta dolaştınız? Ne diye eline ip aldın, idam geri gelsin diye dolaştın? Kimi kandırdınız? Artık AKP – BDP arasında kamuoyu önünde sergilenen siyasi kavga görüntüsü şimdi getirilen siyasi projenin, siyasi planların karşılıklı paylaşılan roller çerçevesinde sahnelenmesiydi. Herkes rolünü oynamış. Başbakan zaten rol konusunda üstüne yok biliyorsunuz. Rolünü oynamış. BDP’de rolünü oynamış. Şimdi artık kankalık ortaya çıktı. Şimdi artık yol arkadaşlığı ortaya çıktı.
Değerli arkadaşlarım, bu oyun oynanırken tabi toplum tepki gösterecek. Ne yapmak lazım? Olası tepkileri de her zamanki gibi Cumhuriyet Halk Partisine saldırarak, muhalefete saldırarak, itham ederek, suçlayarak hafifletmek, kendi üzerlerindeki yükü boşaltmak istiyorlar.
Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu planı senaryoları biliyoruz, görüyoruz. Çok önceden de biliyorduk, görüyorduk. Bunları anlatmaya çalışmıştık. Ama inkar ediyorlardı. Şimdi dört koldan itiraf dönemi başladı. Sayın Numan Kurtuldu ayrı itiraf ediyor, Sayın Demirtaş ayrı itiraf ediyor, Başbakan CHP’ye saldırmaya devam ediyor. Herkes rolünü oynuyor. İşte milletimizin artık bu süreci çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi ülkenin birliğini, kardeşliğini, bütünlüğünü ve bu ülkede yaşayan her kökenden, her inançtan, herkesi eşit hukuku paylaşan eşit cumhuriyet yurttaşları olarak kucaklayarak bütün bu kirli planların işbirliklerinin üzerine siyasetin o projektörünü tutacaktır, aydınlatacaktır.
Söylenecek aslında çok şey var ama herhalde bu yeni süreçteki işbirliğinin ifşası yeter. Bir kere daha söylüyorum. Bütün bu makyaj, bütün bu gayret eğer Ankara’daki anayasa uzlaşma masasını Başbakan devirir ise bu pazarlıklarla ortaya çıkacak olan anayasanın adı, soyadı AKP, BDP, PKK anayasası olacaktır. Bunu da bir kere daha vurguluyorum.
Sizlerin sorusu varsa yanıtlayabilirim.
Soru- Meclis genel kurulunda BDP’lilerle yaşanan bir tartışma oldu ve Engin beyin sözlerine tepki gösterdiler. Siz bu noktada Engin Altay’ın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz acaba?
Haluk KOÇ- Engin Altay Sinop milletvekilimiz olarak Sinop Belediye Başkanına ve Sinop’ta Cumhuriyet Halk Partililere dönük ithamlara karşı, haksız ithamlara karşı gerekli açıklamayı yapmıştır. Gösterilen tepki haksızlığın bir ifadesidir. Çok açık söylüyorum o tepki gösterenler, o tuluat gibi siyaset yaptığını sanan milletvekili, Cumhuriyet Halk Partili Sinop Belediye Başkanımızdan ve Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğinden açıkça özür dilemek zorundadırlar. Belgeler ortada.
Benim yanıt vermeme gerek yok zaten. Engin Altay onlara anlayacakları dilden yanıt verdi dün.
Vişne Haber Ajansı