loading
close
SON DAKİKALAR

Haluk Koç, Bakan Çelik'i istifaya çağırdı

Haluk Koç, Bakan Çelik'i istifaya çağırdı
Tarih: 10.01.2013 - 12:49
Kategori: Siyaset

CHP sözcüsü Haluk Koç, Kozlu'da yaşanan felaketin kaza değil cinayet olduğu öne sürdü...

CHP Sözcüsü Prof.Dr. Haluk Koç Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında  toplanan MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı, açıklamalarda bulundu ve soruları şöyle yanıtladı;

“Öncelikle hoş geldiniz. İki önce Türkiye’de yine Zonguldak’ta, yine Kozlu’da çok ağır bir maden kazası meydana geldi ve 8 işçimiz hayatını kaybetti.

Değerli arkadaşlarım, konu oldukça önemli. Yani Türkiye’de son yıllarda artan iş kazaları Avrupa’da birinci sıraya yükselmemize sebep oldu ölüm sayısı bakımından. Dünyada da yanılmıyorsam Çin’den sonra ikinci sıraya yükseldik.

Kozlu’da bir maden kazası olmamıştır. Yaşanan gerçekler ortada biraz sonra paylaşacağım. Zonguldak’ta bütün raporlara rağmen, bütün uyarılara rağmen önlem alınmayarak bir cinayet işlenmiştir. Burada bu cinayetin sorumlusu, bu olayın sorumlusu bütün denetim raporları orta iken önlem almayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’tir.

Değerli arkadaşlarım, bu olayın karşılığı demokrasi kültüründe istifadır. Sayın Faruk Çelik’in bütün bu gerçekler karşısında bir siyasi sorumluluk göstermesi gerekmektedir. Onun karşılığı da istifadır. İstifa dediğimiz müessesenin çalışmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, ilgili firma bunun işyerlerinde değişik defalar denetimler yapılıyor, raporlar oluşturuluyor, düzenleniyor. Bu rapor ve tutanaklarında o işyerindeki iş güvenliğiyle ilgili alınması gereken tüm önemler sıralanıyor. Şimdi baktığınız zaman Sayıştay raporunun 84. sayfasında dün Sayın Genel Başkanda grup konuşmasında değinmişti. Bu önemler alınmadığı takdirde bu işyerinde ölümle sonuçlanabilecek vahim bir kazanın oluşmaması tamamen tesadüftür deniyor. Açık, net Türkçe olarak bu ifade var. Yani bu cinayet önceden haber veriliyor. Sonuçta oluşan kazayı bir cinayet şeklinde değerlendirirsek Kozlu’da taammüden adam öldürülmüştür. Bunun üzerinde neden duruyoruz?

Değerli arkadaşlarım, çok sayıda yazılı uyarı var, çok sayıda sözlü uyarıları var. Gerekli sertifikalara sahip olmayan bir ek taşeron firma iş yapıyor. Kendi ihtisas alanı değil. Türkiye’deki acı tablolardan biri o Samsun’daki patlayan, daha doğrusu çöken amonyak tankı kapağının da aynı şekilde bir taşeron firmanın çalışmaları sonucunda olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Daha bir ay önce. 6 işçimizde orada ölmüştü hatırlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu uyarılara rağmen ben bunlara uymam, gereken önlemleri almam. Devletin yaptırımları var. Devlet önemli değil, benim arkamda iktidar var. Bu mantıkla iş hayatı bugün sürdürülüyor. Hatırlayacaksınız geçen yasama yılının sonunda çıkartılan yasanın bile adı bile değişmişti. İşçi sağlığı ve güvenliği yasası, yönetmeliği iş sağlığı ve güvenliğine döndürülmüştü. Yani işçi kavramı, işçinin emeği, işçinin yaşamı bunlar önemli değil. İşin değeri önemli, işin akıbeti önemli, iş kavramı önemli, işin sağlığı önemli. Geldiğimiz nokta bu.

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada bakın raporları söyleyeceğim. İsteyene hepsine bunları takdim edebilirim. Tarihlerini söyleyeceğim. İlginç gelecektir. Bu konuda üzerinde durulması gereken bir konu. Dün Samsun, bugün Kozlu, yarın neresi? Hepsi aynı akıbet. Şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerinin Kozlu müessesinde yaptıkları denetimler sonrası tarihleri söylüyorum. 25 Haziran 2010, 25 Ağustos 2010, 27 Ekim 2010, 26 Eylül 2011, 12 Ekim 2011, 27 Ekim 2011 ve 4 Nisan 2011 tarihli raporları ve tutanakları ortada. O işyerindeki ölümle sonuçlanabilecek bir kazaya sebep olabilecek bütün ihmaller ortada. Bu kadar rapor yazılıyor, bu kadar tutanak tutuluyor, sorumlulara davet çıkartılıyor. Karşılık? Hiçbir şey yok. Ben en ucuz şekilde işimi yaparım, kişi işçi sağlığı benim için önemli değil, işçinin güvenliği benim için önemli değil. Benim için kar önemli. Böyle bir mantıkla bugüne gelmiş bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu raporlar, buradaki ayrıntılar bile bile bu işçilerin ölüme gönderildiğini gösteriyor. Onun için konuşmamın başında bir cinayetten bahsettim. İş güvenliğiyle ilgili tehlikeler defalarca raporlanmasına ve yapılan ihale sözleşmelere açık aykırılıklar olmasına rağmen sözleşme fesih edilmiyor ve kazaya davetiye çıkartılıyor. Bu durum son yıllarda hizmet ihalesi yöntemiyle taşeron hizmet alımının genel bir sonucudur. Evet taşeronluk Türkiye’de artık kanayan bir yaradır. Hiçbir güvencesi olmayan, örgütsüz, sendikasız işçiler taşeronların tabi fiyat kırarak o işi ikinci, üçüncü elden alan taşeronların aşırı kar hırsıyla baş başa bırakılmaktadır. Kamu kurumları bu tip hizmet sözleşmelerinde denetim görevlerini ihmal etmektedirler. Taşeronlaşma ile emek sermaye karşısında devlet eliyle ezdirilmektedir. Kontrolsüz kar hırsı işçiyle ilgili maliyetleri kısma uğruna, işçileri sadece ücretlerinden değil canlarından da etmeye başlamıştır.

Bu ve benzeri olaylar AKP’nin son 10 yılda kurduğu vahşi kapitalist ekonomik düzenin işçi katliamıdır. Son yıllarda kural haline gelen hizmet ihaleleri, yani taşeronluk sistemi, taşeronlaşmayla ilgili yapısal önlemler alınmadığı takdirde bu ve benzeri olayların gelecekte de yaşanılması kaçınılmaz olacaktır. Daha öncede aynı işyerinde 30 işçi öldü. Hatırlayın yetkililer o zaman neler söylemişlerdi. Takdiri ilahi dedi bir tanesi çıktı. Bir tanesi güzel öldüler dedi. Allah aşkına ben sizler aracılığıyla tüm milletimize soruyorum yüce Allah’ın fakir fukaraya garezi mi var Allah aşkına? Bu kadar acı bir tablo.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Faruk Çelik’in bu gerçekler karşısında sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor. Sayın Çelik siyasete itibar kazandırmalıdır. Kendisi için en onurlu yol istifa etmektir. Bir kez olsun toplumu şaşırtın ya. Bir kez olsun şaşırtın. Sorumluluğunuzu yerine getirin ve istifa edin çağrısını bir kere daha yapıyorum.

Bir başka boyut. Türk-İş Başkanı, Hak-İş, DİSK yetkilileri, bu arada Genel Maden-İş Sendikasına ve yetkililerine teşekkür ediyoruz. Olay yerinde bulunan Genel Başkan Yardımcımız Sayın Yakup Akkaya Zonguldak ve Bartın milletvekillerimizle beraber alanda yaptıkları çalışmalarda gerçekten henüz sendikalaşamamış bu işçilerimizin, kurbanların yakınlarıyla ve oradaki tüm kaza mahallindeki insanlarla, yakınlarıyla Genel Maden-İş Sendikası yetkilileri birebir ilgileniyorlar. Ama ben Türk-İş Başkanına soruyorum Türk-İş Başkanı sen huzurlu musun Allah aşkına? Oturduğun yerde rahat mısın bugün? Görevini yaptığını gerçekten düşünüyor musun? İçinde bir huzursuzluk hissediyor musun, hissetmiyor musun?

Değerli arkadaşlarım, bütün bu gerçekler seni ilgilendiriyor mu Allah aşkına? Bir endamını görelim ya, bir tavrını görelim ya. Çık emekçiler katlediliyor, cinayete uğruyorlar. Çık en büyük emek konfederasyonu başkanısın. Çık bir haksızlıkları savun, haksızlıkları dile getir.

Değerli arkadaşlarım, bakalım acı bir fotoğraf vardı babam nerede gelecek mi diyen o küçük yavruya bütün bu yaşananların hesabını kim verecek? Bu arada yargı yolu açık. Bu olayın bütün kurbanları bütün anlattıklarım çerçevesinde her türlü tazminat talebinde bulunabilirler ve o yargı yolunu mutlaka kullanmalarında bize düşen bir görev olursa bizlerde hukuk boyutunda yardımcı olmaya gayret edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, daha çok sizin soracağınız sorulara dönük bir planlama yaptım ama bir şey daha ifade edeceğim ondan sonra sizin sorularınıza gündemi bırakacağım. Biliyorsunuz Suriye Devlet Başkanı Esad bir basın toplantısı yaptı geçtiğimiz hafta sonunda. Suriye’deki iç çatışmadan çıkmak yönünde planladıklarını anlattı. Muhatabı dünya kamuoyu. Suriye iç kamuoyu. Fakat ne olduysa Afrika’da belki safariye giden Başbakan ve onun Düş İşleri Bakanı birdenbire kendilerine Esad adı geçince doğal muhatap sayıyorlar. Ve o muhataplıklarının hemen gereken yanıtlarını sıralamaya başlıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, yani Başbakanın verdiği şey, Esad devlet terörü yapıyordu. Sen ne yapıyorsun? Esad’ın tankı varsa senin de tomaların var. Esad silahlı şiddet yapıyorsa sende coplu şiddet yapıyorsun, gazlı şiddet yapıyorsun. Hak arayan herkese öğrencisinden işçisine, memurundan emeklisine herkese. Zindanların dolu. Ne farkın var senin? Sende bir çeşit devlet terörü, devlet şiddeti uyguluyorsun.

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada Esad’ı halkın iradesine uymaya çağırıyorsun, kendisi kendine göre bir plan yapmış, bunu tartışmaya açmış, kendi iç kamuoyu tartışır, sıkıntılı bir süreçte. Biz bunu bir kere daha sizler aracılığınızla ifade etmek istiyorum. Suriye’de gerçekten demokrasinin yerleşmesini, Suriye’deki her inanca, her etnik kökene bağlı herkesin huzur içinde yaşayacağı bir demokratik, laik sistemin kurulmasından yanayız. Başbakanın derdi o değil. Başbakanın derdi BOP Eş Başkanlığı çerçevesinde kendisine tevzi edilen Suriye’yi içeriden karıştırma görevini sürdürmek ve o meyanda açıklamalarda bulunmak.

Dış İşleri Bakanına hiç değinmiyorum. Kendisi biliyorsunuz tarihin önünde yürüyor. Tarihin çukurunda boğulmak üzere haberi yok. Düş İşleri Bakanı diyelim geçelim, önemseyelim. Önemsiz insanlara az atıfta bulunmak bence en uygunudur.

Evet gündemle ilgili sorularınız olursa yanıtlayabilirim. Buyurun.

Soru- Efendim İmralı’yla başlayan görüşme trafiği konusunda Genel Başkanın iktidar partisine verdiği bir kredi vardı. Bunun parti içerisinde tartışmaya yol açtığı ve bazı ulusalcı isimlerle ilgili disiplin sürecinin de başlayacağı yönünde iddialar var. Ne düşünüyorsunuz bununla ilgili?

Haluk KOÇ- Böyle bir haberle bizde karşılaştık. Gülümseyerek yanıtlamaya başlamamdan belli. Şunu herkes çok iyi bilsin Cumhuriyet Halk Partisinde Sayın Genel Başkanından en sade üyesine kadar herkes partinin programına, ilkelerine ve ulusal çıkarlara değer veren düzeydedir. Cumhuriyet Halk Partisinde herkes ulusalcıdır. Ulusal çıkarların yanındadır, partinin programı, ilkeleri doğrultusu budur. Sayın Genel Başkandan en sade üyeye kadar bu yaptığım tanımlama. Onun için bu şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin içine dönük temennilerde bulunmak, ah keşke böyle bir süreç gelişse diye bir beklenti yaratmak bazılarının özel gayret, ilgi alanı olabilir ama Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü olarak bu habere gülüp geçiyorum.

Soru- İmralı’yla görüşmeden önce ikinci heyet gidecek onun içerisinde BDP’nin Eş Başkanları da olacağı söyleniyor. Önce buna tavrınız nedir, bakışınız nedir? Birde sivil toplum örgütleri temsilcilerinin de görüşebileceği, hatta muhalefet partilerinde CHP’nin İmralı’da görüşmesi söylendi dün BDP Genel Başkanı tarafından.

Haluk KOÇ- Bizim muhatabımız meclistir. Bakın Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki görüşlerini bir kere daha özetliyorum. Yani burada tereddüde mahal bırakmayacak ve daha sonrasında Cumhuriyet Halk Partisine başka roller biçmeye dönük beklentilerinde önüne geçmek istiyorum.

Türkiye’de bir barış süreci yaşanacak ise, akan kan duracak ise buna herkesle beraber bizde çok mutlu oluruz. Bu bir.

İkincisi; Bu süreçte gizli kapaklı pazarlıklar yapılmaması gereğinin altını çizdik ve Başbakanı Sayın Genel Başkanımız uyardı. Milletin kabul etmeyeceği taahhütlere girme, haltlar karıştırma…

Üç; bu sorun bir Türkiye sorunudur. Bu bunun çözüm yeri gizli kapaklı, kapalı ardındaki görüşmelere değil zemini TBMM’dir ve toplumsal mutabakatın aranması gereken yer TBMM’dir.

CHP’nin çizgisi bu. Biz mindere çağırıyoruz. Milletin önünde konuşulsun diyoruz. Şeffaf olalım diyoruz ve burada Başbakan biz cevap vermeme niyetindeyiz ama Başbakanın samimiyet sorgulamasını herkesin yapması gerekiyor. Daha önceki süreçlerde Başbakan bunların hepsini kendi kısa dönem siyasi çıkarlarına, beklentilerine göre kullandı mı kullanmadı mı? Aynı Başbakan elinde ip, kimi tehdit ederek dolaştı? Aynı Başbakan dokunulmazlık tartışmasında kimi neden ne şekilde hedef aldı? Bugün nerede o söylemler?

Onun için 2011 seçimlerine dönük Başbakanın çıkarına göre sürdürülmüş bazı gizli kapaklı pazarlıklar açıkladığımız zaman herkes ayağa kalktı. Orada biz Başbakanın ikiyüzlülüğünü ifade ettik. Başbakana güvenmediğimiz çok açık. Çözebilirsen çöz kardeşim diyoruz. Gizli kapaklı işler yapma. Milleti kandırma. Milletin kabul etmeyeceği hiçbir taahhütte bulunma, böyle bir halt karıştırma diyoruz. Gel ne sorun varsa milletin meşru temsilcileri olarak mecliste konuşalım. Efendim, üç siz verin üç biz verelim görüşelim. Bunu sana kırk kere söyledik. Tüm toplumsal kesimlerin katılması gerekir. Biz sana bu öneriyi yaptığımız zaman sen ertesi gün ağzını açıp bir bin BDP’ye, bir gün MHP’ye en ağır sözleri söylersen o mutabakat arayışına herkes mesafeli durur. Senin görevin, TBMM’de siyaset sorumluluğunu taşımak.

Biz buradayız. Mecliste burada. Milletin seçtiği temsilcileri de burada. Gelin konuşalım. Milletin önünde konuşalım. Şeffaf olalım. Milletten bir şeyi kaçırmayalım. Kendi siyasi çıkarlarımıza Türkiye’nin en önemli sorununu araç olarak kullanmayalım, kullandırtmayalım. Başbakanın sicili bu, bu süreçte. Biz samimiyetimizi aynı şekilde koruyoruz. Onun için CHP’nin bu önerileri, bu iyi niyeti, bu duruşu Sayın Başbakan tarafından farklı yorumlanmasın. Bazı AKP yetkililerinin de bu şekilde sorgulamaları var. Dönsünler kendi işlerine baksınlar. Dönsünler kendi padişahlarına baksınlar. Dönsünler kendilerinin enselerinde boza pişiren, demokrasiden nasibini almamış, o demokrasi canavarına baksınlar. Başbakandan bahsediyorum.

CHP’nin tutumu açık ve net. Bizi birlikte tutacak, Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini sağlayacak, kanın durmasına yol açacak her türlü siyaset girişiminin TBMM’de görüşülmesinden yanayız. Tartışılmasından yanayız. Milletin önünde, şeffaf, açık.

Soru- CHP kulislerinde dolaşan şöyle bir iddia var; MİT’ten yetkililerin Genel Başkana gelip bu süreçle ilgili bilgi vereceği yönünde. Böyle bir görüşme talebi Genel Başkana geldi mi?

Haluk KOÇ- Hayır. Ben CHP koridorlarında ne fidan gördüm, ne fide gördüm, ne ağaç gördüm, ne dal gördüm, ne kütük gördüm. Kimseye hakaret etmemiş oluyoruz yani bitki tarif ediyoruz. Soyaddan çıkarak.

Soru- Efendim bir haber düştü Kemal beyin kardeşinin emekli maaşıyla ilgili. Herhangi bir değerlendirmesi oldu mu bu haberlere ilişkin?

Haluk KOÇ- Çok açık bu özel bir sorun. CHP Sayın Genel Başkanının kardeşini bende televizyon haberlerinde izledim. Birazda duygulandım. Bugün siyasette bir güç sahibi olanının en yakınındaki insanların, aile efradının hadi geçin aileyi en yakınlarının o ana kadar beraber yol yürüdüğü arkadaşlarının iş tuttuğu kimilerinin mahdumları, refikaları saymadım. Yeğenleri, amcaları saymadım. Yakın çevreyi saydım. Han hamam sahibi olduğu, gemicik sahibi olduğu, birden bire şirket sahibi olduğu bir Türkiye’de CHP Sayın Genel Başkanının öz kardeşinin emekli maaşına ilaveten 850 lira ücretle bir inşaatta bekçilik yapması bir alın teriyle onurlu, namuslu, milyonlarca emeklimiz gibi, milyonlarca yurttaşımız gibi bir geçim şartlarını zorlamaktır. Sayın Genel Başkanında bununla ilgili bir şeyi yok. Alnından öpüyor sadece. Vallahi herhalde bugünkü yaşadığımız olaylara bakılacak olursa ben bu kadarını söyleyeyim yeter.

Soru- Devlet Bahçeli’ninde eleştirileri var. Bu eleştirilere cevap verecek misiniz?

Haluk KOÇ- Vermeyeceğim. MHP’nin çizgisi belli. Ortada bir sorun var değerli arkadaşlarım. Ortada canımızı yakan bir sorun var. Ortada bir terör sorunu var, bir de artık bir bölge sorunu olmaktan çıkmış bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir Türkiye sorunu var. Kürt sorunu var. Yani bizler siyasiyiz. Bu sorunların çözümü noktasında mutlaka çözüm üretmek zorundayız. Çare aramak zorundayız. Sayın Bahçeli böyle bir sorunun olduğunu kabul etmiyor. Böyle bir sorun var, bir kere daha söyleyeyim, terör sorunuyla Türkiye ulusal ve uluslararası hukuktaki tüm yetkilerini kullanarak bu çerçevede mücadele etmek zorunda. Bunun gereğini yapmak zorunda. Kürt sorunu, bizim insanlarımızın sorunu. Türkiye’nin sorunu. Hepimizin sorunu. Bunun temelinde demokratikleşme boyutu var. Bunun temelinde hukuk devleti çarpıklığı var. Hukuk devleti algısının çarpıklığı var. Bunun temelinde insan hakları boyutu var. Sosyal boyut var, kültürel boyut var, ekonomik boyut var, dış ilişkiler boyutu var, yerel yönetimler boyutu var. Bütün bunlar yok bunlara gözümüzü kapayalım. Hayır var. Bütün bunlara kardeşliğimizi, birliğimizi, pekiştirerek çözüm aramak noktasında CHP. Hiç kimseyi ötekileştirmeden, devletin kimlik tarifi yapmasını reddederek, devletin kimlik inanç tarifi yapmasının önüne geçerek, herkesi eşit hukuku paylaşan, eşit cumhuriyet yurttaşları olarak tanımlayacak bir çerçevede kucaklama görevi var siyasetin.

CHP’nin yaptığı bu. MHP ile ilgili kendi görüşleridir. Kendi ilkeleridir ama böyle bir sorun var. Bu sorunun huzur içinde aşılmasını istiyoruz. Türkiye’nin hiçbir evladını kaybetmemesini istiyoruz. Kimsenin ağlamamasını istiyoruz. Birlikteliğimizi, tarihten geldiği gibi daha ileriye de hep beraber taşımak istiyoruz. Sayın Bahçeli’ye bir şey söylemem. Sadece Silivri’ye gitmek dün aklına geldiyse ona bir soru işareti koyuyorum tabi.

Soru- Öncelikle parti kulislerinde sık sık adını duyduğumuz Sayın Gürsel Erol hakkında verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Buna ilişkin değerlendirmeniz olacak mı? İkinci olarak, CHP Çankaya İlçe örgütünün görevden alınması için 6 aydır imza toplandığı yönünde bir iddia var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk KOÇ- Bahsettiğiniz kişiyle ilgili ne milletvekili, ne Parti Meclisi üyesi, ne MYK üyesi, ne parti içinde bir görevi var. Onun için sıradan yurttaşların hukuk karşısında aldıkları çeşitli kararlara benim yorum yapmam yanlış. Yani partiyle bir ilgisi yok onu söylemek istiyorum.

Diğeri de, CHP hiçbir zaman tepeden inme, iki üç kişinin dudağının arasından çıkarak kimsenin siyaset kaderinin belirlendiği bir çizgi savunulmuyor CHP’de. Tüzüğümüz var, Tüzüğümüzde kuralla var ve bunları 26-27 Şubat Tüzük Kurultayında oldukça ileriye götürdük parti içi demokrasi açısından. Diğer partilere de bir gün nasip olur umuduyla bu çerçevede örgütlerimiz nasıl hareket ederler, onlar Tüzük çerçevesinde MYK’ya, Genel Merkeze müracaatları olduğunda yine Tüzük çerçevesinde değerlendirilir ve kararı alınır. Uygulanır.

Teşekkür ediyorum. İyi çalışmalar diliyorum.”

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları