İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 17. günü tutuksuz 19 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 17. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler:Selçuk Alanyurt, Oğuzhan Bayraktaroğlu, İlknur Taşdelen, Ali Can Akün, Eray Yazgan, Murat Bıyık, Hüsnü Akhan, Suat Güler, Ensar Günet, Alaeddin Vardar, Savaş Bayraktar, Dincer Kantar, Yücel Mengir, Ali İhsan Mengir, Ceyhun Ünlü, Başak Tatlı, Fatih Özçelik, Ümit Çakır ve Murat Demir savunma yaptı.
MURAT DEMİR SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcım. Ben 2014 yılından beri İSBAK'ta teknik personel olarak çalışmaktayım. Yaklaşık 12 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirak şirketlerinde, İSBAK A.Ş.'de çalışmaktayım. Yaklaşık 11 yıldır Elektronik Sistemler Müdürlüğünün sorumluluk alanındaki kamera sistemlerine ilişkin görevleri yerine getirmekteyim. İBB'ye bağlı zabıta birimleri, spor tesisleri, sosyal tesisler, mezarlıklar, itfaiyeler, parklar ve benzeri gibi birçok alandaki kameraların kurulumunu, montajını, arıza tespitini, bakımını ve çalışır hale getirilmesine ilişkin teknik işleri ekip olarak yürütmekteyiz.
Hâkim Bey, bu işi ihale ile İSBAK alır. Bunu ilk önce vurgulamak istiyorum az önce Ümit'in şeyinde. Yani İSBAK ihaleyi Elektronik Sistemler Müdürlüğünden aldığında, mesela geçen yıl dokuz ay proje çıkmıştı, bizim dokuz ay çalıştı. Bir önceki yıl yedi ay çıkmıştı. Biz bu aradaki çalışmadığımız kısımlarda Elektronik Sistemler Müdürlüğünde, İETT'de de çalışırız. Bu sene raylı sistemlerde çalışıyorum birinci aydan beri. Ara ara çalışırız ama 11 yıldır, işe girdiğimden itibaren kamera sisteminde, Elektronik Sistemler Müdürlüğünde çalışmaktayım. En eski personel orada benim. Kamera kayıt cihazları bize veya İSBAK'a ait olmayıp Elektronik Sistemler Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Yani cihazlar, kameralar, switch'ler, linkler bunların hepsi Elektronik Sistemler Müdürlüğüne ait. Biz sadece bunun işçilik kısmını yapıyoruz. Bunu vurgulamak istiyorum; sadece işçilik kısmını. Elektronik Sistemler Müdürlüğünde çalışan personeller bize ne derse biz onu yaparız. Şuraya git tak der, şuradan sök buraya taşı der, şuraya komple kurulum yap der. Burası depremle ilgili yıkılacak sök der. Bunun gibi işler veriyorlar.
Biz yalnızca görev kapsamında verilen teknik işleri yerine getiririz. Cihazların iç donanımına ilişkin herhangi bir onarım, veri inceleme veya parça değişikliği işlemlerini Elektronik Sistemler Müdürlüğünün bilgisi ve talimatı ile yaparız. Görevim kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı birimlerin kamera sistemlerinin montajını, bakımını, onarımını ve arıza işlemlerine destek vermekteyim. Arızalı kamera kayıt cihazlarının İSBAK'a getirilmesi ve teknik çalışma alanına bakılması yaptığımız işin olağan bir parçasıdır. Biz üstlerimizden aldığımız talimatlarla beraber bunları yapıyoruz. Cihazların getirilmesi veya kameralarla alakalı şöyle söyleyeyim: Eski personel olduğum için az önce Ümit'in söylediği olayı şöyle açıklayayım. Bizde 44 işçiyiz. İstanbul'un her birimine hizmet veriyoruz. Taşeron ekibimiz var. Her yıl bu projenin çıktığı aylarda taşeron işçiler alınıyor. Bu taşeron işçilerle beraber projeyi yürütüyoruz. En eskilerden ben olduğum için burada getirilen cihazlar veya kameralara...
Hakim: Murat Demir?
Murat Demir: Efendim?
Hakim: Sen şu kamera olayını anlat bize. Sen bize ta şeyden başladın; ihalelerden, kim nerede çalışır... O kadar kapsama gerek yok. Şu ifade önümde.
Murat Demir: Tamam, devam ediyorum.
Hakim: Sökülüp getirilen o cihazlar...
Murat Demir: Direkt o olaydan devam ediyorum, Başkan Bey.
Hakim: Başka şeyleri bize buraları anlatma. Varsa yoksa o cihaz şeyini anlat.
Murat Demir: Tamam. Dördüncü ayın 25'i 2025 tarihinde Florya İPA'da çalışmaktayım. Mesaideydim. Onur Kaykı beni aradı. Mesaide olduğumu söyledim. "Sana konum gönderiyorum. İşin bitince konuma gel. Şirkete götürmen için sana cihaz teslim edeceğim." dedi. İşin hatırladığım kadarıyla 21.00-22.00 akşam saatler... İşin bitince konuma gittim. Bana iki adet cihaz verdi. "Nereye ait?" diye sordum. "Şirkete götür." dedi. Yani bana Başkanlık Konutuna ait bu cihazlar söylemedi. Biz bunu bilmiyoruz. Az önceki Ümit'teki davaya geleceğim şimdi. Biz bu olaya biraz yabancıyız. "Bunların içinde HDD yok." dedim. Yani teknik olarak çalışma gereği iki cihazı kaldırdığımızda zaten hard diskli cihaz ağır olur ve altında vidalar olmadığı için "Bunlarda hard disk yok." dedim. O da "Evet, ikisinde de hard disk yok." dedi bana.
Hakim: Kimdi bunu diyen sana?
Murat Demir: Onur Kaykı. Dosyada az önceki avukat beyin dediği gibi orada Serdar diye ismi geçiyor ama Onur Kaykı. Elektronik Sistemler Müdürlüğünde çalışan personeli. Onur Kaykı da dosyanıza verdiği tanık beyanında bunun aynısını söylemektedir. Sonradan dosya üzerinden öğrendiğime göre bu cihazları Onur'a Davut vermiş. Davut cihazları Onur'a HDD olmadan teslim etmiş. Onur Kaykı da ifadesinde cihazların bozuk olduğunu ve içinde HDD olmadığını söylemiştir. Dosyadan öğrendiğime göre cihazlarla ilgili Mustafa Akın, Davut'u aramış. Cihazı Davut sökmüş ve HDD'yi Davut çıkarmış. Davut cihazı bir yerlere sakladığını ama nereye sakladığını söylemiyor. Bununla ilgili dosyada üç dört farklı ifadesi vardı. Cihazlar üçüncü ayın 21'i 2025 tarihinde Davut tarafından sökülmüş ve polis cihazları aramaya başlayınca aradan bir aydan fazla zaman geçiyor ve dördüncü ayın 25'i 2025 günü cihazlar Davut tarafından kod adı Serdar olan Onur'a HDD olmadan teslim ediliyor. Onur da bana aynı şekilde boş olarak cihazları teslim etmektedir.
Etkin pişmanlıktan faydalanan Erol Naim Özgüner vermiş olduğu ifadede Onur ile paralel şekilde olayları anlatmıştır. Cihazlar boş olarak envantere alındı. Şöyle bu olayda, onuncu ayın 16'sında gün içinde sürekli işle alakalı konuştuğumuz için Onur beni aradı. Görüşmek istedi. Ben de onlar konuma gittiğimde konumda Erol Bey vardı, Hakan Çakır vardı, Onur Kaykı vardı. Ben Erol Bey'i tanımıyordum. Orada karşılaştık. Neden burada olduğumu söyledim. Erol Bey de kısaca anlattı. "Ben etkin pişmanlığa yaradım. Bu dosyada yokum. Ben aynı bildiğimi anlattım. Oradan Hakan Bey'i aradım. O Onur Bey'i..." falan. Ben sadece Başkanlıkta Mustafa Akın'a tarif ettiğini bana söyledi. Dedim: "Benle ne alakası var? Niçin buradayım?" Dedi ki: "Bilgin olsun diye söylüyorum." O görüşmeden sonra çıktım. Olayı öğrendiğimde zaten Onur ile alakalı kırıldığımı Onur'a söyledim. "Madem böyle bir şey var, cihazın olduğunu bize niye söylemedin? Başkanlıktan söküldüğünü... Ta İSBAK'a polisler Davut Bey'le gelip aldığı vakit belli. Biz onuncu ayda senden öğreniyoruz bunu." diye.
Ümit Çakır ve benim ilk ifadelerdeki cihazlar bu cihazlar değildi. Biz ne zaman alındığı aldığımızı hatırlamadığımız cihazlarla ilgili ifade verdik. Suça konu olan cihazlar mevzusunu sonradan öğrendik. O konuda da olay belirttiğim şekilde olmuştur. Hatta şöyle kısaca söyleyeyim: Polislerle beraber cumartesi günüydü Davut Bey geldi, İSBAK'tan cihazlar aldı. Bizi o sıra aradılar "Başkanlıktan cihaz alındı, nerede?" diye. Biz Başkanlıktan cihaz almadık. Daha sonra cihazların yerini söyledik. Orada cihazları belirttik. Etiketsiz olan cihazlardan Davut Bey ile beraber polisler iki tane alıp gittiler. Bunu net biliyorum.
Hiçbir suç işlemedim. Herhangi bir örgüte dahil olmadım. Kimseye suç işlemesi için yardım etmedim. Örgüt işi için kimseden talimat almadım. Boş cihazı bana getiren Onur tanık olmuş, aynı cihazı Onur'dan alan ben ise sanık olarak yargılanıyorum. Mahkemeniz tarafından gerekli görülmesi halinde bu konuyla ilgili olarak tanık Onur Kaykı’yı ve itirafçı olan Erol Naim Özgüner'in mahkeme huzurunda beyanının alınmasını talep ediyorum.
Hakim: Şimdi bu Başkanlık Konutundan kaç kere cihaz geldi sana?
Murat Demir: Başkanlık Konutundan İSBAK'tan gelip polislerle beraber, iki polisle Davut Bey iki tane cihaz alınca biz o sıra benim getirdiğim cihazlar olduğunu da bilmiyoruz. Cihazları aldılar ve Başkanlıktan olduğunu bize İSBAK'taki yetkililer söyleyince biz artık yani istem dışı dedik ki: "Biz Başkanlıktan cihaz almadık. Bir yanlışlık var." Geçmişte Ümit arızaya gitti. Başkanlıktan olmadan önce ben gittim ama biz bilmiyoruz. İfadeye de gittiğimizde bir hafta sonra bu olay doğrultusunda Ümit'in cihaz getirdiğini, yani Davut Bey'in de gelip aldığını bu şekilde ifade verildi. Çünkü geçmişini bilmediğimiz bir konu hakkında yorum yapıyoruz orada ve o sırada polislere söyleyebildiğimiz buydu. Başka bir şey bilmiyorduk. Onur'un bana getirdiği cihazları bu şekilde bilmiyordum.
Hakim: Sen ifadende hiçbir yerinde Onur Kaykı diye bir bir şeyler... Ümit Çakır'ı anlatıyorsun komple ifadende. Bak ifaden önümde, diyor ki: "Evet, bu iki kamera kayıt cihazını Ümit Çakır İSBAK'a getirdi."
Murat Demir: Evet.
Hakim: "Ümit Çakır'a da bu cihazları kimin verdiğini bilmiyorum."
Murat Demir: Evet.
Hakim: Sen şimdi diyorsun ki: "Biz bu ifadeyi önceki olaya ilişkin sorduğunu zannederek böyle anlattık."
Murat Demir: Evet, bilmiyorduk. Sonradan Onur'un...
Hakim: Şimdi devamında diyorsun ki: "Bu iki cihazdan birinin arka power girişinin siyah renkte olduğunu gördüm. İşe başladığımda arkadaşların başına herhangi bir olumsuz iş gelmesin diye power girişini söktüm. Söktüğüm parça şu an nerededir bilmiyorum ancak elektronik hurda bölümüne atılmış olabilir."
Murat Demir: Evet.
Hakim: "Hariciyetten bu gelen cihazların nereden geldiğini bilmiyordum. Bunları getiren Ümit Çakır ilk başta bana bunların Başkanlık Konutundan geldiğini söylemedi."
Murat Demir: Evet.
Hakim: "Ben bu cihazlara müdahale ettikten sonra Ümit Çakır'dan bu cihazların nereden geldiğini öğrendim."
Murat Demir: İfadede biz o şekilde gittik. Çünkü Başkanlık tarafına gidip geçmişte çalışmaya vardı Ümit. Ümit getirmişti. Ümit tek cihaz olduğunu söylüyor. Ben de iki cihazı buradan iki cihaz Davut Bey aldı diye söylüyorum mecbur. Yani farklı bir şey söylesem biz üstlerimizden bu sefer diyecekler ki: "Yahu kardeşim siz cihaz aldınız, nerede bunlar?" Biz de iki arada bir derede kaldık, ifadede öyle söylemek zorunda kaldık. Daha sonra Onur Kaykı’an bana bu cihazlar geldiğini ben onlardan öğrenince durumu çözdük. Ama o power girişinin sökülmesi doğrudur, Hâkim Bey.
Hakim: Ne zaman öğrendin bunun şey böyle farklı olduğunu, Onur Kaykı’dan gelen cihaz olduğunu? Ne zaman, hangi tarihte?
Murat Demir: Onuncu ayın 16'sında Onur beni attığı konuma çağırdığında, ben gittiğimde orada Erol Bey, o etkin pişmanlıktan yararlanan, ben tanımıyordum Erol Bey'i daha önce, Hakan Çakır ESM Elektronik Sistemler Müdürü ve Onur oradaydı. Ben orada o konuşmaları onlar yapınca hatta çıkışta Onur'a dedim ki: "Madem sen bu cihazı söktüğünü sen bana verdin Başkanlıktan söküldü diye. Bunları bana teslim ettiğinde ben mesaiden sonra gidip ondan aldım ya, bana niye söylemedin bunları Başkanlıktan aldın?" O sıra bilmiyordum neden söylemediğini. Biz de yalan yanlış ifade verdik. Bir nevi olayı farklı tarafa çektik yani. Ümit Çakır'dan gelmiş gibi yürüttük bu işleri.
Hakim: Sonradan anladınız ama.
Murat Demir: Sonradan anladık ama o power kısmı doğrudur, Hâkim Bey. Ben söktüm, hatta birçok...
Hakim: Tamam, dur. Sen şimdi power kısmına taktın. Başka bir şey anlamaya çalışıyoruz şimdi. Sen sonradan anladın bu durumu. Ne zaman anladın tarihi olarak bunun doğrusunu?
Murat Demir: Onuncu ayın 17'sinden sonra.
Hakim: Sonra? Sonra gidip herhangi bir şekilde savcılığa falan başvurdun mu? "Ben şöyle şöyle ifade verdim ama verdiğim bu ifadenin hatalı olduğunu anladım. Asıl işin aslı budur, şöyledir." diye düzeltme yoluna gittin mi? Erol bak bir sürü ifade veriyor gidip gidip arkasından. Sen niye gidip de öyle bir ifade vermedin?
Murat Demir: Çünkü mahkeme kâğıdımız geldi. Biz yani bundan sonra zaten mahkemeye çıkacaktık. Belliydi bizim bunlarla alakalı ifadelerimiz. Mahkemede gerçeği anlatırım diye düşündüm.
EKREM İMAMOĞLU, MURAT DEMİR’E SORUYOR – 15.09.2026
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, şimdi bu tabii lojman ve bizim hayatımızı ilgilendiriyor. Sonuçta 19-20 Mart günü operasyon yapılan birkaç 100 polisin geldiği bir lojmanda iş birkaç çalışanın sırtına yığılmış bir biçimde. Burada da inanılmaz bir ihmal ve iddia makamının çok af edersiniz çok kötü bir uygulamasıyla birlikte, herkesi zan altında bırakan bir süreç yaşanıyor. Yani aynı jammer’dan para kasası yaratmak gibi ne yazık ki kötü bir muameleyle karşı karşıyayız. Ama esas sebebi, sorumlu anlaşılacaktır diye düşünüyorum. Murat Bey?
Murat Demir: Efendim?
Ekrem İmamoğlu: Bu bahsettiğiniz Naim Bey hangi sıfatla sizi 10. ayda toplantıya çağırdı?
Murat Demir: Ben toplantıya onun çağırdığını da bilmiyorum. Onur beni aradıktan sonra
Ekrem İmamoğlu: Onur Bey kim?
Murat Demir: Onur Bey, Elektronik Sistemler Müdürlüğü’nde çalışan personel arkadaş. Yani bizim...
Ekrem İmamoğlu: Pardon nerede, özür dilerim?
Murat Demir: Elektronik Sistemler Müdürlüğü’nde. Kasımpaşa’da çalışan, bize aslında işleri onlar gönderiyor.
Ekrem İmamoğlu: Tamam, oradaki müdürlükte çalışan kişi?
Murat Demir: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Ne diye çağırdı sizi?
Murat Demir: Evet. O bana dedi ki... Mesai bitimine yakın bu arada beni aradı. Hatta konumu bile bende var. Dedi ki, evdeydim ben, Murat dedi görüşebilir miyiz? Görüşelim dedim. Taşeron hakkında bir sıkıntı mı var dedim. Dedi ki yok. Bir konuma gelebilir misin? Ben de gittiğimde karşımda, Erol Bey’i tanımıyorum ben. Erol Bey’i, Hakan Çakır’ı, SMM müdürünü, onu tanıyorum. Hakan Bey’i tanıyorum bu arada.
Ekrem İmamoğlu: Hakan Bey dediğiniz de mi orada?
Murat Demir: Evet, oradaydı.
Ekrem İmamoğlu: O neyin müdürü pardon?
Murat Demir: Elektronik Sistemler Müdürü.
Ekrem İmamoğlu: Müdür orada?
Murat Demir: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Çalışan Onur Bey orada, müdür orada. Bir de Erol Naim Bey orada.
Murat Demir: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Yani etkin pişmanlıkçı, hapisten çıkalı aylar olmuş bir kişi bu toplantıyı düzenliyor aslında. Onur Bey’i de çağırtıyor bir şekilde. Ama kimin olduğunu söylemiyor, doğru mu anladım?
Murat Demir: Orada toplantıda bana Erol Bey...
Ekrem İmamoğlu: Hayır hayır, toplantıya giderken kimlerin olduğunu söylemiyor?
Murat Demir: Hayır, kesinlikle.
Ekrem İmamoğlu: Gidiyorsunuz ve bir anda siz kendinizi böyle bir toplantıda buluyorsunuz, doğru mu?
Murat Demir: Aynen. Evet.
Ekrem İmamoğlu: Bu toplantıda tanışıyorsunuz, kim olduğunu söylüyor size. Etkin pişmanlıkçı diyor vesaire.
Murat Demir: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Nerede buluştunuz?
Murat Demir: Bu şeyde, İkitelli’ye yakın bir kafede buluştuk. Adresi, konumu bende var.
Ekrem İmamoğlu: Kafede bir kafede. Ve siz de buradaki süreci size Onur Bey orada anlatıyor, öyle mi anlıyorum?
Murat Demir: Yok. Orada Erol Bey kendi yaşadıklarını anlattı. Hakan Çakır’la haberleştim, oradan Onur’a işte söyledim. Başkanlık tarafından böyle şey... Ben dedim ki benim burada ne işim var yani, ben niye...
Ekrem İmamoğlu: Tamam, güzel soru.
Murat Demir: Dedi ki işte Onur Bey, en son cihazı sana verdi. Ben de döndüm Onur Bey’e dedim ki siz cihazı bana verdim dediğiniz cihaz o mu? Evet dedi. E dedim bana niye bunu söylemediniz o zaman biz gittik yanlış ifade verdik falan. Onur Bey bir sonraki gün, ayın 17’sinde ifade vermiş. Yarın ifade vereceğini bile bana söylemedi orada.
Ekrem İmamoğlu: Bir gün sonra ve bu konuşulup bu şekilde gidip ifade veriyor.
Murat Demir: Evet, Onur Bey ifade veriyor ve orada da söylemiyor. Ben...
Ekrem İmamoğlu: Ve siz bu ifadenin de iddianamede olmadığını şimdi öğreniyorsunuz?
Murat Demir: Aynen öyle.
Ekrem İmamoğlu: Yani şimdi öğreniyorsunuz. İddianame… Oturup da 4000 sayfa iddianame okuyacak haliniz yok.
Murat Demir: Biz sonradan ayın 17’sinde Onur Kaygı ifade veriyor...
Hakim: Avukat Bey itiraz varsa alalım.
Murat Demir avukatı: Sanık olduğu için... Davut Bildik de cihazı kendisinin söktüğünü ilk ifadesinde beyan etmiş. Mustafa Akın yalan söylüyor.
Ekrem İmamoğlu: İddianameden bahsediyoruz avukat bey. Hiç kimseyle ilgili yalan malan demeyelim de.
Hakim: İddianamede olmayan soruyu da sordurmayalım o zaman.
Ekrem İmamoğlu: İddianamede yok. Tamam, iddianamede yok deniyor yani.
Hakim: Siz şimdi soru, soru iddianame dışı geliyor. İtiraz iddianame dışı geliyor.
Ekrem İmamoğlu: Şimdi sayın başkan, sayın başkan burada ben bu konuda birinci failin bu toplantıyı düzenleyen insanlar olduğunu düşünüyorum. Ve buradan aldığımız sonuç gereği, sizin buradan çıkaracağınız sonucun umuyorum ki bu insanların bir an önce bu konuda ifade vermesini sağlamak, bir de iddia makamının Onur Bey denen bu kişinin bu dosyadan, bu dosyadan nasıl çıkartıldığını da iddia makamına sorulması gerektiğini düşünüyorum.
Hakim: Biz zaten SEGBİS kayıtlarını inceleyeceğim. Hatırladığım kadarıyla söylüyorum, Erol Naim Özgöner zaten burada verdiği ifadesinde o kamera kaydıyla ilgili kısmın yanlış anlaşıldığı, oradaki kameranın farklı olduğu yönünde bir anlatımı olmuştur. Oradaki etkin pişmanlık... Hatta sizin sorularınız da olmuştu onunla ilgili. Ya ben biz 3 aşağı 5 yukarı anladık mevzuyu. SEGBİS kayıtlarına bakacağız. Muhtemelen o sonraki toplantı da bunun üzerine yapılmış gibi duruyor yani.
MUSTAFA AKIN SORUYOR
Mustafa Akın: Beni tanımadığınızı biliyorum, ben de sizi tanımıyorum. Hiç de karşılaşmadık. Bunlara girmeyeceğim. Belli ki Naim Erol Özgüner'in etkin pişmanlıkçı olduktan sonra sizinle bir görüşme yapılmış. Bu görüşmeden sonra siz ilk ifadenizi değiştirdiniz, doğru mu?
Murat Demir: Değiştirmedim.
Mustafa Akın: Değiştirdiniz. İlk ifadenizi Sayın Hâkimim okudu size. Ondan sonra başka bir kurguya geçilmiş, yani bir kurgu yapılmış.
Murat Demir: Şöyle söyleyeyim ben: Ben Onur Kayıkçı'nın ifadesinden sonra orada duyduklarımı...
Mustafa Akın: Şöyle... Şöyle söyleyeyim. Şöyle, düzeltiyorum efendim, düzeltiyorum.
(Avukat itiraz eder)
Hâkim: Mikrofonunuzu bir açın da öyle konuşun, öbür türlü kayda geçmiyor, anlamı yok ki.
Mustafa Akın Müdafi: Soruda yanlış bir şey yok efendim. İki adet cihaz konuşuluyor, iddianamenin karanlık kısmı orası.
Avukat itirazı: İfadesi eski cihaz... Ama suça konu olan o Ekrem Bey'in evine operasyon yapıldığı dönemdeki cihazlar.
Mustafa Akın: Efendim, müsaade eder misiniz? Ben avukatımızı da bilgilendireyim. Konuya da hâkim değil, dosyayı da hiç bilmiyor sayın avukat. Şöyle efendim...
Hâkim: Herkes kendine göre bir ifade veriyor.
Mustafa Akın: Evet, evet, herkes kendine... Doğrusu bende efendim, doğrusu bende. Şöyle efendim, şöyle, şöyle...
Hâkim: Kurgu olduğuna nereden kanaat getirdiniz?
Mustafa Akın: Yok yok, kanaat getirdim diye söylemiyorum.
Murat Demir: Şunu vurgulamak istiyorum Hâkim Bey: Ben orada o görüşmeyi yaptıktan sonra, 10. ayın 16'sı, 10. ayın 17'sinde bir gün sonra Onur Kaygı ifade vermeye gitti ve ifadesinde aynı benim dediğim gibi şeyleri anlattı. "Ben Davut'tan aldım, Murat'a teslim ettim" dedi. E ben de onu biliyordum zaten.
Mustafa Akın: Efendim, Onur Kaygı'nın iddianamede herhangi bir ifadesi yok, biz görmedik. İddianamede yer almıyor.
Hâkim: Evet, soru?
Mustafa Akın: Efendim, iddianamede görünmüyor, biz göremedik. Ayrıca efendim, ben sayın avukatımı da bilgilendireyim; konutta iki cihaz var, 3 tane değil. Yanlış teşhis, iki tane. Demin "3 tane" dediniz. E benim kulaklarım biraz iyi duyuyor, ne bahsettiğini...
Evet. Siz, Ümit Bey işte size cihazları getiriyor, iki tane cihazı getiriyor tam ve eksiksiz olarak Davut Bey'in anlatımından edindiğim bilgiler. Daha sonra siz cihazları alıp İSFALT'ta söküp ayrıştırıyorsunuz, doğru mu? Size gelen cihazları... Şöyle söyleyeyim, size...
Murat Demir: Ben söküp ayrıştırmıyorum.
Mustafa Akın: Bir dakika, bir dakika, şöyle sorayım. Sorumu düzeltiyorum, sorumu düzeltiyorum, net olsun. İstanbul'da yaklaşık 155.000 tane kamera var, doğru mu? Belki de şu anda daha fazla. Benim bildiğim 155.000 civarıydı ve bir sürü de kayıt cihazı var. Size günde en az 300 tane cihaz geliyor, doğru mu İSFALT'ın deposuna?
Murat Demir: Hemen hemen.
Mustafa Akın: Hemen hemen. Bunların nereden geldiğini biliyor musunuz, bilmiyor musunuz?
Murat Demir: Hepsini bilmiyoruz.
Mustafa Akın: Bilmiyorsunuz. Sorgulamıyorsunuz. Hepsi değil, hiçbirisini bilmiyorsunuz. Çünkü ben orada sunum dinledim, biliyorum. İkincisi; oraya gelen cihazların nereden gelip gelmediğine bakmaksızın arızası varsa arızalıları imhaya, sağlam olanları da ayrı bir şekilde ayrıştırıp depoluyor musunuz?
Murat Demir: Evet. Hatta arızalıları ben tespit ettikten sonra eğer garanti kapsamındaysa firmaya gönderiyoruz. Garanti kapsamında değilse ben atölyeye teslim ederim, derim ki "Bizim yapacak olduğumuz bir şey varsa yapalım."
Mustafa Akın: Tamam, tamam. Tamam, ben biliyorum. Ben bildiğim için söylüyorum. Alacağımı da aldım sizden. Konunun da anlaşıldığını düşünüyorum Sayın Hâkimim. Yani başkaca soru sormaya ihtiyacım yok. Diğerlerinin tamamen kurgu olduğunu da bilmenizi isterim.
MUSTAFA AKIN AVUKATI BERFİN RABİA İSTEK SORUYOR
Rabia Berfin İstek: Murat Bey şimdi Onur Kaykı’dan bahsediyorsunuz. Sayın hakim iddianamede ne Eylem 7 kapsamında bir tanık beyanına yer veriliyor, sadece Naim Erol Özgüner’in ifadesinde Serdar diye bir isim geçiyor. Eğer ki böyle bir ifade varsa bunu celbini talep ediyoruz. Şimdi Onur Kaykı eylemde de yok, burada farklı cihazlardan bahsediliyor. Çorba oldu her şey. Burada etkin pişmanlıkçı Naim Erol Özgüner’in beyanlarıyla kurgulanmış savunmalar dinliyoruz bugün. Ben öyle düşünüyorum. Soruma geçiyorum. Hemen soruma geçiyorum. Murat Bey, şimdi Mustafa Bey’i zaten tanımadığınızı az önce de söylediniz evet dediniz. Burada Davut Bey’in ifadesinde kendisi diyor ki, hemen okuyacağım size hatırlatmak için. Burada sorgusunda diyor ki: "Polisler İSBAK deposuna gitti, çok sayıda cihaz arasından tarif ettiğim cihazlar ayrıldı. Daha sonra ben de depoya götürüldüm ve iki cihazı teşhis ederek polislere teslim ettim." Bu doğru mudur?
Murat Demir: Evet, doğrudur.
Rabia Berfin İstek: Siz de orada mıydınız o gün?
Murat Demir: Hayır, cumartesi günüydü. Biz sadece İSBAK’tan arandık, dediler ki başkanlıktan cihaz sökülmüş burada. Bunlarla alakalı bilginiz var mı, cihazlar nerede? Biz dedik, biz cihaz sökmedik başkanlıktan, bilmiyoruz. Buraya en son Ümit arızaya veya bir şey teslim almaya gitti. Ben daha önce orası Boğaziçi Eğitim Müdürlüğünde olduğu sıra ben gittim. Yani başkanlık olduğu zaman da ben gitmedim onun için. Zaten içeri, yani içeride bir çalışma falan biz yapamıyoruz orada. Yani konutun içerisinde çalışma iznimiz yok.
Rabia Berfin İstek: Yani siz hurda ayrıştırdığınız cihazın nereden geldiğini bilmiyorsunuz?
Murat Demir: Hayır. Çoğunu biliyorum. Bak, üzerini çiziyorum. Diyorum ki eğer cihaz sağlamsa, bir yerden sökülmüşse, bizim taşeronlar gibi sökülmüşse getirir der ki, "Abi ben bunu Kültür Merkezinden söktüm, cihaz çalışıyor, oraya daha büyük bir cihaz taktık."
Rabia Berfin İstek: Tamam, benim sorum şu: Söktüğünüz o cihazın Başkanlık Konutundan geldiğini biliyor muydunuz?
Murat Demir: Hayır.
Rabia Berfin İstek: Tamam. Az önce dediniz ki İSBAK’taki yetkililer söyledi sonrasında bu cihazın Başkanlık Konutundan geldiğini.
Mahkeme Başkanı: Yönlendirmeyelim, "cihaz söktüğünüz cihaz" diyor.
Rabia Berfin İstek: Pardon, düzelttim Sayın Başkanım. Soru düzelttim, "ayrıştırdığınız" dedim. Yani Ümit ve Murat Hanım peş peşe dinlendiği için karışıklık olmuş olabilir. Sonrasında dinleteceğim zaten, bunların mazur görülmesi gerekiyor. Az önce dediniz ki sorgunuz esnasında: "İSBAK’taki yetkililer söyledi daha sonrasında bu cihazın Başkanlık Konutundan geldiğini." Ama ifadenizde de diyorsunuz ki: "Ben cihazı ayrıştırdıktan sonra Ümit’ten öğrendim Başkanlık Konutundan aldığını." Hangisi doğru?
Murat Demir: Ben polisler ve Davut Bey gelip cihazı aldıktan sonra, cihazları aldıktan sonra biz hatta daha sonra dediler ki başkanlık cihazlarını aldılar falan, biz de bunun telaşına düştük. Dedik ki biz cihaz almadık, Ümit aldıysa dedik ve daha sonrasında ayrıştırma olayında ben daha önce Onur’dan aldığım cihazları oraya koymuşum ama Onur’dan aldığımı bilmiyorum. Davut Bey’in aldığı cihazlar onlar. Aslında o doğru cihazları, kendi cihazlarını aldı, sorun yok. Ama biz Davut Bey Onur Bey üzerinden gelen cihazların başkanlık olduğunu bilmiyoruz.
Rabia Berfin İstek: Tamam. Yani sizin müdahale ettiğiniz cihaz, İSBAK'ta müdahale ettiğiniz cihaz, 19 Mart sürecinden sonra geldi değil mi?
Murat Demir: 19 Mart sürecinden sonra geldi. Evet. Çünkü ben Onur’dan 4. ayın 25'inde, cuma günü mesaiye kaldım, 25'iydi. Mesaideydim ben. Oradan çıkışta saat 9-10 gibi Onur’dan aldım. Yani bir ay sonra aldım ben cihazı.
Rabia Berfin İstek: Bir ay sonra almış olma ihtimaliniz de var çünkü mart ayında cihaz teslim ediliyor. Nisan ayında polisler geliyor.
Murat Demir: Ben Onur’dan cihazı 4. ayın 25'inde aldım.
Murat Demir: Evet, ben 10. ayın 16'sında Hakim Bey buluştum. 10. ayın 17'sinde bir gün sonra Onur ifade verdi, Davut'tan aldığını bana verdi.
HAKİM: Onur da bir gün sonra.
HAKİM: Tamam, müdahale etme. Bu şekilde soruldu, bırakın. Tamam Mustafa. Tamam, bir daha dersin. Yazılı olarak sunulsun avukatınız veya siz yazılı olarak gönderin.
(ARAYA SESLER GİRİYOR)
HAKİM: Bak, Onur ses kaydında ne dediğine bir bakarız tam olarak. Sen de Onur'a bir inceleriz bakarız. Onur orada da sorun yok. Avukat bey, gerek yok yeter daha ne var yani? Tamam, anladık. İstifli bir şekilde bakacağız o kayıtlara kim ne demiş. O Onur dediğiniz ifadesine de bir bakarız. Ondan sonra da duruma göre değerlendiririz.
Murat Demir: Hakim Bey, Onur kaydı ile bu işin çözüleceğini ben düşünüyorum.
HAKİM: Tamam, dur Murat Bey. Onlar da... Sen daha ifade verirken ne ifade verdiğini bilmiyorsun. Sen daha bize bize bize yol mu gösteriyorsun Murat Bey?
Murat Demir: Özür dilerim. Öyle söylemek istemedim.
HAKİM: Ne ifade verdiğinin farkında değilsin daha.
MURAT DEMİR 1. AVUKAT SAVUNMASI
Sayın Başkanım, Öncelikle şurada Davut Bildik ifadesi var. 21.03.2025 tarihinde Ekrem İmamoğlu'nun koruma müdürü Mustafa Akın bana başkanlık konutunun kamera kayıt cihazını sökmemi ve gelip almayacak kişilerin tespitini etmemi söyledi. Dün akşam geç saat olduğu için öğleden önce konuta gidip cihazı söktüğümü, öğleden sonra sularında da şu an açık kimlik ve adres bilgilerini hatırlamadığım belediye personeline cihazı teslim ettim. Davut Bildik beyanı. Yani cihazı söken Davut Bildik. İtirafı var. Aynı şeyi kim söylüyor? Onur Kaygı söylüyor. Aynı şeyi itirafçı beyanı söylüyor. Mustafa Akın da farklı bir şey söylemez diye düşünüyorum. Dolayısıyla zurnanın sonundan bir sonraki deliğini sanık olarak almışsınız. Bunların yöneticilerini de almamışsınız. Ya bu çocuklar ne aldığını bile bilmeyen çocuklar. Bu çocuklar ne aldığını bile bilmiyor. Bir zamandır bir tane cihaz almışlar, bir tane cihaz. Yöneticilerinin isimlerini vermiyorum ama sıkıntı olursa veririz demişler ki gitti ifade de ver. Çocuklar ne ifade verdiğini de bilmiyorlar. Zurnanın sonundaki bir sonraki deliğini getirip oturtmuşsunuz buraya. Ya bunun yöneticisi nerede diyen yok.
Adam kimin cihazı olduğunu daha sonradan öğrenmiş. Başkanlık konutunda olduğunu sonradan öğrenmiş. İtirafçı da toplantı yapılmış da bilmem ne cihazı al. Başkanlıktan söküldüğünden haberi bile yok cihazın. Bu dosyada Onur'un mutlak suretle sanık olarak alınmaması lazım. Tanıktır bu adam. Cihazı söken Davut Bildik, kesin itirafı var. Onu geçtik, Davut Bildik'ten aldık. Mustafa Bülbül de büyük ihtimalle farklı bir şey söylemez Davut Bildik'in söylediği için. Herkes aynı şeyi söylüyor ama ya bu çocuklar bunlarsız. Onur'un ve de Yağız'ın, bunlarda da dosyada 17 Ekim 2025 tarihinde bana diyor cihazı Davut Bildik getirdi, içinde hard disk yoktu. Ya bu ne demek Sayın Başkan? Bakınız, Onur bir de niye kod adı kullanıyor? Kod adını kim kullandırmış? Kod adını savcı atar. Kod adını suçlu adam kullanır. İçinizde var mı hiç kod adı kullanma ihtiyacı duyan? Sayın Başkanım, burada kesin olan bir şey var. Meçhul olan kısım şurası: Bu cihazın kimdeki hard diski kimde? Ama kesin olan bir şey var; bu cihaz İSBAK personeli olan gariban çocuklara hard diskler sökülmüş halde teslim edildi.
MURAT DEMİR 2. AVUKATI
Meslektaşımın beyanlarına katılıyorum. Sadece eklemek istediğim bir husus var. Cihazı da Davut'tan alıp bize teslim eden, Murat Demir'e teslim eden ve kod adı kullanan Onur Kaykı tanık. Ancak aynı dosyada biz sanığız. Onur Kaykı tanıksa biz neden sanığız? Biz sanıksak Onur Kaykı neden tanık? Öncelikle bu hususun aydınlatılmasını talep ediyoruz.
ÜMİT ÇAKIR SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkan, ben 2016 yılından beri İSPARK'ta teknik personel olarak çalışmaktayım. Yaklaşık 9 yıldır Elektronik Sistemler Müdürlüğü'nün sorumluluk alanındaki kamera sistemlerine ilişkin görevleri yerine getirmekteyim. İBB'ye bağlı zabıta birimleri, spor tesisleri, sosyal tesisler, mezarlıklar, parklar, hayvan barınakları, kreşler, yurtlar gibi birçok alandaki kameraların kurulumu, montajı, arıza tespiti, bakımı ve çalışır hale getirilmesine ilişkin teknik işleri ekip olarak yürütmekteyiz. Dosya konusu kamera kayıt cihazlarını ben sökmedim. Başkanlık konutunun içerisine girmedim. Zaten konuta girme yetkim de bulunmamaktadır. Ben hatırladığım kadarıyla söz konusu olaydan yaklaşık 6-7 ay kadar önce sadece bir adet cihazı teslim almışım. Biz işimiz gereği bir sürü cihaz teslim alır, bırakırız. O sebeple ne zaman, nereden, kimden cihaz aldığımı hatırlamam mümkün değildir.
İmamoğlu, 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındı. Dosyadan öğrendiğime göre, başkanlık konutundaki cihazların sökülmesi talimatı doğrudan 21.03.2025 tarihinde verilmiş. Ben bu tarihlerde başkanlık konutundan cihaz almadım. Belirttiğim gibi bir adet cihaz alışı bu olaylardan çok öncedir. Ben, soruşturma konusu cihazlardan aylar önce bir adet cihazı teslim alırken, olağan iş olarak aldım. Aldığım cihazla ilgili soruşturma olup olmadığını daha soruşturma aşamasında öğrendim. Biz ifade verirken, hangi cihazla ilgili ifade verdiğim söylenmedi. Benim suça konu olay zinciri ile bir alakam yoktur. Çalıştığımız birimlerden sökülerek İSPARK'a getirilen kayıt cihazları, kamera, switch ve benzeri teknik ekipmanların ilk kontrolünü kamera biriminde tecrübeli personel olarak görev yapan Murat Demir gerçekleştirir. Murat Demir, gelen ekipmanın tamire gönderilmesi, hurdaya ayrılması veya başka bir teknik işleme tabi tutulması konusundaki ayrımı yapar.
Bu nedenle ben de teslim aldığım, huzurdaki dava suça konu olmayan cihazı her zaman yaptığımız gibi İSPARK'taki teknik çalışma alanında bıraktım. Cihazı mevcut haliyle teslim alırım. Cihaz üzerinde hiçbir işlem yapmam. Cihazı açmam, herhangi bir parçasını sökmem, hard diski çıkartmam ve içindeki verilere müdahale etmem. Cihazı kontrol bile etmem. Hatta üzerinden çok zaman geçtiği için huzurdaki davada suça konu olmayan cihazı hatırlamıyorum bile. Ben huzurdaki dava suça konu olmayan cihazı alıp İSPARK'a götürürken bunun herhangi bir suç delili olup olmadığını bilmiyordum. Buna suç delillerini ortadan kaldırma, hard diskleri çıkarma, cihazı saklama veya herhangi bir veriyi yok etme yönünde talimat verilmedi.
Benim yaptığım rutin bir işlemdi. Soruşturma, o cihazla hiçbir ilgisi de yoktur. Herhangi bir örgütle bağlantım bulunmamaktadır. Herhangi bir örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmadım. Ekrem İmamoğlu, Mustafa Akın veya bir kişiden suç teşkil eden herhangi bir talimat almadım. Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmedim. Benim yaptığım işlem suça konu olayla ilgili değildir. Arızalı olduğu söylenen bir kamera kayıt cihazını teslim alarak görev yaptığım İSPARK'a götürmekten ibarettir. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiiline kastım bulunmamaktadır.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Bu bahsettiğiniz cihaz var ya, cihaz var ya aldığınız, o hangi tarihte Davut Bey tarafına verildi, hatırlıyor musunuz?
Ümit Çakır: Efendim ben, benim bahsettiğim cihaz, soruşturmasından daha önce olan cihazdır. O tarih..
Savcı: Cihazı Davut Bey mi verdi size?
Ümit Çakır: Onu da hatırlamıyorum efendim.
Savcı: Efendim?
Ümit Çakır: Onu da hatırlamıyorum.
Savcı: Davut Bey, size verdiğini söylediği ayrıntılı beyanlar da var anlatılan süreçle ilgili. Sizin adınızı hatırlamıyor ama verdiği süreçte yaşandığı olaylardan falan bahsediyor.
Ümit Çakır: Bence yanılıyor.
Savcı: Bu yine beyanlarda bulunmuşsunuz. "Kamerayı ben sökmedim, bana Davut teslim etti." şeklinde. Konut dışında aldığım cihaz bozuk olduğu söylendi. "Sonra İSPARK'a bıraktım, bu ne bakmadım." şeklinde beyanlarınız var. Buna ilişkin ne diyorsunuz?
Ümit Çakır: Şimdi şöyle diyeyim ben size. Polis işini Davut Bey sanırım İSPARK'taki cihazı tespit etmeye gelmişler. Biz zaten hani kendi aralarında konuşup ben orada yoktum. Bu olayından daha önce böyle bir şey olduğunu, tamam beni aradılar polis memurları. "Böyle böyle sen mi aldın?" dediler. "Ben dedim almış olabilirim, ben emin değilim." Daha sonra işte "Tamam, senlik bir şey yok." dediler. Sadece cihaz yani, cihazlar değil. Daha sonra
işte bir süre sonra yine beni aradılar. Bizi ifade vermeye çağırdılar. Daha sonra ifade verdiğimde yine dediğim gibi, tek cihaz almam asıl durum ama şimdi şeye baktığımız zaman, benim aldığım cihaz araç içi efendim. Yani bu süreçten daha önce olan bir olaydı. Ama...
Savcı: Sizin aldığınız cihaz nedir peki?
Ümit Çakır: İşte onu hatırlamıyorum efendim.
Savcı: Şu an hatırlamıyorsunuz. İfadenizde Davut'tan bahsetmişsiniz.
Ümit Çakır: Davut'tan şöyle bahsettim ben: Davut bey gelip cihazı tespit ettiği için bahsettim. Ondan alabileceğini düşündüm.
Savcı: Yani siz diyorsunuz ki "Ben bu cihazı hangi tarihte aldığımı hatırlamıyorum."
Ümit Çakır: Evet.
Savcı: "O dönem emniyetin sorduğu sorularda Davut'tan bahsedildi. Hani Davut'tan aldığınızı belirtmişsiniz. O süreçteki bu cihazı kime teslim ettiniz peki?"
Ümit Çakır: Cihazı ben, sadece bizim çalışma odamız var. Orada cihazlar kontrol ediliyor, test ediliyor. Oraya bıraktım.
Savcı: Hani birine bıraktığınız yoksa?
Ümit Çakır: Yok, ofise bırakıyoruz.
Savcı: Murat Demir de Ümit Çakır'ın getirdiğini söylüyor sizin bıraktığınızı. Hatta bu süreçle ilgili beyanlar da var. Ümit Çakır ismini getirdi. Ümit Çakır da "Bu cihazların kime ait olduğunu bilmiyorum. Bu iki cihazdan birinin arka power girişi siyah renkte olduğunu gördüm. İşe başlayan arkadaşların başı belaya girmesin diye bağlı olan kabloyu söktüğüm cihaz. Bu parça şu an nerededir bilmiyorum. Anlatılan olayda hayretle dinledim. Cihazın nereden geldiğini bilmiyordum. Bunları getiren Ümit Çakır ilk başta bana bunların Başkanlık konutundan geldiğini söylemedi. Ben bu cihaz hakkı geldikten sonra Ümit Çakır bu cihazların nereden geldiğini öğrendim." şeklinde beyanlar var. Bunlarla ilgili ne diyorsunuz?
Ümit Çakır: Sayın Savcım, bu şöyle diyeyim ben size. Benim dediğim cihaz bu soruşturmadan çok daha öncesine dayanıyor. Bu şimdi Davut Bey Ümit ile geldiği için cihazı tespit etmiş. Ben de o cihazın o olabileceğini düşündüm. Ama onunla alakalı bir durum değildi.
Savcı: Şimdi Davut Bey'in tekrardan beyanına gelirsek; Davut Bey'in verdiği tarih 21.03.2025 tarihi. Söküm anından da bahsediyor. Mustafa'nın kendisini aradığında ve daha sonra gelecek kişiye tesliminden bahsediyor. Daha sonra size geliyor, her neyse size teslim etmiş. İsim olarak da İSPARK'tan bir şahısa teslim ettim diye belirtiyor. Daha sonra araştırınca ortaya siz çıkıyorsunuz. Hani Davut Bey'in verdiği tarih bu tarih. O zaman bu durumda Davut Bey'in beyanlarını yalanlıyor musunuz?
Ümit Çakır: Yalanlıyorum.
Savcı: Tamam.
Ümit Çakır: Yani ben o tarihlerde kimseden bir şey almadım. Hatta ben soruşturmadan bir haberim yoktu efendim.
Savcı: İfadeye konu cihaz var ya size sorulan, bu ne cihazıydı?
Ümit Çakır: Şöyle diyeyim ben size. Kayıt cihazı olabilir, switch olabilir. Başka ne olabilir? İkisinden biri olabilir ya da ekran da olabilir.
Savcı: Ama cihazın, bir dakika. Bu cihazı nereden aldığınızı hatırlıyor musunuz?
Ümit Çakır: Hayır.
Savcı: İfadenizde ayrıntılı bir adres söylediniz. Mimar Sinan Mahallesi falan filan. "Bu adreste verildi." şeklinde. Çünkü "Daha demin Konut dışında verilmedi. Çünkü benim konuta girme yetkim yoktu. Bu nedenle cihazı konut dışında verdi. Verirken de cihazın bozuk olduğunu söyledi." şeklinde açık beyanınız var. Daha sonra İSPARK'a gidip ofise bıraktım diye devam etmişsiniz süreçle ilgili. Bunlarla ilgili ne diyorsunuz çelişkiyle ilgili?
Ümit Çakır: Çelişki, şimdi efendim, şöyle anlatayım ben size. İSPARK'a polisler birlikte gelmişler. Ben o gün tesadüfen İSPARK'taki ofiste değilim, dışarıdayım. Telefonla aradığımda dediler ki: "Polisler işte bir cihaz bulmuşlar." Soruşturmada yine hiçbir şeyim yok, nasıl diyeyim, bilgim yoktu. Sonra "Tamam" dedim, "Ben belki de almış olabilirim" dedim o gün. Onlar da direkt kapattı, "Senlik bir şey yok" dediler. Sonra ifadeye çağırdılar. İşte "Cihazı sen mi aldın? Senlik bir şey yok oyun, gel yine ifadeni ver" dediler. Ama şimdi bakıyorum ben, ofisten alınan cihaz iki. Benim o hatırladığım bir, hatta ifademde de tek cihaz belirtiyorum. Cihazlar demiyorum.
Savcı: Tamam. O zaman Murat Demir ve Davut'un verdiği beyanlar doğru değil mi diyorsunuz?
Ümit Çakır: Benimle alakalı değil.
Savcı: Var mı başka biriyle çalıştınız mı İSPARK'ta?
Ümit Çakır: Hayır, tek benim orada. O projede ben varım tutanak tutacak olarak. Başka kimse yok.
Savcı: Tamam, sorulacak başka bir şey yok.
MUSTAFA AKIN AVUKATI BERFİN RABİA İSTEK SORUYOR
Berfin Rabia İstek: Ümit Bey, şimdi çok daha önce aldım dediniz cihazları az önceki savunmanızda. Peki siz o çok önceden aldığınızı söylediğiniz cihazın Başbakanlık konutundan alındığına emin misiniz? Yani o şekilde bir bilgi var mı sizde?
Ümit Çakır: Yok.
Berfin Rabia İstek: Şimdi Başkanlık konutundan alınan ve iddianameye konu olan cihazın 6 ay önce kadar alınmasının mümkünatı yok. Çünkü polisler ilk 19 Mart sürecinde gelip Başkanlık konutundaki kamera kayıt cihazından görüntü alamıyorlar. Yani Davut Bey bunu zaten konutta yapılan toplantı sonrasında söküldüğünü ve kendi beyanını sökerken cızırtı geldiğini ve kalp pilinden dolayı bir sonra ki söküp konutun dışarısında size teslim ettiğini söylüyor. Zaten Savcı Bey de sordu bunu. Yani sizin çok önceden aldım dediğiniz cihaz başka bir cihaz büyük ihtimalle olabilir mi?
Ümit Çakır: O olabilir. Çünkü şöyle diyeyim ben size. Bizim toplam yaklaşık 50.000 tane kameramız var İBB genelinde. Biz birçok birimi girip çıkarız. Yani benim o süreç içerisinde hangi cihazı aldığımı hatırlamam mümkün değil zaten.
Berfin Rabia İstek: Evet az önce siz de söylediniz. Çok sık bu işlemleri yapıyorum kameralarla ilgili diye. Hani daha önce daha sonrasında da Davut Bey konuttan söktükten sonra size teslim ettiyse bunu hatırlamıyor olma ihtimaliniz var mı?
Ümit Çakır: Yok yok. Ben o süre zarfında Davut Bey'den cihaz almadım.
Berfin Rabia İstek: Peki İSPER'e gelmişlerdi. Siz o gün orada mıydınız İSPER'de?
Ümit Çakır: Yok yok değildim.
Berfin Rabia İstek: Tamam. Bir de şunu soracağım. Bu Davut Bey'den almadığınızı söylediğiniz cihazda herhangi bir kırık ya da iddia edildiği gibi bir parçalanma veya bilerek bir tahrip edildiğine ilişkin bir iz var mıydı?
Ümit Çakır: Dediğim gibi benim aldığım cihaz çok önceden olduğu için hatırlamam mümkün değil. Ama şu anki sizin bahsettiğiniz cihaz hakkında hiç bilgim yok.
Berfin Rabia İstek: Anladım. Yani siz çok önceden aldığınız cihazın Başkanlık konutundan gelen cihaz olup olmadığından emin değilsiniz. Teşekkür ederim.
Ümit Çakır: Hı hı!
ÜMİT ÇAKIR AVUKATI SAVUNMASI
Efendim, şimdi savcılık makamı iddianameyi düzenlerken, 17 numaralı eylemde olduğunu teşhis edememiş. Şimdi düşünün ki Ekrem Bey buradalar. Konuttan bir cihaz sökülüyor. Özür dilerim, iki cihaz sökülüyor. Fakat biz bu davada bir tane cihaz konuşuyoruz, sonra bir yerde iki cihaz konuşuyoruz. Bu teşhis edilememiş bir cihazdır. Bu bir. İki; şimdi 17 numaralı eylemin şüphelileri: Ekrem İmamoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı. Başka? Fatih Keleş, kimdir bilmiyoruz. Mustafa Akın, Ekrem Bey'in hemen yanında bulunan özel koruması. Davut, Ekrem Bey'in yanındaki şoförü. Arada da başka kişi yok. Zurnanın son... Bir sonraki deliği olan İsfalt çalışanı bir kişi. Böyle bir suç olabilir mi? Yani sanık, zurnanın biz sondan bir sonraki deliği olan kişi. Arası nerede bunun? Savcılık makamından bu hususun vahametini istiyoruz. Erol Naim Özgüner... Daire başkanıdır İBB'de. İtirafçı olmuştur. Diyor ki: "Ben bu cihazları Davut'tan aldım." Özür dilerim; "Davut'a talimat verdim, Davut söktü, Onur Kaygı'ya verdi." Sayın Savcım, Onur Kaygı'ya nerede bu dosyada?
Onur Kaygı'ya da diyor ki: "Ben bu cihazları içinde hard disk olmadan aldım. Sonra" diyor, "götürdüm bunu İsfalt çalışanı Murat Demir'e..." Ama iki cihazdan bahsediyor. Şimdi Ümit'i... Diyoruz ki; bir tane cihaz, bu çocuk bir tane cihaz almış orada. Nuh nebî zamanında almış. Sonra buna demişler ki: "Oğlum, bununla ilgili bir ifade ver." O sanıyor, ta aylar önce sökülmüş bir cihaza ifade veriyor. Sonra geliyor, geliyoruz bir bakıyoruz ki bu çocuğun cihazın alındığı gün bu işlerin hiçbir yerinde yok. Bambaşka bir yerde. Görev kayıtları var elimizde. Bambaşka bir... Bunu yazılı olarak daha sonra sunacağız mahkemeye. Başka bir yerde, bir görevde. Yani bu arkadaşın bu konuyla doğrudan ne dolaylı ilgisi yok. Bu Nuh nebî zamanında alınmış bir adet cihaz, o konuyu da bilmiyor. Diyorlar ki: "Git bir ifade ver." O da diyor: "E ben bu cihazı aldım."
Ama savcılık makamı Nuh nebî zamanında alınmış bir tane cihazı getirmiş, Ekrem Bey'in evinden alınmış cihaza dönüştürmüş. İtirafçı olan beyefendi diyor ki: "Cihazı hard diski olmadığı halde teslim ettik." Başka? Onur Kaygı kod adı Serdar. "Ben" diyor, "cihazı kendim aldım, Davut'tan aldım. Aldığımda hard diski yoktu." İki tane cihazdan bahsediyor orada. Ekrem Bey'in evinden alınan iki adet cihaz var, algılananlar bu cihazlar. Ve hem itirafçı hem Onur Kaygı —Serdar kod adlı olan Onur Kayıkçı— iddianamede niyeyse bir ihmal edilmiş savcılık makamı tarafından; özel bir sebebi mi vardı, onu da bilmiyoruz. Getiriyor bize teslim ediyor bu cihazı. Nereye teslim ediyor? "Ben bunu İsfalt personeline verdim." İsfalt'tan alan kim? Bir sonraki dinleyeceğimiz kişi, Murat Demir.
Ümit nerede? Ümit yok. Ümit'in ifadesini şu sınırlar içinde algılamak durumundayız Sayın Başkanım: Bu beyefendi Nuh nebî zamanında alınmış bir cihazla ilgili ifadeler verildiğini düşünerek ifade veriyor. Ekrem Bey'le ilişkilendirilmiş, hiçbir ilişkisi yok bu çocuğun bu işle. İşin için gerçeği Sayın Yargıç, işin gerçeği şu: Cihazı Mustafa Akın diyor ki Davut'a: "Alındı mı bu cihaz?" diyor. İfadelerde de bu var. Davut cihazı alıyor, ifadelerde diyor ki: "Ben hastaydım, hatırlamıyorum. Bir yere gömdüm, sonra çıkardım, hatırladım..." Böyle saçma sapan abuk subuk ifadeleri var. Ve cihazın Ekrem Bey'in evinden sökülmesiyle anladığımız şu bizim: Polisler cihazın peşine düşünce mecbur ortaya çıkarmak zorunda kalmışlar. 40 gün sonra cihazı getiriyorlar. Ne yapacak? Cihaz elinde ateş topu gibi kalmış. "Götürün İsfalt personeline teslim edin" diyor, teslim edebileceği yer yok. Davut'un aldığı belli cihazı. Sonra cihazı Davut'un kendi beyanında da Onur Kayıkçı'nın beyanında da "Biz hard disk olmadan teslim ettik..." İkisi de aynı şeyi söylüyor.
Ama bu iki cihaz, Ekrem Bey'in evinden alınan iki cihaz Ümit'e... Ümit'in konusu olan cihaz değil. Murat Demir ile ilgili olan kısım. Onur getiriyor bunu, Murat Demir'e teslim ediyor. Onun için Sayın Başkanım, iddianamenin bu kısmında bir şey hata var; bu hususu nazara almanızı istiyoruz. Ümit'in bu işle doğrudan, dolaylı hiçbir ilgisi yoktur. Ha, bu cihazı alan adamları tekrar ediyorum izninizle: Mustafa Akın'ın talimatıyla Davut bu cihazları söküyor. Hard diski... Davut bildik yok ediyor. Sonra yok edilmiş cihazları götürüyor, Onur Kayıkçı'ya teslim ediyor. Onur Kaygı'ya da bu cihazı götürüyor, İsfalt çalışanı Murat Demir'e teslim ediyor 40 gün sonra. İş akışı bu. Ümit'in bu işle doğrudan, dolaylı hiçbir ilgisi yoktur. Bu çocuğa demişler ki: "Git oğlum ifade ver." O da Nuh nebî zamanında aldığı bir adet cihazla ilgili konuştuğunu sanıyor. Ama gelmiş gün buraya. Durum budur efendim. Ümit'le ilgili dosyanın tefrik edilerek beraat kararı verilmesini istiyoruz. Teşekkür ederim.
ÜMİT ÇAKIR AVUKATI SEMA NUR ÇOTUL SAVUNMASI
Öncelikle Ümit Çakır'ın şu an burada sanık olarak yargılanmasının aslında tek bir sebebi var; o da kolluk aşamasında ifadesinin tamamen yanlış alınmış olması. Belki kolluk aşamasında ifadesi doğru bir şekilde alınsaydı şu an kendisi burada sanık olarak yargılanmayacaktı. Bu sebeple biz müvekkilin ifadelerinin dikkate alınarak beraatine karar verilmesini talep ediyoruz, tefrik talep ediyoruz dosyasında. Az önce Musa Akın müdafi avukat hanım da sanki Davut Bildik değil, direkt müvekkil Ümit Çakır'ı tespit etmiş gibi beyanda bulundu ama Davut Bildik'in birden fazla çelişkili beyanı var ve hiçbir beyanında da ben cihazı Ümit Çakır'a teslim ettim gibi bir ifadesi yok. İfadelerinde tek tutarlı olan taraf ben cihazı söktüm, İSBAK çalışanına teslim ettim diyor, hard disksiz, boş olarak teslim ettim diyor. Hatta orada da karakolda şeyi soruyorlar, İSBAK çalışanı olduğunu nereden bildin diye soruyorlar, o da hem araba ve hem üniformadan tanıdım İSBAK yazıyordu şeklinde beyanda bulunuyor. Bu sebeple Ümit Çakır'ın olayla hiçbir ilgisi yoktur Sayın Başkan.
FATİH ÖZÇELİK SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcım; öncelikle saygılarımı sunuyorum. Savunmama başlamadan önce görevimle ilgili şunları belirtmek istiyorum: Ben 44 yaşındayım, 18 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde devlet memuru olarak çalışıyorum. 2008 yılında Harita Şube Müdürlüğünde harita mühendisi olarak yani raportör olarak işe başladım. 2014 yılına kadar şef ve müdür yardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra 2014 yılında rahmetli Kadir Topbaş döneminde Kamulaştırma Şube Müdürü olarak atandım ve gözaltına alındığım 26 Nisan 2025 tarihine kadar 11 yıl aralıksız bu görevi layıkıyla yapmaya çalıştım. Bir yıl tutuklu kaldıktan sonra 30 Nisan 2026 tarihinde tahliye oldum ve sonrasında da tekrar eski görevime döndüm ve hâlen Kamulaştırma Şube Müdürü olarak çalışmaktayım.
Kamulaştırma Şube Müdürü olarak çalıştığım 11 yıllık bu süreçte çok sayıda yöneticiyle çalıştım. Uzun yıllar Kamulaştırma Şube Müdürlüğü yapmış olmamdan dolayı kamulaştırma konusunda epeyce birikim ve tecrübem olduğunu düşünüyorum. Ancak bu dosyada sanık olarak bulunmama neden olan reklamla ilgili çalışma hayatım boyunca hiçbir işte çalışmadım, reklam ihalelerinde bulunmadım. Dolayısıyla da reklam işleriyle ilgili özel bir bilgi ve uzmanlığım bulunmamaktadır. Hazırlanan iddianame ile Eylem 63 olarak belirtilen, 95 adet üst geçide ait... Üst geçide ait 26 Temmuz 2023 tarihindeki reklam ihalesi sürecinde Emlak Yönetimi Daire Başkan Vekili olarak görev aldığım kısa bir dönemden sorumlu tutulmaktayım. Söz konusu ihalede yapıldığı iddia edilen usulsüzlük ve oluştuğu iddia edilen kamu zararından sorumluluğum bulunduğu belirtilerek ihaleye fesat karıştırma ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarını işlediğim iddia edilse de bu suçları işlemem hukuken ve fiilen mümkün değildir.
Daha önce tutukluluğa itiraz beyanımda kısmen yer vermekle iki hususu açıklayarak bunun neden mümkün olmadığını bir kez daha anlatmaya çalışacağım. Birincisi: Emlak Yönetim Daire Başkan Vekili olarak nasıl görev aldığım hususudur. Bilindiği üzere büyükşehir belediyelerinde daire başkanlıklarına bağlı şube müdürlükleri bulunmaktadır. Emlak Yönetim Daire Başkanlığına bağlı 4 adet şube müdürlüğü bulunmakta olup benim 11 yıl şube müdürlüğünü yaptığım Kamulaştırma Şube Müdürlüğü ve Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü bunlardan ikisidir. Daire başkanı yıllık izne ayrılacağı zaman genellikle devlette devamlılığın sağlanması adına kendisine bağlı şube müdürlerinden birini uygunluk durumuna göre tabiricaizse nöbet usulüyle yerine bırakır. Emlak Yönetim Daire Başkan Vekili olarak görevlendirildiğim 21, 22, 23 Haziran 2023 tarihlerinde Emlak Yönetim Daire Başkanı 3 günlük yıllık izne ayrılmış, yerine de vekaleten beni bırakmıştı. Bu vekalet evrakı avukatlarım tarafından dosyaya sunulmuştu.
Benim belirtilen süreçte 3 gün Emlak Yönetim Daire Başkan Vekili olarak görev almam bu şekilde olmuştur Sayın Başkan. Diğer bir deyişle, belirtilen tarihlerde ben de yıllık izinde olsaydım ya da daire başkanı yerine başka bir şube müdürünü bıraksaydı şu an bu dosyada ilgili eylemle ilgili yargılanmıyor olacaktım. Çünkü aleyhimde 22 Haziran 2023 tarihli ihale onay belgesinden başka tek bir delil dahi mevcut değildir. Nitekim iddianamenin 1129 ve 1136. sayfalarında da sadece ihale onay belgesini imzaladığım için sorumlu tutulduğum açıkça belirtilmektedir. Bugün de açıklanmaya çalışılan ikinci husus ise; Emlak Yönetim Daire Başkan Vekili olarak görev yaptığım 3 günlük süreçte söz konusu ihaleye ilişkin 22 Haziran 2023 tarihinde imzaladığım İhale Onay Belgesi adlı tek sayfalık evraktan dolayı nasıl ihaleden ve iddia edilen usulsüzlük ve kamu zararından sorumlu olmadığım hususudur.
Sayın Başkan, bunun için önce kısaca ihale sürecini özetlemem gerekiyor: İlgili ihale Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü tarafından yapılmakta olup öncelikli olarak ihalenin yapılabilmesi için gerekli olan teknik şartname, idari şartname gibi tüm dokümanlar hazırlanır; muhammen bedel tespit komisyonunca muhammen bedel tespit edilir ve hazırlanan tüm dokümanlarla birlikte ihale işlem dosyası oluşturulur. Oluşturulan bu ihale dosyasının ihalenin yapılacağı belediye encümenine gönderilmesi için bir üst yazı hazırlanır ve imzaya sunulur. İmzaya sunulan üst yazı sırasıyla Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğündeki raportör, şef ve müdür yardımcısı tarafından paraflanmasından sonra Reklam Yönetimi Şube Müdürü, daire başkanı ve genel sekreter yardımcısının imzasıyla tamamlanır. Böylece üst yazı ve eki ihale... Böylece üst yazı ve eki ihale dosyası ihale yapılmak üzere belediye encümenine havale edilmiş olur.
Bu prosedür resmi yazışma kuralları ve İBB imza yetkileri yönergesiyle belirlenmektedir. Sonrasında da encümen üyelerinden oluşan komisyon üyelerince ihale yapılır ya da yapılmaz. Bu süreçte bahsedilen üst yazı, benim de imzam bulunan 22 Haziran 2023 tarihli İhale Onay Belgesi adlı evraktır. Buradan da açıkça anlaşıldığı üzere bu evrak, prosedür gereği ihale dosyasının belediye encümenine sevkine ilişkin bir üst yazıdır. Bu evrakın icrai bir niteliği bulunmamaktadır. Benim sorumlu olduğum ve kontrol etmem gereken husus ise İhale Onay Belgesi adlı bu üst yazıyı ve eki olan ihale dosyasını şekil yönünden kontrol etmektir. Ben de üst yazı imza için önüme geldiğinde gerek yazışma kuralları gerekse ekinde olduğu belirtilen ihale dosyası gerçekten yazının ekinde mi ya da dosyanın içeriğinde olması gereken evraklar tam mı gibi şekil yönünden kontrol ettikten sonra dosyanın şeklen tam olduğunu anladığımdan ilgili daire başkanının bilgisi dahilinde imzalayıp üst makama gönderdim.
İlgili ihalede bir kamu zararının oluşup oluşmadığıyla ilgili konunun uzmanları daha detaylı savunma vermiştir ve verecektir. Zira defaatle belirttiğim gibi konu benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak bilirkişi raporunda da ihale bedeliyle ilgili bazı hususların yanlış değerlendirildiğini düşünüyorum. Fakat iddia doğruluğunun kabulünde dahi benim 3 günlük vekalet süremde bunu tespit etmemi beklemenin hiçbir şekilde adil olduğunu düşünmüyorum. İzah etmeye çalıştığım üzere İhale Onay Belgesi adlı evraktaki imzamdan dolayı ihaleden ve iddia edilen usulsüzlük ve kamu zararından sorumlu olmam mümkün değildir. Ayrıca Sayın Başkan, şunu da ifade etmem gerekiyor: Bu ihale idarenin para harcadığı bir ihale değildir; aksine idarenin gelir elde ettiği yani gelir getirici bir ihaledir. Burada eğer ben bu evrakı şekil yönünden uygun olmasına rağmen sebepsiz yere bekletip imzalamasaydım, ihalenin yapılmasını geciktirip idarenin elde edeceği gelirin de gecikmesine sebep olmuş olabilirdim. Bahsedilen tarihler baktığımda Kurban Bayramı öncesine denk geldiğinden, eğer ben ilgili evrakı imzalamasaydım ihale dosyasının encümene havalesi bir hafta daha beklemiş olacaktı.
Yine aynı zamanda tarafıma isnat edilen ihaleye fesat karıştırma ve kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlememin uygulamada da mümkün olmadığını açıklamak istiyorum. İhaleye katılma yeterliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılımını engellemek ve ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına ulaşmasını sağlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediğim ve muhammen bedeli kasıtlı olarak düşük tespit edilmesi sorumluluğum bulunduğundan bahisle kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunu işlediğim iddia edilmektedir. Sayın Başkanım, ihaleye katılacak kişilerin katılımını ben nasıl engelleyebilirim? Yeterlik kriterlerinin de belirlendiği ihale şartnamesini Reklam Yönetim Şube Müdürlüğü hazırlar ve ben bu müdürlükte çalışmıyorum. Bırakın yeterlik kriterlerini belirlemeyi, 3 günlük vekalet süresinde eğer işlem dosyası havale edilmek üzere önüme gelmese şartnameye ulaşma imkanım dahi yoktu. Vekaleten ihale onay belgesini imzalamış olduğum süreçte de bu imza yalnızca dosyanın şeklen tam olduğuna dair bir imza olup şartname üzerinde değişiklik veya düzeltme talep etme yetkim dahi yoktu.
Peki ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgileri başkalarına nasıl ulaştırabilirim? Bunun için herhalde önce bu kişileri tanıyor olmam gerekirdi. Kolluk ve savcılık ifadelerimde de açıkça belirttim, ben bu dosyada İBB çalışanları haricinde kimseyi tanımıyorum. Sorulduğu takdirde bu kişiler de bu durumu teyit edecektir. Dolayısıyla tanımadığım kişilerle bırakın gizli bilgileri, herhangi bir bilgi paylaşımından söz edilemez. Peki muhammen bedelin kasıtlı olarak düşük hesaplanmasında nasıl bir rol oynamış olabilirim? Bunun için en azından ya muhammen bedel tespit komisyonunu benim belirlemem gerekir ya da bu komisyonda yer almam gerekir ya da bu komisyondaki kişilerle herhangi bir iletişimim olması gerekir. Sayın Başkanım, muhammen bedel tespit komisyonu benim belirlemediğim ve komisyonda görevli olmadığım dosya kapsamında sabittir.
Komisyondaki kişilerle de herhangi bir iletişimim olduğuna dair ya da bu kişilere bir talimat verdiğime dair dosya kapsamında herhangi bir delil mevcut değildir. Muhammen bedel takdir komisyonunda yer alan kişiler Reklam Yönetim Şube Müdürlüğü çalışanlarıdır. Dolayısıyla muhammen bedelin tespitinde herhangi bir tasarrufta bulunmak istesem de bu mümkün değildi. İzah etmeye çalıştığım bu nedenlerden ötürü isnat edilen suçları işlemem uygulamada da mümkün değildi. Sayın Başkanım, bu konuyla ilgili son olarak şunu belirtmek isterim: Üzerime atılı suçlamayı asla kabul etmemekle birlikte isnat edilen suçları bir an için işlediğimi varsayalım. Yani muhammen bedel tespit komisyonunda yer almadan ya da komisyonda olan kişilerle hiç iletişimim olmadan muhammen bedeli kasıtlı olarak düşük hesaplatmış olayım. Tanımadığım kişilerle gizli bilgileri de paylaşmış olayım. Şartnamenin hazırlanmış olduğu müdürlükte çalışmadan şartnameyi de ayarlamış olayım. Hatta ihale komisyonunda da yer almadan oraya da müdahale etmiş olayım. Peki tüm bu sürecin sonunda ben ne elde ettim Sayın Başkanım? Motivasyon kaynağım neydi? Sayın Başkanım, ben zenginleşmedim. Evim aynı, arabam aynı, İBB'deki pozisyonum aynı, kazancım belli. Evimden çıkan para ve altınlardan anlaşılacağı üzere gelirimle orantılı bir mal varlığım olduğu da belli. Hayatımda değişen tek şey, ömrümün 1 yılını cezaevinde tek kişilik bir hücrede geçirmem oldu.
Sayın Başkanım, söylediğim gibi uzun yıllardır İBB'de devlet memuruyum. Tüm görev sürem boyunca hem kamunun hakkını hem vatandaşın hakkını korumaya azami derecede özen gösterdim. Kamulaştırma Şube Müdürü olarak görev yaptığım yaklaşık 11 yıl boyunca irili ufaklı birçok kamulaştırma projesinin tamamında hem müdür olarak hem de uzlaşma görüşmelerini yürütmek adına kanun gereği kurulan uzlaşma komisyonu başkanı olarak bizzat görev aldım. Bazen düşük, bazen çok yüksek bedelle anlaşmalar yapıp uzlaşma tutanakları düzenledik. Bu tutanakların tamamında imzam bulunmaktadır. Bunun dışında müdürlüğün görevi gereği idare aleyhine, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine açılan tüm kamulaştırmasız el atma davalarında talep eden tüm avukatlarla, vatandaşlarla görüşmelerim olmuştur. Yaptığım bu işler dolayısıyla hiçbir vatandaştan hiçbir şekilde şahsım ya da başkası adına bir talepte bulunmadım. Görevimi ihmal etmedim, kötüye kullanmadım. Çok şükür haram yemedim, hiçbir zaman bilerek yanlış bir işe imza atmadım, atmam da. İşle ilgili konular dahil olsa iş yeri dışında bu kişilerle görüşmedim, çaylarını dahi içmedim. Hiçbir zaman usulsüz bir talimat almadım, alsam da yapmazdım. Hiçbir zaman yanlış bir şeye imza atmadım, atmam da Allah'ın izniyle. Yani kendimce bu tür konularda azami derecede dikkat ettim. Bu sebeple bu konularda vicdanım da alnım ak, başım da dik hamdolsun.
Sayın Başkan, sayın heyet üyeleri, son olarak belirtmek isterim ki hazırlanan iddianamede tek bir eylemden yargılanıyorum. Tarafıma isnat edilen suçları işlemedim. Bahse konu eylemdeki ihale dosyasının hazırlanmasında, muhammen bedelin tespitinde, yeterlik koşullarının belirlenmesinde herhangi bir yetki ve sorumluluğum yoktu. Muhammen bedel tespit komisyonunda ve ihale komisyonunda yer almadım. İhaleye katılan ya da katılımının engellendiği iddia edilen hiçbir şirketi bilmiyorum, şirket yetkililerini veya çalışanlarını tanımıyorum. İhale yapılmasına karar verilmesinden ihalenin yapılmasına kadar olan bu süreçte yapmış olduğum tek şey, ihale dosyasının encümene havale edilmesi adına hazırlanan ve hiçbir icrai niteliği olmayan sevk evrakı mahiyetindeki üst yazı olan ve ihale onay belgesi olarak adlandırılan evraka 3 günlük vekalet sürecinde ara imzacı olarak imza atmaktan ibarettir. Vekaleten atmış olduğum bu imzanın dışında tarafıma isnat edilen MASAK raporu, HTS baz kaydı, tanık beyanı, sanık beyanı veya başkaca herhangi bir delil bulunmamaktadır. Tüm bu anlattıklarım ışığında tarafıma isnat edilen suçları işlemediğimden öncelikle adli kontrol kararının kaldırılmasını ve neticeten beraatime karar verilmesini talep ediyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
ALPER AYDIN AVUKATI BURAK AKIN SORUYOR
Burak Akın: Fatih Bey, Hakan Karaköse isimli kişi soruşturma aşamasında 25 Haziran 2025 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde Alper Aydın ile bir telefon görüşmesi yaptığını ve bu konuşma içeriğini sizin, Elif Güven'in, Adem Tuncay'ın bulunduğu bir odada anlattığını iddia etmiştir. Bu husus odada bulunanlardan Elif Güven'e sorulmuş, o böyle bir konuşmaya şahit olmadığını beyan etmiştir. Adem Tuncay da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini beyan ederek vermiş olduğu ifadesinde, soruşturma aşamasında ve burada mahkeme huzurunda kovuşturma aşamasında o da ifade verdi, müvekkilin aleyhine açıklamaları olmasına rağmen böyle bir konuşmaya şahit olduğuna ilişkin o da bir açıklama yapmadı. Böyle bir şahitliğini belirtmedi. Odada bulunan bir diğer kişi olarak size sormak istiyorum. Yani bu beyanlarına göre odada bulunduğunuz belirtiliyor. Hakan Karaköse, Alper Aydın ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin içeriğini size bu odada anlattı mı? Bu konuda bir şahitliğiniz var mı?
Fatih Özçelik: Şöyle, biz belediyeye geldiyseniz bilirsiniz, şube müdürlerinin odaları yan yanadır. Bizim, Adem Bey ile benim odam yan yana. Biz zaman zaman kendisi gelir çay kahve içer, ben onun odasına giderim. Bahsedilen olayda da ben yine bir çay kahve için oraya gittiğimde peşinden Hakan Bey geldi. Bir, birisinin telefona açtığını... Şöyle dedi, Adem Bey de kendisine "Açmasaydın keşke" dedi. Benim hatırladığım ve duyduklarım bundan ibarettir. Bunun dışında bahsettiğiniz hususlara ilişkin herhangi bir şey duymadım, görmedim.
FATİH ÖZÇELİK AVUKATI AYKUT BAYRAKÇI SAVUNMASI
Bir müdafi olarak makul bir sürede savunmamızı tamamlayacağım inşallah Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkilim Fatih Özçelik, 63 no'lu tek bir eylemden dolayı hakkında herhangi bir örgüt üyeliği iddiası olmaksızın yargılanmaktadır. 30 Nisan'dan 2026 gününe kadar tam bir sene tutuklu kaldıktan sonra bu tarihte mahkemenizce tahliye edilmiştir. Daha önce tutukluluk itirazı sırasında bir kısım hususlara tarafımızca değinilmekle birlikte, bugün aynı ayrıntılı yapacağımız savunma sırasında eminiz ki mahkemenizce müvekkilin masum olduğu ve hiçbir şekilde suça iştirak etmediği net bir şekilde anlaşılacaktır. Nitekim biraz önce kendisi de şüpheye mahal bırakmayacak şekilde herhangi bir suç işlemediğini gayet net ifade etti.
Bildiğiniz üzere müvekkilim dosyanın bürokrat sanıklarından biridir. Mesleki kariyerini kendisinden dinledik, tekrardan oraya girmeyeceğim vaktinizi almamak adına. Müvekkilin müdürlüğünü gerçekleştirdiği Kamulaştırma Şubesi, İBB'nin en hassas şubelerinden birisidir. Zira parasal işlem hacmi çok büyüktür. Bununla birlikte yine işin doğası gereği yapılan kamulaştırma işlemleri ile zaman zaman insanların canı yanabilmektedir. Fakat müvekkil çalıştığı 11 yıl boyunca tek bir kişiden bile şikayet almamıştır. Çünkü yaptığı tüm işlemlerde öncelik kamu yararını gözetmiş, sonrasında vatandaşların kul hakkına girmemek için ekstra çaba göstermiştir. Bu niteliklerde biri olduğu için de amir konumundakilerin onun raporuyla birbirinden tamamen farklı dünya görüşüne sahip siyasi partilere mensup belediye başkanlarıyla aynı pozisyonda görev yapmıştır. Ancak bizim ülkemizde başarılı ve çok çalışanların cezalandırıldığı, ödüllendirilmekten çok cezalandırıldığı hepimizin bildiği bir gerçektir. Müvekkilim de bu acı gerçekten maalesef ki kaçamamıştır.
Peki saydığımız bu özelliklere sahip olan Kamulaştırma Şube Müdürü Fatih Özçelik bugün neden sanık olarak karşınızda bulunmaktadır? 1 Nisan'da tutukluğa itiraz beyanında bulunurken şu terimi kullanmıştım: Müvekkilim marazi kaderin acı bir cilvesi olarak karşınızdadır Sayın Başkanım. Zira kendi görev ve sorumluluğundan tamamen farklı bir meseleden dolayı bugün karşınızda bulunmaktadır. Dosyaya daha önce sunmuş olduğumuz yazılı dilekçelerde de anlattığımız üzere müvekkilin müdürlüğünü yaptığı şube Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı bünyesinde bulunmaktadır. Müvekkilim 2023 Haziran ayı sonlarında, Kurban Bayramı arifesinde Emlak Yönetim Daire Başkanı Kaan Bey'in izinli olmasıyla sadece 3 günlüğüne vekaleten bu göreve bakmıştır. O tarihte izinli olan müvekkilim, bugün karşınızda bulunma sebebi bu 3 günlük vekalete dayanmaktadır. O tarihlerde bir başka müdür izinli olsaydı, şu an karşınızda Fatih Özçelik değil, her kim o müdürse bu eylemden dolayı sanık olarak bulunacaktı.
Sayın Başkan, eylem 63 kısaca üst geçit reklam ihalesine ilişkindir. Biraz sonra diğer meslektaşım da ihale süreciyle alakalı size çok kısa bilgi verecek. Tüm bu kapsamlı ihale sürecinden 3 günlüğüne vekalet eden müvekkilin sorumsuzluğunun olacağı bu beyanlar sonucunda çok net bir şekilde anlaşılacaktır. Israrla belirttiğimiz üzere söz konusu ihaleden dolayı müvekkilimin hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır. Müvekkilim ile ilgili iddianamedeki tek suçlama 22 Haziran tarihli üst geçit reklam ihalesi onay evrakında vekaleten imzası olmasıdır. Herhalde eylemle ilgili yargılanan ve ihalenin işlemlerini gerçekleştiren diğer sanıklar detaylı savunmalar yapacaktır veya yapmıştır. Zira bilirkişilerce ihalenin bedeline ilişkin tespitlerin ne kadar doğru yapıldığı da tartışmalıdır. Ancak bizim vurgulayacağımız nokta biraz daha farklıdır. İzah ettiğimiz üzere müvekkil Kamulaştırma Şube Müdürü'dür. İlgili ihaleler kendi müdürlüğünce hazırlanmamıştır. İhale konusu müvekkilin uzmanlık alanına hiçbir şekilde girmemektedir. Müvekkilim ne bedelin düşüklüğünü veya yüksekliğini tespit edebilecek niteliktedir ne de söz konusu ihalenin diğer taraflarını tanımaktadır. Yapmış olduğu tek şey, icrai nitelikte olmayan, ara evrak niteliğinde olan evrakın gerekli şekil şartlarını taşıyıp taşımadığını kontrol edip imza atmaktan ibarettir.
Müvekkilin attığı bu imza ile kamu zararına sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Tam tersi Sayın Başkanım. Kendisinin de izah ettiği üzere müvekkil gerekli tüm şekil şartlarını taşıyan evrakı o tarihte imzalamasaydı, belki de kamuya yarar getirecek bir işlemi geciktirdiği için kamu zararlarına sebebiyet verecekti. Gerçekten bu durumun artık trajikomik bir hale geldiğini düşünüyoruz. Sen 11 yıl boyunca Kamulaştırma Şube Müdürlüğü yap, gözün hiçbir şekilde harama kaymasın, yapılan aramada sadece kendisiyle eşinin birikimi olan birkaç tane altın ve bir miktar para çıksın; ama ilgili olmayan bir reklam ihalesine prosedür gereği vekaleten attığın imza için hakkında başkaca hiçbir suçlama olmadan 1 yıl tutuklu kal ve böyle bir dosyada sanık olarak yer al. Bu durumu mantık çerçevesi içerisinde izah etmenin çok zor olduğunu düşünüyorum. En azından 20 yıllık bir avukat olarak benim tecrübem bunu izah etmeye yetmiyor.
Sayın Başkan, işin bir diğer noktası müvekkilin ilk gözaltına alınıp tutuklanan isimlerden biridir. Tutuklanma nedeni olarak da rüşvet almak ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak gösterilmişti. Bugün geldiğimiz noktada iddianamede müvekkilimle ilgili rüşvet aldığına dair ne de örgüt üyesi olduğuna dair hiçbir iddiada bulunulmamaktadır. Müvekkilim sadece attığı imzadan dolayı ihaleye fesat karıştırma ve soruşturma dosyasına bir kılıf suç olarak eklendiğini düşündüğümüz, suçun hiçbir unsurunun olmadığı kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlamalarıyla karşınızda bulunmaktadır. Müvekkil tahliye oldu ama ben müvekkilimin bu dosyada nasıl bir yıl tutuklu kaldığını hala idrak edebilmiş değilim. Ben başka suçlardan tutuklandı, bambaşka bir suçtan hakkında iddianame düzenlendi. Müvekkilin tutuklanma sürecinde ve soruşturma aşamasındaki bazı absürtlükleri de detaylıca vurgulamam gerekiyor.
Müvekkilin gözaltına alındığı ikinci dalga operasyonu yapıldığında basında şu şekilde haberler gördüm: "Emlak Yönetimi Daire Başkan Vekili Fatih Özçelik gözaltına alındı." Fatih'i çok uzun süredir tanırım Sayın Başkanım. Böyle bir görevi, böyle bir sıfatı yoktu; Kamulaştırma Müdürü'ydü. Bu sıfat nereden çıktı diye sorguladım. Böyle bir sıfatı olmamasına rağmen maalesef bu şekilde basına servis edildi. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında dahi Fatih Özçelik'in usulsüz işlemlerin yapıldığı dönemde İBB Emlak Yönetim Daire Başkan Vekili olarak görev yaptığı şeklinde, sanki müvekkilin daimi olarak böyle bir sıfatı varmış gibi ibare yer almaktadır. Soruşturma sırasında bunu sayın savcılarımıza da anlattık. "Meğerki Kamulaştırma Müdürü olan, reklam ihaleleriyle hiçbir ilgisi olmayan müvekkili bu yüzden sorumlu tutuyorlarmış" dedik. Bu göreve ise sadece vekaleten 3 günlüğüne baktığını tekrar tekrar izah ettik. Ancak 3 günlük vekalet sürecinde böylesine kapsamlı bir ihalenin bedelini değiştirmesi gerektiği düşünülüyor ki bugün kendisi karşınızda sanık olarak bulunuyor.
Peki başka neleri izah etmek zorunda kaldık Sayın Başkanım? Kendisine belediyede çalışan isimler sorulup "Bunlarla neden ortak baz verdiniz?" denildi. Ne diyebiliriz Sayın Başkanım, aynı binada ve kurumda çalıştığımız için dedik. İşin en absürt kısmı ise bir gizli tanık olan ve kod adının kendisine yakıştığını düşündüğümüz "Rüzgar" kod adlı tanığın beyanları. Der ki kendisi: "Fatih Özçelik Kamulaştırma Müdürü'dür. Bazı usulsüz işlerin kurgusunu hazırlar. Onu da oraya bu işler için KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt yerleştirmiştir." Sayın Başkan, değerli heyet; defalarca vurguladığımız üzere müvekkilin İBB'ye giriş tarihi 2008, müdür olduğu tarih 2014'tür. Ali Kurt'un belediyeyle tanışması ise Ekrem İmamoğlu dönemi sonrası 2019 yılına tekabül ediyor. Yani bu ifadeye göre Ali Bey kendisi İBB'ye girmeden tam 11 yıl önce bir kurgu yapmış, Ekrem Bey'in seçileceğini öngörmüş ve bu işleri organize etmesi için Fatih'i oraya yerleştirmiş! Rahmetli Kadir Topbaş başkanım, takdir ederek, 2014 yılında kendisine müdürlük verdirmiştir. Mantık sınırlarının zorlandığı bu gibi beyanlarla kendisine ait olmayan bir sıfat varmış gibi gösterilerek maalesef müvekkilim tam 1 yıl tutuklu kaldı. Gizli tanığın bu ifadeleri iddia makamı tarafından da mantıksız ve gerçeklikten uzak görüldüğünden olsa gerek, vaat edildiği iddia edilen örgüt üyeliği suçlaması müvekkil hakkında iddianamede yer almamıştır.
Bir diğer absürt noktaya daha işaret ederek savunmamı neticelendireceğim. Müvekkilim bu dosyada neden mi sanık Sayın Başkanım? Eylem 63'te belirtilen üst geçit reklam ihalesinin bedelinin belirlendiği gerekçesiyle sanık. Lütfen yanlış anlaşılmasın, dosyada zaten çok fazla sanık var, savunma süremiz gelene kadar da çok uzun süre bekledik. Onların da bu dosyaya eklenmediğini demiyorum ama bir hukukçu olarak mantığım almadığından sormak zorundayım. Bildiğimiz üzere ihalelerin muhammen bedeli kapsamlı çalışmalar sonucu bir Bedel Tespit Komisyonu tarafından belirlenir. Dosyada ise vekaleten imzası olan müvekkil "Sen 3 günlük vekalet sürecinde bunu neden tespit etmedin, neden ihale bedelinin düşük olduğundan sorumlu tutulup yargılanırken", Bedel Tespit Komisyonu ilgili eylemde hiçbir üyesiyle yer almamaktadır.
Gerçekten bu dosyada bazı hususları izah etmenin çok güç olduğunun hepimiz farkındayız. Sayın Başkan, savunmamın sonuna geliyorum. Tutukluğa itiraz beyanımda da aynen belirttiğim üzere, henüz 18 yaşındayken üniversite sıralarındayken tanıştığım 24 yıllık dostum olan müvekkilim Fatih Özçelik gözaltına alındığında aynen şu ifadeyi kullanmıştı: "Herhangi bir şekilde rüşvet aldığımı, bir vatandaşın veya kamunun hakkına girdiğimi gözüm görse, yapacağım ilk iş kesin benim gözümü oyacaktır" diyerek göz doktoruna gitmeyi teklif etmişti. Bu sözleri herkes için kullanamazsınız. Genelde aileniz için dahi kullanamazsınız. Ancak ben müvekkilimin karakterini, inandığı değerleri, yüksek maneviyatını çok iyi biliyorum. Müvekkil değil Sayın Ekrem İmamoğlu, değil bağlı bulunduğu Daire Başkanı, canından çok sevdiği evlatları, eşi, annesi, babası için dahi kul hakkına girmeyip asıl asla bir usulsüzlüğün altına imza atmayacak birisidir.
Siz haklı olarak kendisini tanımıyorsunuz. Ancak dosyada kendisi hakkındaki beyanlara ve siciline baktığınızda, bilinen tüm tamamen farklı dünya görüşüne sahip belediye başkanlarının kendisiyle çalışmasına baktığınızda, gerçekleri söylediğimizi, müvekkilimin asla ve asla isnat edilen suçları işleyecek olmadığını çok iyi anlayacaksınız. Hiçbir şekilde suç işlememişken, her zaman dürüst ve liyakatli bir memur olmuşken, tam bir yıl eşinden ve çocuklarından ayrı bir şekilde 5 kişilik koğuşta cezaevinde kalmıştır. Deyim yerindeyse işlemediği bir suçtan dolayı peşinen cezalandırılmıştır. Dosyadaki birçok sanık gibi avamiyane deyimle önceki hayatında karakolun önünden dahi geçmemiş olan müvekkil bugün karşınızda sanık olarak bulunmaktadır. İnanıyorum ki yapacağınız adil bir yargılama sonunda bu dönem hayatında sadece acı bir tecrübe olarak kalacak ve görevine tertemiz devam edecektir. Tüm bu belirttiğim nedenlerle müvekkilimin öncelikle beraatını, Sayın Heyetiniz aksi kanaatte olursa lehine olan tüm hükümlerin uygulanmasını, birkaç tane altın ve lüzumlu miktar paranın adli emanette durmasının kimseye bir faydası olmadığından el koyma kararının kaldırılarak kendisine iade edilmesini ve son olarak yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrolün kaldırılmasını talep ediyor, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
FATİH ÖZÇELİK AVUKATI MERVE ERKEK SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın heyet üyeleri; meslektaşımın savunmalarına iştirak etmekle birlikte birkaç husus hakkında kısaca beyanda bulunacağım. İddianamede müvekkil Fatih Özçelik'in Eylem 63 kapsamında "ihaleye fesat karıştırma" ve "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık" suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir. Birazdan ayrıntılı olarak anlatacağım üzere, bahse konu ihalede müvekkilin yalnızca ihale onay evrakında vekâleten atmış olduğu imza bulunmaktadır. Bahse konu ihale onay evrakı da isnat edilen suçların maddi ve manevi unsurlarına oluşma niteliğine haiz değildir. Müvekkile isnat edilen eylemde TCK 235/2-a-1 ve TCK 235/2-b'de düzenlenen seçimlik hareketleri gerçekleştirerek ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği iddia edilmişse de müvekkilin imzalamış olduğu ihale onay evrakının isnat edilen suçun unsurlarına sübut verme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu'nun "Onay Belgesi" başlıklı 11. maddesinde ihale onay belgesinin tanımı yapılmış olup ilgili maddeden de açıkça anlaşılacağı üzere ihalesi yapılacak iş hazırlıkları, ihaleyi yapacak olan müdürlükçe tamamlandıktan sonra ihale sürecine geçilebileceğini gösteren ihale komisyonuna ihale dosyasının sevk yazısı mahiyetinde pratik bir ara evraktır. Bu evrakın adı eğer onay evrakı değil de "sevk evrakı" olsaydı, müvekkil bugün burada yargılanmıyor olacaktı.
Müvekkilce ilgili evrakta atılan imzanın niteliği, yalnızca ihale dosyasının şeklen tam olduğunu, yani bu aşamaya kadar olması gereken evrakların dosya içerisinde yer alıp almadığını tespit ettikten sonra ilgili evrakı ihale yetkilisine sevk etmektir. Müvekkilce ihale onay evrakına atılan imza neticesinde herhangi bir ihalenin herhangi bir şirkete verilmesi, ihaleye fesat karıştırılması, şahsına ya da üçüncü kişilere menfaat devşirilmesi mümkün değildir. Kaldı ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmza Yetkileri Yönergesi daire başkanları tarafından imzalanacak yazı ve onaylar başlıklı 11. maddesine bakıldığında ise ihale onay evrakı yer almamaktadır. Dolayısıyla daire başkanının imzasının bahse konu bu evrakta zaten hiçbir hukuki mahiyeti yoktur. İhale onay belgesi düzenlendikten sonra ihale dosyası ihale yapılmak üzere ihale komisyonuna sevk edilir. İhale komisyonu belediyelerde belediye encümeni olmakla, müvekkil Fatih Özçelik bahse konu üst geçit ihalesinin ihale komisyonunda yer almamaktadır.
İlgili ihalenin ilanında ve şartnamesinde işin niteliğinin ve miktarlarının tam olarak belirtilmemesi ve de ihale şartnamesinde yer alan bir kısım yeterlik şartlarının ihalede rekabet koşulunun gerçekleşmesini engellediği ve müvekkilin de yalnızca ihale onay evrakında imzası bulunduğundan bu bahisle sorumluluğu olduğu iddia edilmektedir. İhale komisyonunda yer almayan müvekkilin vekâleten atmış olduğu imzanın, yapılan ihalede doğrudan bir netice doğurması veyahut kamu zararına sebebiyet vermesi söz konusu olamayacağından, söz konusu belgeyi imzalamakla isnat edilen suçların işlenme ihtimali bulunmamaktadır. Müvekkilin mevzuatta da açık olduğu üzere ihale şartnamesi ve eklerinde değişiklik yapılmasını isteme yetkisi yoktur. Kaldı ki bilirkişi raporunda yer alan tespitler de somut verilere dayanmamakta olup tahmine dayalıdır. Yine ihale şartnamesinde belirlenen kriterler idarelerin takdir yetkisi olup şartnamede belirlenen kriterlerin ihaleye katılımı azaltarak ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturduğu iddiası da yerinde değildir.
Yine müvekkilin tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak şeklinde seçimlik hareketi gerçekleştirdiğinden bahisle cezalandırılması talep edilmişse de müvekkil hakkında yürütülen soruşturma kapsamında isnat edilen suçu işleme kastı; tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını nasıl sağladığı yönünde tek bir iddia veya tespit bulunmamaktadır. Sayın Başkan, müvekkile isnat edilen diğer bir suç, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçudur. Bu hususta da kısa birkaç beyanda bulunacağım. Belirtmek isterim ki müvekkil yalnızca 21-23 Haziran 2023 tarihleri arasında yalnızca üç gün daire başkanına vekâlet etmiştir. İhaleye fesat karıştırma suçunun işlendiği iddia edilen 26 Temmuz 2023 tarihinde de kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunun işlendiği iddia edilen 28 Eylül 2023 tarihinde de daire başkanı vekili değildir. Yine iddianamede muhammen bedelin kasıtlı olarak düşük tespit edilmesi sonucu, bilirkişi raporunda da bahsedildiği üzere, en az 61.466.618,67 TL kamu zararının oluşmasına sebep olunduğu şeklinde iddiası ile kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunun işlendiği iddia edilmişse de suçun vasıflandırılması bakımından hatalı değerlendirildiği kanaatindeyiz.
Şöyle ki; ihaleye fesat karıştırma suçunda kamu zararı doktrinde ve Yargıtay kararlarında da sabit olduğu üzere objektif cezalandırılabilme koşulu olarak yer almakla birlikte, aynı ihaleye fesat karıştırma suçunun temel hâlinden cezalandırılabilmesi için kamu zararının varlığı aranmaktadır. Kamu zararının oluşmadığı durumlarda uygulanması adına daha az ceza gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. İhaleye fesat karıştırma suçu yönünden kamu zararının miktarı bakımından bir ayrım yapılamayacağı da doktrin ve Yargıtay içtihatlarınca sabittir. Nasıl kamu zarar miktarı düşük olduğundan bahisle daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlden ceza tayin edilemeyecekse; kamu zarar miktarı fazlaymış, ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen ceza az gelir, bir de üstüne kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçundan cezalandırılsın demekle kanunilik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bilindiği üzere dolandırıcılık suçunun sübut bulması için bir hileli hareket neticesinde kendisi ya da başkası adına yarar sağlanması gerekmektedir.
Hâkim: Tamamlayalım avukat Hanım, tamamlayalım.
Merve Erkek: Bilindiği üzere dolandırıcılık suçunun sübut bulması için bir hileli hareket neticesinde kendisi ya da başkası adına yarar sağlanması gereklidir. TCK'nın 158. maddesi bakımından cezai sorumluluk saf objektif fiil değil; bilinçli, istekli ve sonucu öngörülerek gerçekleştirilen bir iradeye dayanır. Dosya kapsamında müvekkilin hileli hareketlerle ve suç işleme kastıyla hareket ettiğine dair tek bir delil dahi mevcut değildir. Biraz önce ihale onay belgesinin ve müvekkilce ihale onay belgesine vekâleten atılmış olan imzanın hukuki mahiyetini ayrıntılı olarak açıkladım. Bu doğrultuda müvekkilin vekâleten atmış olduğu imzanın kamu zararının oluşmasına sebep olmasının söz konusu olmadığı da ortadadır. İhalenin gerçek bedeli son aşamada, yani ihale yapılırken ortaya çıkacağından; ihale onay belgesi ya da muhammen bedel menfaat devşirme ihtimali ve kabiliyeti olabilecek bir belge ya da ihale sonucuna ilişkin sonuç doğurabilecek bir bedel de değildir. Kaldı ki muhammen bedel ihaleyi yapacak olan müdürlükte çalışan teknik ve idari personeller tarafından objektif kriterlere göre belirlenir. Muhammen bedel takdir komisyonu ihaleyi yapacak olan Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünde çalışan personellerden oluşmakta olup Kamulaştırma Müdürü olan müvekkille aralarında bir amir-memur ilişkisi mevcut değildir. Dolayısıyla da müvekkilin muhammen bedel takdir komisyonuna ve hesaplamış oldukları yaklaşık maliyete müdahale edebilmesi söz konusu değildir.
Biraz önce müvekkil belirtti, ben de bir kez daha dile getirmiş olayım: Müvekkil, Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünce ya da başka bir müdürlükçe yapılan ihale usulleri konusunda ve de muhammen bedel takdir raporu hususunda teknik bilgi ve yeterliği bulunmamaktadır. Kaldı ki ihale ilanına çıkartıldıktan sonra ihaleye kaç kişi ya da şirketin katılacağı ilan sürecinde belirlenir ve ihalesi yapılacak işin gerçek değeri de ihale sürecinde belli olur. Müvekkil ihale komisyonunda bulunmadığından sonrasındaki süreci takip etmesi ya da neticelerinden haberdar olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Dolayısıyla ihale onay evrakından sonra ihalenin yapılış sürecine herhangi bir dahli veyahut bilgisi yoktur, olması da mümkün değildir. Yine bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar neticesinde kamu zararının oluştuğu iddia edilmekteyse de yapılan hesaplamalar objektif verilere dayanmamakta olup oluştuğu iddia olunan kamu zararının hangi kriterlere, hangi verilere dayanılarak ya da ilgili ihaleye örnek teşkil eden hesaplamaların ilgili kurumlara sorulup sorulmadığı, sorulduysa ve cevap geldiyse ne cevap geldiği ve hangi cevabın ne sebeplerle hesaplamaya esas alındığı açıkça belirtilmemektedir.
Somut verilere dayanmadan düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınması da hukuka aykırılık teşkil edecektir. Açıklamış olduğumuz tüm bu nedenlerle müvekkilin öncelikle beraatine, Sayın Heyetiniz aksi kanaatte ise lehe olan hükümlerin uygulanmasını, müvekkilin daha fazla mağduriyet yaşamaması adına yurt dışı çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrolün kaldırılmasını ve el koyma kararlarının da kaldırılmasını talep ederim. Teşekkür ederim.
BAŞAK TATLI SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın başkan, sayın heyet, savunmam avukatımla birlikte en fazla 15 dakika sürecek. Sabrınız için şimdiden teşekkür ederim. Eylem 106 ile yargılanıyorum. 8 aya yakın tutukluluğumun ardından Nisan'da ilk karar ile tahliye oldum. Kendisini kurtarmak isteyen bir iftiracı yüzünden hiçbir kanıt olmaksızın aylarca özgürlüğümden mahrum kaldım. Hapiste yaşadıklarımı bu kadar insan hala tutukluyken anlatacak değilim. Gerçekten çok zor ve kötü günlerdi. Şimdiye kadar vermiş olduğum bütün ifadelerimi tekrar ediyorum. Hakkımda etkin pişmanlıkta bulunan Burak Karakuş'un beyanlarını ve üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben aslında Emrah Bağdatlı'yı tanımak suçundan buradayım. 30 yaşındayım. Medya sektöründeyim, prodüktörüm. Kendisi benim eski patronum olur. 2021 yılında iş hayatıma, ilk sigortalı işime sahibi olduğu Şimdi Yapım Şirketi'nde başladım. 2 sene yanında çalıştıktan sonra şirketin kapatılmasıyla işten ayrıldık.
Sonrasında da kendisiyle görüşmüşlüğüm oldu. Fakat bu görüşmeler Burak Karakuş'un iddia ettiği şekilde değildir. Özel günlerde kutlama mesajı atar, zaman zaman da kendimi hatırlatmak için hal hatır sorardım. Bir yerde karşılaşırsak sohbet eder, işle ilgili projelerimi kendisine anlatmaya çalışırdım. Sektöründe tecrübeli biri olduğu için iletişimimi koparmak istemedim. Şu an mesleğimi yapamasam da hapse girene kadar prodüktörlük yapıyordum. Ben işi aldıktan sonraki uygulama tarafındayım ve işin yapılışından, sahadaki iletişimden ve işleyişinden sorumluyum. Ne iş yaptığımı anlamanız önemli çünkü bilmenizi isterim ki şirket işleri ve ihale süreçleri ile ilgili herhangi bir tecrübem, bilgim yok ve olmadı. Öyle bürokratik işleri de sevmem. Burak Karakuş da mesleğim dahilinde freelance hizmet verdiğim kişilerden biriydi. Bizi Emrah Bağdatlı tanıştırdı. Kendisinin medya sektöründe çok tecrübeli olduğunu, yeni projeleri olduğunu, fikirlere de açık olduğunu söyledi. Telefonlarımızı kaydettik, sonrasında birkaç kez buluştuk, projeler konuştuk.
Bundan sonraki bölümde hızlıca Burak'ın tutuklanmama sebep olan iftiralarına cevap vererek devam edeceğim. İlk bölümlerde Murat Ongun ile eski tanışıklığından, şirket alma sürecinden bahsediyor. Bunları bilmiyorum, iddianamede okudum. Bir spor kanalından bahsediyor, doğrudur. Tanıştıktan sonra ilk sohbetimiz bunun üzerine oldu. Ama kendisinden Murat Ongun ismini duymadım. Murat Ongun'u tanımam, belediye etkinliklerinde görürdüm sadece. Eski spor muhabiri olduğu için kendi projesi olarak anlatmıştı ve nasıl içerikler üretebiliriz diye kendisine sunum yaptım. 2 milyon tutarında bir Kiptaş işinden bahsediyor. Bu konuyla ilgili bilgim ve alakam yok. Herhangi bir hizmet vermedim. İşin yapımı ile ilgili fikir danıştıysa da hatırlamıyorum. Kendisine herhangi bir talimatım olamayacağı gibi Emrah Bağdatlı ile böyle bir iletişimim de yoktu ve olamaz. Büşra Türkay'ı sektörden tanırım. Yaren ile çocukluk arkadaşım olur, aynı sektördeyiz. Burak'la bir görüşmemizde Yaren iş çıkışı yanıma geldi. Burak'la tanışmış bulundu. Sonrasında resmi olarak birlikte çalıştılar. Sonra Burak onu da tutuklattı.
Kazandığı Medya A.Ş. ihalesini benim önüne evrak koymamla öğrendiğini ve imzalamak zorunda kaldığını söylemiş ve bu söylemi ciddiye alınmış maalesef. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? İhale süreçlerini bilmiyorum ama burada hepimiz yeni yeni öğrendik. Bir ihalenin böyle alınamayacağını sanırım hepimiz o zaman da tahmin edebilirdik. Kendisi bana Medya A.Ş. ile çalışacağını söyledi, proje geliştirmelerini ve ifadesinde çokça geçirdiği gibi bizzat kendisi istedi. Şişhane'deki ofisini kendisinin davetiyle gittim. Ofislerinin tutulma ve taşınma sürecini bilmiyorum. Gönderdiğim söylenen bir liste var, doğrudur. Bu listede ay içinde yaptığım işler, masraflar kalem kalem yazar ve bunun akabinde fatura kesemediğim için verdiğim hizmetin karşılığını elden TL olarak aldım. Hala alamadığım ödemelerim de var. Burak ifadesinde gerçekten o kadar saçmalamış ama ciddiye alınmış ki açıklamam gerekiyor. 7-7 isimli şirketle ilgili bir bağım olduğunu söylemiş. Böyle bir şirketi bilmiyorum. Onunla ilgili yorum yapmış olamam.
Para çek çekmedi diye kendi çalışanlarıyla yorumlar yapmışlar benim hakkımda. Bununla ilgili de bilgim yok. Şirketin yönetimi iddiası doğru değil ve kendi iç işleri ile ilgili bir yetkim olmadı, bir bilgim de yok. Kapı tutarak onu engellemişim gibi tuhaf bir hikayesi var. Utanmasa darp ettiğimi de söyleyecek. Kusura bakmayın ama bunları anlatırken bilinçli mi emin olamıyorum. Ofisinde onun da bilgisi dahilinde işle ilgili çalışmalar yaptık. Bunun aksi herhangi bir durum yaşanmadı. Hayatımın hiçbir anında böyle tuhaf ve avam bir örneğin içinde olmadım, olmam. Kimseye mesajlarını silmesini söylemedim. Kendisinin ifadesi üzerine şafak baskınıyla evlerine bile gitmediğim, neredeyse tanımadığım komşumun da evi basıldı. Bütün evi didik didik arandı ve iddiaların asılsız olduğu da ortaya çıktı. Kariyerim, ailem etkilendiği yetmiyor, bir de çevremizle de kötü olduk. O insanlar bu hukuksuzluklardan korktu ki onu şikayet etmediler, keşke edebilselerdi.
Sayın hakim, Burak Karakuş'un söyledikleri yalan. Şirketini yönettiğim, kendisine talimat verdiğim iddiaları doğru değil. Bildiğim kadarıyla şirketinin tek yetkilisi kendisidir. Bütün toplantılara bizzat kendisi katılıp sonra hiçbir şeyden haberinin olmadığını söylemiş. İddia ettiği gibi Emrah Bağdatlı ile bir iletişimim olmamıştır. İddia ettiği gibi etkim, yetkim ve yakınlığım olsa herhalde bir menfaatim de olurdu. Ama olmadı, hayatım incelendiğinde de bunun böyle olduğu görülür. Dediğim gibi kendisi sektörde bilinen biri olduğu için hem onunla hem de diğer insanlarla ilişkilerimi iyi tutmayı kariyerim açısından önemserdim. Eski patronum olması dışında bir iletişimim yoktur, olmamıştır. Bir adamın yalanları üzerinden ben aylarca hapis yattım. Şu an psikolojik destek alıyorum. CV bile hazırlayamıyorum. İsmimi aratınca hakkımda yalan yanlış haberler çıkıyor. Kendi sektörümüzdeki insanlar maalesef bize veremli gibi davranıyor. Tanıdıklarım vasıtasıyla sektörüm dışında bir yerde çalışıyorum geçinebilmek için. Bilmiyorum bunun için mi burslar aldık, okuduk, emek verdik. Yazık gerçekten. Sayın hakim, ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadın olarak bu ülkeye de adalete de güvenmek istiyorum. Lütfen bizi umutsuz bırakmayın. Çalışma hayatımı da etkilediği için yurt dışı yasağımın kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum. Teşekkürler.
BAŞAK TATLI AVUKATI SEZEN ONUR ÖZKAN SAVUNMASI
Müvekkilin soruşturma ve kovuşturma aşamasında bütün beyanlarına katılıyoruz. Bütün verdiğimiz dilekçeleri tekrarlıyoruz. En son tahliye talebinden itibaren herhangi bir gelişme olunmadığı gibi olacak gibi de görünmüyor. Bu sebeple müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Yurt dışı çıkış yasağının da kaldırılmasını talep ediyoruz. Savunmanın dışında bir de eylem 106'da zaten hiçbir şey yok da her şey kayıp. Büşra Türkay taraf olarak dahi görünmüyor dosyada, bilginiz olsun. Kendisi nerededir, herhangi bir mazeret sunuyor mu bilmiyoruz. Bilginiz olsun.
CEYHUN ÜNLÜ SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Heyet, Sayın Savcım; 2006 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım. Eylül 2015'e kadar bu müdürlükte sırasıyla çağrı merkezi elemanı, birim sorumlusu, şef koordinatör ve müdür yardımcısı olarak görev yaptım. Daha sonra müdür yardımcısı olarak Şehir Tiyatroları Müdürlüğüne görevlendirildim. Eylül 2019 itibarıyla Şehir Tiyatroları Müdürü olarak görevime devam ettim. Bu görevimin yanı sıra 22 Mart 2021 tarihinde Kültür Daire Başkanlığına vekâleten görevlendirmem yapıldı. Ocak 2023 itibarıyla hem müdürlük hem vekâleten yürüttüğüm Daire Başkanlığı görevlerim sonlandırılarak yine İBB'ye ait kütüphanede memur olarak çalışmaya devam ettim. Dosyaya konu ihaleler zamanında görevim vekâleten Kültür Daire Başkanlığıdır. Eylem 80-82'ye konu ihalelerde hizmet alımı kapsamında yer alan bazı kalemlerin fiziki olarak mal niteliği taşıdığı görülmekle birlikte bu alımlar idaremizce bağımsız bir mal temini amacıyla değil, yürütülen faaliyetlerin bir parçası olarak hizmetin yerine getirilmesi kapsamında hizmet sunumunun ayrılmaz ve tamamlayıcı unsuru şeklinde gerçekleştirilmiştir. Aralarında doğal bağlantı olan kalemler dosya içerisinde yer almıştır. Kalemler arası bağlantıyı yalnızca teknik değil; zamansal, mekânsal ve organizasyonel olarak da tanımlayabiliriz. Yani aynı zaman diliminde, aynı organizasyon süreci içerisinde ve aynı idari koordinasyon altında yürütülmesi gereken faaliyetlerdir. Bu yönüyle aralarında zamansal ve operasyonel bir bütünlük bulunmaktadır.
Sayın Başkanım, bilirkişi raporunda yer alan masa çiçeği, spor malzemeleri gibi kalemler idare tarafından depolanması, dağıtımı ve ayrı bir tedarik süreci yürütülmesi öngörülmeyen, hizmetin ifasını kolaylaştıran ve tamamlayan yardımcı unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Söz konusu kalemlerin idare tarafından stoklanması, depolanması veya ayrı bir tedarik süreci yürütülmesi öngörülmemiştir. Bir örnek vermek gerekirse resmi bayramlarımızdan 19 Mayıs'ta, 19 Mayıs kapsamında düzenlenen konser ve birçok etkinlik sırasında katılımcılara dağıtılan spor malzemeleri etkinlik süresince ve organizasyonun bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Bağımsız bir mal temini niteliği taşımamaktadır. Bahsi geçen kalemler özel gün ve haftalarda yapılan etkinliklerin bir parçası olarak etkinlik alanında dağıtımı öngörülen dağıtım hizmetleridir. Bu iş kalemleri etkinlik yerine, türüne göre belirlenen sayılarla idarenin talimatıyla yüklenici tarafından alana getirilir ve dağıtılır. İhale konusu iş farklı kalemlerden oluşmakla birlikte söz konusu kalemlerin tamamı aynı organizasyon süreci içerisinde, aynı idari koordinasyon ve zamanlama altında yürütülmesi gereken faaliyetler kapsamında değerlendirilmiştir. Bu durum işin parçalı değil, bütüncül halde ihale edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu yönüyle toplam kamu maliyeti değerlendirilerek hizmet alımı modeli tercih edilmiştir.
Danıştay ve Kamu İhale Kurumu kararlarında da hizmetin etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla işin bir bütün olarak ihale edilmesinin idarenin takdir yetkisi kapsamında olduğu kabul edilmektedir. Kısmi teklife yer verilmemesi hususu ise rekabeti sınırlamak amacıyla değil; koordinasyon, sorumluluk ve zamanlama sorunlarının önüne geçmek, hizmetin aksamadan yürütülmesini sağlamak amacıyla tercih edilmiştir. İBB Kültür Dairesinin yayınlamış olduğu programlara, etkinlik takvimlerine baktığımız zaman eş zamanlı birçok etkinlik düzenlendiği ve ayrıca çok sayıda mekânda çok sayıda etkinliğin kısa sürede gerçekleştirildiği görülmektedir. Farklı yüklenicilerin aynı organizasyon sürecinde görev alması halinde ciddi uygulama sorunları yaşanacağı değerlendirilmiştir. Bunlar ışığında işin tek elden yürütülmesinin koordinasyon, sorumluluk ve uygulama açısından idare lehine olacağı düşünülmektedir. Bu yaklaşımı idare hizmeti etkin, zamanında ve aksamaya mahal vermeden yürütme sorumluluğu kapsamında değerlendirmiştir. Bu değerlendirmede kamu yararı gözetilmiştir. Kısmi teklif olması halinde farklı yükleniciler arasında koordinasyon güçlüğü doğacağı, zamanlama ve sorumluluk karmaşası yaşanacağı ve hizmetin aksama riski taşıyacağı değerlendirilmiştir.
Bu nedenle ihale konusu işin tek elden yürütülmesi kamu hizmetinin sürekliliği ve etkinliği açısından idare lehine bir tercih olarak benimsenmiştir. Farklı ihalelerle işlem yapıldığında ihale sürecinin her ihale için eş zamanlı tamamlanamamasından doğacak bir hizmet aksama riski oluşabilmektedir. Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım; meslek yaşantımdan bir örnekle de bunu pekiştirmek isterim. Görev yaptığım bir belediyede ulusal ve uluslararası kültürel ve sanatsal etkinlikler adı altında bir müdürlük tarafından etkinlik ihalesi yapılmış ancak bu ihalenin bazı kalemlerinin gerçekleşmesi için çok önemli bir nokta olan ses, sahne ve teknik gereksinimler ihalesi başka müdürlük tarafından hazırlanmış fakat gerçekleştirilememiştir. Bu da tam olarak sizlere az önce arz ettiğim hizmet aksama riskini ve sorunları ortaya çıkarmıştır. Zaten 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun kısmi teklif verilmesini zorunlu kılan bir düzenleme bulunmamaktadır. Aynı kanunun 27/c maddesi uyarınca bu husus ihale dokümanında belirtilmekte olup idarenin ihtiyaç tanımı ve hizmet gerekleri doğrultusunda takdir edilmektedir. Yine 4734 sayılı İhale Kanunu'nun 12. maddesinde teknik şartnameler ihtiyaca uygun hazırlanır ifadesi yer almaktadır. İhtiyaç tek elden yürütülmesi gereken bir hizmetse teknik ve idari şartname buna uygun düzenlenir.
Yani kısmi teklifin kapalı tutulması ihtiyaç tanımıyla uyumluysa kanuna aykırı değildir. Yine Kamu İhale Kurumunun standart idari şartnamesinde açık bir madde vardır. Bu ihalede kısmi teklif verilip verilemeyeceği seçeneklidir. Yani kısmi teklif bir zorunluluk değil, tercihtir. Kısmi teklif olabilir, olmayabilir. Burada belirleyici olan hizmetin niteliğidir. Burada idare kanundan kaynaklı yetkisini kullanmıştır. Bu aşamada benim ihale yetkilisi olarak yapılan teklifi değiştirmek, ihale alıcılarını değiştirmek, ihale koşulları üzerinde oynama yapmak, ihale bedelini revize etmek gibi yetkilerim bulunmamaktadır. Biz ihale yetkilisi olarak sadece sürecin uygunluk durumuna dair olumlu, olumsuz görüş bildiririz. Bunun dışında hiçbir yetkimiz yoktur. Uygun olmayan ihaleyi uygun hale getirmek gibi bir yetkimiz bulunmamaktadır. İhalenin tek istekli tarafından sonuçlanmış olması başlı başına hukuka aykırılık teşkil etmemektedir. İhalenin tek teklifle sonuçlanması idarenin rekabeti sınırlayıcı bir iradesi bulunduğunu göstermemektedir. İdarenin iradesinden bağımsız bir durumdur. İsteklilerin kendi ticari takdirleri çerçevesinde ortaya çıkan bir durumdur.
Nitekim mevzuatta ihalelerin mutlaka birden fazla teklifle sonuçlanmasına gerektiğine dair bir zorunluluk bulunmamaktadır. İdare olarak süreci mevzuata uygun şekilde yürütmüş bulunmaktayız. İsteklilerin ihale dokümanını indirip teklif vermemesi kendi takdirleridir. Bizim dokümanı indirenleri görmek gibi bir yetkimiz yoktur. Süreç Elektronik Kamu Alımları Platformu üzerinden gizlilik esasına göre yürütülmektedir. Teklif öncesi durumlar bizim takibimizde değildir. Bu ihalede kamu zararına yol açan, rekabeti bilinçli şekilde sınırlayan ya da kötü niyet içeren herhangi bir işlem tesis edilmemiştir. Tüm değerlendirmeler kamu hizmetinin etkin, düzenli ve zamanında yürütülmesi amacıyla idarenin takdir yetkisi çerçevesinde yapılmıştır. Gerçekleşen ihalelere yönelik Kamu İhale Kurumuna herhangi bir itiraz gelmemiştir. İhale yetkilisi olarak görevim şartnamenin mevzuata uygunluğunu denetlemek, komisyon kararını incelemek ve süreci mevzuata uygun yürütmektir. Teknik hazırlık, ihtiyaç tespiti ve planlama Kültürel Etkinlikler Müdürlüğünce yapılmakta; süreç satın alma birimlerince izlenmektedir. Tarafımca rekabeti bertaraf etmeye, hileli işlem tesis etmeye veya isteklileri dışlamaya yönelik herhangi bir irade söz konusu değildir. Sayın Başkanım, bir hususu özellikle belirtmek istiyorum. Vekâleten Kültür Daire Başkanlığına görevlendirmem 22 Mart 2021'de bana tebliğ edildi. Söz konusu ihale işlemleri benden önce yürütülmüş, ödenek alınmış, teknik şartname hazırlanmış, yaklaşık maliyet hesabı yapılmış; ihale onay belgesi tarafıma göreve başladıktan yalnızca 1 gün sonra, 23 Mart 2021'de imzaya sunulmuştur. Bu husustaki ilgili belge ile heyetinize arz etmek isterim.
İhale yetkilisi sıfatıyla yani ilişkili tüm süreçleri mevzuata ve bağlı bulunduğumuz sözleşmelere uyumlu olarak yapmaya gayret ettim. Hatta vekaleten Daire Başkanlığı yaptığım süre zarfında görevimi eksiksiz yapmaya çalıştığımla ilgili iki örnekten bahsederek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Birincisi, Kültür A.Ş.'nin almış olduğu ihale içeriklerinden biri olan kitap temini ve dağıtımı işinde bazı aksaklıklar olduğu tespit edilmişti. İhale yüklenicisi Kültür A.Ş. bu tespite yönelik tüm talep ve şikayetlerde kitapları ücretsiz değiştirmeyi yazılı olarak taahhüt etmişti. Bunu kabul etmeyerek Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 47. maddesinde yüklenicinin hak ediş veya teminatından uygun görülecek bir bedel kesilmek şartı ile hükmüne göre işlem tesis ettik. Burada bedeli %1-2 olarak değil, %10 olarak uyguladık. Az önce ifade ettiğim taahhüde rağmen biz idare olarak o hizmet alacaklarını kapsayacak tutarın üzerinden %10 indirim uygulayarak ödeme sürecine dahil ettik.
Bir diğer husus da Şehir Tiyatroları Müdürü olarak görev yaptığım tarihlerde 2020 Ekim'de tamamlanan bir işlemle ilgili Kültür A.Ş.'nin ödemesi gereken tutarın ödemesini aktarmadığını tespit ettik. Birkaç günlük Daire Başkanlığı vekaletim sırasında Kültür A.Ş.'nin hak edişleri imzaya geldi, kontrol ettim ve imzaladım. Ardından Şehir Tiyatroları Müdürü olarak İBB Gelirler Müdürlüğü'ne yazı yazdık. O hak edişten belediyemiz alacağının mahsuplaşmasının yapılmasını talep ettim ve bu şekilde mahsuplaşma gerçekleştirildi. Bu bahsettiğim iki örnekle ilgili belgeleri de heyetinize arz etmek isterim Sayın Başkanım. Bu konu özelinde az önce ifade ettiğim iki örnekte de belirttiğim gibi 2006-2024 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev yapmış bir kamu görevlisi olarak önceliğim her zaman kamu yararı olmuştur. Duruşmalardan vareste tutulmayı ve suçsuz olduğumu ifade ederek beraatimi talep ediyorum. Takdir Sayın Mahkemenizindir.
CEYHUN ÜNLÜ AVUKATI MELİH CAN TÖRÜNER SAVUNMASI
Diğer müdafi meslektaşların sıkça vurguladığı birkaç husus var. Onları birer ikişer cümleyle geçmek istiyorum vakit tasarrufu açısından. Çok üzerlerinde durmayacağım fakat diğer müdafi meslektaşlarla bu anlamda aynı fikirde olduğumuzu belirtmek istiyorum. İddianamenin unsurlarının eksik olması, madde 170 uyarınca iddianamenin olmaması ve bunun 174'e göre iade edilmesi gerektiği konusunda diğer savunma meslektaşlarla hemfikiriz. İndirgeme dediğimiz şahıslarla eylemlerin arasında somut bağlantı kurulup sanığa indirgenmesi noktasındaki davranış maalesef soruşturma makamınca ihmal edilmiştir. Bu itibarla Sayın Mahkemenin önüne gelen iddianame 174'e göre iade sebepleri bulunurken iade edilmemiştir. Bu şekilde bir iddianameyle yargılamaya devam edilmektedir. Bunu burada vurgulamakla yetiniyoruz.
Bilirkişi raporu hakkında söylenen diğer sanık müdafilerince eleştirilere katılıyoruz. Bilirkişi raporları beklenen vasıflara haiz değildir. Burada Kamu İhale Mevzuatı yanlış yorumlanmıştır. Hepimizin bildiği bir Sayıştay kararı var, orada raporlara dayanak yapılan. Bu Sayıştay raporundaki ilkeler yanlış algılanmış, kast ve kusur kavramları birbirlerine karıştırılmıştır. Biz burada ceza mahkemesinde kastın bulunup bulunmadığına bakarız. Zira atılı eylem özel kast gerektiren bir eylemdir. Kusur durumu burada bizim değerlendireceğimiz bir davranış değildir. Dolayısıyla buradaki müvekkile burada izafe edilebilecek bir kusur dahi yoktur. Az evvel savunmasında ifade ettiği üzere kanunundan kaynaklı yetkilerini kullanmak suretiyle işlemlerini tesis etmiştir ihale sorumlusu olarak. Dolayısıyla bu anlamda bilirkişi raporlarındaki eksikliklere katılıyoruz. Bilirkişi raporu hukuka aykırıdır. Bu hukuka aykırı olan bilirkişi raporunun üzerinden hüküm tesisine gidilmesi de hukuka aykırı olacaktır.
Ayrıca bu bilirkişi raporundaki kamu zararının afaki hatayla hesaplandığına dair savunmalar yapıldı. Bu savunmalara katılıyoruz. Çoğu eylemde bilirkişi raporlarında belirlenen kamu zararı ihale bedeli kadardır. Hâlbuki burada tamamlanmış işler var. Bu tamamlanmış işler yönünden herhangi bir mahsuba gidilmemiştir. Bunu kamu zararına tamamen dâhil etmiş olması bilirkişilerin hukuka aykırıdır. Bunun yanında tanıkların beyanlarının görgüye dayalı olmadığını söyleyen sanık müdafileri var. Bunun CMK 50'ye aykırı olduğunu ve hükme esas alınamayacağını söyleyenler var, buna da katılıyoruz. Ancak bizim yönümüzden öyle bir durum söz konusu değildir. Dosya kapsamında üzerimize bir beyan mevcut değildir. Bunları, bu genel itibarıyla dosya kapsamındaki eksiklikleri belirttikten sonra savunma olarak Eylem 80 ve 82 kapsamındaki beyanlarımızı tekrar söyleyeceğiz.
Şimdi Eylem 82 yönünden her ne kadar bizim şüpheliler arasında adımız geçiyor olsa da bizde burada Eylem 82'ye yönelik bir ceza istenilmemiş. Yalnızca Eylem 82'nin zaten burada iki tane dolandırıcılık eyleminden bahsediliyor, ihale sorumlusu olarak müvekkilin adı geçiyor fakat burada Eylem 82 özelinde müvekkilimize istenilmiş bir ceza yok. Dolayısıyla bu anlamda suç yokluğu dolayısıyla bu eylemle sorumlu tutulamayacağını söylememiz yeterli olacaktır. Eylem 82 yönünden ise ne kadar tek eylem altında özetlemişlerse de burada iki tane eylem var Eylem 82 özelinde. Bir ihaleye fesat karıştırma eylemi müvekkile burada izafe edilen bir eylem var, bir de nitelikli dolandırıcılık eylemi var fakat bunun failleri arasında müvekkilin adı geçmiyor. Dolayısıyla bizim burada yapacağımız savunmalar yalnızca ihaleye fesat karıştırma özelinde olacaktır.
03.05.2021 tarihli ihale özelinde böyle bir durum söz konusu. Şimdi müvekkilimiz 22.03.2021'de Kültür Daire Başkan Vekili olmuş. Dolayısıyla ihaledeki sorumluluğu da yani ihale sorumlusu olması pozisyonu da buradan kaynaklı olarak gerçekleşmiştir. Şimdi burada inceleme yaptığımız vakit şunu göreceğiz: Müvekkil zaten az evvel derinlemesine süreci anlattı. İhale süreçlerini ne şekilde yönettiklerini, meslek hayatı boyunca hangi ilkelere riayet ederek bunları yaptığını anlattı. Bunları yaparken de size bir evrak ibraz etti. Kültür A.Ş.'ye yapılan bir mahsup işlemi var, Kültür A.Ş.'nin alacağından yapılan bir mahsup işlemi var. Bu mahsup işleminin tarihi 2021'in birinci ayıdır. Bizim dosyada sorumluluğumuz olan kısım da 23.03.2021 tarihli ihale onay belgesidir.
Bakın, bu ihale onay belgesi birincisi müvekkil göreve geldikten bir gün sonra veriliyor. İkincisi size dediğim gibi az evvel müvekkilin ibraz etmiş olduğu evrak birinci ay tarihlidir. Şimdi burada esasında iddia makamına şu soruyu sormak lazım: Bizim ihaleye fesat karıştırma olarak geçen 235'e 2 kapsamındaki eylemlerimizden biz sorumlu tutularak dosya kapsamındayız. Ve burada da Kültür A.Ş.'ye amiyane tabirle birtakım iltimaslar geçildiği iddiası var. Şimdi soruyu sormak lazım: İnisiyatif kullanmak suretiyle uyguladığı cezayı Kültür A.Ş.'ye kesmiş olan, mahsuba gitmiş olan sanık müvekkil ihale sorumlusu, nasıl olacak da bir gün sonrasında, göreve atandıktan bir gün sonrasında onay verdiği ve yalnızca şeklî şartlarına bakarak onay verdiği bir ihalede ihaleye fesat karıştırma kapsamında kabul edilen davranışlardan biri veya birkaçını gerçekleştirecektir? Bu, akla aykırı bir iddiadır müvekkilimiz yönünden.
Dolayısıyla bu davranışları gerçekleştirdiğine dair de herhangi bir beyan, herhangi bir delil, özelinde yapılmış bir HTS veya baz çalışması yoktur. Dolayısıyla 235'e 2 kapsamındaki eylemlerin somut ve sübut olarak ortaya koyabilecek hiçbir somut delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Dolayısıyla dosya kapsamında suçu olmayan müvekkilimizin şu aşamada lehine hükümleri uygulanmasını, gerekli deliller toplanıldıktan sonra beraatine hükmedilmesini biz talep ediyoruz. Teşekkürler.
ALİ İHSAN MENGİR SAVUNMASI – 15.09.2026
Ali İhsan Mengir: Ben savcılıkta verdiğim ifadeyi tekrar ediyorum. Soracağınız sorular varsa cevaplandırabilirim.
Hakim: Evet soracağım sorular, bu şirketle sizin ilişkiniz nedir? Yok Ali Sukas’la bağlantınız nedir? Obaları bir anlatın bakalım bize.
Ali İhsan Mengir: Şimdi şirketle, çocukların şirketiyle alakalı benim herhangi bir resmi şeyim yoktu. Evlatlarımız olduğu için biz o bunlara babalık yapıyoruz. Ali Sukas benim...
Hakim: Bu şirketin işleriyle ilgili Ali Sukas'la görüşüp konuşmalarınız oldu mu?
Ali İhsan Mengir: Efendim şöyle Ali Sukas benim 30 senelik bir arkadaşım. Ağaç A.Ş. Genel Müdürü olduktan sonra çocuklar da şirketleri vardı zaten inşaat yapıyorlardı, etmek için. Ali'nin bizim çocukların ihalelerine girdi ama Ali'nin bize direkt bir yardımı, şeyi olmadı efendim. Ali'nin bize yani şu işi alın, bu işi alın gibi bir direktifi olmadı. Çocuklar buraya önce bir toprak ihalelerine...
Hakim: Ali Sukas'la samimiyetiniz ne boyuttadır? Mesela ailece görüşüyor musunuz?
Ali İhsan Mengir: Tabii tabii, çok.
Hakim: Ticaretiniz var mı aranızda?
Ali İhsan Mengir: Hayır, herhangi bir ticaretim yoktur ama dediğim gibi...
Hakim: bir alışveriş oldu mu?
Ali İhsan Mengir: Hayır, aramızda olmadı. Avukat Hanım sordum, Ali benim eski arkadaşım ve ben 2015'te ve 2017'de müteahhitlik yaptığım için daire sattım kendisine. Ama ondan sonra bizim yani bir ticari ilişkimiz yoktu.
Hakim: Ağaç A.Ş. sürecinden sonra herhangi bir o yönde bir ilişkiniz olmadı?
Ali İhsan Mengir: Olmadı, olmadı efendim.
Hakim: Bu ihaledeki bir rakam olayı var bu, o nedir o? Bahsettiğiniz...
Ali İhsan Mengir: Efendim, damadının bahsettiği konudan haberdarım. Bunlar ihaleye girdi, ihaleyi aldık. Tabii süreci bilmiyorum ama sonraki süreç şöyle: Arada bir fark oluştu. Ümit Polat'ın damadı çağırdığını, aradaki farkın yukarıya gideceğini söylemişler. Damat bana bunu anlattı. Ben Ali bey Ali'ye evet böyle bir şey olduğunu, yukarıdan baskı yapıldığını kendisine...
Hakim: Siz bunu anlattığı üzerine Ali Sukas'a nasıl gittiniz? Telefonla mı aradınız?
Ali İhsan Mengir: Tam hatırlamıyorum ama bildiğim kadarıyla telefonla aradım ve buluşmuş da olabilirim, tam orasını hatırlamıyorum. Aradaki rakamın yukarıya gideceğini, yukarıdaki kişinin ben kim olduğunu sorduğum zaman Ertan Yıldız'ın kendine çok baskı yaptığını, bu rakamların da yukarıya gidip kendiyle alakalı olmadığını... Zaten biz Ali Bey'le herhangi bir da olmamıştı. Çocukların parası olmadığı için, alacakları olduğunu beyan ettiğim zaman birkaç gün sonra, yanlış hatırlamıyorsam bir hafta veya 10 gün sonra, bir 10 milyon gibi parayı çocuklar çekti. Ben o parayı Hüsnü Yüksel denen arkadaşa teslim etmek üzere, Hüsnü Yüksel de bu parayı Ertan Yıldız'a teslim etmek üzere bu parayı...
Hakim: Peki teslim ettiğini teslim edebiliyor musun?
Ali İhsan Mengir: Çocuklarım bana "Baba parayı biz Hüsnü Yüksel'e teslim ettik" dediler.
Hakim: Peki Hüsnü Yüksel bunların Ertan Yıldız'a teslim ettiğini nereden biliyorsun?
Ali İsan Mengir: Onu bilmiyorum efendim. Bana...
Hakim: Neyin... Kimden... Kim söyledi? Neye göre, nereden aldın o bilgiyi?
Ali İhsan Mengir: Bu paranın 6 milyon TL'nin Hüsnü Yüksel üzerinden Ertan Yıldız'a teslim edilmesi gerektiğini Ali Sukas söyledi.
Hakim: Ali Sukas söyledi, evet.
Ali İhsan Mengir: Bu ihale kısmına gelince efendim o az önce Kaptan Bey yanlış hatırlıyor, içeride 40 milyonları yoktu. Bir 40 milyonluk ihaleyi almıştı çocuklar ayrıyeten sonradan. 40 milyonluk ihalenin karşılığında 5 milyon TL yukarı verilmek üzere para istendi. Bunun 2,5'unu nakit, 2,5'unu çek olarak cari cari hesaplarından parayı...
Hakim: Zaten ilk önce zaten 40 milyon TL'lik iş yaptıkça ödenecektir.
Ali İhsan Mengir: Aynen öyle. Aynen öyle. Kaptan Bey bunu galiba yanlış hatırladı 40 milyon TL alacağını. 2,5 milyon çeki ben 12. ayın başları veya ortalarıydı 2024'ün, Hüsnü Yüksel'e ofisinde teslim ettim, Ümraniye'deki kendi ofisinde. 2,5 milyon parayı da ikinci veya üçüncü ay olabilir, oğlum Yücel Mengir bankadan, Ziraat Bankası'ndan çekti, bana çanta içinde verdi. Hüsnü Yüksel'in ofisinin karşısındaki otoparkta Hüsnü Yüksel'e teslim ettim o parayı.
Hakim: Ofisinin karşısındaki otoparkta.
Ali İhsan Mengir: Otoparkta.
Hakim: Evet. Savcım, var mı soru?
Savcı: Var Başkanım. Ali Sukas'la Hüsnü Yüksel'in nasıl bir ilişkisi vardı? Benim ifadenizi okudum ama yine...
Ali İhsan Mengir: Ben Hüsnü Yüksel'i 2023 yılıydı, ortalarıydı, oradan tanıyorum. O zaman tanıdım, ondan öncesi yok. Aralarındaki bildiğim kadarıyla Orman Mühendisleri Odası'ndan tanışıyorlar. Aralarındaki ilişkiyi çok bilmiyorum ben.
Savcı: Bu daire için Ali Sukas beni falan demişsiniz.
Ali İhsan Mengir: Şöyle, ben müteahhitlik yapıyorum efendim. Biz ilk Hüsnü Yüksel'le tanıştığımız zaman bir yemek ortamındaydık. Müteahhitlik yaptığımı söylediğim zaman "Ben bir daire arıyorum" dedi. "Varsa elinde bakabilir miyim?" dedi. Benim de o anda Çekmeköy Ümraniye Beykoz'da inşaatlarım vardı. Bir gün gezdirdim kendisini, Beykoz'daki daireyi beğendi ve onu almak istedi, onu sattım.
Savcı: Yani Hüsnü Yüksel'le siz bu para verme sürecinden önce tanışıyordunuz o zaman?
Ali İhsan Mengir: Paradan bir birkaç ay önce herhalde veya 5-6 ay önce, çok eski değil yani.
Savcı: Peki bu parayı nereye teslim ettiniz? Hüsnü'ye ofisinde mi yoksa...
Ali İhsan Mengir: Yok, ofisinde değil, ofisinin karşısında bir otopark vardı...
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Etkin pişmanlık ifadesinin başında ihale süreci, işte para, kasa bir şeyler anlatıyorsunuz. Benim adımı hiç geçirmiyor zaten. Bunu siz de söylemiyorsunuz. Bu süreçlere ilişkin şahitliğimin olmadığını söyledim diyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Yoktu.
Hüsnü Yüksel Tunar: Bir tek para kısmında ayrı ayrı iddianız var.
Ali İhsan Mengir: Galiba o para meselesi...
Hüsnü Yüksel Tunar: Ben sizin, ben sizin Ağaç AŞ'ye çalıştığınızı bile bilmiyordum bu arada. Bu arada Akit'te falan yazılar...
Ali İhsan Mengir: Ben zaten Ağaç AŞ'de çalışmadım.
Hüsnü Yüksel Tunar: Hayır. Çocukların da çalıştığını bilmiyordum ben yani. Akit'te falan yazılar çıkınca "A" dedim. Hani "Nerede iş yapıyormuş falan." dedim. Vakit almamak için hızlıca geçiyorum. Doğru. Bir organizasyon var, acaba iftar yemeği miydi?
Ali İhsan Mengir: İftar yemeğiydi. Ben de öyle hatırlıyorum abi.
Hüsnü Yüksel Tunar: İftarı doğru, evet. Orada tanıştık. Sonra daire meselesinden önce siz birkaç kez çim fiyatı, bilmem ne falan filan...
Ali İhsan Mengir: Doğru, doğru. İnşaatlarımı kullanmak üzere ben ise birkaç sefer aradım...
Hüsnü Yüksel Tunar: Evet. Diyaloğumuz öyle başladı.
Ali İhsan Mengir: Evet, evet.
Hüsnü Yüksel Tunar: Evet. Ondan sonra... Sonra işte daire meselesinde evet doğru söylüyorsunuz. Ali Bey'in orada bir aracılığı da var.
Ali İhsan Mengir: Tabii ki. Doğru. Yani benim istediğim rakamın altına indi. Bir ricası oldu Ali Bey'in bize, evet.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ama kritik bir yer daha var. Bu kiracı... Ben normalde kendi oturduğum yerde kiradaydım. Aslında geçmek için orayı aldım. Kiracı çıkmadı, biliyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Doğru, doğru.
Hüsnü Yüksel Tunar: Israrla "Ben size yardım istedim."
Ali İhsan Mengir: Doğru, doğru.
Hüsnü Yüksel Tunar: Çünkü 80-100 kez telefon görüşmemiz var bizim. Bunların birçoğu kiracıyla ilgili.
Ali İhsan Mengir: Hatta benim şu anda avukatım...
Hüsnü Yüksel Tunar: Hayır, doğru. Avukat da bu işi takip etti ama kritik yer şurası, hatırlıyor musunuz? Bir kontratın aslını, kira kontratının aslını, bir tahliye taahhütnamesini o zaman hazırladı avukatınız. Benim ofise yine arabadan aldım ben, hatırlıyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Doğrudur, doğru.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Bazları bununla ilgili olabilir. Tarihi hatırlıyor musunuz yok?
Ali İhsan Mengir: Çünkü biz o inşaatla ilgili yani...
Hüsnü Yüksel Tunar: Ödenmiş bir şey söylüyorum.
Ali İhsan Mengir: Evet.
Hüsnü Yüksel Tunar: O esnada da görüştük ilk kez, o o esnada. Çünkü neden? Bir baz verisi var. 3 gün arka arkaya. Biz o ara 2-3 gün çünkü bu mevzuyla ilgili geldiniz.
Ali İhsan Mengir: Doğru.
Hüsnü Yüksel Tunar: Doğru mu?
Ali İhsan Mengir: Doğrudur.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Ayrıca ofislerimiz çok yakın bizim. Siz Ümraniye Çarşı'nin ortasında ofisiniz.
Ali İhsan Mengir: Evet.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de ...... Siz bizim oralarda marangoz veya bilmem ne oluyor, Bulgurlu'da, doğru mu? Bazen şantiyeye...
Ali İhsan Mengir: Kullandığımız bölge. Yok, şantiye olarak o bölgede benim şantiyem yok.
Hüsnü Yüksel Tunar: Belki, ama çalıştığınız firma olabilir, şey olabilir. Yani bizim, sizinle baz verimiz bir görüşme ya da bir şeyi her zaman içermez, doğru mu?
Ali İhsan Mengir: Yani bu teslimle ilgili...
Hüsnü Yüksel Tunar: Onu söylemiyorum, bizim sizinle ilgili bazı verilerimiz...
Ali İhsan Mengir: Doğru. Yani ben sadece avukat üzerinden bir 10-15 sefer sizinle görüştüm çünkü evrak teslimi...
Hüsnü Yüksel Tunar: Evrak teslimi görüştük kira görüştük.
Ali İhsan Mengir: Çünkü benim yani sattığım zaman kiracı vardı.
Hüsnü Yüksel Tunar: Şey kapandı, İhsan Bey.
Hakim: Ordan tuşa bas bas. Ha, tamam. Tamam.
Hüsnü Yüksel Tunar: Aynı şeyi söylüyorum zaten.
Ali İhsan Mengir: Bir de sattıktan sonra Hüsnü Bey'le yani biz zaten iş olarak, ticari olarak bir şeyimiz yok ama satıştan dolayı belki 15-20 sefer bir araya geldik. Hatta benim şu anda burada avukatım olan Muharrem Bey'den de yardım istedim arkadaşın boşaltması noktasında. Çünkü "Taşınacağım." demişti benden alırken. Boşaltamadık. Hatta kendisine daha sonra 1 yıl süre vermişti yanlış hatırlamıyorsam kiracıma. Kiracı boşaltmak istemediği için de sık sık bir araya geldiğimiz olmuştur efendim. Telefon kayıtları da...
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Yani bizim telefon kayıtlarımızın bazı verileri farklı görüşmeler için de olabilir. Ben onların aynısını söylüyorum. Aksini söylemiyorum. Yani bir başka şeyler için de görüşmüşüzdür anlamında söylüyorum. Bir de tabii sizden ayrıldığımız bir yer daha var. Bu çekle ilgili ben savunmamda söyledim. Dedim ki biz...
Hakim: Ayrıldığınız yerler vardı. Soru olarak sana soracağımız bir şey varsa onu soralım. O birbirimizi hatırlama kısmını bizim için...
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam, tamam. Soru olarak sorayım. Gizli tanık ifadesinde sizden Ali Bey'le bir iki ortak faaliyet yürüttüğünüz şeklinde bir ifade var. Ve değişik suçlamalar var gizli tanık ifadesinde. Siz tutuklandığınız gün hangi statüde tutuklandınız İhsan Bey?
Ali İhsan Mengir: Vallahi ben neye tutuklandığımı hâlâ anlamadım. Çünkü eğer yani...
Hüsnü Yüksel Tunar: Hayır, tutuklama sevkinde ne yazıyor sizin?
Ali İhsan Mengir: Rüşvet, irtikap diye yazıyordu yanlış hatırlamıyorsam.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Tamamdır. Siz savcılığın neler istnat, neleri açıklamasını istediğini... Onun için sordum, şimdi çok...
Ali İhsan Mengir: Hatırlamıyorum o anda savcılık. 1,5 sene falan oldu ya.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam, şunun için sordum onu. Savunmamda ben bunu söylemiştim başkanıma hatırlarsanız. Sanki bu tutuklama oğlu, damadı ve çocuklarıyla birlikte ailece gelişen bir tutuklama duygusuyla beni sanki savcılığın onu oturttuğu makama ikame etmek istediği gibi bir savunmam olmuştu hatırlarsanız. Şimdi niyeti böyle düşündüm. Bir soru soracağım size. Kendi ifadelerinizde diyorsunuz ki: "Çok daha önceden Ali Sukas'ların ben Ali Sukas'la iş yaptıklarını biliyorum." Şimdi bu cümle... 1,5 senedir düşünüyorum.
Ali İhsan Mengir: Hayır, hayır. Ben öyle bir şey demedim.
Hüsnü Yüksel Tunar: İfadeye bakar mısınız?
Ali İhsan Mengir: O zaman düzeltelim Sayın Savcım.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ama bu çok önemli. Bakın, savcıya diyorsunuz ki...
Ali İhsan Mengir: Ben sizi tanıdığım yılı söylüyorum. 2023'ün ..., ondan öncesi yok ki benim.
Hüsnü Yüksel Tunar: Sizin, sizin ifadenizde zaten ben şok oldum. Ya böyle bir şeyi niye söylediniz?
Hakim: İfadedeki ifadeyi soralım.
Hüsnü Yüksel Tunar: İfadenizde geçen bir yer var. Başkan Bey: "Çok daha önceden Ali Sukas'la iş yaptıklarını biliyorum." Ben Ali Sukas'ı, Ali Sukas'ı 2017-18'de Ticaret Odası şeyinde Orman Restoran seçimlerinde ilk irtibatım başladı. Hiçbir diyaloğum yok bu Ağaç A.Ş. tesciline başlayan kadar. Yani burada şöyle bir şey söyleyeyim yani bir soruşturma evresi var. Bir karanlık, bir projeksiyon buraya tutulmuş. Bunlar sorguya tutuluyor. Projeksiyonu bu tarafa çeviriyorlar ve ben sorgulanmaya başlıyorum. Ben Ali Sukas'la böyle bir ilişkim yok ki. Başkanıma da bunu söylüyorum. Ama İhsan Bey diyor ki "Çok daha önceden Ali Sukas'la iş yaptığını biliyorum." Düzeltir misiniz?
Ali İhsan Mengir: Tabii, efendim ben Ali Sukas'la çok eski tanıdığını diye bir ifade verdiğimi hatırlamıyorum. Öyleyse de...
Avukat: Efendim ifadeyi isterseniz bir okuyalım. Müdafi Avukat Muharrem Bey. Tamam, bu kısım. Yani netleştirmek ve müvekkilin anlaması açısıyla. İfadelerinde geçen şey şu: "Benden Üstün Hüsnü Yüksel Tunar isimli şahsı 2003 yılı Temmuz ya da Ağustos ayında düzenlenen bir..."
Ali İhsan Mengir: 2023.
Avukat: ...organizasyonda...
Ali İhsan Mengir: 2003 var avukatım. 2023 olması lazım.
Hakim: 2023 yılı Temmuz ya da Ağustos ayında...
Avukat: "Çok daha önceden Ali Sukas ile birlikte iş yaptıklarını biliyorum." ifadesi geçmektedir.
Ali İhsan Mengir: Yani ben böyle bir ifadeyi çok hatırlamıyorum ama Ali Bey'le ne zaman tanıştıklarını da bilmiyorum. Ben 2023'ten beri Hüsnü Bey'i tanıyorum.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Yani iş yaptığımızı bilmiyorsunuz. Yapmadık çünkü. Çünkü şundan dolayı: Şimdi sizle de ilgili bunlar konuşulduğunda hem piyasada hem şeyde biliyorsunuz. Yani siz Ali Sukas'la 2019 öncesi...
Ali İhsan Mengir: Sayın Başkanım bir beyanda bulundu.
Hüsnü Yüksel Tunar: Yok, şöyle: 2019 öncesi aynı binada ofis kullandınız mı Ali Sukas'la?
Ali İhsan Mengir: Ben sektörel olarak yıllardır 40 senedir müteahhitlik yapıyorum. Ali Bey'in işim olmaz. Ben onunla ortak herhangi bir...
Hüsnü Yüksel Tunar: Öyle sormadım. Aynı binada ofis kullandınız mı?
Ali İhsan Mengir: Doğrudur.
Hüsnü Yüksel Tunar: Hangisi ki? Onu soruyorum. Aynı binada... Kötü bir şey sormuyorum. Onu soruyorum. k
Ali İhsan Mengir: Kullandım, doğrudur.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Beraber ofis kullandınız yani.
Ali İhsan Mengir: 2000'li yılların başlarıydı yani bu.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ne zamana kadardı mesela?
Ali İhsan Mengir: 2005'le 2011 arası olması lazım.
Hüsnü Yüksel Tunar: Yani uzunca bir süre ortak ofis kullandınız.
Ali İhsan Mengir: 6-7 yıl doğru Ali Bey benim ofisimde kullandı.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ben biraz önceki şeyimi yineleyerek bitiriyorum. Burada öyle bir şey oluşmuş ki böyle buradaki şeyi değil bu tarafa ikame gibi olmuş. Ben öyle hissettim. Onu belirtmek istedim. Teşekkür ederim.
EK SORU
Hüsnü Yüksel Tunar: Şöyle, bu çek meselesini atladım da, nereden bilmek üzere dediniz ya, siz çeki verirken bana Ertan Yıldız diye bir isim söylediniz mi İhsan Bey?
Ali İhsan Mengir: Hatırlamıyorum. İki sene geçmiş aradan. Bana, çünkü savcılıkta da söyledim,
Hüsnü Yüksel Tunar: Biz bir daire için anlaşmıştık ve onun peşinatını geri almak için aldım ben bu çeki sizden.
Ali İhsan Mengir: Ben öyle bir şey hatırlamıyorum.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ertan Yıldız’a dediğinizi de hatırlamıyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Ben öyle bir şey demiyorum, iki sene geçmiş aradan ama ben…
Hüsnü Yüksel Tunar: Bakın, niye söylüyorum biliyor musunuz? Ertan Yıldız ismini ben ikinci defa çağrıldığımda orada okudum. Elif Hanım da bana söyledi, Ertan Yıldız kendisi tanımıyorum dedi. O yüzden soruyorum yani, söylediniz mi? Mümkün değil zaten. Tamam, teşekkür ederim. Çünkü Tepeüstü'nde bir inşaatınız, A-O Blok arkasında her halde bir daire, ben nereden bileceğim bunları?
Ali İhsan Mengir: Doğrudur. Çünkü ben sizden daireyi alırken zaten bütün projelere gezdirilmişsinizdir.
Hüsnü Yüksel Tunar: Bahsettiniz o zaman, teşekkür ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Sanırım son cümlende sanırım sehven kullandın. Altı yıl sen de söylediğin gibi kullanmadım. Ayazağa'da office kullandım. Yani 2000'in başında.
Ali İhsan Mengir: Doğru. Yani aynı üyeliğin benim yaptığım bir iş merkezi vardı. Ali Bey o binada şey kullandı.
Ali Sukas: Başkasının kiracısıydım. Doğru mu?
Ali İhsan Mengir: Doğru. Ofis komşuluğu gibi yani.
Ali Sukas: Ofis konusunda öyle. Onun dışında ben zaten ilk ifademde de İhsan'la olan işi zaten söyledim. 30-35 yıldır yani bir ailenin parçası gibiydik biz. Ama bugün işte sürecin insanları getirdiği hali de yaşıyoruz. Bu ayrı bir konu. İhsan Bey, AĞAÇ A.Ş.'den size yani senin kendi kardeşlerinle olan şirketine veya çocuklarının şirketine herhangi bir işle ilgili bir ihaleye girmeniz, bir ürün tedariği yapmanız konusunda herhangi bir yönlendirmem, önerim oldu mu? Gelip şu işi yapın veya yapmayın diye?
Ali İhsan Mengir: Kesinlikle olmadı.
Ali Sukas: AĞAÇ A.Ş'de görev yaptığım sürede çocuklarınızın, çocuklarınızdan veya sizden herhangi bir menfaat talebim oldu mu?
Ali İhsan Mengir: Olmadı.
Ali Sukas: Biraz önce soruldu, netleşmesi açısından tekrar soruyorum. Sizden hem bir kendi adıma 2015 bir de eşimsiz adına 2017'de iki daire almıştık.
Ali İhsan Mengir: Doğrudur.
Ali Sukas: O zamanlarda ben AĞAÇ A.Ş.'de genel müdür müydüm?
Ali İhsan Mengir: Değildiniz.
Ali Sukas: Tamam. Bir sorum daha var. İhsan senin ailene, evlatlarına düşkünlüğünü en yakın şahitlerinden biriyim. Onlara karşı olan sorumluluk bilincini de bilen birisiyim. İnsanın evladıyla sınanmasının ne demek olduğunu en iyi bilenlerden birinin ben olduğumu sen de biliyorsun. Bu şartlar altında evladının içinde bulunduğu durum olmasaydı, yani tutuklanmamış olmasaydı, böyle bir ifadede bulunulur muydu? Teşekkür ederim.
Ali İhsan Mengir: Bu soruya cevap vermek istemiyorum.
Mahkeme Başkanı: Geçelim evet. Zaten soru olarak sormadı.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Şimdi bu ihaleler ve şirketlerin işleyişi ile ilgili anladığım kadarıyla doğrudan bir bilginiz yok. Siz sadece çocukların size aktardığı üstünden Ali Bey'le konuşmalar yaptığınızı, talepleri ilettiğinizi ya da bilgi aldığınızı söylüyorsunuz. Doğru anladım mı?
Ali İhsan Mengir: Doğrudur, evet. Talep değil, bilgi aldığımı...
Kaptan Yılmaz: Bilgi aldığınız. Şirketlerde herhangi bir ortaklığınız yok. Gayriresmî ortaklığınız var mı?
Ali İhsan Mengir: Yok.
Kaptan Yılmaz: Kâr payı alır mısınız?
Ali İhsan Mengir: Yok.
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu Torf ihalesi ile ilgili Ali Bey'i arayıp oradan ne sordunuz? Size kim söyledi bu talebi? Size aktaran kimdi?
Ali İhsan Mengir: Damadım Dinçer söyledi. İhaleye girdiğini, ihale sonuçlanma aşamasındayken Ümit Polat'ın kendisini çağırdığını...
Kaptan Yılmaz: Sonuçlanma aşamasındayken, henüz sonuçlanmadan?
Ali İhsan Mengir: Sonuçlanmadan, tabii. Şimdi öyle hatırlıyorum ben. Arada bir rakamın olduğunu, Ümit Polat'ın bu rakamın yukarıya gideceğini söyledi. Ben de Ali Bey'den böyle bir şeyin olup olmadığını teyit için aradım Ali Bey'i. O da, "Evet, yukarıdan bize baskı var. Arada böyle bir rakamın yukarıya gönderileceğini," söyledi.
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu Ertan Yıldız... Yukarıya gidecek olan Ertan Yıldız?
Ali İhsan Mengir: Evet, bana Ali Bey söyledi, Ertan Yıldız'a gitmek üzere Hüsnü beye teslim edin...
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu 40 milyon yaptığınız işe karşılık verdiğiniz ifadeniz 5 milyon için size ne söylendi?
Ali İhsan Mengir: Onun da gene yukarıya verilmek üzere para, çocukların parası da yoktu. İşte ilk 2,5 milyonluk çek...
Kaptan Yılmaz: Hangi gerekçeyle istendiğini soruyorum sadece.
Ali İhsan Mengir: O konuyu çok hatırlayamadım ben ama şöyle biliyorum; 40 milyon TL'nin arada bir rakamı yoktu. Yani bu bağış olarak yukarıya verilmek üzere ödendi.
Kaptan Yılmaz: 40 milyonluk iş... Şöyle sorayım; hangi sebeple istendiğini hatırlamıyor musunuz? Nereye verilmek üzere...
Ali İhsan Mengir: Bağış olarak yukarıya verilmek üzere diye verildiğini hatırlıyorum, detayını çok hatırlamıyorum.
Kaptan Yılmaz: Bağış tabiriniz geçiyor ifadenizde. Doğrudan Ertan Yıldız'a ulaştırılacak, Ertan Yıldız bağış istedi; bunların arasında bir fark var mı? Birinde bağış olarak istendiğini söylüyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Bağış olarak istendiğini hatırlıyorum. Yalnız bu Hüsnü Yüksel'e teslim edilip Ertan Yıldız'a verilmek üzere diye söylendi bana.
Kaptan Yılmaz: Bu ne bağışıdır, bunu sordunuz mu hiç bana?
Ali İhsan Mengir: Onu detaylı sormadım.
Kaptan Yılmaz: Sormadınız. Bu 5 milyon için hangi tarihte Ali Sukas'la görüştünüz, aradınız veya yüz yüze, aranızda veya yüz yüze görüştünüz, hatırlıyor musunuz?
Ali İhsan Mengir: Yani 2024'ün herhalde sonları olması lazım, tam tarihi hatırlamıyorum ama o tarihler...
Kaptan Yılmaz: Tam tarihi hatırlamaz, 2024'ün sonları. Peki, bu iki çeki Hüsnü Yüksel Tunara... Çek ve diğeri nakit, çok özür düzeltiyorum. Biri çek biri nakit, iki teslimat yaptım diyorsunuz. Bunların tarihlerini yaklaşık olarak söyleyebilir misiniz?
Ali İhsan Mengir: İlk çeki teslim ettiğimi hatırlıyorum. 2024'ün 12. ayın ortaları gibiydi. 2. ayın 7 vadelisi Ağa. A.Ş.nın çekini oğlum ciroeyip bana verdi, ben Hüsnü Yüksel'in ofisinde teslim ettim. Yalnız bunu ben Hüsnü Yüksel'e değil, Ertan Yıldız'a verilmek üzere teslim ettim.
Kaptan Yılmaz: 6 milyonluk teslimatı kim yaptı?
Ali İhsan Mengir: 6 milyonun teslimatını damadım Dinçer yaptı.
Kaptan Yılmaz: Ya da beraber, oğlunuzla beraber mi gittiler adrese, yoksa?
Ali İhsan Mengir: Çok hatırlamıyorum ama beraber de gitmiş olabilirler ama İlker genelde buradaki işleyişi çok bilmiyor. Genelde Dinçer Kantar takip ediyor.
Kaptan Yılmaz: Peki. Şirketin işleyişini bilmediğim için, bilmediğiniz için mali duruma ilişkin şeyi geçiyorum. Tek, son bir sorum olsun. Ali Sukas sizin daha yaptığınız iş, bu iki örneği kenarda tutuyorum, bunlara ilişkin beyanlarınızı... Yaklaşık 150 milyonluk bir iş yapmışsınız E-Group ve Memkul olarak. Sadece 2024-5 Aralık için söylüyorum bunu. Yoksa totalde Menkulsa 121 milyon, 260 milyon bir ticaretiniz olmuş Suat döneminde. Şunu soracağım, İhsan Bey, sözümü tamamlayayım çok kısa. Bu dönem içerisinde yaptığınız işin karşılığı olarak ya da iş alma...
Avukat: Sayın Başkan... Yani yapmışsınız derken neyle itham ediliyor? Siz de bu şirketlerin ortağı mısınız, yani iddianamede...
Kaptan Yılmaz: Ben meslektaşım... Tamam, çocuklarınız düzelteyim öyle meslektaşlığım yok. Yani 260 milyonluk iş yapmış çocuklarınız, özür düzelteyim, öyle anlayasınız.
Ali İhsan Mengir: Rakamı ben bilmiyorum.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Yani size çocuklardan, madem talep çocuklardan geliyor öyle iletiyorsunuz, bu bahsettiğiniz hadiseler dışında, Ali Suat'la sık görüşüyorsunuz anladığım kadarıyla.
Ali İhsan Mengir: Doğru.
Kaptan Yılmaz: Sizden herhangi bir yüzde yaptığınız iş karşılığında bir para, bundan sonra iş yapmak için bir verme baskısı gibi bir durum söz konusu oldu mu?
Ali İhsan Mengir: Kesinlikle olmadı. Ali, benim 35 senelik siyasetten arkadaşımız, gençliğimizde de beri beraber olduğumuz bir arkadaşımız. Kesinlikle Ali'yle bizim böyle bir hukukumuz... Yani normalde biz ailece çok... Benim çocuklarımın büyüdüğünü görmüştü, ben onun çocuklarının büyüdüğünü görmüştüm. Kesinlikle Ali'nin benden böyle bir talebi olmamıştı.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI ELİF HİLAL ÇOPUR SORUYOR
Elif Hilal Çopur: Bu elden teslim ettiğiniz... Gerçi size de sorayım, üç kişi olduğunuz için. Sizin bir belgeniz var mı?
Ali İhsan Mengir: Yok.
Elif Hilal Çopur: Tamam. Ticari çekin kaydını, defterleri siz takip edip biliyor musunuz? Gerçi şirket sahipleri bilmiyor ama...
Ali İhsan Mengir: Oğlumun firması olduğu için kendisi ciro edip bana verdiğini biliyorum.
Elif Hilal Çopur: Bilmiyorsunuz. Tamam. O zaman size ticari defterlerde o sorduklarımı da sormama gerek yok, alacak şeyi tutmuyor. Bir saniye. Şimdi siz diyorsunuz ki: "35 yıllık dostuz, arkadaşız, çocuklarımız birbirine amca diyor, ailecek görüşüyoruz." Bir görsel var, açabilir miyiz? Bir tane var zaten. Bir pas geçebilir miyiz? Hani beni atlayamazsınız diyeceğim ama onu sormam olmadı şimdi, indirelim. Bunu da geçtim. Dursun mesela. 35 yıllık dost, arkadaş, çocukları birbirine amca diyen, ailecek görüşen, gizli tanık beyanında "İslam ve Rüveytis'in gayriresmî ortağıdır" denen, 2019-2025 arasında 284 irtibat kaydı olan —ki bu benim müvekkilim aracı kılınıyorsa 3,5 kat fazla oluyor— Ali İhsan Mengir ile Ali Sukas yan yana gelse, herhangi bir yerde, bu iki kişinin yan yana geldiğinde konuşacak bir alanı var mı? Sizin herhangi birini herhangi bir işlem için aracı ve şahit kılmaya ihtiyacınız var mı?
Hâkim: Bu tabii soru bir yana da bu güzel soru da... Yalnız HTS kayıtlarından üretilmiş baz şeyleri...
Elif Hilal Çopur: HTS'yi sormuyorum. HTS'yi örnek göstererek sizin herhangi birini aracı kılmaya ihtiyacınız var mı Ali Sukas ile yakınlık dereceniz olduğunu da...
Ali İhsan Mengir: Ama siz de soruyu soruyorsunuz, cevabını vererek soruyorsunuz.
Elif Hilal Çopur: Yok, sorum bu. Aracı ve şahit...
Hâkim: Avukat Bey yorumunu yapmış zaten, ne olduğunu söylemişti heyete.
Elif Hilal Çopur: Hayır, ama demek ki yanlış anlaşılmış.
Hâkim: Kimse yok, bunu sana sormadı.
Ali İhsan Mengir: Yani kimseye ihtiyacım yok. Biz 35 senedir...
Hâkim: Tamam, ihtiyacım yok dedi.
Elif Hilal Çopur: Tamam. Devam ediyorum. 24 Mayıs tarihli ifadenizde Hüsnü Yüksel Tunar'a Beykoz'da, siteden hani... Beykoz'daki sitelerden daire sattınız ya. O daire için satış sözleşmesi, protokol vesaire yapmış mıydınız?
Ali İhsan Mengir: Yani hatırlamıyorum. Biz direkt tapuyu verdik yani.
Elif Hilal Çopur: Aynen, parayı da elden... Tamam. Şimdi, diyorsunuz ya "8 milyonun 2 milyonu bankadan, 8 milyonunu elden verdi Hüsnü" diye.
Ali İhsan Mengir: Doğrudur.
Elif Hilal Çopur: Elden ödeme aldığınız oluyor satışlardan demek ki bazen.
Ali İhsan Mengir: Yok, şöyle: Biz müteahhitler daireyi satarken elimizdeki rayiç bedeller belediyeden alınır. Rayiç bedeller üzerinden... Daha önce o bize faturayı girdiği için topladığımız zaman 3 senelik bir daireydi o. Eski olduğu için aradaki kâr marjından dolayı rayiç bedelin bir tık üstünü gösterip, 2 milyon gösterip 10 milyona sattım daireyi. Zaten beyanımda da var o.
Elif Hilal Çopur: O zaman hani elden ödeme aldığınız zaman zaman olur.
Ali İhsan Mengir: Yani biz müteahhitiz, daire için 15-20 senedir...
Elif Hilal Çopur: Genel soruyorum, genel olarak.
Ali İhsan Mengir: Olur tabii.
Elif Hilal Çopur: Tamam. Şimdi, yani iki tane soru var da hangisine müdahale edilmez acaba? 25.06.2025'te düzeltme ifadesi veriyorsunuz ya, biz siz tutuklandıktan sonra tutuklanıyor müvekkilim. Sizin ifadenizden diyorsunuz ya "Beykoz'daki taşınmaz için 8 milyon elden ödedi" diye. Biz şimdi yukarıda bu ifadeleri okuyoruz, sonra da bunu okuyoruz. Peki benim müvekkilim deseydi "Ben bu 8 milyonu Ali İhsan'a verdim, onu da o götürdü" deseydi, siz kendinizi nasıl savunacaktınız?
Ali İhsan Mengir Müdafii: Efendim, iyi niyetle itiraz ediyoruz.
Elif Hilal Çopur: Tamam, bunu da... Tamam, bunu da çıkardım. Devam ediyorum. Son sorum. Bu da yine Savcı Bey'in bir sanığa sorusuydu, oradan aklıma geldi. Bunu da tutayım son olarak. Bu etkin pişmanlığın ilk günü bir sanığa "Alan aldım diyor, veren verdim diyor, siz ne diyorsunuz?" diye bir soru sormuştu. Siz buraya anlama yetkisine devam edeceğim. İfadenizde ismi geçen Ertan Yıldız itirafı... Hüsnü'yü tanımıyorum, ömrümde hiç görmedim dedi. Ertan Yıldız'ın itirafçı olmasına rağmen işte iddianamede de geçiyor, yine o da ifadesinde Hüsnü'yü tanımadığını söylüyor. Ali Sukas, Ümit Polat, Murat Or, Hüsnü... Hepsi sizin ifadelerinizi yalanlıyor. Siz... Savcı Bey'in sorusunu tekrarlayayım. Siz bu konuda ne diyorsunuz?
Hâkim: Şimdi soruyu... Soruyu alalım. Soruyu alalım.
Ali İhsan Mengir: Ertan Yıldız'ı ben de tanımıyorum zaten.
Elif Hilal Çopur: Ben de tanımıyorum işte, müvekkilim de tanımıyor.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Ali İhsan Bey, ilk ifadenizde Ümit Bey'i tanımadığınızı, bir iki defa gördüğünüzü söylüyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Doğrudur
Sevgi Dağdemir: Daha sonra tanıyorsunuz. İlk ifadenizde ama Ali Sukas’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, 30 yıllık dost olduğunuzu. İlk ifadeniz ile ikinci ifadeniz arasındaki bu farkın sebebi nedir acaba daha sonra?
Ali İhsan Mengir: Ben Ali Sukas’ı tanımıyorum demedim. Ümit Polat'ı ben tanıyorum. Kurumda birkaç sefer Ali'yi ziyarete gittiğim zaman, çok sık sık gitmedim, orada karşılaştım. Yani benim Ümit Polat'la oturup bir sohbetim, bir şeyim falan yok anlamında.
Sevgi Dağdemir: Düğünde gördüm diyorsunuz. Peki ilk...
Ali İhsan Mengir: Hatırladığım kadarıyla bir yerde karşılaştık onunla, bir yemekte mi, düğünde mi öyle bir masamıza gelmişti Ümit Bey.
Sevgi Dağdemir: İlk ifadenizde "tanımıyorum" deyip daha sonra bütün her şeyi anlatıyorsunuz.
Ali İhsan Mengir: Hayır, ben Ümit Bey'i tanımıyorum hiçbir zaman demedim.
Sevgi Dağdemir: Düğünde gördüm, kendisini tanıyorum dediniz.
Ali İhsan Mengir: Kurumda tanıştığımı biliyorum. Kendisiyle ayrı bir sohbetim olmamıştı, o anlamda demiştim.
Sevgi Dağdemir: Ali İhsan Bey, sizin ifadeleriniz Ali Sukas tarafından bir şekilde ele geçirilip ifadenin yönlendirilmesiyle alakalı arada bazı gelişmeler oldu. Siz ifade verdikten sonra...
Ali İhsan Mengir avukat: Burada itiraz ediyorum, neye göre böyle bir soru soruluyor? Neye göre bunu yüklüyorsunuz? Kafanıza göre bir senaryo kurup insanları iki dakikada... Böyle bir soru sormaya özgürlüğü yok. Ne demek yani?
Mahkeme Başkanı: Bu soruya cevap verip vermemek sizin takdirinizde, buyurun.
Sevgi Dağdemir: Vermek istiyor musunuz Ali İhsan Bey?
Ali İhsan Mengir: Sorusunu bile anlamadım başkanım.
Sevgi Dağdemir: Tamam. İfadelerinizi Ali Sukas’a gönderdiniz mi ifade verdikten sonra, göndermediniz mi?
Ali İhsan Mengir: Niye göndereyim ben Ali Sukas’a
Sevgi Dağdemir: Şimdi ihalelerle alakalı hiçbir şekilde Ali Bey'le görüşmediğinizi, işinize karışmadığınızı, çocuklarınızın bu işlerle ilgilendiğini söylediniz. Ama oğlunuzun bir ifadesi var. 24.06.2025 tarihinde. Bu ifade doğru mudur? Şöyle: "Ben tüm bildiklerimi samimi beyanlarımla anlattım. İzah ettiğim gibi, her ne kadar bu şirketlerde ortak olsam da ihale işlerini genelde Dinçer takip etmektedir. Ali Sukas ile görüşmeler ise samimiyetine binaen babam tarafından yapılmıştır. Hem babam hem de Dinçer bana talep edilen bu paraların ödenmediği takdirde Ali Sukas ve Ümit Polat'ın bizim yaptığımız iş karşılığı alacaklarımızı vermeyeceklerini ya da iş vermeyeceklerini anlatıyorlardı." Oğlunuzun verdiği ifade doğru mudur? Bu şirket işleriyle, ihalelerle alakalı bu işleri Ali Sukas’la siz mi yönetirdiniz?
Ali İhsan Mengir: Kesinlikle Ali Bey'le ben ihale konusunda hiçbir şey konuşmam. Çünkü ben, Ali arkadaşımdır, o da benden hicap eder bunu konuşmaya. Bizim oradaki işleyiş de çocuklar ihaleleri takip edip, hatırladığım kadarıyla 40'a yakın ihaleye girdiler, 4 tane veya 5 tane ihale aldılar. Onun dışında biz Ali Bey'le böyle bir görüşmemiz veya çocuğun böyle bir beyanını... Çünkü Ali Bey'le samimi olan benim, oğlumun böyle bir şeyi yoktur.
Sevgi Dağdemir: Oğlunuzun bu beyanı doğru değil, öyle mi? Oğlunuzun direkt beyanını okudum ben.
Ali İhsan Mengir: Yani düşüncesi olabilir ama öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum yani.
Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ederim.
Ali İhsan Mengir: Ben de teşekkür ederim.
DİNÇER KANTAR- YÜCEL MENGİR - ALİ İHSAN MENGİR AVUKATI MUHARREM PEÇE SAVUNMASI
Sayın Başkanım biz savunmalarımızı yazılı olarak sunacağız. Bir tane talebimiz olacak. Müvekkillerin yurt dışı çıkış yasağı var, özellikle Dinçer Kantar yönünden tedarik etmeye çalıştığı ve bu noktada iş yapmış olduğu ürünlerin yurt dışından alınması, özellikle Litvanya örneğinde olduğu gibi, yapması gereken seyahatler mevcuttur. Bu noktada yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyorum. Müvekkil Ali İhsan Mengir yönünden de hacca gidecek, o yıllardır yazılmış olduğu bir şey var, bugün bu sene 11. yılı. Yurt dışı yasağından dolayı çıkışı imkanlı olmaz. Bu nedenle yurt dışı çıkış yasağının da kaldırılmasını talep ediyoruz.
YÜCEL MENGİR SAVUNMASI – 15.09.2026
Yücel Mengir: Efendim, savcılıkta verdiğim ifadeyi tekrarlıyorum. Beraatimi ve yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını istiyorum efendim.
Hakim: Ekleceğiniz başka bir şey?
Yücel Mengir: Başka bir şey yok.
Hakim: Savcım soru var mı?
Savcı: Yücel Bey, daha demin Dinçer Bey de ifade etti. Kurtköy'deki Torf alım ihalesinde 130 TL fark meselesi var. Bu farktan doğan bir para talep edildik der yani. Talep edilen de 6 küsur milyon TL civarında bir para, doğru mu?
Yücel Mengir: Doğrudur efendim.
Savcı: Süreci biliyor musunuz?
Yücel Mengir: Ben, ben müteahhit kısmını biliyorum. Daha çok Dinçer Kantar biliyor.
Savcı: Bu 6 milyon TL'ye verilen süreçte 10 milyon TL gibi para görünen, bu Ağaç A.Ş'den. Bu daha önce yapılan işlerden oluşan bakiye mi yoksa bu işe mi alakalı?
Yücel Mengir: Yok, daha önce olan bakiyelerimiz var.
Savcı: Yani daha önce biriken bir bakiyeniz vardı?
Yücel Mengir: Evet efendim.
Savcı: Buradan 10 milyon TL para geldi, siz de bu gelen 10 milyon TL'den 6 milyon TL'yi taraflara teslim ettiniz.
Yücel Mengir: Doğrudur efendim.
Savcı: Tamam, başka sorum yok.
Hakim: Bir şey soracağım. Biraz önce Dinçer Kantar ifadesinde ortağım Yücel Mengir işlerle doğrudan alakalı değildi, o inşaat işleriyle ilgileniyordu. Sizin ifadenizde ama bu 94 bini, 10 bin doları, o 50 bini siz de aynı ifadelerle aynı şekilde anlatmışsınız.
Yücel Mengir: Evet efendim.
Hakim: Ve teslim olarak da rapor edilmiş, elden teslim edilmiştir.
Yücel Mengir: Doğrudur efendim.
Hakim: Ümit Polat'a teslim etti Dinçer. E bunları hepsini Dinçer'den mi öğrendiniz?
Yücel Mengir: Evet efendim.
Hakim: Doğrudan kendiniz şahıslarla bir ilişki içinde değilsiniz anladığım kadarıyla.
Yücel Mengir: Evet, doğrudur efendim.
MURAT OR SORUYOR
Murat Or: Başkanım, gerçi siz sordunuz yine ama ben kayda geçmesi açısından... Yücel Bey, ifadenizde şey demişsiniz: "4 Mart 2024'te ben bu parayı kendi hesabıma aktarıp çektim, sonrasında Dinçer Bey'e verdim" —500 bin lirayı kastederek— "Dinçer de Murat Or'a teslim etti" demişsiniz. Dinçer Bey de 12 Mart'ta parayı işte Murat'a teslim ettiği şeklinde ifadesinde yer alıyor ama siz yanında mıydınız o esnada?
Yücel Mengir: Yok yok, yanında değildim.
Murat Or: Değildiniz.
Hâkim: Az önce de soruldu zaten Murat Or aynı soru.
Murat Or: Bir yerde teyit kavuşturma adına da söylüyorum. O tarihte nerede olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Yücel Mengir: Ben inşaattaydım.
Murat Or: HTS baz kayıtları iddianamede... Devam etmeme gerek var mı Başkanım? O kısmı zaten biliyorsunuz ama HTS baz kayıtlarında hep beraber gösteriyor da; yani Ağaç A.Ş.deymiş 12 Mart'ta gibi... Bundan bir bilginiz yok o zaman?
Yücel Mengir: Yok, evet.
Murat Or: Teşekkür ederim.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI HİLAL ÇOPUR SORUYOR
Hilal Çopur: 24.06.2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenizde avukatınızın bir beyanı var. "Müvekkilin mevcut hastalığı beyninde kalıcı hasara sebebiyet vermiştir, bu nedenle askerden bile muaftır, tarih ve olay örgüsü konusunda karıştırdığı hususlar olabilir." diye. Bunu şahsi merakımdan sormadım. Bu soruya cevap veremeyeceğiniz bir probleminiz var mı şu an?
Yücel Mengür: Hafıza kaybım var.
Hilal Çopur: Karıştırabiliyorsunuz, tamam. Teşekkür ederim. Bir de şimdi mesela şeyi soracağım... Sormayayım ya da neyse. Görseli açabilir misiniz? Şimdi MASAK raporunda, yani aslında sizin beyanlarınız. Diyorsunuz ki "5 milyon rüşvet istendi, bağış istendi" diyorsunuz. "2,5'unu çek, 2,5'unu nakit verdik." ve bir tarih belirtiyorsunuz. Sözde bizzat çektiğiniz parayı nasıl hatırlamıyorsunuz? Onu sormamın nedeni, şu yukarıda var ya, şu yukarıda bir MASAK raporu var. Sorum bitmedi, sorum bitsin ondan sonra...
Hakim: Kendi yorumunuzu katıyorsunuz.
Hilal Çopur: Sorumu bitireyim, sonra bana itiraz edin. Belki devamına etmezsiniz. Şimdi MASAK raporunda diyor ki; siz demişsiniz ki "Menkulsa'dan 2,5 çektik ve işte 2024'te verdik." vesaire. MASAK diyor ki: "Her ne kadar Yücel böyle dese de" diyor, "2024 değil de 2025'in başı. Her ne kadar Menkulsa dese de" diyor, "Menkulsa'da bulamadık, DY'de bulduk. Her ne kadar 2.500 dese de 2.250'yi bulduk." Yani hiçbiri tutmuyor ve bu nedenle söylenmiş. Şirket sizin, %98'i sizin Menkulsa'nın. Kime sorayım bu soruyu? Bu çekin teslimiyle ilgili "ifademin arkasındayım" demiştiniz ya, çekin teslimini siz... Babanız öyle dedi ve babanıza verdiniz. Verdiğini gözünüzle görmediniz. Dolayısıyla orada o çekin teslimi konusunda başka bir şey konuşulup konuşulmadığı...
Yücel Mengür: Gözümle görmedim.
Hilal Çopur: Gözünüzle görmediniz. Tamam. Çeki ticari deftere ne şekilde kaydettiniz diyeceğim, onu bilir misiniz?
Yücel Mengür: Yok, hayır. Bilmiyorum.
Hilal Çopur: Aksini hangi yazılı belgeyle ispatlıyorsunuz? Onu da bilmiyorsunuz. Paranın teslimine dair yazılı bir...
Yücel Mengür: Yok.
Hilal Çopur: Tanımadığınız bir adama 6 milyon veriyorsunuz ya. Yani rüşvet yazacak haliniz yok ama mesela "6 milyon şu adama verildi, elden para verildi..." Götür ver, vermesin mesela. Hani verdiğinizi nasıl ispat edeceksiniz bu 6 milyar...
Hâkim: Ticari kayıtlara ilişkin bilginiz var mı?
Hilal Çopur: Yok, 6 milyona dair.
Hâkim: Avukat Hanım…
Hilal Çopur: Hayır, "Elden para verilmiştir" dersin. Götürdük, "Almadım" dese ne olacak?
Hâkim: Avukat Hanım, ne dedi?
Hilal Çopur: "Yok" dedi. Bir şey daha soracağım şirket sizin olduğu için. Şimdi burada alacaklarımızı alabilmek için "Parayı verdik" dediniz ya. Şimdi alacaklarımızı alamadığımız için işte 5 milyon para veriyorsunuz ya, diyelim Menkulsa için. Menkulsa'nın 13 Şubat 2025'te bu 2,5'u verdiğiniz iddiası var. 13 Şubat 2025'te 2.500 rüşvet verdiler iddiası bulunurken Menkulsa'nın carisi sıfır. DY Grup için verdiklerini varsayarsak 2.164.300. Yani 2.100.000 alacak için 2.250.000 rüşvet mi verdiniz? Hadi diyelim toplayalım, 7 milyon alacak için 7 milyon rüşvet mi verdiniz? Nasıl alacağını alabilmek için oluyor bu?
Hâkim: Kayıtlarla ilgili bilginiz var mı? Alacaklarla ilgili ticari defterlerle?
Yücel Mengür: Yok.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Yücel Bey geçmiş olsun. Ben size 3 teslimatlardan falan bahsediliyor. Bir tane 6 milyonluk para teslimatı, 2.5 nakit 2.5 çek. Bu teslimatlarda fiilen bulunduğunuz oldu mu hiç?
Yücel Mengir: Yok yok efendim.
Kaptan Yılmaz: Hiçbirinde bulunmadınız?
Yücel Mengir: Sordunuz avukat bey aynı soruyu.
Kaptan Yılmaz: Bu 500.000 lira bir teslim Ağaç A.Ş'de Murat'a bırakıldığı iddia edilen?
Yücel Mengir: Yokum efendim.
Kaptan Yılmaz: Hiçbirinde yoktunuz?
Kaptan Yılmaz: Yani fiilen adreslere gitmediniz?
Yücel Mengir: Yok.
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SİBEL DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Yücel Bey, size ne soracağım onu da bilmiyorum ya; her şey Dinçer Bey'den... O zaman Ümit Polat'ı... Tamam, söylüyorum. Ümit Polat'ı tanır mısınız, ne iş yapar?
Yücel Mengir: Birkaç sefer gördüm efendim.
Sevgi Dağdemir: Ne iş yapar kendisi?
Yücel Mengir: Satın Alma Müdürü.
Sevgi Dağdemir: Odasına gittiniz mi hiç, odasını bilir misiniz nerede olduğunu?
Yücel Mengir: Birkaç sefer uğradım.
Sevgi Dağdemir: Uğradınız. Ali Sukas ile babanızın yakınlığı nedir acaba?
Yücel Mengir: Eski arkadaşlıklar, o kadar.
Sevgi Dağdemir: Kaç yıllık bir dostluğu vardır?
Yücel Mengir: 4-5 sene var.
Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş.den ne zaman iş almaya başladınız? Kaç yılında?
Yücel Mengir: 2021 olması lazım.
Sevgi Dağdemir: 2021'den önce... Gerçi Başkan Bey de sordu. 2021'den önce zaten bir ticaretiniz yok. Ali Sukas'la, inşaata siz bakın dediniz galiba. Herhangi bir daire alım satım o şekilde yakın ilişkilerinizde var mıydı?
Yücel Mengir: Yok
Sevgi Dağdemir: 2016-2017 yıllarında Mengiroğlu İnşaat taraflarından daire satın aldı mı Ali Sukas?
Yücel Mengir: Hatırlamıyorum.
Sevgi Dağdemir: Tamamdır. Diğer sorum: İfadeleriniz verildikten sonra, burada bir kişinin beyanı doğrultusunda Mengirler ifadesi Ali Sukas tarafından benim müvekkilim ve Murat Or'a okunmuştu. Bu ifadelerin Ali Sukas'a ulaşmasında sizin herhangi bir etkiniz var mı? Bu ifadeler Ali Sukas'a nasıl geçmiş olabilir?
Yücel Mengir: Hatırlamıyorum, bilmiyorum efendim.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Teşekkürler.
DİNÇER KANTAR SAVUNMASI – 15.09.2026
Hâkim: Evet, 122 No.lu Eylem kapsamında suç isnadı var. Buyurun.
Dinçer Kantar: Sayın Başkan, Sayın Savcım; ben savcılıkta vermiş olduğum ifademin aynısını tekrarlıyorum. Beraatimi ve yurt dışı yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum.
Hâkim: Evet. Bu sizin firmanız DY- Grup muydu?
Dinçer Kantar: Evet.
Hâkim: Yücel Mengir ile ortaksınız.
Dinçer Kantar: Evet.
Hâkim: Bu Ümit Polat'la ilgili bu Boyner kartları talebiyle bilmem 100 bin TL'lik bir husustan anlattığımız... Şimdi orayı bir açar mısınız?
Dinçer Kantar: Yılbaşıydı Sayın Savcım. Yılbaşı zamanında bizim gibi başka firmalardan da istediklerini söylemişti. Bize dedi bir bedel söyledi. Biz de aldık, kendisine teslim ettik.
Hâkim: "Biz" dediğin kim? Yani sen... Şimdi olay nasıl gerçekleşti? Nerede görüşüldü, kim kimle görüştü, kim ne dedi? Oralara ayrıntılı gir bakalım.
Dinçer Kantar: Ümit Bey beni aradı. Kendi makamına çağırdı Ağaç A.Ş.de. Gittim. Yılbaşı olduğu için firmalardan bu tarz talepleri olduğunu söyledi. Bizden de 100 bin TL civarında yanlış hatırlamıyorsam Boyner kartı istedi. Ben de ortağım olan Yücel'i aradım. O da hazırladı, getirdi, kendisine teslim ettik.
Hâkim: Nerede teslimi gerçekleştirdin?
Dinçer Kantar: Kendi makamında.
Hâkim: Kendi makamında, evet. Bu hususu söylerken Ali Sukas'tan bahsetti mi size?
Dinçer Kantar: Yok, yok.
Hâkim: Neye göre istedi peki bunu? Siz bu firmayı ne zaman kurmuştunuz?
Dinçer Kantar: Şirket 2022 olması lazım Başkanım.
Hâkim: 2022... Ali Sukas göreve o tarihte mi gelmişti, biliyor musun, bilgin var mı?
Dinçer Kantar: Seçim 2019 zamanında geldi diye biliyorum ben.
Hâkim: 2022'de kurdunuz firmayı. 2022'de o tarihe kadar Ağaç A.Ş. ile çalıştınız mı?
Dinçer Kantar: 2022'den 25'e kadar mı? Evet. Evet, 24'e kadar çalıştık. 24'ün son... Yılbaşına kadar.
Hâkim: Peki ödemeleri nasıl alıyordunuz?
Dinçer Kantar: Ödemelerimizi normal diğer firmalarla aynı şekilde alıyorduk.
Hâkim: Bu tür benzer bir talebi daha önce Ümit Polat'ın veya Ali Sukas'ın size yönelik herhangi bir şekilde gerçekleşen böyle bir talebi var mı? Sana veya senin ortağına yönelik böyle bir talep oldu mu?
Dinçer Kantar: Ortağım zaten o ilişkilerde yoktu hiçbir şekilde. O şirketimizin inşaat bölümüyle ilgileniyordu. Biz... Ali Bey ile bizim öyle bir...
Hâkim: Ortakların da bu arada senin akraban zaten herhalde.
Dinçer Kantar: Kayınçom olur kendisi, evet. Ali Bey ile bizim öyle bir şeyimiz... Ümit Bey'in oldu. Kendi için bir 10 bin dolar civarında bir para o zaman borç olarak bizden istedi.
Hâkim: Bu ifaden de 2024 yılının başları diye anlattın.
Dinçer Kantar: Evet, evet Başkanım. Onu teslim ettik kendisine. Sıkışıklığı olduğunu söyledi, uygun zamanda geri ödeyeceğini söyledi ama 7-8 ay olmuştu biz verdik, daha geri göndermemişti bize.
Hâkim: Peki bu 10 bin dolarla bu 100 bin TL dışında... Hatta 94 bin TL'ye indirimli aldık alışveriş kartlarını demişsin ifadende. Bu 94 bin TL ve 10 bin dolar dışında herhangi bir para verdin mi Ümit Polat'a? Şahsına mı?
Dinçer Kantar: Şahsına...
Hâkim: Şahsına veya neyine yönelik veriyorsunuz? O 10 bin doları kime verdiniz sen?
Dinçer Kantar: Kendisine borç olarak. Evet, kendisine borç olarak verdim.
Hâkim: 94 bini kime verdin?
Dinçer Kantar: O da şahsına verdik. 94 bin hediye kartı içindi Başkanım.
Hâkim: Hediye kartını kime alıyordu? Şahsına mı istedi sizden? Ne olarak söyledi? Söylerken ne dedi mesela? Sen mi görüştün Ümit Polat'la? Ne dedi sana mesela, ne anlattı tam olarak orada? O 94 bin ya da daha doğrusu 100 bin diye talep etmiş herhalde. O 100 bin diye gerçekleşen bu talebi neye yönelik söyledi sana?
Dinçer Kantar: Evet ben görüştüm. Yılbaşında burada gelenek olduğunu söyledi. Firmalardan istendiğini söyledi. Ben şimdi o kısmı tam hatırlayamıyorum ama bir kısmını kendi için, bir kısmını da personellere, oradaki personele dağıtacağını söyledi. Biz de o şekilde aldık, teslim ettik kendisine.
Hâkim: Yılbaşı geleneği varmış, bayram geleneği yok muymuş? Başka için olmamış mı talep? Bir tek yılbaşında mı oluyormuş gelenek?
Dinçer Kantar: Valla hediye kartı Başkanım, yılbaşında oldu.
Hâkim: Seçim zamanı falan herhangi bir talep oldu mu?
Dinçer Kantar: Ümit Bey'in mi Başkanım?
Hâkim: Evet. Başka birinin talebi oldu mu senden?
Dinçer Kantar: Yok, yok.
Hâkim: Ağaç A.Ş.den?
Dinçer Kantar: Yok, olmadı. Biz o şeyi sadece Ümit Bey ile yaptık.
Hâkim: O görüşmeyi bir tek Ümit...
Dinçer Kantar: Evet, onun dışında kimseyle görüşmedik.
Hâkim: "Gelenek" derken neyi kastettiğini sordun mu?
Dinçer Kantar: Yılbaşı olduğunu, işte yılbaşında alışveriş kartları istendiğini, bizden de...
Hâkim: İsim verdi mi?
Dinçer Kantar: Yok, vermedi.
Hâkim: Pek şahsına istiyor. Şüphelendin mi bundan?
Dinçer Kantar: Başkanım, şahsı için de verdik. İfademde söyledim zaten.
Hâkim: 10 bin doları.
Dinçer Kantar: Yok, hediye kartı da verdik ayrıyeten.
Hâkim: Şahsı için.
Dinçer Kantar: Evet. Onu savcılık ifademde de söyledim.
Hâkim: Onu belirtirken şahsı için istediğini mi söyledi?
Dinçer Kantar: Evet, söyledi. İfademde de var.
Hâkim: Kendisi ne yapıyormuş hediye kartlarını?
Dinçer Kantar: Onun detaylarını ben sormadım Başkanım.
Hâkim: Bir de 500 bin TL çekerek diye anlattığın, ne bu? " Götürdüm, Murat Or'a elden teslim ettim." Bu nedir?
Dinçer Kantar: Evet, onu da benden Ümit Polat istedi. Seçim yardımı olarak bunu vermemiz gerektiğini söyledi.
Hâkim: Şimdi Dinçer, parça parça sordukça şey yapıyorsun. Şimdi ifadende o 94 bin lira bir var, 10 bin dolar bir var anlattığın. 500 bin TL bir var yine. Onun dışında var mı?
Dinçer Kantar: Var.
Hâkim: Ne kadar var onun dışında?
Dinçer Kantar: Onun dışında 6 milyon var.
Hâkim: Tamam. 185.760 dolar diye anlattığın. Onun dışında?
Dinçer Kantar: Bir de çek var, 2,5 milyon.
Hâkim: Bir de 2,5 milyonluk çek var.
Dinçer Kantar: Evet.
Hâkim: O da ifadenin son kısmında geçiyor, 2,5 milyon TL değerinde. Şu %15-%20 civarında diye anlattığın... Bunların dışında verdiğin herhangi bir para var mı?
Dinçer Kantar: Yok Başkanım, yok.
Hâkim: Bunları şimdi bize bu 94 bin doları... 94 bin TL'yi, 100 bin olarak talep edilen, bunu dedin ki: "Yılbaşı geleneği dedi Ümit Polat." Bunu Ümit Polat'ın şahsına bizzat teslim ettin.
Dinçer Kantar: Evet.
Hâkim: O 10 bin doları Ümit Polat kendi şahsı için istedi. Borç olarak.
Dinçer Kantar: Borç olarak, evet.
Hâkim: Borç mu istedi?
Dinçer Kantar: Evet, borç istedi.
Hâkim: İade etti mi?
Dinçer Kantar: Etmedi, hayır.
Hâkim: Onu kendisinin şahsına verdin. Onu nerede teslim ettin?
Dinçer Kantar: Onu Kurtköy'de Viaport'ta, Viaport AVM'de kendine verdik, Simit Sarayı'nda.
Hâkim: 500 bin TL ne amaçla istendi?
Dinçer Kantar: 500 bin TL seçim yardımı olarak bizden isteniyormuş.
Hâkim: Onu da mı Ümit Polat iletti sana bu şekilde?
Dinçer Kantar: Evet, kendi söyledi. Hatta ben getirince kendisini aradım, orada olmadığını, Murat Or'a bırakmam gerektiğini söyledi.
Hâkim: Sen de Murat Or'a teslim...
Dinçer Kantar: Teslim ettik Saraçhane'de.
Hâkim: Peki bu 6 milyon TL nedir? O 185.760 dolar karşılığında... Bu ne olarak talep edildi?
Dinçer Kantar: Başkanım, bu biz en son bir ihaleye girmiştik 2024 yılında. İhalede verdiğimiz fiyat yanlış hatırlamıyorsam 3.100 TL bandındaydı. Sonra biz ikinci fiyatı 2.600 TL olarak attık. Ümit Polat beni çağırdı. Dedi ki: "Bu fiyatı revize etmen lazım. Senin fiyatın, senin verdiğin 3.100 TL fiyat pazarın en düşük fiyatı. Sen 2.930 vereceksin. Aradaki farkı yukarıdan istiyorlar, oraya göndereceğiz." Ben de kendisi...
Hâkim: Aradaki fark dediğin o 3.100 ile 2.930 arasındaki fark mı?
Dinçer Kantar: Yok Başkanım.
Hâkim: Ne o zaman?
Dinçer Kantar: 2.600 fiyat verdik. O, "2.930 vereceksin" dedi. Aradaki 330 TL farkı sordu. Onu da "yukarısı" diye birisinin istediğini söyledi.
Hâkim: Kimi kastettiğini sordun mu?
Dinçer Kantar: Sordum.
Hâkim: Ne dedi?
Dinçer Kantar: Bir şey söylemedi bana Başkanım.
Hâkim: Bu girdiğiniz tek ihale miydi burada?
Dinçer Kantar: Hayır.
Hakim: Diğer ihalelerde böyle bir talep geldi mi?
Dinçer Kantar: Yok.
Hakim: Peki bu ihaleyi...
Dinçer Kantar: Evet.
Hakim: Karşılığı da hesabınıza göre 6 milyon mu tutuyordu? O aradaki farkın karşılığı.
Dinçer Kantar: Evet.
Hakim: Onu da dolar olarak verdiniz. 185.760 dolar. Bunu kime, nerede teslim ettin?
Dinçer Kantar: Evet.. Bunu biz Hüsnü Yüksel'e teslim ettik. Burhaniye'de bir ofisi vardı. Orada teslim ettim. Ama ben bunun öncesinde Ümit Bey'e bunu sormam gerektiğini söyledim. Kayınpederim Ali İhsan'a sordum. O da teyidini alınca bana söyledi, biz de parayı...
Hakim: O da teyidi kimden almış?
Dinçer Kantar: Genel Müdür'den almış.
Hakim: Genel Müdür Ali Sukas?
Dinçer Kantar: Evet, Ali Sukas.
Hakim: Sukas'ı nereden tanıyordu kayınpederin? Kayınpederim dediğin Ali İhsan Mengir.
Dinçer Kantar: Mengir. Evet.
Hakim: Ali Sukas'la görüşmüş, teyit almış.
Dinçer Kantar: Evet.
Hakim: Öyle mi?
Dinçer Kantar: Vermesi gerektiğini söyledi. Evet, Başkanım.
Hakim: Hüsnü Yüksel Tunar'a kim yönlendirdi sizi?
Dinçer Kantar: Genel Müdür yönlendirdi.
Hakim: Ali Sukas.
Dinçer Kantar: Evet.
Hakim: Nasıl? Ofisini nereden biliyordunuz? Ofisini nasıl tarif ettiler? Konum mu attılar, ne yaptılar?
Dinçer Kantar: Numarasını attı. Numarasını attılar. Ben kendim aradım. Götürdüm Burhaniye'de teslim ettim 185.000 doları.
Hakim: Onun ofisinde. Daha önce Hüsnü Yüksel Tunar'la öncesinde veya sonrasında herhangi bir yerde görüşmüşlüğün...
Dinçer Kantar: Tanımam, Başkanım. Hayatımda bir kere orada gördüm Başkanım, başka hiç görmedim.
Hakim: Hiçbir şekilde görmedin.
Dinçer Kantar: Numarasını dahi kaydetmedim.
Hakim: Nereden yaptın görüşmeyi telefonda?
Dinçer Kantar: Normal hattan.
Hakim: Normal. Hattan aradın yoksa bu internet tabanlılardan mı?
Dinçer Kantar: Yok, normal hattan aradım Başkanım.
Hakim: Hani bunun dışındaki 2,5 milyonluk çek nedir?
Dinçer Kantar: Onun dışındaki 2,5'luk çek de, o konuya ben tam vakıf değilim Başkanım. O görüşmeyi de kayınpederim yapmıştı.
Hakim: Kimle yaptı o görüşmeyi? Yine Ali Sukas'la mı?
Dinçer Kantar: Onu da Genel Müdürle yaptı yanlış bilmiyorsam. Onu da Hüsnü Bey'e teslim etmiş.
Hakim: Etmiş diyorsun. Bilgin doğrudan yok. Kayınpederin Ali İhsan Mengir...
Dinçer Kantar: Evet. Evet.
Hakim: Peki, ekleyeceğin, söyleyeceğin başka bir şey var mı?
Dinçer Kantar: Yok, Başkanım.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Beni tanıyor musunuz?
Dinçer Kantar: Tanımıyorum.
Hüsnü Yüksel Tunar: Hiç mi tanımıyorsunuz?
Dinçer Kantar: Evet tanımıyorum.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de sizi tanımıyorum. Doları teslim ettiğinizi söylediğiniz kişi...
Dinçer Kantar: Evet doğru.
Hüsnü Yüksel Tunar: Burhaniye'ye geldiniz?
Dinçer Kantar: Evet .
Hüsnü Yüksel Tunar: Benim Burhaniye'de ofisim mi var? Burada
Dinçer Kantar: Bulgurlu'da evet.
Hüsnü Yüksel Tunar: Burhaniye'de. 2 kez?
Dinçer Kantar: Tarif edebilirim yeri.
Hakim: Ofisi bir tarif et gittiğin ofisi..
Dinçer Kantar: Başkanım, bu Medicana Hastanesi'nin oradan soldan aşağıya yani o Bulgurlu'ya inen o şeye inen tarafa doğru iniyorsunuz hemen caddeye çıkmadan sağda ofisi.
Hakim: Nasıl bir bina ofisi?
Dinçer Kantar: 3-4 katlı bir bina. Yanlış hatırlamıyorsam 3-4 katlı bir bina.
Hakim: Kaçıncı katta olduğuna dair ayrıntıları söylerseniz...
Dinçer Kantar: Girişin üstü olması lazım yanlış hatırlamıyorsam. Zaten girmemiz çıkmamız 2 dakika. Yücel de benimle beraberdi bu arada başkanım, ortağım olan Yücel. İkimiz beraberlik. Beraber gidip teslim ettik. O belki daha iyi hatırlar.
MURAT OR SORUYOR
Murat Or: Randevu süreçleri ve Ali Bey ile görüşmeler haricinde benimle bir irtibatınız, görüşmeniz oldu mu?
Dinçer Kantar: Hiç olmadı.
Murat Or: Bir de şimdi başkanım sordu gerçi ama Ümit Polat orada olmadığı için Murat'a teslim ettiniz.
Dinçer Kantar: Doğru.
Murat Or: Yani Ümit Polat'ı beklediniz, orada olmadığı için aradınız.
Dinçer Kantar: Doğru.
Murat Or: O da "Bana yönlendir, teslim et." dedi.
Mahkeme Başkanı: Teslim ettiğiniz şeyin para olduğu hususunda Murat Or'un bir bilgisi var mıydı? Nasıl, neyle teslim ettiniz? Poşet mi, çanta mı, ne?
Dinçer Kantar: Poşet, siyah poşetle verdim.
Mahkeme Başkanı: İçinde ne olduğuna dair Hiçbir şey söylemedin mi?
Dinçer Kantar: Hiçbir şey söylemedim.
Mahkeme Başkanı: Sadece oradan teslim ettiniz. Poşetin ağzı kapalı mıydı?
Dinçer Kantar: Evet. Hatta Fatih Yağcı'ya bırakacaktım. O da yoktu. Ben de Murat Bey'e gittim, bıraktım. Ne diyerek bıraktın kendisine? "Ümit Bey bunu size bırakmamı istedi." dedim. Murat, Murat Abi de bana "Tamam." dedi. Öyle çıktım ben de.
Mahkeme Başkanı: Tamam. Buyrun devam edin
Murat Or: Bu kadar. Teşekkürler.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Dinçer Ağaç AŞ kaç yerleşkesi var?
Dinçer Kantar: Bildiğim kadarıyla 2.
Ali Sukas: Yani sizin malzeme verdiğiniz ve makinalarınızın çalıştığı yer?
Dinçer Kantar: Evet evet, doğru.
Ali Sukas: Yani Kurnaköy ve Ali Beyköy?
Dinçer Kantar: Doğrudur.
Ali Sukas: Siz tedarik yaptığınız ürünleri buralara mı teslim ediyordunuz?
Dinçer Kantar: Evet .
Ali Sukas: Aynı zamanda buralarda toprak eleme elekleriniz ve çalışanlarınız var mıydı?
Dinçer Kantar: Doğrudur, vardı.
Ali Sukas: Sık sık gidip gelir miydiniz?
Dinçer Kantar: Evet ben gider gelirdim. Takip etmem gerekiyordu çünkü.
Ali Sukas: Gidip geldiğinizde benim makamda olup olmadığımı soruyor muydunuz veya aracımı görüyor muydunuz makam aracını?
Dinçer Kantar: Yani benim sizle bir çok çok fazla bir işim olmadığı için ben daha çok kendi işlerimle ilgileniyordum.
Ali Sukas: Yani ifadende şunu söylemişsin işte o 16 milyon meselesinde. İşte ben parayı hazırladım Kurnaköy’e gittik. Kurnaköy’de Ali Sukas’la görüşüp genel müdürlük o Hüsnü Bey’e yönlendirdi. Dövize çevirin Hüsnü Bey’e bırakın gibi bir ifaden var. Bu ifade senin mi?
Dinçer Kantar: Evet bu ifade benim. Ben orada heyecanla bu şekilde söylemiş olabilirim. Ben tam şimdi Yücel de beni teyit edebilir başkanım.
Ali Sukas: Onun ifadesi de aynı zaten de onu yazmışlar. Çok önemi yok onun. Yani sen Kurnaköy’e geldiğinde genel müdürlüğün Kurnaköy binasının önünden mi geçerek toprak sahaya geçiyordun değil mi?
Dinçer Kantar: Doğrudur.
Ali Sukas: Dolayısıyla bir makam aracı da orada oluyordu?
Dinçer Kantar: Doğrudur.
Ali Sukas: Orda olduğum zamanlar?
Dinçer Kantar: Doğrudur.
Ali Sukas: Tamam teşekkürler. Dinçer Bey bu Ebazer Çelik kim tanıyor musunuz?
Dinçer Kantar: Kim?
Ali Sukas: Ebazer Çelik.
Dinçer Kantar: Abuzer Çelik?
Ali Sukas: Abuzer Çelik.
Dinçer Kantar: Tanıyorum.
Ali Sukas: Nasıl tanıştınız kim tanıştırdı sizi?
Dinçer Kantar: Ümit Polat beni tanıştırdı.
Ali Sukas: Bir ilişkinizin çerçevesini kısaca anlatma şansınız var mı?
Dinçer Kantar: Biz ithal torf ihalesine katılmayı düşünüyorduk. Ümit Bey ile paylaşmıştık bunu. Çalışmalarımız vardı o yönde. Bir Bünyamin bir Abuzer bir arkadaş daha vardı Belarus'ta bu işleri organize eden. Türk kenti orada orada yaşıyorlar. Bunların içinde bizim anlaşabileceğimizin hangisi olduğunu sorduk. Abuzer'e yönlendirdiler bizi. Hala çalışmalarımız devam ediyor. Abuzer bizim adımıza orada organize ediyor.
Hakim: Ne iş yapar bu Abuzer?
Dinçer Kantar: Abuzer Belarus'ta fabrikayla bağlantıları var.
Hakim: Sizi niye tanıştırdı? Yani ne amaçla sizi bir araya getirdi?
Dinçer Kantar: Biz ithal torfu oradan...
Hakim: Oradan temin etmek için?
Dinçer Kantar: Tabii temin edebilmek için tanıştırdı. Aslında Abuzer de aracı gibi. Orada Müjdat Bey diye biri var.
Hakim: Üretici var.
Dinçer Kantar: Yani Müjdat Bey diye biri var daha çok işi organize eden o.
Hakim: Bu soruyu şu nedenle sorduk.
Ali Sukas: Türkiye'de elinizdeki torf malzemesinin Türkiye'de pazarlanması ile ilgili Ümit Polat'tan destek istediniz mi?
Dinçer Kantar: İstedim ama...
Ali Sukas: Tamam teşekkürler.
Dinçer Kantar: Bir sonuç alamadım.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI ELİF HİLAL ÇOPUR SORUYOR
Elif Hilal Çopur: Rüşvetle ilgili zaten ne için verildi, nereye verildi bilgim yok dediniz. Onu geçiyorum. Hüsnü Yüksel Tunar müdafii Elif Hilal Çopur.
Elif Hilal Çopur: Şimdi bu kayınpederinizin ve ortağınızın 5 milyon rüşvet istenmesine dair bir ifadesi var. Siz bu 200.000 TL'lik yardım kartından bahsetmenize rağmen 2 milyon 250 istenen paradan hiç bahsetmiyorsunuz. Mahkeme başkanı burada sanık Erhan Ünal vardı. Ona demiştiniz yani %1 bile şirketinde şirket ortaklığın olsa bilirsin, nasıl bilmiyorsun demişti. Ben yine size söyleyeyim. Şirketinizden 2 milyon 250 çekilmiş de sizin çalıştığınız bir yerin genel müdürüne verilmiş de siz 94.000 liralık yardım kartını hatırlıyorsunuz da 2 milyon 250 çekiliyor onlar falan oralar siz hatırlamıyorsunuz. Onlar sizin beyanlarınızda yok.
Dinçer Kantar: Ben hatırlamıyorum diye bir şey demedim ki.
Elif Hilal Çopur: Sizin beyanınızda yok 2 250 çekildiği verildi. Beyanlarınızın arkasındayım dediniz ya. Sizin böyle böyle bir beyanınız yok ama Hüsnü Bey var. Size şirketinizden çek çekiliyor ya sizin nasıl haberiniz yok?
Dinçer Kantar: Hayır. Bizim şirketlerimizden 2 milyon 250 bin lira çekilip kimseye verilmedi.
Elif Hilal Çopur: Tamam. Devam ediyorum. 1 numaralı slaydı açabilir misiniz Dinçer diye? Siz, Dinçer Bey, diyorsunuz ki 54 milyon Torf ihalesi ile ilgili diyorsunuz ihaleye teklif verdik. Kazandıktan sonra, bu ihale bittikten sonra akabinde 14 milyon 14'ünde para yatırıldı, 13'ünde para yatırıldı, 14'ünde de ben çektim, dövize çevirdim falan yer hikayesi var. Sen daha ihaleyi kazanmadan nasıl 14'ünde ihaleyi kazandık diye içinden ödendi de 6 milyonu verdik diyebiliyorsun? Daha ihale yapılmamış ki.
Dinçer Kantar: İhale bedeli tamamlandıktan sonra yani...
Elif Hilal Çopur: Kazandık demişsin ama.
Dinçer Kantar: Tamam da biz ihaleyi kazandıktan sonra ihale iştiraklere gitti. Oraya gidip gelmesi bir bir buçuk ay zaman alıyordu. Biz parayı verdikten sonra bizim ihalemiz iştiraklerde onaylandı.
Elif Hilal Çopur: Bir aşağı kaydırabilir misiniz? İhale aşağı biraz daha inin. İhale 24.06 Bak sen diyorsun ki ben bu ihaleyi kazandım, paramın 10 milyonunu yatırdım. Aşırı an altıyı çektim, Hüsnü'ye verdim. Beni katmasan umurumda değil, bak bunla ilgilenmiyorum ama bizi kattığınız için hikayeyi yalan anlatan var da. 14'ünde daha ihale...
Hakim: Avukat Bey mikrofonunu bir açalım sanık müdafii.
Elif Hilal Çopur: 14'ünde daha ihale...
Avukat: Muhterem Mahkeme Başkanı, efendim soruyu sorarken sorulan yanlış sorunun doğru cevabı olmaz. Müvekkil, müsaade et. Müvekkilin önceden ifadesinde şunu söyledi. Bu ifade hiç çarpıtılmasın. İçeride zaten müvekkilin alacağı var. O 10 milyon gelişigüzel, orada da hiçbir alacak yokken ödenmiş bir rakam değil.
Elif Hilal Çopur: İtiraz mı cevap mı? Cevabı siz mi veriyorsunuz? İtiraz nerde?
Avukat: Siz soruyu sorarken, özür dilerim, siz diyorsunuz ki sizin sorunuz şu; siz olmayan gerçeğe üretiyorsunuz, diyorsunuz ki...
Hakim: İtirazının sebebi ne yani Avukat Beyin ne amaçla itiraz ettiğini...
Avukat: Avukat Hanım şunu söylüyor. Diyor ki siz bir ihale aldınız 54 milyon. Arkadaş daha ihale onanmadan size bir 10 milyon verildi. Bunun onanmayan ihale bedelinden...
Hakim: Sorunun sorulma şekline mi itiraz ediyorsun?
Avukat: Efendim, sorunun soruluş şekli aynı zamanda hakikatle örtüşmeyen bir çarpıtma içeriyor. Yani hani müvekkilin zaten A.Ş.'den olan alacağına mahsuben gönderilen bir para var. Hani ifadeleri lütfen doğru...
Hakim: Soruyu bir daha alalım.
Elif Hilal Çopur: Ben itirazı anlamadım. Soruyla ilgili bir problem yok. Kendi ifadeni oku. Biz ihaleye bilmem ne 2.900 bilmem ne. Beni hiç ilgilendirmiyor benim ne ne yapıldığı. Biz D.Y. Grup olarak biz ihaleyi kazandık. İhale bittikten sonra 10 milyon ödendi. Akabinde 14'ünde altıyı çektim... Ben de diyorum ki ihale 24'ünde kazanılmış. Aşağı in. Sorum yanlışsa siz sen doğru anla. 24'ünde kazanmışsın. İhaleyi kazandıktan sonra diyorsun ya, daha ihaleyi kazanmamışsın ki.
Dinçer Kantar: Kazanmış mıyım 24'ünde, onaylanmış mı?
Elif Hilal Çopur: Kazan... İhale 24'ünde yapılmış. Sen 14'ünde yapıldı... İhale ne zaman kazanılıyor? Onaylandığında kazanıyorsun ya.
Avukat: Sayın Başkan, söz alabilir miyim?
Hakim: Bilgi eksikliği var diye araya girmeyelim. Sorunun sorulma tarzına itirazınız varsa... Müvekkiliniz cevabı versin. Buyurun cevabı alaım
Elif Hilal Çopur: Ben sorumu bitireyim, anladım Hüsnü Bey'i. Bir saniye. Ben sorumu bitireyim, anlamadım.
Dinçer Kantar: Soruyu cevaplayayım. Başkanım soruyu... Ben soruyu anladım ve cevabı verdiğim gibi.
Hakim: Bir daha alalım cevabı, söyle.
Dinçer Kantar: Cevabı şu şekilde; ben ihalelere tekliflerimi attım. Dosya iştiraklere gitti. İştiraklerde onaylanmadan önce benden para istendi. Benim mevcut bakiyem zaten müsaatti. Bana 6 milyon 10 milyon para geldi. Ben 6 milyonu çekip dövize teslim ettim.
Elif Hilal Çopur: Başka bir hikaye bu, başka bir hikaye. Ben beni...
Hakim: Yoruma gerek yok. Soruyu alalım.
Elif Hilal Çopur: Tamam. Onu öğrenmek istediğim şey bu. Şimdi siz bu 6 milyon paraya dair elden teslim ettim diyorsunuz ya...
Dinçer Kantar: Evet, evet.
Elif Hilal Çopur: 14 Nisan mıydı? Savcı Bey aynı soruyu sormuştu. Elden ilgili "Elden para verdim" diyorsunuz Savcı Bey'e. Elden para verdim diyorsunuz. Neyle belgelediniz diyorsunuz demişti. Ben de size sorayım, bir belgeniz var mı 6 milyonu teslim ettiğinize dair?
Dinçer Kantar: Ben hepsini, belgelerini, dövizi hangi gün paraya çevirdiğimi...
Elif Hilal Çopur: Teslime dair belge demek istedim. Sorum bu. Teslim ettiğinize dair.
Dinçer Kantar: Elimde teslime dair bir belge yok. Banka dekontlarını belge olarak sayıyorsanız onlar var, başka bir şey yok.
Elif Hilal Çopur: Anlıyorum, devam ediyorum. Beni değil, ben onu o şeyi...
Hakim: Avukat Bey, siz yorum yapmazsanız sanık da yorumla cevap verir. Yapmayın. Onu ona karşı laf kalabalığı yapıp buna girmeyin. Direkt soru olarak soralım, cevabını da alalım. Bu şekilde ilerleyelim.
Elif Hilal Çopur: Dinçer Bey, benim sizden alacağınız bizim hiçbir problemimiz...
Hakim: Avukat Bey, lütfen...
Elif Hilal Çopur: A.Ş.'den 3 milyon 500 bin liraya menkul çekini size 16.12.2020'de teslim etmiş. Siz bu çeki ne zaman teslim... 24.12.2020. Aşağıda var. Vadesi 20 Şubat bu çekin. 20 Şubat'ta da hesaba düşüyor. Arada var 2 ay 4 gün. İddianıza göre 2 ay 4 gün boyunca müvekkile teslim edilen çekin tahsil edilerek kendisine geri dönmesini bekliyor. Ama ticari kayıtlarda bir yandan da şirketler nakit ödeme yapmaya devam ediyor. Mesela çekin tahsil günü gelene kadar Menkul S.A. çek bedelinden daha fazla 3 milyon 523 bin bin lira nakit ödüyor.
D.Y. Grup'a çekin verilme tarihi ile tahsili arasında 6 milyon 377 bin bilmem ne kadar nakit ödüyor. Bu nakit ödemelerden rüşvet almıyor, alıp almadığı da beni ilgilendirmiyor siz bizi kattığınız için. Hatta aynı gün D.Y. Grup firmasına 20 Ocak'ta bak ama 16.12'de ya bu çekler. D.Y.'ye bakın. Orada mesela çeklerden 20 Ocak vadeli çek var. Sizden istenen 5 milyon rüşvet. 4 buçuk milyonluk çek var. O 20 Ocak vadeli çeki de almıyor, aynı gün verdiği Şubat'takini alıyor. Ben de diyorum ki yani niye bekliyor da böyle alıyor? Ocak ama aynı gün 16.12'de çek veriyorsun.
Avukat: Sayın başkan tekrar itiraz ediyorum, yorum oluşturma amacıyla...
Elif Hilal Çopur: Şirketiniden verilmiş. Sen demiyor musun 5 milyon isteniyorsun diye? Niye Ocak'takini almıyor, Şubat'takini niye bekliyordu bir yandan da nakit ödeniyor?
Hakim: Cevap verip vermeme hakki müvekkilinizde.
Elif Hilal Çopur: Evet, ben de ben de soru vermiyorsunuz zaten.
Avukat: Sayın Başkan, her bir soru zaman alıyor. Mesela...
Hakim: Avukat Bey, zamanı biz değerlendiriyoruz. Merak etmeyin. Zaten bir sürü duruşma var zaten, evet. Avukat Hanım, lütfen taraflı şeye gitmeyin.
Elif Hilal Çopur: Ama bana niye bana sataşıyor ki? Ben sorumu soruyorum.
Hakim: İtiraz hakkını tabii ki kullanacaktır. İtiraz ediyor yani siz...
Elif Hilal Çopur: Sizce neden aynı gün...
Dinçer Kantar: Başkanım, ben şöyle; ben bu rakamları şu anda hatırlayamıyorum ama benim verdiğim çekin nereden çıktığı bellidir. Bu sorulara artık cevap vermek istemiyorum.
Elif Hilal Çopur: Tamam, geçiyorum. Çeki, defter ve kayıtlarınıza ne şekilde işlendiniz?
Dinçer Kantar: Ben bilmiyorum, onu muhasebe biliyor. Ben işlerle ilgilenmiyorum.
Elif Hilal Çopur: Peki bu çeklerin ve şeylerin aksine yani ticari kayıtların aksine hangi yazılı belgeyle ispat ediyorsunuz? Yazılı belgeyle ispat ediyorsunuz?
Dinçer Kantar: Soruyu bir daha alayım.
Elif Hilal Çopur: Hangi çeklerin, defter kayıtlarınız, banka kayıtları, ticari kayıtlar aksine hangi... Rüşvet için diyorsunuz ya, onu hangi yazılı belge...
Avukat: Banka kaydıyla ispatlıyoruz, çek çıktığı yer belli. Yani Avukat Hanım onu da bilmiyor.
Elif Hilal Çopur: Sizin elinizde belge var mı? Çeki sen rüşvet için diyorsun. Rüşvet için olduğunu hangi yazılı belgeyle, defterine rüşvet yazmıyorsun ya. Hangi yazılı belgeyle ispat ediyorsunuz diyorum, soru bu kadar.
Dinçer Kantar: Çeki teslim eden Kayınpederim olduğunu, Başkanım, ben size izah ettim.
Hakim: Avukat Hanım, yani ama bakın soruyu soruyorsunuz, sürekli tartışma halindesiniz.
Elif Hilal Çopur: Tartışmıyorum aslında ama o müdahale... Ben sanığa dedim itiraz diye.
Hakim: Oradan tabii ki müdahale gelir, gelebilir. O sanığın avukatı olarak itiraz hakkı var. Soru sorulup sorulmayacağına kararını sonunda veririz. Bunlar karşılıklı diyalogdur. Şimdi benim aranızdaki husumeti bu noktaya dökmeyin yani. Biz buna... Ben anladın mı sorunun ne olduğunu, Dinçer Kantar.
Dinçer Kantar: Sorunun ne olduğunu anladım.
Hakim: Siz cevap ver bize.
Dinçer Kantar: Cevap şu, Başkanım. Çeki ben kayınpederime aldım. Bütün çekleri zaten ortağıma ben ödemelerin ortağıma teslim ederdim. Oradan 2,5 milyon olan Şubat vadeli çeki kayınpederim Hüsnü Yüksel'e teslim etmiş. Benim bildiğim bu.
Elif Hilal Çopur: Tamam, teşekkürler.
Dinçer Kantar: Hüsnü Yüksel'e verilenlerle ilgili bir evrak, bir yazılı kağıt almadım. Bunun karşılığında da çektiğim para tarihlerinin dekontlarını çıkarttım. öne sürdüm. Başka elimde olan bir şey yok.
Elif Hilal Çopur: Bir sorum daha var. Hani dediniz ya ben Hüsnü'ye ben görüştüm telefonla, 2019-2025 arası hiçbir HTS, şey, telefon kaydınız yok. Buna ne diyeceksin?
Hakim: Telefon kayıtlarının olup olmadığına biz bakarız Avukat Hanım. Sanık ne diyecek buna, diyeceğini demiş zaten.
Elif Hilal Çopur: Tamam.
ÜMİT POLAT AVUKATI SİBEL DAĞDEMİR
Sevgi Dağdemir: Benim birkaç sorum olacak. Sorularımdan bir tanesi: 500 bin TL'yi Murat Or'a teslim ettiğiniz zaman —orayı kaçırmış olabilirim— Ümit Bey sizi telefonla mı aradı, siz mi onu aradınız, Ümit Bey size ne dedi?
Dinçer Kantar: Ben aradım. Hazır olduğunu söyledim. O da bana "Fatih Yağcı'ya bırak" dedi. Aradım, Fatih'in de olmadığını öğrenince "Murat Or'a bırak" dedi bana.
Sevgi Dağdemir: Peki, Ümit Bey "Ben yokum" mu dedi, ne dedi orada?
Dinçer Kantar: Evet, kendisi olmadığını söyledi.
Sevgi Dağdemir: Başkanım, bu hususa dikkat çekmenizi istiyorum. Ümit Bey'in de ortak baz... Tamam, yani baz kayıtlarında Ümit Bey de o tarihte iş yerinde ve Ümit Bey ile hiçbir HTS kaydınız yok. Sadece Fatih Yağcı ile 8 adet HTS kaydınız var.
Hâkim: Avukat Hanım, açıklamaya gerek yok, soruyu sorun.
Sevgi Dağdemir: Tamam Başkanım, diğer sorumu sorayım. Menkulse firması ne zaman kuruldu?
Dinçer Kantar: 2020.
Sevgi Dağdemir: DY- Grup'u da söylemiştiniz, 2023. Bu firmada da, şey, torf ihalesini aldıktan sonra sizi şirketten kim aradı, kim para istedi? Bu ihale farkını nasıl istediler sizden?
Dinçer Kantar: Ümit Bey beni kendi makamına çağırdı.
Sevgi Dağdemir: Makamına mı çağırdı? Ne dedi, söyleyebilir misiniz?
Dinçer Kantar: Aradaki 330 TL fark...
Hâkim: O kısmı anlattı zaten Avukat Hanım.
Sevgi Dağdemir: Tamam ama Başkanım, çelişki var. Neyse, siz dikkat etmişsinizdir zaten, tamam. Ona da bir şey söylemeyeceğim artık. Ümit Bey ile şöyle bir konuşma yaptınız mı: "Benim kayınpederimle o yıllardır dostuz. Bizden bile 7 milyon istedi a... a... k..." demeyeceğim o zaman ben, öyle söylemek istiyorum. Böyle bir konuşma yaptınız mı Ümit Bey ile?
Dinçer Kantar: Ya ben mizacım olarak öyle bir şeyi hiçbir yerde konuşacak bir insan değilim.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Burada söylemediniz, hep böyle bir şeyleri sırayla Başkan Bey saydırdı da... Sizden 2.000 dolar gibi bir para istendi mi?
Dinçer Kantar: Evet.
Sevgi Dağdemir: Onu ne zaman, kim istedi, nasıl istedi?
Dinçer Kantar: Tarihleri verdiğim ifadede var, orada dekontları da var.
Sevgi Dağdemir: Tamam, kim istedi? 2.000 dolar ne parası?
Dinçer Kantar: Ümit Polat kendi için istedi.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Ümit Polat sizden A101 ve BİM kartı kaç kere istedi?
Dinçer Kantar: İki kere olması lazım.
Sevgi Dağdemir: Onların tarihini hatırlıyor musunuz?
Dinçer Kantar: Hatırlamıyorum, ifademde var onlar da, dekontları da var.
Sevgi Dağdemir: Diğer sorum: Bu A101, BİM kartlarını geleneksel olarak mı istendi, yoksa "Alacaklarını alamazsınız" diye mi istendi?
Dinçer Kantar: Ramazanlarda, işte Kurban Bayramlarında bu tarz kartların istendiğini söyledi. Biz de o şekilde aldık, teslim ettik.
Sevgi Dağdemir: Ama ifadenizde "Alacaklarımı alamazsam" diye bir beyanınız var. Bunların içinden hangisi doğru?
Dinçer Kantar: BİM kartları mı?
Sevgi Dağdemir: Evet.
Dinçer Kantar: BİM kartları için ben öyle bir şey söylemedim.
Sevgi Dağdemir: Başkan Bey, bakar mısınız? Beyanınızın ardında duramıyorsunuz, inkâr ediyorsunuz. Tamam, benim sorularım bu kadar.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Dinçer bey, ilk sorum, bu DY Grup ve MMC iki firması size ait değil mi?
Dinçer Kantar: Evet, evet benim.
Kaptan Yılmaz: 10.000 dolar talebinden bahsediyorsunuz. Savcılıktaki ifadenizde diyorsunuz ki, başında bir sıkıntı olduğunu, paranın onun için lazım olduğunu, ileride belki bir gün geri verebileceğini söyledi. Burada borç olarak söylediğini ifade ediyorsunuz. Borç mu, ileride bir gün verebilirim mi? Tam tabiri neydi?
Dinçer Kantar: Ben ifademde de borç olarak istendiğini, geri verilmediğini söyledim.
Kaptan Yılmaz: İleride belki bir gün geri verebileceğini diyor.
Dinçer Kantar: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: Bu bir 2.000 dolar talep ediliyor ve 2.000 doları da şahsına verdim dediniz. Ali Sukas'ın bu iki para talebiyle hiç alakası yok?
Dinçer Kantar: Yok.
Kaptan Yılmaz: Tamam. 500.000 dolar, 500.000 TL seçim yardımı talebiyle ilgili Ali Sukas’la ile ilgili bir şey söyledi mi size?
Dinçer Kantar: Talebin yukarıdan olduğunu söyledi ikisi için de.
Kaptan Yılmaz: Ali Sukas'ın adını söyledi mi yoksa?
Dinçer Kantar: Kullanmadı.
Kaptan Yılmaz: Yani Ümit Polat, 500 bin lira yukarıdan istiyorlar diye istedi. Ali Sukas'ın adını kullanmadı
Dinçer Kantar: Kullanmadı.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Bu İthalat Torf İhalesi ile bu 2.930'luk teklifinizle ilgili soracağım. Biraz önce meslektaş sordu. Şimdi Yücel Bey, biz kayıtlara baktık, meslektaşımın da yansıttığı kayıtlarda. Şimdi sizden önce bir yaklaşık maliyet teklifi istenmiş. Biliyor musunuz bu işi? Şirketlerin işleyişini siz mi yürütüyorsunuz?
Yücel: Evet.
Kaptan Yılmaz: Yücel Bey veya Ali İhsan Bey'in doğrudan şeyi yok anladığım kadarıyla. Onun için size sorayım, doğru kişiye sorayım diye.
Dinçer Kantar: Yücel'in hiçbir bilgisi yok. Yücel Bey tamamen inşaat bölümüyle ilgili.
Kaptan Yılmaz: Peki, o zaman doğru kişiye soruyorum. Şimdi bir yaklaşık maliyet belirleniyor ihalede. Belli işte, belli üç beş firmadan hani hangi rakamda çıkılacağını belirlemek için maliyet alınıyor. Siz bu maliyet teklifine bir teklif vermişsiniz. Hatırlıyor musunuz, kaçtan maliyet için teklif verdiniz?
Dinçer Kantar: Hayır
Kaptan Yılmaz: 3.175 lira teklif vermişsiniz.
Dinçer Kantar: Evet.
Kaptan Yılmaz: Peki, maliyet için verdiğiniz teklifle, çünkü firmalar bazen hem maliyet teklifi veriyor hem ihaleye de katılıp teklif veriyorlar. Arada çok fark olur mu maliyet için verdiğiniz teklifle ihaleye vereceğiniz teklif arasında? Yani sizden maliyet sorulduğunda 10 lira teklif verdiğiniz, maliyeti 10 lira olur diye bilgi verdiğiniz bir dosyaya, ihaleye çıktığında mutlak her ihalede değişir ama yüzde kaç oynar?
Dinçer Kantar: Sorduğunuz soruyu anladım Kaptan Bey. Aradaki makas, aralarının fazla olduğunu söylemek istiyorsunuz.
Kaptan Yılmaz: Aynen. Ben o zaman anladıysanız 2.600 çünkü teklif verdim diyorsunuz, 3.175 diğer teklif.
Dinçer Kantar: Doğru, ben izah edeyim. Bizim Türkiye'de elinde malzeme kalan bir firma vardı. Biz oradan aşağı yukarı 6.000 metreküp malzeme bağladığımız için önceden, onun için biz elimizde olduğu için biz oradan maliyeti düşürdük.
Kaptan Yılmaz: Peki 3.175'lik teklifi, maliyet teklifini niye o kadar yüksek verdiniz? Yaklaşık maliyeti anlaşmanız var elinizde?
Dinçer Kantar: Bizimki ithalat maliyetimiz farklı. Türkiye'den yakaladığınız zaman ucuza aldığınız fiyatlar çok farklı.
Kaptan Yılmaz: Çünkü diğerlerinin maliyet teklifleri de sizin 2.600 teklifinizden çok uzak. 3.000 TL civarında diğer teklifler. Onun için sordum. Tamam. Diğer bir sorum. Şimdi biraz önce meslektaş sordu, onu ben biraz daha açarak sorayım. Şimdi siz diyorsunuz ki, ihale iştiraklere gidip oradan onaylanmasını bekliyoruz.
Dinçer Kantar: Bana söyleneni söylüyorum.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Yani teknik olarak bilmeyebilirsiniz. Yani size Ağaç A.Ş.'de ihaleniz onaylandı, bu iştiraklere gidecek, oradan onaylandıktan sonra siz ihaleniz kesinleşecek derler, evet.
Dinçer Kantar: Bir bedeli, bir bedeli geçtikten sonra iştiraklere gitmesi gerekiyormuş.
Kaptan Yılmaz: Peki, Ümit Bey söyledi, tamam. Tarihleri hatırlıyor musunuz peki Dinçer Bey?
Dinçer Kantar: 2024
Kaptan Yılmaz: Yok yok, hatta bu yıl olarak çok aradan zaman geçmiş. İhale ve onay tarihi, bu çek verdiğiniz tarih, bunlar çok önemli. Ne tarih hatırlama şansınız var mı? İfadenizde, çünkü onay... Mesela teklifi ne zaman verdiniz, onu hatırlıyor musunuz?
Dinçer Kantar: Hatırlamıyorum.
Kaptan Yılmaz: Bu ihale onay tarihinden ne kadar önceden, onu şey edebiliyor musunuz?
Dinçer Kantar’ın avukatı: Sayın Başkanım, şu noktada bir itirazım olacak. Bütün bu ön teklifler, birinci ve ikinci tekliflerin hepsi zaten resmi olarak kurum kayıtlarında var.
Mahkeme Başkanı: Bu soruları sormanın herhangi bir mahsuru yok.
Dinçer Kantar’ın avukatı: Yok, yani şu an yanlışlıkla hafızayı beşer nisyan ile maluldür. Yanlış bir şey söyleyip oradan farklı bir sonuca gitmeyelim diye, risk olabilir. Yanlış bir şey olabilir, bu riski almaya gerek yok. Birinci ve ikinci teklif şeylerde resmi olarak kayıtlarda mevcut.
Mahkeme Başkanı: Peki sıradaki soruya geçelim.
Kaptan Yılmaz: Geçtim. Ali İhsan Mengir, 25/6/2024 tarihli Torf İhalesi'nden sonra yaklaşık 40 milyon alacağımız birikti diyor. Sizin ifadenize baktım. 20 milyon alacağım birikti diyorsunuz. Siz daha iyi bildiğiniz için size teyit ettireyim. Bu ihale tarihinde alacağınız 40 milyon mu, 20 milyon mu, yaklaşık hatırlıyor musunuz?
Dinçer Kantar: Bu en son yaptığımız mı?
Kaptan Yılmaz: Yani siz de hani oradaki ifadede şu: Ali Sukas’ın Ağaç A.Ş.'den yaptığımız işlerin karşılığı olarak aldığımız çeklerden birini kayıp ederim Ali İhsan Mengir'den talep etti. 40 milyon alacağımız birikti. Bunu alabilmek için bu çekteki vermek zorunda kaldık diyorsunuz. Alacak 40 milyon mu, yaklaşık hatırda tuttunuz?
Dinçer Kantar: Bizim AĞAÇ A.Ş.’de 40 milyon bakiyemiz hiç olmadı.
Kaptan Yılmaz: Olmadı, tamam. 25.06.2024 tarihli ifadesi, Torf İhalesi'nden sonra yaklaşık 40 milyon alacağımız birikti. 40 milyonluk iş yaptı çocuklar ilave ve o paraları alabilmek için 2,5 milyon çek verdik diyor. Ali İhsan Mengir 25 Haziran 2024 tarihli ifade.
Dinçer Kantar: Onu tahsil ettim zaten.
Kaptan Yılmaz: Yani siz ihale tarihinde, ihaleden hemen sonra bir alacağınız yok muydu Ağaç A.Ş.'den?
Dinçer Kantar: İhaleden sonra vardı. 10 milyon nakit aldım. Bu 20 milyon tahsilatımı da alacağım varken çekle aldım ben hepsini.
Kaptan Yılmaz: Tamam. O zaman şöyle sorayım size: Siz bu 2,5 milyonluk çeki veya daha sonraki 2,5 milyon nakit, toplam Torf İhalesi'nden 6 milyon sizden ne için istendi?
Dinçer Kantar: Ümit Bey'in bana söylediği, yukarıdan bu şekilde talimat olduğunu bana bir isim kullanmadı. Ondan sonra ben...
Kaptan Yılmaz: Tamam. Peki bu 5 milyon ne için istendi sizden? Biraz önce sordum onunla alakalı, 2,5 - 2,5 ödedik dediğiniz 5 milyona bir gerekçe söylediler mi?
Dinçer Kantar: Çek için.
Kaptan Yılmaz: Çek için, evet. Çek için bir nakit var ya.
Dinçer Kantar: Onun Başkan Bey'e detayını kayıtlarını bildiğimi söyledim.
Kaptan Yılmaz: Siz bilmiyorsunuz ne için...
Dinçer Kantar: Ben bilmiyorum. Ben o zaman çeklerin Ali Sukas'la görüştüğünü, ona götürüp teslim ettiğini... 20 milyon tahsilat yaptım çekli. Çekleri ortağıma teslim ettim. O da ciro yapıp kayıp ederimle konuşmuşlar.
Kaptan Yılmaz: Alacağınız birikti, bunu almaktan endişe duyduğunuz için mi ödediniz? Ali Suat Korkmaz size "Bu parayı ödemezseniz alacaklarınız ödenmez, bundan sonra iş vermem." diye sana bir şey söyledi mi? Baskı yaptı mı?
Dinçer Kantar: Hayır.
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu 25/6, yani aynı tarihte ikinci bir ihale alıyorsunuz 22 milyonluk, ikinci Torf İhalesi bu. Bir diğeri Torf.
Dinçer Kantar: Evet.
Kaptan Yılmaz: 22 milyonluk ihale de sizde kalıyor. Bu 22 milyonluk ihale için bir bedel istendi mi sizden?
Dinçer Kantar: Hayır.
Kaptan Yılmaz: Yaklaşık 120 milyon MMC, DY Grup toplam iş yapmış 2024-25 aralığında.
Dinçer Kantar: Evet.
Kaptan Yılmaz: Yani 1 yıllık cironuz Ağaç A.Ş.'de iki firmanızda 120 milyon.
Dinçer Kantar: Doğru.
Kaptan Yılmaz: Bu yaptığınız ciro için sizden bir bedel istendi mi, bedel talep edildi mi?
Dinçer Kantar: Yani işlerimizin karşılığında mı?
Kaptan Yılmaz: Yani bu bahsettiğiniz işte ihale çek ödedim dediğinizin dışında 120 milyonluk iş yaptınız, bunun karşılığında bize şu kadar bedel ödeyeceksiniz gibi bir şey söylendi mi?
Dinçer Kantar: Yok. Söylediğimin dışında hiçbir şey yok.
Kaptan Yılmaz: Başka sorum yok Başkanım. Teşekkür ederim.
SAVAŞ BAYRAKTAR SAVUNMASI – 15.09.2026
Bu davadaki eylem 125 için huzurlarınızdayım. 07 08 2025 tarihinde verdiğim Cumhuriyet Savcılığına verdiğim ifademi tekrarlıyorum. İfadem doğrudur ve olay anlattığım gibidir. Ben en 2024 yılında 2004 yılında kurduğum Duru Süt İmalatının sahibiyim. Ağaç AŞ'ye kurulduğum yıldan itibaren zaman zaman mal verdim. Firmam İstanbul ve Türkiye'nin her yerinde sayısız ihaleler alıp başarı ile teslim etmiştir. Firmam Duru Süt İmalatçılık 2005 yılında 2025 yılında 22 milyon lira kurumlar vergisi ödemiştir. Dolayısıyla Ağaç AŞ'den aldığım işler cironun %5 %10'unu geçmez. Kamu kurumlarından iş almak için rüşvet verme ihtiyacım rüşvet vermeye ihtiyacım yoktur. Firmanın ticaretinden doğan alacaklarımı nakit sıkışıklığından dolayı tahsil edebilmek için kendisinden para istenen kişiyim. Ticaretimin devamı için karşılıklı menfaat anlaşması yapan kişi değilim. Üzerime atılı rüşvet verme suçunu kabul etmiyorum. Beraatime karar verilmesini talep ediyorum. Ayrıca avukatım yazılı savunmamı sunacaktır.
Hakim: İfadenizde geçen bir 500.000 TL var.
Savaş Bayraktar: Evet.
Hakim: Kim talep etmişti bunu sizden?
Savaş Bayraktar: Ümit Polat.
Hakim: Ümit Polat. Hani ifadenizde demişsiniz ki Ağaç AŞ'de bulunan ofisine seçimden sonraki 2 hafta içerisinde gittim ve bu parayı poşet içerisinde masasına bıraktım.
Savaş Bayraktar: Evet.
Hakim: O da aldı çekmecesine koydu.
Savaş Bayraktar: Evet.
Hakim: Ne parasıydı bu?
Savaş Bayraktar: 500.000 TL.
Hakim: Yok anladım, miktarını anladım. Para ne parası?
Savaş Bayraktar: Şöyle şöyle, biz Aralık 2023 yani Aralık ayında bizle hazırlık yaptılar, birtakım mallar almak istediklerini söylediler. Parayı da nakit ödeyeceklerini söylediler. Sonradan 2024 Mart ayında faturalarımızı kestik. Paralarımız nakit yatmadı. Sonrasında ben Ali Bey'e ve Ümit Bey'e defalarca, 1-2 sefer gittim, defalarca demeyeyim. Ben de buna göre birtakım geri alımlar yaptım. Ödemelerim var, ödemelerimi yapın dedim. Ali Bey bana Büyükşehir'den para geldiği takdirde ödeme yaparız, şu anda paramız yok dedi. Sonrasında Ümit Bey bana paramın ödenebilmesi için 50.000 dolar hazırla getir dedi. Ben de kendisine benim para getiremeyeceğimi, çünkü böyle paramın şu anda nakit olmadığını söyledim. Sonrasında seçim oldu. Seçimden sonra birtakım seçimde bana bir para gönderildi firmama. Seçimden sonra da bir miktar param vardı. Getir, o Ümit Bey beni aradı, hani gelecektin gelmedin. Ben de ne için aradığını biliyordum. Onun için parayı hazırladım, getirdim. Bir çanta içerisinde kendisine verdim, ben de alıp çekmecesine koydu.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Savaş Bey merhaba.
Savaş Bayraktar: Merhaba Ali Bey.
Ali Sukas: Hem yazılı ifadenizde hem de şu an biraz önce de söylediniz, bizimle pazarlık yaptıklarını, ürünü alma konusunda ve peşin ödeyeceklerini söylediler. Bunu ben mi söyledim?
Savaş Bayraktar: Ümit Beyefendi söyledi.
Ali Sukas: Seçimden önce ödeme yaptılar dediniz. Bunun seçimle alakalı bir yönü var mı yoksa?
Savaş Bayraktar: Bilemiyorum ama bana yaptıkları zaman herkese bir ödeme yapıldığını duydum.
Ali Sukas: Tamam. Ağaç A.Ş. ile ticaretinizde görüşmeleri satın alma ile mi yapardınız, benimle mi yapardınız? Yani benimle herhangi bir ürün konusunda fiyatı, çeşididir, miktarları gibi herhangi bir görüşmeniz oldu mu sizinle?
Savaş Bayraktar: Hayır. Satın alma birimindeki arkadaşlarla ve satın alma müdürüyle.
Ali Sukas: Yani prosedür gereği orayla görüşüyordunuz. Tekliflerinizi orası isterdi, oraya verirdiniz.
Savaş Bayraktar: Evet, evet.
Ali Sukas: Bir de şeyi soracağım. Yurt dışı gezilerinin giderdiniz, daha doğrusu Ağaç A.Ş.'nin personeliyle yurt dışına ürün bakmaya gittiğinizde ben hiç katıldım mı ya da tek bir kişi mi gelirdi, nasıl olurdu o?
Savaş Bayraktar: Ben Ağaç A.Ş. ile yoğun çalışan bir firma değildim. Zaman zaman benim stoklarımda olan mallardan alırlardı. Ben Ağaç A.Ş. personeliyle hiçbir zaman ve de sizinle hiçbir zaman yurt dışına ürün bakmaya gitmedim.
Ali Sukas: Bizimle değil, onu ben biliyorum da diğer diğer arkadaşlarla?
Savaş Bayraktar: Diğer arkadaşlarla da gitmedim. Ben sizin ana tedarikçiniz değildim zaten. Benim stoğumda olan mallardan varsa gelip alıyorlardı.
Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederim. Bir soru daha. Biraz önce Ensar Bey bir listeden bahsetti. Tedarikçilerden ya da Ağaç A.Ş. ile iş yapan firmaların yazılı olduğu ve onlardan para isteme konusunda hazırlanmış bir liste. Böyle bir liste siz gördünüz mü?
Savaş Bayraktar: Böyle bir listenin varlığından haberim yok. Ben çünkü sizin oraya, Ağaç A.Ş.'ye çok sık gidip gelen insan değildim.
Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Başkan Bey, sizin de bu sorduğum soruya dikkat etmenizi rica ediyorum; çünkü başka tutar yolumuz yok. Buradan yakalayabilirsek, bunun bir iftira olduğunu sadece buradan görebiliriz. Savaş Bey, seçim ne zamandı, biliyor musunuz?
Savaş Bayraktar: 2024 Mart ayı.
Sevgi Dağdemir: Mart'ın 31'i mi?
Savaş Bayraktar: Evet.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey sizi seçimin olduğu gün, cumartesi pazar günü aradı mı?
Savaş Bayraktar: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Ödemeniz 29 Mart'ta yapıldı.
Savaş Bayraktar: Evet, evet. Ödemeler derken bir kısım ödeme yapıldı yani.
Sevgi Dağdemir: 29 Mart'ta Bünyamin Bey ile bir de size ödeme yapılıyor. Ümit Bey sizi ödeme için ne zaman aradı, kaç kere aradı?
Savaş Bayraktar: Nisan ayı başlarında, ikinci haftası olabilir.
Sevgi Dağdemir: İkinci haftası. Çok güzel. Siz 4. ayın 1'inde Ağaç A.Ş.desiniz ve 4. ayın 1'inde parayı çekiyorsunuz. 4. ayın 1'inde 500 bin TL bedeli çekmişken, 4. ayın 1'inde Ağaç A.Ş.de baz kaydını vermişken, Ümit Bey'e iki hafta sonra tekrardan niye gelip parayı veriyorsunuz? O 500 bin lirayı siz ne zaman, kime verdiniz?
Savaş Bayraktar: Ben ayın 1'inde 500 bin lira çekmedim. Sizin elinizde böyle bir kayıt olamaz.
Sevgi Dağdemir: Savcılık raporlarında var, 4. ayın 1'inde çekildiği ve 4. ayın 1'inde de Ağaç A.Ş.de olduğunuz. Hatta 4. ayın 2'sinde de Ağaç A.Ş.desiniz, Bünyamin Durukan ile birlikte.
Savaş Bayraktar: Ağaç A.Ş.de değil, Ağaç A.Ş.nin yanında İstanbul Palas Park, oraya gelmiş olabilirim.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'i... Yani Ağaç A.Ş.de 4. ayın 1'inde, 2'sinde... Ümit Bey sizi ne zaman aradı? Siz iki hafta boyunca 4. ayın 1'inde parayı çekiyorsunuz 4. ayın 1'inde ve 4. ayın 2'sinde ve aynı zamanda verdiğim baz kayıtlarını söylüyorum: 4. ayın 17'sinde, 4. ayın 23'ünde tekrardan Ağaç A.Ş.desiniz. Ama 4. ayın 1'inde para çektiğinizde de Ağaç A.Ş.de baz veriyorsunuz.
Savaş Bayraktar: Ben 4. ayın 1'inde para çekmedim, yanlış kaydınız var.
Hâkim: O kayıtlara bakarız avukat Hanım.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Dilekçe var, MASAK raporu; buna dikkat ederseniz. Çünkü başka gerçekten elde tutulabilecek bir şeyimiz yok.
Hâkim: Varsa sorun...
Sevgi Dağdemir: Tamam, diğer sorularımızı soruyorum. Çünkü bu üç kişiye dikkat edilmesi gerekiyor. Tamer Gümüş, Bünyamin Durukan, Savaş Bayraktar'ın ortak bir firması var mı?
Savaş Bayraktar: Var efendim.
Sevgi Dağdemir: Firmanın adı nedir?
Savaş Bayraktar: Konuyla alakası nedir?
Sevgi Dağdemir: Firmanın... Söylemek istemiyorsanız cevap vermeyin Savaş Bey, "Cevap vermek istemiyorum" diyebilirsiniz.
Savaş Bayraktar: Aksis İdari Yazılım.
Sevgi Dağdemir: Ne zaman kuruldu bu firma?
Savaş Bayraktar: 2020 yılında.
Sevgi Dağdemir: Ali Sukas göreve ne zaman geldi?
Savaş Bayraktar: Bilemiyorum, ben tayin etmedim.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Diğer sorum; Ali Sukas sormasaydı ben bu soruyu da sormayacaktım. Yurt dışı gezileriydi ya. Ben de soruyorum sizlere: Tamer Gümüş, Ali Sukas, Bünyamin Durukan, Savaş Bayraktar; Tamer Gümüş'ün villasında sabahlara kadar oturur muydu, oturmaz mıydı? Baz kayıtları var mıdır, yok mudur buna ilişkin?
Hâkim: Baz kaydı varsa bakarız canım, tamam.
Sevgi Dağdemir: Oturur muydunuz, oturmaz mıydınız? Ali Sukas'a cevap verdiniz, "Yurt dışına gitmedi" dediniz. Birlikte hareket eder miydiniz?
Savaş Bayraktar: Biz hiçbir zaman oturmadık.
Sevgi Dağdemir: Hiçbir zaman... Muhasebe departmanıyla alacaklarınızı almak için görüştünüz mü?
Savaş Bayraktar: Telefonla aradığım olmuştur.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'in hakedişleri onaylama, ödemeleri yapma gibi bir talimatı var mı? Yıllardır Ağaç A.Ş.de çalışıyordunuz, daha önceki ödemelerinizi de Ümit Bey mi yaptırıyordu?
Savaş Bayraktar: Ümit Bey yaptırmıyordu. Sadece Ümit Bey bizimle bu alışveriş için peşin ödeme yapacağız dediği için ben onu muhatap aldım.
Sevgi Dağdemir: Sadece bir kereye mahsus mu yaptı Ümit Bey? Yıllarca çalıştığınızı beyan ettiğiniz için soruyorum ben.
Savaş Bayraktar: Evet.
Sevgi Dağdemir: Sadece... Daha önce kimle hallediyordunuz bu işleri?
Savaş Bayraktar: Daha önce hiç halletmiyordum. Aslında ödeme için Ağaç A.Ş.ye bile gelmiyordum. Para ödendikçe bize eşit oranda ödeniyordu.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'in gizli tanık olduğu beyanı size verildi mi?
Savaş Bayraktar: Nasıl?
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'in gizli tanık olduğu yönünde size bu soruşturma kapsamında beyan verildi mi?
Savaş Bayraktar: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Peki. Diğer sorumu soruyorum, sonra da tamamlıyorum. Ali Sukas'la yakınlığınıza binaen söylüyorum; Ümit Bey sizden böyle bir para istedi ya, Ali Bey'e Ümit Bey'i şikayet ettiniz mi? "Senin adamın, çalışanın bizden para istedi, hakedişimizi alabilmemiz için" diye? Çünkü Ali Bey ile de sık sık görüşen birisiniz.
Savaş Bayraktar: Sık sık görüşen birisi değilim, yanlış bilginiz var.
Sevgi Dağdemir: Ali Bey'e Ümit Bey'i şikayet ettiniz mi? Ali Bey'in haberi var mıydı Ümit Bey'in bu parayı aldığından?
Savaş Bayraktar: Hayır.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Ali Sukas müdafi Kaptan Yılmaz. Savaş Bey geçmiş olsun.
Savaş Bayraktar: Çok teşekkür ediyorum.
Kaptan Yılmaz: Ağaç A.Ş.'deki 2019 öncesi ve sonrası çalışmalarınızda ve efendim iş alımı noktasında bir farklılık var mı? Yani 2019 sonrasında bir kayrılmanız ya da engellenmeniz söz konusu oldu mu?
Savaş Bayraktar: Ben söylediğim gibi ben Ağaç A.Ş.'nin ana tedarikçisi değildim. Ağaç A.Ş.'ye acil lazım olan malzemede bazen zaman zaman yoğun alımlarda ben stoklu çalışan bir firmayım. İstanbul'un en büyük firmalarından biriyim. Zaman zaman benden mal satın almışlardır ve bunlar için de ödemeyle alakalı herhangi bir sıkıştırma falan söz konusu değildir. Ödeme yapıldığı zaman herkese yapılırken bize de yapılıyordu.
Kaptan Yılmaz: Tamam, teşekkür ederim. Çekmecesine koydu. Siz de ödemelerini yapın, çeklerini verin diye ayrıldığınızı söylüyorsunuz.
Savaş Bayraktar: Evet evet.
Kaptan Yılmaz: Bu konuşmalarda hiçbir yerinden Ali Sukas'a ilişkin bir atıf var mı? Ali Sukas'ın bu para alışverişinden haberdar olduğuna...
Savaş Bayraktar: Hayır hayır, zaten ödemelerimiz yapılmadı. Yine herkese ödeme yapılırken küçük ödemeler yapıldı 1 milyon, 2 milyon gibi. Daha sonrasında ben yine ondan sonra Ümit Bey zannedersem görevinden alındı. Daha sonrasında Ali Bey'e tekrar gittim, dedim yani çok sıkışıklığım var. O da bana para şu anda nakit ödeyemeyeceğini ama bana vadeli çek verebileceğini söyledi. Bana 3 tane 10'ar milyonluk çek verdi.
Kaptan Yılmaz: Parayı erken alabilmek için Ümit Polat'a 500 bin lira verdim, ona rağmen ödeme yapılmadı diyorsunuz.
Savaş Bayraktar: Evet evet.
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim, başka sorum yok.
SAVAŞ BAYRAKTAR AVUKATI MUSTAFA KEMAL YILMAZ SAVUNMASI
Müvekkil ifadelerine katılıyoruz. Dosya içeriğine gelen BAZ kayıtları, ...… MASAK raporu da müvekkil ifadelerini doğrulamaktadır. Müvekkilin özel sektörde iş yapabilmek için rüşvet vermesini gerektirir durum yoktur. Geçmişten bugüne farklı farklı belediyelerle siyasi partisi fark etmeksizin çalışılmıştır, çalışılmaya da devam edilmektedir. Müvekkil Ümit Polat tarafından kendisinden 50.000 dolar talep edilmesine rağmen bunu reddetmiş, Ümit Polat'ın talep ettiği bedelin neredeyse o günün 5'te 1'ine denk gelecek 500.000 TL bir ödeme yapmıştır. Bu ödemeyi de sadece nakit ihtiyacı nedeniyle birikmiş alacaklarını kurtarabilmek maksadıyla mecbur kalarak vermiştir. Ümit Polat dışında başkaca birinden ya da başkaca bir sanıktan müvekkilimden para talebi olmamıştır. Müvekkil bu parayı vererek herhangi bir menfaat de elde etmemiştir. Burada müvekkilime karşı rüşvet koşulları, rüşvet suçu koşulları oluşmamıştır. Herhangi bir suçun nitelenecekse bu durumda ancak irtikap söz konusu olabilecektir. Ayrıntılı savunma dilekçemizi daha sonra yazılı olarak dosyaya ibraz edeceğiz. Dosya içeriği ve beyanlar doğrultusunda müvekkilin duruşmalardan vareste tutulmasını ve beraatini talep ederiz.
ALAEDDİN VARDAR SAVUNMASI – 15.09.2026
Alaeddin Vardar: Şimdi efendim... İsmim Alaeddin Vardar. Çavdar Tarım Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanıyım... Türkiye'nin bu süs bitkileri ve peyzaj alanlarında, çim alanlarında önde gelen, saygı duyulan bir firmayız.
Hâkim: Bize şirketin şeyine gerek yok, genel tanıtımına. Bize 127 No.lu Eylemdeki o isnada geliniz.
Alaeddin Vardar: İlk ilk şeyden, Mali Şube'den başlayayım. Bizi ilk ifadeye çağırdıklarında...
Hâkim: İfadeleriniz kısımlara ayrılmış. Onun dışında söyleyeceğin bir şey varsa onları söyle. Öyle şeylere gerek yok; öz geçmişmiş, şirket tanıtımıymış, soruşturma aşamasında olanlar... Bunlara gerek yok.
Alaeddin Vardar: Tamam efendim. Bizi bir... Tam bayram ortası mı, şeyden Mali Şube'den aradılar. Dediler ki, "İfade vermek için geleceksiniz." Biz de... Pazartesi aramışlardı. Perşembe günü Mali Şube'ye gittik ifade için. Gerekli bilgileri aldıktan sonra suçlamaya geldik. Orada bize dediler ki: "Ertan Yıldız'ın şoförüne Kapalıçarşı kavşağında 70.000 dolar para teslim etmişsin" diye. Böyle bir şey yok. Ben Ertan Yıldız'ı da tanımam, şoförünü de tanımam. Sonra ikinci suçlamaya geçti oradaki memur abimiz. Dedi ki: "İkinci suçlama da 2023 seçimlerinde Barış Kavlaş'a, Berna Sukas'a maddi yardım etmişsiniz" dedi. Dedik ki öyle bir şey de yok. Ben Berna Hanım ile görüştüm. Sadece "2. Bölgeden milletvekili adayı mısınız?" sorduğumda... "Şirketinde çalışan var mı 2. Bölgede?" dedi. "Yok" dedim, bir daha da görüşmedim. Üçüncü suçlamada Mali Şube'de dediler ki: "Sen ihaleye fesat karıştırmışsın." Ben ihaleye fesat karıştırmadım, Ağaç A.Ş.den ihale de almadım.
Hâkim: Bizde ihaleyle ilgili isnat yok bu arada. Sadece o aranızda gerçekleşen o rüşvet eylemine ilişkin... İfadelerde anlattığın bu 30.000 dolar...
Alaeddin Vardar: Tamam, ona geçeyim o zaman.
Hâkim: Evet, o kısım... Sen tüm detaya şey yapma. Biraz detaycılık var sende de zaten. 5.000 lira gelirden de... Oradaki 5.000 liraya kadar söylediler de...
Alaeddin Vardar: Tamam, o detay da şöyle Başkanım: Bir gün 2023'ün aralık ayında Ağaç A.Ş.ye Ali Bey'in yanına gittiğimde... Ali Bey'in yanına gittiğimde benim aralık ayında 69 milyon gibi bir alacağım vardı. Orada bir düzeltme yapmak istiyorum müsaade ederseniz. Avukatımın bir yanlışı var, ben cezaevindeydim o dönemde. Muhasebenin aldığı kayıtlarda normal 93 milyon alacak hanesi yazıyor fakat o bizim tahsil yaptığımız para. Sağ kısımda da Ağaç A.Ş.nin bakiye hesabı 69 milyon olarak yer yazıyor. Onu da düzeltmek istiyorum. Yani avukat bir şey yaptı... Daha önceki avukatım onu yanlış olarak...
Hâkim: O “93.735.254 lira diye "birikmiş alacağımız" diye geçen kısım o bizim tahsil ettiğimiz kısım. “İfademde o kısım hatalıdır, aslında alacağım 69 milyondur.” Diyorsun.
Alaeddin Vardar: Evet, savcılık dosyada var belgeler, avukatım vermiş. Biz zaten Ağaç A.Ş.den... Ben 98 yılından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birfiil aralıksız çalıştım. Şu anda da çalışıyorum. Çalıştığımız 6.500 tane yaklaşık carimiz var. Bunların 300'ü resmi kurum ve kuruluşlardır. Yani Anayasa Mahkemesi olsun, işte Cumhurbaşkanlığımızın, Ankara Büyükşehir, İstanbul Büyükşehir gibi birçok büyükşehir ve ilçe belediyeler var Başkanım. Bunların hepsiyle çalışan bir firmayız. Ağaç A.Ş.de bu alacağımıza karşılık normalde ödemelerimiz yapılıyor. Daha önce de yapılıyordu zaten, alıyorduk. Ali Bey geldikten sonra da ödemelerimizi bir şekilde aldık, yardımcı oluyorlar. Sadece Ali Bey de bizden bir... Tabii o dönemde bir baskı altında olabilir miydi diye düşünüyorum; bizden bir talebi oldu.
Bu talebi de 30.000 dolar olarak emniyet ifadesinde geçmiştir zaten. Biz dedik yani 20 Aralık'ta bir 34 milyon hesabıma para geçti. 4 Ocak'ta da bir 30 milyon gibi bir bakiyemiz geldi. Toplam 64 milyon bir para geçti hesabımıza. Bundan sonra da ben peyderpey kendi hesabımdan aldığım o 30.000 doları üçer beşer yaparak çekmeceme koydum. Bir gün akşam saat Satın Alma Müdürü Polat ofisime geldi, saat 5.30-6.00 gibi olabilir. Geldi, çay kahve içtik. Benim yurt dışından getirdiğim çikolata, parfüm gibi şeyler... Ona da getiriyordum geldiği zaman. Sigara vardı. Dedi ki: "Patron gönderdi." Dedim: "Tamam abi." Ben de çekmeceden hazırlamış olduğum... Hazırlamış olduğum 30.000 doları poşette Polat'a teslim ettim. Yani konu böyle gerçekleşti Sayın... Başkanım.
Hâkim: Samimi beyanınız bu kadar. Beraatini istiyorsun?
Alaeddin Vardar: Beraatimi istiyorum.
Hakim: 2024 yılının haziran ayı haziran ayı değil mi
Alaeddin Vardar: Başkanım şeyde bizim nisan 30 gibi 49 milyon bir bakiyemiz vardı alacağımız. Caride Sizde de vardır o. Caride 49 milyon nisan sonu gibi, mayısın 2
Hakim: 9 mayısta şirket hesabımıza 20 milyon yattı diye anlatmışsın.
Alaeddin Vardar: 20 milyon para geldikten sonra da
Hakim: 15 gün sonra zaten
Alaeddin Vardar: 10 bin dolar daha teslim ettim. Bu kadar başkanım.
Hakim: Bunların bu teslim ettiklerini yani toplamda sen o zaman bir 10.000 dolar teslim ettin. 30.000 dolar daha teslim ettin. Toplamda 40.000 dolar teslim ettin.
Alaeddin Vardar: Evet.
Hakim: Şimdi bu ilk 30.000 doları kime teslim etmiştin?
Alaeddin Vardar: 30000 doları ben Ümit Polat'a.
Hakim: Ümit Polat'a sen kendi iş yerinde.
Alaeddin Vardar: Evet, kendi iş yerimde poşette, hatırladığım 30.000 doları İkitelli Organize'deki kendi iş yerimde teslim ettim. Sigara...
Hakim: Şeye gel. Bu Ümit Polat senin iş yerine kaç kere geldi toplamda şu ana kadar mesela?
Alaeddin Vardar: Çok gelmiştir başkanım.
Hakim: Çok gelmiştir. Ne amaçla geliyor senin iş yerine?
Alaeddin Vardar: Yok, öğlenleri geliyor, yemek yiyoruz. Çağ Kebapçı var o da Erzurumlu. Çağ Kebabı yiyoruz. Geliyor, gidiyor. Yani ben acaba şöyle başkanım, 98 yılında bu kurumla ilk defa çalışıyorum. Bir tek Ali Bey'le 2019 yılında tanıştık. Ama ben 98 yılından beri Ağaç A.Ş. kurulduğu gününden beri Ali Bey benim 11. genel müdürüm. Siyasi olarak da 4. süre çalışıyorum. Ben Cumhurbaşkanımızın zamanında 98 yılında başladım. Sonra Müfit Gürtuna geldi, Kadir Başkanım geldi, Mevlüt Uysal Bey geldi, daha sonra da İmamağoğlu'yla çalışmaya daha da devam ediyorum.
Hakim: Ümit Polat'ı o zaman Ağaç A.Ş.'de çalıştığın dönem içerisinde uzun süredir tanıyorsun.
Alaeddin Vardar: Aşağı yukarı nasıl diyeyim, 26-28 senedir tanıyorum.
Hakim: O iş yerine gelip gitmeleri, yemek yemek falan dışında ayrıca bir dışarıda görüşmüşlüğünüz, herhangi bir şekilde bir temasınız...
Alaeddin Vardar: Yok yok başkanım. Şöyle dışarıda hani Ramazan'da mesela Ramazan ayına geliyorduk, eşlerimizle tanışıyorduk. Ama benim Ümit...
Hakim: Ailece görüşüyorsunuz.
Alaeddin Vardar: Tabii tabii. Yani Ümit Polat benden hiçbir zaman için bir yani bir para talep etmedi. Daha doğrusu hiçbiri etmedi yani. Ali Bey de etmedi bunu, Ümit Polat da etmedi. Ağaç A.Ş.'de yıllarca çalıştım, hepsini tanıyorum. Sadece ne oldu işte doğru...
Hakim: Çünkü bahsettiğin talebe kadar hiç talep olmadı yani.
Alaeddin Vardar: Yok yok başkanım, kesinlikle yani. Ne olduysa işte o 2023 aralık ayında. Ama daha önceden Ali Bey zaten kesinlikle geldiği günden bugüne hiç kimseden ben bilerek para talep ettiğini...
Hakim: Diğer üyelerin de de öyle anlatılıyor. Ne olduysa bir anda bu 2024 mi oldu, 23 mü oldu, bu ne oluyor? Onun öncesinde hiç talep olunmuyordu. O tarihte oluyor tek falan. Ön öncesinde yok muydu yani öyle bir talep?
Alaeddin Vardar: Yok başkanım, yok. Ben diyorum ya ben en uzun vadeli Ağaç A.Ş. tedarikçilerindenim. Ya daha doğrusu dediğim gibi 28 senedir çalışıyorum. Ali Bey geldiği zaman da var mıydı başkanım? Yani Ali Bey en sıkıntılı zamanda geldik biz. 2019'da biz...
Hakim: Bu ikinci 10.000 doları peki Ali Suat'a teslim ettim dediğin 10.000 doları nerede teslim ettin?
Alaeddin Vardar: Ali Bey'in odasında masaya koydum abi. Geldim o karşımda çay içti. Bir dakikada masaya bıraktım. Çıktım gittim. Zaten o şeyde konuşuldu yani.
Hakim: Girdiğinde kimse var mıydı odada?
Alaeddin Vardar: Yok yok yok.
Hakim: Odanın dışında?
Alaeddin Vardar: Yok. Odanın dışında sekreteri olur, özel kalemi olur.
Hakim: Para getirdiğini, götürdüğünü gören kimse var mıydı?
Alaeddin Vardar: Yok başkanım. Göremez ki bu şeyleri.
Hakim: Anladım. Savcı bey sorunuz var mı?
Savcı: Var başkanım.
Savcı: Bu BİM BİM kartlar meselesi, A101 BİM kartı, bunlar nasıl oldu?
Alaeddin Vardar: Başkanım, zaten az önce Ensar Bey de yani bu A101 BİM kartları gerekirse var. Ne denir, yani şey değil. Bu ilk yılbaşında şey oluyor, hediye çekleri oluyor. Ramazan'da da şey, Ramazan kartları oluyor. Yani işte A101'den 1000 lira aldığımız kartlarımız oluyor.
Savcı: Bunları kim talep etti sizden o süreçte?
Alaeddin Vardar: Ya bunları genelde Ümit Polat söyler firmalara.
Savcı: Efendim?
Alaeddin Vardar: Ümit Polat söyler abi. Pardon
Savcı: Anladım. Kurum içinde falan dağıtıldı mı yoksa bilginiz var mı?
Alaeddin Vardar: Onu bilmiyorum. Biz sadece ne denir, getiririz, Ümit Polat odasındaysa kendisine teslim ederiz. Yoksa getirir masaya bırakırız. Ya da özeldeki firmalara gideriz.
Hakim: Yine bu kendi etkin pişmanlık beyanlarınızın bir kısmında onu soracağım.
Alaeddin Vardar: Buyurun.
Hakim: Ali Sukas'la görüşmenizden bahsederken "Makam odasına gittiğimde bana 2024 yılı yerel seçimlerinde destek olmamı, bunun için kendisine para ver para vermediğim takdirde ödemeleri kolaylık para verdiğim takdirde ödemeleri alabileceğimi, aksi takdirde ödemelerin zorlaşacağını söyledi." şeklinde beyanınız var. Beyan doğru mu?
Alaeddin Vardar: Beyan doğru şöyle, zaten ödemelerimizi genelde yapıyordu. Fakat şimdiye kadar böyle bir isteği olmadığı için dedik biz ödemelerimizi daha rahat alabilmek için ödemelerimizi, bundan sonra da ben de veririm, devam çalıştığım için. Nakit zaten o bana bir ayda 64.000 liraya nakit ödeme yaptı. Ben de seçim için onu bilemiyorum yani seçim için olduğunu da. O öyle bir baskı aldığımı hissettim Ali Bey'den. Zaten Ali Bey de kıramayız. Yani o da biliyor. Şimdiye kadar ödemelerimizi yaptı. Yıllarca oldu. Yeri geldiğinde Ağaç A.Ş.'den 1 senelik vade aldık, yeri geldi 1 aylık fatura kestik ödememizi aldık. Yani uzun vadeli çalışıyorum Ağaç A.Ş. ile.
Hakim: Tamam, teşekkür ediyoruz.
Alaeddin Vardar: Sağ olun, sağ olun.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Ümit Polat gelip sizden 30.000 dolar istediğinde benden teyit aldınız mı?
Alaeddin Vardar: Almadım.
Ali Sukas: Teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Alaeddin Bey, buradayım. Şimdi başka başka şey yaptı da... İş sigaralara kadar karıştırmayın dedi de... Çok net bir soru soracağım. Ümit Polat para almaya geldiğini biliyor muydu? Yoksa siz poşetin içerisine o parayı da sıkıştırarak Ümit Polat'a mı verdiniz? Yanlış da sorulması gerektiğini de bilmiyorum ama Ümit Bey burada olsaydı daha net söylerdi. Dediği şuydu, "Sevgi Hanım bana bir poşet verdi." Ve her yurt dışına gittiğinde getiriyordu ama "Ben bir para telaffuz etmedim" dedi. Bu hususu netleştirebilir miyiz?
Alaeddin Vardar: Şimdi bakın, ben şöyle açıklayayım Sevgi Hanım. Zaten her yurt dışına geldiğinde öyle bir bu tür istekleri oluyordu, sigaraydı, parfümdü, şuydu, buydu. Ben Ümit Polat gel dedi ki, "Patronun bir emaneti varmış" dedi. Ben de çekmeceden çıkardım. Poşetin içerisinde Ümit Polat'a verdim. Öbür diğer poşetle beraber.
Sevgi Dağdemir: Para olduğunu biliyor mu Alaeddin Bey?
Alaeddin Vardar: Şimdi ben paraya da beyan vermedim.
Sevgi Dağdemir: Yok yani para telaffuz etti mi Ümit Polat?
Alaeddin Vardar: Ben para telaffuz etmedim. "Patronun dedi bir emaneti varmış" dedi. Ben de kendisine teslim ettim. 30 bin dolar yani düşülemez bir boyutta.
Sevgi Dağdemir: Tamam, çünkü kendisi "Bana bir poşet aldığını ama yani ben bir para kesinlikle söylemedim, ben hani bir para da al demedim" dediği için...
Alaeddin Vardar: Ama şundan emin olun, bakın Sevgi Hanım. Ben şimdi bu kurumda 50-60 senedir çalışıyorum. Benim Ümit Polat'tan, ben emekliyken şu andaki o o daireyle de görüşüyorum. Ali Bey 2019'da geldikten sonra da Ali Bey hiçbir firmadan 1 lira para istemedi. Yemek yediğinde... Hatta ben çok da ısrar ettiğim için iki sene önce Ali Bey bir şeye geldi, yani Trakya'ya köye geldi. Bir de ulaç zamanı vardı yani. O pidelerin ulaç zamanı. Israrla o da genel müdür yardımcılarını alarak hep beraber gittik. Orada Ümit Polat da vardı yani.
Sevgi Dağdemir: Evet. Tamam Alaeddin Bey. Yani sadece şey dedi, "Benim elime bir poşet poşet tutuşturdu. Yani ben sadece poşeti aldım" dedi. Diğer soruma...
Alaeddin Vardar: Ama ben kimseden para falan talep etmedim.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Çünkü o da "Para hiçbir zaman dedi ben para telaffuz etmedi dedi. Kendisine poşet attı, aldım" dedi. Diğer sorumu sorayım. Şimdi diyorsunuz ki Ümit Polat geldi, işte 10 gün sonra diyorsunuz. Ama o 10 gün sonraki ben kayıtlara baktığım zaman sizin zaten bir baz kaydınız yok. Diyorsunuz 1. ayın 4'ünde ödeme geldi diyorsunuz. 10 gün sonra da Ümit Polat geldi, parayı aldı diyorsunuz. Ama Ümit Polat'ın sizinle bas kaydı 1. ayın 26'sında. O tarihi de yanlış hatırlıyor olabilir misiniz? Çünkü...
Alaeddin Vardar: Olabilir Ümit Abi geliyordu yani benimle görüşüyordu. Ondan sonra geldi diye demedim yani şu tarihte gelmiştir diye
Sevgi Dağdemir: Diğer yine baz kayıtlarınızda, yani neredeyse her gün Ağaç A.Ş.'desiniz. Ali Susam ile sürekli baz kaydınız var. Ağaç A.Ş.'ye çok sık gelir miydiniz? Ali Bey ile her gün görüşür müydünüz? Çünkü baz kayıtlarınız var görüyorum, 21-22...
Alaeddin Vardar: Baz kaydı olabilir Ali Bey ile, normaldir. Çünkü ben Ağaç A.Ş.'nin teknik danışmanlığını yapıyorum emekli gibi. Yani bitkilerin beslenmesi, ilaçlamasıyla, onların bütün koruma şeyleriyle benim kendi teknik ekibim onlarla görüşüyor. Ben de raporları Ali Bey'e veriyorum. Ama ben şimdi Ali Bey'in odasının yanından geçerken baz kaydı alması Ali Bey ile görüşüyorum anlamına gelmez. Ben ama herkesle görüşüyorum yani.
Sevgi Dağdemir: Siz az önce sorulduğu zaman, bu a101 kartlarıyla alakalı "Ümit Bey vermezsen alacağını alamazsın, hak edişini onaylamam..." Böyle bir şey var mı?
Alaeddin Vardar: Yok öyle bir şey yok. O ben hiçbir firma adamından duymadım. Sadece şu var. Ümit Bey diyordu Çağlayan'da "Sana işte şu kadar, diğerine bu kadar" diye söyledi. Biz de yerine getiriyorduk.
Sevgi Dağdemir: Bir de bir şey soracağım Alaeddin Bey. Diyorsunuz 2023-2024 ama 2025'te de sizin bu kart cevaplarınız gelmiş. Başka firmalara da siz böyle kartlar verir miydiniz? Çünkü puanlar şudur budur. Sizin belirtmediğiniz tarihlerdekiler bile gelmiş 2020'dekiler.
Alaeddin Vardar: Şimdi şöyle yani, bizim kendi personelimize de benim çalışanlara da ben doğum günü yaparız hepsine. İşte alttakine 5 veriyorsak, üsttekine 10'dur. Yani 5 ile 20 arası kartlar değişir yani doğum günleri için. Çalışan personellerime veriyorum.
Sevgi Dağdemir: Tamam, diğer sorum. Yani siz yine söylediğiniz ama... Yani bir tane bir tanığın beyanı var, onu soracağım. Diğer Ümit Bey ile alakalı, Ümit Bey sizinle alacaklarınıza karşılık %10 komisyon ya da vermezseniz alamazsınız gibi bir beyanı oldu mu? Ali Sukas dışında kimseyle de bir konuşma gerçekleştirdiniz mi?
Alaeddin Vardar: Yok yok, ben Ağaç A.Ş.'de hiç böyle bir şey yaşamadım yani. 50 senedir de çalışıyorum. Ne Ali Bey'den ne de Ümit'ten böyle bir şey ben karşılaşmadım da yaşamadım da.
Sevgi Dağdemir: Seçim döneminde Ümit Bey'den böyle bir şey duydunuz mu? Hadi seçim dönemine kadar Ali Bey'den de duymamışsınız ama seçim döneminde Ali Bey'den duydum dediniz. Ümit Bey'den?
Alaeddin Vardar: Ben laf arasında gelişen bir şeydi. Zaten hiç böyle bir şey olmadı yani. Bir daha sor.
Sevgi Dağdemir: Bir tanık Mimozan'ın bir beyanı var. Yani çok yabancı kelime, söyleyemeyebilirim de. Ümit Bey, Alaeddin Vardır'ın sektörde tekel oluşturması için işte bir Osmocote diye bir şey varmış. Siz tekel distribütörlüğünü yapıyormuşsunuz. Başkalarının bu ürünü almasına, başkasının almamasına Ağaç A.Ş.'de engel olunuyormuş. Böyle bir durum var mıydı? Ümit Bey'in sizi sektörde tekelleştirmesi gibi?
Alaeddin Vardar: Şimdi Sevgi Hanım, öyle bir şey yok. Çünkü benim distribütörlüğünü yaptığım firma dünya markası bir firma. Bütün dünya onu imal ediyor olan.
Hakim: Biraz mikrofona yakın alalım da. Ses... Biraz mikrofona yakın cevap alalım da dışarıda doğrulsun.
Alaeddin Vardar: Tamam. Benim distribütörlüğünü yaptığım üç tane firma var. Biri gübre firması, dünya firması biliyorsunuz. Çim tohumu da aynı şekilde. çiçek tohumları var. İşte gördüğünüz bahçelerde, evlerde... Onların tohum distribütörlüğüyüz yani üç tane firmanın.
Sevgi Dağdemir: Tamam, Ümit Bey'in böyle bir tekelleştirme gibi bir...
Alaeddin Vardar: Yok, tekelleştirme diye bir şey yok. Çünkü Osmocote'u bütün dünya biliyor yani. Bu sattığım gübreyi. Ben şuna bir şey daha ekleyebilir miyim? Benim o distribütörlüğüm bu olaylardan dolayı tek taraflı feshedildi yani. Burada çok mağdur ve perişan oldum.
Sevgi Dağdemir: Son sorum Alaeddin Bey.
Alaeddin Vardar: 50 senelik distribütörlüğüm gitti. Bu davaya girdiğim için tek taraflı oradan da iptal edildi distribütörlüğüm. Şu anda mallar falan da iptal oldu yani.
Sevgi Dağdemir: Alaeddin Bey...
Alaeddin Vardar: Bak bu işte yani.
Sevgi Dağdemir: Bu durumlar ortaya çıktıktan sonra Ümit Bey'in gizli tanık olduğu, bu işlerin Ümit Bey'in başından çıktığı, başının altından çıktığı gibi duyumlar size de geldi mi?
Alaeddin Vardar: Yok, onları ben şey yapmadım.
Sevgi Dağdemir: Ya da size "Ümit bu paraları aldı, biz biliyoruz" diyen anlamda bulunan oldu mu?
Alaeddin Vardar: Yok, ben çoğunu zaten dikkate almadım. Ben cezaevine girdiğimde ben soruşturmaya gittim. Gece saat 3'te sizi bir cezaevine gelmiş, anlamadım ne olduğunu da yani.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Alaeddin Bey, geçmiş olsun. Ağaç A.Ş.de 2019 öncesinde... Ama 2014-2019 aralığını da söyleyebilirsiniz. Çalışma vadeleriniz değişti mi, yoksa yaklaşık aynı vadelerle mi Ali Bey döneminde çalışmaya başladınız?
Alaeddin Vardar: Şimdi avukat Bey, şöyle bir şey: Zaten biz bu kurumla 98 yılından beri çalışıyoruz. Benim bütün çalıştığım belediye kurumları uzun vadeli. Para olduğu zaman faturayı kesip paramızı da alıyoruz. Para olmadığı zaman 3 aylık, 6 aylık paramızı da alıyoruz yani.
Kaptan Yılmaz: Yani 2019 sonrası vadelerin sizin kayrıldığınız ya da Ağaç A.Ş.den iş alınmasına engel oluşumu söz konusu değil. 2019 öncesi sonrası ile aynı çalıştı diyebilir misiniz? Hani benzer şekilde...
Alaeddin Vardar: Değişmedi, hiçbir sıkıntı yok Sayın Kaptan Bey. Yani Ali Bey de bize o konuda yardımcı... Çünkü bir imalatçı firmayız. Ben bir 2021 yılında 8,5'tan kur 19'a çıktı, yanlış hatırlamıyorsam sonbahardı. Orada bir 10 milyon zararım oldu ama sonra Ali Bey bize her zaman için ödemelerde yardımcı olacağını söyledi, oldu da yani. O konuda şeyimiz yok. Öyle kayırma falan hiçbir bildiğim yok yani.
Kaptan Yılmaz: Şimdi Alaeddin Bey, bir de alacağınız miktarda bir düzeltme yaptınız. 93 milyon değil, 69 milyon civarında bir alacağım var dediniz. Şimdi bu konuyu soracağım size. Çünkü bu paranın istenmesini biraz buna dayandırıyorsunuz. Yani "Bu alacağımı alabilmek için ödeyeyim dedim" diye anlıyorum yaptığınız ödemenin sebebini.
Alaeddin Vardar: Yok yok, zaten alacağımızı alıyoruz biz yani. Şimdi Ali Bey böyle bir... Demek ki bir ihtiyaç duyuldu bir yerde ki istediğinde ben Ali Bey'i hiç ikiletmedim yani.
Kaptan Yılmaz: Yani siz "Alacağımı alabilmek, firmadan bundan sonra da iş alabilmek için para verdim" demiyorsunuz. "Sadece para istedi, verdim."
Alaeddin Vardar: Evet.
Kaptan Yılmaz: Buyurun lütfen, ben yönlendirmiş olmayayım.
Alaeddin Vardar: Avukat Bey, şöyle diyeyim ben: Yani benim zaten Ağaç A.Ş.de iş yapmam için benim yıllık ciromun %5'indedir. Ama benim yıllarca çalıştığım bir kurum olduğu için Ağaç A.Ş. benim için değerlidir. Şimdiye kadar benden böyle bir talep olmadığı için, istenmediği için... E şimdi genel müdürümüz veya oradaki başkanımız veya biri böyle bir talepte bulunmuş; ayırma şansımız var mı?
Kaptan Yılmaz: Alaeddin Bey, ben onu bilemem. Ben size net bir soru soruyorum. Diyorum ki: Siz bu parayı Ağaç A.Ş.den alacaklarınızı alabilmek için mi verdiniz? "Bundan sonra Ağaç A.Ş.den iş almaya devam edebileyim, bu parayı onun için mi veriyorum" diyorsunuz, yoksa "İstendi, verdim; sebebi yok mu" diyorsunuz?
Alaeddin Vardar: Hayır, evet.
Kaptan Yılmaz: Çalışma hayatınıza ilişkin bir tehdit yok.
Alaeddin Vardar: Yok yok yok.
Kaptan Yılmaz: "Paranızı ödemeyeceğiz" tehdidi yok.
Alaeddin Vardar: Yok, ben zaten ödemelerimi alıyorum.
Kaptan Yılmaz: Bundan sonra iş alamayacağınıza yönelik bir tehdit yok.
Alaeddin Vardar: Yok, öyle hiçbir sıkıntıya düşeceğim yok.
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim. Şimdi başka soruya geçeceğim. Yani sorularımın çoğu "Alacağımı alabilmek için bu parayı verdim" beyanınıza istinadendi. Dolayısıyla onu düzelttiğiniz için o soruları geçiyorum. Bu 30.000 doları Ümit Polat'a teslim ettiğinizi iddia ediyorsunuz. Gerçi onayda da bir soru sanıyorum. Bu paranın Ali Sukas'a teslim edildiğine dair bir teyit bilginiz var mı? İletildi mi, bilmiyorsunuz.
Alaeddin Vardar: Yok yok, öbürü... Yok.
Kaptan Yılmaz: Polat'a teslim ettiniz, o kadar.
Alaeddin Vardar: E bunun teyidi olmaz ki.
Kaptan Yılmaz: Peki, tamamdır. Şimdi bir de beyanlarınızda, burada da beyan ettiniz Alaeddin Bey konuyu. Dediniz ki bu 30.000 doları üçer beşer çekerek çekmeceye koydum.
Alaeddin Vardar: Evet.
Kaptan Yılmaz: Doğru anladım herhalde? Beyanınızda da diyorsunuz ki kâr dağıtımı sonrası tarafıma yatan paralardan peyderpey çektim.
Alaeddin Vardar: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: Bu paralara dekontları... Çekim dekontlarınız?
Alaeddin Vardar: Onlar zaten avukatım savcılığa teslim etmişti.
Kaptan Yılmaz: Tamam.
Alaeddin Vardar: Tüm evrakları var.
Kaptan Yılmaz: Şimdi biz para hareketleriniz MASAK raporunda da var.
Alaeddin Vardar: Evet, evet.
Kaptan Yılmaz: 20 Mayıs 2024 tarihli banka hareketiniz 150 milyon... Çok özür, 150 bin lira çekim görünüyor. Şimdi 32.000 dolar kuruyla yaklaşık 4.687 dolar yapıyor. Sizin vermeyi söylediğiniz 10.000 dolar. Yani banka hareketinizde bir dolar çekimi görünmüyor.
Alaeddin Vardar: Şöyle Sayın Avukat Bey: 750 bin TL para çekimim vardır orada. 750 bin TL Alaeddin Vardar'ın şahsi hesabından.
Kaptan Yılmaz: Ama MASAK 150 bin lira çekimi bu olayla ilintilendirmiş. O 750 bin çekime değinmiyor. Bir de siz dolar mı çektim, biriktirdim mi dediniz? Ben mi yanlış duydum?
Alaeddin Vardar: Yok, tam tam... Dolar çektim demedim avukat Bey. Yani ben doları peyderpey yaptım. 750 binin makbuzunu gösterebilirim.
Kaptan Yılmaz: Tamam. 750 bin TL mi çekiminiz?
Alaeddin Vardar: Evet, 750 bin TL. Tarihini de söyleyebilirim.
Kaptan Yılmaz: 750 bin lira çektiniz, doları da parça parça yaptınız.
Alaeddin Vardar: Yani yaptım, işte 10.000 doları yaptım, diğeri de kendi cebimde kalmıştır, kendi param sonuçta.
Kaptan Yılmaz: Yani hani az önceki ifadeniz "Üçer beşer çekerek çekmeceye koydum" dediğinizde, yani parça parça dolara dönüştürüp biriktirip koymuşsunuz gibi anladım.
Alaeddin Vardar: Yok yok avukat Bey, 30.000 için öyle dedim ben.
Kaptan Yılmaz: Tamam. 30.000'i nasıl çektiniz, yeri gelmişken onu da sormuş olayım? 30.000'i nereden temin ettiniz? O da bankadan çekilerek...
Alaeddin Vardar: E tamam, bankadan böyle kâr dağıtımım vardı. Kasımla o güne bakılır, dosyada var, makbuzları da var.
Kaptan Yılmaz: Yani bakabilirsiniz, hatırladığınızda söyleyebilirsiniz.
Alaeddin Vardar: Kasım, kasım, o kasım sonu gibi.
Kaptan Yılmaz: TL olarak mı çektiniz?
Alaeddin Vardar: Tabii, tabii, evet.
Kaptan Yılmaz: TL olarak çektiniz, 30.000 dolara mı dönüştürdünüz? 30.000 dolarlık...
Alaeddin Vardar: Tabii, 30.000 dolar alımı yaptık.
Kaptan Yılmaz: Alım yaptınız, tamam.
Alaeddin Vardar: Kalanı da kasamda kalmıştır.
Kaptan Yılmaz: Bu tarihi yaklaşık hatırlıyor musunuz, yoksa bunu sunduysanız ben bu dosyada görmedim bu çekimlerin şeyini?
Alaeddin Vardar: Var, var avukat Bey, dekontlar var. Sayfa ilave edersiniz.
Kaptan Yılmaz: Sayın Başkanım, diğer eylemleri için de şirketlerden cari hesaplar... İstersek bizimkilerle çelişecek gördüğüm kadarıyla. Doğrudan karşılaştırabilelim. Böyle bir talebimiz olsun sunumda. Son bir soru Alaeddin Bey: Siz 2019'dan önce, 2014-19 arasında da çalışmışsınız. Yaklaşık 2024'te 96 milyon geçmiş alacaklarımı almak zorunda kaldım... Çok özür, bu soru da yine bir zorlama altında ödeme yaptığınıza yönelikti. Başka sorum yok Başkanım, yeterli. Teşekkür ederim.
Hâkim: Tamam.
Kaptan Yılmaz: Cevabını aldığım için, o toparlanmış bir soruydu, benzer soru olduğu için sormuyorum.
AHMET VE İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Doğrudan yapalım şeklinde demek istiyorum başkanım. Ahmet Alaeddin Bey beyanlarınızdan anladığım kadarıyla Ümit Polat'la bir samimiyetiniz bulunuyor ailece de görüştüğünüze göre doğru değil mi?
Alaeddin Vardar: Doğru.
İsmail Hakkı Başaran: Peki Ümit Polat, Ensar Bey'in anlattığı gibi size bir uyarıda bulundu mu?
Alaeddin Vardar: Yani bana hiç öyle bir şeyde bulunmadı. Ben öyle bir talep yani %10 verecek %5 verecek diye de öyle bir şey gelmedi bana.
İsmail Hakkı Başaran: Anladığım kadarıyla size geldiğinde bir panik hali de söz konusu değildi?
Alaeddin Vardar: Yok yok gayet geldi çay kahve içtiği zaman geldi.
İsmail Hakkı Başaran: Peki size bir liste gösterdi mi?
Alaeddin Vardar: Yok yok.
İsmail Hakkı Başaran: Liste göstermedi?
Alaeddin Vardar: Yok yok bir şey göstermedi.
İsmail Hakkı Başaran: Teşekkür ederim. Sağ olun.
ALAEDDİN VARDAR AVUKATI CELAL NURİ DEMİRTÜRK SAVUNMASI
Sayın Başkanım, saygıdeğer heyetim, değerli savcım. Başkanım, müvekkil etkin pişmanlıkta bulunduktan sonra tahliye olduğu aşamadan sonra yetkiyi aldık. Bu yetkiden sonra şu ana kadar hemen hemen her gün Ağaç A.Ş. dosyası ile ilgili olarak kendisiyle ve sanık olarak ismi geçen peyzajcı arkadaşlarıyla da tanışarak onların da dosyalarını, bilgilerini aldık. Şunu gördük ki müvekkil Alaattin Varddar, Türkiye'de peyzaj alanında şurada sanık olarak ismi geçen bütün arkadaşlar dahil olmak üzere hepsine distribütörlüğünü yaptığı firmaların mallarını tedarik eden ve ülkenin kendisinin de söylediği gibi devlet daireleri ve özel sektör, belediyeler olmak üzere çalışan bir firma. Müvekkilimin tutuklanma sürecinde kendisi anlattı. Ne ilginçtir ki bu üç konu da iddianamede yok. Ama tutuklandı. Bu tutuklanma sürecinde Erkan Bey'in şoförüne para verdiği iddiası, Ali Sukas Bey'in eşiyle görüşme iddiası... Bunların hiçbirisi iddianamede dahi söz konusu olmadı. Ve iddianamede rüşvet vermek suçundan huzurda sanık olarak bulunuyoruz.
Sayın Başkanım, bir ceza avukatı olarak ve elimde sunacağım esas hakkında mütalaadan önce vermeyi düşünüyorum, güzel de bir mütalaa hazırlıyorum ben de. İsnat edilen suçlama müvekkilim açısından ve buradaki pek çok sanık açısından gerçekleşmiş değildir. Rüşvet suçunun unsurları... Müvekkilim iş almak için böyle bir para vermiyor. Burada herkesten daha eski. Buradaki yargılanan Sayın Ekrem İmamoğlu Başkanımızdan önce dahi bu belediyede iş yapan bir iş adamı. Dolayısıyla faturalarının ödendiğini kendisi de beyan etmektedir. İşini çabuklaştırmak, parasının ödenmesi ya da yeni iş almak için bir eylemi söz konusu değil. Dolayısıyla burada müvekkilimizin yaşamış olduğu hukuki profili ceza açısından kamu görevlisinin irtikap suçunu TCK 250 kapsamında değerlendirilmelidir. Burada kamu görevlisi 250'ye göre zorlayarak, ikna ederek, baskı yaparak, rica ederek davranarak benim müvekkilimden böyle bir talepte bulunmuştur. Ve bu talepte müvekkilimin, biraz önce Ali Sukas Bey'in avukatı meslektaşım sordu, para mı almak için düşüncelerini... Ali Bey ile hemen şunu da söyleyeyim, yıllardır bir dostluğunun olduğunu biliyoruz. Bunu da şu üç ay içerisinde gerçekten gördük. Ancak şuna da inanıyorum ki bu süreç içerisinde müvekkilimin ailesinin, yaşantısı ve diğer bütün iş insanlarıyla dostluğunda gördüm ki son derece sözüne itimat edilen, arkadaşlar arasında sevilen, saygın bir insan.
Benim müvekkilim etkin pişmanlıkta at-iftirayı tahliye ol düşüncesiyle böyle bir beyanda bulunmuş bir insan değildir. Bu 30.000 dolar olarak bahsedilen konuyu kendi elindeki, klasördeki ne şekilde paraların toplandığına ilişkin benden önceki meslektaşım zaten sunmuştu, biz tekrar onu sunacağız. Dolayısıyla eğer verdiyse verdim dediği beyanı üzerinden giderekten isnat olunan suçlamanın TCK 252 kapsamında değil, 250 kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Sunacağım Yargıtay kararlarında da tesadüftür ki aynı şekilde belediye dosyalarında bu açıkça ortadadır. Bu bakımdan müvekkilime isnat olunan bu suçlama yerinde değildir. 250 kapsamına göre kamu görevlisinin şikayete tabi bir suç değildir. Cumhuriyet Savcılığı mahkemede her zaman ve iddianamede eksik düzenlenenleri de tamamlayabilir. 15 yıllık zaman aşımı vardır. Bu bakımdan irtikap suçunda müşteki olan kişi müvekkilimdir ve müvekkilimin de öncelikle beraat etmesi gerekmektedir. Suçun unsurları oluşmamıştır.
Biraz önce bahsedilen evrakların hepsini de hazırlayıp Sayın Mahkemeye sunacağız. Bu arada kendisi de biraz önce ifade etti; tutukluluk süresi içerisinde dünyanın en büyük gübre ve tohum firmasının Türkiye temsilcisi iken feshedildi. Buradan dolayı bir mağduriyeti var. Yeni bir temsilcilik için yine aynı ülkede görüşmeler yapılması lazım. Biz bunları vekili olarak yapamadık, kendisinin bizzat gitmesi lazım. Yurt dışı çıkış yasağının bir an önce kaldırılmasını saygılarımla arz ediyorum Başkanım.
ENSAR GÜNEY SAVUNMASI – 15.09.2026
Daha evvel savcılığa vermiş olduğum ifademi aynen tekrar ederim. Hakkımdaki rüşvet verme suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. 40 yıldır sadece çiçekçilik yapıyorum. 20 senedir de Ağaç A.Ş.'de çalışıyorum. Esas işim zincir mağazalara üretim yapmak ve özel siparişler vermek. Burada ben iki sefer mağdur oldum Ağaç A.Ş.'de. Birinci mağdurluğum 2019-2022 yıllarında 40 milyon lira eski yönetimden kalan bir alacağım vardı. Bu alacağımı alamadım ve hiç çalışmadım, ticaret de yapmadım. Daha sonra 2022 yılında geldiler "Tekrar çalışalım, parayı da ödeyelim" diye geldiler ve bu parayı ben 40 milyon lirayı 4 milyon dolar aşağı yukarı 2023 yılı sonu 2024 yılı başına çıkararak, aşağı yukarı 1 milyon dolara düşerek aldım. Daha sonraki çalışmamda aşağı yukarı 175 milyon lira aldım 2022-25 yılları arasında mal verdim. Bu kalan 100 milyonumu en son kaldı. Bir gün haber geldi ve bu ifademde belirttiğim ödemeleri yaparak bu parayı 6 ay geç olarak aldım. Kısaca diyeceğim şeyler bunlar. Ben bu ödemeleri herhangi bir yeni iş almak, kendime haksız bir menfaat sağlamak veya hak etmediğim bir avantaj elde etmek amacıyla almadım. Bu süreçte menfaat sağlayan değil, mağdur olduğumu belirtmek ister, beraatimi talep ederim.
HAKİM&SAVCI SORGUSU
Hâkim: Bu daha önce verdiğiniz 23 Temmuz 2025 tarihli ifadede bu %10 olayından bahsetmişsiniz. Nedir bu %10?
Ensar Güney: Orada çalışan Ümit Bey var, satınalma müdürü. O Yalova'ya geldi. "Sizden %10 para talep edecekler bu alacağa karşılık. Yukarıdan istenmiş." dedi. "Bunu verirseniz bu ödemeyi yapabileceklerini söylüyorlar." dedi. Ondan sonra konuşma bu şekilde geçti.
Hâkim: Daha önce benzer bir talep gelmiş miydi?
Ensar Güney: Hayır.
Hâkim: Size de bu talep Ümit Polat’tan geldi, doğrudan, iş yeriniz Yalova'da mı?
Ensar Güney: İş yerimde, Yalova'ya geldi ve orada tebliğ etti.
Hâkim: Sonrasında bu 23 Temmuz 2025 tarihli ifadenizin devamında 35.000 Euro gibi bir rakamdan bahsetmişsiniz. Ali Sukas'tan söz ediyorsunuz. O durum nedir?
Ensar Güney: Yani Ümit bana bunu söyleyince ben hani ne hazırlayayım falan gibi baktım. Bir 35.000 Euro yanıma alarak gittim. Beni aradılar oradan görüşmek istiyorlar diye. Gittim, 35.000 Euro’yu verdim. Onun akabinde bana yüklü bir ödeme yapılacağını söylediler. Tahmin ediyorum 8-10 milyon civarında bir ay içerisinde bir para geldi, ekim ayıydı zannediyorum. Daha sonra şubata kadar ödeme geldi gelmedi belki ufak tefek olabilir. Ondan sonra ben gittim, 100 milyon bir alacağım vardı. Tekrar bir 15.000 dolar cebime koyarak götürdüm. Onu da vererek, ondan sonra konuştuk işte. "İki üç ay çek verin para veremeyecekseniz." dedim.
Hâkim: Kime verdiniz bu 35.000 Euro’yu? Nerede teslim ettiniz?
Ensar Güney: Ali Bey'e.
Hâkim: Nerede teslim ettiniz?
Ensar Güney: Odasında.
Hâkim: Daha sonra verdim dediğiniz 15.000 Euro’yu, o ne kadar süre sonra oldu?
Ensar Güney: Odasında verdim onu da. Tahmin ediyorum yani, tam hatırlayamıyorum. Şubat ayıydı. Daha sonra o da 4 ayla 8 ay arasında 8 parça çek verdiler. O şekilde hesabımızı kapattık.
Hâkim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı burayla ilgili? Savcının sorusu var mı?
Savcı: Var Başkanım. Ensar Bey, bu Ümit Polat, Yalova'ya ziyarete gelmiş ya hani, o süreç nasıl gerçekleşti?
Ensar Güney: Yani gayet spontane yani, geldi.
Savcı: Yani bunun için mi geldi yoksa Yalova'daydı da öyle mi uğradı size?
Ensar Güney: Hiç bilmiyorum ne olduğunu. Yani ziyarete geldiğinde böyle biraz sıkıntılı, panik halinde, biraz canı sıkılmış bir şekilde, bir liste vardı hatta elinde. "Böyle böyle Ali Bey böyle şeyler söyledi." dedi. İşte "Ben de söyleyeyim" dedi.
Savcı: Bir liste mi vardı elinde? Gördünüz mü?
Ensar Güney: Gösterdi işte. Tabii, gördüm gördüm.
Savcı: Ne vardı listenin içeriğinde?
Ensar Güney: İsimler vardı. Tam isimleri hatırlayamıyorum fakat en çok Sarılar diye bir firma vardı, büyük bir firma olduğunu biliyorum onun. Bir tek onu hatırlıyorum, başka bir şey hatırlamıyorum.
Savcı: Yani bu liste şahıs isimleri mi firma isimleri mi?
Ensar Güney: Firma isimleri, evet.
Savcı: Tamam, sonra nasıl oldu?
Ensar Güney: Geldi, bana dedi ki: "Ensar, Ali Bey bana böyle böyle şeyler söyledi. Senden de öyle istiyorlar." dedi. "%10 para istiyorlar, yukarısı istemiş." dedi, ondan sonra "vermezseniz..." Vermezseniz demedi de hani "Bunları istiyorlar, ondan sonra ödeme yapacaklar" dedi.
Savcı: Daha sonra ifadenizde bu süreçte "Ümit Polat'ın bana söylediği hususu Ali Sukas'a sordum." demişsiniz. Sorduğunuzda ne cevap aldınız?
Ensar Güney: Bana bir şey sormadı, beni Ali Bey'ler çağırdı...
Savcı: Yok, ifadenizde "Ümit Polat'ın bana söylediği hususu Ali Sukas'a sordum.”
Ensar Güney: Ali Bey'e gittim ben. Ben dedim, "Ne istiyorsunuz?" dedim. "Böyle böyle Ümit geldi bana sordu" dedim. "Ne istiyorsunuz?" dedim. O da bana dedi ki: "Ben size para söyleyemem" dedi. "Sen kendin bir bak, kendi durumuna göre bir ödeme yap." Ben de dedim, "35.000 euro yanımda getirdim, vereyim" dedim. "Olur" dedi. Ondan sonra bir daha aradıklarında, zaten ödemeler yapılamadı fazla, ondan sonra bir daha aradıklarında 15.000 dolar götürdüm, verdim.
Savcı: Peki "Yukarısı sıkıştırıyor" şeklinde bir söylem oldu mu size?
Ensar Güney: "Yukarıdan talep ediliyor, sıkıştırıyor" değil, "talep ediliyor" gibi bir şey söyledi veya orada onu demiş olabilir de "Talep ediliyor, isteniyor" dendi.
Savcı: Bu bahsettiğiniz paraları da Ağaç A.Ş.'de elden verdiniz, doğru mu Ali Sukas'a?
Ensar Güney: Evet. Evet.
Savcı: Tamam, teşekkürler.
Hâkim: Bir şey sorayım. Ne kadar süredir çalışıyorsunuz siz Ağaç A.Ş.'yle?
Ensar Güney: 20 senedir çalışıyorum.
Hâkim: Bu talep ne zaman gelmişti size? 2024 mü?
Ensar Güney: Şimdi şöyle; esas benim büyük mağduriyetim, burası çok konuşulmuyor ama 2019'dan 2024'e ben 40 milyon lirayı zor aldım. Yani çok büyük mağduriyet yaşadım aslında. Yani benim öyle bir bu tip işlerim olsa zaten o zaman parayı verirdim, alırdım yani büyük parayı. Almadığım için, görüşmedim.
Hâkim: O 40 milyonu zor aldığınız o 4-5 sene içerisinde size hiç böyle bir talep gelmedi mi?
Ensar Güney: Hayır, ben hiç görüşmedim dahi. 3 sene hiç irtibatım olmadı. İstemedim de. Ondan sonra onlar da benimle çalışmak istemediler. Yani orada şöyle oldu; ben daha evvel çalıştığım için benimle çalışmak istemediler. Çalışmak istemeyince de ne geldiler ne gittiler. Öyle oldu yani. Yönetim komple değişince beni tanımıyorlardı zaten.
Hâkim: 2019'la bu 2024 arasındaki süre zarfında hiç çalışmadınız, iş yapmadınız Ağaç A.Ş.'yle.
Ensar Güney: 2022'de geldim. 3 sene sonra geldiler. Tekrar bu işlerde, satış noktalarında özellikle çok tedarik edemediler, mal bulamadılar. Benim de uzmanlık alanım olduğu için geldiler, "Tekrar çalışalım." dediler. Alttaki çocuklardan çok geldi gitti bana, satınalma sorumluları var orada. Öyle tekrar başladık ufak ufak. "Hem de bu parayı ödeyeceğiz." dediler.
Hâkim: Yani 2022'de tekrar çalışmaya başladınız?
Ensar Güney: 2022'de başladık, evet. 3 sene çalışmadık.
Hâkim: O 2022'den bu paranın talep edildiği tarihe kadar siz sürekli mal verdiniz, öyle mi?
Ensar Güney: Satış noktalarına ağırlıklı mal verdim. Ama burada mesela birkaç milyon adet bitki var. Şey var, sardunya falan gibi yollukta dikilen bitkiler var. Çok ucuz rakamlarla verilen bitkilerdi. Yani burada bir de benim ürünlerim çok ucuz, yani öyle şaibeden bir şey yok. Yani faturaları görseniz görürsünüz.
Hâkim: Ödemelerini nasıl alıyorsunuz normalde?
Ensar Güney: Normalde daha evvel de mesela her ay hakediş olurdu belediyeden, Ağaç A.Ş.'ye. Ufak ufak da olsa öderlerdi. Para varsa çok öderlerdi, eski sistemde. Bu yeni sistemde de daha zor oldu yani. Ödemeler zordu yani, ödemelerimiz hep sıkıntılıydı.
Hâkim: Yeni sistem dediğiniz sisteme ne zaman geçildi? Yani zorlaşan?
Ensar Güney: 2019'dan sonra hep zordu. Zaten "Para yok." deniliyordu. Ben de onun için para da istemedim yani. 2019'da belediyede para yok, "Yurt dışından para aranıyor." gibi laflar oluyordu.
Hâkim: Peki hep zorlanıyordu da niye 2022'den sonra çalışmaya devam ettiniz siz?
Ensar Güney: Şunun için çalışmaya devam ettim: Ben çok güvenip para vermiş olan bir firma değilim fakat alttaki çocukları eskiden beri tanıyorum. Gelip gidip beni yani işin doğrusu. Ben bir de para için çok düşkün bir insan değilim. Hani çalışmayı seven, o da çocuklarda geldiler gittiler, "Ağabey ne olur ver.” İki dönem var bize; yazlık, kışlık. Geldiler gittiler, o şekilde başladık yani. "Hem de paramızı alalım." diye başladık tabii ki.
Hâkim: O 2022'de çalışmaya başladıktan sonra normal şartlarda ödemeler nasıl yapılıyordu?
Ensar Güney: Kötü yapılıyordu.
Hâkim: Ne kadar sürede bir?
Ensar Güney: Hiç süre müre yoktu. Yani bazen 6 ay ödenmez, bir şey ödenir; ondan sonra 3-5 ay sonra bir daha ödenir. O şekilde ama şöyle oldu, pardon; daha sonra tıkandıklarında ben esas pahalı mal, Hollanda'dan getirttiğim, 1,5 milyon liraya mal ediyorum, 1,5 milyon liraya fatura ediyorduk. Kafa kafaya veriyorduk. Onlar da hep beni zorlamaya başladılar bu sefer. "Beni yormayın, almayın, vermeyin. Sıkıştığınızda gelin." diye. Bazen öyle tır parası veriyorlardı yani getirmem için. Çünkü ben ondan sonra da vermemeye başladım yani.
Hâkim: Şimdi, kâr marjı yüksek değil...
Ensar Güney: Çok düşük.
Hâkim: Çok düşük diyorsunuz.
Ensar Güney: Evet, evet, çok düşük. %10...
Hâkim: Ödemelerinizi de anladığım kadarıyla, sizin anlattığınıza göre konuşuyorum; vadelerinde sıkıntı var, geç ödeniyor, gecikmeli ödeniyor.
Ensar Güney: Evet. Evet.
Hâkim: E niye peki çalışmakta ısrar ediyorsunuz orada? Yani senelerdir çalışmaya devam etmişsiniz.
Ensar Güney: Beş senede 100-140 milyon hiç para değil bizim sektörümüzde. Yani 40 milyon yıllık eder. Yani bizim iş için çok büyük değil yani. Bizim 5-10 milyon aylık ciro işlerimiz var.
Hâkim: Kaç yıldır bu iştesin sen?
Ensar Güney: Ben 40 senedir.
Hâkim: 40 senedir.
Ensar Güney: Evet, çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum.
Hâkim: Ticarette para önemli değil gibi konuşuyorsunuz. Ticarette hep önemlidir yani.
Ensar Güney: Çok önemlidir de yani niçin çalışıyordum? Ben İstanbul'u da seven, yaşayan, satış noktalarında etkili olan, zincir mağazalara, IKEA, Koçtaş gibi mağazalara mal veren bir insanım.
Hâkim: Yani belediyeyle, Ağaç A.Ş.'yle yaptığınız işe çok bir ihtiyacınız yok yani oradan kazanacağınız paraya?
Ensar Güney: Yok.
Hâkim: E peki zarar ediyorum, vadeleri gecikmeli oluyor. O zaman sizin hayır kurumunuz mu, niye belediyeye mal veriyorsunuz?
Ensar Güney: 20 sene bir emek verdiğim bir yer ve çocukları tanıyorum, geliyorlar gidiyorlar. Yani benim için hani senede 40 milyon mal verip de 4 milyon zarar etmek çok önemli değil.
Hâkim: Şöyle bak; karşındaki senin özel şahıs, bir firma değil yani. Hani onlar da kazansın, onlar da kâr etsin diye versen olur mu? Orada çalışan memurlar, orada maaşlı çalışan çocuklar. Onların cebine bir şey girmiyor ki senin yaptığın ticarette.
Ensar Güney: Onu düşünmüyoruz ama biraz da biz iş prensibi olarak işe odaklı bir firmayım. Yani ben işi seven, 40 senedir sadece bu işi yapan, sabah 5'te kalkıp akşam 10'a kadar çalışan bir adamım yani. Yani herkes de tanır beni. Yani evinizde üç çiçek varsa biri benimdir yani. Ben işi seven bir insanım ve tabii satış noktaları da çok önemli yerler. Bizim markamızın olmasını tabii isteriz. Yani Güney Çiçekçilik yazıyor markada. Hani onu da isteriz tabii yani. Kafamızın bir kenarında da o vardır yani.
Hâkim: Yani oraya mal vermeniz senin için?
Ensar Güney: Marka değeri var.
Hâkim: Artı yönü marka değeri?
Ensar Güney: Marka değeri var. Tabii Alibeyköy'de çok büyük satış noktaları var. Orada tabii Güney duyuluyor, biliniyor falan. Markanın bilinirliği açısından da geliyorduk yani. Yani zaten parayla o reklamı yapamazsınız. Yani bir anlamda o hesap...
Hâkim: Ümit Polat'la samimiyetinin derecesi nedir?
Ensar Güney: Ümit Polat Ağaç A.Ş.'de şef olduğundan beri çalışıyor. O dönem dönem uzaklaştırıldı, geldi, gitti. 20 senedir tanıdığım biri, 20 olmasa da 18 senedir tanıyorumdur.
Hâkim: Yalova'ya bu bahsettiğimiz size bu %10'luk teklifi sunduğunda, o gelmesinden önce...
Ensar Güney: Evet.
Hâkim: ...nerede olduğunu söylemişsin ifadende? Elegance Otel...
Ensar Güney: Yanında benim iş yerim var.
Hâkim: Orada, orada Topçular mevkii, Altınova, Yalova...
Ensar Güney: Evet. Evet.
Hâkim: ...adresinde. Bu daha önce Yalova'ya yanınıza geldi mi hiç Ümit Polat?
Ensar Güney: Ümit Polat genelde yani her ay gibi, iki ayda bir gibi Yalova'ya gelir.
Hâkim: Yani ne amaçla geliyor Yalova'ya? Sizin yanınıza mı geliyor?
Ensar Güney: Gelir, yok yok. Her yere gider. Gelir öyle, hareketli bir çocuk yani. Gider, bana da gelir. Bana gelse 5 dakika, 10 dakika çayımı içer, gider yani.
Hâkim: İş ilişkisi dışında görüşmeniz...
Ensar Güney: Hayır, hayır. Şöyle; Yalova'ya geldiğinde 5 dakika, 10 dakika oturur, gider. Zaten "Gidin." derim ben. Yani tarz olarak da kimseyle çok oturup da böyle yarım saat oturacak bir insan değilimdir. 5 dakika otururum, "Tamam." derim, devam eder. Herkes de tanıyor beni yani.
Hâkim: Ali Sukas'la ilişkiniz nedir? Tanışıklığınız?
Ensar Güney: Ali Sukas'la 2022-2023 yıllarında bir sefer, daha sonra da beş sefer hayatımda görüp, beşer dakika gittiğimde, çağırdıklarında gittiğimde görüşmüşlüğüm vardır yani.
Hâkim: Onun dışında bir ilişkiniz yok?
Ensar Güney: Hayır, hiç yok.
Hâkim: Sırf bu mal vermeden kaynaklı, iş ilişkisinden dolayı.
Ensar Güney: Hiç tanımam, hiç bilmem, evet.
Hâkim: Tamam.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Ensar Bey, merhaba. Tanışıklığımızı 2022 diye söylüyorsunuz ama benim hatırladığım 2020 olması gerekiyor. Yeğeniniz vasıtasıyla... Hatta yani şöyle anlatayım biraz: Ben devraldıktan sonra...
Ensar Güney: Doğrudur.
Ali Sukas: Ağaç A.Ş.de göreve başladıktan sonra birçok firma ziyaretimize geldi, para isteyenler oldu, parasını alamayacağı endişesi olanlar oldu, sizin yeğeniniz de dahil. Gerçi sonradan durum bizim tavrımızı gördükten sonra normale döndü. Sonra ben sizi davet ettim. Yani yeğeninize sormuştum, o bahsetmişti dayımdı diye. Ben de, "Dayın hiç bizi aramıyor, para da istemiyor, ürün de gönderiyor..." Yani istendiğinde ürün de gönderiyor. "Ama bize hiç gelmedi, para da istemiyor. Ben dayını tanımak istiyorum" dedim. Aynen cümlem de buydu. O vesileyle de seni davet ettik. İlk görüşmemiz bu şekilde oldu.
Ensar Güney: Olabilir, ben onu hatırlamıyorum.
Ali Sukas: Bu görüşmede de sizin söylediğiniz cümleler hâlâ hafızamda.
Ensar Güney: Tamam, şimdi hatırladım, tamam.
Ali Sukas: Yeğeninizden bahsettiniz. O da benden önceki dönemde de çalışan, daha önce ortak olduğunu, bir firmayı devralan kardeşinizin çocuğu. İstanbul'da da hatırladığım kadarıyla dikey bahçelerin, peyzajını geçmişte yoğun şekilde yapanlardan bir tanesiydi.
Ensar Güney: Ben yapıyordum, ona devrettim. Evet, aynı firma zaten.
Ali Sukas: Sizin benden bir talebiniz olmuştu o zaman: "Yeğenimin işleri devam etsin, yeğenimizin ilişkisini kesmeyin, yeğenim burayla devam etsin. Benim paraya ihtiyacım yok, ben parayla da bir derdim yok. Onun ödemelerine daha dikkatli olursanız, bana yük olmasın..."
Ensar Güney: Ben öyle... Öyle bir şey yok. Hayır. Ben size dedim ki, "Ben paranız olduğunu... Paranız olmadığını biliyorum. Paranız olduğu zaman ödeyeceğinize inanıyorum, ödersiniz."
Ali Sukas: Tamam, ben de onu söylüyorum. Yani "Benim parayla işim yok, mal istediğinizde mal veririm. Müsait olduğunuz zaman da benim ödememi yaparsınız, ben sizi para için aramam."
Ensar Güney: Doğru, tamam.
Ali Sukas: Yani bu zeminde başlayan...
Ensar Güney: Doğru, doğru ama tarihini tam öyle hatırlamıyorum. O zaman niye başlamadık? Bir daha 2022'de başlamışız, iki sene sonra. O da tuhaf yani. Ben tamam, bu dediğiniz doğru ama ben 2022'de mal verdim.
Ali Sukas: Pandemi ne zamandı?
Ensar Güney: Hatırlamıyorum.
Ali Sukas: Peki, ben söyleyeyim: 2020 ve 2021 yılları pandemi dönemiydi. Sizinle de bahçe marketlerde çalıştığımız için sokağa çıkma sıkıntısı vardı...
Ensar Güney: O dönem çiçeğin en hızlı olduğu dönem. Parayı kazanmaya doyamadık o seneler. Yani herkes kapandı; çiçek verdik, bahçeyle çiçek verdik, çok sattık. Neyse, tamam.
Hâkim: Bir araya gireyim de. Şimdi sizin sorular şey gibi oluyor yani sohbet havasında ilerliyor da...
Ali Sukas: Hayır, başkanım konuyu bir açmak...
Hâkim: Biraz da yönlendirici olur. Direkt soru olarak soralım da soracaklarımızı. Yani şimdi hani doğrudan da soruyorsun, anlatan taraf şöyle oldu, böyle oldu, değil mi, evet mi, yok düzelteyim şöyle o yani... Onların sonrasına girmeyelim. Soru olarak sor soruları.
Ali Sukas: Başkanım, ifadeler...
Hâkim: Şimdi anlayamıyoruz orada sen yönlendiriyor musun, yönlendirmiyor musun onu?
Ali Sukas: Ben kesinlikle yönlendirmiyorum ama mesela tanışmamızı 2022 dedi, halbuki 2020'de tanıştık.
Hâkim: Tamam, veriyor cevabını, anladık. Tamam, tamam.
Ali Sukas: İddianamenin bizimle ilgili bölümünde özellikle, genelde böyle gibi geliyor bana; herkes alacağını alamamış, biz baskı yapmışız, alacağını ödemek için para talep etmişiz, bize rüşvet vermişler veya rüşvet vermeden para vermişler, nasıl oluyorsa. Dolayısıyla birtakım şeylerin daha net anlaşılması için süreçlere girilmesi gerekiyor. Yani Ensar Bey ile ben hayatımda dört ya da beş kez yüz yüze görüşmüşümdür, o da hep ben davet ettim. Yani "Ödemeleri gelin yapılandıralım" diye. Yani hep ben arattım.
Hâkim: O kısımları zaten siz savunma olarak beyanlarınızda anlattınız zaten. O şekilde zaten beyanlarınızda geçersiniz. Soruları sorun, anlar soracağımız bir şey varsa bu usullerle alalım. O da şu an burada tanık olarak çağırmadı, o da sanık zaten şu an burada sorgulanan.
Ali Sukas: Ben de onun için soruyorum. Yani "Alacağımı alamadım" diyorsunuz ama bana söylediği şey: "Siz müsait olduğunuzda ödeme yapın, onun dışında ben sizi rahatsız etmem." Cümle bu.
Ensar Güney: Evet, siz de müsait oldunuz, 2023 sonu müsait oldunuz. Ben o zaman belediyede para yok biliyorum ama şimdi bakıyorum hep bir yerlere paralar ödenmiş yani.
Ali Sukas: Peki, ben devraldığımda 40 milyon alacağınız mı vardı Ağaç A.Ş.den?
Ensar Güney: Vardı, evet.
Ali Sukas: Peki.
Ensar Güney: 4 milyon dolardı, 1 milyon dolar aldık, sesimi de çıkartmadım. Şimdi çıkartıyorum yani.
Ali Sukas: Yani teknik konuları zaten sanırım avukatım soracaktır.
Hâkim: Avukatınız güzel soruyor soruları zaten, sizinkisi gibi değil. Avukatınıza geçeriz şimdi. Var mı soracağınız başka?
Ali Sukas: Peki, teşekkür ederim, sağ olun.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey’e geçmiş olsun her şeyden önce. Şimdi cevaplarınızdan önce bir soruyla başlayayım. Ticari kayıtlarınızı kendiniz mi tutuyorsunuz? Hani alacak verecek borç ilişkisine doğrudan hakim misiniz?
Ensar Güney: Mali müşavir şeyimiz var. Firmayız yani.
Kaptan Yılmaz: Çünkü kayıtlar farklı şeyler söyleyecek onun için yani.
Ensar Güney: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: Belki hakim olmadığınız içindir. Ufak tefek.
Ensar Güney: Ay bazında. Ben hızlıca yazdım geldim yani.
Kaptan Yılmaz: Yok ifadelerinizde de var çünkü onun için söylüyorum. İlk sorum 2019 öncesi de çalışıyorum dediniz Ağaç A.Ş. ile. Vadeleri hatırlıyor musunuz? 2019 öncesinde hangi vadelerle çalışıyordunuz?
Ensar Güney: Her ay hakediş yapılır, ödeme gelen paraya göre dağıtılırdı. Yani herkesin ne alacağı varsa alacağı oranında %10 da dağıtılabilirdi, %5 de, %3 de, %30 da. Yani her ay ama bir para gönderilirdi yani.
Kaptan Yılmaz: Şöyle, ben hemen verilerden bahsedeyim ona göre teyit edersiniz etmezsiniz. Şimdi 2019 öncesi ve sonrası çalışma vadelerinize baktık. İki firmanız var değil mi? Güney Çiçekçilik ve Ensar Güney.
Ensar Güney: Evet.
Kaptan Yılmaz: Bu Ensar Botanik diğerinizin firmasını ifadelerinizde de hesaplara dahil etmediğinizi öyle varsaydım. Ben de öyle yapacağım.
Ensar Güney: Yok ben onu 10 sene evvel amaçlı yaparken...
Kaptan Yılmaz: Tamam rakamsal farklılıklar oluşmasın diye söylüyorum. Şimdi 2019, 25 Aralık’ta çalışma vadelerinize bakıyorum. Çok pardon 2014-2019 aralığına. Ensar Güney firmanızda 268 günlük ortalama vadeniz varmış. Güney Çiçekçilik’te 475 gün.
Ensar Güney: Evet ne güzel. O zaman da kazıklanmışız yani. Tamam da onların bu işlerle alakası yok.
Kaptan Yılmaz: Şeyi soruyorum elbette geleceğim. Şimdi 2019 son sonrası yani Ali Bey’in yönetime geldiği dönemde de Ensar Güney firmanızda vadeniz 388 güne çıkmış, artmış orada 100 gün. Güney Çiçekçilik firmanızda da 306 güne düşmüş. Yani 1,5 yıldan 1 yıla düşmüş vadeleriniz. Daha iyi bir vade ile çalışmışsınız. Ağırlıklı hangi firmada çalışıyorsunuz? Yani iş yükü ağırlığınız Güney Çiçekçilik üzerinde görüyorum çok ciddi.
Ensar Güney: İş yükü Güney Çiçekçilik, evet.
Kaptan Yılmaz: Yani neredeyse Ensar Güney yok gibi yani.
Ensar Güney: Yok yok evet evet. Onu öldürmeye çalışıyoruz evet.
Kaptan Yılmaz: Dolayısıyla çünkü bu vadeler 2019 öncesi 2019 sonrası size kolaylık sağlandığı, kayırıldığınız iddianız var, iddiaları var. Aslında 2019 öncesi de benzer şekilde çalışıyormuşsunuz. O zaman da kayırılmış. İtiraz edebilirsiniz. İddianamedeki iddialardan biri firmaların kayırıldığı iddiası.
Ensar Güney: Benimki kayırılmış. Yani burada kendiniz söylüyorsunuz 350 bin... Faizler %50’lik Türkiye’de. Yani hani ben kredi de kullanıyorum. Yani para istemiyorum demek ben para almadım çünkü. Bir de Hakim Bey ben yani çok mütevazı yaşıyorum. Ben 6 senelik 100 bin liralık arabaya biniyorum. Yani ben öyle lüks içinde yaşayacak bir insan değilim. Benim şey yani çalışma, paylaşma. O kadar yani. Öbür türlü hani vadeye made bakıp siz söylüyorsunuz ben de kendime hayret ediyorum. 1 sene vadeyle mal satmışım ve batmamışım. 40 senedir.
Kaptan Yılmaz: Devam edelim mi? Yani söyleyeceğiniz bir şey varsa
Ensar Güney: Buyurun.
Kaptan Yılmaz: Şimdi biraz önce genelde Bahçe Market’e mi mal veriyorsunuz Ağaç A.Ş.’de?
Ensar Güney: %50’si öyleydir
Kaptan Yılmaz: Doğrudur. Dolayısıyla bu Ali Bey’in biraz önce söylediği pandemi döneminde market kapalı olduğu için o dönem markete çok ürün satın almamışlar. Sizlerle de çalışamama sebeplerinden biri bu olabilir.
Ensar Güney: Yani o sene pandemi senesi biz hayatımızda kazanamadığımız paraları kazandık. Çünkü herkes açıktı, çiçekçiler açıktı, manavlar, sebzeciler açıktı. Diğer yerler kapalıydı. Evine sıkandı millet. Bahçeye yaptı, sebze yaptı bilmem ne. Tarihi rekorlar kırıldı.
Kaptan Yılmaz: Yani Ağaç A.Ş. marketlerini 2020-2021’de pandemi döneminde çok az açabildiği bilgisi var bizde onun için sordum.
Ensar Güney: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: Şimdi 2019 yılındaki seçimlerden sonra 2022 yılına kadar herhangi bir ticaret yapmadım, daha önceki ifadeleriniz buydu. Bunu tekrar ettiniz.
Ensar Güney: Evet.
Kaptan Yılmaz: Önceki dönemden de 40 milyon bir alacağım var diyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki 2022 yılında Ali Sukas beni görüşmeye çağırdı, 40 milyonluk alacağıma karşılık çek verdi. Biraz önce Sayın Başkan sordu, bu 40 milyon çeki aldığınızda sizden bir belge talep edildi mi?
Ensar Güney: Hayır
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim. Şimdi cari kayıtlarınıza baktım. Aslında 40 milyon değil 20 milyon alacağınız var. Yani 2019 yeni yönetime devrolunan alacağınız 20 milyon.
Ensar Güney: Yok öyle bir şey. 40 milyon lira Sizin dediğiniz borç 40 milyon. Ezbere biliyorum yani.
Kaptan Yılmaz: Şimdi ekrana yansıtabilirdim ama soruları uzatmamak için ekran yansıtma yapmadım. Açarak söyleyeyim size bu alacağınızın hangi miktarlarda devredildiği. Her iki firmanıza ilişkin...
Ensar Güney: Mahkemeye sunarız,
Hakim: Onlara siz kayıtlardan sunarsınız bakarız.
Kaptan Yılmaz: Kayıtlar var dosyada, ben sadece net...
Hakim: Ekrana bir daha atacak bir şey yok yani gerek yok. Biz hepsini kayıtlardan...
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey bizim de sizi yanıltacağımız bir şey yok. Ben de rakamlara bakıp söylüyorum yani.
Ensar Güney: Ama benim kaydım yani var biliyorum yani yaşanan...
Hakim: İki tarafın da yanıldığı, yanlış baktığı bir yer vardır bakarız.
Kaptan Yılmaz: Tamam yani sizin alacağınız 20 milyon, niye 40 milyon ifade ettiniz, sorum buydu. Öyle hatırlıyorsunuz, peki. 2022 yılına kadar Ağaç A.Ş. ile hiç ticaret yapmadım dediniz. Şimdi ben kayıtlara bakıyorum. Bakın, 2019-20 yılı, 2019’un sonu Ekim sonrası ve 20 yılını dahil ederek...
Ensar Güney: Sizin dediklerinizin hepsini kabul ediyorum. Sonucuna bakalım. Ben hepsini muhasebesel olarak kabul ediyorum. Sonra söyleyin bana, sorun yani bir şey.
Kaptan Yılmaz: Ya her şey yanlış. Önce biz mi yanlış bakıyoruz, siz mi yanlış söylediniz? Söylediyseniz niye yanlış söylediniz? Son sorumu soracağım.
Ensar Güney: Ya niye yanlış söyleyeyim? Benim muhasebe kaydım var diyorum. Baktım 40 milyon lira alacağım var ve Türkiye biliyor. Benim 40 milyon alacağımın belediyeden olduğunu Türkiye biliyor. Şuradaki çiçekçiye sorsan o gene biliyor. Biliyor yani.
Kaptan Yılmaz: Peki. 2019-20’de siz 3 milyon 600 bin lira, rakamları gerçi çok önemsemiyorsunuz, bunlar sizin için küçük rakamlar ama... 2021 yılda 4,5 milyon, 2022 yılında ise 28 milyon. Yani 2019’la 22 arasında toplam 35 milyonluk yeni mal vermişsiniz sadece Güney Çiçekçilik firmanızda. Hiç mal vermedim diyorsunuz. Ensar Güney’i ekliyorum, bir 4,5 milyon da oradan var.
Ensar Güney: Tamam mahkemeye kayıtları sunayım.
Hakim: Elimize kayıtlarınız var.
Ensar Güney: Bu muhasebe kayıtları. Bunlar açacak yani burada bunla konuşulacak bir şey değil ki.
Kaptan Yılmaz: Konuşulacak bir şeyler çünkü sizin söylediğinizde bakın beyanınızın tam tersini söylüyorum diye beyanda bulunuyorsunuz. Onu soracağım. Siz de bilmediğiniz söyleyin. Onun için size sordum kayıtlarınıza hakim misiniz?
Ensar Güney: Hakimim. Ha net hakimim. Bir şeyi unutmam yani.
Kaptan Yılmaz: 2019-22 aralığında size hiç ödeme yapılmadığını diyorsunuz. Sadece Güney Çiçekçilik’e yapılan 12,5 milyon ödeme var.
Ensar Güney: Çok güzel.
Kaptan Yılmaz: 2019 yılından verilen çekler var. Vadeleri yeni yönetim dönemine kalmış. 4. ayda toplam 14 milyonluk iki firmanıza çek vermiş eski yönetim. Yani size 14 milyonluk yeni yönetim 2020 Ocak, Şubat aylarında ödeme yapmış. Aslında o ödemeler de havale olarak Ağaç A.Ş.’nin yeni döneminde hesabınıza yapılmış.
Ensar Güney: Doğrudur
Kaptan Yılmaz: Toplam 50 milyon bir ödeme var, hiç ödeme almadım diyorsunuz. Ağaç A.Ş.’nin size 2019-25 aralığındaki toplam ödemesi 260 milyon. Bu rakam sizin için küçük bir rakam mıdır iş hacminizde?
Ensar Güney: Benim verdiğim mal 175 milyon artı KDV. 2022 artı...
Kaptan Yılmaz: O zaman size 80 milyon fazladan ödeme mi yaptı Ağaç A.Ş.? 260 milyon ödeme yapılmış.
Hakim: Avukat Bey şöyle yapalım. Şimdi anladığım kadarıyla kayıt hususunda sizin ve müvekkilinizin beyanlarıyla sanığın beyanları birbiriyle zaten örtüşmüyor anladığım kadarıyla. Onlar artık hani sanığa daha sormanın çok bir anlamı yok. Siz kabul etmiyorsunuz, o kabul etmiyor. Burada bir soru yok.
Ensar Güney: Onunki kabul olsun yani ne olacak yani?
Hakim: Sonuç olarak hepiniz kayıtları sunarsa bakarız. Burada sizin bildiğiniz...
Kaptan Yılmaz: Sunduk Sayın Başkan. Sunmamıza ekti bunlar da yani o kalabalık içerisinde ne kadar bakmaya fırsat bulabileceksiniz bilmiyorum.
Hakim: Ama hani sanığa sorarak buradan bir sonuç elde etme şansımız var mı sizce?
Kaptan Yılmaz: Sayın Başkan, 2019-23 aralığındaki söylediği bütün rakamlar yanlış. Soruyorum, hepsini toparlayarak sorayım. Bizim kayıtlarımıza göre...
Ensar Güney: Senin kayıtların nereden kayıt ama? Kaydın nereden kayıt?
Kaptan Yılmaz: Ağaç A.Ş.’nin evet, size yapmış olduğu ödemeler, sizin kestiğiniz faturalar. Ticari kayıt, resmi defterler.
Hakim: Bu şekil bu şekilde biz bir sonuca varamayız. Böyle sorarsanız çünkü yani sanık zaten kendine göre anlatıyor, siz de kendinize göre anlatıyorsunuz. Bakarız orada yani. Şimdi buradan hani sanığa ısrarla bunu sormanın ne sonucunu alacağız?
Kaptan Yılmaz: Peki tamam Sayın Başkan. İlk bölümdeki matematik kısmını geçtim. Şimdi 25.06.2025 tarihli ifadenizde diyorsunuz ki 2024 Ekim ayında yani 2024 Ekim’de Ümit Polat beni arayarak Ali Sukas çağırarak senden para isteyecek, %10 oranında isteyecek.
Ensar Güney: Aramadı gelmedi, ofisime geldi.
Kaptan Yılmaz: 20.05.2025 tarihli beyanınızda beni arayarak diyorsunuz.
Ensar Güney: Arayarak gelmişti, gelmişti yani. Benim önümde çünkü konuştu, bekliyordum ben.
Kaptan Yılmaz: 23.07.2025 tarihli, bir ay sonrası ifadenizde de bizzat gelerek diyorsunuz. Bizzat gelmek bizzat mı? Zaten gelinir.
Ensar Güney: Çünkü ben oraya savcıya ifade vermediğim için gittiğimde öyle demiş olabilirim ama doğrusu yani doğrusu o yani gördüm yani gözümle.
Kaptan Yılmaz: Peki Ümit Polat’la samimiyetinizi biraz önce anlattınız. Ümit Polat size niye ki 5 dakika görüşüyorum ayaküstü diyorsunuz. Ümit Polat size bizzat gelip
Ensar Güney: Evet.
Kaptan Yılmaz: Ağaç A.Ş.’de Ali Sukas, Rüşvet alıyor herkesten. Sende de %10 alacak haberin olsun niye uyardı ki?
Ensar Güney: Rüşvet demedi beyefendi.
Kaptan Yılmaz: Ne ise.
Ensar Güney: Rüşvet deme. Rüşvet diye bir şey yok.
Kaptan Yılmaz: Tamam.
Ensar Güney: Para isteyecekler bundan, %10 isteyecekler.
Kaptan Yılmaz: Size niye uyardı peki?
Ensar Güney: Vallahi rahatsızdı. Benim kar marjımın düşük olduğunu biliyor ve ben onlara hepsini demeyeyim de yani benden böyle bir para verme imkanım yok. Vermem yani. Ben öyle şey de vermem. Ben onu öyle götürdüm yani haber vereyim.
Kaptan Yılmaz: Tamam niye bu bilgiyi size verdi? Vermeyin mi diyor, hazırlık yapın mı dedi, ne dedi yani?
Ensar Güney: Abi vermeyin gibisinden, paranızı vermeyin gibi bir şey değil. Dedi ki bak bir liste varmış. Ben de rahatsız oldum. Ben kimseye parayı söyleyemem.
Kaptan Yılmaz: Listeyle yanınıza gelip bu listeyi bana verdiler, senin ismin var. Ben rahatsız oldum.
Ensar Güney: Evet.
Kaptan Yılmaz: Senden %10...
Ensar Güney: Benim ismimden demedi, hayır. Senin isminden rahatsız olduğum değil. Böyle bir şeyden ben rahatsız oldum. Ben böyle bir şeyi kimseye söyleyemem. Ben nasıl söylerim böyle bir şeyi diye de tartıştı dedi. Çünkü ben...
Kaptan Yılmaz: Gelip sana söylemiş ama.
Ensar Güney: Efendim?
Kaptan Yılmaz: Gelip sana söylemiş. Bunu hiç söylemese haberin bile olmayacak.
Ensar Güney: Evet olmayacak. Yine doğru, olur canım niye olmasın? O telefon ettiler, çağırdılar, söylediler yani. Yani o erken oldu yani tabii. Yani ne demek? Ben onu da anlamıyorum, ne dediğinizi de anlamıyorum yani.
Kaptan Yılmaz: Yani Ümit Polat sizi niye uyarsın diyorum? İnsan ancak samimiyeti...
Hakim: Onu Ümit Polat’a sorusunu Ümit Polat’a sorsaydınız yani niye...
Kaptan Yılmaz: Bile bilir, samimiyetim yok diyor. Geldi, uyardı. Ödeme, ödeme bu parayı. Bak senden de isteyecekler haberin olsun der. Bir şey der yani. Demediyse de demediğini söylesin başkanım.
Ensar Güney: E diyorum ben Türkçe konuşuyorum.
Hakim: Cevap alıyorsunuz, siz ısrarla sana devam ediyorsunuz söylemeye. Biz de duyduk ne söylediğini.
Kaptan Yılmaz: Peki başkanım. Ümit Polat’la başka kaydınız var gibi bir soru soruldu size savcılıkta. Başka kaydınız görünüyor onda bir beyanlarınız bulunun falan gibi.
Ensar Güney: Vallahi öyle bir şey denmedi. Sonradan onlara itiraz ettiler. Tutuyor mu, tutmuyor mu bilmem ne. Bir şeyler çıkardılar da sonradan gördüm yani.
Kaptan Yılmaz: Sonra?
Ensar Güney: Evet.
Kaptan Yılmaz: Şimdi bu 100 milyon civarında iş yaptım, bunun karşılığında benden para istendi diyorsunuz.
Ensar Güney: İş yaptım. 175 milyon KDV hariç iş yaptım. 5 senede 100 milyonum kaldı. 100 milyon için de gittik işte o şekilde verdik, ondan sonra çek aldık.
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey, ifadenizde 2023-24 yıllarında 100 milyon civarında Ağaç A.Ş.’ye ürün verdim. İfadenizden okuyorum.
Ensar Güney: Ya olabilir. Ben Allah Allah ilk defa savcıya gidiyorum bir panik haliyle.
Kaptan Yılmaz: Ya Ensar Bey, ben de size niye bunu söylediğinizi demiyorum. İfadenizi hatırlatıp bir soru soracağım.
Ensar Güney: Havadan atıyorum ben, ne bileyim ben ne yazdım oraya? Beni çağırmış adam, soruyor. Ben de söylüyorum yani. Ne bileyim ben ne verdim, ne yapayım?
Hakim: Soruyu şöyle yapalım Ensar Bey. Siz bize doğru dönün şöyle.
Ensar Güney: Tamam.
Hakim: Soruyu net alalım, soruyu tamamladıktan...
Kaptan Yılmaz: İfadenizi hatırlatacağım. Bütün ifadesini netleştirdikten sonra soru yok, o zaman...
Hakim: Hayır, avukat bey araya girdiği... Sanık araya girdiği için siz soruyu rahat sorun diye Teşekkür ediyorum.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Şimdi 2023-24 yıllarında toplamda 100 milyon civarında Ağaç A.Ş.’ye ürün verdim. İfade bu.
Ensar Güney: Yanlış.
Kaptan Yılmaz: 2024 yılının Eylül ya da Ekim ayına kadar zaman geçmesine rağmen yeni vermiş olduğum ürünlerle ilgili olarak bana herhangi bir ödeme yapılmadı. Yani hani şunu diyorsunuz, bu size 40 milyonluk ödeme yapıldığını söylediğiniz tarihten 2024 yılına kadar bana hiç ödeme yapılmadı diyorsunuz. Bunun için de gittim benden 10 milyon istendi, 35.000 euro ayarlayabildim onu ödedim diyorsunuz. Şimdi sayın Başkan bunları sormak zorundayım. Yine matematiğe geldik ama. Şimdi 78,5 milyon ödeme yapılmış size bu tarih aralığında. 2023'ün 3. ayıyla yani 40 milyonu aldığınız, 40 milyonluk çeki aldığınız tarihle 2. çek grubunu 2024 Ekim’de aldığınız çek grubu arasında 78,5 milyon ödeme var size. Diyorsunuz ki bana hiç ödeme yapılmadı. Bu alacağımı alabilmek için gittim, para ödedim. İçi 78 milyon ödeme yapılmış.
Ensar Güney: Cevap vereyim mi?
Hakim: Buyurun.
Ensar Güney: Biraz evvel anlattım. 175 milyon KDV hariç demişim. 100 milyon alacağım kalmış. Net söyledim 5 dakika evvel. Şimdi yani tane tane tekrar anlatacağım. Ne anlattıklarını da anlamıyorum. 175 milyon KDV hariç mal vermişim 5 senede. Bunun da işte ne bileyim ödemesini ödemiş. Gerisi 100 milyon alacağım kalmış. Bunu da almışız çekle. 4 ile 8 ay arasında 4, 5, 6, 7, 8 aylık çek almışız. Bu. Aynısını söyledim, 5 dakika önce söyledim yani.
Hakim: Tamam, sıradaki soruya geçelim.
Kaptan Yılmaz: Şimdi 10 milyonun %10'unu istediler sizden. %10'u getireceksin demiştiniz, tamam. Ali Sukas size 35.000 euro getirdiğinizde bu parayı hiç saydı mı?
Ensar Güney: Hayır.
Kaptan Yılmaz: Kaç getirdiğinizi sordu mu?
Ensar Güney: Hayır.
Kaptan Yılmaz: Yani ne getirdiyseniz, içine 5.000 euro da koysanız, 1.000 euro da koysanız alacaktı yani.
Ensar Güney: Hayır. O dedi ki ben sana para söyleyemem dedi. Ben de o zaman dedim ki ben yanımda böyle böyle getirdim, bunu size vereyim dedim. O da dedi ki bana sana dedi yüklü bir ödeme yapacağım dedi. Ondan sonra işte 5-10 milyon lira tam hatırlamadığım bir parayı ödedi. Parça parça belki 1-2 daha gelmiştir. Bu yani, ondan sonra da Şubata kadar o para kalmıştı. Ondan sonra onu da çek olarak aldık yani.
Kaptan Yılmaz: Peki. Ali Sukas’la hiçbir samimiyetiniz yok. Sizden ödemelerinizi almak için %10 gibi bir para isteniyor. 277.000 euro yapıyor bu para. Çok pardon, dolar. Sadece %15 ödeyebiliyorsunuz. Nasıl %15 ödeyerek alacağınızı hiçbir samimiyetiniz yok, güveniyorsunuz?
Ensar Güney: Nasıl yani, anlamadım?
Kaptan Yılmaz: Yani ödemeniz gereken rakamın %10...
Ensar Güney: Ben öyle ödemem gereken diye bir para yok ya. Parayı alayım da ondan sonra yani ne demek yani?
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey, %10 ödemeniz lazım...
Ensar Güney: Ya 100 ister, 50 ister. Bana ne yani? Ne isterse ister. Ben orada öyle o süreye götürdüm. Hani aramız bozulmasın diye götürdüm. Hani bir şey alabilirsek de para verirlerse de yani aramız bozulmasın diye verdim yani. Yani ben %10 hesapladım da vermedim. O da zaten bana ben sana bir para söyleyemem dedi yani.
Kaptan Yılmaz: Tamam, %10 diye bir şey yok. Siz madem para isteniyor, ben bir miktar...
Hakim: Avukat bey, siz de yorum yapıyorsunuz yani.
Kaptan Yılmaz: Peki, yorumlamıyorum. 35.000 euroyu 2000 Ekim 2024 tarihlerinde yaklaşık 1.700.000 TL ettiğini söylüyorsunuz.
Ensar Güney: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: İfadenizde diyorsunuz ki 1.700.000 liranın karşılığı olarak 35.000 euro hazırladım, götürdüm, verdim. Buralara baktık, kur 36,3 liraymış. Yani hani sizin 1.700.000 TL karşılığı 47.000 euro yapıyor. 35.000 euro diyorsunuz. Hesabı neye göre yaptınız?
Ensar Güney: Yanlış yapmışım. Matematiğe kafam basmıyor, lise mezunuyum.
Kaptan Yılmaz: Peki. Ama matematiğe kafanız basmıyor fakat bu 47.000... Ensar Bey, sorumu dinler misiniz? Tamam. 47.000 euro ifade verdiğiniz tarihteki kura denk geliyor. Hesabı siz mi yaptınız, bir başkası yapıp mı söyledi?
Ensar Güney: Ya kafadan atıyorum. Belki 35.000 euro verdim. İster 1 eder, ister 3 eder. Ne bileyim ben yani, 35.000 euro verdim yani. Yani onu ben 50 lirayla çarptım kafamda. 1.750.000 yapar. Ne bileyim ben, o zaman değerini bilmiyorum yani. Yani 47'di bilmem neyi ben tam matematik gibi yapamam yani. Aşağı yukarı onu ediyordur dedim yani.
Kaptan Yılmaz: Bu yukarısı istiyor dışında size herhangi bir seçim ile ilgili bir şey söylendi mi, seçim yardımı hakkında?
Ensar Güney: Hayır.
Kaptan Yılmaz: Söylenmedi, tamam.
Ensar Güney: Seçim yoktu ki o zaman zaten. 2024'te seçim meçim yok. Herkes bana seçim meçim diyor, seçim meçim yoktu 2024'te. Ekimde ne seçimi olacaktı 2024'te? Ben de onu soracaktım.
Kaptan Yılmaz: Tamam, söylenmemiş size yani seçim ile ilgili bir laf yok, tamam. Şimdi 35.000 euro parayı götürüyorsunuz ve para almadan ödemeleri yapmayacaklarını bildiğimden 15.000 dolar daha götürdüm diyorsunuz. Bu tarih de, bakın bu rakamsal bir tartışmaya girmeyin benimle, tarihsel olarak söylüyorum size. Siz şimdi 2024 Eylül, Ekim ayında 2025 Şubata kadar bir gün alacaklarınız için gitmişsiniz. Doğru, buraya kadar anlaştık?
Ensar Güney: Yani 35'i verdiğime,
Hakim: Anlaşmazlık şeyi yok da.
Kaptan Yılmaz: Ama anlaması lazım ki cevap alayım başkanım.
Ensar Güney: Tamam.
Kaptan Yılmaz: İlk 35.000'i verdikten sonra yani 2024 Eylül, Ekimden sonra bir de Şubatta 15.000 dolar veriyorsunuz. Bu aralıkta siz 75 milyonluk yeni iş almışsınız Ağaç A.Ş.’den. Size de yaklaşık 72 milyonluk ödemeler yapılmış bu tarih aralığında. Şimdi geliyorsunuz Şubat ayına. Şubat ayında sizin çok özür 2024 Eylül, Ekimden beri gelen tüm alacaklarınızın toplamına 6. aydan başlayıp 10. aya kadar çek vermişler. Şubat ayında aldığınız çekler bu çekler. Ve bakıyorum zaten 300 gün vadeyle çalışıyorsunuz. Eylül’de çalışmaya başlamışsınız. Ortalama 10 ay vade, bunun 7. 8. ayında ödemelerinizi almanız lazım. Niye normal vadenizi beklemeyip...
Ensar Güney: Ne normal vadesi ya? Bir senedir diyorsunuz...
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey, sizin çalışmanızı onu o zaman siz düşüneceksiniz. 300 gün çalışmışsınız işte. Ben mi size vade belirledim yani?
Ensar Güney: Şaka mısınız siz? Ben anlamadım.
Hakim: Lütfen Ensar Bey.
Ensar Güney: Hayır ama ne yapayım?
Hakim: Ensar Bey. Bu tarafa dönün.
Ensar Güney: … 300 günle ilgili bir ticaret dünyada yok. Öyle bir şey de yok. Ödenmediği için... Yani o zaman siz kendi kendinize ödüyordunuz, ödenmediği için mecbursunuz davalık olmaya.
Kaptan Yılmaz: Sayın Başkan, sorumu sorayım lütfen. Net bir şey soruyorum. Diyorum ki zaten siz Ağaç A.Ş. ile 300 gün çalışıyorsunuz.
Ensar Güney: Yok öyle bir şey, hiç öyle bir şey yok.
Hâkim: Bir soruyu tamamlasın, bir tamamlasın soruyu. Sonra cevap verirsiniz.
Kaptan Yılmaz: 300 günü beklese, 2025'in 8-9. aylarında ödemelerini alması gerekiyor. Gidip aynı vadeyle çek alabilmek için niye rüşvet verdiniz diyorum? Rüşvet vermenize gerek yok bunun için ya da para vermenize.
Hâkim: Evet, soruyu anladınız mı?
Ensar Güney: Valla çok bir şey anlayamıyorum artık. Yani benim dediğim net, 15 bin dolarda ben 6-8 aylık çek aldım. Yani neyse bu yani. Bunu diyorum yani, onun ne sorduğunu anlayamadım daha yani. Anlayamıyorum. Ne 8 ayı, ne bir senesi; bir sene vade mi olur ya? Yani o zaman her gelene bir sene mi veriyorlar? Onu soruyorum. Yani bir ödemelere baksanız, Hâkim Bey, bir ödemelere deseniz, isteseniz, deseniz ki: "Kim ne kadar vermiş, paralarını nasıl almışlar?" diye.
Kaptan Yılmaz: Yani 2019 öncesinde öyle çalışıyordunuz...
Ensar Güney: Siz... Ben benimle beraber... 2019 öncesinde de sorun. Bence 2019 sonrasını da alın. Deyin ki kim ne kadar mal vermiş, parayı nasıl almışlar? Bir ayda mı almışlar, peşin mi almışlar, üç ayda mı almışlar? Onlar bir ortaya çıksın zaten benim mağduriyetim yani. Biz orada yanan bir insanız yani, firma olarak yanmışız yani. Bitti, bu kadar. Yani ben orada iki ayda, üç ayda ödendi demiyorum. Ben ama 2019'da, 2020 Kasım’da para yok diye biliyorum belediyede. Hatta dediler, "Can Akın Çağlar gelecek, bilmem ne, yurt dışından para gelecek" dediler. Biz dedik, "Öderler bizim paramızı." Çağırdılar, "Bizim para olunca öder..." Çünkü yok zannediyorum yani. Ama şimdi görüyoruz, ondan bundan duyuyoruz, ediyoruz; ödendi edildi. Yalandan... Yani artık tamam da yani 300 günle vade mi olur yani? Türkiye'de faiz %50 ya. O da %10'du bir de. Bakarsan yani 2019'da hemen %10, 15, 20'ydi faiz, şimdi %50. Yani...
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey, siz öyle çalışmışsınız, ben verilere bakıyorum.
Ensar Güney: Tamam yoktu, şimdi 50. Anladınız mı? Yani o zaman faiz 10'du, 20'ydi; şimdi %50, 60, 70 kredi faizi. Bu kadar yani. Ben 40 milyon faiz, kredi ödüyorum, senede 70 milyon...
Kaptan Yılmaz: Başka sorum yok Sayın Başkan.
KAPTAN YILMAZ EK SORU
Kaptan Yılmaz: Ensar Bey, bir çay içimlik 5 dakika oturdunuz. Bütün bunları Ümit Polat’la bu 5 dakika içinde mi konuştunuz?
Ensar Güney: Neyi konuştum Ümit’le, ben hiç anlamadım?
Hakim: Bütün bunlardan kastımız... Açalım. Ne anlamadınız?
Kaptan Yılmaz: Ümit Polat’ın ailesiyle ilgili, Tamer’le ilgili tespitleri, Adem’le ilgili beyanları... Bunların hepsini 5 dakika içinde mi konuştunuz?
Ensar Güney: Canım ne alakası var? Diyorum ya, ayda bir sefer belki gelir gider.
Kaptan Yılmaz: Yani rutin görüşmeleriniz, rutin şeyler. Sağ olun.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Ben sizin ifade beyanlarınızdan giderek soru soracağım. Ağaç A.Ş.’den bize herhangi bir belge verilmediği için ben sizi rakamlarla yormayacağım. Kaptan Bey ulaşılabildiği için herhalde her şeyi sorabildi. Sektörde uzun yıllara dayanan tecrübenize göre satın alma müdürlüğü ve Ağaç A.Ş. yetkililerinin tedarikçilerin fidanlık ve üretim sahalarını yerinde ziyaret ederek ürün kalitesini denetlemesi olağan bir durum mudur? Yani Ümit Bey’in tedarikçilerin yanlarına gitmesi, gezisi sahaları olağan bir durum mudur? Yani sizin gibi diğer tedarikçilerin yeri de gezilir miydi?
Ensar Güney: Yani normalde üç dört kişi gezerler ama Ümit bazen tek gelirdi. Ama normalde üç dört kişi ekip halinde gelinir yani. Ama Ümit...
Hâkim: Sizin dışınızdaki firmalara gittiğini biliyor musunuz peki?
Ensar Güney: Yani Ümit sosyaldir yani gider gelir, mutlaka gidiyordur geliyordur yani. Öyle sosyal bir çocuk.
Hâkim: Doğrudan bilginiz var mı?
Ensar Güney: Doğrudan bilgim yok.
Sevgi Dağdemir: Gizli tanık beyanlarında olduğu için soruyorum. Gizli tanık beyanında sizin elinizde sözleşmeye ve ihtiyaca uygun bitki ve fidan stoğu varken Ağaç A.Ş.’nin sizden alım yapmak durumunda olduğu yönünde bir beyan var. Böyle bir durum var mıydı? Yani sizin stoklarınız varken kimseden alınmama gibi bir durum söz konusu muydu?
Ensar Güney: Stoklardan bitmeden alınmama mı?
Sevgi Dağdemir: Şöyle, gizli tanık diyor ki, eğer diyor Ensar Güney’de diyor o fidanlar varsa onun stoğu bitmeden başkasından alım Ümit yapmazdı diye bir beyan var.
Ensar Güney: Şöyle, biz yıllık sözleşme yaparız. Sözleşmede üretim yaparız. Ondan sonra herkes aynı parayı verir. 20 liraysa 20 liradır. Sözleşme yaptığı zaman, ben de onlara itiraz ederdim zaten. Mesela 20.000 tane malı ürettikleri zaman bana, mesela 3 kalem mal ürettirirler. Bunu bitmeden dosyayı kapatmak zorundalar. Malı benden almak zorunda veya kime yaptırdıysa. 100 tane, 200 tane firmayla çalışıyorlar ve sözleşme, kooperatifler, köylüler. Bunu alır yani, normalinde de evet almak zorundadır benden onu. Çünkü sözleşmemiz var.
Sevgi Dağdemir: Yalnız sözleşme kapsamında olanı almak zorunda.
Ensar Güney: Sözleşme kapsamında. Almadığı takdirde ben itiraz ederdim hatta arardım. Niye o yaptıklarımızı almıyorsunuz derdim yani.
Sevgi Dağdemir: Diğer soruma geçeyim. Yine beyanlarınızdan yola çıkarak soracağım. Cevap da vermeyebilirsiniz, yorulduğunuzun farkındayım. Ali Sukas’ın göreve başlamasından önceki dönem ile göreve geldikten sonraki dönem kıyaslandığında tedarikçilerden Tamer Gümüş’ün Ağaç A.Ş.’den aldığı iş ve ihale hacminde dikkate çekici bir artış meydana gelmiş midir?
Ensar Güney: Yani siz onu resmi isterseniz zaten belli olur. Ona bakılır yani.
Sevgi Dağdemir: Sizin beyanlarınızda olduğu için soruşturmada soruyorum.
Ensar Güney: İllaki tabii ki mutlaka artış vardır, en az iki üç katı vardır herhalde.
Hâkim: Tahmini söylüyorsunuz, doğrudan bir bilgi yok anladığım kadarıyla.
Sevgi Dağdemir: Yine ifadenizde olduğu için soruyorum. Tamer Gümüş ile Ali Bey’in ortak olduğuna ilişkin sizce öyle bir duyumunuz oldu mu?
Ensar Güney: Dedikodu vardı, dedikodular dönerdi.
Sevgi Dağdemir: Yine ifadelerinizden yola çıkarak soruyorum. Ali Sukas ile Tamer Gümüş arasındaki ticari veya kişisel yakınlık derecesine dair doğrudan görgünüz olmadığını söylediniz ama ifadenizde geçen "Ali Sukas karlı işleri Tamer Gümüş ve yakın çevresine verir. Bunlardan biri de Tamer Gümüş’tür." Bu beyanınızı hangi somut olaya dayandırmaktasınız?
Ensar Güney: Ben öyle bir şey tam dememişimdir. Öyle yakın çevresine veriyor diye öyle bir kelimem benim olmaz. Ama bir iki firma mutlaka kollanıyordur yani. Yakın çevresi falan diye bir cümlem benim zor yani, hatırlamıyorum.
Hâkim: Bilgi sahibi misiniz bu hususta? Kollandığına dair bildiğiniz bir firma var mı? Veya nasıl kollandığına ilişkin bir bilginiz var mı?
Ensar Güney: Ya ben şimdi dedikodu mahiyetinde hiçbir şey söyleyemem yani. Dedikoduya girer.
Hâkim: Duyum yani. Doğrudan bilgi sahibi değilsiniz.
Ensar Güney: Duyum sadece. Evet.
Sevgi Dağdemir: Bizzat beyanınızda geçiyor bu arada. Diğer sorum; Tamer Gümüş’ün Ağaç A.Ş. ile iş yapmaya başladıktan sonra olağandışı şekilde zenginleştiğini, lüks araçlar edindiğini gördüm, duydum artık ifadenizde geçiyor. Bu durumu Ali Sukas ile görüştüm, "Bu işlerden başın yanar" dedim. O da bana güldü, hiçbir şey demedi. Bu tespiti yapmanıza neden olan somut gözlem nedir? Böyle bir konuşma yaptınız mı? Ağaç A.Ş.’deki ihaleler ve Ali Sukas ile kurulan ayrıcalıklı ilişkiden kaynaklandığını, bu hususun kaynaklandığını düşündünüz mü?
Ensar Güney: Yani ben kimse için bir şey düşünmedim ama böyle bir şey söyledim.
Hâkim: Bu konuşma gerçekleşti mi?
Ensar Güney: Gerçekleşti.
Sevgi Dağdemir: Tamer Gümüş’ün mal varlığında, araçlarında ve harcamalarında sektördeki olağan ticari kazançla açıklanamayacak bariz bir artış gördün mü dediniz ama araçları zaten söylemiştiniz. Onu kabul ettiniz şu aşamada. Diğer sorum; Tamer Gümüş’ün farklı farklı firmalar üzerinden Ağaç A.Ş.’den ihale aldığına ilişkin bir duyumunuz ya da görgünüz oldu mu?
Ensar Güney: Onu bilemem.
Sevgi Dağdemir: Tamam. Yine sizin beyanlarınızdan yola çıkarak Ümit Polat’ın, Tamer Gümüş’ün fahiş kâr marjlarını engellemek, kamu menfaatini korumak adına piyasadan alternatif teklifler toplayarak fiyatları Ali Sukas’a rağmen kırmaya çalıştığına şahit oldunuz mu?
Ensar Güney: Evet evet, Ümit’in uğraşları vardı.
Sevgi Dağdemir: Diğer sorum; Bünyamin Durukan, Savaş Bayraktar’ın Ağaç A.Ş. ile iş ilişkilerinde doğrudan muhatap oldukları kişi Ali Sukas mıdır, Ümit Polat mıdır? Ve bu kişilerin de Ali Sukas döneminde iş aldığı hacimlerde bir artışa şahit oldunuz mu?
Ensar Güney: Savaş’ı ilk defa burada gördüm. İsmini duyardım, tanıştım. Bünyamin’i de belki bir sefer iki sefer görmüştüm. Onlarla ilgili bir bilgim yok. Öbür üçüncüyü de tanımam yani, demin söylediğin çocuk neydi? İsmi?
Sevgi Dağdemir: Tamer Gümüş.
Ensar Güney: Tamer Gümüş’ü de tanımam. Onu da savcılıkta ilk defa hayatımda gördüm. Hiçbirini tanımam.
Sevgi Dağdemir: Tamam. O zaman üçünün birlikte olduğu firma var mıdır diye sorsam onu da bilmezsiniz zaten. Diğer sorumu sorayım, biraz daha artık müvekkille alakalı sorulara geçeceğim.
Ensar Güney: Şöyle ama geçen Bünyamin buradayken ben, bizim TİGEM diye bir arazimiz var. 25 ortaklı şeyde, Yalova’da. Orada üçümüz ortak yerimiz var. Kendisi söyledi yani 10 dönüm bir yerde, yüzde 10-15 ortaklığımız var, kendisi dedi Bünyamin.
Sevgi Dağdemir: Tamam Ensar Bey. Diğer sorum; müvekkilim Ümit Polat’ın Ağaç A.Ş.’deki görevi sırasında Ali Sukas’ın yürüttüğü satın alma süreçlerinden belli kişi ve firmaların kayrılmasından ve tedarikçilere yönelik haksız uygulamalarından duyduğu mesleki rahatsızlığı doğrudan sizle paylaştı mı? Bu konuda kendisinden duyduğunuz itiraz ve serzenişler var mıydı?
Ensar Güney: Yani genelde Ümit geldiği zaman böyle ağlaşırdı yani işte bazen söylerdi yani işte: "Öyle oluyor, böyle oluyor" bir şeyler anlatırdı yani. Şimdi tam hatırlayamıyorum yani.
Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş.’den olan alacaklarınızı vaktinden önce tahsil etmeniz veya hakedişlerin hızlı onaylanması karşılığında müvekkilim Ümit Polat sizden kendisi ya da başkası adına herhangi maddi bir menfaat, komisyon talebinde bulunmuş mudur?
Ensar Güney: Yani Ümit’in para ödetme gibi bir şeyi yoktu, yetkisi de yoktu, lüksü de yoktu yani. Onun için öyle bir şey talep etmedi yani.
Sevgi Dağdemir: Sektörde uzun yıllar faaliyet gösteren bir tedarikçi olarak Ümit Polat’ın başka herhangi bir tedarikçiden bu yönde menfaat ettiğine dair bir duyumunuz oldu mu, dedikodu bile olsa?
Ensar Güney: Yani dedikodu olarak savcılıkta da söyledim. Öyle İzmirli bir firma vardı, onunla biraz samimiydi diye duydum.
Sevgi Dağdemir: Samimiyet... Esas sorum, Savcı Bey de sordu, Başkan Bey de sordu, Kaptan Bey de zaten sorunca siz gerçeği söylediniz zaten de ben yine de sormak için soracağım. Çünkü Kaptan Bey’le aslında gerçek cevabı aldık. 2024 yılı Ekim ayında Ümit Polat ile alacakların tahsili hususunda yaptığınız görüşmede müvekkil bu talepleri kendisi adına veya başkası adına bir çıkar sağlamak için mi dile getirmiştir, yoksa Ali Sukas’ın tutumuna karşı sizi korumak, uyarmak amacıyla mı bu durumu paylaşmıştır?
Ensar Güney: Ümit daha çok şaşkınlık ve panik içerisindeydi yani. "Biz ne yapacağız bu işlere göre, nasıl yapacağım?" diye korkuyordu yani. "Yani bu nasıl isteyeceğim milletten?" falan filan diye.
Sevgi Dağdemir: Ya Başkan Bey müdahale ederse, zaten siz sorunca söyledi adam yani. Adam dedi: "Böyle bir iş yapamam" dedi, söyledi. Kaptan Bey, ben size hiç müdahale etmiyorum ama. Aylardır buradayız hiç müdahale etmiyorum, Başkan "Sus" derse susuyorum zaten yani. Siz de daha geçen gün cevap verdiniz. E ben konuşurken vallahi yani siz hiç dinlemiyorsunuz. (Kaptan Yılmaz sesi duyulmuyor)
Hâkim: Soruyu bir daha alalım.
Sevgi Dağdemir: Bir daha söyleyeyim Başkanım. 2024 yılı Ekim ayında Ümit Polat ile alacakların tahsili hususunda yaptığınız görüşmede müvekkil bu talepleri kendisi adına ya da başkası adına bir çıkar sağlamak için mi, yoksa Ali Sukas’ın tutumuna karşı sizi korumak, uyarmak amacıyla mı bunu paylaşmıştır?
Hâkim: Bu soruda bir şey yok avukat bey. Siz de soruyorsunuz.
Kaptan Yılmaz: Sorunun soruluş tarzı sayın başkan, Ali Sukas’ın tavırlarına karşı kendisini korumak için mi yaptınız? Yani bu kabulle bir soru soramazsınız ki. Bu direkt içinde yorum ve kesin bir hüküm barındırıyor. Bu hükümle soru sorduğun zaman nasıl bir cevap alacaksınız?
Hâkim: Siz de sordunuz bunları ama avukat bey.
Kaptan Yılmaz: Ama itiraz edecektiniz başkan bir problem varsa.
Hâkim: Reddediyoruz gene de soruyorsunuz yani.
Kaptan Yılmaz: Yani usule aykırı soru sorulmaz. İzin verdiniz ama bu gene de aynı soru hakkını vermez.
Sevgi Dağdemir: Tamam, gerek yok. Zaten benim sormama da gerek yoktu. Kendisi üzerine giderek zaten çelişkili olan bir şeyi kendisi sorusunda giderildi zaten, gerek yok.
Ensar Güney: Panik ve korku halindeydi de biz bu işin altından nasıl kalkacağız diyordu yani. "Nasıl isteyeceğiz bu milletten parayı, ben böyle bir şey yapamam." dedi. Tartışmışlardı yani bana geldiğinde.
Hâkim: E bunu zaten anlattı bize.
Sevgi Dağdemir: Anlattı, yine de ben sorularıma devam, ben sorularıma devam etmek istiyorum.
Hakim: Avukat bey size sorduğumuz sorunun aynı cevabını verdi zaten. Aynı sorunun aynı cevabı.
Kaptan Yılmaz: Sayın Başkanım, hazırlanmış ifadenin unutulmuş halinin hatırlatılması olarak görüyorum. Cevap hazır, soru hazır ve bunun bir hüküm cümlesi olduğunu itiraz ediyorum.
Hakim: Avukat bey sizin sorduğunuz soruyu zaten sanık biraz önce aynı cevabı verdi zaten dedi. Yani şimdi hazırlanmış cevap diyorsunuz da size verdi o cevabı zaten o şekilde biraz önce.
Sevgi Dağdemir: Değişmedi yani adam zaten. Ben devam edeyim.
Kaptan Yılmaz: Değişti başkanım. Zabıtlardan görürsünüz.
Hakim: Kayıtlarda varsa...
Kaptan Yılmaz: Ama itirazım zabıta geçti yeterli benim için.
Sevgi Dağdemir:: Tamam, ben devam edeyim. Müvekkilimin şirket bünyesinde veya sektörde Arif Sukas'ın bu usulsüz para taleplerine karşı başka tedarikçileri de ikaz ettiği hususunda doğrudan bir duyumunuz var mı?
Ensar Güney: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Diğer bir sorum, zaten sordunuz, söylediniz ama tekrar soracağım. Ümit Polat'ın tedarikçilerin hak edişlerini onaylama, ödeme takvimini belirleme, erken ödenmesini yapılma yönünde muhasebeye bir talimat verme gibi bir görevi ya da yetkisi olabilir mi?
Ensar Güney: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Tamam, diğer şey sorayım. Zaten eleştirdiğinizi söylediniz. Bunu da geçelim. Diğer bir sorum A101 BIM kartlarıyla alakalı. Dosyaya sunulan A101 BIM alışveriş kartları personele dağıtılmak üzere Bayram, Kurban Bayramında işte temin edilmiş midir?
Ensar Güney: Evet.
Sevgi Dağdemir: Bu konuda Ümit Polat sizi tehdit etmiş midir? Ya da vermezsen hak edişini vermeyiz, böyle bir husus var mıdır?
Ensar Güney: Ya bu klasik bir şeydir. Bayramda işte Ramazanda mamazanda istenir, biz de göndeririz yani.
Sevgi Dağdemir: Bir diğer husus, Adem Yavuz'la alakalı. Müvekkilimin husumeti olduğunu, şirketten korktuğuna ilişkin sizin bir duyumunuz var mı?
Ensar Güney: Adem Yavuz'u tanımam. Bir ara Adem diye bir adamla ..... diye sitemi vardı Yalova'dan gelip. Tanımıyorum yani.
Sevgi Dağdemir: Husumete ilişkin bir bilginiz var mı? Ümit Polat, Adem Yavuz'la konuşur muydu?
Ensar Güney: Ben hiç Adem Yavuz'u tanımıyorum yani. Tanımıyorum. Bilmiyorum, yani o bir ara geldi, bir panik halde bir şeylere kızıyordu, bozuyordu, bir şeyler söyledi ama ben o işlerle de ilgilenmem yani. Beni ilgilendiren şeyler değil.
Sevgi Dağdemir: 2-3 sorum kaldı. Bitiyor, bitiriyorum. Çok yoruldum.
Sevgi Dağdemir: ....... Başlayınca size de bilgi ulaştı mı?
Ensar Güney: Dedikodular var.
Sevgi Dağdemir: Yine ...... mı? Tamam, devam ediyorum. Çok az kaldı. Sonraki ifadenizde var. 2024 yılı Ekim ayında Ali Sukas ile yaptığınız görüşmede Manevra ve Zakkum adında piyasa değerinin çok üzerinde ve fahiş bedellerle yapıldığı konusu gündeme geldi mi?Ali Sukas burada size kimseyi kötüledi mi?
Ensar Güney: Yani evet, o zaman bir şey söylediler evet.
Hakim: Bu soru da bizim için çok şey değil.
Sevgi Dağdemir: Tamam, o zaman diğerini sorayım hemen. Şöyle bir beyanınız var. Diyorsunuz ki, o süreçte zaten tedarikçilerin çoğu bu ücretleri mecburi olarak ödüyordu. Yine tedarikçilerin hepsinin bu verdiği paraların Ertan Yıldız'a gittiğini söylüyorlardı. Şimdi bu direkt sizin kendi beyanınızdan yola çıkarak soruyorum. Bu tedarikçiler kimlerdi? Yoksa öyle?
Ensar Güney: Bütün esnaflar. Yani buraya veren 100 tane esnaf varsa 100'ü de dedikodu şeklinde geliyordu. Ama bana zaten çok kimse gelemez. Bana öyle gelenler söylüyorlardı yani böyle böyle oldu diye.
Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ederim.
ENSAR GÜNEY AVUKATI ŞÜHEDA NUR YILMAZ FINDIKLI SAVUNMASI
Sayın Başkanım, Sayın Üye, ben konuşmaları bölmek istemedim ama muhasebesel anlamda oluşan tereddütleri gidermek adına biz de elimizdeki bilgileri sunmak isteriz. Müvekkil soruşturma aşamasında gerekli ise bugün huzurda da duruşmadaki tüm hususları samimi bir şekilde ifade etmiştir. Ben çok uzatmak niyetinde de değilim. Sadece şunu belirtmek istiyorum; eylemin 24 kapsamında rüşvet vermekten müvekkilim yargılanıyor. Öncelikle belirtmek isterim ki müvekkilin Ağaç A.Ş. ile olan ticari ilişkisi yeni bir ilişki değildir. Müvekkilim yaklaşık 20 yıldır bu firma ile ticari ilişki içerisindedir.
İddianamenin kapsamında müvekkile atfedilen suç ve eylem yönünden somut olayın gerçekleşme şekli ve müvekkilin durumu itibariyle de müvekkil rüşvet suçunun faili değil, ancak irtikap suçunun mağduru konumunda olduğunu özellikle belirtmek isterim. Çünkü müvekkilim her bir iş almak, kendisine bir ayrıcalık sağlamak amacıyla veya herhangi bir menfaat elde etmek amacıyla hareket etmemiştir.
Müvekkilin tek amacı daha önce yaşamış olduğu muhasebesel sıkıntılar nedeniyle parasının oldukça değer kaybetmiş olması sebebiyle alacağını tahsil etme çalışmasıdır. Bu ödemeyi de zorunda kalarak yapmıştır. Üstelik bu ödemelere rağmen müvekkile alacağı nakden de ödenmemiş, karşılığında ortalama vadeleri 6 ay olan 8 adet çek verilmiş ve müvekkil alacağını ancak bu çeklerin vadeleri geldiğinde tahsil edebilmiştir. Bu kapsamda belirtmek isterim ki müvekkil rüşvet vermek kastıyla ve bilinciyle hareket etmemiştir. Herhangi bir rüşvet anlaşmasının tarafı olmamıştır.
Dosyada bu anlamda herhangi bir delil yoktur. Dolayısıyla müvekkilin üzerine atılı suçun unsurları oluşmamıştır. Müvekkilimin beraatini talep ederim. Son olarak müvekkilim savunmasında belirtti mi bilmiyorum ama çeşitli ülkelerle ticaret yapan bir kişi. Hakkında uygulanmakta olan yurt dışı çıkış yasağının gelinen aşama ve tedbirin devam ettiği süre de dikkate alınarak kaldırılmasını talep ederim.
SUAT GÜLER SAVUNMASI – 15.09.2026
Üzerime suç isnat edilen davayla ilgili ben o kurumdan 13.03.2016 yılında İSFALT'tan ayrılmış bulunuyorum. Yani o kurumdan 7-8 yıl önce ayrılmış bulunuyorum. Niye bu davada varım, niye ismim var, onu da bilmiyorum. Sebebine gelirsek 3212 no’lu sayfada da var, orada bir kere bir ihale numarası kayıt numarasıyla ilgili bir bilgi var. O bilgide ihale komisyon üyesi olduğum söyleniyor. 8 yıl önce ayrılmış olduğum bir yerde nasıl komisyona girmiş olup nasıl ismimin var olduğunu bilmiyorum. Bilirkişi raporlarında ve diğer hiçbir yerde oradaki komisyonlarda dahi ismim olmamasına rağmen 3212 no’lu sayfada Suat Güler var. Bu konuyla ilgili bayağı bir maddi ve manevi mağduriyetim var. Hiçbir alakamın olmadığı bir yerle ilgili bir portföy yönetim şirketinde genel müdür olduğum halde bu konuyla ilgili SPK'ya gittiğimde SPK tarafından istifam talep edildi. Yoksa yatırım fonlarıyla ilgili izin verilmeyeceğiyle ilgili istifamı vermek zorunda kaldım.
Daha sonra Ulaştırma Bakanlığı ile ilgili olan … şirketinde genel müdür yardımcısı olarak başladığım halde bu konular olduğu için, kamuda olduğu için oradaki görevimden de, yani tabiri tenzili rütbe şeklinde gerçekleşmiş oldu. Hâlâ danışman sıfatıyla iki kurumda da hizmet vermek zorunda kalıyorum ve bu konuda da bayağı bir maddi konuda zorluktayım, manevi zaten anlatamam. Yani hiçbir alakamın olmadığı bir yerde, zaten Emniyet'teki çağırdıklarında ki ifademde de Mali Şubede de bunları belirttiğimde 10 dakikalık bir sürede çıktım ve hiçbir ilgim olmadığı söylenmesine rağmen iddianame açıklandığında iddianamede sanık olarak ismimin olduğunu gördüm. Beraatime karar verilmesini istiyorum.
SUAT GÜLER AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli heyet, sayın iddia makamı. Müdafisi olduğum sanığın beyanlarına biz de aynen iştirak ediyoruz. Kendisi detaylı bir şekilde anlattı. Biz de iddianamede ismini gördükten sonra defaten müvekkil açısından dosyanın tefrik ve düşürülmesine yönelik olarak taleplerimizi belirttik. Gerçekten dosyaya baktığımız zaman müdafisi olduğumuz sanıkla ilgili eylem iddianamede 137 no'lu eylem olarak adlandırılmış ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraklerinden olan İSFALT fabrikalarına A.Ş.'de yapılan 2023 ve 2024 yılları arasında 2023'e 135 37 72 ihale kayıt numaralı ihale ile oradaki ihalede onay belgesinde imzası olduğundan bahisle müdafisi olduğumuz sanık iddianameye dahil olmuştur. Ama her ne hikmetse iddianamede müdafisi olduğumuz sanıkla ilgili 137 no'lu eyleme baktığımız zaman müvekkille ilgili hiçbir isnadın olmadığını, sanıklarla bağlantısı olmadığını, aynı şekilde de ihale onay belgesinde kendi imzasının olmadığı açık.
Yani tamam iddianamede yer almış, dosyaya gelmiş, bugün de burada ama Sayın Başkan kendisi de ifade etti mağduriyetini. Şimdi bir Cumhuriyet savcısının nasıl iddianameyi tanzim etmesi gerektiği açıklamaya gerek yok. CMK 170 açık yani dosya içerisindeki olaylar, dosya içerisindeki şahıslar bir illiyet bağı içerisinde sebep-sonuç ilişkisi kurularak iddianame tanzim edilir. 170'e 5'te de lehine olan hükümler varsa iddianamede yer alır. Diye açık olmasına rağmen biz de hiçbir şekilde ilgisi olmayan bir dosyaya biz dahil olunmuş oluyoruz. Ya kanaatimizce biz bir maddi hata olduğunu düşünüyoruz veya sehven müvekkilin isminin iddianamede yer almış olduğunu düşünüyoruz Sayın Başkan.
Bu yüzden de biz defaten bildirdik. Yani bizim bu olayla hiçbir ilgimiz yok. Dosyanın içeriğiyle hiçbir şekilde bağlantımız yok. Dosya içerisinde bulunan sanıklarla dolaylı, doğrudan hiçbir bağlantımız söz konusu değil. O yüzden de Ceza Muhakeme Kanunu temelinde cezaların şahsiliği ilkesi vardır. Her bir şahıs yapmış olduğu eylemden sorumludur. Dolayısıyla da dosya içerisinde bizim bir bağlantımız yoktur. Bu yüzden biz öncelikle Ceza Muhakeme Kanunu'nun 10. maddesine istinaden biz müdafisi olduğumuz sanığın mağduriyetinin daha fazla artmaması amacıyla biz öncelikle dosyanın tefrikini talep ediyoruz. Sonra da uygun görülürse öncelikle düşme, diğer halde ise beraat talep ediyoruz Sayın Başkan. Teşekkür ederim.
HÜSNÜ AKHAN SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın başkan, değerli üyeler, sayın savcı; öncelikle mahkemenize saygılarımı sunarak başlamak istiyorum. Müsaadenizle öz geçmişimden kısaca bahsetmek istiyorum. Ben ilk ve orta öğrenimimi Urfa Birecik’te tamamladım. Daha sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldum. Aynı yıl Merkez Bankası müfettişlik sınavlarıyla bankaya dahil oldum. Bankada çeşitli görevlerde bulundum ve bankanın bursuyla Amerika’da ekonomi master’ı yaparak tekrar bankaya dönüp mecburi hizmet yükümlülüğümü yerine getirdim. Bankada en son görevim Merkez Bankasının Londra Temsilciliği oldu. Oradan dönüşte Garanti Bankasına Genel Müdür Yardımcısı olarak dahil oldum ve dolayısıyla Doğuş Grubuna 1994 yılında girmiş bulundum.
Hakim: 46 no'u eylem için araya giriyor
46 no’lu eylem kapsamında benim bir 10 milyon dolar lafı dolaşıyor, bir rüşvet verdiğim ve buna aracılık ettiğim söyleniyor. Bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. Çünkü iddianamede adı geçen kişilerin hiçbiriyle en ufak bir temasım, en ufak bir iletişimim, yazılı veya sözlü bir iletişimim olmadı. Bir tek Can Akın Çağlar bey hariç. Can Akın Çağlar da bankacılık sisteminden tanıdığım, daha sonra da benim de yöneticisi bulunduğum Garanti Bankasına dahil olan Garanti Sigortanın genel müdürlüğü döneminde dostluğumuzun pekiştiği ve ara ara da ikimizin ortak tutkusu Beşiktaş’ın maçlarına gittiğimiz şeyde. Onun dışında bizim özellikle Asoy İnşaat’a Hatay’daki konteyner alımıyla ilgili bir konu rüşvete aracılık ettiğim veya rüşveti belgelediğim söyleniyor. Onu şöyle izah edeyim efendim.
Hatay depremi ile birlikte Doğuş Grubunun sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde biz hızla oraya neler yapabilirizi düşündük ve Hatay’ın simge yapılarından birisi olan Meclis Binası ve Adalı Konağı restorasyon işini üstlendik. Ayrıca 1001 adedi 56 blokta konut yapıp bunu AFAD’a hibe olarak Doğuş Grubu olarak verdik ve yine depremi takiben 3 ayrı ilde Hatay, Adıyaman ve Maraş’ta hızla seyyar mutfaklar kurup günde 5000 kişiye 3 öğün sıcak yemek çıkardık ve sayısını kesinlikle hatırlayamadığım yoğunlukta tırlar dolusu gıda ve giyim yardımında bulunduk. Şimdi bu çerçevede bizim 2017 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yüklendiğimiz Eminönü Alibeyköy Tramvay Projesi ve Çekmeköy Sancaktepe Sultanbeyli Metro Projesi çerçevesinde haliyle doğal olarak onlarla görüşmeler var idi. Bir şekilde bildiğim kadarıyla AFAD, Büyükşehir Belediyelerini depremde zarar gören 13 ille eşleştirmiş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Hatay ili ile eşleştirilmiş. Hatay’da bir konteyner kent kurulumu için bir destek ve yardım talebi ulaştı yönetimimize bizim arkadaşlar tarafından.
Biz de inceledik. Asoy İnşaat’ın HATSU (Hatay Su ve Kanalizasyon İdaresi) ile yaptığı bir konteyner sözleşmesi geldi önümüze. Daha sonra ona dayalı olarak da biz Asoy’la bir inşaat işlerini yüklenmek üzere kendileriyle bir sözleşme yaptık. Bu sözleşmemiz de Doğuş İnşaat Yönetim Kurulu tarafından imza altına alındı. Onun öncesinde Asoy İnşaat’la herhangi bir şekilde şahsi ve ticari hiçbir ilişkimiz olmadı. Hatta iddianameden gördüğüm ismini Adem Soytekin olarak öğrendiğim kişiyle dahi en ufak bir irtibatım yoktur. Onu da hiçbir şekilde sokakta bile görsem tanıyabileceğim bir kişi değildir. Dolayısıyla bizim bu ödemeler çerçevesinde, bu ödemeleri de bağış olarak yaptık ve bunlar da faturalı ödemelerdir, banka kanalıyla yapıldı ve yine iddianameden gördüğüm Adem Soytekin de bu ödemelerin bir bağış olduğunu ifade etmiştir.
Bunun dışında efendim bizim Hatay’a toplamda 174 milyon dolar gibi bir deprem yardımımız oldu ki iddiaya söz konusu olan, suçlamaya söz konusu olan rakam bunun yanında son derece cüzi bir rakamdır. Yaklaşık 4 milyon dolar civarında bir rakamdır. Bazı kişilerle, tanımadığım kişilerle HTS ve baz kayıtlarına kısaca değinmek istiyorum. O konuyla ilgili zaten yaptırdığımız bir teknik raporu sayın mahkemenize avukatlarım sundu veya sunacaklar. Orada özellikle Doğuş Holding’in binası ana merkezi Maslak’ta Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile aynı güzergahta. Oradan benim çalışma dönemimde mutlaka bir baz kayıtları geçiş güzergahlarında verilmiş olabilir. Ondan dolayı da bunların hiçbir şekilde benim yüz yüze geldiğim veya görüştüğüm ve bir şekilde iletişim kurduğum anlamına gelmez. Zaten ilgili kişileri inanın sokakta da görsem tanımam, tanıdığım kişiler de değildir. Reina meselesinde size sunulan raporlarda da belirtildiği gibi orada bir güçlendirme yapıldı. Güçlendirme için başvuruldu ki zaten iddianamede belirtilen baz ve HTS kayıtlarıyla güçlendirmeye bizim başvuru tarihimiz arasında 6 aylık bir mesafe vardır. O açıdan da bunun o tarafla ilgili ilintili olduğunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz ve Reina’da da hatta en sonunda yapı tatil tutanağı düzenlendi ve iskanı olmayan bir yapı olmasına rağmen sanki iskanı varmış gibi iddianamede yer aldı. Şu anda da zaten mühürlenmiş bir yapıdır kendisi.
Onun dışında bu 10 milyon dolar lafı nereden geliyor diye baktığımızda bizim Galataport inşaatında karşımızda Peninsula Otelinin karşısında bir katlı otopark vardı. Biz bu katlı otoparkın yıkılması, oranın yeşil alana dönüştürülmesi ve katlı otoparktaki sayı olarak aynı kapsamda otoparkın da aşağıya alınması konusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yaptık ki bu konu daha rahmetli Kadir Topbaş zamanına kadar uzanan bir konudur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız protokol çerçevesinde tahmini olarak bir 10 milyon dolarlık bir bütçesi olan bir konudur. Ancak orada kazıya başladıktan sonra bir tarihi yapı olarak Ceneviz Duvarı çıktı. Anıtlar Yüksek Kurulu yapının devam etmesini durdurdu ve ileri incelemeler, tarihi başka bir eser veya buluntu olur mu diye baktı ve şu anda orası da yapılmayan bir alan olarak durmakta. Dolayısıyla ben sayın başkan, değerli üyeler, sayın savcım; benim şu anda üstüme atılı olan iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. Bu konuda yüksek mahkemenizden beraatimi arz ve talep ediyorum, saygılarımla.
HÜSNÜ AKHAN SAVCI SORGUSU – 15.09.2026
Savcı: Doğuş Holding'in kendi bünyesinde Hatay'da ciddi bir çalışma yaptığından bahsettiniz az önce. Doğuş'un inşaat şirketleri var bildiğim kadarıyla doğru mu?
Hüsnü Akhan: Doğrudur efendim.
Savcı: Bu yardımları yaparken Asoy gibi başka üçüncü firmalara da bu şekilde para gönderdiniz mi?
Hüsnü Akhan: Tabii ki şöyle söyleyeyim. Doğuş İnşaat şirketimiz üst yapı tarafında değil, alt yapı inşaatlarında özellikle uzman. Üst yapı tarafını ise biz kendimiz başka şirketlere havale ettik, yaptırıyoruz. Örneğin 1000 konut yaptık. Bu konutları AFAD'a teslim ettik ve bu konutları yaparken de diğer inşaat yani alt taşeronlara haliyle bütün havaleler banka kanalıyla yapılmıştır.
Savcı: O bahsettiğiniz bine yakın daireyle ilgili işi Doğuş mu yaptı, yoksa Doğuş yaptı alt taşeronlar mı etti? Ana yüklenici Doğuş muydu sonra?
Hüsnü Akhan: Doğuş İnşaat ana yüklenici proje yönetimi yaptı ve alt taraflara taşere etti, evet efendim.
Savcı: Peki bu Asoy'u size kim yönlendirdi bu bağışlarla ilgili?
Hüsnü Akhan: O da ben hatırlamıyorum. Şöyle, bizde tabii arkadaşlar, teknik ekip devamlı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yapılan işlerden yükümlülüğü olduğumuz alt yapı projelerinden ötürü devamlı görüşme halindelerdi. O anlamda böyle bir talebin olduğu aşağıdan bizim arkadaşlara geldi ve bu da yönetim kuruluna kadar yansıdı.
Savcı: Yani Hatay'da her talepte bulunan şirkete 191 milyon TL gibi para gönderebiliyor musunuz?
Hüsnü Akhan: Şöyle, tabii yaptığımız araştırma neticesinde Asoy İnşaat'ın Aksu ile yaptığı sözleşmeye dayalı olarak bunun yapıldığını, zaten nitekim yapıldığını da sonradan teyit ettik. Hatay ili, Antakya ilçesi, Aşağı Ekinci Mahallesi'nde 24 nolu parselde bu 201 konutun yapıldığını da teyit ettik. Dolayısıyla orada işin gereği neyse o ödemeler yapılıyor.
Savcı: Burada 4 tane fatura görüyorum 191 milyon TL, hani Asoy'a bağış adı altında verilen para. Bu bağışlara karşılık yapılan işleri takip ettiniz mi, bilginiz var mı?
Hüsnü Akhan: Tabii efendim, yapılan iş 201 adet prefabrik konut, konteynerlardan oluşan ve bunların çevre düzenlemesi, altyapı işleri. Bu da 201 konut da Aşağı Ekinci Mahallesi 24 nolu parselde tamamen de yapıldı, bitirildi. Yine bildiğim kadarıyla Asoy İnşaat da bunun bitirildiğine ilişkin belgeleri sayın mahkememize sundu.
Savcı: Bu bu mesela yine bir inşaattan bahsediyoruz baktığınızda. Mesela Doğuş niye burada kendisi yapmayı tercih etmedi? Mesela bahsettiğiniz bin konutta Doğuş ana yüklenici, alt taşeronlara iş veriyor. Burada Asoy direkt ana yüklenici.
Hüsnü Akhan: Evet. Bunu zaman zaman yapıyoruz. Yani Doğuş İnşaat çünkü üst yapı tarafı, özellikle tabii hibe işi ve bu hibe işinin tabii devlete bir söz verilen bir hibe işi olduğu için onu mutlaka Doğuş'un kontrolünde olmasını da arzu ettik. Büyük de bir iş, büyük de inşaat. Yani toplam bedeli yaklaşık 134 milyon dolar olan bir iş. Dolayısıyla Doğuş İnşaat tamamıyla orada proje yönetimi çerçevesinde alt taşeronlara taşere etti bu işleri.
Savcı: Süleyman Atik'i tanır mısınız? Hakkınızda beyanlarda bulunmuş. Herhangi bir husumetiniz veya...
Hüsnü Akhan: Hiçbir şekilde tanıdığım bir insan değildir.
Savcı: Niye beyan vermiş olabilir?
Hüsnü Akhan: Onu hiç bilemiyorum. Zaten birtakım iddianamede yer alan birtakım şeylere baktığımda, konu ya ilişkin iddialara baktığımda hepsi benim dışımda, benim tanımadığım, asla iletişimimin olmadığı ve sokakta görsem tanımayacağım isimler. Zaten bunların da beyanları ara ara baktığımda birbiriyle çelişen ve tamamıyla deyim yerindeyse affedersiniz filin, körün fili tarifi gibi bir şey. İşte bazısı şundan duydum, böyle duydum ya da işte yok bilmem kartla ödeme ya da şu şekilde ödeme şu oldu gibilerinden tamamıyla birbiriyle çelişen ifadelerle örülü bir iddianame.
Savcı: Yakup Öner'i tanır mısınız?
Hüsnü Akhan: Tanımıyorum.
Savcı: Sizle görüştüğünü söylemiş bu süreçlerle ilgili. Herhangi bir görüşme yaptınız mı?
Hüsnü Akhan: Hiçbir şekilde görüşme yapmadım, tanımam da. Şunu yalnız söylememde fayda var Sayın Savcım. Tabii bizim yaptığımız işle alakalı olarak defalarca İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileriyle hatta İBB Başkanlığında heyetlerle zaman zaman görüşmelerimiz, hatta açılışlar, hatta test sürüşleri, hatta şantiye ziyaretleri olmuştur. Oralarda tabii kimin, o kalabalıkta kimin ne olduğunu bilmem mümkün değil ama özel olarak öyle bir tanışıklığım ve görüşmem yoktur.
Savcı: Anladım. Çünkü Yakup Öner ile bir ortak sıfır metreden bazınız var belirli tarihlerde. Onunla ilgili ne diyeceğinizi sordum.
Hüsnü Akhan: Baz, bazla alakalı, baz ve HTS kayıtlarıyla alakalı bilirkişi uzmanına yaptırdığımız kapsamlı bir rapor var. O rapor zaten Sayın Mahkememize sunulmuştur Sayın Savcım.
Savcı: Tamam, teşekkürler, sağ olun.
Hüsnü Akhan: Teşekkür ederim.
EKREM İMAMOĞLU, HÜSNÜ AKHAN’A SORUYOR – 15.09.2026
Ekrem İmamoğlu: Çok çok geçmiş olsun Hüsnü Bey. Ben aslında, açıklamaları yaptınız, soru da sormayacaktım ama iddia makamının “Hatay'da her önüne gelene sizin adınıza para yollar mısınız” diye sorusuna binaen soru sormam gerekti. Çünkü anlattığınız kadarıyla Hatsu zaten Hatay'ın İSKİ'si, Hatsu işletmeleri. O dönemde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi, AFAD tarafından İstanbul'a gönderilen Türkiye'deki büyükşehirlerden bir tanesi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Türkiye'nin en büyük belediyesi ve en büyük kamu kurumlarından bir tanesi. Birçok bakanlıktan dahi daha fazla bütçeye sahip olduğu bir durumdur. Bu meseleyi niye izah etmek durumunda kaldım? Çünkü iddia makamının, ne yazık ki cahilce ve beyanlarla dolu bu iftiranamesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aşağılayıcı bu tutum ve tavrına binaen sizlerin de ifadelerinde muhatap olduğunuz kurumun İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğunu ve Türkiye'nin en önemli illerinde, en önemli iki tane hattı, 2017'de, yani bizim dönemimizden önce kazandığınız ihaleler sürecinde bir çok görüşmeyi yaptığınızı ve bu çerçevede hatta yine İstanbul'a örnek bir biçimde bir danışma modeliyle, Galataport ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında da muhtelif ulaşım, altyapı ve üstyapı ile ilgili çok detaylı bir protokolü hizmete kavuşturduğumuz, bir tek otoparktaki eksiklik hariç devam ediyor. Bu çerçevede bir ilişki yürüttüğümüzü ifade ettiniz diyerek sorumu soruyorum. Siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile teknik ekiplerinizin yapmış olduğu muhtelif toplantılar çerçevesinde, Türkiye'nin ne yazık ki büyük ihmallerle, 13 büyükşehrinde yaşanan ağır depremin ne yazık ki oradaki şehirlerin iyi bir altyapıya kavuşturulamaması, çeyrek yüzyıllık 1999 depreminden sonraki büyük ihmallerden dolayı, 60.000'e yakın insanımızı kaybettiğimiz bir dönemde bu yönlendirmeyle benim ziyaretimde de 1500-2000 kişinin yaşadığı ve hala da yaşamın devam ettiği geçici konut projesinde, sizin de ifadenizle ben tabii rakamları hatırlamıyorum ama 3-4 milyon dolar civarında bir yatırıma destek olduğunuzu ifade ettiniz. Olan budur değil mi Hüsnü Bey?
Hüsnü Akhan: Aynen budur Sayın Başkan. Ve bunun yanında tabii ki baktığımızda bizim diğer Hatay'da örneğin İl Özel İdaresi'nden, valilikten, belediyeden gelen birtakım talepleri de biz yine kendi sosyal sorumluluk anlayışımız çerçevesinde yerine getirdik. Evet.
Ekrem İmamoğlu: Evet. O dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi, sizin gibi dolaylı ya da direkt deprem bölgesine yapmış olduğu yatırım da neredeyse 500 milyon dolar civarında bir rakama ulaşmıştır. Ki bizim de kurum olarak üzerimize düşen vazifeyi yerine getirirken, sizin de işin içine bir “bizim de bu işte bir katkımız olsun” diyerek sunduğunuz bir katkı bedelidir. Ve bu şekilde süreç gelişmiştir. Bu manada hem mahkeme heyetinin bilgilenmesi hem de iddianamede lekelenmeye çalışılan İstanbulluya ait İBB'nin bu manadaki açıkça izahının benim tarafımdan yapılması için bu soruyu sordum. Teşekkür ederim.
Hüsnü Akhan: Ben teşekkür ederim.
ELÇİN KARAOĞLU, HÜSNÜ AKHAN’A SORUYOR – 15.09.2026
Elçin Karaoğlu: Teşekkürler sayın başkan, kıymetli heyet. Hüsnü Bey’e geçmiş olsun. Elçin Karaoğlu. Ben şunu söyleyeyim; siz ifadenizde bahsettiniz gerçi, hani iddianamede sayılan isimleri tanımadığınızı ama ben karşı karşıya gelmişken bizim hiç bir tanışmamız, karşılaşmamız, konuşmamız oldu mu?
Hüsnü Akhan: Ben sizi şu anda ilk kez görüyorum hayatımda.
Elçin Karaoğlu: Yani ben de aynı şekilde ciddi sayıda baz birlikteliğimiz olmuş. Hani ben de şaşırdım, kaldım. Karşı karşıya gelmişken buna açıklık getirmek istedim. Teşekkür ediyorum. İkinci sorum da olacak. İddianamede ayrıca sizin bana 500.000 TL'lik bir ya da market kartı, hediye çeki şeklinde bir kart verdiğiniz söyleniyor. Hiç aramızda, bizim sizden böyle bir talebimiz, sizin bize kart vermişliğiniz ya da benim sizi bir yönlendirmişliğim, sizin bir vasıta üzerinden bana böyle bir kart vermişliğiniz var mı?
Hüsnü Akhan: Asla böyle bir şey yok. Zaten o kartın varlığını da ben iddianameden öğrendim.
Elçin Karaoğlu: Evet. Onun dışında başka bir nakdi, ayni herhangi bir talebimiz, herhangi bir şeyimiz oldu mu? Yani hani işle ilgili bir konuşmamız oldu mu?
Mahkeme Başkanı: Herhangi bir nedenle dolayısıyla yönlendirmedi sizi yani.
Elçin Karaoğlu: Evet Başkanım.
Hüsnü Akhan: Hayır, kesinlikle. Dediğim gibi sizi ilk kez görüyorum hayatımda.
Elçin Karaoğlu: Teşekkür ederim.
HÜSNÜ AKHAN AVUKATI MURAT DEMİR SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkan, değerli heyet, Sayın Savcı; müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz. Biz çok mevzuyu uzatmadan iddianamedeki bazı çelişkiler, fezlekedeki çelişkiler ve o etkin pişmanlık ifadesi veren kişilerin kendi aralarındaki ve diğerleriyle olan ifadeler arasındaki çelişkileri vurgulayacağız. Şimdi iddianamenin 550. sayfasında yerel seçimler öncesi 2021 yılında satın alınan yapı hakkındaki imara aykırılıklarla ilgili işlem yapılmaması ve Galataport'un yapımında yer alan imara aykırılıklar hakkındaki işlem yapılmaması amacıyla 10 milyon dolar rüşvet talep edildiğine yönelik beyanlar olduğu anlaşıldığı söyleniyor. Etkin pişmanlık ifadeleri ya da gizli tanık ifadelerine bakıldığında, Galataport'la ilgili imara aykırılıklarla, buna ilişkin imara aykırılık olduğuna dair herhangi bir beyan yok. Bunu zaten Galataport'la ilgili olması da mümkün değil.
Biz Sayın Mahkemenize 14 sayfadan ibaret beyanlarımızı sunduk. Orada da açıkladığımız gibi Galataport'la ilgili 3. bentte, ek 8 olarak da belgelerini sunduk, orada Galataport projesi yapı kullanım izin belgesi durum tablosunu incelediğimizde, 11 Haziran 2021, 29 Temmuz 2021 ve 12 Ocak 2021 tarihlerinde bu yerlerle ilgili yapı kullanım izin belgesinin alındığı görülmektedir. Dolayısıyla bunu iddianamede sehven yer aldığını düşünmekteyiz. Bunu öncelikle açıklamak istedim. İddianamenin 554. sayfasında ise Doğuş İnşaat'ın bu az önce özetlediğim mülkündeki imara aykırılıkları ve inşaat güçlendirme başvurusunda bulunduğu bilgisinin Elçin Karaoğlu tarafından Ekrem İmamoğlu'na iletildiği ve böylelikle Yakup Öner'in Hüsnü Arkan'a imara aykırılıklara dair işlem yapılmaması ve inşaat güçlendirme ruhsatı için 10 milyon dolar istediği Hüsnü Akhan'dan izah edilmiş, anlatılmış.
Şimdi bu iddianamedeki anlatımdan şunu anlıyoruz: Müvekkilin mülkiyetine geçtiğinde daha güçlendirme projesi henüz daha belediyeye sunulmadan önce bu yapıda imara aykırılıklar var. Ne o? Burası iskanlı değilmiş gibi anlatılmış. Bunu fezlekeden de anlıyoruz. Fezlekede bir yanlış yönlendirme olduğunu düşünüyoruz. Fezlekenin 870. sayfasında 21.04.1953 tarihli ve 157 sayılı Özel İdare kaydı, yani iskanlı olduğu belirtilmiş. Ama fezlekenin yine 888. sayfasında bu yerin iskan alınmadan kullanılmaya devam ettiği şeklinde bir ibare var değerlendirme bölümünde. Yine dosya içerisinde mevcut iddianamede yer alan İstanbul 3 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun yazısı, 11 Mart 2025 tarihli yazısında; buranın sit tarihinden bu tescilsiz yapının, bu tescilsiz yapının sit tarihinden önce mi sonra mı yapıldığı Belediye'den üç yazıyla sorulmuş ve bu yazıya Belediye'nin cevap vermediği iddia edilmiş.
Dikkat ederseniz fezlekede ve belirtilen raporda bu yapının tescilsiz olduğu, yani iskanlı olmadığı söyleniyor. Ancak Çevre ve Şehircilik, İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nün raporuna baktığımızda da konuyu izah, konunun izah edildiğini, demin söylediğim gibi fezlekede de belirtildiği biçimde buranın 21 Nisan 1953 tarih ve 157 sayılı Özel İdare kaydının olduğu söyleniyor. Yani iskanlı burası. İskanlı yapılarda da İmar Kanunu'nun 21. ve 22. maddesi ve 29. maddesine göre ilgilisi güçlendirme yapmak istediğinde belediyeye müracaat eder. Belediye ekli projeleri tamamsa röleve projesine bakar, güçlendirme ruhsatını verir. Bunun önünde mevzuatsal bir engel yok, yani hukuka aykırı bir başvuru değil.
Ama iddianamede sanki bu başvurunun yapılması hukuka aykırı ve güçlendirme ruhsatının verilmesi amacıyla bu görüşmelerin yapıldığı iddia edildiği için bunları söyledik. Bunlar zaten müvekkilin ifadesinde belirttiği üzere ve dosyada da mevcut olduğu üzere güçlendirme 6 Kasım 2023 tarihinde yapılıyor. 6 Kasım 2023 tarihinde. Ama dosyada mevcut bazı eşleşmelerine baktığımızda ise 11 Ocak'tan, özellikle Yakup Öner için söylüyorum, 11 Mart tarihine kadar toplam 11 adet baz eşleşmesi olduğu iddia edilmiş. Aynı şekilde Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu yönünden ise yine Ocak tarihinden Nisan tarihine, 2023 yılının Nisan ayına kadar 72 adet baz eşleşmesinin olduğu ileri sürülmüş. Zaten Elçin Karaoğlu, Boğaziçi İmar Müdürü olduğu için ve müvekkil ifadesinde de belirttiği üzere Doğuş İnşaat'ın bulunduğu binayla Boğaziçi İmar Müdürlüğü aynı lokasyonda, yakın mesafede oldukları için o baz eşleşmesinin olması hayatın olağan akışına uygun ve tesadüfi. Yani bu görüştüklerini göstermez.
Yine müvekkilin ifadesinde belirttiği ve bizim dilekçemiz ekinde sunduğumuz teknik rapora bakıldığında da teknik raporda aynen şöyle bir değerlendirme var: Cihazın baz değişimi kayıt sistemine yansıyabilmektedir. Bu durum özellikle kısa mesafede veya düşük veri trafiğinde baz çakışması izlenimi oluşturabilir. Ayrıca söz konusu tahkikat evrakı içerisinde Taket veri üzerinden baz karşılaştırmasının yapıldığı görülmüştür. Taket veri kayıtları veri iletiminin süreksiz ve paket bazlı gerçekleşmesi nedeniyle konum tespiti açısından her zaman anlık baz değişimini yansıtmayabilir. Sonuç olarak bu veriler birlikte değerlendirildiğinde şahısların ortak baz istasyonlarından hizmet almış olmalarının tek başına aynı fiziki ortamda bulunduklarını göstermediği, şahısların çalışma lokasyonlarının birbirine yakın olması ve sürekli hareket halinde ortak baz vermelerinin teknik olarak mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca teknik incelemelerimizde HTS verileri incelendiğinde ortak baz vermeden önce ve sonra farklı yönlere, lokasyonlara doğru hareket halinde oldukları da tespit edilmiştir. Yani... Baz eşleşmesi bizim için önemli bir husus. Bunun güçlendirme talebinden önce olduğunu da belirtmek istiyoruz. Yani ne demek? Reşat Hanım'ın bulunduğu işletmeyle ilgisi yok bu baz eşleşmesinin. Ama orayla ilgisi kurulmaya çalışılmış.
Şimdi ben kısaca, hani çok değerli vakitlerinizi almadan, etkin pişmanlık ifadelerinde belirtilen hususlardaki çelişkilere değinmek istiyorum. Onlar önünüzde zaten. Ertan Yıldız, 20 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde 2023 yılının ikinci yarısında Saraçhane'de yapılan bir toplantıda Ekrem İmamoğlu'nun Can Akın Çağlar'a Doğuş'la olan 10 milyon dolarlık işi ne yaptınız? diye sorduğunu, Can Akın Çağlar'ın da bu hususta Hüsnü Bey'le görüştüklerini söylediğini iddia etmiş. Dolayısıyla 2023 yılının ikinci yarısında dediğine göre ve daha önce Can Akın Çağlar'ın bu 10 milyon dolarla ilgili görüştüğünü söylediğine göre bu husus 6 Kasım 2023 tarihinde sunulan güçlendirme talebiyle ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü konuşma tarihi güçlendirme talebinden önce. Onunla ilgisi yok yani, bunu anlıyoruz. Ve zaten bu kişi ifadesinde başka bir detay vermedikleri için hangi iş kapsamında konuşulduğu bilinmiyor demiş, yani yanlış anlaşılmış. Nitekim Can Akın Çağlar Sayın Mahkemeniz huzurunda verdiği ifadede Yanlış anlanmış dedi. Veyahut da Öner'in Galataport'la ilgili görüşmek istediğini söyledi, Ben de gerek yok, aramızda sözleşme var, onların taahhüdü var, yerine getirirler, görüşmeye gerek yok dedim şeklinde beyanda bulundu.
Savcı sorduğu için Süleyman Atik beyanında, "Ben başkasından duydum. 10 milyon dolar, bu güçlendirme projesinin hızlandırılması amacıyla 10 milyon dolarlık A101 market kartı verildiğini duydum, başkasından duydum" demiş. Şimdi dosyanızda 10 milyon dolarlık market kartı verildiğine dair herhangi bir tespit yok. 475.000 liralık bir market kartı var. Onun da tarihine baktığınızda Ramazan ayı öncesi, Ramazan Bayramı öncesi olduğu için... Müvekkil ifadesinde belirtmedi ama Doğuş'un fezlekede yer alan onun dışında iki market kartı daha tespit edilmiş. Bunlar 2022 yılı tarihini ihtiva ettiği için bunlar iddianameye konulmamış ama Doğuş Grubu Yönetim Kuruluna yansımamasına rağmen Doğuş Grubu, kendi şantiyedeki çalışanlarına market kartı alıp vermektedir. Müvekkil ifadesinde belirtti, Elçin Karaoğlu'nu tanımıyor. Ona market kartı vermesi söz konusu değil. Kaldı ki hiçbir kişinin beyanında Elçin Karaoğlu'na market kartı verildiği yönünde bir beyan da yok.
Yakup Öner'in... Bu ilginç, "2023 yılı seçimlerinin öncesinde" diyor. Ama bu iddianameye, "2024 yılının seçimlerinin öncesinde" diye yazılmış. Yani beyanlarda belediye seçimlerinden önce olduğuna dair herhangi bir ibare yok. Bütün anlatımlar 2023 yılıyla ilgili. "Ben duydum, daha sonradan duydum ki Hatay'a deprem bağışı yapılmış ve sosyal hizmetlere kart yardımı olarak yapıldığını duydum" diyor; görgüye dayalı bilgisi yok. Ama Yakup Öner'in baz eşleşmesinin olduğu tarihlerle güçlendirme projesinin verdiği tarihe özellikle dikkatinizi çekerim efendim. Şimdi bu raylı sistemlerle ilgili olan alacağının 10 milyon dolarlık kısmından feragat etmesine yönelik bir beyan. Raylı sistemler 2011 ve 2016 yılında, müvekkil izah etti, Kadir Topbaş döneminde başlayan bir iş bu. O tarihte, yani konuşulduğu 2023 tarihinde Doğuş Grubu'nun raylı sistemlerden faturalı alacağı dahi yok. Yani buraya yönelik bir talepte bulunulamaz.
Biz tabii bunları belirttikten sonra bir cümleyle şunu söylemek istiyorum ben: Bu dolaylı tanık anlatımı... Tabii Ceza Muhakemesi Kanunu 50. maddesine göre sanıkların birbiri aleyhinde verdikleri ifadeler evet, görgüye müstenit ise dolaylı tanık olarak, ikincil tanık olarak değerlendirilebilir ama Sayın Mahkemenizin de dikkatindedir; üç kişi, beyan veren üç kişi başkasından duyduklarını, "Konuyu tam bilmiyorum, yanlış anlamış olabilirim" şeklinde verdiği beyanlar 50. madde kapsamında da tanıklık değeri yok. Çünkü yasaya göre beş duyu ile edindiği izlenimleri, görgüye müstenit izlenimleri Sayın Mahkemeniz huzurunda anlatabilirler. Dolayısıyla ikincil tanık olan bu kişilerin verdikleri beyanlarının dosya kapsamında delillerle örtüşmesi lazım. Buna ilişkin herhangi bir tespit yok.
Müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz. Bir de bir cümle daha eklemek istiyorum: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün raporunda burada 1957 yılı öncesi yapıldığı için kanunen iskanlı olduğu belirtilmiştir. Nitekim 2981 Sayılı Yasa'nın ilgili maddelerine göre de burası iskanlı bir yapı. Dolayısıyla burası iskanlı yapı olduğu için güçlendirme talebinde bulunmasında herhangi bir hukuka aykırılık yok ve bunun için rüşvet vermesine de gerek yok. Asoy ile ilgili söylemem lazım, o da önemli; onu müvekkil biraz detayına inmeden anlattı. Asoy ile ilgili biz size, Sayın Mahkemenize iki protokol sunduk. Bu protokollerden önce Hatay Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ile Asoy'nın yaptığı protokol gereğince bu bağış olarak yapılacak işlerin bedeli Doğuş tarafından Asoy şirketine ödenmiştir. Burada savcılık makamı iddianamede, yaptığımız araştırmada Asoy'nın Hatay'da kamu nitelikli herhangi bir iş almadığı dikkate alındığından bunu rüşveti gizlemek amacıyla olduğunu söylemesine rağmen, gerek Adem Soytekin'in gerek vekilinin duruşmada verdiği ifadesinde bu işin kesin teminatı da yapıldığını, 24 No.lu parselde 201 adet prefabrik yapı yapıldığını ve bu bedelin Doğuş tarafından karşılandığını beyan ettiler.
Dikkat ederseniz Adem Soytekin'in birçok konuda etkin pişmanlık ifadeleri var. Ama bu konuda, 5 tane dosyada ifadesi var; bu konu her sorulduğunda, "Hayır, bu Hatay'a yapılan yardımla, bağışla ilgilidir" dedi. Dolayısıyla Adem Soytekin'in de müvekkil hakkında aleyhinde aleyhe bir beyanı yok. Verilen, Asoy'ya gönderilen 191 milyon 400 bin liranın, gene müvekkil belirtti, o tarihte 4 milyon dolar değerinde bir miktar. 10 milyon dolarlık Galataport'la ilgili, 10 milyon dolarlık Doğuş'un taahhüdü yanlış anlaşılarak... Etkin pişmanlık ifadelerinde yanlış anlaşıldığı için yanlış aksettirilerek önümüze geldi ve yargılama konusu oldu. Ancak miktarlar da karşılaştırıldığında bu işin Doğuş Grubu'nun Reina işletmesiyle ilgili başvurduğu güçlendirme projesiyle ilgili olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla müvekkil beyanlarına iştirak ediyoruz. Dilekçemizi ve eklerini tekrar ediyoruz. Müvekkilin beraatine karar verilmesini istiyoruz. Ayrıca sabrınız için de teşekkür ediyorum. Sağ olun.
MURAT BIYIK SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkan, Sayın Savcım, Sayın Mahkeme Heyeti... İddianamede adımın geçtiği ve üzerime atılı olan tüm suç ve eylemlere ilişkin savunmamı yapmak istiyorum. Daha evvelki beyanlarım doğrudur. Ben Murat Bıyık. 1975 İstanbul doğumluyum. Evliyim, 3 çocuğum var. Lise mezunuyum. 2014 yılında kurulan Genç Popülist Medya Planlama Şirketi'nde ön muhasebe ve finans bölümünde çalıştım. 2025 başı gibi grubun yeni kurulan Panoffect Medya Park Reklam İletişim Şirketi'nde 5 Mayıs 2025 tarihine kadar burada devam ettim. 2020 yılı ortalarından itibaren muhasebeye yeni elemanların katılması suretiyle muhasebe biriminden ayrı olarak finans tarafında ağırlıklı görev aldım. Cari hesapların takibi, banka, çek ve benzeri kıymetli evrakların takibi ve tahsilat sürecinde yer aldım.
Genç Popülist Medya, 2020 yılında üst geçit ve İBB duyuru baskı işlerini aldı. Baskı ve sahadaki uygulama ve montaj hizmetlerinde alt yüklenici Koa Bağlar Medya'dan tedarik etti. Koa Bağlar Medya aynı zamanda grubun ihale dışındaki montaj ve baskı işlerini de yürütmüştür. Bunun dışında Genç Popülist Medya'nın BuEDAŞ Elektrik Direkleri, Metrobüs Temro Otobüs ihaleleri mevcuttur. Ben bu ihalelerin karar hazırlık aşamalarında görev almadım. İhaleye teklifin nasıl oluşturulacağı, ihale dosyasının nasıl hazırlanacağı benim görev alanım değildir. Bu konularda karar verme yetkim de yoktur. İhale kapsamında yapılan işler ve ajanslara yapılan tüm satışlar belli bir düzen içerisinde yürütülürdü. İhale işleri ay içerisinde sahada yapılırdı. Ay sonunda bildiğim kadarıyla yetkilimize yapılan işlerin hangi başlıklar altında faturalandırılacağını gösteren bir çizelge gelirdi. Çizelgeyi önce saha ekibi gerekli kontrollerini yapar, onaydan sonra çizelge muhasebeye gelir ve faturası düzenlenirdi. İşi sahada yapan taşeron firma, ihale kapsamındaki işlerin çizelgeye uygun, grubun tüm baskı ve montaj işlerine istinaden ayrı ayrı faturalarını düzenlerdi. İhale faturaları torba dosyalar halinde sunulurdu. İhale dışında grubun diğer ticari faaliyetleri de vardı. Satış ekibi üçüncü markalara, ajanslara, açık hava mecralarına veya metro reklam alanları kapsamında satış yapan, bu satışlara ilişkin dökümler rezervasyon ekibi tarafından muhasebeye gelir, ilgili firmaya faturası düzenlenirdi. Daha sonra finans bölümü olarak tahsilat takibini yapardık.
Genç Popülist ve Panoffect Medya arasındaki ticari işlemler; Genç Popülist Medya Planlama ile Panofek Medya arasında karşılıklı olarak grup içi alış ve satış faturaları vardır. Bunun sebebi iki şirket arasında gerçek ticari alışverişe uygun alışverişlerin bulunmasıdır. İki şirketin aynı grup içerisinde bulunması aynı işi yaptıkları veya bütün reklam alanlarının her iki şirkete birden ait olduğu anlamına gelmez. Aldıkları ihaleler, kullanım haklarına sahip oldukları reklam mecraları farklıdır. Her iki firma da kendi müşterisi, kendi mecrası, kendi ihalesi olan aktif firmalardır. 2020-2025 dönemlerinde tek taraflı olarak Genç Popülist'ten fatura kesimi olmayıp her iki firmanın da birbirine grup içi alış ve satış faturaları mevcuttur. Şirketler arasındaki faturalar suç gelirini aktarmak için değil, gerçek ticari alış ve satışlardan kaynaklanmıştır. Genç Popülist Medya, kendi müşterisine medya planlama yaptığında, Panoffect Medya'ya ait yerler sattığında nasıl başka firmalardan faturasını aldıysa, Panoffect Medya'dan da faturasını teslim almıştır. Aynı şekilde Panoffect Medya müşterisine Genç Popülist'e ait mecra sattığında faturasını Genç Popülist Medya'dan istemiştir, almıştır.
Üzerime atılı suç, Kabil Taşçı ödenen fatura iddiası, önden fatura iddiası flash bellekte bilgiler mevcuttur. Kabil Taşçı, 19 Haziran 2025 tarihli ifadesinde 2022 yılının Mart ayında kendisini aradığımı ve kendisinden fazladan fatura istediğimi söylemiştir. Daha sonra bu işin yapılmadığını, sahte olduğunu, daha sonra banka yoluyla bizim attığımızı, parayı işte bankadan çekip bana teslim ettiğini iletmiştir, söylemiştir. Bu beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Kabil Taşçı ifadesinde söz ettiği iki fatura da ihalelerle alakalı değildir. Gerçek iş ve montajı kendi tarafından yapılmış ve teslim edilmiş işlerdir. Yani karşılıksız sahte değildir. İddia edilen ilk fatura 18 Mart 2022 tarihli 10 nolu fatura, ikincisi 06 Nisan 2022 tarihli 19 nolu faturadır. Her iki faturaya istinaden belgeleri sayın heyetin incelemesine sunuyoruz. Özellikle 10 nolu fatura müşterimiz Sanat İletişim'e Maraton Etkinlik Tak Kurulum İşidir. 19 nolu fatura Metro Çarşı Kadın Girişim Standı, Sosyal Sorumluluk İşi ve Tefal işleridir. Yapılmış işlerle ilgili teklif, e-posta kayıtları, Taşçıoğlu Reklam tarafından düzenlenen faturalar ve yapılan teslim edilen işlerin sahadaki uygulama fotoğrafları bulunmaktadır. Dolayısıyla ortada sadece iki fatura yoktur. Faturanın öncesinde iş emrini, faturanın kendisi ve sonrasında işin yapıldığını gösteren saha görselleri bulunmaktadır.
Bu nedenle söz konusu faturanın herhangi bir iş yapılmadan düzenlendiği yönündeki beyan mevcut kayıtlarla uyuşmamaktadır. Bu kayıtlar ve cari bilançolar incelendiğinde durum açıkça görülmektedir. Firma ile tamamen ticari maksatla alışveriş yapılmış olup eksik veya kusurlu ürünler ve hizmetler için de iade faturaları düzenlenmiştir. Kabil Taşçı'nın bahsetmiş olduğu fatura ödemeleri kendisinin vermiş olduğu beyandaki gibi banka havalesi olarak yapılmamış, cari hesaba istinaden muadili değerli evraklar verilmiştir. Önden işe başlaması için ufak bir meblağ havale olmuş, geri kalan büyük kısmı cari hesap ekstresinde görüldüğü üzere 120-150 gün vadeli çek ve senet gibi değerli evraklar verilmiştir. Ayrıca cari hesap incelendiğinde aynı ayda 15 Nisan ve 21 Nisan tarihlerinde, 2022 tarihlerinde, 300.000 TL'nin üzerinde toplamda 2 adet iade faturamız mevcuttur. Yani beyan ettiği faturaların 3 katı kadar iade faturamız var. Sahte fatura istendiği iddia edilen bir firmaya aynı ayda iade faturası düzenlenmesi bile tek başına yalan beyan olduğunu gösterir.
Kabil Taşçı'nın savcılıktaki sorgusunda bütün işlerinin ve faturaların gerçek olduğunu, yaptığı işlerin görsellerini, firmalarla olan yazışmalarını, maillerini, her türlü dökümü bizim sunduğumuz evraklardan fazlasıyla dosya halinde sunmuştur. Etkin pişmanlıktan faydalanmak için beyanlarını değiştirmiştir. Bu sebepten tarafıma atılan bu iftiranın asılsız olduğunu belirterek kesinlikle suçlamaları kabul etmiyorum. Bu kişilerin aleyhime olan beyanlarını etkin pişmanlıktan faydalanmak, hapisten çıkmak ve faydalandığı etkin pişmanlığı sağlamlaştırmak için söylediğini düşünüyorum. Baz kayıtlarının üretim tarafıyla aynı ofiste bulunduğumuzdan iş ve mutabakat ya da değerli evrak alımlarından dolayı baz verilmiş olabilir.
Sonuç olarak son 5 yılda finans biriminde yer aldım. İhale süreçlerinde çalıştığım zamanlarda bir örgütten haberim olmadı. Ben dahil 100'ün üstünde tüm şirket çalışanları Mart 2025 tarihinde basından öğrendik. Ben şirketin sahibi, ortağı, imza yetkilisi, şirkete yön veren genel müdürü değilim. Şirketin bordrolu çalışanıyım. Bilmediğim, duymadığım, fark etmem mümkün olmayan örgüte bilerek ya da bilmeyerek yardım ettiğimi kabul etmiyorum. Ben üstlerimin, amirlerimin talimatları doğrultusunda mesleğim gereği işimi yaptım. Bir örgütten değil, belediye iştiraki olan ihaleyi almış firmanın çalışanı olarak. Talebim adli kontrol tedbirlerinin kaldırılarak beraatime karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum. Adalete ve mahkemenize güveniyorum.
MURAT BIYIK AVUKATI MERVE BOZKURT SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın heyet; müvekkilim Murat Bıyık huzurunuzda tüm samimiyetiyle savunmasını yapmış, bordrolu bir çalışan olarak üzerine atılı bu isnatların hiçbir maddi ve hukuki temelinin bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur. Müvekkil Murat Bıyık, dosyaya konu Genç Popülist şirketi bünyesinde İş Kanunu kapsamında bordrolu ve sabit ücretli olarak istihdam edilen bir finans büro personelidir. Kendisinin de belirttiği gibi 2020 yılından itibaren işin finans kısmına geçmiş olup şirketin ayrı bir muhasebe birimi ve mali müşaviri bulunmaktadır. Müvekkilimin bu şirketlerdeki hukuki ve fiili konumu dosyadaki resmi kayıtlarda sabittir. Tamamen emir ve talimat altında veri girişi yapan bağımlı bir çalışanın, tüzel kişiliğin perde arkasını, yöneticilerin dış ilişkilerini veya ticari kararların saiklerini bilme ve denetleme yükümlülüğü fiilen ve hukuken de imkânsızdır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesi uyarınca hiçbir yönetim ve tasarruf yetkisi bulunmayan sabit ücretli bir büro çalışanının, bu tür işlemler gerekçe gösterilerek cezalandırılması hukuken mümkün değildir.
Müvekkilim aleyhine ileri sürülen temel iddia, diğer sanık diğer sanık Kabil Taşçı'nın soruşturma aşamasında sonradan verdiği ilk ifadeye dayanmaktadır. Kabil Taşçı'nın ilk ifadesinde hiçbir usulsüzlük olmadığını ve müvekkilin Murat Bıyık'ı... Müvekkilim Murat Bıyık'ı tanımadığını açıkça ifade etmişken, bilahare etkin pişmanlıktan yararlanarak cezadan kurtulma saikiyle tamamen çelişkili beyanlarda bulunmuş; Taşçıoğlu Reklam üzerinden kesilen 18.03.2022 ve 06.04.2022 tarihli faturaların sahte olduğunu ve parayı bankadan çekip müvekkilime elden teslim ettiğini ileri sürmüştür. Fakat dosyadan da anlaşılacağı üzere Taşçıoğlu Reklam tarafından 04.04.2025 tarihinde de faturalar sunularak gerçek olduğunu ve işlerin yapıldığını gösterir evraklar da dosyaya sunulmuştur. Diğer sanığın sonradan verdiği bu beyan, suçtan kurtulmaya dönük soyut bir atfıcürümdür ve hem dosyaya sunduğumuz hem de kendilerinin zaten sunmuş olduğu maddi deliller karşısında tamamen çökmüştür.
Yine Genç Popülist Medya'nın ana müşterisi SK Tanıtım ve İletişim firmasının maraton ve saha etkinliklerine ait e-fatura ile Taşçı Reklam'ın iddianameye konu 18.03.2022 tarihli faturası karşılaştırıldığında, fatura kalemlerinin birebir örtüştüğü görülmektedir. Diğer fatura ise Metro Çarşı stant baskısıyla Kadıköy Tepepark parapet cepheye aittir. Bu da zaten sahada yapılan işlerdir. Belirtmek isteriz ki dosyaya sunduğumuz evraklar ile sanık Kabil Taşçı'nın kendisinin dosyaya sunduğu tüm evraklar ortadayken, işi teslim alıp imalata giren bir taşeronun sonradan "Ortada iş yok" demesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Dolayısıyla ortada sahte bir fatura değil; kamuya açık alanda icra edilmiş, fiziki varlığı fotoğraflarla kanıtlanan gerçek bir hizmet mevcuttur.
Yine Kabil Taşçı'nın parayı bankadan çekip müvekkilime elden teslim ettiğini iddia etmektedir. Oysa cari hesap dökümleriyle kendisinin 04.04.2025 tarihinde avukatı vasıtasıyla dosyaya sunmuş olduğu muavin defteri kayıtları ortadadır. Ödemeler nakit değil, müşteri çeklerinin cirosu suretiyle yapılmıştır. Taşçıoğlu firması hesaplarına herhangi bir nakit girişi olmamıştır; zaten kendi kayıtlarında da mevcuttur. Müvekkilin nakit paraları elden bankadan çekerek teslim iddiası da yine maddi delillerle çökmüştür. Müvekkilimin elden tek bir kuruş nakit para teslim aldığına dair banka kamera kaydı veya kendisinin sunduğu bir dekont dahi bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, iddianamede müvekkilim ile Kabil Taşçı'nın arasında ortak baz istasyonu kayıtları bulunduğu ileri sürülmektedir. Müvekkil, şirketin merkez ofisinde mesai saatleri içinde çalışan bir büro elemanıdır. Taşçıoğlu Reklam ise bu şirketin fiili tabela ve baskı taşeronudur. Şehir merkezinde kilometrelerce alanı kapsayan baz sinyallerinin kişilerin yüz yüze geldiğine dair kanıtlamazken, buradan suç ortaklığı ya da elden nakit para teslimi çıkarmak tamamen bir varsayımdan ibarettir. Dosya kapsamındaki en temel eksikliklerden biri de isnat edilen faturaların sahteliğini ortaya koyan teknik hiçbir verinin bulunmayışıdır. Taşçıoğlu Reklam, Genç Popülist hakkında Vergi Denetim Kurulu ya da vergi müfettişlerince düzenlenmiş tek bir vergi tekniği raporu veya vergi inceleme raporu dosyada mevcut değildir. Bir faturanın sahteliği soyut varsayımlarla değil, teknik incelemelerle, mükellefin fiili kapasitesinin denetlenmesiyle saptanabilir. Aynı zamanda Taşçıoğlu Reklam'ın soruşturma aşamasında bir beyanında da var, "Biz 3-4 yıl önce vergi incelemesinden geçtik, hiçbir sıkıntı yaşamadık" diye. Bu da zaten bu söylediğimiz faturaların olduğu döneme tekabül ediyor. Bir incelemeden geçmişler ve herhangi bir sıkıntı da çıkmamış o faturalarda; onu da belirtmek istiyoruz.
Son olarak müvekkilime isnat edilen suçların maddi ve manevi unsurları somut olayda hiçbir şekilde oluşmamıştır. Şöyle ki; örgüte bilerek ve isteyerek yardım suçu açısından, bilindiği gibi bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Failin örgütün yapısını, amacını bilmesi ve eyleminin örgüte hizmet ettiğinin bilincinde olması şarttır. İddia edilen örgütsel yapıyla, yöneticilerle veya kamu ihaleleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bordrolu bir çalışanın örgüte yardım kastıyla hareket ettiğinden söz edilemeyecektir. Malvarlığı değerlerini aklama suçu açısından ise suçun oluşabilmesi için öncül bir suçtan kaynaklanan bir gayrimeşru gelirin varlığı ve bu gelirin kaynağını gizleme ya da meşrulaştırma iradesi aranır. Müvekkilimin şahsi banka hesaplarına maaşı dışında tek bir gayrimeşru menfaat girmemiştir; bunu da belirtmek isteriz. Müvekkilimizin masumiyeti dosyadaki somut delillerle sabit olmakla birlikte, heyetinizin aksi kanaatte olması halinde maddi gerçeğin eksiksiz ortaya çıkarılması amacıyla talep ettiğimiz tüm araştırma işlemlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı savunma dilekçemizde mahkemenize ayrıntılı olarak sunmuş bulunmaktayız.
Son olarak öncelikle müvekkil hakkında yaklaşık 17 aydır 17 aydır devam eden haftada iki gün imza ile yurt dışı yasağı tedbirlerinin kaldırılmasına, aksi halde hafifletilmesine; müvekkilim Murat Bıyık'ın üzerine atılı suçların yasal maddi ve manevi unsurları hiçbir şekilde oluşmadığından, suç kastı, iştirak iradesi ve haksız menfaat temini bulunmadığından ve isnatlar şüpheden uzak kesin delillerle ispatlanamadığından "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca müvekkilimin beraatine; aksi kanaatte sayın heyetinizce yapılacak nihai değerlendirmede müvekkil lehine olan tüm yasal indirim ve lehe kanun hükümlerinin tatbikine karar verilmesini arz ederiz. Teşekkür ederim.
ERAY YAZGAN SAVUNMASI – 15.09.2026
1999-2000 yılından beri açık hava reklamcılığı ile uğraşıyorum. Uzun yıllar profesyonelce çalıştıktan sonra birtakım özel ajans şirketlerde, 2012 yılında kendi şirketimi kurdum ve o tarihten bu tarafa da layıkıyla açık hava reklamcılığını icra etmeye gayret ediyorum. Bu süre zarfında ama kamu kurumlarından onlarca ihaleye girdim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, bağlı kuruluşlarının ve iştiraklerinin de birtakım ihalelerine girdim. Ama özellikle şunu ifade etmek istiyorum ki numunelik, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin veya bağlı kuruluşların verdiği ihalelerden numunelik bir tanesini bile almış değilim. Suçlandığım konu, girdiğim ihale, iddianameden gördüğüm kadarıyla en yüksek teklifi vermişim. Alan firmaya hayırlı olsun ama alan firmanın da sahibini tanımam. Hiçbir hukukum yoktur, merhabalarım yoktur, hiçbir ticari ilişkim de yoktur. Dolayısıyla kendisiyle bir muvazaa içerisine girecek durumda değilim. Benim aşağı yukarı söyleyeceklerim bu kadar. Müsaade ederseniz yazılı ifademi de hazırladım. Ekleriyle beraber arz etmek isterim. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir efendim.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Eray Bey, müvekkilim Doğan Hamit Doğruer'i tanır mısınız?
Eray Yazgan: Bir firmayı hatırlatırsanız memnun olurum.
Serkan Günel: Firma değil, kendisi Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısıdır.
Eray Yazgan: Ezbere bilemedim. Çok isim isim çok hatırlamıyor olabilirim. Tanışmış da olabilirim ama isim isme ezbere bilmiyor olabilirim bu safhada.
Serkan Günel: O halde ikinci sorum da muğlak olacak ama belki öyle bir şey olsa hatırlardınız; kendisi sizden herhangi bir usulsüz, usule aykırı mesela yan teklif verilmesi, mesela şu ihaleyi size verelim gibi bir teklifte bulundu mu?
Eray Yazgan: Bulunmamıştır.
Serkan Günel: Teşekkür ederim, sağ olun.
ALİ AYDIN AVUKATI BURAK AKIN SORUYOR
Burak Akın: Eray Bey, savcılık ifadenizde bir bölüm var: "1 Şubat 2020 tarihinde Ersoy Yatırım İnşaat'tan kiralamış olduğum reklam alanı, bu şirket tarafından 2022 senesinde güvenlik nedeniyle mesafe olarak biraz öne çekildiğinden dolayı İBB tarafından SAZ kısaltması olan şirketimize ecrimisil bedeli kesilmiştir. Bu ödemelere ilişkin bütün ecrimisil ihbarnamelerini savcılığınıza sunuyorum" şeklinde bir ifadeniz var. Bunu biraz açar mısınız? Böyle özel mülkiyete konu alanlarla ilgili kamusal alana taşma olduğu gerekçesiyle ecrimisil kesilir miydi? Çünkü tevdi raporunda şöyle bir eleştiri var: Özel mülkiyete konu alanlardan ecrimisil tahsil edilmesi usulsüz bir tahsilat olarak adlandırılıyor. Ancak bu tarz taşmalar nedeniyle sizde kesildiğini söylüyorsunuz. Bu konuyu açar mısınız?
Eray Yazgan: Ecrimisil benim tabii hukuki bir terim, çok hâkim değilim ama bildiğim kadarıyla mesela bir işgaliye bedeli. Yani bugün bir şeyinizin önüne iskele de kursanız, o iskele için bir ecrimisil bedeli ödersiniz. Bu da aynı şekilde; inşaat esnasında güvenlik gerekçesiyle, yanılmıyorsam herhalde 2017-2018'lerden itibaren kullandığım bir reklam alanı orası. O şeyde inşaat uzun süre devam etti ve artık yavaş yavaş bina yukarıya çıkmaya başladığı vakit, şeyi güvenlik amacıyla parapet müteahhit firma tarafından bir parça öne çekildi. Ve o öne çekilmesi esnasında kaldırıma taşması oldu. Bir kısmı zaten, tamamı da değil bu arada. Bir kısmı taştı. O sırada da tam tarihi hatırlamıyorum, şey verdiğim ek evraklarda var, o tarihlerde de bununla ilgili belediye bana bir ecrimisil bedeli kesti. Önce müteahhit firmaya keseceklerdi, sonra bana kestiler. Ecrimisil bedeli kesti.
ERAY YAZGAN AVUKATI NİLÜFER NAZ MÜFTÜOĞLU SAVUNMASI
Sayın Başkan, Sayın Heyet; öncelikle elbette ki müvekkilin savcılıkta ve burada yapmış olduğu savunmaların tamamına iştirak ettiğimizi belirtmek isterim. Müvekkil iddianamede üç eylem kapsamında yargılanıyor ve bu eylemdeki iddialardan biri rüşvet vermek, diğeri ise kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık. Öncelikle belirtmek istiyorum ki iddianame kapsamında müvekkilimin sorumlu tutulduğu eylemlere ilişkin olarak müvekkilim hakkında hiçbir somut delil bulunmuyor. Kaldı ki yargılamanın başından bu yana savunmalarını yapan diğer sanıkların ifadeleri de göz önüne alındığında yine müvekkilimle ilgili isnat edilen eylemlere ilişkin olarak tek bir cümle dahi bulunmamaktadır.
Müvekkilim az önce bahsetti, yaklaşık 25 senedir hatta 25 seneyi aşkındır açık hava reklamcılığı sektöründe faaliyet gösteriyor müvekkilim. Ve yine kendisinin de bahsettiği gibi son 10 yıldır da kendi şirketi üzerinden bu faaliyetlere devam ediyor. Sektörde geçirdiği bu kadar zaman boyunca hukuka aykırı tek bir eylemi dahi bulunmamaktadır. Tamamen işini iyi yapmaya çalışan üretici olarak faaliyetlerine devam etmiştir. Şimdi bu faaliyet gösterdiği alanla ilgili olarak elbette ki bu zamana kadar birçok ihaleye girmiştir. Neticede bu faaliyet alanında siz ihaleye girersiniz, ihale sonucunda da reklam alanlarını alırsınız ve bunlar üzerinden de ticaretinizi gerçekleştirirsiniz. Ama yine müvekkilim de az önce bahsetti, İBB ve iştiraklerine ilişkin olarak, yani buralarda girdiği ihalelere ilişkin tek bir ihaleyi dahi kazanamamıştır müvekkilim.
Şimdi bu noktada buna dikkat çekmek istiyoruz çünkü iddianamede 61 no'lu eylemle ilgili olarak müvekkilimin bir ihaleye teklif vermesi nedeniyle kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ediliyor. Şimdi özellikle burada tabii ki iddianameye ilişkin olarak yargılamanın başından bu yana bir sürü meslektaşım iddianameyi eleştirdi. Ben o kısmı atlıyorum ama şunu belirtmem gerekiyor ki bu eylemlerin tamamına ilişkin olarak benim müvekkilim iddianamede yalnızca eylemlerde adı geçenler, sonuç kısmında müvekkilim eylemle ilgili olarak hangi suçtan yargılanacak ve eylemin içerisinde de sadece müvekkilimden alınan, soruşturma aşamasında alınan ifadesi var.
Şimdi normalde bizim bildiğimiz kadarıyla hukukçular olarak iddianamede müvekkilimle ilgili olarak bir isnat varsa, o isnada ilişkin olarak da hem delillerin gösterilmesi gerekir hem de gerekli illiyet bağının kurulması gerekir. Ancak tekrar belirtmek istiyorum ki her üç eylemde bu şekilde bir illiyet bağı kurulamamıştır çünkü zaten herhangi bir somut delil yoktur. Ve dediğimiz gibi müvekkilim yalnızca bir ihaleye teklif verdiği için yargılanıyor. Şimdi bu ihaleyle ilgili olarak da hemen şunu söylemem lazım: Evet, ihaleyi müvekkilim kazanamamıştır. Ama şuna bakmak gerekiyor, madem böyle bir isnat var; tamam müvekkiliniz ihaleyi kazanamadı avukat hanım, peki ihaleyi kazanan kişiler veya ihaleye diğer teklif veren kişiler, onlar ne olacak? Şöyle ki az önce müvekkilim de bahsetti, ben de tekrardan altını çizmek istiyorum çünkü bence bu suç bakımından çok önemli.
Burada dolandırıcılık suçu bakımından en önemli nokta, müvekkilimin ihaleye katılan veya ihaleyi kazanan firmalarla ne daha önceden, ne de ihale sonrasında herhangi bir ticari faaliyeti bulunmamaktadır. Yani burada neyi anlatmaya çalışıyor? Müvekkilim bu teklifi vererek öncelikli olarak kime yarar sağladı? Kendisi zaten kazanamamış, belli ki kendinde zaten bir yararı yok. Diğer ihaleye teklif verenlerle ilgili, onlarla da herhangi bir, ne öncesinde ne sonrasında, bir ticari ilişkisi olmadığına göre müvekkilim kime yarar sağladı bu eylemde bulunarak? Bunu sormak gerekiyor. Tabii ki bu eyleme ilişkin olarak sorulması gereken bir diğer soru da: Burada hileli hareket nerede? Müvekkilimin hileli hareketi nedir? Bunların hiçbiri zaten iddianamede belirgin değil ama zaten burada yargılamanın başından beri verilen ifadelerde de, müvekkilimin savunmasında da görüldüğü üzere zaten herhangi bir hileli harekette bulunmamaktadır. Dolayısıyla burada dolandırıcılık suçunun müvekkilim bakımından kesinlikle oluşmadığı kanaatindeyiz.
Bir diğer eylem müvekkilimin ödediği ecrimisile ilişkin olarak yine kamu kurumları zararına dolandırıcılık suçunu işlediği iddiası. Müvekkilim yine soruşturma aşamasında ve burada bahsettiği üzere, hatta bir meslektaşımız da sordu, kendisi yeniden izah etti; müvekkilim özel bir şirketten bir yer kiralamış ve bu şirketin, bu şirketten kiraladığı yerlerle ilgili olarak parapetin güvenlik sebebiyle öne taşınması gerekçe gösterilerek kendisine ecrimisil ihbarnamesi gönderilmiş. Müvekkilim de bu ecrimisili ödemiş. Şimdi burada bu ecrimisil ödemesiyle ilgili olarak da yine işte bu dolandırıcılık suçu iddiası bakımından yine aynı soruları sormak gerekiyor. Özellikle zarar bakımından. Yani şimdi burası İBB'ye ait bir yerdi de benim müvekkilim burayı hiçbir izin almadan geldi buraya reklamını astı, aslında İBB burayı başka birine çok daha yüksek bir miktarda kiraya verecekti de benim müvekkilim buraya reklamını astığı için ecrimisil ödedi ve bu yüzden mi kamu zarara uğrattı? Yani bunu mu söylemek gerekiyor?
Sayın Başkan burası İBB'ye ait bir yer değil. İBB'nin ihaleyle veya başka bir şekilde burayı birine kiralayabileceği bir yer değil. Dolayısıyla burada kurumun zararından söz etmek kesinlikle mümkün olmayacaktır. Yani bu eylem bakımından da müvekkilimin dolandırıcılık suçunu işlediği iddiası tamamen soyuttur. Son olarak başka bir eylemde daha adı geçiyor müvekkilimin. Burada Kültür A.Ş.'yle imzalanmış bir sözleşmeden söz ediliyor ve bu sözleşmeyle de rüşvet verme iddiası var tabii ki. Burada şimdi hepimiz tabii ki burada hukukçuyuz ama şunu söylemek gerekiyor; rüşvet suçu TCK 252'de tanımlanmış. Bu tanıma göre de tamamıyla şu şekilde: "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için doğrudan veya aracılar vasıtasıyla bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan" diyor.
Şimdi ben burada ne iddianamede ne de yargılamada dosyaya gelen diğer delillerle vesaire baktığım zaman görevin ne olduğunu tam olarak anlayamadım. Benim müvekkilim burada da bu sözleşmeyi imzalayarak hangi işin yapılması veya yapılmaması için birine menfaat sağlamıştır? Benim müvekkilimin rüşvet verme suçundan cezalandırılabilmesi için bu sorunun cevabının bulunması gerektiğini düşünüyoruz biz. Çünkü yine iddianamede maalesef ki müvekkilime ilişkin bu hususla ilgili olarak da illiyet bağı kurulacak herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ek savunmamızı yapacağız. Şimdilik müvekkilim için tüm suçlardan beraatini talep ediyorum.
ALİ CAN AKÜN SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Hâkim, sayın savcı, sayın heyet; soruşturma aşamasında verdiğim ifadeler doğrudur. As Reklam ve Temsil A.Ş. firmasının sahibiyim. Şirketin özel mülkler üzerinde reklam alanları vardır. Özel mülklerden yönetime... Yöneticilerinden yerleri kiralarız. Bunun üzerine de global, kurumsal firmalara satış yaparız. Bunların izinleriyle alakalı biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğünden alırız biz bu izinleri. Ben kendime ait almadığım... Yani almadan önce hep Kentsel Tasarım Müdürlüğüne gidip, "Yönetmeliğe uygun bir yer mi alıyorum?" diye sordum. Zaten iddianamede de ne bir ecrimisilde yer almışım ne bir hukuksuz bir şey yapmışım. Hep hukuklu, yani yönetmeliğe uygun olan yerleri alırdım.
2024 yılında Kızıltoprak'ta bir mülk almıştım, yani bir duvar almıştım. Ondan sonra tabiri caizse benim şahsi görüşüm radara takıldım. Öncesinde çünkü küçük bir firmayım yani büyük firma değilim piyasadakiler gibi. Reklam alanını almadan önce yine Kentsel Tasarım Müdürlüğünden izin için başvurumu yapmıştım fakat izinler geç geldi. Zabıta da reklam astığımda, şimdi global firmalarla çalıştığımız için reklam astıktan sonra da eğer indirilirse cezai şartlar uygulanıyor bize. Tekrardan Kentsel Tasarım'a... Zabıta bana yerleri indirmem gerektiğini söyledi, izinsiz olan yerlerimizi. Kentsel Tasarım Müdürlüğüne gittiğimde de bana dediler ki: "Üst makamda imzada yazılarınız." Bunun üzerine piyasadan duyuyordum zaten, hani Medya A.Ş.ye gitmen lazım, daha gitmedin mi... Reklamcılar zaten ifadelerde de var. İşte Serhat Kapıdağ olsun, Ekrem Neşet Tüzün olsun, hepsi aynı şeyi söylemiş. İlk önce Kültür A.Ş. sonra Medya A.Ş.ye geçti bu bizim sektörle alakalı olan konu.
Medya A.Ş.ye sonradan girişimlerim oldu, gittiğimde hiçbir şekilde, "Telefonla aranırsın" şeklinde... Zaten o ara telaştayım, reklamlarım iniyor, zabıta ayrıyeten de kaçak asım bedeli kesiliyor bana. Düşük bir meblağ ama kaçak asım yapılıyor diye tedirgin oluyordum. Emrah Bağdatlı tarafından birinin arandığını zaten ifademde de söyledim. Burada fatura kesileceğini, bu faturayı ödeyeceğini, ondan sonrasında da izinlerle alakalı bir sıkıntı yaşamayacağımı söylendi. Keza da yaşadığımla da onu gördüm. Anlatacaklarım efendim bu kadardır. Faturalar için herhangi bir hizmet veya ürün almadım. Olay nedeniyle de mağdur edildim. Beraatime karar verilmesini arz ederim.
HAKİM SORGUSU
Hakim: İfadenizde şey geçiyor. Tarafınıza Emrah Bağdatlı kanalından olduğu anlaşılan bazı firmalar aracılığıyla fatura gönderilmiştir.
Ali Can Akün: BYZAG üzerinden gönderildi efendim fatura. Ben işte o ara reklamlarım indiği için, tabiri caizse hani sudan çıkmış balık gibi reklamlarımı tutmaya çalışıyordum zaten. Medya A.Ş. ile görüşmeye gittiğimde de bir görüşme sağlayamamıştım. Onun üzerine sektörden duyuyordum zaten aranırsın tabiri caizse diye. Bu şekilde ilerledi.
Hakim: Biliyorsunuz ki aynı paragrafta o ifadenin, buna rağmen tarafınızca bu ödemelerin yapılmaması halinde iş alamayacağımız, hatta mevcut ilişkilerimizin de sona erdirileceği yönünde algı yapılmıştır. Kim algı yapmış bunu?
Ali Can Akün: Reklam izinli olan yerlerim vardı. Zaten izin aldığım yerler vardı. Bunlarla ilgili tedirginliğim vardı hani onlar da iptal olur diye. Onunla ilgili efendim.
Hakim: Senle herhangi bir hususta görüşme yapan, konuşan, sana bu yönde bir cümle kuran herhangi bir yetkili, herhangi birisi var mı? Yani algı yapılmıştı ne demek bu yani? Neden, sen bu kanaate nereden ulaştın yani?
Ali Can Akün: Efendim, ben zaten Medya A.Ş.'ye görüşmeye gittim.
Hakim: Tamam, kimle görüştün orada?
Ali Can Akün: Orada görüşmek istedim. Elif Hanım vardı. Fakat görüşmedim.
Hakim: Elif?
Ali Can Akün: Elif Hanım. Evet, evet. Bütün reklamcılar zaten Elif Hanımla görüşüyordu. Görüşme sağlanamayınca böyle oldu. Sonrasında Elif Hanımla görüştüm.
Hakim: Tamam. Ne, ne görüştün Elif'le? Oraları biraz aç böyle yani üstü kapalı geçmişsin hep ifadende. Bir şeyler söylüyorsun da açmıyorsun yani şu algı yapılmıştır, kim yapmış, ne söylemiş, ne anlatmış sana?
Ali Can Akün: Efendim, benim reklam alanlarımı zabıta, izinleri alamadığım için, ben mesela haziran ayında başvurmuşum bir izne...
Hakim: Tamam.
Ali Can Akün: Bana izin gelmediği için zabıta yeri indiriyor, görselleri, üzerinde reklam var. Diyor ki izin daha gelmedi. Ben bu görüşmeleri yaptıktan sonra haziranda başvurduğum yerin izni kasım ayında geliyor. Ve bu ödemeler ve faturalar geldikten sonra. Algı yapıldığından ziyade, yani piyasadaki dediğim gibi bütün reklamcılar zaten söyleyecek, sistem bu şekilde ilerliyordu. Ben bunu bilerek ve isteyerek yapmadım.
Hakim: Sizi arayan bu firmalar ne diye iletişime geçti sizle mesela?
Ali Can Akün: Bana sadece Emrah Bağdatlı kanalından aradık, bir fatura keseceğiz size, bu faturaları öderseniz işiniz yani normal izinleriniz gelecek dendi. Aynen bu şekilde.
Hakim: Siz de faturaları kestiler, siz de ödemesini yaptınız?
Ali Can Akün: Kesmedim efendim.
Hakim: Pardon, siz ifadenizde diyorsunuz ki şirketimiz BYZAG logolu faturaları reklam sektörü içerisindeki varlığını sürdürebilmek adına herhangi bir hizmet veya ürün teslimi yapmaksızın sadece ödemeye dayalı olarak gerçekleştirmiştir.
Ali Can Akün: Herhangi bir ürün almadan ödeme yaptım sadece BYZAG’a.
Hakim: He, sadece ödeme yaptınız.
Ali Can Akün: Ödeme yaptım evet. Bir de efendim hani burada benim suçum rüşvet verme diye geçiyor. Ben herhangi bir Kültür A.Ş. olsun, Medya A.Ş. olsun herhangi bir ihale almadım, şirketime giren bir para yok. Tamamıyla şirketimin varlığını, izinli olan yerlerimi devam ettirebilmek adına ben böyle bir şeye mağdur edildim yani.
Hakim: Firmalara para gönderdiniz.
Ali Can Akün: Mecburen.
Hakim: Hangi firmalardı bunlar?
Ali Can Akün: BYZAG firması efendim sadece.
Hakim: Sadece tek orası mıydı?
Ali Can Akün: Evet BYZAG. Sadece oradan geldi, ondan sonra da işlerim yoluna girdi.
Hakim: İfadende böyle çoğul anlattın, firmalar diye böyle geçiyor. Niye direkt BYZAG firmasının adı anılmadı, demedin mi ifadende? Sadece bir firma aradıysa firmanın ismini söylersin ifadende. Firmalar diye anlatmazsın yani.
Ali Can Akün: Efendim yani zaten hayatımda ilk defa sizin de karşınızda çıkıyorum, savcılığın karşısına da ilk defa çıkmıştım. O heyecandan dolayı belki öyle yazılmıştı, son okuduğumda düzgün yazmamış, okumamış olabilirim.
Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?
Ali Can Akün: Yok efendim.
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sanık ifadesinde, "Benim reklam alanlarımın izni bekledi" dedi. Nerede bekledi?
Ali Can Akün: Kentsel Tasarım Müdürlüğünde.
Murat Ongun: Kentsel Tasarım Müdürlüğü Medya A.Ş.'ye mi bağlı?
Ali Can Akün: Değil, hayır.
Murat Ongun: Şimdi burada iki gündür Kentsel Tasarımın başkanlığını, daire başkanlığını yapmış, müdürlüğünü yapmış insanları dinledik. Mahkeme heyeti hakim. Olayın başından beri de Emrah Bağdatlı'nın reklam alanlarıyla hiçbir ilgisi olamadığına herkes hakim. Size acaba hangi firmalar tarafından reklam, Emrah Bağdatlı tarafından reklam alanlarının çözüleceğine dair faturalar ödenirse gibi kimden geldi size bu? Kim dedi size bunu?
Ali Can Akün: Birilerinin ismi olarak söylemem yanlış olur. Çünkü zaten şey yani, bana ben...
Murat Ongun: Söyleyin efendim, niye yanlış olsun?
Ali Can Akün: Efendim, şimdi bize dediler ki...
Hakim: Şimdi sizin sorduğunuz soruyu... Sorduğunuz soruyu... Byzag firması dedi. Firmalardan hangi yetkili aradı şeklinde isim olarak mı soruyorsunuz?
Murat Ongun: Hayır efendim. Birincisi başta şey ayırımı yaptım. İzni alamadığı yer Kentsel Tasarım, dün dinlediğiniz müdürler. Media A.Ş. ile ilgisi yok. Orada bir bağlantı yapıp, oradan Emrah Bağdatlı... Hikayeyi siz anladınız zaten. Ben de diyorum ki kendisine, ifadesinde diyor ki: "Bazı firmalar tarafından yönlendirildik. Bazı kişiler tarafından Emrah Bağdatlı'ya yönlendirildik." Şimdi Medya A.Ş.'de Elif Güven'i getir deriniz size. Elif Güven git Emrah Bağdatlı'ya konuş, Murat Ongun'un karısının şirketinden de ürün al, ben de sana öyle izin vereyim demedi.
Hakim: Murat Bey, arada öyle, arada şöyle ifadeyi biz öyle... Burada öyle mi anlaşıldı ifade? İfadede şöyle deniyor çünkü: "Tarafımıza Emrah Bağdatlı kanalından olduğu anlaşılan bazı firmalar aracılığıyla" diyor. Yani Emrah Bağdatlı'ya yönlendirildik demiyor da Emrah Bağdatlı kanalıyla bize ulaşan firmalar...
Ali Can Akün: Aynen, ben Emrah Bağdatlı'ya yönlendirildiniz...
Murat Ongun: Sayın Başkan...
Ali Can Akün: Emrah Bağdatlı'yı da tamam.
Murat Ongun: Sayın Başkanım...
Ali Can Akün: Murat beyi de tanımam... Sayın
Murat Ongun: Başkanım, Emrah Bağdatlı'ya nasıl ulaşılmış, onu bir soruyorum ben.
Ali Can Akün: Ben ulaşmadım. Emrah Bağdatlı'yı tanımıyorum. Emrah Bağdatlı tarafından bir kişi beni aradı, "Bu faturalar kesilecek, ödemeniz gerekiyor" dendi. Elif Hanım'la da ben sonrasında görüştüm.
Murat Ongun: Kim aradı diyorum ben de?
Ali Can Akün: İsmini bilmiyorum. Ben zaten o zamanlar reklamlarım iniyor, yani ben tabiri caizse yanlış anlamayın hani, sudan çıkmış balık gibi nereye gitsem diye bakıyorum. 7 tane reklam alanım var, resmi. Bir tanesini ödemişim, yıllık 2 milyon kira.
Murat Ongun: Ama şimdi etkin pişman Adil Tuncay da yasal prosedürleri tamam olan hiçbir reklamın problem yaşamayacağını söyledi. Bu konuyu geçebiliriz fakat. Ben size şunu soruyorum, ben size şunu soruyorum: Siz hiç hatırlamadığınız biri diyor ki size X kişisi, yani Emrah Bağdatlı için, "Ben onun tarafından arıyorum, şu şirkete fatura kes." diyor, siz de fatura kesiyorsunuz. Siz böyle bir ticari hayatınız var mı?
Ali Can Akün: Ben, fatura kesmedim. Fatura bana geldi sadece.
Murat Ongun: Mal alıyorsunuz yani, mal diyorsunuz.
Ali Can Akün: Mal aldım, mal alıyorum
Murat Ongun: Fatura kesilmedi. İkincisi olarak arkadaşım, ben aynı şeyi söylüyorum. Sen almadın zaten. Senin faturanı aldı yani.
Ali Can Akün: Bir şey söyleyebilir miyim? Murat Bey, şöyle. Benim şimdi elimde kayıt var. İBB'nin dosyasında da var bu. 7 Haziran'da Kızıl Toprak'taki başvurduğum yere ben bu ödemeleri yaptıktan sonra Kasım ayında bana izin geliyor. Şimdi daha bir şey demiyorum. Zaten İBB'nin kayıtlarından baktırabilirsiniz siz de.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, yani Kentsel Tasarım Haziran'da... Kasım'da izin vermiş olabilir. Kentsel Tasarımın Media A.Ş. ile alakası yok ki. Sayın Başkanım, geçmeyelim şunu.
Ali Can Akün: Benim çoğunluk...
Hakim: Soruları soralım ama yorumlamayalım. Siz şimdi birazcık şöyle şey yapıyorsunuz, karşılıklı...
Murat Ongun: Hayır efendim, geçmiyorum. Şimdi şunu öğrenmek istiyorum. Diyorum ki bu dakika benim reklam alanımın iznini alamadım. Niye? Çünkü Murat Ongun'a vermedi. Tamam. Beni birisi aradı, Emrah'a yönlendirdi. Ben de onun eşinin şirketinden mal aldım, iznim çıktı diyor.
Ali Can Akün: Değil, evet.
Murat Ongun: Biz burada söylemeyelim mi? Kim yönlendirdi sizi? Kim?
Ali Can Akün: Çok özür dilerim. Ben Murat Bey aldı demedim, Emrah Bağdatlı'dan aldılar demedim. Byzag firmasının da... Şimdi sizin için, çok özür dilerim. Bir bitireyim, lütfen. Sizin eşinizin firması olduğunu da ben ilk o gözaltılar olduktan sonra öğrendim. Savcı beni sorgulamazken ben Byzag firmasının kimin olduğunu dahi bilmiyordum.
Murat Ongun: Peki sizi Emrah Bağdatlı ile bu konuda temasa geçtiğini kim aradığını söyleyecek misiniz?
Ali Can Akün: Söyleyemem çünkü dediğim gibi o ara telaş içindeydim, zaten yerlerim iniyordu. Sorgulamadım. Çünkü sektörden de bildiğim için, diğer reklamcılar da aynı şeyi söyleyecek Murat Bey size, sektörden de bildiğim için herkes diyecek ki iş Medya A.Ş.'de dönüyordu, mecburdum bunu vermeye.
Murat Ongun: Güzel kardeşim, mayıs haziranda herkes aynı şeyi anlattı. Oradan şey yapamazsın, bir yere bağlayamazsın ama ben sorumun yanıtını alamadım.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Ali Can Bey, şirketiniz ile Muhittin Palazoğlu arasındaki bağlantıyı mahkemeye açıklar mısınız?
Ali Can Akün: Açıklarım. Muhittin Palazoğlu sektörden tanıdık, yıllardır görüştüğüm kişidir. Reklam sektöründen tanırım. Bu şekilde.
Rahşan Sertkaya: Peki başka iş yaptığınız firmaları sayar mısınız?
Ali Can Akün: Her sektörden başka iş yaptığım...
Rahşan Sertkaya: Yani Muhittin Palazoğlu...
Ali Can Akün: Global firmalar var. Başka yani bizim reklam sektöründen firmalar var. Özel çalıştığımız...
Rahşan Sertkaya: Yani isim verebilir misiniz?
Ali Can Akün: Beyaz Kağıt, .......... Yani sektörde çalıştığım diğer firmalar.
Rahşan Sertkaya: Peki Ali Can Bey, şirketinize ait kaşe Muhittin Palazoğlu'nun iş yerinde yapılan aramada ele geçirilmiş. Acaba biz sizin iş yaptığınız diğer firmalara da gitsek orada da kaşenizi bulur muyuz?
Ali Can Akün: Vallahi şöyle, her bankada da bulabilirsiniz. Şimdi kaşemi bazı...
Rahşan Sertkaya: Kaşenizi bankaya mı bırakıyorsunuz?
Ali Can Akün: Bir şey söyleyeceğim. Unutabiliyorum. Arabada benim şu anda 2 tane kaşem var. Benim bildiğim kadarıyla ben o yüzden avukatımla da konuşarak hareket ederim her zaman. Üzerinde benim yazılı bir imzam, yazılı bir kağıdım var mı? Kaşeyi zaten normal elle yazılmasın, basılsın diye bir yasal yükümlülüğü de olmayan bir şey. Yani sokaktan biri şu anda gidip bir kaşe benim adıma bastırabilir. Ben ticaret yaptığım yıllarda unutmuş olabilirim veya orada bırakmış olabilirim. Onun neden orada olduğunu ben de bilmiyorum.
Rahşan Sertkaya: Ama unutkansınız, bırakıyorsunuz bazı yerelere.
Ali Can Akün: Ama şöyle söyleyeyim ben farklı farklı kaşeler bastıralı çok oldu
Hakim: Sebebini sorduk zaten.
Rahşan Sertkaya: Ali Can Bey, Mürettebat, KMR, Saybakrol, Ev İletişim ve Lab Turizm unvanlı şirketleri tanıyor musunuz?
Ali Can Akün: Hayır, tanımıyorum.
Rahşan Sertkaya: Tanımıyorsunuz. Peki, hiç şirketlerin sahiplerini, yetkililerini de tanımıyorsunuz o zaman? Bir ticari, şahsi ilişkiniz de yok. Peki sizin şirketinize ait kaşe ile birlikte bu şirketlere ait kaşeler de Muhittin Palazoğlu'nun iş yerinde yapılan aramada ele geçiriliyor. Bu bağlantı onlar da mı unuttu acaba, herkes mi unuttu?
Ali Can Akün: Siz kuruyorsunuz bağlantıyı, biz kurmuyoruz.
Hakim: O soruyu muhataplarına sorarsınız.
Ali Can Akün: Yani benimle alakalı olan bir şey değil. Ben kendi kaşemle alakalı soruyu, onu da cevapladım.
Rahşan Sertkaya: Ama efendim...
Hakim: Tamam ama şimdi o muhataplarına sorarsınız. Nasıl bilsin şimdi onların kaşesini orada
Rahşan Sertkaya: Zaten kendi kaşesini unutmuş. Ali Can Bey, siz ve az önce saydığımız şirketlerin yetkilileri hakkında henüz herhangi bir gözaltı tedbiri uygulanmamışken 29 Nisan 2025 tarihinde hepiniz aynı günde gelip savcılığa bir ifade verdiniz. Bunu da bilmiyorsunuzdur belki, bilgilendireyim ben sizi. İfadelerinizi incelediğimizde ise içerik ve anlatım itibarıyla diğer şirket yetkilileriyle aynı ifadeleri verdiğinizi görüyoruz. Bakın size bir tane okuyayım.
Ali Can Akün: Buyrun.
Rahşan Sertkaya: Dikkatle dinlemenizi rica edeceğim. Emrah Bağdatlı aracılığıyla olduğu söylenen bazı firmalardan şirketimize fatura yönlendirmesi yapıldı. Tamamız değil mi? Peki, sizin de benzer bir ifadeniz var. Aynen böyle bir cümleniz var ifadenizde, siz verdiniz değil mi bu ifadeyi?
Ali Can Akün: Evet.
Rahşan Sertkaya: Peki bu cümleyi tekrar eder misiniz mahkeme huzurunda?
Ali Can Akün: Zaten yazıyor. Neden?
Hakim: İfadesinde cümleyi niye tekrar....
Rahşan Sertkaya: Efendim, yani kendi cümlesiyle... Cevap verebilir misiniz?
Ali Can Akün: Cevap vereceğim. Cevap vereceğim. Ben bunu Twitter'da okudum siz yapay zeka demişsiniz. Şimdi savcılık makamı beni çağırmış, o saatleri ben belirleyemiyorum. Onu savcılık makamına sormanız lazım o zamanki. Ben nereden bileyim herkesle beraber gitmişim diye. İkinci olarak oraya giden firmalar okuduğumdan dolayı söylüyorum hepsi BYZAG zaten fatura kestiği için oradalar nihayetinde. Siz diyorsunuz yani nereden biliyordunuz diye. Çünkü zaten ortak noktamız tabiri caizse BYZAG yani.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Ali Can Bey, bu diğer 5 şirket yetkilisinin ifadesi sizinkiyle benziyor. Bunların yapay zekada hazırlanmadığını, sizin verdiğinizi söylüyorsunuz ama tekrar ediyorsunuz.
Ali Can Akün: Efendim BYZAG'tan geldiği için herkes belki ayrı mağdur edildi. Ben onu bilemem. Ben kendi mağduriyetimi anlatıyorum.
Rahşan Sertkaya: Peki. Ama bu kadarla kalmıyor. Bu 6 şirketin tamamı BYZAG'tan tarafından düzenlenen faturalara ilişkin ödemelerini 2 taksitte ve aynı tarihte ve aynı...
Ali Can Akün: Bu soruyu sormanızı bekliyordum. Cevabını hemen vereyim. Ödeme tarihlerini ben belirlemedim.
Rahşan Sertkaya: Evet. Bu 6 şirketin alan dışı yakınlığı firma sahibi olarak nasıl açıklıyorsunuz? Yani fatura tutarları farklı, ödeme tarihleri aynı.
Ali Can Akün: Ödeme tarihi bana ne zaman denmişse ben o zaman ödedim. Ödeme tarihini ben belirlemedim.
Rahşan Sertkaya: Yani siz şirketten arandınız "Bugün ödeme yapın, 2 taksitte yapın" dediler yaptınız öyle mi?
Ali Can Akün: Bana ne zaman denmişse ödemelerimi ben o zaman yaptım.
Rahşan Sertkaya: Kim dedi?
Ali Can Akün: İşte o Emrah Bağdatlı falan aynı aynı kişileri bulduk.
Rahşan Sertkaya: Onlarla birkaç kez konuştunuz herhalde. Numarası var mıydı?
Ali Can Akün: O zamanlar yaşadığım problemi bir ben bilirim. İnanın ne sordum ne ettim. Çünkü benim amacım eve ekmeği tek araba götürebilmekti tabiri caizse. Ekmek götürmek yani. Ben sözü toparlayayım. Dediğim gibi Hakim Bey isterseniz İBB'den isteyelim o evrakları. Yani 7 Haziran'da başvurduğum şeyleri... Murat Bey tabii ki de haklı. Çok özür dilerim ben bitireyim ama siz bitirin, sözünüzü elinden almayayım. Murat Bey sonuna kadar haklı. Evet, Medya AŞ. alakası olmayan bir şey. Zaten önceki şikayetçilerin de belirttiği gibi ilk önce bu iş Kültür AŞ'deydi. Sonra Medya AŞ geçti biz reklamcılar için. Orada haklı. Biz izinleri İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğünden alıyoruz. Ben haziranda başvurdum eskiden. Başvurduğumuz yere 1 ay içinde alırdık cevap. Ama süreçler uzayınca onlar da mağdur edildi. En son budur. Ben buradan mağdur oldum. Kusura bakmayın.
Rahşan Sertkaya: O kişilerin numarası vardır herhalde değil mi?
Ali Can Akün: Yok, yok. Hiç kaydetmedim. İnanın o günlerde her şeyi sildim yani. Ben telefonuma yanlış anlamayın falan diyen de var. Evet güvendiğim, yardımcısı falan... Alayını sildim. Hayatımda ya ben hiçbir zaman bakın diyorum. Ecrimisil dosyasında yokum. Almadım. Girmem. Hukuksuz olduğu için bir şey. Ve veya izinsiz bir yere Bağdat Caddesi'ndeki ... Hiçbir zaman gitmedim Bağdat Caddesi'nden .... alacağım diye. Bir sürü geldi, almıyorum. Bütün müteahhitler orada, girmiyorum. Hukuksuz hiçbir şeye girmedim. Bundan dolayı da ben telefonmuş, melefonmuş inanın telefon geldi bakın Elif Güven müven falan yazışmaların hepsini sildim. Hayatımdan çıkartmak istiyorum. Ben hayatıma normal temiz bir şekilde devam edeceğim. Ki kimseyle de burada yani beni orada şey yapıp bana diyorsunuz ki "İşte faturalar bulunmuş, faturalar aynı gün ödenmiş." Ben demedim aynı gün ödeyin diye. Bana ne zaman denilse ben o zaman ödedim.
Rahşan Sertkaya: . Ama o kişileri...
Ali Can Akün: Tamam işte o zaman BYZAG firmasının sahibine sorun o zaman "Bu fatura, bu ödemeler niye aynı gün geldi?" diye. Ben ürünü teslim almışım, o zaman BYZAG firması niye bana geri göndermedi?
Rahşan Sertkaya: Sorduk. Onu da sorduk. Merak etmeyin.
Ali Can Akün: Tamam. Teşekkür ederim.
Rahşan Sertkaya: Peki. Ali Can Bey, bu dosyada ilk gözaltı tedbiri 19 Mart 2025 tarihinde uygulanıyor ve ondan sonra biliyorsunuz bu soruşturma zaten kamuoyunda ve basında geniş bir şekilde yer buldu. Peki 19 Mart ile 29 Nisan 2025 tarihleri arasında savcılık makamına neden bir beyanda bulunmadınız da gözlem 10 gün gözaltına alındıktan sonra rahat gidip bir beyanda bulundunuz? Neden 29 Nisan'da ifade verme gereği duydunuz? Siz o tarihe kadar bekleten neydi?
Ali Can Akün: Vallahi endişelerimden dolayı açıkçası. Ne olacağını bilmiyordum çünkü . Ben bu olaylar olduktan sonra ilk işim mali müşavirime arayıp BYZAG firması kimin diye sormak oldu. Ben onu duyduktan sonra da tabiri caizse başımdan kaynar sular döküldü. Ne yapacağımı bilemediğim için de süreç bu şekilde ilerledi.
Rahşan Sertkaya: Yani siz savcılık makamına kendiniz...
Ali Can Akün: Yani ben çünkü BYZAG firması gelmiş, fatura gelmiş... Yani şu an o an düşündüm sadece. Ya dedim ki benim bu şeyden dolayı başıma ne gelebilir? Her gece kalkıyordum acaba polis mi gelecek diye tabiri caizse. Başıma ne gelebilir diye baktığımda, mali müşavire sorduğumda çünkü tek bu olay vardı.
Rahşan Sertkaya: Yani 29 Nisan sabahı uyandınız ve birdenbire bugün ifade vermeye gittiniz.
Ali Can Akün: Birdenbire değil. Birdenbire olur mu yani efendim? Aylar süren bir şey.
Rahşan Sertkaya: Hayır, hayır. Yani o gün uyandınız ve o gün gitmeye karar verdiniz, öyle mi? Kimse sizi davet etmedi, savcılık makamı davet etmedi.
Ali Can Akün: Siz... Tamam. Ben buna ya çok şey oluyor.
Rahşan Sertkaya: Peki. Diyorsunuz ki Ali Can Bey, ben hiçbirini teslim almadım. Peki. Şimdi demin de söyledim ama ben bu dosyaya baktığımda fatura düzenlendikten sonra bedelin tamamını hemen ödemiyorsunuz. Sonra bir kısmını ödüyorsunuz, sonra bir kısmını ödüyorsunuz. Ya gerçekten bir mal ve hizmet teslim edilmediyse...
Ali Can Akün: Evet, evet.
Rahşan Sertkaya: ...ve ilk ödenen aşığı biraz evvel şu tarihte aldım dediniz izni verdiğiniz o tarihte de zaten ilk taksidi ödemişsiniz...
Ali Can Akün: İzin kasımda geldi ama, gelmedi izin. Zabıta o zaman sadece, bu da kayıtlarda var, Zabıta Müdürlüğü bana yeri, yerlerini indir diye tebligat yapıyordu "Kaçak asım bedelini yazıyordu." diye. Hepsi İBB'nin kayıtlarında var.
Rahşan Sertkaya: Çıkaracağız merak etmeyin. Doğru değilse beyanlarınızın doğrultusunda bulacağız zaten onları da.
Ali Can Akün: Bulursunuz. Sorun değil.
Rahşan Sertkaya: 2 taksit halinde ödemenin, yani ikinci taksidi ödemenizin sebebi neydi mal ve hizmet gelmediği için? Bu bir izin miydi? Geldiğinde hangi tarihte geldi?
Ali Can Akün: Bakayım bu doğru mu... Ben 7 Haziran'da başvuru yapmışım, 26 Kasım'da gelmiş. Ödeme tarihlerine bakarsanız ödeme tarihlerinden sonra...
Rahşan Sertkaya: Peki. Teşekkür ederim.
Ali Can Akün: Ben teşekkür ederim.
ALİ CAN AKÜN AVUKATI FURKAN YOLCU SAVUNMASI
Sayın Başkanım, öncelikle müvekkilin beyanlarına yönelik savunmalar vermeden önce müvekkilin beyanlarına karşı burada beyanda bulunan Byzag isimli şirketin sahibi sanık Zeynep Ayten Ongun ifadelerindeki çelişkilere değinmek gerekiyor. Müvekkile yönelik o tutuklama tabirini kullanan hatta Avukat Rahşan Hanım meslektaşımız da kendisi ifadelerine katılmış, hatırlatmakta da fayda var. Şimdi soruşturma aşamasında firmalara gelen, firmalardan gelen paralar sorulduğu zaman Sanık Zeynep Hanım ifadesinde "Ben şahısları tanımıyorum. Emrah ile olan ilişkilerini, onların bir yönlendirmesi olup olmadığını bilmiyorum. Dediğim gibi sipariş açılması üzerine satış gerçekleşmiştir. Yaptığım siparişleri ofisime gelen bir şahıs teslim almıştır." şeklinde bir beyanı vardır.
Sonrasında kovuşturma aşamasına geçtiğinde, geçen haftaki beyanlarında, yine aynı Rahşan Hanım avukatlığında verdiği beyanlarında "Emrah Bağdatlı arkadaşımızdır. İhtiyaç duyanlar olursa sipariş yönlendirir. İddiaya konu edilen sipariş açılışlarında da süreç şöyle işledi: Emrah kendisine arkadaşlarının yılbaşı müşterisi ve çalışanlarına hediye vermek istediğini, sipariş verirse hazırlayıp hazırlayamayacağını sorduğunu beyan ediyor. Sonrasında kendisinin de kabul ettiğini ve devamında Emrah Bağdatlı'nın kendisine sipariş geçtiğini ve de bu ürünleri, işleri yapıp yılbaşı kutusuna yılbaşı hediyesi olarak koyduğunu ve Emrah Bağdatlı'ya teslim ettiğini beyan ediyor." Sonrasında Emrah siparişleri ulaştırdı, ulaştırdıkça resmi olarak banka yoluyla ödeme geldi ve fatura kesti. Şimdi bu iki ifade arasındaki tek tutarlı bir cümleyi bize söyleyebilirler mi? Yani beyan ediyorsunuz burada, geliyorsunuz, diyorsunuz ki: İşte Emrah'la bir bağlantısı var mı, alakası var mı bilmiyorum; kovuşturmada diyorsunuz ki kendisi yönlendirdi. Sonrasında diyorsunuz ki bileklik vesaire hepsini ben hazırlayabilirim.
Sonrasında gidip gelip teslim alan kişi Emrah Bağdatlı oluyor. Kim olduğu soruşturma aşaması ifadesinde belli değil. Yani bunu daha sanık Murat Ongun ifade veremeden beyan edemiyor olur. Böyle bir durum var. Yani beyan ettikleri ürünler de yılbaşı hediyesi olarak alınmış. Yani 31 Ağustos fatura tarihinde, 31 Ağustos'ta yılbaşı hediyesinin derdine mi düşülmüş? Şimdi burada gelen kısımda çelişki şuradadır: Yani "Banka yoluyla ödeme geldikçe fatura kestim." Hayır, fatura kesildikten en az 20 gün sonra ödemeler gelmiş. Ödemeler arasında bir tutarlılık da yok. Yani tüm isnatlar, yani gerçek verildiğine yönelik isnatlar tamamen tutarsızdır. Tüm bu ifadelerle birlikte müvekkilin kendi samimi beyanlarından suçun aslında mağdur durumunun bizzat kendi olduğu, kendisinin bir irtikap mağduru olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Müvekkilin üzerine atılı suçtan beraatına karar verilmesini talep ediyoruz.
İLKNUR TAŞDELEN SAVUNMASI – 15.09.2026
Hâkim: Evet, 118 No.lu Eylem kapsamında savunmanızı yapın.
İlknur Taşdelen: Sayın Hâkim, değerli heyet, sayın savcı; daha önce emniyette vermiş olduğum ifademin aynını tekrar ediyorum, ayrıca ekleyeceğim bir şeyim yoktur.
Hâkim: Beraatine karar verilmesini istiyorsunuz.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: İlknur Hanım, Medya A.Ş.'de yaklaşık 8,5 yıl boyunca Satınalma Müdürü ile Mali İşler Müdürü olarak görevde bulundunuz.
İlknur Taşdelen: Satınalma Müdürlüğü'nü son 6 ayında yaptım. Daha önce Mali İşler Müdürlüğü'nü yaptım.
Rahşan Sertkaya: Evet, bu görev süreniz boyunca Murat Ongun tarafından doğrudan veya herhangi bir kişi aracılığıyla yürüttüğünüz iş ve işlemlere ilişkin size herhangi bir talimat verildi mi?
İlknur Taşdelen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Avukatınızın beyanına göre görev yaptığınız 2019-2021 döneminde 900 adet satınalma işlemi olmuş. Bunlar için herhangi bir baskı, yönlendirme veya müdahale hissettiniz mi?
İlknur Taşdelen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Peki İlknur Hanım, görev yaptığınız süre boyunca Murat Ongun'un sizin dışınızda herhangi bir Medya A.Ş. çalışanına veya yöneticisine baskı yaptığına, talimat verdiğine ya da yürütülen işlere hukuka aykırı şekilde müdahale ettiğine tanık olduğunuz mu, bu konuda bir duyumunuz oldu mu?
İlknur Taşdelen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının yönetimi değiştikten sonra Medya A.Ş.'nin mali işleyişinde, satınalma süreçlerinde, ihale uygulamalarında veya genel çalışma düzeninde çalıştığınız 2021 yılı dahil 2019 öncesine kıyasla bir değişiklik gözlemlediniz mi?
İlknur Taşdelen: Yok, zaten olamazdı çünkü kamu olarak nitelendirebildiğimiz için, ne kadar anonim şirket de olsa kamu olarak geçtiğimiz için bağlı olduğu kanunlara, uygulamaların onlara dikkat edilerek yapıldığı için herhangi bir değişiklik söz konusu olamaz.
İLKNUR TAŞDELEN AVUKATI SAVUNMASI
Efendim İlknur Hanım 19 sene önce belediye, ANAP zamanında, ANAP'ın belediyeyi aldığı zamanında işe girmiş durumdadır. Daha demin avukat meslektaşlarımın da söylediği gibi sadece son dönemde 900 'e yakın kısıtlamada yer almıştır. İddianamede İlknur Hanım'ın ilgili suça ilişkin yapmış olduğu herhangi bir somut eylem gösterilmemiştir. Sadece emekliliğinden önce son 3 ayda uzmanı olarak tek bir ihalede imzası bulunması sebebiyle iddianameye konulmuştur. Atılan suç kastla işlenebilen bir suçtur. Zaten raporda ilgili 118 no'lu eylemde de herhangi bir zarar tespiti şu an için yapılamamıştır. İlknur Hanım'ın herhangi bir somut eyleminin olmaması, buna ilişkin bulgu ve delillerin de ortada olmaması sebebiyle aslında dosyada sanık olarak da yer almaması lazımdı. Bu sebeplerle hakkında beraat kararı verilmesini ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep ediyoruz.
OĞUZHAN BAYRAKTAROĞLU SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım; öncelikli yazılı olarak ifademi vermek istiyorum. Ben 1998 yılında İBB’de zabıta memuru olarak başladım. 2008 yılında Zabıta Komiserliğine atandım. 6 9 2022 tarihinde Anadolu Yakası Zabıta Şube Müdürlüğünde Vekil Amir olarak görev yapmaya başladım. Özellikle belirtmek isterim ki iddianamenin çoğunluğu göreve başlamış olduğum 2022 yılının son 2 ayı öncesine aittir. İddianamede adımın geçme sebebi görev yaptığım dönemde herhangi bir şekilde suça kasten veya ihmalen karışmış olmam değil, sadece Valilik makamı tarafından kurumumuzdan talep edilen.... yer alması söz konusudur. Ayrıca iddianamede geçen talimat verdiğim iddia edilen kişiler arasında adım yoktur. Bu kişilerden herhangi biri talimat almadım, kimseye böyle bir talimat vermedim. Reklam şirketlerini tanımıyorum. Bu şirketlerle hiçbir ilgim ve irtibatım yoktur. Dosyada beyanlarda da şahsımla ilgili böyle bir iddia bulunmamaktadır.
Bizim iddialara genel cevaplarım: Zabıta Teşkilatı belediyelerde kolluk görevi görür. Teşkilatımız belediyemiz çatısı altında 30 Daire Başkanlığı ve bunlara bağlı 105 Müdürlükle koordine bir şekilde çalışır. Kentsel Tasarım ve Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü bunlardan biridir. Zabıta genel bir birimdir. Diğer birimler gibi belirli bir uzmanlık alanı doğrultusunda çalışmaz. Birimlerin uzmanlık alanı doğrultusundaki vermiş olduğu kararlara kanun ve mevzuatlar çerçevesinde sahada destek sağlar. Zabıta birimlerinin izin verme, …. düzenleme veya ihale açma yetkisi bulunmamaktadır. Özel mülkiyetteki izinler Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü tarafından verilmektedir. Kamusal alanlardaki izinler ise Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü tarafından verilmektedir. İlgili sahalardaki uygulamanın ihale şartlarına uygunluğu ve fazlalık içerip içermediği tamamen teknik birimin sorumluluğunda olup tevdi rapordunda belirtildiği üzere kamusal alanlardaki uygulamalar tamamen zabıtanın denetimi alanı dışındadır. Teknik birimlerin incelemesi sonucunda tespit edilen aykırılıklar resmi yazı ile bildirilir ve ilgili birimlerce alınan kaldırılması ve benzeri kararların uygulanması safhasında zabıta birimleri destek verir.
Sonuç olarak aydır özel mülkiyette yer alan izinsiz uygulamalar hakkında tespit tutanakları tanzim edilerek belediye encümenine sevk edilmiştir. Aynı zamanda ilgili birimle yazışma yapılmaktadır. İddianamede geçen reklam uygulamalarının tamamına yakını kamusal alanlarda, ihale kapsamında, açık hava mecralarının, billboard ve benzeri kapsamakta; aynı zamanda izinsiz alanlar, izinsiz dek reklamlar ve dijital panolar gibi reklam türlerinde bulundurmaktadır. Bu süreçlerin Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünce takip edildiği göz önüne alındığında tarafımıza gereğinin yapın talimat yazısı yazılmamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere zabıta sürecin dışında tutulmuştur. Görevi kötüye kullanma iddialarına karşı üzerime düşen sorumlulukları eksiksiz, doğru ve mevzuata uygun bir biçimde yerine getirdim. Hakkımdaki nitelikli dolandırıcılık suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. Evli ve 3 çocuk babası olarak mütevazı bir hayat sürmekteyim. Birikmiş nakdim, altın ya da dövizim bulunmamaktadır. Standart bir evin ve 2019 model ...aracımın dışında mal varlığım yoktur. Bütün suçlamaları kabul etmeyerek beraatımı talep ediyorum. Saygılarımı sunarım.
OĞUZHAN BAYRAKTAROĞLU AVUKATI MEHMET OKAN SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli heyet, sayın iddia makamı; müvekkilim savunmasını detaylı, açık ve anlaşılır şekilde yapmışlardır. Beyanlarını aynen tekrar ediyorum. Savunmasına ek olarak birkaç husustan bahsedeceğim. İddianamede müvekkil 158/1-e maddesinde dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına işlenmesi suçu isnat edilmiştir tarafımıza. Ancak bu suçun oluşması için müvekkilin eylemlerinde suçun unsurlarının da meydana gelmesi gerekiyor ama benden önceki meslektaşımın da bahsettiği gibi eylemlerinde herhangi bir maddi unsur, zarar unsuru, menfaat unsuru veya manevi unsur bulunmamaktadır. Yani failin hileli davranış sergilemesi aranıyor maddi unsurunda. Müvekkilin herhangi bir eyleminde hileli bir davranış yok. Zarar unsuru zaten dosyada bir muamma. Menfaat unsurunda ise müvekkil mütevazı bir hayat yaşadığını, herhangi bir birikiminin olmadığını belirtti.
Bu kapsamda müvekkilin eylemlerinin hiçbir şekilde 158/1-e maddesi gereğince suçun unsurları bulunmamaktadır. Tarafımıza isnat edilen suça konu reklam uygulamalarının tamamına yakını kamu sahalarındaki ecrimisil ve ihale kapsamındaki açık alan mecralarını kapsamakta. Bu mecralardaki reklam süreçleri Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünce takip edilmektedir. Bu nedenle müdürlüğün istinat konusu reklamlar ile ilgili tarafımıza, yani müvekkile gereği konulu bir talimat yazısı bulunmamaktadır. Müvekkile yapılan gereği konulu talimat yazıları da tek tek reklamlar kaldırılarak gereği yapılmıştır yani talimatlar. Süreç tamamen Reklam Müdürlüğünün takibinde, o nedenle müvekkil üzerinde herhangi bir sorumluluk bulunmamaktadır. Zaten yazılı savunmamızda da daha detaylı olarak anlattık Başkan. Müvekkil dosyaya daha detaylı bir şekilde beyanda da bulundu. Yapmış olduğumuz savunmadan da anlaşılacağı gibi müvekkilin üzerine herhangi bir suç isnadı yapılamaz. Müvekkil görevini layıkıyla yerine getirmiştir. Biz müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz. Aksi kanaatte olunması halinde ise HAGB uygulanmasını talep ediyoruz.
SELÇUK ALANYURT SAVUNMASI – 15.09.2026
Sayın Başkanım, yazılı savunmamı veriyorum burada. Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; Eylem 117 kapsamında hakkımda ileri sürülen "kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık" iddialarına karşı savunmamı Yüce Mahkemenize arz ediyorum. Kamu görevime 2007 yılında zabıta memuru olarak başladım. 2020 yılında Avrupa Yakası Zabıta Şube Müdürlüğü bünyesinde vekaleten Reklam İlan Denetim Zabıta Amiri olarak görevlendirildim. İddianamede adım "kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık" iddiasıyla yalnızca Eylem 117'de geçmektedir.
İddianamede geçen gayrimeşru talimat verdiği ileri sürülen kişiler arasında adım yoktur. Bu kişilerden de herhangi bir gayrimeşru talimat almadım. Kimseye de böyle bir talimat vermedim. 20 yıllık meslek hayatım boyunca teşkilatımızın çeşitli birimlerinde büro personeli, saha ekiplerinde ekip komiseri ve amir olarak görev yaptım. Bu süreçte hiçbir kişi veya kuruluşla tarafıma veya başkasına menfaat sağlayacak, kamuyu veya karşı tarafı zarara uğratacak bir oluşumun içerisinde olmadım. Hiçbir hileli davranışta bulunmadım. Hiçbir kişi veya kurumu aldatmadım. Her daim vicdanımın da sesini dinleyerek kanun ve nizamlar ölçüsünde görevimi layıkıyla ifa etmeye çalıştım. Özellikle belirtmek isterim ki amirlik görevi yaptığım süre boyunca ekiplerimizce düzenli olarak denetimler gerçekleştirilmiştir. Mevzuata aykırı her türlü reklam unsuruna kişi, kurum, kuruluş ayrımı gözetilmeksizin yasa çerçevesinde müdahale olunmuştur. Tespit edilen mevzuata aykırı reklam uygulamaları hakkında gerekli tutanaklar düzenlenmiş ve olumsuzluklar bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Kısıtlı sayıdaki personel ve araç yetersizliğimize rağmen, koronavirüs salgını ve 11 ili etkileyen deprem felaketine rağmen, özellikle 2019-2025 yıllarını kapsayan süreçte amirliğimizce yapılan denetim ve tutanak sayılarında ciddi bir artış olduğu aşikardır.
Amirliğimizin görev alanı nedir diye soracak olursak; amirliğimiz teknik bir birim değildir. Belediyemizin kolluk gücü olarak Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü ve Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü gibi ilgili birimlerle eş güdüm halinde çalışarak alınan kararların uygulanmasına destek sağlamaktadır. Mevcut durumda özel alanlardaki reklam uygulamalarının izin ve karar süreçleri Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmektedir. Kamusal alanlardaki reklam uygulamalarının izin ve karar süreçleri ise Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda bir reklam uygulamasının izinli olup olmadığının ve verilen izin şartlarına uygunluğunun belirlenmesi ilgili müdürlüklerin görev ve yetkisindedir. Amirliğimizin görevi ise saha denetimi yapmak ve mevzuata aykırılık tespit edilmesi halinde gerekli zabıta işlemlerini gerçekleştirmekle sınırlıdır. Bunun dışında kalan idari ve mali süreçler görev ve yetki alanımın dışındadır.
Müfettişlik teyit raporunda Zabıta Dairesi Başkanlığımızın bir yandan uygulamaya rastlanılmadığı yönünde bilgi verdiği belirtilmekte, diğer yandan aynı alanlarda reklam uygulamalarının devam ettiği iddia edilmektedir. Amirliğimiz tarafından gerçekleştirilen kontrollerde aksi bir durum söz konusu olmayıp yapılan denetimlerin sonrasında da aynı yere tekrardan reklam uygulamalarının yapılabileceği unutulmamalıdır. Saha ekiplerinde gece gündüz yıllarca çalışan biri olarak ekiplerimizce kaldırılan reklam uygulamasının bulunduğu adrese aynı gün içerisinde ilgilileri tarafından yeniden uygulama yapıldığına defalarca şahit oldum. Bir uygulamayı kaldırdığınız veya kaldırttığınızda o uygulamanın yeniden konulmayacağının maalesef garantisi yoktur. Dolayısıyla Avrupa Yakası Zabıta Şube Müdürlüğümüzce herhangi bir uygulamaya rastlanılmadığı yönünde müfettişliğe verilen bilgi soyut bir beyan değil; amirliğimizce sahada yapılan fiili denetime ve fotoğrafla delillendirilmiş somut tespitlere dayanmaktadır.
Yine iddianameye konu müfettişlik teyit raporunda 2886 Sayılı Kanun'un 75. maddesi ve ilgili yönetmeliğin 16. maddesi uyarınca izinsiz reklam panolarının 15 gün içerisinde kaldırılması gerektiği belirtilerek zabıta tarafından işlem yapılmadığı ileri sürülmektedir. Ancak burada önemle vurgulamak gerekir ki 2886 Sayılı Kanun'un 75. maddesi kapsamında yürütülen ecrimisil işlemleri ile zabıta teşkilatının görev ve yetki alanı birbirinden farklıdır. Ecrimisil işlem dosyasının oluşturulması, değerlendirilmesi, takibi ve tahsiline ilişkin iş ve işlemler zabıta teşkilatının görev ve yetki alanında bulunmamaktadır. Bu kapsamda ilgili birim tarafından ecrimisil dosyası oluşturulduğuna ilişkin tarafımıza gönderilen yazılar, herhangi bir işlem tesis edilmesi veya gereğinin yerine getirilmesi amacıyla değil; yalnızca bilgi ve bilgilendirme amacıyla iletilmektedir. Buna karşılık ilgili birimlerce gereğinin yerine getirilmesi amacıyla gönderilen yazılar doğrultusunda, görev ve yetkimiz kapsamında bulunan gerekli iş ve işlemler usulüne uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla ecrimisil dosyasının oluşturulması, değerlendirilmesi, takibi ve tahsili gibi işlemlerin tarafımızca yürütülmesi veya sonuçlandırılması söz konusu olmadığı gibi; bu süreçlere ilişkin yazıların tarafımıza bilgi amacıyla iletilmiş olması da ecrimisil işlemlerine ilişkin herhangi bir görev veya sorumluluk yüklendiği anlamına gelmemektedir.
Sonuç olarak şahsıma ileri sürülen suçlamalar görev, yetki ve sorumluluk alanımla örtüşmemektedir. Hakkımdaki nitelikli dolandırıcılık suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. Sayın Mahkemenizden beraatimi saygılarımla arz ve talep ediyorum.
SELÇUK ALANYURT AVUKATI GÜLER CAN SAVUNMASI
Müvekkilimin beyanlarına katılmakla birlikte ekstra ekleyeceğim hususlar şunlardır. Öncelikle müvekkil olay tarihinde Avrupa Yakası Reklam İlan Denetim Zabıta Amiri olarak görev yapmaktadır. Görevi reklam uygulamalarını denetlemek ve mevzuata aykırılık halinde zabıt işlemini gerçekleştirmektir. Reklam alanına izin vermek, ecrimisil dosyası oluşturmak, bedel belirlemek ve tahsil etmek müvekkilin görev yetki alanında değildir. Dosyada özellikle ecrimisil üzerinde bir sorumluluk kurulmaya çalışılmış, oysa 2886 sayılı Kanun kapsamında ecrimisil süreci müvekkilin görev yetkisinde olmayan bir idari süreçtir. Dosyadaki sunulan İdare Mahkemesi kararlarında zaten ortaya konulmuştur.
Diğer husus ise kamu zararı iddiası tek başına dolandırıcılık suçunu oluşturmaz Sayın Başkanım. TCK 158. maddeye göre müvekkilin cezalandırılabilmesi için hileli davranışın, aldatmanın, haksız menfaatin, zararın, bunlar arasındaki illiyet bağının ve kastın somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Müvekkil yönünde ise hangi hile iddianamede belli değil. Ne aldatmış belli değil. Hangi menfaati sağlamış yok. Hangi somut fiiliyle kamu zararına sebebiyet olunmuş yok. Fiille zarar arasında illiyet bağı bulunmadı. Dosyada müvekkilin herhangi bir reklam şirketiyle kişisel menfaat ilişkisini ortaya koyan tek bir somut delil dahi bulunmamaktadır. Cezai sorumluluk görev bulunma değil, kişinin gerçekleştirdiği somut fiildendir. Hiç kimse görev yaptığı birimdeki genel idari işleyişten veya taşıdığı unvandan dolayı cezalandırılamaz.
Sonuç olarak, müvekkil üzerine atılı suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delille ispatlanamamıştır. Bu nedenle müvekkil hakkında öncelikle 223/7 gereğince beraatine, Sayın Hakim, eğer aksi kanaatteyseniz lehine olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












