loading
close
SON DAKİKALAR

CHP’deki bu hesabı ben hiç anlamadım

Can Ataklı
Tarih: 18.02.2020
Kaynak: Can Ataklı-Korkusuz

Can Ataklı: Ortada tek aday olduğu için yapılana seçim demek aslında tuhaf kaçıyor.

BUNU YAZMAK GEREK

Büyük merak: Darbeyi kim yapacak?

Yandaş tetikçi medyayı bir garip darbe telaşı sardı.

Amerikalı bir düşünce kuruluşu “Türkiye’de olası beklentileri” sıralarken demiş ki “Darbe de mümkün.”

Şimdi bunun üzerine tepiniyorlar.

Çok açık söyleyeyim, darbe laflarını çıkaranlar bizzat iktidar yandaşları hatta tetikçileri.

Durumun çok kötüye gittiğini görüyorlar, bundan kurtuluşun da mümkün olmadığının farkındalar.

Son bir umut “Tüm dünya Erdoğan’ı yıkmak istiyor, bunun için darbe yaptıracaklar” söylemine sarıldılar yine. Şimdi diyebilirsiniz ki “Kardeşim sen de darbeden söz ettin, son YouTube videon darbe üzerine değil mi?”

Haklısınız, ben de yaptım bu tür bir konuşmayı, daha sonra bu köşede de kısaca dile getirdim.

Tabii o konuşma “darbe söylentileri” üzerineydi. Çünkü yandaş tetikçi medya birden bu söylentilerin kaynağı haline gelmişti.

Ama şunu da söylemeden edemedim; “Durum ciddi ve her gün daha da kötüye gidiyor. Erdoğan’ın yapacağı en iyi şey artık çekilmektir. Çekilsin. Meclis, Anayasa değişikliği yaparak parlamenter sistemi geri getirsin, demokrasiye ve hukuk düzenine dönelim, ülke rahat bir nefes alsın.”

Gittiğim her yerde bana da soruyorlar “Gerçekten darbe olabilir mi?” diye. Aslına bakarsanız olur tabii.

Tabii darbeden ne anladığımıza da bağlı. 27 Mayıs da darbeydi, 12 Eylül de, en son 15 Temmuz da bir darbe kalkışmasıydı.

Türler ve sonuçlar farklı.

Örneğin 27 Mayıs, komuta sıralamasına bakılmaksızın yapılmış bir müdahaleydi. 12 Eylül, ordunun en tepeden en alt düzeye kadar duruma el koymasıydı.

15 Temmuz saçma sapan bir şeydi, ne olduğunu hâlâ çözemedik.

Peki yeni bir darbe hangisi gibi olur? Hiçbiri gibi olmaz elbette.

Hele yandaş tetikçi medyanın en panikleyen kesimi, şimşeklerin çaktığı kapkaranlık bir gecede mezarlık yanından geçerken ıslık çalanlar gibi “Haydi yapın da görelim” tadında haberlerle gönüllerini ferahlatmaya çalışıyorlar son günlerde ama gerçekten olacağa karşı pek durulamayacağını bildikleri için böyle yapıyorlar zaten. Tabii herkesin asıl merakı şu; “Tamam darbe olsa bile kim yapacak?”

Bunu soranlardan anlıyorum ki darbe olmasına hem karşılar hem de zaten kimsenin yapamayacağını, ortada böyle birinin olmadığını düşünüyorlar. Her şeye rağmen bir yandan içlerini ferahlatırken diğer yandan “Yahu ister misin bu kez hiç aklımıza gelmeyen bir şey olsun” endişesi taşıyorlar.

Bunun iktidarda tahribat yaptığını görüyorum. Nitekim bazı dedikodular duymuyor değiliz. “İyi saatte olsunlar” Erdoğan’a parti kurma hazırlığında olan bir gruba, iktidarı devretmesini ve yargılanmama garantisi alarak kenara çekilmesini tavsiye ediyormuş. Buna inanıyormuş bazıları.

Ama bana göre bu çok can sıkıcı.

Çünkü eğer bu tür komplolara iktidar içinden inanan varsa, 15 Temmuz’un sağladığı avantajları gözden geçirip “Valla benzerini bir daha yaşarsak bu kez bizi kimse yerimizden sökemez, ömrümüz boyunca iktidarda kalırız” düşüncesine kaptırabilirler kendilerini.

Bu arada bana gelince, önce bir şaka gibi bakıyordum bu söylentilere.

Ancak 15 Temmuz’da neler olup bittiği konusundaki çok az bilgimize bakarak yandaş kesimdeki bu telaşı hayra alamet görmediğimi söylemeliyim.

ŞAŞIRDIM

CHP’deki bu hesabı ben hiç anlamadım

Kurultaya doğru koşar adım giden CHP, Ankara İl Kongresi’ni pazar günü yaptı. Ali Hikmet Akıllı Ankara İl Başkanı seçildi. Tabii seçildi kelimesi tamamen prosedür gereği kullanılmış bir söz. Çünkü sonuçta yüzlerce insan sanki başka bir işi yokmuş gibi bir salonda toplanmış, sırasını bekleyip sandığa zarf atmış, zaten bir kişinin aday olmasına izin verildiği halde çıkacak sonucu heyecanla bekliyormuş gibi yapmış. Ortada tek aday olduğu için yapılana seçim demek aslında tuhaf kaçıyor. Ama CHP bu tuhaflığı, kurultay öncesi neredeyse bütün kongrelerde uyguladığı için şaşılacak bir durum yok. Ama benim şaşırdığım iki nokta var.

Birincisini daha önce İstanbul kongresi sırasında söylemiştim.

Ne gariptir ki Türkiye’nin en eski, demokrasi geleneği en köklü partisinde kimse yarışmak istemiyor. Genel başkan veya etrafını saranlar, kimin seçilmesini istiyorsa itirazsız kabul ediyor ve seçim tiyatrosunun figüranı olmayı kabulleniyor.

İkincisi, bu genel düşünceme rağmen parti içinde birilerinin durumdan pek de hoşlanmadığının ortaya çıkması. Bakın şu gerçeğe şimdi.

CHP’nin, Ankara’da il başkanı seçiminde oy kullanacak sandığa kayıtlı delege sayısı 645.

Ancak bu delegelerden salona gelip hazır bulunanların sayısı 496. Yani kayıtlı delegenin 149’u kongreye katılmamış bile.

Sonra sandık tiyatrosu oynanıyor. 496 kişi oy kullanıyor. Ama il başkanı seçilen kişiye çıkan oy sayısı 315. Resmi açıklama yapılırken “Geçerli oyların 315’ini alan” tanımı kullanılıyor. Demek ki 181 delegenin oyu geçersiz sayılmış. Gelin kongreye katılmayanlar “oy kullanmayı bile beceremeyip pusulaları geçersiz hale getirenlerin!” sayısını toplayalım. 330 ediyor değil mi?

Peki seçimi! kazanan il başkanının aldığı oy kaç? 315.

Başka sözüm yok.

ÇOK GÜLDÜM

Artık kızmayın bana, AKP’liler de Vatan Partisi için aynı şeyi söylüyor

İyi niyetli saf Vatan Partililer, ara sıra bana çok kızıyor.

Çünkü özellikle sabahları Tele1 ekranında Aydınlık gazetesine bakarken “Bakalım bugün AKP ve Erdoğan için ne yapmışlar?” diye takılıyorum. Şaka bir yana, Aydınlık ve Vatan Partisi’nin, AKP ve Erdoğan aşkını anlamakta zorlanıyorum da bu nedenle söylüyorum o esprili sözü. Ancak yine zamanında Aydınlık saflarında büyük mücadeleler vermiş şimdinin büyük Erdoğan hayranı, iş dünyasının müthiş isimlerinden Ethem Sancak bu görüşümü “resmi” olarak açıklamış.

“Ben Erdoğan’a aşığım” demesiyle ünlü, bir zamanların “Maocu” militanı Ethem Sancak, İstanbul’da katıldığı bir sohbet toplantısında “Hidayete erdim” diyerek sosyalizmden dine nasıl geçtiğini anlatmış.

Laf lafı açınca sözü eski yuvası Aydınlık’a getiren Sancak, “Milli mücadelede Erdoğan’ın peşine takıldım. Şimdi Vatan Partililer de çok şükür Erdoğan’ın peşine takıldılar. Ben daha öngörülüydüm. Aklın yolu birdir, vatanı savunmak esastır. Vatan söz konusu ise gerisi teferruattır” demiş. Ne güzel… İslam’ı keşfettiğini anlatan Ethem Sancak’ın bazı sözlerine ise gerekten çok şaşırdım. Şöyle demiş; “Hz. Muhammed’in 63 yıllık hayatının her zerresini anlatırsak bütün Batı gençliği Müslüman olur. Batı dünyası vahşet ve sömürü dünyasıdır. Afrika’dan gemilerle taşınan köle gemilerinin sahipleri Yahudilerdir. Tayyip Erdoğan bunlara rest çekti.”

Bu tür söylemleri hep şaşkınlıkla izlerim.

Çünkü hani “Halep oradaysa arşın burada” diye bir söz vardır ya.

Madem Hazreti Muhammed’in hayatının zerresi anlatılsa Batı gençliği Müslüman olacak, elinizi tutan mı var, gidin anlatın.

Bu tür sözleri etmek ve salondan alkış almak ne kadar kolay değil mi?

YENİ ÖĞRENDİM

Türkiye İş Bankası’na el koymak o kadar kolay değil

Ekonomide iyice çıkmaza giren ve Türkiye’nin tüm varlıklarını satıp savmaya çalışan iktidarın son hedefi Türkiye İş Bankası, biliyorsunuz. Atatürk’ün vasiyetini delerek CHP’nin bankadaki hisselerine el koymak isteyen iktidar, bunun için bir kanun hazırlığı içinde. Defalarca anlatıldı ki İş Bankası’ndaki CHP hisseleri semboliktir. Bu hisselere ait gelirler Türk Tarih ve Dil kurumlarına gider. CHP’nin banka yönetim kuruluna atadığı kişilerin de bir tasarrufta bulunamadıkları da ayrı gerçek.

Ama bankayı ele geçirmek isteyen iktidar için bunların hiç önemi yok. Kamuoyunda algı yaratmak için dört bir koldan çabalıyorlar.

Oysa İş Bankası’nın yüzde 40.12’si banka çalışanlarına ait olan “Munzam Sandık Vakfı’na” ait. Öğrendiğime göre dünyada bu büyüklükte, çalışanlarının ortak olduğu başka bir banka veya kuruluş yok. İş Bankası’nın yüzde 28.09’u bankanın kurucusu Atatürk’e ait. Bu hisseler Atatürk adına Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil ediliyor. Vasiyet gereği CHP temettü gelirlerini Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bağışlamak zorunda.

İş Bankası’nın yüzde 31.79’u da halka açık hisselerdir.

Yani İş Bankası’nın bir patronu yok. Bankanın piyasa değeri 25.700.569.000 TL (Yirmibeş milyar yediyüz milyon beşyüz altmışdokuz bin TL) Anladığım, iktidarı heveslendiren bankanın bu değeri ama ortaklık yapısını belki vasiyeti delerek bozabilirler ama bankanın tamamını alabilmeleri pek mümkün değil. Bir de merak edenler için şu bilgileri vereyim; İş Bankası’nın 11 kişilik yönetim kurulundaki 7 üye, bankanın çalışanlarından seçilir. 4 üye de CHP’li temsilcilerdir.

Kararlar 6 üye ile alındığı için CHP’li üyeler isteseler de siyasi tasarruflarda bulunarak etkin olamazlar.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

CHP’nin kurucusu olduğunu söyleyen Mehmet Sevigen’in anlamadığı

Son günlerde CHP’de bir “ihraç furyası” var.

CNN Türk’e yönelik boykotu delen Ümit Kocasakal ile partisinin görüşleri aleyhine konuştuğu ileri sürülen Mehmet Sevigen “kesin ihraç talebiyle” disiplin kuruluna sevk edildiler.

Sevigen’le benzer sözler söyleyen Yılmaz Ateş de kısa bir süre önce ihraç edilmişti.

Her iki isim de Baykal’ın çekirdek kadrosunda yer alıyorlar bildiğiniz gibi.

Mehmet Sevigen, ihraç olaylarına isyan ediyor haklı olarak “Bu nasıl demokrasi, parti içinde kimse fikrini söyleyemeyecek mi?” diyor.

Eski CHP milletvekiline göre, iki hafta önce hükümetin Libya ile yaptığı anlaşmayı, “doğru ve yerinde bir anlaşma” olarak gördüğü için ihraç edilmek istendiğini ileri sürüyor.

Sonra da ekliyor; “Beni bunun yanında A Haber’e çıktığım için ihraç ediyorlar. A Haber’le ilgili genel merkezin bir yasak getirdiğini duymadım.”

Ama Sevigen’in anlamadığı bir şey var.

Bu milletvekili nedense “haklı” olduğu bir konuyu, CHP’ye hemen her gün farklı bir kumpas hazırlayan medyaya çıkıp anlatıyor.

Ben de Sevigen’e sormak isterim; “Neden A Haber’e gidiyorsunuz, sizi oraya kara kaşınız kara gözünüz için mi çıkarıyorlar? Sizin üzerinizden CHP’ye yeni bir kumpas yapıldığını anlamaktan aciz misiniz?”

Devam edeyim soruma; “Acaba Sevigen A Haber’e koşmak yerine örneğin Tele1’e gelseydi, beni arasaydı, SÖZCÜ Gazetesi’ne, Cumhuriyet’e başvursaydı, bu çıkışının yer bulmayacağını mı sanıyordu?”

Bana göre Sevigen, durumu bal gibi biliyor ama özellikle oralara gidip konuşuyor ki CHP iyice yıpratılsın.

CHP’nin eleştirilecek çok şeyi var.

Bunu zaman zaman hepimiz yapıyoruz, yapmalıyız da.

Sevigen ve onun gibiler de yapmalı.

Ama CHP düşmanı bir medya kuruluşunun karargahına koşarak olmaz bu.

Tabii bir de, Savcı Sayan’dan bu yana Baykal’ın burnunun dibindekiler neden hep böyle yapıyor onu da anlamakta zorlanıyorum.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları