CHP PM Üyesi Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Tekirdağ’da ele geçirilen GDO’lu pirinçlerle ilgili yazılı bir basın açıklaması yaptı...
Geçtiğimiz günlerde önce Mersin’de daha sonra da Tekirdağ’da gümrük muhafaza ve kaçakçılık ekipleri, bir ABD şirketine ait 300 ton pirince el koydu.
Skandalın ilk ortaya çıktığında sorumlu bakanlar ayrı telden çaldı. Önce “Tekirdağ’da GDO’lu ithalat yapıldı” diyen Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı sonra Sayın Eker’le ağız birliği yaparak dünyanın hiçbir yerinde ve coğrafyasında genetiği değiştirilmiş pirinç tanesinin olmadığını, nakliyatın yapıldığı geminin ambarında çeltiğe GDO bulaşma durumunun olabileceğini söyledi.
Herkesin hatırlayacağı üzere Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, "pirincinizi yiyebilirsiniz, dünyada GDO’lu pirinç yok" dedi. Evet dünya üzerinde ticari olarak tescil edilmiş GDO’lu pirinç üretimi yok. Ancak bu, dünyada GDO`lu pirinç üretilmediği anlamına gelmiyor. Örneğin İran’da Tarımsal Biyoteknoloji Araştırma Enstitüsü’nün geliştirdiği haşerelere dirençli GDO’lu pirinç çeşidi için 2004 yılında tarımsal üretim izni alındı ve İran sadece 2005 ve 2006 yıllarında 20 bin hektarlık arazide ticari amaçlı GDO’lu pirinç üretti. Keza, Japonya’da Ulusal Agrobiyoloji Bilimleri Enstitüsü’nün geliştirdiği besin içeriğini zenginleştirmeyi amaçlayan GDO’lu pirinç çeşidine 2007 yılında tarımsal üretim izni verildi. ABD ve Çin’de de tarımsal amaçlı üretim izni verildi. Bu izinler verildi ama bu ülkelerin günümüzde ticari amaçlı GDO’lu pirinç ürettiklerine dair resmi bir bilgi yok. Yok ama endişeler bir türlü yok olmuyor!
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladım. İnsan sağlığını direkt ilgilendiren önemli bir konuda Bakan Eker’in bu kadar net bir açıklama yapmasının doğru olmadığını belirttim. Çok geçmeden maalesef haklılığım ortaya çıktı. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin alınan numuneler üzerinde özel cihazlarla yaptığı analizler ithal pirincin DNA’sının değiştirildiği ortaya çıkardı.
Sadece GDO’lu olmakla kalmayıp, bu pirinçlerde, güve öldüren ve dünyada yasaklanan Bt63 böcek ilacı kullanıldığı da saptandı. Bir diğeri ise ABD’de 750 milyon dolarlık tazminata konu olan onaylanmamış LLRice601.
Türkiye’ye getirilen pirinçleri hangi şirketin aldığı gizlendi. Anayasamızın 172. maddesine göre ‘Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır’ ancak iktidar, şirketleri korumaya yönelik kararlar alıyor. Vatandaşın sağlığını umursamıyorlar. Yine tekrarlıyorum bu ürünler hangi illerimizde, hangi marka adı altında satılmaktadır, bir an önce açıklanması lazım.
GDO’lu yemden beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiketlerinde de uyarıcı ibareler konulmadı. Yani vatandaş ne yediğini bilmiyor. Market raflarında GDO’lu ürünler açık olarak satılıyor olabilir.
Hatırlayın, Çernobil faciasını yaşadığımızda Dönemin Bakanı Cahit Aral, çayda radyasyon olmadığını ispat etmek için kameralar önünde çay içmişti. Şimdi Tarım Bakanı, vatandaşa “Gönül rahatlığı ile yiyin” diyor, Bakan Yazıcı da “tereyağıyla pişirip yemeyi” tavsiye ediyor.
Bu ciddiyetsizliği Türkiye hak etmiyor. GDO’lu pirinç skandalları dünyanın birçok ülkesinde yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Ancak GDO’lu olduğu tespit edilen hiçbir pirinç veya diğer ürünler Avrupa ülkelerinin sınırından girmiyor.
Oysa bizim ülkemizde yapılması gerekeni yapmayan Bakanlar GDO’lu pirinçleri şirin göstermeye çalışıyor. Artık bu inandırıcı olmayan açıklamalar bir kenara bırakılmalı, halkın tedirginlik yaratan bu konuya tüm netliği ile bir açıklama getirilmeli GDO’lu pirinç imha edilmelidir. Zira tüm vatandaşlar pirinç ve pirinçle yaptığı yemekten vazgeçmiş, pirinç tüketmekten korkar hale gelmiştir.
Tüm bu gelişmelere rağmen piyasa değeri 150 milyon lirayı bulan Türkiye’ye getirilen binlerce ton pirincin hangi şirketin aldığı ya da dağıtımını yaptığı da kamuoyundan gizlenmektedir. Son olayda adı öne çıkan üç firma olmasına rağmen, ürünleri farklı yerlerden gelen siparişlere göre farklı markalar altında paketleyip perakendecilere sunduğu da iddialar arasındadır. Dolayısıyla firmaların müşterilerinin tespit edilmesi ve müşterilerdeki ürünlerin de incelemeye tabi tutulması gerekmektedir.
Tüm bu yaşananlar ortada iken Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın “bulaşma” adı altında GDO konusunu esnetmeye çalışan bir yasa tasarısı hazırlığı içinde olduğu da kamuoyuna yansımıştır. Bu yolla AB ile aynı olan “sıfır tolerans” prensibinden ödün verilmesi ve AB mevzuatlarıyla olan uyumdan uzaklaşılması gündeme gelecektir. Oysa yasaların esnetilmesine değil, tam tersine denetimin ve uygulamanın daha sıkı hale getirilmesine ihtiyaç vardır.
İlgili bakanlığı bir kez daha sorumluluğa davet ediyor gereken tüm önlemlerin alınmasını talep ediyorum.
Vişne Haber Ajansı