loading
close
SON DAKİKALAR

CHP, ''AKP, 15 Temmuz'dan sonra da FETÖ'den kopamadı'' başlıklı rapor yayınladı

CHP, ''AKP, 15 Temmuz'dan sonra da FETÖ'den kopamadı'' başlıklı rapor yayınladı
Tarih: 03.01.2018 - 17:10
Kategori: Siyaset

CHP Halkla İlişkiler birimi, 'AKP, 15 Temmuz'dan sonra da FETÖ'den kopamadı' başlıklı bir rapor yayımladı.

CHP Halkla İlişkiler birimi, 'AKP, 15 Temmuz'dan sonra da FETÖ'den kopamadı' başlıklı bir rapor yayımladı. 

AKP'nin "FETÖ ile mücadele etmediği" belirtilen raporda, "Ne istedilerse vermeye devam" edildi denildi.

Rapordan bölümler şöyle:

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından FETÖ ile mücadele ettiğini iddia eden AKP hükümeti, diğer taraftan geçmişten beri adı FETÖ’yle anılan bir çok ismi önemli görevlerde tutmaya devam ediyor. Sadece bununla da
kalınmıyor, yapılan atamalarda yine adları bir dönem FETÖ ile anılan kimi isimlerin oldukça kritik görevlere getirildiği de görülüyor. Buna karşın hayatları FETÖ ile mücadeleyle geçmiş kimi insanlar ise sırf muhalif kişiliklerinden dolayı FETÖ’cü yaftası vurularak gözaltına alınıyor hatta tutuklanıyorlar. 

Eleştiren gazeteciler tutuklu, övenler baş köşede

28 Nisan 2009 günü katıldığı televizyon programında Gülen Cemaati’nin tehlikeli bir örgüt olduğuna dikkat çeken Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Kadri Gürsel, FETÖ suçlamasıyla yargılanırken, aynı programda karşısında cemaati savunan ve o dönem Fethullah Gülen’in sağ kolu olan Hüseyin Gülerce ise şimdilerde Erdoğan yandaşı Star Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor. Üstelik Gülerce, sanık olması gereken FETÖ davalarında tanıklık da yaptı. 

Erdoğan, 17 Aralık'tan 1 gün sonra Fehmi Koru'yu Gülen'e gönderdi 

Binali Yıldırım’ın “Bizim için kırmızı çizgi, terör faaliyetinin başladığı gündür, 17 Aralık’tır” yönündeki açıklamasına karşın Erdoğan, 17 Aralık'tan bir gün sonra dahi gazeteci Fehmi Koru’yu ABD'ye Fethullah Gülen'in yanına göndererek onunla uzlaşma arayışını sürdürmüştür. Yani AKP’ye göre FETÖ’nün terör faaliyetinin başladığı gün 17 Aralık ise bu durumda AKP, 17 Aralık’tan bir gün sonra bir terör örgütü lideriyle açıktan görüşme yapmakta bir beis görmemiştir. Koru’nun ziyareti başarılı olsaydı AKP- FETÖ kardeşliği bugün de sürüyor olacaktı. Koru, FETÖ’ye bağlı Zaman Gazetesi’nde 13 yıl Ankara temsilcisi ve başyazar olarak çalışmıştı. Farklı tarihlerde Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret etmişti. Erdoğan, Koru’yu FETÖ ile kendisini barıştırsın diye Pensilvanya’ya gönderirken muhtemelen hala onun FETÖ ile devam eden sıcak ilişkilerine güveniyordu. Ancak 15 Temmuz’dan sonra bile ne iktidar ne de yargı Koru’nun FETÖ ilişkilerini sorgulamadı. Üstüne Fehmi Koru’nun muhalif Sözcü Gazetesi’nin sahibi Burak Akbay’a yönelik, hiçbir maddi delile dayanmayan “FETÖ’cü olabilir” suçlaması ciddiye alınarak, Koru’nun beyanı Akbay’a açılan soruşturmaya gerekçe yapıldı. 
 
Nagehan Alçı, Rasim Ozan Kütahyalı, Erkan Tan, Mahmut Övür...

Yine cemaate ait bankaya para yatırdığı için tutuklanan insanların yanında FETÖ’ye ait olan Bank Asya’dan düşük faizle kredi alarak kendilerine Boğaz’da yalı alan Nagehan Alçı ve Rasim Ozan Kütahyalı çifti 15 Temmuz’dan sonra da ekranlarda konuşmaya devam edebildi. Ya da "Sayın Fethullah Gülen siz olmadan burada eğlenemiyoruz, coşamıyoruz, kalbimiz buruk. Dönün artık. Özledik." diye övgüler dizen A Haber Sunucusu Erkan Tan ve Gülen’i ABD’de ziyaret eden Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür’ün de aralarında olduğu bir çok yandaş gazeteci, bugün rahatlıkla muhalif insanlara yönelik FETÖ’cülük suçlamasında bulunabiliyorlar. Onların ifadesine dahi başvurulmaz iken FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemde FETÖ tehlikesine dikkat çeken “İmam’ın Ordusu” kitabının yazarı Gazeteci Ahmet Şık, AKP güdümündeki yargı tarafından FETÖ’cülükle suçlanabildi. AKP hükümeti, sözde mücadele adı altında adamına göre davranmakta, FETÖ suçlamasını muhaliflerine karşı kullanmaktadır. AKP’nin canını sıkan kişilere FETÖ yaftası yapıştırılırken, geçmişte adları FETÖ ile anılmış, FETÖ’ye övgüler dizmiş kimi isimler görmezden gelinmektedir. Hatta bunlardan bazıları 15 Temmuz’dan sonra önemli görevlere de atanmışlardır. 

"FETÖ'ye övgüler dizen Süleyman Soylu İçişleri Bakanı yapıldı"

Süleyman Soylu, yakın tarihimizin en ilginç siyasetçilerinden biri. Demokrat Parti Genel Başkanı olduğu günlerde Erdoğan’ı ve AKP’yi “Paçalarından yolsuzluk akıyor”, “Başbakan rantın babasını getirdi”, “Kendini padişah olarak görüyor” gibi açıklamalarla sert bir şekilde eleştiriyordu. Sonra bu sözlerini unutarak AKP’ye geçti! Ancak Soylu’nun asla toz kondurmadığı bir yer vardı. O da FETÖ! FETÖ’nün avukatıymış gibi FETÖ’yü eleştiren çevrelere karşı aslan kesiliyor, onları amansızca suçluyordu! Örneğin 2011 yılında Gülen Cemaati’nin faaliyetlerini askıya almasını söyleyen MHP Lideri Devlet Bahçeli ve CHP’li İsa Gök’ü FETÖ’nün yayın organı Samanyolu TV’ye bağlanarak şöyle eleştirmişti:

“Bir taraftan Sayın Bahçeli, Fethullah Gülen hakkında diğer taraftan İsa Gök yine Fethullah Gülen ve onunla birlikte hizmette bulunan insanlar hakkında ipe sapa gelmez, bir merkezden yönetildiği apaçık olan açıklamalarda bulunuyorlar. Bunu tesadüf olduğunu bana kimse söylemesin. Buradan Türkiye’yi yönetenleri uyarıyorum, bu aynen 28 Şubat gibi, 12 Eylül öncesi gibi büyük bir senaryodur. Derin devlet bütün ama bütün her şeyiyle beraber harekete geçmiştir. Bütün dünyanın üzerinde ittifak ettiği, dünyanın her noktasında okullarıyla eğitime yaptığı seferberliği hem diyaloğa hem dinler arası bir şekilde uzlaşmayı sağlayacak nefreti ortadan kaldırmaya çalışacak mümtaz bir şahsiyete saldırı vardır. Bu saldırının sebebi Fethullah Gülen değildir aslında Türkiye’de mazlum insanlar ilk defa iktidara gelmektedirler. Hakkında bütün dünyanın övgüler düzdüğü, aslında bütün memleketimizin minnettar olması lazım gelen bir anlayışa çirkin bir saldırıya muhatap olmamak lazım. Fakat insanın içi hazmetmiyor. Ömründen tek bir dikili ağacı olmayan insanlar, Allah rızası için bu ülkenin her noktasına Diyarbakır’dan Edirne’ye kadar dünyanın her noktasında Afrika’dan Asya’ya kadar Balkanlara kadar Amerika’ya kadar her noktada bu milletin temel değerlerini dünyayla bütünleştirmeye çalışan bir anlayışa şiddetle saldırıyorlar. Benim bunu bakınız açık söylüyorum, Müslümanlık adına, Anadolu insanı adına, Türklük adına milliyetçilik adına, bu ülkenin geleceği adına kabul etmem mümkün değildir.”

"Soylu, Zekeriya Öz'ü neredeyse kahraman ilan etmişti"

Fethullah Gülen’i yere göğe koyamayan Süleyman Soylu, firari FETÖ’cü savcı Zekariya Öz’ü de şu sözlerle neredeyse kahraman ilan etmişti:

“Türkiye’de dört yıldan beri hiç kimsenin cesaret edemediği, daha önce cesaret edilip bunu canıyla ödeyen insanlardan sonra bu iş için adım atan bir kişi çıktı ve arkadaşlarıyla beraber çıktı, evet siyasi irade de bunun arkasında oldu, bunun da hakkını teslim etmek lazım ama Türkiye’de olmayan, olması hiçbirimiz tarafından hayal edilmeyen, hepimizin siyasi ve ülkenin geleceğiyle ilgili beynimizi formatlayabileceğimiz, bizi yeni bir alana doğru çekti. Bu ülkenin de haksızlık yapan insanlarının haksızlığının yanına kar kalmayacağını, bir tek adam bir işportacının oğlu ortaya koydu. Bu ağırlarına gitmiş olabilir. Ankara’da müsteşar yardımcılığı yaparken, Ankara’da orada bürokraside bulunurken elbette her hükumete kuyruk sallarken bu adamın aldığı riski, Zekeriya Öz’ün aldığı riski veya onu arkadaşlarının aldığı riski bunlar almadılar”

Geçmişindeki onca FETÖ övgüsüne karşın Süleyman Soylu, 15 Temmuz’un ardından Efkan Ala’nın yerine İçişleri Bakanı yapıldı. Ancak geçmişinde Ala’ya göre çok daha fazla FETÖ övgüsü olan Soylu’nun hangi akıl ve mantık ile FETÖ ile mücadelenin başına getirildiğini anlayan çıkmadı.

Berat Albayrak: Evet, cemaatin okulunda okudum

Berat Albayrak, mütevazi şartlarda yaşayan Gazeteci Sadık Albayrak’ın oğluydu. Babası Erdoğan ile geçmişten tanışıyordu. Bu tanışıklığın da etkisi ile Berat Albayrak, Erdoğan’ın kızı Esra Erdoğan ile evlendikten sonra gerek kendisi gerekse kardeşi Serhat Albayrak füze hızıyla yükselişe geçtiler. Bu yükseliş Berat Albayrak’ı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na kadar oturttu. 

Kimi iddialara göre Erdoğan, Berat Albayrak’ı veliaht olarak görüyor hatta Binali Yıldırım’ın yerine düşünüyor. Bunun olup olmayacağını zaman gösterecek. Damat Albayrak da FETÖ’nün okullarında yetişenlerden biri. Kendisi de bunu reddetmiyor. Bununla ilgili sorulan bir soruyu TBMM’de kürsüden "Evet, cemaatin okulunda okudum. Ama burslu okumadım. 35 sene içerisinde cemaatin yüzlerce okulunda okuyan yüz binlerce, milyonlarca gencin bir tanesiyim. Ama öyle bir anne baba yetiştirdi ki beni, hiçbir zaman ama hiçbir zaman aklımı bir beşere kiraya vermedim. Elhamdülillah, öyle vermedim ki, beni o dediğiniz güruh iyi bilir kimin oğlu olduğumu, nasıl bir hayat yaşadığımı. Bu ülkede o okullarda okumuş FETÖ'cü olmayan yüz binlerce gencimiz var, aklını kiraya vermemiş insanlarımız var” diye cevaplamıştı.

Berat Albayrak haklı! FETÖ okullarında okuyan herkes FETÖ’cü olacak diye bir şart yok. Ancak FETÖ okullarında okuyan Berat Albayrak’a, kayınbabası Erdoğan tek laf etmezken ve Albayrak bakanlık koltuğunu korurken, Sözcü Gazetesi sahibi Burak Akbay kesinlikle yalanladığı halde uzun yıllar FETÖ’nün içinde kalan Fehmi Koru’nun “Işık evlerinde kaldı” şeklindeki hiçbir somut delile dayanmayan iddiasından yola çıkılarak FETÖ’cü olmakla suçlandı. Hakkında açılan soruşturmaya bu temelsiz suçlama dayanak gösterildi. 

Şaban Dişli başdanışman

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin en önemli isimlerinden biri de Tümgeneral Mehmet Dişli’ydi. Darbenin komuta heyeti olan “Yurtta Sulh Konseyi”nin üyesi olduğu iddia edilen ve hala tutuklu yargılanan Mehmet Dişli’nin kardeşi Şaban Dişli, Erdoğan tarafından ekonomiden sorumlu başdanışmanlığına getirilmişti. Dişli, daha sonra bu görevinden istifa etse de 15 Temmuz’dan sonra yapılan bu atama kamuoyunda tepki çekmişti. Çünkü darbe gecesi ağabeyiyle dört kere telefonda görüştüğü iddia edilen Şaban Dişli’nin yolu geçmişte de FETÖ’yle kesişmişti. FETÖ’nün emniyet imamı Kozanlı Ömer’in kayınbiraderi olan Bolu eski Valisi İbrahim Özçimen de savcılık sorgusunda “Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’ye vali olmak istediğimi ilettim. O da daha sonra bana adımın verildiğini söyledi” iddiasında bulunmuştu. Kanunlar önünde suç şahsidir. Bundan dolayı tabii ki Şaban Dişli, ağabeyinin işlediği suçtan sorumlu tutulamaz. Ancak bu kural Erdoğan tarafından Dişli için işletilirken, binlerce tutuklu yakını için işletilmiyor. Mağdurlar devlet kapısında kendilerinin bizzat işlemediği bir suçtan dolayı iş bulamıyor ya da var olan işlerinden ediliyor. 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın imzası Adil Öksüz'ün doktora tezinde

Bütçeden en büyük payı alan kamu kurumlarının başında gelen Diyanet İşleri Başkanlığı’na yeni atanan Prof. Dr. Ali Erbaş, göreve geldiği ilk andan itibaren tartışmalara neden oldu. Erbaş’ın geçmişinde FETÖ’yle yolunun pek çok kereler kesiştiği hatta FETÖ’nün en önemli platformlarından biri olan KADİP/Kültürlerarası Diyalog Platformu'nun yönetim kurulu üyesi olduğu ortaya çıktı. FETÖ’nün Abant Toplantıları’nın da müdavimleri arasında yer alan Erbaş, FETÖ’nün yardım kuruluşu Kimse Yok mu Derneği’nin etkinliklerinde de görülüyordu. Ancak Erbaş’la ilgili bilgiler bunlardan ibaret değil. Erbaş'ın ayrıca 15 Temmuz'un kilit ismi firari Adil Öksüz'ün doktora tezinde de imzasının bulunduğu da anlaşıldı. Erbaş ile birlikte Öksüz’ün heyetinde yer alan isimlerden biri de o dönem Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Suat Yıldırım’dı. Fethullah Gülen sonrası cemaatin başına geçebilecek isimler arasında gösterilen Suat Yıldırım bugün firarda. Jürideki diğer bir isim Prof. Dr. Davut Aydüz ise darbeden sonra tutuklandı. Şimdi cevabı merak edilen soru ise geçmişte böyle bir heyetin içinde yer alan ve pek çok FETÖ etkinliğine katılan Erbaş’ın nasıl ve hangi kriterler dikkate alınarak Diyanet İşleri Başkanı olarak seçildiğidir.

"Erdoğan'ın başdanışmanı Yavuz Atar hakkındaki 'FETÖ'cü' suçlaması incelendi mi?"

Hala YÖK üyesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı olan Prof. Yavuz Atar’ın da FETÖ’cü olduğu iddiası ortaya atılmış, bu medyada yer almıştı. Üstelik bu iddia bir dönem Gülen’in en yakınındaki isimlerden biri olan ancak yıllar önce örgütten ayrılarak önemli itiraflarda bulunan Nurettin Veren tarafından iktidar yandaşı TGRT’de ortaya atıldı. Atar’ın FETÖ’cü olduğunu iddia eden Nurettin Veren, Atar’ın 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ’nün kontrolünde olduğunu iddia ettiği Kırgızistan’daki Manas Üniversitesi’ne gittiğini öne sürdü. Veren’in bu iddialarını avukatı aracılığıyla cevaplandıran Atar, FETÖ’yle ilgisi olmadığını, Manas Üniversitesi’ne FETÖ aracılığı ile değil Türkiye ile Kırgizistan arasındaki ikili anlaşmalarla gittiğini öne sürdü. Atar haklı da olabilir! Ancak haklarında FETÖ’cü olduklarına dair hiçbir delil olmayan insanlar yargılanırken, söz konusu Erdoğan’a yakın bir isim olunca iddialar incelenmeye bile değer görülmedi.

"TRT'de FETÖ'den ihraç edilen 435 personelin 368'i İbrahim Şahin döneminde işe alındı, Şahin'e dokunulmadı" 

Hala merkez valisi olarak görev yapan İbrahim Şahin, 2007 ve 2014 yılları arasında TRT Genel Müdürü olarak görev yaptığı dönemde kurumu FETÖ’cülerle doldurmakla suçlanıyor. Döneminde FETÖ’nün medya organı Samanyolu TV’den çok sayıda kişi TRT’ye transfer edilerek önemli görevlere getirilmiş, yine adları FETÖ’yle özdeşleşmiş olan Ekrem Dumanlı, Hakan Şükür gibi isimler yüksek ücretlere TRT’de yorumcu yapılmıştı. Şahin tarafından geniş yetkilerle Genel Müdür Yardımcılığı’na getirilen Ahmet Koyuncu’nun FETÖ üyeliğinden 8 yıl 1 ay hapis cezası almasına karşın ve yine FETÖ’den ihraç edilen Eski TRT Haber Dairesi Başkanı Ahmet Çavuşoğlu’nun “TRT’de her şey genel müdürün emri ile olur. O emreder biz yaparız. Kendi başına inisiyatif yoktur” diyerek Şahin’i işaret etmesine karşın Şahin hakkında yeni soruşturma açılmaması soru işaretlerine neden oluyor.

Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TRT’de görevdeyken ihraç edilen çalışanlara yönelik açtığı iki davanın iddianamesinde İbrahim Şahin’in TRT’de FETÖ yapılanmasına neden olduğu yönündeki suçlamalar dikkate bile alınmadı. Daha da ilginci TRT’den sonra Samsun Valiliği’ne atanan ve 15 Temmuz’dan sonra bu görevinden Merkez Valiliği’ne çekilen Şahin’in telefonunda FETÖ’nün haberleşme programı Bylock tespit edildiği halde Samsun Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada içerik olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Şahin için takipsizlik kararı veren Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Yavuz’un kararına dayanak gösterdiği gerekçeleri ise bu kadarına da pes dedirten cinsten. TRT’de FETÖ’den ihraç edilen 435 personelden yüzde 84’ünün yani 368’inin Şahin döneminde alınmasını; kadrolaşma için “yeterli, somut ve inandırıcı” bulmayan başsavcılık, bütün personel sayısına göre az sayıda FETÖ’cünün istihdam edildiğini öne sürdü. 

Şahin’in telefonunda çıkan Bylock programıyla ilgili olarak da başsavcılık, tanık ifadelerinde eşi “FETÖ ablası” olarak anlatılan Şahin adına kayıtlı telefonun bir bayan tarafından kullanıldığının tespit edildiği belirtilerek, bununla İbrahim Şahin’in suçlanamayacağı vurgulandı. 

Şahin: Samanyolu grubundan gelenler AK Parti yanlısı görüldüğünden bunların geçişine izin verildi

Bu arada Şahin’in soruşturma için verdiği ifadesinde kabahati özründen büyük bir açıklama yaparak, başka bir etik ve yasal olmayan uygulamasını ifşa ettiği görüldü. Şahin, "Samanyolu grubundan gelenlerin 'FETÖ’cü olduğunu bilmiyordum. Yayın politikaları hükümet, devlet, AK Parti yanlısı görüldüğünden bunların geçişine izin verildi” dedi. Yani kendi ağzından TRT’de AKP kadrolaşması yapıldığını, işe alımlarda liyakate değil, AKP yandaşı olunmasına dikkat edildiğini itiraf etmiş oldu. O günlerde FETÖ’cülerden daha çok kimse AKP yandaşı olmadığı için işe alımlarında onlara öncelik tanındığını açıklamış oldu. 

Hacıbektaş Üniversitesi Rektörü Mazhar Bağlı

Geçtiğimiz Mart ayında Erdoğan tarafından atanan altı rektörden biri de Nevşehir Hacı Bektaş Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirilen Prof. Dr. Mazhar Bağlı oldu. 25. Dönem AKP Şanlıurfa Milletvekili ve 2009 ile 2015 yılları arasında AKP MKYK üyesi de olan Bağlı da bir dönem FETÖ ile arası gayet iyi isimlerden biriydi. FETÖ’nün yayın organı Zaman Gazetesi’nde yazılar yazan Bağlı, bu yazılarında FETÖ’nün organize ettiği Ergenekon soruşturmalarına destek çıkıyordu. 2013 yılında attığı bir tweette kızını FETÖ okullarında okutmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. Geçmişteki ilişkilerine karşı Bağlı da Erdoğan tarafından ödüllendirilen isimler arasında yerini aldı.

Erhan Afyoncu

Erhan Afyoncu’yu kamuoyu televizyon programlarından tanıdı. Askeri bir geçmişi olmadığı halde 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından kapatılan Harp Akademileri’nin yerine kurulan Milli Savunma Üniversitesi’nin başına getirildi. Afyoncu, cemaate yakınlığıyla bilinen Bugün Gazetesi’nde 2008 ve 2014 yılları arasında tam altı yıl boyunca tarih yazıları yazmıştı. Afyoncu geçmişte de bir dönem Zaman Gazetesi’nde yazılar yazmıştı. Ancak bu Erdoğan tarafından rektörlüğe atanarak ödüllendirilmesine engel olmadı.

Şamil Tayyar: 15 Temmuz'dan sonra çok sayıda FETÖ'cü rektör atandı

15 Temmuz’dan sonra yapılan atamalarda yine FETÖ’cülere öncelik tanındığı iddiası bizzat Erdoğan’a hayranlığıyla bilinen AKP Milletvekili Şamil Tayyar tarafından da itiraf edilmişti. Tayyar, 14 Eylül 2017’de yaptığı paylaşımda adeta kendi parti yönetimine isyan edercesine “Hepsini geçtim, özellikle 15 Temmuz’dan sonra atanan çok sayıda FETÖ’cü rektörün sebebi ve kaynağı ne olursa olsun mazereti yoktur” demişti. Tayyar’ın aslında isim vermeden eleştirdiği kişi Erdoğan’ın bizzat kendisi. Çünkü neredeyse bütün rektör atamalarında Erdoğan’ın onayı bulunuyor. Tayyar’ın “Hepsini geçtim” sözlerinden anlaşıldığı kadarıyla rektörler dışında pek çok farklı alanda da FETÖ’cülerin atandığı ve bunun AKP içinde de bilindiği anlaşılıyor.

MEB'in din dersi kitabında FETÖ firarisinden alıntı

Milli Eğitim Bakanlığı, 7. sınıflar için hazırladığı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında KHK ile ihraç edilen ve FETÖ soruşturması kapsamında aranan firari Hitit Üniversitesi eski Rektör Yardımcısı Osman Eğri’nin kitabından alıntı yaptı. Eğri’nin adı cemaatin Alevilere sızma girişimindeki faaliyetleriyle anılıyor.

Yeni atanan HSK üyesi FETÖ tutuklusunun ofisinde çalışmış

15 Temmuz’dan sonra Hakim ve Savcılar Kurulu'na TBMM’deki AKP ve MHP oylarıyla seçilen ve bir dönem AKP Beyoğlu Meclis Üyesi olarak da görev yaptığı belirtilen Songül Yazar'ın da FETÖ sebebiyle tutuklu olan Rahmi Arslan'ın ofisinde çalıştığı ortaya çıkmıştı.

"Gülen'i kurtaran hakimler hala aktif görevde"

Fethullah Gülen hakkında Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 2000 yılında bir terör soruşturması başlatılmıştı. Ancak Yüksel kısa bir süre sonra uğradığı kaset komplosu nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca yerine gelen Cumhuriyet Savcısı Hamza Keleş, davayı devam ettirmiş ve verdiği mütalaasında "Gülen Grubu, ılımlı İslam adı altında, demokratik kuralları kullanarak devletin kurumsal temellerini değiştirmeyi amaçlamaktadır" diyerek Gülen'in terörden cezalandırılmasını istemişti. Ne var ki AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Fethullah Gülen’in aklanması süreci başlatıldı. 

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit'in imzası Gülen'i beraat ettiren kararın altında

Gülen'i beraatini kesinleştiren kararın altında imzası olan hakimlerden birini kamuoyu yakından tanıyor. Bu kişi, Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen ve hala Yargıtay Başkanı olan İsmail Rüştü Cirit. Yalnızca Gülen'in beraatine oy vermekle kalmamış, kararın konuşulduğu YCGK (Yargıtay Ceza Genel Kurulu) toplantısına, nöbetçi olmadığı halde bir daire başkanı sıfatıyla katılıp uzun bir konuşma yapmıştı. Gülen, oya işler gibi izlenen bir süreç sonunda yargının elinden kurtarılmıştı. Verilen beraat kararı ile eli iyice rahatlayan Gülen, gerek devlet içindeki kadrolaşmasını gerekse Ergenekon, Balyoz gibi komplolarını artırmıştı. Türkiye’yi 15 Temmuz’a götüren sürecin en önemli taşlarından biri de 2008’de verilen beraat kararıdır. Gülen’i ceza almaktan kurtaran hakimlerin bugün hala en önemli konumlarda olması ve sözde FETÖ’ye karşı mücadele etmeleri de cevabı merak edilen soruların en başında geliyor.

"YSK Başkanı Sadi Güven FETÖ sanığına referans oldu"

YSK, 16 Nisan referandumundan sonra kanunda açıkça belirtilmesine karşın mühürsüz oyları geçersiz saymayarak büyük bir şaibeye neden olmuştu. YSK Başkanı Sadi Güven, o günlerde bu şaibeli kararı açıklamakta hayli zorlandı. Sadi Güven’in adı FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan Adıyaman eski Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Büyükkaramuklu’nun 16.11.2016 tarihinde mahkemede verdiği ifadesinde şöyle geçmişti: “2011 yaz kararnamesi ile Adıyaman Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandım. Hala YSK Başkanı olan Sadi Güven, Fethiye'de stajdan tanıdığım birisiydi. Kendisine Başsavcılık yapmak istediğimi söyledim. O da beni seven bir kişiydi o vesile ile Adıyaman Başsavcılığına atandım.” Bu ifade tek başına Güven’in FETÖ bağlantılı olduğu sonucunu çıkarmaz. Ancak Cumhuriyet Davası’nda yargılanan Güray Öz’e hakkında FETÖ soruşturması olan pideciyi niye aradığını soran yargının bu kadar kritik konumda olan birine de FETÖ’den yargılanan bir kişiye geçmişte neden referans olduğunu sorması gerekmez miydi? FETÖ’cü pideciyi aramak araştırma konusu olurken, FETÖ’cü birini başsavcı olarak atamak neden araştırma konusu olmadı? Referandumdan sonra bazı medya organlarında çıkan Güven ve kimi YSK üyelerinin iktidar tarafından FETÖ’cülükle suçlanma korkusuyla mühürsüz oyları iptal ettirmedikleri iddiaları düşünüldüğünde bu soru da her zaman akılları kurcalayacaktır.

AKP'li vekiller Pensilvanya ziyaretinde

Fethullah Gülen’i 2012’de ABD’nin Pensilvanya şehrindeki çiftliğinde ziyaret eden AKP heyetinde yer alan 12 milletvekilinden biri olan 23 ve 24. Dönem AK Parti Adana Milletvekili Av. Fatoş Gürkan, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen FETÖ ile mücadele çerçevesinde el konulan 54 şirkete kayyum olarak atandı. AKP milletvekilleri bu ziyarette Gülen’e saygılarını sunmuşlar, belki elini öpmüşler sonra da hatıra fotoğrafı çektirmişlerdi. Gülen’in ayağına kadar giden heyette yer alan Gürkan’ın el konulan FETÖ şirketlerine kayyum olarak atanması AKP’nin FETÖ’yle olan mücadeledeki samimiyetsizliğinin örneklerinden sadece biridir.

"Kendimi bu harekete ait hissediyorum" diyen Ethem Sancak AKP MYK'sında

AKP ile FETÖ’nün arasının iyi olduğu dönemlerde Fethullah Gülen’i ABD’de ziyaret eden ve “Kendimi bu harekete ait hissediyorum” diyen yandaş işadamı ve medya patronu Ethem Sancak, son yapılan değişiklik ile Erdoğan tarafından AKP MKYK’sına alındı. Karar Gazetesi yazarı Mehmet Ocaktan, 20 Eylül 2017 günü kaleme aldığı “Keşke FETÖ ile mücadelenin bir stratejisi olsaydı” başlıklı yazısında bir anısına yer vererek Akşam gazetesinin genel yayın yönetmeni olduğu 2014 yılında “Karargahta Paralel 40 Paşa” haberinden dolayı Sancak’ın toplantıya gelerek kendilerine “Ordumuza laf söyletmem” diyerek nutuk attığını iddia etti. Ocaktan’ın iddiasına göre Sancak bu tavrıyla ordu içindeki FETÖ’cü örgütlenmeye dair haberden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş oldu. Benzer bir iddia muhalif bir gazetenin sahibi için dile getirilseydi muhtemelen savcılar ifadesine başvurmak için hemen harekete geçer, neden haberi engellemeye çalıştığını sorarlardı.

15 Temmuz Şehitler Anıtı'nın mermerleri FETÖ'cü şirketten alındı!

Erdoğan’ın talimatıyla yapımına başlanan 15 Temmuz Şehitler Anıtı’nın mermerinin FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklanan itirafçı olan Sami Çoban'ın şirketinden alındığı ortaya çıkmıştı. Sami Çoban’ın şirketlerine devletin, darbe girişimi öncesi 33.5 milyon TL teşvik verdiği de anlaşılmıştı. Çoban, Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu'nun (TUSKON) 1 Mart 2014 tarihinde düzenlediği genel kurul toplantısında Erdoğan'ın “tehdit edildiği” konuşmayı ayakta alkışlayan işadamları arasında yer alıyordu."

CHP'nin "AKP, 15 Temmuz'dan sonra da FETÖ'den kopamadı" başlıklı raporunun sonunda "15 Temmuz sonrası cevap bekleyen sorular" yer aldı.

Rapora göre 15 Temmuz sonrasına dair cevap bekleyen sorular şöyle:

"Ahmet Şık, Kadri Gürsel, diğer Cumhuriyet Yazarları ve 2011 yılında yargıdaki FETÖ’cü örgütlenmeye tepki göstererek Yargıtay’daki görevinden istifa eden Celal Çelik gibi insanlar FETÖ’cülükle suçlanırken, geçmişte FETÖ bağlantıları net olan bazı insanlar neden korunup kollanmakta ve üstüne ödüllendirilmektedir? 

"Yoksa AKP-FETÖ işbirliği şekil değiştirerek sürmekte midir?

-AKP, kurumsal olarak bugün FETÖ’ye karşı görünse de adı hala FETÖ ile anılan isimlerden faydalanmaya devam ederek ileride şartların değişmesi halinde FETÖ ile yeniden işbirliği için kapıyı aralık mı bırakmaktadır?

-İsrail ve Rusya ile olan ilişkilerde AKP’nin ve Erdoğan’ın yaptığı U dönüşlerini düşündüğümüzde Erdoğan, FETÖ konusunda ileride U dönüşü yapabilir mi?

-FETÖ ile mücadelede kriterler nedir? “Kandırıldım, bilmiyordum” demek yeterli midir?

-Bank Asya’ya para yatırmak ya da Zaman Gazetesi abonesi olmak kimi insanların KHK ile ihraç edilmesine hatta tutuklanmasına gerekçe olurken, yıllarca FETÖ ile ilişkide olan bazı insanlar için neden bu kriterler işletilmiyor? 

-Korunup kollanan insanları diğerlerinden farklı kılan ne? 

-Bir şekilde Erdoğan’a ulaşıp onu ikna etmeyi başaran ya da kendisinden fayda sağlanabileceği düşünülen FETÖ’cüler yargıdan ve yargılanmaktan muaf mı tutulmaktadır?


Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları