loading
close
SON DAKİKALAR

CHP'li Keskin'den Erdoğan'a ortaya koyduğun iddiayı kanıtla

CHP'li Keskin'den Erdoğan'a ortaya koyduğun iddiayı kanıtla
Tarih: 27.03.2013 - 08:43
Kategori: Siyaset

CHP'li Keskin, Başbakan Erdoğan’a, “Haysiyetliysen, onurlu bir insansan CHP hakkında ortaya koyduğun iddiayı kanıtla” diye seslendi...

CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin Samanyolu Haber’in canlı yayınında Başbakan Erdoğan’a, “Haysiyetliysen, onurlu bir insansan CHP hakkında ortaya koyduğun iddiayı kanıtla” diye seslendi

Genel Başkan Yardımcısı Keskin’in Burcu Şentürk’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle ;

“Burcu ŞENTÜRK- Sayın seyirciler, akil adamlar komisyonu nasıl kurulacak, bu komisyon kaç kişiden oluşacak, geri çekilmeyle ilgili bir yasa çıkartılacak mı? Aslında siyaset çok önemli konuları konuşuyor. Yine İsrail – Türkiye ilişkileri normalleşecek mi? İsrail’in özür dilemesinin ardından süreç nasıl işleyecek. Gündemi değerlendirmek üzere bugün Ankara’dan bir konuğumuz olacak. CHP Genel Başkan Yardımcısı, CHP Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin programımıza katılıyor. Hoş geldiniz Sayın Keskin yayınımıza öncelikle.

Adnan KESKİN- Hoş bulduk Sayın Şentürk, iyi yayınlar diliyorum.

Burcu ŞENTÜRK- Çok teşekkürler. Şimdi tabi gündem aslında akil adamlar komisyonu. Muhalefet kanadından bu komisyona dair projeden umutlu olmadıkları yönünde açıklamalar geliyor. İşte CHP kanadından meclisteki partiler 12 kişilik bir komisyon kursun önerisi vardı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Faruk Loğoğlu böyle bir fikir ortaya koymuştu. Siz neler söylersiniz? Bu akil adamlar komisyonuna ilişkin tartışmaları siz nasıl değerlendirirsiniz?

Adnan KESKİN- Önce izin verirsen bir parantez açmak istiyorum. Barış zor elde edilen bir süreçtir, bir neticedir. Barışı yakalayabilmek için herkesin üslubuna özen göstermesi, daha dikkatli bir üslup kullanması, barışa katkı yapacak herkesin bu süreçte görev almasını sağlayacak bir anlayışın takip edilmesi gerekmektedir. Barış ararken duygusallığa kapılıp hamaset nutuklarıyla siyasi rekabetlerle barış sürecine katılması gerekenleri suçlamak barışa yarar getirmez, katkı sağlamaz. Son günlerde bir üslup geliştiriliyor. Zamanın ruhuna uymak diye. Siyasal iktidarın yaptıklarını kabul etmek anlamına gelen bu yaklaşım maalesef barış sürecine zarar veriyor. Siyasal iktidarın takip ettiği yolu, aldığı kararları eleştirmek zamanın ruhuna aykırı olduğu için o insanlar barışa karşı gibi takdim ediliyor. Yanlışlıkları eleştiren insanlar adeta ülkede kan dökülmesini isteyen insanlar gibi algılanıyor. Bu yaklaşım doğruları yakalamada zorluklar çıkarıyor.

Bakınız, Sayın Başbakanımız birkaç gündür bir üslup takip ediyor. Eskişehir’deki yaptığı konuşmada DHKP-C operasyonundan sonra kalktı kendi yardımcısıyla beraber Cumhuriyet Halk Partisinin DHKP-C’yle işbirliği içerisinde, dayanışma içerisinde olduğunu. Başbakanımız orada çıkıyor diyor ki, iftira etmek suçtur, günahtır, ayıptır, siyasetçi yalan söylememelidir, iftira etmemelidir. Bu iftirayı yapanları eğer kanıtlayamazsa namert olarak algılarım, yorumlarım diyor. Şimdi bu üslupla barışa Cumhuriyet Halk Partisinin katkı yapmasını isteyen insanların böyle bir talepte bulunmaya hakkı var mıdır? Şimdi bende Sayın Başbakana buradan sesleniyorum. Sayın Başbakan, Cumhuriyet Halk Partisiyle ortaya koyduğun bu iddiayı haysiyetliysen, onurlu bir insansan lütfen ortaya koy. Daha öncede sen Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili böyle suçlamalar yaptın. Almanya’da bir vakıftan Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinin para aldığını ve bazı müteahhitlere usulsüz ihaleler vererek PKK’ya kaynak aktardığını iddia ettin. O iddianda başlıkta kaldı. Şimdi o iddianı, bu iddianı ispatlayamazsan, kanıtlayamazsan namert bir insan olarak sende kamuoyunda takdim edileceksin. Bizde seni böyle tanıyacağız. Bir ülkenin Başbakanı ana muhalefet partisine saldıracaksınız, yavru muhalefete saldıracaksınız, elinizde kanıt olmadan o insanları yerden yere vuracaksınız, sonra televizyon ekranlarına çıkacaksınız barış meleği kesilerek insanları kandırmaya çalışacaksınız.

Bakınız şimdi akil adamlar konusuyla ilgili yaptığı işte tamamıyla Cumhuriyet Halk Partisinin iyi niyetle, barışın gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğumuz siyasi iklimin oluşmasını sağlamak amacıyla yapmış olduğu öneriyi sulandırarak, özünden uzaklaştırarak kendi talimat ve buyruklarıyla hareket edecek bir komisyon kurmaya çevirmiştir. Bizim parti olarak baştan buyana bir iddiamız var. Türkiye’de 30 yıldır Türkiye’nin gündeminden düşmeyen, sürekli bir şekilde kanayan bir yara olarak canlılığını ve diriliğini koruyan şiddetin, terörün Türkiye insanının gündeminden uzaklaşması için önce bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Bu toplumsal uzlaşmanın önderliğini yapması gereken siyasi organizasyon, partide iktidar partisidir. İspanya’ya bakınız, İngiltere’ye bakınız, bu sorunun çözülmesinde iktidar partisi, muhalefet partileri işbirliği yapmıştır, onlara kendi çözüm reçetelerini götürmüştür. Onların önerilerini, isteklerini, taleplerini dikkate alarak ulusal bir mutabakatla bunu çözmüşlerdir. Cumhuriyet Halk Partisi dünyada yaşanan bu olayları çok doğru ve sağlıklı değerlendirdiği için daha bu süreç başlamadan çok evvel Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı çalışma arkadaşlarıyla beraber AKP’nin Genel Merkezini ziyaret etmiş, onun Sayın Genel Başkanına bu yolda izlenmesi gereken yöntemle ilgili kendi anlayışlarını sunmuştur.

Bu yöntemin birincisi; TBMM’de bir uzlaşma komisyonu kurulmasıydı. Bu uzlaşma komisyonunun talimatlarıyla bu uzlaşma komisyonuyla işbirliği, dayanışma içerisinde de bir akil adamlar komisyonu kurularak devleti hukuk dışına itmeden bu sorunun çözümünde ulusal mutabakatı sağlayacak bir yaklaşımla el atılmasını öngörmüştü. Bütün siyasi partilerin mensuplarının içinde yer aldığı uzlaşma komisyonu akil adamlarla çalışarak bu konuda hem devleti hukuk dışına itilmekten alıkoyacaktı, hem de siyasetle sivil toplum kuruluşları toplumda kanaat önderi durumunda olan insanlar bir uzlaşmayla, bir barış üslubuyla özenle, itinayla bu olayı gerçekleştirecekti. O tarihlerde Cumhuriyet Halk Partisinin önerisini reddeden, bu öneri kendine ulaştığında MHP ve BDP’yi yerden yere vuran, saldıran, onları suçlayan Sayın Başbakan şimdi bütün bu söylediklerini unutarak yeniden barış meleğine soyunarak ama bu öneriyi sulandırarak bu komisyonun tamamıyla kendi talimatları, kendi buyrukları çerçevesinde hareket edecek bir konuma getirmiştir. Ne toplumsal mutabakat sağlanabilir burada, ne de parlamento bu konuda müdahale edecek bir noktaya gelir.

Şimdi Sayın Başbakan zaten hazırlıksız olarak bir yola çıkmıştır. Şimdi öne derhal Türkiye’nin terk edileceğinden, PKK militanlarının terk edeceğinden bahsediliyordu. Şimdi silahların susmasına geldi. Şimdi Sayın Başbakan bu konuda hangi anlaşmayı yapmıştır, hangi sözleri vermiştir? Türkiye’deki devlet biçimiyle ilgili hangi taahhütlerin altına girmiştir? Anayasanın başlangıç hükümlerinden 4 maddeyle ilgili bir taahhüdü olmuş mudur? İki; terk edecek insanlar nereye gideceklerdir? Suriye’ye mi gideceklerdir, Irak’a mı gideceklerdir? Bunların silahları ne olacaktır? Barış görüşmeleri sürecinde devam ederse, herhangi bir şekilde barış süreçlerinde herhangi bir olumsuzlukla karşılaşıldığında lojistik destek alarak, ekonomik güç alarak, morallerini tazelemiş olarak ayakta kalacak olan PKK militanlarının bu sürecin olumsuz bir şekilde noktalanmasında hangi güçlüklerle Türkiye karşılaşacaktır? Bu konularda Sayın Başbakan hiçbir kimseye bilgi vermeden, bizim bilmediğimizi PKK militanları biliyor, Karayılan biliyor, Abdullah Öcalan biliyor, BDP biliyor birde Tayyip Erdoğan biliyor. Masanın bir tarafında Sayın Başbakan, öbür tarafında Abdullah Öcalan, ikisi konuşuyorlar, tartışıyorlar, kendilerine göre Türkiye Cumhuriyeti devletinin alacağı biçimi konuşuyorlar, ana değişikliğiyle ilgili al gülüm, ver gülüm pazarlıklar yapıyorlar. Sayın Başbakanın Abdullah Öcalan’a başkanlık sistemine okey demesi karşılığında neler vermiştir? Abdullah Öcalan’ın açıklanan mektubunu lütfen herkes dikkatle bir okusun. Suriye’yi, Irak’ı, Türkiye’yi içine alan yeni oluşum ne kastediliyor? Sınırlar misak-i milli sınırları nereye kadar götürülüyor? Burada amaçlar nedir? Bütün bunlar kapalıdır, bütün bunlar bizim bilgimiz dışındadır. Bu süreç nasıl başlayacaktır? Nasıl işleyecektir? TBMM’nin rolü ne olacaktır? Şimdi Sayın Başbakan ve yandaş medya, AKP’nin sözcüleri pembe bir tablo çiziyorlar. Ama Kuzey Irak’tan, Kandil’den Karayılan’ın konuşması çok farklı geliyor. Bizim diyor, Türkiye’deki diyor militanlarımızı çekebilmeleri için parlamentonun güvenlik sağlayan kararlar alması gerekmektedir. Hatta diyor bazen ulaşamadığımız, uzak mesafedeki kuzeydeki diyor militanlarımızın orada kalması da gerekebilir. Yani Güneydoğu Anadolu’da yer tutan bazı PKK militanlarının istihbarat amaçlı, belki de ihtiyaç duyulduğunda eylem koymak için orada kalacaklarını söylüyor.

Bütün bunlar fulü bir ortamdayken Başbakanın kalkıp da hamaset nutuku sıkarak, orayı burayı suçlayarak ve bu konuda yaptığı bir tek şey var. Bana güveniniz diyor. Elbette ki bir ülkenin Başbakanına güvenilebilir. Ama o Başbakanın güven konusundaki sabıka dosyası çok kabarıksa, bu konuda geçmişte söyledikleriyle şimdiki uygulamaları çok çelişkiliyse Sayın Başbakanın hiçbir kimseden kendine güveni talep etmeye hakkı yoktur.

Bu Başbakan değil midir, bakın size bir şey hatırlatacağım. Ankara’da 2009 yılında yapılan yerel seçimler vardı. Bu yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisinin başkan adayı Murat Karayalçın’dı. Murat Karayalçın Diyarbakır’da Kürt yurttaşlarımızın temel hakları, özgürlükleriyle ilgili yapmış olduğu bir konuşmayı bu Başbakanın partisi binlerce, onbinlerce çoğaltarak Ankara’daki seçmenlere dağıttılar Cumhuriyet Halk Partisinin Kürtlerle iç içe olduğunu, PKK militanlarının destek verdiğini ortaya atarak kendi partilerine haksız bir şekilde prim topladılar. Şimdi ben buradan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum. Ey Sayın Başbakan, o zaman Türkiye’de bu Kürt yurttaşlarımızın yaşadığının farkında değil miydin? Bu bantlar dağıtılırken niçin engellemedin, niçin Kürt yurttaşlarımızın demokratik hak ve özgürlüklerini isteyen insanlarla ilgili bu insana haksızlıklar yaptın. Sayın Başbakan siz değil misiniz PKK militanlarıyla BDP milletvekilleri yolda karşılaşıp sarıldıklarında PKK militanlarıyla kucaklaşan insanların parlamentoda yer alamayacağını, bunların dokunulmazlığının kaldırılması gerektiğini Türkiye’nin gündemine taşıyan siz değil misiniz? Siz değil misiniz ki demokratik yollarla seçilmiş olan BDP milletvekilleri PKK’nın parlamentodaki uzantısı olarak niteleyen. Bu konuda Kürtlerle ilgili bu kadar olumsuz sözler söyleyen, Kürtlerle ilgili bu kadar art niyetli bir üslup kullanan Sayın Başbakan şimdi başınıza ne düştü, taş mı düştü de gökten birden görüş değiştirdiniz.

Burcu ŞENTÜRK- Sayın Keskin şimdi PKK’nın silahlı çekilmesine ilişkin aslında yasal düzenleme tartışılıyor. Bu konu tabi çok gündemde aslında BDP ve PKK kanadından gelen açıklamalara baktığımızda hep 99 yılında yaşanan o çekilme dönemine ilişkin atıfta bulunuluyor. Siz böyle bir endişeyi haklı buluyor musunuz? Nasıl görüyorsunuz?

Adnan KESKİN- Bakınız şimdi o tarihte şimdi bunlar görüşülmediyse, bu konuda şimdi Kandil’den farklı sesler geliyor. Bu konuda TBMM’nin muhatap olması isteniyor. Yani Cenevre savaş sözleşmesinin hükümleri uygulanarak PKK ve Abdullah Öcalan meşrulaştırılarak devletin karşısında barış görüşmeleri yapan kurum ve kişi haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu çok olağanüstü…

Burcu ŞENTÜRK- Meclisin devreye girmesi gerekli midir peki size göre? Meclis devreye girmeli midir?

Adnan KESKİN- Şimdi herhalde bu konuda iktidarın bir düşüncesi vardır. Nasıl çıkaracaktır, bu konuda parlamentoya… Şimdi iktidar diyor ki, hayır parlamentoya böyle bir önerinin getirilmesine gerek yok. İktidar olarak biz bunun muhatabıyız. Bakın burada da ayrı bir çelişki çıkıyor. Anımsarsanız Oslo görüşmelerinde, Habur görüşmelerinde bazı bilgiler kamuoyuna yansıdığında dürüstlük taslayan Başbakan çıktı dedi ki bu haberleri çıkaran insanları bunu ispatlayamazsa şerefsizdir dedi. Biz muhatap değiliz dedi. Devlet muhatap dedi. O tarihlerde Sayın Başbakan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olduğunu unuttu, devleti kendisinin yönettiğini, yönlendirdiğini unuttu ve işi devletin sırtına pas attı. Şimdi bir şeyde teşekkür etmek gerekiyor. İlk defa hükümetin bu konuda muhatap olduğunu, görüşmelerin hükümet tarafından götürüldüğünü ve gerekli önlemleri hükümetin alacağını söylemektedir. Tabi ki, hukuki bir takım sıkıntılar, bir takım güçlükler vardır. Şimdi çıkan kişilerin Türkiye’yi terk ederken görevli güvenlik görevlilerinin görevlerini yapmaması ilerde onlarla ilgili bir takım hukuki sıkıntılar yaratabilir. Niçin görevinizi yapmadınız diye o kişilerle ilgili savcıların soruşturma yapması muhtemeldir.

Bütün bunlar AKP’nin bu konuda ciddi bir çalışma yapmadığını, bir alt yapı oluşturmadığını, tamamıyla yaklaşan başkanlık seçiminde kamuoyundan haksız bir şekilde bir iklim oluşturarak başkanlığı kotarmaya yönelik bir yaklaşım içerisinde olduğunu görüyorum. O nedenle Başbakan suçluların telaşı içerisinde herkesle kavga ediyor, herkesi suçluyor. Bir Başbakana yakışmayacak bir üslupla namertlikle suçluyor, iftira atmakla suçluyor. Ama iki dakikanın içerisinde çelişkiden kurtulamıyor. Başka bir süreçte bir yasal siyasi partiyi 90 yıldır ayakta kalmış şiddetle, terörle hiçbir zaman ilişkisi olmamış Cumhuriyet Halk Partisini DHKP-C’yle aynı çizginin içerisinde yorumlayacak kadar vicdansızca davranabiliyor. Böyle bir Başbakana niçin güvensin Türkiye insanı, niçin güvensin Cumhuriyet Halk Partisi? Niçin Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir Başbakanın önünde lokomotifi olduğu Katar’a vagon olarak takılsın? Niçin Cumhuriyet Halk Partisi karanlıklar peşinde…

Burcu ŞENTÜRK- Sürece bakacak olursak yasal zemine gereklilik duyuluyor bir taraftan ama şu şartlar altında da anayasaya aykırı olduğu için hükümetin gündeminde olmadığı görüşü hakim. Bu noktada aslında belki akil adamlar komisyonu çok önemlide bir rol teşkil edebilir ama siz görüyorum ki aslında akil adamlar komisyonunun çözüme odaklı olmayacağı kanaatindesiniz. Böyle bir komisyon nasıl bir yapıda olmalı, nasıl çalışmalı size göre?

Adnan KESKİN- Aynı kanaatte değilim. Oluşma biçimi yanlıştır. Bakınız, mecliste 3 tane siyasi parti. İnsan bu siyasi partilerin görüşünü almadan, bir toplumsal uzlaşmayı sağlamadan dün gazeteden kovdurduğu yazdığı bir yazı nedeniyle gazeteden kovdurduğu bir kişiyi gelip de gönlünü almak gibi yapay bir gerekçeyle, duygusal bir yaklaşımla akil adamlar oluşturmaya kalkarsanız o akil adamların siyasetle bağlantısı olmaz. O akil adamların toplumda saygınlığı olmaz, o akil adamların ürettiği çözüm reçeteleri böyle bir toplumsal uzlaşmaya dayanmadığı için toplumdan gerekli desteği olmaz. Biz akil adamların kurulmasını istiyoruz. Ama önce mecliste bir uzlaşma komisyonu olsun. MHP’de içinde yer alsın, BDP’de içinde yer alsın, CHP’de içinde yer alsın. İlk toplumsal uzlaşmanın adımı atılsın sonra bu uzlaşma komisyonunun dayanışma içerisinde, diğer siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınarak bir akil adamlar ortaya çıkarılsın. Sayın Başbakan AKP’nin yönetici kadrosuyla oturacak kendi kendine bir akil adamlar ataması yapacak. Amacı da bu konuda tamamıyla kendi talimatları, buyrukları doğrultusunda bu süreci götürmek olacaktır. Böylesine tek başına yolda yürümeye karar veren, muhalefeti dinlemek ihtiyacı duymayan bir ülkenin Başbakanının dönüp de muhalefet partilerinden katkı istemesi yapılabilecek en büyük ayıptır, en büyük yanlışlıktır. Önce yardım isteyen insan muhalefet partilerine gelir bu konuda ne düşündüğünü, hangi çalışmaları yaptığını, hangi hazırlıkları öngördüğünü, hangi çözüm reçeteleriyle bu sorunun çözülmesi için yaptığı hazırlıkları bilgi verir ondan sonra o muhalefet partilerinin görüşünü ister. Başbakan muhalefeti falan katmak istemiyor. Başbakan kendine göre bir Pirus zaferi elde etmeye çalışıyor. Ben bu işi çözdüm öyleyse başkanlık seçimi geldiğinde anayasayı da değiştirerek ben tek seçici gibi bir devlet başkanı olmak istiyorum diyor. Diktatörlüğünün hukuki çerçevesini hazırlama amacının içerisinde.

Burcu ŞENTÜRK- Şimdi aslında bu sürece biraz baktığımızda tabi birçok konunun, birçok kavramın, kurumun çok tartışılacağı, birçok yapının aslında bir anlamda yeniden tartışılacağı bir dönem. Türkiye’nin tecrübe etmediği bir süreçte deniyor. Bu şekilde de yorumlar geliyor. Aslında hep işte bir komisyonun kurulmasından bahsediyoruz çözüm sürecinde ama mevcut olan yapılarında belki yeni bir başlangıca hazırlanması gerekiyor. Bu da çok önemli bir nokta. Üzerinde durulması gereken bir nokta. Yeni bir başlangıcı hazırlanmak öncelikli olarak size göre nereden başlamalı, nasıl bir değişiklik olmalı? Nedir burada bakış açınız?

Adnan KESKİN- Bakınız, bu konuda biliyorsunuz yeni bir oluşumdan bahsediliyor. Asureleri, Arapları, Kürtleri içine alan yeni bir oluşumdan. Ve misak-i milli hudutlarının genişletilmesinden söz ediliyor. Böyle bir projenin devreye sokulmasında Ortadoğu gibi emperyal güçlerin menfaatlerinin çatıştığı bir süreçte devleti yönetenlerin böylesine hayaller peşinde koşmadan ayakları yere basan, tarihi, geçmişi iyi değerlendiren, Ortadoğu’daki büyük devletin çıkarını iyi hesap etmesi gerekiyor. Önce Sayın Başbakanın bu mektupta öngörülen siyasi çerçeveyle ilgili düşüncesini açıklaması gerekiyor. Sınırların genişletilmesiyle ilgili düşüncesini açıklaması gerekiyor. O mektupta öyle ilginç şeyler var ki, bütün bu saydığım etnik unsurlar yan yana gelerek kendileriyle ilgili ortak kararların alınması öngörülüyor. Bu konularda iktidar partisi suskunluğunu koruyor. Bu konuda ne düşündüğünü söylemiyor. Gerçekten bu mektubu kendileri mi yazdılar da İmralı’ya gönderip oradan gelip okuttular? Çünkü Sayın Başbakan diyor ki, bizim görüşlerimizin tekrarı diyor. Yıllardır bizim söylediklerimizin diyor tekrarıdır bu açıklama, mektuptakiler diyor. O zaman anlaşılıyor ki mektupta devletin şekliyle ilgili önemli bir uzlaşma olduğu anlaşılıyor. İki; sınırlarla ilgili bir görüşmenin yapıldığı anlaşılıyor. Üç; Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasanın ilk 4 maddesindeki yer alan hükümlerin dışına çekilecek bir anlaşmanın, bir görüşmenin yapıldığı anlaşılıyor. Şimdi bu konularda Başbakan susuyor. Sordukça Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı içtenlikle, samimiyetle bu konularda Sayın Başbakanın ne düşündüğünü, ne görüştüğünü, İmralı tutanaklarında ortaya çıkan iddialarla ilgili yorumunu öğrenmek istiyor. Bir ana muhalefet partisinin bunları öğrenmek hakkıdır. Bu bilgiler verilmezse Başbakan televizyon ekranlarına çıkıp sağı solu suçlamasın. Tarih çöp sepetine gitmekten kurtulamayacaktır.

Burcu ŞENTÜRK- Peki teşekkür ediyoruz, sağ olun yayınımıza katıldınız.

Adnan KESKİN- Bende teşekkür ediyorum efendim.


Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları