loading
close
SON DAKİKALAR

Şu “nerede oldukları açık” olan AKP’liler neredeydi?

Can Ataklı
Tarih: 19.02.2020
Kaynak: Can Ataklı-Korkusuz

Can Ataklı: Vallahi sizleri bilmem ama o gece Meclis’e gelenlerle, ki bunlar her partiden isimlerdi, birkaç kişi dışında AKP’lilerin nerede olduğunu ben bilmiyorum,

ÇOK GÜLDÜM

FETÖ’nün siyasi ayağını bizzat Fetullah Gülen’e mi sorsak?

İktidar partisi müthiş panikte.

Özellikle belli ki saray ne yapacağını bilemiyor.

Tam her şeyin küllendiğini düşündüğü sırada Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaları iktidarı yine zora soktu.

Unutturulmaya çalışılan “FETÖ’nün siyasi ayağı” konusu tekrar gündeme geldi.

Üstelik o panik havası içinde bir de hata yaptılar; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu aleyhine 500 bin liralık tazminat davası açtılar. Böylelikle yine üstü kapatılabilecek bir konu mahkemeye taşındı.

Elbette mahkemede sarayın gücü hissedilecektir ama en azından duruşmalarda konuşulacakları herkes duyacaktır ister istemez.

Bu nedenle AKP’deki paniğin kolay kolay bitmesi mümkün değil.

Panik havası insanı hem sinirlendirir hem de denge bozulduğu için sürekli yanlış yaptırır.

Hatta öyle ki bu panik havası içinde kendilerine bugüne kadar destek olmuş önemli makam sahiplerini bile bir kalemde harcamaktan çekinmiyorlar.

Örneğin AKP Sözcüsü Ömer Çelik, önceki gün yaptığı basın toplantısında Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’e laf sokmak için sözü irtica nedeniyle ordudan atılanlara getirdi.

“Bizim siyasi hafızamız kuvvetlidir. Silahlı Kuvvetler’den çok sayıda asker atılırken bunların hepsi terör örgütü mensubu olduğu için mi atılıyordu ya da devlet tarafından terör örgütü olarak tanınmamış birtakım yapılara sahip olanların hiçbiri atılmıyor muydu?” diye soran Ömer Çelik şöyle devam etti;

“Yıllardır Türkiye’de en çok tartışma konusu olan noktalardan bir tanesi ordudan atılmaların objektif kriterlere dayanıp dayanmadığıdır. Pek çok insan, eşinin kılık kıyafeti yüzünden veya dindarlığı yüzünden atılmıştır. Herkes kendi dönemi ile ilgili olarak kendi döneminde kendisinin mükemmel işler yaptığını, kendisi dışındaki herkesin hatalı davrandığını söylemek gibisinden maalesef çok indirgemeci bir yaklaşım içine giriyor.”

AKP’nin İlker Başbuğ’a tepkisi ise bitmiyor.

Yine Ömer Çelik bu basın toplantısında “Başbuğ meselesindeki mesele doğrudan TBMM’nin suçlanmasıdır. TBMM’de bir yasa tasarısına imza atan milletvekillerinin terör örgütü mensubu gibi gösterilmesi, hiçbir şekilde aklımızla alay etmesin, TBMM’nin yasama iradesine saldırıdır. Böyle bir mantık yürütülürse herhangi bir kimse, bundan sonra herhangi bir milletvekili, herhangi bir yasaya imza atabilir mi?” dedi.

Kadere bakın ki, ordudaki tüm silahları elinde tutan bir Genelkurmay Başkanı’nı “silahlı terör örgütü liderliği yaptığı” gerekçesiyle hapse atanlar, şimdi parlamentonun haysiyetini koruma yarışına girmişler.

Acaba kim kimin aklıyla oynuyor?

FETÖ konusundaki hiçbir araştırmaya izin vermeyen AKP’nin elindeki tek silah, hâlâ 15 Temmuz gecesinin istismarı.

Ömer Çelik panik halinde savunma yaparken “15 Temmuz gecesi ve sonrasında FETÖ’nün en büyük hedefi Cumhurbaşkanımızdır. FETÖ, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımızı öldürmek istedi. TBMM’yi bombaladı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne saldırdılar. Türkiye’deki özel harekat polislerine, askerlere saldırdılar fakat bir kişiye yol verdiler, dokunmadılar. Kılıçdaroğlu’na tanklar yol açarak yol verdi” dedi yine.

Sanki bu da aklımızla oynamak değil.

Şimdi bir şey önermek istiyorum.

AKP’nin FETÖ paniği asla bitmeyecek.

Bu panik nedeniyle ne FETÖ’nün siyasi ayağını öğrenebileceğiz ne de 15 Temmuz gecesinin gerçeklerini.

Ne bileyim, belki de en iyisi Fetullah Gülen’e birini yollayıp “Şu sizin örgütün siyasi ayağı kim? Herhalde en iyi siz bilirsiniz, açıklayın da herkes rahatlasın” demektir.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

“Deprem değil binalar öldürüyor” sözüne çok güzel bir örnek

Pahalılık, terör, savaş, hepsi bir yana İstanbul halkının en korku içinde beklediği şey deprem.

Peki depreme ne kadar hazırlıklıyız?

Ortada alınmış çok ciddi bir önlem yok.

İktidar, “kentsel dönüşüm sayesinde yapılan yeni evlerin depreme dayanıklı olduğunu” söyleyebiliyor, o kadar.

Oysa kentsel dönüşüm nedeniyle yenilenemeyen on binlerce bina var İstanbul’da.

Elbette bunların hepsi depreme dayanıksız değil.

Ama bazıları aslında depreme dayanıklı yapıldıktan sonra üç kuruş fazla kazanmak uğruna ve göz göre göre deprem riski haline getiriliyor.

Eskiden beri yapılan bir “aptal” uygulama var.

Bazı konutların giriş katları, apartmana gelir getirsin diye iş yerine çevriliyor.

Burayı işletenler yerden kazanmak için kolonları tıraşlıyor, taşıyıcı duvarları kaldırıyor hatta bazı binalarda bir iki kolonun tamamen kırıldığı bile görülmüştü.

İşte bunlardan biri Çapa’daki bir apartmanın giriş katı.

Başvekil Caddesi 42 numaradaki apartmanın en alt katı aslında konut olmasına rağmen iş yerine verilmiş.

Kullanıcı burayı market haline getirmiş, üç metre öne çıkmış, içerideki taşıyıcı duvarı yıkmış, yetmemiş birkaç kolon da yıkılarak 110 metrekarelik tamamı açık bir dükkan haline getirilmiş.

Defalarca şikayet edilmiş, mahkemeye verilmiş, dairenin eski haline getirilmesi kararı verilmiş ama her nasılsa bunların hiçbiri uygulanamamış.

Muhtemelen marketi işletenlerle belediye arasında sıcak bir ilişki var.

Ama aslında yapılan “kendinden olanı kayırma” değil, cinayete açık teşebbüs.

Uzmanlar depremin bir doğa olayı olduğunu, yıkımların ve ölümlerin kader değil ihmal olduğunu söylüyor yıllardır.

Hâlâ sırf kendinden olanı korumak için bu ihmale göz yumulması insanın canını çok sıkıyor.

Bİ SORALIM BAKALIM

Şu “nerede oldukları açık” olan AKP’liler neredeydi?

FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmaları nedeniyle panik halinde oraya buraya saldıran AKP’nin sözcüsü Ömer Çelik’i dinlerken konuşmasının bir bölümüne çok hayret ettim.

Ömer Çelik, Kılıçdaroğlu’nun o gece kaçtığını, kaçarken de kendisine yol açan tankların arasında geçtiğini söyledikten sonra lafı kendi partisinin yetkililerine getirerek şöyle dedi;

“Kendisine niye yol verildiğini izah etmesi gereken birisinin, Meclis’e saldırılmış, Cumhurbaşkanı öldürülmek istenmiş, bakanlar ve milletvekilleri öldürülmek istenmiş fakat bir kişiye yol verilmiş. O gece bakan arkadaşlarımızın, milletvekili arkadaşlarımızın nerede olduğu açık. Hiç kimsenin o gece utanacak bir şeyi yok. Utanılacak bir bağlantı var. Darbe olurken bir parti genel başkanının bir evde film seyreder gibi darbe görüntülerini seyretmesi.”

Vallahi sizleri bilmem ama o gece Meclis’e gelenlerle, ki bunlar her partiden isimlerdi, birkaç kişi dışında AKP’lilerin nerede olduğunu ben bilmiyorum,

Ömer Çelik “nerede oldukları açık” diyorsa bunun listesini de verebilecek durumda olmalı. Peki Çelik böyle bir liste verebilir mi?

Zannetmiyorum.

Yine ByLock kullanan 250 bini aşkın kişinin isim listesinin açıklanmamasını da gayet normal karşılıyor panik içindeki AKP Sözcüsü.

“Bunları hiçbir kurum açıklayamaz, bunlar yargının elinde. Yargı bütün bunları suçluyu tespit etmek için değerlendiriyor. Problem şudur: Yargının alanına giren konularda ve tamamen absürt birtakım sonuca varacak konularda sürekli olarak bu tip konular gündeme getiriliyor.”

Ne güzel değil mi?

Hepimiz akılsızız, bir kendileri akıllı.

BUNU YAZMAK GEREK

Mehmet Sevigen; “Partide kimi arasam kaçıyor”

Partiden kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilen CHP eski milletvekili Mehmet Sevigen dünkü yazım üzerine telefonla aradı.

Sevigen, yandaş medyaya özellikle çıkmadığını belirterek “Sadece sizin yazdığınız konuda değil, başka konularda da beni davet ettiklerinde gittim. Her alanda görüşlerimizi söylememiz gerektiğine inanıyorum” dedi.

Sevigen’e, “Bu kanalların sizleri sırf CHP’yi eleştirmek için çıkardıklarını düşünmüyor musunuz, başka türlü sizi niye konuştursunlar?” diye sordum.

Bu soruma “Muhalif medyaya gitmediğimi mi sanıyorsunuz?” diye sorarak cevap veren Mehmet Sevigen, “CHP’li veya yakın olduğunu düşündüğüm bütün kapılar son zamanlarda kapalı” dedi.

Genel merkezden habersiz kimsenin ekranlara çıkmayacağı konusuna bir genelge yayınlandığının söylendiğini de belirten Sevigen, “Bir kanala çıkmadan önce hem genel merkezi hem İstanbul İl Merkezi’ni hem de bağlı olduğum ilçeyi aradım hep ama kimse bu genelgeden söz etmedi. Kimse bunu gösteremedi. Ben bir kanala çıkınca da neden haber vermediğimi soruyorlar. Bu haksızlık değil mi?” diye konuştu.

Sevigen, ihraç istemine konu olan A Haber’deki programının 2 ay kadar önce gerçekleştiğini de söyledi.

NOT: Dünkü yazımda adı geçen Yılmaz Ateş Tele1’deki canlı yayınım sırasında cep telefonumdan aradı. Tabii bu yöntemle yayına bağlanması mümkün değildi. Daha sonra WhatsApp mesajı atarak “Sözlerimi yanlış verdiğinizi öğrendim, yayına bağlanmak istiyorum” dedi. Oysa ben ne yazımda ne programda Yılmaz Ateş’in söylediklerini dile getirmedim. Sadece “CHP, FETÖ ile iş birliği içinde” dediği gerekçesiyle partiden ihraç edildiğini anlattım. Ateş, ayrıca disiplin kuruluna verdiği savunmasını da yolladı.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları