DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan: Toplumun farklı kesimlerini kurulların içine dahil edecek mekanizmalar devreye konulmalı

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan; Annelerin, "Artık bu ülkede hiçbir genç toprağın altına düşmesin" sesini duymamız gerekir.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, dün gerçekleşen MYK toplantısı ve güncel gelişmelere ilişkin partisinin Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Ayşegül Doğan, açıklamada şunları söyledi:
Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında Merkez Yürütme Kurulumuz dün toplandı. Çerçeve yasa, Suriye’deki gelişmeler, Doruk Maden işçilerinin direnişi, son zamanlarda kurulan taziyeler, kayıp ilanları genişçe değerlendirildi. Tabii ki önemli bir konu da 6 Eylül’de yapacağımız kongreydi.
Kurullar tarihi sürecin ritmine uygun şekilde kapsayıcı ve eş güdümlü çalışmalı
Önce çerçeve yasayla başlayalım. Yasa kapsamında sürecin işleyişinden sorumlu olacak Takip ve Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Takip ve Değerlendirme Kurulu da ilk toplantısını 24 Ağustos’ta gerçekleştirdi. İlk toplantısını gerçekleştirerek çalışmalara başlamasını MYK’mız oldukça önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Çalışmaları koordine edebilmek için Adli ve Hukuki İşler Kurulu, İzleme ve Tespit Kurulu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Strateji Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere toplam 4 kurul oluşturuldu. Bu kurulların içinden geçtiğimiz tarihi sürecin ritmine uygun kapsayıcı ve eş güdümlü bir şekilde çalışması bizim en büyük beklentilerimizden biri. Önümüzdeki dönemde bu kurullar nasıl çalışacak, kimlerden oluşacak, nasıl bir koordinasyon ve eş güdüm içerisinde çalışacaklar daha da netleşecektir diye düşünüyoruz.
Toplumun farklı kesimlerini kurulların içine dahil edecek mekanizmalar devreye konulmalı
Yine bu kurullar oluşturulmaya başlanmadan önce de biz sürecin ilk gününden bu yana hep şunu söylüyoruz. Bunu yalnızca bürokratik bir işleyişe sıkıştırmamak gerekiyor. Barış ve demokrasi talebinden bahsediyoruz, bu talebi gerçekleştirebilmekten bahsediyoruz. Türkiye'de bu konuda azımsanamayacak kadar çok büyük bir çaba var. Bu çabanın da bu kurullara akması gerekiyor. Bu katkının da görülmesi gerekiyor bu kurullarda. Ne demek istiyorum? Sivil toplumun katkısını almak ve bu konuda deneyimi olan insanların bugüne kadar biriktirdiklerini o kurullara aktarabilmek için onların da bu sürecin takibini sağlayabilmelerinin olanaklarını oluşturmak gerekiyor. Yani toplumun farklı kesimlerini de bu kurulların içerisine dahil edebilecek mekanizmaların etkin bir biçimde devreye konulması iyi olur. Merkez Yürütme Kurulumuzda yaptığımız kritik değerlendirmelerden biri de her zaman olduğu gibi buydu. Çünkü biz Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırıyoruz bu süreci. Bir inşa sürecinden bahsediyoruz ve toplumun desteğinin doğrudan burada görünür olmasının ne kadar kritik olduğunu hep birlikte yaşadık, gördük.
Sayın Öcalan'ın üstlendiği tarihi sorumluluğu yürütebileceği şartlara kavuşması gerekiyor
Şimdi yine bir başka beklentimiz ve kritik bir konu. Sayın Öcalan'ın bu süreçte üstlendiği ağır ve tarihi sorumluluğu yürütebileceği imkanlara, şartlara kavuşması. Bunu da ilk kez söylemiyoruz biliyorsunuz. Bugüne kadar geçirdiğimiz tüm evreler bize, kendisinin neden etkin bir şekilde kesintisiz iletişim koşullarına sahip olarak bu sürecin içerisinde yer alması gerektiğini gösterdi. Yalnızca silahsızlanmanın koordinasyonu açısından değil. Sayın Öcalan’ın kendi sözleriyle de ifade etmek gerekirse; Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini kalıcı hale getirmek için de bu süreçteki pozisyonunun belirginleştirilmesi ve koordinasyonu sağlayabilecek bir hale getirmesi partimiz açısından oldukça kritik bir başka nokta. Yine Sayın Öcalan, “Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim” diyor. Biz de bunun altını önemle çiziyoruz. Bunun altını çizerken yine bir dil hatırlatması yapıyoruz. Bu yeni dönemin dili de yeni sözlerle, yeni kelimelerle olmalı. Sürekli itham eden, sorgulayan, yargılayan bir dil yerine empati yapabileceğimiz bir dili karşılıklı hassasiyetleri de gözeterek geliştirebilmeliyiz. Bu da partimizin çok önemsediği konulardan biri.
Türkiye'nin çatışmadan çatışmasızlığa geçiş kapısının tam kalbindeyiz
Değerli Türkiye halkları, biliyorsunuz DEM Parti olarak bulunduğumuz her yerde seslenebildiğimiz tüm kürsülerde hep şunu söyledik: Türkiye'nin ihtiyacı kalıcı ve onurlu bir barışın koşullarını yaratabilmek. Üstelik bunu en koyu karanlık zamanlarda da söyledik. Hiç vazgeçmedik barış ısrarımızdan ve talebimizden. Her ne olursa olsun bu talepten vazgeçmeyeceğimizi de tüm bedelleri göze alarak, tüm riskleri göze alarak her zaman ifade ettik. Yalnızca ifade etmedik, bunun için soluksuz bir mücadele yürüttük. Bundan sonra da yürütmeye devam edeceğiz. Barışı hukukla güvence altına almak gerekir dedik. Demokratik siyaset için olanaklar yaratmak dedik. En geniş olanaklardan bahsettik hep bunu söylerken. En önemli adreslerden birinin Meclis olduğunu hep ifade ettik. Meclis’in sorumluluğunun ne kadar işlevsel ve hayati olduğunu söylemekten de hiç geri durmadık. Çerçeve yasa elbette bugün için önemli. Ama çerçeve yasayı yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek bir yasal düzenleme olarak değerlendirmedik. Türkiye'nin çatışmadan çatışmasızlığa geçiş kapısının tam kalbindeyiz şu anda ve bu tarihsel eşiğin tam ortasındayken barışın hukuka açılan en önemli kapılarından biri dedik. Daha çok pozitif taraflarını görerek eksiklerini birlikte tamamlamaya davet ettik bugüne kadar. Ancak hatırlatmak gerekir ki barış için tabii ki yasalar önemli, siyasi irade çok önemli, siyasi kararlar da önemli. Oysa barışın gerçek karşılığının ne olduğunu da hatırlatmak gerekir. Bizi barışın nasıl yakınlaştırabileceğini, nasıl yan yana getirebileceğini hatırlatmak gerekir.
Annelerin, "Artık bu ülkede hiçbir genç toprağın altına düşmesin" sesini duymamız gerekir
Bu nedenle de bugün barışı konuşurken geçmişin acılarını birbirinden ayırmadan, birbirinin karşısına koymadan, birbiriyle mukayese etmeden bu acıların ortak acılar olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu hakikati ifade etmemiz gerekiyor. Tam da ülkeye dönüşlerin konuşulduğu bir zaman dilimindeyiz. Bunun ne kadar önemli olduğunu birbirimize anlatmaya çalıştığımız, bunu neden ıskalamamamız gerektiğini birbirimize hatırlatmaya çalıştığımız. Dün toplanan Merkez Yürütme Kurulumuzda bulunan pek çok arkadaşımız aslında taziye çadırlarından, yas evlerinden sıcağı sıcağına o masaya geldi. Konuşmanın çok zor olduğu günlerden birini daha geçirdik. Ama en çok söz söylenmesi gereken günlerin de böylesi zamanlar olduğunu biliyoruz. Hiç dönemeyecekler için taziyeler kuruldu. Binlerce insan günlerdir yas tutuyor. Yarım kalmış, tamamlanmamış yaslar bunlar. 2015'te başarabilseydik, 2015'te kalıcı bir barışın olanaklarını hukukla sağlam bir hale getirebilseydik, bugün binlerce insanla vedalaşmak zorunda kalmazdık. Bu taziyelerde yeniden aynı hakikati gördük. Bu ülkenin insanları daha fazla ölüm, daha fazla acı, daha fazla kayıp, daha fazla kan, daha fazla gözyaşı istemiyor. Bu ülkenin insanları daha fazla annelerin ağlamasını istemiyor. Bu bir klişe değil. Bu öylesine söylenen, rastgele seçilmiş bir cümle değil. Bu çok kıymetli bir söz. Bu sözün kıymetini bilmek ve bu annelerin seslerini duymak gerekiyor. Annelerin birbirlerine ulaşmalarını da sağlamak gerekiyor. Çünkü gördüğümüz anneler; mezarsız ölülerine ağlayan anneler, evlatlarının mezar taşlarına ulaşmak isteyen anneler, kemiklerini arayan anneler. Barış istiyorlar ve diyorlar ki başka hiçbir anne aynı acıyla sınanmasın. “Biz evlatlarımızı kaybettik, bu son olsun. Artık bu ülkede hiçbir genç toprağın altına düşmesin” diyorlar. Hepsi bu ülkenin insanları. Hiçbir ayrım gözetmeksizin anneler bunu yüksek sesle ifade ediyor. Bu sesi duymamız gerekiyor. Bu hakikate sırt dönmememiz gerekiyor. Bu hakikate dönüp bakmak gerekiyor. Bunlar ortak acılar. Bu kayıplar ortak acılar. Hepimizin kaybı, hepimizin acısı. Yalnızca Kürtlerin ya da yalnızca Türklerin acısı diye kategorize etmemek gerekiyor acıları ve anneleri. Hiç kimseyi bu şekilde kategorize etmemek gerekiyor.
Geçmişi unutmadan, yüzleşme cesaretini göstererek ortak geleceğimizi kurabilmeliyiz
Her kayıp, her veda, barışın tarihsel bir sorumluluk olduğunu içimizi dağlayarak hatırlatıyor. Hayatını kaybedenleri anmanın en sahici yolu yeni kayıpların yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır. Geçmişi unutmadan, yüzleşme cesaretini göstererek kurabilmeliyiz ortak geleceğimizi. Barış kimsenin kaybetmeyeceği ortak bir gelecek, meşakkatli bir yol ama aynı zamanda hakikate doğru yol alma cesareti. DEM Parti olarak, bu yolu almaktan ve bu yolun kalıcı bir hale gelmesine olanak sağlamaktan, bunun için mücadele etmekten hiçbir zaman geri durmayacağız. Bu konudaki sorumluluklarımızın farkındayız. Ama bu konudaki sorumluluk yalnızca DEM Parti'ye ait değil. Bütün ülkenin sorumluluğu, siyaset kurumundan farklı toplumsal kesimlere kadar hepimizin sorumluluğudur. Başka acıların yaşanmaması için hep birlikte bu defa başarmalıyız. Kaçınılmaz olan başarmaktır.
Suriye’de sorunların diyalog yoluyla çözülmesi için ortaya konulan çabayı önemli buluyoruz
Şimdi gözler bir yandan da Suriye'deki gelişmelerde. Tabii ki biz de Suriye'deki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Birbiriyle bağlantılı olarak da bazı gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor. Epey zamandır hem bölgesel gelişmelerin Türkiye'ye yansımaları hem de Türkiye'deki gelişmelerin bölgeye yansımaları iç içe geçmiş vaziyette ilerliyor. Türkiye eğer barışını sağlayabilirse ve kalıcı hale getirebilirse tüm bu gelişmeler Ortadoğu'da da bir modele dönüşebilir. Bugünlerde Suriye'de ülke tarihinin en önemli günleri yaşanıyor diyebiliriz. Bu da retorik bir cümle değil, nesnel bir tespit. Uzun süren bir iç savaştan sonra yeniden kuruluş ve toparlanma çalışmaları devam ediyordu Suriye'de. Bu sürecin önemli bir parçası olarak Ocak 2026'dan bu yana süren görüşmeler var. 25 Ağustos'ta Rojava bölgesinin, Suriye Kürtlerinin Suriye'nin geri kalanıyla bütünleşmesi için çok önemli bir eşik atlandı. Bu konuya ilişkin açıklamalar yapıldı. Bazı kararnameler tartışılıyor dün akşamdan bu yana açıklanan. Suriye'nin özgürleşmesi ve bütün bölgenin IŞİD vahşetinden kurtulması için çok ağır bedeller ödeyen SDG, Suriye ordusunun bir parçası haline geldi. Bunu SDG komutanı Mazlum Abdi bizzat duyurdu. DEM Parti olarak, Suriye'nin bu büyük adımları atma cesareti göstermesini sağlayan herkesi tebrik ediyoruz ve sorunların diyalog yoluyla çözülebilmesi için ortaya konulan çabayı çok önemli buluyoruz.
Sayın Öcalan Ortadoğu coğrafyasını barış havzasına dönüştürmeye çalışıyor
Neredeyse tüm hayatını cephelerde, çatışma alanlarında geçirmiş olan Mazlum Abdi'nin Rojava meselesini hukuk ve siyaset zemininde çözme iradesi göstermesi hafife alınamayacak bir kararlılık örneği. Bunun da özellikle altını çizmek istiyorum. Yine bu sürecin önemli aktörlerinden biri olan İlham Ahmed özelde Kürt kadınının, genelde de Ortadoğu kadınının keskin zekasını, mücadele azmini, diplomasi becerisini gösteriyor. Kadınların yok sayıldığı ve yok sayılması için de vahşetin yaşatılmaya çalışıldığı bir coğrafyadan çıkıp bütün dünyanın saygı duyduğu bir siyasetçi ve diplomat haline gelmesi çok büyük bir başarı, takdir edilmesi gereken bir başarı, kadınlara ilham veren bir başarı. Yalnızca Kürt kadınlara değil Ortadoğu'da yok sayılan tüm kadınlara. Tabii burada yine atıfta bulunmadan geçemeyeceğimiz bir konu da şu. Her türlü zorluğa rağmen büyük bir kararlılıkla inşa ettiği paradigmayla hem Suriye'deki hem de Türkiye'deki sürecin ana belirleyicisi öznesi olan Sayın Öcalan. Ortadoğu coğrafyasını bir savaş, düşmanlık ve çatışma coğrafyası olmaktan çıkarıp bir arada eşit ve onurlu yaşam coğrafyasına, böyle bir barış havzasına dönüştürmeye çalışıyor. Bunun için de çok önemli düşünsel ve politik araçları deniyor, yıllardır bunlarda ısrar ediyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ın bu çabasını da burada anmak gerekiyor.
Suriye'deki süreç tüm halklar için bir kazanım olarak görülmeli
Bazı olaylara sadece bugünden baktığımızda tarihsel önemi kavranamayabiliyor. Suriye'de yaşanan sürecin de Kürtler açısından böyle bir anlamı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Kürtlerin Suriye'de vatandaş dahi sayılmadığı yıllardan bugünlere kolay gelinmedi. Hiçbir şey kolay olmadı. Bedeli çok ağır oldu. Çok büyük bir mücadele sayesinde oldu ve bundan sonra da bu mücadele devam edecek. Elbette bu son gelişmeler, Mazlum Abdi'nin Suriye Cumhurbaşkanı Danışmanı olacağına ilişkin yapılan açıklama, bunların hiçbiri yalnızca Suriye'de yaşayan Kürtleri ilgilendirmiyor. Suriye'deki süreç tüm halklar için bir kazanım olarak görülmeli. Arapların, Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Türkmenlerin yurdundan bahsediyoruz. Pek çok farklı halkın ve inancın bir arada eşit, adil ve onurlu bir yaşamı için bir kazanım olarak görülmeli. Belirleyici bir başlangıç adımı olarak kabul edilmeli. Bu başlangıç adımı da akabinde yeni gelişmeleri getirmeli. Anayasal güvence, Kürtlerin kolektif haklarının tanınması.
Mazlum Abdi ve İlham Ahmed resmi çağrıyla Türkiye’ye davet edilmeli
Yine burada çok tartışılan bir konuya da açıklık getirmek isterim. İşte Mazlum Abdi Türkiye'ye gelecek mi? İlham Ahmed Türkiye'ye gelecek mi? Gelmeli, davet edilmeliler. Biz, DEM Parti olarak böyle bir çağrı yapıyoruz. Daha önce de yapmıştık, bunu yineliyoruz. Tabii ki gelmeliler, buraya davet edilmeliler. Yakın zamanda belki Suriye parlamentosu üyesi olarak göreceğimiz İlham Ahmed niye Meclis Başkanı tarafından Türkiye'ye davet edilmesin ve neden gelmesin? Niye dostluk ilişkileri geliştirilmesin? Tabii ki de geliştirilmeli. Mutlaka bunlar bir an önce geliştirilmeli. Resmi bir çağrıyla Türkiye'ye davet edilmeliler ve Türkiye'de yüz yüze bundan sonra nasıl bir diyalog kurulacağı konuşulabilmeli.
Maden işçilerinin kazanımı, taleplerinin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor
Biliyoruz ki bir yandan gözünüz kulağınız maden işçilerinin direnişindeydi. Çabalar ve direniş sonuç verdi. Partimiz de oradaydı. Aylardır ücretlerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını alamayan madencilerin yanında durmak, bu direnişi desteklemek, bakanlıkların garantörlüğünde verilen sözlerin tutulmasını istemek, bu sözleri verenlerle doğrudan görüşmek, Türkiye'nin dört bir yanında ruhsatı bulunan büyük bir holdingin işçilere olan borçlarını ödemesini talep etmek suç değildir. Ama bu bir suçmuş gibi lanse edildi. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklandı. Oysa gerçek ne? Meşru taleplerin savunuculuğunu yapmak, bunun için direnmek ve bir yandan da bu taleplerin karşılanabilmesini sağlamak. Dün akşam işçiler kazandı, direniş kazandı. 18 gündür Ankara'da sürdürülen bir direnişti. Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin taleplerinin tamamı uzlaşmayla sonuçlandı. Bu kazanım, işçilerin taleplerinin ne kadar haklı olduğunu hepimize bir kez daha gösteriyor. Halkı kin ve düşmanlığa sürükleyen, işçilerin haklarını savunması ve dayanışması değildir. Aksine, işçilerin aylardır ödenmeyen ücretlerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını talep etmesi, sendikacıların da bu haklı taleplerin arkasında durması en temel sendikal ve demokratik haktır. Madenciler yerin altında hayatlarını ortaya koyarak çalışıyorlar ve yerin üstünde de yerin altına indirdikleri hayatlar için direniyorlar. Bu döngü de kırılmalı. Bu böyle sürdürülemez. Yeryüzünde haklarını almak için direnenler, yaşamak için yer altında kötü koşullarda çalışan madenciler ve onların sendikal mücadelesi kriminalize edilemez. İşçi dayanışması da suç olarak kabul edilemez. Bir an önce Başaran Aksu ve Gökay Çakır serbest bırakılmalı. Bizim bu konudaki ısrarlı talebimiz de sürecek ve bu konunun yakından takipçisi olacağız.
6 Eylül'deki kongremiz büyük dönüşüm kongresinin hazırlığını yapacak
Şimdi gelelim son başlığımıza. Tabii ki kongre. 6 Eylül'de Ankara'da delegelerimizle birlikte kongremizi yapacağımızı daha önce sizlere açıklamıştım. 6 Eylül'deki kongre, büyük dönüşüm kongresinin hazırlığını yapacak bir kongre olacak. Büyük dönüşümü asıl ne zaman örgütleyeceğiz? Daha sonra yapacağımız kongrede örgütleyeceğiz ve o kongremiz yeni bir soluk olacak. Türkiye siyaset tarihinde iz bırakacak. Aynı zamanda da siyasette yeni bir soluk olmasını hedefliyoruz. Kongre Hazırlık Komisyonumuz, Genişleme ve Mutabakat Komisyonumuz, Program ve Tüzük Komisyonumuzun çalıştığını da daha önce ifade etmiştim. Bu çalışmalar devam ediyor. Hem 6 Eylül’deki kongreye hazırlanıyoruz hem de akabinde büyük değişim ve dönüşümün olacağı kongreye dair hazırlıklarımız sürüyor. Yeni planlamalar da yapıyoruz. Sahadayız bir yandan, taziye çadırlarında, yas evlerinde. Hem acıyı hafifletmeye çalışıyoruz hem bu acının ne kadar ortak bir acı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Görmek istemeyenlere, farklı şekilde yansıtmak isteyenlere, kışkırtmak isteyenlere, barışın yerine karşıtlığı geliştirmek isteyenlere karşı inadımızı ve ısrarımızı da sürdürmeye devam ediyoruz. Bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz.
SORU:İmralı Heyetinin yaptığı görüşmelere yönelik tutanakların sızdırıldığı ifade edildi. Bu tutanakların kimin tarafından sızdırıldığı ya da ne şekilde sızdırıldığı dünkü MYK toplantınızda gündeme geldi mi? Sizin bu konuyla ilgili bir çalışmanız var mı? Bir diğeri de Öcalan bu tutanaklarla ilgili olarak "bana yönelik bir komplo" ifadelerini kullandı. Neden böyle bir ifade kullandı? Neden komplo olduğunu düşünüyor? Bu söylemin perde arkası nedir?
Gazeteciler artık özgürce sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmeli
Sızdırıldı denilen metinlerin gerçek olmadığını İmralı Heyetimiz açıklamıştı. Akabinde Kandil'den, örgütten bir açıklama geldi. Sonra Öcalan'dan bir açıklama geldi. Dolayısıyla bunlar gerçek olmayan metinler ve taraflarca da açıklandı. Bu konuya ilişkin gerekli açıklamalar yapıldı. Ama siz Öcalan'ın mesajında geçen “bana yönelik komplo” ifadesini sordunuz. Şimdi buna aslında doğrudan Sayın Öcalan yanıt vermeli. İşte bu yüzden gazeteciler gidebilmeli, bu yüzden toplumun farklı kesimleri Öcalan'la doğrudan temas kurabilmeli. Çünkü heyetimiz aracılığıyla biliyorsunuz ancak görüşebiliyoruz Sayın Öcalan ile. O açıklamadan sonra heyetimiz gitmedi. Neden bunu böyle değerlendirdiğini doğrudan kendisine sorma imkanı da olmadı. Sizler de soruyu yöneltemiyorsunuz. Biz ancak yorum yapabiliyoruz bu durumda. O yorumu da Öcalan'ın barış ve çözüm arayışlarıyla bağlantılı bir biçimde yapmak gerekiyor. 1993'ten bu yana barış ve çözüm arayışı olan ama hemen her defasında çeşitli provokatif girişimlerle ve sabotajlarla akamete uğrayan süreçlerden; böyle bir deneyimden, tecrübeden hareketle muhtemelen Öcalan bunun sürece dönük bir provokatif girişim olduğunu düşünüyor. Ancak doğrudan niye kendisine yönelik bir komplo olarak değerlendirdiğini heyetimiz görüştüğünde belki açıklar. Ama ben buradan DEM Parti olarak sizin vesilenizle bir kez daha çağrımızı yinelemek istiyorum: Gazeteciler artık özgürce sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmeli, sürece ilişkin merak edilenleri doğrudan kendisi yanıtlayabilmeli. Böylelikle hem bu tür provokatif girişimlere ilişkin riskler azaltılabilir hem de kamuoyunun merakı giderilebilir. Daha iyi olacağını düşündüğümüzü en başından beri ifade ediyoruz.
Sürece karşı infial yaratmak, karşıtlık geliştirmek isteyenler var
Bu "sızan" ilk tutanak değil. Burada İnfial yaratmak isteyen, karşıtlık geliştirmek isteyen çevreler olduğunu biliyoruz. En başından beri diyoruz ki süreç hız kazanmalı, süreç hukukla güvence altına alınmalı. Sürecin işleyişi artık olabildiğince şeffaf bir şekilde sürmeli. Her şey şeffaf olamıyorsa bile olabildiğince. Çünkü arka kapı diplomasisi bütün çatışma çözümü süreçlerinde kullanılan bir yöntem. Ancak biz arka kapı diplomasisini de paylaşan bir siyasi partiyiz. Çerçeve yasayla ilgili gecikme vardı, herkes merak ediyordu. İstişareler sürüyor dedik, farklı görüşler var dedik. Bu ve benzeri konularda arka kapı diplomasisi yürüdüğünde bunu da kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ama onun dışındaki bilgileri, bizim sahip olmadıklarımızı ancak taraflar açıklayabilir. İşte hassasiyetleri kaşımaya çalışan kesimlerin eline fırsatlar vermemek için de kanalları açmak gerekiyor. Taraflara soruları doğrudan yöneltebilmek gerekiyor.
SORU: 6 Eylül'deki kongreyi işaret ettiniz. Eş Genel Başkanların değişimini görecek miyiz 6 Eylül'deki kongrede?
6 Eylül'deki kongremizde büyük değişiklikler görmeyeceksiniz. 6 Eylül’deki kongre bir değişim ve dönüşümün başlangıç kongresi olarak değerlendirilmeli. Tabii bir yasal gereklilik de var. Bu çerçevede yaklaşmak gerekiyor. Ama o sözünü ettiğimiz büyük değişim ve dönüşüm kongresi, henüz takvimi netleşmemiş olsa da ancak birkaç ay içerisinde yapılabilecek bir kongre. Bu kongreye ilişkin hazırlıklar da sürüyor. Ne olacak o kongrede? Yeni bir dönemden bahsediyoruz, yeni bir siyaset yapma biçiminden bahsediyoruz. Yeni bir dil çağrısı yapıyoruz ve Türkiye'nin yeni bir dile kavuşması gerektiğini düşünüyoruz. İşte bütün bunları oluşturacak, bunlara öncülük edecek. Kendimizden başlıyoruz bu değişim ve dönüşüme. Böyle bir kongre olacak 6 Eylül'den sonraki kongremiz. Eş Genel Başkanlar değişecek mi diye sordunuz. Partinin ismi değişecek mi? Logonuz değişecek mi? Ne tür değişiklikler olacak? Bu sorulara da bir kez daha yanıt vermiş olayım. Bizim bütün bu seçenekleri tartıştığımız kongreler oluyor, büyük değişim ve dönüşüm hedefli kongrelerimiz. Ama bunları merkezden belirlemiyoruz. Biliyorsunuz, daha önce biz ilk konferansları yaptık, bölge konferansları yaptık. Büyük konferansla gidiyoruz biz normalde kongreye. İşte o konferanslardaki tartışmalardan süzülecek. Tabii ki değişim derken her şey değişime açık. O konferanslardaki tartışmalar neticesinde nasıl bir yöntem izleyeceğimizi 6 Eylül kongresinden sonraki tartışmalarla olgunlaştıracağız. O zaman daha net bu sorulara yanıtlar vermiş oluruz.
SORU: İmralı Heyetinin İmralı’da görüşme yapacağı, Sayın Bahçeli ve siyasi parti liderleriyle görüşme yapacağı söylenmişti. Buna ilişkin takvim belli oldu mu?
Şu anda ne İmralı’da DEM Parti İmralı Heyetinin Sayın Öcalan'la yapacağı görüşmenin belirlenmiş bir takvimi var ne de sözünü ettiğiniz diğer siyasi partilerin genel başkanlarıyla yeniden bir görüşme planlaması var. Önümüzdeki günlerde tabii ki benzer planlamalar olabilir. Sonuç itibarıyla biz bu sürecin ivme kazanmasını istiyoruz ve önümüzdeki günlerde hızlı bir biçimde ülkeye dönüşlerin sağlanabilmesi için gereken bütün o etkin mekanizmaların işlevlerini tamamlayabilmelerini de bekliyoruz. Çok da sarkıtmamak gerekiyor malum nedenler dolayısıyla. Riskler ve provokasyonlara karşı, sürecin enfekte olma ihtimaline karşı tedbirlerin geliştirilmesi için.
Ayşegül Doğan: Toplumun farklı kesimlerini kurulların içine dahil edecek mekanizmalar devreye konulmalı
— DEM Parti (@DEMGenelMerkezi) August 28, 2026
Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, dün gerçekleşen MYK toplantımıza ve güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.https://t.co/IGg5ubbz1v
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












