loading
close
SON DAKİKALAR

Diren tüketim!

Mehveş Evin
Tarih: 06.07.2013

Mehveş Evin, 'Parkta kurulan yemek çadırlarında yemek ve içecek bilabedel dağıtıldı.'

Gezi Parkı, sadece demokratik haklara sahip çıkmak için değil, hayatın her alanının alınabilir-satılabilir olmasına karşı bir çığlığın yükselişiydi

Özal’lı yıllarda büyüdüm, 80 kuşağıyım. O yıllarda spor ayakkabı giymek bile lükstü. İmkanı olan yurt dışından getirirdi. Geri kalan, Mekap’a talim ederdi. Almanya’dan Türkiye’ye döndüğümüzde, Adidas’ı dolaba kaldırıp ben de Mekap almıştım.
Bugün düşüncesi bile komik olan böyle binlerce örnek var. 90’larda hızla dünyaya açılan Türkiye, 2000’lerde tam anlamıyla bir tüketim krallığına dönüştü. Bu furyadan herkes nasibini aldı. Her şey ulaşılabilir oldu, ama tabii ki parayla. Giderek artan vergi yükü ve zamlarla, hayatın her alanı pahalılaştı.
2002 krizinde yığınlar işsiz kaldı... 80 kuşağı, alışıp tadına vardığı tüketim kültüründen ve yaşam biçiminden bir süre uzaklaşmak zorunda kaldı.


Ağaçların söküldüğü yerde kurulan Gezi bostanı da ‘kendi kendine yetme’ felsefesinin sembolüydü.

Dönüş muhteşem oldu: AKP

iktidarıyla birlikte büyüyen ekonomi, ‘hamdolsun’ herkesi bir tüketim canavarına dönüştürdü.

Bu defa sadece beyaz yakalılar değil, muhafazakâr kesim de parayla, gösterişle, markayla kendilerini tanımlar oldu.



Parkta kurulan yemek çadırlarında yemek ve içecek bilabedel dağıtıldı.

İlişkiler sunileşti


Ancak israfta sınır tanımayan bu hal, başka sorunları gündeme getirdi. Sadece tüketmekten ibaret, çocukların sokak ve park yerine AVM’lere götürüldüğü, ilişkilerin giderek sunileştiği, insanların mutsuz olduğu, borçlandığı, her şeyin paraya göre değerlendirildiği bir hayattı bu...

Gezi Parkı, sadece demokratik haklar için değil, hayatın her alanının alınabilir-satılabilir olmasına karşı bir çığlığın yükselişiydi.

Antikapitalist müslümanların da, sol örgütlerin de Gezi’ye destek çıkmasının bir nedeni de buydu. Sol örgütlerin kapitalizm karşıtı sloganlarını ilk defa çok daha geniş kitleler de terennüm etti.

Neden? Komünizmi istediklerinden değil. Çoğu kapitalist sistemin içinde varolmasına, iş hayatına devam etmesine ve başka bir sistemi hayal dahi etmemesine rağmen, aynı mutsuzluğu paylaşıyordu.

Para kazanmak güzeldi de vahşi kapitalizm, her şeyi anlamsız kılıyordu.

Karşılıksız

Beyoğlu’nun son tarihi sineması Emek’in yıkımından ormanların yok edilmesine, ‘kaçacak son yer’ olan köylerin hızla insansızlaşmasından medyanın sermaye ve iktidarla ilişkisine, kentsel dönüşüm adı altında yapılan büyük inşaat projelerinden kamusal alanların rantsal alan haline getirilmesine, sahillerin betonla doldurulmasından giderek sağlıksız hale gelen yaşam biçimlerine...

Neredeyse her gün açıklanan ‘yeni’ bir projeyle, bir grubun hızla zenginleşmesinden çok, tüm ülkenin tüketim mabedi haline getirilmesine isyan edildi.

Gezi gösterilerine katılanlar, parktan hiç ayrılmak istemiyordu. Bazıları “Gezi aşkı” diyordu buna. Çünkü Gezi’de, vazedilen yaşam biçiminden başkasının mümkün olacağını gördüler.

İnsanların hiç tanımadıklarına yemek pişirdiği, el ele parkı temizlediği, güvenliği ve organizasyonu sağladığı Gezi’de, ne tatil beldesi boncukları geçiyordu, ne de para. Karşılıksızdı. İnsanlar bunu gördükçe birbirine daha sıkı sarıldı.

Apartmanlarda, sitelerde yaşayıp birbirine değmeyenler, sokakta selamlaşmayanlar, çok korkulu ve zor anları paylaştı. 

Bu deneyim, sevgisiz, insansız bir ortama mahkum olmadıklarını gösterdi.

Takas pazarları, boykot kararları hep bu dönüşümün bir parçası. Belki etki alanı az olur ama olduğu kadarıyla bile nelerin değişebileceğini çok hızlı görmedik mi?

Mehveş Evin - Milliyet

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları