loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 16. günü tutuksuz 26 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 16. günü tutuksuz 26 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 14.09.2026 - 16:37
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 16. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Dava kapsamında tahliye edilen ve görevine iade edilmeyi bekleyen Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de Beyoğlu iddianamesine kadar olan kısımda duruşmayı izledi. Duruşmada öğle arasından önce sırasıyla Paşa Şahin, Eyüp Selman Korten, Aykut Gamsız, Serkan Boztepe, Sencer Hacıoğlu, Serdar Ekinci, Ümit Tıraşçı, İbrahim Orhan Demir, İsmail Akkaya, Sabriye Akkaya, Veysel Eren Güven, Mehmet Akif Bulut, Deniz Göleli, Seyhan Özcan, Şükrü Fındık, Egemen Özcan, Mehmet Cem Topcuoğlu, Nazlı Dalar,Ömer Bedirhan Çoka, Mete Sarısaltun, Tuncay Önderoğlu, Cem Çelik, Mehmet Nail Güler, Bayram Taşkın, Ebru Yılmazlar, Nihat Karaham ve Mete Mağden savunma yaptı.

METE MAĞDEN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan ve sayın üyeler heyetinize saygılarımı sunarak savunmama başlamak istiyorum. Savunmama başlarken belirtmek isterim ki soruşturma sürecinde 4 ay gibi uzun bir süre tutuklu kaldım ve burada, Silivri'de 72 kişiden oluşan bir narkotik koğuşunda bulundum. 50 yaşındayım ve bu ilk mahkemeye çıkışım, ilk suç isnadım, hayatımda ilk kez avukatım var. Sayın Başkan ve sayın üyeler, 2002 yılından beri yani 25 yaşımdan beri itibaren kendi işimin patronu oldum. Şirketim 45 Tasarım temel olarak etkinlik ajanslarına dekor markalama podyum kurma, stand üretimi faaliyetlerde buluna,n merkezinde marangozluk işleri yapan bir firmadır. İBB ile çalışmaya başlayana kadar hiçbir kamu kuruluşuna çalışılmamıştır, hiçbir kamu ihalesine girilmemiştir. İş yapış biçimimiz ve prestijli itibarımız itibarıyla Türkiye'nin sayılı etkin dekor firmalarından biriyiz. Ancak etkinlik haricinde yaptığımız bir iş yoktur. Bu bakımdan pandemi dönemi bizim için bir kabusa dönüşmüştür. Çünkü bu dönemde 8 personel koca bir bina muazzam bir büyük işletme gideri ile baş başa kaldım. Elimde avucumda ne varsa sattım pandemi biter ve biz bu durumdan kurtuluruz diye ümit ettim. Ancak üzeri uzayan süreçte artık her şeyin sonuna geldiğimiz bir noktada Emrah Bağdatlı aradı ve bu işten bahsetti.

Beni bu işe motive eden unsurlar şuydu sıfır nakit akışını sağlayabilecek böylece personel maaşlarını ödeyebilecektim. Ve gene Emrah Bağdatlı'ın söyleminden hareketle kamu yararı gözetilecekti ve Ekrem Başkan için çalışacaktık. Sonunda birileri sadece tanıdığı için kurulmuş işin uzmanı olmayan firmalarla çalışmak yerine dünya ekonomi zirvesinde dahi iş yapan bir firma ile çalışmak vizyonunu göstermişti. Hatta bu konuda Emrah, Murat Ongun'un biz merdiven altı firmalarla çalışmayacağız işin ehli insanlarla çalışacağız dediğini aktardı. İçinde bulunduğum durum itibarıyla takdir edersiniz ki fiyat ve  karlı karlık öncelik vereceğim konulardan değildi. Bu bakımdan inanılmaz düşük fiyatlar verdik ve sonrasında kazandığımız ihalelerde de her zaman piyasanın çok altında fiyatlara çalıştık. Avukatımın da belirteceği üzere bu konuyla alakalı bilirkişi raporu talebimiz de olacaktır.

İddianamedeki raporlarda hakkımızda zenginleşme olduğu yazıyor ve bu dönem için acaba nasıl bir zenginleşmeden bahsediliyor inanım çok şaşırıyorum. Zenginleşmeden kasıt maaş almamsa ancak o olabilir. Bu dönemden bugüne kadar ne benim ne yakın çevremin bir zenginleşmesi olmamıştır. Olmasına da imkan yoktur. Daha önce de belirttiğim gibi fiyatlarımız çok düşük zaman içerisinde yaptığımız işin fiyat performans değeri sürdürülmemize de imkan tanımamıştır. 2 seneden sonra ihale almama kararını da bu yüzden almışızdır. Bu süreç içerisinde kazandığımız ihalelerde bir usulsüzlük var mı yok mu bilmiyorum. Çünkü firma gerek şartnamedeki şartlara uyuyor gerekse verdiğimiz fiyatlar bakımından bu zaten bu ihaleleri zaten kazanmaya yeterlik gösteriyordu. İBB ile çalıştığımız dönemlerde olmayan hiçbir işe fatura kesmedik böyle bir talep de gelmedi. Yapılan işlerin hiçbirinin fiyatını şişirmedik gene böyle bir talep de gelmedi.

İletişim Başkanlığından kimseye hediye rüşvet vermedik kimse de böyle bir şey talep etmedi. Yaptığımız her işin İletişim Başkanlığının sayıştay baskısını dile getirerek zorunlu tutması sonucu fotoğrafladık. Mahkemenize de binlerce fotoğraftan bir kısmını sunduk fazlası istenirse elimizde mevcuttur. Açıkçası benim pişmanlığım ve bu süreçte yanlış yaptığım tek şey ihaleye yan teklif vermemdir. Bunun da ne şartlar altında gerçekleşti gerçekleştiğini yazılı ifademde belirttim. Bizim gibi sermaye yoksunu bir firma iseniz kalan 5 milyon alacağınızın bu yan teklife girmezsek zor alınacağının söylenmesi yeterince yeterli bir tehdit olduğunu söylemek güç değildir. Bugünkü aklım olsa tabii ki o alacağı siler bir şey yapmazdım ama o günkü kaygılarım bambaşkaydı.

Sayın Başkan ve sayın üyeler açıklık getirmek istediğim bir başka konu da Emrah Bağdatlı'ya verdiğim komisyondur. Bu verdiğim vermiş olduğum komisyon benim açımdan şu şekilde değerlendirilmiştir: 1- Emrah Bağdatlı'ın İBB'de resmi bir görevi yoktur devlet memuru da değildir dolayısıyla rüşvet de değildir. 2- Emrah Bağdatlı'ın bu komisyon için ne iş fiyatlarını ne de faturalarını şişirmem taraf şişirmem yönünde bir baskısı ya da talebi olmadı. Dolayısıyla ona vereceğim para kendi hak edişlerimden kendi kazancımdan vereceğim paraydı dolayısıyla kamu zararı da yoktu. İşimi personelimi kurtardık kurtardığım için duyduğum da minnet vardı. Sistem söylemini bir tek Emrah Bağdatlı'dan duydum. Ancak bunu benden para aldığından utandığı için mi uydurdu yoksa gerçek miydi hiçbir zaman bilemedim. Bu yüzden de pek fazla sorgulamadım.

Ancak benden her para alışında sistemin varlığından ve bu paranın sisteme gittiğinden bahsediyordu. Diğer önemli bir konu ise aldığımız ihale tutarlarıyla alakalı. Tutuklanmadan bir ay önce Twitter'da yazıyorlardı ihale alan firmaları. İşte 45 Tasarım 30 milyonluk ihale aldı vesaire diye ancak işin aslı öyle değil. Sizin de fark ettiğinizi düşündüğüm üzere ihale kapsamları çok geniştir. İçinde bizim işimiz olmayan ve hizmetini veremeyeceğimiz bir sürü iş kalemi vardı çadır gibi ses ışık gibi. Dolayısıyla bu kalemlerin işlerini İletişim Başkanlığının kendi verir sonrasında sonrasında bize Gülden Hanım vasıtasıyla hangi firmalardan ne kadar fatura geleceği söyler biz de fatura tutarları tutuyorsa kabul eder ve hak edişimizi alınca da onları öderdik. Mahkemenize sunduğumuz mali belgelerden de göreceğiniz üzere bu faturaların tutarı aldığımız ihale tutarının çoğuna denk gelmektedir. Örneğin bizim aldığımız 30 milyonluk bir ihale ihale varsa olsa olsa 15 milyonu belki daha azı bizim gerçekten hak edişimizdir diğerleri diğer firmaların yaptığı işlerdir.

İddianameyi incelediğimizde benim ve firmam hakkında olumsuz beyanda bulunan tek kişinin Kabil Taşçıoğlu olduğu görülmektedir. Demiştir ki CHP'nin şehir dışı mitinglerini yaparak ödemelerini direkt İBB'den alarak haksız kazanç elde etmişlerdir. Bu iddia tamamen asılsızdır. Avukatımın da vakti geldiğinde kendisine soracağı bir sorudur hangi mitingi yapmışız? Hiçbir CHP mitingini yapmadık ve dolayısıyla parasını İBB'den almadık. Biz sadece İBB hariç Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı turnesine Emrah Bağdatlı'ın isteğiyle katıldık ancak iş başlamadan önce bu bu işin bize İBB ile alakalı olmadığını ve faturasının başka bir firmaya kesileceği söylendi. Biz işin İzmir ve Antalya ayağını yaptıktan sonra faturayı kime keseceğimizi tekrar sorduk. Ve o ana kadar kendi cebimizden 4 milyon TL harcadığımızı ve avansa ihtiyacımız olduğunu belirttik. Ancak avans verilmeyeceği söylenince bu işe devam edecek gücümüzün olmadığını söyleyerek işi bıraktık.

İşin devamını başka firmalar turneyi bitirerek devam ettiler. Sonrasında faturayı kimseye kime keseceğimizi öğrenemeden ve herhangi bir ödeme almadan 1. dalga operasyonu oldu ve tüm muhataplarımız tutuklandı. Halen bu işten 1 kuruş ödeme almışlığımız da yoktur. Gene Kabil Taşçıoğlu ifadesinde genel olarak İBB ile çalışan şirketler için ihale kazanıldıktan sonra yaptıkları işi fazla göstererek yüksek bedelli faturalar keserek İBB'den haksız kazanç elde etmektedir elde etmektedirler denmiştir. Böyle şirketler var mıdır bilmem ama biz sadece işini yapan ve hak ettiğimizden 1 kuruş fazlasını almayan bir firmaydık. Sonuca gelirsek kamu zararı oluşturduğumuz iddiasını reddediyorum. Ben örgüt üyesi olmakla suçlanıyorum. Böyle bir örgütten haberim yok. Ast üst şemasındakilerin %90'ını zaten tanımıyorum. Karlılık ve kazandığımız para ortada. Gittikçe fakirleşen bir örgüt üyesi olmayacağımı düşünüyorum. Bu örgüt var ise hiçbir toplantısına, stratejisine dahil olmadım. Sadece firmamı kurtarmak amacıyla çok düşük karlarla yaptığım bir iş olarak kabul edilmesini rica ederim. Örgüt üyesi olsaydım sadece 2 sene ihale almaz, tüm ihaleleri kazanmaz mıydım? Savunmamın sonunda sizden beraatimi ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyorum.

HAKİM&SAVCI SORGUSU

Mahkeme Başkanı: Mete Bey, burada vermiş olduğunuz beyanlarınız doğru mudur?

Mete Mağden: Doğrudur.

Mahkeme Başkanı: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mıdır?

Mete Mağden: Yok.

Mahkeme Başkanı: Savcı Bey, sorunuz var mı?

Savcı: Var başkanım. Mete Bey, ifadelerinizde yan teklif meselesinden bahsettiniz. Bunu açar mısınız biraz?

Mete Mağden: Şöyle, şimdi bizim normal şartlarda bütün sene yaptığımız işin sonunda aslında aralık ve ocak ayı, çünkü genelde ihaleler şubat ayının ortalarında yapılıyordu, dolayısıyla aralık, ocak ayında yaptığımız işler aslında daha hak edişi çıkmamış işler oluyordu. Dolayısıyla da bu yan teklif konusunda bir talep geldi ve ben bu konuda isteksiz olduğumu belirttim. Yani yan tekliften kastım aslında ihalenin içerisinde gerçek kazanacak kişi değil, bu ihaleyi üçüncü bir firmadan birisi olmam istendi. Dolayısıyla bu konuyla ilgili isteksizliğimi defalarca aslında Emrah Bağdatlı'ya da ilettim. Açıkçası çok aşırı bir tepki almadım ama zaten şöyle bir şey var, yani buradaki her tedarikçinin, her ihale kazananın da söyleyeceği üzere zaten Kültür A.Ş.'den ödeme almak zordu. Yani evet paranız her zaman sağlamdı ama sonuçta doğru vadelerde doğru şekilde almıyordunuz. Dolayısıyla da benim o sırada 5 milyon gibi bir almam gereken hak edişim vardı. Dolayısıyla da bunun almamın çok zor olacağını, içeride mutsuzluk yaratacağını söyledi. Dolayısıyla ben de orada yanlış bir karar vererek kabul ettim.

Savcı: İfadenizde şey demişsiniz: "Bu ihaleyi alacak firma bellidir fakat mevzuat gereği şartlara ilişkin ihaleye başka firma katılmak zorundadır. Yine bu ifadenin devamında bu durumda Gülseren Bizev'e antetli kağıtlarımızın kendisinde olduğundan bütün ihale dokümanı, her şeyi hazırlayıp bize kaşe, imzaya gönderilirdi." şeklinde beyanınız var. Bu beyan doğru mudur?

Mete Mağden: Doğru.

Savcı: Güldem Şık kimdir?

Mete Mağden: Güldem Şık da hani davadan önce bizim için İletişim Başkanlığında çalışan bir kişidir.

Savcı: Kendisini kamu görevlisi olarak mı biliyorsunuz?

Mete Mağden: Ben kamu görevlisi olarak biliyordum.

Savcı: Kendisinin İletişim çadırında herhangi bir odası, ofisi var mıydı?

Mete Mağden: Vardı.

Savcı: Bu kaşe, imza meselesiyle ilgili antetli kağıdı verdiğinizi beyan ettiniz. Diğer firmalar da bu şekilde antetli kağıtlarını teslim eder miydi, bilginiz var mı?

Mete Mağden: Bilmiyorum.

Savcı: Yine bu %10 komisyon meselesi var Emrah Bağdatlı'ya.

Mete Mağden: Evet.

Savcı: Bu %10 komisyonu nasıl veriyordunuz kendisine?

Mete Mağden: Hak edişimizi yaptıktan sonra, ancak para bize ulaştıktan sonra ben çekerdim ve bir zarfa koyup muhasebeye iletirdim. O da birisini gönderirdi, aldırırdı.

Savcı: Almaya gelen kişi kim peki, bilginiz var mı?

Mete Mağden: Yok. Hatta bu konuyla ilgili muhasebecim de ifade verdi. Çünkü ben hiçbir zaman vermedim yani, her zaman bizim muhasebe iletirdi. Ama anladığım kadarıyla onların ifadesine göre de her zaman aynı kişi değilmiş.

Savcı: Yine bu ihale sürecinden bahsederken aldığınız ihalelerin aslında cüzi miktarını yaptığınızı, diğer büyük kısmını başka firmaların yaptığını, size fatura kesildiğinden bahsetmişsiniz. Bunu nasıl gerçekleştiriyordunuz?

Mete Mağden: Şöyle ki, aslında dediğim gibi ihalenin kapsamı çok geniş. Dolayısıyla orada bizim hizmet veremeyeceğimiz konular var işte, yani uzmanlığımız olmayan daha doğrusu. Dolayısıyla bu tedarikçiyi kendisi iletişim tarafında kendisi yapardı tedariği. Yani işte diyelim ki işte çadır kiralayacak, kendileri kiralardı. İşte ya da ses, ışıkla ilgili bir şeyse ses, ışığı da kendileri yapardı. Ve sonunda işte bu işte şu kadar kullanıldı, size şu kadar fatura kesilecek denilirdi.

Savcı: Yani şöyle anlamak için soruyorum. Mesela 100 milyonluk bir iş aldınız, marangozluk kısmının 10 milyon veya 20 milyonluk kısmı geneli olan 80 milyonluk bir iş hacmi var. Ama bu işi alan firma sizsiniz resmiyette, tüm sorumluluk size ait. Ama 80 milyonluk diğer kısmıyla ilgili süreçleri Güldem Şık mı yönetiyordu fatura kesmelerini?

Mete Mağden: Evet ama tabii oran böyle olmazdı yani. 100 üzerinden biz 20 yapıp da 80 olmazdı ama edindiğin ki yarı yarıya olurdu. Evet, Güldem Hanım'dan biz o bilgiyi alırdık. Yani bir firmadan bu kadar...

Savcı: İfadelerinizde bu firmaların işlerine karışmamanızı özellikle Emrah ve Güldem istemiyordu şeklinde beyanınız var.

Mete Mağden: Evet, doğru.

Savcı: Onlar niye istemiyorlardı, söylediler mi?

Mete Mağden: Yok, bilmiyorum. Yani sonuçta şey, sonuçta bizim işimiz değildi aslında. Ama hani onların herhalde bir şekilde tercihlerini... Çünkü sonuçta ben onların yapacağı tercihin aynısını yapmayabilirdim. Belki tercihi kendileri yapmak istiyor olabilirlerdi.

Savcı: Yine size fatura kesen bir de sizin kurmuş olduğunuz Pangram diye bir şirketin fatura kestiği şirketler var. Bu husus nedir?

Mete Mağden: Bu da ihaleyi almadıktan, yani ihalelere artık katılamayacağımızı söyledik. Çünkü zaten hani ihaleye katılmanın bazı şeyleri de var yani, nasıl söyleyeyim, maliyetleri de var. İşte damga vergisinden tutun da bürokratik işlemlere kadar. Artı fiyatla ilgili bir şeyimiz oldu yani. Hani biz bu fiyatlara zaten artık yapamayacağız dedik. Fakat sonrasında bizden sonrası hatırladığım kadarıyla, çok emin değilim bundan, sanırım Taşçıoğlu Reklam aldı, işi devam ettirdi. Fakat kaliteyle ilgili dertler oldu bildiğim kadarıyla. Onun üzerine Emrah'ın bana söylediği, hatta galiba bir podyum kazası falan oluyor, onun üzerine Emrah'ın söylediği, Murat Ongun demiş ki: "Hani Ekrem Başkan'ın en azından katılacağı işlerde işleri siz yapın."

Savcı: Bu işlere Pangram mı baktı?

Mete Mağden: Evet, evet. Pangram. Zaten o Pangram'ın kurulma sebebi de aslında şu: İhaleyi Kırkbeş Tasarım aldığı için bundan sonraki yani sizin bizim söylediğiniz işleri, özel işleri yapacağınız zaman bu böyle bir işi Kırkbeş'te yapmayın. Sahibi de başka olsun dedi. Başka bir firma olsun, sonra Sayıştay vesaire problem olabilir dedi.

Savcı: Yine bu Pangram ile ilgili bir süreçten bahsetmişsiniz. Pangram belli şirketlere fatura kesmiş. Bu süreç nasıl oldu?

Mete Mağden: İşi yaptığımız zaman bize de aynı şekilde biz nasıl ihale aldığımızda bize söylüyorlarsa "Şu firma fatura kesecek." diye, aynı şekilde aslında biz de yaptığımız işin, gerçek işin hangi firmaya, artık ihaleyi kim almışsa ona faturasını kesiyorduk.

Savcı: Bu Kırkbeş herhalde. Bu önce Pangram'a fatura kesiyordu, doğru mu?

Mete Mağden: Evet.

Savcı: O faturayı da Pangram da bunlara kesiyordu?

Mete Mağden: Evet, doğru.

Savcı: Bu Sayıştay'la bu işin ne ilgisi var ki? Neden böyle bir çekince vardı süreçle ilgili?

Mete Mağden: Herhalde daha önce ihale kazanmış bir firmanın tekrar tedarikçilere fatura kesmesi rahatsız etti, bilmiyorum. Yani çok ilgili değilim, sormadım açıkçası.

Savcı: Yine bu Akasya AVM'de bir ofisten bahsetmişsiniz. O ofiste buluştuk. Bu ofis kime aittir?

Mete Mağden: Bildiğim kadarıyla Emrah Bağdatlı'ya ait ama bir kere gittim ben oraya.

Savcı: Ofisin hani bir şirket ismi var mıydı, kapısında bir tabela var mıydı?

Mete Mağden: Yok, hatırlamıyorum.

Savcı: Emrah Bağdatlı'nın takibi sürecinden bahsetmişsiniz. Emrah'ın İBB sürecinde etkili olması hangi tarihlerde?

Mete Mağden: Pandemi 2021.

Savcı: Evet, bu Emrah Bey'in alarak İBB'nin işlerinin bir ajans gibi üstlendiklerine, bu konuda görevlendirildiğini söyleyerek İBB'nin yönetimine ilişkin sizden de desteği istemişler vesaire. Emrah bu süreçleri bahsederken İBB'deki görevi Güldem hanımdan kendisinden mi yoksa ajansın kastedilen vesaire mi?

Mete Mağden: Yok hayır, danışmanlık veriyorum dedi. Yani resmi bir görevi olmadığını biliyorum.

Savcı: Kime peki danışmanlık veriyordu?

Mete Mağden: İletişim Başkanlığına.

Savcı: Peki Murat Ongun'la nasıl bir diyaloğu vardı? Bilginiz var mı bu konuda?

Mete Mağden: Bir ağabey kardeş gibiydiler.

Savcı: Gördünüz mü o konuda? Hiçbir araya geldiniz mi ikisiyle birlikte?

Mete Mağden: Yok yok hayır, hiç gelmedik. Ha, bir kere geldim evet. İhaleyi kazandığımız zaman Murat Bey işi yapıp yapamayacağımızı, işin ehli ehli miyiz, değil miyiz diye işte bakmak için ziyaret etmek istediğini söyledi Emrah Bağdatlı. Geldiler, çayımızı içtiler. 20 dakika falan oturduktan sonra gittiler.

Savcı: Hangi tarihte?

Mete Mağden: İşte yani yine pandemi herhalde, 2021. En başıydı yani, daha çalışmaya ilk başlayacağımız zaman.

Savcı: Yine bu Emrah ile ilgili beyanda bulunmuşsunuz. "Emrah size bu para benim cebime girmiyor, bir sistem var. Bu sistem içinde değerlendiriliyor. İleride çok paraya ihtiyaç olacak. Bu nedenle İBB ile çalışan herkes bu sisteme katkı sağlayacak." şeklinde beyanda bulundunuz mu?

Mete Mağden: Bu beyanı bize söyledi.

Savcı: Siz de dediniz. Sistemle ilgili başka ne gibi anlatımları oldu bunun dışında? Yine de bu sistemle ilgili başka bir anlatım oldu mu size bu söylenenler haricinde?

Mete Mağden: Yok, başka bir anlatım olmadı. Oradaki herhangi bir figürün ismini, işte ne beyim yönetici veya örgüt üyesi anlamında? Yok, söylenmedi. Sadece bu sistem anlatıldı başka bir şey yok.

Savcı: Tamam. Başka sorum yok, sağ olun.

KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR

Kahraman Yeşilyurt: Birkaç tane ifadeniz var gördüğüm kadarıyla. En son ifadeniz, etkin pişmanlık ifadeniz, 20 Ağustosta verdiğiniz ifadedir, değil mi?

Mete Mağden: Bilmiyorum tarihi.

Kahraman Yeşilyurt: Bu ifadenizde sadece bir paragrafta, İBB tarafından düzenlenen kar getirisi yüksek olan işlerin çoğunu Kahraman Yeşilyurt —yani Yeşil Reklam sanırım sizce— adlı kişi alırdı diye bir ifadeniz var. Bunu neye istinaden söylediğinizi merak ediyorum.

Mete Mağden: Evet, öyle okuyunca sanki gelmişim ve bir paragraf olarak da bir Kahraman Yeşilyurt'tan bahsettiğim gibi oluyor ama tabii öyle olmadı o. Soru oluyor, sorunun karşılığında cevap veriliyor. Hatta buradaki bunu söyleme sebebim de aslında ihaleye devam etmeme mantığını anlatmaktı. Çünkü siz de biliyorsunuz ve diğer bu işi yapan insanlar da biliyor ki İBB'ye yaptığınız işlerin yüzde... Yani 365 günün 365 günü çalışıyorsanız, bunun %80'i aslında angaryadır. Yani çok küçük işlerdir, özellikle bizim yaptığımız işler. Biri der ki, "Pendik'e gidecek bir tane yönlendirme konulacak." Böyle işlerdir. Siz aslında ne için bu işi yaparsınız? Sonunda hani gerçekten festival olur, özel bir gün kutlaması olur vesaire olur ki o büyük işlerde metrekare olarak fazla iş yaparsınız ve ortalamada bir para kazanma şansınız vardır. Dolayısıyla son zamanlarda zaten bizim böyle bir iş... Yani özellikle ihaleden sonraki kısımlarda bizim yapacağımız bütün büyük işleri başka tedarikçiler yapar olduğu için bizim için artık zaten hiç fizibıl bir tarafı kalmadı. Bunu anlatmak için söylemiştim.

Kahraman Yeşilyurt: Şöyle biraz açayım ben konuyu: Şimdi Büyükşehir Belediyesine ve iştirak işlerine, Kültür A.Ş.ye siparişler geliyor anladığım kadarıyla. Şimdi biz benzer işleri de yaptık zaman zaman ama siz ağırlıklı olarak baskı ve podyum işleri yaptığınız için bazı işler angarya tipi oluyordu. Herkes için geçerli bu. Şöyle ki; Tuzla'da bir baraj çık geliyor, 100 metrekare podyum oluyor. Memleket Günleri'ne gidiyorsunuz, 7.200 metrekare podyum kuruyorsunuz. Dolayısıyla kümülatif olarak baktığınızda küçük işler de var, büyük işler de var. Doğru söylüyorum, değil mi?

Mete Mağden: Doğru.

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi burada biraz daha açmak istiyorum bu konuyu. Tek bir cümle ama biraz daha bu konuya değinmek istiyorum. Mesela yüksek kar getirisi olan işler dedikten sonra "Hemşehri Günleri, kadınlar pazarı, fuar standları gibi yüksek karlı işleri bu şahıs almıştır." Memleket Günleri, Hemşehri Günleri'nde iş yaptınız mı?

Mete Mağden: İlkinde yaptım, evet.

Kahraman Yeşilyurt: Hangi işleri yaptınız?

Mete Mağden: Hemşehri Günleri'nden mi bahsediyoruz?

Kahraman Yeşilyurt: Yani önceki adı Hemşehri Günleri, sonradan Memleket Günleri olduğu için ikisini bir arada söylüyorum.

Mete Mağden: Hemşehri Günleri'nde bir kere ilk yılında sanırım yaptım.

Kahraman Yeşilyurt: Ben yardımcı olayım mı biraz?

Mete Mağden: Evet, lütfen.

Kahraman Yeşilyurt: Hemşehri Günleri'nde ve Memleket Günleri dediğimiz Yenikapı ve Maltepe etkinlik alanlarında giriş takları, görsel baskılar, VIP podyumları ve Maltepe'de bir sonraki sene 7.600 metrekare içerisindeki 120 tane stant alanı haftalık değişimiyle beraber. Doğru muyum?

Mete Mağden: Yok, ben bir kere yaptım bu işi.

Kahraman Yeşilyurt: Bir kere diyorum zaten. İki kere, iki senede bir kere stant işi yaptınız. Daha sonra yapmak istemediniz.

Mete Mağden: Evet, doğru. Sonra kim yaptı?

Kahraman Yeşilyurt: Sonrasında ben yaptım.

Mete Mağden: Evet. Sonraki sene kim yaptı?

Kahraman Yeşilyurt: Sonraki sene zaten iki sene oldu. Bir senesinde siz Maltepe'yi yaparken ben Yenikapı'yı yaptım. Sonraki sene sebebini bilmiyorum, siz Maltepe'yi yapmak istemediniz. Maltepe ve Yenikapı... Zaten Maltepe iptal oldu, ondan sonra Maltepe dendi. En son siz yaptınız şeyde, Maltepe'de. Yenikapı'da biz iki sene daha devam ettik.

Mete Mağden: Biz yapmak istemedik değil o ama...

Kahraman Yeşilyurt: Ben bilemiyorum yani. Sizin yapmak isteyip istemediğinizi ben bilemem yani sonuçta. Bana sonuçta bir sipariş geçtiği zaman, "Böyle bir stant kurulacak" dendiğinde yıl içerisinde ihaleye istinaden aldığımız birim metrekareler çerçevesinde ne talep ediliyorsa bunu kuruyorum.

Mete Mağden: Evet.

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi ikinci konu: Kadın pazarlarında iş yaptınız mı?

Mete Mağden: Sanırım bir kere tak kurduk.

Kahraman Yeşilyurt: Yani birkaç kere tak kurdunuz, görsel baskıları da yanılmıyorsam siz yaptınız, doğru muyum?

Mete Mağden: Yok, hayır. Sadece tak ve görsel baskı. Başka bir şeyim yok.

Kahraman Yeşilyurt: Tamam, sonuçta tak ve görsel baskı işi yaptınız orada.

Mete Mağden: Evet. Pazarın takından, giriş takından bahsediyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Yani bir iş yaptınız sonuçta.

Mete Mağden: Evet. Kadın pazarını yapmak başka bir şey, giriş...

Kahraman Yeşilyurt: Fuar stantları... Fuar stantları yaptınız mı? İstanbul Büyükşehir Belediyesine, Kültür A.Ş.ye? Diğer iştirakleri bilmiyorum. Ben sadece Kültür A.Ş. ile çalıştığım için onu merak ediyorum.

Mete Mağden: Fuar standı yaptığımı hatırlamıyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Yani şöyle: Bildiğim kadarıyla bir OGEM'di, bir stant yaptınız.

Mete Mağden: Ne standı?

Kahraman Yeşilyurt: OGEM, OGEM mi... Tam da ismini söyleyemiyorum. OGEM standı yaptığınızı hatırlıyorum.

Mete Mağden: Ben hatırlamıyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Ben hatırlıyorum. Yani şuraya gelmek istiyorum Sayın Başkanım: Şimdi "yüksek kar getirisi olan işler" diye bahsedilen konuda hangi işlere geliyoruz? Mete Bey zarar ettiğini söylüyor. Ben çok kar ettiğimi söylemiyorum açıkçası ama... Burada o bir sorun var.

Mete Mağden: Ben zarar ettiğimi söylemedim bu arada Kahraman Bey. Sadece benim için... Şimdi sizin yaptığınız işle benim yaptığım iş biraz farklıydı. Siz çoğunlukla fuar stantlarını yapıyordunuz biliyorsunuz. Benim yaptığım işin angaryası gibi bir iş sizde, bir yükü yoktu. Bizim için çünkü şöyle: İhaleyi alanlar ya da ihaleyi görenler şöyle görüyor konuyu; diyor ki mesela yıllık 50.000 metrekare podyum. Baktığınız zaman çok büyük bir işmiş gibi ama bu böyle gerçekleşmiyor tabii. Sizi gönderiyorlar, bir yerde 10 metrekare ediyorsunuz, bir yerde 5 metrekare ediyorsunuz. Bu işin doğasında var ve biz bunu zaten kabullenmişiz. Ama neticesinde bizim için fizibıl olmaktan çıkan konu sadece sizin almanız değil zaten mesele. Siz ve diğer tedarikçilerde...

Kahraman Yeşilyurt: Spesifik olarak benim firmamı ve şahsımı söylemişsiniz de bir paragrafta.

Mete Mağden: Evet, ama yani başka firmalar için de geçerli. Bizim açımızdan fizibıl olmama halini anlatıyorum aslına bakarsanız. Bütün bu angaryayı çekerken gerçekten dediğiniz gibi 7.000 metrekare, 5.000 metrekare bir yerde podyum kurabiliyorsanız o zaman aslında karlılık ya da neyse, kapı nereye çıkacaksa neyse o olacak. Dolayısıyla bizim için fizibıl olmama durumu bu işlerin yok olmuş olmasıyla ilgiliydi.

Kahraman Yeşilyurt: Tabii ticaret yapıyoruz sonuçta, yani böyle şeyler olabiliyor.

Mete Mağden: Tamam, ben zaten vazgeçme sebebimizi söylüyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Olabilir. Size göre uygun olmayan ticaret, bana göre uygun ticarettir; bilemiyorum. Aynı ifadenizde bu işleri yapmadığınızı söylüyorsunuz ama "Ben bu etkinliklerde sadece marangozluk işleri olan stant, sahne ve benzeri gibi şeyleri yaptım" diye bir ifadeniz var. Hemen üstünde yazıyor.

Mete Mağden: E, peki?

Kahraman Yeşilyurt: Yapmadığınızı söylüyorsunuz ama ifadenizde yaptığınızı belirtmişsiniz.

Mete Mağden: "Bu işlerde" derken?

Kahraman Yeşilyurt: Biraz daha üstünü okuyayım: "Her ne kadar ihaleler alınmış ve onun üzerine gerçekleşmiş olsa da ben bu etkinliklerde sadece marangozluk işlerim olan stant, sahne ve benzeri gibi işleri yaptım. İhalede belirtmiş diğer işlerin örneğin tuvalet, aydınlatma, gösteri vesaire diye gidiyor..." Yani aldığınız işleri söylemişsiniz, sizin ifadeniz, 20 Ağustos.

Mete Mağden: Evet, doğru.

Kahraman Yeşilyurt: Benzer işleri de yapmışsınız yani sonuçta. Onu demek istiyorum.

Mete Mağden: Tabii, dediğim gibi marangozluk merkezisiyiz biz yani. Sadece dijital baskı...

Kahraman Yeşilyurt: Sizin atölyenizde... Birkaç kere de gördüğümüz var bu arada. Operasyonel anlamda da takip ettiğim kadarıyla da birçok alanda da işler kuruyordunuz, yavaş değildiniz yani.

Mete Mağden: Evet.

Kahraman Yeşilyurt: Yani özellikle spesifik olarak "yüksek kar getirili olan işler" ticarete bu kadar hakim olan bir insan için ve işin fıtratını, malzemesini, işçiliğini, operasyonel bilgisini bilen bir insan için böyle bir beyanda bulunmak tuhaf gelmiyor mu size?

Mete Mağden: Yok. Ben benim söylediğim şeyi anlıyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, son soruma geçiyorum. Şimdi iddianamede Kültür A.Ş.den ihale alan ana yüklenici firmaların alt tedarikçilere fatura kestirdiği, bu faturaların karşılığında hizmet alınmadığı ve bu paraların bir yerlere aktarıldığıyla ilgili bir paragraf var. Yalnız burada duyduk ki etkin pişmanlıkçı Mete Mağden —etkin pişmanlıktan faydalanıyor— Mete Mağden'e şu soruyu sormak istiyorum, bitiriyorum Başkanım: Pangaltı ile yaptığınız işler reel işler miydi, gerçek işler miydi Mete Bey?

Mete Mağden: Evet.

Kahraman Yeşilyurt: %100 mü gerçek işlerdi? Metrekaresine kadar, baskı işi, konstrüksiyon işi, podyum işi... Her şey öyleydi, değil mi?

Mete Mağden: Evet.

BARIŞ KILIÇ SORUYOR

Barış Kılıç: Geçmiş olsun. Mete Bey, az önce Barış Bey biraz önce ses sahne ışık ihaleleri aldığınızı söylemiştiniz ama ben öyle bir ihale aldığınızı hatırlamıyorum. Öyle bir ihale de...

Mete Mağden: Yok ses ışık ihalesi aldım demedim.  Yok, hayır. Şeyi söylemek için söyledim onu. Yani işin kapsamı ve bizim aldığımız ihalelerin ne kadar geniş olduğunu söyledim. Belki benim ihalede ses ışık yoktur ama işte dediğim gibi yani aydınlatma işi vardır. İşte çadır işi var, vesaire vesaire.

Barış Kılıç: Aldığınız ihalelerde diyorsunuz ki benim alanım olmayan şeyler var diyorsunuz. Modyo sizin alanınız mı? .....Baskı sizin alanınız mı?

Mete Mağden: Evet.

Barış Kılıç: ….. Sizin alanınız mı?

Mete Mağden: Benim alanım.

Barış Kılıç: Bariyer sizin alanınız mı?

Mete Mağden: Değil.

Barış Kılıç: Bariyer, bariyer peki 2000 metrekare 70 metrekare yakında, yakında bir bariyer sunumunuz olmuyor ama?

Mete Mağden: Şöyle...

Barış Kılıç: O işleri de siz yapıyordunuz. Ekiplerinizle beraber çalışıyordunuz.

Mete Mağden: Evet, evet doğru. Ama şöyle oldu o iş. Bilirsiniz, biliyorsunuz siz de gayet net hatırlıyorsunuzdur. 1. senede bizim bariyerimiz yoktu ve bariyeri kimden alacağımızı ve ne olacağını da siz söylüyordunuz. Sonrasında biz bariyer yatırım yapma kararı aldık.

Barış Kılıç: Tek bariyerci vardı. O emniyet içi iş yapan bariyerciydi. Oysa siz de istihdam sağlamak istediniz ve bu istihdamı kendiniz gerçekleştirdiniz.

Mete Mağden: Doğru. Sonra da Hatay depreminde hatırlarsanız bariyerlerimizi göndermiştik Hatay'a.

Barış Kılıç: Evet. Yani bu, bu işleri diyorsunuz ki "İşte bana gösterilen isimlere yapıyorum." Ama bu ihaleler de aynı şekilde bana ait olmayan işlere fatura kesenler var. Bu işleri siz tamamen yapıyordunuz. Bariyer işi sizin işiniz, …. işi sizin işiniz, ….  podyum işi sizin işiniz. Bütün sizin işiniz. İhalelerinizde başka ne var ki sizin işiniz olmayan? Onu anlamadım.

Mete Mağden: Benim işim olmayan hiçbir şey yoktuysa bana fatura kesen firmalar kimdi?

Barış Kılıç: Sizin yetişebildiğiniz partlar buna elverişliydi. O yüzden. Sizi isteyen 10.000 metrekare günde baskı alalım da olabilirdi. Bunlar hepsi yani hepsini kendiniz yapabiliyor muydunuz yoksa başka firmalara taşere ediyor muydunuz?

Mete Mağden: Hayır. Şöyle söyleyeyim o zaman ben sorayım. Siz yani şunu mu söylüyorsunuz aslında? Bu bana verilen, bana gelen bütün faturaların hepsi benim kendi tedarikçilerim mi?

Barış Kılıç: Ben şunu söylüyorum. Diyorum ki 1 günlük...

Mete Mağden: Siz eğer benim kapasitem, kapasitem yetmiyorsa bile siz bu işin içine girip yani Mete bunu yapamıyor o zaman biz şuna şuna yaptıralım dediniz ve onlar mı bana fatura kesti?

Barış Kılıç: Hayır. Yetişebildiğiniz durumlarda kendiniz yapıyordunuz ama yetişemediğiniz durumlarda başka bir firmaya taşeron etmiyor muydunuz?

Mete Mağden: Hayır, benim kendi yapıp da yetişemediğim bir iş varsa benim konum değildir zaten.

Barış Kılıç: Tamam, teşekkür ederim. Aldım cevabımı.

GÜLDEM ŞIK AVUKATI TUĞBA FİDANCI SORUYOR

Tuğba Fidancı: Mete Bey merhabalar. Güldem Işık müdafii Tuğba Fidancı. Şimdi bütün ifadelerinizi dinledik, ek teşhis ifadelerinizi de okuduk. Şunu soracağım: Müvekkilim hakkında demişsiniz ki "Bir tane teknik firmadan bahsetmişsiniz, bu da Güldem'in erkek arkadaşı Hüseyin'in kurduğu bir şirkettir." şeklinde kesin bir beyanda bulunmuşsunuz. Şimdi bu kamu zararı isnadıyla hiçbir ilgisi olmayan tamamen kişisel ve özel bir konu malumunuz. Bu iddia ettiğiniz ilişkiyi bizzat gördünüz mü Mete Bey?

Mete Mağden: Hayır hayır.

Tuğba Fidancı: Şimdi görmediyseniz nereden duydunuz ve nereden bu sektörde duydunuz bu belden aşağı bir dedikodu? Sorgusuz sualsiz ifadenize taşımanızın nedeni nedir?

Mete Mağden: Şimdi bir kere ifademde olmasının gereksizliğine katılıyorum. Çünkü zaten şöyle bir durum vardı orada yani bana zaten orada sorulan şey Güldem Işık ile Ego Teknik'in arasında bir tanışıklık, bir bağlantı var mıydı? Ben bunu Emrah Bağdat'tan duymuştum ve orada da savcının odasında söyledim.

Mete Mağden: Ancak siz de tahmin edersiniz ki yani evet yani savcılıktan çıkan ifademdeki her şeyi ben söyledim. Bununla ilgili hiçbir şeyim yok, tereddüdüm yok. Ancak yani ifademe en son biliyorsunuz katip yazıyor önünüze getiriyor.

Tuğba Fidancı: Bir saniye kesmek istiyorum, özür dilerim. Şimdi bu Ego Teknik'in sahibinin sevgilisi olduğu bilgisi size savcıdan mı geldi?

Mete Mağden: Hayır. Emrah Bağdatlı'dan. Savcı da "Nasıl bir bağlantısı var?" diye sordu bana. Ben de böyle duyduğumu söyledim.  Ama bunun ifademe geçeceğini, ifademde de okuduğum zaman inanın fark etmedim. Fark etseydim savcıya "Diyebilir miydim bilmiyorum bunu çıkartalım." diye, ondan emin değilim. Çünkü dediğim gibi yani o çok başka bir psikoloji. Siz hücrenizden alınıyorsunuz, kelepçeli bir şekilde bir kutuya bindiriliyorsunuz. Çağlayan'a gidip bir kelepçeyle, size oda yetmiyor bir tane de jandarmayı kelepçeliyorlar Çağlayan'da. Avukatınızın bile karşısında titrediği birisinin karşısında bir ifade veriyorsunuz.  Dolayısıyla şu konuya çok katılıyorum; gerçekten ifademde olmasını hiç istemeyeceğim bir şey. Ama açıkçası yani şöyle de bir gerçek de var, hani Güldem Hanım da demiş "İffetine vesaire...", yani belden aşağılık bir şey yok, bekar bir hanımefendi ve bir erkek arkadaşı da olabilir. Ama dediğim gibi bu şeye katılıyorum, yani ifadede kesinlikle olmasını istemeyeceğim bir şey. Bunu da hani bir soruya karşılık söyledim. Ama bu benim gördüğüm, şahit olduğum bir şey değil, Emrah Bağdatlı'dan duyduğum bir dedikodudur.

Tuğba Fidancı: Sayın Başkandan bir talebimiz var. Bu dayanaksız ve ahlak dışı söylentiyi, boşanmış, bekar, kendi imkanlarıyla geçimini sağlayan bir kadının itibarını mahkeme tutanaklarına bu şekilde geçirerek zedelenmesini kabul etmiyoruz. Bunların çıkartılmasını talep ediyorum.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNER

Serkan Güner: Peki müvekkilimi tanıyor musunuz Doğan Hamit Doğruer’i?"

Mete Mağden: Yok, tanımıyorum.

Serkan Guner: O halde zaten ikinci sorum sizin bir açıkçası 'Benim pişmanlığım bu süreçte yaptığım tek şey ihaleye yan teklif vermemdir.' şeklinde bir beyanınız vardı az önce. Buna ilişkin olarak müvekkilim sizden bu yan teklifi talep eden bir kişi olamaz diye düşünüyorum beyanınıza göre.

Mete Mağden: Evet

Serkan Güner: Bu kapsamda şunu sormak istiyorum. Şimdi siz biliyorsunuz ya da bilmiyorsunuz Kültür A.Ş. bir anonim şirket. Dolayısıyla bahsettiğiniz, burada tabii soru soran kişiler de ihale olarak bahsediyor ama bir İhale Kanunu'na tabi bir ihaleden mi bahsediyoruz, EKAP'ta yayınlanan bir ihaleden mi bahsediyoruz? Dolayısıyla nasıl bir ihale ki yan teklif vermek zorunlu mudur burada? Nasıl bir yan teklifin nasıl bir önemi var? Sizden bu talep eden kimdir diye sormayacağım ama nasıl bir önemi olduğu söylenerek sizden talep edildi bu yan teklif vermek?

Mete Mağden: Yani bence yani bir şekilde birisinin kazanmasını istiyorsanız hani birilerinin de bir fiyat veriyor olması lazım herhalde ihale açısından ama teknik olarak gerçekten detayını bilmiyorum."

Serkan Güner: Size avukatlarınız ya da şirket yetkilileriniz açıklamadı mı? Sonuçta teknik olarak biz savunmalarımızda bahsediyoruz, duruşmada siz de duyardınız, Kültür A.Ş. ya da Medya A.Ş. bu tip işlerde ihale yapmak zorunda değil. İşin kesintili alanlarında ihale yapmak zorunda değil, gelir getirici işlerde yapmak zorunda değil. Sizin yan teklif vermeniz ne için gerekliydi?

Mete Mağden: Bilemiyorum onu. İhaleyi niye yaptıklarını da onlara sormanız lazım.

Serkan Güner: İhale yapılmadı zaten, onun teknik olarak adı ihale değildir diyorum ama sizin de bu konuda herhangi bir bilginiz yok.

Mete Mağden: Yok.

KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR

Gizem Karaköçek: Mete Bey çok geçmiş olsun. Uyuşturucu koğuşunda kaldığınızdan bahsettiniz. Ben insan hakları alanında da çalışan bir avukatım. Başka cezaevinde kalanlarla da çalıştım. Müvekkilim Kahraman Yeşilyurt'la da çalıştım. Cezaevi koşullarının ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Keza ama müvekkilim de 72 kişiyle beraber bir uyuşturucu koğuşunda. Bu sebeple onun ama bu anlam en azından sizsiniz daha doğrusu sizin gibi olanlar nasıl bir zorluk yaşadığınız konusunda empati yapabiliyoruz. Şimdi ben sizin ...…. ifadelerinizden ve savcılıktaki ifadelerinizden yola çıkarak birkaç soru sormak istiyorum. 29 04 2025 tarihindeki yani ilk ifadeniz, 27 05 2025 tarihi yani ikinci ifadeniz, bu ifadelerinizde Kahraman Yeşilyurt'un ihaleleri yönettiğine, para aldığına, komisyon aldığına veya usulsüz bir iş yaptığına ilişkin herhangi bir beyanınız olmamış.

Mete Mağden: Evet.

Gizem Karaköçek: Keza bu iki ifadede de Kahraman Yeşilyurt ile ilgili hiçbir şeyden bahsetmemişsiniz.

Mete Mağden: Doğru.

Gizem Karaköçek: Bugün burada gerçek işler yaptığınızı, daha da aktif olarak çok yorularak çalıştığınızı hatta ihalelerin çok kapsamlı olduğunu, her şeyi bilemediğinizi çok normal olarak tabii ki, bu sebeple alt yükleniciye verdiğinizi veya bazı firmaların alt yüklenicisi olduğunuzu da anlattınız. Yani çok kapsamlı, yoğun ve sorumluluk gerektiren bir işten bahsediyorsunuz. Müvekkil de sordu, az önce kar yani zarar ediyorum demedim dediniz müvekkile. Ancak savcılıktaki ifadenizi ben tekrar kontrol ettim. Sizi de can kulağıyla dinledim. Tutanaklar çıktığında kontrol ederiz onu da. Örneğin memleket günleri ya da hemşehri günleriyle ilgili kısımları anlattıktan sonra diyorsunuz ki, "Kar edemiyordum, zarar ediyordum. Bu yüzden bırakmaya karar verdim." Doğal olarak akıllara şu soru geliyor: Şimdi aynı paragrafta, yani aynı sayfada müvekkilin yüksek karlı işler aldığından dem vuruyorsunuz. Doğal olarak akıllara şu geliyor: Şirketinizin zarar ettiği bir iş nasıl oluyor da bir başka şirkete verildiğinde o şirket yüksek karlar getirili iş almış oluyor fakat siz bu iş sebebiyle zarar etmiş oluyorsunuz?

Mete Mağden: Aynı işten bahsetmiyoruz ama.

Gizem Karaköçek: Yok, Memleket Günlerini Kahraman Bey de yaptı.

Mete Mağden: Tamam, Kahraman Bey ile yaptı Memleket Günlerini ama yani sonuçta ben şundan bahsediyorum. Şimdi benim yaptığım işle totalde baktığınız zaman, şimdi şöyle bir örnek vereyim size mesela. Şimdi gidiyorsunuz ki mesela iletişimden geliyor, Silivri'ye birtakım yönlendirme koyacaksınız deniyor, tamam? Siz alıyorsunuz onu, gönderiyorsunuz. İnanın bizlerin çoğunu geri almıyorduk, geri alma maliyeti daha yüksek diye. Biz zarar ettik demedim. Bakın, zaten benim bu ihaleye girme şartım ve bunu oluşturan şartlar pandemiyle beraber ortaya çıkan şeyler. Dolayısıyla benim zaten ilk 2 sene alıp da sonradan ihale almamamın sebebi zaten ondan sonra pandemi... Ben çünkü zaten kurumsal da çalışan bir firmayım. Yani hiç zaman kamu ihalelerine girmedim, kamuyla hiçbir zaman çalışmadım. Dolayısıyla yurt dışında çalışıyoruz, işte Dünya Ekonomik Zirvesi gibi dünyanın bir sürü yerinde iş yapıyoruz. Türkiye'de de kurumsal firmalarla çalışıyoruz. Ama pandemi sırasındalerin hiçbiriyle ilgili bir iş yapamadık. Dolayısıyla bizim karlılık gibi bir şeyimiz de yoktu en başından beri. Çünkü bizim için önemli olan nakit akışı olsun ve gerçekten elimizdeki personeli hayatta tutabilelim. 38 tane personelle kaldım çünkü baş başa. Dolayısıyla şimdi Kahraman Bey'in yaptığı işlerle benim yaptığım işin diğer kısmını bilmiyorsunuz. Sonuçta ben zarar ettim değil benim sonuçta ben döndürdüm şirketimi. Döndürdüm ancak sonrasında zarar ettiysem de, kar ettiysem de benim aslında diğer kurumsal işlerdeki işlerim başladığı için ben döndürebildim. O fiyatlarla devam etmem zaten imkansızdı. Bunun kavgasını da biz iletişimde çok verdik yani. İletişim de bu anlamda hiç geri adım atmadı. Yani fiyatları iyileştirelim dedik vesaire dedik çünkü gerçekten yapılacak bir şey de değildi. Çünkü siz sonuçta Kahraman Bey'in yaptığı işle benim yaptığım iş arasında çok ciddi bir fark var.

Gizem Karaköçek: Peki buraya bir soru daha ekleyelim. Personel, malzeme, taşeron, vergi ve diğer giderleri biliyor musunuz? Özellikle spesifik olarak mesela şu an Antre firmasını konuşuyoruz. Bu giderleri biliyor musunuz?

Mete Mağden: Hayır, hayır bilmiyorum.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum.

Mete Mağden: Antre firmasınınkini bilmiyorum yani.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Öyleyse yüksek karlı nitelendirmeniz somut muhasebe verisine değil, sektörel tahmin bile değil, sadece yüksek bedel yazılıyor olmasına dayanıyor. Doğru mu anlıyorum?

Mete Mağden: Hayır, doğru değil.

Gizem Karaköçek: Peki personel, malzeme, taşeron... Anlıyorum, tamam doğru değil dediniz. Devam ediyorum aynı sorudan. Personel, malzeme, taşeron ve vergi ve diğer giderlerini bilmediğiniz şirketin karlılığını nasıl hesaplayabiliyorsunuz?

Mete Mağden: Ben şirketin karlılığıyla ilgili bir şey söylememişim ama.

Gizem Karaköçek: Yüksek kar getirili işler ne demek öyleyse?

Mete Mağden: Yüksek kar getirili işler şu demek: Ben sonuç olarak Kahraman Bey işte malzemesini nereden alıyorsa ben de oradan alıyorum. Dolayısıyla ben hangi işin karlı olacağını ve hangi işin karlı olmadığını gayet iyi anlayabiliyorum. Ben Antre'nin karlılığıyla ilgili hiçbir şey söylemedim. Belki Antre anormal zararda da olabilir.

Gizem Karaköçek: Peki yüksek kar getirili ifadenizi neye dayandırdınız?

Mete Mağden: İşin kendisine. İşin içeriğini biliyorum.

Gizem Karaköçek: O zaman yüksek bedelli işler demeniz gerekirdi.

Mete Mağden: Tamam yani her yüksek bedelli iş yüksek karlı olmak zorunda değil. Ama ben işte...

Gizem Karaköçek: Ben de bunu hesaplamaya çalışıyorum.

Mete Mağden: Ben de size şunu söyleyeyim. İşte demin Kahraman Bey söyledi ya Hemşehri Günlerinin ilkinde siz de vardınız diye bana. Ben de vardım orada, ben de yaptım o işi. Biliyorum yani işin ne olduğunu. Biz zaten o işleri yapabilmek için çalışırsınız zaten İBB'de. Çünkü diğer yaptığınız 100'de 80 iş size kar getirmez. Ama iş metrekare arttığı zaman siz sürümden kazanırsınız. Yani bir 10 metrekare podyumu Pendik'e kurmakla 7 bin metrekare podyumu bir yere kurmak arasında çok ciddi bir karlılık farkı vardır. Birim fiyatı aynıdır ama siz sürümden kazanırsınız. Aynı adamın 10 katını gönderirsiniz ama para kazanırsınız yani.

Gizem Karaköçek: Anladım. Peki diğer sorularıma geçiyorum. Şimdi 2025 tarihindeki ilk iki ifadede yine Kahraman Bey ile ilgili herhangi bir şey demiyorsunuz. Bu arada en başta da söyleyeceğiniz şeylere bir itirazınız olmamıştı demediğinize dair.

Mete Mağden: Evet.

Gizem Karaköçek: Bu sebeple tamam, cevabı geçerli olarak kabul ediyorum diyecektim ben de. Dijital Müzenin yapımını Kahraman Yeşilyurt'un aldığını söylemişsiniz son ifadenizde. Bu sonuca hangi ihale kararlarına dayanarak vardınız?

Mete Mağden: İhale kararlarına dayanarak varmadım. Aslına bakarsanız şöyle, ben iletişime farklı sebeplerden dolayı gidip geliyordum. Zaten orada o Deneyim Müzesi inşaatı da başlamıştı. Orada da benim eski bir çalışanım Kahraman Bey'in yanında çalışmaya başlamıştı. Orada da bir odası vardı niye olduğunu bilmiyorum. Onun yanına gittim "Ne yapıyorsun burada?" falan. Tasarımcıydı ve "Oda falan nedir?" falan. "Biz de Deneyim Müzesini yapıyoruz, o yüzden her gün burada olmam gerekiyor" dedi. Budur.

Gizem Karaköçek: Esasen ihaleyi alan şirket Tuce. Cem Çelik de bugün ifade verenlerin, yani sorgusu yapılanların arasındaydı. Kendisi "Dikkat ederseniz, benim Kahraman'la hatta aksine bir husumetim var. Birbirimizi de pek sevmeyiz. Herhangi bir ödeme de ödemedim. Şirketimiz üzerinden de kendim de hiçbir şekilde para ödemesi yapmadım." demişti. Şimdi siz esasen kendi gördüğünüze tanık olmayan, belki kendi PR'ını yapmaya çalışan, ilk gelen öğrendiğim kadarıyla da toplantı odasını kullanan bir çalışanın beyanlarına da dayanarak bu ifadeyi verdiniz, doğru mu anlıyorum?

Mete Mağden: Değil, toplantı odası değil orası.

Gizem Karaköçek: Anladım, peki.

Mete Mağden: Yani bilgisayarı, bilgisayarı laptop değil, bilgisayarı normal desktop'tı ve orada yerleşikti.

Gizem Karaköçek: Tamam. Peki, ne amaçla verdiğini bilmediğiniz ifade sebebiyle buraya eklendiğini anladık, doğru mudur?

Mete Mağden: Doğru.

Gizem Karaköçek: Tamamdır. Çünkü kendi gördüğünüz hiçbir şey yok başkaca?

Mete Mağden: Yok, resmi bir şey de görmedim yani burası...

Gizem Karaköçek: Resmi bir evrak görmediniz, anlıyorum. Tamamdır. Birkaç sorum daha olacak size. Peki, Kahraman Yeşilyurt ile ilgili beyanlarınızı 24/04 - 27/05 tarihinde aktarmamanızın nedenleri nedir?

Mete Mağden: Soru yoktur onunla ilgili.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum, tamam. Peki bu aralıkta bir kişiden size Kahraman Bey ile ilgili beyan vermeniz yönünde bir yönlendirme yapıldı mı?

Mete Mağden: Hayır, hayır.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum, sorularım bu kadar. Teşekkür ederim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Mete Bey, 20 Ağustos 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenizde, Kültür A.Ş.den aldığınız işler kapsamında Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle işlerin önemli bir kısmının üçüncü şirketlere yaptırıldığını ve ihale bedelinin önemli bir bölümünün de bu şirketlere aktarıldığını ifade ediyorsunuz. Mete Bey, "ihale bedelinin önemli bir kısmı" derken yaklaşık ne kadarlık bir orandan bahsediyorsunuz?

Mete Mağden: Tam olarak şey yapamadım o ifadeyi.

Rahşan Sertkaya: Anımsayamadınız. Tabii, hemen... Şimdi sizin 20 Ağustos 2025 tarihinde bir etkin pişmanlık ifadeniz var.

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: Ve bu etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylüyorsunuz: "Kültür A.Ş.den alınan işler kapsamında Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle işlerin önemli bir kısmının üçüncü şirketlere yaptırıldığını ve ihale bedelinin önemli bir bölümünün de bu şirketlere aktarıldığını" söylüyorsunuz. Ben de size diyorum ki buradaki "önemli bir bölümü" ifadesi ile yaklaşık olarak ne kadarlık bir oran kastediyorsunuz?

Mete Mağden: Yani orada söylemek istediğim şey acaba benim ihale tutarımın demin den beri anlattığımız şey mi?

Rahşan Sertkaya: Bilemiyorum. İfade sizin ifadeniz olduğu için size soruyorum.

Mete Mağden: Hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Peki, Mete Bey, bu şirketlere ödemeyi ihaleyi alan sizin gibi firmalar yapıyor, Kültür A.Ş. değil; biliyorsunuz değil mi?

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: Evet. Şimdi soruşturma aşamasında savcılık makamına sunduğunuz el yazılı bir dilekçe var. Ve bu el yazılı dilekçede bakın ihaleler hakkında neler söylüyorsunuz: "Emrah Bağdatlı'nın size fiyatları düşük tutmanız ve kamu yararını gözetmeniz gerektiğini söylediğini..."

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: "...ihalelere düşük teklifler verdiğinizi, genel anlamda işin küçük birçok projeden oluştuğunu, nakliyede fiyatın inde olduğundan bunları bitirmeden para kazanma şansınızın bulunmadığını ve Kültür A.Ş.nin ihale fiyatlarının düşük olduğunu" beyan etmişsiniz.

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: Anımsıyorsunuz değil mi? Arkasında mısınız hâlâ?

Mete Mağden: Arkasındayım.

Rahşan Sertkaya: Peki. E peki bu durumda aşırı kâr durumu oluşması mümkün mü Mete Bey? Mesela iddianamede %500-600 gibi farklı faturalar kesildiğinden, öyle kârlardan bahsediliyor; bu mümkün mü?

Mete Mağden: Bizim işlerimiz için mümkün değil.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi ifadenizde müvekkilim Murat Ongun'un Değişik Hikayeler şirketine ortak olduğunu söylemişsiniz. Yani bundan emin misiniz? Yanlışlıkla verilmiş bir ifade olabilir mi bu?

Mete Mağden: Yanlışlık değil ama dediğim gibi resmi bir bilgim yok. Yani piyasada, sahada konuşulan şeyler bunlar.

Rahşan Sertkaya: Duyum.

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Mete Bey, siz 27 Mayıs 2025 tarihinde bir etkin pişmanlık ifadesi verdiniz, anımsıyorsunuz değil mi?

Mete Mağden: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi bu ifadenizden önce savcılık makamına el yazılı dilekçeyle müracaat etmişsiniz, doğru mu?

Mete Mağden: Doğrudur.

Rahşan Sertkaya: O dilekçe bu dilekçe mi? Bakar mısınız? Bu mu? Bakmak ister misiniz avukatınız aracılığıyla? Peki. Hafızanızı tazelemek için yardımcı oluyordur herhâlde değil mi? Anımsadınız değil mi bunu? Sizin el yazınız.

Mete Mağden: Evet, benim el yazım.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi elinizdeki dilekçeden bir kısım okuyorum size. Diyorsunuz ki: "O günün şartlarında mucize olarak gelen iş, bugün beni aklımın tahayyül sınırlarını zorlayacak bir duruma soktu. Kendimce kamuya değil zarar, çok iyi fiyatlara mükemmel bir geçmiş çıkarmış olarak gördüm. Ticari kaygılar, insanların üstündeki sorumluluklar kötü kararlar almama neden olmuş olabilir. Ancak lütfen ifademdeki açıklığa ve samimiyetime inanınız. Kimseye rüşvet vermedim. Varsa böyle bir organizasyon, bundan haberdar değilim; dolayısıyla üyesi de değilim." Yani siz, el yazılı bu ifadenizde —aslında biraz evvel de söylediğiniz— özetle "Rüşvet vermedim" diyorsunuz, doğru mu?

Mete Mağden: Evet, doğru.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Mete Bey, müdafiniz Abdullah Özker el yazısıyla yazdığınız bu dilekçenizi etkin pişmanlık ifadesi verdiğiniz 27 Mayıs 2025 tarihinde, aynı gün dosyaya sunmuş ve bir etkin pişmanlık ifadeniz var aynı tarihte, yani her ikisi de aynı tarihte.

Mete Mağden: Hı hı.

Rahşan Sertkaya: Şimdi etkin pişmanlık ifadenizde diyorsunuz ki: "Emrah Bağdatlı benden %10 komisyon aldı" diyorsunuz. Biraz evvel dediniz ya "Ben bunu rüşvet olarak kabul etmiyorum çünkü ne bir kamu çalışanı kendisi, İBB çalışanı değil..." Evet, öyle dediniz ama ifadenizin devamında diyorsunuz ki: "Emrah Bağdatlı bunu sisteme aktardığını söylüyor. Hatta diyorsunuz ki İBB içerisinde parayı iletmem gereken yerler vardı" dedi. Dolayısıyla siz aslında hani "Bu bir rüşvet değil ve çünkü dolayısıyla İBB çalışanı değil" iddianız çöp oluyor. Şimdi siz aynı gün el yazılı bir dilekçe veriyorsunuz, "Rüşvet vermedim" diyorsunuz. Sonra "Emrah Bağdatlı sisteme aktarmak için paraya verdi, para aldı benden" diyorsunuz. Sisteme aktarmak için ama; İBB içerisindeki sisteme aktarmak için. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Mete Mağden: Valla şeyde de yani ifademde de söyledim. Birincisi şimdi her benden para alışında bunu söylediği için... Yani tabii Emrah Bağdatlı'yı da biraz tanımak lazım.

Rahşan Sertkaya: Biraz fazla afaki mi konuşurdu? Nereye gittiği belli olmayan...

Mete Mağden: Yani her şeyi, bir sürü şeyle ilgili konuşurdu yani. Bunu kime sorsanız söyler. Yani neyi niçin...

Rahşan Sertkaya: Çok gerçeğe dayalı değil o zaman konuşmaları Emrah Bağdatlı'nın, öyle mi?

Mete Mağden: Neyi niçin söylediği belli... Yani bunu pek bilemezsiniz ama ben açıkçası şimdiki ifademde de söylediğim gibi yani bunu benden para aldığı için utandı ve bunu bir kılıfa uydurmaya mı çalıştı, bundan hiçbir zaman emin olmadım. Çünkü bu her seferinde söylenecek bir şey değil. Yani sisteme aktarıyorsa bile bir kere söylenir, söyleyeceksen söylersin ve bir daha da söylemezsin. Ama her seferinde bunu söylediği için açıkçası bundan şüphe duydum. Ama dediğim gibi neticesinde ben onu "sistem"den kastından tam olarak da ne olduğunu bilmediğim ve bunda çok sorgulamadığım... Sorgulasam da söylemezdi belki, bilmiyorum. Ama neticesinde ben parayı Emrah'a verdim, onun nereye verdiğiyle de çok ilgilenmedim açıkçası.

Rahşan Sertkaya: Peki, çok güzel bir yere getirdiniz konuyu; ben aynen buradan devam edeyim. Şimdi Mete Bey, savcılık makamına verdiğiniz ifadeniz ile biraz evvel şöyle gösterdiğim vekilinizin aynı gün dosyaya sunduğu el yazılı dilekçeniz aslında aynı gibi duruyor. Bakın devamı da var, bu 8 sayfa. Anımsadınız mı, göstereyim mi bunu da size?

Mete Mağden: Doğrudur.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi bu ifadeler aynı gibi duruyor ama vekiliniz... Vekiliniz tarafından savcılık makamına aynı gün sunulan, el yazısı ile yazdığınız 8 sayfalık dilekçeniz var ya?

Mete Mağden: Hı hı.

Rahşan Sertkaya: O dilekçede bir kez bile "sistem" dememişsiniz. Bakın aynı gün vekiliniz dosyaya sunuyor 8 sayfalık bir dilekçe ve sizin 8 sayfalık dilekçenizde bir kez bile "sistem" ifadesi geçmiyor. Ama aynı gün, yani 27 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenizde Emrah Bağdatlı'nın size şöyle söylediğini ifade ediyorsunuz —Bakın 8 sayfalık dilekçede yok, 4 sayfalık etkin pişmanlık ifadenizde var—: "Ben bu parayı kendime almıyorum, bu para sisteme gidiyor." Şimdi Mete Bey, el yazılı dilekçenizde...

Mete Mağden: Bir şey sorabilir miyim?

Rahşan Sertkaya: Ben bir tamamlayayım, isterseniz...

Mete Mağden: Anlamak için soruyorum: Hangi etkin pişmanlık ifademden bahsediyorsunuz?

Rahşan Sertkaya: 27 Mayıs. 27 Mayıs 2025. Evet. Bakın bir kez bile "sistem" kelimesi yok el yazılı dilekçenizde ama aynı gün savcılık makamına verdiğiniz ifadenizde sistemden bahsediyorsunuz. Diyorsunuz ki aynen şunları söylüyorsunuz: "Ben bu parayı kendime almıyorum, bu para sisteme gidiyor. İBB içerisinde bu parayı iletmem gereken yerler var" dediği... Şimdi bir kez bile 8 sayfalık dilekçede bir kez bile "sistem" kelimesini kullanmadığınız halde, aynı gün savcılık makamına ifade verdiğinizde nasıl icap etti de "sistem" kelimesine yer verildi? Siz "sistem" ifadesini ilk kez o zaman nerede duydunuz; savcılık makamında mı? Size bu sistem kavramı anlatıldı mı?

Mete Mağden: Ben çok net anlatayım size. Ben, yani "sistem" kelimesinin zaten burada benim ifademde geçmiyor olabilir ama neticesinde ben sistem kelimesinin...

Rahşan Sertkaya: İfadenizde geçiyor. 8 sayfa dilekçe yazmışsınız, el yazısı...

Mete Mağden: Tamam, bir de bundan bahsedeceğim.

Rahşan Sertkaya: Hiçbirinde geçmiyor ama aynı gün gidiyorsunuz savcılığa, birden "sistem" diyorsunuz.

Mete Mağden: Aynen öyle. Çünkü çok da net hatırlıyorum yaşananları. Çünkü sistem kelimesinin benim için bir... Yani benim el yazımda yazdığım ifademde olmasını anlıyorum. Çünkü hani öyle bir benim için çok önem atfeden bir konu değildi. Ama ben savcılıkta kendi ifademi verirken bunu söyledim. Sistem... Çünkü öyle bir soru sordu, "Ne yapıyormuş bu parayı?" dedi. Ben de "Sisteme gidiyormuş." O zaman hatta savcılıkta şey oldu, "Sistem dedi mi gerçekten?" yani "Bir kelime olarak bunu kullandı mı?" diye sordu, "Evet." dedim.

Rahşan Sertkaya: Mete Bey, bakın ben hemen size ikisini aynen okuyorum. El yazısı dilekçenizi okuyorum. Diyorsunuz ki kendisinde %10 vermeyeceğimi söyledim, o da bu parayı...

Mahkeme Başkanı: Aynı soruyu soracaksak sormayalım. Aldık cevabımızı.

Rahşan Sertkaya: Peki efendim. Peki. Ama yani buradaki farklılığı arz etmek için... Peki efendim.

Mahkeme Başkanı: Söylüyorsunuz zaten.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Mete Bey, peki ifadelerinizde Emrah Bağdatlı'nın sizden istediğini iddia ettiğiniz paralar var. Emrah Bağdatlı da size bu paraları Murat Ongun'a götürüyorum, onun için istiyorum gibi bir beyanda bulundu mu?

Mete Mağden: Hayır hayır.

Rahşan Sertkaya: Bulunmadı. Peki, teşekkür ederim.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Emrah Bağdatlı müdafi avukat Mehmet Zengin. Geçmiş olsun öncelikle

Mete Mağden: Teşekkür ederim.

Mehmet Zengin: Şimdi şöyle başlamak istiyorum. Tabii bir vasıflandırma yaptınız ama sorularla bir yere varacağız inşallah. Şöyle gidelim. 38 kişinin çalıştığı büyük bir matbaa anonim şirketiniz vardı. Orada bayağı işler yapıyorsunuz.

Mete Mağden: Doğru.

Mehmet Zengin: Kültür A.Ş.'ye o zaman faturalarınızı iş yaparak keserdiniz, yani gerçek işlerin faturasını keserdiniz.

Mete Mağden: Doğru. Orada yani olmayan bir iş yok.

Mehmet Zengin: Evet. Şimdi bundan devam edelim. 2020 ve 2022 döneminde Kültür A.Ş.'den 4 tane ihale kazanmışsınız. Siz de söylüyorsunuz zaten. Bu sürecin de siz de ifadenize göre pandemi sebebiyle sıfırı tüketmişsiniz birçok tüccar gibi. Hay hay, tamam, geçmiş olsun. Satacak bir malım dahi kalmadı demişsiniz.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Ve vekille de yani Emrah Bağdatlı ile da önceden tanışıyorsunuz.

Mete Mağden: Doğru.

Mehmet Zengin: Tanımanız da bu durumda sizi iflastan kurtarmış, doğru mu? Yani böyle diyebilir miyiz?

Mete Mağden: Evet, kesinlikle öyle diyebiliriz.

Mehmet Zengin: Peki, devam edelim bundan. Şimdi bu zor durumda olan sizsiniz, değil mi efendim?

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Yani bir tüccar için kötü kelimeler ama zor da ve batık durumdasınız. Fakat diyorsunuz ki Emrah yani Emrah Bağdatlı iş için sizsiniz. Burada bir şey yok yani nasıl vasıflandırıyorsunuz bunu?

Mete Mağden: Yani ben mi aradım?

Mehmet Zengin: Hayır, hayır. Sanki öyle sanki böyle size yardımcı olmak istediği bir durum var. Doğru mu anlıyorum? Siz batık durumdasınız demiyorum.

Mete Mağden: Öyle öyle olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir iki tane konu var. Bir tanesi o tarihe kadar zaten çok uzun süredir Emrah Bağdatlı ile görüşmemiştim. Yani bizim yakın olduğumuz ya da işte komşu olduğumuz, aynı sitede oturduğumuz ya da işte ikimizin de tedarikçi olarak ajanslara hizmet verdiği dönemler var ama böyle yaklaşık 4-5 sene içerisinde neredeyse hiç temasımız yok. Belki senede bir kere temasımız vardı. Dolayısıyla yani Emrah Bağdatlı'nın benim hangi durumda olduğumu biliyor olma ihtimali yok beni aradığında.

Mehmet Zengin: Peki. Şimdi bu kazanmış olduğunuz 4 tane ihale var ya...

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Burada herhangi bir usulsüzlük var mı? Yani sizin kazandığınız ihalelerde.

Mete Mağden: Açıkçası bilmiyorum. Çünkü gene ifademde söylediğim gibi sonuçta benim zaten ihaleyi yani ihale benim için ihale için kurulmuş bir şirket değil. İhalenin zorlu şartları vardı ve bu şartları da yerine getirebiliyordum şirket olarak. Tek yerine getiremediğim şey damga vergisini ödemekti, onda da dayımdan borç aldım.

Mehmet Zengin: Çok güzel. Peki, zorlu şartlar var dediniz. Kesinlikle öyle. Peki bu zorlu şartlar var, bunları yerine getiriyorsunuz, ihaleleri kazanıyorsunuz. Şimdi burada bir prosedür var. Doğru mu anlıyorum? Yani Kültür A.Ş.'nin bir prosedürü var. Fakat evveliyatında zaten bu prosedürleri yerine getireceksiniz, ihaleyi kazanacaksınız. Müvekkille bu ihaleler üzerine bir pazarlık yaptınız mı?

Mete Mağden: İhaleler üzerine bir pazarlık yapmadım.

Mehmet Zengin: İhale  bir pazarlık yok. Güzel, peki. Şimdi şöyle de devam edelim. Batık durumdasınız. Müvekkilin haber etmesiyle 4 tane ihale kazanıyorsunuz. Çünkü firmanız Kültür A.Ş. havuzuna öneri diye alınmış. Aslında şu ana kadar bahsettiğim her şey yasal. İnsani, kişisel ilişkilerden bahsediyorum. Sizin adınıza da müvekkil adına da. Sizde suç unsuru yok bunun. Şimdi demişsiniz ki ihale kazanmanızın ardından sizden %10 komisyon istenmiş. Şimdi bunun ihale öncesi mi, olmaması mı, olması mı... Çünkü bir masraftan bahsediliyor burada. Nasıl yorumluyorsunuz? Acaba burada normal müvekkille insani bir ilişkiniz mi var?

Mete Mağden: Vallahi avukat bey, anlayamadım tam olarak.

Hakim: Soruyu biraz daha net soralım.

Mehmet Zengin: Şöyle söyleyelim. Şöyle söyleyelim, bakın. Şimdi şunu şöyle de vasıflandırabilir miyiz? Hiç durumun Kültür A.Ş. ile ilgisi yok. Hiçbir şey yok. Bir takım ödemelerden bahsettiyorsunuz. Acaba bu aranızdaki ilişki hiçbir şekilde hiçbir şeyle alakası olmayan, aranızdaki bir vefa ödemesi gibi olabilir mi? Eğer yapıldıysa bile, yapıldığı iddiası konusu olduğu için söylüyorum. Sonuçta siz ayağa kalkmışsınız, batık bir tüccarsınız.

Mete Mağden: Evet. Yani şöyle, sonuçta şöyle düşünün benim açımdan. Bunun Kültür A.Ş. işi olmadığını düşünün. Bambaşka bir işte fark etmez, bir kurumsal şirketle ilgili bir iş getirmiş olduğunu düşünün.

Mehmet Zengin: Ne güzel işte, ben de aynı noktadayım.

Mete Mağden: Evet. Ama %10'unu isterse de isterse verirdim gene.

Mehmet Zengin: Şimdi %10 değil, %10 üzerinden gitmeyelim. Yani şöyle...

Mete Mağden: Burada nasıl olur biliyor musunuz? Bu hani anlıyorum, sizin söylemek istediğinizi anladım ama bu o zaman şöyle olur; bir kere olur o. Anlatabiliyor muyum? Yani bir şeysiz bir şeyin içine oturup...

Mehmet Zengin: Şimdi şöyle, o heyetin takdirinde bir olur, 10 defa olur. Ben giderim bir kafeye 10 tane müşteri getiririm. Bir kere daha getiririm, bir kere daha getiririm, 10 defa getiririm.

Mete Mağden: Evet, sonuçta talep talep eden...

Mehmet Zengin: Şimdi müvekkilin müvekkil ve ortağı  2008-2009'dan beri iş hayatında tanışmışsınız, çalışmışsınız.

Mete Mağden: Ben onlarla beraber çalışamadım.

Mehmet Zengin: Tamam ama tanıyorsunuz. Tamam, tanıyorsunuz, çok güzel. Peki, 2014 yılında müvekkil Göktürk evlerine taşındı.

Mete Mağden: Doğru.

Mehmet Zengin: Doğru mu? Siz nereden oturuyorsunuz orada?

Mete Mağden: Göktürk evlerinde oturuyorum.

Mehmet Zengin: Göktürk evlerinde komşusunuz.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: 2014 yılındayız. Hiç kimse hiçbir yerde de değil bu dosyayla ilgili de. Altını çiziyorum. Sayın Ekrem İmamoğlu da Beylikdüzü'nde, bambaşka bir yerde.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden eser yok ve siz Göktürk su villası gibi bir yerde komşusunuz. Ben de orayı biliyorum. Beykoz'da, Boğaz'a nazır bir yer. Şimdi 2014'te burası, şu anki kira araştırdığımız zaman şu an da 200.000 TL civarında bir kirası var. Doğru mudur?

Mete Mağden: Doğrudur. Tamam, doğrudur.

Mehmet Zengin: Fark etmez. Şimdi bura ben yani benim de ve aile tarafım Beykoz'da olduğu için iyi bilirim.

Mete Mağden: 200.000 lira değil bu arada, 100.000 liradır.

Mehmet Zengin: 100.000 lirayı geçer.

Mete Mağden: Geçmez.

Hakim: Avukat bey neyi soruyorsunuz farketmez diyorsunuz fark etmeyecek soruyu niye soruyorsunuz.

Mehmet Zengin: Arkadaşlar, bir dakika. Bir dakikası var, şimdi çıkın. Ne demek 1.000 lira? 200.000 lira kirası var.

Mete Mağden: 100.000 lira.

Mehmet Zengin: Cevap veriyorum. Fark etmez diyorsunuz da fark ettiği soruyu niye soruyorsunuz? Bizi niye... İstirham ediyorum. İstirham ediyorum, siz bakarsınız. Tamam, 100.000 lira olsun, hiç fark etmez. Şimdi şöyle değerlendirebilir miyiz? Bu site, Göktürk sitesi müvekkilin dosyaya yansıyan Acarkent'teki eviyle statü farkı var mı? En doğrusundan söylüyorum, çok küçük bir fark vardır, değil mi?

Mete Mağden: Hayır.

Mehmet Zengin: Peki. Hayır diyorsunuz, peki.

Hakim: Nereye varacaksınız bu sorularla? Bir anlayabilsem soruları...

Mehmet Zengin: Devam ediyorum. Müvekkilin 2019 sonrası süreçte belediyeyle zenginleştiğini düşünüyor musunuz önceki hayatını da göz önüne alarak?

Mete Mağden: 2019'dan itibaren mi çalışmaya başlamış Emrah Bey?

Mehmet Zengin: Hayır, hayır. 2019 öncesi hayatı...

Mete Mağden: Evet, var.

Mehmet Zengin: Ne var?

Mete Mağden: Yani daha zenginleştiğini düşünüyorum.

Mehmet Zengin: Peki. Şimdi şöyle devam edelim: Müvekkilden hiç borç para aldınız mı? Aranızda bir ortaklık ilişkisiyle ilgili konuşma oldu mu?

Mete Mağden: Hayır.

Mehmet Zengin: Müvekkile ortaklık teklif ettiniz mi?

Mete Mağden: Ben etmedim ama o düşündüğünü söyledi. Ama ben çok istekli değildim. Onu kurmak da çok istemedim ama o da sonrasında vazgeçti zaten.

Mehmet Zengin: Peki. Şöyle devam edelim: Komşuluğunuz var.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Ulus'ta da bir evi var. GS yesisiniz anlıyorum. Aranızda böyle bir ilişki de var. Ve emniyet ifadenizde de şöyle söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: "Müvekkili yalnızca ticari hayattan tanıyorum." Doğru mu? Halbuki böyleyken aranızdaki ilişki bir çözüm ortaklığı, ortaklık gibi vasıflandırılamaz mı?

Mete Mağden: Anlayamıyorum.

Mehmet Zengin: Bir daha söylüyorum. Emniyet ifadenizde müvekkilinizi yalnızca ticari hayattan tanıdığınızı söylemişsiniz. Fakat evveliyatında da, evveliyatında da 2019 öncesi...

Mahkeme Başkanı: Sözünüzü kesiyorum Avukat Bey, bir itiraz var galiba.

Mehmet Zengin: Buyurun, tabii ki.

Mahkeme Başkanı: Sanık müdafii mikrofonu açalım.

Avukat: Sanık müdafii avukat… Yönlendirmeli soru soruluyor Başkanım. Hukuki yorumlara ilişkin sorular...

Mehmet Zengin: Tamam, ona uygun soruyorum yine de. Müvekkille 2019 öncesinde de tanışıyorsunuz, doğru mudur?

Mete Mağden: Doğru.

Mehmet Zengin: Tamam. Emniyet ifadenizde de —yani yönlendirmiyorum— müvekkili yalnızca ticari hayattan tanıdığınızı söylemişsiniz. Doğru mudur?

Mete Mağden: Hatırlamıyorum yani tam. Benim ifademi mi okuyorsunuz şu anda, siz hatırladığınızı mı...

Mehmet Zengin: Siz kendi emniyet ifadenizde müvekkili ticari hayattan tanıdığınızı söylemişsiniz.

Mete Mağden: Sadece ticari hayattan tanıyorum mu demişim peki?

Mehmet Zengin: Yani hayattaki tanım... Şöyle söyleyeyim:

Mete Mağden: Ben size şöyle söyleyeyim mi tanışıklığımı?

Mehmet Zengin: Şimdi müvekkilin... Şunu da ekleyeyim de: Müvekkilin de içinde bulunduğu HTS kayıtlarıyla ilgili soru da size sorulduğunda hepsinin iş görüşmesi olduğunu söylemişsiniz.

Mete Mağden: Evet, evet.

Mehmet Zengin: Tamam mı? Şunu söylüyorum: Müvekkille aranızda bu tip bir ticari anlaşma mı var, daha basit ticari bir çözüm ortaklığı mı o, bir ticari ortaklık mı, bu kadar.

Mete Mağden: Hayır, ticari ortaklık yok.

Mehmet Zengin: Evet. Peki bir çözüm ortaklığı gibi size yardımcı olduğu için...

Mete Mağden: Çözüm ortaklığından kastınız ne? "Evet" dersem garip bir yere geleceğiz.

Mehmet Zengin: Yönlendirme yapmıyorum. Sizi ticari hayatta ayağa kaldırdığı için, esnaf olduğunuz için bir vefa ilişkisi içerisinde misiniz, ticareti de ihtiva eden? Bu kadar açık soruyorum.

Mete Mağden: Ben de açıkça söylüyorum size: Ben sonrasında yaşadığımız süreçte kendim vicdanen —onu zaten şeyinde de görebilirsiniz, savunmasında da görebilirsiniz— ben kendisine işimi kurtardığı için minnet duymuşumdur.

Mehmet Zengin: Harika. Devam edelim. Şöyle de söylemişsiniz: Müvekkil adına paraları verdiğiniz tarihleri ve alan kişiyi tespit edeceğinizi ve bildireceğinizi söylemişsiniz. Bildirdiniz mi?

Mete Mağden: Hayır, tespit edemedik. Çünkü ben zaten tarihleri tespit edeceğimi söylemedim. Çünkü tarihleri tespit etme ihtimalimiz sıfır. Kişi için de gerçekten ben görmediğim için hiçbir zaman, bizim muhasebecimize özellikle de şey yaptırıldı yani kişilerin resimleri gösterildi vesaire. O da tanıyamadı kim olduğunu. Zaten büyük ihtimalle değişik insanlar geliyordu ama müvekkilinize sorarsanız söyleyebilir o size kimi gönderdiğini.

Mehmet Zengin: Şimdi soruları size soruyoruz. Yani durum bu. Devam ediyoruz. Şöyle devam edelim: 29.04.2025 tarihli ek beyanınız var. İhaleler kapsamında teklif edilen rakamların hiçbirisinde inisiyatifiniz olmadığını söylemişsiniz, doğru mudur?

Mete Mağden: Yine benim ifademi okumuyorsunuz bence. Yani siz kendi hatırladığınız şekilde not almışsınız.

Mahkeme Başkanı: Avukat Bey, bir de soruyu şöyle net soralım. İfadelerden okuyup "Doğru mudur, doğru mudur?" diye ilerlemeyelim. Zaten biz sanığa sorduk, ifadeleriniz doğru mu dedik, doğruladı zaten. Her satırını...

Mehmet Zengin: Peki, tamam. Devam ediyorum. İhaleler kapsamında teklif edilen rakamlardan bahsediyorum. Bakın, bu fiyatlarda, bu fiyatlarda herhangi birinin baskısı, yönlendirmesi olmadan kendi inisiyatifinizle mi bu fiyatları belirlediniz? Bunu soruyorum.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Tamam. Devam edelim. Şimdi kronolojik gideceğim ama önce şuradan başlamak istiyorum: Şimdi 20.08.2025 tarihli ifadenizde... Öncelikle firmanızdan bahsetmek istiyorum, kaç üyeniz var, kaç çalışanız var?

Mete Mağden: Müşteri temsilcisi...

Mahkeme Başkanı: Avukat Bey, bu soru bizim için önem taşımıyor.

Mehmet Zengin: Tamam, peki. Devam ediyorum. Şimdi 21.08.2025 tarihli ifadenizden bahsedeceğim tekrardan. Hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde 10 milyon TL'lik komisyonlardan bahsediyorsunuz. Bunların zarf verilerek ödendiğinden bahsediyorsunuz. Bana bu zarfları tarif eder misiniz? Ben öğrenmek istiyorum, size soruyorum.

Mete Mağden: 10 milyonluk, 10 milyonluk şey tamamen kesin bir şey değildir, rakam değildir.

Mehmet Zengin: Tamam. Bu zarf nasıl bir zarftı?

Mahkeme Başkanı: Nereye varacağız?

Mehmet Zengin: Ya ne demek nereye varacağız? Böyle bir şey olabilir mi?

Mete Mağden: TL'si sığıyor mu, sığmıyor muya getireceksiniz herhalde de. Büyük zarflarla veriyordum. Bir de zaten şöyle, siz şöyle düşünmeyin: Yani biz şimdi diyelim ki 30 milyonluk ihale almışız, bizim hakedişimiz 5 milyon gelmez yani. Anlatabiliyor muyum? Sizin hakedişiniz gelir 500 bin lira, onun %10'unu verirsiniz, o zarfa da sığar.

Mehmet Zengin: Tamam, şundan bahsediyorum: Şimdi toplamda 100 milyonluk bir iş hacmi olsun veya bir yerde de 120 milyon demişsiniz. Burada ufak çelişki var, buna girmiyorum bile. Şundan bahsediyorum: Şimdi 100 milyonun %10'unun gemi bedeli hariç, bu yüzdelikte sizin dediğiniz... 10 milyon TL'lik bir burada bir ödeme yapılmış müvekkile. Söyleminiz bu. Şimdi bu 10 milyon TL'lik ödemeyi bana hangi zarflarla, ne suretle yaptığınızı biraz anlatır mısınız?

Mahkeme Başkanı: Biz aldık bu sorunun cevabını, o bir anda 10 milyon olarak ödenmiyor, zaten parça parça onlardan da %10 olarak ona göre ödeniyor.

Mehmet Zengin: Efendim, şimdi kaç kere... Peki kaç... Şuradan devam edelim, lütfen istirham ediyorum. 10 milyon TL'lik ödeme yapılmış ya, bu hakediş geldikçe yaptığınızı söylüyorsunuz ya hani.

Mete Mağden: Evet, evet. Bazen de hakediş gelmesine rağmen yapamadığım zaman da oldu.

Mehmet Zengin: Kaç defada yapmış olabilirsiniz?

Mete Mağden: Hiçbir fikrim yok.

Mehmet Zengin: Hiçbir fikriniz yok.

Mete Mağden: Evet, yok.

Mehmet Zengin: Çünkü hiçbir şekilde hayatın olağan akışına bu zarflar 10 milyon TL sığmaz

Mete Mağden: Ben size bir şey söyleyebilir miyim Avukat Bey? Bir dakika.

Mahkeme Başkanı: Rica ederiz, siz sorunun sonuna yorum ekliyorsunuz, sanık da yorum ekliyor.

Mehmet Zengin: Yorum efendim, onu engellemeyeceğim, şimdi yorum yapmıyorsam... Müvekkilinizle görüşebiliyor musunuz?

Mete Mağden:  Tamam. Peki o zaman görüştüyseniz, görüştüyseniz... Biz kendisine de soracağız yani biz kendisi geldiğinde soracağız. Ben siz muhakkak ki bunu sorduğunuza göre böyle bir parayı vermediğini düşünüyorsunuz. Peki siz müvekkilinize "Mete Büyükaydın'dan böyle bir para aldın mı?" diye sordunuz mu ve o size "Hayır" mı dedi?

Mehmet Zengin: Ben vekilim Mete Bey. Sorunun içeriğine zamanı gelince yanıt vereceğim. ..... ödemeler var.

Mete Mağden: Evet.

Mehmet Zengin: Sayı belirtmiyorsunuz, doğru mu?

Mete Mağden: Hatırlamıyorum yani, anladım.

Mehmet Zengin: Tarih belirtmiyorsunuz, doğru mu?

Mete Mağden: Doğru.

Mehmet Zengin: Peki. Ticari defter, banka kayıtları... Var mıydı bunlar?

Hakim: Avukat Bey, bu soru şöyle geçti.

Mete Mağden: Ticaret defterinde...

Hakim: Şöyle geçti: Soruyu sordunuz, dediniz ki "Kaç parçada verdiniz?" "Sayısını bile hatırlamıyorum." dedim. Sayısını hatırlamayan kişiye tarihini sormanın, belgesini sormanın artık bir anlamı yok zaten, hatırlamıyorum diyorum zaten. Yani bunun devamı artık...

Mehmet Zengin: Sayın Başkanım, şunu söyledim: Bu milyon TL'ler nereden çıkış yapılmış? Büyük para. Varsa ticari defter kayıtlarından kontrol edilsin.

Hakim: Herhangi bir kaydınız, herhangi bir dekontunuz var mı?

Mete Mağden: Hayır, tabii ki dekont yok ama şöyle; ben şirketim parasından çektiğim için şirkete borçluyum, halen de borçluyum.

Mehmet Zengin: Peki, şöyle de devam edelim. Şimdi bu yan teklif verilmiş. Bir yan teklifi ve zorlama durumu söz konusundan bahsediyorsunuz. Hani üretilmiş bir yan teklif zorlanmış. Bunu şöyle biraz daha açıklık getirelim. Şimdi sizin kazandığınız ihalelerde bir sorun olmadığını bilmiyorsunuz. Yok demediniz, Allah var, "Bilmiyorum" dediniz.

Mete Mağden: Evet, evet.

Mehmet Zengin: Fakat buralarda bir usulsüzlüğe şahit olmadınız.

Mete Mağden: Hayır, şimdi...

Mehmet Zengin: Şahit olmadınız. Fakat müvekkiliniz size yan teklif verdi mi hususu... Bir sorunlu bir durum oluyor herhalde, böyle bir iddia sahibisiniz. Fakat sizin kazandığınız ihalelerde bir problem yok fakat bir şekilde bir yan teklifi iddiasında bulunuyorsunuz. Buralarda problem var diyorsunuz, doğru mudur?

Mete Mağden: Doğrudur.

Mehmet Zengin: Peki. Son olarak şunu soracağım. Şimdi bu ödemeler herhangi bir şekilde, şimdi ticari defter kaydı şu vesaire bunları zaten hatırlamadığınızı söylediniz. Bu denli , demin diyorsunuz ya milyon TL...

Mete Mağden: Hı hı.

Mehmet Zengin: Ve bunlarla ilgili bir tespitiniz yok. Bu denli hacimli ödemelerin muğlak kişilere verilmesi hayatın olağan akışında kabul edilebilir bir şey mi?

Mete Mağden: Kabul edilebilir bir şey. Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Açıkçası...

Hakim: Kabul edilebilir bir şey olduğunu kabul ediyorsa uzatıp sormaya gerek yok o soruyu da. Geçelim o soruyu da. Sıradaki sorular varsa alalım.

Mehmet Zengin: Peki Sayın Başkanım, başka sorum yok.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Barış Kılıç'la ilgili öncelikle savcılık ifadenizde, sulh cezada herhangi bir olumsuz beyanınız yok. Zaten ilk etkin pişmanlık adı altında ifadenizi vermişsiniz. Daha sonrasında ikinci etkin pişmanlık ifadenizde Güldem Şık "ile" diye bir hani bağlaçla Barış'ı bağlamışsınız. Şimdi size bu doğrultuda şunları soracağım: Dediniz ya "İhalelere giriyoruz, işte önceki ifadenizde Güldem Hanım hazırlardı vesaire." Siz bu ihaleye öncelikle ihaleye katılım için sizi kim davet ediyordu? Mail yoluyla veyahut da telefon yoluyla herhangi bir şekilde ihale satın alma biriminden aranmadınız mı?

Mete Mağden: Güldem Hanım arardı bizi.

Cansu Çiftçi: Güldem Hanım arardı. Peki ihale satın alma birimi olarak mı yoksa direkt Güldem olarak kendini tanıtır mıydı?

Mete Mağden: Güldem Hanım zaten hani onu bir tanıttırdı gibi bir durumu yok, tanıdık birisi yani. "Böyle bir şey var" derdi.

Cansu Çiftçi: Peki.

Mete Mağden: Sonrasında istenen belgeleri söylerdi.

Cansu Çiftçi: Hı hı.

Mete Mağden: Bunları hazırlar, gönderirdik.

Cansu Çiftçi: Anladım. Peki bu ihaleye katılım evraklarınızı gidip Topkapı'da bulunan Kültür A.Ş.den mi teslim alırdınız yoksa başka bir yerden mi alırdınız?

Mete Mağden: Teslim almak derken?

Cansu Çiftçi: Yani sonuçta size bir... Şu şu evrak, hani şöyle söyleyeyim daha doğrusu: İhaleye katılmanız için belli başlı evraklar istenir. Hani evrakların istendiği bunun bir şablonu var neticede.

Mete Mağden: Ben yan teklifler için söyleyebilirim bunu. Yan teklif için söylediğim zaman İletişim Başkanlığına bizim kendi istenen belgeleri iletmişizdir.

Cansu Çiftçi: Hı hı.

Mete Mağden: Sonra da dosyamızı oradan alıp Kültür A.Ş.ye ihaleye götürmüşüzdür.

Cansu Çiftçi: Peki, Pars Bey, az önce sunduğum o görselleri açabilir miyiz tekrar?

(Arka planda konuşmalar: "Avukatı konuşacak... Müdahale etti... Tamam.")

Cansu Çiftçi: Şimdi buradan... Hangisi? Yok, bir iki... Evet. Şimdi mesela... Burada bakın 14.30 2024'te diyor ki işte Genel Müdürlük makamına İhale İşleri Satın Alma Müdürü vekaleten çıkmış. Hangi firmalar davet edilecek orada? Antre, 45 Tasarım sizin firmanız ve OMR. Şimdi bunlar ihaleye dahil edilecek diye söylemişler. Bir sonrakine geçelim. Burada 45 Tasarım sizin firmanız bakın. İhale tarihi 17 Ekim 2024 saat 09.00 demişler. Sizin bir çalışanınız olan en aşağıda Pınar Tutuk Bayır, neyse... Biraz daha aşağı indirebilir miyiz? Ha, şu yok evet. Sayfayı biraz aşağı indirin. Hah, aynen, hah. Orada bakın. İsim numarası yazıyor, 45 Tasarım kaşesi ve imzası.

Mete Mağden: Evet, evet.

Cansu Çiftçi: Ne zaman teslim almış? Dokümanın satın alındığı tarih yani teslim alındığı tarih: 14 Ekim 2024 saat 16.08. Elektronik posta adresi de sizin adresiniz muhtemelen: mete@tul-tasarim.com. Aynı gün evraklar isteniyor, orada da ihale dokümanı vesaire var. Bir sonraki takvime geçelim. Yine aynı şekilde sizinle beraber davet edilen Antre Tasarım var. Burada Antre Tasarım'ın yetkilisi de artık kimse, okuyamıyorum, imza, kaşe 14.38'de vermiş. Bir sonrakine gelelim. OMR. OMR de aynı gün yine saat 13.10'da almış, yani teslim etmiş. OMR imza aslı, kaşesi. Şimdi, az önceki beyanınıza dönersek: Siz burada diyorsunuz ki Güldem Şık... Tabii ben tüm detayları bilmiyorum ama kaşenizi falan... Güldem Şık burada Barış Kılıç'la beraber, sözüm ona, herkesin evraklarını farklı farklı saatlerde kaşeleyip, imzalayıp bu şekilde mi teslim ediyordu? Tabii bir imza incelemesine hiç gitmeyi düşündünüz mü? Gidersek ne şekilde bir... İmza örneği vermeye hazır mısınız?

Mete Mağden: Hayır, bunu ama genel normal bizim ihalelerimiz için söylemedim, yan teklif verdiğimiz şeyler için söyledim.

Cansu Çiftçi: Hah, yan teklif. Bu ihalede daha sonra ben size sunacağım gene de.

Mete Mağden: Tamam, sunun.

Cansu Çiftçi: Burada zaten siz kazanmamışsınız bu ihaleyi.

Mete Mağden: Evet, bizim kazanmadığımızsa zaten biz İletişim Başkanlığına gitmişizdir, Güldem Hanım'ın söylediği evrakları hazır etmişizdir.

Cansu Çiftçi: Hı hı.

Mete Mağden: Orada bizim antetli kağıda ne yazıldıysa alınmıştır. Dosyasını da almışızdır kapalı zarf olarak.

Cansu Çiftçi: Hı hı.

Mete Mağden: Sonra da ihale günü Kültür A.Ş.ye götürmüşüzdür.

Cansu Çiftçi: Tamamdır.

Mete Mağden: Onda bir yanlışlık yok.

Cansu Çiftçi: Tamamdır. Peki Güldem Hanım'ın, hani hatta Barış ile diye eklediğiniz için "Fiyatı belirliyor" diyorsunuz ya, sizin firmanızın ayarlayabileceği bir teminat mektubunun Güldem Hanım'ın çekmecesinde ne işi var? Nasıl ayarlanıyor bu iş? Sizin ayarlamanız gerekmiyor mu zaten o evrakları?

Mete Mağden: Hayır, teminat mektubu ayarlamadık zaten yan teklifler için.

Cansu Çiftçi: Nasıl ayarlamıyordunuz? Bütün her şeyi hazır... Zaten diğer bir fiyat teklifi... Birim fiyat teklifini siz neye göre veriyordunuz?

Mete Mağden: Birim fiyat teklifini biz hazırlamıyorduk işte.

Cansu Çiftçi: Siz hazırlamıyordunuz ama asıl girdiğiniz ihalelerde birim fiyat tekliflerini siz... Yani şöyle anlıyorum: Sizin kazandığınız ihalelerde hiçbir sorun yok, girip kazanamadığınız ihalelerde diyorsunuz ki "Bunlar yan teklif." Öyle mi?

Mete Mağden: Şimdi şöyle; ben ifademde de söyledim: Benim kazandığım ihalelerde sorun var mı yok mu bilmiyorum ama ben hazırladım.

Cansu Çiftçi: "İş yaptık" diyorsunuz bir...

Mete Mağden: Evet, işin gerçeğini yaptık. İhaleye de biz girdik. Teminat mektubunu vesairesini de biz ayarladık. Ama yan teklifler için mesela teminat mektubu almadım. Zaten belki de bu yüzden kazanamamışızdır.

Cansu Çiftçi: Hah, bu sizin eksikliğinizdir.

Mete Mağden: E yani belki de eksikliğimizin olması daha doğrudur.

Cansu Çiftçi: Belli olmuyor, doğru. Sonuçta yapmış olduğunuz işlerde, işlemlerde bir usule aykırılık yoksa, yapmış olduğunuz işlemleri siz belgeleyip gösterebiliyorsanız iş usule uygundur. Burada peki bu yapılan ihalelerin hiçbir şekilde işlerin gerçekleştirilmediği, herhangi bir şekilde bu ihalenin sonucuna bir eylemde olmadığı, bir hakediştir, son bir hakediş postası oluşturulduğu veya işte "Ben bu ihaleye girdim de kazanamadım, böyle böyle işte benim hangi eksiklikten dolayı alınmadım veyahut usulsüz ihaledir bunlar" diyeceğiniz bir husus oldu mu hiç Kültür A.Ş.de?

Mete Mağden: Sonuçta şöyle düşünün; bana zaten kazanmayacağımı bilerek ben bu yan teklifi verdim.

Cansu Çiftçi: Peki bunu şimdi şöyle söylüyorsunuz, tekrar geriye gelelim: İlk ifadelerinizde diyorsunuz ki "Her şey usule uygun" vesaire. Daha sonra diyorsunuz ki "Emrah Bağdatlı bana teklif etti." Daha sonra "Güldem" diyorsunuz, en son aşamada Barış'ı da ekliyorsunuz. Barış Kılıç bu işin neresinde?

Mete Mağden: Yan teklif için Barış Kılıç gibi bir ifadem yok.

Cansu Çiftçi: Tamam. Yan teklifle ilgili Barış Kılıç'ın herhangi bir size talebi olmadı. Tamam, ifadelerinizde öyle geçtiği için, "ile" bağlacıyla yazılmış ya.

Mete Mağden: Yok, hayır.

Cansu Çiftçi: Tamam, Barış Kılıç yönünden bu kadar. Teşekkürler.

METE MAĞDEN AVUKATI SAVUNMASI

Öncelikli olarak efendim şu kafadaki soru çok geldiği için açıklama ihtiyacı hissediyorum. Mete Bey'in aldığı işler 5.000 metrekare ise bu 5.000 metrekare tek bir yekün olarak yapılmıyor. 50 metrekare, 100 metrekare, 150 metrekare farklı farklı yerlerde bulunması hasebiyle, yani diğer şirketler 5.000 metrekareyi tek bir yerde yapmasından dolayı farklılık oluyor.

Müvekkilim maddi olgulara ilişkin soruşturma aşamasında samimiyetle etkin pişmanlık kapsamında ifadelerini vermiştir. Bu maddi olgular müvekkilimin bildiklerinden ibarettir. O yüzden ben savunmamda sadece belirli hukuki konulara değinmek istiyorum. Bunların başında da müvekkilime atfedilen örgüt üyeliği suçlaması yer almaktadır. Şöyle ki; müvekkilim ifadelerinde de belirttiği üzere doğrudan Emrah Bağdatlı ile iş ilişkisi içerisindedir. Geçmişten tanışıklığı sebebiyle tüm bağlantısı da yalnızca Emrah Bağdatlı iledir. İfadesinde de adı geçen diğer şahısları İBB İletişim Başkanlığı ve Kültür A.Ş.'de çalışma yaptıkları dönemde tanımıştır. Bu açıkça taraflar arasında herhangi bir örgüt hiyerarşisi bulunmadığını da göstermektedir. Bu sebeple müvekkilimin örgüt içerisinde yer aldığını iddia etmek de zordur.

Ayrıca iddianamede örgüt diyagramında yer alan kişilerden yalnızca müvekkilimin soruşturma başlığından bu yana İBB ile iş yapmadığı da görülmektedir. Nitekim müvekkilim soruşturmadan yaklaşık bir sene önce de İBB ile çalışmasını sonlandırmıştır. Aynı zamanda müvekkilim ifadelerinde de bahsettiği üzere kendi kazanmış olduğu ihalelerdeki kar payı neredeyse sıfıra yakın olup sadece pandemi döneminde şirketinin belirli bir nakit nakit akışının gerçekleşmesini sağlamıştır. Diğer önemli bir husus ise örgüt şemasında yer alan diğer sanıkların neredeyse iddianamede yer alan hemen hemen tüm eylemleriyle ilişkili olduğu iddia edilmektedir. Oysa müvekkilim sadece kendi ihalesi kapsamında yargılanmaktadır. Bu dahi müvekkilimin iddia edilen örgütle herhangi bir örgütsel anlamda kabul edilebilecek bir bağı olmadığını göstermektedir.

Ayrıca müvekkilimin yargılandığı kamu kurumları aleyhine dolandırıcılık suçu hakkında da şunu söylemem gerekir ki müvekkilimin suçlandığı ihalelerde iddianameye göre kamu zararının oluşmasının kabulü sadece ihalenin açık azaltma usulü yapılmamasındandır. Bilirkişi raporu ihalenin bir bütün usulüyle yapılması gerekirken parçalara bölünerek yapıldığı belirtilmiştir. Oysa birim fiyatların piyasa araştırması konusunda herhangi bir değerlendirme raporda yapılmamıştır. Sayın mahkemenizce bu hususta bilirkişi raporu aldırılırsa, hatta müvekkilimin özel sektöre yaptığı benzer nitelikteki işler karşılaştırmaya konu edilirse maddi anlamda bir zarar oluşmadığı da görülecektir.

Şunu da söylemem gerekir ki müvekkil hakkında yalnızca Cevat Taşçı isimli sanık aleyhte ifadeler vermiştir. Diğer sanıkların ekseriyeti müvekkil hakkında herhangi bir beyanda da bulunmamıştır. Cevat Taşçı ifadesinde müvekkilimin yapmadığı işleri yapılmış gibi gösterildiğini söylemiştir. Sayın mahkemenize müvekkilimin İBB ile yapmış olduğu bütün işlere ait gelir-gider faturaları, belgeler soruşturma aşamasında etkin pişmanlık kapsamında sunulmuştur. Bu firmaların hiçbiri hakkında ne bir sahte fatura ne de bir kara para aklama vb. vesaire herhangi bir inceleme bulunmamaktadır.

Ayrıca biz sayın mahkemeye müvekkilin yaptığı en ufak işe dahi gösteren, her bir kaleme karşılık gelen, işin bitirildiğine dair fotoğraflardan oluşan iki büyük albüm de sunduk. Bu nedenle Cevat Taşçı'nın somutlaştırılamayan suçlamalarını kesinlikle kabul etmiyoruz. Müvekkilim tamamen özel sektörde çalışmakta olup pandemi döneminde yaşamış olduğu sıkıntı nedeniyle Emrah Bağdatlı ile ifadesine konu iş ilişkisine girmek zorunda kalmış, pandemi sonrası özel sektörün etkinlik işlerinin yeniden başladığı 2023 yılından itibaren de bu ilişkisini kesmiştir.

Son olarak müvekkilimin birçok yurt dışı ve fuar etkinlik alanında siparişleri bulunmakta olduğunu, bu kapsamda yurt dışı çıkış yasağının yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz. Müvekkilim hakkında öncelikle beraat, aksi halde etkin pişmanlık göz önüne alınarak HAGB hükümlerinin uygulanmasını talep ederiz. Saygılarımla.

NİHAT KARAHAN SAVUNMASI – 14.09.2026

Yaklaşık 28 yıldır bu sektörde çalışmaktayım bir iş insanı olarak, ticari faaliyetlerimi uzun yıllardır bu sektörde sürdürmek durumundayım. Hayatım boyunca ticari faaliyetlerimi açık, şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürüttüm. Aktif ticari faaliyetimi ..... Reklam şirketi üzerinden yürütmekteyim. İddianamede adı geçen Core Medya Tanıtım İletişim ise yalnızca hissedarlarından biriyim. Özellikle vurgulamak isterim ki bu şirkette hiçbir zaman tek başıma temsil ve imzam yetkim bulunmamıştır. Şirket bünyesinde ihalelere katılıp tekliflerin alınması ve sözleşme süreçleri profesyonel ekipler ve yetkili yöneticiler tarafından yürütülmektedir. Bu kapsamda iddianamede konu edilen ihalelerin hazırlanması, teklif verilmesi veya yürütülmesi süreçlerinde şahsen hiçbir görevim olmamıştır.

Bugün burada eylem 66 ve 73 olarak adlandırılan iki ihaleyle ilgili sanık olarak bulunuyorum. Ancak belirttiğim gibi bu iki ihalenin hazırlanması, tekliflerinin oluşturulması veya yürütülmesi süreçlerinde şahsen bir görev almadım. Bu nedenle dosyayı gördüğümden beri cevabını aradığım basit bir soru var. Ben eylem 66 ve eylem 73 kapsamında tam olarak ne ile suçlanıyorum? Hangi talimatı vermişim? Hangi toplantıya katılmışım? Kim kiminle anlaşmışım? Hangi ihale şartlarını belirlemişim? Kiminle teklif vermişim? Hangi hileli işlemi yapmışım? Bu işlemlerden ne tür bir menfaat elde etmişim? Bu dosyada bunların hiçbirisinin cevabını göremiyorum.

Sayın Mahkeme, hakkımdaki dosyayı incelediğimizde benim açımdan daha da dikkat çekici bir durum da ortaya çıkıyor. Herhangi bir MASAK raporum yok. Mali inceleme raporu yok. Bilirkişi raporum yok. Tanık veya gizli tanık anlatımım yok. HTS veya baz istasyonu incelemelerinde benim bu ihaleye bağlayan bir tespit yok. Kolluk araştırması yok. Bu iki ihale, iki ihaleye müdahale ettiğimi gösteren bir yazışma veya talimat belge yok. Bu ihaleden bana aktarılan, aktarıldığı iddia edilen bir para veya menfaat yok. Doğal olarak şu soruyu soruyorum: Ben bu dosyada neden sanığım? Bildiğim kadarıyla tek dayanağı Umut Şenol'un tutuklu bulunduğu sırada etkin pişmanlık kapsamında verdiği bir ifadede benim adımı şirket olarak söylemiş olmasıdır. Ancak bu ifade dahi somut bir sonuç içermemektedir. İddianamedeki ihalelerle doğrudan bağlantı kurulmamaktadır. Maddi delille desteklenmemektedir. Benim bugün yargılandığım eylem 66 ve 73  Medya A.Ş. tarafından gerçekleşen ihalelerdir. Yani hakkımda başka hiçbir delil olmadığı gibi ismimin geçtiği bu anlatımın dahi bugün yargılandığım iki ihale ile örtüşmediğini de görüyorum.

Üstelik bu anlatımda benim eylem 66 veya eylem 73 kapsamında suç teşkil eden hangi hareketi yaptığım da söylenmemektedir. Sadece ismim geçmektedir. Bir şirketin ortağı olmak başka bir şey, suç işlemek başka bir şey. Benim herhangi bir suç teşkil eden eylemim varsa bunun ne olduğunu ve delillerin ortaya konulmasını isterim. Ama dosyada böyle bir eylem göremiyorum. Sayın Başkan, özellikle eylem 66 hakkında yaşadığım durumu da mahkemenize anlatmak istiyorum. Soruşturma kapsamında ifadem yalnızca 10 Kasım 2025 tarihinde kollukta alındı. Bugün eylem 66 nedeniyle hakkımda cezalandırılmam talep edilmesine rağmen o ifadede eylem 66 ile alakalı bana tek bir soru bile sorulmadı. Bu hususta ifade tutanağında açıkça görebiliriz. Ben o gün kolluk makamının karşısındaydım. Sorulan soruların cevaplarını verdim ama bana eylem 66 sorulmadı. Dolayısıyla bu eylemle ilgili açıklama yapma imkanım da olmadı.

Buna rağmen ifademin alınmasından hemen sonra düzenlenen iddianamede eylem 66 nedeniyle sanık olarak gösterildiğimi öğrendim. Bunu anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Bana hiç bir soru sorulmayan bir olay nedeniyle hakkımda hangi açıklama, değerlendirmeler, suç şüphesi ulaşıldı? Eğer bana bu sorulmuş olsaydı o gün bugünkü gibi cevap verirdim. Bu ihalenin hazırlanmasına görev almadım. Teklif sürecini ben yürütmedim. Kimseye bu konuda talimat vermedim. İhaleye ilişkin suç teşkil eden herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadım. Bu ihaleden kişisel bir menfaat elde etmedim. Bunları soruşturma aşamasında söyleme imkanım olmadı çünkü bana hiç sorulmadı. Sayın Mahkeme, bir başka çok önemli gerçek daha var ki Core Medya bu iki ihaleyi zaten kazanmadı. Eylem 66'ya konu olan ihaleyi Reklam İstanbul Medya kazandı. Eylem 73'e konu olan ihaleyi de Urban Medya kazandı. Core Medya anılan ihalelere Medya A.Ş. tarafından yapılan davet üzerine katılım sağlamış ve tüm süreçlerde mevzuata uygun hareket etmiştir. Medya A.Ş. ve veya ihaleye katılım sağlayan diğer firmalarla hileli veya muvazaalı bir işlem yapma, birlikte hareket etme durumu olmamıştır.

Bu nedenle, tıpkı eylem 66 kapsamında ihaleye davet türüyle katılan, katılım sağlayan Alfa Mobil Kurumsal Çözümler Yazılım ve Danışmanlık Ticaret Limited Şirketi iddianamede iddianamede sorumluluk atfedilmemesi gibi. Şirketimiz açısından da Umut Şenol'un herhangi bir somut suç isnadı içermeyen ifadesi dışında tek bir somut delil bulunmadığı dikkate alınarak iddianameye şüpheli olarak dahil edilmemem gerekirdi. İddianamede muhammen bedelin düşük hesaplanmasından ve bunun sonucunda kamu zararı oluşturduğundan söz edilmekte. Fakat anlayamıyorum. Muhammen bedel muhammen bedeli ben belirlemedim. İhale şartlarını ben hazırlamadım. İhaleyi Komtek kazanmadı. Bu işlemlerden şahsen bir menfaat elde etmedim. O halde iddianamede iddia edilen kamu zararı ile benim aramdaki bağlantı nedir? Bu dosyada bunun da cevabını göremiyorum.

Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, ben burada dosyanın tamamı hakkında konuşmuyorum. Diğer sanıkların ne yaptığı ya da yapmadığı konusunda bir değerlendirmem yok. Ben yalnızca kendi adıma konuşuyorum ve kendi adıma şunu çok açık şekilde söyleyebilirim ki Eylem 66 ve Eylem 73 kapsamında suç teşkil eden hiçbir eylemim yoktur. Bu ihalelerde ilişkili kimseyle suç teşkil eden bir anlaşma yapmadım. Hiç kimseye böyle bir talimat vermedim. İhale sonucunu etkilemeye yönelik bir davranışta bulunmadım. Herhangi bir kamu görevlisini veya kamu kurumunu aldatmaya yönelik bir davranışım olmadı. Bu işlemlerden şahsi bir menfaat elde etmedim. Kaldı ki zaten dosyada bunun aksini gösteren somut bir delil de bulunmamaktadır.

Benim açımdan mesele aslında bu kadar basittir. Bu dosyanın çok büyük olduğunu biliyorum. Çok sayıda sanık var, çok sayıda eylem var, binlerce sayfa belge var. Fakat benim bunların arasında, benim durumumun yalnızca benim hakkımdaki deliller üzerinden değerlendirilmesini talep ediyorum sizlerden. Bu iki eylem hakkında da hakkımda, hakkında da yapılması gereken incelemenin dosyanın geri kalanındaki çok sayıdaki kişi ve olayların sonuçlanmasına bağlı olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle öncelikle dosyamın tefrik edilmesini talep ediyorum sizlerden. Sayın Mahkemeniz bugün hakkımda esas değerlendirmeyi yapabilecek durumda ise yıllarca bu dosyanın içinde sanık olarak kalmamın hiçbir anlamı olmadığını düşünüyorum.

Ben Nihat Karahan olarak Eylem 66 ve Eylem 73 kapsamında yaptığım suç teşkil edilen somut hareket nedir ve bunun delilleri dosyanın neresindedir diye soruyorum. Eğer bu sorunun dosyada somut bir cevabı yoksa benim yıllarca bu davada sanık olarak kalmamın da hukuki bir gerekçesi olmamalıdır. Bu nedenle öncelikle dosyamın tefrikine, her halükarda Eylem 66 ve 73 yönünden beraetime karar verilmesini saygıyla talep ediyorum. Teşekkür ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Nihat Bey geçmiş olsun. Bir de sizin isminizi ilk kez Umut Şenol beyanlarıyla duyduk. Siz herhalde kendisiyle ilk kez karşılaşacaksınız, hiç karşılaşmadınız.

Nihat Karahan: Evet, evet.

Murat Ongun: Şimdi söylediğiniz takdirde Umut Şenol hem buradaki beyanında hem de etkin pişmanlık beyanında sizin şirkete tek imza yetkilisi olduğunuzu, kendisinin hiçbir yetkisi ve girilen ihalelerden de haberi olmadığını söyledi. Bu beyan doğru mudur Nihat Bey?

Nihat Karahan: Yani çift imzaya sahibiz.

Murat Ongun: Yani bir ihaleye katılmak için hem sizin hem Umut Bey'in imzasına ihtiyaç var, öyle mi?

Nihat Karahan: Valilik onayına çıktığımız zaman da şey oluyor, beyan verilebiliyor.

Murat Ongun: Ama hem Umut Bey'in hem sizin imzanızla ancak ihaleye girilebiliyor?

Nihat Karahan: Tabii ki.

Murat Ongun: Peki Umut Bey bize burada doğruları söylemiş. Şöyle bir ifadesi var yine Umut Bey'in etkin pişmanlık ifadesinde Nihat Bey: "Kor Medya olarak 2019'dan sonra herhangi bir yeni iş almadık, daha doğrusu ihale kazanamamış olabiliriz, o iş de almak diye yorumluyorum bunları." ve şöyle devam ediyor: "Tam tersi geçmiş dönemlerden var olan bütün işlerimizi elimizden alarak sözleşmelerimizi feshettiler ya da süresi biten işlerimizi yenilemediler." Siz Kor Medya'nın iki imza yetkilisinden biri olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden böyle bir zulüm, baskı, zorlama gördünüz mü?

Nihat Karahan: Ben ifademin dışında herhangi bir şeye cevap vermek istemiyorum. Murat Bey'e soracaksınız. Söylediğim savunma üzerinden konuşursanız memnun olurum.

Murat Ongun: Ama Kor Medya şirketinin yetkisisiniz ve çift imza olduğu ortağınız şöyle beyanda bulundu: "Elimizde metrobüs var, geldiler elimizden aldılar, başkasına verdiler" filan dedi. Siz ve burada da diyor ki: "Elimizden işlerimizi alıp sözleşmelerimizi feshettiler." Siz buna tanıklık ediyor musunuz Nihat Bey?

Nihat Karahan: Ben kendi vermiş olduğum ifadeye, doğrultudaki vermiş olduğum bütün cevapları verdim. Herhangi bir soru cevaplamak istemiyorum.

Murat Ongun: Peki. Umut Bey 2019 yılında sistem duymuş bizden, sistem öyle karar verdi demiş. Sizlere gelip hiç "Belediyede bir sistem var, bu sistem de bizim yerimizi elimizden almak istiyor" gibi bir beyan oldu mu sizlerin ortaklarına?

Nihat Karahan: Bilmiyorum.

Murat Ongun: Peki, Murat İlbak'ın yeğeni misiniz?

Nihat Karahan: Evet.

Murat Ongun: Peki, Murat İlbak'ın kazandığı billboard ihalesine, 3 davetli billboard ihalesine teklif veren Kor Medya sizin şirketiniz mi?

Nihat Karahan: Yani vermişizdir. Vermişizdir, eğer vermişsek.

Murat Ongun: Peki, teşekkürler. Sağ olun, kolay gelsin.

NİHAT KARAHAN AVUKATI SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; müvekkilim Nihat Karahan'ın müdafii olarak ayrıntılı savunmalarına aynen iştirak ediyorum. Ben vekilin anlattığı maddi vakaları tekrar etmek yerine, eylem 66 ve 73 yönünden dosyada gördüğümüz temel hukuki problemi ortaya koymak istiyorum. Bu dosyada Nihat Karahan'a isnat edilen kişiselleştirilmiş hiçbir fiil bulunmamaktadır. Bunun hususunda özellikle altını çizmek istiyorum. Ceza muhakemesinde bir kişinin bir şirketin ortağı olması, aynı sektörde faaliyet göstermesi veya başka bir sanığın anlatımında yalnızca isminin geçmesi, o kişiye isnat edilen suçun faili ya da iştirakçisi olduğunun kabulü ve kişisel ceza sorumluluğunun kurulması için yeterli değildir. Mahkûmiyet için önce sanığın hangi fiili gerçekleştirdiğinin, aradaki illiyet bağının ne olduğunun şüpheye yer bırakmayacak bir delille sabit olduğunun ve nihayet bu fiilin isnat edilen suçun hangi maddi ve manevi unsurunu oluşturduğunun ortaya konulması gerekir. Zira TCK 20. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Bu ilke yalnızca kimsenin başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamayacağını değil, sanığın cezai sorumluluğunun temelde somut fiili üzerinden kurulması gerektiğini ifade eder.

Bu nedenle biz öncelikle şu sorunun cevabını arıyoruz: Müvekkilim Nihat Karahan, eylem 66 ve 73 kapsamında ne yapmıştır? Çünkü iddianamede bu sorunun cevabı yoktur. İhalelere ilişkin hangi kararı almıştır? Kime talimat vermiştir veya kimden talimat almıştır? Hangi kişiyle anlaşmıştır? Hangi hileli davranışı gerçekleştirmiştir? Kamu kurumunu hangi davranışıyla hataya düşürmüştür? İptal edilen kamu zararıyla vekilin fiili arasındaki nedensellik bağı nedir? Ve nihayet müvekkilin suç işleme kastını gösteren somut delil hangisidir? TCK 158. maddesi üzerinden müvekkilin suçlanması için bunların net bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Fakat iddianame bu soruların hiçbirine müvekkilim yönünden cevap vermemektedir.

Sayın Mahkeme, eylem 66 yönünden ayrıca son derece önemli bir hususu daha dikkatlerinize çekmek istiyoruz. O da şu: Müvekkilim Nihat Karahan'ın soruşturma aşamasında 10.11.2025 tarihinde kollukta ifadesi alındı. Ancak ifade tutanağı incelendiğinde açıkça görüleceği üzere, bugün hakkında cezalandırılması talep edilen eylem 66 yönünden müvekkile hiçbir soru sorulmadı. Bu eylem kapsamında kendisine herhangi bir isnat yöneltilmedi ve savunması alınmadı. Buna rağmen, ifade alınmasının hemen ertesi günü, yani 11.11.2025 tarihinde düzenlenen yaklaşık 4000 sayfalık iddianamede müvekkil eylem 66 bakımından da şüpheli olarak gösterilmiş ve hakkında kamu davası açılmıştır. Buradaki mesele yalnızca şekli bir hata veya eksiklik değildir. Çünkü CMK'nın 147. maddesinde güvence altına alınan isnadı öğrenme ve isnada karşı savunma yapabilme hakkı, soruşturma evresinde şüpheliye tanınmış en temel savunma güvencesidir. Anayasanın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkının doğal sonucu da budur. Bir kişi hakkında belirli bir fiil nedeniyle kamu davası açılacaksa, o kişinin soruşturma aşamasında en azından hangi somut fiille suçlandığını öğrenebilmesi ve bu fiile ilişkin açıklamalarını ve savunmasını sunabilmesi gerekir. Somut olayda bunun tam tersi gerçekleşmiştir. Müvekkil telefonla aranması üzerine soruşturma makamı önünde hazır bulunmuş, ifadesi alınmış, fakat müvekkile eylem 66 sorulmamıştır. Ardından yalnızca saatler sonra tamamlanan 4000 sayfalık iddianamede, müvekkilin savunması hiç alınmamış bu eylem nedeniyle de cezalandırılması talep edilmektedir.

Bu kronolojik sıralama son derece önemli. Çünkü bu durum yalnızca savunma hakkının gereği gibi kullandırılmadığını değil, eylem 66 yönünden müvekkilin bireysel durumunun soruşturma makamınca gerçekten araştırılıp araştırılmadığı konusunda da ciddi bir sorun bulunduğunu göstermektedir. Nitekim müvekkile eylem 66 sorulmuş olsaydı; bu ihalenin hazırlanması, teklif süreci ve yürütülmesinde hiçbir kişisel görevi üstlenmediğini, Kor Medya'nın bu ihaleyi kazanmadığını ve kendisini isnada bağlayan herhangi bir fiili bulunmadığını daha soruşturma aşamasında açıklama imkânına sahip olacaktı. Dolayısıyla burada şu soruyu sormak zorundayız: Şüphelinin kendisine dahi sorulmayan bir fiil yönünden, onun lehine ve aleyhine deliller birlikte nasıl araştırılmış ve kamu davası açılması için yeterli şüpheye nasıl ulaşılmıştır? CMK'nın 160/2. maddesi Cumhuriyet savcısına yalnızca şüphelinin aleyhindeki değil, lehindeki delilleri de toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirmektedir. Müvekkilin savunması dahi alınmayan eylem 66 yönünden soruşturmanın tamamlanması, bu yükümlülüğün müvekkil bakımından gereği gibi yerine getirilmediğini göstermektedir.

Daha önemlisi, bugün dosyaya baktığımızda soruşturma aşamasındaki bu eksikliğin sonradan elde edilmiş kuvvetli delillerle de giderilmediğini görüyoruz. Tam tersine, eylem 66 yönünden müvekkilin hiçbir talimatı yoktur, herhangi bir talimat almış değildir. İhaleye müdahalesini gösteren bir yazışması yoktur, bir para veya menfaat ilişkisi yoktur. Önemle buradan belirtiyorum; HTS veya iletişim kaydı hiç yoktur, baz tespiti yoktur. Müvekkili suç teşkil eden somut bir fiile bağlayan objektif bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle eylem 66 bakımından karşı karşıya olduğumuz mesele, ifadesi alınmamış ama daha sonra delillerle suçluluğu ortaya konmuş bir sanık meselesi de değildir. Aksine, soruşturma aşamasında isnat kendisine yöneltilmemiş, savunması alınmamış ve bugüne gelinen noktada da o isnadı müvekkile bağlayan somut delili ortaya konulamamış bir sanık söz konusudur.

Bu hususun, eylem 66 yönünden hem soruşturmanın yeterliliğini değerlendirirken hem de mahkemenizce yapılacak esas değerlendirmesinde müvekkil Nihat Karahan lehine özellikle dikkate alınmasını talep ediyoruz. Çünkü ceza muhakemesinde savunma hakkı, iddia makamının kanaati oluştuktan sonra yerine getirilecek bir formalite değil, o kanaatin hukuka uygun bir şekilde oluşmasının güvencesidir. Sayın Başkanım, değerli üyeler; çok önemli bir başka noktayı daha belirtmek isterim. Müvekkil Nihat Karahan'ın ortağı olduğu Kor Medya'nın ihaleye katılmış olması ile Nihat Karahan'ın dolandırıcılık suçuna iştirak etmiş olması aynı şey değildir.

Tüzel kişinin ticari faaliyetiyle Şirketin faaliyetiyle gerçek kişilerin cezai sorumluluğu birbirine karıştırılmamalıdır. TCK'nın iştirak hükümleri bakımından da bir kimsenin suçun müşterek faili sayılması için suçun kanuni tanımındaki fiilin birlikte gerçekleştirilmesinin, yardım eden veya azmettiren olarak sorumlu tutulabilmesi için de TCK'nın 38. ve 39. maddelerinde gösterilen nitelikte somut bir iştirak iradesi ve hareketinin ortaya konulmuş olması gerekir. Dosyada müvekkilin Nihat Karahan yönünden böyle bir fiil gösterilememiştir. Dolayısıyla burada hukukent böyle bir geçiş yaşanmaktadır. Şirket ihaleye katıldı. Nihat Karahan şirket ortağıydı. Öyleyse şirket suçludur. Buradan hareketle Nihat Karhan da sorumludur. Ceza hukuku böyle bir sorumluluk zinciri tanımamaktadır. Bu kusursuz yani objektif sorumluluk olup oysa ki Türk ceza hukukunda objektif ceza sorumluluğu yoktur. Ceza hukukumuzda kusursuz kusursuz suç ve ceza olmaz ceza olmaz ilkesi benimsenmiş ve getirilmiştir.

Sayın Başkan, bir diğer temel problem ise de belirtildiği üzere müvekkilin adı MASAK raporlarında, vergi inceleme raporlarında, bilirkişi raporlarında, tanıklık ve gizli tanık anlatımlarında, HTS ve baz incelemelerinde yoktur. Kolluk araştırmalarında müvekkili bu iki eyleme bağlayan bir tespit de yoktur. Keza hatalı hareket ve herhangi bir menfaat hiç yoktur. Talimat yoktur. İhale müdahale edildiğine ilişkin bir tek delil de yoktur. Bunlara karşılık müvekkilin sanık haline gelmesine dayanak yapılan husus sanık Umut Şenol'un etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanda Nihat Karahan'ın sadece adının geçmesidir. Hakikatte burada çok daha temel bir problem vardır. Bu beyanın kurucusu ile eylem 66 ve eylem 73'ün konusu örtüşmemektedir. Sanık Umut Şenol'un anlatımı Kültür A.Ş. üzerinden yürütüldüğü belirtilen başka bir süreçle ilgilidir. Eylem 66 ve eylem 73'e konu ihaleler ise Medya A.Ş. tarafından gerçekleştirilmiştir.

Eylem 66'nın konusu metro ve füniküler araçlardaki dijital raketler, iddianamedeki kurgu Medya A.Ş. tarafından gerçekleştirilen reklam ihalesini kazandığı alt ihaleler üzerine kurulmuştur. Eylem 73'te ise yine Medya A.Ş. tarafından gerçekleştirilen bu kez Urban Medya'nın kazandığı metrobüs reklam alanlarına ilişkin alt ihalesi söz konusudur. Dolayısıyla karşımızda yalnızca şirket adının yanlış söylenmesi yoktur. İştirak farklıdır, ihale konusu farklıdır, alt ihaleyi kazanan şirket farklıdır, ihale süreçleri farklıdır. Dosyada bu bağlantıyı kuran herhangi bir objektif delil de bulunmamaktadır. Toparlayacağız Sayın Başkanım. Üstelik bu yalnızca savunmanın yorumu değil, aynı yargılamada eylem 73 bakımından yapılan esas savunmalarda da bilirkişi raporu ve iddianame çerçevesinde Kültür A.Ş. ile Medya A.Ş. ile ilgili komisyonların birbiriyle karıştırıldığı açıkça ortaya konulmuştur. Burada bir ilişki çıkmıyordu. Dolayısıyla müvekkilin eylem 66 ve eylem 73'e iştirak ettiğini gösterecek tek bir çürütülmemiş delil kalmamaktadır. Dolayısıyla yalnız beyanın doğruluğu tartışmalı değildir, aynı zamanda beyanın müvekkile isnad edilen iki eylemi ispat kabiliyeti de bulunmamaktadır.

Müvekkilin dosyadaki nedensellik bağının ve suç kastının da somutlaştırılması gerekmektedir. Bu da yapılmamıştır Sayın Başkanım. Pan Medya'nın eylem 66 ve 73 kapsamındaki ihaleleri kazanmadığı dosyada tartışmasızdır. Eylem 66 ihalesinde Bosphorus Istanbul, eylem 73 ihalesini ise Urban Medya A.Ş. kazanmıştır. Bu durumda iddia makamının açıklaması gereken çok basit fakat belirleyici meseleler vardır. İhaleyi kazanmayan Pan Medya'nın hisse hissedarı Nihat Karahan hangi hileli hareketiyle kime ne fayda sağlamıştır? Ancak dosyada bunun cevabı yoktur. Ceza yargılamasında bu boşluklarla, varsayımlarla sonuca ulaşılması mümkün değildir. Bir başka husus daha var Sayın Başkanım, o da şu: İhale açılması ve ihale sürecinde iddia makamının ileri sürdüğü bir takım hukuka aykırılıklar bulunmaktadır. Bu dahi Nihat Karahan'ın cezai sorumluluğunu kendiliğinden doğurmaz. Burada özellikle şu ayrımı yapmak zorundayız: İhale ihale sürecinde hukuka aykırılık bulunduğunun iddia edilmesi başka şeydir, Nihat Karahan'ın bu hukuka aykırı fiillere isteyerek iştirak ettiğinin gerçekleştirildiğinin ispatlanamaması tamamen başka bir şeydir. Ceza sorumluluğu ancak ve ancak ikincisinin ispatıyla doğabilir.

Sayın Başkan, CMK'nın 230. maddesi gereğince hüküm ancak ve ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış hukuka uygun delillere dayanabilir. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta şudur: Biz müvekkilin suç işlemediğini ispatlamak zorunda değiliz, ispat yükü savunmada değildir. Olabilir, şirket ortağıdır, ismi bir ihalede geçmektedir. Bu hususların genel bağlam içerisinde değerlendirilmiştir şeklinde iddialarla müvekkil hakkında mahkumiyet kararı verilmesi mümkün değildir. Mahkumiyet ancak başka bir ihtimale yer vermeyecek kesinlikte ispatın sonucudur.

Sayın Başkan, son olarak tefrik talebimizi özellikle açmak istiyorum. Bu talepler müvekkilin dosyadaki özgün delil ve durumunun doğal sonucu olarak dosyanın tefrik edilmesini müvekkil açısından talep ediyoruz. CMK'nın 8. ve 10. maddeleriyle bağlantılı davaların birlikte görülmesi imkanı düzenlenmiş, aynı sistem içerisinde mahkemeye yetki verildiği halde davaları ayırma yetkisi de tanınmıştır. Örgütsel yargılama çerçevesinde bunda ilişkin bir kabul dahi iddianamede yoktur müvekkil açısından. Hatta ki delil seti diğer sanıklar da bağımsızdır. MASAK, HTS, bilirkişi raporu, gizli tanık yönünden müvekkili bu iki eyleme bağlayan somut delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla müvekkilin hukuki durumunun değerlendirilmesi için dosyadaki diğer kalafattaki yüzlerce eylemin, yüzlerce sanığın yargılanmasının tamamlanmasına da ihtiyaç yoktur. Nihat Karahan yönünden araştırılacak ortak bir delil kalmamışsa, deliller toplanmışsa sadece mahkeme yararı da kalmamıştır.

Son bağlıyorum Sayın Başkanım. Bu nedenle müvekkil hakkında değerlendirilmesi gereken iki eylem ve son derece sınırlı bir delil seti varken dosyanın diğer sanıkları ve diğer eylemleri nedeniyle yıllarca sanık sıfatıyla yargılamada tutulmasının bir hukuki gerekçesi de bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenizden talebimiz şudur: Öncelikle müvekkilim Nihat Karahan yönünden Eylem 66 ve Eylem 73'e ilişkin yargılamanın tefrikine karar verilmesini talep ediyoruz. Ve tefrik sonrasında değil, mahkemeniz mevcut aşamada esas hakkında değerlendirme yapma kanaatindeyse, müvekkile isnad edilen somut bir hileli davranışın bulunmaması, iştirak iradesinin ortaya konulamaması, kastın ispatlanamaması, haksız menfaat ve nedensellik bağının müvekkil yönünden kurulamaması ve en önemlisi yüklenen suçların müvekkil tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle müvekkilin beraatına karar verilmesini ve duruşmalardan da vareste tutulmasını talep ediyoruz. Saygılar sunarım.

EBRU YILMAZLAR SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkan, sayın heyet, sayın savcılık makamı; önce pek kendimi ifade ederek başlamak istiyorum. Kim olduğumdan bahsederek başlamak istiyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nden 2004 yılında mezun oldum. Mezuniyetimin hemen ardından İzmir'de yurt dışı bağlantılı bir firmada 3 yıl boyunca çalıştım. Şubatta 2008 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'nde göreve başladım. Sözleşmeli memur olarak göreve başladım. 2013 yılında kadroya geçerek devlet memuru oldum. 2013 yılından sonra 2008 yılından sonra görevden ayrıldığım 18 Mayıs 2021 tarihine kadar Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'nde sırasıyla kontrol mühendisi, proje ihale ve Ar-Ge'den sorumlu şef, şube müdürü olarak görev aldım. Hala Ulaşım Planlama Şube Müdürlüğü'nde tenzili rütbe ile mimar olarak çalışmaktayım. 2008 yılından itibaren Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'nde yüzlerce projenin ihale Ar-Ge çalışmaları ile proje üretim aşamasında projelerin yürütücülüğü yaptım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin müdürlük bazındaki vizyon projelerinde yer aldım. Tüm süreçlerin ardından başarı ile kalkarak bilgi ve birikim deneyimimle 5 Ocak 2019 tarihinde Şube Müdürü olarak görevlendirildim.

Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü reklam ve tanıtım izinlerinin dışında kent estetiğine katkı sağlamak üzere kentsel tasarım projeleri üretmektedir. Bunlar meydan, cephe, cadde düzenleme, kent mobilyası tasarımı, mimari aydınlatma gibi kentsel tasarım projeleri ile aydınlatma, meydan yönetimi, kentsel tasarım rehberliği gibi ana plan rehber çalışmalarından oluşmaktadır. Dikkat çekilmelidir ki Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü proje üreten bir müdürlüktür. Asli görevi proje olup reklam ve tanıtım uygulamalarını değerlendirmesi yalnızca kent estetiği açısından görev alanında yer almaktadır. Aynı tam da bu sebeple Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı altında yer almaktadır. Hala Ulaşım Şube Müdürlüğü'nde mimarlık ve kentsel tasarım uzmanlığımla ulusal ve uluslararası fon projelerinde yaya odaklı projelerde yer almaktayım. 22 yıllık meslek hayatımın 18 yılı Büyükşehir Belediyesi'nde, 13 yılın ise çok uzun bir süre olarak Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'nde geçirdim. Bunu gururla söylemek isterim ki idarecilerimle uyumlu çalışmış olmakla beraber hakkımda herhangi bir uyarı, ikaz, kınama cezası bulunmamaktadır. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcılık Makamı. İddianamede şahsıma ilişkin somut bir suçlama bulunmasa da genel bir savunma yapacağım. Buradaki 117 numaralı eylemde yer almaktayım. Bu eylem reklam alanlarına ilişkin bir eylem ve buradaki görevim Şube Müdürü olarak görev yaptığım tarih aralığını kapsıyor. Bu sebeple görev yaptığım 5 Aralık 2019 ve 18 Mayıs 2021 tarih aralıklarından bahsederek devam edeceğim. Çünkü kısıtlı bir alanda ben çalıştım, kısıtlı bir tarih aralığında çalıştım.

Buradaki reklam alanları ile ilgili şunu söylemek istiyorum. İstanbul genelindeki reklam üniteleri Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından meclise sunulan İstanbul Reklam İlan Tanıtım Yönetmeliği kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yönetmelik 2005 yılında hazırlanmış, meclise sunulmuş, 2017 yılında da revize olarak tekrar kullanılmaktadır. Halen geçerliliğini korumaktadır. Bunun amacı 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nda İstanbul'daki reklam ve tanıtım uygulamalarının kıstaslarını belirlemek, bunlardan oluşabilecek görüntü kirliliklerini engellemek, kent estetiğine katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Ya bunlarla ilişkin usul ve esasları belirler. İddianamenin tamamına yakınında bizim eylemimizle alakalı şöyle bir görev yetki karmaşası bulunmaktadır. Kentsel Tasarım Müdürlüğü özel mülkiyete haiz yapılardaki reklam alanlarına izin vermektedir. Kamusal alanlarda ise ihale yöntemiyle Emlak Daire Başkanlığı ve Reklam Yönetim Müdürlüğü ihale yaparak bu sürece katkı sağlamaktadır. Yalnız şöyle bir farklılık vardır. Reklam Yönetim Şube Müdürlüğü ihaleye çıkarken ya da işte deplase yaparken ilave yapması gerektiği zamanlarda kent estetiği açısından ve yaya güvenliği açısından Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'ne görüş sorabilir. Ancak bunlar sadece bir görüş niteliğindedir. Bundan sonraki ihale sürecini, deplase sürecini takip etmez.

Buraya kadar Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün görevlerinden bahsettim. Hani yetki karmaşasından bahsetmek istedim. Çünkü hem kamusal alan hem özel alandan sorumlu değil Kentsel Tasarım Müdürlüğü. Görev Çalışma Yönetmeliği ve Reklam İlan Tanıtım Yönetmeliği kapsamında Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün reklam alanlarına ilişkin ihale yapma yetkisi bulunmamaktadır. Ecrimisil bedeli belirleme, ecrimisil işlemlerini yürütme, cezai işlem uygulama, denetim yetkisi, izinsiz reklam ve tanıtım uygulamalarını kaldırma yetkisi bulunmamaktadır. Tanzim ve tevdi raporunda belirtilen gerek Kültür A.Ş. gerek Medya A.Ş. gerek diğer şahıs şirketlerinde herhangi bir protokolü, sözleşmesi ve ecrimisil işlemi bulunmamaktadır. Görev tarihlerim dikkate alındığında bahse konu eyleme ilişkin birçok iddia görev tarihlerimin dışında olup birçok iddia da görev yetkim dışındadır. Aynı zamanda iddianamenin tamamında şahsıma ilişkin belirtilen herhangi bir şahsi şikayet ve somut bir delil bulunmamaktadır. Hiçbir reklam firmasının sahibi, çalışanı ya da bu süreçte tanışıklığım veya bağlantım bulunmamaktadır. 117 numaralı eylemdeki savunmamı 5 başlık altında yapacağım. Bunlar izin süresi, dosya inceleme süreci, saha uygulamaları, ecrimisil ve kamu zararı olarak. Öncelikle izin süresine geldiğimde iddialardan biri de izin sürelerini kısaltarak zorluk çıkartıldığına yönündeydi.

Yönetmeliğin 14. maddesinin B fıkrası reklam elemanları için izin süresi verildiği takvim yılını ve takip eden 2 yıl süresince geçerlidir denmektedir. Ancak bu süre azami bir süre olup bunun altında kalınması idari takdir inisiyatifi ile üzerine çıkılması ise mümkün değildir. Aynı zamanda reklam mecraları alınma işlemleri mali yılda yapıldığından dolayı bu izin sürelerinin uzaması veya kısaltılması gelir artırıcı ya da gelir azaltıcı bir nitelik taşımamaktadır. 1 yıllık izin sürelerinde İstanbul'un değişim ve dönüşüm çok hızlı olması sebebiyle, bir metropol şehri olması sebebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak çokça proje yapılmaktadır. Bu projelerde kent estetiğine zarar vermemesi, bu reklam uygulamalarından etkilenmemesi amacıyla talepler yıllık olarak değerlendirilmekte, 3 yıldan fazla izin verilip daha sonra proje amacıyla iptal edilmesi de başka hukuki sorunlara neden olması istenmemektedir. Aynı zamanda yönetmeliğin 17. maddesi reklam mecralarının daha etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesi ve kontrolünün sağlanması amacıyla genel ilke ve lisansların belirlenebileceği idareye düzenleyici takdir yetkisini bulundurur bir hüküm ihtiva etmektedir. Aynı şekilde 2019 yılı öncesinde de projesi yapılan Haliç, Mecidiyeköy, Taksim ve İstiklal gibi bölgelerde reklam kısıtlamalarına gidilmiş ve bu takdir yetkisi kullanılmıştır.

Ayrıca belirtmek isterim ki özel mülkiyete haiz reklam alanları için mal sahiplerinin muvafakati gerekmektedir. Çoklu mal sahibi varsa kat maliklerinin muvafakati gerekmektedir. Öyle olunca mal sahibi kiminle bu reklam anlaşması yapacağını kendi seçmektedir. Bize sadece dosyayla getirmektedir. Yani A kişisi başvurdu, B kişisine reklam izni verin demesi zaten mümkün değildir. Aynı zamanda verilen muvafakat süresini yönetmelik gereği aşamayız. Yani bir vatandaş sekiz aylık muvafakat verdiyse istese de bir yıllık ya da iki yıllık izin verilememektedir. Yani izin sürelerini belirleyen başka unsurlar bulunmaktadır. Aynı zamanda aslında burada bir Excel tablom var 2019 arşivi ile alakalı göstermek istediğim. Burada 2019 öncesinde Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından verilen izinler bulunmakta tablo halinde. Ve burada göreceksiniz ki çoğu tek yıllık izin olup bazısı iki yıllık izinlerdir. Öyle olunca bunun bir mesnedi yok. Hani kime iki yıllık izin verilmiş, kime tek yıllık izin verilmiş hiçbir şeye bağlanmıyor. Ama biz izinler verdiğimizde bir yıllık izinleri herkese eşit olarak verdik.

Aynı zamanda Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü arşivine baktığımızda izin sürelerine ilişkin herhangi bir yazılı şikâyet ve itiraz bulunmamaktadır. Dosya inceleme süreci: Reklam İlan Tanıtım Yönetmeliğinin 4, 5 ve 8. maddeleri kapsamında dosyalar incelenmektedir. Yönetmelikte belirtilen evraklar neticesinde hazırlanan evraklar dosyalar raportörüne gider. Raportörü inceler, gerek görmesi halinde yönetmelikte de bulunması sebebiyle ilçe belediyesi, koruma kurulu, karayolları bölge müdürlükten izin alınır. Görüş alınır. Bu görüşler de tamamlandıktan sonra dosya Kentsel Tasarım Koordinasyon ve Değerlendirme Komisyonuna iletilir. Raporla beraber komisyona iletilir. Raporun imzalanmasından sonra müdür, daire başkanı ve genel sekreter yardımcısının imzasına sunulur. Daha sonra çıkan bu evrak olumluysa Gelirler Müdürlüğüne vergi alınması için, bilgi edinilmesi için de ilgili ilçe zabıta müdürlüğüne gönderilir. Eğer olumsuzsa gerekli işlemin yapılması için zabıtaya ve ilgilisine gönderilmektedir.

Kentsel Tasarım Koordinasyon ve Değerlendirme Komisyonu yedi kişiden oluşur. Bunun üç kişisi Kentsel Tasarım, biri Gelirler Müdürlüğü, biri Zabıta, biri Trafik, biri Reklam Yönetim Müdürlüğüdür. Ve yedisinin de birer yedek üyesi bulunmaktadır. Kentsel Tasarım Koordinasyon ve Değerlendirme Komisyonunun sekretaryasını Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü yapmaktadır. Etüt ve Projeler Daire Başkanlığına bağlı üç adet müdürlük bulunmaktadır. Genel Sekreter Yardımcılığına bağlı beş adet daire başkanlığı, toplamda on dokuz müdürlük bulunmaktadır. Bu on dokuz tane müdürlüğün bulunduğu ve daire başkanlarının yoğun çalışma mesailerinin bulunduğu da süre imzalama süreçleri bazen etkilenebilmektedir.

Aynı zamanda göreve geldikten sonra ve görevden ayrıldığım 18 Mayıs 2021 tarihine kadar tüm dünyada yaşanan Covid-19 pandemisi yaşanmıştır. Bu pandemiyle beraber komisyondaki bütün üyeler de dahil olmak üzere çünkü farklı farklı birimlerde çalışıyordu bu kişiler, bunların imzalatılma süreçleri, tam kapanma süreçleri, evden çalışma, annelerin çalışmaması gibi hususları olduğu için maalesef bu süreçlerde de etkilenilmiştir. Kaldı ki ihale süreçlerinde bile genel sahada 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 10. maddesinde mücbir sebep olarak gösterilmektedir. Nüfusun yirmi milyona yaklaştığı ve hizmet alanının 5461 kilometrekare olduğu bir kentte başkanlık programlarının yoğunluğu, Covid-19 pandemisi, aynı zamanda burada demeyi atladığım Ağustos 2020'de üst düzey değişiklik yaşandı. Daire başkanlığının, genel sekreter yardımcılığında ve dosyalar imza dosyaları tekrar geriye dönerek yeni imzacılara açılıp süreçler anlatıldı. Bunlar süreci tamamen etkileyen faktörlerdir. Bu değişken faktörler dikkate alındığında olağan akışında yürümüştür süreç. Bu konuda herhangi bir kasıt, kusur ve ihmal oluşmamış, bir geciktirme özellikle yapılmamıştır. Hatta Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü tarafından 2020 yılında 685, 2021 yılında 657 reklam dosyası değerlendirilmiş, komisyon kararlarına bağlanarak başkanlık makamı imzasına sunulmuştur. Mülkiye Müfettişliğince tarafımızdan istenen bilgi belgelerde dilekçesinden vazgeçme hususu bile yanlış anlaşılmıştır. Farklı yorumlamalar yapılmıştır. 3071 sayılı Dilekçe Kanunu kullanılmasına dair kanunda dilekçe verme hakkına sahip olduğu kadar dilekçeyi çekme hakkına da dilekçe sahibi sahiptir.

Aynı zamanda ben size bir dosya daha sunmak istiyorum. Bu sunduğum dosyada bana mail olarak, Görev Şube içerisinde mail olarak gelen bir şikâyet dilekçesinin başvurusundan bahsetmek istiyorum. Burada bir reklam alanının izinsiz konulduğu, kişinin muvafakatinin bulunmadığından bahsedilmiştir. Mail yoluyla gelmiştir bir dilekçeyle gelmemiştir. Ve hızlı bir şekilde işlem alıp dosyasına baktığımızda evet bir reklamcının başvurusu bulunmakta, bu muvafakatin eksik olduğu anlaşılmış, hızlı bir şekilde işlem yapılmış ve ilgilisine bilgi verilmiştir. Buradaki sürecin uzamasından kaynaklı valiliğe bir soruşturma şikâyette bulunulmuştur ve valilik bunu soruşturmuştur. İlgili kişilerle ilgili soruşturma izni vermemiştir. Bu sürecin doğal olduğundan bahsederek. Zaten şikâyet ettiği iş akışında şahsımla ilgili herhangi bir şikâyet bulunmamaktadır.

Saha uygulamalarıyla ilgili bahsetmek istiyorum. Şimdi iddianamenin bir kısmında özellikle bize Büyükşehir Belediyesinde daha sonra iletilen tanzim raporunda kaçak uygulamaların kentsel tasarımın göz yumduğu ve sahadaki gerekli kontrolü yapmadığından bahsedilmektedir. Ancak sahada kontrol kentsel tasarım müdürlüğünün bir kontrol ekibi yoktur. Yani kentsel tasarımın bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. 2008 yılından beri ben kentsel tasarımda çalıştım 2021 tarihine kadar. O zamana kadar hiçbir saha personeli bulunmamıştır. Sahadan nasıl haberdar oluyoruz? Vatandaş veya ilçe belediyelerinden gelen şikâyetler, CİMER, Çözüm Merkezi başvuruları, telefon veya mail şikâyetleri, ilgili zabıta birimlerinin denetim raporları, diğer birimlerin proje yapacakları alanlardaki engel görünen reklam uygulamalarının şikâyeti. Bu şikâyetler tarafımıza yazılı sözlü ya da başka talimatlarla gelip değerlendirip biz de bunun uygunluğu ya da bizden uygunluğuna aykırılığıyla ilgili bilgi verip gerekli işlemi sahada uygulatıyoruz.

Yönetmeliğin genel ilkeler başlığında 4. maddesinin 6. fıkrasında yapılan müracaat da izin sayılmaz, izin alınmadan uygulama yapılamaz denmektedir. Yani hiçbir reklam temsilcisi sağda bu uygulamayı yapamaz, izin sürecini beklemek zorundadır. Eğer izin süreci olmadan bir uygulama yapıldıysa bunun kaldırılma yetkisi bulunmakta ve sağdaki kaçak uygulama olmaktadır. Fakat yönetmelikte denetim yetkisi ve vergi alınmasına ilişkin yetkiler açıkça belirtilmektedir. Aynı zamanda bizim elimizde bir tanzim raporu var. Burada iki husus çelişiyor. Yani bilirkişinin verdiği tanzim raporunda farklı farklı ithamlarda bulunuyor. Şimdi tanzim raporunun 59. sayfasında demektedir ki Kentsel Tasarım Müdürlüğü ve Zabıta Daire Başkanlığının reklam panolarında denetim görevini yerine getirmediği, kaçak kullanıma göz yumdukları, 60. sayfasında ise Kentsel Tasarım Müdürlüğüne izin alınması gerektiği, izinsiz ve izin kriterlerine aykırı reklam uygulamalarının zabıta tarafından kaldırılması gerektiği. Bunlar çelişen ifadelerdir. Aslında aynı raporu yazan ama birbirleriyle çelişen ifadeler bulunmaktadır.

Diğer bir konu ecrimisil. Hem kendi adıma hem Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü adına şunu demeliyim ki ecrimisil işlemi tamamıyla Reklam İlan Şube Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Evrak hazırlanması, ceza kesilmesi veya herhangi bir aşamasında imzam, bilgim ve katkım yoktur. Süreç tamamen Reklam Şube Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Teftiş raporunda ve tanzim raporunda bahsedilen özel mülkiyete ecrimisil kesildiğine ilişkin bir bilgi vardır ancak bu ecrimisil listeleri Kentsel Tasarım Müdürlüğüne gelmemiştir. Aynı zamanda ben kesilen ecrimisilleri görev tarihimle birlikte bir süzme yaptığımda da zaten birçoğunun Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğüne başvurusu bulunmamaktadır. Yani Kentsel Tasarım Müdürlüğünün burada hiçbir bilgisi, dahili veya etkisi bulunmamaktadır. Bunu da ayrıca belirteyim. Kentsel Tasarım Müdürlüğü arşivinde de buna ilişkin herhangi bir bilgi, belge ve bildirimde bulunmamaktadır.

Ve son başlığım benim kamu zararı ile alakalı. Kamu zararının Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğünün ihale yapmaması, reklam vergisini almaması, ecrimisil işlemlerinin hiçbir aşamasında bulunmaması, denetim ve kaldırılmasında ve cezai müeyyidelerinin bulunmaması sebebiyle belirtilen kamu zararına karşı ilişkin sorumlu tutulmam mümkün değildir. Aynı zamanda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun kamu zararı başlıklı 71. maddesinde kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır şeklinde ifade edilmektedir. Ancak müdürlüğümüzde yürütülen iş işlemlerden herhangi bir kasıt, kusur veya ihmal boyutu bulunmadığı gibi yine yürütülen iş işlemlerinde yetki açısından kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olmamaktadır.

Aynı zamanda kamu zararını ilişkin farklı pozisyonlarda yer alan tüm kamu görevlilerinin birlikte ve genel olarak sorumlu tutulduğu, hangi kişinin hangi sorumluluğunu yerine getirmediği ya da hangi görevde kasıt, kusur veya ihmal bulunduğu belirtilmeyip kamu zararına nasıl sebebiyet verdikleri anlaşılmamaktadır. Bu illiyet bağının kurulmadığı, tamamen süjektif ve varsayımsal tespitlere dayandığı, kamu zararı miktarının ne kadarlık kısmında hangi görevli veya yetkilinin ne kadar sorumlu olduğu ortaya konulmamıştır. Aynı zamanda bizim teftişe verdiğimiz cevaplarda Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğünün hangi görev ve yetkisinden kaynaklı kamu zararına uğratıldığı tespit edilememiştir. Sonuç olarak toparlamak gerekirse görev sürem boyunca tüm hususlar meri mevzuat hükümleri ile birlikte değerlendirilmiş; ihale yetkisi, ecrimisil yetkisi, denetim yetkisi, reklam ilan vergisinin alınmaması, cezai müeyyide uygulanmaması gibi hususlardan kaynaklı Kentsel Tasarım Müdürlüğünün iddia edilen eyleme ilişkin herhangi bir suçu, kusuru ve kastı bulunmamaktadır. Yürütülen işlemlerin yürütülmesinde hukuk aykırı ve herhangi bir kamu zararı oluşturan bir eylem olmadığı gibi herhangi bir kasıt da bulunmamaktadır. Aynı zamanda bahsedilen eylem çoğu benim görev tarihim dışında ve görev yetkimin dışında bulunmaktadır.

Savunmamın sonuna gelirken şundan bahsetmek istiyorum: Ben 19 Mart 2025'te gözaltına alınarak bu eyleme dahil edildim. Maalesef Vatan Emniyet'e çağrılarak ifade vermedim. 18 Mart 2025 tarihinde şu an halen içerisinde olduğum TON projesi kapsamında yurt dışına gitmek üzere İstanbul Havalimanı'ndaydım ve bir gün öncesinde, yani 17 Mart'ta yurt dışı çıkış yasağım olduğunu öğrendim. Sonra eve döndüm ve zaten orada yaşadığım sıkıntı, çünkü pasaportuma el konulmasından dolayı insanların bakışları bile değişikti. Eve gittim, ailemle görüştüm, Çağlayan'a geldim. Bir TON projesi kapsamında davet edilmiştim ekip arkadaşlarımla beraber ve sadece ben geri dönmüş oldum. Eve gidip Çağlayan'a gidip neden konulduğunu öğrenmek için giderken bir arkadaşım avukatsız gitmememi önerdi ve ertesi sabah zaten bir gözaltı operasyonu oldu. Şuna dikkat etmek, yani belirtmek isterim ki annem ve babam vardı sadece evde. Benim annem babam 30 yaşında evlatlarını kaybetmiş bir anne baba. Diğer evlatlarında, her zaman gurur duydukları evlatlarında da böyle bir husustan dolayı gözaltına alındım.

Kaldırılmasını istiyorum ve bu yaşadığım iddianameyi bekleme, gözaltı süreci, savunma hazırlaması sürecinde de maalesef hem bedensel hem ruhsal olarak başka eksiklikler belirmeye başlamıştır. Bir sürü, daha önce gittiğim doktorlarda da ne yaşadın da bunu yaşıyorsun şu an denilip siper ve beklenti teşhisi koymuşlardır. Zaten daha önce tedbirli olarak şu an çalışıyorum. Zaten görevden alınma süreci beni yeteri kadar üzmüş ve yıpratmışken görevden ayrıldıktan 4 yıl sonra bu gözaltı sürecini yaşamak bana çok ağır geldi açıkçası. 14 yıllık meslek hayatımda lekelenmediğim, hiçbir usulsüz işlem yapmadığımı beyan eder, beraatimi talep ederim.

ARİF GÜRKAN ALPAY SORUYOR

Arif Gürkan Alpay: Geçmiş olsun Ebru Hanım. Sizinle çalışamadık, ben galiba aramızda bir 6 ay var. Siz görevden ayrıldınız sonra ben, aslında 6 ay kadar. Çok güzel şeyler duydum, çok teşekkür ediyorum. Uzun yıllardır Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde çalışıyorsunuz ve oradaki iş işleyişini, asıl uzun süreçte çok yakından takip ettiniz, biliyorsunuz. İddianameye ek olan tevdi raporu, işte bilirkişi raporlarında değinilen konularda bir açıklık yok ya süreçle ilgili bir de süreçle ilgili bir şey yok. Siz diyorsunuz benim dönemimde de yok, çünkü şey yok. Ama genel bir ifade var, siz bunlara net bir cevap verdiniz zaten ama ben bir kez daha bunları teyit almak için soruyorum. 2 yıl geçerliliği olan izin sürecinin olmasına rağmen bazı şirketlere bu sürecin izin verildiği takvim yılı ile sınırlandırıldığı diye bir ibare geçiyor. Bu da suç olarak geçmiyor aslında.

Ebru Yılmazlar: Zorlaştırma.

Arif Gürkan Alpay: Evet zorlaştırma ama suçlar arkada, suç olarak iddia edilen altta 10 tane madde var. Orada zaten sizin olduğunuz birim ve bana bağlı olan birim hali yok. Ama bu zorlaştırmayı da biz acaba buradan mıdır diye baktık. Bununla ilgili cevabı verdiniz, tekrar sorayım. Sizin döneminizde, ya sonrasını bilemezsiniz, öncesini bildiniz, öncesiyle ilgili anlattınız. Siz müdür olduğunuz dönemde, 2019 yılı döneminden sonra böyle bir bazı firmalara 2 yıl, bazısına 1 yıl mı verildi, yoksa evet 1 yıl süreci mi uygulandı?

Ebru Yılmazlar: Herkese takvim yılı kadar verildi. Yani 2019 yılında bakın 2019 yılı izinleri zaten benden önce verildi. 2020'de başvurduysa 2020 yılı sonuna kadar, 2021'de başvurduysa 2021 yılı sonuna kadar.

Arif Gürkan Alpay: Evet herkese 1 yıl verildi, herkese eşit.

Ebru Yılmazlar: Herkese aynı.

Arif Gürkan Alpay: Dolayısıyla kendi çalıştığım dönemde de savunmamda anlatmıştım, belgeleriyle söylemiştim. Hiç kimseye 2 yıl verilmedi, herkese 1 yıl. Dolayısıyla bu bir engelleyici bir durum değil. Başvuran herkes aslında 1 yıl alacağını bilerek programa göre yaptı

Ebru Yılmazlar: Evet.

Arif Gürkan Alpay: Ve bu 4 yıl boyunca böyle, 4 5 yıl boyunca devam etti. Daha da önce dediniz bazen 2 yıl bazen 1 yıl veriliyordu, o iddianame konusu?

Ebru Yılmazlar: Yani hani onun mesnedini ben arşiv taramamda bulamadım. Yani başvuru tarihiyle alakalı değil ya da taleple alakalı değil.

Arif Gürkan Alpay: O 2019 öncesi.

Ebru Yılmazlar: Hani bir mesnet ben oturtamadım. Aynı zamanda şunu da söylemek isterim, şikayete konu Sedat Kapıdağ mevzusunda mesela arşivden çektiğinizde takvim yılı izinleri var. Yani hani 1 yıldan fazla da verilmemiş. 2014, 2015, 2016 diye gidiyor. Hani onlara da 2016-2018 gibi bir izin verilmemiş.

Arif Gürkan Alpay: Çok teşekkür ediyorum, kolay gelsin. Tekrar geçmiş olsun. Diğerlerini zaten ecrimisil nasıl olduğunu net bir şekilde açıkladınız.

Ebru Yılmazlar: Yani görev yetkim dışında.

Arif Gürkan Alpay: Evet, aslında bizim de elimizde sadece buradaki 1 yıl meselesi var. Saha hat kontrolü yok dediniz o süreçte bizim dönemde de yani sizden sonra da saha boyu... Öyle bir görevlendirme yok çünkü. Tamam, çok teşekkür ederim, geçmiş olsun.

KAAN SÜRMEGÖZ AVUKATI BERFİN AĞAÇDİKEN SORUYOR

Berfin Agaçdiken: Adem Tuncay ve Hakan Karaköse'nin etkin pişmanlık beyanlarında, müvekkil Kağan Sürmegöz'ün Kent Tasarımı Müdürlüğünün yetkili olduğu devletin gizli alanlarına Serdal Taşkın’la ile birlikte organize ettiği de gösterilmiştir. Kaan Bey'in böyle bir organizasyonuna veya biriminizin yetkili olduğu konulara müdahalesine veya bir müdahalesinin olduğuna şahit oldunuz mu?

Ebru Yılmazlar: Ben göreve geldiğimde Kağan Sürmegöz Reklam Denetim Şube Müdürüydü. Ben görevden ayrıldığımda da aynı şekildeydi. Ve zaten daha önce de bahsettiğim komisyonumuzda Reklam Denetim Şube Müdürlüğünden bir personel bulunmaktadır. Biz dosyaları imzaya gönderiyoruz. Yani Kağan Sürmegöz ile bir bağlantısı yok bu durumun. Benim teklif ettiğim bir dosya yok ama o ilgili personelin imzası bulunuyor komisyonda. Serdal Taşkın ile de olan yani iş birliğiyle alakalı bir bilgim yoktur.

EBRU YILMAZLAR AVUKATI MUSTAFA ATAKAN ÖZTÜRK SAVUNMASI

Öncelikle bu salon içeriğine ve duruşma düzenine ilişkin meslektaşlarımızın daha öncesinde yapmış olduğu itiraz ve beyanlara iştirak ettiğimizi, şart olarak da tahliye de oluşturmak isteriz. Müvekkil esasında buraya savunma yapmak için iştirak etmişti, gelmişti. Ancak var olan iddianame sebebiyle savunma yerine savcılık makamı yerine geçecek şekilde esasında eylem 117 ile ilgili durumların çalışma şekil ve şartlarını anlattı. Buna sebebiyet olunmasının tamamıyla iddianame içeriğinde eylemlere 117'nin herhangi bir şekilde müvekkil ve diğer sanıklara herhangi bir isnatta bulunulmadığını, eylemlerin somutlaştırılmasının bulunulmadığını ve hatta hususileştirmenin bulunulmadığından kaynaklı olduğunu görmekteyiz. Zira müvekkil detaylı bir şekilde kendi savunması içerisinde tanzim ve tebliğ raporlarının kendi içinde nasıl çeliştiğiyle alakalı beyanlarda bulundu. Ben birazcık daha bunu arttırarak zikredeceğim. Mesela sadece bu iddianamenin eylem 117 kapsamında neden iade edilmesi gerekiyordu da var olduğu iddia edilen ve hatta belki de savcılık makamınca burada bir var edilmeye çalışılan İmamoğlu suç örgütüyle alakalı bir durum yaratılmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Ayrıca müvekkil bu durumun gerçek olmadığını, bu durumun gerçekleşmeye herhangi bir şekilde şart ve koşulların oluşmadığını beyan etti. Bunu beyan etmesinin başlangıcı müvekkilin gözaltına alınması ve devamında mali suçlarda verdiği kolluk ifadesi içeriğinde değil. Müvekkil bunu zaten tebliğ raporunu hazırlayan müfettişler Mehmet Demirhan'a vermiş olduğu yazılı beyanlar içerisinde de aynı şekilde anlattı. Bu anlatım tarihi ise 3 Mayıs 2024. Müvekkilin görev yaptığı tarih aralığına bakıyoruz, 19-21 arası. Sadece sürekli araştıracak şekilde belirli aralıklarla denetime uğrayan bu kurumların mülkiye müfettişi tarafından 2024 tarihinde tekrar bu hususta denetlenmesi ve özellikle de yazılı ifade alınması için tebliğ bulunulması tırnak içerisinde savunma kapsamında söylüyorum, nasıl kötü niyetli davranıldığının göstergesidir. Bu müfettiş tarafından hazırlanan rapor içeriği birbiriyle kendi içinde çelişmekte ve aynı zamanda müvekkilin canıgönülden anlatmış olduğu ecrimisil konusu, kamu zararı konusu, kendisinin çıkış yolu olduğu ve de eylemler 117 ile alakalı sanıkların vermiş olduğu savunmalar içerisinde gördüğümüz üzere olabilirlik bir konu değildir. Ve şu yönden bakmak gerekiyor, sürekli araştıracak şekilde denetime uğrayan bir kurumdan bahsediyoruz.

Bu kapsamda esasında biz Ceza Muhakemesi Kanununun kendi içeriğinde iddianamenin nasıl oluşturulması gerektiği ve bu iddianamede bulunması gereken hususlarla birlikte eğer bu hususlar bulunmuyorsa iddianame iade edilmesi gerektiğine ilişkin maddelerin burada uygulanması gerektiğini görüyoruz. Bakın ben müvekkilimin yapmış olduğu savunma içeriğine ilişkin veyahut da müvekkilin o dönem aralıklarında çalıştığı yönetmeliğe herhangi bir mübarek aykırılığının olmaması için bir savunma yapmayacağım. Zira bizce karşımızda eylem 117 kapsamında gayet ciddi hazırlanmış bir iddianame mevcut. Belki de işten kaçınmak istendi. Bunu da şöyle açıklamak istiyorum; eylem 117 sonuç kısmına bakıyoruz sayfa 874. Sanıklar sayılmış, sayılmış, sayılmış ve fakat fikir ve eylem birliği içerisinde zincirleme... Hangi fikir, hangi eylem, nasıl bir birliktelik var? Bunların hiçbirine değinilmemiş, hususileştirme yapılmamış, eylemlerin somutlaştırılması yapılmamış. Şüpheliler, o dönemin şüphelileri- arasındaki bağlantının nasıl ortaya çıkarıldığına ilişkin iki kelam bile edilmemiş. Sonuç bölümü biraz daha derleyici toplayıcıdır dedik. Peki. Biraz daha üst tarafa geçtik.

Nitelikli dolandırıcılık suçu açısından yapılan değerlendirme müvekkilin de şu an yargılandığı suç kapsamında içeriğe baktığımız itibarıyla müvekkilin veya diğer sanıkların eylemlerinin nasıl tespit edildiği, birlikte eylem birliğinin, fikir birliğinin nasıl husus olduğuna ilişkin herhangi bir tespit göremiyoruz. Ancak ne görüyoruz? Var olan, hazırlanan bir rapor içeriğinde ki rapora ilişkin beyanlarımı aynen söylemekteyim. Var olan rapor içeriğine ilişkin bu raporda kamu zararına sebep olundu, böylece atılı suçun unsurları oluştu. Atılı suç nedir? Türk Ceza Kanunu 158. Atılı suçun unsurları nasıl oluşacak? E buna ilişkin herhangi bir beyan yok, herhangi bir belirtilen husus yok. Yani 158 ile alakalı suçun unsurlarına ilişkin bir savunma dahi yapmayacağım. Burada esasında gördüğümüz konu Ceza Muhakemesi Kanunu madde 174 kapsamında iddianamenin iadesi gerekirken, 174'e 4'ün olmamasıyla madde 170'e 4 yani iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır, yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleri ile ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez. İddianamede bunu görmüyoruz. Eylemlerde görmüyoruz, somutlaştırmada görmüyoruz. Mevcut delillerin ne olduğuna ilişkin bir kısım var ancak müvekkil veyahut diğer çoğul sanıkta eylem 117 kapsamında bağlantılı olan bir husus yok bu konuyla alakalı.

Bundan kaynaklı biz Ceza Muhakemesi Kanunu 170'e 4 içeriği itibarıyla ilgili iddianamenin hukuki vasfta kanaatinde değiliz. İade edilmesi gerekiyordu 174 kapsamında, edilmedi. Ve müvekkil gelip de burada bir savunma yapmaktansa ilgili dönem boyunca nasıl çalıştıklarını anlattı. Savcılık makamı yerine geçerek esasında bir gerçeğin nasıl olması gerektiğini veya olduğunu gözler önüne serdi. Bundan kaynaklı müvekkil hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu 223/2-a kapsamı içinde olmak üzere beraat kararı verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz ve talep etmekteyiz. Aynı zamanda baştan var olmaması gereken, ki müvekkil kendisi anlattı yurt dışına çıkış adli kontrol kararıyla alakalı yaşadığı sorunları, zaten var olmaması gereken bir karar halen daha üzerinde bulunmaktadır. Bu kararın da kaldırılmasını, adli kontrol kararının kaldırılmasını talep ederiz.

BAYRAM TAŞKIN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkanım, sayın üye, sayın savcım; savunmama öncelikle kendimle ilgili çok kısa bir bilgi vererek başlamak istiyorum. Hızlı bir şekilde de savunmamı bitireceğim. 1972 Gümüşhane doğumluyum. Kağıthane ilçesi, Çeliktepe Mahallesi'nde ikamet ediyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım. İlköğretim ve ortaöğretimi Kağıthane Çeliktepe'de, liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde, üniversiteyi Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Planlama Bölümü'nde tamamladım. Çalışma hayatıma 1996 yılında Kağıthane Belediyesi'nde başladım. Bir yıl sözleşmeli teknik eleman olarak çalıştım. Daha sonra 1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Planlama Müdürlüğü'ne memur teknik eleman olarak göreve başladım. 2000 yılında Planlama Müdür Yardımcısı oldum. 2011 yılına kadar bu görevde devam ettim. 2011-2016 yılları arasında KUDEB Koruma Uygulama ve Denetim Şube Müdürlüğü müdür yardımcılığı görevini yürüttüm. 2016 yılında merhum Kadir Topbaş Başkanın görevlendirilmesiyle Kültür Varlıkları Projeler Müdürü olarak atandım. 4 yıl bu görevi yürüttüm. 2020 yılında Kültürel Miras Koruma Müdürü olarak görev aldım. Pandemi dönemine denk gelen bu süreçte bir buçuk yıl bu görevi yürüttüm. 2021 yılı Mayıs ayında Kentsel Tasarım Şube Müdürü olarak atandım ve halen bu görevi yürütmekteyim.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev yaptığım 29 yılın 26 senesi yöneticilikle geçti. Görev yaptığım sürede 5 ayrı belediye başkanı ile çalıştım. Bu belediye başkanları ile farklı birimlerde yöneticilik görevinde bulundum. Görev süreçlerim boyunca şahsımla ilgili herhangi bir olumsuz iş ve işlem olmamış, performans notları doğrultusunda memuriyet kademe yükselmesi hakkı verilmiştir. Gözaltı sürecinde Emniyette ve Savcılıkta konusuyla ilgili soru sorulmuştu tarafıma. Bir tanesi Sedat Kapıdağ'nun sahibi olduğu Üniversite Medya ile ilgili 2019 yılında gerçekleşen hususlardı. Bu tarihte Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde görevde olmadığımı, başka bir birimde olduğumu, görev yaptığım hususunda Emniyete ve Savcılığa aynı şekilde bilgi verdim. Diğer sorulan hususlar ise hukuksuz olarak yapıldığı iddia edilen ecrimisil, protokol, sözleşmeler ve buna benzer işlemlerle alakalı hususlardı. Bu iddia edilen konuların da Müdürlüğümüzün görev ve tanımlarında yer almadığı, bu konulara ilişkin müdürlüğümüzde herhangi bir iş ve işlem yapılmadığı yönünde Emniyete ve Savcılığa aynı şekilde bilgi verdim. Sayın Sulh Ceza Hakimliğince adli kontrol şartı ile serbest bırakıldım. Daha sonra hazırlanan iddianamede çok önemli hataların bulunduğunu gördüm.

Bu hususlarla ilgili bilgi vermek istiyorum Sayın Başkanım. İddianamenin 78 ve 79, 83. sayfalarında yer alan 'Ana İhaleler' başlığının alt kısmında benim ismim yer almaktadır. Bu başlık altında yer alan isimler için ihalelerin Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. uhtesinde bırakılmasına yönelik eylemlerden bahsedilmektedir. Müdürlüğümüzün reklam alanlarının ihalesi ile ilgili görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Müdürlüğümüzde hiçbir dönemde reklam ihalesi ve buna benzer iş ve işlem yapılmamıştır çünkü yetkisi yoktur. Benim en son çalıştığım birim Büyükşehir Belediyesi'nde yer alan 123... Daha önce de belirttiğim üzere özel mülkiyetteki alanlar ile ilgili izin işlemlerini yürütmektedir. 'Ana İhaleler' başlığ altında geçen ifadelerin birçoğunda şirketlerin yaptığı iş ve işlemlere yönelik iddialar yer almaktadır. İddianame hazırlanırken kopyala-yapıştır sistemli hatadan kaynaklandığını düşündüğüm ve bu ve benzeri sebebiyle 'Ana İhaleler' başlığı altına ismimin ismen yazılmış olabileceği hususunu Sayın Mahkeme Heyeti'nin bilgisine arz ediyorum.

İddianamenin 3303. sayfasında benim görev tanımımla ilgili bilgi verilirken iştirak şirketleri uhtesinde kalan açık hava mecraları, etkinlik ve organizasyon konularındaki bir kısım ihalelerde görev aldığımdan bahsedilmiştir. Ben 1997'den beri Büyükşehir Belediyesi'nde görev yapmaktayım. Görevde olduğum hiçbir dönem bahsi geçen iştirak şirketleri uhtesinde kalan açık hava mecraları, etkinlik ve organizasyon konularında hiçbir ihalede görev almadım. Bu açık ve nettir. Biraz önce de belirttiğim gibi Müdürlüğümüzün bahsi geçen iştirak şirketleriyle ilgili hiçbir ihale süreci söz konusu olmamıştır. İstanbul geneli açık hava mecraları, etkinlik ve organizasyon konularında Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü'nün herhangi bir işlem yapma yetkisi bulunmamaktadır. İddianamede örgüt üyeliği bakımından Fatih Keleş ile birlikte hareket ettiği ifade edilmiştir. Benim Fatih Keleş ile herhangi bir tanışıklığım bulunmadığı gibi kendisiyle bir kez dahi görüşmem ve telefon görüşmem dahi olmadı. Yine bir Büyükşehir Belediyesi uhtesinde açılan ihale konularında Murat Ongun ile birlikte hareket ettiği ifadesi bulunmaktadır. Biraz önce de bahsettiğim gibi bahsi geçen iştirak şirketlerinin ihaleleri ile bulunduğum birimin ne direkt ne de dolaylı herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Murat Ongun'la da belediyede gördüm, görevim boyunca bir kez dahi bir araya gelmedim. Sadece bir kez babasının vefatı dolayısıyla taziye amaçlı aramıştım.

Verilen bilgilerde tapu kaydı olmadığı bilgisi doğrudur. Ancak araç kaydı olduğu, iki tane araç olduğu... Çümen'in aracı benim aracım olmuştur. Telefon irtibat bilgisi ile ilgili olarak bahsi geçen isimlerin birçoğu belediyede çalışan yöneticiler olup görev alanıma giren konularda bilgi almak durumunda olunmuştur. Bu görüşmeler de 1 veya 2'yi geçmemiştir. Bunlar içinde yer alan Arif Gürkan Alpay müdürlüğümün bağlı olduğu Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı'nın bağlı olduğu Genel Sekreter Yardımcısı olup üst makamımız olmasından dolayı müdürlüğümüzde yürütülen projeler konusunda telefonla birkaç kez görüşmemiz olmuştur. Kopyala-yapıştır kaynaklı diğer bir örnek de burada başkanım; telefonda görüştüğüm kişiler arasında benim kendi adım da yer almaktadır. İddianamenin 2870. sayfasında Tevdi Raporu Tespitleri başlığı altında yer alan bazı hususları bilgi vermek istiyorum. Daha önce de belirttiğim gibi Sedat Kapıdağ'ın sahibi olduğu Üniversite Medya'nın 2019 yılında gerçekleşen hususlar hakkında bilgim yoktur. O tarihte ben bu müdürlükte görevde değildim. Bu durumu zaten daha önce de ifade ettiğim üzere Savcılık ve kolluk ifadelerimde de belirtilmiş durumdadır. Kentsel Tasarım Müdürlüğü özel alanlardaki reklam ve tanıtım taleplerini değerlendirir.

Kamusal alanlardaki billboard, raket ve buna benzer reklam uygulamalarına ilişkin iş ve işlemler ve bu alanlardaki ihale işlemleri, ecrimisil işlemleri konularında müdürlüğümüzün herhangi bir yetkisi ve ilgisi bulunmamaktadır. Yönetmelikte izin süresi verildiği takvim yılı ve takip eden 2 yıl süresince geçerlidir ifadesinin geçerli olduğu, izinlerin takvim yılı süresiyle sınırlandırıldığı ifade edilmektedir. Kentsel Tasarım Müdürlüğü ve diğer birimlerde yürütülen proje çalışmalarının olumsuz etkilenmemesi adına izin süreleri yıllık olarak verilmektedir. İzin süre uygulamaları 2005 yılından beri yaklaşık 20 yıldır izinlerin çok büyük kısmı zaten başvurunun yapıldığı yıl için olmuştur. Zaten yönetmelikte de en az 2 veya 3 yıl verilir şeklinde hüküm bulunmamaktadır. Bu en azami bir süredir. Sayfa olmazsa aslında hızlıca bu Kentsel Tasarım Müdürlüğündeki reklam izin süreçlerini hızlıca anlatıyor olayım başkanım. İzin başvurusu sonrası başvuru için istenen evraklar tamamlanması halinde İstanbul Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği kapsamında Kentsel Tasarım Koordinasyon ve Değerlendirme Komisyonunca değerlendirilir ve komisyon kararı alınır. Söz konusu komisyon farklı birimlerden üyelerin oluşturduğu bir komisyondur. Söz konusu komisyon kararı genel sekreter yardımcısı veya makam onayına sunulur. Genel sekreter yardımcısı makamının onayı sonrası olumlu ya da olumsuz sonuçlanan başvuru cevabı İlgili Zabıta Müdürlüğüne, Gelirler Müdürlüğüne dağıtımı yapılarak ayrıca üst yazı ile de başvuru sahibine iletilir. Uygun bulunan reklam ve tanıtım uygulamaları için Gelirler Müdürlüğünce mevzuat çerçevesinde belirlenen reklam vergisi alınır.

Yıllık yaklaşık 1000 adet izin süreci yürütülen başvuru yapılmaktadır başkanım. Tüm başvurular sene başında olmamaktadır, yıl içerisinde farklı tarihlerde de olmaktadır. Biz de bu başvuruları değerlendirmelerimizi müracaat tarihine göre yapmaktayız. İzin süreçlerinin hızlandırılması için eksik bilgi ve belge olması durumunda dahi vatandaş aranarak bu eksiklerin tamamlanması istenmektedir. Kat Mülkiyeti Kanunu gereği bir bina cephesine reklam uygulaması için maliklerin tamamının muvafakati gerekmektedir. Özellikle muvafakat eksiklikleri süreçlerin uzamasına sebep olmaktadır. Biz işlemlerimizi tamamen yasal çerçeve içerisinde yapmaktayız. Görev aldığımız süre boyunca izin süreçlerinde vatandaşa her zaman yardımcı olduk. Kapımız her zaman vatandaşa açıktır ve gelen herkes teşekkür ederek gitti. Yönetmeliğe göre izin verilecek bir yere izin vermemek, izin verilemeyecek bir yere izin vermek gibi durum asla söz konusu olamaz.

4 bin sayfadaki iddianamenin, iddianamenin hiçbir satırında şahsıma yönelik şahsi suçlamaya yönelik herhangi bir beyan dahi olmadığı görülmektedir. Son olarak ilgili iddianamedeki 2874. sayfasından geçen eylem 17 başlığı altında istinat edilen nitelikli dolandırıcılık suçu açısından yapılan değerlendirme başlığı altında bahsi geçen reklam yerlerinin ecrimisil yolu ile tahsis işleminin müdürlüğümüzün görev alanı ile herhangi bir ilgisi yoktur. Önceki tüm açıklamalarımda da belirttiğim üzere Kentsel Tasarım Müdürlüğü özel mülkiyetteki alanlara yönelik yönetmelik kapsamında izin düzenleme işlemlerini yürütmektedir. Şirketler tarafından yapıldığı iddia edilen protokoller, ecrimisiller ve diğer işlemler ile alakalı müdürlüğümüzün hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Kentsel Tasarım Müdürlüğünden çıkan herhangi bir reklam ihalesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla herhangi bir yetki, sorumluluk bulunmayıp iş ve işlem yapılmayan konularda kamu zararı da gibi bir durum asla söz konusu olamaz. Tüm bu açıklamış olduğum hususları sayın mahkeme heyetinin bilgisine arz ediyor, hakkımda beraat kararı verilmesini talep ediyorum.

ARİF GÜRKAN ALPAY SORUYOR

Arif Gürkan Alpay: Bayram Bey geçmiş olsun. 4 gün birlikte bir gözaltı süreci yaşandı. Şimdi bu 117 numaralı eylem hem biz de anlattık defalarca ama tabii ki konuşulduğu zaman bunun anlatımını biraz daha vurgulamak istiyorum ben kendi adıma. Ben sizin müdür olduğunuz Şube Müdürlüğü bana bağlı olduğu için 117 numaralı eyleme geldim. Çünkü burada ne sizin isminiz ne benim ismim ne şahsınız ne de görev tanımınıza ne de makamınıza yönelik bir suç isnadı yok. Siz de sizin ifadenizi şimdi dinleyince paralel aynı yönde ifadeler. Siz bütün bu alan içerisinde Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü harici bu eylemde tahmin ettiğiniz, yani diğer birimlerde tahmin ettiğiniz herhangi bir birim bana bağlı değil, değil mi?

Bayram Taşkın: Yok

Arif Gürkan Alpay: Yani sadece Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü bana bağlı, evet. Dolayısıyla siz de benim aslında aynı şekilde ifadelerimizin olduğunu teyit ediyorsunuz. Dolayısıyla bana bağlı birimler siz olmadığınıza göre başka bir birim bu reklam alanındaki ihalelere bakıyor mu?

Bayram Taşkın: Yok

Arif Gürkan Alpay: Siz de bahsettiniz. İştirak şirketlerinde kalan reklam ihalelerine de bakmıyor. Ecrimisil kesmekte bizim size bağlı müdürlüğün, bana bağlı sizin müdürlüğünüzün bir şeyi var mı?

Bayram Taşkın: Yoktur.

Arif Gürkan Alpay: O dönemde siz 2017-2019, evet. Sizden sonra da ben herhalde 2022'nin ortasında geldik. Dolayısıyla benim de müdürlüğümde yani buradaki iddialarla ilgili bir şey... İzin süreci meselesi var. İddianamede çok ilginç bir şekilde geçiyor 2 yıl, 3 yıl. Bu bir dediğiniz 2025 yılı aşkın süreden beri böyle devam ediyor. Benim geldiğim zaman ya biz 1 yıl vereceğiz, bu bu böyle olacak diye bir talimatım oldu mu?

Bayram Taşkın: Yok başkanım.

Arif Gürkan Alpay: Demek ki yani devam eden bir süreçte geliyor. Dolayısıyla bizim bulunduğumuz müdürlük tamamen özel alanlara, kamu mülkiyetindeki alanlara ecrimisil ki ben kendi ifademde de söyledim. Ecrimisil kesmek de suç değil zaten. Biz hani ecrimisilde var mıyız, yok muyuz? Hayır, aslında çok güzel savundunuz.

Bayram Taşkın: Görev açısından

Arif Gürkan Alpay: Evet, görev açısından söylüyorum. Biz de ecrimisil kesmiyoruz. Çok teşekkür ederim, geçmiş olsun. Başarılar diliyorum.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Bayram Bey geçmiş olsun. Beni tanıyor musun?

Bayram Taşkın: Yok ilk defa karşılaştık.

Fatih Keleş: Ben Fatih Keleş.

Bayram Taşkın: Ben ismen biliyorum da hiç birebir yani...

Fatih Keleş: Ben de sizi burada görmüş oldum. Benim sizden hukuk dışı bir ricam, bir talebim oldu mu hiç bu zamana kadar, hiç konuştuk mu?

Bayram Taşkın: İlk defa görüyorum, ilk defa...

Fatih Keleş: Telefon vasıtasıyla belki?

Bayram Taşkın: Dolaylı veya hiçbir şekilde olmadı.

Fatih Keleş: Ben teşekkür ediyorum.

KAĞAN SÜRMEGÖZ SORUYOR

Kağan Sürmegöz: Bayram Bey geçmiş olsun. Bir takım etkin pişman beyanları var. Kentsel Tasarım Müdürlüğüne  gelen izin başvurularının bizim bağlı olduğumuz birime gönderildiği ve burada değerlendirildikten sonra sizin biriminize gönderildiği yönünde beyanda bulunmuşlar. Böyle bir durum söz konusu mu?

Bayram Taşkın: Yani ben 2021 Mayıs'tan beri o görevdeyim, hiçbir zaman öyle bir şey yani mesela teknik olarak böyle bir şey imkansız, istesen de yapamazsın. Yönetmelik şartları belli çünkü.

Kağan Sürmegöz: Yani böyle bir hukuksuzluk asla olmamıştır.

Bayram Taşkın: Yok olmamıştır.

Kağan Sürmegöz: Sadece sizin komisyonunuzda görevli reklam yönetim müdürlüğüne bağlı bir personel vardı, o sadece görüşlerini bildiriyordu. Doğru mu?

Bayram Taşkın: Görüş bildiriyordu.

BAYRAM TAŞKIN AVUKATI SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet; öncelikle hem ben hem müvekkil savunmalarımızı kısa tuttuyoruz. Zira burada tutuklular sizin duruşma sonunda vereceğiniz hakkaniyetli kararı beklemektedirler. Müvekkilin beyanlarına aynen iştirak ediyoruz. Kendisinin de izah ettiği üzere müvekkil yaklaşık 29 senedir belediyede farklı kademelerde çalışmış ve halihazırda da çalışmaktadır. Ve bugüne kadar hakkında açılmış bir soruşturma dahi bulunmamaktadır. Müvekkile isnat edilen suçlar; Eylem 117 kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşları zararına olarak nitelikli dolandırıcılık ve örgüt üyeliğidir. Eylem 117 kapsamında müvekkil gerekli izahatta bulundu. Buna ek olarak bir iki kelam da ben etmek istiyorum.

Öncelikle Kentsel Tasarım Müdürlüğünün görev ve tanımını anlamak gerekmektedir. İBB bünyesindeki Kentsel Tasarım Müdürlüğü kentin, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda bulunan cadde, meydan, yeşil alan gibi yerlerde yenilen kentin fiziksel görünümünü, kamusal alanlarını ve yapılaşma kalitesini planlayan, tasarlayan ve bunların uygulamasını koordine eden bir birimdir. Yani kısacası Kentsel Tasarım Müdürlüğü yapılacak olan iş ve işlemlerin projelerini denetler ve projeler usulüne uygunsa uygulama birimine projeyi gönderir. Bu düşündüğümüzde müdürlüğün özel mülkiyetlere ait reklamlar dahil, zaten müvekkil de belirtti, hiçbir reklamcılık işlemiyle ilgili bir sorumluluğu veya izin yetkisi de bulunmamaktadır. Keza aleyhe hususları kabul etmemek kaydıyla, iddianamenin 2826 ve 2839. sayfalarındaki tanık beyanlarından; tanık İsmail'in 11.02.2025 tarihindeki ifadesinde, tanık Ekrem Reşat Tüzün'ün 07.02.2025 tarihindeki ifadesinde ve diğer ifadelerde de müvekkilin makamı olan Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından izin için ücret talep edildiği açıkça belirtilmiştir.

Buna ek olarak yine iddianamenin 3304. sayfasında, "Şüpheli Bayram Taşkın'ın İBB Kentsel Tasarım Müdürü olarak görev yaptığı, iş iştirak şirketlerinin yetkisinde kalan açık alan reklam mecraları edimi ve organizasyon konularındaki bir kısım hukuksuz ihalelerde görev aldığının tespit edildiği anlaşılmıştır." denilmektedir. Hatalı bir tespittir. Neden? Müvekkilin ihale süreçlerinde imzası ve karar verme yetkisi yoktur. Kentsel durumunu izah etti. İhalelerin şartname hazırlanması, muhammen bedelin tespit edilmesi veya ihale yapma yetkisi de bulunmamaktadır. Bu hususlarda müvekkil müdürlük makamının ve dolayısıyla müvekkilimi suçlayacak herhangi bir somut delil olmadığı da açıkça görülmektedir.

Son sonuç olarak müvekkile Eylem 117 kapsamında suç isnat edilmesi mümkün değildir. Örgüt üyeliği iddiası hakkında ise; şöyle, örgüt üyeliğinin tanımını bir okumak istiyorum: Örgüt üyeliği suçu Yargıtay içtihatlarıyla unsurları tanımlanmış soyut bir tehlike suçudur. Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve usulsüzlükle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmaya olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, örgüte bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, fail ile emir ve talimat almayı açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüt adına ve örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ve talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemek, ayırt edici kılmak; örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın, tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Böyle bir durum hiçbir delille de ortaya konmamıştır, böyle bir şey söz konusu da değildir.

Bir an için kabul anlamına gelmemek kaydıyla, burada müvekkilin örgüt üyesi ise ve Fatih Keleş'e bağlı ise müvekkil ne yapmış olmalı? Fatih Keleş'ten doğrudan talimat alıp bu talimatı hayata geçirmeli, bununla beraber bu faaliyetten bir kazanç elde etmeli ve bunu sürekli, istikrarlı bir şekilde yapmalı. Örgüt üyeliğini okuduk. İsnat edilen bu suçun kabul görebilmesi için bunun aynen bu şekilde yapılması gerekmektedir. Peki iddianameye bakalım, ne varmış iddianamede? Örgüt üyeliği ile ilgili tek bir somut delil yok. Hani zaten olsa da tek başına yeterli olamaz da... Ne HTS kaydı, ne baz kaydı, ne de tek bir etkin pişmanlık ifadesi yok bizim aleyhimize. Dediğim gibi bunlar olsa da başlı başına somut ve açık delil olarak kullanılamaz fakat iddianame bunlar üzerine kurulduğu için bizim burada da bir mevcudiyetimizin olmadığını kayıtlara geçmek istiyoruz. Biz güya Fatih Keleş'in altında yer almaktayız. Şimdi bu nasıl örgüt ki müvekkilim örgüt lideriyle hiç telefonda görüşmemiş? Hiç, hiç kendisini görmemiş. Örgütte yer aldığı iddia edilen diğer sözde örgüt lideri Murat Ongun ile ise sadece bir kere telefonda konuşmuş, o da İstanbul Büyükşehir Belediyesinin mesajı doğrultusunda Murat Ongun'un babasının vefatı sonrasında kendisine taziye mesajı iletmesi.

Yani bu örgüt müvekkilime nasıl ulaşmıştır, müvekkile nasıl talimat vermiştir? Bunu açıkçası anlayamadım. Bu nedenle müvekkil hakkında suçlamaları kabul etmiyoruz, beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.  Ayrıca... Avukat Mehmet Pehlivan yalnızca mesleğini icra ettiği, savunma görevini yerine getirdiği için tutuklanmıştır. Bu durum bir kişinin değil, doğrudan savunma makamının cezalandırılmasıdır. Oysa avukatlık; susması istenenlerin sesi, yok sayılanların nefesidir. Bu sesi kısmaya çalışmak adaletin kendisini susturmaktır. Hukuk, geciktirilip teslim edilemeyecek kadar hayati, özgürlük göz ardı edilemeyecek kadar değerlidir. Savunmanın olmadığı yerde adil yargılanma olamaz, adalet olamaz. Unutulmamalıdır ki hukuk bir gün herkese lazım olacaktır. Bugün bir avukata yönelen bu haksızlık, yarın herkes için bir güvencesizliğe dönüşebilecektir. Bu açık hukuksuzluğa son verilmesini, savunma hakkının, adaletin yeniden tesis edilmesi için elzemdir. Bu sebeple meslektaşımızın da tahliyesini talep ederiz. Teşekkürler.

MEHMET NAİL GÜLER SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, Sayın Savcı; iddianamede Eylem 112 olarak yer alan ve tarafıma isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçlaması sebebiyle huzurunuzdayım. Eylemimin hukuki açıdan vasıflandırılması bölümünde bilirkişi raporuna dayanılarak ihale yetkilisi olarak cezalandırılmam istenmektedir. İddianamede yer alan 112 nolu eylemle ilgili değerlendirmede 22 sayfaya yakın bölüm ne benim görev alanıma ne bu 112 sayılı eyleme konu ihale ile hiçbir alakası olmayan bir değerlendirme bulunmaktadır ve tamamen reklam bölümüyle ilgilidir. Bunu özellikle belirtmek istiyorum Sayın Başkanım. İddianameye konu olan ihale İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tasarrufu altında bulunan Kamu Malı Sahada, Eyüpsultan ilçesindeki Cezri Kasım Mahallesi 143 Ada 8 Parsel'in güney kısmında yer alan Feshane binası, diğer ismi ile Feshane-i Amire olarak Osmanlı döneminden gelen yerde 170 metrekare alanlı camekanlı bölümün kitap kafe olarak ihaleye verilmesi işidir.

Sayın Başkanım, İstanbul Belediyesi'ne 1 Aralık 1983 tarihinde mühendis kadrosunda göreve başladım. 40 yıl 5 ay çalıştıktan sonra 3.5.2024 tarihinde yaş haddinden emekli oldum. Değişik müdürlüklerde kontrol mühendisi olarak görev yaptım. Burada iddiaya konu ihale ile ilgili Emlak Müdürlüğü görevine 19.9.2022 tarihinde başladım ve emekli olduğum 3.5.2024 tarihi arasında yaklaşık 660 kiralama ve satış ihalesini encümene havale ettim. Dosya da bu 660 dosyadan bir tanesidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emlak Müdürlüğü'nde taşınmazların kiralama ihalesine ilişkin ihale işlerinde kurumsal sistem ve belirlenmiş iş akışı içerisinde yürütülmektedir. Eylem 112 kapsamındaki ihale süreci de iş akışında yasa ve yönetmeliklere uygun kurumsal işleyiş çerçevesinde hazırlanmış, her işlem adımı Emlak Bilgi Sistemi'ne girilerek sonuçlandırılmıştır. Bu süreç içerisinde bu ihale sürecindeki adımlara herhangi bir önceden bilgilenme ya da müdahale etme şansı bulunmamaktadır.

İhalede yeterlilik ve katılım koşulları açısından bilirkişi raporunda rekabeti engelleyici olması vurgulanmaktadır. İhale şartnamesinde öngörülen yeterlilik şartlarının belirlenmesinde temel neden ihale konusu taşınmazın niteliği ve burada yürütülecek faaliyetin özellikleridir. İhale konusu olan tarihi ve kültürel öneme sahip Feshane yapısı, kamusal alan tarihi ve kültürel öneme sahip Feshane yapısı içerisinde yer aldığından Feshane ve Feshane-i Amire Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze ulaşan tarihi miras niteliğinde olduğu için de şartnamede özel şartların yer alması gayet doğaldır. İddianameye konu ihale belediyenin siteleri, internet haber siteleri, yerel gazete ilanları ve benzeri yollarla ilan edilmiştir, açık ihaledir. İhaleye kaç firmanın katılacağı veya kaç kişinin teklif vereceği ihale sürecini hazırlayan kişiler tarafından önceden belirlenebilecek bir husus değildir. İddianamede yer alan ve belli belgelerin talep edilmesini küçük ve orta ölçekli firmaların ihaleye katılımını engelleyebileceği yönündeki değerlendirmeyse hangi firmaların hangi şartlar nedeniyle ihaleye katılmadığı somut olarak iddianamede yer almamaktadır. İhale şartnamesinde iş ortaklığına imkan tanınmış olması da burada iddia edildiği gibi rekabetin arttırılması yönünde düzenlemedir, engelleyici bir düzenleme değildir.

Yalnızca ihaleye katılım sayısı veya geçerli teklif sayısından hareketle tarafıma ihaleye fesat karıştırma fiilinin isnat edilmesini kabul etmiyorum. Sayın Başkan, sayın hakimler. Eylemin 112 kapsamındaki ihale sürecinin başlangıcından sonuçlandırılmasına kadar işlemler kurumsal sistemler üzerinden gerçekleştirilmiş; tespit, değerlendirme, ihale onayı, şartname, encümen, ilan, yeterlilik, teklif, ihale kararları ve sözleşme aşamaları belirlenmiş prosedürler çerçevesinde yürütülmüştür. Mevzuatlara aykırılık hiçbir zaman söz konusu değildir. İhale sonucunun belli bir kişi veya şirket lehine yönlendirmek, rekabeti engellemek, belirli bir isteklinin ihaleyi kazanmasını sağlamak veya ihale sürecine hileli biçimde müdahale etmek amacıyla gerçekleştirdiğim herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Bu yönde de herhangi bir işlemin gerçekleşmesi için tarafıma bir talimat söz konusu olmamıştır.

İhale konusu taşınmazın niteliği dikkate alınarak yeterlilik şartlarının belirlenmesinde amaç belirli bir firmaya avantajlı hale getirmek değil, işi gerçekleştirebilecek teknik, mali ve mesleki yeterliliğe sahip isteklilerin katılımını sağlamaktır. Bunun yanında ihale şartlarının belli bir firmayı kayırmak amacıyla düzenlendiği, tarafımdan ihalenin sonucunu etkilemeye yönelik herhangi bir işlem gerçekleştirildiğini veya kamu zararına neden olduğumu ortaya koyan somut bir tespit bulunmamaktadır. Emlak müdürü olarak yetki ve sorumluluğun kamu uygulamasında evrakları mevzuatların izin verdiği prosedür gereği imzalamak, bürokratik işlemlerin yürütücülüğünü yapmaktır. Bu nedenle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyor, görevimi mevzuat ve kurumun yerleşik işleyişi içerisinde yerine getirdiğimi, ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturacak herhangi bir fiil gerçekleştirmediğimi saygıyla arz ediyorum. Sonuç ve istem. Yukarıda arz ve izah ettiğim nedenlerle üzerime atılı suçlamanın unsurları oluşmadığından yüce mahkemenizden beraatime karar verilmesini saygıyla arz ederim.

MEHMET NAİL GÜLER AVUKATI ECEM KAYA SAVUNMASI

 

Eylem 112’den yönünden savunmalarımızı sunacağız. Nedir eylem 112, Feshane’de dükkan diyebileceğimiz camekan alan var. Bu alana kitapçı kurulmak isteniyor. Kitapçı işletmeci bulmak üzere kiraya çıkılıyor. Burada da bir işletme şartnamesi hazırlanıyor. Deniyor ki bunun suretinin karşılanması lazım. O yüzden bu kiracının 10 yıllık ticari faaliyeti olsun, 5 yıllık da yine kitap vesaire metin işletmeciliği yapmış olsun ve her iki yakada yani İstanbul'un tamamında da en az 5 kitapçısı olması aranmış. Bir kişi raporu da bu şartlarda rekabeti sınırlandırıyor ve ihaleye fesat karıştırılmış denmiş. Şimdi burada bilir kişi raporuna çok takıldığı için seni bilirkişiler parantez açmak istiyor. Her iki yakada denmesinin sebebiyle hani bu dükkan arka arkasında ne gerek var, Anadolu yakasında işte işletmenin başka dükkanı olmasını arıyorsun demiş bilir kişi. Buradaki mantık ne için? Yani sınırlandırılmamış, İstanbul genelinde herhangi bir yerde faaliyet göstersin, piyasayı bilsin deniyor.

Zaten idare buna dayanarak bu yeterli kriterleri belirliyor... İdare diyor ki: "Sana mali ve teknik yeterlilik aramakla yetki ve görevi var. Hani burada da kitapçı işletmek isteniyor zaten. Aslında çok basit de bir konu. İdarede yayıncılık, kitap kendi, deneyi, işletmeci örüyor. Olan işi işletmez orada diyordu. Şimdi bilirkişide savcılıkla işletme şartnamesini tartışalım. Ama şartname belirli bir firmaya yönelik olarak hazırlanmamıştı. Zaten iddianamede böyle bir iddia da yok. Aslında sorulması gereken soru şu. Şimdi savcılık bize diyor ki. Aslımız şunu bulmamız gerekiyor. Burada sürekli bir şekilde veya hani işin sözleşme süresinden önce tasfiye edilmeden sürdürebilecek kaç tane kitapçı var? Savcılık demiş ki; "sen bundan katılmasına engellemişsin."

Bir de bir girdik, baktık acaba hiç yok mu? Hakikaten kültüre özel imtiyazlık çıkmışız. D&R var. Nezih kitap, penguen, kırmızı kedi, İş Bankası, Remzi, bunların hiçbirini ilgilenmemiş. Şimdi savcılık bir parantez bekliyor. İşletme işletmecinin ticari kararlarını etkilememizi mi bekliyor? Biz bu kitapçıları çağıralım kapalı çarşıdaki kitapçıları da? Kalmadı ki kültürün ihaleye katılması şaşılacak bir husus değil. Yani bilirkişi raporunun dili de iddianamede dili de bizim çok tuhafımıza gidiyor. Zaten iştirakların kurulmuş amacı bu. Yani özel işletmelerin kar marjı amacıyla veyahut da bir yönetsel kararları ile ilgilenmeyen kamu hizmetinin belediye adına süreklilik kazanması bu şekilde sunulması için kurulmuş şirketler bunlar. Yani ilk usulü ilana çıkmış mı, çıkılmış. Kültür bunları zaten ekap üzerinden takip etmek zorundadır.

Vazifesi bu. Neden ben orada kültüre özel  ihaleye çıkmışsınız? Bu kadar zorlama beyan yapılmış. Orasını takdirinize bırakıyoruz.

Diğer yandan kamu ihalelerinde şimdi bugünkü idarede görevlileri neyi izler? İşte kamu ihale kanunu devleti ihale kanunudur? E tabii ki kamu ihale kurumu. Yani buradaki KİK kararı önemli aslında. Birçoğunun refleki KİK kararları. Biz daha baktık KİK kararları ama şartnamelerdeki bu şartlar yeterlilik şartları hakkında ne düşünüyor? Kurul diyor ki, bunları yazılı olarak da sunacağız. 2023 ve 2026 tarihli kararları var deniz. İhtiyat açma belirleme ve bu karşılaşılacak tek tek kriterleri oluşturma hususunda idarelerin takdir yetkisi var. İdareleri istekli ve etkileme verimliliğini ölçer, ölçebilir de demiyor. Övebilir ki piyasadaki bütün marka ve modellerle teklif verilebilmesini sağlamak zorunda da değildir. Hatta bir marka model teklife katılamasa dahi en seni rekabeti sağlamamışsın saymam. Üstüne yani idarenin buradan da olan husus şu. İdarenin iş tamamlanmadan sözleşmede tasfiye edilme riskini azaltmak için yer verilmiş kriterleri belirlemesi rekabet şartına aykırı değil.

Bizim söylemek istediğimiz şey şu, özetle toparlıyorum. Savcılığın suç olarak bitelendirdiği fiillerin kamu ihale kurumu cevaz veriyor. Yani bu şekilde bu fiilleri suç konusu yargılama konusu yaparak öngörülebilirliği ortadan kaldırırsınız. Savcılık bize diyor ki; "Aynı 20 yıllık şartnameye bu arada bunlar 20-25 yıl şartnameler. Eski döneme göre ceza yok ama yeni dönem bu işi yapıyorsa ben bu memurları yargılarım diyorsa belediyeleri kapatalım. Her şeyde bir tane müdür atansın, merkezden yönetsin, savcılık da rahatlasın, biz de rahatlayalım. Zaten kültür ile ilgili olan eylemlerle ilgili bir tuhaflık var. Tüm meslektaşlarım bahsediyor. İyi bir tanık var. Bütün ısıtıp ısıtıp bütün eylemlere eklemişler. Bir tane de sanırım kitapçının zikri de geçiyor. Zaten yani hani beyanlar da saçma sapan. Benimle eylemim ilgili olmadığı için girmek istemiyorum. Neden ben eylem 112’de bu beyanları var anlamış değilim. Müvekkilimin hangi hileli davranışı var? Açıktan şartları işletme şartnamesine yazmışlar. Bir senede istekli çıktı burayı işletmek için. Yani eğer savcılığın hani halkın kolayca kitaba ulaşabileceği hatta satın almadan kiralayarak kitap okumak için kiralayabileceği bir dükkan açılmasına bir garezi yoksa bu eylemin iddianamede olmaması gerekiyor bunun.

Evet. Kısa toparlayacağım. 235 açısından çok detaylı beyanda bulunacağız zaten yazılı olarak.

Ama, özetle savcılığın iddianamede fesat karıştırmalarına gösterdiği kriterlerde ya kamu ihale kurumu yönünden rekabeti kısıtlayacak da nitelikte dahili değil ki bir de suç oluşturusun.

Zaten potansiyel olarak rekabetin azalması da tek başına 235 oluşturmaz. Yani çünkü bize bu şartnamede piyasadaki muhtemel katılımcı sayısı artmıştır tespitiyle de ceza kuramazsınız dememiz olur ki eylemler 112 yönünden maddi suç unsurları oluşmamıştır. Mahkemede unsurları olmamıştır. 223-2A uyarınca da müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz.

CEM ÇELİK SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkan, değerli üyeler, sayın savcı; iddianamenin 97. bölümü kapsamında şahsıma yöneltilen örgüt kapsamında kamu kurumu zararına nitelikli dolandırıcılık suçlamasını kabul etmiyorum. Hiçbir örgüte üye olmadım. Herhangi bir örgüte finansman veya başka destek sağlamadım. İsnat edilen suçu da işlemedim. Dijital Deneyim Müzesi inşaatı giderlerini karşılayan ve bundan kaynaklı alacaklarını tahsil edemediği için hukuki yollara başvuran tarafım. Dolayısıyla öncelikle beraatimi ve hakkımda uygulanan yurt dışı çıkış yasağı dahil adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ediyorum. Avukatımla birlikte mali şube ve cumhuriyet savcılığında verdiğim savunmalarımı aynen tekrar ediyorum.  Açıklamalarımı destekleyen sözleşme, yazışma, ödeme ve her türlü delilleri mali şube ifadem sırasında ve dosyaya sunduğumuz yazılı savunma ekinde avukatım tarafından sunulmuştur. Uyuşmazlıkları ve şahsıma yöneltilen iddialara cevaplarımı bu belgelerle bağlantılı olarak özet nitelikte anlatmak istiyorum.

Yetkilisi ve ortağı olduğum Tuçe Yatırım Şirketi dijital müzecilik, dijital içerik ve mapping film gösterim alanlarında faaliyet göstermektedir. Şirketimiz 2020 yılında Kültür AŞ ile Şerefiye Sarnıcı için hasılat paylaşımı sözleşmesi imzalamış, 2022 yılında ise Panorama 1453 Müzesi için talep edilen mapping filmi hazırlanarak, bu müzede de hasılat paylaşımı sözleşmesi kapsamında çalışmaya başlanmıştır. Bu sözleşmelerin konusu tamamen şirketimize ait elektronik materyallerle dijital film gösterimi niteliğindedir. 2023 başında Amerika Birleşik Devletleri'nin Miami şehrinde bir mapping müzemizin açılışı için çalışırken Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Sayın Onur Aldı beni aramış; Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 Müzesi gibi bir proje olduğunu, işin aciliyeti nedeniyle İstanbul'a gelerek teklif vermemi istemişlerdir. Bunun üzerine Miami'deki iş ortaklarıma bakarak İstanbul'a geldim. Ve Beyoğlu Sütlüce'deki İletişim Koordinatörlüğü'nde yapılan ilk toplantıda Murat Ongun, Onur Aldı, Barış Kılıç ve isimlerini hatırlamadığım başka kişilerle kendi ekip arkadaşlarım bulunuyordu. Görüşmemizden önce Kültür AŞ bünyesinde aldıkları kararla aynı alanda mevcut etkinlik çadırının içinde yıkılarak dijital müzeye dönüştürülmek istendiği ve projenin yaklaşan seçime kadar yetiştirilmesi gerektiği anlatıldı. Benden önce başka firmalarla da görüşüldü, ancak bu firmaların hazır filminin bulunmadığı ve film hazırlığının da yaklaşık 6 ay sürebileceği kendilerine söylenildiğini beyan ettiler.

Ben de Miami'de açmayı planladığımız müze için hazırlattığım Nikola Tesla konulu mapping filminin hazır olduğunu, oradaki açılışın gecikeceğini ve uygun şartlar sağlanırsa yeni bir film hazırlanana kadar bu filmin burada gösterilebileceğini söyledim. Birkaç gün sonra Sayın Onur Aldı yeniden arayarak toplantı ve film gösterimini talep etti. Ben de kendisine etkinlik çadırının projesi gösterilirse filmin gösterimi ve dijital müzeye uygun 3 boyutlu yerleşim çalışmasını hazırlayabileceğimizi belirttim. Çalışmamızı tamamladıktan sonra aynı yerde yapılan toplantıya yine Murat Ongun, Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas, genel müdür yardımcıları Onur Aldı ve Erdinç Çolak, Barış Kılıç ve başka kişilerle kendi ekibim katılmıştır. Film ve dijital içeriklerin yerleşimini gösteren 3 boyutlu projemiz sunuldu, hem film hem de projemiz çok beğenildi. Toplantı sonunda ihale hazırlıklarına başlanacağı, ancak sürenin çok dar olduğu belirtilerek mevcut çadırın içini yıktırmam ve hazırladığımız projeye göre inşaata başlanmam istendi.

İlk aşamada inşaatın 1 bölümünü Tuçe'nin, 1 bölümünü Kültür AŞ'nin yapması konuşuldu. Bu konuda aramızda çok sayıda yazışma gerçekleşti. Süreç uzadıkça yapıma devam etmemize, sözleşmede hasılat payımızı %40 olarak düzenleyeceği yönünde Kültür AŞ yönetimi tarafından beyan ve taahhütlerde bulunuldu. Bu yazışmalar incelendiğinde imaja alınan cep telefonunda da mevcuttur. Bu taahhütlere güvenerek işe devam ettim. Tuje adına Teras, Ursa ve Üçel firmaları ile 13-14 Kasım 2023 tarihlerinde konusu açıkça Dijital Deneyim Müzesi İnşaatı olduğu yazılan sözleşmeler imzalandı. İnşaatı yapan bu firmaların malzeme ve işçilik bedelleri resmi faturalar karşılığında ortağı ve yetkilisi bulunduğum Tuje tarafından, yani ben ve ortağım tarafından banka havalesi ve çekle ödendi. Bu belgeler hem mali şubedeki ifademde hem de dosyaya sunduğumuz yazılı savunma dilekçesinin ekinde mevcuttur.

Kültür AŞ inşaat sürecinde sadece ve sadece film gösterimi için dijital ekipman almıştır. Bu ekipman alımları ile Tuçe şirketinin bizzat karşıladığı inşaat malzemesi ve işçilik giderleri ayrı değerlendirilmelidir. Müzenin inşaatını 22-23 Şubat 2024 tarihinde tamamlayarak film gösterim denemelerine başladık. Müze 29 Şubat 2024 tarihinde büyük bir gösterim ve şölenle açıldı. Gerek İBB Başkanı gerekse Kültür AŞ Genel Müdürü ve yardımcıları Avrupa'da 2., Türkiye'de ise 2000 metrekare alanlı ilk olan müzeye övgü dolu basın açıklamaları yaptılar. Müzenin 2,5-3 ay gibi kısa sürede bitirildiğini tüm dünyaya ilan ettiler. Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas ile bazı sanık savunmalarında Dijital Deneyim Müzesi inşaatında Tuçe'nin herhangi bir ilgisinin bulunmadığı ve işin Kültür AŞ tarafından 3 ayrı firmaya ihale usulüyle yaptırıldığı ileri sürülmüştür.

Maddi gerçeği yansıtması imkansızdır. İnşaatın Tuçe tarafından Teraks, Uğur Çakır, Yücel firmaları ile 13-14 Kasım 2023 tarihindeki sözleşmeler kapsamında yaptırıldığı, bu firmalara Tuçe tarafından resmi faturalar karşılığında ödemeler yapıldığı, mahkemeye sunduğumuz sözleşme, fatura ve banka çek kayıtlarınca sabittir. Ayrıca, yıkım ve inşaatın başladığı dönemler itibarıyla Murat Abbas ile birlikte ben ve ekibim, inşaatın hangi aşamada ve durumda olduğunu görmek üzere sıklıkla saha gezileri yapmışızdır. Bu gezmeler inşaatı yapan firmaların sahipleri ve yetkilileri dahil pek çok kişinin huzurunda gerçekleşmiş olup tanıklık yapacaklardır. Bahse konu kamera kayıtları da sabittir. Ayrıca çadır içerisinde bulunan kamera sisteminden de kayıtlara ulaşılabilirse tespit edilebilir. Sanık Murat Ongun'un Kültür A.Ş.'nin 3 ayrı firmaya ihale usulüyle iş yaptırdığı yönündeki anlatımının Dijital Deneyim Müzesi ile hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede bahsi geçen 20 Şubat 2024 tarihinde Kültür A.Ş.'nin yaptırdığı ihale ve iş olsa olsa bitişiğindeki İletişim Koordinatörlüğü Binası'nın inşaatı olup Dijital Deneyim Müzesi'nin inşaatı ile ilgisi yoktur. Bu ihaleye ve bitişik binaya ait maliyetlerin sanki Dijital Deneyim Müzesi'nin inşaatı için yapılmış gibi gösterilmesi, müzenin gerçek inşaat maliyetinin olduğundan yüksek ve abartılı gösterilmesine yol açtığı düşüncesinde olduğumu emniyet ve savcılık ifadelerimde de beyan ettim. Bu husus müze ile aynı zamanda yapılan iletişim binasının yapımının incelenmesiyle bilirkişi tarafından çok kolay ortaya konulabilir.

İddianamede Sayıştay raporuna atıfla 20 Şubat 2024 tarihinde ihale sonucunda 23 Şubat ve 17 Mayıs tarihlerinde malzemeler alınarak TUCA'ya verildiği ileri sürülmüştür. Suçlamaya konu ihale ile Tuçe'nin ilgisi bulunmadığı gibi Kültür A.Ş.'den demir veya başka bir inşaat malzemesi de teslim alınmamıştır. Bahse konu alımların bizim yaptığımız ve 23 Şubat'ta bitirdiğimiz Dijital Deneyim Müzesi ile hiçbir ilgisi yoktur. İşin başlangıcında sözlü taahhütler ve yazışmalar vardı. Müze tamamlanıp açıldıktan ve bilet satışları başladıktan sonra taahhüt edilen %40 oranını içeren sözleşmenin imzalanması için ısrar ettim. 27 Mart 2024 tarihinde Erdinç Çolak ve Onur Aldı sözleşmeyi e-posta yoluyla göndererek imzalamamı istediler. Gönderilen metinde hasılat payının %31 olduğunu ve sözleşme tarihinin 15 Ocak 2024 tarihi yazıldığını gördüm. %31 oranını kabul etmeyeceğimi söyledim. Yeni imzalanması istenen sözleşmede neden 15 Ocak 2024 tarihinin bulunduğunu sordum. Bana %31 oranının TUCA'ya ait film ve dijital içeriklerin yazılım bedellerini karşılayabilir bir değer olduğunu, daha yüksek oran verilemeyeceğini, sözleşmedeki tarih için ise Yönetim Kurulu Defteri'nde 15 Ocak tarihine ilişkin boş sayfa ayrıldığı yönünde açıklama yapıldı.

Bunun üzerine inşaatı bana yaptırıp bedelini nasıl ödeyeceklerini sordum. Murat Abbas, Erdinç Çolak ve Onur Aldı ile bu konuda defalarca konuştum. İnşaat bedelinin bir şekilde Kültür A.Ş. içerisinden ödeneceği söylendi. Buna rağmen ödeme yapılmadı. 21 Ekim 2024'te avukatım Abdullah Kayı ile Kültür A.Ş. merkezinde yaptığımız toplantıda da ödeme meselesi çözülemedi. Bunun üzerine hukuki süreci başlattık. Sayın Kağan Sürmegöz mahkemede verdiği ve duruşma kaydına geçen beyanında Dijital Deneyim Müzesi'nin çok başarılı bir proje olduğunu ve 650.000 kişi tarafından ziyaret edildiğini söylemiştir. Ancak bize inşaat maliyetleri ödenmediği gibi bu kadar ziyaretçiden elde edilen gelirden de bir kuruş pay ödenmemiştir. 12 Aralık 2024 tarihinde noter ihtarı göndererek inşaat bedelini ve hasılat payımızı talep ettik. Ödeme yapılmaması halinde sözleşmeyi feshedeceğimizi bildirdik. İhlallerin giderilmemesi üzerine de sözleşmeyi haklı sebeplerle feshettiğimizi bildirip 31 Aralık 2024 itibarıyla Dijital Deneyim Müzesi'ndeki Tuçe'ye ait filmleri geri çektik.

Kültür A.Ş. ile hukuki ihtilafımız ve hukuki başvurularımız operasyonlardan aylar önce başlamıştır. Aralık 2024'te açtığım davalar bulunmaktadır. Noter ihtarlarının, arabuluculuk evraklarının, dava açılış kayıtlarının tarihleri ile bunu açıkça gösterdiği gibi tüm bu belgeler de dosyaya sunulmuştur. Fesihten sonra Kültür A.Ş.'nin Ankara'dan bir kişi getirerek sistemi önceki bir tarihe döndürdüğünü, içeriklerin yaklaşık %70'ini geri yükleyip korsan gösterim yaptığını avukatlarım tarafından mahkemece tespit ettirip haklarında suç duyurusunda bulunulmuştur. Murat Abbas'ın ifadesinde bahsettiği para talep ettiğim görüşmelerden biri Erdinç Çolak'ın da katılımıyla 13 Mart 2025'te Müze Gazhane'de yapılmıştır. Abbas, Dijital Deneyim Müzesi sözleşmesinin feshi, yasal alacaklarımı talep ettiğim dava açıp korsan gösterimleri tespit ettiğim şikayette bulunmam nedeniyle diğer işlettiğimiz müzelerde de bizimle çalışmak istemediklerini söyleyerek üç müzeden de çıkmak için talebimi bildirmemi, bu paranın bir şekilde gayriresmi olarak ödeneceğini belirtti.

Tahsil edemediğim alacaklarım, yatırımlarım ve müzelerden ayrılmamın doğuracağı kayıplar için yasal haklarımı talep ettim. Gayriresmi ödemeyi kabul etmedim. Kültür A.Ş. yöneticilerinin tutuklanmasından sonra göreve gelen yöneticiler döneminde de ödeme yapılmadı. Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 Müzesi için yaptığımız iş birliği ve hasılat paylaşımı sözleşmelerinde Dijital Deneyim Müzesi alacaklarımı almak için açtığım dava gerekçe gösterilerek feshedildi ve elektronik eşyalarımız yedieminde kaldırıldı. Dijital Deneyim Müzesi nedeniyle Tuçe'ye ve şahsıma inşaat bedeli ya da hasılat payı olarak ödeme yapılmadığını beyan ediyorum. Bu proje için bedeli karşılanmayan harcamalarımız yaklaşık 30 milyon lira düzeyindedir. 2024 yılı başında Murat Abbas, Dijital Deneyim Müzesi ile Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 Müzesi için reklam ve etkinlikler yapılacağını, paylaşım oranları gereği bize 10 milyon lira düştüğünü bildirdi. Önceki reklam çalışmalarının Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. tarafından çok daha düşük bedellerle yapıldığını belirterek bu talebe karşı çıktım.

Murat Abbas bunun yukarıdan istendiğini söyledi. Kimi kastettiğini sorduğumda da Murat Ongun'un talimatı olduğunu belirtti. Kültür A.Ş.'nin kendi payını ödediğini de söyledi. Bunlar Murat Abbas'ın bana aktardığı açıklamalardır. Bedelin gayriresmi ödenebileceği de söylenmesi üzerine reklam bedelinin neden bu şekilde istendiğini sordum. Barış Kılıç ile görüşmemi söyledi. Barış Kılıç ile telefon zaten rehberimde olduğu için aradığımda Güldem Şık'ın benimle irtibata geçeceğini söyledi. Güldem Şık'ın ile Dijital Deneyim Müzesi inşaatının yanındaki İletişim Koordinatörlüğünde görüştüm. Kendisini İletişim Dairesi çalışanı olarak düşündüm. Daha sonra telefonla fatura bilgilerimi aldı ve Sinko, OMR ve MK Grup adlı üç şirketin reklam işinin yapılacağı, faturanın bu şirketler tarafından düzenleneceği ve hemen ödenmesi gerektiğini bildirdi.

Bu kadar kısa sürede ödeme yapamayacağımı söyleyince, durumu Barış Kılıç'a ileteceğini belirtti. 1 veya 2 gün sonra Barış Kılıç beni arayarak ödemelerin gerçekleştirilmemesi aksi halde aramızdaki sözleşmelerin de feshedilebileceği söylendi. Bunun üzerine düzenlenen faturaları banka havaleleriyle ödedim. Barış Kılıç ve Güldem Şık yönlendirmesi ve ödeme baskısı üzerine Tuçe'ye atfedilen reklam, tanıtım, etkinlik faturalarının toplamı KDV dahil 12.687.060 TL'dir. Bu ödemelere ilişkin fatura ve ödeme belgelerini avukatım tarafından mali şubede ve dosyada sunulmuş olmaması gerekçesiyle ekinde sunduk. Murat Abbas'ın sonradan anlattığı seçim desteği veya seçim çalışanlarının yemek gideri gibi gerekçeler bana hiçbir şekilde bildirilmedi. İlk talebi bizzat reklam, tanıtım, etkinlik adı altında ilettiği halde kendi yönlendirmesini yalnızca başkalarından duyduğu bir olay gibi aktarmasını kabul etmiyorum. Tamamı 31 Ocak 2024 tarihli Tuçe adına düzenlenmiş 3 faturanın dökümü şu şekildedir: OMR 1,5 milyon hizmet bedeli, 300.000 TL KDV dahil 1,8 milyon; MK Grup 3,5 milyon, 700.000 TL KDV dahil 4,2 milyon; Sinko 5 milyon, 1 milyon KDV dahil 6 milyon tutarında faturalar kesilmiştir.

OMR faturasında etkinlik, MK Grup faturasında billboard basımı, broşür ve afiş, Sinko Global faturasında da billboard, afiş, etkinlik, broşür ve vinil baskı, konstrüksiyon pano kalemleri bulunmaktadır. OMR'nin 1,8 milyon TL tutarındaki faturası toplamın içindedir. Daha sonra reklamların nerede ve nasıl yayınlandığını gösteren belgeleri ve ilan görsellerini Güldem Şık ve Barış Kılıç'tan birkaç kez istedim ancak bana dönüş yapılmadı. Sinko Global, MK Grup ve OMR ile faturalara konu hizmetlerin kapsamını, bedelini, teslimini, onay süreçlerini belirten yazılı bir sözleşme imzalamadık. Sinko Global ve MK Grup'un hazırladığı ileri sürülen görsel ve yazılı materyaller onayımıza sunulmadı. Tanıtımımızda Tuçe logosunun da bulunmasını beklediğimiz halde dijital logo dahi istenmedi. Materyaller bize teslim edilmedi. Kime, ne zaman ve nasıl teslim edildiği, hangi müzenin tanıtımında, hangi mecralarda ve ne süreyle kullanıldığı bildirilmedi. Soruşturma sürecinde ve ifadem sırasında bu paraların reklam için kullanılmadığını öğrendik. Ve sözde fatura kesip bizden para alan 3 şirket hakkında savcılığa başvurduk.

Gerçekleşmeyen hizmetlere ilişkin ödemelerin iadesi için davalar açtık. Bu davalarda kesilen faturaların mali kayıtlara dahil sokulmadığı ortaya çıktı. Murat Abbas'ın şahsıma ilişkin iddiaları, alacak taleplerimin niteliğini ve reklam ödemelerinin bana nasıl bildirildiğini yukarıda açıkladım. Abbas'ın denetime müdahale, tehdit, inşaat ödemeleri ve projedeki rolüne ilişkin diğer anlatımlarım da şöyledir: Murat Abbas'ın Sayıştay denetimini kendisinin veya Kültür A.Ş.'nin lehine sonuçlandırabileceğime dair bir söz söylemedim. Kültür A.Ş.'nin kendi işlemlerine ilişkin açıklama ve kayıtlarını denetim makamına sunması gerekir. Bu sonucu benim sağlayacağım iddiasını şiddetle reddediyorum. Abbas'ın bütçeye eklendiğini ileri sürdüğü ve Tuçe ile ilişkilendirdiği tutarlara ilişkin anlatımını reddediyorum. Kültür A.Ş.'nin muhasebe kayıtları incelendiğinde DDM İnşaat için Tuçe'ye 1 kuruş para ödememiştir. Kahraman Yeşilyurt'a tapu devrettiğim veya kendisine istinat edilen ödemeyi yaptığım iddiasını da reddediyorum. Kahraman Yeşilyurt ile aramız çok iyi değildir, müze inşaatında çalışan kişiler tarafından da bilinmektedir. İddianamede örgüt olarak nitelendirilen yapı ile şahsımın veya Tuçe'nin ilişkisi bulunmamaktadır. Bu oluşuma finansman veya başka bir destek sağlamadım. İnşaat ve yasal alacaklarımı tahsil edememem, gerçekleşmeyen hizmetler için ödeme yapmak zorunda bırakılmam, müzeden erken çıkarılmam, aldatılarak zarara uğratıldığım yönündeki savunmamın dayanaklarıdır.

Yaşadıklarımızın sunduğumuz belgelerin ve zararların giderilmesi için açtığımız davalarla birlikte değerlendirilmesini arz ediyorum. Bu nedenlerle yurt dışındaki yatırımımız da büyük zarar görmüş, yurt dışına çıkış yasağı yatırımımıza yerinde müdahale etmemi, işleri takip etmemi ve gerekli ticari kararları uygulamamı engelleyerek kayıplarım gün geçtikçe artmaktadır. Yaklaşık 2 yıldır şirketimize gelir gelmemekte, yukarıda açıkladığım ve haklarındaki hukuki yollara başvurduğum kişilerin eylemleri nedeniyle gelir kaynaklarımızı kaybettik, geçimimizi ailelerimizin desteği ile sürdürmek zorunda kaldık. Şirketin mali kayıtları, açtığımız davalar ve yurt dışı yatırım belgeleri ile ortaya konulan bu koşullar dikkate alınarak ticari faaliyetlerimi takip edebilmem ve zararın büyümesini önleyebilmem için yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını, açıklamalarımın ve dayanak belgelerin birlikte değerlendirilmesiyle beraetime, adli kontrol kararlarının kaldırılmasını arz ve talep ederim sayın başkanım.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Cem bey size bu Omega, MK Grup ve Simpo isimli şirketler fatura kesmiş. Anlattığınız kadarıyla. Bu bu faturayı kesme sürecinde bunları kim yönlendirdi size?

Cem Çelik: İlk başta, firma ismini vermeden, Murat Akbaş. Sonrasında Barış Kılıç yönlendirdi. Barış Kılıç da Gül Işık'a yolladı beni.

Savcı: Güldem Şık kimdir? Tanıyor musunuz?

Cem Çelik: Güldem Şık'la Barış Bey tanıştırdı beni. Ben kendisini, İletişim Koordinatörlüğünde çalışan bir hanımefendi zannetmiştim.

Savcı: Peki Barış Bey nasıl tanıştırdı sizi? Yani Güldem Şık'tan bahsetti...

Cem Çelik: Telefonunu verdi. "Sizinle bu hanımefendi iletişime geçecek" dedi.

Savcı: İfadelerinizde onun bir ofiste, ofisten bahsediyorsunuz. Başka bir binada. Ofisinizin karşı ofisinden çıkarken Güldem Şık'ı gördünüz galiba?

Cem Çelik: Doğru, evet.

Savcı: "Beni görünce çok şaşırdı, panik oldu."

Cem Çelik: Doğru. Çünkü o dönemde iletişimimiz ve dava süreçlerimiz başlamıştı.

Savcı: Güldem Şık'ın geldiği ofis kimin ait? Ofisinizin karşısındaki bir ofisten bahsetmişsiniz.

Cem Çelik: Tanımıyorum. Bir reklam şirketiydi diye biliyorum.

Savcı: Tabela falan sökülmüş o olaydan sonra.

Cem Çelik: Evet.

Savcı: Firma adını hatırlıyor musunuz?

Cem Çelik: Hiçbir şekilde hatırlamıyorum. Dikkatimi çeken bir şey değildi çünkü.

Savcı: Tamam. Yine bu DDM süreciyle ilgili bahsederken, inşaat sürecine başladığınız zaman DDM ile ilgili olan, herhangi bir şekilde Kültür A.Ş. ile aranızda bir sözleşme veya ihale var mıydı?

Cem Çelik: Hayır, yoktu. Başlanacağı söylendi. Biz de başladık.

Savcı: Yani ihale olmaksızın veya bir anlaşma olmadan mı siz süreçlere başladınız?

Cem Çelik: Evet.

Savcı: Peki neye güvenerek böyle bir yol izlediniz?

Cem Çelik: Mevcutta iki tane müzemiz vardı ve beni ta Amerika'dan arayıp, çağırıp davet etmişlerdi. Sürecin de çok kısıtlı olduğunu, bununla ilgili destek istediler. Sonrasında "Biz geriden devam edip süreçlere başlayacağız" dediler.

Savcı: Bu şeyleri, bu talepleri size kim yaptı? Murat Ongun mu, Murat Abbas mı?

Cem Çelik: Hepsi.

Savcı: Ayrı ayrı toplantılarda mı yaptılar?

Cem Çelik: Evet, ayrı toplantıda zaten konuştuk bütün bunla—

Savcı: Ne kadarlık bir imalat yaptınız burada?

Cem Çelik: Yaklaşık 30 milyonu buldu.

Savcı: Daha sonra bu imalatın akıbeti ne oldu?

Cem Çelik: Biz talep ettik. Daha doğrusu sözleşmenin şartlarına göre biz bu işlemi yaptık. Fakat daha sonrasında sözleşmenin şartlarına mevzuat gereği inşaatta yaptığım harcamaları koyamayacaklarını, dolayısıyla bu orana yansıtamayacaklarını ve sadece içeriklerim ve yazılımlarımın bedellerini dahil edebileceklerini söylediler. Zaten kendileriyle de defalarca, "Peki ben bu inşaat harcamalarını nasıl alacağım?" diye defalarca toplantı yaptık. Hatta bu toplantıların birkaçını Murat Ongun'la, yine Murat Ongun'un da olduğu, İştirakler Daire Başkanının ofisinde de devam ettirdik.

Savcı: Murat Ongun'un Kültür A.Ş.'de bir yetkisi var mı peki?

Cem Çelik: Benim bildiğim yok.

Savcı: Peki o süreçlere dahil olma aşamasında hangi sıfatla katıldı toplantılara?

Cem Çelik: Ya Murat Bey, bizim bildiğimiz Murat Bey her zaman işte Başkan'ın yanındaki ikinci adam ya da sağ kolu gibi görünürdü. O yüzden de ben kalkıp "Murat Bey bu toplantıda ne arıyor?" ya da sorma hakkım olacak bir durum değildi.

Savcı: Bu inşaatın bir kısmını yaptığınızdan bahsediyorsunuz ya. Bu inşaat bittiği süreçte inşaatı kim yapmış gözüktü? İhaleyi alan firma kim? Bilginiz var mı?

Cem Çelik: Biz... İnşaat ihalesini mi?

Savcı: Hı hı.

Cem Çelik: İnşaat ihalesini 3 tane firmaya vermişler.

Savcı: Sizin yaptığınız imalatın üzerine mi davetle, yoksa...

Cem Çelik: Yok, bizim yaptığımız inşaatın üzerine yapmadılar. Yaptıkları ihale tamamıyla DDM ile bitişik olan İletişim Koordinatörlüğü binasının inşaatının ve içerideki dekorasyon ve mobilya işlerinin ihalesiydi. Onu Kültür A.Ş. üzerinden DDM Müzesi'nin ihalesi olarak yedirdiler ve bütün giderleri buraya yansıttılar. Zaten Sayıştay'ın da denetimindeki çıkan sonuç, normal maliyetlerin müzenin çok üstünde gözükmesinin sebebi de budur.

Savcı: Nasıl, tam anlayamadım son kısmını.

Cem Çelik: Kültür A.Ş. ve bizim yaptığımız DDM'deki bu özellikle son ihaleyle beraber ve basında ve suçlamada gözüken işte kamu zararının asıl sebebi o tarafta yapılan ihaledir.

Savcı: Yani sizin yaptığınız DDM binasının giderlerini karşılamak için orayı yüksek mi gösterdiler, rakam anlamında?

Cem Çelik: Benim tahminim böyle. Çünkü o yapılan ihalenin bizim inşaatını yaptığımız Dijital Deneyim Müzesi'nin inşaatına hiçbir şekilde harcanmadığını biliyorum.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Şimdi yaptığımız 2 ya da 3 toplantı vardır diye hatırlıyorum. Bir tanesi zaten biraz evvel bahsettiğiniz Nikola Tesla'nın ilk içerik toplantısı. 7-8 ay sonra ikinci kez yayınlanacak içerik toplantısı. Orada da 5-6 tane seçenek sundunuz. Ekibinizle beraber gelmiştiniz, hatta bir gazeteci dostumuzun kız kardeşi de sizin ekipteydi. Onun dışında ben sizi Amerika'dan çağırıp bu işin ticari yönüyle ilgili herhangi bir toplantı yaptım mı?

Cem Çelik: Siz bizi Amerika'dan beni çağırdığınızla ilgili bir ifade kullanmadım.

Murat Ongun: Yok yok yani gelmişsiniz ya o konuda ben sizinle bir...

Cem Çelik: Hayır.

Murat Ongun: Teknik veya hasılat paylaşımı işimiz var ya hani, öyle bir toplantı mı oldu yoksa içerik mi konuştuk diye soruyorum.

Cem Çelik: İçerik ve yapılacak olan bizim oraya hangi sıfatla giriyoruz; çünkü orası sizin mekânınız. Biz o mekâna hangi sıfatla gireceğiz ve işleri nasıl yapacağız... Az önce Sayın Savcının sorduğu gibi, belediyenin bir mekânına dışarıdan bir firmanın hiç kimseye hiçbir şey söylemeden bir inşaata girmesi mümkün mü?

Murat Ongun: Ben inşaattan bahsetmiyorum, şöyle...

Cem Çelik: Bunların hepsini konuştuk.

Murat Ongun: Yok yok, şöyle...

Cem Çelik: Ayrıyeten de affedersiniz, sordunuz sorunuzu... Bir toplantıya katıldım, 7-8 ay sonra diğer toplantıya katıldım diye bir durumumuz olmadı. Siz yaklaşık 3 ya da 4 toplantıya katıldınız. Zaten inşaatımız 2,5 ay sürdü. 2,5 ay sonrasında başka bir toplantı yapmadık sizinle içeriklerle ilgili.

Murat Ongun: Tamam, şunu demek istiyorum ben size: 3 ya da 4 diyorsunuz, zaten iki tanesi oldu içerik. Öbürü de inşaatın geldiği durumla ilgili. Hani inşaat benim anlayabileceğim bir alan değil. Ancak ne zaman açılabilir, ne zaman hazır olabilir, onun sunum toplantısıdır. Yoksa ben inşaattan hani bunu şöyle yaptık, bunu böyle yaptık diye anlayan biri değilim. O vesileyle bunu bir netleştirmek istedim. Şimdi gerçekten anlamak için soruyorum, burada da anlattınız: Şimdi Sayıştay denetçisinin raporu var bu dosyada. Dijital müzenin hem yapım işi hem de teknik kurulum işi biraz evvel söylediniz. Burada da Kültür A.Ş.'den bir tanesi iki kere olmak üzere 3 firma 4 ihale almış. Firmalar: PENAX, rapordan okuduğum kadarıyla elektrik işlerini yapıyor. Bir tanesi Uğursa, inşaat işini yapıyor, ikinci kez de bir 9-9,5 milyon lira iki ihalesi olan bu. Bir de Erdoğan Televizyonculuk Elektronik falan diye bir şirket var, bu da anladığım kadarıyla dijital müzedeki elektronik sistemleri kuruyor. Yani sorum şu: Sizin firmanız Tuce, hani ne fiziki işte var ne teknik kurulumda var ama bana dediler "Ben yaptım" diyorsunuz. O zaman şuraya mı geliyoruz: Bu 3 firmayı siz mi Kültür A.Ş. ihalesine soktunuz? Böyle mi ayarladınız yani şeyi? Onu anlamaya çalışıyorum. Bu 3 firmanın sizle bağı nedir yani?

Cem Çelik: Bu söylediğiniz söz konusu dahi olamaz. Ben bu firmalarla inşaata başladığımdaki tarih sanırım 16 Kasım 2023'tü. Sizin bahsettiğiniz firmaların az önce inşaata ihaleye girdi dediğiniz tarihler 2024 Şubat ayı ve Mayıs ayı. Ben nasıl sokmuş olabilirim? Ben inşaatı bitirmişim.

Murat Ongun: Peki Sayıştay denetçisinin raporunda niye yoksunuz? Sizin niye ifadenizi almadı? O şirket... Bir bitireyim. O şirketlerden ihaleye katılım belgelerini istemiş dosyada gördüm. Faturaları var inşaatların dosyada gördüm. Elektronik var. Ama Tuce'yle ilgili ne yapımda ne elektronik kısımda herhangi bir fatura yok. Zaten avukatınızın beyanı var ifadenizin altında. O da diyor Sayıştay denetçisi hiç bize bunu sormadı, çağırmadı diyor. Yani Sayıştay neden sizi bu konuda ilgili görüp muhatap almadı?

Cem Çelik: Çünkü tekrar söylüyorum; ilk siz çağırdığınız dakikada normalde biz şu an hiçbir ihalede gözükmüyoruz. Hiçbir ihalede de yokuz. Bizi ihale yapılacak diye işe başlattı. Sonrasında bu ihaleyle alakalı sadece müzenin işletilmesi ve pay oranlarıyla ilgili ihale olacağı söylendi. Ve biz bu noktada inşaat yapmaya başladık. Şu an ben aslında şeye çok...

Murat Ongun: Kim tarafından söylendi?

Cem Çelik: Ama ben konuşurken de ben sizi kesmedim, siz de beni kesmezseniz...

Murat Ongun: Çok haklısınız, tamam, peki.

Cem Çelik: Ben devam edeyim lütfen. İnşaatı yaparken bana niye bu soruyu sormadığınızı çok merak ediyorum Murat Bey. İnşaatın içinde sizle defalarca gezdik... Ben kesmedim sizi. İnşaatın içinde defalarca sizinle gezdik. Hatta yıkımdaki ve sonrasındaki hızımızla ilgili bize teşekkürler ettiniz. Peki ben size sorayım: Tuce'nin ne suçu vardı burada? Sizin...

Murat Ongun: Cem Bey, onu benim savunmamda gelecekti, ben soracaktım. O geçti. Şimdi, şimdi... Ben sorunuza da yanıt veririm yani, ben sizinle beraber gezdim diye oranın teknik işinin içinde olma anlamına gelmez.

Cem Çelik: Öyle bir şey söylemedim Murat Bey. Siz bu işin hiçbir teknik tarafında da inşaat tarafında da varsınız ya da yoksunuz demedim size.

Murat Ongun: Tamam, tartışmıyoruz. Sevgili Cem Çelik Beyefendi, tartışmıyoruz, sadece sakin sakin bir şeyi bulmaya çalışalım. Şimdi şu an dediniz ki: "Bana buranın işletmesi ile ilgili oranlarıyla ilgili oranlar söylendi, konuşuldu." O söyleyen kim size?

Cem Çelik: Kültür A.Ş.

Murat Ongun: Kim, kim, isim kim?

Cem Çelik: Murat Abbas.

Murat Ongun: Tamam, ben bunu soracaktım işte, yani...

Cem Çelik: Ama onu bunu söyledim zaten, beni siz dinlememişsiniz.

Murat Ongun: Tamam. Peki size ilk yüzde 40 yüzde 60 dendi değil mi? Sizin firma 40, 60 da Kültür A.Ş., doğru mu söylüyorum?

Cem Çelik: Doğru, inşaatları da yapmam neticesinde dendi.

Murat Ongun: Peki bir süre sonra ise Murat Abbas anladığım kadarıyla size geliyor ve bunu sizin payınızın 40'tan 31'e, şeyin, Kültür tarafının payının da 69'a çıktığını söylüyor değil mi? Doğru anladım. Bunu size Murat Abbas mı tebliğ etti?

Cem Çelik: Evet.

Murat Ongun: Kimin kararıymış? Yani bu konuda bir ayrıntı verdi mi acaba size? Neden filan... Neden 40'tan vazgeçilmiş de 31'e inilmiş? Bir bildirimde bulundu mu size?

Cem Çelik: Yani Ertan Yıldız'ın ismini kullandı bu durumla ilgili. Ertan Yıldız böyle söyledi diye bir cümle kurdu ama tabii ben Ertan Bey'in ağzından böyle bir şey duymadım. Benim oradaki muhatabım Murat Abbas olduğu için "üst yönetimin kararı" dedi. "İçeride yaptığınız inşaatın mevzuat gereği bu oranın içerisine sokulamayacağını" söyledi. Hatta yine az önce savunmamda da söyledim, "Ben bu ödediğim parayı peki ne yapacağım?" diye sorduğumda herhalde yaklaşık bir 20 kere toplantı yapmışızdır.

Murat Ongun: Ama bu 20 toplantıda ben yoktum.

Cem Çelik: Yaklaşık iki tanesinde vardınız. Bir tanesinde sizin ofisinizde...

Murat Ongun: Sonrakileri demiyorum. Teftiş Kurulu Başkanı veya...

Cem Çelik: Ben sonrakileri söylüyorum.

Murat Ongun: Tamam, şimdi... Yani siz krizden sonrakini söylüyorsunuz.

Cem Çelik: Ben zaten krizden öncesiyle ilgili bunun kararını siz verdiniz diye bir şey söylemedim.

Murat Ongun: Teşekkür ederim. Sayın Başkanım, hani burası kritik: İhtilaf çıkınca Teftiş Kurulu Başkanı, Kültür'ün bağlı olduğu grup başkanı ben, beyefendiyle görüştük. Hani öncesiyle bir ilgi yok. Ama beyanınızda burada bir 10 milyon lira işi anlatıyorsunuz. Bu 10 milyon liranın da biraz evvel hani ifadenizde Murat Ongun'u kastederek diye geçiyor ama biraz evvel direkt "Murat Ongun'un talimatı" dediniz. Murat Bey size bir şeyler söylemiş, siz de dijital müzenin reklamları yapılacak televizyonda, köprülerde, şurada burada, bunun için bir 10 milyon lira lazım demiş ve anladığım kadarıyla siz elden bir 10 milyon lira teslim etmişsiniz. İddianız bu değil mi, yanlış söylemedim?

Cem Çelik: Yanlış söylediniz. Elden teslim etmem istendi, ben bunu kabul etmedim. Ve kabul etmediğim için de "Niye madem bu söylediğiniz işler yapılacak elden veriyorum? Bunu fatura karşılığı yapalım ve bu şekilde yaparız." dedik. "Tamam" dediler, Güldem Şık'a yönlendirdiler.

Murat Ongun: Ama televizyon reklamı yok faturalarda.

Cem Çelik: Ben ben televizyon reklamı demiyorum ki. Tüm mecralarda diyorum.

Murat Ongun: İfadenizde televizyon reklamı diye geçtiği için sordum.

Cem Çelik: Olabilir. Ben şu an o konuyu bütünüyle ayırmıyorum.

Murat Ongun: Tamam. Geçtim o zaman, çok önemli bir şey değilmiş. Murat Abbas'ın 17 Nisan tarihindeki etkin pişmanlık ifadesinde bir beyanı var. Sizin kendisine: "Elimde müzenin kuruluş aşamasındaki para alışverişlerine, açıktan ödemelere ilişkin hem ses hem video kayıtları var. İstediğim ödemeyi yapmazsan bu kayıtları İçişleri Bakanlığı ve savcılığa vereceğim." demişsiniz, Murat Abbas'ın beyanı bu yönde. Yani müdafiiniz Abdullah Bey aynı zamanda Murat Gülibrahimoğlu'nun avukatı olduğu için bu duruşmaları başından beri takip ediyor ve bizim gerçekten delil arayışımızın peşindedir. Sizin elinizde bu deliller var mı? Lütfen varsa bu delilleri artık sunar mısınız? Kimle ses kaydınız video... ses pazarlığınız varmış? Görelim.

Cem Çelik: Bu Murat Abbas'ın tamamen senaryosudur. Benim İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay'a şikayet edeceğimle ilgili bu tarz bir şeyi insan yazarak vermez. Ben kendisine WhatsApp'tan bunu, "Artık beni oyaladığınız yeter, ben artık ödemelerimi almak istiyorum. Daha fazla beni durdurmayın, sizi dinlemek istemiyorum. Ben bu hafta pazartesi günü bütün yasal haklarımla ilgili bu bu bu makamlara başvuracağım" diye yazılı mesaj attım.

Murat Ongun: ...Yani aslında siz kendisine "Benim elimde görüntü, video, para verirken..." bir, böyle bir şey demediniz.

Cem Çelik: Murat Abbas'la böyle bir iletişim olması söz konusu değil.

Murat Ongun: Peki. Son olarak son sorumu soruyorum. Burada biraz söylediniz, bütün telefonlarınızın şifrelerini vermişsiniz. Laptopunuzun şifresini vermişsiniz. Doğal olarak WhatsApp gibi yazışmalarınıza da erişmek mümkündür.

Cem Çelik: Doğru.

Murat Ongun: Siz beni dolandırıcılık beyanınızda suçladığınız için soruyorum; benimle ilgili herhangi bir yazışma, bir telefonlaşma, bir kayıt, bir şey var mıydı benden size gelen bu yönde? Onları sunabildiniz mi?

Cem Çelik: Hayır.

Murat Ongun: Teşekkür ederim.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR

Doğan Hamit Doğruer: Cem Çelik geçmiş olsun öncelikle? Benim DDM süreci sürecinde size bir talimatım, yönlendirmem ya da ihale sürecine bir katkım, müdahalem oldu mu?

Cem Çelik: Hayır, hiçbir şekilde olmadı.

Doğan Hamit Doğruer: Daha öncesinde de sizle çalıştım, o süreçte de size usulsüz bir yönlendirmem, talimatım oldu mu?

Cem Çelik: Hiç, hiçbir şekilde olmadı.

ONUR ALDI SORUYOR

Onur Aldı: Sizinle bir mesaimiz de oldu, çalıştık uzun zaman projelerde. Bu süre zarfında benim sizden kişisel veya başkası adına bir menfaat talebim oldu mu?

Cem Çelik: Hiç, hiçbir şekilde olmadı. Bunu yani hiç kimse yapamadı sadece diğer o fatura kısmı noktasında. Benim de hem mizacımı çok iyi biliyorsunuz hem tavrımı biliyorsunuz. Bunu bu şekilde isteyecek cesarette olan bir insan yok.

Onur Aldı: Sizinle hep projelerde, proje tarafında çalıştık değil mi? Başka alanlarda, başka bir yerde...

Cem Çelik: Sadece ve sadece 1453 ve...

Onur Aldı: Projelerde değil mi?

Cem Çelik: Evet.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Cem Bey geçmiş olsun.

Cem Çelik: Teşekkürler.

Mehmet Zengin: Sizin bu kolluk dışında 23 Nisan 2025 dışında başka bir ifadeniz var mı?

Cem Çelik: 2025'te yok, hayır hiç.

Mehmet Zengin: Şimdi 23 Nisan 2025'te ifadeler dediniz ya, başka bir ifadeniz var mı?

Cem Çelik: Yok hayır, hiç yok.

Mehmet Zengin: Peki. Şimdi de o ifadenizi açıyorum ben. Orada da müvekkili tanımadığınızı söylüyorsunuz. Doğru mu Emrah Bağdatlı'yı?

Cem Çelik: Evet Emrah Bağdatlı.

Mehmet Zengin: Piyasadan duymuşsunuz, öyle söylüyorsunuz. Başka da bir şey söylemiyorsunuz. Doğru mu?

Cem Çelik: Aynen öyle.

Mehmet Zengin: Şimdi de burada savcısı bir şey yazmış, bakın. Ona ne diyeceksiniz? "Şüpheli Cem Çelik'in 23.04.2025 tarihli ifadesinde" İddianamede bu 10 defa falan geçiyor şimdi yani yaklaşık söylüyorum. Müvekkillerim ile de birçok eylemde veriyorlar, kullanmışlar, şöyle bir şey olmuş: "Ağustos ayı gibi" işte oraları geçiyorum "Hatırladığım kadarıyla sonrasında Emrah Bağdatlı da beni arayarak artık benimle de çalışacağını söylediler." Tepesinde ne yazıyor biliyor musunuz? "Şüpheli Cem Çelik'in 23.04.2025 tarihli ifadesinde" Artık ben gördüklerime inanamadığım için böyle yüzlerce...

Cem Çelik: Ben ben size cevap vereyim, aynısı...

Mehmet Zengin: Şu: 23.04.2025 tarihli ifadenizi açıyorum, bakıyorum, böyle bir ifade yok.

Hakim: Sorayım ben size, böyle bir ifadeniz oldu mu sizin?

Cem Çelik: Böyle bir ifadem yok Sayın Başkanım. Zaten altlı üstlü orada bir hata yapılmış. Altındaki kişinin virgülüne kadar aynı yukarıda. Benim ismim yazılmış Sayın Başkanım.

Mehmet Zengin: Hata değil o. Ben ne olduğunu... Şimdi şöyle, şimdi altlı üstlü değil. Bakın şunu da söyleyeyim: O Burak Biçer ile, Burak Biçer ile aynı duruyorsunuz zaten. Burak Biçer ile alt alatasınız fakat başka başka yerlerde de "Şüpheli Cem Çelik'in 23.04.2025 tarihli ifadesinde" diyor ve altında o girişi yapıyor. İfadeye bakıyoruz, böyle bir şey yok.

Cem Çelik: Yani olmayan bir şeyi yazmışlar Sayın Başkanım. Ben onu size söylüyorum.

Mehmet Zengin: Tamam da... Yani olmayan bir şeyi iddianamede yazmışlar, onu söylüyorum.

Hakim: Anladım. Kendiniz beyan olarak söylersiniz onu zaten.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR

Serkan Günel: Cem Bey şimdi sizin ifadenizden anlaşıldığı kadarıyla aynı zamanda daha öncesinden Şerefiye Sarnıcı ve 1453 Panorama Müzesi iş işlerini yapmışsınız.

Cem Çelik: Doğru.

Serkan Günel: İşlerde de size talep Murat Abbas'tan mı geldi?

Cem Çelik: Hayır hayır. Murat Abbas'tan önce biz ilk Serdal Bey. Serdal Taşkın zamanında bu görüşmeleri gerçekleştirdik. Sonrasında Serdal Bey görevden ayrıldıktan sonraki imza kısmı ve başlangıç kısmında Murat Abbas vardı.

Serkan Günel: Peki bu iki işte herhangi bir usulsüz taleple usulsüz bir işle karşılaştınız mı?

Cem Çelik: Dijital Deneyim Müzesine geçene kadar tek bir sorun yaşamadım.

Serkan Günel: Peki Dijital Deneyim Müzesi işinize ilişkin olarak Murat Abbas'ın ifadesinden okuyorum. Bu merkezin kurulma aşamasında bazı toplantılar yapılmış ama bu toplantılarda ben hiçbir şekilde dahil edilmedim katılmadım şeklinde bir ifadesi var bu doğru mudur?

Cem Çelik: Yalan. Toplantılar haricinde defalarca saha gezisi yaptık ve inşaatın süreçleriyle ilgili bilgi almaya geldi. Hem HTS hem baz hem de söylediğim gibi çadırın benim gördüğüm bir kamerası vardı. Bizim bütün inşaatta yaptığımız işleri çekiyorlardı. Oradaki kayıtlardan da ulaşılabilir.

Serkan Günel: Yani başından sonuna kadar sürekli işin takipçisiydi?

Cem Çelik: Tabii ki. Zaten defalarca görsel basını yazılı basını bu projenin kendisinin başarısı olmuş gibi yansıttı.

Serkan Günel: Ayrıca Tuçe firması da daha önceki yaptığı işlerden dolayı çok benimsediğim bir firma değildir diyor. Siz dediniz ki Serdal Taşkın döneminde yapıldı. Kendi döneminde yapılmadığı bir işe ilişkin nasıl bir fikri var?

Cem Çelik: Ben zaten en çok avukat beyle biraz komik buldum. İnsan tasvip etmediği insanla defalarca yemek yemez. Durup dururken biraz komik olacak ama telefonla ben Fenerbahçeliyim kongre üyesiyim. O da aynı şekilde. Tasvip etmediğiniz bir insana durup dururken ya sen biliyorsundur kulübe yakınsın Vedat'ı aldık mı diye mesaj atar mı? Bu mesajlarım da mevcut. Yine tasvip etmediğiniz bir insanla Fenerbahçe - Galatasaray maçına gider misiniz? Bunlar da Passolig kayıtlarından rahatlıkla bulunabilir Sayın Başkan.

Serkan Günel: Bunu açabilir misiniz anlayamadım.

Cem Çelik: Beraber maça gittik. Fenerbahçeli olduğu için biz de davet ettik. Fenerbahçe - Galatasaray maçı vardı. Zevkle geleceğini söyledi ve maça gittik. Yani tasvip etmediğiniz bir insanla maça gider misiniz?

Serkan Günel: Hayır. Ben anladım teşekkür ederim.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Zaten genel kapsamlı bir savunmanızı yaptınız. Bir iki ufak benim sorum olacak. Az önce meslektaşım da sordu; bu Panorama 1453 ve Şerefiye Sarnıcı için ilk sürecinizi SerdaL Taşkın’la başlattınız Kültür A.Ş.’de o dönem müdür oydu.

Cem Çelik: Evet.

Cansu Çiftçi: Daha sonra aslında imzadan sonra bütün uygulamaları, çıkabilecek işte sorunları veyahut da geliştirmelerin hepsini Murat Abbas’la yönettiniz, değil mi? Doğru anladık.

Cem Çelik: Kesinlikle.

Cansu Çiftçi: Tamam. Bu çalışmalarınız üzerine, buradaki başarılarınız üzerine sizle aslında Dijital Deneyim Müzesi’nde çalışılmak istendi, doğru mudur?

Cem Çelik: Dünyanın en başarılı Dijital Deneyim Müzesi, Oscar ödülünden Platinium ödülünü aldık biz. Dünyanın en eski tarihi binası, 1600 yıllık bir binayı mapping’le tek bir bizim gibi yapan ikinci bir firma yok ve tek bir çivi çakmadan. 31 tane projeksiyon cihazını ve truss’larla beraber, mevcut tarihi esere hiçbir zarar verilmeden özel kalıp sistemiyle kuran tek firmayız Türkiye’de.

Cansu Çiftçi: Anladım. Yok, başarılı zaten işleriniz, ben de gördüm. Şunu bir soracağım: Bu Panorama 1453 ve Şerefiye Sarnıcı’nda herhangi bir şekilde Barış Kılıç’ın bir yetkisi, görevi, sizinle bir teması var mıydı?

Cem Çelik: Ben Barış Kılıç’la Dijital Deneyim Müzesi’ndeyken tanıştım. Ondan öncesinde kendisini tanımıyordum.

Cansu Çiftçi: Anladım. Şimdiki savunmanızda da şuna değindiniz ve aynı zamanda emniyet ifadenizde de aslında, hani çelişki üzerine soracağım belki savcı veya heyet dikkat etmemiş olabilir. Ben savunmamda buna dikkat ettiğim için soracağım: Emniyet ifadenizde ve şimdiki savunmanızda şunu söylediniz; işte "Gerekli ödemeyi yapmazsan veya işte anlaşmazlık çözülmezse Murat Abbas tarafından Panorama 1453 ve Şerefiye Sarnıcı’ndan çıkartılmakla tehdit edildim." Savcılık ifadenizde bu, Barış Kılıç sanki böyle bir şey demiş gibi geçmiş de. Hem şimdiki savunmanızda Murat Abbas dediniz hem emniyet ifadenizde Murat Abbas dediniz. Bu ifadenizde emniyet ifadenizi baz almamız doğrudur, bunu bir düzeltebilir miyiz?

Cem Çelik: Yani şu anki ifademi baz alın lütfen. Çünkü o süreçte hayatımda ilk defa öyle bir ortama girdim. O an kaçırdığım ya da eksik söylediğim bir şey olabilir ama günün sonunda her iki taraftan da aynı şey.

Cansu Çiftçi: Anladım. Son sorum da şu olacak: Barış Kılıç’ın sizi herhangi bir şekilde –ki böyle bir şey olmuş olsun, olmadığını beyan ediyorsunuz zaten, doğrusu içeriği de bu şekilde de– böyle bir şey tehdit etmiş olsa dahi, siz bunca sene bu işleri yapan insanlarsınız ve kurumlarla çalışıyorsunuz. Kendisinin sizleri yetkisi olmayan bir müzeden çıkarma gibi bir hakkı, ne bileyim, bir şeyi var mıdır? Hani sizce değerlendirdiğiniz kadarıyla?

Cem Çelik: Bakın o işleyiş içerisinde Barış’ın böyle bir tehditle alakalı birebirde böyle bir şeyi olamaz bana karşı. Bunun üst yönetim ya da işte Murat Abbas’ın da söylediği üst yönetim tarafından oradan alıp bana iletilen bir konu olduğunu çok net biliyorum. Yoksa Barış da benim işlerimde ne kadar başarılı olduğumu iyi bilen birisidir.

Cansu Çiftçi: Anladım. Yani siz bütün bu dijital deneyim için bütün süreci Murat Abbas’la yürüttüğünüzü tekrardan beyan ettiniz?

Cem Çelik: Doğru.

CEM ÇELİK AVUKATI ABDULLAH KAYA SAVUNMASI

Yazılı olarak bunlara karşı savunmamıza, arz ederiz sayın başkanım. Cem Çelik müdafii Tuğçe Müvekkil hakkında eklenen eylem 97 başlığı altında temel iddianame neticesi 2024'e 50 356 ihale kayıt numaralı ihale ile ilgili Dijital Deneyim Müzesi'ne ilişkin Kültür A.Ş. ile Tuçe Yatırım Şirketi arasında ihale kanununa aykırı istisna kapsamında paylaşım yapıldığı, bu süreçte fazla …. alındığı ve yüksek maliyet gösterildiği ve bu şekilde kamu kurumu zararına nitelikli dolandırıcılık suçunun işlendiği iddiasıyla müvekkil suçlanmış. Şimdi bugüne kadar gerek mali ……

Mahkemenize sunduğumuz savunma dilekçemizin ekinde delillerimizi az önce ettik. Öncelikli olarak şunu özellikle belirtmek isterim, uzatmayacağım çok, müvekkil bütün detaylarıyla beraber savunmasında bildirdi. İddianamede bahsi geçen Sayıştay raporuna atıfla yapıldığı belirtilen 2024'e 50326 ihale kayıt nolu ihalenin Dijital Deneyim Müzesi ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Onu bir defa öncelikli olarak söyleyeyim çünkü bu esas hata üzerinden ve Sayın Hakim Sayın Üyeler iddia makamı tarafından müvekkil suçlanmıştır. Çünkü bahse konu ihalenin tarihi 23 Şubat 2024'tür ve bu ihale istinaden hemen akabinde 23 Şubat tarihinde 53 milyonluk bir mal alışı ve devamında da yine bu ihaleye istinaden Mayıs 15 Mayıs 2024 tarihinde de 11 milyon 095 TL'lik bir alımdan bahsediliyor ve bu alımlardan kaynaklı müvekkile bir suç isnat ediliyor. Biz delillerimizi arz ettik; yapım aşamaları, belgeleri, fotoğraflar, yazışmalar hepsiyle birlikte dosyaya sunduğumuz savunmamızda bahse konu Kültür AŞ'nin sahibi olduğu Dijital Deneyim Müzesi projesinin inşaatına Tuçe şirketinin 16/11/2023 tarihinde başlanmış, 23 Şubat 2024 tarihinde bu inşaat tamamlanmış. Bu inşaatın yapımı sürecinde Kültür AŞ tarafından Tuçe şirketine bir paslı profil dahi teslim edilmemiştir. Bunun üstünü ısrarla çizerek söylüyorum; bir paslı profil dahi teslim edilmemiştir. Teslim edildiğini iddia eden varsa dosyaya delilini sunmasını bekleriz. Yine bu inşaat süresince 1 kuruş bedel de ödenmemiştir.

Tuçe şirketi bu inşaatı yapmış, 23 Şubat 2024 tarihinde tamamlamış, yaklaşık 3-4 gün Nikola Tesla kendisine ait dijital film uygulaması ve gösterimi test çalışmalarından sonra 29 Şubat 2024 tarihinde bu müze açılmıştır. Oysa suçlamaya dayanak gösterilen 2024'e 50326 Sayıştay raporunda da geçen ki biz bunu soruşturma aşamasında Sayın Savcılık Makamına özellikle üstüne basa basa söyledik. Dedik ki bu ihalenin Dijital Deneyim Müzesi ile ilgisi yok. 20'sinde yapılan bir ihaleyle 23'ünde 53 milyonluk mal alınıp bununla müzenin yapıldığını iddia etmek ki 6 gün haşa Allah değilsiniz 6 günde alemleri yaratmak gibi bir şeydir. 6 günde 2000 metrekare bir müzenin yapıldığının iddiası gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Dolayısıyla biz yapılan iddianamedeki bu esaslı hatayla müvekkilin suçlandığını kesin olarak ortaya koyduk. Suçun niteliği, hukuki niteliği ve unsurları müvekkil yönünden oluşmuş değildir. Örgüt kapsamında da herhangi bir faaliyeti yoktur. Çünkü 2020 yılından itibaren Kültür AŞ ile ticari anlamda iş birliği sözleşmeleri vardır. Devam eden süreçte bu Dijital Deneyim Müzesinden kaynaklı alacakları alınamamış, bununla ilişkin belgeleri dosyaya sunduk. Vaktinizi almamak adına diğer o bahsi geçen Murat Abbas'ın ki kendisi de benim de o şekilde yaptığım görüşmede az önce detaylarını müvekkil anlattı.

Yani buradaki 10 milyonun alınması konusundaki anlatımı tamamen bizim tarafımıza bakan tarafla gerçeklikten yoksundur. Fatura karşılığı ve biraz da baskıyla alınan bedeller vardır. Bunların iadesi için davalar açılmış, ortaya çıkması üzerine ilgililer hakkında da suç duyurusunda bulunulmuştur. Netice itibariyle müvekkile atılı suç müvekkil yönünden suç unsurlarının mevcut olmaması ve herhangi bir iddia edilen dolandırma kapsamında faaliyette bulunmadığından kamuyu dolandıran değil bizzat bu projeden kaynaklı yaptığı hiçbir masrafı ve hasılat paylaşımından kaynaklı alacaklarını alamayan asıl mağdurdur.

Bu hususların Sayın Mahkemenizce dikkate alınarak hakkında beraat kararı verilmesine ve özellikle de 1/3 kişisel adli kontrolün kaldırılmasını Sayın Mahkemenizden arz ederiz. Belirttiğimiz hususlara ilişkin ek savunmalarımız da dosyaya sunulacaktır. Teşekkür ederiz.

TUNCAY ÖNDEROĞLU SAVUNMASI – 14.09.2026

Başkanım kısmi teklife açılmasıyla ilgili bir bilirkişi görüşü var. Bilirkişiye katılmadığımı beyan ederim. Dosya Sayıştay denetiminden geçmiş bir dosya. Sayıştay denetçisi tarafından alt taşeronun olmadığı gerekçesiyle İstanbul Valiliğine soruşturma amacıyla yönlendirilmiştir. Oradaki yapılan incelemede de alt taşeron olmadığı görüldüğü için soruşturma izni verilmemiştir. Bekleyen arkadaşların vaktini almamak adına hızlı geçmek istiyorum. Dosya 1 milyon 600 küsur bin liralık bir dosya başkanım. 8 aylık bir süresi var. 2 aylık süre uzatımı almışız. 10 aylık bir süre de hedeflemişiz ve yüzde 80'le dosyayı kapatmışız. Yine yükleniciye yüzde 5 ödememiz gereken, feragatname dilekçesi alınarak ödenmemiştir. 1 milyon 600 bin liralık bir dosyada halihazırda ödenebilecek 650 bin lira gibi bir rakam varken nasıl ihaleye fesat karıştırıldığını ben de oldukça çok merak ediyorum. Bu dosyanın iş bitirme yeterliliği yüzde 40'tadır. Konsorsiyuma açıktır. Türkiye'de bu dosyaya katılamayacak hiçbir firma bulunmamaktadır. Yazılı dosya sunacağım için daha fazla da beyanda bulunmak istemiyorum, arkadaşları bekletmemek adına. Beraatimi talep ederim.

TUNCAY ÖNDEROĞLU AVUKATI KÜBRA ÖNDEROĞLU SAVUNMASI

Müvekkilim 35 senedir İBB'de memur olarak görev yapmaktadır. Çeşitli görevlerde bulunmuştur bu sürede efendim. Suç isnadı olarak belirtilen ihalede kısmi teklif kataloğu olarak bulunması ihale kanununa aykırı olmamakla beraber yargılama konusu ihale gerek Kamu İhale Kurumu gerekse de Sayıştay denetiminden geçmiştir. Kaldı ki zaten bahse konu ihalede müvekkilin öncelikle ihale yapma, yapılmasına karar vermek, ihaleyi onama yahut iptal etme gibi yetkileri bulunmamaktadır. Harcama yetkilisi değildir, ita amiri değildir. Bu ihale etkinlik ihalesi olup içerisinde etkinliğe dair içerik kısmı teklife kapalı şekilde ihale edilmiştir. 1.696.000 TL bedelle İstanbul Dijital Medya A.Ş. tarafından ihale alınmışsa da %80'de yeterli görülerek ihale kapatılmıştır. Normal koşullarda %100'den erken kapatılması uygun görülen ihalelerde yükleniciye %5 tutarında erken kapatma tazminatı ödenmektedir. Buna rağmen söz konusu ihalede bu ödenmesin diye yükleniciden %5'lik erken kapatma tazminatından feragatname dilekçesi alınmıştır efendim. Detaylı dilekçemizi de sunacağız. Alanında uzman olmayan kişilerce alınan incelemeye dayanan, hukuki dayanaktan yoksun suçlamayı kabul etmiyoruz. Müvekkilimin beraatini talep ediyoruz.

METE SARISALTUN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, öncelikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmediğimi açıkça ifade etmek istiyorum. Hakkımdaki iddia Eylem 118 kapsamında rüşvet eylemiyle ilişkilendirilmiştir. Eylem 118'de reklam izinleri karşılığında muvazaalı sözleşmeler yapıldığı ve bu yolla rüşvet verildiği iddia edilmiştir. Benim bu eylem kapsamında yer almamın tek dayanağı ise muhasebeci olarak çalıştığım Matador İletişim ve Reklamcılık A.Ş. adına imzalamış olduğum sözleşmenin bulunduğunun iddia edilmesidir. Sayın Başkanım, ben sadece bir muhasebeciyim. Yıllardır şirketlerin muhasebe işlerini takip ederek geçimimi sağlıyorum. Şirketlerin muhasebe kayıtlarını tutmak, ödeme ve fatura işlemlerini takip etmek, gerektiğinde şirket vekâleti yaptığım işlerdir. İzninizle şu soruları sormak istiyorum: Bu anlatılan mekanizmanın neresinde ve hangi eyleminde şahsen ben varım? Benim adıma hangi muvazaalı sözleşme yapılmış, hangi şirket üzerinden rüşvet vermişim? Bu soruların hiçbirinin cevabı yoktur. Zira benim Eylem 118'in listesinde adı geçen şirketlerden olan Matador Reklamcılık şirketindeki konumum dediğim gibi yalnızca muhasebe ve benzeri işler yapmaktan ibarettir.

Bu sebeple yaklaşık 4 ay cezaevinde kaldım. Telefon konuşmalarım incelendi. Kişisel görüşmelerim bağlamından koparılarak değerlendirildi. Hesap hareketlerim araştırıldı ve şirketle ilgili birçok soru yöneltildi. Dosyadaki hiçbir şahısla özel bir görüşme veya iletişimim bulunmamaktadır. Hakkımda sadece bir baz tespiti var ancak bu tespiti kesinlikle kabul etmiyorum. Hatalı bir tespit olduğunu, aksi halde ise tamamen tesadüfi bir durumdan kaynaklandığını düşünüyorum. Kısacası ben ne şahsen ne de muhasebeci olarak çalıştığım Matador İletişim ve Reklamcılık A.Ş. üzerinden Eylem 118'de iddia edilen muvazaalı sözleşme sürecinin hiçbir aşamasında yer almadım. Böyle bir sözleşmenin varlığını bile hatırlamıyorum. Sözleşme yönetim kurulundadır. Ben ne şahsım adına ne de bir başkası adına kimseye rüşvet vermedim. Herhangi bir kamu görevlisiyle bu yönde bir iletişimim olmadı. Dosyaya aleyhinde göstermeye çalışan hususların dosya eylemine hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle, yargılama sonucunda beraatime karar verilmesini talep ederim. Saygılarımla.

METE SARISALTUN AVUKATI KÜBRA ŞİMŞEK ÖZVEREN SAVUNMASI

Müvekkil maddi vakalara ilişkin savunmasını yaptı. Beyanlarına iştirak ediyorum. Ben müdafi olarak öncelikle müvekkil yönünden isnadın somutlaştırılamamış olması ve savunma hakkı bakımından ortaya çıkan usulsüzlükleri belirtmek istiyorum. CMK 170. madde 4. fıkrası "İddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır." hükmü amirdir. Kanun koyucu, bireylerin ne ile suçlandıklarını tereddütsüz bir biçimde bilmelerini, isnadın somutlaştırılmasını ve delil-eylem bağının açıkça kurulmasını temel bir muhakeme şartı ve adil yargılanma hakkının bir asgari, teminatı olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla kanunun iddianamede aradığı, her bir sonucun, hangi somut fiille oluştuğu ve bu fiilin hangi delillerle ilişkilendirildiğinin açıklanmasıdır. Genel bir suç mekanizmasının anlatılması ve daha sonra sanıkların bu anlatım içine dahil edilmesi değildir. Ancak müvekkil Mete Sarısaltun yönünden isnatlar ve deliller somutlaştırılmamıştır.

İddianamede Eylem 118 kapsamında çok sayıda kişi ve şirketi içine alan genel bir rüşvet mekanizması anlatılmış fakat bu mekanizma içerisinde müvekkilin hangi somut fiili gerçekleştirdiği ortaya konulamamıştır. Müvekkilin kime, ne zaman, ne şekilde rüşvet verdiği; hangi kamu görevlileriyle rüşvet ilişkisi kurduğu, hangi menfaati sağladığı veya hangi muvazaalı sözleşmenin olunmasına bilerek ve isteyerek iştirak ettiği açıklanamamıştır. İddianamede yalnızca diğer sanıklar ürünlerde kullanılan genel ve kalıp ifadelerin müvekkil yönünden de tekrarlandığını görüyoruz. Burada ayrıca soruşturma aşaması ile iddianame arasında müvekkil yönünden önemli bir çelişki bulunmaktadır. Müvekkile soruşturma aşamasında sorulan sorular ile iddianamede bahsedilen eylemler arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Soruşturma aşamasında tarafımıza yöneltilen tüm sorular cevaplanmış, ilgili belgeler ibraz edilmiştir. Hatta savcılık da açıklamaları yeterli görmüş ki buna iddianamede yer vermemiştir. Fakat bugün müvekkilin yargılandığı Eylem 118 kapsamındaki esas isnatlar, yani reklam izinleri karşılığında muvazaalı sözleşmeler yapıldığı ve bu suretle rüşvet verildiği iddiası, soruşturma aşamasında müvekkile somut şekilde sorulmadığından bu konuda müvekkilin savunması alınmaksızın huzurunuza getirilmiştir.

Sayın Başkan, Sayın Heyet, esasa ilişkin açıklama yapmak gerekirse müvekkilin şirketteki konumu bellidir. Müvekkil şirket ortağı, yöneticisi veya karar alıcısı değildir. Matador İletişim ve Reklamcılık Anonim Şirketi bünyesinde muhasebe işlerini yürüten bir çalışandır. Şirketin muhasebe kayıtlarını tutması, fatura ve ödeme işlemlerini takip etmesi, günlük rutin işlerini yürütmesi mesleki faaliyetinin gereğidir. Ayrıca müvekkil yönünden bir olarak dosyaya eklenmiş HTS verilerine yönelik itirazlarımız vardır. Bu tespiti kesinlikle kabul etmiyoruz. HTS verileri hatalı ya da niteliklidir. Kaldı ki tespit doğru kabul edilse dahi tamamen tesadüfi bir örtüşmeden ibarettir. Yargıtay içtihatlarında sabit olduğu üzere HTS verileri tek başına müvekkilin iddianamede bulunan kişilerle görüştüğünü, irtibat halinde bulunduğunu, suç işlediğini göstermez.

Sonuç olarak Sayın Başkan, Sayın Heyet, müvekkilin Eylem 118 kapsamında gerçekleştirdiği somut bir rüşvet verme fiili ortaya konulamamıştır. Herhangi bir rüşvet anlaşması, menfaat temini, kamu görevlisiyle bu amaçla kurulmuş bir irtibat veya müvekkilin suç işleme kastını ortaya koyan somut bir delil bulunmamaktadır. Müvekkilin Eylem 118'de anlatılan muvazaalı sözleşme sürecine bilerek, isteyerek ve hangi eylemlerle katıldığı iddianamede gösterilmemiştir. Mütalaadan sonra esasa ilişkin detaylı savunmalarımızı yapacağız fakat bu aşama itibarıyla açıkladığım hususlar da dikkate alınarak öncelikle müvekkilin yurt dışına çıkış şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, soruşturma aşamasında el konulan dijital materyallerin iadesine ve duruşmalardan vareste tutulmasına, neticede müvekkilin üzerine atılı suçtan beraatına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

ÖMER BEDİRHAN ÇOKA SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. İddianamenin eylem 88 bölümünde bahsi geçen 2021 tarihli baskı işine ilişkin olarak adı geçen şirket Karma Ajans Reklam Anonim Şirketi'dir. Benim olay tarihinde çalıştığım şirket ise Karma Açıkhava Reklamcılık Anonim Şirketi'dir. Bunlar birbirinden tamamen farklı iki tüzel kişiliktir. İki şirket arasında herhangi bir ortaklık, şube ilişkisi veya organik bağ bulunmamaktadır. Ben suçlamaya konu edilen olay döneminde Karma Açıkhava Reklamcılık Anonim Şirketi'nde sigortalı bir çalışandım. İddianamede bahsi geçen Karma Ajans Reklam Anonim Şirketi'nde herhangi bir görevim, yetkim veya sıfatım bulunmamaktadır. Soruşturma aşamasında tarafıma Karma Ajans Reklam Anonim Şirketi veya söz konusu baskı işiyle ilgili herhangi bir soru yöneltilmedi. Bu nedenle soruşturma sırasında bu konu hakkında bir açıklama yapma imkânım olmadı. Hakkımda eylem 88 kapsamında bir suç isnadı bulunduğunu ve iki farklı şirketin birbirine karıştırıldığını ancak iddianameyi gördükten sonra öğrendim.

İddianamede adı geçen Emre Serkan Bayraktar'ı tanımıyorum ve kendisiyle hayatım boyunca görüşmedim. Aynı şekilde Karma Ajans Reklam Anonim Şirketi ile herhangi bir ticari, hukuki veya fiili ilişkim bulunmamaktadır. Dosyada veya eylem 88 kapsamında belirtilen şirket ihale ve işlemler incelendiğinde benim bu eylemlerle herhangi bir bağlantım bulunmadığı açıkça görülecektir. Kanaatimce hakkımda bu suçlamanın ortaya çıkmasının nedeni iki ayrı şirketin unvanında Karma kelimesinin bulunması nedeniyle meydana gelen şirket unvan karışıklığıdır. Ancak burada özellikle belirtmek isterim ki Karma Ajans Reklam Anonim Şirketi ile hiçbir bağlantım bulunmamaktadır. Suçlamaya konu edilen ihale ve işlemlerde herhangi bir görevim, yetkim veya dâhilim yoktur. Bu nedenle dosya kapsamındaki delillerin ve ticaret sicil kayıtlarının değerlendirilmesi sonucunda şahsımla ilgisi bulunmayan bir şirket üzerinden tarafıma yöneltilen suç isnadı nedeniyle hakkımda beraat kararı verilmesini saygılarımla arz ederim.

ÖMER BEDİRHAN ÇOKA AVUKATI BEYZANUR AKDOĞAN SAVUNMASI

Huzurdaki davada müvekkilim yaklaşık 1 aşkın süredir haksız yere sanık sıfatıyla bulunmaktadır. Müvekkilim, soruşturma aşamasında yapılan ve ticaret sicil kayıtlarıyla da saniyeler içerisinde tespit edilebilecek olan bariz bir unvan karışıklığı sebebiyle yargılanmaktadır. Müvekkilin adı iddianamenin yalnızca eylem 88 bölümünde yer almaktadır. Eylem 88'de Kültür A.Ş.'den alt yüklenici olarak bayrak ve muhtelif tekstil aldığı iddia edilen şirket Karma Ajans Reklam Organizasyon ve …... Hizmetleri Anonim Şirketi'dir. Bu şirketin yetkilisi Emre Serkan Bayraktar'dır. Nitekim adı geçen Emre Serkan Bayraktar da ifadesinde bahse konu ihaleyi kendi tüzel kişiliğiyle aldığını ve yürüttüğünü ilan etmiştir.

Müvekkilin Emre Serkan Bayraktar ile geçmişte veya günümüzde her hangi bir tanışıklığı, ticari ilişkisi veya irtibatı bulunmamaktadır. Buna karşılık müvekkilim Ömer Bedirhan Çoka'nın sahibi olduğu şirket unvanı ise Karma Açık Hava Reklamcılık Ticaret Anonim Şirketi'dir.

Bu şirket, İstanbul dışındaki muhtelif il ve ilçelerde açık hava reklamcılık faaliyetlerini icra eden, dosya konu ihale süreciyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen ayrı bir tüzel kişiliktir. Bu iki şirketin birbirinin ne şubesi, ne ortağı ne de devamıdır. Tamamen bağımsız 2 ayrı tüzel kişiliktir. Yalnızca unvanlarındaki Karma kelimesi benziyor diye bütünüyle bambaşka bir şirketin taraf olduğu bir iş üzerinden müvekkilim dosyaya dahil edilmiş ve hakkında kamu davası açılmıştır. Eyleme konu ihale sürecine katılan şirketin müvekkile ait olmadığını, müvekkilin ihaleyi alan şirkette geçmişte veya halihazırda hiçbir üye, yetkisi ya da çalışan sıfatı bulunmadığı sabittir. Müvekkilim kendisiyle ve şirketiyle hiçbir bağı bulunmayan bir ihale ilişkisi nedeniyle aylardır haksız yere yargılanmakta, lekelenmmee hakkı ve ticari itibarı telafisi güç zararlara uğramaktadır. Sayın Başkan, müvekkil Ömer Bedirhan Çoka yönünden atılı suçun yasal unsurları oluşmamış, isnat edilen eylemle müvekkil arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamamıştır. Dosyadaki maddi durum ve mevcut isim karışıklığı dikkate alınarak müvekkilimin beraatine karar verilmesini talep ederiz.

NAZLI DALAR SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı. Çalışma hayatına 2005 yılında Kanal D'de başladım. CNN Türk, NTV, TV8 gibi ulusal kanallarda yayınlanan pek çok projede görev aldım. Bu çerçevede 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Medya A.Ş. iş başvurusunda bulundum. Yazılı ve sözlü mülakatlar sonrasında 2013 yılında işe başladım. Canlı ve duyuru yayınları, İBB haberlerini içeren haber bültenleri ve stüdyo çekimleri gibi süreçlerde teknik ve içerik sorumlusu olarak görev aldım. Burada 2016 yılı Temmuz ayına kadar çalıştım. Ailevi sebeplerden ötürü çalışma hayatıma biraz ara verdikten sonra 2017 ve 2018 yıllarında özel sektörde çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında 2019 yılının Eylül ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne tekrar başvuruda bulundum. Değerlendirme süreçleri sonrasında mesleki bilgi ve tecrübelerimle tekrar burada işe başladım.

Mesleki birikimim bugüne kadar hep televizyon prodüksiyonu alanında olmuştur. Şu an Medya A.Ş.'de içyapımlar koordinatörü olarak çalışıyorum. Size biraz unvanımdan bahsetmek istiyorum. Özel sektörde koordinatör unvanı müdürün üstü olarak bilinse de Medya A.Ş.'de koordinatör unvanının karşılığı şeftir. Üzerimde bir birim müdürü, onun üzerinde bir genel müdür yardımcısı ve genel müdürümüz bulunmaktadır. Ben; yönetmen, muhabir, kameraman, grafik tasarımcı gibi görsel yayınlar müdürlüğü ekibinde yer alan arkadaşlarımın şefi, koordinatörüyüm. Benim üstüm görsel yayınlar müdürüdür. SGK dökümlerindeki maaş bilgilerimden ve kurum işleyişi gereği organizasyon şemasına da bağlı bulunduğum müdürlükteki görevim organizasyon el kitabında açıkça görülmektedir. Bu el kitabını yazılı savunmamız ekinde mahkemenize sunacağız.

Çalışmalarıma tamamında bağlı bulunduğum müdürümün ve birimimize bağlı genel müdür yardımcımızın sevk ve idaresi altındayım. Herhangi bir ihale dosyası hazırlama, satın alma süreçlerini yönetme, finans süreçlerine müdahale etme ve bu konularda karar alma yetkim hiçbir zaman olmamıştır. Maaşım dışında bir gelirim yoktur. Hayatım boyunca ailemle birlikte yaşadım ve onlarla yaşamaya devam ediyorum. Uzunca yıllık çalışmam sonrasında bu aşama itibariyle herhangi bir mal varlığım yoktur. İddianamede yer alan suçlamaların hiçbirisini kabul etmiyorum. Şimdi size savunmamı sunacağım.

Eylem 85, 89, 106. Bu eylemler 2023, 2024, 2025 yıllarında Basın Yayın İdaresi tarafından açılan ve Medya A.Ş. tarafından alınan bir hizmet alım işidir. İddianamede Medya A.Ş.'nin 3G istisnasıyla alt yüklenici dosyaları yapmasından ötürü kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma suçlarının oluştuğu iddia edilmiş ve ben de bu suçların sanıkları arasında gösterildim. Sayın Başkan, ben hiçbir zaman satın alma biriminde çalışmadım. Ödeme süreçlerinin hiçbir aşamasında yer almadım. Benim görevim yalnızca Görsel Yayınlar ve Yapımlar Müdürlüğü bünyesinde video içerik üretim süreçlerinin planlanması, yapılan işlerin içerik kontrolü ve hazırlanan videoların revizyonlarıyla sınırlıdır. Satın alma ve finans birimlerine herhangi bir talimat vermem ve bu süreçleri yönlendirmem söz konusu değildir. Bu nedenle tarafıma yöneltilen bu suçlamaların görev tanımımla ve fiilen yürüttüğüm işleyişle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Eylem 118. Bu eylemde ise açık hava reklam alanlarını kiralayan şirketlerin reklam izni için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurduklarında Kültür A.Ş.'ye ve Medya A.Ş.'ye yönlendirilerek muvazaalı sözleşme imzalamalarının sağlanması, böylelikle Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin özel reklam şirketlerinden rüşvet aldığı belirtilmiştir. Ben de bu eylem kapsamında rüşvet alma suçuyla yargılanıyorum. Ben o yıllarda Görsel Yayın ve Yapımlar Müdürlüğü'nde prodüktör olarak görev yapıyordum. Bu unvan herhangi bir yönetici gibi unvan olmamakla birlikte uzman bile değildi. Başlangıç seviyesinde çalışıyordum. Ekibimizde yer alan kameraman, muhabir, yönetmen arkadaşlarımla İBB'nin icraatlarını ve kültürel mekânlarının sahada çekimlerini yapıyordum. İdari bir görevim olmamakla birlikte teknik çalışan bir personeldim. İddianamede bahsedilen reklam alanları, reklam izinleri, gelir süreçleri ve ihale işlemleri hakkında herhangi bir görevim ve bilgi sahibi olmam söz konusu değildir. İhale komisyonlarında yer almadım. Hak ediş süreçlerinde görev almadım, bu süreçlere ilişkin herhangi bir karar mekanizması içerisinde bulunmadım. Diğer sanıkların savunmalarında söz konusu şartnameye dayalı yapılan sözleşmenin 21 Ekim 2019 olduğu anlaşılmaktadır. Ben o tarihte kurumda 18 günlük bir çalışandım.

Tüm bunlar dikkate alındığında atılı suçla ilgim bulunmamaktadır. Herhangi bir rüşvet almadım, rüşvet vermedim. Bu yönde herhangi bir eylem içerisinde bulunmadım. Otuz senedir ailemle yaşıyorum. Maaşım dışında herhangi bir gelirim yok. İddianamede yer alan örgüt suçlamalarını kabul etmiyorum. Hiçbir zaman herhangi bir örgüt üyesi olmadım. Herhangi bir örgüt adına hareket etmedim. Örgüt oluşumunun varlığına tanık olmadım. Çalışma hayatım boyunca tek gelirim kurumdan aldığım yasal maaşım olmuştur. Hiçbir şekilde maddi menfaat sağlamadım. İddianamede yer verilen Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Ongun'un tarafımdan ihale süreçlerine yerleştirildiğim yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır. Savunmamın başında bahsettiğim üzere Medya A.Ş.'deki çalışma hayatım Murat Ongun'un göreve geldiği 2019 yılı öncesine, yani Kadir Topbaş dönemine dayanmaktadır. Kendisinin telefon numarası bile bende kayıtlı değildir. Kurumun hiyerarşik yapısı gereği görevimin bağlı bulunduğu müdürlerimin, genel müdür yardımcım aracılığıyla yürütüldüğünden Sayın Murat Ongun'la doğrudan irtibat kurmamı gerektirecek herhangi bir görev ya da çalışma ilişkim olmamıştır.

Medya AŞ çok sayıda müdürlükten ve farklı yönetim kademelerinden oluşan kurumsal bir yapıya sahipti. Bu yapı içerisinde görevim yalnızca kendi birimimin faaliyetleri ve görev tanımımın sınırları olmuştur. İddianamede herhangi bir eyleme delil olabilecek bir konu yazışma olmamasına rağmen, neredeyse tüm eylemlerin altına kopyala yapıştır yöntemiyle yazışmalar yer almış, suçlamanın delili olarak gösterilmiştir. Sürekli de vurguladığım gibi benim görevim teknikti. Herhangi bir mal ve hizmeti doğrudan kabul etmedim. Hazırlanan içerikler bana geldiğinde onlar kontrol ettim, kreatif olarak çalıştım. Kurumun işleyişi gereği benim üzerimde de bir kontrol mekanizması vardır. Kontrol edildikten sonra ilgili birime gönderirdim. Tüm bu içerikler de Medya AŞ arşivinde de yer almaktadır.

Ayrıca bu konuşmalar Kültür AŞ'den alınan bir hizmet alımına ait ve alt yüklenici dosyası yapılmayan bir iştir. Yani bu eylemlerin hiçbirisiyle ilgili değildir. Ben sizlere bu konuşmayı biraz anlatmak istiyorum. Medya AŞ'nin Kültür AŞ'den video, dron çekimleri, muhtelif film ihalesi aldığı için sözleşmede yer alan kalemlerin planlanması konusunda önce birim müdürümle konuştuktan sonra hiyerarşik yapı gereği Genel Müdür Yardımcımız Sibel Karakurt ile bir araya gelerek nihai karar vermesiyle sonuca ulaştırırız. Ben bu süreçte dosyada yer alan adetlerin Medya AŞ'de yer alan teknik ekibimizin ne kadarının yapılabileceği adına konuştum. Dosyayı şöyle düşünmenizi istiyorum: İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin pek çok farklı mekanlarında, kültür merkezlerinde aynı anda başlayan konserler ve etkinlikler oluyor. Biz de bu etkinliklerin konser video çekim ve kurgu kalemlerini yürüttük. Biz de akşam başlayan bu konserlerin çekimlerini yapıp kurgu, montajlarını tamamlayıp gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra idareye teslim ediyorduk.

Burada Sibel Hanım'la konuştuğumuz konu da sözleşmede yer alan video çekim ve film sürelerinin ne kadarına içerideki ekiple yetişebiliyoruz, kalanı için de teknik destek almalı mıyız üzerinedir. Bu konuşmalar Satın Alma Müdürümüz Fatoş Ayık ve Genel Müdür Yardımcımız Sibel Karakurt ile yaptığımız iş konuşmalarıdır. Ortada bir suçlu ve suç konusu yoktur. İddianamede de bahsedildiği gibi bir sistem olsaydı dron ihalesi sözleşmesi yapılırdı ama tekrar etmek gerekirse dron ihalesi sözleşmesi yapılmadı. Genel Müdürümüz tarafından bize alt yüklenici ihalesi yapılmayacağı, iş süreçlerimizi teknik destek almadan elimizdeki imkanlar çerçevesinde yürüteceğimizin yönlendirmesi geldi, biz de bu şekilde devam ettik. İddianamede yer alan bütün bu suçlamaları reddediyor, beraatımı talep ediyorum.

FATOŞ PINAR TÜRKER AVUKATI BURAK CANDAN SORUYOR

Burak Candan: Nazlı Hanım, 2018 yılında işe girdim dediniz. Farklı genel müdürlerle de çalışmışsınız. Pınar Hanım işe başladıktan sonra şirket işleyişinde herhangi bir değişiklik oldu mu? Pınar Hanım size herhangi bir şirkete, kişiye özel menfaat sağlanmasına dair bir talimat verdi mi?

Nazlı Dalar: Hayır.

Burak Candan: Peki, burada yine Emrah Bağdatlı'nın Pınar Hanım'ı işe soktuğu yönünde bir iddia var. Sizin böyle bir iddiayı duymuşluğunuz, bilmişliğiniz ya da kulağınıza gelmiş bir şey var mıdır? Duyamadım, pardon.

Nazlı Dalar: Bir bilgim yok.

Burak Candan: Bir de Emrah Bağdatlı'nın yine şirkette söz sahibi olduğuna dair bazı söylenmeler var. Emrah Bağdatlı'yı şirket içerisinde görüp size talimat verdiğine ya da başka çalışanlara talimat verdiğine dair bir bilginiz var mı acaba?

Nazlı Dalar: Ben kolluk savcılıkta da söylemiştim. Yönetim kurulu başkanımız Murat Ongun için genel müdürümüz de Pınar Hanım'dır. Başkasının emri altında çalışmadım.

Burak Candan: Nazlı Hanım, emniyet ifadenizde bir kısım var ama onu da size sorayım yine eksik kalmasın. Pınar Hanım'ı size sorduklarında şöyle demişsiniz: "Medya A.Ş. Genel Müdürü'dür. Kendisi çalıştığım birim olan Görsel Yayınlar Müdürlüğü'nün işlerini takip etmektedir. Kendisi kurumumuzun Genel Müdürü olduğu için aramızda yönetici-çalışan ilişkisi vardır." Bu aradaki cümle, "Kendisi çalıştığım birim olan Görsel Yayınlar Müdürlüğü'nün işlerini takip etmektedir" kısmı sehven mi yazılmış yoksa siz mi böyle söylediniz?

Nazlı Dalar: Bu bir kopyala-yapıştır hatası olabilir. Çünkü Pınar Hanım, Genel Müdürümüzdür ve bütün yayınlarla ilgilenmektedir.

FATOŞ AYIK AVUKATI UĞUR GÜNER SORUYOR

Uğur Güner: Nazlı Hanım genel olarak şu süreçleri açıkladınız savunmanızda zaten ama çalıştığınız dönem boyunca Fatoş Ayık'ın herhangi bir usulsüz bir işlemine, talebine denk geldiniz mi, böyle bir bilginiz var mı?

Nazlı Dalar: Hayır, hayır yok.

NAZLI DALAR AVUKATI FIRAT TARTAN SAVUNMASI

Efendim, müvekkilin savunmalarına aynen iştirak ediyorum. Müvekkil, 4 günlük gözaltı sürecinde ilk başta ifadesinde sadece kendisi anlattı; Medya A.Ş. çalışanı. Kendisine ağırlıkla Kültür A.Ş. ile ilgili sorular soruldu. Sonrasında yine savcılık aşamasında bu sefer de bir etkin pişmanlıktan yararlanan bir ifade kapsamında yine kendisine yönelik hiçbir somut isnat, delil, belge sorulmadı. Sadece yine oradaki kişinin ifadesine dayalı sorular yöneltildi. Bu nedenle aslında müvekkilimiz hakkında hiçbir somut bir iddia, bilgi, belge olmadığını, somut bir suç iddiası dahi olmadığını belirtmek isterim, bu şekilde başlamak istedim. Bu da dolayısıyla soruşturmanın müvekkilimiz açısından ne kadar özensiz ve aslında eksik yürütüldüğünün bir göstergesidir.

Efendim kendisi de bahsetti, müvekkil Medya A.Ş.'de iç yapımlar koordinatörü olarak görev yapıyor. Kendisi de yine arz etti, koordinatör kelimesi belli ki birazcık büyük bir ifade olarak gelmiş ki kendisi bu noktalardan görüyor. Halbuki aslında en alt kademede çalışan bir personeldir kendisi şirkette. Daha önce defaatle sayın mahkemenize arz edildi çeşitli meslektaşlarım tarafından el kitabı, şirketin organizasyon şemaları. Bunları biz tekrar yazılı savunmalarımızda ayrıca yapacağız. O yüzden şimdilik bunları detaylıca anlatmadan yalnızca müvekkilimizin ifadesinde belirttiği gibi kendisinin hiçbir yetkisi ve ihale süreçlerine, maddi kısımlara, finans kısımlarına ilişkin hiçbir görevi ve yetkisi olmadığını tekrar belirtmek isterim.

Müvekkilin görevi yalnızca az önce söylediğiniz gibi videoların teknik incelemesi ve içeriği ile ilgilidir. Kendi de aktardı, işin kreatif kısmında yer almaktadır. İhale süreçlerinin nasıl işlediği ve süreçte kimlerin görev aldığı, dediğim gibi Sayın Başkanımıza birçok defa sunuldu. Ben o yüzden bu kısımları tekrardan arz ederek Sayın Mahkemenin de, buradaki meslektaşlarımın da, sanıkların da vaktini almak istemiyorum. Eylemlere geçecek olursak da 85, 89 ve 106 aynı fiilleri içermektedir. Bu yüzden bunlara ilişkin tek bir başlık altında savunmalarıma devam edeceğim.

Hakim: O 3 eylem açısından 85, 89, 106 ek savunmanızdır. 2023/3-B 39 ve 43 ek savunmanız.

Avukat: Tekrar söyler misiniz?

Hakim: Tekrar sunuyorum: 2023/3-B 39 ve 43.

Avukat: Bunlara ilişkin yazılı savunmalarımı da tarafınıza sunacağım.

Tekrar efendim ben söyleyeyim: Müvekkilin ihale süreçlerine ilişkin hiçbir yetkisi ve görevi bulunmamaktadır. Sadece Medya A.Ş. uktesinde kalan işlere ilişkin teknik olarak yetiştirilemeyen veya dışarıdan destek alınan işlerin kendi yöneticileriyle görüşerek bu duruma ilişkin bilgilendirmeler yapmakta, belli hazırlıklar yapılacaksa bunların nasıl planlanacağını oluşturmaktadır. Başka bir deyişle müvekkilin ihaleye çıkma ve sözleşme imzalanma süreçlerine bir dahili bulunmamaktadır. Yine bu eylemler kapsamında dayanak gösterilen konuşmalar kendisi de bahsetti, aslında 2025 yılına aittir ama isnatlar daha önceki yıllara aittir. Dolayısıyla isnad edilen eylemlerle konuşmalar arasında da hiçbir surette bir illiyet bağı bulunmamaktadır. Bu konuşmalar eylem 85 ve 89'da söz edilenler dediğim gibi; aslında 2023 ve 2024 yılında yapılan ihale süreçleriyle ilgilidir. Dediğim gibi konuşmalar 2025 yılında. Eylem 106'nın da bu konuşmalarla ilgisi bulunmamaktadır. Diğer sanıklar tarafından mahkeme huzurunda ifade edildiği üzere bu konuşmalar zaten yapılmayan, kendisi de az önce belirtti, zaten yapılmayan bir ihaleye ilişkindir. Dolayısıyla iddianamede geçen eylemlerle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.

Efendim eylem 118 kapsamında da reklam isimleri karşılığında rüşvet istendiği, rüşvet almak için sözleşmeler imzalandığı, paraların nakde çevrildiği iddia edilmektedir. Ancak müvekkilin herhangi bir, hangi rüşveti aldığı, hangi örgüte para aktardığı, nasıl aktardığı, ne zaman aktardığı, bunlara ilişkin hiçbir ifadede bulunmamaktadır. Kaldı ki müvekkil bu işlemlerde dediğim gibi yetkili de değildir, ilgili tarihte herhangi bir işlemlerde bulunmamıştır zaten. Ayrıca teftiş raporunda Medya A.Ş.'ye ilişkin 2019 tarihli bir sözleşmeden söz edilmektedir. Müvekkilin söz konusu tarihte kendisi de belirtti az önce, görevi aslında en alt kademede bir çalışan niteliğindedir. Herhangi bir yetkisi olmayan bir görevdir. Dolayısıyla ihale süreçlerine dahil olması, ihaleleri yönetmesi veya organize etmesi de fiilen ve hukuken mümkün değildir. Yine örgüt iddiasına ilişkin de müvekkilimiz herhangi bir hiyerarşik yapılanmanın üyesi değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. Kendisi Medya A.Ş. bünyesinde gerçekleştirdiği eylemler yalnızca işinin doğası olarak gerçekleştirdiği ve yetkisi kapsamında, sorumluluğu kapsamında olan işlemlerdir.

Buradaki ast-üst ilişkisi suç örgütü bünyesindeki hiyerarşik ilişki kapsamında değerlendirilmek istense de kendisinin yalnızca görevi gereği mevcut olan hukuka uygun bir yönetici-çalışan ilişkisidir. Dolayısıyla Sayın Murat Ongun'la birlikte hareket ettiği ve onun hiyerarşisinde bulunduğu iddiası da mesnetsizdir. Son olarak efendim; soruşturma için yeterli şüphe, mahkumiyet için ise şüphenin yenilmesi gerekir. Ancak iddianame tamamen soyut iddialara dayanmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde, öncelikle bir yılı aşkın süredir müvekkilimiz hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı adli kontrolünün kaldırılmasını, duruşmalardan vareste tutulmasını ve yargılama sonunda müvekkilimizin beraatine karar verilmesini saygılarımla Sayın Mahkemenizden talep ederim.

İKİNCİ AVUKAT SAVUNMASI

Müvekkilin savunmalarına ben de iştirak ediyorum. Savunman arkadaşımın da beyanlarına katılıyorum. Süresi içinde yazılı beyanlarda bulunacağız. Yasal süredeki savunmamızı da yapacağız. Bu aşamada müvekkilin yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyorum. Saygılar.

MEHMET CEM TOPÇUOĞLU SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcım; Bugün burada hiç ummadığım, beklemediğim bir yerde sanık sıfatıyla duruyorum. Açık yüreklilikle söylemek isterim ki hakkımda ne için dava açıldığına makul bir açıklama getirebilmiş değilim. Gerçekten şaşkınım. Bu şaşkınlığı da ilk kez burada yaşamıyorum. Emniyette bana suçlamayı bildirdiklerinde aynı şeyi hissetmiştim. Anlatılan olayla kendi mazi arasında bir bağ kuramamıştım. Emniyette olayla hiçbir ilgimin bulunmadığını ayrıntılı biçimde açıklamış olmama rağmen anlatımlarımın sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmadığını düşünmekteyim. Savunmam sonucunda yargılama konusu olayla hiçbir ilişkimin ve hatta olaya dair bilgimin dahi olmadığının anlaşılacağından eminim. Savunma yapabilmek için kısaca kendimden ve üstlendiğim görevlerden bahsetmem gerekiyor. Öz geçmişimden bahsetmek ya da kendimi övmek niyetinde değilim. Sadece savunmam kapsamında zorunlu görüyorum.

Marmara Üniversitesi Radyo-Televizyon Bölümü mezunuyum. Üniversiteyi burslu okudum. Daha sonra dünyanın köklü ve büyük ajanslarından biri olan Grey Grubu bünyesinde Türkiye, önce Türkiye, sonra Amerika'da çalışma fırsatı buldum. Türkiye'deki şirketim başarılarımdan ötürü beni Amerika'ya önce İngilizce eğitimine, daha sonra da New York'taki şirket merkezine gönderdi. Reklam sektöründe yurt dışına gönderilen Türkiye'den ilk yöneticiyim. Dünya çapında faaliyet gösteren markalarla çalıştım. Çalışmalarımda yıllarca takdir gördüm ve terfi edilerek yükseldim. Daha sonra 93 yılında mevcut işimden ayrılarak iki arkadaşımla birlikte kendi ajansımı kurdum. 1999 yılında dünyanın en büyük ajans ağlarından TBWA Global ile birlikte ortak olduk. Bu ortaklıktaki paylarımı yıllar içerisinde, zaman içerisinde satarak 2013 yılında hiçbir ortaklığım kalmadı ve şirket TBWAIstanbul diye hayatına devam etti. 2015 yılına kadar TBWAIstanbul'da tamamen profesyonel olarak CEO ve Yönetim Kurulu Başkanı sıfatlarını taşıdım. Bu tarihten itibaren farklı bir tüzel kişilik olarak TBWA Global bu merkezin isteğiyle oldu. Uluslararası bana bir teklif geldi ve TBWA Global'e geçtim. Burada bana Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgesinden sorumlu başkanlığı verdiler. Yaklaşık 50 ülkeyi kapsayan bir bölgenin üst düzey yönetiminden sorumlu hale geldim.

Görevimde gösterdiğim başarı hem sektörümüz hem de yöneticilerim tarafından kabul ve takdir gördüğünden 2019 yılında sorumluluk alanıma İtalya, İspanya, İrlanda, İskandinav ülkeleri ve Almanya dahil birçok Batı Avrupa pazarı da dahil edildi. Böylelikle TBWA Global nezdinde uluslararası başkan sıfatıyla görevime devam ettim. Sorumluluk alanımda 80 ülke bulunuyordu. Tüm dünyada faaliyet gösteren kurumsal bir yapı bünyesinde neredeyse dünyanın yarısının üst düzey yönetiminden sorumlu hale geldim. Bu görevime 2025 yılı başına kadar devam ettim. Görevim gereği yılın büyük bölümünde, neredeyse yaklaşık 200 gün yurt dışında, seyahatlerimde oluyorum. Hâlâ da devam ediyor. 2025 yılı başında demin Egemen Bey'in de bahsettiği, TBWA'in de sahibi olan Omnicom şirketinin bünyesinde TBWA'in yanı sıra benzer büyüklüklere sahip BBDO, Omnicom PR Group, DDB gibi ajansları da kapsayacak şekilde yeni bir görev üstlendim. Yine Orta Doğu ve Avrupa, Orta Doğu, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölge Başkanı olarak görevlendirildim. Bu görev bir terfi niteliğindeydi ve mevcut güzel sorumluluk alanımı neredeyse 2-3 katına çıkardı.

Hakkımda dava açılmasının sebebini oluşturan Heymo Etkinlik Hizmetleri A.Ş. 2020 yılında TBWAIstanbul ile Egemen Özcan ortaklığında kurulmuş bir şirkettir. Bu noktada kafa karıştırıcı olabileceğinden yapılanmayı sadeleştirerek açıklamak ve Heymo Etkinlik Hizmetleri A.Ş.'nin operasyonel faaliyetleriyle görevim arasında operasyonel yönetim anlamında bir ilişki olmadığını ve olamayacağını gerekçeleriyle ortaya koymak isterim. En üstte ABD merkezli ve %100 halka açık, dünyanın en büyük reklam ve pazarlama holdingi olan Omnicom Grubu vardır. Omnicom'a bağlı, her biri tüm dünyada faaliyet gösteren ajans ağlarından biri TBWA Global'dir. TBWA Global'in Türkiye'deki ajansı ise TBWAIstanbul'dur. Heymo Etkinlik Hizmetleri, TBWAIstanbul ile Egemen Özcan ortaklığına kurulmuş bir şirkettir. Demin Egemen Bey'in bahsettiği gibi %51'i TBWAIstanbul'un, %49'u Egemen Bey'indir. Heymo Etkinlik Hizmetleri'nin kurulduğu 2020 yılında ve olay tarihinde ben, az önce açıkladığım görev geçmişim doğrultusunda TBWA Global nezdinde uluslararası başkan sıfatıyla yaklaşık 80 ülkenin bağlı olduğu bir pozisyonda çalışıyordum. Bu 80 ülke içerisinde Heymo Etkinlik Hizmetleri gibi yüzlerce ajans, binlerce çalışan bulunmaktadır.

Peki Heymo Etkinlik Hizmetleri A.Ş.'de niçin belirli bir süre yönetim kurulu üyesiydim? Çeşitli ülkelerdeki ajansların yönetim kurulunda bünyesinde görev aldığım global şirketin tasarrufları doğrultusunda dahil olunuyor ve yine bünyesinde görev yaptığım global şirketin tasarrufları ve talimatları doğrultusunda ayrılıyordu. Diğer bir ifadeyle bu sadece Heymo Etkinlik Hizmetleri A.Ş.'ye özgü ya da onunla sınırlı bir durum değildir. Bünyesinde görev yaptığım global şirketin tasarrufları doğrultusunda dahil olduğum yönetim kurullarında icraata ve günlük yönetime karışmadım ve zaten karışacak vaktim de yoktu. Yalnızca şekilsel olarak yabancı ortağı temsil ediyordum. Benim Heymo Etkinlik Hizmetleri'ndeki yönetim kurulu üyeliğim de icrai olmayan ve yabancı kurumsal ortağın payını temsilen üstlenilmiş şekilsel bir üyeliktir. Bu üyelik şahsımla ya da şirket içerisinde üstlendiğim herhangi bir rolle ilgili değildir. Zira Heymo şirketine yönetsel bir katkım olmadığı gibi yönetsel veya icrai bir rolüm de yoktur. Hâlihazırda devam eden bir görev de değildir. Sadece geçici olarak yönetim kuruluna girmiş ve ayrılmış bir kişiyim.

Benim için HeyMo Etkinlik Hizmetleri, yaklaşık 80 farklı ülkedeki yüzlerce ajanstan sadece bir tanesidir. Farklı ülkelere yayılmış, her biri kendi tüzel kişiliği, kendi CEO'suna, kendi finans, hukuk ve operasyon kadrolarına sahip ajansların günlük işleyişini, münferit müşteri sözleşmelerini, tekil ödeme talimatlarını, personel işlemlerini, günlük satın alma ve harcama kararlarını benim tarafımdan takip edilmesi ve yönetilmesi mümkün değildir. Ben küresel görevim kapsamında büyüme stratejileri ve ağ genelindeki dönüşüm programları gibi makro konularla ilgilenmekteyim. Yaklaşık 80 ülkede yer alan yerel ajansların yaptığı işleri teker teker takip etmem de mümkün değil. Bu bağlamda hem küresel yapılanma içerisinde bulunduğum konum hem de iş ve seyahat yoğunluğum dikkate alındığında HeyMo Etkinlik Hizmetleri A.Ş. ile ya da başka bir ajansı fiilen yönetmem mümkün olmadığı gibi böyle bir sorumluluğum hiçbir olmamıştır. Şimdi asıl meseleye, ele alınmış konular olan Paris Standı gibi projesine geliyorum. Bu proje kapsamında gerçekleştirilen işlemlere işlemlere de az evvel bahsettiğim gerekçelerle hiçbir dahilim olmamıştır. Projeye ilişkin bilgileri de ifadeye çağrılmam üzerine evrak üzerinden öğrendim. İstanbul Spor Etkinlikleri A.Ş. tarafından gönderilen katılım davet yazısı ile ilgili bana bilgi verilmemiştir, verilmesi de gerekmez. Paris Evi projesine teklif verilmesi konulu bir Yönetim Kurulu kararımız yoktur, olması da gerekmez. Teklif hazırlandığında bana bilgi verilmemiştir, verilmesi de gerekmez.

İşin planlama aşamasında bana bilgi verilmemiştir, verilmesi de gerekmez. İş yapıldığında bana bilgi verilmemiştir, verilmesi de gerekmez. Ödeme alındığında bana bilgi verilmemiştir, verilmesi de gerekmez. Yani olaya konu olan proje ve bu proje kapsamında gerçekleştirilen tüm işlemler ajansın olağan ticari faaliyeti niteliğinde olup görevim kapsamında değildir. Benim yargılama konusu proje ile ilgili yaptığım hiçbir işlem bulunmamaktadır. Sözleşmesinde imzam yoktur. Verilen teklifte imzam yoktur. Teklifin hazırlanması sürecinde dahilim yoktur. İşin planlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin yaptığım hiçbir işlem olmamıştır. Hatta şöyle söyleyeyim, projeyi gidip görmüşlüğüm, ziyaret etmişliğim dahi yoktur. Bu projede çalışan hiçbir İBB ya da yan kuruluşu ya da 3. parti ile yüz yüze ya da telefonla iletişimim yoktur. Kısacası bu projede İBB'den ya da alt kuruluşlarından, 3. partiden çalışan ya da şirket sahibi hiç kimseyi tanımıyorum. HeyMo Etkinlik Hizmetleri A.Ş.'ye yapılan ödemelerle hiçbir bilgim olmadığı gibi bu ödemelerin İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kullandığı yurt dışı finansmanlarıyla bağlantılı olup olmadığına dair hiçbir bilgim doğal olarak bulunmamaktadır.

Küresel bir organizasyonun parçası olarak ülkemizde faaliyetlerini yürüten bir şirketin iddia edilen örgütle yakın olduğu ya da iddia edilen örgüt tarafından desteklendiği iddiasını da makul bir zemini olan bir iddia olarak göremiyorum. Ancak her halükarda bu iddianın benimle bir ilgisi olmadığını ve olamayacağının da altını çizmek istiyorum. Bitiriyorum. Zira bu davada iddia edilen örgüt, örgütsel para ilişkileri, İBB ya da iştirak şirketleriyle uzaktan yakından hiçbir bağlantım yok. Yargılanan kişileri şahsi olarak tanımıyorum. Hiçbir tanışıklığım da yok. Hiçbiriyle de bir ilişkim, iş ilişkim, iletişimim hiçbir zaman olmadı. Hayatım boyunca İBB ya da iştirak şirketlerinin binasına dahi girmedim. Çalışanlarıyla da uzaktan yakın bir irtibatım, hiçbir ilişkim olmadı. Benim dolandırıcılık olarak değerlendirilecek hiçbir eylemim olmamıştır. Haksız bir menfaat elde etmişliğim yoktur. Kimseye karşı hileli bir hareketim yoktur. Hatta yargılama konusu olayda hileli olsun ya da olmasın hiçbir hareketim dahi yoktur.

Sonuç olarak dolandırıcılık olduğu iddia edilen eylemden, projenin gerçekleştirildiği tarihlerde haberim dahi olmamıştır. 43 yıllık iş hayatımda her zaman kanuna, nizama uygun hareket ettim. Vergi, cezai, ticari hiçbir uyuşmazlığın tarafı dahi olmadım. Dürüstlüğü, etik değerleri ve ahlakı her zaman önde tuttum. 1 tane şahsi davam yoktur benim Türkiye mahkemelerinde. Sektöre aşina olan kişilerce halihazırda bilinen küresel saygınlığımı da savunmamla bağlantılı olarak kısaca sizlere açıklamaya çalıştım. Ve özgeçmişime, hisse değerlerimin karşısına dolandırıcılık suçlamasıyla dava açılması gerçekten bana çok ağır gelmektedir. İddiaları tamamen reddediyorum. Beraatime karar verilmesini saygıyla talep ediyorum. Teşekkür ederim.

EGEMEN ÖZCAN VE MEHMET CEM TOPÇUOĞLU AVUKATI NAİM KARAKAYA SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet; suçlamanın esas boyutuyla ilgili açıklamalarda bulunmadan önce bir iki cümle kurmam gerekiyor usulü anlamda. Malumunuz suçlamaya dayanak olarak BDDK raporu gösterilmiştir. Eylemin konusunun bir banka ya da finans kuruluşunun faaliyetlerini kapsamadığını, BDDK'nın gözetim ve denetim ilkesi olan bir alanı olmadığını dikkate almaktadır. BDDK'dan hesap hareketlerinin incelenmesi istenmesi BDDK'ya adeta bilirkişi muamelesi yapıldığını göstermektedir. Oysa ki BDDK Adli Tıp Kurumu gibi bir bilirkişi değildir. BDDK'ya hesap hareketleriyle ilgili inceleme yaptırılması CMK'nın 63, 64, 66'daki bilirkişilik kanunu maddelerine net bir şekilde aykırıdır.

BDDK nezdinde hesap hareketleri tutulmamaktadır. Hesap hareketlerini bankalardan hesap hareketlerini bankalar istediği raporda yazılıdır. Fakat BDDK inceleme yaptığı hesap hareketlerini dosyaya göndermemiştir. Dosyada ham veriler yoktur. Bu durumda usulün 217 ve 206. maddelerine aykırıdır. Müvekkiller yönünden BDDK raporu ile savcılığın iddiaları arasında çokça çelişkiler bulunmaktadır. Müvekkillere yöneltilen iddiaların dayanağı 100 adet ve 34 adet metro alımı için kullanılan yurt dışı finansmanıdır. BDDK tarafından bu finansmana ilişkin yapılan incelemede oluşturulan gruplar arasında yurt içi finansal kuruluşlara yapılan ödemeler yaklaşık 54 milyon TL olarak gösterilmiş, yurt dışı finansman kuruluşlara yapılan ödemeler yaklaşık 85 milyon TL olarak gösterilmiş. Vergi ödemesi, SGK ödemesi gibi kamu ödemeleri yaklaşık 556 milyon TL olarak gösterilmiştir. Finansmanın kullanılan projenin yüklenicisi dışında doğrudan İBB tarafından 143 farklı gerçek ve tüzel kişiye yapılan ödemeler 1 milyar TL'nin üzerinde gösterilmiştir. Rapora göre belediyenin iştirak şirketlerine yaklaşık 186 milyon TL ödeme yapılmış, bu 186 milyon TL'yi oluşturan ödemeler arasında 23 Ağustos 2024 tarihinde İBB tarafından İstanbul Spor A.Ş.'ye gönderilen 43 milyon TL de bulunuyor. İstanbul Spor A.Ş.'den de Heymo Etkinlik Hizmetlerine yine 23 Ağustos 2024 tarihinde 28 milyon TL gönderilmiştir.

Sayın Başkan, değerli heyet; dikkat ederseniz iddianamede bahsedilen tutar 105 milyon TL olmasına rağmen 28 milyon TL ifadesini kullandım. Kullandım çünkü iddianamede ileri sürüldüğünün aksine raporda 105 milyon TL'lik bir transferden bahsedilmiyor. Bahsi geçen bu 105 milyon TL az önce iştiraklere yapıldığını belirtmiş olduğum 186 milyon TL içerisinden iştirak şirketleri tarafından bir başka firmaya gönderilen tutarların toplamıdır. Raporda da aslında 105 milyon TL için Heymo şirketine ve 9 firmaya gönderildiği belirtilmiş. Fakat diğer firmalara gönderilen tutarlar dikkate alınmaksızın sanki bu tutarın tümü Heymo şirketine gönderildiği şeklinde dayanaksız bir kabulde bulunulmuştur. Heymo Etkinlik Hizmetleri A.Ş.'ye İstanbul Spor A.Ş. tarafından iki ayrı transferde toplam 54 milyon 28 bin 21 TL 51 kuruş gönderilmiştir. Bu iki ayrı transferden de yalnızca 23 Ağustos 2024 tarihinde gönderilen 28 milyon liralık transferin yurt dışı finansmanlarla ilgili olduğu iddia ediliyor.

Savcılık yaklaşık 28 milyon TL'lik 23.08.2024 tarihindeki transferi yurt dışı finansmanından yapılmış bir ödeme olarak görüyor, ancak savcılığın tezini dayandırdığı BDDK raporunda bu konuda bir tespit yapılamadığını ifade ediyor. İlginç olan, BDDK bunu rapor gövdesine yazmamış, raporun ekine yazmış. Raporun 19 numaralı ekinde İstanbul Spor A.Ş.'ye giden 43 milyon TL için özetle şunu diyor: "Euro satılmış ve TL'ye dönüştürülmüş. Ancak o tarihte hesapta zaten bir bakiye var, bu nedenle İBB'den İstanbul Spor A.Ş.'ye giden paranın doğrudan yurt dışı finansmandan karşılandığı net olarak söylenemez" diyor. Bir sonraki transferle ilgili olarak da aynı durum söz konusu. İBB tarafından İstanbul Spor A.Ş.'ye 43 milyon TL transfer edildiğinde İstanbul Spor A.Ş.'nin de hesabında mevcut bir bakiye var. BDDK, İBB tarafından para gönderildikten sonra İstanbul Spor A.Ş.'nin Heymo şirketine gönderdiği yaklaşık 28 milyon TL'lik yurt dışı finansmanı olduğu da net olarak söylenemez diyor. Delillere ilişkin yanlışlıkları, raporda net bir tespitin olmadığına dair kısımları aydınlattığımıza inanıyorum.

İstanbul A.Ş.'den Heymo Etkinlik Hizmetleri şirketine yapılan transfer sebepsiz yapılan bir transfer değil. İddianamede de belirtildiği üzere Heymo; Fransa'da gerçekleştirilen İstanbul Evi projesinin organizasyon yüklenicisi. İstanbul Spor A.Ş. ile aralarında 54 milyon 28 bin 21 TL tutarında bir sözleşme bulunuyor. Ödemeler de bu projeyle ilgili yapılıyor. Projenin yapıldığı, fiktif bir iş olmadığı yine dosya içeriğinden sabit durumda. Az önce raporla ilgili açıklamalarda bulunurken yurt dışı finansmanından ödeme yapıldığına dair BDDK raporuna yansıyan yüzlerce gerçek ve tüzel kişi olduğunu belirtmiştim. Savcılık dava açarken bir filtreleme yapmış ve kriter olarak iddia edilen örgüte yakınlık, iddia edilen sistemi desteklemek gibi soyut bir kriter kullanmış ve reklam, etkinlik sektöründe faaliyet gösteren şirketlere dava açma yoluna gitmiştir.

Bu kriterlerle öncelikle müvekkil Egemen Özcan'ın Heymo faaliyet alanının 60'ta geçen şirketlerden farklı olduğuna dair beyanlarına atıf yapmakla yetiniyorum. İkinci olarak iddianamenin sistematiğine bakıldığında örgüt tarafından desteklenen şirket tanımı en başta süreklilik arz eden bir ihale ilişkisi arıyor. Heymo, İBB'nin hiç ihalesine ya da 3/g usulüyle yapılan satın alma süreçlerine katılmamış, davet almamış, yüklenici olmuş, alt yüklenici olmamıştır. Benzer şekilde şirketlerin ihalelerine katılmamış, 3/g usulüyle yapılan satın alma süreçlerine katılmamış, davet almamış, yüklenici olmuş veya alt yüklenici olmamıştır. İBB olsun, iştirak şirketleri olsun, bünyesi olsun tek bir iş vardır, o da Eylem 60'ta yapılan iştir. Bu iş kapsamında niçin davet edilmiş olabileceğini ve ne teklif verdiklerini müvekkil Egemen Özcan savunmasında açıklamıştır. Zamanı verimli kullanmak adına bu savunmaya atıf yapmakla yetiniyorum.

Eylem 60'a konu iş yapılıp tamamlandıktan sonra da yine Heymo şirketi İBB ya da iştiraklerinin ihalelerine, satın alma süreçlerine katılmamış, davet almamış, yüklenici olmamış, alt yüklenici olmamıştır. Heymo dünyada bilinen, tanınan, ülkemize başarıyla, başarılı işlerle tüm dünyada temsil eden, tüm dünyada yaptığı işlerle takdir toplamış ve aldığı takdir uluslararası ödüllerle dönüşmüş, müşterinin portföyü, kendi sektörünün lideri küresel şirketlerden oluşan bir ajans. Müvekkilin örgüt yöneticisi ya da örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerle de hiçbir ilişkisi bulunmamakta. Bu anlamda Heymo'nun savcılığın iddia edilen örgüt tarafından desteklenen, iddia edilen örgüte katkı sunan bir şirket olmadığı da açıktır, nettir. M. E. Ö. altında 11 Haziran 2025 tarihli rapora konu olan 45 Tasarım şirketinden biri de özel sektör projelerine malzeme tedariki yapılmıştır. Geçmiş yıllarda başlayan ve süregelen bir iş ilişkisi söz konusudur. Heymo ödeme talebi yapan taraftır. Yani 45 Tasarım şirketinin İBB ya da iştiraklerden kazandığı ihalelerden aldığı ödemelerle bir alakası yoktur. Ayrıca İstanbul Evi projesinin 45 Tasarım şirketi ile bir ilgisi olmadığı, 45 Tasarım şirketine İstanbul Evi projesi nedeniyle ödeme yapılmamış olduğunun da altını çizmek istiyorum.

Bu hususlardan Spor AŞ’den alınan ödemenin de fiktif faturalaşmalar ya da nakit çekim işlemleriyle 3. kişilere gönderilmemiş olduğu da ortadadır. Ezcümle suçlamaların temeline alınan örgüte yakınlık, örgüt tarafından desteklenme gibi kriterlerin hiçbir karşılığının olmadığı sabittir. Yani burada Heymo’nun konumu soruşturmaya dahil edilmeyen, hakkında hiçbir dava açılmayan fakat BDDK raporuna göre kendisine yurt dışı finansmanlardan ödeme yapılan Halkbank’tan, Ziraat Bankası’ndan, SGK’dan, elektrik dağıtım şirketinden, sigorta şirketinden ya da kooperatiflerden farklı değildir. Ödemenin yurt dışı finansmanından yapılıp yapılmadığı net bir şekilde tespit edilemez yönündeki BDDK görüşünü bir kenara bırakıyorum. Velev ki ödeme yurt dışı finansmanından yapılmış olsun, savcılık kredi veren kuruluş ile İBB arasındaki sözleşmede yer alan kredinin kullanılacağı alanı sınırlayan sözleşme hükmüne sonuç bağlayarak bu iddiada bulunuyor.

Yurt dışı finansmandan sözleşme hükümlerine aykırı olarak ödenen bir para en kötümser değerlendirmede kredi veren kuruluş ile krediyi kullanan kuruluş arasındaki bir sözleşmeye aykırılıktır. Sözleşme maddesine aykırılığın dolandırıcılık suçundaki hileli hareketi ortaya çıkarması mümkün değildir. Ayrıca yalnızca İBB şirketi, İBB ile kredi veren kuruluş arasındaki bir ilişkidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin suçun mağduru olduğu kabul ediliyor fakat Heymo’ya yapılan ödeme doğrudan İBB’den gelmiyor. Hatta Can Akın Çağlar’ın sorgusu sırasında paylaştığı bir yazı vardı. O yazıda da Heymo etkinlik hizmetlerine İBB tarafından hiçbir zaman ödeme yapılmamış olduğu görülüyordu. İBB 43 milyon TL’yi Spor AŞ’ye gönderiyor. Spor AŞ ise zaten borçlu olduğu yaklaşık 28 milyon TL’yi Heymo şirketine gönderiyor.

Dolayısıyla Heymo’nun mağduru olduğu kabul edilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile de doğrudan bir ilişkisi yoktur. Bu eylemi sanıklar arasında Spor AŞ’den kimse de yok. Heymo’nun ödemenin kaynağını araştırma yükümü yok. Araştırsa bile nereye ulaşılacak? Derim ki Spor AŞ’ye sordu, Spor AŞ de yanıt verdi. Yanıt ne olacak? İBB’den geldi denilecek. İBB Spor AŞ’nin ortağı. Aynı zamanda çeşitli ihaleler kapsamında Spor AŞ’nin sorumlu olduğu idare. Kaldı ki bakın Spor AŞ’ye gönderilen tutar 43 milyon TL. Spor AŞ’nin Heymo’ya yaptığı ödeme ise 28 milyon TL. Dolayısıyla paranın salt Heymo’ya ödeme yapılsın diye gönderilmediği buradan da anlaşılıyor. Başka nereden anlaşılıyor? İşlem açıklamasından. BDDK genel hesap hareketlerine dosyaya göndermediğini belirtmiştir.

Fakat yine rapor eklerinde özel hesap hareketlerine yer verilmiş. O özel hesap hareketlerinde de işlem açıklamaları da yer alıyor. İBB’den Spor AŞ’ye gönderilen paranın işlem açıklamasında 1 numara ve iş adı yer alıyor. Altını çizeyim bu bilgiler Paris’te yapılan projeye, İstanbul Evi’ne ait değil. Buradan da anlaşılıyor ki esasen İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir hakediş ödemesi olarak Spor AŞ’ye ödeme yapmış, Spor AŞ de Heymo şirketine karşı temerrüde düşmüş olduğu borcunu ödemiş. Burada müvekkiller yönünden hukuka aykırılık söz konusu değildir. Atılı suçun tipiklik unsuru yönünden de oluşması mümkün değil. Dolandırıcılık suçunun unsurlarından temeli hileli hareketler. Ortada bir hileli hareket yok. İddianamede hileli bir hareket tasvirine yer verilmiş mi? Hayır verilmemiş. Ortada haksız bir menfaat yoktur.

İş yapılmış mı? Evet yapılmış. Sözleşme bedeli hak kazanılmış mı? Evet kazanılmış. O halde nasıl yapılan ödemeyi haksız menfaat olarak nitelendireceğiz? Kaldı ki beyanlarımın önceki aşamalarında da bahsettim, 28 milyon TL ile ilgili yurt içi finansmanına bağlı olarak dolandırıcılık isnadı var. Fakat 26 milyon TL ile ilgili yurt dışı finansman iddiasının da olmadığı için dolandırıcılık isnadı yok. Bu halde ödemelerin bir kısmı dolandırıcılık suçu olarak görülecek, diğeri görülmeyecek mi? Sözleşmedeki bedeller bir bütündür, yapılan iş bütündür. Bu nasıl çelişkidir? Hukuk sisteminde bunun bir izahı yoktur. Müvekkil Cem Topçuoğlu hakkında ayrı bir gerekçeye yer verip savunmalarıma son vereceğim. Müvekkil Cem Topçuoğlu anlattığı üzere Heymo Şirketi’ne yalnızca şeklen ve geçici olarak yönetim kurulu üyesi olmuştur.

Şirkette kendisine ait tek bir hisse dahi yoktur. İcrai aktif bir görevi yoktur. Uluslararası bir yöneticidir. Sorumluluk sahası farklı kıtalara yayılmaktadır. Makro yönetimle ilgilenmektedir. Şekilsel olarak yönetim kurulu üyesi olması kasten işlenebilen bir suçun faili olabileceği şeklinde yorumlanamaz. Savunmamız kapsamında 2025 tarihli BDDK raporu ile ilgili olarak 45 tasarımlı ile Heymo arasındaki cari hesap ve hizmet alım sözleşmeleri ve faturalarına ekdir olarak Spor AŞ tarafından ödenen miktara ilişkin dekont ek 2 olarak, müvekkil Cem Topçuoğlu’nun uluslararası yöneticilikten kaynaklanan aktif görevlerinin neler olduğu, sorumluluğuna dair bölgelerin genişliği ve ülkelerdeki iştiraklerindeki şekilsel yönetim kurulu üyesi olabildiğine dair icrai bir görev üstlenmediğine dair global yönetimden alınan yazıyı ek 3 olarak, müvekkil Cem Topçuoğlu’nun uluslararası yöneticilik sıfatından dolayı yılın büyük bir bölümünü yurt dışında geçirdiği ve Heymo’nun yönetiminde icrai bir görev de üstlenmediğine dair yurt dışı giriş çıkış kayıtlarını ek 4 olarak bir dosya içerisinde sunuyoruz. Açıkladığım gerekçelerle iddianamede tarif edilen fiillerin suç oluşturmaması sebebiyle yargılama sonunda CMK madde 223/2-a uyarınca her iki müvekkilin beraatine karar verilmesini, sorgusu yapılan her iki müvekkil yönünden de CMK 196. madde uyarınca duruşmalardan vareste tutulmasını talep ve istirham ederim.

EGEMEN ÖZCAN SAVUNMASI – 14.09.026

Sayın başkan, sayın heyet, sayın savcım; huzurunuzda böyle bir suçlama ile bulunduğum için öncelikle aradan geçen zamana rağmen hem şaşkın hem de üzgün olduğumu belirtmek isterim. Çok kısa bir savunma yapacağım, fazla vaktinizi almayacağım. İsmim Egemen Özcan. Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunuyum ve işletme yüksek lisansım bulunmaktadır. Mezun olduğum günden beri de deneyim tasarımı ve etkinlik pazarlaması üstüne çalışıyorum. Yani kurucusu bulunduğum bir etkinlik ajansı var. Bu ajans kelimesi çok her anlamda kullanıldığı için bunu bir netlemek istiyorum. Biz reklam filmi çekmiyoruz, mecrasını almıyoruz, mecra kullanmıyoruz. Biz bir etkinlik ajansıyız; dekorumuz yok, çadırımız yok, hiçbir malzememiz yok. Etkinlikleri tasarlıyor, ihtiyaca göre tedarikçilerinden hizmet satın alıyoruz. Sayın heyet, kendi alanımda dünya çapında tanınırlığa sahip bir firmam var. 2017 yılında kuruldu, ismi HeyMo. Eventex etki endeksine göre –ki bu noktada bir özür sunmam gerekir herkese, çok fazla İngilizce kelime girecek araya, olabildiğince Türkçe kullanacağım ama tekrar algısı kaçmasın diye İngilizce kelimeler kullandığım için özür dilerim. HeyMo isimli ajans Eventex etki endeksine göre Türkiye'nin en etkili, Orta Doğu'nun 3. en etkili, dünyanın 22. en etkili etkinlik ajansıdır.

Çoğunluk hissedarı %51 ile dünyanın en büyük iletişim ve ajans holdingi olan Amerika Birleşik Devletleri menşeili Omnicom Holding'e aittir. Omnicom Holding New York Borsası'na kotedir. Bütün ajansları biz de dahil olmak üzere 7/24 bağımsız denetlenir. Usulsüz hiçbir uygulama yapamayan, hiçbir nakit hesap trafiği bulunamayan, hiçbir fiktif işlerde yer alamayan, ben şirketin %49 ortağı ve kurucusuyum, böyle bir pozisyonda yer alırsam benim de işimden olacağım uluslararası bir kurumdur. Türkiye'deki uluslararası tek etkinlik ajansı konumundayız. Biz bugüne kadar 2018'den beri yaklaşık saydığım zaman 117 tane uluslararası ödül kazanmış durumdayız. Bunlar içinde Eventex, Business Awards, International Business Awards, Felis, Effie, Kristal Elma, Ace of MICE gibi önemli ödüller de bulunmaktadır. Ayrıca şunu söylemek isterim ki, bu fi zamanında olmuş bir şeyi anlatmadığını ispat etmek için de söylüyorum, içerisinde bulunduğumuz ay yani şu an bu ay belki de iş dünyasının Oscar'ları kabul edilen International Business Awards'ta dünyada yılın etkinlik ajansı seçildik ve ben de şahsım olarak dünyada yılın yaratıcı lideri seçildim. Halihazırda yurt dışına çalışıyoruz efendim. Doha, Dubai, Riyad, Abu Dabi, Pekin, Barselona, Paris, Berlin, Amsterdam, Londra, Lizbon, Las Vegas, Basel ve Miami bizim etkinlik hayata geçirdiğimiz lokasyonlar.

Bunun haricinde de devam edeyim buraları okumayayım, almayayım zamanınızı. Dediğim gibi uluslararası bir ortaklığız. Halihazırda sadece özel sektöre çalışıyoruz. Birazdan belki ironik olacak, şirketimizin cirosunun %99'u özel sektörden gelir. Tarihimizde kamu ile ilgili tek bir proje yaptık kamu kaynağından bahsedebileceğimiz. Onu da bugün eylem 60 kapsamında huzurunuzda bugün size anlatıyorum. Yani ne öncesinde ne sonrasında hiçbir kamu projesinde yer almadık. Ama genel bir bilgi için Google, Meta, Samsung, TikTok, Akbank, Türk Hava Yolları, Limak, Mercedes-Benz, BMW, Ford, Netflix, Disney, Nike, Borusan Holding, Sabancı Holding, lüks mücevher markası Cartier, lüks saat markası Richard Mille, Damac, Piaget markalarının etkinlik ajansıyız. Sadede gelirsem İstanbul Büyükşehir Belediyesi tüzel kişiliğiyle hiçbir zaman çalışmadık. Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. ile hiçbir zaman çalışmadık. Hayatımızda bir kere Spor İstanbul'un daveti ile bir davet aldık ve bu davette de ben aslında o dönemi ihale olarak biliyorum bu arada, bu istisnai satın almaymış. Biz çok ihale, ilk defa hayatımızda ihaleye girdik. O yüzden de bilgimiz olan da çok detaylı da bir konu değildi.

Şimdi bu eylem 60 olarak adlandırılan konu, Paris Yaz Olimpiyatları'ndaki İstanbul Tanıtım Evi isimli proje. Bu proje içerisinde bir kere niye davet aldınız madem hiç çalışmıyorsunuz kamu tarafıyla derseniz konuyla ilgili yani tabii Spor İstanbul ekibi daha doğru bir cevap verir ama ben yine de 3 tane tahminimi sıralamak isterim. Birincisi Türkiye'de uluslararası çalışan tek etkinlik ajansıyız. Yani yurt dışında bir iş yaparken bize gelmeniz aslında kısmen normal. İkinci ve bence en önemli olan konu Omnicom yani bizim çatı holdingimiz ilk defa Paris 2024 Olimpiyat Oyunları'nın açılış kapanış, Paralimpik açılış kapanış törenlerini icra ettiler ve bizim bu sayede elimizde kırmızı badge'ler vardı, bunu açmak isterim.

Paris Olimpiyat Oyunları şehir merkezinde düzenlenen ilk olimpiyat oyunudur. O yüzden vatandaşlarını bile merkezden çıkardılar o dönem. Değil bir kurulum yapmak, değil kamyon sokmak, değil personel çalıştırmak evinize bile gidemiyordunuz. Böyle bir ortamda biz açılışları organize ediyor olduğumuz için halihazırda şehir merkezinde çalışma yetkimiz vardı. Bu yüzden gelmiş ve davet edilmiş olduğumuzu bu anlamda düşünüyoruz. Peki niye kabul ettik? Bir kere ülkemizin tanıtımına katkı sağladığını düşündüğümüz itibarlı bir proje olduğunu değerlendirdik en başta. Biz etkinliğe dahil olduğumuzda Paris'teki mekan zaten kiralanmıştı. Bu kiralama sürecini biz yönetmedik, biz yapmadık. Peki ne amaçlıyordu bu etkinlik derseniz; İstanbul 2027 Avrupa Oyunları'nın ev sahibidir, kıymetli de bir etkinlik ve ev sahipliğidir. Bunun tanıtımını yapmak, aynı zamanda da 2036 Olimpiyat adaylığı ile ilgili en azından bir noktada bir meşale ucu yakmak gibi düşünebiliriz. Bir niyeti vardı projenin. 2 gün süreyle giden bir projeydi ve şunu da söylemek yanlış olmaz, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Spor İstanbul ile beraber bu projenin bütün adımlarında bizim birlikte çalıştığımız bir diğer partnerdir. Biz taahhüt ettiğimiz şeyi efendim fazlasıyla yaptık.

Zaten kamuoyunda da fazlasıyla gördüğüm kadarıyla bu anlamda yansıdı. Ben ama iddianameye baktığımda bazı ithamlar gördüm.  İstanbul Evi projesine mesela ödüllendirme amacıyla çok sayıda örgüt üyesinin orada götürüldüğü yazıyor. Yani öncelikle şunu söylemek lazım, bu konuda bir yorumda bulunamayız. Hani bunu belirleyen, bu kişilerin listelerini oluşturan, uçak biletlerini ayarlayan, konaklamalarını, transferlerini ayarlayan ve o hizmeti sunan biz değiliz. Ve hiçbir zaman da işin o tarafında açıkçası bulunmadık. Ben o eylemde suçlanan Ekrem İmamoğlu'nu şahsi olarak tanımıyorum. Eğer salondalarsa kusuruma bakmasınlar, Fatih Keleş'i hayatımda hiç duymadım. Can Akın Çağlar'ı hayatımda hiç duymadım. Murat Ongun'u tanımıyorum. Bu suç ve bu 60 numaralı eylem altında geçen başka isimler ve üyeler varsa kendilerinin hiçbirini şahsi olarak tanımıyorum ve böyle bir örgütün varlığına dair de bilgim ve fikrim yok. Orada bulunduğum süre boyunca da böyle bir göz üzerimde açıkçası yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştirak şirketlerinin sonrasındaki hiçbir davete de hem biz katılmadık hem de açıkçası onlar da uluslararası bir etkinlik olmadığı için bizi dahil etmediler ya da davet etmediler. Yani ne öncesinde ne sonrasında hiçbir zaman çalışmadık.

Bunun haricinde şunu söylemek sağlıklı olur... Bu projeyi maddi yönden de hani bir büyüklük olarak da görmediğimizi söyleyebilirim. Fakat yine iddianameye baktığımda bir matematik hatası görüyorum efendim. 105 milyon TL'den bahsediliyor, yurt dışı finansmanları için kullanılan krediler, işte bu krediler önce 3-4 tane iştirake, oradan da bizim de aralarında bulunduğumuz 9 tane firmaya kanalize edilmişler. Şimdi şunu söylemek lazım; bu 105 milyon TL'nin önce "9 ayrı firma" diye başlayan metin, iddianamede 8 firma kayboluyor ve sanki tamamı bize gönderilmiş gibi devam ediyor. Bu matematik bir hatadır. Biz bunu kollukta, Vatan'da da açıkçası uzun bir süre anlayamadık bu rakamı. O yüzden sonradan BDDK raporunu görünce burada bir hata olduğunu gördük ve işin aslını anladık. Biz bu ödemelerden 26 milyonundan sadece sorumlu olabiliriz. O da bizim zaten ilk ödememiz. Aynı proje için sonrasında 28 milyonluk bir ödeme daha aldık. Zaten de aslında ihale bedelimiz de toplam bu tutar kadardı. Yani iddianamede ve BDDK raporu altında yazan 105 milyon hatalı gözüküyor.

Bunun haricinde de BDDK zaten şeyi de söylemiş: "Hali hazırda iştirak şirketinin kasasında bir kaynak bulunduğu için bu kredi olarak kullanılan rakam doğrudan bir iş ortağına kanalize edilmiş diyemeyiz" diyor. Biz hesabımıza gelen paranın tamamını belgeli ve şeffaf bir şekilde her işimizde olduğu gibi kullandık. Yurt dışındaki ortağımız Olimpiyat Oyunları'nın açılış ve kapanışını yapan şirkete bu paraları lokal hizmetler için ödeme olarak gerçekleştirdik. Şimdi bunun haricinde yine söylemek istediğim bir konu var. Yaptığımız işin karşılığı olan bu ödemenin kaynağını, takdir edersiniz ki bizim Spor İstanbul kredi mi kullandı, öz kaynaklardan mı harcadı, sponsor gelirlerinden mi yaptı, kira gelirlerinden mi ayarladı, etkinlik gelirlerinden mi ya da başka bir iştirakten mi kaynağı ya da borç alarak mı yaptığını bilme yetkimiz, yetimiz ve bu konuda bir gücümüz yok. O yüzden bunu hiçbir zaman sorgulamadık açıkçası o paranın kaynağının nere olduğunu. Sorgulasak da bilme şansımız da yok. Zaten rakamın da doğru olmadığını bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bunun haricinde söylemek istediğim bir konu daha var. Aslında bir suç isnadı olarak bize yönlendirilmemiş, şirketine ya da şahsıma; fakat bizim bir iş ortağımızın raporda geçtiğini gördük, ismi Kırkbeş Tasarım. Kendisi bizim Türkiye'deki projelerde bir tedarikçimiz. Yaklaşık 130 tane tedarikçimiz var. Biz kendisinden hizmet alıyoruz, yani faturasıyla beraber ödeme yapan taraftayız. Ben açıkçası İBB ya da bir iştirakiyle çalıştığını bu süreçte, bu dosyada öğrendim; bir başka bilgim yoktu. Kendileriyle de hani dediğim gibi lokal pazarda bir iş birliğimiz var. Kendisi bize sahne, ahşap, dekor hizmetleri veriyor. Biz de buna karşılık para ödeyip hizmet alan taraftayız. Bunu da bir netleştirmek istedim. Ayrıca Paris İstanbul Tanıtım Evi projesi yurt dışında olduğu için Kırkbeş Tasarım isimli şirkette de o projede hiçbir türlü yer almadık.

Artık cümlelerimi tamamlıyorum. Gizli tanık Meşe'nin beyanlarını kabul etmiyorum, hepsi yanlıştır. Bizimle ilgili olan tarafta çünkü kelimeleri var. Buradaysa tekrar kendisini tanımıyorum, Fatih Keleş'i tanımıyorum. Tarafımıza mükerrer hiçbir zaman da bir ödeme yapılmadı. Kamu kurumları aleyhine dolandırıcılıkla suçlandım. Ben şahsım olarak kimseyi dolandırmadım. Kimseye karşı hileli bir harekette bulunmadım. İş karşılığı olmayan bir ödeme almadım ve haksız bir menfaat asla elde etmedim. Bu süreçte Spor İstanbul'u denetlemedi biz sadece, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'yle beraber bu projeyi hayata geçirdik. Tekrar belirtmek istiyorum ki bize gelen bir ödemenin kaynağını bilme şansım bu anlamda yoktur. Zaten bu yurt dışı finansmanının bir kredi olduğu ana fikrini de 29 Ekim 2025'te Vatan Emniyet'te açıkçası öğrendim.

Cümlelerimi tamamlarken birkaç şey daha eklemek istiyorum. Sanırsam bugün benden sonra da kendi savunmasını yapacak ama Mehmet Can Topçuoğlu bizim Omnicom Holding'in Avrupa Başkanıdır. Şirkette tamamen temsilî bir rolü vardır. Şirkette bir yönetim rolü olduğu için onu da davet etmiş durumdayız ama günlük şeylerde, günlük işleyişte bilgisi olmayan bir kişidir. Son olarak cümlemi tamamlarken şunu yinelemek istiyorum: Bizim satacak bir malımız, elimizde tuttuğumuz bir stokumuz yok. Hayatımızda benim de firmamın da burada çalışan onlarca genç hayalin ve aklın da sahip olduğu tek şey bir fikir, bir itibar, bir uygulama yetisi. 20 yıllık kariyer sonunda ilk defa Türkiye'den çıkan bir firma yurt dışındaki rakipleriyle, yurt dışındaki benzer işletmelerle rekabet halinde ve elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Hiçbir hukuksuzlukta yer almadık, hiçbir gayri hukuki ilişkinin içerisinde bulunmadık. İtibardan başka hiçbir sermayemiz yok. Bu süreç itibarımızı ne olursa olsun etkilemiştir. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Hiçbir hukuksuzlukta bulunmadık. Beraatıma karar verilmesini talep ediyorum ve sabrınız için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

EGEMEN ÖZCAN AVUKATI SORUYOR

Avukat: Evet. Egemen Bey, Egemen Bey, bir kürsüye alabiliriz başkanım. Bir tane soru soracağım. Mehmet Cem Topçuoğlu'ndan sonra müdafi olarak savunmada bulunmak istiyoruz eğer uygunsa. Egemen Bey, Mehmet Cem Topçuoğlu'nun Paris İstanbul evinin projesine bir dahili var mıdır?

Egemen Özcan: Hayır, yoktur. Günlük sadece o proje değil, günlük akışımızda hiçbir konuya dahili yoktur.

ŞÜKRÜ FINDIK SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet; hakkımda düzenlenen iddianameyi incelediğimde bu dosyaya neden ve niçin dahil edildiğimi anlamakta inanılmaz güçlük çekiyorum. Dahil edildiğim bu sürecin hangi hukuki dayanağa ve mantığa oturtulduğunu çözebilmiş değilim. Savcılık ifademde de açıkça belirttiğim üzere, hakkımdaki iddiaların gerçekle ve dosyadaki somut olgularla hiçbir ilgisi yoktur. Durumumu ve hakkımdaki gerçekleri Sayın Mahkemenizin dikkatine sunarım. Haber sitesinin sahibi ben değilim. İddianamede kozmopolitik.com isimli haber sitesinin sahibi olduğum iddia edilmiştir. Oysa bu iddia tamamen gerçek dışıdır. Sitenin mülkiyeti, künyesi ve marka tescili, ifademde de belirttiğim ve herhalde benden sonra da ifade verecek olan Mustafa Can Poyraz'a aittir. Nitekim Mustafa Can Poyraz da mahkemenize sunduğu yazılı savunmasında sitenin ve sosyal medya hesaplarının kendisine ait olduğunu açıkça beyan etmiştir. Kendisinin bu konudaki savunmasına aynen katılıyorum. Söz konusu mecranın idari, hukuki veya finansal hiçbir sorumluluğu bana ait değildir.

2023 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki işime son verildi. Kendi isteğimle ayrılmadım, kapının önüne kondum. Hak ettiğim tazminatımı dahi ancak avukatım vasıtasıyla hukuki yollardan zar zor alabildim. Buradaki trajikomik ironiyi mahkemenizin takdirine sunmak isterim: İBB idaresi tarafından işten çıkartılıp mağdur edilmiş biri olarak şimdi Ekrem Bey ile aynı iddianamede örgüte yardım etmekle suçlanıyorum. Beni işimden eden bir yapıya yardım ettiğim iddiası sadece hukuken ve mantıken değil, eşyanın tabiatına da aykırıdır. İşsiz kaldığım dönemde, sırf boş durmamak adına, site sahibi arkadaşım Mustafa Can Poyraz'ın ricası üzerine Twitter hesabından, zaten ulusal basında yayınlanmış açık ve objektif haberlerin paylaşılmasına yardımcı oldum. İddianameye konu edilen paylaşımlar kamuoyuna yansımış objektif haberlerin aktarılmasından ibarettir. Hiçbir şekilde gerçek dışı haber yapma, algı oluşturma veya yanıltıcı bilgi yayma amacım olmadığı gibi bu paylaşımlardan herhangi bir maddi veya manevi çıkar sağlamam da söz konusu değildir.

Sahibi olmadığım, künyesinde sahibi açıkça yazan bir mecra üzerinden sırf rica üzerine haber paylaşımına yardım ettiğim için bu dosyada sanık olarak yer almam büyük bir haksızlıktır. Açıklanan nedenlerle üzerime atılı suçlamaları reddediyor, mağduriyetime yol açan yurt dışına çıkış yasağımın, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve yargılama sonucunda beraatıma karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

ŞÜKRÜ FINDIK AVUKATI SAVUNMASI

Müvekkil şüpheli Fındık Bey TCK madde 220/7 kapsamında geleceğe matuf TCK 220/7 bilerek ve isteyerek yardım etme, TCK madde 217/A halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamalarından, soyut iddialardan tamamen yoksun, maddi hatalarla dolu, soyut varsayımlardan ibaret bir iddianame ile suçlanmaktadır. Bahse konu politik.com sitesinin alan adı, hosting kayıtları ve bağlı tüm sosyal medya hesapları sanıklardan Mustafa Can Poyraz'a aittir. Kendisi de ifadesinde, yazılı olarak sunacağı savunmada bu hususlara değinecektir. Dolayısıyla TCK 20. maddesinde belirtilen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine de açıkça aykırı bir durum teşkil etmektedir. Öte yandan iddianame makamı müvekkilin şüpheli Emrah Bağdat tarafından finanse edildiğini ileri sürmüş ancak bu doğrultuda herhangi bir delil de sunmamıştır.

Dava dosyasında MASAK kayıtları ve banka dökümleri ortadadır. Müvekkilin hesabına Emrah Bağdat adlı veya dosyadaki diğer sanıklardan herhangi bir para transferi yapılmamış, 1 kuruşluk bir para dahi girmemiştir. İddianame makamı finansman iddiasını somut bir dekontla dahi destekleyememiştir. Öte yandan iddianamede günlük trend belirleme ve etiket çalışması yapıldığı iddia edilen MASAK gruplarında müvekkilin yer aldığı ileri sürülmüşse de bu doğrultuda dosyaya sunulan siber bilirkişi imaj raporları, HTS dökümlerinde müvekkilin söz konusu haberleşme gruplarında üye olduğuna ve kimseden talimat aldığına dair tek bir tespit dahi yapılamamıştır.

Müvekkilin hiçbir koordinasyon grubunda üyeliği bulunmamaktadır. TCK 217/A halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu yönünden ise suçun unsurları oluşmamıştır. Yapılan isnat bakımından 2 tane paylaşım tarafımıza gösterilmiş, paylaşımlar objektif haberlerden ibarettir. Dolayısıyla öncelikle de dosyada da belirttiğimiz fail sıfatı da yoktur. Zira belirtilen hesaplar müvekkile ait olmamakla birlikte yapılan haberlerin ise suç unsuru barındırmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Öte yandan müvekkilin bu eylemde bir kastı da bulunmamaktadır. Yani sırf halk arasında korku, kaygı ve panik yaratmak saikiyle bir eylemi veya fiili bulunmamaktadır. Dolayısıyla eylem 19 kapsamındaki içerikler incelendiğinde gerçeğe aykırı bir haber olmadığı, kamuya açık kaynaklardan derlenmiş objektif haberler olduğu, kamu barışını bozmaya elverişli bir tehlike yaratmadığı da görülecektir. Dolayısıyla unsur yokluğundan bu suçtan da beraat verilmesi mümkündür. Öte yandan dosyadaki HTS verilerinde diğer şüphelilerle çakıştığı iddia edilen baz verileri incelendiğinde bu sinyallerin yalnızca 3 sabit noktadan alındığı görülecektir.

Müvekkilin kendi ikameti, eski iş yeri ve aile evi. Müvekkilin gününün çoğunu geçirdiği bu 3 ana adreste kapsama alanı geniş şehir içi baz istasyonlarının başka şahısların da sinyal vermesine açık hayatın olağan akışına bir sonucudur. Yargıtay kararlarında, kararlarında da vurgulandığı üzere metropol alanlarında ortak baz kayıtlarının şahısların yan yana geldiğini veya örgütsel temas kurduğunu ispatlamaya yetmeye delil değildir. Dolayısıyla tek başına hükme esas teşkil edemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 16. Dairesinin yerleşik kararlarında ise örgüte yardım suçunun oluşabilmesi için failin somut iradesi ve örgütün nihai amacına hizmet eden bir eylemle özel bir yardım kastıyla hareket etmesi aranır. Müvekkilin bulunmuş herhangi bir örgüte haberi dahi bulunmamaktadır. Dolayısıyla müvekkil ne bir mecburiyetmiş ne bir finansal menfaat elde etmiş ne de bir talimat kuruluna girmiştir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği varsayımlarla ceza tesis edilemez. Dolayısıyla biz bu aşamada öncelikle müvekkilin adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını, el konulan emanet eşyaların iadesini ve beraatini talep etmekteyiz.

SEYHAN ÖZCAN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkan, sayın heyet; yaklaşık 8,5 ay tutukluluk süreci geçirdim Marmara Kadın Kapalı Cezaevinde. Sonrasında iddianamemiz çıktı. İddianamenin sadece şüpheli kısmında ismim geçiyor ve en sonunda da ceza istenen maddeler var, orada geçiyor. Yalnız ben bu maddelerle ilgili kendimi nasıl savunacağımı bilemiyorum. Ben bir suç işlemedim, bir suça da iştirak etmedim. Beraatimi istiyorum. Yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum, oğlum öğrenci, Erasmus durumu var. Ve evime operasyon zamanından kalan özel eşyalarımı istiyorum.

SEYHAN ÖZCAN AVUKATI SAVUNMASI

Başkanım, daha öncesinde de bir savunma yaptık 235 özelinde dosyadaki 71 ve 72 eylemler ve bağlantılı olarak değerlendirmeyi daha sonra yazılı olarak tarafınıza ileteceğiz. Netice itibarıyla sanığın savunmasına katılıyorum. Beyan ettiği bir husus var. Çocuk, Erasmus netice itibarıyla yurt dışı ve yurt dışına çıkış hususunda mağdur oldu. Bu tedbir var. Bu hususun kaldırılmasına. İkincisi adli emanette var olanları açıklayacak olursak ziynet eşyası ve bir miktar para. Sanık savunmasının alınmış olması ve geldiğimiz aşama itibarıyla hem bundan sonraki duruşmalarda vareste tutulmasını hem yurt dışı yasağının kaldırılmasını... Hem de adli emanette açıklamış olduğum bir de üzerinde telefon var bunlara kendisine iadesine karar verilmesini saygıyla arz ediyorum.

DENİZ GÖLELİ SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, sayın heyet; ben geçmiş yıllarda tekstil atölyelerinde çalıştım. Havaalanında şoförlük yaptım. Son dönemde de partili olduğumuz için ailemin ve bizlerin tanıdığı İnan Başkanın makam şoförlüğünü yapan, geçimini emeği ile sağlayan ve eşine, 2 çocuğuna, ailesine bakmakla yükümlü olan birisiyim. 15.08.2025 tarihinde evimden gözaltına alındım. Emniyette 17.08.2025 tarihinde ifadem alındı ve 18.08.2025 tarihinde tutuklandım. Savcılık tarafından soruşturma süreci devam ederken 05.03.2026 tarihinde tahliye edildim. Neyle suçlandığımı bile bilmeden 7 ay tutuklu kaldım. Benim cezalandırılmam istenen olaylarla ve konularla bir ilgim ve bilgim bulunmamaktadır. Emniyet ve savcılık ifadelerimi aynı şekilde tekrar ederim.

Önceki ifadelerimde de beyan ettiğim gibi İnan Güney'i ve onun yakın çalışma arkadaşları olan özel kalemini ve korumasını, ablasını ve eniştesini tanımaktayım. Bu kişilerle ilgili tanışıklığım görevin nedeni iledir. Dosyadaki diğer şahısları tanımam. İddianamede yalnızca ilk sayfadaki şüpheli bilgilerim kısmında ve son sayfada yer alan cezalandırma talebi bölümünde ismim bulunmaktadır. Bunun dışında iddianamede benimle ilgili herhangi bir anlatım, delil veya ismimin geçmediği başka bir bölüm bulunmamaktadır. Yine iddianamede hakkımda bir anlatım bulunmadığı gibi dosyada yer alan raporlarda, MASAK raporunda aleyhime tek bir değerlendirme yoktur. Aleyhime bir beyanda bulunmamaktadır. Açıkladığım nedenlerle tüm suçlardan beraetime karar verilmesini talep ediyorum. Haftalık imza verme şeklindeki adli kontrol ve diğer tüm adli kontrollerin kaldırılmasını, ayrıca el konulan 1 adet cep telefonumun tarafıma iadesini istemekteyim. Saygılarımla.

DENİZ GÖLELİ EMİN DOĞAN ŞİMŞEK SAVUNMASI

Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz. Buradaki davada müvekkil hakkında düzenlenen iddianameyi incelediğimizde iddianamenin ilk sayfasının birinci sırasında müvekkilin adı, soyadı, adres bilgileri, nüfus bilgileri yer almakta ve müvekkilin de belirttiği gibi son sayfasında, son paragrafında müvekkilin cezalandırılmasına yönelik Savcılık Makamının, Savcılık mütalaası yer almaktadır. Oysa ki CMK 191/3-b'de güvenceye alınan, müvekkile yüklenen suçun dayanağını oluşturan eylemlerin aslında iddianamede belirtilmesi zorunludur. Ancak buradaki iddianamede müvekkil Deniz Göreli yönünden CMK 191/3-b'ye uygun bir şekilde bir somut fiilleri ortaya koyan bir anlatım söz konusu olmamıştır.

Yine CMK 170. maddesinin 4. fıkrası savcılığın iddianamede suç teşkil eden eylemleri somutlaştırmasını zorunlu kılar. Fakat iddianamede müvekkile atfedilen yer, zaman ve fiil belirtilerek bir somut eylem anlatımı da söz konusu olmamıştır. Haliyle somutlaştırılmamış bir isnada karşı sadece müvekkilin cezalandırılması yönünde bir mütalaada bulunmak Anayasa 36., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkını da özünde zedelemiştir. Müvekkil sadece Beyoğlu Belediyesinde şoför olarak çalışmaktadır. Belediyede yapmış olduğu bu görev sebebiyle hakkında bir ceza sorumluluğunun söz konusu olması maddi gerçeklere uymaz. Zira TCK 20'ye göre ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse başkasının bir fiilinden ve eyleminden dolayı sorumlu tutulamaz ve cezalandırılması da istenemez. İddianame bu yönleriyle hukuka aykırı. Kısaca, özetle bunu belirtmekte fayda görüyorum ama bu dosyada sadece müvekkil değil, birçok yine Beyoğlu Belediyesinde olan, birçok sanık konumunda olan kişinin de aynı konumda olduğunu meslektaşlarımın beyanıyla ve dosyadaki durumla da zaten biliyoruz.

Dosyada soruşturmanın başlangıcından iddianamenin tanzimine kadar geçen süreç içerisinde toplanan tüm delilleri göz önüne aldığımızda, incelediğimizde sadece etkin pişmanlıktan yararlanan şahısların ve tanıkların ifadelerinin olduğunu görüyoruz. Fakat bu ifadeler değiştiğinde müvekkil Deniz Göreli'nin adı dahi geçmemektedir. Anlatılan birbiriyle çelişkili olan anlatılan bu olaylar içerisinde Deniz Göreli'nin yani Beyoğlu Belediyesinde sadece şoför konumunda olan, çalışan Deniz Göreli'nin neye yönelik bir anlatımı hiçbir şekilde yer almamıştır. Nitekim kolluk ve savcılık sorgusunda da müvekkile doğrudan suç teşkil eden kendisine yönelik bir eylem yaptığına dair bir ithamda da bulunulmamış. Yani hiçbir aşamada müvekkile "Sen şu tarihte, şu şekilde şu eylemi gerçekleştirmişsin veya gerçekleştirdin mi?" şeklinde bir iddia olmamış. Sadece hiç kendisiyle ilgisi olmayan bürokratik işlemler veya işte üçüncü şahısların anlatımlarına yönelik "Bilgin var mı?" şeklinde sorular sorulmuştur. Bu soruların soruluş biçimi ve şekline baktığımızda aslında müvekkil sanki bir olayın tanığıymışçasına ifadesinin alındığını anlıyoruz ama tanık olabileceğini ortaya koyabilecek dosya içerisinde hiçbir emare de aslında bulunmamaktadır.

Müvekkilin örgüt üyesi örgüte üye olmamakla birlikte örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmekle ilgili hakkında bir suç isnadı vardır. Ancak dosya içerisinde bir örgütün varlığını ortaya koyabilecek bir somut bir durum ve delil de söz konusu değil. Yani müvekkilin bir örgüte yardım ettiği yönünde bir suç isnadında bulunabilmek için öncelikle örgütün varlığının ispat edilmesi gerekir. Ancak tüm dosya kapsamında incelediğimizde ortaya konan bilgi, belge, tanık anlatımlarından yola çıkarak bir örgütün varlığından bahsetmek asla mümkün değildir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin de bu konuda net bir kararı vardır. Bu kararı burada okumama gerek yok, zaten hepimiz buna benzer kararları biliyoruz. Müvekkilin tahliyesiyle birlikte hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü, haftada bir imza yükümlülüğü şeklinde CMK 109/3-a ve 109/3-b uyarınca tedbirlere hükmolunmuştur. Hakkında hiçbir somut iddia olmayan ve delil olmayan müvekkilin durumunu, konumunu bu dosyadaki pozisyonunu göz önüne aldığımızda bu tedbirlerin açıkça hukuka, kanuna ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu görüyoruz.

Zira CMK 109/1 uyarınca adli kontrol kararı verilebilmesi için CMK madde 100'deki tutuklama şartlarının, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin olup olmadığına da bakılır. Müvekkil aleyhine basit şüphe dahi oluşturabilecek bir delil ve anlatım, iddia yokken hürriyete bağlayıcı ve çalışma özgürlüğü kısıtlayıcı, seyahat etme özgürlüğünü engelleyici adli kontrol tedbirlerinin sürdürülmesi de müvekkil açısından telafisi imkansız mağduriyetlere sebep olmaktadır. CMK 217/1 maddesi gereğince hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş olan ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Ancak tekrara düşmemek açısından bir cümleyle tekrar ifade edeyim. Müvekkil yönünden isnat edilen fiillerin hiçbirisi bir müvekkil yönünden bir delil ikame edilememiştir. Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamış, hatta müvekkil sanık suçu herhangi bir suça iştirak ettiğine dair en ufak bir emare dahi sunulmamıştır.

Sonuç itibarıyla müvekkil Deniz Göreli hakkında 6.4.2026 tarihli tensip zaptıyla devamına karar verilen 5271 sayılı yasanın 109/3-a maddesi kapsamında yurt dışına çıkmamak ve CMK 109/3-b maddesi kapsamındaki kolluğa başvurarak imza vermek adli kontrol tedbirlerinin, kuvvetli suç şüphesi gösteren somut bir delil bulunmaması ve tedbirin ölçüsüzlüğü nazar alınarak derhal koşulsuz olarak kaldırılmasına, yine adli emanete alınan, el konulan müvekkilin cep telefonunun kendisine iadesine ve tüm dosya kapsamında müvekkile atfedilen hiçbir somut eylemin gösterilmemiş olması, dosya kapsamında aleyhine hiçbir tanık, müşteki, şüpheli beyanının bulunmaması, aramalarda suç unsuru elde edilememesi Müvekkilin evinde yapılan aramada da dosya içerisindeki tutanaktan da anlaşılacağı üzere suç unsuru elde edilmediği açık ve net bir şekilde bellidir. Müvekkil Deniz Göreli hakkında atılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık ve Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Yardım suçlarından CMK 223/2 maddesi uyarınca beraatına karar verilmesini sanık müdafii olarak saygılarımla talep ederim.

MEHMET AKİF BULUT SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkan, sayın heyet, sayın savcım. Ben 7 yıldan bu yana Beyoğlu Belediyesi'nde şoförlük yapmaktayım. Özel kalem müdürlüklerinde de şoförlük yaptım. En son İnan Başkan'ın ekibinde özel kalem makam şoförlüğü yapıyordum. Eylem tarihlerinde İnan Başkan ve diğer şüphelilerle herhangi bir tanışıklığım veya bağım olmamıştır. Emniyet aşamasında ifademi kapsamlı bir şekilde verdim. Aynen tekrar ederim. Bu konuda ekleyebileceğim başka bir şey yok. Avukatımla beraber iddianameye göz attığımızda bazı olaylardan bahsediliyor. Bunlarla benimle ilgili herhangi bir suç isnadı yoktur. Bu konuda da ekleyebileceğim başka bir şey yoktur. Beraatimi istiyorum ve polis eşliğinde evimden kendi isteğimle sorduklarında verdiğim telefonum ve cüzi miktardaki paramın da iadesini istiyorum.

MEHMET AKİF BULUT AVUKATI SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet. Müvekkil Mehmet Akif Bulut ve beraberindeki gruba karşı yürütülen soruşturma bildiğiniz üzere İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2025/343 esas sayılı dosyasıyla bu iki dosya arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle birleştirilmişti. Fakat geçen zamanda yapılan yargılamalar şunu gösterdi ki bu iki dosya arasında fiili ve hukuki irtibattan ziyade maalesef hakkımızı ihlal eden ve sonuçlanan iftirai bir iddia olduğu ortaya çıktı. Müvekkilin emniyet aşamasındaki ifadesine bizzat katıldım. Emniyet aşamasındaki ifadesinde kapsamlı şekilde kendisine sorulan sorulara cevap verdi. Biz emniyet aşamasını sona erdirdiğimizde, kendisinin ve diğer isimlerin ifadelerine baktığımızda, günün sonunda kendisiyle ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verileceğini düşünürken bir iddianame tanzim ediliyor. Ve bu iddianamede kendisinin cezalandırılması isteniyor.

Fakat iddianameye göz attığımızda maalesef hukuki bir açıklamada müvekkilime karşı bulunamıyorum. Hukuki açıklaması olmayan bir şeyin de maalesef izahı olmuyor. Bunu da şundan mütevellit söylüyorum. İddianamenin yalnızca 6 yerinde Mehmet Akif Bulut adını göreceksiniz. Bunlardan birincisi diğer şüphelilerin adının birlikte yazdığı künye kısmı. İkinci kısmı iddianamenin sonunda birleştirme talebinde bulunan cumhuriyet savcısının diğer şüphelilerle birlikte müvekkilimin de adını saydığı kısım. Üçüncü kısım bu paragrafın hemen altında diğer şüphelilerle birlikte müvekkilimin de cezalandırılmasını istediği kısım. Dördüncü kısım, kendi ifadesinden bir kesit konulmuş iddianameye. Soruşturma aşamasında alınan ifadesinde Mehmet Akif Bulut der ki, iki nokta üst üste koyar. Dördüncü kısım bir çalışma arkadaşı kendisiyle alakalı olarak tanışıklığından bahseder ama herhangi bir iş dışı diyaloğum yoktur der. Son kısımda ise başka bir belediye çalışanı benim şoförümdür şeklinde bir ifadede bulunuluyor.

Sayın heyet, bizler hukukçuyuz ve bizler bu hukuki tespit ve değerlendirmeleri yaparken müvekkilimize karşı bir şeylerin açıklanması konusunda sorumluyuz. Ancak maalesef ben bu açıklamayı kendisine karşı cezalandırılmanın istendiği bu iddianameyi müvekkilime açıklamakta zorluk çekiyorum. Sebebi ise cezalandırılmanın istendiği bu iddianamede hüküm, mahkûmiyet kurmaya elverişli bir ilginin, gerekçenin maalesef burada yer almamasıdır. Tekrardan kaçınmak kaydıyla müvekkilin beraatini talep ediyorum. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını istiyorum. Ve nihai talebimiz sizlerden, kendisinin eşinin kıt kanaat bir şekilde biriktirmiş olduğu 2000 dolar ve 2400 TL bir parası var. İki çocuğu var, birisi henüz yeni doğdu. Bu insanlar belediyede cüzi miktarlarla çalışmaktalar ve kendi gelirleridir sayın başkan. Onların iadesini sizlerden talep ediyorum. Her türlü lehe hükümlerin tatbik edilerek müvekkil Mehmet Akif Bulut'un beraatine karar verilmesini talep ediyorum.

VEYSEL EREN GÜVEN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkanım, sayın heyet; savcılık sürecinde ve emniyet süreçte verdiğim ifadelerin aynısını tekrarlıyorum. İddianamede sadece dosyanın ön kapak kısmında, sanık kısmında ve ceza istenen kısmında ismim vardır. Yaptığım iş bellidir; Sayın Başkanın korumalığı benim yükümlülüğümdür. Söyleyeceklerim bu kadardır. Dosyada hangi kapsamda neyle yargılandığımı bilmediğim için, iddianamede de ismim olmadığı için kendimi ne şekilde savunacağımı da bilemiyorum.

Hakim: 77, 72, 117 Mahkemesi kapsamında suç isnadında bulunulmuştur.

Veysel Eren Güven: Beraatimi istiyorum. Beraatimi istiyorum. Adli kontrol tedbirimin kaldırılmasını istiyorum ve emniyetteki taşıma ruhsatlı silahımı talep ediyorum efendim.

VEYSEL EREN GÜVEN AVUKATI SAVUNMASI

Müvekkil koruma olarak çalışmıştır. Dolayısıyla idari, mali hiçbir süreçle ilgili görevi yoktur. Bilgisinin olması mümkün değildir. Görevinin niteliğinin bunlarla ilişkili olmadığı zaten dosya içeriğinden de açık bir şekilde görünmektedir. İddianamenin içeriğine, dosya içerisindeki ifadelere baktığımızda müvekkilin adı dahi geçmemektedir. İddianameye konu müvekkilimizin atılı suçları ne zaman ve nerede ne şekilde gerçekleştirmiştir diye sorduğumuzda bu soruların hiçbirine dosya içerisinde cevap bulamamaktayız. HTS baz kayıtlarına baktığımızda görevi gereği temas halinde olması olağan kişiler dışında herhangi bir aleyhine veri yoktur. İsnat edilen suçları edinen bir kişinin menfaat temin edeceği aşikar olup mütevazı yaşantısından böyle bir menfaatin olmadığı da görülmektedir. Dolayısıyla müvekkil hakkında tek bir somut delil bulunmayan bu durumda sırf görevi gereği sanık durumunda bulunması ya da kendisi aleyhine bir cezalandırılması cezai sorumluluğun şahsiliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Bu kapsamda adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına öncelikle, el konulan eşyalarının iadesine ve isnat edilen tüm suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verilmesini talep ediyorum.

İSMAİL AKKAYA İLE SABRİYE AKKAYA SAVUNMASI – 14.09.2026

İSMAİL AKKAYA SAVUNMASI

Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcım. Dosya kapsamında 70, 72 ve 117 no’lu sanık olarak yargılanmakla birlikte yardım ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmam isteniyor. Ancak bu konularla ilgili bir bilgim bulunmamaktadır. Ben ve eşim Sabriye Akkaya, 15.08.2025 tarihinde evimizde gözaltına alındık. Emniyette 17.08.2025 tarihinde ifadem alındı ve 18.08.2025 tarihinde tutuklandım. Sayın mahkemenizin savunmam dahi alınmadan 30.04.2026 tarihinde ne ile suçlandığımı bilmeden 9 ay tutuklu kaldım. Emniyet ve savcılıktaki ifadelerimi aynı şekilde tekrar ediyorum.

Önceki ifademde de beyan ettiğim gibi eşim, kardeşi, çalışma arkadaşları olan Özel Kalem, şoför ve korumasını tanırım. Bu kişilerle ilgili tanıştığım eşimin kardeşinin görevi nedeniyledir. Dosyadaki diğer sanıkları tanımam. İddianamede yalnızca ilk sayfada şüpheli bilgileri kısmında ve son sayfada yer alan cezalandırılma talebi bölümünde ismim bulunmaktadır. Bunun dışında iddianamede benimle ilgili herhangi bir anlatım, delil ve ismimin geçtiği başka bir bölüm bulunmamaktadır.

Yine iddianamede hakkımda bir anlatım bulunmadığı gibi dosyada yer alan raporlarda, MASAK raporunda lehte tek bir değerlendirme yoktur. Aleyhime bir beyan da bulunmamaktadır. Açıkladığım nedenlerden tüm suçlardan beraatime karar verilmesini talep ediyorum. Yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılması ile el konulan iki adet şirket telefonumun, bir adet de cep telefonumun tarafıma iade edilmesini istemekteyim. Saygılarımla.

SABRİYE AKKAYA SAVUNMASI

Dosya kapsamında 70, 72 ve 117 nolu eylemlerle kapsamında örgüte üye olmamakla birlikte yardım ve dolandırıcılık suçlarına iştirak etmekten yargılanıyorum. Ben ev hanımıyım. Benim cezalandırılmam istenen olaylarla ve konularla bir ilgim ve bilgim bulunmamaktadır. Ben ve eşim İsmail Akkaya 08.05.2025 tarihinde evimizde gözaltına alındık. Emniyette 08.17.2025 tarihinde ifadem alındı ve 4 gün sonra savcılıkça serbest bırakıldım. Emniyet ve savcılıktaki ifadelerimi aynı şekilde tekrar ederim. Önceki ifadelerimde beyan ettiğim gibi kardeşim İnan Güney'in yakın çalışma arkadaşları olan özel kalem şoförü ve korumasını tanımaktayım. Bu kişilerle ilgili tanışıklığım kardeşimin görevi nedeniyle ilgilidir. Dosyadaki diğer sanıkları tanımam.

İddianamede yalnızca ilk sayfadaki şüpheli bilgileri kısmında ve son sayfasında yer alan cezalandırma talebi bölümünde ismim bulunmaktadır. Bunun dışında iddianamede benimle ilgili herhangi bir anlatım, delil veya isim geçtiği başka bir bölüm bulunmamaktadır. Yine iddianamede hakkımda bir anlatım bulunmadığı gibi dosyada yer alan raporlarda MASAK raporunda aleyhime tek bir değerlendirme yoktur. Aleyhime bir beyanda bulunmamaktadır. Açıkladığım nedenlerle tüm suçlardan beraatime karar verilmesini talep ediyorum. Yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılması ile birlikte el konulan cep telefonumun tarafıma iade edilmesini talep etmekteyim. Saygılarımla.

İSMAİL AKKAYA VE SABRİYE AKKAYA AVUKATI BİRSU AVCI SAVUNMASI

Müvekkillerimin savunmalarına katılıyorum. Savcılıkça düzenlenen iddianamede müvekkillerin her ikisi aleyhine 70, 72 ve 117 no'lu eylemlere iştirak ettikleri iddia edilmiştir. Müvekkillerin bu eylemlerle ilgili bir bilgileri, ilgileri bulunmadığı gibi atfedilen suçlamalardaki işlemlerdeki kişilerle tanışıklıkları ve ilgileri de yoktur. Dosyanın bütünü incelendiğinde müvekkillerin isnad edilen eylemlerle fiili, maddi ve manevi herhangi bir bağlantısının ortaya konulamadığı açıkça görünmektedir. Müvekkil Sabriye Akkaya ev hanımı olup bu dosyada sadece kardeşi İnan Güney’in ve yakın çalışma arkadaşlarını tanımaktadır. Keza müvekkil İsmail Akkaya da Karaköy'de faaliyet gösteren iş yerinde elektrik malzemeleri ticareti ile iştigal etmektedir. Yine dosyadan sadece kardeşinin, eşinin kardeşi İnan Güney’in ve yakın çalışma arkadaşlarını tanımaktadır.

Bir ceza yargılamasında önemli olan sanığın kimleri tanıdığı veya kimlerle akrabalık ilişkisi bulunduğu değildir. Önemli olan hangi somut fiili gerçekleştirdiğinin ve fiili hangi kastla gerçekleştirdiğinin hukuken kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmasıdır. Müvekkilleri yalnızca sosyal ve ailevi ilişkileri üzerinden suçun faili veya yardım edeni haline getirmek ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Bir kişinin bir başka kişiyi tanıması, onunla akraba olması veya aynı sosyal çevrede bulunması tek başına suç örgütüne yardım suçunun maddi manevi unsurlarını oluşturmayacaktır. Keza müvekkil İsmail Akkaya'nın ticari faaliyetinin bulunması da tek başına suç delili değildir. İddianamede müvekkile isnad edilen eylemlerin ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin reklam alanlarına ilişkin ihale ve reklam faaliyetleri olduğu görülmektedir. Müvekkillerin bu ihalelerle ilgili hiçbir ilgileri olmadığı gibi bilgileri de bulunmamaktadır. Kaldı ki müvekkiller aleyhine de iddianamede tek bir somut delil yoktur.

Dosyada bulunan tanık ve sanık beyanlarında müvekkillerin isnad edilen eylemlere iştirak ettiğini ortaya koyan bir anlatım bulunmadığı gibi dosyadaki inceleme, MASAK ve bilirkişi raporlarında da müvekkiller aleyhine herhangi bir değerlendirme yoktur. Somut olaylarda müvekkillerin hangi eylemi nasıl gerçekleştirdiği ortaya konulamamıştır. Sonuç olarak müvekkillerin hangi somut eylemi gerçekleştirdiği ortaya konulamamıştır. Müvekkillerin ihalelere katıldığına veya ihale süreçlerine müdahale ettiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmamaktadır. Müvekkillerin suçun işlenmesine yönelik herhangi bir maddi katkıları tespit edilememiştir. Suçtan herhangi bir menfaat elde etmeleri gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi böyle bir tespitte de bulunulmamaktadır.

Müvekkillerin yine iddia edilen örgütün varlığını bildiği, örgüte bilerek, isteyerek yardım ettiği ispatlanamamıştır. Dosyadaki hiçbir delil müvekkillerin isnad edilen suçların faili veya yardım edeni olarak hareket ettiğini göstermemektedir. Dolayısıyla bu dosyada müvekkiller yönünden mahkumiyete yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmamaktadır. Bu sebeplerle müvekkillerin tüm suçlamalardan ayrı ayrı CMK 223/2-b maddesinden beraatlerini talep ediyoruz. Yine müvekkiller hakkında yurt dışına çıkış şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve dosya kapsamında el konulan iki tane şirket telefonu ile birer tane şahsi cep telefonlarının da müvekkillere iadesini talep ediyoruz.

İBRAHİM ORHAN DEMİR SAVUNMASI – 14.09.2026

İddianamemiz Büyükşehir Belediyesinin 2019 yılında yaptığı kış şartlarıyla mücadele ihalesi için ihaleye fesat karıştırmakla suçlanarak karşınıza geldim. Bu ihalede ne teknik şartnamenin hazırlanma sürecine katıldım, ne yeterlik kriterlerinin belirlenmesine müdahil oldum, ne de tekliflerin değerlendirilme sürecindeyim. Ancak hazırlanan bir bilirkişi raporu nedeniyle mahkemeye sanık olarak geldim. 3 tane suç isnat ediliyor. Birincisi ihalenin kısmi teklife kapalı olduğu, ikincisi iş deneyim oranının yüksek tutulduğu, üçüncüsü de ihale şartlarını sağlamayan firmanın elendiği. 1. görseli görebilir miyiz acaba? Bilirkişi raporundan bir cümle aldım. Sizlerin de görmesini istiyorum. Okumaya da başlayayım ben. Görsel 1.. Bilirkişi heyetimizce ihalenin teknik şartnamelerinde yer alan genel şartlar incelenip değerlendirilmiş, ancak kullanılacak malzemelerin ve araçların teknik özelliklerine ilişkin tanımlamada uzmanlık alanımız dışında olduğu için değerlendirilmemiştir. Yani bilirkişi zaten bu ihalede sadece malzeme ve makine kullanılıyor. Malzemeleri değerlendiremiyor, makineyi değerlendiremiyor ama ihalenin teklife kapalı olduğu konusunda suçlama yapıyor. Birinci suçlama bu.

Bir ihalenin kısımlara bölünebilir olup olmadığı çoğu durumda kullanılacak araçların teknik özellikleriyle ilişkilidir. Dolayısıyla teknik özelliklerinin incelenmediği durumda ihalenin bölünüp bölünmeyeceğine karar verilen bir bilirkişi raporunun geçerliği çok da doğru değildir, mümkün değildir. Ben de hem öğretim üyeliği görevim var halen de yapıyorum, hem de bilirkişilik yapıyorum. Uzmanlık alanım ulaşım planlaması. Önüme şehir planlamasıyla ilgili bir dosya geldiği zaman benim uzmanlık alanım ulaşım planlaması değil, mahkemeden affımı isterdim. Buradaki bilirkişiler uzmanlık alanı olmadığı konuda bu raporu yazmışlar. Dolayısıyla işin bütün olarak ihale edilmesi işin operasyonel bütünlüğü açısından çok önemli. Ve aynı ihale 2005 ile 2019 yılları arasında yapıldı ve bütün bu yıllar boyunca bütün ihaleler kısmi teklife açık değildi Sayın Başkan.

Suçlandığım ikinci konu iş deneyim oranının yüksek olması. İş deneyim oranı aslında Hizmet Alımı Uygulama Yönetmeliği'nde şöyle tarif ediliyor. Yapılan işin en az %20'si ila %50'si kadar işi son 5 yıl içerisinde almak ve bunu %80'ini bitirmiş olmak. Biz %50 demişiz. Yani İhale Kanunu'nun içerisinde kalıyoruz. Anlamı herkes anlasın diye bir örnek vereyim. 10 katlı bir apartman yaptıracaksınız. %50 dediğiniz zaman, bunu %80'ini bitirme şartı da aranıyor, 4 katlı bir apartman yapan birisine 10 katlı apartmanınızı teslim ediyorsunuz. %20 dediğiniz zaman 1,5 katlı apartman yapana 10 katlı apartmanınızı teslim ediyorsunuz anlamına geliyor. Ve bu benim kendi işim olsa inanın bu işi 10 katlı apartman yapmış ve bitirmiş olan birisine verirdim ama ne yazık ki İhale Kanunu sadece buna müsaade ediyor. Dolayısıyla ikinci husus da İhale Kanunu'nun, koşulları içerisinde. Dolayısıyla bu tercih yasal olarak uygun olan bu tercih tek başına rekabeti kısıtlama ya da belli firmaya avantaj sağlama anlamına gelmez.

Başka bir cümle daha okuyacağım yine aynı bilirkişi raporundan. Kış şartlarıyla mücadele işleri, katı atık toplama işleri, araçlı yedek ekip çalıştırma işleri veya araçların bakım onarım işlerinden herhangi birisi benzer iş olarak kabul edilecektir. Bunu bilirkişi heyeti ihaleyi büyüterek rekabeti engelleme olarak değerlendirmiş. Halbuki işi genişleterek daha fazla rekabete açan bir konum. Son olarak suçlandığımız konu ihale şartlarını sağlamayan firmanın elenmesi. Bunda ihaleye fesat karıştırma olarak görülmüş. Görsel 2'yi açabilir misiniz lütfen? Yine bilirkişi raporundan bir cümle daha koyacağım. Elenen firma Hika. Hika'nın sunmuş olduğu belgeler incelendiğinde İhale Komisyonu'ndaki kararlardaki hesaplamanın doğru olduğu görülmüştür. Yani İhale Komisyonu yeterlik hesaplamasını doğru yapmış ama firma yeterli olmadığı için elenmiş. Ve bilirkişi heyeti diyor ki, siz bu firmayı eleyerek suç işlediniz. Halbuki tam tersi biz bu firmayı elemesek suç işlerdik.

İkincisi. Son olarak da bu. Ve bu ihale İSFALT tarafından 2019 yılında yeniden yapılmış. Ne ihale sırasında ne ihale sonrasında hiçbir itiraz da olmamış. Dolayısıyla ihale sürecinde bir üçüncü son bir şey var görsel var onu da açarsanız. İhalenin sonucunu şöyle belirlemiş bilirkişi heyeti. Diyor ki ihale sürecinde yukarıda eleştirdiğimiz hususlar dışında Kamu İhale Mevzuatı'na aykırı bir durum tespit edilememiştir. Şimdi bunu şöyle okuyabilirsiniz. Biz bunları eleştiriyoruz geri kalan şey doğru. Aslında bu cümle yanlış. Dolayısıyla eleştirdiği 3 konu da İhale Kanunu'na, ihale mevzuatına uygun. Dolayısıyla bu da yanlış bir cümle.

Dolayısıyla burada yazılması gereken, yukarıda eleştirdiğimiz 3 husus da dahil olmak üzere yapılan iş ihale mevzuatına uygundur. Bunu bilmiyorum Türkçe yanlış oldukları Türkçeleri yanlış olduğu için mi böyle yazdılar ya da bilinçli olarak mı yazdılar ama bu cümle de yanlış. Dolayısıyla gerek bilirkişi raporunda gerekse iddianamede mevcut yasa ve yönetmeliklere aykırı bir işlem yaptığım, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ya da üst makamlarından bu ihaleye ilişkin bir talimat aldığım ya da görüşme yaptığım, herhangi bir firmayla irtibat kurduğum, ihale şartlarının değerlendirilmesini yönlendirdiğim, haksız menfaat sağladığım, ihalesi sonucunu etkilemeye çalıştığım ve ihaleye fesat karıştırma kastıyla hareket ettiğime dair hiçbir somut delil yoktur. Ben bunlarla suçlanıyorum. Dolayısıyla ihale süreçlerinde isteklilerin dokümanı inceleyerek itiraz haklarını kullanmaları mümkünken bunu da yapmamışlar. Dolayısıyla beraatimi talep ediyorum.

Son bir örnek vereyim, aslında ben buna benzetiyorum uzlaştırmacı olduğum için. Otoyolda hız sınırı 130 kilometre, ben de aracımla otoyola çıkmışım, 130 kilometreyi geçmemişim. Ama bana deniyor ki sen 90 kilometre ile gitseydin kaza yapma ihtimalin daha az olurdu, suçlusun. Dolayısıyla beraatimi talep ediyorum.

İBRAHİM ORHAN DEMİR AVUKATI RIZA KOÇAK SAVUNMASI

Şimdi bu dosyada garip bir suçlama ile karşı karşıyayız. Müvekkilin özet şekilde anlattığı, mahkemeniz görebildi mi bilmiyorum, yansıtılan sunuda bilirkişi seçilen aslında ya cehaleten veyahut bilerek, kasten mahkemeyi yanıltmak, savcılık makamını yanıltmak amacıyla böyle bir rapor düzenlendiğini düşündürtecek nitelikte, usul ve yasaya aykırı bir rapor ile karşı karşıyayız. Aslında buna rapor demek de doğru değil. Hazine memurlarının hazırladığı bir tespit mi diyelim, bir değerlendirme mi diyelim ama işin özünde bu kişilerin kanuni ve ve mevzuat şartlarını, uygulamasını hiçbir şey bilmediğini açıkça ortaya koyuyor. Kendi içerisinde de çelişkili bir durumdur. Yani bilirkişi raporu diyemem. Dediğim gibi devlet memurlarından ısmarlanmış gibi bir raporla karşı karşıyayız. Ama buradaki daha da saf kötülük mü diyelim veya gözden kaçırma veya cehalet, raporunun içeriğindeki tespitler.

Müvekkilin basit bir imzası var ama konu gerçekten bunca vahim. Bu raporu hazırlayan bilirkişiler alenen suç işlemeye teşvik eden kişilerdir. Şöyle diyor rapor; "Firma elenerek kamu zararına neden olunmuştur." Yargıtay kararlarını incelerseniz tek tek şartnameye uymayan, bu koşulları, yeterlilikleri sağlamayan firmanın ihaleye dahil edilmesi ve veya ihalede olurlar üzerinde bırakılması doğrudan suç teşkil edecektir. Sayın bilirkişiler, tırnak içinde söylüyorum, sayın bilirkişiler bizlere suç işlemeyi önermektedir. Eğer savcılık makamı veya sayın mahkemeniz bu görüşteyse, kanunla çelişen, açıkça aykırı bir suç işleme önerisini bizlere sunulduğunu öne sürmektedir ki ben yargı makamının böyle düşündüğüne emin değilim.

Şimdi suçun koşulları yönünden müvekkilim çok net izah etti. Kendisine bu ihale nedeniyle ne Sayın İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu ne üçüncü kişiler tarafından bir yönlendirme olmadığını, bu ihaleye yönelik herhangi bir talepte bulunulmadığı, istekte olunmadığı açıkça... Zaten iddianame bunu iddia edememektedir. Müvekkilim burada genel sekreter yardımcısı olarak ihale onay onayını veren bir makamdadır. Sizlere çok uzun uzun anlatıldığı için buralara girmiyorum ama ihale komisyonları, ihale süreçlerinde yer alan, yerine getirmeler, tespitte bulunanlar, kontroller, maaş ödemeleri, bir çok aşamalı zincir işlemde bunun dışında bir görevi bulunmayan müvekkile yüklenen eyleme zaten müvekkilin bir illiyeti de yok. Yani müvekkilim istese de bu suçu bu şekilde işleyemez.

Bir diğer garip konu da şu kamu zararı. Hem kanunen elenmesi gereken firma eleniyor hem de kamu zararı var iddiası. Sayın başkan, değerli heyet; kamu zararı öyle aleladelikle iki rakam arasındaki fark değildir. Şöyle bir örnek vereyim; pandemi sürecinde dezenfektan ya da steril eldiven almak istediğinizde fiyatların çok yükselmiş olduğunu gördünüz. Bulduğunuz fiyattan kamunun ihtiyacı olan eldiveni ve malzemeyi almak zorundasınız. Kamunun ihtiyacı, kamunun yararı o gün o tedariği yapmaktır. Fiyat artışına bakarak, fiyatın yüksekliğine veya alçaklığına bakarak kamu zararı hesabı yapan kişi ya da kurum ya da adına bilirkişi diyeceğiniz oradaki heyet ya bu işi hiç kesinlikle bilmiyor muhasebe heyeti ya da kötü niyetle başka bir şey uyguluyor demektir.

Sayıştayın ve Kamu İhale Kurumunun kamu zararı kavramındaki parametreleri itibarıyla bu dosyada kuruş kamu zararı yoktur. Sizlere şöyle bir örnek vereyim: 2016 yılındaki ihale ile 2019 yılındaki ihale farklarını karşılaştırdık. Bir not alalım dedik nasıl bir kamu zararı var diye. 2019'daki sözleşme bedeli... 2016 yılındaki sözleşme bedeli 140.320.028 TL. O dönemki kurla 47.457.729,25 dolar. 2019 yılında müvekkilimin suçlandığı dönemin sözleşme bedeli 91.961.011,24 TL. Dolar karşılığı nedir deyip kurdan çevirdik: 15.965.453,34 dolar. Aradaki farkı duymak ister misiniz? 31.492.275,91 dolar. Daha uygun bir maliyetle, 3'te 1 fiyatına müvekkilim ve çalışma arkadaşları bir ihale yapmışlar. Yani Sayın Sayıştay Hocamın yerinde olsam ben bu arkadaşlara teşekkür ederim, bu kadar kamu kaynağını kamunun cebinde bıraktığı için. Ama biz burada kamu zararı nedeniyle bu müvekkile suç vasfı yüklenmeye çalışılıyor. Eğer bu dikkatinizi çekerse, incelemek isterseniz tarih ve şeyleri, hazırladığımız tablo ve detayları, EKAP dökümlerini savcılık makamına iletebiliriz veya kendileri de celbedebilirler. Yani yapılan işin gayet pratik olarak 2005 yılından beri uygulanan aynı usul ve şartname şartlarına uyulmuş ama fiyatlandırmada çok titiz davranılmış, yaklaşık maliyet çok doğru tespit edilmiş ve kamu yararına bir iş yapılmış. Müvekkilim dahil olmak üzere dosyadaki kişilerin ne bir kamu zararına ne kamu kurumu aleyhine dolandırıcılığa ne ihaleye fesada dair hiçbir eylemleri yoktur.

Sayın Başkanın öncülüğünde, yani Ekrem Bey'in öncülüğünde yapılan ihalelerin birçoğunda olduğu gibi bu ihalede de kamu yararına, 30 milyon dolarlardan fazla bir para kamunun cebinde bırakılarak işler tesis edilmiştir. Dolayısıyla biz buradaki yargılanma konusu eylemin teşekkür edilmesi gereken kısmını bir kenara bıraktık, yargılamaya konu edilmemesini dilerdik. Dolayısıyla bu suç yönünden müvekkilin ve diğer suçlananların da bu rakamlara baktığım zaman, genel bir değerlendirmeyle söylüyorum, bir suç işlemedikleri açık, ayan beyan ortadadır. Dolayısıyla biz bu suçlamadan dolayı beraat kararı verilmesini istiyoruz.

Sayın mahkemece gerekli görülmesi, ki eğer ihaleye fesat yönünden olacaksa Yargıtay kararlarıyla da zorunlu olduğundan, biz bu konunun Sayıştaydan ve bilirkişilerce incelenmesini, rapora bağlanmasını dileriz. Zira bu muhasebedeki arkadaşları da aslında CMK gereğince buraya getirip dinlemek, mahkemenizce talep edeceğiz. Gelsinler ve açıklasınlar bizim bilmediğimiz bir hukuk, bizim bilmediğimiz usul anlatılıyor ya da mahkemece bu konuda bir rapor aldırılmasını dileriz. Çünkü açık, fahiş. Yalnızca cehaletten ve veya bilerek, isteyerek soruşturma saptırılmıştır. Konu saptırılmıştır. Yargı makamları boşuna uğraştırıldığı gibi iddianameye dönüştürülerek kamu zararına kendilerine de durduğu gibi bizim de müvekkilin ve Ekrem Bey'in hakları ihlal edilmiştir. Dolayısıyla biz bu eylem yönünden müvekkilin derhal beraatine karar verilmesini dileriz. İleriki aşamadaki savcılık mütalaası veya değerlendirmelerine karşı yasal savunmalarımızı ayrıca yapacağımızı bildirmek isteriz.

ÜMİT TIRAŞÇI SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın üyeler, sayın savcım. Biz İSFALT A.Ş.'de Temmuz 2012 tarihinden bu yana Avrupa Yakası Uygulama Müdürlüğü bünyesinde inşaat mühendisi olarak görev yapmaktayım. Benim görevim sözleşme imzalandıktan sonra kontrol teşkilatı bünyesinde sahadaki teknik kontrolleri yapmaktadır. Bu kapsamda yalnızca araçların teknik şartnameye uygunluğu kontrolü, bu şartların hazırlanması, fatura sürecinin takibi ve sahadaki koordinasyonu sağlamak gibi teknik görevleri yerine getirmektir. Hakkımdaki suçlama eylemin 137 için. Yedek yakıt tankeri için nefes oluşturulması ve fazla personel çalıştırılması hakkında.

Bilirkişi raporunda ana ihalenin altında tek bir ihale varmış gibi düşünülmüş. Buna bağlı olarak fazladan personel alındığı ve ihtiyaç olmayan yakıt tankeri temin edildiği çıkarımı yapılmıştır. Ancak idareden alınan ihalenin taleplerinin karşılanabilmesi için İSFALT 2 ayrı ihaleye çıkmıştır. İSFALT'ın 2023 1305 524 ihale numaralı iş makineleri kiralama işi ihalesini Ayke isimli firma, diğer ihaleyi ise Zenit isimli firma kazanmıştır. İş makinesi kiralama ihalesinde personel ve yakıt giderlerinin ihale kapsamına dahil edilmemiştir. Söz konusu mazot dahil açıklamasının yer aldığı araçlar Zenit firmasının ihale gereğince getirmek zorunda olduğu kar küreme araçları içindir. Ayke firmasının sağlamak zorunda olduğu iş makineleri için değildir.

Ana ihalenin gerektirdiği hizmetin eksiksiz biçimde yerine getirilebilmesi amacıyla iş makineleri Ayke isimli firmadan, söz konusu iş makinelerinde çalışacak personel ile yakıt ikmalinin sağlanabilmesi için gerekli yakıt tankeri Zenit isimli firmadan temin edilmiştir. Zenit isimli firma kar küreme vererek haksız kazanç sağlanması hakkında. Zenit firmasından talep edilen söz konusu 2 adet kar küreme aracı İSFALT'ın kendi malı araçlarına alternatif olarak yedek amaçlı talep edilmiştir. Kar küreme araçlarına ilişkin olarak 2023-2024 kış döneminde kar yağışının oldukça az olması ve buna bağlı olarak kar alarmı sayısının düşük gerçekleşmesi nedeniyle araçların PTS kayıtlarının düşük görünmesi olağan bir durumdur. Yapılan ataşman kayıtları da söz konusu PTS kayıtlarının neden düşük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte söz konusu iki araç dışında diğer kışla mücadele araçlarına ait ataşman kayıtları incelendiğinde de durumun benzer olduğu görülecektir. Bu durum ilgili dönemde kar yağışının sınırlı olması ve operasyon ihtiyacının düşük seviyede gerçekleşmesinin doğal sonucudur.

Mesailerin bordrolara yansıtılması… Fazla mesailerin bordrolara yansıtılmayarak Zenit'e haksız kazanç sağlanması hakkında… Kontrol teşkilatı olarak görevimiz personelin sahada fiilen bulunup bulunmadığını ve araçların çalışma durumunu tespit etmekten ibarettir. İş kalemleri şoför dahil olarak hazırlanmıştır. Yüklenici firmanın personeliyle nasıl bir iş sözleşmesi yapacağı, vardiya düzeni, fazla mesai taahhütleri ve bunların bordrolaştırılması tamamen yüklenicinin işveren sıfatıyla yasal sorumluluğundadır. Görev yaptığım süre boyunca tarafıma ulaşmış herhangi bir fazla mesai veya eksik ödenmiş şikayeti de olmamıştır. Dava konusu hak edişlerin kesin hak edişler olmadığı, sözleşmenin yürütülmesi sırasında gerçekleştirilen ara hak edişler olduğu hususu da dikkate alınmalıdır. Ayrıca dosyanın kesin hak edişleri yapılmamıştır. Bana yöneltilen suçlamaları kabul etmiyor ve yüce mahkemenizden hakkımda beraat kararı verilmesini saygıyla talep ediyorum.

AHMET SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR

İsmail Hakkı Başaran: Öncelikle geçmiş olsun. Şunu sormak istiyorum. Yani bu diğerlerine de sorduğum soruyla aynı. Hakedişlerin fazla gösterilmesi için herhangi bir kimseden talimat, istek, rica vesaire oldu mu?

Ümit Taşçı: Hayır, olmadı.

İsmail Hakkı Başaran: Bu 2023'e 1247892 ihale kayıt numaralı ihale yönünden soruyorum. Burada 2 araçtan bahsettiniz. 34 EBM 708 ve 34 EBM 374. Bu araçlar İSFALT talep ettiği için mi ayrıca bulundurulmuş araçlar?

Ümit Taşçı: Doğrudur.

İsmail Hakkı Başaran: Puantajlara herhangi bir hukuksuz giriş, gerçeğe aykırı giriş yapıldı mı? Yapılması yönünde bir yönlendirme vesaire oldu mu?

Ümit Taşçı: Hayır, olmadı.

İsmail Hakkı Başaran: Alt ihaleler için soruyorum. Kışla mücadelede işinde engelli işçi çalıştırılabilecek herhangi bir pozisyon var mı?

Ümit Taşçı: Öyle bir pozisyon yok. Zaten Valiliğin kararıyla da kar yağması durumunda engelli personeli evlerine gönderildiği için hani öyle bir şey çalıştırma şansınız yok.

İsmail Hakkı Başaran: İhale kapsamında çalıştırılacak işçi sayısı noktasında talep İSFALT tarafından kendi ihtiyaçlarına göre belirlenir. Bu cümle doğru bir cümle midir?

Ümit Taşçı: Doğrudur.

İsmail Hakkı Başaran: Son olarak 34 EBM 708 ve 34 EBM 374 plaka sayılı araçlar fiilen görevde bulunmuş araçlar mıdır?

Ümit Taşçı: Evet.

SERDAR EKİNCİ& ÜMİT TIRAŞÇI AVUKATLARI UMUT ALBAYRAK SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Hakimler; kalabalık bir dosya. Ben öncelikle usule ilişkin olarak şunu söylemek istiyorum: Bir dosyada bu kadar çok eylemin, bu kadar çok sanığın bir araya getirilmesi dava duruşma sürelerini, duruşma zamanını çok takip edilemez ve uzun bir hale getiriyor. Bu yüzden hem müvekkillerin duruşmayı takip etmesi çok zor hem bizim takip etmemiz çok zor. Bunun etkin savunma hakkını ve adil yargılanma hakkını kısıtladığını düşünüyorum.

İki müvekkil de birlikte savunma yapmak istiyorlarsa, ikisi de eylem 137 bakımından yargılanıyorlar. Burada öncelikle şunu tespit etmek isteriz; müvekkiller de gayet detaylı bir şekilde açıkladılar, bir tane bilirkişi raporu var. Bilirkişi raporu bir tane alt ihaleyi hiç görmemiş ya bilirkişiye verilmedi ya başka bir şekilde gözden kaçtı ve bütün sorunun aslında temelinde buradan kaynaklanıyor. İki müvekkil de uygulama şefi olarak çalışıyor.

Sayın Başkan, şuraya dikkat çekmek istiyorum... Burada da en altta İBB Makine İkmal Müdürlüğünün yapmış olduğu bir kışla mücadele ihalesi var. Bu ihale kapsamında İBB ihtiyacı olan araçları bildiriyor İsfalt'a. İsfalt da bunun için iki tane alt ihale yapmış; bir tanesini soldaki Ayeke firması, sağdakini Zenit firması kazanmış. Bunlarla birlikte, bu da yetmemiş, İsfalt aynı zamanda kendi şirketinin, kendi personelini ve kendi ekipmanını da koymuş. İsfalt bunu neden yapıyor? Yani burada kamunun bir kuruşu boşa gitmesin diye kendi malı varsa onu kullanmış, yoksa ihaleyle temin etmiş.

Zenit’in aldığı ihalede personel ve yakıt var, Ayeke’nin aldığı ihalede personel ve yakıt yok; çıplak yani. Şimdi bu araçlar çıplak şekilde alındığı için bunun yakıtının ve personelinin verilmesi lazım. Olay tam olarak buradan kaynaklanıyor. Bilirkişi bu Ayeke’nin ihalesini, alt ihaleyi hiç görmemiş. Hiç görmediği için de sanki burada durduk yere Zenit’teki durumda bir fazla yakıt ödemesi var gibi bir durum, yorum yapılmış. Bu kesinlikle doğru değil.

Şimdi bununla birlikte bir de  30’u rica edeceğim. Burada pozlar da açık şekilde var. Husus şurada: Bakın, bu yeşil olan farklı bir ihalede alt ihale, bu gri olan farklı bir ihale. Bunların hepsini İsfalt bir araya getiriyor, kendi yakıtını, personelini koyduğu araçlar da var ve nihayetinde İBB’nin ihalesini ifa etmiş oluyor. Bakın, burada pozların üzerine bakarsanız hiçbirisi kesişmiyor. Bir tanesinde loder, kazıcı, yükleyici var ama diğerlerinde tırnaklar, personel vesaire var. Dolayısıyla bu ikisi tamamen birbirinden farklı işler. Bu şekilde olduğu için de burada bilirkişi raporu hatalı hazırlanmış.

Şimdi bu akaryakıt tankeri bakımından husus şu: Bu araçlar bizim binek araçlarımız gibi görev sırasında bunları bir tane akaryakıt istasyonuna yollayalım, oradan yakıt ikmali yapıp gelme imkanları yok. Görev yerlerini terk etmemeleri lazım. O yüzden Ayeke’den alınan ve İsfalt'ın kendi malı olarak işletilen araçların yakıt ikmalinde bulunması için bir tane Anadolu yakasında, bir tane de Avrupa yakasında tankere ihtiyaç duyulmuş. Burada kullanılan yakıt Zenit’in aldığı ihaledeki araçlara gidip onlardan tamamen bağımsız.

Sebebi de bu araçların, yani yakıt tankerinin olmasının sebebi bu araçların görev yerini terk etmemesi lazım. Yoksa başka türlü bunları görev yerinden çıkarırsak o zaman da kamu hizmeti aksayacak. Bu sebeple YPZ olarak iki tane akaryakıt tankeri bu Avrupa ve Anadolu yakası Zenit dosyasına eklenmiş. Zaten burada çıktığı zaman Zenit’in bir şekilde hak edişlerine bu karışmamış.

Başka bir husus, burada personeller sayısına ilişkin bir husus daha var. Şimdi bu araç sayısı ile direkt alakalı bir husus. Bilirkişi şöyle diyebiliyor: Zenit’te bu kadar araç var, bu kadar da personel var. Bunu daha önce de söyledik. Şimdi sonradan eklenen 116 tane operatör konusunu, bilirkişi raporunda eklenen, bu operatörler zaten diğer araçların, Ayeke'nin araçlarında personel yoktu ya, zaten onların personeli, onların aracının kullanılması için eklenen bir personel. Keza İsfalt'ın kendi öz malı olan araçların kullanılması için de.

Yine aynı şekilde iki araca ilişkin de bir isnat var, bunların PTS kaydının olmadığına ilişkin. Az önce meslektaşımıza da soruldu, 34 EVM plakalı araçlar. Şimdi burada ben yazılı olarak da dosyaya sunacağım, kurumdan temin ettim, tek tek hangi aracın ne kadar aktif, ne kadar yarı aktif, ne kadar pasif çalıştığı hak ediş raporunda yazıyor. Bu iki araca PTS kaydı bulunmadığı gerekçesiyle bilirkişi bir tespitte bulunmuş.

Şimdi burada şunu söylemek gerekiyor: Bu ihalede bu bütün araçların tek tek PTS kayıtlarına bakılacak kadar detaylı araştırma yapıldıysa ve sadece bu husus bulunduysa, yani burada hepimiz emin olalım burada kamu nüfuzu boşa harcanmamıştır. Burada hangi aracın kaç saat kullanılacağını önceden bilmemiz mümkün değil. Ne zaman, nerede, kaç dakika, kaç saat, hangi gün kar yağacağı belli olmadığı için bu kadar aracı hazırda bulundurmak zorundasınız. Bunun başka bir yolu yok. Bu kadar araç hazırda bulunmazsa, kar yağışı artarsa o zaman da kamu hizmetini yerine getiremeyeceksiniz. Burada zaten bilirkişi PTS'de iki tane aracın görünmediğini söylüyor. O araçlara baktık, yazılı olarak sunacağız, zaten onların hak edişinde hiç aktif çalışma saati gösterilmemiş. Yani bunlar zaten etrafta aktif çalıştı diyerek herhangi bir ödeme yapılmamış.

Bilirkişi raporunda da zaten şöyle bir kısım var. Diyor ki: "Söz konusu araçların hizmet alımı kapsamında gerçekten çalıştırıldıysa bu hususta herhangi bir kurum zararı söz konusu değildir" diyor. Bu da zaten bu şekilde açıklıyor. 5’i alabilir miyiz? Şimdi Sayın Başkan, ben bu kadar anlattım ama ceza tekniği açısından biraz belki de boşuna konuştum. Çünkü çok önemli bir husus var: Bu ihalenin kesin kabulü, kesin hesabı yapılmamış. Yani burada bu tespitlere katılmamakla birlikte belki de idare bunun zararını kesecek, nereden biliyoruz? Henüz daha kesin hesabı yapılmamış.

Bir husus da şu an paylaştığım tablo sabah itibarıyla günceldir. Şu an İsfalt'ta bulunan bu ihale dosyaları için Zenit Yapı'nın teminat mektubu var. Bütün zararı topladığımız zaman bir tanesinin ihale gününden beri verdikleri teminat mektubu bile bütün zararlar için yeterli oluyor. Yani sadece kesin hesap yapılmadığı demiyorum, onun ötesinde de bir şey söylüyorum; kurumun bunu katbehat tahsil kabiliyeti de var. Gerekli görülürse, başka bir değerlendirme yapılırsa bu teminat mektupları da kolaylıkla eklenip bu husus sağlanabilir.

TCK 158 bakımından kesinlikle katılmamız mümkün değil. Burada müvekkillere atfedilen, yani belli bir vesileyle istinat edilen dahi herhangi bir hukuka aykırı menfaat, para, buna benzer hiçbir teklif dahi yapılmadığını, buna ilişkin bir tespitte bulunulmadığını görüyoruz.

Zaten 158'de kasten işlenebilecek bir suç, kendisinin de bu kişilerin yarar sağlaması lazım. Bu anlamda herhangi bir tespit yapılmamış. Kendileri 20 yıldır bu şirkette ikisi de İSFALT'ta çalışan herhangi bir hukuka aykırı işe bulaşmamış. Ayrıca ise şu ana kadar karakolun kapısından geçmemiş insanlar. Bu hususlarla birlikte müvekkillerin atılı suçu işlemedikleri kanaatindeyiz. Esas hakkında mütalaada kalmadan bundan önce yazılı olarak hemen bu hakediş raporlarına dair ayrılmak üzere mütalaalarını da dosyaya sunacağız.

Burada tevsi-i tahkikat olarak ayrı bir bilirkişi alınması, bilirkişi raporu alınması kanaatinde ben değilim öncelikli olarak. Çünkü burada bilirkişi raporu alınmasına gerek olacak bir husus da yok. Ancak sayın mahkeme rapordaki tespitleri çürütmek için bir raporu gerekli görüyorsa da o zaman da bir bilirkişi raporu alınsın. Bu bilirkişi raporuyla birlikte zaten hem bilirkişi kuruma müracaat edip diğer ihale belgeleri ve hakedişleri aldığı zaman çok berrak bir şekilde durum ortaya çıkacaktır. Yaptığım açıklamalarla birlikte her iki müvekkilin de beraatini talep ediyorum.

SERDAR EKİNCİ SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkanım, sayın üyeler, sayın savcım. Ben maden mühendisiyim. 2007 yılında İSFALT A.Ş.'de çalışmaya başladım. Bu süreçte çeşitli görevlerde bulundum ve halen çalışmaya devam ediyorum. Evliyim, bir çocuk babasıyım. Bugüne kadar hakkımda hiçbir soruşturma ya da şikayet olmadı. Görevimi her zaman en doğru şekilde yapmaya çalıştım. İddianamenin 137. eyleminde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçuyla suçlanıyorum. İddianamede bilirkişi heyetince 2023/1247892 nolu ihale dokümanlarında yer alan hükümler dikkate alındığında yüklenici tarafından karşılanması gereken akaryakıt giderlerinin ilave pozlar yapılarak firmaya ödendiği ve yersiz ödemeye neden olunduğu iddiasında bulunulmaktadır.

03.01.2024 tarihli Genel Müdürlük oluru ile 2023/1247892 nolu ilgili ihale dosyasına YFZ yani yeni fiyat zaptı yapılarak eklenen akaryakıt tankeri çalıştırma pozu nedeniyle kamu zararı oluştuğu belirtilmiş olsa da bu tespit hatalıdır. Çünkü akaryakıt giderlerinin yükleniciye ait olduğu tespiti 2023/1247892 nolu ihalede işletmesi ilgili firma yani Zenit tarafından yapılan kar küreme ve tuz serpme araçları için geçerlidir. Fakat İSFALT A.Ş. ve idare arasında bulunan ihale kayıt numarası 2022/1183896 nolu ihale kapsamında kırıcılı yükleyici iş makineleri çalıştırılmış olup bu iş makinelerinin işletmesi alt yüklenici kullanılmadan direkt İSFALT A.Ş. tarafından yapılmıştır. Bahse konu bu yakıt tankerleri, işletmesi İSFALT A.Ş. tarafından yapılan iş makinelerinin yakıt ikmallerinin yapılabilmesi için kiralanmış yakıt tankerleridir. Sadece bu çalışmalar için kullanılmıştır.

Yani yakıt tankerinin yakıt ikmalini yaptığı iş makineleri ile işletmesini Zenit firması tarafından yapılan kar küreme, tuz serpme araçları farklı araçlardır. Bu kapsamda Anadolu Yakası'nda 18 adet kırıcılı yükleyici, 8 adet loder olmak üzere toplam 26 adet iş makinesinin işletmesini İSFALT A.Ş. yapmıştır. İş makineleri İstanbul Anadolu Yakası'nda idareye ait farklı 4 bölge ve lokasyonda tuzlama araçlarına tuz yükleme görevini yapmaktadır. Yakıt ikmallerini görevli olarak çalıştıkları lokasyondan ayrılarak trafik içerisine karışıp herhangi bir yakıt istasyonundan sağlayamaz. Bu nedenle yakıt ikmali...  Buna ek olarak, hizmet işlerinde esas ödeme ara hakedişler değil, sözleşmeye uygun olarak tamamlanan işlerin kabulü sonrası düzenlenen kesin hesap raporuna dayalı kesin hakediştir. Ara hakedişler, işin devamı süresince yapılan işlerin tespit edildiği geçici ödemeler olup nihai borç veya alacak durumunu kesin hesap belirler. Bahse konu sözleşmenin kesin hakedişi yapılmamıştır. Dolayısıyla bu tespitler nihai olmayan ara hakedişlerde yapılan ödeme ve işlemler üzerinden yapılmıştır.

Bana yöneltilen suçlamayı kabul etmiyorum. Görevimi doğru yaptığıma ve kimseye zarar vermediğime inanıyorum. Bu nedenle yüce mahkemenizden hakkımda beraat kararı verilmesini saygıyla talep ediyorum.

AHMET SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR

İsmail Hakkı Başaran: Serdar Bey size de aynı soruyu sormak durumundayım. Hak ediş belgeleri düzenlenirken, puantajlar hazırlanırken, cetveller hazırlanırken gerçeğe aykırı veri girişi yapılması, hak ediş miktarlarının tırmandırılması, bu suretle yükleniciye haksız bir menfaat kazandırılması yönünde herhangi bir kimseden, astınızdan, üstünüzden veya 3. bir kişiden herhangi bir istem, rica, yönlendirme, talimat oldu mu?

Serdar Ekinci: Hayır,  olmadı.

SERDAR EKİNCİ& ÜMİT TIRAŞÇI AVUKATLARI UMUT ALBAYRAK SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Hakimler; kalabalık bir dosya. Ben öncelikle usule ilişkin olarak şunu söylemek istiyorum: Bir dosyada bu kadar çok eylemin, bu kadar çok sanığın bir araya getirilmesi dava duruşma sürelerini, duruşma zamanını çok takip edilemez ve uzun bir hale getiriyor. Bu yüzden hem müvekkillerin duruşmayı takip etmesi çok zor hem bizim takip etmemiz çok zor. Bunun etkin savunma hakkını ve adil yargılanma hakkını kısıtladığını düşünüyorum.

İki müvekkil de birlikte savunma yapmak istiyorlarsa, ikisi de eylem 137 bakımından yargılanıyorlar. Burada öncelikle şunu tespit etmek isteriz; müvekkiller de gayet detaylı bir şekilde açıkladılar, bir tane bilirkişi raporu var. Bilirkişi raporu bir tane alt ihaleyi hiç görmemiş ya bilirkişiye verilmedi ya başka bir şekilde gözden kaçtı ve bütün sorunun aslında temelinde buradan kaynaklanıyor. İki müvekkil de uygulama şefi olarak çalışıyor.

Sayın Başkan, şuraya dikkat çekmek istiyorum... Burada da en altta İBB Makine İkmal Müdürlüğünün yapmış olduğu bir kışla mücadele ihalesi var. Bu ihale kapsamında İBB ihtiyacı olan araçları bildiriyor İsfalt'a. İsfalt da bunun için iki tane alt ihale yapmış; bir tanesini soldaki Ayeke firması, sağdakini Zenit firması kazanmış. Bunlarla birlikte, bu da yetmemiş, İsfalt aynı zamanda kendi şirketinin, kendi personelini ve kendi ekipmanını da koymuş. İsfalt bunu neden yapıyor? Yani burada kamunun bir kuruşu boşa gitmesin diye kendi malı varsa onu kullanmış, yoksa ihaleyle temin etmiş.

Zenit’in aldığı ihalede personel ve yakıt var, Ayeke’nin aldığı ihalede personel ve yakıt yok; çıplak yani. Şimdi bu araçlar çıplak şekilde alındığı için bunun yakıtının ve personelinin verilmesi lazım. Olay tam olarak buradan kaynaklanıyor. Bilirkişi bu Ayeke’nin ihalesini, alt ihaleyi hiç görmemiş. Hiç görmediği için de sanki burada durduk yere Zenit’teki durumda bir fazla yakıt ödemesi var gibi bir durum, yorum yapılmış. Bu kesinlikle doğru değil.

Şimdi bununla birlikte bir de  30’u rica edeceğim. Burada pozlar da açık şekilde var. Husus şurada: Bakın, bu yeşil olan farklı bir ihalede alt ihale, bu gri olan farklı bir ihale. Bunların hepsini İsfalt bir araya getiriyor, kendi yakıtını, personelini koyduğu araçlar da var ve nihayetinde İBB’nin ihalesini ifa etmiş oluyor. Bakın, burada pozların üzerine bakarsanız hiçbirisi kesişmiyor. Bir tanesinde loder, kazıcı, yükleyici var ama diğerlerinde tırnaklar, personel vesaire var. Dolayısıyla bu ikisi tamamen birbirinden farklı işler. Bu şekilde olduğu için de burada bilirkişi raporu hatalı hazırlanmış.

Şimdi bu akaryakıt tankeri bakımından husus şu: Bu araçlar bizim binek araçlarımız gibi görev sırasında bunları bir tane akaryakıt istasyonuna yollayalım, oradan yakıt ikmali yapıp gelme imkanları yok. Görev yerlerini terk etmemeleri lazım. O yüzden Ayeke’den alınan ve İsfalt'ın kendi malı olarak işletilen araçların yakıt ikmalinde bulunması için bir tane Anadolu yakasında, bir tane de Avrupa yakasında tankere ihtiyaç duyulmuş. Burada kullanılan yakıt Zenit’in aldığı ihaledeki araçlara gidip onlardan tamamen bağımsız.

Sebebi de bu araçların, yani yakıt tankerinin olmasının sebebi bu araçların görev yerini terk etmemesi lazım. Yoksa başka türlü bunları görev yerinden çıkarırsak o zaman da kamu hizmeti aksayacak. Bu sebeple YPZ olarak iki tane akaryakıt tankeri bu Avrupa ve Anadolu yakası Zenit dosyasına eklenmiş. Zaten burada çıktığı zaman Zenit’in bir şekilde hak edişlerine bu karışmamış.

Başka bir husus, burada personeller sayısına ilişkin bir husus daha var. Şimdi bu araç sayısı ile direkt alakalı bir husus. Bilirkişi şöyle diyebiliyor: Zenit’te bu kadar araç var, bu kadar da personel var. Bunu daha önce de söyledik. Şimdi sonradan eklenen 116 tane operatör konusunu, bilirkişi raporunda eklenen, bu operatörler zaten diğer araçların, Ayeke'nin araçlarında personel yoktu ya, zaten onların personeli, onların aracının kullanılması için eklenen bir personel. Keza İsfalt'ın kendi öz malı olan araçların kullanılması için de.

Yine aynı şekilde iki araca ilişkin de bir isnat var, bunların PTS kaydının olmadığına ilişkin. Az önce meslektaşımıza da soruldu, 34 EVM plakalı araçlar. Şimdi burada ben yazılı olarak da dosyaya sunacağım, kurumdan temin ettim, tek tek hangi aracın ne kadar aktif, ne kadar yarı aktif, ne kadar pasif çalıştığı hak ediş raporunda yazıyor. Bu iki araca PTS kaydı bulunmadığı gerekçesiyle bilirkişi bir tespitte bulunmuş.

Şimdi burada şunu söylemek gerekiyor: Bu ihalede bu bütün araçların tek tek PTS kayıtlarına bakılacak kadar detaylı araştırma yapıldıysa ve sadece bu husus bulunduysa, yani burada hepimiz emin olalım burada kamu nüfuzu boşa harcanmamıştır. Burada hangi aracın kaç saat kullanılacağını önceden bilmemiz mümkün değil. Ne zaman, nerede, kaç dakika, kaç saat, hangi gün kar yağacağı belli olmadığı için bu kadar aracı hazırda bulundurmak zorundasınız. Bunun başka bir yolu yok. Bu kadar araç hazırda bulunmazsa, kar yağışı artarsa o zaman da kamu hizmetini yerine getiremeyeceksiniz. Burada zaten bilirkişi PTS'de iki tane aracın görünmediğini söylüyor. O araçlara baktık, yazılı olarak sunacağız, zaten onların hak edişinde hiç aktif çalışma saati gösterilmemiş. Yani bunlar zaten etrafta aktif çalıştı diyerek herhangi bir ödeme yapılmamış.

Bilirkişi raporunda da zaten şöyle bir kısım var. Diyor ki: "Söz konusu araçların hizmet alımı kapsamında gerçekten çalıştırıldıysa bu hususta herhangi bir kurum zararı söz konusu değildir" diyor. Bu da zaten bu şekilde açıklıyor. 5’i alabilir miyiz? Şimdi Sayın Başkan, ben bu kadar anlattım ama ceza tekniği açısından biraz belki de boşuna konuştum. Çünkü çok önemli bir husus var: Bu ihalenin kesin kabulü, kesin hesabı yapılmamış. Yani burada bu tespitlere katılmamakla birlikte belki de idare bunun zararını kesecek, nereden biliyoruz? Henüz daha kesin hesabı yapılmamış.

Bir husus da şu an paylaştığım tablo sabah itibarıyla günceldir. Şu an İsfalt'ta bulunan bu ihale dosyaları için Zenit Yapı'nın teminat mektubu var. Bütün zararı topladığımız zaman bir tanesinin ihale gününden beri verdikleri teminat mektubu bile bütün zararlar için yeterli oluyor. Yani sadece kesin hesap yapılmadığı demiyorum, onun ötesinde de bir şey söylüyorum; kurumun bunu katbehat tahsil kabiliyeti de var. Gerekli görülürse, başka bir değerlendirme yapılırsa bu teminat mektupları da kolaylıkla eklenip bu husus sağlanabilir.

TCK 158 bakımından kesinlikle katılmamız mümkün değil. Burada müvekkillere atfedilen, yani belli bir vesileyle istinat edilen dahi herhangi bir hukuka aykırı menfaat, para, buna benzer hiçbir teklif dahi yapılmadığını, buna ilişkin bir tespitte bulunulmadığını görüyoruz.

Zaten 158'de kasten işlenebilecek bir suç, kendisinin de bu kişilerin yarar sağlaması lazım. Bu anlamda herhangi bir tespit yapılmamış. Kendileri 20 yıldır bu şirkette ikisi de İSFALT'ta çalışan herhangi bir hukuka aykırı işe bulaşmamış. Ayrıca ise şu ana kadar karakolun kapısından geçmemiş insanlar. Bu hususlarla birlikte müvekkillerin atılı suçu işlemedikleri kanaatindeyiz. Esas hakkında mütalaada kalmadan bundan önce yazılı olarak hemen bu hakediş raporlarına dair ayrılmak üzere mütalaalarını da dosyaya sunacağız.

Burada tevsi-i tahkikat olarak ayrı bir bilirkişi alınması, bilirkişi raporu alınması kanaatinde ben değilim öncelikli olarak. Çünkü burada bilirkişi raporu alınmasına gerek olacak bir husus da yok. Ancak sayın mahkeme rapordaki tespitleri çürütmek için bir raporu gerekli görüyorsa da o zaman da bir bilirkişi raporu alınsın. Bu bilirkişi raporuyla birlikte zaten hem bilirkişi kuruma müracaat edip diğer ihale belgeleri ve hakedişleri aldığı zaman çok berrak bir şekilde durum ortaya çıkacaktır. Yaptığım açıklamalarla birlikte her iki müvekkilin de beraatini talep ediyorum.

SENCER HACIOĞLU SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım. İddianamede eylem 137'de kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlaması ile karşınızdayım. Öncelikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. İSFALT'ta 2006 yılında uygulama mühendisi olarak çalışmaya başladım. Şirkette farklı pozisyonlarda görev aldım, halen çalışmaya devam ediyorum. İddianamede 06.10.2025 tarihli bilirkişi raporunda 2023/1247892 İKN numaralı ihalede yakıt giderleri yükleniciye ait olmasına rağmen, bu bahse konu dosyada yakıt tankeri pozu yapılarak yükleniciye ait giderlerin ödemesi yapıldığı, bu nedenle kamu zararına neden olunduğu tespitine yer verilmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım Dairesi Başkanlığı Makine İkmal Müdürlüğü tarafından ihale edilen 2022/1183896 İKN'li ihale İSFALT uhdesinde kalmıştır. Bu dosya kapsamında 2023-2024 kış döneminde idare emrinde hazır bulundurulacak kar küremeli ve tuz serpmeli araçların işletmesi bahse konu dosya kapsamında alt yüklenici marifetiyle yapılmıştır. İdare emrinde hazır bulundurulacak iş makinesi işletmesi ise İSFALT tarafından alt yüklenici kullanılmadan yapılmıştır, gerçekleştirilmiştir. Bahse konu ihalede yani 2023/1247892 ihalesinin işletmesi yüklenici tarafından yapılacak araçların yakıt giderleri yükleniciye aittir. YFZ yapılarak dosyaya eklenen yakıt tankeri ise işletmesi İSFALT tarafından yapılan, yani alt yüklenici kullanılmadan yapılan iş makinelerinin yakıt giderlerinin yapılması için kullanılmıştır. Bu husus bahse konu dosyaya yakıt tankeri çalıştırılması için alınan 01.03.2024 tarihli genel müdürlük olurunda açıkça belirtilmiştir.

Bu kapsamda Avrupa yakasında 12 adet loder, 25 adet kırıcılı yükleyici iş makinesinin işletmesi İSFALT tarafından yapılmıştır. Bahse konu yakıt tankeri ile bu iş makinelerinin yakıt ikmalleri yapılmıştır. İş makineleri trafiğe çıkamaması, belli bir alandan sorumlu olmaları nedenleriyle yakıt ikmallerinin bulundukları noktalarda yapılması bir zorunluluktur, bu bir tercih değildir. İSFALT'ın işletmesini kendi yaptığı iş makineleri için yaptığı bu harcama bir operasyonel maliyettir. Bu nedenle yapılan ödemeler fiilen gerçekleştirilen bir hizmetin karşılığı olup, ortada bir kamu zararı veya mükerrer ödeme söz konusu değildir.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, hizmet işlerinde asıl ödeme işin devamı sırasında düzenlenen ve geçici ödeme niteliğinde olan ara hakedişler için değil, işin kabulü sonrasında düzenlenen kesin hesap ve kesin hakediştir. Bahse konu sözleşmenin kesin hesabı, dolayısıyla kesin hakedişi yapılmamıştır. Kesinleşmemiş ve mahsuplaşma süreci tamamlanmamış ara ödemeler üzerinden bir kamu zararı tespiti yapılması da doğru değildir. Bütün bu nedenlerden dolayı yüce mahkemenizden beraatimi talep ediyorum.

AHMET SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR

İsmail Hakkı Başaran: Sencer Bey geçmiş olsun öncelikle. 2022 149 56 25 sayılı ihale için idari şartname hazırlanırken Ahmet veya İsmail Sarı'nın ya da bir başkasının bu idari şartnameye araç kiralama ibaresi eklenmesinin yönünde bir isteği, ricası, talimatı, emri vesaire yönlendirmesi oldu mu?

Sencer Hacıoğlu: 2137 için mi soruyorsunuz?

İsmail Hakkı Başaran: Evet, 137 için soruyorum.

Sencer Hacıoğlu: İK Numarası kaçtı?

İsmail Hakkı Başaran: 2022 149 56 25. Yani ilk ihale.

Sencer Hacıoğlu: Yani benim konuyla ilgili değil ama herhangi bir kimseden herhangi bir yönlendirme olmadı.

İsmail Hakkı Başaran: Hak ediş evrakları düzenlenirken 174 78 92 ile ilgili olarak soruyorum bunu 2023'e. Hak ediş miktarlarının artırılması yönünde herhangi bir yönlendirme, talimat, emir, rica, sair istem oldu mu?

Sencer Hacıoğlu: Hayır.

SENCER HACIOĞLU AVUKATI MİRAÇ YILDIZ SAVUNMASI

Müvekkilin savunmasına iştirak ediyoruz. Samimi bir şekilde beyanda bulunmuştur ve kendisinin beraatına karar verilmesini talep ediyoruz. Mütalaadan sonra ayrıntılı savunmamız olacaktır.

SERKAN BOZTEPE SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın başkanım, sayın mahkeme heyeti, eylem 137 kapsamında yöneltilen suçlamaları kabul etmiyorum. Belgeleriyle birlikte mahkemenize sunacağım yazılı savunmamın temel noktalarını iki başlık altında açıklamak istiyorum.

İlk konu, yükleniciye fazla ödeme yapıldığı iddiasıdır. 2022/1495625 ihale kayıt numaralı işte, 2. hakedişte, 2. kalemde sehven hatalı giriş yapılmıştır. Ancak bu hata tespit edilmiş ve söz konusu tutar 3. hakedişten düşülmüştür. Buradaki karışıklık, kullanılan SAP programında düzeltmenin farklı raporlama yansıma biçiminden kaynaklanmaktadır. 3. hakedişin imalat raporunda 105.880.500 lira görünürken, ödemeye esas hakediş icmalinde ve hakediş raporunda 105.827.118 lira yer almaktadır. Aradaki 53.382 liralık fark, fazla ödendiği ileri sürülen tutarın KDV hariç karşılığıdır. Bu tutarın 3. hakedişten düşüldüğü ödemeye esas icmal ve hakediş raporunda görülmektedir. Bu nedenle yalnızca raporu değil, ödemeye esas hakediş raporunun ve diğer eklerin birlikte incelenmesini talep ediyorum. Ayrıca yazılı savunmamda aktardığım üzere bilirkişi raporunda da bu durumun hatadan kaynaklandığı ve sorumluluk yüklenecek bir husus olmadığı yönünde değerlendirme bulunmaktadır.

İkinci konu, aynı yüklenicinin üstlendiği üç ayrı işte yüklenici personelinin fazla mesai ücretlerinin ödenmediği ve bu yolla firmaya haksız kazanç sağlandığı iddiasıdır. Ben ilgili işlerde kontrol mühendisi olarak görevlendirildim. İhale dosyalarının hazırlanmasında ve poz tariflerinin oluşturulmasında herhangi bir görevim ve dahilim bulunmamaktadır. Görevim kapsamında talep edilen araçların sahada çalışmasını ve hak ediş eklerinde belirtilen sayı ve çalışma sürelerini kontrol ettim. İhale dosyalarında personel çalıştırılmasına ilişkin iş kalemleri ile araç kiralama kalemleri ayrı düzenlenmiştir. Suçlamaya konu araçlar şoför ve mazot dahil olarak kiralanmıştır. Savunmamın temel noktası, bu araçlarda çalışan personelin ücretlerinin ve fazla mesai ödemelerinin yüklenicinin sorumluluğunda olmasıdır. Şartnamede ödeme belgelerinin idareye verilmesi düzenlenmiştir. Ancak bu belgelerin incelenmesine ilişkin kurum içindeki görev dağılımı ile benim kontrol mühendisi olarak görev ve yetki sınırlarımın ayrıca değerlendirilmesini talep ediyorum. Personel ücretini belirleme ve bordro ödemelerini takip etme işlerinin görev ve yetkim kapsamında olmadığını savunuyorum. Araçlar hak ediş eklerinde belirtilen sayı ve sürelerde fiilen çalıştırılmıştır. Gerekli saha kontrolleri yapılmıştır. Ayrıca fazla mesai ücretinin ödenmediğine ilişkin kontrol teşkilatına ulaşan bir şikayette bulunmamaktadır.

Yazılı savunmamda açıkladığım üzere ilgili işlerin kesin hesaplarının henüz tamamlanmamış olması ve yüklenici teminatlarının serbest bırakılmamış olması hususlarının da değerlendirilmesini istiyorum. Sayın mahkeme heyeti, görevimi bana verilen yetki ve sorumluluklar çerçevesinde yerine getirdim. Yükleniciye haksız kazanç sağlamadım. Kişisel bir menfaat elde etmedim ve kamu zararına neden olduğum iddiasını kabul etmiyorum. Herhangi bir kasıtlı eylemde bulunmadım. Sunacağım belgelerin, özellikle 3. hak ediş ödemelerine esas raporun ve görev sınırlarımı gösteren belgelerin de birlikte değerlendirilmesini ve beraatımı saygılarımla arz ediyorum.

AHMET SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR

İsmail Hakkı Başaran: Serkan Bey, hak edişler esnasında, altını çizerek söylüyorum, bilerek ve isteyerek yükleniciye fazla ödeme yapılması amacıyla puantajlarda, çalışma saatlerinde aykırı bir veri girişi oldu mu?

Serkan Boztepe: Yapılmadı.

İsmail Hakkı Başaran: Bu yönde bir talep üstlerinizden, astlarınızdan veya yüklenici firmadan geldi mi?

Serkan Boztepe: Hayır, gelmedi.

SERKAN BOZTEPE AVUKATI CANSU KESKİN SAVUNMASI

Müvekkil Serkan Boztepe kendi savunmasında teknik konuları son derece ayrıntılı bir biçimde sundu. Öncelikle müvekkilin dosyadaki konumunun doğru tespit edilmesi gerekir. Serkan Boztepe suça konu ihalede ihale dokümanını hazırlayan, yaklaşık maliyetini belirleyen, teklifleri değerlendiren veya ihale sonucunu onaylayan kişiler arasında değildir. Kendisinin görevi ihale süreci tamamlandıktan sonra kontrol teşkilatı içerisinde kontrol mühendisi olarak sahadaki uygulamanın denetlenmesidir. Müvekkil de savunmasında görevini araçların sahada bulunup bulunmadığını, çalışma sürelerini ve hakedişe esas saha verilerini kontrol etmek olarak açıklamıştır.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü iddianamede müvekkilin sorumluluğu esasen hakediş ve personel fazla çalışma gideri üzerinden kurgulanmaktadır. Buna karşın müvekkilin zemin uygunluğuna veya menfaat sağlama amacıyla yaptığı şahsi veya somut fiilleri işleyen veya açıklayan bir husus ortaya konulmuş değildir. 2022/1495625 sayılı iş bakımından ileri sürülen 62991,76 TL fazla ödeme iddiasını Serkan Boztepe savunmasında ayrıntılı şekilde açıkladı. Bilirkişi raporundaki bu tespitin eksik incelemeye dayandığını görmekteyiz. Bu sebeple gerekirse yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz. Nitekim bilirkişi heyeti bu rapor özetinde söz konusu durumun hatadan kaynaklandığını ve sorumluluk gerektirecek bir husus olmadığını zaten belirtmiştir bu raporda. Dolayısıyla başlığın altında müvekkile yüklenebilecek ceza sorumluluğunun ayrıca gerekçelendirilmesi gerekir. Zira düzeltilmiş ve ödemeye yansımamış bir kayıt hatasının hangi somut davranışla dolandırıcılık suçuna dönüştüğü açıklanmış değildir. Fazla mesai iddiası bakımından da dosyanın daha dikkatli ayrıştırılması gerekmektedir.

Sonuç olarak 2022/1495625 sayılı iş bakımından iddia edilen 62991,76 TL'lik fazla ödemenin ödemeye esas belgelerle doğrulanmadığı, fazla mesai iddiasında müvekkilin doğrudan bordro ve ücret işlemlerini yürüttüğünün ortaya konulmadığı, müvekkilin zemin yapısıyla ilgili hareket ettiğini gösteren herhangi bir kişisel menfaat, talimat veya iradi bir link tespit edilmediği, iştirak ve kast unsurlarının Serkan Boztepe yönünden bireyselleştirilmediği görülmektedir. Bu nedenle müvekkilin üzerine atılı suçlardan beraatına karar verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca mahkemenizce gerekli görülmesi halinde 2022/1495625 sayılı iş bakımından 3 numaralı hakediş icmali ile nihai hakediş raporunun ödeme belgeleriyle birlikte yeniden teknik incelemeye tabi tutulmasını, fazla mesai iddiası yönünden ise kurum içi görev dağılımı ile bordro ve banka ekstrelerinin hangi birim tarafından incelendiğinin araştırılmasını talep ediyoruz Sayın Başkanım.

AYKUT GAMSIZ SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcım. Tarafıma isnat edilen 137. eylemle alakalı hususlara ilişkin savunmamı kısaca arz etmek isterim. Hesaplama detayları, teknik açıklamalar ve belgeler yazılı savunmam ve ekleriyle ayrıca mahkemenize sunulacaktır. İSFALT A.Ş.'de inşaat mühendisi olarak çalışmaktayım. İddiaya konu olan 2022 14 95 625 kayıt numaralı Alt ihalenin kontrol teşkilatındaydım. Bu kapsamda görevim sahada çalışan araçların teknik şartname ve sözleşmeye uygunluğunu kontrol etmek, kışla mücadele sırasında araçların çalışma sürelerini tespit etmek ve saha koordinasyonunu sağlamaktan ibarettir. İlgili ihale ihale süreçlerinde hiç görev almadım. İddianamede yer alan bilirkişi raporunda Zenit Yapı isimli firmaya KDV dahil 62.990 TL 76 kuruş tutarında bir fazla ödeme yapıldığı iddia edilmektedir. Ancak söz konusu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Hakediş işlemlerinde kullanılan programının teknik işleyişinden kaynaklanan bir çıktı hatası nedeniyle bazı iş kalemleri imalat raporu sayfasında görünmemektedir. Bilirkişi raporunda fazla ödeme olarak belirtilen bu hata ödemeye esas olan hakediş icmali sayfasında düzeltilmiş olup bu husus bilirkişi raporunda gözden kaçırılmıştır. Dolayısıyla iddia edildiği gibi bir fazla ödeme yoktur.

Ayrıca emniyet aşamasında tarafıma gösterilen bilirkişi raporunda söz konusu durumun hatadan kaynaklandığı ve sorumluluk gerektirecek bir husus olmadığı yönünde bir cümle bulunmaktadır. Ancak bu cümlenin iddianamede yer almadığı görülmektedir. İddianamede yüklenici firmanın kamyon ve iş makinelerini kullanan şoför ve operatörlerin fazla mesai ücretlerini bordroya yansıtmadığı ve bunun kontrol teşkilatının sorumluluğunda olduğu iddia edilmektedir. Ancak söz konusu araçlara ait pos tarifelerinde araçların şoför ve yakıt dahil saatlik çalışma esasına göre fiyatlandırıldığı açıkça görülmektedir. Kontrol teşkilatı olarak görevimiz araçların çalışma sürelerini tespit etmek olup yüklenici firmanın personeline yaptığı maaş ödemelerinin denetlenmesi görev tanımımız içinde yer almamaktadır. Nitekim ihalenin teknik şartnamesinde de maaş bordrolarının kontrol teşkilatına teslim edilmesi ve kontrol teşkilatı tarafından denetlenmesi yönünde açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca personelin maaşlarını veya fazla mesailerini alamadığına ilişkin kontrol teşkilatına yapılmış herhangi bir şikayet de yoktur. Çalışanların fazla mesai alacakları 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca tamamen işveren ve işçi arasındaki özel hukuk ilişkisidir.

Bunun yanında iddianamede fazla mesai iddiasına ilişkin hesaplanmış bir kamu zarar tutarı da yoktur. Ayrıca belirtmek isterim ki söz konusu ihaledeki hakedişlerin hepsi ara hakedişlerdir. İlgili ihalenin kesin hesap işlemleri henüz yapılmamıştır. Bu nedenle iddia edilen kamu zararı da fiilen oluşmamıştır. Şunu da belirtmek isterim ki Zenit Yapı firması ile şahsım arasında herhangi bir kişisel çıkar, menfaat ve ilişki bulunmamaktadır. Sayın Başkan sonuç olarak dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ihale sürecinde herhangi bir görev ve sorumluluğun bulunmadığı, iddia edilen fazla ödemenin fiilen gerçekleşmediği, fazla mesai iddialarına ilişkin hesaplanmış somut bir kamu zararı ortaya konulamadığı, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı değerlendirmeler içerdiği, tarafıma isnat edilebilecek kasıt ve ihmal bulunmadığı açıkça görülmektedir. Bu nedenlerle üzerime atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından beraetime karar verilmesini saygıyla arz ederim.

AHMET SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR

İsmail Hakkı Başaran: Aykut Bey, geçmiş olsun ve teşekkür ediyorum. Bazı hususları net şekilde açıkladınız. Sadece şunu sormak istiyorum. 2022/149625 kayıt sayılı ihalede kontrol teşkilatında bulunmanız sebebiyle söylüyorum, herhangi bir kimseden hak ediş tutarlarının arttırılması yönünde bir talimat aldınız mı? Böyle bir istem tarafınıza ulaştı mı?

Aykut Gamsız: Hayır, hayır, kesinlikle almadım.

AYKUT GAMSIZ AVUKATI CANSU KESKİN SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet; müvekkil savunmasını ayrıntılı şekilde yaptı. Ben müdafi olarak özellikle üç hususu vurgulamak istiyorum. Birincisi, Aykut Gamsız'ın suç konusu ihalenin hazırlanması ve sonuçlandırılması sürecinde herhangi bir görevi yoktur. İhale dokümanını hazırlayan, yaklaşık maliyeti belirleyen, ihale komisyonunda görev alan ya da ihalenin Zenit Yapı üzerinde bırakılmasına karar veren kişilerden değildir. Müvekkil, ihale tamamlandıktan ve sözleşme imzalandıktan sonra kontrol teşkilatında saha mühendisi olarak görevlendirilmiştir. Görevi, sahadaki araçların şartnameye uygunluğu ile aktif, yarı aktif ve pasif çalışma sürelerinin tespitidir. Bunlara rağmen iddianamede Aykut Gamsız'ın ihale sürecine ilişkin çok daha geniş bir kurgu içinde yer aldığı iddia edilmektedir. Oysa ceza sorumluluğu şahsidir. Müvekkilin hangi belgeyi hazırladığı, hangi şartname hükmünü oluşturduğu, hangi isteklinin ihaleye girmesine engel olduğu ya da herhangi bir gizli belge paylaştığı, Zenit Yapı'nın ihaleyi kazanmasını sağlamak amacıyla hangi somut eylemi gerçekleştirdiği ortaya konulmuş değildir. Dolayısıyla ihale bittikten sonra kontrol teşkilatında görev yapan bir saha mühendisinin ihale öncesi gerçekleştirildiği ileri sürülen eylemlerden dolayı sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir.

İkinci ve daha önemli husus, 62.990,76 TL fazla ödeme iddiasına ilişkindir. İddianame, 2 numaralı hakedişte yer alan 53.382 TL'nin 3 numaralı hakedişte düşülmediğini ve KDV ile birlikte 62.990,76 TL kamu zararına sebep olduğunu ileri sürmektedir. Ancak dosyada bulunan ve yazılı savunmamızda da sunacağımız belgeler aksini göstermektedir. SAP-HUP sistemindeki teknik değişim nedeniyle eksi değerler imalat raporunda görünmemiştir. Buna karşılık ödeme aşamasındaki tutarlar hakediş icmaline yansımıştır. 3 numaralı hakedişte imalat raporundaki tutar 105.881,50 TL iken ödeme esas alınarak düzenlenen hakediş icmalindeki tutar 105.827,118 TL'dir. Aradaki fark tam olarak 53.382 TL'dir. Üstelik yüklenici faturasını da 105.827,118 TL üzerinden kesmiştir. Dolayısıyla burada hukuki yorumdan önce cevaplanması gereken soru çok basittir: Zenit Yapı'ya iddia edilen 62.990,76 TL gerçekten fazla ödenmiş midir bu dosyada? Emniyet aşamasında da müvekkile gösterilen bilirkişi değerlendirmesinde bu durumun hatadan kaynaklandığı ve sorumluluk gerektirecek bir husus olmadığı yönünde değerlendirmede bulunulmaktadır. Müvekkilin herhangi bir hileli davranışı ya da bir aldatma kastı bulunmamaktadır. Gerçeğe aykırı bir belge zaten düzenlenmemiştir.

Üçüncü husus, fazla mesai iddiası; yüklenicinin çalışanlarının bordrolarında fazla mesai dahil ücret kalemlerinin gösterilmemesi ve banka ödeme ekstrelerinin projeye sunulması gerektiği söylenmektedir. Ancak bu düzenleme Aykut Gamsız'ın şahsen yüklenicinin her çalışanının bordrosunu inceleyip fazla mesai hesabı yapmakla görevli olduğunu göstermemektedir. Müvekkilin görevi saha araçlarının çalışma süresini tespit etmektir. Genel şartname kontrol teşkilatına denetim yetkileri yüklemektedir ancak bu yetkinin varlığı tek başına dolandırıcılık kastını ispatlamaz. Müvekkilin üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verilmesini talep ediyoruz. Yeterli ve inandırıcı kesin delil bulunmamaktadır.

EYÜP SELMAN KORTEN SAVUNMASI – 14.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Savcım, Sayın Heyet. Ben Eyüp Selman Kortan. 2006-2020 yılları arasında 14 yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görev yaptım. 657 sayılı Kanun'a tabi yaklaşık 20 yıllık devlet memuruyum. 2019 yılında İBB'de Makine İkmal Şube Müdürü olarak görev yapmaktaydım.

İddianamede eylem 133 kapsamında 2019 yılı kış şartlarıyla mücadele ihalesine ilişkin bilirkişi değerlendirmesinde bilirkişi, iş deneyim oranının %50 belirlenmesi, benzer iş tanımı ve ihalenin kısmi teklife kapalı olması nedeniyle rekabetin sınırlandığını ileri sürmektedir. Söz konusu ihale, EKAP üzerinden, açık ihale usulü ile gerçekleşmiştir. İş deneyim oranı mevzuatın öngördüğü yasal sınırlar içerisinde kalmaktadır. Benzer iş tanımında ise yalnızca kışla mücadele ile sınırlandırılmamış, farklı iş deneyimleri de kabul edilerek katılım imkanı geniş tutulmuştur. İşin bütün olarak ihale edilmesi ise hizmetin koordineli ve kesintisiz yürütülmesi amacıyla tercih edilmiştir.

Bilirkişi ayrıca yeterlilik şartını sağlamayan daha düşük bir teklif üzerinden kamu zararı oluştuğunu değerlendirmektedir. Ancak yeterlilik şartını sağlamayan teklif geçerli teklif değildir. Oran farklı olsaydı bu firma ihaleyi kazanır veya işi daha ucuza yapardı şeklindeki değerlendirme gerçekleşmiş bir durumdan değil, varsayımdan ibarettir. Farklı bir idari tercihin mümkün olması, yapılan tercihin suç kastıyla gerçekleştiğini göstermez. Herhangi bir firmayı kayırdığıma, menfaat sağladığıma veya ihale sonucunu yönlendirmek amacıyla hareket ettiğime ilişkin somut bir fiil veya delil bulunmamaktadır. Yaklaşık 20 yıllık kamu görevim boyunca görevimi mevzuat ve kamu yararı çerçevesinde yerine getirdim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyor, beraatime karar verilmesini Sayın Mahkemenizden arz ve talep ediyorum. Takdir yüce heyetinizindir. Teşekkür ederim

EYÜP SELMAN KORTEN AVUKATI SERANUR ÇAVUŞOĞLU SAVUNMASI

76017 sicille İstanbul Barosundan CMK müdafii olarak atandım. Müvekkilin savunmalarına iştirak ediyoruz. Kendisi şeffaf bir şekilde ihalelerin nasıl yürütüldüğüne dair bilgilendirmeyi yapmıştır. İhaleye fesat karıştırma suçundan dolayı karşınızda bulunan müvekkilin suç işleme kastına dair herhangi bir görgüye dayalı bir tanık beyanı bulunmamaktadır. MASAK raporunda böyle bir tespit yapılmamıştır. İhale sürecini belirli bir zümre lehine manipüle ettiğine dair tek bir HTS kaydı da yoktur Sayın Başkanım. Şimdi biliyorsunuz ceza hukukunun en temel prensiplerinden bir tanesi "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu kadar şüpheli bir şekilde hazırlanmış bir iddianame doğrultusunda beyanda bulunan müvekkil sayın müvekkile iddia edilen eylemler tamamıyla idari takdir yetkisi sınırları içinde kalmaktadır.

Şimdi burada iddianamede suç unsuru olarak gösterilen %50 iş deneyim belgesi şartı ve ihaleye kısmi teklif verilememe hususları vardır Sayın Başkanım. Bu husus tamamıyla 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili yönetmelikte idareye tanıdığı yasal sınırlar içerisinde kalmıştır. Nitekim İhaleler Uygulama Yönetmeliği madde 30 doğrultusunda idareler teklif edilen bedelin %25’inden az ve %50’sinden fazla olmamak üzere iş deneyim belgesi talep edebilmektedirler. Müvekkilin başkanlığını yaptığı komisyonda tamamıyla bu şekilde hareket etmiştir. Çünkü kanunun çizdiği bu sınırı kullanmış olması müvekkilin uzun süredir yaptığı bu işin niteliği ve büyüklüğünden kaynaklanan usullere uygun davrandığının bir göstergesidir. Şimdi kamu hizmetinin ehil ellerde yürütülmesi ve idarenin bölünmezliği ilkesi gereğince idare böyle bir tercihi yapmıştır ve müvekkil de aslında bunu yerine getiren konumdadır.

İhalenin kısmi tekliflere kapatılması ise kış şartları gibi, kış şartlarıyla mücadele gibi hayati öneme sahip ve bölünmesi durumunda koordinasyon zafiyeti doğurabilecek bir hizmetin bütünlüğünü korumak amacıyla kararlaştırılmıştır. Danıştay biz zaten savunmalarımızda da Danıştay kararlarına yer verdik Sayın Başkanım. Danıştay 13. Dairesi'nin 28/09/2017 tarih ve 2011/4440 esas ve 2017/2463 sayılı kararında belirtildiği üzere idarenin hizmet alımı ihalelerinde sınır değer tespiti ve yeterlilik kriterleri konusunda kamu hizmetinin gereklerine uygun takdir yetkisi bulunmaktadır. Sanığın bu yetkiyi kamu yararı doğrultusunda kullanması suçun maddi unsuru olan hukuka aykırı davranış olarak nitelendirilemez ve nitelendirilmemelidir. Yine Danıştay'ın başka bir kararında ifade edildiği üzere idarenin takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda kullanması asıldır. Müvekkilimiz de tamamen bu doğrultuda hareket etmiştir.

Bu ihaleye fesat karıştırma suçu sadece doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur Sayın Başkanım. Sanığın belirli bir zümreyi kayırma ya da kamu zararına yol açma amacı güttüğüne dair dosyada hiçbir delil yoktur. İhale bedelinin yaklaşık maliyetin altında kalması da kamu zararının oluşmadığını, hatta sanığın hazine menfaatini koruduğunu göstermektedir. Burada suçun manevi unsuru olan özel kast kesinlikle gerçekleşmemiştir. Diğer unsuru olarak İhale Komisyonu Başkanı olarak seçilen Eyüp Selman Korten, yani savunmasını yaptığım sanık, sadece usulü işlemleri yürütmüş ve mevzuatın kendisine yüklediği görevleri tarafsızlık ilkesi çerçevesinde ifa etmiştir. İhaleye 26 firmanın doküman indirmiş olması, sürecin şeffaf, rekabete açık yürütüldüğünün somut bir kanıtıdır. Zaten müvekkil de savunmasında belirttiği gibi ihaleye uygun teklif veren firmalar dahil edilmiştir. Teklif sayısının az olması ya da bu şartların sağlanamamış olması sanığa izafe edilemez.

Piyasa koşulları ve işin teknik zorunlulukları sebebiyle diğer firmaların bunu sağlayamamış olmasını bu nedenle rekabeti bozucu bir davranış olarak kabul etmiyoruz. Son olarak Sayın Başkanım, yazılı savunmalarımız ve sözlü savunmalarımız ışığında sanığın ne doğrudan ne de olası bir kastla idareyi zarara uğratma gibi bir durumu asla söz konusu değildir. İhale unsurlarına ilişkin, teknik bilgilere ilişkin önümüzdeki günlerde bir dilekçe vereceğiz. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince müvekkilin beraatine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

PAŞA ŞAHİN SAVUNMASI – 14.09.2026

Ben Paşa Şahin. 1968 yılında Yozgat'ta doğdum.  Halkalı'da ikamet etmekteyim. 1996 yılında İBB Belediyesine zabıta memuru olarak atandım. 11.09.2020 tarihinde Reklam İlan Denetim Zabıta Amirliğinde vekil amir olarak görev yapmaya başladım. Özellikle belirtmek isterim ki 05.09.2021 tarihinde de Reklam İlan Denetim Zabıta Amirliğinden ayrılarak Zabıta Daire Başkanlığımızın başka birimlerinde görev yapmaya devam ettim. Bu iddianamede adımın geçmesinin sebebi görev yaptığım dönemde herhangi bir şekilde suça kasten veya ihmal yoluyla karışmış olmam değil, sadece Valilik Makamı tarafından kurumumuzdan talep edilen sıralı amir bildirim formu listede adımın yer alması söz konusudur. İddianamede adım yalnızca eylem 117'de geçiyor. İddianamede sayılan 99 kişilik örgüt listesinde ben dahil hiçbir zabıta personelinin ismi geçmemektedir.

Ayrıca iddianamenin 2869. sayfasının son paragrafı ile 2870. sayfasının ilk paragrafında gayrimeşru talimat verdiği ileri sürülen kişiler arasında adım yoktur. Bu kişilerden de herhangi bir gayrimeşru talimat almadım. Kimseye de böyle bir talimat vermedim. Dosyadaki beyanlarda da şahsıma yönelik böyle bir iddia bulunmamaktadır. Görev alanlarımızdan bahsetmek gerekirse zabıta teşkilatı belediyelerde kolluk görevi görür. Zabıta genel bir birimdir, diğer birimler gibi belirli bir uzmanlık alanı doğrultusunda çalışmaz. Birimlerin uzmanlık alanı doğrultusundaki vermiş olduğu kararlara kanun ve mevzuatlar çerçevesinde sahada destek sağlar. Zabıta birimlerinin izin verme, ecrimisil düzenleme veya ihale açma yetkisi bulunmamaktadır. Özel mülkiyetteki izinler Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü tarafından verilmektedir. Kamusal alandaki izinler ise Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü tarafından verilmektedir.

İlgili sahalardaki uygulamaların ihale şartlarına uygunluğu ve fazlalık içerip içermediği tamamen teknik birimlerin sorumluluğunda olup tevdi raporunda da belirtildiği üzere kamusal alanlardaki uygulamalar tamamen zabıtanın denetim alanının dışındadır. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 75. maddesi gereğince ecrimisilli taşınmazların tahliyesi yalnızca mülki amirin koordinesinde ve talebi üzerine gerçekleştirilebilecek bir yetki olup zabıtanın bu sürece re'sen müdahale etmesi hukuken mümkün değildir. Nitekim ilgili yerler hakkında kurumlardan bilgi mahiyetinde veya gereğinin yapılması ibaresiyle bir yazı gönderilmiş olsa dahi mülki amirin kararı olmaksızın zabıta marifetiyle herhangi bir müdahalede bulunulması kanunen imkansızdır. Usul ve uygulamadaki hukuki süreç ilgili birimin mülki amirden tahliye veya müdahale talebinde bulunması, mülki amirin bu konuda karar vererek süreci koordine etmesi ve bu kararını yazı ile bildirmesi aşamalarından ibarettir.

Amirliğimiz bünyesinde görev yapan personeller 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre genel idari hizmetler sınıfında yer almakta olup temel görevlerimiz denetim yapmak ve tutanak düzenlemektir. Savunmamın başında da belirttiğim üzere görev süremin tamamına yakını pandemi döneminde geçmiştir. O zamanki çalışma zorluklarına rağmen görev yaptığım süre boyunca 17.236 adet uygulama kaldırılmış, 56 adet 1608 sayılı tespit tutanağı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'na göre de 455 adet idari yaptırım karar tutanağı tanzim edilmiş ve 49 adet masraf bedeli tanzim edilmiştir. Sonuç olarak özel mülkte yer alan izinsiz uygulamalar hakkında tespit tutanakları tanzim edilerek belediye encümenine sevk edilmiştir. Aynı zamanda ilgili birimlere yazı çıkışı yapılmaktadır. İddianamede geçen bu reklam uygulamalarının tamamına yakını kamusal alanda ihale kapsamındaki açık hava mecralarını kapsamakta, aynı zamanda ecrimisilli alanlar, izinli direk reklamlar ve dijital panolar gibi reklam türlerini bulundurmaktadır. Bu süreçlerin Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünce takip edildiği göz önüne alındığında tarafımıza gerekli görülen bir talimat yazısı yazılmamıştır. Buradan anlaşılacağı üzere zabıta sürecin dışında tutulmuştur. Yöneltilen tüm iddialara karşı vekil amir olarak üzerime düşen sorumlulukları eksiksiz, doğru ve mevzuata uygun bir biçimde yerine getirdiğimi saygılarımla sunar, beraatimi yüce mahkemenizden talep ediyorum.

PAŞA ŞAHİN AVUKATI EMRE COŞKUN SAVUNMASI

Müvekkilimin dosya içerisinde bir suç isnadı bulunmamaktadır. İddianamede müvekkilime atfedilen suçlar zabıt katibinin görev alanına girmemektedir. Bir bağlantısı bulunmamaktadır. İddianamede müvekkilime atfedilen suç suç isnatlarına ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin delil mahiyetinde herhangi bir belge, evrak yer almamaktadır. Müvekkilimin beraatini talep ederiz.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları