loading
close
SON DAKİKALAR

'Erdoğan'ın şişen egosu kendisini zorluyor'

'Erdoğan'ın şişen egosu kendisini zorluyor'
Tarih: 01.11.2012 - 16:19
Kategori: Siyaset

CHP'li Haluk Koç, yaptığı basın açıklamasında Erdoğan ile Gül'ü siyam ikizlerine benzetti...

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda toplanan MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve görüşlerini şöyle açıkladı;

“Değerli arkadaşlarım, öncelikle iyi çalışmalar diliyorum.
 
Merkez Yönetim Kurulumuz toplantı halinde. Gelişen siyasi olaylarla ilgili Merkez Yönetim Kurulunda yaptığımız tartışmalardan, görüşlerden sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları çeşitli tartışmalar ve olaylarla geçti. Milli bayramların resmi alanlardaki kutlamalarını yeniden düzenleyen ve 5 Mayıs 2012 tarihli resmi gazetede yayınlanan yönetmelik o tarihten itibaren ciddi tartışmalara yol açtı. Bir grup Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşımız bu yönetmeliğin iptali istemiyle Danıştay’a dava açmışlardı. Bu süreç halen devam ediyor.

Burada bu çıkarılan yönetmelikteki ana amaç ulusumuzun kurtuluş savaşının başlangıcı olan 19 Mayıs tarihi, TBMM’nin kuruluş tarihi olan 23 Nisan tarihi, cumhuriyetimizin ilan edildiği tarih olan 29 Ekim tarihi ve ülkemizin işgalden kurtarıldığı ve o büyük kurtuluş savaşını kazandığımız gün olan 30 Ağustos tarihi ve bu büyük savaşın komutanı çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve devrimlerinin mimarı Büyük Atatürk’ün unutturulmaya çalışılmasıdır.

Böylelikle kastedilen ardındaki amaç ulus olma bilincimiz, bayramlarda sevinçte ve tasada ortak olma duygumuz, tarihi hafızamız açıkça yok edilmek istenmiştir. Bunu herkes biliyor ki ulusal bilinci yok edilmiş, tarihi hafızası silinmiş bir toplum ulus değil, olsa olsa ümmet olur. Yapılmak istenen işte tamda budur.

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız Başbakan, yanındaki çalışma arkadaşları, değişik AKP yetkilileri bu yönetmeliğe gerekçe olarak daha önce militer görüntülü bayram kutlamalarından rahatsız olduklarını ifade etmişlerdi. Bu kutlamaların halka açılarak halkın katılımıyla yapılmasını istediklerini öne sürmüşlerdi. Bunları defalarca söylemişlerdi.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89. yıl kutlamalarını kuruluşun ilanının yapıldığı Ulus’taki eski TBMM binası önünde yapmak isteyen çeşitli sivil toplum kuruluşları, dernekler, sendikalar, siyasi partiler biliyorsunuz kutlamak için izin istemişlerdi ve bu izin Ankara Valiliği tarafından verilmemişti.

Şimdi medyada değişik köşe yazarları sanki bu süreci bilmezlermiş gibi Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı’na dönük bir takım yorumlar getiriyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu bu gösterileri provoke etti diyorlar. Oysa Sayın Kılıçdaroğlu’nun daha önceki programı resmi törenlere katılmak şeklinde idi. Akşam da, geleneksel olarak İstanbul’da yapılan cumhuriyet yürüyüşüne katılmak şeklindeydi. Ne zamanki Ankara Valiliği Başbakanın talimatıyla bu gösteriyi yasakladı, bu yasağa karşı Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı ben elime bayrağı alacağım ve o gösteride olacağım açıklamasını yaptı. Yani Sayın Genel Başkanın toplantıya katılma gerekçesi bu toplantının Başbakanın talimatıyla valilik aracılığıyla yasaklanması kararından sonra verilmiş bir tavırdır.

Değerli arkadaşlarım,

Çeşitli engellere rağmen Ulus meydanına toplanan 100 binlerce kişi oluşturulan polis barikatlarını, üzerlerine sıkılan tazyikli suları ve gaz bombalarını bertaraf ederek Anıtkabir’e kadar yürüyerek bu kutlamayı yapmışlardır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ondan sonraki tartışmalar çok ilginç. 29 Ekim’de bu eski meclis önündeki kutlama yapacak halka bütün katılanları tarif etmeye çalışıyorum. Bu geniş kitleye engelleme emri veren ve bu amaçla illere gizli ibareli engelleyin genelgesi gönderen Sayın Başbakan yaşanan tablodan çok rahatsız. O barikatları kaldırın emrini ben vermedim diyor. Başbakan hiddetli, Başbakan yorgun. Çünkü, kafasının arkasındaki düşüncelerini gerçekleştirememiş. Bu toplantıyı, bu muhteşem görkemli kutlamayı engelleyememiş olmanın sıkıntısını yansıtıyor. Ve Sayın Cumhurbaşkanı Sözcüsü aracılığıyla devreye giriyor basından izlediğimiz. Ankara Valisini bir gün önce ben aradım, gerekirse uygun davranışlarda bulunarak olayın sakin bir şekilde sonuçlanması için gerekeni yapın talimatını ben verdim diyor.

Değerli arkadaşlarım, aslında tam bir komedi yaşadığımız. O barikatları ne Sayın Başbakan kaldırabildi, ne Sayın Cumhurbaşkanının valilere dönük mahcup sözleri kaldırabildi. O barikatları millet kaldırdı o gün. Kararlı olan, elinde bayrağıyla oraya en büyük bayramını kutlamaya gelen millet kaldırdı ve şimdi baktığınız zaman Sayın Başbakana daha sonraki yorumları çerçevesinde şu soruları şu kürsüden açıkça soruyoruz. Bu kutlamaya katılan hangi dernekler, hangi sivil toplum kuruluşları, hangi sendikalar veya hangi siyasi partiler illegal olarak değerlendirilebilir, bu tanım içine girer? Sayın Başbakan’ın bunu açıklaması gerek. Kimdir bu katılan illegal örgütler kimdir?

Sayın Başbakan’ın kafasında PKK’yla perde arkasında yaptığı illegal terör örgütü temsilcileriyle devleti buluşturan görüşmeler yaptığından herhalde illegal kavramını Sayın Başbakan karıştırıyor. Sayın Başbakan’ın illegal boyutta kimlerle halvet olduğunu Türk milleti çok iyi biliyor, gördü. Sayın Başbakan’ın kafasındaki illegal kavramı nedir? Kolu kırılan, 5 kaburgası kırılan Hasibe teyzemi bir illegal örgütün temsilcisidir? Elinde Türk bayrağıyla çocuğunu bebek arabasına koymuş oraya gelen genç çift mi illegal terör örgütü üyesidir? Sayın Başbakanın 100 binlerce kişiyi bu şekilde suçlaması akıl alacak bir kavram değildir.

Değerli arkadaşlarım,

Bir de Türk bayrağı demagojisine girdi Sayın Başbakan.

Sayın Başbakan prompterın dışına çıktığında biliyorsunuz hafiften kanatlanmaya başlıyor ve uçmaya başlıyor. Şimdi Hakkari mitingini söylemeye, ifade etmeye çalışıyor. Bugünkü haberlerde de görüyorsunuz. Sayın Başbakan sen 10 yıldır bu ülkeyi yönetiyorsun, Türkiye Cumhuriyetinin 81 ilinden bir tanesi olan Hakkari’de bir bayram günü İçişleri Bakanının köşe kapmaca oynadığı manzarayı ne çabuk uttun? Ne çabuk unuttun? Hatırlıyorsunuz geçen bayramda İçişleri Bakanının Hakkari sokaklarında slalom yaptığı görüntüleri biz unutmadık. Her şeyden önemlisi bayraktan bahseden Sayın Başbakan, aç partinin il binasını Hakkari’de koy bayrağı partinin gönderine seni biz alkışlayalım. Bayrak demagojisine giren Başbakana çok iyi hatırlatmak gerekir ki, Hakkari’deki bir PKK’lı cenazesi geçerken senin yönetimindeki hükümetin uzantıları o güzergah üzerindeki Türk bayraklarını indirin talimatını verdi mi, vermedi mi? Bunu da unutmadık.

Değerli arkadaşlarım, bayrak konusuna gelince Başbakan yaralıdır. Bayrak konusuna girersek Başbakan açmazdadır. Şimdi yüreği, gücü varsa Sayın Başbakanın bu tür demagojilere gireceği yerde Ulus meydanında kendi gönül rızasıyla oraya o bayramı kutlamaya gelen, elinde bayrağıyla insanlarla uğraşacağına yola mayın döşeyen, pusu kuran, adam kaçıran, can alan, yol kesen teröristle uğraş. Görevini yap.

Değerli arkadaşlarım, rahatsızlar, sıkıntılılar, ruh hallerine sinmiş vaziyette, bütün açıklamalarına sinmiş vaziyette. Gerginler. Bunlar çok açık belli oluyor. O koltuklarda artık rahat oturamıyorlar. Bunu görüyorlar. Aa Sayın Başbakan konuşur da diğer takım arkadaşları durur mu? Başta Hüseyin Çelik, Bekir Bozdağ hemen kafalarının arkasındaki cumhuriyet kavramına olan kinlerini, düşmanlıklarını, nefretlerini kusan açıklamalarla Başbakana eşlik etmeye, vokal yapmaya başladılar.

Değerli arkadaşlarım, söyledikleri, bu yürüyüşe katılan 100 binlerce kişi marjinal insanlar, bu 100 binlerce insan Ergenekoncu, her biri gizli örgüt üyesi. Böyle bir değerlendirmeyle kendi halkını bu dağarcığa koyan bir hükümet herhalde Türkiye’ye şuana kadar gelmedi.

Değerli arkadaşlarım, bir çift sözümüzde tabi AKP güdümündeki valilere. AKP’den öncede bu ülkede hükümetler görev yaptı. AKP’den öncede yürütmeye, onun atamasına bağlı olan çeşitli valiler görev yaptılar. Ama mertçe, delikanlıca valilik yaparlardı. Adamın adamı değil, devletin adamıydılar. İktidara yalakalık yapmadan görevlerini yaparlardı. Ne Ankara valisi gibi, kapısı kırık Ankara valisi gibi, geçmişteki olayı söylüyorum. Yasakçılık yapacak kadar gözü dönmüş, ne de Amasya’daki mahcup sayın vali kadar pastanelerde cumhuriyeti kutlanacak kadar umursamaz valilerdi.
Değerli basın mensupları, işin özüne girecek olursak demokrasiyi işletmek gerçekten kolay bir iş değildir. Özellikle demokratik hak ve özgürlüklerin bizzat demokratik rejimi yok etmek için bir araç olarak kullanılmasına engel olmak son derece hassas bir konudur. Bakın, demokrasileri tehdit eden iki önemli tehlike var. Bunlardan birincisi bir şekilde çoğunluğu ele geçiren bir yapının temel hak ve özgürlükleri tahrip etmesi. Bugünkü gibi. İkincisi ise, demokrasiyi tehdit eden ikinci unsur ise; ırk, inanç, sınıf gibi bazı kriterleri kullanan grupların temel hak ve özgürlükleri istismar ederek demokrasiyi işlemez hale getirmeleridir. Demokratik rejimler çoğunluğun bu gücüne karşı, bu gücü kötü yönde kullanmalarını engellemek için anayasa mahkemesi, yargı bağımsızlığı, özerk üniversiteler, altını çizerek söylüyorum bugünkü tablodan da ders çıkarırcasına bağımsız ve özgür medya gibi kurumlarını gözleri gibi korurlar. Çünkü bu kurumların tahrip edilmesi, içinin ve işlevinin boşaltılması, siyaseten açık söylüyorum, yargı içinde söylüyorum, medya içinde söylüyorum. Siyaseten yandaşlaştırılması demokratik rejimi yozlaştırır ve sistemi yok oluşa götürür.
Bugün Türkiye’de 10 yıllık AKP iktidarında yaşadıklarımız tam da bu noktaya sürükleniyor olmamızdan dolayı önemlidir. Maalesef bugünkü iktidar çoğunlukçu bir iktidar, çoğulcu bir iktidar değil. Demokratik kontrol süreçlerini etkisizleştirecek noktaya taşımıştır. Burada Başbakan’ın özelliklerini bir kere daha söylemek istiyorum. Başbakan’ın hepimiz biliyoruz hırsı aklının önünde gitmektedir. Başbakanın şişen egosu kendisini zorlamaktadır. Siyasette girdiğinden beri kazanamadığı demokrat hamurunun kin ve nefret üzerine kurduğu kişilik yapısının bugün iktidarı taşıdığı noktada önemi son derece önemlidir. Şimdi kafalarından Sayın Cemil Çiçek’ten Burhan Kuzu’ya kadar yardımcı aktörler devreye giriyor ve başkanlık sistemini bu anayasa görüşmelerinde tartışmaya açıyorlar. Bu egosu şişen Başbakanla bir başkanlık sistemine giden Türkiye manzarasını bir düşünün.

Değerli arkadaşlarım, 1990’ların Erdoğan’ı ile 2012’nin Erdoğan’ı arasında otoriter eğilimleri bakımından hiçbir fark yoktur. Taç akıllandırır diye bir deyişimiz var biliyorsunuz. Erdoğan bu deyişin olumsuz örneklerinden bir tanesidir. Demokrat olmayı içine sindirmiş bir kişi medyaya ve gazetecilere ahlak ve hukuk dışı her türlü ticari, siyasi, yargısal baskıyı reva görebilir mi bunu hepimizin düşünmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz önemli bir konuda sürmekte olan açlık grevleriyle ilgili 12 Eylül’den bugüne kadar 66 cezaevinde 663 tutuklu ve hükümlünün sürdürdüğü açlık grevinde 51. güne girildi. Arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Diyarbakır, Sincan, Bolu, Kandıra cezaevlerinde incelemelerde bulundular. Konu olan kişilerle görüştürler. TBMM’de de bugün bir açıklama yapıldı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Cumhuriyet Halk Partili üyelerin talebi üzerine 14 gün sonra başkanın karar vermesiyle bugün Bolu cezaevine incelemeye gittiler. Tabi 96 ve 2000 yıllarında da benzer süreçler Türkiye’de yaşanmıştı. Fakat o günkü taleplerle bugünküler arasında farklılıklar var. Bunu görüyoruz.

Söylemek istediğim şudur; açlık grevinde olan ister tutuklu olsun, ister hükümlü olsun cezaevindeki her yurttaşın hayatından hükümet sorumludur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak şuanda biz icra organı değiliz ve insan hayatının hiçbir konuya pazarlık yapılmaması düşüncesindeyiz. Bu işin biran önce sağduyuyla çözümlenmesi önerimizi bir kere daha burada tekrarlıyorum.

Bu arada Sayın Başbakanın konuyla ilgili üslubundaki çelişkiler, yaptığı açıklamalarda Adalet Bakanıyla düştüğü çelişkiler ortada. Bunları biliyorsunuz. Almanya’da yaptığı açıklamada şu anda Türkiye’ye ölüm orucunda olan bir kişi var diyor. Eş zamanlı, aynı saatlerde Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin açıklama yaparken 66 ayrı cezaevinde 683 tutuklu ve hükümlünün açlık grevinde olduğunu söylüyor. Demek Türkiye’den Almanya’ya gidene kadar 663 kişi bir kişiye düştü. Dediğim gibi Sayın Başbakanın kamuoyunda grup toplantısında yaparken sunduğu fotoğrafta tartışma konusu. Çok daha önceki tarihlere ait bir kutlama veya bir başka gerekçeyle yapılan bir yemeği örnek göstererek dünkü süreçle ya da bugünkü süreçle bağdaştırır bir açıklama yapıyor.

Burada Sayın Başbakanın girdiği ruh halini iyi hesap etmek lazım. Bir yanda kişisel beklentilerine göre çıkaramadığı bir Anayasa değişikliği, meclise 378’le girip 360 oyla bozguna uğradığı bir Anayasa değişiklik önerisi, hatırlıyorsunuz bayram tatilinden önceydi. Bir yandan Cumhuriyet Bayramını püskürtürüm, sindiririm, korkutarak vazgeçtiririm şeklinde aldığı siyasi davranışın tam tersine sonuçlanması millet ona sokakta cevap vermesi tüm engellemelere karşı ne kimya bıraktı ne huzur bıraktı ne uyku bıraktı. Sayın Başbakanın yüzüne de yansıyan bu görüntüler Türkiye’nin artık herkes tarafından çok iyi görülen şu manzarasını ortaya koyuyor; Türkiye artık iyi yönetilmiyor. Bunu herkes görüyor, herkes biliyor. Böyle bir süreçten geçiyoruz. Bundan sonraki tartışmaları biz sağduyuyla üzerimize düşen temel sorumlulukları bilerek sürdürmeye çalışacağız.

Sizlerin soruları varsa alabilirim.

Soru- Açlık grevleri konusunda CHP olarak sizin bir adımınız olacak mı? Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki 
polemik konusunda var. Çift başlı yönetim olmaz diye. Bu noktadaki görüşünüz nedir?

Haluk KOÇ- Açlık grevleriyle ilgili düşüncemi söyledim. İnsan hayatının hiçbir siyasi tartışmaya konu edilmesinin yanlışlığının altını çizdim. Sayıyı verdim, CHP milletvekillerinin bu süreç gündeme gelmeden de cezaevlerindeki koşullarla ilgili çalışmalarını sizlerde takip ediyordunuz. Zaman zamanda arkadaşlarımız bunu medyayla paylaşıyorlardı. Bu süreçle ilgili de yine Diyarbakır, Kandıra, Bolu, Sincan cezaevlerine yaptıkları ziyareti ve orada bu süreci yaşayan insanlarla yaptıkları görüşmeleri söyledim. Mecliste bugün arkadaşlarımız yine bir açıklama yaptılar ve İnsan Hakları Komisyonunda yine CHP’nin girişimiyle bugün Bolu Cezaevinde bir ziyaret gerçekleştiriyor. Bir an önce sağduyuyla olayın çözülmesi gereğinin altını çizdim. Talepler veya onların değerlendirmesine girmiyorum. Şu anda biz icra organı değiliz. Hükümet var ama cezaevindeki her tutuklunun ve her hükümlünün hayatından hükümetin sorumlu olduğunun altını çiziyorum.

Dokunulmazlıklarla ilgili, Başbakanın bir soruşturma önergesine konu edildiği sözleriyle başlayan bir süreç vardı anımsayacaksınız. Yargıya gereken talimatı verdim şeklinde. Fezlekelerin Sayın Burhan Kuzu’ya ulaştığını görüyoruz. Çok sayıda fezleke var mecliste. Biz 2002 yılından beri milletvekili dokunulmazlığının sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlı kalmasını savunan bir siyasi partiyiz. Yani burada her türlü kürsü dokunulmazlığı dışındaki her türlü dokunulmazlığın milletvekili koruma zırhı içinde olmamasını istiyoruz. O görüşümüz geçerlidir.

Sayın Cumhurbaşkanı sözcüsü aracılığıyla konuşuyor. Sayın Başbakanda ayrı konuşuyor. Ben tıp doktoruyum. Size Siyam ikizlerini hatırlatayım. Aynı genetik yapıdan gelen, aynı gövdeyi paylaşan iki ayrı baş şeklinde ortaya çıkar. Bunların genetik kotlamaları aynıdır, paylaştıkları organların tasnifine göre ömürleri de oldukça kısa olur. Siyam ikizi örneği herhalde tarif ediyor bazı şeyleri.

Soru- 10 Kasım geliyor önümüzdeki hafta. Yine bazı sivil toplum örgütlerinin etkinliği olacak. CHP katılacak mı?

Haluk KOÇ- CHP 23 Nisanda, 30 Ağustosta, 29 Ekimde, 19 Mayısta olduğu gibi 10 Kasımda da tüm örgütleriyle ve o günün duyarlılığını taşıyan tüm yurttaşlarımızın da katılımıyla mutlaka kendi üzerine görevi yapacaktır. O çıkartılan genelge, yönetmelikte biliyorsunuz 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günlerinin de bir yeni uyarlaması söz konusu. Danıştay itirazı yapan yürütme, durdurma talebiyle bu yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması talebiyle itirazı yapan milletvekillerimize şu gerekçeyle bir ek istekte bulundu. Sizin bağlatınız ne bu yönetmeliğin iptali istemiyle? Onlarda TBMM’ye etkileri milletvekili andını ortaya koydular. Bizim bağlantımız bu. Milletin vekili olarak herkes adına bunun iptalini, yürütmesinin durdurulmamasını istiyoruz diye. CHP bu sürecin her yanında olacaktır.

Soru- Bayram öncesi AKP yöneticileriyle CHP Grup Başkanvekilleri arasında bir görüşme oldu. Yerel seçime ilişkin Anayasa değişikliği.Kurullarınızda değerlendirip yanıt vereceğiniz ifade edilmişti.

Haluk KOÇ- Yanıt verecek bir şey yok. Şu anda bir talep yok. Yani 360’la bozguna uğrayanlar herhalde takkelerini önüne koydular düşünüyorlar. Gelecek hafta Büyükşehir Yasasını yine bir dayatma anlayışıyla getirecekler. Öyle anlaşılıyor. Çünkü yoğun bir mesai programı planlanmış durumda TBMM’de-. Oradaki yanlışları, oradaki sıkıntıları, Türkiye’yi götüreceği çeşitli risk noktalarını anlatmaya devam edeceğiz. Umarım aklıselim galip gelir, sağduyu galip gelir, dayatma kültüründen biraz olsun uzlaşma kültürüne adım atılır. MHP’de 4 Kasımda bir an önce kongresini tamamlar. Çeşitli konularda takındığı çekingen tavrı netleştirir. Onu da önümüzdeki hafta göreceğiz.

Soru- İstanbul İl Başkanın bazı sözleri vardı. Hatta İl Başkanının görevden alındığı yönünde ifadeler, tartışmalar çıkmıştı. Bu konu MYK’da gündeme geldi mi?

Haluk KOÇ- Sayın İl Başkanı da açıkladı, Sayın Genel Başkan da dün Karadeniz Gezisi sırasında açıkladı. Parti sözcüsü olarak grup toplantısından sonra bende açıkladım. Bir kere daha altını çizerek söylüyorum; CHP’nin çoğunluğu uluslararası büyük oyun kurucuların açıkça söylüyorum, NATO planlarının devreye sokulmasıyla yapılan Türkiye’deki demokrasiyi geriletme darbelerinden en çok zararı gören parti CHP’dir.

Yani artık bugün yaşadığımız süreci ille bunları söyletme noktasına kadar getirdi bizi. Yani bu kadar açık, net buna 
tavır koyan bir CHP var. Sayın Genel Başkanımızda son grup toplantısında CHP’nin darbelere karşı tutumunu açıkça 
ortaya koydu.

İstanbul İl Başkanının açıklamaları var, bizim yaptığımız açıklamalar var. Ulus Meydanında halkın gösterdiği tepki neyedir? Bir koruma şeridi çekerek Belediye Başkanı, Vali, Garnizon Komutanının bulunduğu yerde en büyük bayramı bir çelenk sunarak kutlamasınadır. Bayram kutlamasının içinin boşaltılmasınadır. Halkın o barikatların arkasında bu törene katılmasının engellenmesinedir. Bu tepkinin odağında olan bütün mülki askeri her türlü erkan olarak tabir ettiğimiz tüm görevlileredir. Yani şimdi Ulus’ta yaşanan o görüntüler, o yasakçı zihniyet, o baskıcı zihniyet, elinde bayrak olana atılan tekme, kaburgası kırılan Hasibe Teyzenin görüntüleri bütün bunlar unutulacak, İstanbul İl Başkanıyla gündemi düşürmeye çalışacaksınız. Bunlar kabul edilecek şeyler değiller. Bu konudaki görüşlerimizi açıkladık.

İyi çalışmalar diliyorum. "

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları