Ebrize Çeltikçi: Çalıştırılan çocuk nüfusunda vahim bir yükseliş var

Çocuk Hakları Zirvesi ve Kalkınma Derneği ve Bakırköy Çocuk Masası Başkanı Ebrize Çeltikçi, Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı.
İş kazası geçiren çişçilerin sayısal oranı yetişkin işçilerden çok daha yüksek olduğunu vurgulayan Çeltikçi şunları kaydetti: "2017 yılında iş cinayetinde ölen çocuk sayısı da 12’den 14’e çıkmıştır. Her ne kadar TÜİK ve SGK verileri çocuk işçi sayısındaki azalmanın büyük ölçüde sigortalı çalışan çocuk işçi sayısının azalmasından kaynaklandığını gösterse de, sigortalı çocuk işçi sayısındaki azalma, çocukların çalışma yaşamından çıktıkları anlamından çok, çalışan çocukların kayıtlı işlerden, kayıt dışı işlere kaydırılmakta olduklarını gözler önüne sermektedir."
Ebrize Çeltikçi'nin açıklaması şöyle:
"Çocukların sağlıklı, eğitimli ve toplumsal ‘yapabilirliği’ yüksek bireyler olmaları kalkınma yolunda olan bir topluma dönüşümün ön şartıdır. Bu hedef doğrultusunda emek veren her birey, devlet kurumu, sivil toplum kuruluşu ve iş dünyası temsilcisi, bu çok önemli görev ve sorumluluğu tek tek ve/veya iş birliği içinde üstlenmelidir.
Bugün, “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü”nde, demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşım ile tüm çocuklarımızın temel haklarını çok katmanlı bir şekilde korumayı sağlayabiliyor muyuz diye kendimize sormamız gerekiyor. Çocuklarımızın bir grubu çalışmak durumundaysa, bilelim ki, onların minicik sırtlarına yüklenen ve bedensel, ruhsal ve ahlaki durumlarını etkileyen her yük, toplumun geleceğinin sırtında oluşan ve tedavisi imkânsız şekilde büyüyen kamburlarımızdır.
En geniş ve kontrolsüz istismar alanı: Çocuk işçiliği
Türkiye’de çocuk haklarının istismarı ve ihlali yönünde çok sayıda durumdan söz etmek mümkündür. Bunlar çocuğun eğitim, sağlık, oyun haklarının elinden alınmasının yanı sıra, şiddet, cinsel istismar ve fena muameleye maruz kalmak, aile yaşamından yoksunluk, devlet tarafından istenilen düzey ve kalitede korunamamak ve kurumsal yapılanmanın eksikliğinden doğan ihlal durumlarıdır. Ne yazık ki bütün bunların toplamının yaşandığı en geniş kontrol dışı alan, çocuk nüfusumuzun neredeyse ortalama yüzde 5,9’unu kapsayan “Çocuk İşçiliği” alanıdır. “World Vision (Dünya Görüşü) adlı kuruluş tarafından hazırlanan rapora göre de, açlık, savaş, yoksulluk, çevre sorunları yanında 21. yüzyılda devam edecek en önemli 10 sorundan biri de “Çocuk İşçiliği” sorunu olacaktır (Bulut, 1996: 144).
"İşçi olmak çocukların boyunu aşar"
Çalışmak zorunda bırakılan çocuklarımız gerek benlik, gerek bedensel, gerek psikolojik yönden, boylarını aşan şartları göğüslemek zorundadırlar. Hoşgörü, bakım ve şefkat görerek büyüyüp gelişmeleri gereken çağda; çocuklarımız, işgücü ortamlarının acımasız, ahlaki değerlerini altüst eden istismar ve şiddetin her türü ile tanışırlar. Masum ve mahzun yürekleri giderek katılaşıp, acımasızlığı öğrenir. Çoğu zaman da çevresinde anlamlandıramadığı ve başa çıkamadığı bir çok etmenin altında önce ezilir, devamında değersizlik duygusuna kapılır ve değersiz olduklarına inanırlar. Bu yönüyle ucuz görünen çocuk işçiliği, kaybettirdikleriyle onarılamaz ve toplum için çok pahalı sonuçlara mal olur. Çocuklarımızın çalışarak kaybettikleri, toplumsal hayatımızın da önemli kayıplarıdır. Türkiye İstatistik Kurumunun raporuna göre, ülke nüfusunun 22 milyon 876 bin 798’i çocuklardan oluşuyor. Çocuk İşgücü Araştırması’nın 2019 sonuçlarına göre de, 5-17 yaş grubunda çalıştırılan çocuk sayısı 720 bini buluyor. Çalışmak zorunda bırakılan çocukların yüzde 79,7'sini 15-17 yaş grubundakiler, yüzde 15,9'unu 12-14 yaş grubundakiler, yüzde 4,4'ünü ise 5-11 yaş grubu oluşturuyor. Bu nedenlerle de çocuk İşçiliği ülkemizde aynı zamanda çocuk nüfusunun bütünsel varlığı ve fiziksel sağlığı açısından da dikkatle gözlenmesi gereken risk gurubunu teşkil ediyor.
Çocuk işçiliği ve yasalarımızdaki yeri
“Çocuk işçiliğinin önlenmesi çalışmalarında en temel engel çocuk izleme sisteminin olmamasıdır. Etkili bir izleme sisteminin olmayışı çocuk haklarını korumada ilgili mevzuatın da takibini zorlaştırmaktadır.”
Türkiye, çocuk işçiliğini ortadan kaldırma taahhüdüne yönelik 1992 IPEC anlaşmasını ilk imzalayan altı katılımcı ülkeden biridir. Ülkemizde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. Maddesine göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Dokuz yıl önce 27 Aralık 2011 tarihinde TBMM Başkanlığına yazılı olarak bildirdiğimiz Anayasaya ilişkin önerilerimizden biri de “Anayasada Çocuk İşçiliğini teşvik edecek ve destekleyecek hiçbir ifadeye yer verilmemelidir” görüşümüzdü. Bu görüşümüzün gerekçesini de, Anayasamızın çocuk İşçiliği ile ilintili, mevcut IV. V. ve VI. Bölümlerindeki sınırı belirsiz esnetilebilir ifadeleri yerine, altı çizili kırmızı eklemelerimizle, revize edilmesi gereken birkaç sözcüğü şöyle ifade etmiştik; (Burada sadece çocuk İşçiliğine ilişkin düzeltmelerimize olduğu maddelere yer verilmiştir.) (Tamamı için bknz. TBMM)
T.C.ANAYASASI
IV. Çalışma ve sözleşme hürriyeti
MADDE 48- Herkes (her yetişkin), dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
V. Çalışma ile ilgili hükümler A. Çalışma hakkı ve ödevi
MADDE 49- Çalışma, herkesin (her yetişkinin) hakkı ve ödevidir.
(Değişik: 3.10.2001-4709/19 md.) Devlet, desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak (ve çocuk işçiliğini önlemek) için gerekli tedbirleri alır.(Mülga: 3.10.2001-4709/19 md.)
B. Çalışma şartları ve dinlenme hakkı
MADDE 50- Kimse, özellikle çocuklar, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.
VIII. Sağlık, çevre ve konut A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması
MADDE 56- Herkes, (özellikle çocuklar), sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Türkiye’de yaşayan tüm çocukların ksintisiz korumaya alınabilmesi çok önemli
Çocukluk; kalıcı insani değer ve davranışların da inşa edildiği dönemdir. Bu dönemini çocuk gibi yaşayamayan nüfusa ilişkin araştırmalara baktığımızda; Sadece 2020 Ocak ayında 14 yaşın altında 10 çocuk işçinin hayatını kaybettiğini, çocukların çalışma yaşındaki sınırın düzeltilmeye muhtaç olduğunu görüyoruz. Çocuklarımızın, kentte de, köyde de, sağlıklarını tehdit edecek iş kollarında 9 saatten fazla çalıştırıldığını da görüyoruz. Ev içi çocuk işçiliğinde de, çocuklara ucuz işgücü kaynağı gözüyle bakıldığını, kırsal kesimde kız çocuklarına biçilen cinsiyetçi rolün de başka bir işçilik şekli sayıldığını biliyoruz. Çalışan öğrenciler, salgına rağmen sokaklarda çalışmak zorunda bırakılan çocukların varlığından da haberdarız. Bütün bu sorunların Çocuk İşçiliğinde giderek kayıt dışılaşmaya yol açtığını ve dolayısıyla çalışma ortamlarının giderek kontrolden uzaklaşıp, çocuklar aleyhine kötüleşmekte olduğunu da gözlemliyoruz. Bunları bildiğimiz ve gördüğümüz halde yasalara rağmen, çocuklarımıza hakları olan koruyucu desteklerimizi sağlayamıyoruz. Oysa,Türkiye’de yaşayan tüm çocukların kesintisiz korumaya alınabilmesi çok önemli ve öncelikli meselelerimizden biridir. Türkiye taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesini 1995 yılında resmen onaylayarak kanunlaştırmıştır
Birleşmiş Milletler () Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğu çaresiz ve bağımlı birey yerine, toplumsal, siyasal ve sosyal haklarla donatılmış birer yurttaş konumuna getirmiştir. Çocuk işçiliğine dair BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32. Maddesi, "Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul eder ve bunları sağlayacak önlemleri alırlar" tavsiyesini öngörmektedir. Bununla birlikte Türkiye, 2002 yalında zararlı çocuk işçiliğinin on yıl içinde ortadan kaldırılmasına dair bir hedef belirlemiş olmasına rağmen, hala bu hedefin oldukça dışındayız.
"Çocuk işçiliği mi, çocuk mezalimi mi?"
Babadan miras yoksulluk ve yoksunluk işçi çocuklarımızın ortak kaderidir. Yaşıtları okulda eğitim görürken onların çalışıyor olması kendi tercihleri değildir. Çaresizlikle, çalışmak arasında türlü iş kazası ve iş hastalıklarına uğrama riskleri yüksektir. Sağlık güvence ve sigortasından yararlanma yeterlilikleri yoktur. Kimi küçük yaşına rağmen büyük kentlerin sokaklarında, sokak jargonu ve kültürlemesiyle kendi başlarına bırakılmışlardır. Kimi, adeta köle muamelesiyle işçi adı altında büyüklerinin rızasıyla alınan satılan metalar olarak görülür. Dolayısıyla bölgeden bölgeye, aileden aileye farklılık gösterse de değişmeyen sonuç yoksulluğun ve yoksunluğun vurduğu çocuk işçilerin yaşadığı zihinsel, fiziksel, toplumsal ya da ahlaki mezalimdir. Bir başka deyişle” Çocuk işçiliği” çocukların kişiliklerini, yeteneklerini ve öz saygılarını örseleyen ve onları öğüten, dolayısıyla geleceklerine zarar veren işlerdir.
"Çalışma ortamı ve şartları giderek kötüleşiyor"
SGK verilerine göre, giderek kötüleşen çalışma ortamındaki nedenler yalnızca kayıt dışına itilen çocuklarla sınırlı değil, çocuk işçi sayısındaki %53 azalmaya rağmen, sigortalı olan çocuk işçilerin de geçirdiği iş kazaları giderek artıyor. SGK iş kazası istatistiklerine göre, sadece 2017 yılında iş kazası geçiren çocuk işçilerin çocuk işçi nüfusuna oranı %4,4’ten %9,5’e çıkmıştır. İş kazası geçiren çocuk işçilerin sayısal oranı yetişkin işçilerden çok daha yüksektir. 2017 yılında iş cinayetinde ölen çocuk sayısı da 12’den 14’e çıkmıştır.
Her ne kadar TÜİK ve SGK verileri çocuk işçi sayısındaki azalmanın büyük ölçüde sigortalı çalışan çocuk işçi sayısının azalmasından kaynaklandığını gösterse de, sigortalı çocuk işçi sayısındaki azalma, çocukların çalışma yaşamından çıktıkları anlamından çok, çalışan çocukların kayıtlı işlerden, kayıt dışı işlere kaydırılmakta olduklarını gözler önüne sermektedir. Bu durum, çocuklarımızın daha güvencesiz ve daha korunaksız bir çalışma ortamına itildiklerini işaret eder.
Kız çocuklar, ev içinde çalışan çocuklar
Çocukların gelişimlerine katkı veren, evde veya aile işletmesinde ebeveyn veya akrabalarına yardımcı olacak, yaşlarına uygun işler yapmak, eğitimlerini aksatmamak kaydıyla çocukların becerilerini geliştirmede olumlu etki yapabilecek işler olarak da algılanabilir. Ancak, “Ev İçi Çocuk İşçiliği Araştırması’na” göre, çocuklar ev içinde de ucuz iş gücü konumunda, kız çocukları ev içinde erkek çocuklarına göre daha uzun süre çalıştırılıyor. Kırsal kesimde genellikle cinsiyetçi bir ayrımla, kız çocuklarına yüklenen rol erkek çocuklara oranla çok daha fazla olduktan başka eğitim görme hakkı da öncelikle erkek çocuklara tanınıyor. Bu nedenlerle de Ev içi işçiliği, çocuk-ebeveyn ilişkisini ve ev içi barışı olumsuz biçimde etkiliyor.
Çalıştırılan çocuk nüfusunda vahim yükseliş
“Bölgesel çapta incelersek, çocuk nüfusunun yüzde 43 ile en yoğun olduğu bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir. Bu bölgede yoksul fertler içinde çocukların oranı yüzde 55,8’dir.” Çocuk işçiliğinin nedenlerinin başında yoksulluk, göç ve eğitim hakkına erişememek gelmektedir.“Hane halkı büyüklüğü arttıkça yoksulluk da artmaktadır. “Bu artışın bir nedeni de, yoksul ve çok çocuklu mülteci ailelerin mevsimsel tarım işlerinde çocukları ile birlikte çalışıyor olmalarıdır. (TÜİK- İstatistikler)
Çocuk işçi nüfusunun %59’u tarım sektöründe ve çoğu kayıt dışı çalışmaktadır. Vahim olan, oyun çağında, çalışmaması gereken 6- 14 yaş arası çocukların istihdamında yüzde 2,4’lük bir artışın da bu yükselişi etkilemesidir.
Bir sorunumuz da okullu çalışan öğrenciler
4+4+4 eğitim sistemiyle zorunlu eğitim döneminin bölünmesi, 2006-2012 arasında hem okuyup, hem de çalışan öğrenci sayısının yüzde 63,6 oranında artmasının önemli bir diğer sebebidir. Okulu terkederek, çalışan çocuk işçi oranı da 2006’da yüzde 27 iken, 2012’de yüzde 35’e yükseldi.”(DİSK/Genel-İş Çocuk İşçiler Raporu)
Çocuk işçiliği ve kültürel nedenler
Bir kesimimizin kültüründe, kadınların çalışması dini ve sosyal etkilerle baskılandığında, aile reisi evi geçindirmede yetersiz ve tek başına kalmaktadır. Bu durum da çocuk işçiliğini beslemekte ve yüzdesi azımsanmayacak bu durumdaki aileler de çocuğu gelir kaynağı olarak görmek sıradanlaşmaktadır.
Son tespit ve öneriler
Çocuk işçiliğini önleyen ülkeler, sosyal ve ekonomik yönden refaha ulaşmış olanlardır.
Çocuk işçiliğinin ülkelerin yoksulluğundan kaynaklı olduğu düşünülse de, bütçeden çocuğa ve eğitimine ayrılan pay etkin role sahiptir. 10 milyon çocuğun çalıştığı tahmin edilen Pakistan'da, 1993 yılı bütçesinden silahlanmaya %26,9’luk pay ayrılırken, eğitime ayrılan pay sadece %1,1’dir. (Dünya Bankası'nın verileri, ICFTU, 1996: 17-18),
Ülkemiz çocukları bir yandan okumak isterken, diğer tarafta yıllarca eğitim görüp üniversite eğitimini bitirmiş ve rol model aldığı yakınlarının işsizlik sorunuyla yaşadıklarına şahit olurlar. Eğitim sisteminin geleceklerini garanti eden katkısı hakkında endişe yaşarlar.
Yasalar yoluyla çocuk çalışma yaş sınırını çok yüksek tutmak, Çocuk işçiliği ile mücadele sorunumuzda önemli bir anahtardır. Çocuk işçiliğini tamamen önleyemediğimiz durumlarda da, işçi çocukların çalışma koşullarının iyileştirilmesi, yakın ve yerelde izlenmeleri kırmızı alarm seviyesinde acil bir durumdur.
Genellikle çalışan çocukların aileleri, çocuklarının sokaktansa bir işyerinde bulunmasının çocukları açısından daha emniyetli bir ortam olduğunu değerlendiriyor. Oysa, “çocuklarının dahil olacağı çalışma ortamlarında, işyerlerinde çalışan işçilerin %55.5’in eğitim düzeyleri ilkokul ve altındadır”. (TİSK, 1994: 15).
Bazılarını halen uyguladığımız ve uygulanabilir olduğuna inandığımız bütün bu önerilerimizden muradımız, çalışan çocuklarımızın, zor durumdaki çocuklarımızın bedensel, duygusal ve ruhsal bütünlük geliştirmelerine destek vererek, her birinin özgüven içinde mutlu ve umutlu birer vatandaş olabilmelerinin önünü açmaktır.
Öneriler:
Yoksulluk ile mücadelede, çocuk ve ailesini yerelde ve yakın desteklerle korumalıyız.
Çocuk işçiliğini engelleyemediğimiz noktalarda, ilgililere gerekli idari, mali ve cezai caydırıcı yaptırımlar uygulayarak, çocuklarımızın haklarının takipçisi olmalıyız.
Çocuklarımızın Eğitim Sisteminin dışına itilmelerini önleyici kesin tedbirleri almalıyız.
Çocuk işçiliğinin, çocuk beden ve kişilik gelişmesine yapacağı tahribat konularında kamuoyunda farkındalık yaratacak etkinlikleri medyada sürekli tekrarlamalıyız.
Çalışma Bakanlığınca çok iyi bir uygulama olan, tarım işçilerinin çocukları için açılan, “Yaz Okulları”nın hizmet kontenjanlarını sembolik olmaktan öte, yerelde ve her bölgede, tarım işçisi ebeveyn ve çocuk nüfusuna göre planlanlayarak, gerçek ihtiyaçları karşılar seviyeye çıkarmalıyız.
Tekrar okula dönmek isteyen çocuk işçileri kazanmak adına durumlarına özel, finansal destekler ve eğitimsel esneklikler sağlamalıyız.
Kamuoyu vicdanında, Çocuk işçiliğinin normalleştirilmesini ve kabul edilebilirliğini çocuklardan taraf değiştirmeliyiz.
Çocuk İşçiliği ve sokakta yaşayan çocukları yerel ve yakın, ilçe ilçe ve mahalle mahalle izleyecek ve destek verecek, kurumlar arası iletişim ve iyi bir yönetişim sistematiğini geliştirmeliyiz. (Örnek: Bakırköy Çocuk Masası - www.bakirkoycocukmasasi.org)
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












