loading
close
SON DAKİKALAR

İBB'nin 'İstanbul Deprem Çalıştayı' başladı

İBB'nin 'İstanbul Deprem Çalıştayı' başladı
Tarih: 02.12.2019 - 09:44
Kategori: Gündem

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, afetlere dirençli, daha güvenli ve yaşanabilir bir İstanbul için tüm paydaşların bir araya geldiği ve 2 gün sürecek “İstanbul Deprem Çalıştayı” başladı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla başlatılan deprem seferberliğinin bir parçası olan çalıştayda, iki gün boyunca başta deprem olmak üzere, olası tüm afetlere yönelik sorunlar, çözüm ve proje önerileri ele alınacak.

İstanbul Deprem Çalıştayı'nda, İBB'nin deprem ve kentsel dönüşümle ilgili yöneticileri, ulusal ve uluslararası akademisyenler,ilgili bakanlıklar, valilik, enstitüler, sivil toplum kuruluşları, vakıflar, dernekler, farklı disiplinlerdeki meslek grupları ve sektörlerden temsilcilerin de olacağı 700'ün üzerinde uzman katılıyor.

Çalıştayda, İstanbul'un olası yıkıcı bir deprem ve diğer doğal afetler karşısında dirençli hale gelmesine engel olan sorunların analiz edilmesi, çözüm ve proje önerileri geliştirilmesi amaçlanıyor.

İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleşene çalıştayda, Birleşmiş Milletler, Japonya, ABD, Almanya, İtalya ve Fransa'dan katılan temsilciler, çeşitli başlıklarda sunumlar gerçekleştirecek.

Çalıştayın ilk konuşmasını İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire BaşkanI Tayfun Kahraman yaptı. Kahraman 2 gün boyunca konuşulacak konuları başlıklarıyla anlattı.

Kahraman'ın ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu konuştu.

İmamoğlu şunları kaydetti:

"Bir belediye başkanının en önemli vazifesi yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Diğer bütün projeler ondan sonra gelir. Bazı alanlar vardır ki o alanlarda neleri başardığınız çok da bilinmez. O alanlarda harcadığınız emeğin, zamanın, kaynağın oya tahvili pek mümkün olmaz. Deprem ve afet yönetimi bu alanlardan birisidir. Bunu da hiç önemsemiyoruz. Biz iş işten geçsin istemiyoruz. Bazı popülist insanlar  bu alanlara çaba da harcamazlar. Aynen iklim değişikliğinde olduğu  gibi. Bunun siyasiler tarafından önemsenmediğini görüyoruz. Biz o siyasilerden değiliz, olmayacağız. Bu şehrin görmezden gelemeyeceği çok büyük bir deprem riski var. 

Beylidüzü'nde önemli çalışmalarda bulunduk. Orada ortaya koyduğumuz bazı uygulamalar hala devam etmekte. Tüm Türkiye'nin farkındalığını artrımak istiyoruz. Asla başımızı kuma sokmayacağız. Bu şehrin en önemli riski depremdir, öyle küçük bir risk de değildir. İstanbul için risk olan bu süreç Türkiye ve dünya için risktir. Hayatın duracağı, büyük ve kaos ihtimalinden bahsediyoruz. Bu denlki korkmalıyız, süreci dikkate almalıyız. 48 bin binanın büyük çaplı hasar alacağı süreci anlatıyoruz. Binlerce insanın can kaybından bahsediyoruz. Yeni yönetim oalrak İstanbul'u depremlere dayanıklı hale getirmek öncelikli hedefimiz.

Kanal İstanbul'u bilim insanlarına sordular mı? Toplum, bilim ve akıl bu konuda ne düşünüyor, sordular mı? 4 milyon insan işsizken, 16 milyonluk bu kadim kentin çocukları henüz yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul mu olmalı? 

Göller, havzalar, tarım alanları, yaşam alanları, yer altı suyu sistemi ve şehrin tüm ulaşım sistemi projeden kritik şekilde etkileniyor. Tarım arazilerinin yok olması bir yana, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ucube projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon hapsedilmiş olacak. Deprem anında bu denli yüksek bir nüfusu başka bir coğrafyaya nakledecek hiçbir devlet yoktur dünyada. Bu nasıl bir projedir Allah aşkına? Bu neyin aklıdır? Bakın konuşulan projedeki kanal yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Sazlıdere ve Terkos Havzaları içinden geçen  bir kanal. Yani proje Sazlıbosna ve Terkos Havza Alanlarını yok ediyor. Yer altı suları ve Terkos Gölü’nün tuzlanması riski taşıyor. İstanbul’un içme suyu ihtiyacı için müthiş bir tehdit oluşturduğu net olarak anlaşılıyor. Tek başına bu bile, bu projenin yapılmaması için yeterli bir gerekçedir. İstanbul halkı deniz suyu mu içecek? Öte yandan proje bölgeye 1,1 milyon yeni nüfus getirecek.Yani 6 adet Beşiktaş veya 5 adet Bakırköy ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni nüfus eklenecek. Bu proje yüzünden 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. İstanbul trafiği en az yüzde 10 artacak. 23 milyon metrekare orman alanı, 136 milyon metrekare tarım alanı yok olacak. Sazlıdere Barajı kalmayacak. Devlet Su İşleri (DSİ) bu yüzden projeye olumsuz raporu verdi. Rapora göre su ihtiyacını karşılayan havzaların yüzde 29’u yok olacak. Kanal inşaatı ile birlikte devasa hafriyat oluşacak. TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metrekğp hafriyat çıkacak. İstanbul trafiğine günlük 10 bin hafriyat kamyonu katılacak. Hafriyatın nereye döküleceği belirsiz! Çıkan hafriyat, örneğin; Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek.”

Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu Fayı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık Fayı geçiyor. Bilim insanları Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını, aşırı yüklemelerin yeni depremleri davet edeceğini söylüyor. Boğazın tarihi dokusunun korunması proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Oysa ki projeyle birlikte, 17 milyon metrekare SİT alanını etkilemektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti ve ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları proje alanında. Boğaz trafiği ile ilgili olarak ta dikkatinizi çekmek isterim. ÇED başvuru dosyasında Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi, yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22,46 oranında bir azalış gözlenmektedir. 

45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde çok verimli tarım ve orman alanı sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. İstanbul Yarımadası Trakya’dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. Proje dolayısıyla Karadeniz’den Marmara’ya oluşacak tek yanlı akıntı dolayısıyla Marmara Denizi aşırı kirlenecek. Bu durum Marmara’daki canlı yaşamını tehlikeye attığı gibi balıkçılığı ve bu işle geçinen insanları da zor duruma sokacaktır. Kanal aynı zamanda iklim değişikliklerine de yol açacak. Yok edilen arazi ile birlikte oradaki yaban hayatı da yok edilmiş olacaktır.

Kanal İstanbul’a harcanacak para ile ülkede birçok cazibe merkezi şehir, fabrika, okul ve iş imkanları yaratılabilir. Açlık sınırındaki milyonlarca yurttaşımızın kendi yaşadıkları kent ve köylerinde istihdam edilebileceği bir diğer konudur. Özetle bu proje İstanbul’a bir ihanet projesi bile değildir. Resmen bir cinayet projesidir. İstanbul için gereksiz bir felaket projesidir. Bu proje bittiğinde İstanbul bitmiş olacak. Bu şahane şehir yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su altyapı trafik açısından çözülemez sorunlarla başbaşa kalacaktır. Ne boğaz geçişi, ne deniz deniz trafiği geçişi, ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Sadece yeni rant alanları yaratmak uğruna hazırlanmış, yol açacağı yıkıcı sonuçlar hiç düşünülmemiştir. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine izin veremeyiz, vermeyeceğiz. Sizlerin uzmanlığı, duyarlığı ve cesareti ile yanlışları önleyeceğiz.

Sizlerin ortaya koyacağınız ortak akıl ile 16 milyon için şehrimizi daha güvenli, daha yaşanır ve daha cazip hale getireceğiz."

Kaynak : www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları