DEM Parti, Parti Meclisi'ni 33 isim ile yeniledi; DEM Parti'de Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları yeniden Eş Genel Başkan seçildi

DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongrede, 80 kişiden oluşan PM'ye yeni 33 üye seçildi.
DEM Parti'de Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları yeniden Eş Genel Başkan seçildi
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi'nde Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, geçerli 535 oyun tamamını alarak yeniden Eş Genel Başkan seçildi.
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongrede yapılan Eş Genel Başkanlık seçiminde Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, geçerli 535 oyun tamamını aldı.
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi'nde Parti Meclisi (PM), Merkez Disiplin Kurulu (MDK) ve Uzlaşma Kurulu'nun asli ve yedek üyeleri de belirlendi. Kongrede, 80 kişiden oluşan PM'ye yeni 33 üye seçildi.
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongrede, 80 kişiden oluşan PM'ye yeni 33 üye seçildi.
Kongrede, PM'ye yeni giren isimler arasında Asiye Kolçak, Ayfer Fatma Çelik, Aylin Hacaloğlu, Berdan Gündüz, Berivan Elter, Berna Çelik, Besriye Tekgür, Cemile Turhallı, Çiğdem Köse, Doğan Erbaş, Ekaterini Nikolaо, Ekrem Baran, Elif Çoban, Emin Orhan, Eylem Saruca, Fikret Melih Çolakoğulları, Hakkı Saruhan Oluç, Hasip Şan, İbrahim Ateş, Mehmet Resul Baykara, Metin Kılavuz, Muhsin Dalfidan, Nayif Bulğa, Ömer Kulpu, Sabuha Akdağ, Sadet Fırat, Sedat Şenoğlu, Sevda Çelik Özbingöl, Seyfettin Aydemir, Sezgin Kartal, Turkut Çatar, Vaysi Unat ve Zeyyat Ceylan yer aldı.
Merkez Disiplin Kurulu'nda ise Bedia Boran Bulut, Cumhur Ege, Emine Akyazılı, Eylem Arzu Kayaoğlu, Hüseyin Gözen, Metayin Demir ve Zeynep Nilgün Salmaner asil üye olarak seçildi. Pirozhan Karali Güler ile Sedat Bilgin ise MDK yedek üyeleri oldu.
Uzlaşma Kurulu'nun asil üyeliklerine Ayşe Erdem, Fatma Ayparçası, Gonca Yangöz, Mehmet Salih Yıldız ve Nevzat Anuk seçilirken, Deniz Yalçın ile Naif Eroğuz yedek üye olarak belirlendi.

Hatimoğulları: Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu gelin hep beraber yürüyelim
DEM Parti 5.Olağan Büyük Kongresini bugün Ankara'da gerçekleştirildi. Kongrenin açılış konuşmaları DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan tarafından yapıldı.
Hatimoğulları şunları söyledi:
Bu coşku barışa olan inancın, İmralı’da açılan kapının ne kadar güçlü sahiplenildiğini gösteriyor
Marhaba Dicle’nin kıyısında tarlasına giden çiftçiye, Çukurova’nın kavurucu sıcağında alın teri döken tarım işçilerine selam olsun! Ege’nin zeytinliklerinde emek verenlere, Karadeniz’in yamaçlarında yaşamı sürdürenlere selam olsun! İç Anadolu’nun bozkırlarında toprağa umut ekene, İstanbul’un sabah karanlığında servise yetişmeye çalışan emekçilere; memleketin dört bir yanındaki bütün işçilere, emekçilere, yoksullara, barınamayanlara selam olsun! Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Laz, Ermeni, Roman, Süryani; Alevi, Sünni, Êzidî, Hıristiyan bütün farklı halklardan ve inançlardan 72 millete selam olsun! Bu yaşamın ve mücadelenin en ağır yükünü sırtlayan, en önde duran, yaşamın her alanında en ağır bedeli ödeyen kadınlara; Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine selam olsun! Selam olsun İstanbul Sözleşmesi için “Asla yalnız yürümeyeceksin” diyen kadınlara! Selam olsun “Jin Jiyan Azadî” felsefesini Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya duyuranlara! Selam olsun Clara Zetkinlere, Rosa Luksemburglara, Şirin Tekelilere, Pakizelere, Sevelere, Fatmalara! Selam olsun devrimci, sosyalist, yurtsever mücadeleyi bu topraklarda yeşertenlere! Mustafa Suphilere, Behice Boranlara, Dr. Hikmet Kıvılcımlılara, Denizlere, Mahirlere, İbolara, Mazlumlara, Sakinelere binlerce kez selam olsun! Selam olsun barış mücadelesinin emektarı Sırrı Süreyya Önder’e! Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza! Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Leyla Güven, Ayşe Gökkan şahsında cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsaklara selam olsun! Selam olsun bu memlekette barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Öcalan’a! Bu salondaki bu kararlılık ve coşku barışa olan inancın, İmralı’da açılan kapının partimiz tarafından ne kadar güçlü sahiplenildiğinin de göstergesidir.
Sözlerime başlarken dün akşam aldığımız bir elim haberi sizinle paylaşacağım. Ağrı Belediye Eş Başkanımız Mehmet Akkuş tedavi gördüğü hastanede yaşamını kaybetti. Buradan Mehmet Akkuş’un ailesine, Ağrı halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Hepimizin başı sağ olsun.
Enternasyonalist bir barış mücadelesini örmek son derece önemlidir
Değerli yoldaşlar, üç yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse dünya yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedeli açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken, bütün dünyayı ve özelde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail’in Gazze işgali devam ediyor. ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş Körfez ülkelerine kadar yayıldı, ekonomik etkisiyse bütün dünyayı sardı. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hala yeni düzenini arıyor. Suriye’de Aleviler, Dürziler, Hıristiyanlar hala ağır tehdit altında. Rojava şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor. Büyük göç dalgaları yaşanıyor, küresel iklim krizi derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırıyor. Yapay zekânın geldiği boyut ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor. Enerji koridorları, yeni çatışma alanları; nadir toprak elementleri ise yeni bir dünya savaşının çağırıcısı haline geliyor. Sistem bu çoklu kriz halini yönetebilmek için baskı rejimlerini güçlendiriyor. Dünya erkek egemen, sağcı, ırkçı, milliyetçi, otoriter bir dalganın etkisi altında. Türkiye bu dünyadan ayrı bir ada değil; tam tersine, dünyanın en hareketli coğrafyalarından biridir. Bir tarafında Doğu Akdeniz’deki sıcak gelişmeler, diğer tarafında Karadeniz’deki top ve mermi sesleri. Balkanlardaki gerilimlerin, Asya’daki kavgaların sesi Türkiye’nin kalbinden duyuluyor. Böyle zamanlarda bir toplumun en büyük gücü barıştır. Dünyadaki bu gelişmeleri değerlendirirken sadece emperyalizmin gelişmeleri bakımından ve onların tarafından değerlendirirsek eksik kalır. Bu ağır koşullara karşı halkların, toplumların mücadele dinamiklerinin büyüme olasılıklarını görmeliyiz, değerlendirmeliyiz ve buna göre yol almalıyız.
Siyasetin dili ve örgütlenme yöntemleri değişiyor, biz de değişmek zorundayız
Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, bizler içeride 100 yıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Tercih olmaktan çıkarıp bunu bir zorunluluk olarak görmeli ve değerlendirmeliyiz. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir. Üç yıl kısa bir zaman gibi görünebilir. Fakat bazı dönemlerde üç yıl, yüz yıllık değişimi içine sıkıştırır. Bu üç yılda hem dünyada hem de Türkiye’de çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ettik. Türkiye değişiyor, toplum değişiyor, kentler değişiyor. Gençlerin dünyayla kurduğu ilişki değişiyor. Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz. Değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Bu gelişmelere uygun olarak siyasi ve örgütsel hattımızı yeniden konuşmak ve tartışmak gerekiyor. Buna uygun bir biçimde hem siyasal hattımızın hem örgütsel hattımızın yepyeni bir evreye girmesi gerekiyor. Bu süre boyunca bazen toplumun önünde, bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı, bazen de bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik.
Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz
Bu bağlamda siyaset yaparken kendimize şu soruları soruyoruz, sormaya devam edeceğiz: İstanbul’un yoksul mahallesindeki geçinemeyen emekçinin, emeklinin, yoksulun taleplerini yeterince savunduk mu? Ağır yıkımla ve tahribatla karşı karşıya kalan doğa için yeterince mücadele ettik mi? Çocuk işçiliğine karşı etkili mücadele yürüttük mü? Engelli yurttaşların engelsiz bir yaşama kavuşması için yeterince çalışma yapabildik mi? Türkiye’nin batısına Kürt meselesini yeterince anlatabildik mi? Barış ve Demokratik Toplum Sürecini, demokrasi mücadelesini siyasal ve toplumsal dinamiklerle yeterince ortaklaştırabildik mi? Değişen Kürt sosyolojisini anlamak için; Diyarbakır’daki Kürt gencinin, ülkenin batısında hayat kuran Kürt halkının dünyasını anlamak için ne yapabiliriz?
Barışı kazanmak hepimizin geleceğini kazanmaktır
Kökümüzü, tarihsel birikim ve deneyimleri unutmadan; çağı anlayarak ve buna göre kendimizi inşa ederek bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Son üç yılda bu ülkenin önüne uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir imkân çıktı: Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı, silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açıyor. Bu süreci büyütmek ve kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi, toplumsal görevidir. Barışı kazanmak hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon için gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz, sizlere güveniyoruz, halklarımıza güveniyoruz. Bunun için başaracağız, mutlaka ama mutlaka başaracağız.
Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var; acılar yarıştırılmaz
1 Ekim 2024’te Meclis’te gerçekleşen bir tokalaşmayla görünür hale gelen yeni arayış, aylar içinde çok daha büyük bir siyasal sürece dönüştü. 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaptı; silahlı mücadelenin sona ermesi ve örgütsel yapının feshedilmesi yönünde tarihsel bir sorumluluk üstlendi. Ardından PKK fesih kararını açıkladı. 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silahların yakılmasıyla süreç yeni bir eşiğe geçti. 5 Ağustos 2025’te Meclis’te Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı. 10 Ağustos’ta tarihi bir an olarak çerçeve yasa çıktı. Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi; bazen yok denildi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı, bazen konuşmanın kendisi suç sayıldı. Bazen çözüm ihtimali belirdi, ardından kapılar hemen kapandı. 1990’ların hafızasını bu toplum hala taşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen ailelerin hafızası hala aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiği açıklanan bir süreçteyiz. Birçok yerde taziyeler kurulmuş durumda. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında. Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi hikâyesi var.
Barışı silahların susmasından daha büyük bir şey olarak düşünmeliyiz
Barış bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru şudur: Hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bu süreci başarıyla neticelendirecek miyiz? DEM Parti’nin bu sorulara cevabı nettir: Bizler barışacağız, bizler başaracağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır, kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydının, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır. İşlerini yaptıkları için Deniz gibi hapishanelerde olmamasıdır barış. KHK’lının işine dönmesi ve iadeyi itibarıdır. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürt’ün anadilini özgürce konuşabilmesidir, eğitim alabilmesidir. Bir Alevinin inancını özgürce yaşayabilmesidir barış.
Önümüzdeki zor aşama barışın toplumsallaşmasıdır
Her Türkiyelinin, yani 86 milyonun eşit yurttaş olmasıdır. Yani barış demokrasidir, eşit kardeşliktir, adalettir, özgürlüktür. Barış, hukukun üstünlüğüdür. Alevi inancındaki rızalık önemli bir hakikate işaret eder değerli canlar: Bir arada yaşam zorla değil, rızayla kurulur. Biz de Türkiye’nin yeni yüzyılının bir tarafın diğerine boyun eğdirdiği, yendiği ya da yenildiği bir denklemle olmayacağını düşünüyoruz. Halkların birbirinin varlığına ve hukukuna razı olduğu bir ortaklıkla ortak yaşam kurulabilir. Barış gündelik hayata değmezse, değiştirmezse eksik kalır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te ortaya koyduğu irade tarihsel önemdedir. Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır bu yük. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi hem çerçeve yasa sonrasında beklenen demokratikleşme yasaları siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis 10 Ağustos 2026’da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunu kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar çok önemli olduğunu vurguladık ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir, o kapıdan nasıl geçileceğini ise siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaştırılmasıdır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmelidir. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değildir. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedel var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı’da bir masa kurulduysa bu verilen emek ve mücadeleyle, ödenen bedellerle, ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? En can alıcı soru bu. Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları ve şarkıları kuracak barışı. Kürt halkıyla tarihsel ve stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler kuracak. Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler, bütün halklar ve inanç toplulukları kuracak. “Yaşasın halkların kardeşliği” sadece bir söylem değildir. Bu söylemin hukukla güvence altına alınması barışı inşa edecek. Hepimiz bilmeliyiz ki mücadele alanlarımızda hepimiz tek vücut olmazsak bu süreci ilerletmede güçlük çekeriz. O yüzden gelin, bu ülkenin bütün toplumsal ve siyasal dinamikleriyle beraber bu barışı inşa edelim; barışı çocuklarımıza ve Türkiye'nin geleceğine armağan edelim.
İç barış demokrasiyle taçlanırsa inşa olur
Türkiye’nin siyasi tarihi bize tek bir doğrusal hikaye anlatmıyor. Demokratik imkânların ve otoriter kırılmaların yan yana bulunduğu deneyimlerle dolu. Türkiye’nin çoğulculuğu bu ülkenin zayıflığı değil, yönetilmesi gereken bir kusur hiç değil. Bu, memleketimizin bir gerçekliği ve zenginliğidir. Türkiye toplumunun güçlenmesinin yolu demokratikleşmeden geçer. İç barış demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur. Sorunlarımızın birbiriyle ilişkili olduğunun bilincindeyiz. Birimizin haksızlık yaşadığı yerde hiçbirimizin özgür ve eşit olmayacağının farkındayız. Bu nedenle cumhuriyeti demokratikleştirmek sadece Kürt’ün görevi değil. Bu, hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olur. Cumhuriyeti demokratikleştirme yolunu Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık mücadelesiyle birlikte yürüteceğiz. Şu net bilinmeli ki Alevi canlarımız partimizin kalbindedir. Her daim onların taleplerinin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz. Eşit yurttaşlık talebi Kürt kadar Alevi içindir, Alevi kadar bütün farklı halklar ve inançlar içindir, yani 86 milyon yurttaşımız içindir. İnsanı ve yaşam hakkını merkezine alan bir öğretiden beslenen Alevi canlarımız; barışı inşa etmenin ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamanın yolu can cana yoldaşça ortak mücadele etmekten geçer. Bu yolu birçok Alevi canımızla birlikte yürüyoruz ve bunu daha da genişleterek yolumuza devam edeceğiz.
Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu gelin hep beraber yürüyelim
Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var: Birbirimize ihtiyacımız var, birbirimizi yalnız bırakmayalım, bunu bilelim. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürüyelim. Gelin, hep birlikte bu yolun zorluklarını aşalım, birbirimize güç verelim. Silahların susması, demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal ve toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. Hayalini kurduğumuz sosyal ve demokratik cumhuriyetin taşlarını döşemek için bu nesnel koşulları çok iyi değerlendirmeliyiz. Emek hareketi, işsizler-yoksullar hareketi, ekoloji hareketi, kadın hareketi, gençlik, LGBTİ+, Alevi hareketi, mütedeyyinler, antikapitalist Müslümanlar, engelliler; bu dönemde her birinin kendi özgün örgütlemesini genişletmesinin olanaklarını artırabiliriz. Bunu başarırsak toplumun demokratik dönüşümünü sağlayabilir, barışın bu coğrafyada kalıcı olmasını sağlayabiliriz.
Demokratik toplumun yolu, uzun soluklu bir mücadeleyi birlikte örmekten geçer
En önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzeni kurmak. Güçlü demokrasiyi ve demokratik toplumu inşa etmenin yolu, uzun soluklu bir mücadeleyi birlikte örebilmekten geçer. Kürtler başta olmak üzere bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlık haklarına ve Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarına çözüm üretmek için aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları temel almak; halkın eğitim, sağlık, geçinme, barınma, ulaşım gibi yaşamsal öneme sahip ihtiyaçlarının temel hak olduğunu vurgulayan birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız. Şunu unutmayalım ki bizler birleşe birleşe kazanacağız. Barış asla kendiliğinden inşa olmaz. Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez. O yüzden bu sloganı hafızamızda diri tutarak birleşe birleşe kazanacağız.
Bu bir hazırlık, güçlenme ve güç katmaya davet kongresidir
Değerli yoldaşlar, bu kongrenin anlamı tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir, bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip olabiliriz. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir; engebelidir, incedir, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir, provokasyonlar olabilir, güvensizlikler çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bazen devlet ağır davranabilir, bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için bir konjonktürel tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır. Yüz yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama yüz yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir, bir adımla değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Belki en çok da birbirimizi duymamızı, dinlememizi istiyor. Üç yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük ders budur. Biz geçmişimizi inkâr etmeyeceğiz, bu topraklarda çekilen acılarımızı unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak ama çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkûm etmeyeceğiz.
Barışın gemisini o limana ulaştıracağız
Değerli yoldaşlar, delegasyon; bu zorlu ve çetrefilli süreçte sizler hep sokaklardaydınız, alanlardaydınız. Bu süreci iki yıl boyunca çok güçlü anlatmak için halk toplantıları, ev ziyaretleri ve kurumsal ziyaretler olmak üzere her türlü emeği verdiniz. Bu emeği en fazla yerelde bulunan arkadaşlarımız verdi, Barış Anneleri verdi, kadınlar verdi. Buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken mücadele edip emek veren bütün il, ilçe yöneticilerimize, PM ve MYK üyelerimize, vekil grubumuza, en önemlisi de siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Şu bilinsin ki barışın gemisini o limana vardıracağız. Bizler o gemiyi limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız. Yolumuz açık olsun. Hızır yar ve yardımcımız olsun…

Bakırhan: Demokratik Cumhuriyet Hareketini başlatıyoruz, Türkiye'yi yönetmeye talibiz
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bugün Ankara'da gerçekleştirilen 5. Olağan Büyük Kongremizde yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi:
Değerli kongre delegeleri, kıymetli yoldaşlarım, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz. Bugün, Dersim, Amed, İzmir, Tekirdağ, İstanbul ve Artvin'den, ülkenin dört bir tarafından bir araya geldik. Bu salonda onurlu mücadelemizin her bir durağından gelen bir rüzgâr var. Bu rüzgâr, Şeyh Bedreddin'in, Baba İshak'ın, Yunus Emre'nin, Pir Sultan'ın, Melayê Cizîrî’nin, Ahmed Yesevi'nin, Seyit Rıza'nın, Zarife'nin ve Şeyh Said'in asırlar dolu irfan ve direnişinden geliyor. Bizleri tarihin bu en kritik eşiğinde omuz omuza getiren bu kutlu yürüyüşü selamlıyorum. Selam olsun fabrikalarda alın teri döken işçilere, toprağı işleyen çiftçilere, pazarlarda tezgah açan esnafa! Selam olsun Sultanahmet'te, Diyarbakır Ulu Cami'de ellerini semaya kaldırıp barış ve kardeşlik için dua edenlere! Selam olsun Alevi kardeşlerime, onların Hak-Muhammed-Ali yolundaki aşkına! Selam olsun havrada, kilisede daha iyi bir dünya için ibadet edenlere! Selam olsun kadınlara; 8 Mart meydanlarında, özgürlük mücadelesinde ve sokaklarda en ön saflarda "Jin, Jiyan, Azadî" diye haykıran tüm kadın yoldaşlarıma! Selam olsun gençlere, bugünün ve yarının inşacılarına! Selam olsun engelli kardeşlerime! Selam olsun bu toprakların tüm kadim halklarına ve inançlarına! Selam olsun Doktor Şıvanlara, Doktor Hikmetlere, Mahirlere, Denizlere, İbolara, Necmettin Büyükkayalara, Mazlumlara ve Sakinelere! Selam olsun zindandaki ve sürgündeki tüm yoldaşlarımıza! Selam olsun dağlardan, ovalardan ve kentlerden barışa yürüyenlere! Ve selam olsun barış için 86 milyona umut veren Sayın Abdullah Öcalan'a!
Ağrı Belediye Eş Başkanımız Mehmet Akkuş’u kaybettik. Akkuş’un ailesine sabırlar diliyorum. Allah rahmet etsin. Ağrılı kardeşlerime başsağlığı diliyorum. Bütün Kürt halkının ve dostlarının başı sağ olsun. Sırrı Süreyya Önder, Mehmet Sincar, Vedat Aydın’ı da rahmet ve minnetle anıyorum. Onların şahsında bugüne kadar bizimle birlikte olan, mücadele yürüten, bugün aramızda olmayan bütün yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Onlara sözümüzü yeniliyoruz: Uğruna yaşamlarını yitirdikleri idealleri bir gün mutlaka ama mutlaka hayata geçireceğiz.
Bir siyasi hareketin gücü geçmişiyle yüzleşme cesaretinden gelir
Değerli yoldaşlar, bugün buradayız ama buraya kolay gelmedik. Çok bedel ödedik, en değerlilerimizi yitirdik. Yarım asır boyunca yaşadıklarımızı anlatmaya kalksak günler yetmez. Hepiniz zaten bu ağır dönemin şahidi, tanığı ve sanığı oldunuz. Yarım asırda ve özellikle son 10 yılda her türlü baskıya, hakarete ve zulme maruz kaldık. İl binalarımız kurşunlandı, yoldaşlarımız katledildi. Eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız, binlerce üye ve yöneticimiz tutuklandı; sürgüne gitmek zorunda kalanlar oldu. Belediyelerimize kayyım atandı. Bunun bir amacı vardı. Neden bunları yaptılar? Dağılmamızı, yılmamızı, siyaset alanını terk etmemizi istiyorlardı. Ama biz ayakta kaldık. Bugün buradayız, ayaktayız. Demokratik siyasette halen yürüyoruz. Söz olsun yaşamını yitirenlere ve zindandaki yoldaşlarımıza ki demokratik siyasetteki kararlı yürüyüşümüze devam edeceğiz. Bu eser sizin. Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin, bugün burayı dolduran delege arkadaşlarımızın ve halklarımızındır. Onlara da binlerce kez teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bu gerçeğe rağmen hatalarımızı görmezden gelecek değiliz. Bu kürsüden, özeleştiri yapmaktan çekinmeyen bir iradenin sesi olarak konuşuyorum. Bir siyasi hareketin gücü geçmişiyle yüzleşme cesaretinden gelir. Kendini yenileyebilmek de ancak bu cesaretle mümkündür. Bir dönemi değerlendirirken sadece dışarıdan gelen baskıları gerekçe gösteremeyiz. Kendi eksiklerimizi görmekten, bunu söylemekten çekinmeyeceğiz. Zaman zaman toplumla aramızdaki bağı yeterince güçlü tutamadık. Kimi meselelerde sesimizi geç duyurduk. Örgütsel reflekslerimiz her zaman aynı hızla devreye giremedi. Kimi zaman haklı olduğumuz konularda bile toplumun geniş kesimlerini ikna edecek bir dil kuramadık. Kendi doğrularımızı tekrarlamakla yetindiğimiz anlar oldu.
Şimdi direnişimizin yanına inşayı koyma vaktidir
Türkiye'de yerel yönetimde demokratik ve şeffaf belediyeciliğin adresiyiz. Bu bir gerçek ama bu alanda da hedeflediğimiz düzeyde değiliz. Bazı belediyelerimizde istediğimiz karşılığı henüz alamadık. Bunun sorumluluğu yalnızca belediyelerimizde değil; ilgili kurullarımızdadır, bizdedir, bizzat eş genel başkanlardadır. Kendi kadromuzu yetiştirme ve yeni kuşakları siyasetin içine çekme konusunda daha yaratıcı adımlar atabilirdik. Bu konudaki noksanlığımızın bilincindeyiz. Türkiye'de büyük bir ekonomik kriz var ama bu krize denk düşen bir emek mücadelesini istediğimiz düzeyde maalesef hayata geçiremedik. Halklar ve inançlar konusunda en özgürlükçü partiyiz ama Türkiye'deki halklarla ve inançlarla bağ kurmakta daha iyisini yapabilirdik. Türkiye'nin her köşesinde büyük doğa tahribatları yaşanıyor ve ekoloji mücadelesi belki de ortaklıklarımızı en çok genişletebileceğimiz bir alan. Nerede bir tahribat varsa orada olmaya çalıştık, tepkimizi gösterdik ama güçlü bir ekoloji mücadelesi konusunda çabalarımız yeterli olmadı. Barış ve Demokratik Toplum Sürecini toplumun tümüne mal etme, onu gerçek anlamda toplumsallaştırma konusunda da eksik kaldığımızı buradan belirtmek istiyorum. Bugün her kentimizi saran uyuşturucu belasına karşı zaman zaman kampanyalar yürüttük. Bunlar önemli ve değerliydi ama bunu Türkiye'nin öncelikli gündemi haline getirme ve toplumu bu konuda harekete geçirme konusunda yetersiz kaldık. Engellilere dönük eksikliklerimiz olsa da önemli çalışmalar yürüttük. Bütün bu eksiklikleri birlikte gidereceğiz. Dün olduğu gibi bugün de eksiğini kabul eden ve görenlerde umut vardır. Bu olgunluk ve umut partimizde var. İnşallah bu eksikliği hep birlikte gidereceğiz. Artık sadece bu niye böyle oldu demeyeceğiz, yerine ne koyacağımızı tartışacağız. Eksiklikleri tespit edip önerilerimizi sunacağız. Şimdi direnişimizin yanına inşayı koyma vaktidir, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için yola koyulma vaktidir.
Yamaların olmadığı, hepimizi kapsayan bir cumhuriyete ihtiyaç var
Değerli arkadaşlar, bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe de projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet’in 100 yılı kuruluş iddiasının aksine bir hikâye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen de milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise toplumun üzerine olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, artık hepimizi kapsayacak bir Türkiye'ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var; yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var. Türkiye’nin siyasi tarihi bitimsiz krizlerin tarihidir. 1925’lerde Takrir-i Sükûn, 1950'lerde Vatan Cephesi, 60'larda darbeciler, 70'lerde Gladyo, 80'lerde Evren ve darbesi, 90'larda kontrgerilla… 1950'lerin başında Menderes'in girişimleri 27 Mayıs darbesiyle son buldu. 60'larda Türkiye'nin devrimcileri tarihsel sorunların çözümünde ufuk açtılar. Her türlü zulme ve baskıya maruz kaldılar. Zulme uğrayan, baskı gören ve yaşamını yitiren bütün sol, sosyalist devrimci yoldaşları da saygı ve minnetle anmak istiyorum.
Hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır
70'lerde Ecevit harekete geçti, Gladyo devreye girdi. 90’larda Özal barış için çabaladı ve kontrgerilla müdahale etti. Daha sonra Erbakan ve Erdal İnönü inisiyatif aldı ama onlar da norm dışı devletin müdahalesine maruz kaldı. 2000’lerde de yargı darbeleri, baskı, zulüm ve yoksullukla krizler derinleşti. Tarihin hiçbir döneminde ülke rahat nefes alamadı ve siyaset kurumu da hep yama peşinde koştu. Türkiye halkı hep ekonomik, siyasi, toplumsal krizler girdabında debelenip durdu. Enerjimizi birbirimize değil başka alanlara harcasaydık, şu anda bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Türkiye, içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ama hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Küresel planlara karşı birlik olma, bölgesel fırsatlar için ortak mücadele etme zamanıdır. Bu ülke, bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız, bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız. Cumhurbaşkanı da Cumhur İttifakı da bu sürece "Türkiye Yüzyılı" diyor. Emin olun ki süreç başarıya ulaşırsa gerçekten bu yüzyıl Türkiye’nin olacak; Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüzyılı olacak. Gelin, rejimin parametresini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında örelim ve Demokratik Türkiye Yüzyılına adım atalım. İşte bunu başarmak, siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret DEM Parti'de var, bu salondadır. Önümüzdeki yüzyılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin zulüm, baskı ve yoksulluk içinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olmaya hazırız. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil bin yılı da kurtarırız.
Başka bir baharın eşiğindeyiz; çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz
Değerli arkadaşlar, bugün bir başka baharın eşiğindeyiz. 50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez teşekkür ediyorum. Yüz yıldır isyan ve inkâr denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbali ile Türkiye'nin istikbalinin aynı parametrede buluştuğu bir dönemdeyiz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun ki yere gelmez. Türkiye son elli yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden dolayı çok maliyet ödedi. Ortadoğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Şimdi Kürt dengesini lehe çözecek bir süreçteyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımı gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan'ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kazanımı, Türkiye'nin ve Türkiye'deki Kürt’ün kazancı olarak görülüyorsa; Irak'taki, İran'daki ve Suriye'deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye'nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt’ün kazanımı Türkiye’nin kazanımıdır. Türkiye'nin kazanımı Kürt’ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır.
Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz
Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye ile Kürtlerin çıkarlarını ortak paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye'ye inanıyoruz, fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan, bütün kimliklere ve inançlara eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu aktör olursa Türkiye güçlenir, Ortadoğu istikrar kazanır. Ortadoğu'yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık 100 yıllık Sykes-Picot parantezini kapatmanın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazırız. Bu konuda endişe duyan siz değerli arkadaşlarım, endişelenmeyin. Siz varsınız, emekçiler var, devrimciler var, Türkiye halkları var, kadınlar var, gençler var, Aleviler var. Birbirimize güvenelim, sürece güvenelim. Endişelerimiz yerine daha güçlü mücadele ortaya koyarak bu süreci başarıya ulaştıralım.
Demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız
Toplum, siyaset ve devlet değişiyor; dünyada siyaset başka bir kulvara giriyor. Saatin akrebi yerinden oynadı, artık zamanı ve siyaseti eski noktada tutamayız. Biz de değişeceğiz, bu değişime göre konumlanacağız, ayakta kalacağız ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle bu 10 yıllık süreçte konjonktürel tercihlerimiz oldu. Kategorik olarak Türkiye’deki hâkim iki siyasal geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik, kendi yolumuzu belirledik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının çıkarını önceledik. Konjonktüre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir. Biz de ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Sizlere soruyorum: Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildiler? Hangisi yetkiyi alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi yüz yıldır içerisinde debelenip durduğumuz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Çok açık söylüyoruz: Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne de AKP dönemi bir tür modern asr-ı saadettir. Bizim iddiamız ve çözümümüz farklı. Başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız. Biz Türkiye'de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz ama bazıları hâlâ eski reçetelerde dermanı arıyor. Türkiye’de devlet, toplum, sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde 3. Yol'da kuruyoruz. İlle de hak diyoruz, ille de halk diyoruz, ille de ezilenler diyoruz, ille de demokrasi ve hukuk diyoruz. Yolumuz Üçüncü Yol’dur, yolumuz demokrasi ve barıştır. Çünkü yolumuz halkın yoludur; yoksulun, kadının, inançların, kimliklerin, emekçinin, ezilenin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz. Daha fazla emek vermemiz gerekiyor.
Gelin, demokratik bir yönetim için el ele verelim
Ekonomi, ekoloji, istihdam ve üretim kaslarımızı parti olarak daha çok güçlendireceğiz. Sadece tespit yapmayacağız, aynı zamanda çıkış yolu da sunacağız. Çok açık ifade ediyoruz: Tek bir kişiyi dışarıda bırakmadan, 86 milyonun hakkını ve hukukunu koruyarak en iyi şekilde yönetmeye DEM Parti hazır. Bu ülkeyi gerçekten seven demokratlara, Alevilere, ezilenlere, Kürtlere, kadınlara çağrımızdır: Gelin, demokratik bir yönetim için el ele verelim. DEM Parti olarak; sadece Kürtlerin değil 86 milyonun aşıyla ve işiyle, işçinin ve emekçinin alın teriyle, Alevi'nin eşit yurttaşlık talebiyle, Roman'ın, Çerkes'in, Arap'ın, bütün kimliklerin ve inançların kendisini güvende hissettiği bir Türkiye için daha fazla çalışacağız. Daha fazla ter dökeceğiz, inşallah başarıya ulaşacağız.
Bu ülkenin kaderini yeniden yazabiliriz, Türkiye’yi yönetmeye talibiz
Değerli Türkiye halkları, bu iddiamızı bugün burada, açık ve net biçimde duyuruyoruz: Türkiye'yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu konuda iddialıyız. Yarından itibaren hazırlığına başlayacağımız kongre, Türkiye'yi yönetecek bir kadro ve bir perspektif kuracak. Ekonomiyi, hukuku, dış politikayı, eğitimi ve sağlığı biz düzelteceğiz. Türkiye'nin bütün meselelerini çözmeye talibiz. Bunu taşıyacak siyasal birikim ve tecrübe bizde var. Ekonomide adaletli, eşitlikçi ve demokratik bir düzen kuracağız. Ekmeği büyüteceğiz, üretimi güçlendireceğiz, israfı bitireceğiz. Bugüne kadar hep sermaye ve rantiyeci sınıf yedi, faturayı halk ve ezilenler ödedi. Rantiyeci kazandı, halk kaybetti. Biz bunu değiştireceğiz. Yoksul ve gureba bizim yönetimimizde hakkını alacak. Dışarıda aç ve açıkta kimse kalmayacak. Hukukta herkesi aynı terazide tartacağız. Hukuku siyasete alet eden anlayışa son vereceğiz. Çünkü hukuk hepimize lazım. Hukukun kırılgan olduğu bir ülkede ne üretim ne yatırım ne de gelecek güvende olur. Demokrasiyi güçlendireceğiz. Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacağız. Dış politikada da aynı netlikteyiz: Kafkaslardan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya halkların eşitliğini, bölgesel barışı, demokratik işbirliğini ve Filistin halkı başta olmak üzere ezilen halklarla dayanışmayı esas alan bir çizgiyi daha güçlü savunacağız. Bu bizim programımız, bu bizim iddiamız. Türkiye'yi yönetmeye talibiz. Bu ülkenin kaderini beraber yeniden yazmaya talibiz.
Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye’dir
Değerli dostlar, kimsenin şüphesi olmasın, biz bu sürecin teminatıyız. Süreci enfekte eden kim olursa olsun, ilk bizi karşısında görecek. Yumruğumuz sıkılı değil, elimiz açıktır. Göz hizasından konuşuyoruz ve gizli bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var, o da demokratik bir Türkiye'dir. Tek bir ajandamız var, o da barış ve demokratik toplumdur. İşte tam da bu sürecin hepimizi ve 86 milyonu güçlendireceğine inanıyoruz. Dost ve düşman bilsin ki dünyada, Ortadoğu'da ve Türkiye'de yeni bir dönem başlıyor ve biz bu döneme hazırız. Kendimizi Diyarbakır'dan sorumlu hissettiğimiz kadar Ankara ve İstanbul'dan da aynı düzeyde sorumlu hissedeceğiz. Bu konuda eksiklerimizi de gidereceğiz. Türkiye'nin her bir karışına aynı sorumluluk duygusuyla yaklaşacağız. Kimse kaygı duymasın. Yarın, bugünden daha iyi olacak!
Bu kongre partimizin yeni bir siyasi limana yelken açtığı kongredir
Değerli arkadaşlar, bu kongre partimizin yeni bir siyasi limana yelken açtığı kongredir. 7 Eylül sabahı çok daha kapsamlı bir yenilenme sürecini başlatacağız. Bu yönetim, büyük kongrenin inşa hazırlığını yapacak. Program anlayışımızı, siyaset üslubumuzu, örgütlenme pratiğimizi ve kadro yapımızı değişen Türkiye ve dünya koşullarına göre yeniden şekillendireceğiz. Bu, geçmişi silmek değil; geçmişten aldığımız gücü yeni bir perspektifle buluşturmaktır. Bu kongreyi önemli kılan, önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yönetim yapısını ortaya çıkaracak olmasıdır. Bu yeni yapı, ülkenin ve bölgenin içinden geçtiği tarihsel dönüşümü doğru okuyacak; Demokratik Cumhuriyet Hareketini Türkiye'nin dört bir yanına yayacak. Kürt meselesinin demokratik çözümünü Türkiye'nin genel demokratikleşme süreciyle birleştiren siyasi hattı büyüteceğiz. Bu, önümüzdeki dönemin en temel hedefi olacaktır. Artık eski tartışmaların ve kavgaların ötesine geçme vaktidir. Silahların sustuğu, müzakerelerin konuştuğu bu yeni eşikte bizden beklenen sadece mücadele değil, aynı zamanda inşadır. Somut bir gelecek sunabilen siyasi iradeler ayakta kalacak, sadece itiraz edenler tarihin gerisine düşecektir. Bu dönüşüm de sadece merkezde değil her ilde, her ilçede, her mahallede karşılık bulan bir örgütlenme pratiğiyle mümkün olacaktır. Kadromuzu güçlendireceğiz. Gençler ve kadınlar siyasetin her kademesinde daha çok olacak. Toplumun tüm kesimleriyle diyaloğumuzu derinleştireceğiz. Bu dönüşümü tek başımıza değil, hep birlikte başaracağız.
Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz
Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü; kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek. Yolumuz, yolunuz açık olsun.
Değerli arkadaşlar, her zorluğa rağmen alandan kopmayan, örgütlenmeye devam eden, umudu diri tutan tüm parti emekçilerine yürekten teşekkür ediyorum. Özellikle partimizin omurgasını oluşturan ve en zor süreçlerde birlikte mücadele ettiğimiz bileşen partilerimize sonsuz teşekkürlerimi iletmek istiyorum. PM ve MYK üyelerimize, il ve ilçe örgütlerimize, Kadın Meclisimize, Gençlik Meclisimize, belediye eş başkanlarımıza, belediye meclis üyelerimize, milletvekillerimize ve il genel meclis üyelerimize, bütün üyelerimize ve en önemlisi de bütün halkımıza teşekkürlerimi iletiyorum. Emin olun ki bu sürecin kahramanları sizlersiniz. Cezaevlerinde direnişi büyüten, sürgünde mücadeleyi sürdüren arkadaşlarımız her zaman bize güç verdi. Buradan onlara selam ve saygılarımızı gönderiyorum. Ayrıca bu süreçte yanımızda olan, dayanışmasını esirgemeyen ittifak ve dost güçlerimize, aydınlara, sanatçılara ve tüm emek ve demokrasi güçlerine şükranlarımı sunuyorum. Zor günlerde yalnız olmadığımızı hissettiren her kesime, destek verenlere teşekkür ediyorum. Bu birikimle, bu dayanışmayla yeni bir döneme giriyoruz. Biz buradayız, ayaktayız, değerlerimize sahip çıkarak Türkiye’yi yönetmeye talibiz.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












