loading
close
Dolar: TL
Euro: TL
Sterlin: TL
SON DAKİKALAR

Protokolün en önündeki kişi 7 yılda bir kez Anıtkabir’e gitmez mi?

Can Ataklı
Tarih: 21.05.2024
Köşe: Günlük Yazılar
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Ne kadar uğraşırsanız uğraşın Erdoğan’dan Atatürk çıkmaz!

ANALİZ

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın Erdoğan’dan Atatürk çıkmaz!

19 Mayıs bayramı nedeniyle Erdoğan için gençlerle bir program ayarlamışlardı.

Milli sporculardan oluşan bir heyet, AKP tarafından en ince elekten geçirildikten sonra seçilen birtakım gençler Erdoğan’la aynı masaya oturmuşlar sohbet ediyorlar.

Hepsi çok saygılı, kuzu gibi oturuyorlar, Erdoğan ne zaman söz verse söze mutlaka “Sayın cumhurbaşkanımızın büyük katkıları ile kazandığımızın bu madalya” falan diye başlıyorlar.

Program 19 Mayıs günü öğleden sonra bütün yandaş haber kanallarında yayınlandı.

Hepsinde aynı anda yayına girdi ama anlaşıldığı kadarıyla “canlı” değildi.

Çünkü hiçbir TV kanalı ekrana “canlı” logosu koymamıştı.

Anladığım kadarıyla Erdoğan’la program erken saatlerde belki birkaç gün önce çekilmiş, montajlanmış, yandaş medyaya aynı saatte hepsinin birden yayınlaması talimatı verilmiş.

Programın bir yerinde yandaş medyanın “esprili anlar” diye tanımladığı diyaloğa tanık olduk.

Erdoğan, Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları’nda altın madalya alan Masa Tenisi sporcusu Abdullah Öztürk için, “Abdullah çok farklı bir delikanlı. Masa tenisinde bir beni yenemedi ama tüm dünyayı yendi” dedi.

Öztürk, “Sayın Cumhurbaşkanım sizi dünya yenemedi ben nasıl yeneyim”  karşılığını verdi.

Basit ve espri gibi gözüken bu konuşma tam bir kurgu.

Çünkü böyle bir konuşmanın aynısı yaklaşık 100 yıl önce Atatürk ve güreşçi Mehmet Çoban arasında geçmişti.

Mehmet Çavuş, 1905’te Balıkesir’de doğan 1969’da yitirdiğimiz bir milli güreşçimiz. En zor dönemlerde Türkiye’ye Avrupa’da madalyalar kazandıran Mehmet Çoban, 1940 yılına kadar grekoromen dalındaki tek ağır sıklet güreşçimizdi.

1928-1940 yılları arasında güreş dalında birçok uluslararası madalya kazanan Mehmet Çoban Milli Güreş Takımı, İtalya`yı mağlup ettikten sonra, Atatürk tarafından Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne davet edilmişti.

Tüm güreşçileri tek tek kutlayan Atatürk, Mehmet Çoban`a, “Sen, herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet” demiş, sonra ilave etmişti: “Seninle güreş tutsak, beni de yenebilir misin?”

Çoban, mahcubiyet içinde, başını öne eğerek: “Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?” cevabını vermişti.

Atatürk, güreşi bilen ve anlayan bir isimdi.

Nitekim Mehmet Çoban yıllar sonra Avrupa üçüncüsü olduğunda yaptığı bir açıklamada Atatürk’ün güreşe olan ilgi ve sevgiyle birlikte bilgisini şöyle anlatmıştı;

“Rahmetli Atatürk, güreşten çok iyi anlardı. Buna, bizlere huzurunda yaptırdığı güreşlerde çok şahit olmuşumdur. Biz güreşirken, yaptığımız hataları veya iyi hareketleri anında sezer, bize ihtarda bulunur veya takdirlerini bildiren sözler söylerdi. Onun iltifatlarına nail olmak bizler için sevinç ve gururların en büyüğü olurdu hiç şüphesiz.”

Şimdi yapılan cinliği görüyorsunuz değil mi?

Sporcu bu kez güreşçi değil, bir masa tenisçisi.

Ama konuşma birebir aynı.

Tıpkı Atatürk gibi tavır takınan Erdoğan, “Beni yenemedi” diye takılıyor masa tenisçisi gence.

Ama onun cevabı Atatürk’e verilen cevabın birebir aynısı; “Sizi dünya yenemedi ben nasıl yeneyim?”

Böyle bir sohbette o gencin bu cümleyi sarf etmesi mümkün mü?

Elbette değil.

Ama belli ki çevresi Erdoğan’dan adeta bir Atatürk yaratmaya, en azından toplumun bir kesiminde bu algıyı oluşturmaya çalışıyorlar.

Ama bu mümkün değil, Erdoğan’dan bir Atatürk çıkarılamaz ki.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Hep aynı mantık: Türkiye değil, AKP önemli

Hep anlatmaya çalışıyorum, AKP iktidarının özelikle Erdoğan’ın siyasi ömrü bitti.

22 yıl süren ve yarısından fazlası adeta tek adamlık dönemi gibi yaşanan bu sistemin sonuna geldik.

Şimdi sorunsuz biçimde iktidarı nasıl devredeceklerinin planını yapıyorlar.

Özgür Özel’le görüşme bunun ilk büyük adımı oldu.

Yandaş medya ve AKP’nin alt kademeleri henüz ne olup bittiğini pek anlamadığı için “yumuşama, normalleşme” gibi kavramlarla kendi kafa karışıklıklarını kamuoyuna yansıtıyorlar.

Tabii bir de işin nereye gittiğini iyi görenler var.

Sarayla yakın ilişkileri nedeniyle durumu fark edenlerden biri de Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi.

Önce Kavala’nın hapiste tutulmasının artık AKP’ye bir yarar sağlamadığını yazmıştı.

Selvi’nin ne dediğini ve neden dediğini anlamayan MHP‘liler ve kimi AKP’liler ateş püskürdü bu yazıya.

Öfkelendikleri Kavala’nın serbest bırakılmasıydı, bunun AKP’ye yarayıp yaramadığının farkında bile değiller çünkü.

Abdülkadir Selvi dün de Cumartesi Anneleri’ni ele aldı.

“90’ların karanlık dönemlerine karşı bir eylem olan Cumartesi Anneleri’ne yasak getirmenin, yaşlı başlı kadınların copla, sopayla dövülmesinin AK Parti iktidarına ne faydası var?” diye soran Selvi, Cumartesi Anneleri’nin yine her hafta Galatasaray’da toplanmasına izin verilmesini istedi.

Cumartesi Anneleri 20 yıla yakın süre her cumartesi günü Galatasaray’da toplanıyordu, ancak Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olmasından sonra bu alan kendilerine yasaklanmış ve zor kullanılarak buradan çıkarılmışlardı.

Daha sonraki haftalarda ise Galatasaray’da çok sıkı güvenlik önlemleri alınmış ve anneler bir daha buraya sokulmamıştı.

BUNU YAZMAK GEREK

Mehmet Şimşek’e göre durumumuz pek güzel

Ekonominin başına İngiltere’den transfer edilen Mehmet Şimşek çok uzun bir açıklama yapmış.

Şimşek, açıklamasında her şeyin iyiye gittiğini söylüyor ama bizim bunu hissetmemize daha çok var.

Şimşek’in uzun açıklamalarını okuyunca şunu anlıyoruz; enflasyonla bir mücadele yok, bütün plan dövizin sabit tutulması ve yüksek faiz üzerine kurulmuş.

İngiliz vatandaşı maliye bakanı konuşmasının büyük bölümünde hazırladığı Orta Vadeli Program’ın ne kadar yerli ve milli olduğunu anlatmaya çabalıyor.

Örneğin “Bu program içeride ve dışarıda ciddi bir rağbet görüyor. Bizim gittiğimiz bazı uluslararası platformlarda programın başarısı konuşuldukça, bu program sanki Türkiye’nin öz evlatları tarafından hazırlanmamış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor” diyor.

Tamam program “öz evlatlar” tarafından hazırlanmıştır da IMF’ye gidilse de aynı program hazırlanacak zaten.

Şimşek, kelime oyunları ile durumu kurtarmaya çalışıyor, hepsi bu.

Ayrıca zaten bu program için IMF ile defalarca görüşüldü, hatta başkanı bile Türkiye’ye geldi, sorun şu ki IMF Erdoğan’a güvenemediği için gerçek bir anlaşma yapmayı kabul etmiyor.

İşin aslı Şimşek IMF anlaşmasına çoktan razı ama direten IMF.

Çaresiz kalan Şimşek, şimdilik “Yerel seçimlerden sonra Türkiye’ye fon akışında da ciddi bir artış var. Türkiye’ye rağbet artıyor. Makroekonomik dengesizlikler yavaş yavaş ortadan kalkıyor” diyerek durumu biraz idare etmeye çalışıyor.

KOMİK

Pegasus ile yıldızım barışmıyor

Bundan 15 gün kadar önce Pegasus Hava Yolları ile bilet alma- değiştirme maceramı yazmıştım.

Pegasus’tan Gaziantep uçağı için internetten bilet almış ancak 10 dakika sonra dönüş tarihinin yanlış olduğunu fark ederek düzeltmek istediğimde bunun için 900 lira ceza ödemek zorunda olduğumu öğrenmiştim.

Gerçi belli ki bu bir hataydı ve ikinci arayışta rakam 40 liraya düşmüştü ama bunları yazmama rağmen Pegasus nedense hiç ilgilenmemişti bile.

Elbette bir muhalif yazarı ciddiye alacak değiller, ayrıca ciddiye aldığında da belki başına iş geleceğinden korkuyorlardır orası da ayrı.

Nedense Pegasus’la ilgili maceram bitmiyor, çünkü anladığım kadarıyla bu şirket bazı hatlarda rakipsiz de olduğu için işin ciddiyetini biraz elden bırakmış.

Gaziantep’e giderken uçağa bindiğimde yerime başkasının oturduğunu gördüm. Biletim pencere kenarıydı, bana koridor kalmıştı, sorun etmedim.

Ama dönüşte tam rezaletti, çünkü yerlerimiz doluydu ve uçağa yolcuları yükleyen yer görevlisi “Ne yapayım herkes oturmuş siz de bir yer bulun” dedi.

Oysa biletleri internetten alırken seçtiğimiz her koltuk için ayrı para ödüyoruz.

Sonunda tabii kendi yerimize oturamadık.

Ama demem o ki şirketin belli ki halkla ilişkiler bölümü çökmüş, diğer organizasyon bölümleri de çaresizlik içinde.

Diğer havayollarına göre biletleri biraz daha ucuz olduğu için belki bir süre idare ederler ama yakında ciddi şikayetler başlarsa büyük sorun yaşarlar.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Protokolün en önündeki kişi 7 yılda bir kez Anıtkabir’e gitmez mi?

Öncelikle şunu yazmak isterim.

Ali Erbaş ve onun gibilerin protokol görevleri gereği bile olsa Anıtkabir’e gitmeleri hiç hoşuma gitmez.

Sırf bulundukları makam nedeniyle bu ziyareti yaparken içlerinden geçirdiklerini düşünmek bile istemem.

Ancak dün Sözcü’de Deniz Ayhan’ın haberini okurken çok canım sıkıldı.

Devlet protokolünde en ön sıralara çıkarılan ve tüm resmi törenlerde sarığıyla cüppesiyle oturan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, meğer 7 yıldır Anıtkabir’deki bir tek törene bile katılmamış.

Protokoldeki üst düzey yeri nedeniyle örneğin 30 Ağustos’ta askerlerin de önünde oturan Ali Erbaş, aynı protokol tarafından sabah yapılan Anıtkabir ziyaretine nedense katılmamış.

Aynı şey diğer milli bayramlarda da geçerli.

Ama aynı adam göreve başladığı günden bu yana 100’e yakın yurt dışı gezisine katılarak 42 ülkeye gitmiş.

Anıtkabir’deki hiçbir programa katılmayan Erbaş, bugüne kadarki hiçbir konuşmasında Atatürk’ten söz etmedi.

Başta da dediğim gibi böyle birinin zaten Anıtkabir’e gitmesi bana göre Atatürk’e de hakarettir, ancak bu devletten para alıp, lüks ve ihtişam içinde yaşarken protokol görevlerini bile sırf Atatürk’e haset nedeniyle yerine getirmeyenler yine de insanın canını sıkıyor.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları