CHP Sözcüsü Haluk Koç, Suudi Arabistan kralı için yas ilan edilirken dünkü Suruç katliamında ölen gençler için de yas kararı almasını istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, Suruç saldırısı ve AKP hükümetinin dış politikasını değerlendirerek; “Rüzgar eken, fırtına biçer deyimini doğrulayan gelişmeler yaşıyoruz. Terörü lanetlemek adına mutlaka ulusal düzeyde yas ilan edilmelidir” dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu toplantısı sonrasında son siyasi gelişmeleri bir basın toplantısı ile değerlendiren KOÇ, Suruç katliam öncesi ihbar niteliği taşıyan haberlere dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Dün 32 genç fidanımızı vahşi bir suikast saldırısı, bir terör saldırısı sonucu Suruç’ta kaybettik. Ben ölenlere rahmet, yaralılara biran önce sağlıklarına kavuşmalarını diliyorum. Yakınlarını kaybedenlere de başsağlığı dileklerimizi iletmek istiyorum. Ağır bir insanlık suçu terör hepinizin bildiği gibi. Hangi amaçla yapılırsa yapılsın hiçbir meşru zemini olmayan, rengi, dini, dili, hiçbir şeyi makul bir karşılık olarak kabul edilmeyen bir maalesef yöntem.
Değerli arkadaşlarım, bir başka acı haberde, terörün bir başka acı yüzü de Adıyaman’da aynı gün ortaya çıktı. Bir uzman onbaşımız yine bir terör örgütünün saldırısı sonucu şehit verdik. Piyade onbaşımıza da yine Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına ve milletimize de başsağlığı dileklerimizi iletmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilmem ne cumhuriyetinin kralı öldü diye Türkiye’de yas ilan edilirken, 32 gencimizi menfur bir terör saldırısında kaybeden Türkiye’de bu kaybettiğimiz gençleri anmak ve terörü lanetlemek adına mutlaka ulusal düzeyde bir yas ilan edilmesinin de gereğini ifade etmek istiyorum ve bu kararı alacak olan hükümetinde gecikmeden bu kararını vermesi gerekiyor. Bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, son yaşanan terör saldırılarıyla ilgili biliyorsunuz birkaç haftadır basında değişik noktalarda çeşitli ihbar niteliği taşıyan haberler, duyumlar yer aldı. Bunlara sizlerde tanık oldunuz. Bir takım canlı bombaların, bir takım bomba yüklü araçların Türkiye’de dün yaşandığı gibi bir takım terör saldırılarına alet edileceği, kullanılacağı konusunda ciddi haberler yer aldı. Böylesi hassas koşullarda basında bile yer bulan olası terör girişimleri ve bunlarla ilgili bu iddialar istihbarat göreviyle ve güvenlik göreviyle ilgili sorumluların maalesef yeterli önlemleri almadığı sonucunu ortaya koymaktadır. Bu kapsamda görev ihmali ve suiistimali olan herkesin açığa alınması ve mutlaka kovuşturulması gerekmektedir. Ortada ağır bir görev ihmalinin olduğu açıktır. Bu ihmalin sorumluları mutlaka kovuşturulmalı ve cezalandırılmalıdır, açıklanmalıdır.
Değerli basın mensupları, Ortadoğu’da, özelliklede Suriye’de sürmekte olan çeşitli radikal grupların yarattığı iç savaş karşısında Türkiye’nin izlediği ülke ve bölge huzurunu sıkıntıya sokan dış politika tercihlerindeki yanlışları anımsayacaksınız sürekli ifade edegeldik. Gün geldi uyardık, gün geldi risklerini anlatmaya çalıştık, gün geldi alternatif öneriler sunduk bu konuyla ilgili ve bunları kamuoyuyla paylaştık. Mezhepsel temelde başlayan, daha sonra etnik boyutta kazanan bu çatışmalara Türkiye’nin barışçı, yol gösterici, yapıcı olmaktan uzak yaklaşımı bu süreci çok daha tehlikeli hale getirdiği de açıktır. Cumhuriyet Halk Partisinin tüm uyarılarına rağmen inatla aynı yanlış tercihlerin sürdürüldüğüne tanık olduk. Günümüz politik gerçeklerinin dışında saplantılara ve bir kelime kullanacağım kusura bakmayın. Saplantılara ve Retrohayallere dayalı Türkiye’nin bugünkü tutumu maalesef bugün ihtimam gösterilen bazı radikal grupların Türkiye’ye terörü bulaştırmasına neden olmuştur. Sınır güvenliğinin bir soru işareti koyarak bu kelimeyi söylüyorum. Sınır güvenliğinin bilinçli şekilde ortadan kaldırılması, bu gruplara sunulduğu belgelenen lojistik destek iddiaları bugün Türkiye topraklarını terörün hedefi haline getirmiştir. Türkiye kendi sınırlarının yanı başında radikal grupların cesaretlendirilip cirit attıkları yeni bir Peşaver coğrafyası oluşmasına seyirci kalmıştır, hatta tavırlarıyla bunu kolaylaştırmıştır.
Şimdi “rüzgar eken fırtına biçer” deyimini doğrulayan gelişmeler yaşıyoruz. IŞİD terörü Türkiye’ye ithal edilmiş gözükmektedir. Bir başka hususta asla gözden kaçırılmamalıdır. Suriye’de devlete karşı ayaklanan çeşitli iç grupların askeri liderleri komşu ülke olan yani biz Türkiye’de, Türkiye’nin topraklarında, Hatay’da, Reyhanlı’da strateji toplantısı yapabilmekteler. Bunu da basına açık olarak sergileyebilmekteler. Yani Türkiye Suriye’deki yönetime karşı savaşan gruplara ev sahipliği yapma gerçeğini tüm dünyaya açıkça sunabilmektedir. Gerekçesi ne olursa olsun komşu bir ülkenin hükümetini yıkmak amaçlı silahlı gruplara Türkiye topraklarında serbestçe çalışma olanağı verilmesini siyasi ve hukuki açıdan savunmak asla mümkün değildir. Şuanda Türkiye topraklarını insanlarını hedef alma noktasına gelen terör saldırılarına karşı ortak tavır alınmalıdır çağrısı var biliyorsunuz. Ancak bunun ilk koşulunu da hatırlatmak gerekiyor. Şuana kadar inatla sürdürülen yanlış dış politika tercihlerinden derhal vazgeçilmesi gereğidir.
Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda yaptığı öneriler, yapıcı girişimler mutlaka dikkate alınmak zorundadır. Bu temel sorunların geçici, tek pencereli bir hükümet yapısı ile çözülebilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Kişisel tercihler, saplantılar ve hayallere dayalı tutum ve politikalar yerini ülkenin çıkarlarının öne alındığı, akılcı, gerçekçi, dünya ve bölge dengelerinin gözetileceği politikalara dönüştürmek gereklidir.
Değerli arkadaşlarım, umarım bu son musibetten çıkartılan dersler daha önce Cilvegözü, Gaziantep, Reyhanlı, Niğde olaylarında yaşananlara benzemez. Çıkartılan ciddi sonuçlar deminde vurguladığım gibi Türkiye’nin bu karmaşa içerisindeki dış politika tercihlerini gözden geçirmesine aracı olur ve gerçekçi, ülkenin çıkarlarının öne alındığı bir dış politikanın Türkiye’nin sahiplendiği bir sürece Türkiye’yi sokma umudunu dile getirmiş oluyorum.
Değerli basın mensupları, bildiğiniz gibi 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ortaya çıkan parlamento aritmetiği bazı seçime muhalefet olarak giren siyasi partilerin farklı tavır almalarıyla AKP’nin içinde olabileceği bir koalisyon aritmetiğinin aranmasını gerekli kıldı. Baştan itibaren ifade edegeldiğimiz %60’la muhalefet olarak çıkılan seçim sonuçlarına göre daha farklı bir hükümet etme formülünün Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ve Sayın Genel Başkanı tarafından da dile getirilmesinin muhataplarında karşılıklı yanıtı almadığını üzüntüyle gördük.”
Soru- Efendim bugün Suruç’ta CHP heyeti bir açıklama yapmıştı. Sezgin Tanrıkulu şöyle bir ifade kullanmıştı. Gençlerin kurmak istediği kütüphaneyi CHP kuracak demişti. Bu konu MYK’da gündeme geldi mi? Bir karar alındı mı? Eğer alındıysa çalışmalar ne zaman başlatılacak?
Soru- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın Abdullah Öcalan posterlerinin olduğu bir eyleme katılması tartışma yaratmıştı. Bu konuda da değerlendirmeniz olacak mı?
Haluk KOÇ- Şeyi bilmiyorum. Bu aksesuar soruları herhalde burada genel politika içerisinde yanıtlamak bence çok uygun değil. Yani değişik noktalardan Cumhuriyet Halk Partisinde bir tartışma yaratma amacınız olabilir. Bunu da basın mensubu olarak en doğal hakkınızı kullanıyorsunuz. Ama benim verdiğim genel çerçeve içerisinde bu tali konuların burada soruya cevap teşkil etmesini gerektirecek bir ağırlığını ben görmüyorum.
Soru- Efendim Suruç’ta meydana gelen olay hükümetin dış politikasına yönelik eleştirileri bir kez daha gündeme getirdi bazı çevrelerin yaptığı. Sizde konuşmanızda ifade ettiniz dış politikada farklı düşündüğünüzü. Bu konu koalisyon görüşmelerini sizce tıkar mı? Daha henüz alt başlıklara geçmedik dediniz ancak zora sokar mı dış politikadaki görüş ayrılığı olası bir koalisyonu?
Haluk KOÇ- Şimdi bu tespitlerimizi biz Suruç’taki bu hain terör saldırısı üzerine yapıyor değiliz. Siyaseti takip edenler Cumhuriyet Halk Partisinin Suriye’deki karışıklık başladığı andan itibaren buna benzer tespitlerin CHP kürsülerinden yapıldığını çok iyi bilirler. Ama demin söylediğim gibi karşımıza çıkan parlamento aritmetiğinin getirdiği bir hükümet oluşturma işlevi karşısında tabi ki dış politika ele alınması gereken en önemli müzakere konularından bir tanesi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, AKP ile koalisyonu görüşmek için Kültür ve Turizm bakanı Ömer Çelik ile yaptığı görüşmenin detaylarını açıkladı. Koç, “Ülkeyi hükümetsiz bırakmama iyi niyetiyle süreci taşıyoruz. Ama bir koalisyonla sonuçlanacak anlamı çıkmasın” dedi.
AKP – CHP koalisyon görüşmelerinin koordinatörlüğünü yürüten CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, Kültür ve Turizm bakanı Ömer Çelik ile 1,5 saatlik görüşmenin ilk turundaki detayları anlattı.
Haluk Koç, CHP Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında 10 – 12 gün içinde olumlu veya olumsuz bir sonuca varılacağını belirterek şöyle konuştu:
“Bildiğiniz gibi 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ortaya çıkan parlamento aritmetiği bazı seçime muhalefet olarak giren siyasi partilerin farklı tavır almalarıyla AKP’nin içinde olabileceği bir koalisyon aritmetiğinin aranmasını gerekli kıldı. Baştan itibaren ifade edegeldiğimiz %60’la muhalefet olarak çıkılan seçim sonuçlarına göre daha farklı bir hükümet etme formülünün Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ve Sayın Genel Başkanı tarafından da dile getirilmesinin muhataplarında karşılıklı yanıtı almadığını üzüntüyle gördük.
Ülke hem ekonomik açıdan, hem demin konuşmamıza konu ettiğimiz çeşitli içeriye dönük karmaşa yaratma gayretlerinden bunalmış vaziyette. Ciddi bir geniş profilli güçlü bir hükümet kurulmasının gereği ortada. Ama bunu da ifade etmiştik hiçbir zaman 7 Haziran 2015 öncesi koşullara dönülmemesi şartıyla.
Bu çerçeve içerisinde seçimin ilk gecesinden itibaren vurguladığımız bir tablonun sahiplenmesine devam ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi hükümetsiz bırakacak bir çözümsüzlüğün adresi olmayacaktır tespitini seçim gecesi bu salonda sizlerle birlikte yapmıştım.
Geldiğimiz noktada hükümeti kurmakla görevlendirilen Sayın geçici hükümetinde başkanı olan Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun geçen hafta Cumhuriyet Halk Partisine yaptığı ziyaretten sonra bu niyetler karşılıklı olarak ifade edilmiş ve ondan sonrasında ise müzakere için ön görüşme niyeti ortaya konduktan sonrada bu süreçte nasıl yol alınabileceği bugün tespit edilen iki isim arasında Sayın Ömer Çelik ve Cumhuriyet Halk Partisini temsilen benim aramda bir ikinci ön görüşmenin devamı olan bir görüşmeyle devam etti.
Sayın Çelik yanılmıyorsam bizler MYK toplantısındayken sabah yapılan toplantıyla ilgili basına bir bilgilendirme açıklaması yaptılar. Bende bu konuyla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Evet bugünkü toplantıda bir yöntem üzerinde duruldu. Herhangi bir alt başlık değerlendirmesi yapılmadı. Zaten Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuyla ilgili daha önce kamuoyuna yaptığı açıklamalar ortada. 14 temel ilke belirlemiştik. Bu 14 temel ilke aslında Cumhuriyet Halk Partisinin öne sürdüğü koalisyon koşulları değil, bir demokrasinin olmazsa olmaz şartları olarak algılanması gereğinin de altını çizmiştik. Bu çerçeve içerisinde bu yöntem tartışmasında önümüzdeki günlerde oluşturulacak müzakere heyetleri Sayın Genel Başkanların bilgisi dahilinde temel ilkeleri, ana görüşme başlıklarını, demokratik kurum ve kurallarda oluşan aşınmaların nasıl giderileceğini, bunun tabi değişik alt başlıkları var. Sosyal ve ekonomik politikalarda nelerin ortaklaşılabileceğini ve üçüncü bir başlıkta dış politika konusunda nelerin masada bulunabileceğini alt başlıklar olarak değerlendirme kararı alındı.
Bu müzakereler mutlaka bir koalisyonla sonuçlanacak değil. Burada bir iyi niyet tavrı var. Ülkeyi hükümetsiz bırakmama. Sadece bu da değil, bugünkü sorunların ağırlığı karşısında geniş profilli, güçlü bir hükümet yapısı ile, uzun süreli bir hükümet yapısı ile, geniş tabanlı bir hükümet yapısı ile Türkiye’nin önündeki sorunları aşma kararlılığı yakalanabilir mi, yakalanamaz mı? Böyle bir irade ortaya konabilir mi konamaz mı? Bu sürecin değerlendirmesine geçeceğiz.
Bu temel başlıkların altında da alt başlıklar olacak tabi ki. Her alt başlık için uzlaşılan konular ayrılır, uzlaşılamayan konular Sayın Genel Başkanların bilgilerine sunulur. Onlar yan yana geldiklerinde bu konuyla ilgili değerlendirmeleri alınır. İyi niyetle bu süreci taşıyoruz. Hiçbir zaman kişisel parti çıkarlarımızı ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunlar çerçevesinde ülkenin çıkarlarının önüne koymama sözümüzde duruyoruz.
Bu bir kere daha tekrar ediyorum. Bir koalisyonla sonuçlanacak anlamı çıkartmasın. İlkelerimizi, olması gerekenleri, uzlaşılabilecek noktaları, beraber yol yürünebilecek ise demin söylediğim gibi bu çerçevenin oluşturulması için önümüzdeki günlerde bu heyet alt görüşmelere başlayacak. Bunlar yeri ve heyetlerin oluşum şekilleri daha sonra sizlere bilgi olarak verilir ve ondan sonrasında bir sorumluluk taşınacak ise bunun temel ilkeleri, yol haritası ortaya konur. Eğer bir sorumluluk paylaşılamayacak sonucu çıkar ise de nerede ne şekilde nelerin tıkandığı da yine son derece şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılır.
Onun için bugünkü görüşmeleri bir yöntem görüşmesi olarak alabilirsiniz. Dediğim gibi birkaç gün sonra, hafta sonu olabilir. Ama toplam süre en fazla 10 – 12 gün içerisinde anladığım kadarıyla bir temel sonuca varmak mümkün olacak veya olmayacak. Her iki koşulda da, her iki tabloda da gereken açıklamalar yapılacak.
Sabahki görüşmenin içeriği de bu çerçevede.
Cumhuriyet Halk Partisinin dış politika konusunda yapılan yanlışlara karşı tezleri ortadadır. Sadece onun için değil, tüm demokratik kurum ve kuralların uğradığı tahribatın giderilmesine dönük önerilerimizde ayrı bir başlık olarak ortadadır. Yani Türkiye’deki demokrasi algısının artık gelişmiş demokrasiler tarafından mutlaka meşru kabul edilmesi gerekiyor. Yani Türkiye’de bir kendimizi kandırmanın alemi yok. Baskıyla demokrasi olmaz. Baskıyla demokrasi kavramı yan yana olmaz. Kişisel hak ve özgürlüklerin sınırlandığı bir demokratik ortam tarif edilemez. Basının özgür olmadığı, isteyenin temel anayasal haklarını kullanırken takibata uğradığı bir demokrasi olamaz. Hukukun üstünlüğünün olmadığı, adil yargılanma hakkının gasp edildiği, yargıç bağımsızlığının teminatının olmadığı bir hukuk düzeni asla olamaz. Onun için söylediklerimizin teker teker açılmasına geçerseniz onlar ayrı. Bunlar nasıl tashih edilebilir? Nasıl hangi yasal düzenlemelerle, hangi siyasi tutum, davranış ve politikalarla demin söylediğim gibi bir demokrasiyi tarif eden ögeler haline getirilir. Bunları bizler ilgili başlıklar görüşülürken getireceğiz.
Sanıyorum bir uzlaşma olabilir. Çünkü demokrasinin tarifi tektir. Yani ülkeden ülkeye, iktidardan iktidara demokrasi ve hukuk tarifi olmaz. Bunlar bir standardı bulduğumuz zaman herhalde buna hiç kimsenin itiraz edecek hakkı da olmaması gerekir. Bu çerçevedeyim. “
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü