loading
close
SON DAKİKALAR

Hasankeyf yok olursa su bedevileri bitecek

Mehveş Evin
Tarih: 24.05.2012

Hasankeyf’in haykırışına bir destek de Basra Körfezi’ndeki sazlıklarda yaşayan Iraklılar’dan geldi...

Hasankeyf’teyim. Hani Ilısu Barajı yapıldığı zaman, on binlerce yıllık tarihi, doğal, dini ve kültürel zenginliğin sulara boğulacağı o eşsiz topraklarda.
Batman’a yarım saat uzaklıkta, Dicle kıyısında heybetle yükselen Artuklu mimarisini görmeyen, burada yaşayanlarla bir kelime muhabbet etmeyenler için ‘Hasankeyf sular altında kalacak’ kuru bir slogandan ibaret olabilir. Ancak buraya bir kez adım atan için Ilısu, ancak delilikle eşdeğerdir.
Baraj su tuttuğunda, 400 km. uzunluğunda bir alanda her şey suların altına gömülecek. Yüzlerce canlı türü yok olurken 65 bine yakın insanın hayatı yerle bir olacak. Bu topraklarda defalarca köyleri boşaltılan, evlerinden edilen insanlar, bir kez daha yaşadıkları yerden sürgün edilecekler. Anlayacağınız, Doğu’da sürdürülen devlet politikasında aslında hiçbir değişiklik yok. Bugün Hasankeyf’in civar köylerindeki taziye evlerine asılan kağıtlarla, onlara gitmeleri gerektiği bildiriliyor. Nereye ve nasıl? Bu sorular, kimseyi ilgilendirmiyor.
Fakat Dicle’ye 180 metre yüksekliğinde baraj duvarının inşa edilmesi, sadece kendi insanımızın hayatını söndürmeyecek. Bizden kilometrelerce uzakta, Basra Körfezi’nin ağızında yaşayan Arap halkları da mahvolacak! Çünkü baraj, onları da susuz bırakacak.

Susuz bedeviler
Irak’ın güneyinde, sazlıkların üzerinde kendi yaptıkları saman evlerde yaşayan ve yaşam şekli tamamen Dicle sularına bağlı olan bu insanlara ‘Marsh Arabs’ deniyor. Su üzerinde bir nevi bedevi hayatı sürdükleri için ‘su bedevileri’ denebilecek Iraklı komşularımızın soyu, eski Sümer ve Babil uygarlığına dayanıyor.

İşte bu ‘su bedevi’lerini temsil eden dokuz şeyh, Hasankeyf’i ziyaret etti. Yerlere kadar uzanan beyaz, kahverengi tonlardaki cellabiyelerin altına ceket ve entari giyen, başlarına kefiye saran şeyhler, Batman ve Hasankeyf’te toplu halde dolaşırken büyük ilgi topladı. Ama asıl ilgi çekeni, kılık kıyafetlerine değil, buraya geliş nedenleriydi.


Hasankeyf’in kıyısında ‘Dicle bildirisi’ni okuyup imzalayan şeyhler, BM Çevre Programı direktörü Achim Steiner’e seslendi. “Bizler, Mezopotamya’nın insanlarıyız. Bizler, Türkiye’de Hasankeyf’in ve Irak’ın sazlıklarının insanlarıyız. Dicle Nehri sayesinde bütünleştik ve birleştik” sözleriyle başlayan bildiride Ilısu ve Cizre barajlarının, kendileri için ölümcül sonuçlar doğuracağını anlattılar. Tabii, anlayana ve vicdanı olana!

Saddam’dan sonra en kötüsü
Seyit Nazır Munawar, Abu Zirig sazlıklarında yaşıyor. Peygamberin soyundan gelen Munawar’a, Hasankeyf’in yok olmasının onu neden ve nasıl etkileyeceğini sorunca şöyle cevap veriyor:
“Her şeyden önce, burası çok önemli bir tarihe sahip. Bizler içinse, Saddam’dan sonra başımıza gelen en büyük felaket demek. Yaşadığımız topraklar kuruyacak. Mandalar ölecek, ki bu bizim de sonumuz demek.”


Şeyhlerle birlikte gelen Arap Doğa Derneği Başkanı Jassim al-Asadi, hidrolik mühendisi. Saddam döneminde sazlıkların yüzde 93’ünün kurutulduğunu ve büyük çabalar sonunda 2004 sonrası buraların eski haline döndürülmeye çalışıldığını anlatıyor.
Ya şimdi? Saddam’dan sonra bu insanların başına gelebilecek en büyük felaket, Türkiye’den gelecek! Komşu dayanışması buna denir.

Cennet bahçesinin ilham kaynağı

* Irak’ta yaklaşık 6 milyon insan, Dicle Nehri’ne bağlı bir yaşam sürüyor. Burada balık tutup, bu suyla arazilerini suluyor. Su, hiçbir zaman boşa akmıyor!
* Su bedevileri, iki nehrin birleştiği noktada tam 5 bin yıldır yaşıyor. Pek çok araştırmacı Kuran’da ve İncil’de geçen efsanevi ‘Garden of Eden’ için bu bataklıkların ilham kaynağı olduğunu söylüyor.
* 1980’lerin sonuna kadar Basra’da geleneksel yaşamlarını sürdürmüşler. Ancak Körfez Savaşı sonrasında Irak hükümetinin politikaları yüzünden burada dünyanın en büyük ekolojik katliamlarından biri yapıldı.
* 1950’lerde sayıları yarım milyonu bulan sazlık Araplarının nüfusu, 2003’e gelindiğinde 1.600’e düşmüştü. Saddam’ın devrilmesinden sonra bir kısmı topraklarına geri döndü. Su seviyesi yüzde 50 oranında rehabilite edildi.
* Şii nüfusun oluşturduğu Güney Iraklılar, Ilısu Barajı’nın Mezopotamya Sazlıkları için geri dönüşü olmayan sonun başlangıcı olduğunu söylüyor.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları