loading
close
SON DAKİKALAR

CHP parti sözcüsü Haluk Koç'dan basın açıklaması

CHP parti sözcüsü Haluk Koç'dan basın açıklaması
Tarih: 27.03.2013 - 17:37
Kategori: Siyaset

Haluk Koç, ''Bir yakasında şerefsiz, bir yakasında namert damgası bulunan R.T.Erdoğan miadı dolmuştur damgası ile süpürülecek'' dedi.

CHP Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, "Bir yakasında şerefsiz, bir yakasında namert damgası bulunan R.T.Erdoğan miadı dolmuştur damgası ile süpürülecek" dedi.

-"Başbakan süreci sorgulayanlara, "gaza gelip kuduruyorlar" dedi. Bütün bu gerçeklerden sonra, hekim kimliğimle iddia ediyorum. Türkiye'de karantina altına alınması gereken tek bir kişi varsa, o da bizzat Başbakan Erdoğan'dır. Bu sözde böylece sahibini bulmuş oluyor."

-Daha ortada özür falan yokken Kasım 2012'de Doha'da yapılan ve Davutoğlu Ahmet'in imzasını taşıyan anlaşmada, Katar'ın doğalgaz boru hatlarının Suriye ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarılması, Türkiye'nin Atatürk barajından su boru hatlarıyla Suriye üzerinden İsrail'e su ulaştırılması ve Filistin direniş hareketiyle ilişkilerin kesilmesi maddeleri var"

-"İkide bir Başbakanı boş havuza iterek günaşırı fırça yiyen Davutoğlu'nun çapsız olduğunu söylemiştik. Ama onur konusunda da sıkıntısı olduğunu görüyoruz Dışişleri Bakanının"

-"Ben çözüm istiyorum, barış istiyorum ama demokrasi gelince orada dur. Ben demokrasi istemiyorum diyen birinin söyleminden çözüm çıkar mı? Sayın Kılıçdaroğlu dün barışın, çözümün sacayaklarını söyledi. Hukuk devleti ve demokrasi, insan hakları ve özgürlükler, toplumsal uzlaşma. Toplumsal mutabakat"

-"Kanun dışına, hukuk dışına çıkarak illegal işlere bulaşarak yücelteceğiniz kavram hukuk kavramı olmaz. Demokrasi olamaz, barış, çözüm ne derseniz deyin hiç olamaz. Şunu hiç kimse unutmasın. Hukuk dışına çıkarak çözüm hedefleyemezsiniz."

-" Bir kişi çıksın, 11 senedir mutlak bir sayısal çoğunlukla iktidarda olan AKP'nin başındaki Erdoğan'ın bir çözüm önerisi var desin, birkaç cümlelik çözüm önerisini tane tane söylesin Yok. Bulabilene helal olsun."

-"Bizde onun için diyoruz ki, Tayyip Erdoğan çık delikanlı gibi önerin, projen neyse onu söyle. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini dün Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibi, 76 milyonu masaya oturduğun ortağın Abdullah Öcalan'ın ağzına bakar hale getirmekten utanmıyor musun?"

-"CHP'ye saldırmanın dayanılmaz hafifliğinden de biraz bahsetmek istiyorum. Oluşturulan iktidar ve yandaş korosu unutabilir ama, CHP ülkenin kurucu partisidir. CHP emperyalizme onun dünkü taleplerine direnmiş, bugünkü beklentilerine de direnecek olan bir başkaldırı partisidir."

-"Ne isteniyor CHP'den? CHP'den istenen şu; cumhuriyetin tüm kazanımlarından vazgeçeceksin. Geçmişi, o günün siyasi koşullarını ve dünya gerçeklerini tamamen görmezden gelerek inkarcılığa soyunacaksın. Antiemperyalist bağımsızlıkçı duruşunu gevşeteceksin, bölgenin yeniden oluşturulmasında BOP Eş Başkanı gibi işbirlikçi rol alacaksın. CHP'den istenen bu."

-"Asıl irfana ve izana ihtiyacı olan bizzat Diyanet İşleri Başkanının ta kendisidir. Eğer Sayın Diyanet İşleri Başkanı siyaset yapmak istiyorsa, kendi dünya görüşüne uygun bir siyasi yapı ortada. Derhal Diyanet İşleri Başkanlığı görevini bırakıp aktif siyasete girsin ve istediği gibi konuşsun"

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, CHP MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Başkanlığı'nda çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Haluk Koç'un açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle ;

Değerli arkadaşlarım, hoş geldiniz. Yine yoğun bir hafta, yine tartışmaların tırmandığı bir hafta, yine Başbakanın gerek grup konuşmasında, gerek grup konuşmasından önceki hafta sonu temaslarında yaptığı veciz açıklamalarla dolu bir hafta. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini özetlemek için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle bir özür meselesi var. Bu özür meselesinden başlayım. Çünkü dün açık bir çağrıda bulundu Başbakan. Kendi sözlerini çıkarttım oradan ufak bir alıntı yapacağım. İsrail'in saldırısından sonra muhalefetin tutumu hakkında bir takım ifadelerde bulunuyor. Biz isterdik ki böyle bir meselede muhalefette ülkenin ve milletin yanında olsun. Biz isterdik ki böyle bir milli meselede muhalefette bizim yanımızda yerini alsın. Nerede yer aldığını açıklayacağım biraz sonra Başbakanın. Biz isterdik ki, bizi değil, Türkiye'yi hedef alan böyle bir saldırı karşısında muhalefette dik dursun, cesur bir duruş sergilesin. Ama ne yazık ki muhalefetten bunu göremedik diyor. Bunlardan mahcubiyet beklemeyin diyor. Bunlardan özür beklemeyin diyor. İsrail özür diledi, özür diler ama CHP özür dilemez diyor. Yine CHP'nin tarihine dönüyor bir takım ifadelerde bulunuyor. Özür dilemek yoktur diyor. Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyeti kurduğu için kimseden özür dileyecek değil Sayın Başbakan. Bunu kafana bir kere yerleştir.

Diğer konuya gelince, bu özür dileme sürecinin nasıl geliştiğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, İsrail Başbakanı Netenyahu Türkiye'den özür dileme kararı aldı. Yanındaki ziyaretçisiyle beraber böyle bir karara vardı. Bu süreç ilk olarak nasıl başlamıştı anımsayacaksınız. Davos'ta one munite efelenmesiyle, dayılanmasıyla başlamıştı ve bilinçli bir şekilde başlatılmıştı. Bunu o günde söylemiştik. O tarihte neler oluyordu Ortadoğu'da? O tarihte hatırlayacaksınız Hizbullah lideri Nasrullah'la İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Arap halkı üzerinde ciddi bir etki kurmuşlardı. Arap halkı üzerinde Erdoğan'ın imajı en alt düzeydeydi. Başbakanın Ortadoğu'da daha sonra gelişecek olaylara da dönük olarak bir şekilde popülaritesinin, güncelliğinin, sıcaklığının arttırılması gerekiyordu. Bir proje çalışması gerekiyordu. Davos'un taşları bu şekilde döşendi ve o tarihte hatırlıyorsunuz Lübnan'daki çatışmalar, Gazze'deki savaş diyelim, nedeniyle Arap halklarının anti Siyonist duruşu zirve yapmıştı. Ve İsrail karşıtlığı en üst noktadaydı. İsrail'e sataşmak yada küfür etmek Arap halklarını kandırmak için iyi bir yol, yöntem olacaktı. Nitekim de öyle yapıldı. Aslında İsrail'in çıkarlarını korumak için Türkiye'nin canhıraş bir şekilde uğraştığını hepimiz biliyoruz. Kamuoyu bunları belki görüyor fakat önlerine sunulan medya mönüsüyle bunları bir türlü gündeminde tam değerlendiremiyor.

Değerli arkadaşlarım, İsrail'in çıkarlarını savunmasını korumak için Türkiye topraklarında füze kalkan projesinin yapılandırıldığını söyledik, biliyoruz. Hamas'ın elindeki İsrail askeri Jilat'ın hatırlayacaksınız kurtarılması için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun aracı olmasını hatırlıyorsunuz. İsrail'le güya ilişkilerin kötü olduğu dönemde dahi İskenderun'la Hayfa arasında ro ro seferlerinin devreye sokulduğunu biliyorsunuz. Yani bütün bu petroit füze bataryalarının konuçlandırılması hep bu kayıkçı kavgasının ne kadar kof, ne kadar hamasi, ne kadar içi boş bir söylem olduğunu ne yazık ki gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, bir özür dilendi. Nasıl dilendiğini de biliyorsunuz. Bugün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının Aralık 2004'teki havai fişek gösterisi gibi bu seferde billboard gösterisi biraz sabote edilmiş gibi duruyor sokaklarda. Başbakanın o veciz yüzünün ortasına bir Obama fotoğrafı yapıştırılmış ve altına minnettarız diye yazıyor. Böyle bir düzenleme yapma gereği duymuş bazıları.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu tepkilerin önüne geçebilmek için neo Osmanlıcılık, yeni Osmanlıcılık adı altında emperyal hayaller kuran ve kurdurtulan, bu yönde gaz verilen bir AKP esas olarak İsrail'in etrafında oluşabilecek tecrit edilmişliği kırma ve ateş çemberini bertaraf etme misyonu yüklendi. AKP'ye verilen görev bu. Yani İsrail'in tecrit edilmişliğini sen kendi elinle kaldır. Yeni görevi bu Türkiye'nin.

Değerli arkadaşlarım, bakın belki gözden kaçtı. Tarih Kasım ayı 2012 yılı. Günüde söyleyeyim 8-11 Kasım tarihleri. Katar'ın Başkenti Doha'da bir toplantı yapılıyor. Ve bu toplantıya katılanlar Ahmet Davutoğlu, Katar Dışişleri Bakanı Halit Bin Muhammed, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Doktor Anvar Muhammed, ABD'nin o zaman eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, Riyad Sev ulusal konsey temsilcisi ve İhvani Müslim'in örgüt lideri Riyad Şafkan'ın yardımcısı bu toplantıya katılıyorlar ve bir anlaşma imzalıyorlar. Bu anlaşmanın altında Davutoğlu'nun da Türkiye adına attığı bir imza var. Nedir bu anlaşmanın şartları? Değerli arkadaşlarım, bu anlaşmanın şartları bir; daha sonra bu Elcezire'de de 21 Kasım 2012'de yayınlandı. Bir; Suriye Arap Cumhuriyeti ordusunun sayısı 50 bine düşürülecek ve bir tek savunma gücü olarak kullanılacak. İki; Suriye Golan'dan sadece siyasi yollarla hak talep edebilecek. İsrail'le Suriye arasındaki barış görüşmeleri Amerika ve Katar'ın gözetiminde yapılacak. Üç; Amerika'nın gözetiminde Suriye'deki kimyasal ve biyolojik silahlar ve tüm füzeler Ürdün'e nakledilecek. Dört; Suriye, İskenderun vilayeti, yani Hatay hakkından vazgeçecek ve Halep'le İdlib'in bazı köyleri Türkiye'ye bağlanacak. Daha önemlisi Rus ve Çin şirketleriyle şimdiye kadar imzalanan tüm silah ve yeraltı zenginliklerinin araştırılması için yapılan anlaşmalar iptal edilecek. Yedi; Katar'ın doğalgaz boru hatlarının Suriye ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarılmasına müsaade edilecek. Türkiye'nin Atatürk barajından su boru hatlarıyla Suriye üzerinden İsrail'e su ulaştırılması sağlanacak. Dikkat ediyorsunuz. Kasım ayı daha özür filan yok ortada. İran, Rusya ve Çin'le ilişkiler sınırlandırılacak. Filistin direniş hareketiyle ilişkiler kesilecek. Filistin davasını savunuyoruz değil mi anlaşmada bu var. Suriye'de yeni kurulacak rejim liberal İslam esaslarına uygun olacak. Bu anlaşma Suriye muhalefetinin yönetimi devralmasıyla yürürlüğe girecek. Bunun altında Davutoğlu Ahmet'in imzası var. Kasım 2012.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bölge halkları gerçekleri perdelemek için yapılan bu suni kavgalara, içi boş kabadayılıklara çok net bir şekilde yaklaşmakta ve itibar etmemektedir. Artık Türkiye'nin küresel emperyalist çıkarlar için yaratılmaya çalışılan bu tablodan hızla uzaklaşması gerekmektedir.

Şimdi ekte ben size onun belgesini de sunuyum merak edenlere Arapça, Londra'da yayınlanan. Şark El Avsad gazetesi. Bakın Kerkük'ten Ceyhan'a bir boru hattı, oradan Hayfa'ya uzatılan bir boru hattı. Yani İsrail'in limanlarına petrol akıtılacak Türkiye üzerinden Kerkük petrolü. Belki de Beşar'la kapışmalarının sebebi bu. Yani büyük ekonomik çıkarlar.

Değerli arkadaşlarım, Londra kaynaklı bu gazete kupürünü gösterttim. Bu analizde Kuzey Irak petrolünün Kerkük Ceyhan boru hattına eklenecek bir ilave hatla ve bu hattın Ceyhan'dan İsrail'in Hayfa limanına uzatılarak tamamlanacağı belirtiliyor. Aynı bu anlaşmada yazan gibi. Bu nedenle Hayfa limanının bir enerji merkezi olarak tanımlanabileceği ve bu hattın 2014 yılı içerisinde tam olarak faaliyete geçeceği ifade ediliyor. Amerika'nın çıkarları var, İsrail'in çıkarları var, ölen bizim 9 yurttaşımıza oldu.

Şimdi özür diledi. Şimdi bu özrün ne şartlar altında dilendiğini görüyorsunuz. Ve bir üçüncü dünya ülkesi gibi buradan bir kahramanlık üretmeye çalışan bir iktidar yaklaşımı sözkonusu. Şimdi bütün bunlardan sonra bir sözümüzde ikide bir Başbakanı boş havuza iterek günaşırı fırça yiyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na. Çapsız olduğunu söylemiştik. Ama onur konusunda da sıkıntısı olduğunu görüyoruz Dışişleri Bakanının.

Değerli arkadaşlarım, bu şartlar altında İsrail'in özür dilemesi yetmiyor. İsrail'in tıpkı Başbakana daha önce verildiği gibi Dışişleri Bakanıyla Başbakana birde üstün hizmet madalyası vermesi gerekli. Tablo budur, bu kadar açıktır, bu kadar nettir. Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşan bir yanı olmayan bir süreçte Başbakan oluşturduğu koroyla toplumu başka yönlerde şekillendirmeye çalışıyor. Bir siyasi ikiyüzlülük, bir siyasi aldatmışlık nasıl tarif ederseniz bu şekilde değerlendirebilirsiniz.

Şimdi özür konusunu söyledim. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrını da söyledim. Başbakanın bu konuda hangi gizli kapaklı tıpkı İmralı gibi hangi gizli kapaklı ilişkilerle İsrail'i bu şekildeki bir süreçte yanında tuttuğunu ve İsrail'in izole edilmişlikten kurtarılmaya çalıştığını anlatmaya çalıştım. Özür yetmiyor, hizmet madalyası da versinler.

Değerli arkadaşlarım, ikinci konu. Üzülerek söyleyeceğim bir konu. Diyanet İşleri Başkanının açıklaması. İzmir'in farklı bir dindarlığı var. İzmir'in bu dindarlığının biraz irfana ihtiyacı var. O yüzden bu yönde gelişmiş bir müftüyü oraya tayin ettik. Açıklamasını biliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi adına şunları söylüyorum. Sayın Diyanet İşleri Başkanının temsil ettiği makamın ağırlığına uygun bir davranış değildir. Öyle görülüyor ki, asıl irfana ve izana ihtiyacı olan bizzat Diyanet İşleri Başkanının ta kendisidir. Bu açıklama bir talihsizliktir. Bir Diyanet İşleri Başkanına yakışmamıştır. Sayın Diyanet İşleri Başkanı İzmir'den ve İzmirlilerden özür dilemek zorundadır. Eğer Sayın Diyanet İşleri Başkanı gerçekten siyaset yapmak istiyorsa, kendi dünya görüşüne uygun bir siyasi yapı ortada. Derhal Diyanet İşleri Başkanlığı görevini bırakıp aktif siyasete girip her türlü ifadeyi siyaseten söyleme hakkına sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, gelelim diğer önemli konuya. Dün grup konuşmasında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'da ifade etti. Şimdi artık adına Öcalan - Erdoğan müzakereleri diyoruz. Biz görüştük, görüşmedik, ayakta görüştük, oturarak görüştük, devlet görüştü. Yok. Lamı cimi yok Erdoğan - Öcalan görüşmeleri, müzakereleri. Şimdi bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin gerçek bir çözüm için gösterdiği çabayı anlamamak için gerçekten kötü niyetli olmak gerekir. Bu ülkede bir kere daha hatırlatıyorum. Gerçekten demokrasi olmadan çözüm olmayacağının altını Sayın Kılıçdaroğlu dün çizdi. Hukuk devleti olmadan gerçek bir barışın tesis edilemeyeceğinin vurgusunu yaptı. İnsan haklarına saygı olmadan barışın gelmeyeceğinin altını çizdi. Uzlaşma kültürü ve diyaloğu hakim kılmadan bir çözümün karşımıza gelmeyeceğini ifade etti. Darbe mevzuatını sürdüren bir ülkenin toplumsal barışa ulaşamayacağını söyledi. Çünkü hala 12 Eylül faşizminin darbe yasalarına dayanarak iktidarını sürdüren bir AKP'den, onun iktidarından adalet çıkmayacağını, devlete güven olmayacağını, toplumsal grupların birbirine olması gereken itimadının sağlanmayacağını vurguladı.

Değerli arkadaşlarım, şu soru çok açık. Ben çözümü istiyorum. Gerçekten bir barış istiyorum. Ama demokrasiyi istemiyorum diyen birinin samimiyeti sorgulanmalı mı, sorgulanmamalı mı? Ben çözüm istiyorum, barış istiyorum ama demokrasi gelince orada dur. Ben demokrasi istemiyorum diyen birinin söyleminden çözüm çıkar mı? Sayın Kılıçdaroğlu dün barışın, çözümün sacayaklarını söyledi. Üç tane husus söyledi hatırlatıyorum. Hukuk devleti ve demokrasi, insan hakları ve özgürlükler ve toplumsal uzlaşma. Toplumsal mutabakat. Şimdi kanun dışına çıkarak, hukuk dışına çıkarak illegal işlere bulaşarak yücelteceğiniz kavram hukuk kavramı olmaz. Demokrasi olamaz, barış, çözüm ne derseniz deyin hiç olamaz. Şunu hiç kimse unutmasın. Hukuk dışına çıkarak çözüm hedefleyemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, çözüm mü, yoksa demokrasi mi? Barış mı, yoksa hukuk mu tercih edilsin diyenlere hatırlatmak istiyoruz. Hukuku çiğneyerek çözüme ulaşamazsınız. Cumhuriyet Halk Partisinin bir muhalefet partisi imkanlarını katbekat aşan bir sorumluluk hissiyle yaptığı çözüm adına girişimlerini yok sayan anlayışları iyi niyetli kabul etmiyoruz. Sanki Cumhuriyet Halk Partisi günaşırı çözüm yöntemi beyan etmek zorundaymış gibi sizin çözümünüz ne, siz ne düşünüyorsunuz diye soran herkese buradan açıkça sesleniyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin çözüm önerilerini diyelim ki duymadınız veya duydunuz ama hukuk içinde kalmayı öngördüğü için devleti kepaze etmeden, rezil etmeden milletin uzlaşmasını öncelediği için görmezden geldiniz. Buna da eyvallah. Peki çıkın herhangi biriniz deyin ki, 11 senedir mutlak bir sayısal çoğunlukla iktidarda olan bir siyasi partinin başındaki Recep Tayyip Erdoğan'ın şöyle şöyle bir çözüm önerisi var. Bir kişi çıksın şunu söylesin. Buradan herkese açık çağrı yapıyoruz. Tayyip Erdoğan'ın birkaç cümlelik çözüm önerisi tane tane söyleyin bize. Bulabilene helal olsun. Yok çünkü. Böyle bir kavram geliştirmediler. Bizde onun için diyoruz ki, Tayyip Erdoğan çık delikanlı gibi önerin neyse onu söyle, projen neyse onu söyle. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini dün Sayın Genel Başkanımız söyledi. 76 milyonu masaya oturduğun ortağın Abdullah Öcalan'ın ağzına bakar hale gelmekten utanmıyor musun? Tekrar etmeyi uygun gördüğüm için söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, açıkça söylüyoruz ortağınla yaptığın projeni açıklamadığın ve konuşmadığın her gün seninle ilgili şüphelerimiz biraz daha haklı çıkıyor. Söylediği tek şey bana güvenin. Nasıl güveneceğiz? CD'leri izlediniz. Çeşitli olaylar hakkında bir gün önce söylediğiyle bir gün sonra söylediğinin nasıl çeliştiğini gördünüz. Nasıl güvenilecek? Her gün yalan konuşan bir Başbakana nasıl güveneceksiniz? Kanıtlarıyla ortada.

Değerli arkadaşlarım, Parti Meclisi bildirgemizin son bölümünü hatırlatmak istiyorum. Halkımızın yüksek kardeşlik duygularından ve birbirine olan derin bağlılığından beslenen barış ve çözüm beklentilerinin yeni hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmaması için Sayın Başbakanın sorumlulukları konusunda bir kez daha uyarmıştık anımsayacaksınız. Bu zorunlu uyarma Sayın Başbakanın kendisi, ortaklık yaptığı muhatabı ve birkaç arkadaşı dışında toplumun hiçbir kesiminin ve devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı ve amacının çözüm, barış olduğuna dair şüphelerin bile derinleştiği doğal bir sürecin sonucudur. Bu ifadelerden anlaşılmayacak bir şey var mı? Bir zorluk çekiyor musunuz? Toplumun hiçbir kesiminin ve devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı konusunda aksini iddia eden birisi varsa buyursun söylesin. Anlı şanlı AKP sözcüleri her bakanlar kurulu toplantısından sonra kendi üslubuyla uzun uzun konuşarak açıklama yapan Başbakan Yardımcısı var mı senin bilgin? Varsa söyle, çık söyle. Veciz bir iki sözle, cümleyle ortalığı idare etmeye çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, milletvekillerini geçiniz. Zaten onlar hiçbir şey bilmiyor kendileri de ifşa ediyorlar niye el kaldırdığımızı da bilmiyoruz diyorlar. Hükümetten ben bilgi sahibiyim diyen Beşir Atalay dışında bir bakan var mı? Ben Türkiye Cumhuriyeti bakanlar kurulunda şerefli bir bakan arıyorum. Bu süreçten benim bilgim var şu şu diyebilsin.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan her konuşmasında ve hemen akabinde oluşturduğu medya korosuyla, yandaş korosuyla her gün aynı nakaratı tekrarlıyor. CHP konuşmuyor, CHP ne düşünüyor? Çözümü ne?

Değerli arkadaşlarım, bu konuda oluşacak hayal kırıklıklarının ülkeye, millete, devlete, barışa, kardeşliğe vereceği telafisi imkansız zararları artık herkesin görmesi gerekiyor.

Açıkça sesleniyorum; tamam, medyada görev yapıyorsanız belirli koşullar altında yapıyorsunuz bugünkü gerçekler dahilinde. Bunu bile anlayışla karşılıyoruz. Peki bunları duymuyor musunuz? Bunları görmüyor musunuz? Bunları hissetmiyor musunuz? Bunları algılamıyor musunuz? Bunları değerlendiremiyor musunuz?

Bugün yaratılan bu sanal ortam ve buna katkı sağlayan herkesi ülkemiz adına, gerçek bir barış adına, kardeşlik adına sağduyuya davet ediyoruz. Basın, benim sorumluluğum yok diyerek işin içinden sıyrılamaz. Bunların hepsi arşivlere geçiyor. Toplumlardaki en önemli travmalar ve öfke birikimleri en büyük hayal kırıklıklarının nedenidir. Kimsenin Türkiye'nin gelecekte ki birlikteliğini, barışını sabote etmeye hakkı yoktur. Sorumluluk sahibi herkesi sağduyuya, hukukun meşruiyet dairesine dahil olmaya ve tekrar toplumsal onayı gözetmeye davet ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, söz buradan açılmışken CHP'ye saldırmanın dayanılmaz hafifliğinden de biraz bahsetmek istiyorum. Oluşturulan iktidar ve yandaş korosuna şunları söylemek istiyorum; unutabilirler, CHP ülkenin kurucu partisidir. CHP emperyalizme onun dünkü taleplerine direnmiş, bugünkü beklentilerine de direnecek olan bir başkaldırı partisidir.

Ne isteniyor CHP'den? CHP'den istenen şu; cumhuriyetin tüm kazanımlarından vazgeçeceksin. Geçmişi o günün siyasi koşullarını ve dünya gerçeklerini tamamen görmezden gelerek inkarcılığa soyunacaksın. Antiemperyalist bağımsızlıkçı duruşunu gevşeteceksin, bölgenin yeniden oluşturulmasında BOP Eş Başkanı gibi işbirlikçi rol alacaksın. CHP'den istenen bu.

Bunun için CHP hedeftir. Bunun için CHP'ye saldırılmalıdır. Bunun için CHP zayıflatılmalıdır. Yetmez ama evet, diyenlerin safına çekilmelidir CHP. Beklenti bu, proje bu. Bunu tüm CHP'lilere de CHP adına söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, hiç kimse unutmasın, beklentiler bunlar. CHP'ye biçilmek istenen elbise bu. Yol belli. Yöntem belli. Rota belli. Hiç kimse unutmasın. CHP, Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüm organları ve tüm örgütüyle temel ilkelerini koruyan, bir arada yaşama iradesinin titizlikle korunduğu, çağın ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda sosyal demokrat ilkelerle de zenginleştirilen, Kürt sorununu bir demokrasi sorunu olarak gören ve bu sorunun Başbakanla terör örgütü temsilcilerinin karşılıklı çıkarlarına dayalı meçhul gizli pazarlıklarla değil açık, meşru, hukuk devleti kuralları dışına çıkmadan çözümünün aranmasından yana olduğunu bir kere daha ifade ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın bazı sözlerine cevap verme gereği var, siyasette doğaldır. Bu bir savunma değildir. Başbakanın hezeyanlarına bir cevaptır. Hatırlayacaksınız İmralı görüşmelerinin büyükbabası olan Oslo görüşmeleri ortaya çıkınca buradan açıklamıştım protokolü. AKP-PKK Mutabakat Metnini açıklamıştım. "Görüşme yapılıyor" diyen ve "bunu ispat edemeyen şerefsizdir" sözü kime ait? Başbakana. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalmıyor. Bu gerçekte gizli kalmadı bir süre sonra. Görüşmenin yapıldığını önce Başbakan açıkladı. Sonra da açıkça itiraf etmek zorunda kaldı. O görüşmede Başbakan Müsteşar Yardımcısının bulunduğunu itiraf etti. "Ben görevlendirdim" diye bir de kabadayılık yaptı. Ama hemen uyardılar, bu suç dediler Sayın Başbakan, bu suç dediler. Baktı ki, pabuç pahalı, ucu kendine dokunacak, bunu da ifşa etti zaten. Hemen çark etti bir kanun çıkardı. Bugün için geçerli bu kanun. Ama gelecekte hiçbir geçerliliği ve kıymeti olmayacak bu kanunun. Şimdilik yargı önüne gitmekten kurtuldunuz. Ama şerefsizin kim olduğu da ortaya çıktı. Havada kalmadı o söz. O şerefsizlik gitti o damga maalesef Başbakanın yakasına yapıştı. Şimdi pazarlık ettiğimizi söyleyen namerttir diyor. Cezaevinden hükümet tarafından görüldü, onaylandı, ekler yapıldı damgasıyla bazı mektuplar açıklanıyor. Çok beklemeyeceğiz. Pazarlık yapıldığı da ortada. Şimdi şerefsizin yanına bir de namert sözü geldi havada.

Değerli arkadaşlarım, o zaman yine üzülerek söylüyorum, Başbakan söylediği için söylüyorum, Başbakanın öteki yakasına da demek ki, namertlik halkası takılacak ve Başbakan her aynaya baktığında bir yakasında şerefsizlik, bir yakasında namertlik damgası okunur hale gelecek. Bu ayıp Recep Tayyip Erdoğan'a az olabilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yakışmıyor. Türkiye bir yakasında şerefsizlik, öteki yakasında namertlik damgası taşıyan bir Başbakana layık bir ülke değil.

Değerli arkadaşlarım, 90 yıllık cumhuriyetimizin böyle bir Başbakanı olmadı. Biliyor ve inanıyoruz ki, günü geldiğinde Recep Tayyip Erdoğan kullanım süresi dolmuştur damgasını da yiyecek ve ABD'nin deliğe süpürmeyip kullandığı bu Başbakanı Türkiye halkı deliğe süpürüp rahat bir nefes alacaktır.

Değerli arkadaşlarım, acı bir söz daha var. Buna da hekimlik mesleğimi katarak yanıt vermek istiyorum. Başbakan süreci sorgulayanlara, "gaza gelip kuduruyorlar" dedi. Bütün bu gerçeklerden sonra iddia ediyorum, hekim kimliğimle iddia ediyorum. Türkiye'de karantina altına alınması gereken tek bir kişi varsa o da bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Bu sözde böylece sahibini bulmuş oluyor.

Evet, değerli arkadaşlarım üç önemli konuda İsrail süreci, altındaki gizli pazarlıklar, Diyanet İşleri Başkanının saçmalamaları ki, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun saygınlığı dolayısıyla eleştiri hakkımızı özenle seçerek ve son süreçle ilgili dün Sayın Genel Başkanımızın demokrasi olmadan çözüm olmaz, 15 tane öneri, gel mecliste bunları çıkartalım dediği bir paketi açıkladı biliyorsunuz. Bütün bunlarla ilgili düşüncelerimizi bir kere daha sizlerle paylaşma fırsatı oldu. Sorunuz olursa yanıtlayabilirim.

Soru- BDP milletvekillerinin bu süreçle ilgili yasal güvence talepleri var. Hükümet pek de sıcak bakmadığını söyledi ama siz bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk KOÇ- Sayın Yazıcı haşa demiş, yargı böyle bir işe karışmaz, bir panik ifadesi var orada. Yargı daha önce karıştı biliyorsunuz. Özel bir yasayla sorumlu olan kişi yargı önüne çıkarılmaktan alıkonuldu. Özel bir korumaya alındı. Bu süreçle ilgili bu şekildeki bir hassasiyetten, bu şekildeki bir duyarlılıktan korktukları, panik içinde oldukları işte o yüzden karantinaya alınmaları gerektiğini söyledim.

Soru- Akil adamlar konusunda CHP'nin de sanıyorum bir önerisi var. Şu anda bir tartışmada yürüyor. Meclis içtüzüğüne göre bunun nereye oturtulacağı konusunda da tereddütler var. Sizin önerdiğiniz akil adamlar konusu meclis içinde mi olacak tamamen yoksa dışında mı olacak? Araştırma Soruşturma Komisyonlarının kurulması meclis içtüzüğünde belirtilmiş. Fakat bu komisyonun nereye kurulacağı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Haluk KOÇ- Sayın Arınç'ın bu konuda eski meclis başkanı olmasından dolayı bir içtüzük bilgilendirmesi oldu. Bende CHP'nde beş yıl kesintisiz grup başkanvekilliği yaptım. İçtüzük konusunda benimde bilgim var. Anayasa Uzlaşma Komisyonu diye bir komisyon kurulması da meclis içtüzüğünde yok. Anayasa Uzlaşma Komisyonu hangi şartlar altında kuruldu belli. Her partiden eşit oranda katılımcıyla ismi üstünde bir uzlaşma komisyonu. Bu şekilde bir siyasal mutabakat aramaya dönük bir komisyon çok rahat kurulabilir. Meclis içtüzüğünde yer alıp almaması önemli değil, Anayasa Uzlaşma Komisyonunun yapısını örnek olarak veriyoruz.

Bu ayrı, bu yetmiyor. Bir de toplumsal mutabakat gerekli biliyorsunuz. Siyasal ve toplumsal mutabakat aranmasının birlikte sürdürülmesi gerekli. Bütün hukuki çerçevenin dışına çıkmadan, buna özen göstererek, hukuk devleti kuralları içerisinde meşru siyaset zemininde bu sorunu tartışmamız gerekir ve temelinde demokratikleşme, insan hakları ihlali, hukuk devletinin yandaşlaştırılması, yerel yönetim boyutu, sosyal, ekonomik, kültürel haklar, bireysel haklar, güvenlik boyutu, uluslararası ilişkiler. Tüm bunların bu söylediğimiz mutabakat zeminlerinde hem siyasal hem toplumsal zeminlerde aranması gerekir. Gizli kapaklı toplantılarda değil. Yani ben başkan olmak istiyorum, böyle bir ihtirasım var, sen bana bu konuda destek ver, bende senin özgürlüğüne gidecek bir süreçte dahil olmak üzere senin taleplerini tartışayım, kabul edeyim.

Değerli arkadaşlar, bunu kabul etmek mümkün değil. Bunu toplumla paylaşmak istiyoruz. Bunu anlatmak istiyoruz.

Soru- MHP kapıyı kapattı. Sürecin hiçbir şekilde mecliste tartışılmasını istemiyor. AKP'nin de bu yönde açıklamaları var. Eğer bu süreç böyle devam ederse bir çözüm olma ihtimali görüyor musunuz? Eğer ola ki, bir çözüm olursa nasıl bir çözüm olur?

Haluk KOÇ- Şimdi varsayımlar üzerine konuşmak yanlış. Mecliste böyle bir süreç çalıştırılsa katılan katılır. Katılmayan da gerekçesini ya da kendi siyasi penceresinden durumunu açıklar. Bizim söylemek istediğimiz meşruiyete davettir. Hukuk devleti kuralları içerisinde davettir.

Şimdi Başbakanın kendi yakın dönem siyasi ihtiyaçlarını gözeterek karşısındaki muhatabının da kendi taleplerini ya da temsil ettiği terör örgütünün nihai hedefini önüne koyarak yaptığı pazarlıklardan mutlu musunuz? Hukuk devletinde var mı böyle bir kural? Toplumun tümünü ilgilendiren bir sorunla karşı karşıyayız. Demin de söyledim, bir demokrasi sorunuyla karşı karşıyayız. Bir insan hakları sorunuyla karşı karşıyayız. Önerilerimiz açık. Bunları da söylüyoruz. Ama tutulan yolun yanlış olduğunu söylüyoruz. Haksız olduğunu söylüyoruz. Türkiye'ye haksızlık yapıyorsunuz. Türkiye'nin Kürt yurttaşları da Başbakan tarafından aldatıldıklarını göreceklerdir.

Soru- Mevcut tabloya bakıldığında sadece dışarıda bir akil adamlar heyeti kurulacak gibi görünüyor. Bu durumda CHP'nin tavrı ne olacak?

Haluk KOÇ- Önerilerimizle taban tabana zıt olan bir öneri. Ne demek yani şimdi dışarıda Başbakanın tercih edeceği akil adamlar. Yani kimler olacak burada? Başka türlü sıfatlandırmak istemiyorum ama yani o havuzdan kimler seçilecek? Kim akil insan kavramını değerlendirecek? Başbakan mı? Başbakanın hafızası mı buna uygun görecek ya da görmeyecek?

Biliyorsunuz bir kamu denetçisi seçildi. Hatırlıyorsunuz, üçüncü turda Başbakana yakınlığıyla bilinen bir eski yargıç kamu denetçisi oldu. Üç tane de yardımcısı oldu. İki tanesi AKP milletvekili bir tane de milletvekili adayı. Bağımsız kamu denetçisi.

Bütün kurullar bu şekilde oluşturulacak ise bunlar o zaman o heyete akil insanlar heyeti değil, AKP'ye yön veren, AKP'ye yardımcı olacak AKP'nin akil insanlar heyeti demek gerekir. Bizim söylediğimizle ilgisi yok.

Çok teşekkür ediyorum. İyi çalışmalar diliyorum." 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları