CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, iktidarın, toplumun biat etmeyen, boyun eğmeyen muhalif tüm kesimlerine karşı bir cinnet duygusu içerisinde hareket ettiğini söyledi...
CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, iktidarın, toplumun biat etmeyen, boyun eğmeyen muhalif tüm kesimlerine karşı bir cinnet duygusu içerisinde hareket ettiğini, aynı 12 Eylül 1980 darbesindeki gibi bir linç kampanyası ve cadı avı başlattığını söyledi. 12 Eylül’ün çocuklarının Türkiye’nin içine sokulduğu süreçte amacına ulaşmış bir darbenin tüm sonuçlarını halka yaşattığına değinen Yılmaz, “Biz bugün, amacına ulaşmış ve diktasını inşa etmiş bir darbenin ülkemize yaşatabileceği tüm zulmü iliklerimize kadar, tüm yurttaşlarımızla beraber yaşıyoruz. O nedenle meydanlarda söyledik, TBMM’de de söylüyoruz: Ne darbe ne de dikta diyoruz” dedi.
“BİZ SOLCULAR DARBELERDEN ÇOK ÇEKTİK”
Yılmaz, 405 sıra sayılı MEB Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde bir konuşma yaptı. “Ülke olarak, hele biz solcular olarak darbelerden çok çektik. Toplumsal ve bireysel hafızalarımız darbelerin yarattığı tahribatların izleriyle doludur. O nedenle de 15 Temmuz’dan bugüne hepimiz darbeyi atlattığımıza çok seviniyoruz” sözleriyle konuşmasına başlayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Seviniyoruz çünkü darbe engellenmeseydi, aynı 12 Eylül’de olduğu gibi Parlamento kapatılabilir, işlevsizleştirilebilir, Kaçak Saray’ı ele geçirecek olan konsey başkanı Anayasa’yı askıya alabilir, ülkeyi genelgelerle, kanun hükmünde kararnamelerle yönetebilirdi. Darbe sürecindeki tüm uygulamaları için sorumsuzluk hükümleri getirebilirdi. Sonrasında, ihtiyaçlarına özel bir anayasa çalışmasına girişebilirdi. Bununla da kalmaz, bir savaşın içinde kendimizi bulabilir, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler askıya alınabilir, altmış yıllık Avrupa Birliği’ne üye olma düşümüzden koparılabilir, üyelik müzakerelerimiz dondurulabilirdi. Darbe engellenmeseydi partilerin genel başkanları ve milletvekilleri tutuklanıp ülkenin bir ucundan ta diğer ucuna gönderilebilirdi. Belediye başkanlarının yerine sıkıyönetim komutanları veya olağanüstü hâl valileri atanabilirdi. Sayın milletvekilleri, darbenin engellenmiş olmasına hepimiz, hep birlikte çok seviniyoruz!”
“DARBEYİ, DARBELERDEN ÇOK ÇEKEN HALK ÖNLEDİ”
Darbenin engellenmiş olmasının öncelikle telefonla canlı yayın yaparak, insanları darbeye karşı direnmeye çağıran Cumhurbaşkanı’na borçlu olunduğunun söylendiğini vurgulayan Yılmaz, “Darbenin engellenmiş olmasını yine, gizlice Anadolu’ya geçip, Kastamonu’da darbeye karşı direnişi örgütleyen Başbakan’a borçluymuşuz diyorsunuz ve keza bir gecekonduda saklanıp oradan darbeye karşı direnen Melih Gökçek’e borçluymuşuz diyorsunuz. Oysa ki öyle değil. Biliniz ki darbeyi, darbelerden çok çeken halkımız önlemiştir, biz onlara borçluyuz” diye konuştu.
12 EYLÜL’Ü TEKRAR ETTİREN UYGULAMALAR NEYİN NESİ?
Yılmaz, darbenin engellenmiş olmasına herkesin sevindiğini belirterek, “Ancak, madem ki darbe engellendi, 12 Eylül cuntasının uygulamalarını tekrar eden bu uygulamalar neyin nesi, bunu her gün daha çok, daha çok soruyoruz” dedi. Kendisinin 12 Eylül’ü iyi hatırladığını vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O dönemde 3 bin 854 öğretmen açığa alınmıştı, 9 bin 400 memur ihraç edilmişti. Bugün, 38 bin öğretmen, 100 bin memur ihraç edildi; 50 bin kişi tutuklandı, 2 bin 600 yurt ve okul kapatıldı, yüzlerce şirket ve işyerine el konuldu. Darbeyi atlattık ama peki yaşadıklarımızın darbe günlerinden ne farkı var, soruyoruz. 12 Eylül’ün o karanlık günlerinde 47 hâkim ve savcı ihraç edilmişti. Bugün, 5 binin üzerinde hâkim ve savcı ihraç edildi. O günleri ben iyi hatırlıyorum, 13 büyük gazete için 303 dava açılmıştı, 31 gazeteci cezaevine konulmuştu; bugün de 160 medya kuruluşu kapatıldı, 142 gazeteci tutuklu. Darbeyi atlattık ama peki yaşadıklarımızın darbe günlerinden ne farkı var, soruyoruz. Biz, iyi ki darbe olmadı diye hep birlikte sevinirken iktidar da darbeyi, Allah’ın bir lütfu olarak görüp ilan etti. Uygulamalarından görüyoruz ki gerçekten de darbecilerle menzilleri aynıymış. Biz de gördük, anladık, ha darbe ha dikta, sonuçları aynıymış.”
Vişne Haber Ajansı