MERDİVENDE ÜÇ ŞAİR
Melih Aşık; Merdivende üç şair düşünceli yüzlerle otururken görülüyor. Bunlar Şair Metin Altıok, Şair Uğur Kaymaz ve Şair Behçet Aysan’dır. Üç şair aslında Madımak Oteli’nin merdivenlerinde ölümü beklemektedir.
O yakıcı 2 Temmuz 1993 günü...
Merdivende üç şair düşünceli yüzlerle otururken görülüyor..
Bunlar Şair Metin Altıok, Şair Uğur Kaymaz ve Şair Behçet Aysan’dır…
Üç şair aslında Madımak Oteli’nin merdivenlerinde ölümü beklemektedir…

Dışarıda binlerce kişi Madımak Oteli’nin önünde toplanmış, böğürmekteler:
“Sivas Aziz’e mezar olacak!
Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak!
Laiklik gidecek şeriat gelecek..”
Aziz Nesin ve diğerleri o sırada nerede bilinmez…
Üç şair geleceği merdivende bekliyor.
Metin Altıok’un elinde bir yarım süpürge sopası, Behçet Aysan’ın elinde bir ağaç dalı… Azmış gruba karşı kendilerini gerekirse böyle koruyacaklar! Üçü de suskun ve düşünceli… Ama alabildiğine metinler de…
Madımak Oteli’nde ölümü tam 8 saat beklediler. Ankara adeta felç oldu. Otelin önündeki katil sürüsünü dağıtamadılar… Sonunda otel ateşe verildi.
Sivas’a festivale gelen 33 aydın yanarak veya dumandan boğularak öldü…
Ülkenin alnına kapkara bir leke sürüldü.
(Kitap: Merdivende Üç Şair - Orhan Tüleylioğlu...)
SİVAS’TAN KAÇIŞ
Biz Sivas Katliamı fotoğraflarında Aziz Nesin’i en son itfaiye merdivenlerinden inerken görürüz... O anda yangından kurtulmuştur ama azgın topluluklar Sivas içinde oradan oraya koşturmakta, terör estirmektedirler.
Aziz Nesin, şehirden nasıl çıkarılacaktır?
Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in anlatımına göre...
Aziz Nesin bir araçla hemen Tıp Fakültesi hastanesine götürülür. Burada sağlık kontrolü ve ilk tedavisi yapılır. Hastanede kalması halinde can güvenliğinin olamayacağı düşünülür. Havaalanı Güvenlik Komutanlığı daha güvenlidir. Bir üsteğmen komutasında jandarma güvenlik timi Aziz Nesin’i hastaneden alıp havaalanına götürür. Konuk yazar bir süre burada misafir edilir. Daha sonra da olaylar nedeniyle Sivas’a gelen İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’nu getiren uçakla saat 01’de Ankara’ya yollanır.
Operasyonu başarıyla yürütse de Vali Karabilgin daha sonra görevden alınmıştır.
MİĞFER
Havalar iyice ısındı.. Sıcaklık 30 dereceyi aştı... Halk şikayetçi. Ama ben bunlara sıcak demem...
Sıcak deyince.. Şanlıurfa sıcağı aklıma gelir...
Sene 2003... Benim oğlan Urfa’da Alay Komutanlığında asker.
Görmeye gittim. Garnizon kapısında nöbet tutuyordu. Beni görünce yüzündeki berbat ifade milim değişmedi. 40 derece sıcaktan yamulmuş. Bir ara:
- Şu miğfere bir elini sürsene, dedi...
Sürdüm... Kızgın demire elimi sürmüş gibi oldum. Dayanılır gibi değil. Askerlerin tek dileği Ankara’dan gelecek bir emirdi:
- Şu nöbeti miğferle değil keple tutma emri gelse kurtulacağız, dedi, bir de tüfeği çapraz tutmak çok yoruyor...Omuza asmaya izin verseler bayram yaparız.
Urfa’da bir iki gün kalıp döndüm.
Ertesinde müjde geldi..
Ankara’dan emir gelmiş, nöbet artık keple tutulacakmış...
Ne var ki bölüm bir hata mı yapmış ne?
İki hafta sonra tekrar miğferli nöbete dönüldü...
Yıllar geçti. Sıcak aynı sıcak…
TAŞERON
Dil cahilleri durmadan yeni sözcükler icat ediyor.
Gerçi buna “icat” demek de pek doğru değil...
Yaptıkları, yabancı bir sözcüğe Türkçe ek yapıştırmaktan ibaret.
Son buluş:
“Taşere etmek”...
Yani işi taşerona vermek, taşerona havale etmek.
Bir süredir sık duyduğumuz başka bir ifade de:
“Domine etmek”...
Baskın çıkmak, egemen olmak, üstün gelmek, anlamında kullanıyorlar.
Bir de sosyal medya dili var.
“Mention etmek”...
Falanca sizi mention etti, diyorlar.
“Sizden söz etti”, “Size atıfta bulundu”, “Adınızı andı”, “Sizi etiketledi” demek varken...
Yabancı sözcüklere Türkçe ek takıp konuşmayı marifet sanıyorlar.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





