Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'Bürokratik oligarşinin belini başkanlık sistemi kırar' diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (TÜMSİAD) Pendik Green Park Otel'de düzenlenen 5. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, genel kurulun hayırlara vesile olmasını diledi.
TÜMSİAD'ın, yurt dışında bulunduğu her yerde, ay yıldızlı bayrağı büyük bir onurla ve gururla dalgalandırdığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: ''Çalışmalarınızla, duruşunuzla, tavrınızla, başarılarınızla, Türkiye'yi ve aziz milletimizi, şanına, büyüklüğüne yaraşır şekilde tüm dünyada temsil ettiğiniz için sizlere ayrıca teşekkür ediyorum. TÜMSİAD'ın, 2013 yılında 2 önemli uluslararası faaliyeti gerçekleştireceğini büyük bir memnuniyetle öğrendim. Bu faaliyetler sırasına göre, gerçi ifade etmeyeceğim ama eylül ayında inşallah birinci TÜMEXPO Genel Ticaret Fuarı düzenlenecek. Haziran ayında da son derece anlamlı, son derece önemli bir kurultay, Birinci Uluslararası Türkiye Sağlık Mezunları Kurultayı'nı gerçekleştireceksiniz. Türkiye'de okumuş, 3 bin 500 civarında hekim ve sağlık çalışanlarının Türkiye'de bir kurultay çatısı altında tekrar bir araya getirilmelerini doğrusu son derece önemli buluyorum, anlamlı buluyorum son derece heyecan verici bulduğumu ifade etmek istiyorum. Türkiye'de okumuş, şu anda kendi memleketlerinde mesleklerini icra eden, saygın bir konumda bulunan mezunlarla irtibatın ve muhabbetin güçlendirilmesi inanıyorum ki Türkiye'nin tanıtımına çok büyük katkılar sağlayacaktır. Bu uluslar arası faaliyetlerinizden dolayı da sizleri ayrıca tebrik ediyorum, başarılarınızın artarak devamını diliyorum.''
'Türkiye ekonomisi 2012'de yüzde 2 büyüme kaydetti'
Başbakan Erdoğan, TÜMSİAD'ın yönetimine ve tüm üyelerine, ekonomik büyümeye sağladıkları katkılardan dolayı şükranlarını ifade etmenin, ''boynunun borcu olduğunu'' belirterek, şöyle devam etti: ''Hafta başında açıklanan rakamlara göre, Türkiye ekonomisi 2012 yılında yüzde 2,2 oranında bir büyüme kaydetti. Gelişmiş ekonomilerin ciddi oranlarda daraldığı, Avrupa'da büyüme ortalamasının sıfırın altına düştüğü bir ortamda, Türkiye'nin yüzde 2,2 oranında büyüme kaydetmesi elbette çok önemli bir başarıdır. Daha önce de ifade ettim 2012 yılında, Belçika ekonomisi yüzde 0,2 oranında küçüldü. Çek Cumhuriyeti aynı şekilde yüzde 1,3 oranında daraldı. İtalya ekonomisi 2012 yılında yüzde 2,4 oranında o da daraldı. Yunanistan için yapılan büyüme projeksiyonu yüzde eksi 6,4... Almanya'nın ancak yüzde 0,7 büyüdüğüne, İngiltere ve ABD'nin bizim kadar, yani yüzde 2,2 büyüdüğüne, Japonya'nın büyüme oranının yüzde 2'de kaldığına şahit olduk.''
Dünyada bu kadar büyük daralma ve durgunluk yaşanırken Türkiye'nin yine pozitif bir büyüme kaydettiğini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''2002-2012 arasında, 10 yıllık büyüme ortalaması ülkemizin yüzde 5,1. Gayrisafi yurt içi hasılamız 2002 yılında 350 milyar liraydı, 2010 yılında ilk kez 1 trilyon sınırını aştık ve 2012'de TL bazında milli gelirimiz 1 trilyon 417 milyar liraya ulaştı. Dolar bazında durum nedir ona bakarsak dolar bazında milli gelirimiz 2002 yılında 230 milyar dolar iken 2012 sonu itibarıyla hamdolsun 786 milyar dolar oldu. Yine bu süreçte, kişi başına milli gelirimize bakalım 2002'de 3 bin 500 dolar, 10 yılda yaklaşık yine 3 katı bir artışla 2012'de 10 bin 504 dolara yükseldi.''
Nüfus artış hızı
Başbakan Erdoğan, bazı ülkelerin nüfusta daralma yaşarken nüfusu eksilirken kişi başına milli geliri artırdığını iddia ettiğini belirterek, ''Bizim ise bu süreçte hamdolsun nüfusumuzda ortalama her yıl 1 milyon artmıştır. Bu artışla beraber kişi başına milli gelir de buraya gelmiştir'' dedi.
''Her aileye en az 3 çocuk'' ifadesini yineleyen Erdoğan, şunları kaydetti: ''TÜMSİAD ailesinin bu konuda çok daha başarılı olması lazım. Bu hafife alınacak bir konu değil. Bizim bir defa nüfus artış hızımızın kesinlikle yüzde 2'nin üzerinde olması şarttır. Biz 2'de filan kalır daha aşağı düşersek 2040 yılı büyük bir tehlikedir. Çünkü yaşlanmış bir nüfusla kalkınma olmaz kardeşlerim. Genç, dinamik nüfusla kalkınma olur. Ekonominin sırrı insandadır. Eğer genç, dinamik insanımız varsa o ülke evelallah alır başını gider. Biz şu anda güçlüysek, güçleniyorsak bunun tek sebebi genç nüfusumuzun oluşundandır. Bize ekonomide öğretirlerdi, 'ekonomide başarının sırrı emektir, sermayedir yatırımdır, üretimdir' bunları söylerlerdi. Sonra düşündüm düşündüm hayatın içinde dedim ki 'hayır bu anlatılanların hepsi geliyor insana dayanıyor' İnsan varsa emek var, insan varsa sermaye var, insan varsa tüketim var, insan varsa üretim var, insan yoksa bunların hiç biri yok. Hele hele bizler bu işteki hassasiyetimizin manevi bilinci içerisinde olmamız lazım. Çoğalacağız, onunla da iftihar edeceğiz. Asla zillete düşmeyeceğiz.''
''Yıllarca bu ülkede doğum kontrolü yaptırmak suretiyle maalesef bu milletin neslini kurutmanın gayreti içerisinde olanlar oldu'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu: ''Şimdi biz diyoruz ki bu milletin yeniden ayağa kalkması için en az 3 diyoruz. Bu kadar açık söylüyorum. Bunu yapmamız lazım. Onun için TÜMSİAD ailesine bunun kesinlikle yaraşır olması gerekir. Tabi bunu her yerde söylüyorum o ayrı. Ama burada da özellikle söylüyorum. Tabi burada şimdi Faslı bakanımız var ona da söylüyorum 'sakın siz azaltmayın ha siz de aynı şekilde çoğaltın.''
'Nereden nereye geldi'
Erdoğan, Türkiye'yi diğer ülkelerden farklı kılan iki önemli göstergeyi de tekrar hatırlatmakta fayda gördüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Milli gelirin açıklanmasıyla birlikte Avrupa Birliği tanımlı borç stokumuzun milli gelire oranı da netleşmiş oldu. Bazen muhalefet çıkıyor 'borç şöyle arttı, böyle arttı' filan diyor. İnan bunlar ekonomi cehaletidir. Bir defa borcun artışı milli gelire göre hesaplanır. Bakın 2002 yılında, borç stoğunun milli gelire oranı neydi biliyor musunuz? Yüzde 74'tü. Yani, 100 liranın 74 lirası borçtu. Şu anda biz bu oranı nereye çektik? Yüzde 36'ya çektik. Üstelik, dünyada bu oranlar çok ciddi şekilde artarken, Japonya'da, ABD'de, İtalya'da yüzde 100'lerin üzerine çıkarken biz bu oranı düşürdük, Türkiye'nin borç yükünü azalttık. İkinci bir önemli gösterge de bizi krizlere, dalgalanmalara, şoklara karşı dirençli hale getiren Merkez Bankası rezervlerimiz olmuştur. Göreve geldiğimizde Merkez Bankamızın döviz rezervi neydi 27,5 milyar dolardı. Bakın şimdi Merkez Bankamızın döviz rezervi 125 milyar dolara ulaştı. 27,5 milyar dolar nire 125 milyar dolar nire... Nereden nereye geldi.''
'Veren el, alan elden hayırlıdır'
Farklarının bundan ibaret olmadığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Bakın şu anda, bir çok ülke, yüksek faiz oranlarıyla Uluslararası Para Fonu'ndan borç aldılar ya da almak için sırada bekliyorlar. Böyle bir tablo içinde, Türkiye, Uluslararası Para Fonu'na olan borcunu artık sıfırlama noktasına getirdi. Göreve geldik malum iktidar ve bizden önceki iktidarın kimlerden oluştuğunu biliyorsunuz ve o iktidardan devraldığımız IMF'ye borç 23,5 milyar dolardı. O zamanlar standby anlaşmaları da yapıyorduk malum ve biz arkadaşlar yılmadık, usanmadık. Dedik ki biz bu işi artık devamlı eriteceğiz. Ödedik, ödedik, ödedik şu anda bizim IMF'ye borcumuz 400 milyon dolar. Nereden nereye... Bu 400 milyon dolar ne biliyor musunuz? Son taksit. Şimdi mayıs ayında onu ödüyoruz ve defteri kapatıyoruz. Öte yandan, IMF şimdi bizden borç istiyor. Şimdi görüşmeler yapıyoruz. Anlaşabilirsek 5 milyar dolar biz borç vereceğiz. Veren el alan elden hayırlıdır.''
Dış yardımlar
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, sadece IMF'e borç veren ülke konumunda olmadığını, dış yardımlarını da çok ciddi oranda artırdığını ifade ederek, ''2012 yılında, bir önceki yıla göre, dünyada dış yardımlarını en çok artıran ülke Türkiye olmuştur'' dedi. 2011 yılında, Türkiye'nin resmi yardımlarının 1 milyar 273 milyon dolar seviyesinde olduğunu anımsatan Erdoğan, ''2012 yılında Türkiye, yüzde 99'luk bir artışla, 2 milyar 532 milyon dolar resmi dış yardım gerçekleştirdi. ABD gibi, İngiltere gibi ülkeler dış yardımlarında, uluslararası operasyonlarında kısıntılara giderken Türkiye, dış yardımlarını artıran, hem de yüzde 99 oranında artıran bir ülke oldu'' diye konuştu.
Erdoğan, işadamlığının korkaklığı, ürkekliği, tereddütü, çekingenliği kaldıracak bir mevki olmadığına dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Öyle meslekler vardır ki cesaret ister, yürek ister. İşadamlığı, yatırımcılık, girişimcilik, ihracatçılık hiç kuşkusuz aynen bu şekilde, cesaret isteyen, yürek isteyen bir mevkidir. Eğer korku varsa, büyüme olmaz. Korku varsa, yatırım olmaz. Korku, tereddüt varsa, risk alınmaz. İşadamı, iş dünyası ne kadar cesur olursa, ne kadar yürekli olursa, ne kadar girişken, ne kadar aktif, ne kadar heyecanlı olursa, risk alırsa başarı da o kadar yüksek olur. Aynı şey siyaset için de geçerlidir, aynı şey iktidar için de geçerlidir.''
'Bürokratik oligarşi çok tehlikeli'
Siyasetin de iktidarın da korkaklara göre bir yer olmadığını anlatan Erdoğan, şunları söyledi: ''Siyasetçi korkarsa, Başbakan, bakan, milletvekili, bürokrat korkarsa, o ülke ileriye doğru tek bir adım atamaz. Onun için bürokratik oligarşi çok tehlikelidir. Çünkü bürokrat ürkektir, korkaktır. Taşın altına elini koymaz. Risk almaz, imza atmaz her şeyi dört dörtlük sağlama bağlayacak ondan sonra imza atacak. Siz siyasetçi olarak 'at buraya imzayı atmıyorsan ben atacağım' dediğiniz zaman tutuşuyor. Yapı budur. Bunlarla iş yürür mü? Yürümez. Onun için bu ülkede siyasetçinin aldığı riski veya alması gereken riski bürokrat almazsa bir yere varılmaz. İşte biz onu kıra kıra gidiyoruz. Peki bunu manasıyla başardınız mı? Hayır başaramadık. Birçok yerde hala önümüzde engeller var. Bunları aşmamız lazım. Aşamıyoruz. Çünkü alışkanlıklar çok derin. Risk alınmazsa, girişken olunmazsa, aktif olunmazsa, heyecan, coşku,tutku, en önemlisi de aşk olmazsa o ülke ileriye doğru tek bir adım atamaz, yerinde sayar, hatta geriye gider. Türkiye olarak biz bunu çok acı tecrübelerle yaşadık. Korkular içinde, ürkek, çekingen, idarei maslahatçı bir siyaset ve hükümet anlayışı neticesinde, geçmişte ülke olarak, millet olarak çok ama çok ağır faturalar ödedik. Değişimden korktular, reformdan korktular, yatırımdan, üretimden korktular, en önemlisi özgürlükten korktular ve Türkiye'ye ağır bedeller ödettiler.''
'Riski girmeyebilirdik'
Başbakan Erdoğan, hükümetlerinin de risk almayıp, ''idare-i maslahatı bir yöntem olarak'' tercih edebilecekken bunu yapmadığını dile getirdi. ''Hükümet olarak biz de değişim yerine, reform yerine, statükoya dayanmayı, statükoya yaslanmayı, onu daha da güçlendirmeyi seçebilirdik'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti: ''Yatırım risktir; hiçbir riske girmeyebilirdik. Reform risktir; hiçbir riske yüklenmeyebilirdik. Milletten yetkiyi alır, koltuğumuzda oturur, geçici tedbirlerle, makyajlarla, göz boyamayla biz de rehavet içinde, konfor içinde, lüks içinde günümüzü gün edebilirdik. Ülke ülke dolaşmaya, anlaşmalar yapmaya, sorunlar çözmeye, ticaret imkanlarını artırmaya ne gerek var? Rahatça sıcak koltuğumuzda oturabilirdik. 'Bu sefer de senin ne işin var Afrika'da, dünyanın köşelerinde, otur oturduğun yerde, Ankara'dan da bu işi idare edebiliriz. Egemen (Bağış) efendi senin ne işin var Avrupa Birliği ülkelerinde. Binali (Yıldırım) bey senin ne işin var, Hayati (Yazıcı) bey, Taner (Yıldız) bey, niye dolaşıyorsunuz?' Diyebilirdiniz ama yok. Dedik ki bütün dünyayı dolaşacağız. Alacağız işadamlarımızı yanımıza onlarla beraber fellik fellik dünyayı dolaşacağız' dedik.''
Zaman zaman bazı dostlarının ''Başbakanım bu kadar çok kendini yorma biraz da kendine zaman ayır diyorlar'' yönünde ifadeler kullandığını belirten Erdoğan, ''Bu, sevgilerinden dolayı Allah kendilerinden razı olsun ama biz de diyoruz ki bu can bu bedende oldukça biz bu yolda koşmaya, bu yolda ölmeye hazırız'' diye konuştu.
Başkanlık sistemi
TÜMSİAD Genel Başkanı Hasan Sert'in AKP'nin tüzüğünde bulunan 3 dönem seçilme şartının gözden geçirilmesini, ayrıca Başkanlık sistemini bu noktada desteklediklerini ifade ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi: ''Niçin biz bu 3 dönem olayını tüzüğümüze koyduk. Birileri bu makamlara oturdukları zaman bir daha kalkmayı bilmiyorlar. Milletvekili olur ömrü orada biter. Bakan olur, Başbakan olur ömrü orada geçer. Peki kardeşim arkadan nesiller geliyor, buralarda onlar da otursalar olmaz mı? Çok daha kalifikasyonu yüksek nesiller geliyor. Zaten eğer biz büyükler olarak, babalar olarak bizleri aşacak nesilleri yetiştiremiyorsak yazıklar olsun bize. Ne diyoruz 'bir dönem ara ver gene seni getiriyorlarsa tekrar seni oraya getirsinler' ama bu kan değişimi çok önemli. Bunu yapmamız lazım. Bunu başardığımız gün o ülke kolay kolay yıkılmaz.''
'Bunlar padişahlık özlemi içinde'
Başkanlık sistemi tartışmalarına da değinen Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ana muhalefetin lideri, yavru muhalefetin lideri ne diyor? 'Bize parlamenter sistem yeter başkanlık sistemi de nereden çıktı?' Bunlar padişahlık özlemi içinde...' Bunların bu ifadeleri kullanmalarının nedeni ne biliyor musunuz? Bunların çıkaracakları adayların başkan olma şansını görmedikleri için, bu endişeyi taşıdıkları için buna sıcak bakmıyorlar. Yani parlamenter sistem dediğin zaman, başkanlık sisteminde parlamento yok mu? Var. İki dereceli olanı da var tek dereceli olanı da var. ABD'de parlamenter sistem yok mu? Almanya'da, Fransa'da, Rusya'da yok mu? Var. Kendilerine göre bir uygulama sistemi var, ayrı. Kimileri tek dereceli, kimi çift dereceli yapıyor ama var. Buna hazımları yok. Acaba diyorlar bu ülkede bizim böyle bir başkanlığı kazanma şansımız olur mu, bunun hesabını yapıyorlar. Diyorlar ki bizim bunu kazanma şansımız yok. Dolayısıyla böyle bir adım atmayalım. Çalış senin de olur. Çalış belki sen de kazanırsın. Milletin gönlünü kazan, millet de seni oralara getirsin. Tüm mesele milleti kucakla ama bunlar milleti kucaklamasını bilmiyor.''
CHP ve MHP'yi eleştiren Erdoğan, ''Milleti kucaklamazsan, millete efendilik taslarsan neticesi budur. Biz bu milletin efendisi değil biz bu milletin hizmetkarıyız farkımız bu'' dedi.
'Bürokratik oligarşinin beli daha kolay kırılır'
Başkanlık sisteminin sağlayacağı yararlara işaret eden Erdoğan, ''Bürokratik oligarşinin belini Başkanlık sistemi çok daha rahat kırar. Olay orada çok farklı şekilde gelişir. Karar alma, çok daha seri noktaya gelebilir'' ifadelerini kullandı.
Bu sistemde parlamentonun, ''yansıtılmaya çalışıldığının aksine'' çok daha güçlü olacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle dedi: ''Biz şu anda bir çok şeyi, Başbakan olarak, Bakanlar Kurulu olarak çok rahat alıp halledebiliyoruz ama başkanlık sisteminde şu anda ABD'yi misal olarak versek, bir helikopter herhangi bir ülkeye hediye etmeye kalksa onu Kongreden geçirmesi lazım ama biz böyle bir şeyi rahatlıkla Bakanlar Kurulu kararıyla da halledebiliriz. Kaldı ki parlamentoda gücün olduğunda, çok daha farklı boyutta kararları alma şansınız var. Bunları yapabilirsiniz. Fakat bizim derdimiz Türkiye'yi şu anda süratle çok daha ileri noktalara nasıl ulaştırabiliriz?''
Partili Cumhurbaşkanlığı önerisi
Kendilerinin ''partili cumhurbaşkanlığı'' önerisinde de bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: ''Peki Başkanlık sistemine karşısınız. Hadi gelin o zaman partili başkanlık sistemini yapalım dedik yani cumhurbaşkanlığı partili olsun. Niye? cumhurbaşkanlarının zayıf olması da doğru değil. Eğer partisi arkasında durur onu güçlü kılarsa, onun da karar alma noktasında gücü çok daha farklı olacaktır. 'Efendim cumhurbaşkanları güçlü olmasın. Zaten yürütmenin başı cumhurbaşkanı.' Yürütmenin başındaki cumhurbaşkanı ama arkasında parti vesaire yok. Bu doğru bir yaklaşım değil düzeltilmesi lazım. Fransa'da yarı başkanlık sistemi var. İşte o, partili Cumhurbaşkanlığı sistemidir. Ama bunu ne ana muhalefetin başı ne yavru muhalefetin başı bilir. Çünkü bu işleri incelemezler, araştırmazlar. Biz de diyoruz ki gelin Türkiye'de de bunu yapalım. Çift başlılık olmasın daha rahat olsun ama ülkenin geleceğine yönelik sorumluluk mevkinde olmak çok önemli. Bu sorumluluk mevkinde olmamak, ah ah bütün dert burada. Sırtında yumurta küfesinin olması şart. Bunlar boş küfeyle dolaşıyorlar.''
Kentsel dönüşüm
Başbakan Erdoğan, kendilerinin de ''sıcak yataklarında mışıl mışıl uyuyabileceklerini anlatarak, şöyle devam etti: ''Ama o zaman ne olurdu biliyor musunuz? O zaman, sokağa çıktığımızda çocuklarımızın yüzüne bakamazdık. O zaman, başımızı yastığa koyduğumuzda vicdanımızla yüzleşemezdik. Bugün bu millet için ne yaptın sorusunun cevabını bulamazdık. O zaman, işte Çanakkale'ye gidip, Sarıkamış'a gidip, Dumlupınar'a gidip, şehitlerimizin huzurunda alnımızın akıyla duramazdık. O zaman, bugün olduğu gibi, sizin karşınıza, işadamının, işçinin, emekçinin karşısına huzuru kalple çıkamaz, şuradaki muhabbeti tesis edemezdik.''
Dün Gaziosmanpaşa'da, 40 bin konutun yeniden inşa edilmek üzere yıkım törenine katıldığını hatırlatan Erdoğan, törende herkesin neşeli olduğunu belirtti. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Herkes neşeli, herkes alkışlıyordu. Yıkım alkışlanır mı? Daha modern daha kalite binalara söz verdiğimiz süre içinde gelip yerleşeceklerini bildikleri için alkışlıyorlardı. Şu anda kendilerine kiralarını ödüyoruz, evlerine yerleşmişler, kirayı biz veriyoruz. Yeni binalar yapıldığında gelecekler binalarına yerleşecekler ama modern bir şekilde. Öyle bir yer ki, hemen karşısında yüz milyonlarca dolar harcamak üzere bir Vialand yapıyoruz. Yap- işlet-devretle Haliç'in çamurlarını alıp taşocağına yığmıştık. 650 bin metrekare orada bir oyun parkı tesis etmiştik şimdi oraya, Vialand yapıyoruz adeta ABD'nin Orlando'sundaki gibi bir düzenleme... Allah nasip ederse 29 Mayıs'a yetiştireceğiz. Dün orayı da gezdim. Bütün bunlar o çevrede, bundan 10-15 sene önce oralara gittiğimiz zaman, pek gezilecek yerler değildi. Şimdi inşallah 1 yıl içinde oralar insan kaynayacak ve hemen zaten fiyatlar artmaya başladı. 1'e 3, 1'e 4 fiyatlar artmaya başladı. Neden? Çünkü artık kalite geliyor. Çevre zaten kendi kendine değişime, dönüşüme başladı. Ufuk budur, ülke yönetmek budur. Şehri yönetmek budur. Eğer varsa sizde bu inanç, bu anlayış, bu ufuk bu değişimi yaparsınız. Bu dönüşümü yaparsınız.''
Üzerlerinde ''tüyü bitmedik yetimin hakkını'', ''şehitlerin, ecdadın, geçmişin ve geleceğin misyonunu ve mesuliyetini'' taşıdıklarını ifade eden Erdoğan, ''Benim ecdadım, at sırtında buradan ta Viyana'ya kadar, buradan ta Yemen'e, ta Kırım'a kadar giderken, benim ecdadım gemisiyle Endülüs'e, Japonya'ya kadar gidip yardım elini uzatırken, bizim bugün koltuğumuza çakılıp kalmamız, emanete hıyanetten, reddi mirastan başka hiçbir şey olamaz'' diye konuştu.
'Hangi reforma el attıysak 'Ülke bölünüyor' dediler'
İktidara 2002 yılı sonunda geldiklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Hangi reforma el attıysak, ülke bölünüyor dediler. Hangi adımı attıysak, ülke parçalanıyor dediler. Arşivler ortada... 10 yıl boyunca kimin ne dediği, kimin neye karşı çıktığı ortada. 10 yıl boyunca, kimin ne tehditler savurduğu ortada. Onlara göre ülke bölünüyordu, parçalanıyordu, batıyordu, dağılıyordu. Ne oldu? Ülke dağıldı mı, parçalandı mı? Ekonomisiyle dünyada güçlü bir Türkiye var. Dünyanın sessiz devrim gerçekleştirdiniz dediği bir Türkiye var. Dış politikasıyla dünyada güçlü bir Türkiye var. Gündemi belirlenen değil gündem belirleyen bir Türkiye var. Diz çöken değil, boynunu büken değil, verilene razı olan değil; hakkını çatır çatır savunan ve hakkını koparıp alan bir Türkiye var. Türk lirasıyla, pasaportuyla, ay yıldızlı bayrağıyla saygın, itibarlı, sözünün ağırlığı olan, kararlarına değer verilen, dikkate alınan, parmakla gösterilen bir Türkiye var.''
Paradan 6 sıfır atılması
Paradan 6 sıfırın atılmasına değinen Erdoğan, şunları kaydetti: ''Bir rakamın yanına, akşam yattılar sabah kalktılar bir sıfır koydular. 6 tane sıfır. Eskiden biz tuvalete 2,5 kuruşa giderdik. 5 kuruşa giderdik. O zamanlar milyoner kimdir diye sorduğumuzda, 1 milyonu olan varsa o zengindi. Milyarder dediğinde parmakların sayısını bulmazdı ama öyle hale getirdiler ki 1 milyona tuvalete gider hale geldik. 6 sıfırı atıyoruz dediğimizde dediler ki mümkün değil. '6 sıfır attığınız zaman enflasyon patlar' dediler. Biz atacağız dedik. Hatta hatta o zamanın meşhur köşe yazarlarından birisi hala daha, eh şöhretim diye geçiniyor, 'Bunlar bu 6 sıfırı atsınlar ben Taksim'de anıracağım' dedi. Hala anıracak. Herhalde şimdi de bulundukları yerde o işi yapıyorlar.''
'Dünyada mazlumların sesi, mazlumların umudu bir Türkiye'
Artık Türkiye'nin 'alan el değil, veren el konumuna yükseldiğini' vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Dünyada mazlumların sesi, mazlumların umudu, barışın en güçlü savunucusu bir Türkiye var. Kendi milletiyle kucaklaşan, kendi milletiyle yürüyen, milletini tehdit olarak değil, kendisini milletinin devleti olarak konumlayan bir Türkiye var. Tekrar ediyorum. Siyaset, tıpkı işadamlığı gibi, korkaklara göre bir iş asla değildir. Koltuğunda tir tir titreyen, etrafa da kendi korkularını saçan bir siyasetçinin Türkiye'ye kazandıracağı hiçbir şey yoktur ve olmamıştır. Her reform karşısında, her yenilik karşısında, her atılım karşısında, ''Türkiye bölünüyor, parçalanıyor, dağılıyor'' diye feryat figan ağlayan bir siyasetçinin ne milletle, ne ecdadla, ne de bu milletin misyonuyla uzaktan, yakından hiçbir alakası olamaz. Siz kendinize milliyetçi diyeceksiniz, milletin duygularını istismar etmeye kalkışacaksınız ama bu milletin edebini, adabını, üslubunu, en önemlisi de bu milletin cesaretini taşımayacaksınız. Kimi kandırıyorsunuz? Siz korku içinde olabilirsiniz, ama bu millet korkmadı, korkmuyor ve asla da korkmayacak. Siz küçük düşünüyor olabilirsiniz; ama bu millet tarih boyunca hep büyük düşündü ve büyük düşünmeye devam edecek''.