CHP, Diyarbakır ve Mardin’e yapılan ziyaretler sonrası yayınladığı raporda bölgede duygusal kopuş yaşandığına dikkat çekti.
CHP, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı, çatışmaların yaşandığı Diyarbakır- Mardin ziyaretleri sonrası değerlendirme raporu yayınladı. Raporda bölgede AKP hükümetinin PKK’nın silahlanmasına göz yumduğu belirtilirken; bölge halkının PKK terörü ile iktidarın hukuksuz ve anti demokratik uygulamaları arasına sıkışmış durumda olduğu ve duygusal kopuş yaşadığı görüşlerine yer verildi.
CHP Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Levent Gök’ün başkanlığındaki, Ali Özcan, Mehmet Göker, Vecdi Gündoğdu ve Ünal Demirtaş’tan oluşan heyet 9-10 Şubat tarihlerinde, Mardin Valisi Ömer Faruk Koçak, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Fırat Anlı gibi isimlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, esnaf ve halkla görüştü.
Raporun sonuç ve değerlendirme kısmında şu 17 madde yer alıyor:1. Valilik ya da kaymakamlıklar tarafından 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesi dayanak gösterilerek bu il ve ilçelerle ilan edilen sokağa çıkma yasakları, hukuk dışı bir uygulamadır. Sözü edilen yasa ve ilgili madde vali ve kaymakamlara bu yetkiyi vermemektedir. Vali ve kaymakamlar aldıkları bu sokağa çıkma yasaklarıyla, yurttaşların yaşam hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, konut dokunulmazlığı, haberleşme hakkı, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaktadırlar. Sokağa çıkma yasağının hangi hallerde uygulanabileceği ve kararının kim tarafından verileceği 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda açıkça tarif edilmesine rağmen, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunda böylesine bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Dolayısıyla usulüne uygun olarak olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmeden vali ya da kaymakamlar tarafından sokağa çıkma yasağı uygulanması Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Vali ve kaymakamların yetkileri olmadığı halde sokağa çıkma yasağı kararı almaları, “terörle mücadele” gibi haklı bir nedene dayandırılsa da hukuka da uygun olmalıdır. Bölgede birçok ilçede 24 saat olarak uygulanan sokağa çıkma yasaklarının haftalarca sürdürülmüş olmasına, darbe ve sıkıyönetim dönemleri de dâhil Türkiye tarihinde şimdiye kadar rastlanmamıştır.
2. PKK terörünün boyut değiştirerek bugünkü evreye geçmesinde, AKP hükümetlerinin uyguladığı politikaların büyük bir payı bulunmaktadır. AKP hükümetinin TBMM’ye bilgi vermeksizin yürüttüğü gizli pazarlık sürecinde PKK’nın bugünkü eylemleri için cephane yığınağı yapmasına, hendek kazmasına, dağdan şehre inmesine zemin hazırlamıştır.
3. Yapılan gözlemler, PKK’nın bu günkü mevzileri kazanabilmek, saldırılarını yerleşim birimlerine taşımak için, AKP Hükümetinin ve kamu görevlilerinin bilgisinde, gösterilen hoşgörüden yararlanarak uzun süre hazırlık yaptığını göstermektedir. Bu hazırlıkların hükümetin ve kamu görevlilerinin bilgisi dâhilinde yapıldığını gösteren kimi açıklamalar şöyledir:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Bununla ilgili en önemli itiraf Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan gelmiştir. Erdoğan, 16 Eylül 2015 tarihinde TRT 1 ve TRT Haber ortak canlı yayınında yaptığı açıklamalarda PKK’nın yaptığı bu hazırlıkları Hükümetin nasıl seyrettiğini ve valilere “PKK’ya operasyon yapmayın” talimatı verildiğini itiraf etmiştir.
“Fakat çözüm sürecinde tabii ki valilerimiz kendilerine verdiğimiz talimatlar gereği ciddi manada bu terör örgütlerine karşı şu andaki operasyonlara girmiyorlardı. Belki kendilerine çeki düzen verirler, belki bu şekilde devam etmezler, ama maalesef kendilerine çeki düzen vermediler. Tam aksine bu süreç içerisinde ne yazık ki bir hazırlık safhasının içerisine girdiler. Bu döşenen mayınlar nasıl döşeniyor. Bunca bakın bombalar yerleştirildi. Zırhlı araçlar olduğu halde ve bu zırhlı araçlarla polisimiz askerimiz şehit edildi. Onlarca yüzlerce. Peki, bütün bu hazırlıklar kime karşı yapılıyor? Niçin yapılıyor. Bu terör eylemlerini görmezden gelmeye nereye kadar devam edeceğiz.”
Erdoğan 7 Eylül 2015 tarihinde AHaber TV kanalında ise şu itirafı yapmıştır:
“Güneydoğu da kısmen doğu da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar.”
Başbakan Ahmet Davutoğlu: Başbakan Ahmet Davutoğlu, henüz çözüm süreci bitmemişken, Kasım 2014’te partisinin TBMM Grubu toplantısında “PKK’nın şehirlerin etrafında kendisine has bir düzen kurmaya çalıştığını” şu sözlerle açıklamıştır:
“2013 Mayıs ayında bunu ilan etmelerine rağmen, Türkiye’yi terk edip silahsızlandırma yolunda herhangi bir adım attılar mı? Hayır. Çünkü onlar bu zamanı kazanıp Türkiye’yi tekrar istikrarsızlaştırma çabası içine girdiler. Şehirlerimizin etrafında kendilerine has bir düzen kurma çabası içine girdiler. Eşkıyalık yapmaya kalktılar. Haraç almaya kalktılar.”
Ahmet Davutoğlu, Temmuz 2015’te yaptığı bir açıklamada da PKK’nın çözüm sürecini “yığınak yapmak için” kullandığını söylemiştir:
“2013 Mayısında Türkiye’den çekilmesine karar verilen unsurlar, aksine son iki yıl içinde Türkiye’de kendi yıkıcı yıpratıcı saldırılarını artırabilmek için ciddi bir yığınak yapma teşebbüsüne yöneldiler.”
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç:Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise PKK’nın yaptığı bütün hazırlıklardan haberdar olduklarını 3 Ağustos 2015 tarihinde NTV kanalında yaptığı şu konuşmayla açıklamıştır:
“Silah zaten ellerinden hiç düşmemişti. Biz burada iyi niyetle pek çok şeyi yaptık. Ama onlar üzerlerine düşen hiçbir şeyi yapmadılar. Bizi aldatmış kabul edebilirler. Biz kendimiz aldanmadık her şeyden haberimiz vardı. Ama 78 milyon insanın hatırına, Türkiye’nin hatırına bir gün bu iş çözülecek diye ümitle bekledik. (…) Silahlarıyla her gün köylerde, ama siz bunlara bir şey yapmıyorsunuz. Yani halkın şöyle söylediğini biliyorum üzerinde silah olan bu PKK’lı teröristler karakolun önünden geçiyorlar onlara el sallıyorlardı asker de onlara hiçbir şey yapmıyordu. Durum biraz böyleydi. Ama bunun bir tek sebebi vardı tekrar terörün hortlamaması, siyasi görüşmelerin sonuca ulaşması. Meğerse onlar alay ediyorlarmış. Yani el sallarken, “Biz buradayız bak ha sen de bize karışamıyorsun.”
4. AKP sözcülerinin yaptığı açıklamalar, Hükümetin ve kamu görevlilerinin bildiği bu hazırlıkları görmezden geldiğini, gördüklerini de hoşgörüyle karşıladığını açıkça ortaya koymaktadır.
5. Bölgedeki güvenlik güçleri, önceden önlenme imkânı varken iktidarın aymaz tutumu sonucu cephane deposuna dönüşen bölgede, iktidarın yarattığı olumsuzlukları göğüsleme uğruna, canlarını siper etmektedirler.
6. Bölge halkı, PKK terörü ile iktidarın hukuksuz ve anti demokratik uygulamaları arasına sıkışmış durumda olup, PKK’ya ve iktidara tepkilidir. Halkların Demokratik Partisi’nin bölgedeki siyasal ağırlığı ve bölge halkı üzerindeki etkisi giderek azalmaktadır.
7. Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’ye yapılan suikastla ilgili soruşturmanın ağır aksak yürütülmesi, şimdiye kadar aydınlatılmamış olması ve katillerinin yakalanarak yargıya teslim edilmemesi bölge halkında, sivil toplum örgütlerinde devlete karşı büyük bir güvensizlik oluşturmuştur.
8. Bölgedeki, yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarının temsilcileri ile vatandaşlar, hukukun üstünlüğünün egemen kılınmasını, Kürt sorununa TBMM’de diyalog yoluyla çözüm aranmasını, yaşanan duygusal kopuşun ve kırılmanın geri dönülmez noktaya ulaşmaması için sorunun öncelikli olarak ele alınarak çözümlenmesi gerektiğine inanmaktadır.
9. Yaklaşık 11 bin esnafın ve 100 bini aşkın yurttaşa istihdam sağlayan Sur ilçesinde işinden olan yurttaşların hemen hemen tümü, barış içerisinde bir arada yaşamanın koşullarının oluşturulması ve kin ve nefret eylemlerine son verilmesi için gereken çalışmaların TBMM çatısı altında gerçekleştirilmesini ortak talep olarak dile getirmektedirler. AKP hükümetinin bölgeye yönelik politikalarının bir süre daha bu şekilde devam etmesi halinde bölge halkının zorla bir kopuşa yönlendirileceği savunulmaktadır.
10. Bölge halkı, ekonomik önlemlerden önce barış ve huzur ortamının sağlanmasını talep etmektedir. Bu anlamda en temel ihtiyaçlardan olan sağlık ve eğitim hizmetlerinin yürütülen operasyonlar nedeniyle kesintiye uğramış olması devlete yönelik olarak büyük bir güvensizlik yaratmış durumdadır. Özellikle sağlık ocaklarının karakola dönüştürülmüş olması büyük bir hayal kırıklığı yaratmış durumdadır. Eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi anlamda zorluk çeken yöre halkı hükümetin bölgeye yönelik olarak açıkladığı ekonomik önlemleri anlamsız bulmaktadır. Zira bölge halkı için can güvenliği ekonomik olanlar da dâhil diğer bütün sorunlardan önce gelmektedir.
11. Sur ilçesinin sokağı çıkma yasağı uygulanan 6 mahallesindeki yaşam alanlarının yüzde 80’i enkaz yüzde 20’si ile kullanılamaz haldedir. Sur’daki altı mahallede insanlar kendi ülkelerinde göçe zorlanmışlar ve bu göçten korku nedeniyle yan mahalleler de etkilenmiştir. Yaşanan göç 20-25 bine yakın kişiyi etkilemiştir. Göç eden ilk grup can kaybı ile eşyasız göç etmiş ikinci grup ise bir kısım eşyasını yanına alabilmiştir.
“Sur artık eski Sur olamayacaktır”12. UNESCO tarafından kültür mirası olarak ilan edilen Sur içi yapıların birçoğu tahrip edilmiştir. Paşa Hamamı, Kurşunlu Camii, Surp Dragos Kilisesi, Çardaklı Hamamı, Dört Ayaklı Minare, Keldani Kilisesi bunlara örnektir.
13. Sur artık eski Sur olamayacaktır. Bu gün itibariyle Sur’un yenilenme çalışmaları başlasa bile tahrip olan mahalle ve sokaklarının eski ruhu asla geri gelemeyecektir. Sur’un kendine gelebilmesi beş yıldan önce söz konusu değildir.
14. Mardin’de son yıllarda artan turizm talebine bağlı olarak 5.600’e kadar çıkan yatak kapasitesinin doluluk oranı son olaylardan sonra yüzde 10’a kadar inmiştir. Yıllık ortalama 1 milyona yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Mardin’e son aylarda çok az yerli ve yabancı turistin geldiği gözlenmektedir. İldeki otellerin bir kısmı bu koşullara dayanamayıp kapanmıştır. 700 yurttaşımızın bu nedenle işsiz kaldığı tahmin edilmektedir. Diyarbakır’da da 5 yıldızlı oteller de dâhil Sur ilçesindeki 20
otel kapanmıştır.
15. Bölgede yaşananlar bu illerin dış ticaret hacmini büyük ölçüde azaltmıştır. Örneğin Diyarbakır’ın 2015 yılı Ocak ayında 15,1 milyon dolar olan ihracatı yüzde 22 oranında azalarak 2016 yılı Ocak ayında 11,8 milyon dolara inmiştir. Mardin’in ihracatı yine aynı aylar itibariyle yüzde 17 azalarak 63,4 milyon dolardan 52,5 milyon dolara gerilemiştir.
16. Diyarbakır ve Mardin, Türkiye’nin en yüksek işsizlik oranlarının yaşandığı iller arasındadır. TÜİK’in 2014 yılına ilişkin olarak bölgesel bazda açıkladığı işsizlik oranları, Türkiye genelinde yıllık ortalama yüzde 9,9 olan işsizlik oranının Diyarbakır’da yüzde 17,4, Mardin’de ise yüzde 24 düzeyinde olduğunu göstermektedir. İstihdam oranı, diğer bir anlatımla çalışanların çalışabilecek yaştaki nüfusa oranı Diyarbakır’da yüzde 35, Mardin’de ise yüzde 28’le Türkiye ortalamasının oldukça altındadır. Dolayısıyla bu illerde istihdamda yaşanan azalma çok geniş bir nüfusu olumsuz etkilemektedir.
17. Olayların böyle devam etmesi bölgedeki yurttaşlarda giderek derinleşen bir duygusal kopuşa yol açmaktadır.
Vişne Haber Ajansı
ETİKETLER : türkiye gerçeği, vişne haber ajans, vişne ajans, istanbul gerçeği, türkiye haberleri, son dakika haberler, istanbul haberleri, sondakika, CHP’den Diyarbakır raporu: Duygusal kopuş yaşanıyor, chp, diyarbakır, mardin, rapor, sur, www.istanbulgercegi.com