İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 29. günü tutuklu ve tutuksuz 10 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 29. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler: Murat Cırık, Esra Köymen, Mustafa Atlı, Adem Altıntaş, Furkan Remzi Ceylan, Oğuz Kaan Demircioğlu, Serdar Solmaz, Hasan Özsoy, Erkut Elitaş, İsmail Sarı savunma yaptı.
İSMAİL SARI SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcım; ifadelerde sürekli Sarı’lar geçtiği için ifade etmek isterim ki Ahmet Sarı benden 13 yaş büyüktür. Sektöre ben henüz çocukken girmiş ve şirketi yıllar içerisinde ülkenin en büyük araç ve iş makinesi kiralama şirketlerinden biri haline getirmiştir. Bu nedenle Sarı’lar denilince akla ben değil abim Ahmet Sarı gelmektedir. Temsil işlerini abim yapmaktadır. Ben, sadece operasyon süreçlerini yönetiyorum. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Eylem 130’daki iddialara karşı savunmalarıma ile başlamak istiyorum. Ali Sukas'ı Ağaç AŞ'nin genel müdürü olarak tanırım. Kendisiyle sadece ihale kazanıldıktan sonra operasyonel konularda konuşmam oldu. Abimin her işinin, her işleminin benim tarafından bilinmesi ya da onaylanması söz konusu değildir. Bu eylemde abim tarafından 9 adet araç verildiği iddia ediliyor. Binlerce aracımız var. 9 adet araç operasyonu hiç etkilemeyeceğinden kimse bana bilgi vermez. Abim tarafından Ali Sukas’a araç verildiği soruşturma sürecinde öğrendim. Öncesinde bilmiyordum. Eylem anlatımı içinde de adım hiç geçmiyor. Anlattığım gerekçelerle de suçlamayı kabul etmiyorum. Öncelikle beraatime karar verilmesini, aksi kanaatte olunması halinde lehime olan hükümlerin uygulanmasını talep ederim.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Eylem 137’nin dolandırıcılık suçlaması ile ilgili savunmalarıma geçiyorum. Pozisyonum gereği hak ediş işlemlerini bizzat takip etmiyorum. Takdir edersiniz ki il il, ilçe ilçe gezip tüm işlemlerimizin hak edişlerini evrak evrak takip edebilmem mümkün değil. Kışla mücadele işi kapsamında 10 bölge var. Çalışma verilerini bölge personeli tutuyor. Bölgelerin verileri bir araya getiriliyor ve neticesinde İSFALT hem İBB ile hem de kendi taşeronlarıyla ayrı ayrı hak edişler yapıyor. Süreç içerisinde verileri sağlayan ve denetleyen onlarca kişi yer alıyor. Bu nedenle de hak edişlerde bilerek ve isteyerek sistemli bir usulsüzlük yapılabilmesi asla mümkün değildir. Sayın Heyet, tüm alt ihalelerde 11 saat çalışma ve engelli işçi çalıştırılmasına ilişkin dolandırıcılık iddiası söz konusudur. Öncelikle bu 2 başlık altında savunmalarımı yapmak istiyorum. Biz personel ile günlük 11 saat üzerinden anlaşıyoruz. Ücreti de buna göre belirliyoruz. Bu nedenle 11 saat çalışma için ayrıca fazla mesai ücreti ödemiyoruz. İSFALT’tan da 11 saat çalışan işçi yönünden fazla bir ödeme almıyoruz. Hiçbir personelimiz de fazla mesai ücretinin ödenmediğine dair dava açmadı ya da ihtarname göndermedi. Burada kontrol teşkilatını ya da idareyi ilgilendiren bir konu yoktur. Tümüyle işveren ile işçi arasında hukuka uygun bir sözleşme ilişkisidir. İSFALT işçi sayılarında değişiklik yapma yetkisini hem teknik şartnameden hem de mevzuattan almaktadır.
İSFALT hangi kategoride kaç işçi talep ettiyse o kadar işçi çalıştırdık. İSFALT tarafından engelli işçi çalıştırılmasına yönelik bir talepte bulunulmamış, bunun için de bir pozisyon da gösterilmemiştir. Engelli işçi çalıştırılmadığından bu poz kapsamında aldığımız bir ödeme de yoktur. Talep olsaydı engelli işçi istihdamını sağlardık. Sayın Heyet, 2022 / 1495625 sayılı ihale yönünden dolandırıcılık iddiası ile ilgili savunmalarıma geçiyorum. Bu ihale ile ilgili tek bir iddia bulunmaktadır. Bu iddia da KDV hariç 51.282 TL fazla ödeme yapıldığı yönündedir. Özetle, 2 numaralı hak edişte bazı pozlar için KDV hariç 51.282 TL tahakkuk ettirildiği, 3 numaralı hak edişte de bu pozlara eksi değer girilmesine rağmen tutarın toplamdan düşülmediği ve bu suretle fazla ödeme yapıldığı ileri sürülmüştür. Söz konusu düzeltme imalat raporunda ayrıca gösterilememiş olsa da ilgili tutar hak ediş icmali ve hak ediş raporu düzenlenirken düşülmüştür. Kontrol teşkilatı üyeleri de imalat raporu ile ilgili durumun yazılımsal zorunluluk olduğunu beyan etmişlerdir. Bilirkişi ve savcılık sadece imalat raporunu esas aldığı için değerlendirme hatası söz konusudur. Sonuç olarak İSFALT tarafından hak ediş raporu esas alındığından fazladan yapılmış bir ödeme yoktur. Sayın Heyet, 2023 / 1247892 sayılı ihale yönünden dolandırıcılık iddiası ile ilgili savunmalarıma geçiyorum. Bu ihale kapsamında 4 ayrı iddia söz konusudur. Hepsine teker teker değineceğim.
Yakıt tankeri nedeniyle fazla ödeme yapıldığı iddiası, iddianamede ve bilirkişi raporunda aslında bizim karşılamamız gereken bir giderin yeni poz açılarak bize ödendiği ileri sürülmektedir. İddianın dayanağı eklenen yakıt tankeri pozu ve bu poz için yapılan ödemedir. İSFALT’ın ihalemiz dışında kalan ve kışla mücadelede kullanılan araçları bulunmaktadır. Bu araçların yakıtı, bakımı veya şoförü konusunda hiçbir sorumluluğumuz yoktur. Poza ilişkin gerekçe raporunda da yakıt tankerinin bizim sorumluluğumuzdaki araçlar için olmadığı açıkça yazılmıştır. Kontrol teşkilatı üyeleri de yakıt tankerinin başka bir ihale kapsamında AYKE isimli yükleniciden kiralanan araç ve iş makineleri için kullanıldığını belirtmişlerdir. Söz konusu tankerle altını çizerek belirtiyorum, yakıtından bizim sorumlu olduğumuz araçlara ikmal, yakıtından bizim sorumlu olmadığımız araçlara ikmal yapılmıştır. Zaten yakıtından bizim sorumlu olduğumuz araçların taşıtmatikleri bulunmakta olup yakıtları benzin istasyonlarından aldıkları kayıtlıdır. Gerekirse PTS kayıtlarına ve taşıtmatik kayıtlarına bakılabilir. Yakıtından sorumlu olduğumuz araçlara ikmal yapılmadığından yakıt tankeri nedeniyle yapılmış fazla bir ödeme yoktur. İşçi sayısının artırılması iddiasına geçmek istiyorum. Engelli işçi çalıştırılmamasına ilişkin iddia belirttiğim gibi İSFALT işçi sayılarında değişiklik yapma yetkisini hem teknik şartnameden hem de mevzuattan almaktadır. İSFALT işçi sayısında değişiklik için şirketimize yazı yazdığında belirtilen kalemden istenen sayıda işçiyi hazır etmek zorundayız.
Aksi halde sözleşme hükümlerine göre hakkımızda cezai işlem uygulanır. Nitekim hakediş evrakları incelendiğinde bir kısım personelin zamanında hazır edilememesi nedeniyle ceza uygulandığı ve bu tutarın hak edişten düşüldüğü görülmektedir. Somut olayda da İSFALT işçi sayılarında değişikliğe gitmiş ve durumu bize yazıyla bildirmiştir. İşçi sayılarındaki değişiklik kontrol teşkilatı üyelerinin beyanına göre de AYKE tarafından kazanılan yakıtsız ve şoförsüz ihale ile ilgilidir. Bilirkişi heyeti de bu konuyu değerlendirirken işçiler fiilen çalışmışsa haksız bir menfaat olmadığını belirtmiştir. Hak edişler puantajlarla ve şirketimizce yapılan maaş ödemeleriyle uyumludur. Çalışmayan bir işçi çalışmış gibi gösterilmemiş, hileli bir işlem yapılmamış ve haksız bir menfaat elde edilmemiştir. Dolayısıyla fazladan yapılan bir ödeme de yoktur. Sayın Heyet, pozların karıştırılmasına ilişkin iddialara geçmek istiyorum. İhale devam ederken ara hak edişlerle yapılan hatalar sonraki hak edişlerde düzeltilebilir. Kesin hakediş ve kabul döneminde ise ödemeler yeniden incelenir, fazla ödeme varsa mahsup edilir.
Bu ihalede kesin hak ediş süreci henüz tamamlanmamış ve bu nedenle de teminat mektubumuz iade edilmemiştir. Pozlardaki karışıklığın sebebi İBB ve İSFALT ihalelerinde KÇ EL 003 ve KÇ EL 004 pozlarının birbirinin tersini ifade etmesidir. İBB’de erbab işçi olan poz İSFALT’ta atölye ustasıdır. Bu nedenle şablon belgelerde başlıklandırma hatası olmuş ve yalnızca 4 bölgede kısmi bir hata yapılmıştır. Hata, 3 numaralı hak edişte düzeltilmeye çalışılmıştır. Bilirkişi, yine de fazla ödeme oluştuğunu ileri sürmektedir. Fazla ödeme olup olmadığı kesin hak edişlerden zaten hesaplanacaktır. Buradaki hata bir kasttan veya kötü niyetten değildir. İBB ile İSFALT arasındaki poz farklılığından doğan, yoğun evrak trafiği içerisinde olağan karşılanması gereken bir hatadır. Kaldı ki ihale süresi dolmadan düzeltilmeye çalışılmıştır. Bilirkişi heyetine göre düzeltme başarılı olmamıştır ancak bu çabanın kendisi bile kötü niyet bulunmadığını göstermektedir. Açıkladığım nedenlerle gerçekten fazla bir ödeme yapılmışsa dahi bu, kamuyu zarara uğratma veya hileli hareketlerle haksız menfaat sağlama kastıyla yapılmamıştır.
Sayın Heyet, 34 EBM 708 ve 34 EBM 374 plakalı iki sayıda araçlarla ilgili iddiaya geçmek istiyorum. 34 EBM 708 ve 34 EBM 374 plakalı araçların İSFALT tarafından istendiği ve teslim edildiği İSFALT çalışanlarınca doğrulanmıştır. Puantajları da hak ediş ataşmanları arasında bulunmaktadır. Savcılığın aldığı PTS kayıtlarında araçların aktif ve yarı aktif çalışma tarihlerinde güzergah ve bölgeleriyle uyumlu kayıt bulunmaktadır. Savcılığın bilgisine başvurduğu şoför de araçların çalıştığını doğrulamıştır. Kar mücadele araçları beklemede durur, yalnızca kar alarmında görev yerine geçer ve küreme yapar. Bu nedenle her gün PTS kaydı üretmesi mümkün değildir. Çalışma tarihlerinde kayıt bulunması araçların fiilen kullanıldığını, diğer günlerde bulunmaması ise başka bir yere tahsis edilmediğini gösterir. Lehe olan bu olgular aleyhe değerlendirilmiştir. Hak edişe konu her araç çalışmıştır. Çalışmayan araç için hak ediş düzenlenmesi zaten mümkün değildir. Bilirkişinin de belirttiği gibi çalışan araçlar yönünden haksız bir menfaat söz konusu değildir.
Sayın Heyet, 2024/ 145 31 72 ve 2024/ 160 84 76 sayılı ihaleler yönünden dolandırıcılık iddiası ile ilgili savunmalarıma geçiyorum. Bu ihaleler yönünden 11 saatlik çalışma iddiası dışında bir iddia bulunmamaktadır. Bununla ilgili de savunmalarımı yapmıştım, tekrar ediyorum. Fatih Fidan'ın beyanlarını kabul etmiyorum. Kendisini de tanımıyorum. Fakat Tuncay Gürcan ile olan husumetinin bu beyanlarda etkili olduğunu düşünüyorum. Fatih Fidan, sahada bulunmayan iki vinç için hak ediş düzenlendiğini, bunu çalışanlarımızdan duyduğunu iddia etmektedir. Ancak kimden duyduğunu ve hangi vinçten bahsettiğini belirtememektedir. 10'larca kişinin imzasından geçen hak ediş belgeleri karşısında bu soyut iddianın değeri yoktur. Bilirkişi raporunda da bu iddiaya ilişkin bir tespit bulunmamaktadır. Dolayısıyla iddianın aksine Fatih Fidan'ın bilirkişi raporu ile örtüşen bir beyanı da yoktur. Kaldı ki bilirkişi raporunda tespitlere karşı savunmalarımı yaptım. Görüleceği üzere asla usulsüz bir durum yoktur. Hak edişlerimizde çalışmamış bir işçinin, iş makinesinin veya aracın bilerek çalışmış gösterilmesi asla mümkün değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Hak edişlerin yüksek tutulmaya çalışıldığı iddiası doğru değildir. Nitekim hak ediş dosyaları içinde afiş boyutunun uygunsuz olması nedeniyle uygulanmış cezalar bulunmaktadır. Diğer taraftan, miktarı küçümsediğim için değil, ancak haksız menfaate konu olduğu iddia edilen tutar iş hacmimiz nazarından oldukça küçük bir tutardır. Sonuç olarak kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu oluşturan hiçbir durum yoktur. İddiaları bütünüyle reddediyor, beraatime karar verilmesini talep ediyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; bu aşamada eylem 138'e ilişkin savunmalarıma geçmek istiyorum. Savcılığın da belirttiği üzere abim Ahmet Sarı ile Ertan Yıldız ve Fatih Keleş arasındaki görüşmede bulunmadım. Savcılık ise abim ile ortak olduğumuzu, her işimizden haberdar olduğumuzu ve üstü kapalı onayımın olduğunu varsaymıştır. Gerçek savcılığın varsayımındaki gibi değildir. Ben operasyonu yönetiyorum. İhaleye girilip girilmeyeceğine ben karar vermem. İş kazanıldıktan sonra önüme gelir. Abimin her görüşmesinden haberim olmaz. Her işini bana anlatmaz ve benden onay almaz. Biz Anadolu insanıyız, geleneklerimiz belli. Ahmet Sarı dediğimiz kişi benden 13 yaş büyük abim. Bu nedenle savcılığın ileri sürdüğü gibi onay alma ya da onay verme gibi bir durum söz konusu değil. Abimin ifadesinde ismi geçenlere para vermek zorunda kaldığını sonradan onun anlatmasıyla öğrendim. Soruşturmada da bunu ondan duyduğum şekilde anlattım. Para çekme işlemlerinin hiçbirini ben yapmadım; dekontlar dosyadadır. Paraları ben götürmedim veya teslim etmedim. Ziya Gökmen Togay'ın benimle ilgili beyanını kabul etmiyorum. Ben Ziya Gökmen Togay ile operasyonel konular dışında bir şey konuşmadım. Ziya Gökmen Togay ilk kez 24.06.2025 tarihli ifadesinde benim adımı geçirmiş; bu tarih abimin 23.06.2025 tarihli ifadesinden bir gün sonraya denk geliyor. Hasmâne bir ifade verdiğini değerlendiriyorum.
Abim bana olayı, ödeme alabilmek için para vermek zorunda kaldığı şeklinde anlattı. İhale kazanmak için para verildiği iddiası gerçekçi de değildir. Alanımızda ülkenin sayılı, muhtemelen ilk sıradaki şirketiyiz. 1990'lardan bu yana her kurumun ihalelerine giriyor, üstlendiğimiz işleri tamamlıyoruz. Ar-Ge ve yazılım yatırımlarıyla birim maliyetlerimizi düşürüyor, her ihalede tüm operasyon gücümüzü ortaya koyuyoruz. Bu sayede aynı iş kalemlerinde hep en avantajlı teklifi verebiliyoruz. Hukuksuz bir desteğe hiçbir zaman ihtiyacımız olmadı. Özetle; abimin para vermek zorunda kaldığı tarihlerde olaya ilişkin bilgim, görgüm ve dahlim yoktur. Bu durumu sonradan öğrendim. 138 numaralı eylem yönünden öncelikle beraatime, aksi kanaatte olunursa lehime olan hükümlerin uygulanmasına karar verilmesini talep ediyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; son olarak 137 numaralı eylemin ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla ilgili savunmalarımı yapmak ve tamamlamak istiyorum. Bu kısımda 25.10.2022 tarihinde rüşvet anlaşması yapıldığı, ihale belgelerine özel şartlar yerleştirildiği ve ihalenin kurgulandığı iddia edilmektedir. İddia edilen rüşvet anlaşmasına ilişkin açıklamalarımı az önce yaptım, aynen tekrar ediyorum. 2022/1183896 sayılı ana ihale ile ilgili ihaleye fesat suçlamasına ilişkin savunmalarıma geçmek istiyorum. İBB'nin kış şartlarıyla mücadele işini yaklaşık 20 yıldır aralıksız İSFALT kazanmaktadır. Çoğunda da tek isteklidir. İSFALT, kazandığı işi parçalara bölerek alt ihalelere çıkmaktadır. Dolayısıyla ana ihaleyi İSFALT'ın kazanmasının özel bir anlamı yoktur. Alt ihaleleri kazanmış olmamız da bizi ana ihale ile ilişkilendirmez. İstekli olmadığımız, teklif vermediğimiz, yaklaşık maliyete dahi teklifimizin bulunmadığı ve belediye iştirakinin kazandığı bir ihalede suçlanmam makul değildir.
Fiyat dışı unsur kullanılması, işlerin bir arada ihale edilmesi ve kısıtlı teklife kapatılması konularında fiilen dahilim olmadığı gibi hukuken de olamaz. Dokümanları hazırlayıp şartları belirleyen kişiler de hukuki ve fiili dahilimiz olmadığını beyan etmişlerdir. İhale gerçekten adrese teslim kurgulanmış olsaydı, araya İSFALT'ı koymanın bir anlamı da olmazdı. Çünkü taşeron yani biz, yükleniciden yani İSFALT'tan daha az kazanır. Bu durum savcılığın gelirlerin en üst seviyeye çıkarılmaya çalışıldığı iddiasıyla çelişmektedir. Savcılık işlerin aynı kişilerde kalıyor izlenimi oluşturmasın diye ihalelerin önce İSFALT'a verildiğini ileri sürmektedir. Fakat İSFALT da işi ihale etmektedir ve yine İSFALT'ın yaptığı ihalelerin sonuçları yayınlanmaktadır. Eğer İSFALT işi ihale yapmadan ya da sonuç ilanı yayınlanmadan sonuçlandırırsa bu iddia makul alınabilirdi. Ancak gerçek bu şekilde değildir. Sonuç olarak EKAP'a bakmak, gizlendiği iddia edilen tüm bilgilere ulaşmaya yeterlidir. Bu durumda da iddianın bir anlamı kalmamaktadır. Bu ihaleye ilişkin suçlamayı kabul etmiyorum.
Sayın heyet, 2022/1495625 sayılı ihale ile ilgili ihale fesat suçlamasına ilişkin savunmamdır. En az 2021 model araç istenmesi şartı ana ihalede bulunmaktadır. Bu şartın konulmasıyla hiçbir ilgim yoktur. Bu idarenin takdirindedir. Hukuken yetkim olmadığı gibi fiilen de dahil olunmamıştır. İddianame ve bilirkişi raporu yalnızca şartın kendisine odaklanmaktadır. Şartın gerekçesine, idarenin ihtiyaçlarına ve İstanbul'un koşullarına bakılmamaktadır. Şartnameyi hazırlayan kişiler savunmalarını yapmıştır ve savunmalarında en az 2021 model aranmasının teknik ve fiili gerekçelerini açıklamışlardır. Hem bir vatandaş hem de sektörden biri olarak ben de şunları ifade edebilirim: Ocak 2022'de İstanbul'da kar nedeniyle hayat durdu. En büyük mağduriyetin metrobüs yolunda, D-100'de ve kritik kavşaklarda yaşandı. İnsanlar mahsur kaldı, yiyecek yardımı götürülmeye çalışıldı. İSFALT'ın o dönemki yüklenicisinin araçları yoğunluğa dayanamayıp arızalandı. Temel sorunlardan biri de araçların eskiliği ve bakımsızlığıydı. Bu ihale tam olarak bu yolları kapsamaktadır. Günde milyonlarca insanın geçtiği bu güzergahlarda en küçük aksilik tüm trafiği kilitler. Nitekim İBB aynı yıl daha az yoğun güzergahlar için 2021 model şartı aramayıp ayrı bir ihaleye çıkmıştır. Aynı dönemde Karayolları da İstanbul için en az 2020 model araç istemiştir. Havalimanlarında TGS ve İGA da daha yeni araçlara yönelmiştir. Hepsiyle çalıştığımız için bunu biliyorum. Kısacası Ocak 2022 kışı tüm mücadele eden kurumların uygulamalarını ve pratiklerini değiştirmiştir.
Şartnamede mülkiyet şartı yoktur, araçlar kiralanabilir. Kışla mücadeleye özgü bir araç da yoktur. Sektör standardında bir kamyon alınır veya kiralanır, üzerine ihtiyaç duyulan üst yapı bağlanır. Bu iş için gereken üst yapı tuz serici ve kar küreme bıçağıdır. İş bitince sökülür, kamyon başka bir üst yapıyla kullanılmaya devam eder. Biz de karla mücadelede kullandığımız aracın üst yapısını iş bittikten sonra söküyoruz veya başka bir üst yapı takıp aracı kullanmaya devam ediyoruz. Bağlama ve sökme işlemleri kısa sürer. Biz kendi bünyemizde günde 50'ye yakın aracın üst yapısını bağlayabiliyoruz. Ayrıca üst yapının araç modeliyle bir ilgisi yoktur. 2015 model araçtaki üst yapı sökülüp, 2021 model veya 2025 model bir araca takılabilir. İhalede kullandığımız araçların yarısından fazlası bize ait değildir. Elimizdeki 2021 model araçlar yetmediği için dışarıdan kiralamalar yaptık. Şart, 2019 veya 2020 model olsaydı, bu kiralama maliyetine de katlanmazdık. Dolayısıyla şartnamenin bize göre hazırlandığı iddiası doğru değildir.
Sayın heyet, benzer iş tanımı ile ilgili konuma geçmek istiyorum. Benzer iş tanımı idarenin yetkisindedir. Dışarıdan müdahale etmem mümkün değildir. Şartnameye araç kiralama ibaresi eklenmeseydi ihaleye giremeyeceğimiz iddiası doğru değildir. Şirketimiz 2020 yılında Selçuk İnşaat ile birleşmiş, bu durum Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanmıştır. Birleşmeyle Selçuk İnşaat'ın iş bitirme belgeleri şirketimize geçmiştir. Bunlardan Ümraniye Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'nden alınan belge, araç gereçli ekip çalıştırılması işi kapsamında tek başına yeterlilik sağlamaktadır. Ayrıca teklif dosyasındaki Ağaç AŞ belgesinde sürücüsüz araç ve iş makinesi kiralama ibaresi yer almaktadır. Şartnamedeki benzer iş tanımında da araç kiralama ibaresinin hemen öncesinde operatörlü operatörsüz iş makinesi kiralama zaten bulunmaktadır. Bu belge ibare eklenmeden yeterlilik sağlamaktadır. Dolayısıyla ibarenin eklenmesi, her iki gerekçeyle de ihaleye katılmamızı etkilememiştir. İhaleye davet edilen firmalar tabela şirketleri değildir; mali ve operasyonel gücü olan, işi üstlenebilecek rakiplerimizdir. Dolayısıyla işe teklif verebilecek tek firma da davet edilmiş değildir. 2022/1495625 sayılı ihale yönünden ihaleye fesat suçlamasını kabul etmiyorum.
Sayın heyet, 2023/1247892 sayılı ihale ile ilgili ihaleye fesat suçlamasına ilişkin savunmalarıma geçmek istiyorum. Bu ihalenin süreci de savcılığın iddiasının yerinde olmadığını göstermektedir. İhale önce 2023/928868 sayısı ile açık ihale olarak yapılmıştır. İlk ihaleden farklı olarak bu ihalede personel istenildiğinden, ben teklif verilmesi taraftarı değildim. İş gücü yönetimini ben yaptığım için abim de beni haklı buldu. Çünkü operatör bulmak da işte tutmak da çok zor oluyor. Abim de bana hak verdi ve teklif vermedik. Herhangi bir firma teklif vererek ihaleyi kazanabilirdi. Ancak kimse teklif vermemiş. Bu tarihte 2021, 2022 ve 2023 model araçlar piyasadaydı. İstenen araç özetle sıfır-üç yaş arası haline gelmişti. Pazarlık usulüne dönünce davet aldık. Rakiplerimiz de davet edildi. Bunlar da tabela şirketleri değildi. Ben yine katılmama görüşündeydim fakat ihaleye girme kararını abim verdiği için teklif verdik ve ihaleyi usulüne uygun şekilde kazandık.
Araç kiralama ibaresinin, 2022/1495625 sayılı ihaleden sonra ihtiyaç kalmadığı için çıkarıldığı iddiası doğru değildir. Az önce açıkladım, araç kiralama ibaresinin varlığı ya da yokluğu katılım durumunu etkilememiştir. Kaldı ki ekleyen de çıkaran da idaredir, benimle bir alakası yoktur. Bu ihalede de araçların önemli bir bölümünü kiraladık. 2023/1247892 sayılı ihale yönünden ihaleye fesat suçlamasını kabul etmiyorum. 2024/ 145 31 72 ve 2024 160 84 76 ihalelerle ilgili fesat suçlamasına ilişkin savunmalarıma geçiyorum. Açıklamalarım bu ihaleler için de aynıdır. 2021 model şartı bu ihalenin tarihi itibarıyla 04 yaşına isabet etmektedir. Araçların önemli bir bölümünü biz dışarıdan kiraladık. İhaleler açık ihalelerdir. Fiyat dışı unsur da kullanılmamıştır. Herhangi bir istekli de daha avantajlı teklif vererek işi alabilirdi. İhalelerinin geciktirilerek rekabetin sınırlandığı iddiası bu ihaleler yönünde de geçerli değildir.
Tuz kutusunun ihaleye dahil edilmesinin hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. Teknik şartnameyi ben değil, idare hazırlar. Bu nedenle ihaleye katılan firma sorumlu tutulamaz. Kaldı ki mevzuat, bağlantılı olması halinde hizmet alımına mal alımı eklenmesine izin vermektedir. Tuz kutuları yol tuzlamasında kullanılan tuzun muhafazası içindir ve yol kenarlarında durur. Kışla mücadeleyle doğrudan ilgilidir. Yüklenici olarak teknik şartnamede ne yazıyorsa onu sağlamakla yükümlüyüm. 2024 / 145 31 72 ve 2024 160 84 76 ihaleler yönünden ihaleye fesat suçlamasını kabul etmiyorum. İhaleye fesat suçlaması ile ilgili ayrıca şunları da ifade etmek isterim: 3 yıl boyunca işi alacağımızı bilseydik araçları kiralamak yerine satın alır, yaklaşık 800 milyon TL'lik kiralama maliyetine katlanmaz ve araçların bir bölümünün kendisini amorti etmesini sağlardık. Bu da ihalelerin bize özel yapılmadığını açıkça göstermektedir.
27.05.2025 tarihli ifademde de yanlış yorumlanan bir bölüm var, ona da açıklama getirmek isterim. İfademde şirketimizin yeterliliği çok büyük olduğundan teklif atmamızı istediler şeklindeki paragraftan bahsediyorum. Burada ihale iptalleri ve ödeme alınamama sorunları yaşanırken Ocak 2022'deki başarısızlığın ardından davet almamızı yorumluyordum. Yani davet gelmesini, teklif atmamızı istediler çünkü kışla mücadele işinin ciddi bir iş olduğunu anladılar şeklinde yorumlamıştım. Kimse bana "Şu işe teklif atın" veya "Bu işi sadece siz yapabilirsiniz" demedi. Abimden de böyle bir şey duymadım. Fatih Fidan'ın yaklaşık maliyetin Tuncay Gürcan tarafından benimle paylaşıldığına ilişkin beyanını kabul etmiyorum. Yaklaşık maliyet ne Tuncay Gürcan ne de başkası tarafından bana hiçbir zaman verilmedi. Kimseyle maddi bir ilişkim olmadı. İhale ya da başka bir konuda hiç kimseyle usulsüz bir iş hakkında konuşmadım.
İBB ihalelerini uzun yıllardır kazanıyoruz. Piyasada büyük payımız varsa yaklaşık maliyeti analiz etmek zor değildir. 40 yıllık deneyimimizle maliyetleri ve iş kalemlerini tanıyoruz. Nitekim Türkiye'nin dört bir yanında yaklaşık maliyet belirlenirken bizden teklif isteniyor. Fatih Fidan'ın yurt dışı seyahatine ilişkin anlatımını da kabul etmiyorum. Hiçbir çalışanın yurt dışına seyahatini finanse etmedim. Tuncay Gürcan ile Fatih Fidan arasında böyle bir konuşma geçip geçmediğini bilmiyorum. Ancak Fatih Fidan'ın bildiği bir olay değil, bir söylentiyi aktarmaktadır. O dönem "Herkes böyle düşünüyordu" gibi belirsiz bir ifade kullanmaktadır. İBB'ye verilen araçlar kontrol teşkilatınca kullanılmak üzere istendiği için verilmiştir. 2023-2025 yılları arasında İBB nezdinde devam eden başka işlerimiz de vardır. Araçlar giriş seviyesi araçlardır, lüks değildir. Müdür yardımcısına veya komisyon üyelerine tarafımızca bir tahsis yapılmamıştır. Aracı teslim ettikten sonra İBB'nin kime kullandırdığını takip edemeyiz, müdahale de edemeyiz. Bizden sadece araç istenir, biz de götürüp İBB'ye teslim ederiz.
Burak Korzay'ın Ertan Yıldız ile görüşmelerine ilişkin anlatımı hakkında bilgim yoktur. Bunu 138 numaralı eyleme ilişkin savunmamda açıkladım. Mustafa Mutlu'nun beyanlarına ilişkin olarak şunu belirtmek isterim. Kışla mücadele sadece araç kiralama değil bir operasyon yönetimi işidir. Bu parayla araç alınır değerlendirmesi yalnızca işin ilk bölümünü hesaba katmaktadır. Oysa personel, bakım, onarım, yakıt, sigorta, vergi, amortisman ve finansman giderlerinin tamamını biz karşılıyoruz ve hepsi sözleşme bedeline dahildir. Ayrıca kışla mücadele yılda 3-4 ay sürer. İdare filoyu satın alsaydı kalan 8 ay atıl duran araç ve personelin maliyeti kamuya kalacaktı. Hizmet alımında ise idare yalnızca ihtiyaç duyduğu dönemin bedelini öder. İşin tamamı hesaba katıldığında bedellerin piyasa şartlarına uygun olduğu görülecektir. Sonuç olarak tüm eylemler yönünden öncelikle beraatime aksi kanaatte olunursa lehime olan hükümlerin uygulanmasına, karar verilmesini talep ediyorum.
HAKİM SORGUSU
Hakim: İddianamede Fatih Keleş ile ilgili bir kısım geçiyor. O abinizden olan duyumlarınıza mı dayanıyor?
İsmail Sarı: Evet.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Birkaç tane sorum olacak teyit amaçlı. Önce, ben 2019 Eylül ayında göreve geldiğimde Ağaç A.Ş.'nin araç tedariki, iş makinesi tedariki işi sizde miydi?
İsmail Sarı: Bizdeydi. Onu zaten 30 yıldır iş yaptığımızı burada beyan ettik.
Ali Sukas: Tamam. Çalıştığımız dönem içerisinde sizden şahsıma veya aracılık ederek başka bir kişi, kurum, kuruluş, legal, illegal bir yapıya yönelik herhangi bir gayrimeşru menfaat talebim oldu mu?
İsmail Sarı: Benden böyle bir talebiniz olmadı, abimden de böyle bir şey duymadım.
Ali Sukas: Şimdi diğer sorum: Ağaç A.Ş.'nin eski satın alma müdürü Ümit Polat'ın bir ifadesinde; "Sarılar ile Ali Sukas araç ihaleleri öncesi çok kez İBB'ye görüşmeye giderlerdi" diyor. Siz böyle bir sürecin içinde oldunuz mu veya duydunuz mu?
İsmail Sarı: Duymadım. Ben zaten operasyon kısımlarıyla ilgilenmeme rağmen Ümit Polat'la da tanışmıyorum.
Ali Sukas: Böyle bir bilgi...
İsmail Sarı: Böyle bir şey de olmadı, yok, hayır olmadı.
Ali Sukas: Şimdi, Ağaç A.Ş.'de ben 5,5 yıla yakın çalıştım; hatta 5,5 yılı aşkın süre içerisinde. Burada genelde sanık olanlar alacaklarını alamadığı için hep şikayetçi oldular ve bir takım suçlamalarda bulundular. Bense Ağaç A.Ş.'de görev yaptığım süre içerisinde tek mağdur ettiğim firma aslında sizsiniz. Bunun için hakkınızı helal edin. Şimdi ödemeleriniz geciktiği için "Hizmeti durduracağız" şeklinde aramızda konuşmalar oldu mu?
İsmail Sarı: Abimle böyle bir durum oldu. Hatta abimle böyle bir durum oldu.
Ali Sukas: Hizmeti durdurdunuz mu?
İsmail Sarı: Hizmeti durdurmadık.
Ali Sukas: Bunda benim bir dahlim oldu mu, yani "Hizmeti durdurmayın" şeklinde?
İsmail Sarı: Şimdi bu kısımlarla daha çok abim ilgileniyordu, ben operasyonel kısımlaydım. Abimden aldığım bilgiler neticesinde, hizmetin durdurulmaması ile ilgili, yarıda kalmaması ile ilgili bana söylenen, abim tarafından söylenen; sizin işte idare etmemiz gerektiğini söylediğiniz, idare edilmeniz ile ilgili.
Ali Sukas: Bu gecikmelerden dolayı Ağaç A.Ş. hesaplarına, İBB'deki alacaklarına yönelik bloke koydunuz mu?
İsmail Sarı: İcra işlemlerini başlattık. Ama hangi tarihte; onu abim ilgilendiği için tam olarak size somut bir şey söyleyemiyorum o konularla ilgili. Yani ödeme konularıyla ilgili abim ilgilendiği için burada yanlış bir bilgi vermek istemiyorum.
Ali Sukas: Tamam, peki. Bunu Ahmet Bey'e sorarız o zaman. Teşekkür ederim.
İsmail Sarı: Ben teşekkür ederim.
ERTAN YILDIZ AVUKATI ÖZLEM ALTUN AKYOL SORUYOR
Özlem Altun Akyol: İsmail Bey, siz Ertan Yıldız ile hiç görüştünüz mü? Görüştüyseniz kaç kez görüştünüz?
İsmail Sarı: Kaç defa görüştüğümü hatırlamıyorum. Kamusal alanlarda karşılaştık, tanışıyoruz.
Özlem Altun Akyol: Bu görüşmelerinizde herhangi bir para, ihale veya benzeri...
İsmail Sarı: Ben para işleriyle, yani operasyonel süreçlerle ilgilendiğim için para işlerinden ben... Yani onları ben bilmiyorum, abim biliyor.
Özlem Altun Akyol: Yani siz tanık oldunuz mu para, ihale...
İsmail Sarı: Ben operasyon işlerinden sorumlu olduğum için kendisiyle böyle bir diyaloğum olmadı.
Özlem Altun Akyol: Tamam. Ertan Yıldız sizden hiç para istedi mi?
İsmail Sarı: Tekraren az önceki sorunuzun bu cevabı...
Özlem Altun Akyol: Ama konusu olmadı dediniz bu konuda.
İsmail Sarı: Tekraren söylüyorum; ben operasyonel işleriyle ilgilendiğim için bu konularla, Ertan Yıldız'la ben sadece idarede, kamusal alanda karşılaştım. Onun harici bir muhabbetim yok.
Özlem Altun Akyol: Tamam. Şöyle; yine "Sarılar" diye bahsediliyor, siz de ifadenizde bahsettiniz yani. Abiniz ve sizden "Sarılar" diye bahsediliyor. Ziya Gökmen Togay'ya bırakıldığı iddia edilen bir paket ya da paketler var. Söz konusu paketlerin Ertan Yıldız'a gittiğinden emin misiniz?
İsmail Sarı: Az önce söyledim, operasyon işleriyle ilgilendiğim için bu tarz işlerle benim hiçbir şeyim olmadı, ilgim olmadığı için bilmiyorum.
FATİH KELEŞ AVUKAT NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce: 21 Mayıs tarihinde abiniz Ahmet Sarı ile birlikte ifade vermişsiniz, akabinde de o gün içerisinde tutuklanmışsınız. Bir sonraki ifadeniz altı gün sonra, 27 Mayıs tarihinde. Bu ifadeye nasıl müracaat ettiğinizi hatırlar mısınız?
İsmail Sarı: Avukatlarım aracılığıyla.
Nergiz İnce: Sonrasında da 30 Mayıs tarihinde, üç gün sonra tahliye edildiniz. Doğru mudur bu ifadenin akabinde?
İsmail Sarı: Evet.
Nergiz İnce: Bu İBB Spor Kulübü ile şirketinizin arasında çeşitli araç alım satımları var.
İsmail Sarı: Evet.
Nergiz İnce: Operasyonel süreci yürüttüğünüzü belirttiniz. Spor Kulübü ile şirketiniz arasında da araç satım ve alım işlemleri olmuş mudur, bunlardan haberdar mısınız?
İsmail Sarı: Benim zaten Fatih Bey ile ilk tanışıklığım orada oldu. Evet böyle bir şey oldu.
Nergiz İnce: İfadenizle birlikte dikkatimi çeken şöyle bir husus oldu. Dediniz ki, ödeme alabilmek için para verildiğini ben abimden duydum. Böyle bir görüşmenin içerisinde bulunmadım dediniz.
İsmail Sarı: Evet, doğru.
Nergiz İnce: Yine para verildiği tarihlerde bilginiz yoktu, sonra öğrendim ifadesini kullandınız.
İsmail Sarı: Abimden aldığım bilgilerle ifademde çok net bir şekilde yazıyor orada.
Nergiz İnce: Abinizden bunları ne zaman duydunuz, ne zaman öğrendiniz?
İsmail Sarı: Nasıl?
Nergiz İnce: Abinizden ne zaman duydunuz bunları?
İsmail Sarı: İlk İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne operasyonlar olduğu zaman.
Nergiz İnce: Yani 19 Mart'tan sonra abinizden öğrendiniz.
İsmail Sarı: Evet, evet.
Nergiz İnce: Bir de ihalelerin içeriğine ilişkin sorum olmayacak, hepsini açıkladınız. Şöyle söylediniz, ben bunu yanlış hatırlamıyorsam teyit etmek isterim. Bu araçların hepsi bizim şirketimize ait değildir, dışarıdan kiralama da yaparız dediniz. Doğru mudur?
İsmail Sarı: Evet, doğru. Eğer 2021 model değil de 2019-2020 model yazılsaydı, benim kendi filomda arabalarım vardı. Buradaki iddia, bize göre hazırlandığı, 2021 modelin bize göre hazırlandığı iddiası var. 2021 model değil de 2019-2020 model olsaydı, ben bu arabaları dışarıdan kiralamak zorunda olmayacaktım. Ve 2021 model kısıtlayıcı bir şey değil, dışarıdan araba kiralayarak yaptım. Kiralayan da biliyor anlamında.
Nergiz İnce: Bunu bu iş kısmında söylediniz ama şirketinizin genel olarak idareye araç tahsis süreci, tek kendi mülkiyetinizdeki araçlarla değil, dışarıdan kiralayarak da yapıyorsunuz.
İsmail Sarı: Dışarıdan da kiralıyoruz, evet.
Nergiz İnce: Kiralama yaptığınız firmaların arasında MFT Yapı ve Araç Kiralama firması var mıdır?
İsmail Sarı: Var.
Nergiz İnce: Bu firma sahiplerini tanır mısınız?
İsmail Sarı: Yani piyasadan tanıyorum. Öyle şahsen çok bir muhabbetim yok.
Nergiz İnce: Kime aittir bu şirketler?
İsmail Sarı: Hatırlamıyorum.
Nergiz İnce: MFT Yapı, Mehmet Türk ve Fatih Türk'ün olabilir mi?
İsmail Sarı: Bilmiyorum, bakmak lazım.
Nergiz İnce: Şirketinizde var mıdır bu kayıtlar, kiralama yaptığınız firma kayıtları?
İsmail Sarı: Vardır tabii.
Nergiz İnce: Dosyaya sunmuş muydunuz?
İsmail Sarı: Hatırlamıyorum.
Nergiz İnce: Teşekkür ederiz.
İsmail Sarı: Ben teşekkür ederim.
Nergiz İnce: İsmail Bey şirketin hesaplarını siz takip eder misiniz? Şirketin bütün hususundan haberdar mısınız?
İsmail Sarı: Hayır. Hayır, değilim. Sadece operasyonel kısımlarla ilgileniyorum ben.
Nergiz İnce: Tamamdır. Ben şey soracaktım, bu 2013-2014 yıllarında şirket hesaplarından olağanüstü bir çıkış fark ettiniz mi diye soracaktım.
İsmail Sarı: Dediğim gibi operasyonel kısımlarından ben sorumlu olduğum için mali konularla ilgili hiç bilgim yok.
Nergiz İnce: Tamam, teşekkür ediyoruz.
İsmail Sarı: Ben teşekkür ederim.
ZAFER KELEŞ AVUKATI YAĞMUR KAVAK SORUYOR
Yağmur Kavak: İsmail Bey saatlerinize bakmanıza gerek yok, çok çok kısa bir sorum vardı. 27 Mayıs günü Ahmet Sarı ile birlikte Çağlayan Adliyesi'ne gidiyorsunuz ve aynı savcıya aynı gün ifade veriyorsunuz. Önce ifadeye kimin verdiğini hatırlıyor musunuz? Siz mi girdiniz yoksa Ahmet Bey mi girdi önce ifadeye?
İsmail Sarı: Tam olarak hatırlamıyorum.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: İsmail Bey ifadenizde şeyi söylediniz, 19 Mart'tan sonra abimle konuştuğumda öğrendim bunu dediniz. %5 veya 7 dediniz o tam olarak hatırlayamadığınız için mi yoksa?
İsmail Sarı: Şöyle, %5 ile %7 konusu şu; veriler ve rakamların o miktarlara denk geldiğiyle ilgili olan konu. Yani yoksa bir oran...
Baran Kaya: Siz onlar aktardıktan sonra mı bunu tahmin ettiniz?
İsmail Sarı: Evet, evet.
Baran Kaya: Yani o zaman size böyle şey söylenmedi, abiniz tarafından?
İsmail Sarı: Nasıl yani?
Baran Kaya: %5 veya 7 olarak size söylenmedi?
İsmail Sarı: Rakam olarak söylendi. O da takribi o rakamlara, tahsil edilen paralar o rakamlara denk geliyordu.
Baran Kaya: Peki bunun alacaklar ile ilgili olduğunu söyledi mi?
İsmail Sarı: Yok, yok. O kadar detayına girmedi. Dediğim gibi ben o parayı söyleme istediği ile ilgilenmediğim için maddi konularla ilgili benden de abim büyük olduğu için...
Baran Kaya: Yok, ben sadece hani diyalog...
İsmail Sarı: Yok, yani iş alanlarımız farklı olduğu için o konulardan zaten sonradan haberim oldu benim.
Baran Kaya: Şeyi söylediniz, Ağaç A.Ş. ile ilgili olan alacağımızla ilgili icra takibi başlattık, hukuki girişimde bulunduk dediniz.
İsmail Sarı: Evet, evet.
Baran Kaya: Diğer alacaklarınız için böyle bir girişimde bulundunuz mu, diğer yerlerden olan alacaklarınızda?
İsmail Sarı: İşte dediğim gibi ben hatırlamıyorum. Maddi işlerle abim ilgilendiği için size yanlış bir bilgi vermek istemiyorum.
Baran Kaya: Tamamdır. Başka bir sorum yok, bu kadar. Çok teşekkürler.
İSMAİL SARI AVUKATI NAİM KARAKAYA SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın üyeler; savunmamı hem anlatım hem isnat ağırlığı bakımından dosyanın merkezinde duran eylem 137 ile 137 ile başlamak istiyorum. Öncelikle bilirkişi raporunun usul boyutuyla ilgili 2-3 cümle söylemek istiyorum. Eylem 137'de TCK 235 ve 158 suçlamaların dayanağı bilirkişi raporundaki bir kısım değerlendirmelerdir. Bu rapora bilerek sözde bilirkişi raporu demek istiyorum. Çünkü mevzuatın aradığı şartları taşımıyor. Nedeni 4 başlık altında çok kısa açıklamak istiyorum. Birincisi görevlendirme usulü. CMK madde 64/1'e göre bilirkişi Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde oluşturulan listeden görevlendirilir. Liste dışı görevlendirme ise madde 64/2 gereği ancak ülke genelindeki bir listede o alanda uzman bulunmaması halinde mümkündür. Bu sıkı şart bir tesadüf değildir, adil yargılanma hakkının güvencesidir. Güvencenin dayanağı da Bilirkişilik Kanunu madde 10 ile kurul tutulan içeriği Bilirkişilik Yönetmeliği madde 30'da sayılan temel eğitimdir. Yargılama hukukunun gerekleri, etik ilkeler, ispat faaliyetleri, teknik ve hukuki konu ayrımı, incelemenin tür ve esasları. Somut olayda ise 06.10.2021 tarihli raporu hazırlayan bilirkişiler gerek İstanbul gerekse çevre illerde alanında uzman bilirkişiler bulunmasına rağmen hiçbir fiili ve hukuki gerekçe gösterilmeden Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde görevlendirilmiştir. İkincisi bilirkişiyi kimin seçtiği hususu. Liste dışından görevlendirme yapılsa da bilirkişiyi adli merci tespit ve tayin etmelidir. Oysa ki evrak akışına baktığımızda savcılık görevlendirmeyi Muhasebat Genel Müdürlüğünden talep etmiş, kimin bilirkişi olacağını da Muhasebat belirlemiştir. Kimin neden görevlendirildiğine, alanında uzman olup olmadığına dair ortada denetlenebilir hiçbir veri yoktur, bu hukuka aykırıdır. Üçüncüsü tarafsızlık ve silahların eşitliği.
İşlendiği iddia edilen suçun mağduru kamudur. Raporu yazanlar ise amirlerince görevlendirilmiş, disiplin bakımından bilirkişi bölge kuruluna değil kendi amirlerine bağlı aktif kamu görevlileridir. Mağduru kamu olan bir suçta raporu aktif bir kamu görevlisine yazdırmak hem tarafsızlığı hem de silahların eşitliğini açık şekilde zedeler. Dördüncü noktada ise yerleşik uygulamadan sapma. İhale dosyasında süregelen uygulama, dosyanın Sayıştay emeklisi bilirkişilere tevdiidir. Bu dosyada hangi özel gerekçe ile farklı bir yol izlendiği ise belli değildir. Bu nedenlerle içeriğe girmeden, hiç içeriğine girmeden söylüyorum, ortada hükme esas bir bilirkişi raporu yoktur. Eylem 137 kapsamında ihaleye fesat suçlaması bakımından müvekkilimiz açısından bir değerlendirme yapmak gerekirse savcılığın ihaleye fesat suçunun kabulleri biraz önce usule aykırılığını ifade ettiğim bu rapora inşa edilmiştir. Şimdi ihaleyi çok kısa ele alıp duruyorum. İBB'nin 2022/118896 ihale kayıt numaralı ihale açısından vurgulayayım ki bu ihalede müvekkile atfedilecek tek bir işlem dahi yoktur.
Müvekkiller ihalenin katılımcısı, isteklisi değildir. Yaklaşık maliyetin hazırlanmasında dahi yer almamışlardır. Şartnamelere ilişkin bütün kararlar idarenin kendi kararlarıdır. Yine de suçlama yöneltildiği için kısa bir açıklama yapmak durumundayım. Fiyat dışı unsur konusunda bilirkişi şunu söylüyor: "Bu bir hizmet alımı ihalesidir. Genel raporda atıf yapılan Kamu İhale Genel Tebliği madde 53 mal alımına ilişkindir. Hizmet alımına ilişkin hüküm ancak 2024 yılında eklenmiştir. Dolayısıyla fiyat dışı unsur mevzuata aykırı kullanılmıştır." Bu fahiş bir hatadır. Hizmet alımında fiyat dışı unsur kullanılabileceği hem 4734 sayılı kanunda hem Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği madde 61'de yazılıdır. Aynı mesele defalarca Danıştaya gitmiş, Danıştay her seferinde aynı kararı vermiştir. Danıştay 13. Dairesinin 02.02.2024 tarihli ve 2023/3869 esas, 2023/3869 esas ve 2024/490 kararlar sayılı kararına konu olayda neredeyse hepsi tamamen bu olayla uyumludur. Bir belediyenin iş makinesi ve araç kiralama ihalesinde fiyat dışı unsur kullanılmış, bir istekli buna itiraz etmiş, Kamu İhale Kurumuna şikayet etmiş, İlk Derece Mahkemesi tebliğ madde 53'ün hizmet alımlarını da teşmil edilebileceğini belirterek davayı reddetmiş, Danıştay da temyizi reddetmiştir.
Yani bilirkişinin tezi hem Kamu İhale Kurumu hem Kamu İhale Kurumu hem de Danıştay nezdinde karşılık bulmamış bir tezdir. Gerekçe raporunun tarihsiz olması ve ihale numarasının yanlış yazılması konusuna gelince. Raporda ihale numarası yanlış olsa da işin adı doğrudur. Belli ki belediyenin taslak bir belgeleri var, personel işin adını değiştirmiş, numarayla güncellemeyi unutmuş. Fiyat dışı unsur kullanmak zaten idarenin takdirindedir. Bir yazım hatası olumsuz bir sonuç doğurmaz. Kısacası ne fiyat dışı unsur kullanılmasında ne de Gur Mesan firmasının şikayetinin reddinde hukuka aykırılık vardır. Kısmi teklife kapalılık meselesine gelince. İhalenin kısmi teklife kapatılması ve ayrı ihale edilebilecek işlerin birlikte ihale edilmesi idarenin ihalenin idarenin tek başına verdiği bir karardır. Üstelik yağmur suyu hatları ve açık kanalların temizlenmesi ile kanal görüntüleme işi sonraki sonraki alt ihalelerde müvekkillere yazılmamıştır. Dolayısıyla iş hacminin büyük tutulduğu iddiasının müvekkillerle bir bağlantısı yoktur.
Şimdi bu dosyanın en tartışılan konusuna geliyorum. En az 2021 model araç şartı. İddia bazı araçların en az 2021 model istenmesinin rekabeti sınırladığı ve hiçbir ve hiçbir anlamı olmadığıdır. Öncelikle modeli belirlemenin idarelerin takdirinde olduğunu ve hem savcılık hem bilirkişi heyeti kabul etmektedir. İdare araçların sayısını, türünü, teknik özelliklerini, donanımını, modeller yazılımını belirlemekte serbesttir. Sınır nedir? Hizmetin gerekliliğidir. Hizmet gerektiriyorsa rekabeti daraltan bir şart da hukuka uygundur. O halde asıl soru şudur: Bir şartın, bu şartın bir gerekçesi var mı? Bu soruya şartın tarihsel arka planına ve İstanbul gerçeklerine bakmadan cevap verilemez. Ocak 2022'yi hatırlıyoruz. İstanbul Vortex diye bir durumla karşılaştı. Şehrin ana arterleri felç oldu, giriş çıkışlar sınırlandı, okullar tatil edildi, memurlar idari izinli sayıldı. İnsanlar araçlarını yolda bırakıp yürüdü, metrobüs çalışamadı, köprü trafiği sınırlandı, otogarda otobüsler bekledi. Bir şehirde görev yapan hakim, savcılar da bu şekilde hakimlik yapan savcılar da 2 gün idari izinli sayıldı. Karayolları ile İBB ana arterlerdeki sorumluluğu birbirine ait olduğunu söyledi. Bu merkezi idare için de yerel yönetici için de travmatik bir tecrübeydi ve karla mücadele için bütün kurumların hizmetine sunuldu.
İklim değişikliğiyle öngörülemeyen hava olaylarının arttığı düşünüldüğünde kışla mücadelede de aranan teknik yeterliliğin yükselmesi son derece doğaldır. Mücahit Gürcan ve Ayhan Taş'ın ifadelerinde temel sorunun araçların eski model olduğu açıkça görülüyor. Ardından Valilik ile İBB arasındaki toplantılar yapılmış ve böyle bir sorunun bir daha yaşanmaması için tüm önlemlerin alınmasında mutabık kalınmış. Sorun araçlarınızın eskiliğindeyse varsınız, doğal olarak daha yeni model araçlar getirirsiniz. Peki ne kadar yeni? Bu da işin verileceği bölgeye ve hizmetin önemine göre belirlenir. İstanbul gibi bir megakentte karla mücadelenin hata ve tedbirsizlik kaldırmadığı genel bir tecrübeyle genel bir tecrübesiyle bilinen bir gerçek. Yargıtay ve Kamu İhale Kurumu kararlarında araç şartları 3 ölçüte göre değerlendirilir: 1. 0 araç istenmiş mi? Burada istenmemiş. 2. Tüm araçlara ayrım gözetmeksizin aynı model şartı uygulanmış mı? Hayır, yalnızca mücadelenin bel kemiği olan kar küreme kamyonlarında en az 2021 model aranmış, diğer araçlarda daha düşük modeller de kabul edilmiştir. Üç ihalenin süresi nedir? 2025'te tamamlanmaktadır.
Burada bir karşılaştırma yapmak istiyorum. Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü, Eylül 2022'de kışla mücadele için araç temini ihalesine çıkıyor. Önceki ihalelerinde daha eski modeller yeterli görülürken, bu ihalede İBB'nin istediği kamyon sayısını en az 2020 model olarak istiyor. İşin bitişi Mart 2023; yani Karayolları, 2023'te bitecek bir iş için en az 2020 model, İBB ise 2025'te bitecek bir iş için en az 2021 model istiyor. Kurumun refleksi, istenen model ve işin süresi bakımından iki kurum arasında hiçbir fark yok. Üstelik İBB'nin şartı, İstanbul'da yaşayan herkesin her gün evini, işine gittiği güzergâhlar içindir. Bu güzergâhların önemi ve yoğunluğu düşünüldüğünde, Karayollarından daha tedbirli davranılması olağandır. Model konusunda bir uyuşmazlık varsa, takdir idareye ait olduğundan gerekçe idareye sorulur.
Bilirkişi raporunda ise jenerik bir paragrafın ardından, "2021 model bir araç istenmesi rekabeti kısıtlamıştır" cümlesi geliyor. Hizmet gerekliliği vurgulanmamıştır, bu konuda bir araştırma yapılmamıştır. Oysaki gördüğümüz gibi bu şartın maddi ve teknik bir temeli vardır. Buradaki iddialardan birisi ise ihalenin baştan kurgulandığı iddiası. Bu iddia, Burak Korzay ve Ertan Yıldız'ın beyanlarına dayanıyor ve iki ayağı var: Araçların özel yapım olduğu ve yalnızca müvekkillerde bulunduğu. Burak Korzay; Shell'de çalışmış, İGDAŞ'ta genel müdür yardımcılığı yapmış, Mart 2022'de İSFALT'ta genel müdürü olmuş ve görevden ayrılana kadar da kışla mücadele işini aynı teknik şartnameyle yürütmüş bir isim. Dolayısıyla araçların özel araç olduğu yönündeki sözü, tepesi ve geçmişi nazarında itibar edilecek bir söz değil, bir yorumdan öteye gitmez. Teknik olarak da yanlıştır.
Bu araçları standart bir kamyondan ayıran tek şey PTO sistemidir, yani güç besleme sistemidir. PTO ise sektörde standarttır, kamyon üzerinde herhangi bir ekipman kullanacaksanız zorunludur. Üst yapı da araç modelinden bağımsızdır; eski araçtan söker yenisine takarsınız. Kışın 3 ay kar küremede kullandığınız aracın üst yapısını söker, tanker takar, sulamada kullanırsınız. Araçların yalnızca müvekkillerde bulunduğu iddiası da hatalıdır. Burak Korzay müvekkillerin envanterini bilmediğini sorgusunda zaten kendisi söylüyor. Araç parkına bir kez gitmiş, o da ihale kazanıldıktan sonra. Çok araç olduğunu söylüyor ama nedenini bilmiyor. Bunun da ötesinde Burak Korzay, ihaleye davet edilen tüm firmaların işi yapabilecek nitelikte olduğunu da söylüyor. Bu sözleriyle Burak Korzay, aslında modele ilişkin sözlerinin de isabetsiz olduğunu ortaya koyuyor. Ertan Yıldız'ın da müvekkillerin envanterine dair hiçbir bilgisi yok. "Bu araçlar sadece onlarda var" diyebilmek için sektördeki tüm firmaların envanterini bilmek lazım. Bu sebeplerle bu sözler sadece bir tahminden ibaret.
Ve asıl önemli nokta ise şu: 2021 model araçların hepsi müvekkillerde yoktu, dışarıdan kiralandı. Bu, iki şeyi gösteriyor. 1, ihalede mülkiyet şartı aranmıyor. Aracı bir ya da birden fazla kişiden kiralayabilirsiniz. 2, eğer ihale baştan müvekkillere verilmek üzere kurgulanmış, iddianamenin dediği gibi kazanç yüksek tutulmak istenmiş olsaydı; model daha eski seçilirdi ve müvekkiller dışarıdan kiralama yapmak zorunda kalmazdı. Oysa bu şart yüzünden 4 alt ihale grubu dışında toplam 800 milyon TL'nin üzerinde kira ödenmiştir. Dikkat çekmemek için ihalenin İSFALT'a bırakıldığı iddiası yönünden ise, Burak Korzay'a bu beyanı sorulduğunda cevabı "Ben öyle görüyorum" demiştir. Yani bir bilgi değil, temelsiz bir kanaattir. Burak Korzay devamında İSFALT'ın ana ihaleye katılıp kazanmasını olağan bir ticari işlem olarak nitelemiş, İSFALT'ın gelirinin zaten İBB'den kazandığı ihalelerden oluştuğunu söylemiştir. Ertan Yıldız aynı ihalenin yıllardır İSFALT tarafından kazanıldığını, hakkında sehven dava açılan önceki dönem genel müdürü Ahmet Ağırman da kendi döneminde de İSFALT'ın bu ihalelere katılıp kazandığını beyan etmiştir. Seyfullah Demirel'in beyanları da aynı yöndedir. Bu iddia hayatın olağan akışına da aykırıdır.
Korzay'a sorgusunda soruldu: Kamuoyuna ilan edilmeyen bir iş artışı mı daha az dikkat çeker, yoksa yeni bir ihale mi? Cevabı iş artışı oldu. Objektif olarak da öyledir. Gerçekten de dikkat çekmemek istenseydi, devam eden işte %20 tamamlama oranı düşükken iş artışı yapılır, yeni model zar eklenir, mesele kimsenin haberi olmadan idare ile yüklenici arasında kalırdı. Bunun yerine tek bir işlemle de halledilebilecek bir iş için 4 ayrı ihale yapılmıştır. Fatih Tevfik Fidan'ın beyanlarına geçtiğimizde, önce araçların tahsisiyle ilgili beyanlarına değinmek istiyorum. Bu araçlar ihale sonuçlandıktan sonra kontrol teşkilatının kullanımı için İBB tüzel kişiliğine talebi üzerine teslim edilmiş; lüks olmayan, kişiye tahsis edilmeyen, belediyeye teslim edilmeyen araçlardır. Burak Alp ve Tuncay Bircan da bunu doğrulamıştır. Bir firmaya özgü değildir, işi başka firma alsa araç ondan istenir. Mülkiyeti devredilmez, hibe edilmez, iş bitince iade alınır. Ortada şahsi hiçbir menfaat yok. Trafik kayıtlarına göre aracı kullananların ihaleyle ilgili bir görevi de yok. Araçların eylem 137 ile bir bağlantısı da kurulmuyor. Burak Alp'in komisyonda olduğu ana ihaleyi zaten İSFALT tek geçerli teklifle kazanıyor. Burak Alp aracın ihaleden 8 ay sonra geldiğini ve özel hayatında da kullanmadığını ifade ediyor. İkincisi; Fatih Fidan'ın yaklaşık maliyet tespit komisyonundaki imzası. Onun da düşünüyorum, konuşuluyor şeklindeki bağlantısız ifadelere ceza hukuku ve ispat ekseninde değerli hale getirilemez. Fatih Tevfik Fidan bir bilgiden ya da görgüden değil, varlığı dahi şüpheli bir şayiadan bahsettiğini kendisi zaten söylüyor. Anlatımları Tuncay Bircan tarafından reddedilmiş, aralarında husumet bulunduğu, daha önce de asılsız şikâyetlerde bulunduğu ifade edilmiştir. Kaldı ki Fatih Fidan'ın komisyonda olduğu ihaleye müvekkillerin verdiği bir teklif dahi yok.
Son olarak bu iddiaların düğüm noktası şartnameyi hazırlayan personeldir. Bu personelin şartların Ertan Yıldız, Fatih kere İsmail Sarı ya da Ahmet Sarı'nın talimatıyla konulduğuna ya da mahrem bilgi paylaşıldığına dair hiçbir beyanı yok. Aksine bu iddiaları açıkça reddetmişlerdir. İddianamede bu personele ilişkin örgütsel bir anlatımda bulunmamaktadır. İSFALT'ın 2022/149 560 56 25 ihalenin numarasıyla ilgili birkaç şey söylemek gerekirse. Bu ihalede iddia, idari şartnameye araç kiralama ibaresinin eklendiği ve bu ibare olmadan müvekkillerin katılım yeterliliğinin bulunmayacağıdır. Bu iddia hiçbir senaryoda doğru değil. Birincisi Zenit AŞ Selçuklu limited şirketini birleşme yoluyla devralmış, birleşmede devredilen şirketin iş bitirme belgesi devralana geçer. Selçuklu İnşaat'ın Ümraniye Belediyesi Temizlik Müdürlüğünden aldığı 24.12.2018 tarih ve 2014/126 138 ve 134 05 46-1 sayılı personel ve iş makinası çalıştırılması işi bitirme belgesi tek başına katılım şartını sağlıyor. İkincisi Ağaç AŞ'den alınan iş bitirme belgesinde iş makinası kiralama işi zaten bulunduğundan bu belgede araç kiralama belgesi bakımdan yeterli.
Burak Korzay, ibarenin katılımı engellememesi için eklendiğini söylüyor. Dokümanı hazırlayan personel de bunu müvekkillere özgü bir şart olmadığını beyan ediyor. Model şartına gelince; ana ihalede en az 2021 model şartı belirlendiği için İSFALT'ın daha düşük bir model istemesi imkânı yok. Modeli yükseltebilirdi ama düşüremezlerdi. Bu ihalede de araçlar grup dışından kiralanmış, bu da şartnamenin müvekkillerin envanterine göre hazırlanmadığını gösteriyor. Model şartına hiçbir istekliden şikâyet ya da itiraz da gelmedi. Davet edilen firmalar da sektörde köklü, işi yapabilecek nitelikte firmalar; davet bakımından hileli bir durum yok. 56 25, 2023/124 78 92, 2020/45 31 72, 2024/60 84 76 sayılı ihale kapsamında yüklenicinin sunduğu kesin teminat miktarlarının ve bunların alınıp alınmadığının sorulmasını talep ediyoruz.
138 numaralı eylemle ilgili birkaç cümleyle tamamlıyorum. Müvekkil İsmail Sarı yönünden bu eylem bir varsayıma dayanıyor. Ortak ve kardeş oldukları için birbirlerinin her işini bilebilecek gerekçesiyle bir varsayım yapılıyor. Ortaklık ya da kardeş olmak birinin diğerinin her işinden haberdar olduğu anlamına gelmiyor. Bu konuda kendilerine sadır olmuş beyan da yok. Bu, Savcılık'ın bir tespiti değil; ortaklık ibaresine yüklediği öznel bir anlam. Varsayımın hükme dönüşmesi ise CMK ilkeleriyle bağdaşmaz. Müvekkil soruşturmadaki üç ifadesinde de olayları sonradan ağabeyinden duyduğunu tutarlı bir şekilde söylüyor. Savcılık ise şikayet etmemesini zımni onay olarak yorumlamış. Bu iki yönden de hatalı. Birincisi müvekkil olayları sonradan öğrenmiş; ikincisi, kişinin ağabeyini şikayet etmemesinden aleyhe sonuç çıkarmak Anayasa madde 38/5'e açıkça aykırı. Kaldı ki rüşvet suçunun tamamlanma anı rüşvet anlaşmasının yapılmış olduğu andır. Tamamlanmış bir suça iştirak etmek mümkün değildir. Bu anlamda müvekkilin öğrendiği an ne kabul edilirse edilsin, savcılık tarafından rüşvet anlaşmasının 25.10.2022 tarihinde yapıldığı, söz konusu tarihte müvekkilin ilgili toplantıda bulunmadığı, tamamlanmış bir suça iştirak ettirilebilmesi de mümkün değil. İddianamede sözü edilen para çekme ve teslim işlemlerinin hiçbirisi müvekkil marifetiyle veya tarafından yapılmıyor. Bu durum Ziya Gökmen Togay'ın anlatımıyla da doğrulanıyor. Hiçbir aşamasında yer almadığı bir işte müvekkilin Togay tarafından aranmaması için bir sebep yok. Togay'ın da içeriği soruşturma sürecinde öğrendiğini söylüyor. Togay'ın ifadesi müvekkillerin 23.06.2024 tarihindeki beyanından bir gün sonraya denk gelip müvekkile karşı hasmane bir tutumla verildiği açıktır. Eylem anlatımında ihaleler dosyasının hiçbir ilgisi yoktur.
130 numaralı eylem hususunda ise İsmail Sarı'nın bilgisi yok; kendisine bu konuda soru da yöneltilmemiş. Ali Sukas da bu konuda İsmail Sukas'la hiçbir görüşme yapmadığını beyan etmiş. Eylem anlatımıyla ihaleler dosyasının, isnat konusu eylemle hiçbir bağlantısı yok. Bu nedenlerle talep ettiğimiz savunma delillerinin toplanmasına, eylem 137 yönünden yeni bilirkişi raporu aldırılmasına, neticede müvekkilin atılı suçlardan beraatine, aksi kanaatte olunması halinde lehine olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum. Yine müvekkilim, bir diğer müvekkilim Ahmet Sarı tendon yırtığı nedeniyle raporluydu. Evet, raporluydu. Başkanım, perşembe günü bir kontrolü var. Eğer kendisine hakkında olumlu bir rapor verilirse kendisini de getirip hazır edip sorgusunu yaptıracağız. Teşekkür ediyorum.
ERKUT ELİTAŞ SAVUNMASI – 06.10.2026
Hakim: 135 nolu eylemin kapsamını soruyoruz buyurun.
Erkut Elitaş: Daha önceki beyanlarımı tekrar ediyorum.
Hakim: Siz bu dosyanızın diğer sanığı Ali Nuhoğlu'nun yanında çalışıyorsunuz. Ali Nuhoğlu'nun beyanları var, beyanlarından haberdar mısınız? Beyanları doğru mudur?
Erkut Elitaş: Doğrudur.
Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mıdır?
Erkut Elitaş: Yok. Sayın Başkanım.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Erkut Elitaş’a soruyor
Savcı: Erkut Bey, Zafer Bey'e kaç kere para teslim ettiniz?
Erkut Elitaş: Üç kere.
Savcı: Nereye teslimat yaptınız?
Erkut Elitaş: Florya Başkanlık Tesisleri'ne.
Savcı: Orada Zafer Bey'in bir odası falan var mıydı?
Erkut Elitaş: Yok.
Savcı: Teslimat nasıl oldu peki?
Erkut Elitaş: Gittim, elden verdim.
Savcı: Paraları kimden aldınız?
Erkut Elitaş: Ali Bey’den.
Savcı: Nereden verdi size?
Erkut Elitaş: Şirkette gittim, hazırdı para.
Savcı: Ondan alıp araçla götürüp Florya'da Zafer Bey’e, üç kere para teslimatı yaptınız, doğru mudur?
Erkut Elitaş: Doğrudur.
Savcı: Ne kadar para olduğunu biliyor muydunuz içinde?
Erkut Elitaş: Yok.
Savcı: Meblağını anlamıyordun, cinsi neydi?
Erkut Elitaş: Cinsini falan bilmiyorum.
Savcı: Tamam, başka sorum yok.
ZAFER KELEŞ AVUKATI YAĞMUR KAVAK SORUYOR
Yağmur Kavak: Erkut Bey, savcılıktaki ifadenizde savcı beye söylediğiniz gibi 3 kere para teslim ettiğinizi söylüyorsunuz müvekkilime. Üçünde de kendisini normalden aramanızı söylüyorsunuz, doğrudur sanırım?
Erkut Elitaş: Doğrudur.
Yağmur Kavak: Bununla birlikte bahsettiğiniz bütün tarih aralıklarına baktık, kendisiyle hiçbir arama kaydınız yok. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Erkut Elitaş: HTS'de çıkar bunlar efendim, değil mi?
Yağmur Kavak: Tamam, o da güzel oldu. Şunu söyleyeyim peki; bahsettiğiniz 3 kere para teslimi yaptım dediğiniz tarihlerin ikisinde net bir tarih vermemişsiniz aslında.
Erkut Elitaş: Bir tanesine verdim.
Yağmur Kavak: 9 Ağustos ve 28 Temmuz hususu var.
Erkut Elitaş: 28 Temmuz, onu net olarak biliyorum çünkü arkadaşımın doğum günü, yakın bir arkadaşımın.
Yağmur Kavak: Ha ondan yaklaşık 10 gün sonra demişsiniz. Ali Bey de daha sonra sizden tamamlar şekilde 9 Ağustos demişti para çekim tarihleri sanırım.
Erkut Elitaş: Ben bir tarih vermedim, sadece 28.07.2022 çok net aklımda.
Yağmur Kavak: Evet, evet. Ama şöyle bir durum var ki biz dosyada savcılığın istediği HTS kayıtlarına baktık, bunları kontrol ettik. Bahsettiğiniz tarihlerdekilerden haftalar öncesinden ve çok sonrasından itibaren müvekkil Zafer Keleş İstanbul'da değil Trabzon'da görünüyor. Yani hani bahsettiğiniz tarihlerin hiçbirinde ne bir telefon... Sorumu bitireyim, sorumu bitireyim Erkut Bey, çok pardon. Bahsettiğiniz tarihlerin hiçbirinde müvekkil ne normalden sizin tarafınızdan aranmış ne de İstanbul'da. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Erkut Elitaş: Hatırlamam. Ben verdiğim teslimat tarihlerini tam hatırlamıyorum, hatırladığım bir tarih var tam tarih, onu da savcılıkta söyledim zaten.
Yağmur Kavak: Anladım, teşekkür ederim.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce: Erkut Bey, Zafer Bey'le Trabzon'da bir görüşmeniz oldu mu?
Erkut Elitaş: Hayır.
Nergiz İnce: Telefon numaranızı beyan edebilir misiniz?
Erkut Elitaş: Kendi telefonum?
Nergiz İnce: Kendi telefonunuz.
Erkut Elitaş: 535 ….
Nergiz İnce: Zafer Bey'le hangi hattan görüşme yaptınız, hatırlar mısınız? Kendi telefon numaranızdan görüşme yaptınız. Trabzon'da da buluşmadınız?
Erkut Elitaş: Şöyle diyeyim... Yok.
Nergiz İnce: Sayın Başkan, bunu teamülen soru sorarken yapmıyorum ama çok önemli olduğu için izah etmek isterim: Dosya içerisinde bu iki hatta ilişkin, Zafer Bey'in ve Erkut Bey'in bu hattına ilişkin bir HTS baz çalışması yok. Ham bazlar...
Hâkim: Sizin telefonunuzda Zafer Keleş'in telefonu kayıtlı mı?
Erkut Elitaş: Kayıtlı.
Hâkim: Görüştüğünüz o numara...
Erkut Elitaş: Evet, aynı hattan görüştüm telefonda. Evet, başka...
Hâkim: Yok, şöyle: Zafer Keleş'i aradığınız o hat telefonunuzda kayıtlı olan hat mı? O hattan mı?
Erkut Elitaş: Zafer Bey'in mi? Evet, tabii tabii, o hattan arıyorum.
Hâkim: O görüştüğünüz numarayı beyan edebilir misiniz bize? Telefonunuz yanınızda mı?
Erkut Elitaş: Yok, aklımda değil. Yok, sildim zaten.
Hâkim: Buyrun, buyrun.
Nergiz İnce: Telefon numarasını mı sildiniz rehberinizden? Zafer Bey'in beyan ettiği hat dışında kullandığı başka bir hat yok. Diğer dinlenecek olan sanıklardan da teyidi yapılabilir. Biz ham bazlardan teyit ettiğimizde, bu tarih aralığında annesinin rahatsızlığı sebebiyle gün boyunca Trabzon'da olduğunu tespit ettik. Bunun incelemesinin yaptırılmasını talep ediyoruz.
ERKUT ELİTAŞ AVUKATI MELİH BAHTİYAR
Sayın Hâkim; müvekkil soruşturma aşamasında etkin pişmanlık hükümleri kapsamında bildiklerini samimi bir şekilde aktarmıştır. Müvekkilin isnada konu eylemlerin mahiyeti, içeriği, kapsamı hakkında bilgisi bulunmadığı da sabittir. Biz bu nedenle müvekkilin beraatine karar verilmesini, mahkemenizce aksi kanaate varılması halinde lehe hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz.
HASAN ÖZSOY SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın başkanım, sayın savcım, sayın mahkeme heyeti; etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak savcılık aşamasında bildiğim, hatırladığım hususları açıkça anlattım. Bu aşamada verdiğim ifadenin arkasındayım. Ancak bazı hususların açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle bugün hakkımda bazı iddialara ilişkin bildiğim gerçekleri ve yaşadığım olayları mahkemenize açıkça anlatmak istiyorum. Benim belirli ticari işlemler konusunda soruşturma aşamasında anlattığım hususlar vardır. Ancak bu durum herhangi bir suç örgütünün yapısını, amacını veya başka kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen suçları bildiğim ve bunlara örgütsel bir amaçla iştirak ettiğim anlamına gelmemektedir. Hakkımdaki değerlendirmenin benim bildiğim ve gerçekleştirdiğim somut işlemlerle sınırlı yapılmasını talep ediyorum.
Ticari işlemler ve faturalar hakkında diyeceklerim var sayın başkanım. Soruşturma aşamasında kendi yaptığım işlemler konusunda bildiklerimi açıkça anlattım. Gerçek dışı olduğuna bildiğim hususları bugün inkâr etmiyorum. Ancak benim kabul ettiğim belirli işlemler dışında dosyadaki bütün ticari faaliyetlerin, bütün faturaların ve başka kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen eylemlerin birbiriyle karıştırılmamasını istiyorum. Şirketimin Panoffect Medya ve Genç Popülist ise gerçek ticari faaliyetlerde bulunmuştur. Bu nedenle herhangi bir faturanın hangi gerçek hizmete, hangi faturanın da benim soruşturma aşamasında anlattığım olaya ilişkin olduğunun tek tek banka, fatura ve ticari kayıtlar üzerinden araştırılmasını talep ediyorum.
Alper Aydın ve ihale hakkında size ifade etmek istediklerim olacak sayın başkanım. Öncelikle Alper Aydın hakkında hakkımdaki beyanlara ilişkin açıklama yapmak istiyorum. Alper Aydın'ın şirketine gittiğimi, sonrasında Metro istasyonları, ihalesini aldığım yönündeki beyanları katiyetle kabul etmiyorum. Alper Aydın'ın şirketine gitmedim. Kendisiyle herhangi bir ticari ilişkimin bulunmadığı gibi söz konusu ihalesini de almadım ve bu ihalenin de tarafı olmadım. Hakkımdaki bu beyanları öğrendikten sonra Alper Aydın'ın kardeşi Alihan Aydın ile telefonla görüştüm. Abisinin neden benim hakkımda böyle bir beyanda bulunduğunu sorduğumda Alihan Aydın bana, abisinin isim karışıklığı yaptığını, aslında başka bir Hasan isimli kişiden bahsedecekken benim adımı ve soyadımı söylediğini ifade etti. Bu husus benim açımdan önemlidir. Çünkü Alper Aydın'ın hakkındaki beyanlarının, şahsımın ilgisi olmayan başka bir kişiyle yaşanan olay veya ticari ilişki nedeniyle ortaya çıkmış olma ihtimali bulunmaktadır.
Telefon görüşmemiz sırasında Alihan Aydın ayrıca sen de savcılıkta benim abim, Alper Aydın hakkında "Eyüp Subaşı'na 150 milyon TL vererek gayri resmi ortak olduğu yönünde beyanda bulunursun." şeklinde karşılık verdi. Benim savcılık ifademde Alper Aydın hakkında böyle bir beyanda bulunmuş olmam, Alper Aydın'ın hakkımda ileri sürdüğü ihale iddiasını doğrulayan veya bu iddiaya dayanılarak oluşturulan bir husus değildir. Her iki konunun birbirinden bağımsız olarak ve somut deliller üzerinden değerlendirilmesi gerekir. Benim Alper Aydın'ın beyanlarında isim karışıklığı olduğu yönündeki Alihan Aydın'ın söyleminin ardından, hakkımdaki farklı iddiaların da şahsımla ilişkilendirmeye çalıştığı kanaatindeyim. Ancak bu iddiaların doğruluğunun kişisel karşılıklı beyanlarla değil, somut delillerle ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle ihalenin hangi şirket tarafından alındığının, ihale dosyasında benim veya şirketimin adının geçip geçmediğinin, ihaleye ilişkin sözleşme, fatura ve ödeme kayıtlarının, Alper Aydın'ın beni bu işle ilişkilendirdiği tarih ve olayların, benim Alper Aydın ile herhangi bir ticari ilişkimin bulunduğunu gösteren somut delillerin araştırılmasını talep ediyorum.
Ayrıca Alper Aydın'ın iddia ettiği tarihler belirlenerek, bu tarihlerle ilişkili HTS kayıtlarının incelenmesini talep ediyorum. Böylece kendisiyle o tarihlerde herhangi bir iletişimin bulunmadığının objektif şekilde ortaya konulabileceğini düşünüyorum. Alper Aydın'ı daha önce tanımıyor ve kendisiyle herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunmuyordum. Kendisiyle ilk kez 19 Mart 2025 tarihinde Vatan Emniyette gözaltı sırasında karşılaştım. Buna rağmen bana ait olmayan bir ihalenin ve başka kişilere ait olabilecek ticari ilişkilerin ismimle ilişkilendirilmesi, şahsım açısından son derece ağır bir mağduriyet doğurmuştur. Ticari itibarım ve özgürlüğümün somut delile dayanamayan veya yanlış kişiye ilişkin olduğu ortaya çıkarılabilecek beyanlar nedeniyle etkilenmesi kabul edilemez. Ben sayın mahkemenizden herhangi bir varsayımda bulunulmasını değil, Alper Aydın'ın beyanlarının somut delillerle sınanmasını talep ediyorum. Eğer söz konusu ihalenin başka bir kişi veya şirkete ait olduğu ortaya çıkarsa, hakkımdaki isnadın da buna göre değerlendirilmesini talep ediyorum. Netice olarak herhangi bir suçlamayı kabul etmemekle, hakkımda beraat kararı verilmesini ve ifademin de alınmış olmasından sebep, hakkımda uygulanan yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep ediyorum sayın başkanım.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Hasan Bey, Kültür A.Ş.'ye gidip Habibe İlknur Kaya isimli bir şahıstan bir flaş bellek almışsınız. Onu bir açar mısınız?
Hasan Özsoy: Açabilirim, Sayın Savcım.
Savcı: Adem Tuncay'ın ifadesinde bahsetti bunda.
Savcı: O olay nasıl gerçekleşti, flaş bellek alma olayı?
Hasan Özsoy: Onu da yazmıştım, anlatayım Sayın Savcım. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifademde, 2020 yılı içerisinde Habibe İlknur Kaya kapalı bir zarf içerisinde bir flaş bellek almamı ve daha sonra bunu Eyüp Subaşı'na teslim ettiğimi belirtmiştim. Habibe İlknur Kaya'nın mahkemenizin huzurunda son savunmasında bu olayı kabul etmemesi nedeniyle aradan geçen süre ve olayların üzerinden uzun zaman geçmiş olması dikkate alınarak gerçeğin objektif delillerle ortaya çıkarılmasını istiyorum. Söz konusu olay 2020 Ekim-Aralık arası tarihlerinde, mesai bitiminde Topkapı'da bulunan Kültür A.Ş. yerleşkesinde gerçekleşmiş olma ihtimali yüksektir. Bu nedenle mevcut olması halinde ilgili döneme ait kamera kayıtlarının araştırılmasının, olayın aydınlatılması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Kamera kayıtlarının mevcut olmaması ve temin edilememesi halinde Habibe İlknur Kaya ile aramızdaki HTS kayıtlarının incelenmesi de olayın gerçekleştiği dönem bakımından objektif bir veri sağlayacaktır. Bu nedenle aramızdaki herhangi bir kişisel yakınlık veya ticari ilişki üzerinden bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. Olayın benim etkin pişmanlık kapsamında verdiğim beyan ve Habibe İlknur Kaya'nın mahkemede beyanları arasında farklılığın ötesinde objektif delillerle değerlendirilmesini istiyorum. Ayrıca flaş belleği teslim ettiğimi belirttiğim Eyüp Subaşı'nın bu konuda farklı yöndeki beyanlarının da birlikte değerlendirilmesi ve flaş belleğin varlığını, içeriğini ve teslim sürecine ilişkin mevcut delillerin araştırılması gerektiği düşüncesindeyim.
Savcı: Bu Habibe İlknur Kaya kim, görevi neydi Kültür A.Ş.'de?
Hasan Özsoy: Sanat müdürü olabilir.
Savcı: Serdal Taşkın asistanı mı yoksa Adem Tuncay beyanında öyle mi söylemiş?
Hasan Özsoy: Biliyorum, savcım.
Savcı: Bu süreç nasıl gelişti? Şimdi kağıttan okuyorsunuz ama bana bir anlatın, Eyüp Subaşı...
Hasan Özsoy: Eyüp Subaşı beni aradığında, "Hadi Topkapı'ya git." Habibe İlknur Kaya ile görüşmemi söyledi orada da emanet var flaş belleği kapalı zarfın içerisinde onu getirmemi söyledi.
Savcı: Peki, içeriğinde ne olduğunu biliyor musunuz?
Hasan Özsoy: Hayır, hayır.
Savcı: Yine bu ihale süreçlerinden falan da bahsetmişsiniz Eyüp Subaşı'nın. Eyüp Subaşı'nın bu süreci nasıl gerçekleşti, seçimlerden sonra? Aldığı işlerden bahsetmişsin. İşte İBB'ye üst geçit, 2 adet aydınlatma işi şeklinde.
Hasan Özsoy: Seçim çalışmaları yapılmıştı. Seçim çalışmaları yapıldıktan sonra ben de işte üst geçit, üst geçitte elektrik direklerinin ihalesini aldığını biliyorum.
Savcı: Bir de bu fatura meselesi var, %10 komisyon söylediğin. O nasıl gerçekleşti?
Hasan Özsoy: Evet, doğrudur. Yani şimdi, Panoffect diye bir ticari işletmemiz vardı. 3 ile 6 ay arasında cari bakiyemiz olduğu için gerektiğinden fazla, örnek veriyorum, bir açık varsa 1 milyon veya 500 bin TL, bunu fazladan kesmemi söylemişti. Ben de onun istinaden kesmiştim.
Savcı: Peki daha sonra faturayı kestikten sonra çektiğin parayı elden mi verdin?
Hasan Özsoy: Tabii, bazen kapama yaptığımız için, örnek veriyorum, hem şirket hesabıma parayı yatırdım, ondan daha sonra da çekip elden de teslim ettiğim olmuştur.
Savcı: Bu Sev Medya ve Eyüp Subaşı'nın Panoffect firması var ya?
Hasan Özsoy: Evet.
Savcı: O süreçle ilgili işte Eyüp Subaşı maddi sıkıntıya girdi, sonra Sev Medya'dan 150 milyon TL para alarak gayriresmi olarak ortak oldu. Bu olay nasıl oldu?
Hasan Özsoy: Yani bunu da duydum, son dönemlerde Eyüp Subaşı'nın biraz ticari sorunları vardı. [anlaşılamadı] ihalesi biraz yormuştu onu. Bir acilen ortak arıyordu kendisine. Bu süreçte de ortak aradığında bir ihaleye de ortak oldu. Bunu zaten savcılıkta da beyan etmiştim.
Savcı: Yine bu yan teklif meselesi var. İfadenizde Eyüp Subaşı'nın sorumlu olduğu Panoffect firmasının genel müdürü Samet Baydar isimli bir şahıstan bahsetmişsiniz, telefonla aramış sizi.
Hasan Özsoy: Evet, doğrudur Sayın Savcım.
Savcı: Bu süreç nasıldı?
Hasan Özsoy: Yani şöyle, bir kere beni aramıştı. Söylediği şey şu, hani "Sana bir Excel göndereceğim tablosunda." Onu çıktısını alıp kaşe, imza yapıp bana tekrardan tarafıma göndermemi istedi. Ben ilk etapta zaten bir şey demedim, neden falan sormadım. Daha sonradan da zaten bunlar biraz daha ilerlediği zaman, hani süreç daha çok olduğu zaman, bizzat sordum. "Bir ihaleydi" dedi, "Yan teklifti" dedi.
Savcı: Hangi ihale, Kültür A.Ş....
Hasan Özsoy: Bilgim yok Sayın Savcım onunla alakalı.
Savcı: Daha sonra takip etmedin mi süreci?
Hasan Özsoy: Yok, takip edemedim. Sadece ilk etapta.
Savcı: Bu yan teklif meselesi sektörde çok sık olur mu?
Hasan Özsoy: Gıyaben evet, olur evet yani.
Savcı: Teşekkürler. Başka soru var mı?
AVUKAT HÜSEYİN CENGİZ BEYANDA BULUNUYOR
Hüseyin Cengiz: Ceza yargılaması açıktır. Duruşma savcısının, duruşma anında sanığa yönelteceği sorudan sanığın bilmesini duyması mümkün değildir. Bu nedenle duruşma savcısının yönelttiği soru "hazırım" denilerek, hazırlanmış metinden okunmuştur. Bu adil yargılama ilkelerine açık aykırılık oluşturmuştur. Tutanaklara geçirilmesini talep ediyoruz.
Hakim: Evet, biz de takip ettik. Sanık, “Ben o konuyu da anlatacaktım, notlarıma bakayım” dedi, oradan baktı tamam. Tutanaklara geçsin, bu şekilde varsa bu husus.
SERDAL TAŞKIN SORUYOR
Serdal Taşkın: Hasan Bey, benden sonraki dönemi anlatıyorsunuz ama demin savcımızın sorduğu yan teklif meselesiyle ilgili bir soru sormak istiyorum. Bu firma yetkilisi sizi arayıp Excel gönderdi, bunu siz mühürleyip gönderdiniz doğru mu?
Hasan Özsoy: Tabii, yazıcıdan çıktı alıp, sonra PDF olarak...
Serdal Taşkın: Peki daha önce herhangi bir ihaleye girdiniz mi?
Hasan Özsoy: Hayır hayır, ihaleye girmedim.
Serdal Taşkın: Peki ihale için yeterli olan belgeleri biliyor musunuz, gerekli olan belgeleri?
Hasan Özsoy: Hayır, hayır.
Serdal Taşkın: Yani bir Excel tablosu sadece...
Hasan Özsoy: Hayır hayır, Excel tablosunda zaten ihalenin şartları falan vardı. Ben sadece kaşe, imza yaptım. Yani başka bir gün yapmadım.
Serdal Taşkın: Peki, tek bir Excel. Diğer hiçbir belge yollamadınız, doğru mu?
Hasan Özsoy: Evet, evet, doğru.
Serdal Taşkın: Yani şirket bilgileriydi, diğer şeyleriydi, vergi levhasıydı...
Hasan Özsoy: Yok yok, hayır.
HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA
Baver Kaya: Hasan Bey, üst geçitlerle ilgili bir iddianız var. Üst geçitlerle ilgili fatura kestiğinizi de söylemişsiniz medyaya. Ne faturası kestiniz, ne iş yaptınız orada?
Hasan Özsoy: Yani normal ticari, gerçek bir işletme var. Yani üst geçitlere, hatta 300 tane İBB'nin üst geçidi vardı. Onlara biz her defasında baskısını, üretimini ve daha sonra montajını yapıp daha sonradan fatura kesmiştik.
Baver Kaya: Üst geçitleri Eyüp Subaşı'nın firması mı işletiyordu?
Hasan Özsoy: Tabii tabii, evet.
Baver Kaya: Şimdi şöyle bir gerçeklik de var. Bu iddianamede de eylem 62 ve 63'te BVA isimli şirketin kazandığı ihalelerden dolayı müvekkil yargılanıyor. Üst geçitler 2020'de ve 23'te yapılan ihalelerle alt kiralaması yapılmış. İkisini de BVA isimli şirket kazanmış. Eyüp Subaşı'nın şirketleri hiçbir dönem üst geçitlerin alt kiralamasını yapmamış.
Hasan Özsoy: Üst geçit için şöyle bir şey var, normalde zaten 300 tane İBB'nin üst geçidi vardı. Bunlar zaten 100 tanesi yap-işlet, özel sektöre geçtiği için ihale o yüzden olduğunu biliyorum. Yani bunu da Eyüp Subaşı kazanmadı. Normal zaten İBB'nin tanıtım afişlerini biz yapıyorduk.
Baver Kaya: Ama ifadenizde demişsiniz ya, Eyüp Subaşı "Ben aldığım için çok göze battım, o yüzden ben BVA isimli firmaya vereceğim." diye.
Hasan Özsoy: Onun hakkında bir bilgim yok. Ya kendisi almıştır ya da ihale usulü kazanmıştır.
Baver Kaya: İfadenizdeki geçen bu kısma katılmıyorsunuz o zaman?
Hasan Özsoy: Yani ben zaten üst geçitlerin üretimini ve montajını yapan firmaydım. Yani Eyüp Subaşı da zaten işleri alan kişiydi.
Baver Kaya: Tamam, başka sorum yok. Teşekkürler.
MURAT KAPKİ AVUKATI ÇAĞAN YAZICI SORUYOR
Çağan Yazıcı: Şimdi sizin beyanınızda tam olarak şöyle diyor: "Eyüp Subaşı beni aradı, beni ofisine çağırdı. 2021 yılının Mayıs ayında çağırdı. Ofisine gittim. Bu görüşmemizde işte 'reklam alanlarını işletiyorum' diye '300 üst geçidin 200'ünü İLbaklar'a, 100'ünü Murat Kapki'nin Adversity isimli firmasına vereceğim' dedi" diyorsunuz. Bunu Eyüp Subaşı'na sorduk, "Böyle bir görüşme olmadı" dedi. Şimdi sizin HTS kayıtlarınızda...
Hasan Özsoy: Hayır hayır Avukat bey, böyle bir şey söylemedim. Sadece üst geçitlerin benden çıkacağını falan söylemişti Eyüp Subaşı. Yani burada Murat Kapki'nin şirketi veya başka bir firma söylenmedi bana.
Çağan Yazıcı: İfadenizde geçmesinin sebebi nedir?
Hasan Özsoy: Şimdi benim ifademde... Ben öyle bir şey söylemedim. Savcılık aşamasında farklı bir şey söylemişim; şimdi de Murat Kapki'nin ismi yok.
Çağan Yazıcı: Tamam, ifadenizde geçiyor o kısmı. Herhalde fark ettirilmeden imzalanmış...
Hasan Özsoy: Yok, ne alakası... Siz yanlış soru soruyorsunuz bana şimdi.
Çağan Yazıcı: Şimdi ifadenizi okuyayım isterseniz.
Hasan Özsoy: Okuyun.
Çağan Yazıcı: Şimdi "Bunun bir kısmını" diyorsunuz, "200 adet üst geçit, 2000 adet aydınlatma direği İlbak'lara, 100 adet üst geçidi de Adversity'ye (parantez içinde Murat Kapki'ye ait BVA isimli firmaya) vereceğim dedi" şeklinde bir ifadeniz geçmiş buraya.
Hasan Özsoy: "Vereceğim" denildi, "Verildi". "Verildi" demiyorum ben sadece. Yani Eyüp Subaşı'nın beni yanına çağırıp bu konularla ilgili konuşacağını sanmıyorum; olmadı öyle bir şey.
HASAN ÖZSOY AVUKATI YAVUZ SELİM ÖKMEN SAVUNMASI
Sayın Başkan, müvekkil soruşturma aşaması etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak bildiği ve kendi yaptığı işlemler bakımından açık, ayrıntılı ve samimi beyanda bulunmuştur. Bugün de bu çizginin dışına çıkmamaktadır. Yalnızca kendi fiilleriyle dosyadaki diğer kişi ve işlemlerin birbirine karıştırılmamasını istemektedir. Öncelikle müvekkilin belirli ticari işlemler hakkında açıklamada bulunmuş olması; suç örgütünün yapısını, amacını ve diğer kişilerin eylemlerini bildiği veya örgütsel bir amaç açısıyla hareket ettiği sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Örgütsel yardım veya iştirak isnatları bakımından müvekkile özgü bilgi, irade ve kastın somut delillerle ortaya konulması gerekir. Dosyada bulunan salt ticari temas, telefon irtibatı veya kişisel tanışıklıkları bu unsurların yerine geçmez.
Diğer taraftan müvekkilin şirketinin Panoffect ve Genç Popülist ile gerçek ticari faaliyetleri de bulunmaktadır. Bu nedenle soruşturma aşamasında açıklanan belirli işlemler ile şirketin bütün ticari faaliyetlerinin ve bütün faturaların aynı nitelikte kabul edilmemesi gerekir. Hangi faturanın hangi hizmete karşılık geldiği; banka kayıtları, faturalar, ticari defterlere giren işlem bazında ayıklanarak araştırılmalıdır. Sonuç olarak müvekkilin kendi açıkladığı maddi vakaları kapsamı aşılmadan, başka kişilerin gerçek ticari ilişkileri müvekkile isnat edilmeden, her isnatın kişiselleştirilmiş ve objektif delillerle ispatlanması gerekir. Mevcut haliyle örgütsel kast ve müvekkile isnat edilen diğer hususlar yönünden mahkûmiyete yeter delil bulunmadığı ortadadır. Bu nedenle müvekkilin beraatine, ayriyetten ifadesi alınmış, deliller büyük ölçüde toplanmış ve yargılamanın geldiği aşama gözetilerek hakkındaki yurt dışı çıkış yasağı kaldırılarak adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
SERDAR SOLMAZ SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın heyet, sayın değer başkanım; daha önce kollukta verdiğim ifadem doğrudur, bugün de aynı beyanlarımın arkasındayım. KMD Reklam Anonim Şirketi'ni 2016 yılında kendi öz sermayemle kurdum. Şirketi 23 Aralık 2023 tarihinde Özcan Demirci'ye devredinceye kadar da kendim yönettim. KMD yalnızca İBB ve iştirakleriyle iş yapan bir firma değildir. Reklam ve organizasyon alanında özel sektör şirketleriyle, kamu bankalarıyla, Gençlik ve Spor İl Müdürlükleriyle, Spor İstanbul ve diğer İBB iştirakleriyle iş yapan bir firmaydı. KMD'nin yıllara dayanan iş deneyimi ve referansları vardı. Davet edildiğimiz her işi kazanmadık. Teklif verip kaybettiğimiz birçok iş oldu. Benim dönemimde KMD Reklam hiçbir zaman ana ihalenin yüklenicisi değildi. KMD'nin belirli bir alt iş için teklif istendiğinde maliyetini hesaplayıp ticari fiyatımızı verirdik. Teklifimiz uygun bulunursa işi alırdık, sahada işi yapardık ve teslim ederdik. Ana ihtiyacın nasıl belirlendiği, işin bölünüp bölünmeyeceğini, hangi satın alma usulünün uygulanacağı ve hangi başka firmalardan teklif isteneceği bizim karar verebileceğimiz konular arasında değildir.
Ben, iş insanıyım neticede, ihale makamı veya kamu görevlisi değilim. Bu işlerde sözleşmede yazan bedelin tamamı her zaman kullanılmazdı. Teknik şartnamelerde işlerin ne kadar yapılacağı, bizim de bu şartnameler üzerinden işlerimizi teslim etmemiz belirtilirdi. Üstlendiğimiz işler kağıt üzerinde hiçbir zaman bırakılmadı. İşlerin tamamı ihale makamının talebi doğrultusunda fiilen gerçekleştirildi. Teslim ve kabul belgeleri, hak ediş evrakları, faturalar, saha fotoğrafları, ilgili diğer tüm kayıtlar iştiraklerin kendi hak ediş dosyalarında mevcuttur. Bu belgeler getirildiğinde hem işlerin yapıldığı hem de yalnızca yapılan miktarın faturalandırıldığı görülecektir. Sayın heyet, ben soruşturma aşamasında kollukta verdiğim ifademde de hangi dönemlerde şirket yetkilisi olduğumu belirtmiştim. Ancak buna rağmen iddianame geldiğinde gördüm ki yetkilisi dahi olmadığım, KMD Reklam firması ile hiçbir bağımın kalmadığı dönemler yönünde de hakkımda iddianame hazırlanmış. Eylem 83, 88 ve 91 benim KMD Reklam'ı yönettiğim dönemlere aittir. Eylem 81, 82 ve 93 ise şirketi devrettikten sonraki dönemlere aittir. Kimin hangi tarihte şirket yetkilisi olduğu ticaret sicili kayıtlarında açıkça görülmektedir.
Eylem 83 kapsamında KMD Reklam, talep edilen konstrüksiyonların yapımı ile vinil bayrak aparatlarının temini ve ilgili uygulama işlerini yerine getirdik. Şirket adına ticari teklifimizi verdik, talep edilen miktarları temin ettik, sahada uyguladık ve teslim ettik. İlgili teslim, hak ediş ve fotoğraflar kurum kayıtlarında mevcuttur. Eylem 88 kapsamında kapalı mekan organizasyonları için gerekli organizasyon ekipmanları ve personel hizmetleri sağlandı. Bu organizasyonlar için talep edilen ikram, yemek, kumanya, su hizmetleri yerine getirildi. İhale kapsamında üstlendiğimiz işlerin ne kadar talep edildiyse biz o kadarını gerçekleştirdik ve o kadarını faturalandırdık. Eylem 91 ise şehir süslemeleri işidir. Bu işin kapsamı tahta konstrüksiyon uygulamaları ile vinil bayrak aparatlarının temini ve montajı idi. Ancak KMD Reklam'ı 23 Aralık 2023 tarihinde alacakları, borçları ve devam eden işleriyle birlikte devrettim. Bu işe ilişkin devir sonrasında kalan hak ediş ve tahsilatları haliyle firmanın yeni yönetimine geçti. Bu bedeli ben şahsen tahsil etmedim. Zaten eğer iddianamede beyan edildiği şekilde muvazaalı bir faaliyette bulunmuş olsaydım önemli bir hak ediş bedelini tahsil etmeden şirketi devretmemin hiçbir mantığı olmayacaktı.
Eylem 81, 82 ve 83 ise şirketi devrettiğim döneme aittir. Bu eylemlerde KMD adına teklif vermedim, fiyat belirlemedim, sözleşme veya ihale evrakı imzalamadım. İşin yürütülmesinde, faturalandırılmasında, hak edişi veya tahsilatı konusunda hiçbir karar veya talimatım yoktur. Yetkilisi ve imza sahibi dahi olmadığım bu eylemlerden neden yargılandığımı dahi anlayabilmiş değilim. Bu eylemlerde yapılan işlere ilişkin verebileceğim herhangi bir bilgim bulunmamaktadır. Ben reklam ve organizasyon sektöründen ayrılıp başka bir sektördeki ticari faaliyetlerime yönelmek istediğim için şirketi devrettim. Özcan Demirci de KMD Reklam'da daha önce sigortalı çalışan, işi ve şirketin faaliyetlerini bilen bir kişiydi. Şirketi mevcut alacakları, borçları, devam eden işleri ve ticari geçmişi ile birlikte devrettim. Devirden sonra da KMD Reklam'da herhangi bir ortaklığım, imza yetkim, yöneticilik sıfatım veya fiili hiçbir görevim kalmadı. Özcan Demirci ile devir işlemlerinin gerektirdiği sınır temas dışında hiçbir görüşmemiz olmadı. KMD'nin hangi işe teklif verdiğini, hangi işi aldığını veya tahsilatlarının nasıl yürütüldüğünü takip etmedim. Devirden sonraki şirket yetkilisinin kararlarından herhangi bir bilgim bulunmamaktadır. Hatta devir tarihinden sonra bir reklam organizasyon işi dahi yapmadım. Faaliyetlerimi şu anda inşaat ve enerji alanında sürdürmeye devam ediyorum.
Sayın heyet, benim kendi dönemimde yaptığım KMD adına maliyet hesabına dayalı teklif vermek, alınan işleri eksiksiz yerine getirmekti. Rakip şirketlerle teklif veya fiyat paylaşmadım. Bana yaklaşık maliyet, rakip fiyatı ya da kazanma garantisi hiçbir zaman verilmedi. Bir kamu görevlisiyle anlaşarak ihale sonucunu yönlendireceğime ilişkin somut bir delil bulunmamaktadır. KMD Reklam gerçek ve köklü bir ticari işletmeydi. Yalnızca iştiraklerle değil, özel sektör, farklı kamu kurumlarıyla da çalıştık. İddianame konusu işler gerçektir, yapılmıştır, teslim edilmiş ve sadece gerçekleştirilen kısmı kadar fatura düzenlenmiştir. İşlerin yapılmadığına, sahte teslim oluşturulduğuna veya benim hileli bir hareketle kamu zararına neden olduğuma ilişkin somut bir delil yoktur. Şirketi devrettikten sonraki işlemlerden sorumlu tutulmam mümkün değildir. Kendi dönemimde ise olağan ticari faaliyet yürüttüm, teklif verdim, aldığım işi yaptım ve teslim ettim. Hakkımdaki hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum ve beraatimi talep ediyorum.
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Çok güzel anlattınız; girdiğiniz ihalelerin hakkaniyetli olduğunu, işlerin tamamını yaptığınızı. Kısa bir iki sorum var. İddianamede ilişki kurulduğu için siz Muhittin Palazoğlu ile tanışır mısınız, bir iş alışverişiniz var mıdır?
Serdar Solmaz: Muhittin'i reklam sektöründe tanımayan var mı? Ben de tanıyorum haliyle. Sektörde tanışıklığım vardır, sektörden dolayı tanıyorum.
Murat Ongun: Beraber iş alışverişiniz var mıdır?
Serdar Solmaz: Hayır, hayır. Ortak fikir alışverişi yaptığımız vardır sektörden ama beraber bir iş ilişkimiz yoktur.
Murat Ongun: Reklam dediniz ama sizinkiler etkinlik, organizasyon işi herhalde?
Serdar Solmaz: Reklam, etkinlik, organizasyon.
Murat Ongun: Reklam da yapıyorsunuz.
Serdar Solmaz: Evet.
Murat Ongun: Doğal olarak kendisini sektörünüzden biri olarak tanıyorsunuz.
Serdar Solmaz: Tabii ki de evet.
Murat Ongun: Şimdi iddianamede, benim iddiam değil, sizin de, siz savcılıkta ifade vermediğiniz...
Serdar Solmaz: Hayır, benim savcılıkta ifadem yok, kollukta ifadem var.
Murat Ongun: O da bizde yok, o yüzden şimdi ilk kez duymuş olduk. Şimdi iddianamede okunmuşsunuzdur, tabi sizde de bunun iki bölümü var. Bir Özcan Bey'e devrettiğiniz, bir öncesi 2023 (2020 de olabilir) sonrası var. İddianamenin şöyle bir iddiası var savcılığın, diyorlar ki: Muhittin Palazoğlu, Palazoğlu soyadıyla ihalelerden yasaklı olduğu için aslında kendisine ait olan, gayriresmi sahibi olduğu firmalarla bu ihalelere girer diyor. Bunu ben demiyorum, iddianame diyor. Bu firmalar içinde de saydığı KMD firması, yani sizin firmanız. O yüzden bu soruyu sorma ihtiyacı hissettim. Bu firmanın sizin döneminizde Muhittin'le bir şeyi var mıydı, iddia edildiği gibi iltisakı?
Serdar Solmaz: KMD firmasını 2016'da ben, 2016 yılında kuruyorum ve özel firmada, özel sektördeki telekomünikasyon firmaları, kamu kurumları, kamu bankaları ile iş yapıyorum. Bu bahsettiğiniz dönem ikinci dönem olma ihtimalini değerlendirelim, fakat benim dönemimde herhangi bir söz sahibi veya şirkete herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.
Murat Ongun: Anladım. Özcan Bey'e de sorduk, o da dedi sizin gibi. O zaman bunda herhangi bir sorun yok. Şimdi isim benzerliği de olabilir, yanlış anlamayın bu soruyu. Bu dosyada Ahmet Çiçek diye bir isim var, sahte fatura işinin ortasında bir arkadaş kendi beyanlarına göre. Muhittin Palazoğlu ile de ilgili bol bol anlatımı var. Muhittin gelince de konuşacağız zaten onları. Yalnız burada diyor ki bu Ahmet Çiçek, Muhittin Palazoğlu'nun diyor kendi adamlarına kurdurduğu firmalar vardır diyor. Bu firmaların asıl sahibi Muhittin'dir diyor. Soy isim vermiyor, sadece Deniz, Serkan ve Serdar ismini veriyor. Şimdi bu dosyada Deniz Dörtyol var, Serkan Yıldız var SYK Roll firmasının sahibi. Sizden de başka Serdar olmadığı için de o Serdar siz misiniz diye soruyorum?
Serdar Solmaz: Ahmet Çiçek'in böyle bir cümleyi neden kurduğunu bilmiyorum. Geldiğinde kendisine soralım, ben de merak ediyorum çünkü.
Murat Ongun: Teşekkür ederim, geçmiş olsun.
Serdar Solmaz: Sağ olun.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Biraz evvel aslında müvekkilim size sordu, KMD şirketi ile ilgili. Ben size Deniz Dörtyol'u tanır mısınız sorusunu...
Serdar Solmaz: Deniz Dörtyol da sektörden tanırım fakat bir iletişimimiz yoktur.
Rahşan Sertkaya: Evet. Deniz Dörtyol'un ifadesi var 27 Mart tarihinde. Diyor ki Palazoğlu soyadını taşımadığı, müvekkilimin biraz önce sorduğu Palazoğlu soyadını taşımayan bir şirketle ihaleye girildi deniliyor. Deniz Dörtyol şöyle söylüyor: Ticari yakınlığımız ve güven duyduğumuz KMD reklam ajansı ile ihaleye girildi olarak biliyorum diyor Deniz Dörtyol ve bu sizin döneminizle ilgili bir ihale. Siz...
Serdar Solmaz: Bu soruyu Deniz, Deniz Dörtyol...
Rahşan Sertkaya: Dörtyol'un böyle bir beyanı var.
Serdar Solmaz: Deniz kendi firmalarını vermemek için KMD'yi söylemiş olabilir ki Deniz'in kaldı ki bana ne bir talimat verebileceği ne bir iş yapabileceği bir kişiliğe sahiptir. Dolayısıyla beyanı geldiğinde benim yerime de sorarsanız memnun olurum.
Rahşan Sertkaya: Tamam. O zaman ben de size şunu sorayım. Deniz Dörtyol'un bu biraz evvel söylediğiniz kendi firmalarını söylememek için KMD'yi söylediniz ya. Nedir Deniz Dörtyol'un firmalarının adı bize söyler misiniz?
Serdar Solmaz: Onları bilmiyorum. Yani şu anda...
Rahşan Sertkaya: Hiç anımsamıyorsunuz.
Serdar Solmaz: Bir Outland firmasını duydum. Ama diğer firmaları şu anda bilmiyorum. Sektörden çıkalı birkaç sene olduğu için açıkçası reklam ve organizasyon sektöründen tamamen çıktım. Farklı bir sektörde olduğum için de piyasanın içinde olmadığım için hatırlamam mümkün değil şu anda.
Rahşan Sertkaya: Peki. O zaman şimdi ben bu beyanınızın üzerine bir şey daha söyleyeyim. Şimdi burada bu ifade aslında Muhittin Palazoğlu'nun da böyle bir ifadesi var. Diyor ki Palazoğlu soyadını taşımayan bir firma ile girdik ihaleye diyor. İşte Deniz Dörtyol da bunun KMD olduğunu söylüyor. O zaman ben size şunu sorayım: Deniz Dörtyol ile Muhittin Palazoğlu arasındaki ilişki nedir?
Serdar Solmaz: Onu ben bilemem.
Rahşan Sertkaya: Ama biraz evvel bu şirketin Deniz Dörtyol'un şirketlerinden biri olabileceğini söylediniz. O zaman Deniz Dörtyol şirketleriyle Muhittin Palazoğlu adı gözükmesin diye mi ihaleye girmiş olabilir demek istediniz siz?
Serdar Solmaz: Onları kendilerine sormak lazım. Sonuçta benim net olarak bildiğim bir durum değil. Sadece Deniz'in firmasını, piyasadan sektörden bildiğim kadarıyla bir firmasını size belirttim. Ama o ihaleye girmiştir, ticari bir ilişkisi vardır, bunları bilmem mümkün değil.
Rahşan Sertkaya: Teşekkür ederim, sağ olun.
SERDAR SOLMAZ AVUKATI ESİN İŞGÖREN SAVUNMASI
Sayın Heyet, müvekkil anlatılan kapsamlı yargılanmaktadır ancak bu eylemlerin yalnızca üçüyle bağlantılı, yetkili olduğunu kendisi de belirtmiştir. Bunlar Eylem 83, 88 ve 91 numaralı eylemlerdir. Eylem 89, 92 ve 93'te ise şirketi çoktan devretmiş, ortaklık, yönetim ve imzası sona ermiştir. Ancak biz bunu daha önce de söyledik. Ne yazık ki iddianamede bu temel ayrım yapılmamış, kimin hangi tarihte hangi sıfatla söz sahibi olduğunu ayırmadan mahkemeye bildirilmiştir. Oysa ceza sorumluluğu toplu değil kişiseldir. Müvekkilin yetkisinin olmadığı, imzasının dahi bulunmadığı bir dönemin işlemlerinden sorumlu tutulamaz. Yine müvekkilin anlattığı ve dosyadaki belgelerden de görüleceği üzere KMD, ana ihaleyi açan veya yöneten taraf değildir. KMD'den bir teklif istemiş. Yine bu dosyadaki bütün iş insanlarının anlattığı taraf. Şirket bazı işleri üstlenmiş, bazılarını alamamıştır. Müvekkil, kurumun ihtiyaçlarını belirleyen, işi kısımlara ayıran, yaklaşık maliyeti hazırlayan, üç teklifi seçen veya davet edilecek şirketleri belirleyen kişi değildir. Kamu görevlisi veya ihale makamı değildir. Ticari teklif veren bir iş insanıdır.
Eğer burada yargılama konusu yapılan idarenin satın alma yöntemi ise bu tabii ki tartışılabilir, mevzuata uygun mudur değil midir, bu yönde zaten meslektaşlarımızın savunmalarında yer verdiler ama kesinlikle biz şunu söylemek istiyoruz. İdarenin satın alma yöntemini belirleyen kişiler ne müvekkil ne de diğer iş insanlarıdır. Müvekkil her iş insanı gibi kendisinden teklif istenmiş, çalışmalarını yaparak teklif vermiş, üstlendiği işleri de şartnamelerine uygun olarak yerine getirmiştir. Yine dosya kapsamında müvekkilin rakip teklifleri öğrendiğini, yaklaşık maliyeti bildiğini, başka bir şirketle ortak hareket ettiğini, fiyatı belirlediğini, ihale komisyonuna müdahale ettiğini gösteren herhangi bir, tabiri caizse dedikoduya dayalı duyumlar dışında herhangi bir delil bulunmamaktadır. Hani bunu somut delil de diyemiyoruz artık bu noktada. Müvekkilin kendi dönemindeki fiilleri açıktır. KMD Medya adına fiyat vermiş ve aldığı işleri yaparak teslim etmiştir. Müvekkil kendi beyanında da detaylı şekilde açıkladı. KMD Medya reklam şirketi 2016 yılında kurulmuş, işten önce de uzun bir geçmişi bulunan bir şirkettir. Kurulduğu tarihten beri de pek çok köklü firmayla, gerek özel sektörde gerek kamu kurumlarıyla çalışmıştır.
KMD'nin iştirakleriyle ticari ilişkisi de 2019 yılından sonra başlamamıştır. Aslında 2016 yılında kurulduktan sonra da iştiraklerle pek çok iş yapmıştır. Bu nedenle zaten 2019'da yönetim değiştiğinde de İBB'nin tedarikçisi konumunda bulunan bir firmadır. Doğal olarak 2019 sonrasında da yine KMD'den teklif alınması zaten hayatın olağan akışına uygundur. Ticari olarak da olması gerekendir. Dolayısıyla KMD'nin sırf bu iddia edilen sistem kapsamında ortaya çıkmış veya sadece iştiraklerden iş alabilmek amacıyla sonradan devralınmış bir şirket gibi gösterilmesi somut verilerle bağdaşmamaktadır. Şimdi yine eylemler yönünden kısaca bir ayrım yapmak gerekirse, müvekkil de açıkladı. Müvekkil, KMD Reklam Şirketini 23 Aralık 2023 tarihinde bütün alacakları, borçları ve devam eden işleriyle Özcan Demirci'ye devretmiştir. Eylem 89, 92, 93 bu tarihten sonra da müvekkilin bu eylemlerde teklifi, imzası, fiyat kararı, sözleşme imzası, hakediş işlemleri veya tahsilatı bulunmamaktadır. Nitekim Özcan Demirci de huzurda dinlendiğinde zaten bu tarihteki eylemler yönünden bütün teklifleri kendisinin verdiğini, süreçleri kendisinin yönettiğini açık bir biçimde ifadesinde etmişti.
Yine müvekkilin sorumlu olduğu dönemdeki eylemler yönünden de Özcan Demirci burada dinlendiğinde daha önce KMD Reklam Şirketinin çalışanı olduğu için bu işlerin fiilen yapıldığını gördüğünü zaten kendisi de beyan etmiştir bizzat. Müvekkilin yetkili olduğu Eylem 83 kapsamında yaptığı işleri açıklamıştır. Bunlar talep edilen konstrüksiyonların yapımı ve bin bayrak aparatlarının temini ve uygulamasıdır. Yine Eylem 88 kapsamında kapalı mekan organizasyonları için gerekli ekipman, personel, giderler, talep edilen ikram, yemek, kumanya vs. hizmetler sağlanmıştır. Kurum ne kadar istemişse şartnamelere uygun şekilde bu işler o miktarlarda yapılmış ve yapılanın miktarı kadar da fatura düzenlenmiştir. Bunların tamamı zaten iştiraklerin hakediş dosyalarında mevcuttur. Dosyaya da celbedilmiştir zaten hakediş dosyaları. Eylem 91 yönünden müvekkil döneminde, yani Serdar Solmaz döneminde sözleşme yapılmıştır ancak devirden sonraki hakediş ve ödemeler yeni yönetim döneminde Özcan Demirci tarafından yapılmıştır. Özcan Bey de zaten beyanında bu işin takibini ve hakedişlerin kendi döneminde yapıldığını açık şekilde beyan etmişti. Şimdi burada basit bir soru sormak gerekir. Eğer iddianamede iddia edildiği gibi Serdar Solmaz'a menfaat sağlamayı amaçlayan önceden kurulmuş bir düzen olsaydı, müvekkil önemli bir hakedişini tahsil etmeden neden bu şirketi devretsin? Müvekkilin birikmiş hakedişini tahsil etmemesi ve şirketi alacağıyla birlikte devretmesi iddia edilen kurguyla uyumlu değildir.
Yine daha önce bu konuda çok fazla savunma yapıldığı ve beyanda bulunduğumuz için kısa geçeceğim ama kamu zararları yönünden de iddianamede kişiler ve şirketler yönünden ayrıca bir kamu zararı hesaplanmamış, ana ihalelerin toplam bedelleri kamu zararları olarak yazılmıştır. Oysa yine başta da belirtildiği gibi KMD ana ihalenin yüklenicisi değil, yalnızca belirli alt işleri üstlenen bir şirkettir. Ayrıca bu sözleşmedeki bedellerle fiili gerçekleşmenin her zaman aynı anlamına gelmediği de açıklandı. KMD iştirak tarafından hangi iş kaleminden ne miktarda talep edilmişse o işi gerçekleştirmiş, yaptıkça faturalandırılmış ve gerçekleşen miktar üzerinden hakediş almıştır. Bu nedenle sözleşme bedellerinden iş emirleri, fiilen gerçekleştirilen miktar, düzenlenen faturalar ve ödenen hakedişler birbirinden ayrılmadan yapılan kamu zararı hesabını doğru bulmuyoruz. Kaldı ki KMD'nin üstlendiği işler kağıt üstünde bırakılmamış, fiilen yapılmış ve teslim edilmiştir. Bunlara ilişkin bütün belgeler de yine dosyalarda mevcuttur. Biz bu nedenlerle hukuka aykırı yapılan kamu zararı hesabını kabul etmediğimizi tekrar ediyoruz.
Yine dosyada müvekkil aleyhine somut bir delil olmamakla birlikte az önce bahsettiğim dedikodudan ibaret bazı beyanlar alt alta yazılarak bir suç isnadı kurulmaya çalışılmış. Bu beyanlardan biri Sayın Gökhan Köseoğlu'nun beyanı. Gökhan Köseoğlu ancak o da beyanında aslında KMD'ye ilişkin somut bir fiil anlatmıyor. İhaleler öncesi şirket listelerinde bazı şirket isimlerini görüyordum, ihaleler sonuçlandıktan sonra bu şirketlerin kazanacağını anlıyordum diye bir beyanı var kendisinin ve burada KMD'yi pek çok şirketle birlikte sayıyor. Yine burada huzurda sorulduğunda da "Ya ben işte bazı listeler görüyordum, işte ihaleye giren şirketlerin listelerini orada anlıyordum" gibi bir beyanı var. Şimdi bu iddia, bu anlatım önceden bilinen bir sonuç değil. Sonuç açıklandıktan sonra Gökhan Bey'in kendince yaptığı yorumu içeriyor aslında.
Yine KMD tabii ki faaliyet deneyimi bulunan ve köklü bir şirket, pek çok da köklü firmayla çalışan bir şirket. Tabii ki her ihaleyi kazanmak amacıyla giriyor ve ona göre teklif veriyor. Yani Gökhan Bey'in KMD'yi bir rakip olarak görüp kazanacağını düşünmesi açısından müvekkil sadece gurur duyabilir. Bunu bir suç isnadı olarak almıyoruz. Yine burada az önce de sorulan Ahmet Çiçek'in beyanı bulunuyordu müvekkile ilişkin. İsnat vardı ama Ahmet Çiçek'in dosyada birbirinden farklı beyanları var. İlk ifadesinde kendisine sorulan şirketlerle ilgili, müvekkilin de adının geçtiği şirketlerle bir ticari ilişkisi bulunmadığını, bunlardan fatura kesilmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor. İkinci ifadesinde de yine bir isim soyisim, yani bir soyisim vermeden, yine sorusunda Murat Bey de bahsetti, "Serdar adına şirket kuruldu" gibi genel bir beyanı var. Şimdi öncelikle müvekkilin zaten Ahmet Çiçek'le ticari ya da bir ilişkisi olduğunu, tanıdığını beyan etmişti. Biz Ahmet Çiçek'in tabi bu beyanda kastettiği kişinin müvekkil midir bunu da bilmiyoruz açıkçası.
Ancak bu beyanın öyle olduğu düşünülse bile, yani Ahmet Çiçek'in gerçekten bu beyanda Serdar Solmaz'ı kastettiği söylense bile, cümle kendisi zaten doğrudan bir bilgi içermiyor. "Ben hani öyle olabilir, öyle düşünüyorum" diye bir beyanı var. Bu yine bir düşünceye dayanıyor, somut bir anlatım içermiyor. Kaldı ki zaten müvekkil de Mustafa Palazoğlu ile herhangi bir iş ilişkisi, ticari ilişkisi olmadığını kendisi burada açıkça beyan etti. Yani ne Gökhan Köseoğlu ne de Ahmet Çiçek 83, 88 veya 91'de Serdar Solmaz'ın hangi somut fiille kamu zararlarına dolandırıcılık suçunu işlediğini ya da hangi somut fiille ihaleye fesat suçunu işlediğini anlatamamışlardı. Çünkü bu ilişki müvekkilin birbiriyle talimat ile teklif hazırladığına, hangi fiyatı kiminle paylaştığına, kime nasıl müdahale ettiğine ya da sonucu nasıl etkilediğini gösteren somut bir anlatımları bulunmamaktadır. Değişen beyanlardan ve açıkça varsayım olarak sunulan sözlerin ceza mahkemesine esas alınamayacağı açıktır.
Sayın Heyet, burada dosyanın kapsamı ve tamamındaki görünüm ne kadar büyük olursa olsun ceza sorumluluğu kişiseldir. Müvekkil bakımından sorulması gereken soru aslında şudur: Müvekkil teklifleri ayarladığına, rakip fiyatı bildiğine, komisyona müdahale ettiğine veya kirli bir anlaşmaya katıldığına ilişkin somut bir delil var mıdır? Dosyada buna ilişkin somut bir delil yoktur, biz göremedik açıkçası. Sayın Başkanım, müvekkil yetki aldığı dönemlerde ticari tekliflerini vermiş, aldığı işleri yapmış ve teslim etmiştir. Yetkili olunmadığı dönemlerde şirketle hiçbir yöntemi ve imza bağı kalmamıştır. Bu durum şirketin o dönemki yetkilisi tarafından da zaten teyit edilmiştir. Müvekkilin olağan ticari faaliyetlerini yapması ya da belediye iştirakleriyle çalışması bir suç veya suç delili değildir. Müvekkilin hileli davranışı, dolandırıcılık kastı, haksız menfaati veya sebep olduğu somut bir kamu zararı ortaya konulamadığından üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.
OĞUZ KAAN DEMİRCİOĞLU SAVUNMASI – 06.10.2026
“Daha önce savcılıkta verdiğim ifadem arkasındayım. Değiştireceğim bir şey yok.”
Hakim: Beyanlarınızı tekrar ediyorsunuz, beraatinize karar verilmesini istiyorsunuz.
Oğuz Kaan Demircioğlu: Evet
SAVCI, OĞUZ KAAN DEMİRCİOĞLU'NA SORUYOR
Savcı: Oğuz Kaan bey ifadenizde Ahmet Şahin'e bir para tesliminden bahsediyorsunuz?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Evet.
Savcı: Ahmet Şahin'i FaceTime'dan aradınız?
Oğuz Kaan Demircioğlu: FaceTime'dan aradım.
Savcı: Niye FaceTime?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Kendisi öyle talep etti.
Savcı: Kim söyledi?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Kendisi öyle talep etti.
Savcı: Daha önceden bir irtibatınız var mıydı?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Kendisiyle üç kere görüştüm. Üç kere telefon görüşmesi yaptım. Üçünde de buluştum. Onun harici bir görüşmem olmadı.
Savcı: Üç görüşme de FaceTime'da yapıldı.
Oğuz Kaan Demircioğlu: Evet. FaceTime'dan WhatsApp üzeri...
Savcı: Ahmet Şahin kimdir?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Ahmet Şahin'i ben daha sonradan öğrendim. Daha sonradan tanıdım, belediye meclis üyesi olmuş. Sonradan belediye başkan vekili seçilmiş ama o dönemlerde tanımıyordum.
Savcı: Kaç kere para verdiniz?
Oğuz Kaan Demircioğlu: İki kere para verdim, üç kere buluştum.
Savcı: Peki teslim süreçleri nasıl gerçekleşti, nerede buluştunuz?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Çırpıcı'daki şantiyede buluştum.
Savcı: Bu şantiye kime ait peki?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Şantiye Ali Bey'e ait
Savcı: Tamam. Ahmet Şahin oraya mı geldi kendisi?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Evet. Konumu ben kendim WhatsApp üzerinden gönderdim, kendisi oraya geldi.
Savcı: Anladım. Kimle geldi?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Şoförüyle.
Savcı: Peki para teslimi nasıl oldu?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Kendisine, bagaja teslim ettim, kendisine teslim ettim.
Savcı: (…) sizi yönlendirdi?
Oğuz Kaan Demircioğlu: Evet, evet. Kendisi ifadesinde belirtmiştir.
Savcı: Anladım. Anladım, başka sorum yok.
OĞUZ KAAN DEMİRCİOĞLU AVUKATI:
“Müvekkilim etkin pişmanlık kapsamında ifadesini vermiştir. Beyanları da tekrar edilmiştir. Hakkında beraat kararı verilmesini aksi halde lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz efendim.”
FURKAN REMZİ CEYLAN SAVUNMASI – 06.10.2026
“Evet sayın başkanım. Ben de 135. eylem kapsamındaki savunmalarıma şu şekilde başlamak istiyorum: 1 Temmuz 2025 tarihinde savcılığa vermiş olduğum etkin pişmanlık ifade aynen geçerlidir, ifademin arkasındayım. Olayı da böyle kendimce özetleyecek olursam başkanım; ailem uzun yıllardır inşaat sektörünün içindedir. Ben de bu ailemle birlikte birçok kat karşılığı projeyi başarıyla tamamlayıp teslim eden bir aileden geliyorum. Dolayısıyla inşaat işinde çekirdekten yetişmiş bir kişiyim; yani bu inşaat işiyle alakalı çekirdekten yetişip gelmiş bir...
Daha önceki ifademde de sayın başkanım belirttiğim üzere Ali Nuhoğlu şirketinde evet ben SGK'lı olarak çalıştım. İlerleyen süreçte de Ali Bey'in SGK'lı çalışanı olarak görev yaptım. Daha sonra kişisel girişimlerimi tamamlayarak Ali Bey'in en büyük işindeki arıtma tesisi projesinde alt yüklenici oldum. Bu alt yüklenicilik işleri kapsamında kendisiyle aramda birçok ticari ilişki bulunmaktadır. Bunu zaten bütün ifadelerimde tekrar ettim. Bu projedeki iş ilişkiler kapsamında kendisiyle aramda birçok yüksek hacimli, yüksek tonajlı para trafikleri olmuştur. Bunların hepsi resmidir, hukukidir.
Olay gününü de kısaca anlatacak olursam sayın başkanım; olay günü Ali Bey benden yaklaşık 66 milyon TL tutarında bir borç para istedi. Bu parayı da ben daha öncesinde kendisiyle birçok kez bu para trafiklerine girdiğimden dolayı, yani kendisiyle aramda yüklü cari ilişki olduğundan dolayı —hakedişler, daha önceki sonraki borç alacak ilişkilerim olduğundan dolayı— kendisine bu parayı niye benden istediğini hiçbir şekilde sormadım.
Parayı kendisine gönderdikten sonra bana bu parayı Beylikdüzü'nde ofisi bulunan İbrahim Bülbüllü denen kişiye teslim edip edemeyeceğimi sordu. Ben de o gün müsait olduğumdan dolayı bunu teslim edebileceğimi söyledim. Sonrasında onun yetkilendirdiği bir personelle bankadan parayı çekip Beylikdüzü'ndeki ofise İbrahim Bülbüllü'ye gidip 1,5 milyon dolar gibi bir parayı kendisine teslim ettim. Daha sonrasında ofisten ayrıldım. Diyeceklerim bu kadardır bu olayla ilgili. Beratimi ve yurtdışı çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum.”
SAVCI, FURKAN REMZİ CEYLAN'A SORUYOR
Savcı: Bu 60 milyon TL para KİPTAŞ'tan gelen 200 milyon TL'den mi...
Furkan Remzi Ceylan: Evet. KİPTAŞ'tan KİPTAŞ da bir yani sürecine girmiştik. O ihalenin avans ödemesidir. Ödemeyi de zaten banka aracılığıyla Ali Bey'in Trend İnşaat hesabına gönderdik.
Savcı: Şimdi KİPTAŞ'tan 200 milyon TL'lik avans geliyor doğru mu?
Furkan Remzi Ceylan: Evet Savcım.
Savcı: Avans hangi tarihte geliyor?
Furkan Remzi Ceylan: Avans Mart... Mart gibi geliyor Başkanım. 2024'ün Mart ayında geliyor.
Savcı: Ali Bey 60 milyon TL sizden borç istiyor 66 mı?
Furkan Remzi Ceylan: 66 milyon TL.
Savcı: Onu hangi tarihte istiyor? Hakedişin geldiği gün mü yoksa...
Furkan Remzi Ceylan: 18 Mart 18 Mart tarihinde istiyor.
Savcı: Hakediş geldi. Ali Bey sizden borç istiyor.
Furkan Remzi Ceylan: Hakediş o gün mü geldi, ondan önceki gün mü geldi tam net hatırlamıyorum ama o tarihlerde.
Savcı: Ama yakın tarih doğru mu?
Furkan Remzi Ceylan: Yakın tarihler.
Savcı: Hakediş geldikten sonra Ali Bey sizden borç istiyor.
Furkan Remzi Ceylan: Evet.
Savcı: 2 milyon dolar karşılığı para. Siz parayı Ali Bey'e gönderiyorsunuz, doğru mu?
Furkan Remzi Ceylan: Evet. Banka hesabına gönderiyorum resmi.
Savcı: Daha sonra parayı kim çekiyor bankadan?
Furkan Remzi Ceylan: Parayı kendi görevlendirdiği bir personeli var, o vekaletle beraber çekiyor. Zaten onunla beraber gidiyoruz bankaya.
Savcı: Tamam, bu 2 milyon dolar parayı aldınız daha sonra, Beylikdüzü'ndeki İbrahim Bülbüllü'ye ne kadar teslim ettiniz?
Furkan Remzi Ceylan: 1,5 milyon dolarını teslim ettik Savcım.
Savcı: Ne neye karşılık verildi, bir bilginiz var mı?
Furkan Remzi Ceylan: Başkanım ben ifadelerimde de belirttiğim üzere hiçbir şekilde İbrahim Bülbüllü'yü zaten tanımam. Daha öncesinde ve daha sonrasında hiçbir şekilde bir telefon görüşmem, hiçbir şekilde yüz yüze bir görüşmem olmamıştır. Zaten iddianamede de o saatte, o tarihte orada bulunduğum da mevcuttur. Yani ben o paranın oraya ne amaçla gittiğini hiçbir şekilde bilmiyorum.
Savcı: Tamam, başka sorum yok.
FATİH KELEŞ MÜDAFİİ BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: Furkan Bey bir şey soracağım, İZKA İnşaat şirketinin ortağısınız değil mi?
Furkan Remzi Ceylan: Evet.
Baran Kaya: Hiç İZKA İnşaat işleriyle alakalı kimseye rüşvet verdiniz mi ya da ihaleleri kazanmak için, önceden iş kazanmak için rüşvet verdiniz mi?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, yok hayır.
Baran Kaya: Hiç vermediniz?
Furkan Remzi Ceylan: Hiç vermedim.
Baran Kaya: Bir de şeyi soracağım, İbrahim Bülbüllüy'ü hiç tanımıyorsunuz?
Furkan Remzi Ceylan: Hiç, hiçbir zaman hayatımda görmedim, tanımıyorum.
Baran Kaya: Parayı verdiğiniz esnada İbrahim Bülbüllü olup olmadığını nasıl anladınız? Size "Ben İbrahim Bülbüllü'yüm" mü dedi yoksa?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, daha sonrasında ben İbrahim Bülbüllü’nün kim olduğunu araştırdım. Ali Bey'e, ben daha doğrusu şöyle söyleyeyim, ben bu olayı daha sonrasında, olaydan birkaç gün sonra veya bir hafta sonra Ali Bey'le görüştüm. Kendisine neden bu parayı vermek zorunda olduğumu, bu insanın kim olduğunu sorduğumda kendisinin İbrahim Bülbüllü isimli kişi olduğunu söyledi.
Baran Kaya: Siz verirken aslında bilmiyordunuz kim olduğunu?
Furkan Remzi Ceylan: Ben verirken asla İbrahim Bülbüllü'nün kim olduğunu... Zaten HTS kayıtlarında da mevcuttur, hiçbir şekilde ne daha öncesinde ne daha sonrasında kendisiyle bir görüşmem hayatta olmamıştır.
Baran Kaya: Teşekkür ederim.
Furkan Remzi Ceylan: Sağ olun.
ALİ KURT SORUYOR
Ali Kurt: Sayın başkanım, sayın üye, sayın savcım; bu eylemde tarafıma isnat edilen suç yok ama çok kısa fakat dikkatinizi çekmesi için özellikle dinlemenizi istiyorum. Çünkü hem eylemlerin cinsinden masumiyetini pekiştirecek bazı sorular soracağım hem de örgüt üyeliği yönünden kafanızdaki kuşkuları gidereceğimi düşünüyorum. Furkan Bey?
Furkan Remzi Ceylan: Buyurun.
Ali Kurt: Beni tanıyor musunuz?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, hayır, tanımıyorum.
Ali Kurt: Biz hiç karşılaştık mı?
Furkan Remzi Ceylan: Hayır.
Ali Kurt: KİPTAŞ'ın yüklenicisisiniz, doğru mu?
Furkan Remzi Ceylan: Doğrudur.
Ali Kurt: Şimdi buna ufak bir açıklama yapmam gerekiyor başkanım, bilginiz olsun diye. Çünkü kurumların yapılanmasını bilirseniz bazı şeyleri daha iyi kanaat getirirsiniz. Maliye ve Hazine Bakanlığı adına İddiamakamının aldığı bir rapor vardı biliyorsunuz. KİPTAŞ'ın tüm işlerini inceleyen. Bu iş de var. Mesela Pendik, Yeşilpınar işleri de var. Hatırlarsanız ben dedim ki: KİPTAŞ müteahhitte para üreten, kamu kaynağı kullanmayan, kamu ihale kanununa tabi olmayan işler yapıyor Pendik ve Yeşilpınar'da. Buna istisna olarak şu anda arkadaşın aldığı bir dönüşüm işi var. Buna ilişkin de o raporda tespit var. Yani güncellendi, MASAK raporları kapsamında olumlu, herhangi bir sorun bulunmadı. Bunu niye anlatıyorum? KİPTAŞ diğer iştirak şirketler gibi Ağaç A.Ş., işte İSFALT, İSTAÇ gibi İBB'ye bağlı bir iştirak değil başkanım. Zaten ekonomik durumunun iyi olmasının sebebi de o. Ben savunmamı yaptığımda "Türkiye'nin en büyük 11. inşaat şirketidir" demiştim. Ve hatırlarsanız demiştim ki: "Muhtemelen önümüzdeki dönem ilk 10'a girer." Geçen gün açıklandı, 8'e girdi. Muhtemelen önümüzdeki günlerde ilk 3'e girecektir, mevcut işlerini tamamlayınca. Bunu niye söylüyorum?
Şimdi İBB'de KİPTAŞ'ın iş aldığı en küçüklerden biridir arkadaşların yaptığı iş. 6306 sayılı kanunda istisnai madde vardır sayın başkanım. Özet geçiyorum, tam mealen söyleyeceğim. Der ki kanun: "Kentsel dönüşüm alanlarında idareler, belediyeler..." Sonradan TOKİ eklendi. TOKİ eklendiğinde TOKİ'de Daire Başkanı bu kanunun metnine önerenlerden biriyim. Der ki: "Kentsel dönüşüm alanlarında eğer kamu kurumlarının, iştirak şirketlerinin bu işleri yapabilme kabiliyeti varsa ihale kanununa tabi değildir" der. Biz bu kapsamda 6306'ya göre bu işi İBB'den doğrudan aldık. O raporda ve bu kapsamda da deprem öncelikli olduğu için yeterlilik şartı vardır bu işte. Pendik ve Yeşilpınar'dan farklı olarak yeterliği yüksek bir iki muhtemelen, değil mi?
Furkan Remzi Ceylan: Evet
Ali Kurt: Sizin üst yüklenici vardı. Davet ettik ve arkadaşlara işi verdik. Şimdi yani bunu niye söylüyorum? Şu soruma da cevap verdikten sonra... Ben sizin hakediş ödemelerinde veya başka bir konuda Ertan Yıldız veya Fatih Keleş veya başka bir danışman için yönlendirdiğim oldu mu?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, öyle bir diyaloğumuz olmadı.
Ali Kurt: Bunu niye sordum başkanım? Bu çok önemli, birleştirince hepsini anlayacaksınız. Şimdi başkanım, KİPTAŞ nakit yönetimi açısından İBB'nin en güçlü şirketlerinden biridir. Biz İBB'ye kaynak aktaran bir şirketiz. Ben tutuklandığım zamanki tarihte KİPTAŞ'a da yazıp sorabilirsiniz, İBB'ye de. İBB'den alacağımız 1,5 - 2 milyar TL para var. Bunu niye söylüyorum? Ben İBB'den bir para alma önceliğim olmadığı için diğer işte Burak Korzay'ın, Ziya Gökmen Togay'nın veya Ali Sukas'ın bahsettiği gibi Ağaç A.Ş.'nin İBB'deki alacaklarımızı önceliklendirmemiz gerekir. Herhangi bir danışmanın -ki Ertan Yıldız iştiraklerden sorumlu danışmandı, burada birçok kişinin beyanında da bulundu, doğrudur- iştirak şirketlerinin İBB'den alacakları olduğu zaman bu alacaklarını öncelikleme konusunda, işlere göre en konsolide şekilde, Ertan Yıldız bunları belirlerdi ama Ertan Yıldız zaten KİPTAŞ'ın yönetim kurulu üyesiydi. Bizim zaten İBB'den bir para alma gibi bir derdimiz yok, çünkü biz İBB'ye aktarıyoruz. Zaten bu işlerden dolayı alacaklarımız çoğalmıştı.
Şimdi huzurunuzda Burak Korzay ve Ziya Gökmen Togay ödemeler için ilgili GSY üzerinden işte girişimde bulunurdu ama yukarıdan talimat gelirdi işte "Fatih Bey engellerdi" falan diye. Bazı beyanlarda bulundu, onların tabii beyanıdır. Ama şunu söyleyeceğim: KİPTAŞ'da bu iş olmaz. Bunu niye anlatıyorum başkanım? Şimdi ben eylemlerimi maddi somut olarak anlattığımı düşünüyorum ama halen tahliye olamadım. Diyorum ki kafanızda bir kuşku var, ne olabilir? Muhtemelen örgüt maksadında beni tutuyorsunuz diye düşünüyorum, mantık yürütüyorum. Orada da şöyle bir şey var: Haklı olarak empati kuruyorum, diyorum ki "KİPTAŞ'ın bir yöneticisi, iştirak şirketler böyle sıkıntılar yaşıyorsa KİPTAŞ nasıl yaşamaz?" Veya "Yaşıyor da biliyor da bunu anlatmıyor" diyebilirsiniz ama bizim böyle usulen, yapımızı bilin diye söylüyorum. Benim İBB'den bir alacak tahsil etme gibi bir durumum olmadığı için Fatih Keleş veya herhangi birini kullanmamı gerektirecek bir durum yok. Bu iş, burada ne özellikli bir soru soruyorum başkanım? İBB'de alacaklarımız açısından bu beyefendinin firmasının aldığı iş buna diğer bir örnektir. Çünkü biz İBB'ye bağlı bir şirket değiliz. Bu çok önemli. Bunu hani kurumsal yapımızı anlarsınız, daha şey yaparsınız.
Ha, bir de şöyle başkanım: Bir beyanda daha "Ertan Bey burada ilk gün savunmasında bulunmuştu" denmişti ki: KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı olmasına rağmen, hatta Ekrem Başkan da soru sordu. Beyanda şöyle demişti: "KİPTAŞ ile ben ilgilenmiyordum." Sonra Ekrem Bey burada sorunca dedi ki: "Gidip Ekrem Bey ile direkt görüşüyordu." Ya ben kendi dönemimde, kayıtlara bakabilirsiniz, ben şimdi isim vermeyeceğim, devletteki birçok aktif bakanla da görüşüyorum. Hatta gene isterseniz belgelerini sunayım. Sayın Cumhurbaşkanına evrak imzalatıp Çevre Bakanıyla evrak imzalatıp KİPTAŞ'ın işini yaptım. İşimi gerektiriyorsa ben Yunanistan Başbakanla da görüşürüm. Şimdi bu Eyüp'teki iş de kentsel dönüşüm kapsamında acil yapılması gereken işlerden biri olduğu için muhtemelen ben görüşmüşümdür İmamoğlu ile, bu İBB'deki olurlarla ilgili. Mesela örnek olarak söylüyorum, hani bu iş özelinde değil, genel. Bunlara Ertan Bey nedense kırılmış ve bunu yani tüm işlerinizde imzası olmasına rağmen "KİPTAŞ ile ilgilenmiyorum" diye bir beyanda bulunmuş.
Şimdi iki tane daha ufak sorum var: Düzenlenmiş bir hakedişiniz KİPTAŞ'ta hiç bekletildiği oldu mu?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, sözleşmeye göre faturamız kesildikten sonra paramızı genelde alıyorduk.
Ali Kurt: Peki sizden ben şahsen nakdi veya ayni bir kişisel talebim oldu mu hiç?
Furkan Remzi Ceylan: Yok, hayır, olmadı.
Ali Kurt: Şimdi bunu niye soruyorum sayın başkanım? Biliyorsunuz, benim hakkımda hiç maddi delil yok. Bir tane beyan var, Adem Soytekin. Şimdi Adem Soytekin Ekrem Bey de burada huzurda kendisine sordu. Ekrem Bey ile geçmişten beri ticaret yaptığını biliyoruz. Hatta Ekrem Bey dedi ki: "Geçmişte bir sürü taşeronluğumu yaptın. Senin benden bir alacağın var mıydı?" diye sordu. "Yok" dedi. Şimdi Ekrem Bey'e bu kadar rahat ulaşması gereken bir, rahat ulaşabilen bir kişi ve söz konusu iddianameye göre örgüt yöneticisi, hatta kasa denen bir kişiden... Ben kişisiz böyle bir ahlaksızlığım var, rüşvet alıyorum. Adam mı kalmadı Adem'den alacak? Mesela biz size ne kadar avans ödedik?
Furkan Remzi Ceylan: %99,5'unu ödediniz.
Ali Kurt: Bakın bu kentsel dönüşüm kapsamında ki ben iddianamede bakınca burada da var, yaklaşık 200 milyon lira avans ödemişiz. 2024'te, yanlış hatırlamıyorsam. Hani bir kişisel menfaat elde edilecekse... Orada ederim. Yani Adem Soytekin'in beyanlarını zaten ortağı Erdal Tokmaçı'ya da aynı soruları sordu: "Hakediş beklettim mi?" ki Adem'in öyle bir iddiası vardı veya "Bir menfaatim oldu mu?" diye. Erdal Bey'in önemliliği hem eylemlerinizin sizde veren pozisyonunda hem de Erdal da beyefendiler de KİPTAŞ'ta işleri olan yüklenicilerden biri. Ve sayın savcım özellikle size söylüyorum. Yani soruşturma liderliğine gittiğiniz için soruşturma sürecinde KİPTAŞ'ın tüm yüklenici firmalarını huzura, şey ifadeye çağırdınız. Bir tanesi bile demedi ki "Ali Kurt bizden menfaat istedi." Bahattin Uçar da etkin pişman, sayın başkanım. O da böyle bir beyanda bulunmadı. Yani hem maddi şey beyanı çürütmek açısından hem de herhangi bir örgüt üyeliğine ilişkim olmadığını söylemek için bunu özellikle bu arkadaş... Tesadüf bu arada fark ettim ben bu arkadaşı.
Furkan Remzi Ceylan: Örgüt yöneticisi olduğunu düşünürseniz hani ben de örgüt üyesiyim. Bir yöneticiden her gün rüşvet almaz veya kasa konumundaki birine de şey para alıp para aktarmaz diye düşünüyorum. Takdir sizin. Örgüt yöneticiliği kısmında da ama şunu lütfen iyi anlayın. Kurumları anlarsanız hani kurumun şey KİPTAŞ İBB'ye bağlı bir şirket değil başkanım. Yani benim bir para ödetme yetkim yok. En güzel örnek de bu iş diyorum, teşekkür ederim.
FURKAN REMZİ CEYLAN MÜDAFİ AV. DENİZ KAYA SAVUNMASI:
“Müvekkilim samimi şekilde ifadelerini burada da sizin huzurunuzda vermiştir efendim. Herhangi bir şekilde örgüt üyesi denilen kişilerle bir işi, ilişkisi bulunmamaktadır. Ticari işleriyle uğraşmaktadır. Herhangi bir şekilde isnat edilen suçun unsurları da gerçekleşmemiştir. Müvekkilim hakkında beraat kararı verilmesini, aksi halde lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz. Ayrıca adli kontrol, yurt dışı çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol hükümlerinin de kaldırılmasını talep ediyoruz.”
EMRAH BAĞDATLI MÜDAFİ MEHMET ZENGİN TALEPTE BULUNUYOR:
“Sadece şu; şimdi tabii biz müvekkilin savunmasından sorumlu bağımsız savunmaya inanıyoruz. Bu doğrultuda talebimizin kabulünü istirham ederiz. Bir de şu var; şu kaçak meselesi yani müvekkille ilgili basına vesaire geçiyorum ama yargılamanın içerisine, yargılamanın mühteviyatında da bir kaçak, kaçaklık kararı tesis edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi hudutlarından resmi şekilde yurt dışına çıkmıştır. O esnada bir yani hakkında herhangi bir şekilde 19 Mart öncesinde bir uygulama yapılmadığı için resmi yollardan yurt dışına çıkıyor. Ve buna ilişkin kararları tesis ediyorsunuz. Bize bunları tafsilatlı şekilde anlatmamız için savunma hakkı vermenizi tekrardan talep ediyoruz.”
ADEM ALTINTAŞ SAVUNMASI – 06.10.2026
Öncelikle biraz kendimden bahsedeyim. 2006 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir Planlama Bölümü'nden mezun oldum. 2006-2008 yılları arasında Pendik Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalıştım. 2008-2014 yılları arasında da Büyükşehir Belediyesi'nde İmar Daire Başkan Danışmanlığı, Projeler Daire Başkan Danışmanlığı ve Emlak Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundum. Büyükşehir Belediyesi'nin yürüttüğü birçok projede yer aldım. İşte belediyeye ait balık hali olsun, meyve hali olsun, İDO'nun özelleştirmesindeki iskele planlarının yapılması olsun, hemen hemen birçok projenin yapılmasında, yürütülmesinde yer aldım. Bu dönemde de hem kamu kurumlarıyla hem de özel sektörde tabii ki doğal olarak ilişkilerimiz oldu ve birçok firmayı da kamu kurumunu da burada tanımış oldum.
Eylemlerle ilgili savcılıkta verdiğim ifadenin birebir arkasındayım. Yalnızca bir düzeltme yapmak istiyorum, eylem 38 ile ilgili. Savcılık ifadesinde fark etmemişim. DAP Yapı'nın verdiği bir çekten bahsediliyor, beş adet çekten bahsediliyor. Bu çekler ruhsat aşamasında verilmiş ve o aşamayla benim hiçbir bağlantım yok. Benim savcılıkta verdiğim ifadede iskânla alakalı Ziya Bey'in "Ya iskân alamıyoruz, bir bakar mısın sorunu nedir?" dediği için, çünkü DAP Yapı'yı 2014 yılından beri tanırım ve çalışırım, çok yakın ilişkilerimiz vardır, ben de hani iskânla ilgili sorunu nedir öğrenip kendisine bilgi verdim. Konu bu kadar. Yani ilk kısımla alakalı hiçbir bağım yoktur. Geriye kalan ifadelerimin arkasındayım. Başka da bir sözüm yoktur.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Adem Bey, Resul Emrah Şahan'ı tanıyorsunuz. İfadenizde de bahsetmişsiniz.
Adem Altıntaş: Evet.
Savcı: Hakkınızda atılı 7 eylemle ilişkin, Şişli bölgesine ilişkin, o olaya ilişkin sorularım olacak. Resul Emrah Şahan ile nasıl bir ilişkiniz var? İlk önce.
Adem Altıntaş: Emrah Bey'i... BİMTAŞ Yönetim Kurulu olduğu dönemde, bir önceki dönemde BİMTAŞ'tan aldığım ihaleler var, işte Kabataş Transfer Merkezi'nin imar planlarıyla alakalı. O dönem işte randevu alıp gidip görüşmeye çalışırdık. Yani o dönem işte oradan tanışmaya başlamıştım. Özel bir ilişkimiz yok. Yani bütün kamu kurumlarıyla olduğu gibi kendisiyle de işte Şişli Belediye Başkanı olduktan sonra Şişli bölgesindeki imar planlarını yenilemeye karar verdi belediye. Biz de şehir plancısı olarak bir bölgede imar planları yenilenirse hani orada proje geliştirmek için yer almaya çalışırız. Özel bir tanışıklığımız yoktur.
Savcı: Burada bu İmar Komisyonu Başkanı Yüksel Aksoy'un yönlendirmesiyle tanıştığınızı söylemişsiniz. O süreç nasıl gelişti?
Adem Altıntaş: Zannediyorum 2022 yılındaydı. Hakkı Demir Vakfı'nın plan tadilatı işlemini yürütürken 5000 ölçekli imar planı onaylandıktan sonra 1/1000 ölçekli imar planı yapılırken Yüksel Bey'le görüşüp çünkü mal sahibi, ben de planın müellifiyim bu arada oradaki imar planı değişikliğinin, oy birliğiyle bu konunun onaylanması gibi bir talebi oldu. İşte Yüksel Bey'le görüşüp hani CHP grubundan bulunan o zaman Emrah Bey İmar Komisyonu üyesiydi. Kendisiyle görüşebileceğimi söyledi. Kendisiyle ifademde de zaten anlattığım üzere görüştükten sonraki süreci zaten belirtmiştim.
Savcı: Orada bir kreş şartından bahsetmişsiniz en son.
Adem Altıntaş: Emrah Bey gerek biz ona konuyu anlattıktan sonra hani bu imar planı değişikliğiyle alakalı olumlu bakabileceklerini ama bir kreş yapılması taleplerini iletti. Mal sahibiyle görüştük. Mal sahibi bu talebi kabul etti ve sonrasında da öncesinde mal sahibi kreşi kendisi yapmak istedi. Fakat buradaki birtakım protokol süreçleri varmış herhalde bağışla alakalı yürütülmesi gereken. Bu protokol süreçleri de çok uzun süreceği için sonrasında Emrah Bey'le görüşüp ya 8-10 ay sürecek bu süreçler. Bizim zaten hazırda inşaatı yapan bir firmamız var. O firmayı da ben savcılık soruşturmasında öğrendim. Ya oraya o bağışı yaparsanız hani o firma...
Savcı: Adem Soytekin'e ait şirkete mi aktarıldı?
Adem Altıntaş: Evet, evet. Yani ben o Ayeks firmasının ona ait olduğunu da bilmiyorum.
Savcı: Hakkı Demir Vakfı'nın şey yetkilisi kimdi?
Adem Altıntaş: Duhan Demir.
Savcı: Ha Duhan Demir'le görüştünüz. Kreş talebini ilettiniz kendisine.
Adem Altıntaş: Evet, aynen öyle.
Savcı: O da bağış kapsamında mı bunu değerlendirip teslim etmek istedi?
Adem Altıntaş: Önce kendisi yapmak istedi. İnşaatını da kendisi yapmak istedi. Çünkü inşaatçıdır yani aynı zamanda Hakkı Demir Vakfı inşaat firması.
Savcı: Emrah Bey'le görüştünüz daha sonra doğru mu?
Adem Altıntaş: Emrah Bey'le görüştük. Yani bu sürecin 8-10 ay kreş yapımıyla alakalı bağış protokolü yapılması gerektiği için 8-10 ay sürebileceğine, daha kısa sürede geçmek için ya zaten sizden daha ucuza mal edecek bir firma var kreşleri yapıyor. Buraya bu parayı aktarırsanız kreş yapımını biz gerçekleştiririz gibi dönüş aldık ve süreç o şekilde ilerledi.
Savcı: Tamam, daha sonra Adem Soytekin'in şirketine çekleri siz mi verdiniz?
Adem Altıntaş: Evet, benim firmam.
Savcı: Niye?
Adem Altıntaş: Duhan Demir parayı bana yatırdı. Ha sen şey yapar mısın, aktarır mısın dediği için zaten çek tutarları ile Duhan Demir'in bana yatırdığı para birebir örtüşür. Kendisi de bu ifadeyi kabul ediyor zaten.
Savcı: Peki çekler verildikten sonra işiniz halloldu mu?
Adem Altıntaş: Şöyle; imar planı değişikliği komisyona geldi. Sonra burası Tabiat Doğal Sit Alanı'nda kaldığı için çok uzun bir prosedür var 1/5000'lik. 1/1000'lik imar planı değişikliği ilçeden geçer, Anıtlar Kurulu Tabiat Varlıkları Kurulu'na gider. Sonra Büyükşehir Belediyesi'ne gider. Oradan tekrar Tabiat Varlıkları Kurulu'na gider. Çok uzun bir süreçten bahsediyoruz. O sırada bir seçim de geçirdi belediye, zannedersem 2024 seçimi. İmar planı değişikliği onaylanıp Tabiat Varlıkları'na gittikten sonra geri geldiğinde tekrar ilçeye gönderildi. Hani orada süreç çok karıştı ama en son güncel an itibarıyla onaylandı şu an.
Savcı: Bu Eylem 38 Lap Yapı'nın Nişantaşı Projesi. Orada yine bir sürece dahil olmuşsunuz. Ruhsat başvuru sürecine ilişkin Resul Emrah Şahan'la bir görüşme yapmışsınız galiba. Görüşme nasıl gerçekleşti, içeriği nedir?
Adem Altıntaş: Oradaki süreç şöyle; Ziya Bey iskan alamadıklarından Ziya Bey'i ben 2014 yılından beri tanırım. İskan alamadıklarından ya bu sürecin neden ilerlemediğine bir bakar mısın dedi. Çünkü ben firmanın danışmanıyım, Ziya Bey'in birçok projesinin danışmanlığını yaparım. Belediyeye gidip görüştüğümde belediyede şöyle; yangınla ilgili çok ciddi sıkıntıları olduğunu, bir de ruhsat aşamasında bölgede bir 10.000 metrekare bir park olduğu ve parkın yapım taahhüdünü verdikleri Ziya Bey'in. Bu iki konuyla alakalı Ziya Bey'in çözüm üretmesi gerektiğini söylediler ve sonrasında ben zaten süreçte değindim buna.
Savcı: Anladım. Eylem 39 Profilo AVM. Yine bu süreçte Resul Emrah Şahan'la bir görüşme yapmışsınız beyanlarınıza göre. 1,5 milyon dolar arasında bir talep söz konusu. Bu konunun detayları nedir?
Adem Altıntaş: Oradaki konu şudur; Profilo AVM'de Artaş İnşaat Firması Şişli GYO'dan sanırım şey arsa paylaşımı oradaki arsayı almıştır. Orada bir konu var. Yani konunun benim dahil olduğum kısmı şuydu; bir otopark parseli var. Bu otopark parselini plan notları özel olarak işletebilirsiniz diyor. Fakat imar plan paftasında kamuya ait otopark olacaktır gibi bir ibare var. Yani birbiriyle çelişen iki tane not var. Bir plan notu bir de imar plan paftasında bir durum var. Avrupa Konutları'nın benim görüştüğüm kısmı şuydu; bunu çözebilir miyiz, Avrupa Konutları'na ben danışmanlık yapabilir miydi? Sonrasında bunun mümkün olmadığını, çünkü ortada çok net bir plan paftası olduğunu kendilerine bildirdim. Fakat o bölgede yeni gelişen plan notlarını kendilerine anlattım. İşte imar artışları olduğunu, bundan faydalanarak daha avantajlı çıkabileceklerini kendilerine anlattım. "Peki yani bunun nasıl yürütüleceğini?" sorduğunda da belediye ile görüşüp belediye... yılbaşı ışıklandırmasıyla alakalı bir talepte bulundu. Bu talep de ışıklandırmanın yapılmasıydı.
Savcı: Bu talepler harca karşılık falan mı yani harç yerine bu tarz taleplerde mi bulunuluyor? Normalde bu ruhsat süreciyle ilgili veya bu tarz belediye işlerinde belirli bir maktu harç yok mudur?
Adem Altıntaş: Yani burada bir nakit talebi söz konusu değil. Yılbaşı ışıklandırmasının yapılmasına yani sonuçta burada bir projede imar artışı sağlanıyordu yani çok ciddi bir avantaj sağlanıyordu yeni plan notlarıyla.
Savcı: Yasal bir hak demek ki yani sonuçta adamın...
Adem Altıntaş: Tabii tabii zaten sonrasında ruhsatı aldılar yasal bir hak ama bununla alakalı bunu yaparlar mı diye sordular. Avrupa Konutları da neyden bahsediyoruz, nasıl bir işlemden bahsediyoruz? İşte belediyede bizim aldığımız tekliflere göre 1,5 milyon dolarlık bir işlemden bahsediyoruz ama Avrupa Konutları bunu kaça mal eder artık onların bileceği bir şey. Yani bir para talebi yok burada.
Savcı: Daha sonra herhalde o operasyon sonrası bu konuda askıda kaldı sonra değil mi?
Adem Altıntaş: Askıda kalmıştı fakat Avrupa Konutları zaten ruhsatını aldı bildiğim kadarıyla.
Savcı: Peki bu süslemeyle ilgili Resul Emrah Şahan'ın size direkt bir talebi oldu mu hani bunlarla görüş, hani bu süslemeyi yapsınlar diye?
Adem Altıntaş: Biz oradaki şeylerle alakalı nasıl söyleyeyim yani Avrupa Konutları'nın imar artışı alabileceği notlarının uygulanıp uygulanmayacağıyla alakalı görüştüğümüzde süsleme işini yapabilirler mi diye kendileri hani tabii dile getirdi ama rakamla ilgili Emrah Bey'in bir bilgisi olduğunu düşünmüyorum. Yani bu ne tutar sorusu ikinci turda işte başkan yardımcısıyla görüşüp bizim aldığımız tekliflerde bu kadar tutuyor gibi bir dönüş oldu.
Savcı: Yine bu Torun Center’de bahsedilen ceza yazılması, ceza vesaire daha sonra düşürülmesi, o sürece ilişkin de ifadeleriniz var.
Adem Altıntaş: Dosyadaki ifademde de belirttiğim üzere, yani çok hiç dahil olmadığım, tamamen Hakan Bey'in odasında denk geldiğim ve işte sorunlarını getirdiği.
Savcı: Metin Bey'le konuştunuz mu?
Adem Altıntaş: Evet, Metin Bey, biz bir önceki dönem Büyükşehir Belediyesi'nde yurt yaptık. Şişli'de de bir kamu binası yapmak istiyoruz diye konuya girdiler. Yani odaya rastgele girdim, planlı bir görüşme de değildi.
Savcı: Konu neydi? Kendisi mi geldi yoksa şeye mi, Hakan Bey'e mi?
Adem Altıntaş: Hakan Bey'le konuşuyorlardı. Ben es kaza denk geldiğim için odaya girdim. Ama ne güzelmiş, yapacaksanız o zaman Bomonti'deki kültür merkezini yapın diye konuya karıştım. Yani benim için sadece denk geldiğim bir muhabbet, öyle söyleyeyim.
Savcı: Bir de orada bu konuyla ilgili Resul Emrah Şahan’nı aradığını, Resul Emrah Şahan'ın da kendisine gelmesi gerektiğini söylediği söylediği, şeklinde beyanınız var. İsmini tam anlayamadım, Yakup Öner mi?
Adem Altıntaş: Yakup Bey, Büyükşehir Belediyesi'nin...
Savcı: Birisinden mi öğrendiniz yoksa kendiniz mi bahsediyorsunuz?
Adem Altıntaş: Yok yok hayır. Şeyle, Torunlar ile alakalı Büyükşehir Belediyesi'ndeki yurt sürecini sanırım Yakup Bey ile yürütmüşler. Hakan Bey'le de işte bu Şişli'de yapılmak, yani bir şey yapmak istiyoruz, 2016 yılında yapmak istediğimiz işte bir yatırım, kamu binası, bir şey, bunu da Şişli'de yapmak istiyoruz diye gelmişlerdi. Yakup Bey'i zannedersem aramış ve bu şekilde yardımcı olunabileceğini, olunup olunamayacağını sormuş, söylemişti.
Savcı: Daha sonraki süreçle ilgili de şey demişsiniz ifadenizde: Resul Emrah Şahan’ın talimatıyla basit tadilat izni alınan yerde, döşeme yırtıkları gerekçesiyle yapı tatil tutanağı tutulup ceza yazılması için Hakan'a talimat verilmiş ve ceza yazılmıştır. Bu nasıl bir süreç oldu? Basit tadilatla döşeme yırtığı farklı şeyler.
Adem Altıntaş: Evet, ikisi çok farklı şeyler. Yani Torunlar orada basit tadilat ruhsatı alıp sonrasında döşemelerde yırtık açtıklarını belediye tespit etmiş ve bu cezalar tamamen bu konuyla alakalıdır. Yani alınan tadilat izniyle alakalı değil.
Savcı: Peki bu ceza daha sonra nasıl düşmüş oldu?
Adem Altıntaş: Çünkü döşeme yırtıkları kapatıldı bildiğim kadarıyla ve ceza yasal sınırlarında indirildi diye biliyorum.
Savcı: Anladım. Eylem 41'de siz eylemden sorumlu değilsiniz ama orada herhalde bir şahitliğiniz var. Bu şey, Rotana Şisli projesi. O süreç hakkında ne biliyorsunuz?
Adem Altıntaş: Çok bir bilgim yok konuyla alakalı. Süleyman Atik beni bir gün aradı. "Bir konu var, işte iskan, bir şeyler..." bahsetti. Ya ben çok hani müdahil olmak istediğim bir konu değil ve hani içeriği sordum, "Nedir bu konu?" diye. Sonrasında hani çok girip müdahil olmadığım bir konu. Çok bir detayına hakim değilim.
Savcı: İfadenizde "Ben bu süreci Resul Emrah Şahan’ın başkan olduğu dönemden beri kendisi takip ettiğinden dolayı bir yardım olmayacağını söyledim" şeklinde beyanınız var.
Adem Altıntaş: Evet. Yani çok eski bir konuymuş. İskanla alakalı etap etapmış galiba iskanları. Daha öncesinde bir kısım iskan alınmış, devamındaki iskan konusuymuş gibi bir konu.
Savcı: Daha sonra konu hakkında Resul Emrah Şahan ile görüştünüz mü?
Adem Altıntaş: Yok yok hayır. Devamında benim, yani süreçle alakalı sordum ve devamında ben süreçle alakalı hiç bir...
Savcı: O bahsettiğiniz yol haritasını kastediyorum. Görüşme işte...
Adem Altıntaş: Yani evet. Çok hani "Senin yapabileceğin bir şey yok" şeklinde bir konu ve görüşme oldu. Ben devam etmedim.
Savcı: Süleyman Atik'in bahsettiği yüksek talepler var ya, bunlar neye ilişkin sana bahsetti Süleyman atik? Hangi talepler, ne talebi, neydi yani?
Adem Altıntaş: Çok detayına hakim değilim ama genelde hani bir bina yapılması, bir şey olması şeklinde yürüdüğü için süreçler, hani çok detayını da bilmiyorum açıkçası.
Savcı: Yine bu konuya ilişkin ifadenizde şunu söylemişsiniz: Kendileri bu tarz gayriresmi para taleplerini benim üzerimden yapmıyorlardı. Buna örnek olarak Resul Emrah Şahan'ın Aktif İmar konusunda beni hiç dahil etmemesi örnektir şeklinde beyanınız var. Burada gayriresmi para talebi var mıydı?
Adem Altıntaş: Efendim? Benim olmadığım, benim aracılığımda hiçbir şey olmadı. Benim...
Savcı: İfadenizde şunu demişsiniz hani anlamanız için: "Kendileri bu tarz gayriresmi para taleplerini benim üzerimden yapmıyorlardı. Buna örnek olarak da Resul Emrah Şahan'ın Aktif İmar konusunda beni hiç dahil etmemesi örnektir" şeklinde beyanınız var. Bu olayda gayriresmi para talebi var mıydı?
Adem Altıntaş: Açıkçası bilmiyorum. Çünkü benden, yani benim dahil olmadığım, sadece bir soru sorup "Bu konu nedir?" deyip, "Ya senin yapabileceğin bir şey yok" deyip çıktığım bir süreç. Hani o paranın resmi mi, gayriresmi mi olduğunu gerçekten bilmiyorum.
Savcı: Anladım. Eylem 42'ye geçiyoruz. Medicana Şişli süreci. O bana dair bilginiz nedir?
Adem Altıntaş: Medicana ile ilgili yine ifademde anlattığım gibi, yani özel sektörde birçok projede danışmanlık yaptığım gibi, bu projede de bir danışmanlık süreci yürüttüm. Ve Medicana'nın iki konusu vardı. Aslında bir işletme ruhsatı alma konusu vardı ama işletme ruhsatı almayla alakalı inşaat ruhsatının da ve inşaat projesinin de uygulanması gerekiyordu. Bununla alakalı kendilerine bir danışmanlık hizmeti verdim ve bu süreçte Medicana'nın hemen arkasında yer alan bir kültür merkezinin yapılmasıyla başlayan süreç, sonrasında belediyenin çöp kamyonu ihtiyacıyla, talep çöp kamyonu ihtiyacına dönüştü ve Medicana belediyeye resmi bağış yaparak çöp kamyonu alınmasıyla alakalı bir süreç yürütüldü. Burada da normalde belediye onlardan çöp kamyonu istemişti. Fakat DMO'dan kamu kurumlarının alımlarına KDV avantajı olduğu için "Yani biz alalım, en azından KDV'sinden kurtulmuş oluruz" diyerek süreci belediyeye bağış ve çöp kamyonunu belediyesinin alması şeklinde yürütüldü.
Savcı: Bu 400 bin dolar herhalde resmi yoldan bağış şeklinde yapılıyor, doğru mu?
Adem Altıntaş: Öyle oldu evet.
Savcı: Yine bu ifadenizde şeyden bahsetmişsiniz: Hakan Karadeniz sizden talep etti para olarak, 300 bin dolar. Gayriresmi, herhangi bir bağış makbuzu olmadan ödendiğinden bahsetmişsiniz.
Adem Altıntaş: Bu konuyla alakalı değil. Bu şeyle alakalı, belediyenin Afet Koordinasyon Merkezi yaptığı bir inşaatı vardı. O inşaat kapsamında o rakamlara denk gelen bir işte hani demir ve şey alımıyla alakalı bir destek talebiydi.
Savcı: Bu sizin süreçlerinizde hani imarla ilgili artış yaşayan herkes bağış yapmak zorunda mı veya ruhsat talebinde bulunan herkes? Projelerin çoğunda ki mesela birinin imar artışı oluyor, %15'lik faydadan bahsediliyor veya kreş veya atıyorum işte katkı şeklinde. Öyle bir yasal zorunluluk var mı?
Adem Altıntaş: Öyle bir yasal zorunluluk yok. Fakat eylemler genelde şöyle gerçekleşiyor. Bu tarz eylemler, yatırımcı bir yerde proje yapacağı zaman, bir arsa satın aldığında veya kat karşılığı, hasılat paylaşımı aldığında o arsadan maksimum faydayı sağlamak için işte yönetmelikleri ne kadar zorlayabileceğiyle ilgili çalışmalar yapar. Biz de zaten bu aşamada kendilerine destek veriyoruz. İşte plan notları, imar yönetmelikleri ve ne kadar zorlanıp ne alabileceklerini çıkartırlar ve kendileri sonra Torunlar örneğindeki gibi, kendileri gelip sonrasında "Ya biz işte kültür merkezi yapalım, bir şey yapalım" diye belediyeyle kendileri bunu görüşürler. Aslında istedikleri mevzuatın zorlanabileceği tüm noktaları zorlayıp, hani belki 10 daire elde edecekleri kârı 20'ye çıkartıp, bir kısmıyla da işte kültür merkezi bir şey yapmayı... Aslında süreç tersinden işliyor. Yani belediye bir şey istemiyor da tersinden özel sektör bir şeyi geliştirip belediyeyle bunu paylaşıyor gibi yürüyor diyebilirim.
Savcı: Yine de bu Medicana süreciyle ilgili size 400 bin dolar verildiği söylendi ofisinizde. O konu hakkında ne diyorsunuz?
Adem Altıntaş: Benim Medicana anlaşmamız 1.5 milyon dolar danışmanlık ücretinin bir kısmı resmi faturalı, bir kısmı da elden ödenmiştir. İfademde de vardır zaten.
Savcı: Ne kadar ödenen, ne kadardır?
Adem Altıntaş: Tam hatırlamıyorsam 300-350 bin doları faturalı, geri kalanı da elden ödediler.
Savcı: Niye hepsi faturalı gösterilmedi?
Adem Altıntaş: Yani rüşvet oluşturmuyor ama yasal bir Danışmanlık Sözleşmesi ile ilgili hiçbir sıkıntı yok. Şöyle, bazen firmalar da parayı parça parça iletmek isterler. Yani işte ne bileyim, açıktan paraları mı vardı? Elden ödemek istediler bir kısmını ve bu şekilde.
Savcı: Yani bunları bağış diye nitelendirmeleri kendi hukuki görüşleridir. Yani yine de biz'a taraf bir Medikana, Medikal'ın sahibi Hüseyin Bey bu bağışları haraç diye nitelendiriyor. Bu bağış işlemleri süreçleriyle ilgili tarafların hani bu bir bağış mıdır ya da rüşvet midir şeklinde size çıkışları oldu mu?
Adem Altıntaş: Yani şimdi Hüseyin Bey'in o zaman söylediği şey şuydu. Epey bir süredir zaten bu yasal sorunlarını çözmeye çalışıyordu ve aylık 1,5-2 milyon dolar kaybediyorum her ay gibi bir söylemi vardı. Dolayısıyla hani bunu haraç gibi değerlendirip değerlendirmediğini, çok mutlu değildi tabii ki.
Savcı: Ben beyanından bahsediyorum. O bağış dediğiniz şeyi kendisi haraç diye nitelendiriyor. Hani sizin daha önce bu girdiğiniz süreçler danışmanlık kapsamında, bağış adı altında bir sürü rakamlar konuştuk. Bunlarla ilgili taraflardan bir şikayet geliyor mudur? Böyle bir bağış...
Adem Altıntaş: Mutlu değillerdi tabii ki. Çöp kamyonu işte 4 milyon dolarlık çöp kamyonu almak onları çok da mutlu etmiyordu ama yani almak durumunda kaldılar.
Savcı: Bu 4 milyon dolarlık şey, çöp kamyonu bağışından sonra bu ruhsat süreci nasıl çözüldü mü?
Adem Altıntaş: Şöyle, oradaki işletme ruhsatını zaten belediye vermiyor. Belediyenin dahil olduğu kısım tamamen binanın inşaat ruhsatı ile ilgili uyumlu hale gelmesi. Sağlık Bakanlığı'nın yönetmeliğine göre bir yerde sağlık hizmeti verebilmeniz için binanın avan projesinin belediye tarafından uygun olduğuna dair bir evrak almanız gerekir. Bu evrak sadece toplamanız gereken 16 evraktan bir tanesidir. Geriye kalan işte 15 evrakı toparlayıp ruhsatı Sağlık Bakanlığı'ndan alır zaten kendisi. Bu evrak verildikten epey bir süre sonra zaten Bakanlık'tan işletme ruhsatını alabildi diye biliyorum.
Savcı: Yine de ifadenizde şöyle bir beyanınız var. "Ben bir süre hem benden para istenmesi hem de işin mahiyetinin beni konu teknik olmasına rağmen .... göre yöneldiğini hissettiğimden gerek mesleki itibarım gerekse çevrem gerekse ticaretime zarar vereceğinden yollarımı ayıracağımı Resul Emrah Şahan'a söyledim." şeklinde beyanınız var. Bu süreçte Resul Emrah Şahan'la nasıl görüştünüz? Bu olayı nasıl...
Adem Altıntaş: Şöyle, biz zaten benim Şişli'de yer aldığım konuların hemen hemen hepsi proje geliştirme işleriydi. İşte ne bileyim kentsel dönüşüm, belediye şirketinin danışmanlığıydı zaten. Resul Emrah Şahan da danışmanlığıydı. Ve orada 6 aylık bir danışmanlık sürecim vardı. Başlatıp devam ettirdiğimiz ve neticelendirdiğimiz yaklaşık 10 küsur tane kentsel dönüşüm projesi vardı. Ben aslında o projeleri yürütüyordum. Ve bu projeler...
Savcı: Bahsettiğim şey, o hani Resul Emrah Şahan Bey ile bir görüşme yapmışsınız ya. Çekincelerinizden bahsettiğinizden beyanda bulunmuşsunuz. Çekinceleriniz neydi? Kendisine bu durumu nasıl belirttiniz?
Adem Altıntaş: Bu 6 aylık danışmanlık sürecinden sonra şirketle yaptığım sözleşmeden sonra bu sürece devam etmek istemediğimi, danışmanlığa devam etmek istemediğimi kendisine belirttim zaten.
Savcı: Ama hangi? İfadenizde akçeli bir yönden bahsetmişsiniz. Mesleki itibardan bahsetmişsiniz. Süreçteki çekincelerden bahsetmişsiniz. Bunları Resul Emrah Şahan'a belirttiniz mi? Onların bilgisi var mıydı?
Adem Altıntaş: Ya şöyle, bu hani belediyeye gidilip işte çöp kamyonu alınması, işte bu tür eylemlerin benim çok içinde olmak istemediğim, çok hoşlanmadığım, tamamen olayın proje geliştirme ve diğer kısımlarında yer almak istediğimle ilgili çok net ifadeleri belirttim. Çünkü zaten yatırımcının çok da severek yaptığı şeyler değildir. İşte çöp kamyonu, tamam kamusal bir tarafı varmış gibi gözüküyor ama böyle çok ana ..... gelen işler değildir.
Savcı: Peki akçeli yönden bahsettiğinizi Emrah Bey'e, onun hakkında bir bilginiz var mı? İsterseniz...
Adem Altıntaş: Açıkçası şimdi çok detaylı bir şekilde hatırlamıyorum ama hani böyle akçeli yönüyle işte neyi kastettiğimiz ya da...
Savcı: Yok bu kendi beyanınız olduğu için...
Adem Altıntaş: Yok hani orada kastedilen şey işte bu işte yok kreş yaptım, yok bilmem ne şeyi yaptım. Yani bu tür şeyler de çünkü biz bir arsa ile ilgili proje geliştirme ile ilgili süreçlerde hep onun mevzuat anlamında ve en karlı hale getirilmesi kısımlarında yer alırız. Onu da yatırımcıya sunarız. Yatırımcı ondan sonraki süreci kendisi yönetir.
Savcı: Ben Emrah Bey'e bu hususlardan bahsettiniz mi diye soruyorum yani.
Adem Altıntaş: Yani evet. Bu süreçlerin bana çok uygun olmadığıyla ilgili kendisine bilgi verdim.
Savcı: Peki kendisi bunun karşılığında nasıl bir beyanda bulundu?
Adem Altıntaş: Yani çok samimi ve amanda bir gitme şeklinde böyle bir süreç olmadı zaten. Başka bundan sonraki süreçte ben hani affımı istiyorum deyip 6 aylık danışmanlık sözleşmemin sonunda da devam etmeyeceğimi kendisine belirttim.
Savcı: Emrah Bey'e Şişli Belediyesi Başkanlığı'nda danışmanlık yapmışsınız. Akçeli süreçten bahsettiğinizi merak edip sormadı mı bu akçeli işler nelerdir veya yanlış değerlendirilen ifadelerdir diye?
Adem Altıntaş: Onlar yani benim akçeli iş dediğimiz kısımlarda yani belediyeye çöp kamyonu alınması çok akçeli işmiş gibi hani biz öyle düşünmüyorduk. Hani ne bileyim... Yoksa diğer akçeli konularla alakalı zaten bizim bir dahlimiz olmuyordu ama belediyelerin genel işleyişi bu şekilde olduğu için ben çok içinde yer almayı doğru bulmuyorum.
Savcı: Hakan Karademir'i tanıyor musunuz? Başkan yardımcısı...
Adem Altıntaş: Evet, Başkan Yardımcısı.
Savcı: Kendisi kimdir? Bu süreçlerde görüşmeleriniz oldu mu? İfadenizde benzerlik, bu tarzdaki para işlerini Hakan Karademir yapmaktadır şeklinde beyanınız var.
Adem Altıntaş: Şöyle, ifadem şu şekilde: Ruhsat ve inşaat iskanı ile ilgili süreci olan vatandaşlar Hakan Bey'le görüşürlerdi ve bildiğim kadarıyla Afet Koordinasyon Merkezi yapılıyordu o dönem şeyde, belediyenin hemen az ilerisinde. Hakan Bey kendilerini oraya yönlendirirdi ama devamındaki sürecin nasıl işlediğini çok bilmiyorum.
Savcı: "Belediyedeki bu tarz nakit para işlerini Hakan Karademir yapmaktadır" şeklinde net beyanınız var.
Adem Altıntaş: İşte...
Savcı: Bu hangi görgüye dayalı, duyuma dayalı çıkarımınız mı?
Adem Altıntaş: Duyuma dayalı ve ruhsat ve iskan alacaksanız Şişli'de zaten süreç o şekilde yürüyor. Bütün Şişli'deki...
Savcı: Yani direkt duyum atfederek sizden para istenmiş. Bu tarz duyum olmuyor sanki ama. İstenen istenen parayla...
Adem Altıntaş: Benden istenen kısmı var ama devamıyla alakalı kısımda tamamen özel sektör ruhsat iskan süreçlerinde onun üzerinden yürütüldü.
Savcı: Sizden istenen parayı resmi mi elden mi verdiniz?
Adem Altıntaş: Bir kısmını demir stoku almak şeklinde, demire ihtiyaçları varmış. Bir kısmını nakit olarak elden teslim ettim.
Savcı: Kime teslim ettiniz?
Adem Altıntaş: Hakan Bey'e.
Savcı: Makamında mı yoksa?
Adem Altıntaş: Şantiyede. Şantiyedeki çalışanların...
Savcı: ....... İfadenize göre. Peki bu bağışı yapma sebebiniz nedir?
Adem Altıntaş: Ben de bazı projeleri yürütmeye çalışıyordum. Şişli'de projelerimiz vardı. Bunlarla alakalı işte yaptığım danışmanlıklarla alakalı... Normal bir talep gibi geliyordu bana. Bilmiyorum tabii şeyini de.
RESUL EMRAH ŞAHAN SORUYOR
Resul Emrah Şahan: Adem Bey, aslında biraz anlattınız da ben yine de biraz baştan başlamak istiyorum. Bu mesleki geçmişinizle alakalı; kurumlara, şirketlere danışmanlık hizmeti sunuyorsunuz. Kendi inisiyatifinizle kamu kurumlarına sunduğunuz proje oldu mu? Şişli'yi konuşuyoruz burada ama bunun dışında...
Adem Altıntaş: Defalarca oldu. Yani bu çünkü... Türkiye'de de oldu... Yani...
Resul Emrah Şahan: Birkaç örnek verirseniz sevinirim.
Adem Altıntaş: Yani birçok kamu kurumuna biz proje hazırlar ve sunarız. Yani sadece belediyeler değil; bakanlık, TOKİ, Emlak Konut... Yani çünkü projeyle alakalı fikirdir esas olan. Biz de o plan notları ve yönetmelik çerçevesinde oraya yapılabilecek şeyi çoğu zaman hatta ücretsiz olarak sunarız.
Resul Emrah Şahan: Şimdi yine bir tanışma hikâyesi var. Ben BİMTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı olduğum dönemde tanıştık. Siz de BİMTAŞ'ın eski müteahhitlerinden birisiniz, iş yapan şirketlerinden birisiniz. Benim Yönetim Kurulu Başkanı olduğum dönemde —bilmiyorum aldınız mı— benim vesilemle BİMTAŞ'tan, İBB'den vesaire bir yönlendirdiğim, aldığınız ihale, proje vesaire oldu mu?
Adem Altıntaş: Hiçbir proje almadık.
Resul Emrah Şahan: Peki, yine bir kişisel ilişki şeyine girmek istiyorum. Yani mesleki faaliyet alanlarımız, işlerimizin kesiştiği hususlar... Yani plancı olarak geliyordunuz, bize şurada kamu projesi geliştirebiliriz, şurada kentsel dönüşüm yapabiliriz... Bunları tanımdan... kendi savunmandan anlattım. Bir senin gibi bazı arkadaşlarımız da geliyordu. Bunların dışında kişisel, özel bir dostluk, özel bir hukukumuz... Burada duyuyoruz yani, hatırlamıyorum, bazı şirket personelleri, müdürler müteahhitlerle tatile gidiyorlar. Hiç oldu mu, aramızda böyle bir şey var mıydı?
Adem Altıntaş: Olmadı başkanım.
Resul Emrah Şahan: Peki herhangi bir kişi, kurum veya şirketten, başkan yardımcısı olduğum dönemden beni tanıdığın andan itibaren —başkan olduğum dönem de dahil olmak üzere— yürütülen bir projeden, hizmetten veya şahıstan, bir iş kapsamında, çerçevesinde şahsıma yönelik herhangi bir maddi menfaat talep ettiğime tanık oldun mu?
Adem Altıntaş: Olmadım başkanım.
Resul Emrah Şahan: Peki benim kendi kişisel zenginleşmeme yönelik, kendi kişisel menfaetime yönelik senden ben bir talepte bulundum mu?
Adem Altıntaş: Olmadı başkanım.
Resul Emrah Şahan: 2024 öncesi Şişli'ye hiç projelerin oldu mu danışmanlık yaptığın? Bilmediğim için soruyorum; yani benim belediye başkan yardımcısı olduğum dönemde...
Adem Altıntaş: Çok... Tarih tarih hatırlayamam ama yani hemen hemen her ilçede girişimimiz olmuştur. Bir şey yani bilmiyorum.
Resul Emrah Şahan: Peki Şişli Belediyesine, benim belediye başkanı olduğum dönem de dahil olmak üzere —başkan olduğum dönem de dahil olmak üzere— hiçbir parsel bazında bir plan tadilatı teklifi sundun mu?
Adem Altıntaş: Sunmadım başkanım.
Resul Emrah Şahan: Bu Hakkı Demir vakfı ile ilgili sorum olacak. Yani burada tabii ben kendi ifademde uzun uzun anlattığım için girmeyeceğim ama bir yıllar şeyi var ve sürecin bir tutarsızlığı, çelişkisi var. Yani 2022'de ben İmar Komisyonu üyesiyim; yani CHP'nin ret oyuyla çıkmış, İmar Komisyonu ret oyu vermiş, kurum görüşleri olumsuz falan. Böyle bir çelişki durumu var burada. Yani bu insan hiç benimle de tanışmadı, ben tanımıyorum o insanı. Dediğin gibi kurumlar, kurullar vesaire plan yeni geçmiş zaten, daha yeni öğrendim ben de. Ya buna ilişkin bir izahatın var mı acaba?
Adem Altıntaş: Yani birebir anlattığım gibi. Hani benim farklı bildiğim bir olay örgüsü, ekleyebileceğim bir şey yok. Yani anlattığım, savcılıkta verdiğim ifade birebir benim yaşadığım kısım bu. Ama hani çelişen tarihleri bilmiyorum artık o sizin takdiriniz.
Resul Emrah Şahan: Zaten verdik hâkimliğe belgeleri. Peki eylem 44 ve 45 kapsamında sorum olacak. Şimdi burada, biraz az önce de konuştuk, parsel bazında bir plan tadilatı vermediğini, teklifte bulunmadığını söyledin. Şimdi tabii planlamada 19 kurum, 24 yasa, 17 yönetmelik; pek çok kurumun plan yapma yetkisi var. Yani bu, bu insanlarla, bu arsa sahipleriyle görüşürken başka kurumlardan rezerve alan planlaması yoluyla çözüm üretmek için mi görüştün ya da başka bunlara ilişkin sadece ilçe değil, büyükşehir dışında da başka kurumlara ilişkin böyle yatırımlara ilişkin bir girişiminiz oldu mu?
Adem Altıntaş: Bu firmaları tanırım, yani başka projelerinden de tanırım ama bu imar planı değişiklikleri zaten parsel bazında değil, bölge planına işlenebilir mi diye görüşüldü. Ve zaten yatırımcılar işte konuşulan şeyleri kabul etmedi ve ilerlemedi süreçler. Sadece bölge planında bu düzeltmeler yapılabilir mi diye görüşülmüştü.
Resul Emrah Şahan: Yine aynı şekilde başka il ve ilçelerde taşınmaz yönetimine ilişkin söyledin ama yani böyle bir plan süreçlerinde hazırlanması konusunda kendi girişimlerinde, önerilerinde bulunur musun?
Adem Altıntaş: Tabii ki.
Resul Emrah Şahan: Dolayısıyla belediyeyle, personelle, başkan yardımcılarıyla diyaloglarınız olur.
Adem Altıntaş: Tabii ki, birçok kurumla.
Resul Emrah Şahan: Tat Yapı ile ilgili kısmı biraz anlattın ama orası da konut, apartman olarak söyledin. Yani o sürece ilişkin dahiliyetin sadece Ziya Bey'le bu konuşma mıdır?
Adem Altıntaş: İskân sürecinde anlattığım gibi iskân alınamıyor. Ziya Bey'le ben 2014 yılından beri çalışırım birçok projesinde. "Ya bir bakar mısın, sorun nedir?" dediği için belediyeye gelip baktığımda iki tane konu vardı. Bir tanesi yangınla ilgili ciddi sorunları vardı söylenen; bir tanesi de ruhsat alırken taahhüt ettiği oradaki bir 10.000 metrekarelik park konusu vardı. Ziya Bey'e ilettim ve sonrasındaki süreçte ben yokum zaten.
Resul Emrah Şahan: Bu taahhüdün 2020 yılına ait olduğunu biliyor muydun?
Adem Altıntaş: Evet, zaten Ziya Bey'e de belirttim, "Ruhsat alırken bunu taahhüt etmişsiniz" diye.
Resul Emrah Şahan: Yine eylem 39 kapsamında bahsettiğin, biraz anlattın gerçi ama bir terk yapıldığını biliyor musunuz, 2600 metrekarelik parsel terk terkinin yapıldığını?
Adem Altıntaş: Yapılmak zorundaydı zaten ve yapıldı.
Resul Emrah Şahan: Sorgularda sürekli "imar artışı, imar artışı" diye bir şey kullanılıyor, teknik olarak kahroluyorum. Bir imar artışı yok ortada, bir plan var. Plan gereği bunu terk etmek zorundasın. Özel sağladığımız bir imar artışı yoktu, öyle değil mi, plancı olarak soruyorum size?
Adem Altıntaş: Bölge planı notları gereği onun da faydalanabileceği plan notları vardı, ona özel bir durum yoktu ortada.
Resul Emrah Şahan: Evet, dolayısıyla o da terk etmek zorunda. Çift taraflı bağış dedi, bağış değil; o bir terk, plan terki.
Adem Altıntaş: Evet, doğru.
Resul Emrah Şahan: Torun Center'ı... Yine şey... Burada Torun Center'da tek bir sorum var: Ben seni Torunlar'a yönlendirdim mi hiç? Yani Torunlar'ın cezası var, harcı var. Kendi savunmamda anlattım, tekrarlayacak değilim burada ama o cezayı düzelttiler, ceza düştü, harç ayrı bir iş; itiraz ediyor sürekli. Ama ben seni yönlendirdim mi burada; "Git kardeşim ceza kestik bunlara şu kadar para" falan diye böyle bir şey...
Adem Altıntaş: Sıra ve diğer süreçlerin hiçbirisinde ben yer almadım. Anlattığım gibi Hakan Bey'in odasına denk geldiğimizde "Biz bir yatırım yapmak istiyoruz, bir bağış bina yapmak istiyoruz. Büyükşehir Belediyesine yurt yaptık, buraya da işte bir şey yapmak istiyoruz" dediği kısımda yer aldım sadece. Geriye kalan süreçte bir bilgim yok.
Resul Emrah Şahan: Eylem 42, Medicana'da Sağlık Bakanlığı yazısından haberin var mıydı? Benim savunmamda anlattığım, böyle bir hastanenin, böyle bir binanın hastane olmaması için gerektiği evrakları ilçe belediyesiydi. Bizim son verdiğimiz yazıda da başkan yardımcısının yazdığı yazıda da zaten öyle bir ibare var, "Sağlık Bakanlığı yetkili" diyor. Burayı da tamamlayamıyorum; yani bir şey var, süreç var, kendim de sordum bunu, Fatih Mehmet Bozkurt’a da sordum. "Bilgimiz vardı, yoktu" dedi, tamam da vesaire falan; size danışman olarak soruyorum sadece.
Adem Altıntaş: Ben anlatayım size. Bu 15-16 kurumdan bir tanesi de belediyenin onaylayacağı mevcut bina ile onaylı avan projenin örtüşmesidir. Yani sizin sürece dahil olduğunuz kısım belediye olarak avan proje onayı, yani mevcut binanın onaylı avan projeyle örtüştüğünü gösteren bir evrak; tamamen bu kadar.
Resul Emrah Şahan: Sizinkisi de bir evrak olarak ruhsat için içeriye giriyor. Burada bir zorlama olduğundan bahsettin sen Hüseyin Bozkurt'a, Medicana'ya. Çok kamusal bir işti, ben sürekli anlatıyordum bunu. Bunu duyarak mı bu insanlara bunları anlattınız? Ben çünkü artık yani basın toplantısında falan da anlatıyordum bunu kendi kamyonumuzu almamız lazım, kendi çöp işimizi yapmamız lazım diye. Buradan da merakımdan soruyorum, yani gerçekten benden hiç sanmıyorum böyle bir talebim olmamıştır. Ben Hüseyin Bozkurt'a git kamyon al demedim, kamyon aldırın demedim, kimseye de demedim. Ama bunu ben her yerde konuşuyorum ve kendi de rızasıyla bağışıyla geldi, Medicana'nın yatırdığı bağışla yaptı bunu. Bu burada başka bir ortam var, tabii ortamdan dolayı da kendisi bunu zorlukla yaptığını beyan ediyor, bir buçuk sene sonra gelip savcılığa ifade veriyor. Süreci danışmanı olarak sana soruyorum kardeşim, gerçekten benden böyle bir şey duydun mu?
Âdem Altıntaş: Başkanım yani buna şöyle cevap verebilirim; belediyeye yapılan 4 milyon dolarlık bağışın hani haberinizin olmaması çok inandırıcı değil. Yani dolayısıyla buradaki durumda bu süreçte bu talebin, yani bir başkan yardımcısı veya oradaki bir müdür seviyesinden gelme ihtimali de çok mümkün değil. Yani ben şahsi fikrim bilginiz doğrultusunda olduğu. Ha vatandaş bundan mutlu olmuştur, mutsuz olmuştur zaten mutsuzum diye ifade vermiş. Yani o durum o.
Resul Emrah Şahan: Peki tamam. Teşekkür ederim, sağ ol.
RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR
Doğa Şanlıoğlu: Adem Bey, merhaba. Sadece açıkta kaldığını düşündüğüm için birkaç tane soru soracağım çok kısaca. Az önce müvekkilimin sorduğu soru aslında biraz şuydu: Benden bizatihi Medikal'e yönelik çöp kamyonu almayı duydun mu? Onun cevabını siz evet veya hayır olarak verme şansınız var mı? Başkandan... Başkandan aldınız, tamam. Bir de bu Hakan Bey'e bir para...
Hakim: Cevapları mikrofona yakın verirseniz kayıtta zorlanabiliriz.
Doğa Şanlıoğlu: Hakan Bey'e, Hakan Karademir'e verdiğinizi beyan ettiğiniz tam rakamı, yeri, konumu sordular ama pek teyit etmek için soruyorum. Tam rakam, konum, kime teslim ettiğiniz, nasıl sorulduğuna dair bilginiz var mı?
Adem Altıntaş: Konuşuldu. Yani orada yapılan şantiyedeki işte işçi ödemeleri ve demir ödemeleriyle ilgili. Şantiyede o ödemeler yapıldı.
Doğa Şanlıoğlu: Tarihi hatırlayabiliyor musunuz?
Adem Altıntaş: Hatırlamıyorum
Doğa Şanlıoğlu: Siz bizzat kendiniz teslim ettiniz mi? Bir evrak teslim ettiniz mi yoksa elden mi verdiniz?
Adem Altıntaş: Elden teslim ettim.
Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Teşekkür ederim, bu kadardı sorularım.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: Adem Bey, Yakup Öner’i tanır mısınız? Yakup Öner.
Adem Altıntaş: Bir defa gördüm.
Baran Kaya: Eylem 40'ta Mehmet Torun'un kendisine "Adem isimli birinin 10 milyon dolar talep ettiğini" söylediğini söylüyor. Siz 10 milyon dolar talep ettiniz mi?
Adem Altıntaş: Hayır, hayır.
Baran Kaya: Peki Yakup Öner böyle bir şey söylemiş olabilir mi? Öyle bir husumetiniz var mı aranızda?
Adem Altıntaş: Hiçbir husumetimiz yok. O 10 milyon dolar konusunu ben aslında şeyde ifademde de anlattım, savcılık ifademde. Yapacağı binanın, o zaman Bomonti Kültür Merkezi'ni…
Baran Kaya: Bomonti projesinden bahsediyorsunuz 10 milyon dolarla ilgili?
Adem Altıntaş: Şöyle, 10 milyon dolar konusu şu: "Bomonti Kültür Merkezi'ni yapar mısınız o zaman?" Bomonti'de çünkü belediyenin kiraladığı bir 49 yıllığına kültür merkezi vardı. "Neyden bahsediyoruz?" dedim Metin Bey'e. "20 bin metrekare bir inşaattan." "Çokmuş." dedi. "Tamam, kabasını yaparsınız o zaman." diye böyle hani bu bir muhabbet, bir para talebi değil. Kabasının ne kadar tutacağıyla ilgili konuşurken, yani siz de inşaatçısınız benden iyi bilirsiniz, tutacağı rakam 500 dolardan işte 20 bin metrekare 10 milyon dolar tutar. Konu bu. Yani burada bahsedilen 10 milyon dolar konusu bir muhabbet esnasında konuşulan...
Baran Kaya: Nakit değil yani?
Adem Altıntaş: Hayır.
Baran Kaya: Süleyman Atik de beyanında şöyle diyor, Abdi İbrahim konusunda: "2-3 milyon dolar civarında bir para aldığını, sizi arayıp birini göndermenizi istediğini, sizin de birini gönderip bu 2-3 milyon doları aldığınızı" söylüyor. Süleyman Atik'i nereden tanırsınız?
Adem Altıntaş: Bu doğru bir ifade değil. Süleyman Atik'in böyle bir ifade, beni arayıp benim kimseyi göndermediğim yönünde bir ifadesi olduğunu ben okumadım. Ve bu konuyla alakalı benim bir dahilim olmadı. Süleyman Atik'i çok eski tanırım. Yani çok, belki 10-15 yıldır tanıdığım birisidir. Böyle bir diyaloğumuz olmadı.
Baran Kaya: Tamamdır. Ne yapar, sizle bir diyaloğu, sizi arayıp böyle bir şey söyleyebilir mi? "Gel birini gönder, 2-3 milyon dolar vereceğim." diyebilecek bir samimiyetiniz, bir ilişkiniz var mı?
Adem Altıntaş: Böyle bir muhabbetimiz olmadı zaten, böyle bir şeye gerek de kalmadı bugüne kadar. Süleyman Bey avukattır ve avukatlığıyla ilgili... Ben onu mesleki olarak değil, kişisel hukukumdan tanırım.
Baran Kaya: Hiç iş yapmadınız yani?
Adem Altıntaş: Evet.
Baran Kaya: Fatih Keleş’i tanır mısınız?
Adem Altıntaş: [anlaşılamadı]
Adem Altıntaş: Teşekkür ederim.
ADEM ALTINTAŞ AVUKATI SEVGİ İLTER SAVUNMASI
Müvekkilimiz, müşteki Ziya Yılmaz'a 2014 yılından beri projelerinde danışmanlık yapmaktadır. Müşteki Ziya'nın belediyeye gelip iskân verilmemesi nedenini sorduğunu ve belediyeden harç türünden ne gerekiyorsa getirmesini istendiğini bildirdiğini ifade etmesi üzerine, bunu müştekiye söylediğini ifade etmiştir. Müvekkilin bu olayda taraflar arasında para alışverişi içinde olduğuna dair bir beyan veya delilin bulunmadığı görülmektedir. Nitekim müşteki Ziya Yılmaz ve tanık Uğur Kemal Gökbulut da savcılık ifadelerinde, müvekkil sanığın iskân verilmesi karşılığında Asoy isimli firmaya çek verilmesi olayında bir dahlinin olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Sadece sanığın harç yatırılması konusunda uyarılarda bulunması veya sözünü yerine getirmesi gerektiği yönünde bir bilgi verdiğini teyit etmişlerdir.
Esasen iddianamenin eylem 38 değerlendirme başlıklı bölümünde de aynen, Engin Polat'ın örgüt üyesi adına Uğur Kemal Gökbulut'tan belediye adına yapılacak tahsis için 2.950.000 TL verilmesini talep ettiği, talebi şüpheli Ziya Yılmaz'a Uğur Kemal'in ilettiği, müşteki tarafından kabul edilmesi üzerine örgüt yöneticisi Âdem Altıntaş'a ait Asoy İnşaat A.Ş. isimli firmaya en geç 15.11.2020 keşide tarihli 4 adet çekin verildiği şeklinde ifadelere yer verilmek suretiyle, harçlar üzerine yapılacak tahsis için müşteki Ziya Yılmaz'dan talep edilen 2.950.000 TL'nin Uğur Kemal tarafından iletildiği açıkça ifade edilmek suretiyle sanığa para verme, alma veya teklif edilme konusunda bir ilgisinin bulunmadığı teyit edilmiştir. Ancak aynı bölümde bu değerlendirmeyle çelişecek şekilde somut delil veya beyan gösterilmeksizin 2024 yılı Nisan ayında Nişantaşı Koru projesinin bitmesi üzerine müşteki Ziya Yılmaz'ın Şişli Belediyesi'ne iskân alabilmek için başvuru yaptığı, sonrasında şüpheli Âdem Altıntaş'ın devreye girdiği şeklinde bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir. Oysaki sanık sadece Ziya isimli şahsın talebiyle kendisine neden iskân verilmediğini belediyeden sormuş ve buna ilişkin bilgiyi Ziya isimli şahsa vermiştir. Bu açıdan da sanığın suç oluşturan bir eylemi söz konusu değildir.
Diğer taraftan iddianamede sanığın bu eylemi TCK'nın 37/1 maddesi anlamında asli fail olarak değerlendirilmiştir. Oysa 5237 sayılı TCK'nın 250. maddesi uyarınca irtikap suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabileceği için irtikap suçu özgü suç niteliğindedir. Özgü suçlarda ise iştirak 5237 sayılı TCK'nın 40/2 maddesinde; özgü suçlarda ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir, bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur şeklinde düzenlenmiş olup, söz konusu düzenlemeye göre özel faillik niteliğini taşıyan kişiler özgü suçun faili olabilmektedir. Dolayısıyla kamu görevlisi olmayan müvekkilin TCK'nın 37/1 maddesi anlamında bu suçun faili olması hukuken de mümkün değildir. Sonuç olarak sanığın üzerine atılı irtikap suçunun yasal unsuru olan kamu görevlisine veya bir başkasına yarar sağlanması eylemine hiçbir katkısının bulunmadığı, sanığın sadece iskan verilmemesinin gerekçesini belediyeden sorup müştekiye bildirdiği, bu eylemin irtikap suçuna iştirak olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, esasen özgü suç olan irtikap suçunda kamu görevlisi olmayan sanığın asli şerik olmasının da hukuken mümkün olmadığı, tüm bu nedenlerle sanığın üzerine atılı 38 numaralı eylemden dolayı beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
39 numaralı eylem. İddianamede sanığın bu ifadesi aleyhine gelenak kabul edilmiş ve sanığın rüşvet anlaşmasındaki rüşvet teklifini karşı tarafa ilettiğinden bahisle rüşvet suçundan dolayı TCK'nın 252/5 delaletiyle 252/2, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir. Sanık Arkas Holding'den kendisine danışmanlık teklif edildiğini ileri sürerken holding sahibi ve yetkili genel müdürü ise böyle bir durumun olmadığını, sanığın kendisini Şişli Belediyesi danışmanı olarak tanıttığını ifade etmişlerdir. Suça konu paranın alındığına dair dosyada herhangi bir somut delil bulunmamaktadır. İddianamede rüşvet anlaşmasının tamamlandığı ifade edilmiştir. İddianamede bunun gerekçesi olarak da nitekim şüpheli Süleyman'ın İstanbul'un değişik bölgelerinde yaptığı inşaat ve tadilatlarda da suç örgütünün rüşvet taleplerini kabul ettiği de dikkate alındığı şeklinde bir gerekçeye yer verilmiştir. Rüşvet suçu kural olarak yararın sağlanması ile tamamlanır ise de 252. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi uyarınca rüşvet anlaşmasının yapılması halinde tamamlanmış gibi cezalandırılır. Bir başka ifadeyle rüşvet suçundan ceza verilebilmesi için ya menfaatin sağlanması ya da rüşvet anlaşmasının yapılması şarttır. Söz konusu eylemde bu iki unsurun da bulunmadığı açıktır.
İddianamede suçun oluştuğuna dair somut bir delilden ziyade şüpheli Süleyman'ın İstanbul'un değişik bölgelerinde yaptığı inşaat ve tadilatlarda da suç örgütünün rüşvet taleplerini kabul ettiği de dikkate alındığında şeklinde tamamen varsayıma dayalı olarak bir suçlamada bulunulmuştur. 40 numaralı eylem. Müvekkil sanığın üzerine atılı rüşvete aracılık ve teşebbüs suçundan dolayı birbiriyle çelişkili ve maddi gerçekliğe uygun düşmeyen, duyuma dayalı somut, soyut iddialardan ötürü mahkumiyetine yeter kesin inandırıcı hiçbir delil bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
42 numaralı eylem. Müvekkilin müşteki firma yetkililerinden 4 milyon dolar tutarında rüşvet aldığı yönündeki iddialar tamamen soyut iddialardır. Bu konudaki tek delil şirket yetkilisi Fatih Mehmet Bozkurt'un soyut iddialarıdır. Sanık müştekinin yetkilisi olduğu firmaya istinaden konu olayla ilgili olarak danışmanlık hizmeti verdiğini, yazılı sözleşme yaptıklarını ve karşılığında 1,5 milyon dolar aldığını ve fatura kestiğini ifade etmiştir. Sanığın eylemi tamamen yasal çerçevede sunulmuş bir danışmanlık hizmeti ve karşılığında alınmış, faturası düzenlenmiş bir hizmettir. Dolayısıyla ortada rüşvete aracılık etme gibi bir durum söz konusu değildir. Öte yandan iddianamede sanığa isnat edilen eylemin icbar altında olmadığı, karşılıklı anlaşma duygusuyla yapıldığı ve bu nedenle eylemin rüşvet suçu olduğu ileri sürülmüş ise de rüşvet ve irtikap suçu arasındaki temel farklardan biri de rüşvet suçunun yapılan eylem görevin gereklerine aykırı olarak yerine getirilmekte iken irtikap suçunda bir kimsenin haklı bir işinin kamu görevlisi tarafından yapılmamasıdır. Somut olayda da hukuka aykırı bir işin yerine getirilmesinden değil, haklı bir istemin belediye tarafından sürüncemede bırakılması iddiası söz konusudur.
Dolayısıyla sanıklara isnat edilen eylem rüşvet suçu değil, ikna suretiyle irtikap suçudur. Suçun özgü bir suç tipi olan irtikap suçu olması nedeniyle de kamu görevlisi olmayan sanık Adem'in bu suça müşterek fail olarak katılması ve sorumlu tutulması mümkün değildir. Müvekkil sanığa isnat edilen birden fazla rüşvet ve irtikap suçları yönünden TCK'nın 43. maddesince öngörülen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. İrtikap ve rüşvet suçlarının mağdurunun toplumu oluşturan bireyler olduğundan her ne kadar birden fazla kişiden yarar sağlanmış olunsa da suçun mağdurunun kamu olması nedeniyle aynı mağdura karşı işlendiğinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir; müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz.
MUSTAFA ATLI SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti; eylem 149 kapsamında 2023 1108/0808 kayıt numaralı 2023 yılı İstanbul geneli yeşil alanlarda kullanılmak üzere kışlık bitkisel materyal mal alımı işi nedeniyle yargılanıyorum. Kelimemden bahsetmek istiyorum. 18 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde memur olarak görev yapıyorum. 6,5 yıl Şehir Planlama Müdürlüğü'nde çalıştım. 12 yaklaşık 12 yıldan beri de Park Bahçelerde çalışıyorum. Sayın başkan bu ihalenin hazırlık aşamasında görev aldım. Ancak hiçbir firmaya haksız avantaj sağlamak, katılımı engelleme veya gizli bilgi paylaşmak amacıyla hareket etmedim. Görevimi ve ihale koşullarını hangi gerekçelerle hazırladığımı açıklamak istiyorum. Görevim Yeşil Alan Tesis Yapım Müdürlüğü'nde teknik müdür yardımcısı olarak çalışıyordum. Teknik şartname ve yaklaşık maliyet hazırlığında görev aldım. Yaklaşık maliyet görevlilerinin formunda adının karşısında başkan yazmaktadır. Bu yaklaşık maliyet çalışmasına ilişkin bir görevlendirmedir.
Hazırlık sürecini kısaca anlatacak olursak Park Bahçeler Daire Başkanlığı'na bağlı müdürlüklerin, ilgili müdürlüklerin talepleri doğrultusunda Daire Başkanlığı'nın koordinasyonunda ihtiyaç listeleri belirlenir. Teknik özellikler ve miktarlar üzerinden Kamu İhale Mevzuatı'nın bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak yaklaşık maliyet piyasa araştırması yapılır. Sonrasında hazırlanan dosya Bütçe Denetim Müdürlüğü'ne, sonrasında İhale İşleri Müdürlüğü'ne gönderilir. Gerekli incelemeler incelemeler yapıldıktan sonra EKAP üzerinden ihale ilan edilir. Bu bu dosyadaki 10 Ekim 2023 tarihli onay belgesindeki imzamın koşullarını da açıklamak istiyorum. Nilgün Cendek de o tarihte şube şube müdürlüğünün yanında Daire Başkanlığı'na da vekâleten bakıyordu. İhale İşleri Müdürlüğü'nde aynı işin aynı kişinin iki sıfatla imza atmaması yönünde sözlü açıklama iletmesi üzerine müdürlük vekâleti bende olmadığı halde teknik müdür yardımcısı olarak onaya sunulan bölümü imzaladım.
Bu açıklamayı yaparken kimseyi sorumluluk altında bırakmak için değil, imzamın hangi görevle attığımı paylaşmak istiyorum. Yaklaşık maliyet görevim nedeni yani yaklaşık maliyeti görevim nedeniyle biliyor olsam da bu bilgiyi yetkisiz kişilere vermiş olmak söz konusu değildir. İddianamede de bu şekilde herhangi bir tespit ve delil bulunmamaktadır. Dosyanın görevli personeller arasında inceleme için dolaşmış olması bir firmaya gizli bilgi aktarılmasıyla aynı şey değildir. Böyle bir aktarımın yapıldığı söylenmiyorsa hangi bilginin kime ve nasıl verildiğinin somut olarak gösterilmesini istiyorum. Yeterlilik koşullarıyla alakalı bu dosyada bize isnat edilen suç anlamında üç şey var. Bunları açıklamak istiyorum. Bilirkişi değerlendirmesinde bazı koşullarla birlikte sıralanarak ihalenin ağaç a.ş'ye bırakılmasının amaçlandığı sonucuna varılmıştır.
Ben bu sonucu kabul etmiyorum. Bu koşullar işi işi uygun nitelikte ve zamanında yetkin yerine getirebilecek istekliler belirlemek için hazırlandı. Her birinin alımla bağlantısını ve gerekçesini değerlendirmesini talep ediyorum. Öncelikle bu ihalede ekonomik ve mali yeterliliğe ilişkin belge istenmedi ama bilirkişi raporunda bu istendi diye gösteriliyor. İdari şartnamenin 7.4.1, 7.4.2 ve 7.4.5 maddeleri boş bırakılmıştır. Bu nedenle ekonomik ve mali yeterlilik belgeleri de istenmiş gibi değerlendirme yapılmasını doğru bulmuyorum. İş deneyimi ve üretici belgesi ise mesleki ve teknik yeterlilikle ilgilidir. Bunlar farklı belge gruplarıdır. İş deneyimi için teklif bedelin %30'u istenmiş. Mal alımı ihaleleri uygulama yönetmeliğinin 37. maddesinde %10 ile %40 arasında bir değer belirlenmiştir. Bizim belirlediğimiz %30 bu sınırlar içindedir.
Benzer iş tanımının daraltıldığı gibi bir ifade var. Bu da kesinlikle mümkün değildir. Bitkisel materyal satışı ifadesi geniş bir ifadedir. Yalnızca belli bir bitki türünde veya belli bir kuruma yapılmış herhangi bir deneyim aranmamıştır. Özellikle süs bitkisi üreticisi belgesinin isteme nedeni, alımın canlı bitkisel materyalle ilgili olması; ağaç, çalı ve mevsimlik çiçek gibi ürünlerde teknik ve mesleki yeterliliğin öneminden kaynaklanmaktadır. Ekonomik açıdan en avantajlı te en avantajlı teklifin yalnızca birim fiyat üzerinden belirlenmesi de mevzuatta öngörülen bir yöntemdir. İhale 107 kalem maldan oluştuğu için birim fiyat teklifi alındı. Yönetmeliğin 4. maddesi birden fazla mal kaleminde bu yöntemi öngörüyor. Her kalemin miktarı ve birim fiyatı ayrı ayrı belirlenerek birim fiyat teklifi alınmasıyla işin tamamının teklif istenmesi farklı konulardır. İşin bütün olarak alınması konusu var. 30 gün içinde yani dosya Ekim ayında yapılıyor ve mal alımı dosyalarının yıl sonuna kadar bitirilmesi gerekiyor. Burada da işin süresi 30 gün olarak belirlenmiş. Ama bilirkişi raporunda şöyle bir durum var.
İşin bütün olarak alınmasını teslimlerin ve kullanım birbirleriyle bağlantılı olması nedeniyle bu şekilde uygun görüldü. Canlı bitkilerin dikim, bakım, sulama ve ilaçlama takvimi için de ihtiyaç duyulan malzemelerin zamanında gelmesi gerekiyor. Ayrı teslim takvimlerinin uygulamayı aksatması ve bitki kayıplarına yol açması riskini dikkate alarak kısmi teklifle değil teknik gerekçeler de ele alınarak kısmi teklif değil değerlendirmenin de bu şekilde dikkate alınması gerekmektedir. 30 gün olayına geçtiğimizde, bilirkişi raporunda bitkilerin yetiştirilmesinin zaman aldığı ve alım büyük olduğu için 30 gün sürenin katılımı sınırladığı belirtiliyor. Buradaki temel ayrım şudur Sayın Başkanım; 30 gün bitkilerin yetiştirilme süresi değildir. İstenen ağaçların ve bitkilerin önemli bir kısmı zaten aylar ve yıllar içinde yetişmiş bitki ve ürünlerdir. Yükleniciden bunların 30 günden 30 günde sıfırdan yetiştirilmesi talep edilmemiş, 30 gün içinde bu ürünlerin bulunup teslim edilmesi talep ediliyor.
Sözleşmenin 13.1 maddesi de bütün malların tek seferde teslimini öngörmüyor. Teslimler idarenin talep formlarına göre periyotlar halinde yapılacaktır. Sürenin yeterliliği, en yeni bitki üretimi değil, mevcut ürünlerin temini ve dağıtımını dikkate alınmalıdır. Üretim süresi ile teslim süresini aynı kabul edersek hazırladığımız düzenlemenin amacı ve işleyişi yanlış anlaşılacaktır. Bizim bu koşulla bir firmanın katılımını engelleme veya başka bir firmaya ayrıcalık sağlama amacımız söz konusu değildir. Büyük teklif ve rekabet değerlendirmesini anlatacağım. Çok kısa kaldı başkanım. Bir ihale dokümanı EKAP üzerinde erişime açılıyor. 3 istekli dokümanı indiriyor. Yalnızca Ağaç A.Ş. geçerli teklif veriyor diye idaremiz burada isnat altında bırakılmış. İlan sürecinde koşulların katılımı veya rekabeti sınırladığı yönünde şikayet ya da itirazen şikayet yoktur sayın başkanım.
Bu hususta herhangi bir şikayet bulunmadığı konusu bu işin tamamen doğru olduğunu katkılı olarak söylemiyorum ancak yalnızca bir teklif verilmiş olması da rekabetin engellendiğini göstermemektedir. Bilirkişi değerlendirmesinde bu koşulların birlikte etkisinden söz edilerek bu değerlendirme yapılarak ekonomik ve mali belge istenmemiştir sayın başkanım. Benzer iş geniş tutulmuştur, fiyat dışı puanlama yapılmamıştır, teslimlerin periyodik olarak yani aralıklarla teslimlerin gerçekleşmesi talep edilmiştir. Bu teknik açıklamalara bağlı kalarak şunu söylemek isterim ki hiçbir şekilde ihaleyi engelleyici, katılımı engelleyici, rekabeti engelleyici hiçbir durum söz konusu değildir. İhaleden sonra yüklenici şirketin hangi tedarikçiden hangi yöntemle mal alacağı idarenin belirlediği herhangi bir işlem değildir. İdarenin şirketin tedarikçi seçimini yönlendirmesi, bu yönde talimat vermesi mümkün değildir. İBB'nin açık ihalesi ile şirketin kendi satın alma işlemlerinin birbirinden ayrılmasını talep ediyorum. Hiç kimseyle yani kolluk kuvvetlerinin de verdiği ifadelerde de söyledim ve oradaki raporlarda da sayın başkanım anlaşılacaktır hiçbir irtibatım yoktur, hiç kimseyle bir görüşmem yoktur. Sayın başkanım sona geldiğimde şunu söylemek istiyorum maaşımdan başka hiçbir gelirim yoktur, mal bildirimlerimi de açıklıkla incelenebilir.
Tuzla'da 2014'te konut finansmanıyla aldığım bir evim var hala aynı yerde oturuyorum. Bunun dışında eşim adına 2025 yılında bir yıl olmadı eşim adına 1 artı 1 Bitlis'te evim var eşimin adına. Başka da bir hiç yani ayrıca bir zenginliğim kesinlikle bulunmamaktadır. Hipertansiyon, kalp rahatsızlığı ve ev hapsi. Başkanım bu süreçte ben hem 2019 yılından beri Kasımpaşa'ya gidiyorum Tuzla'dan Kasımpaşa'ya ve devlet memuru görevimi alnımın akıyla yaptığıma inanıyorum. Bu süreçlerde hipertansiyon, kalp rahatsızlığı ve böbrek yetmezliği ile ilgili sağlık sorunlarım oluştu. Annem 4. derece kadın hastalıkları konusunda kanser hastası. Bursa Şehir Hastanesi'nde tedavi görüyor. Ev hapsi annemin yanında bulunamamam, ailemin ihtiyaçlarını karşılayamamamdan dolayı sayın mahkeme heyeti görev aldığım işlemlerin saklamalarını teknik gerekçeleriyle anlattım. Sizden
Hakim: Ev hapsinin kaldırılmasını arz ediyorsun, adli kontrolün kaldırılmasını istiyorsun.
Mustafa Atlı: Evet başkanım.
NİLGÜN CENDEK AVUKATI SORUYOR
Avukat: Nilgün'le alakalı az önceki beyanlarınızda bir değerlendirmeniz oldu. O kısmı tekrar rica edebilir miyiz sizden?
Mustafa Atlı: Şunu söylemek istiyorum; Nilgün Hanımla uzun bir süre çalıştık ve çok güzel işler yaptığımıza inanıyorum. Burada ihale müdürlüğünün bizi sözlü uyarısı üzerine hem başkan hem müdür olarak ihale onay belgesine iki imza atmasının uygun olmayacağı söylediği için teknik müdür yardımcısı olarak müdür kısmına ben imza attım.
Avukat: Tamam. Yani Nilgün Hanım'ın bu ihale, prosedürel bir şekilde çift imza olmaması için...
Mustafa Atlı: Evet, sadece çift imza olmamasıyla alakalı bir durum. Nilgün Hanım'ı sıkıntıya veya şeye sokacak bir ifade olmadığını da belirttim yani.
Avukat: Yok, o kısımda sıkıntı yok. Açıklamanız için teşekkürler. Tekrar sorum ki, sorum daha var. Burada Nilgün Hanım'ın eylemsizlik kapsamı 2023/10 2023/108808 ihale numaralı ihaleden bahsediyoruz.
Mustafa Atlı: Evet.
Avukat: Burada vekâleten işlem yapıyor, bilginiz var mı?
Mustafa Atlı: Evet.
Avukat: Kime vekâleten işlem yapıyor?
Mustafa Atlı: Daire Başkanlığına.
Avukat: Daire başkanının ismini bilir misiniz?
Mustafa Atlı: Şöyle, Daire Başkanlığı görevi alınmış yani daire başkanı olarak görev yapıyor. Onu öyle söyleyeyim.
Avukat: Tamam, vekâleten görev yapıyor daire başkanı olarak o ihale özelinde. O kendisi orada bulunmadan önceki Daire Başkanını tanıyor musunuz? İsmen biliyor musunuz?
Mustafa Atlı: Yasin Çağatay Seçkin.
Avukat: Mustafa Bey'in az önceki Ali Sukas müdafinin beyanlarına istinaden, sorularına istinaden beyanlarınıza yönelik; şimdi aradan çok zaman geçtiğini göz önünde bulunuluyor ya net bir şekilde cevap vermenizi kimse bekleyemez ama ama 2014'ten itibaren bu tarafa olan ihalelere bakıldığında bir Anadolu ve Avrupa Yakası'ndaki ayrımların tam olarak ne zaman başladığını da hatırlamanız mümkün değil ama istenen deneyim belgesi oranındaki oranların değişmiş olabileceğini söylediniz. %25 ile %40 arası bir şey söylediniz ama burada benim önümde dokümanlar var. Bu dosyanızda da mevcut Sayın Başkanım.
Hakim: Mevzuatın izin verdiği ölçüde dedi zaten.
Avukat: Mevzuatın izin verdiği ölçüde %10 %40 Başkanım ama Savcılık hazırladığı iddianamede %30'luk deneyim oranını suç addettiği için burada değerlendirme gereği görüyorum. Burada %40 ve bir tane %20 var sadece. Bunun haricindeki bütün nedir onun adı ihalelerde deneyim oranı %40.
Mustafa Atlı: Şimdi ben orada zaten ortalama bir değer dedim Başkanım. Dediğim gibi 10 ile 40 arası mevzuat müsaade ediyor. Hatırladığım kadarıyla dedim yani hem bu dönemde hem geçen dönemde 25, 30, 40 dedim.
Avukat: Bunlar için tekrar gibi bir şey oldu ama bir sorma gereği hissediyorum. Ağaç A.Ş.'nin aldığı, bunların hepsini Ağaç A.Ş. alıyor bu ihaleleri. Buna ilişkin bilginiz de bu yöndedir değil mi? Tekrar olabilir ama bu yöndedir ya da değildir diye cevap verebilirseniz sevinirim.
Mustafa Atlı: Son dediğinizi anlamadım.
Avukat: İhaleleri alan şirket bunlarda hepsi Ağaç A.Ş. Siz bilmiyorum diye söylediniz ama bunların haricinde o döneme ilişkin...
Mustafa Atlı: Bilmiyorum demedim. Ağırlıklı Ağaç A.Ş. dedim.
Avukat: Haricen aldığınız bir firma var mı?
Mustafa Atlı: Hayır.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Beyefendi merhaba. Ben Ağaç A.Ş.'ye genel müdür olduğumda siz sanırım ihale şefliği mi yapıyordunuz Park Bahçelerde?
Mustafa Atlı: Evet, evet. Ben 2014 yılında Park Bahçelere başladım, 2015 yılından itibaren ihale şefliği.
Ali Sukas: Sonrasında da ihale bağlı olduğu teknik genel müdür yardımcılığı görevini yaptınız.
Mustafa Atlı: Evet, evet, 2022.
Ali Sukas: Bu süreç boyunca yaptığınız veya çıktığınız ihalelerle ilgili gerek yaklaşık maliyet gerek başka tür bilgiler konusunda size yönelik herhangi bir yaklaşımım, bilgi almaya yönelik bir gayretim oldu mu? Böyle bir irtibatımız oldu mu?
Mustafa Atlı: Hiçbir şekilde olmadı.
Ali Sukas: Teşekkür ederim.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Merhabalar, beni tanıyor musunuz?
Mustafa Atlı: Merhabalar, tanımıyorum.
Fatih Keleş: Fatih Keleş. Daha önce hiç telefonda konuştuk mu?
Mustafa Atlı: Yok yok, hiçbir şekilde görüşmedik, tanımıyorum.
Fatih Keleş: Ben de bu eylemlerden tekrar sorumlu tutulduğum için o yüzden size bunu sormak istedim. Teşekkür ederim.
Mustafa Atlı: Sağ olun.
TOLGA KILIÇ AVUKATI SORUYOR
Avukat: EKAP tarafından ihale açıldı, geçen de bir ihale açıldı. Diyelim katılım sağlamamak isteyen firmalar var ama kendileri bir sebepten bu ihaleye katılamıyorlar veya engellendiğini düşünüyorlar. Bu firmaların buna bir itiraz hakkı var mı?
Mustafa Atlı: Evet, ihale tarihinden itibaren bir itiraz hakkı var. İtiraz edildiği andan itibaren de idarenin 10 gün içinde bunu cevaplaması gerekiyor. Cevaplamadığında bu kurumun hem cevaplasa da cevaplamasa da itiraz eden firmanın KİK Kamu İhale Kurumuna gitme yetkisi var, avantajı var ve gidebiliyor. Dediğim gibi önce idareye sonra KİK'e gitme hakkı var. Bu şekilde itiraz edilebilir.
Avukat: Siz de suçlandığınız eylemde Tolga Bey'in suçlandığı eylemlerde böyle bir itiraz yok. Biliyor musunuz bilmiyorum?
Mustafa Atlı: Yok. Onu dedim zaten ben de oradaki ifadede de belirttim.
Hakim: Savunmasında belirtti zaten.
Mustafa Atlı: Zaten savunmada belirttim. Herhangi bir itiraz yok. Yani itirazın olmayışı birebir hani bu dosyayı tamamen şey yapmasa da dediğim gibi yani ağırlıklı olarak bu şekilde işliyor kamu kurumlarında. Yani itirazın olması konusu önemli. Yani itiraz yoksa engelleyici veya kısıtlayıcı direkt bunu söyleyemiyoruz yani. Buna bir delile bağlanması gerekiyor.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Bir sorum var. 2014'te işe başladım dediniz, doğru duydum değil mi?
Mustafa Atlı: 2008 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başladım. 6,5 yıl Şehir Planlama Müdürlüğü'nde çalıştım. 2014'ten itibaren Park Bahçeler Daire Başkanlığı...
Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi burada genelde bitkisel materyal alım ihaleleri üstünden biliyorsunuz ihaleye fesat karıştırma iddia ediliyor. 2014'te Park Bahçeler'e başladıysanız 2019'a kadar kaç ihale yaptınız, hatırlıyor musunuz bir önceki yönetim dönemi?
Mustafa Atlı: Yani 2014-2019 arada 5 yıl var. Hesaplarsak en az birer tane dosya olduğunu düşünsek 3 veya 4 olmuştur.
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu ihaleler bir kısmı Anadolu-Avrupa Yakası olarak ikiye ayrılarak, bir kısmı tek İstanbul bütünü olarak yapılmış; 2014-2019 aralığında durum neydi, hatırlıyor musunuz?
Mustafa Atlı: Şöyle; 2014-2019 dönemlerinde bazı dosyalar Anadolu Park Bahçeler Müdürlüğü üzerinden ihale ediliyordu, bazıları da Avrupa Park Bahçeler üzerinden. Sonra işte bu yeni yönetimden sonra tek bir çatı altında, Park Bahçeler Daire Başkanlığı Yeşil Alan Tesisler Yapım Müdürlüğü'nde toplandı ihaleler. Tüm ihaleler tek müdürlük üzerinden yürüdü, bütçe tek müdürlük üzerinden yürütüldü. Bitkisel materyal dosyası da Anadolu Yakası'nda yapılıyordu... Onu da yine şey, pardon, Avrupa Yakası'nda yapılıyordu; ben Anadolu Yakası kısmında şeftim.
Kaptan Yılmaz: O ihaleleri hangi firmalar aldı, hatırlıyor musunuz?
Mustafa Atlı: Yani yine ağırlıklı olarak hatırladığımı söyleyeyim; Ağaç A.Ş.'dir. Ama şunu net olarak söylemek istiyorum: 2014 yılından beri bu işin içinde yani bu görevi yürüttüğüm için biliyorum; kesinlikle katılımı engelleyici veya işte rekabeti engelleyici hiçbir şekilde işlemler yapılmadı. Hatta birçok kamu kurumundan da Türkiye geneli birçok kamu kurumundan da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanlığı hem o dönemde hem bu dönemde ihaleleri en güzel şekilde, en iyi bir şekilde ilerleten birim olarak biliniyor yani.
Kaptan Yılmaz: Peki iş deneyim belgesi oranı o dönemde yüzde kaç isteniyordu, hatırlıyor musunuz? Sizin döneminizde %30 istenmiş.
Mustafa Atlı: Yani %30, %25, %40... Yani bu kanunun zaten verdiği bir hak, mevzuatın verdiği bir hak ama genel anlamda Büyükşehir'de böyle çok aman aman yani son sınırlara kadar çok şey yapılmıyordu ve zaten bunu zorlayacak bir durum da yok yani.
Kaptan Yılmaz: Peki üç başlığı sorayım, başka sorum da olmayacak. Şimdi üç ihale şartnamesinde yer alan üç belge ihaleye fesadın delili, gerekçesi yapılıyor: Süs bitkisi üretici belgesinin istenmesi bir, Kısmi teklife ihalenin kapalı olması iki, Üçüncüsü de iş deneyiminin %30-40'larda tutulması. Bu üç husus da 2014-2019 döneminde yine aynı durumlar, şartlar şartnamede var mıydı?
Mustafa Atlı: Birebir vardı.
Kaptan Yılmaz: Peki, teşekkür ederim. Başka sorum yok.
ALİ SUKAS YENİDEN SORUYOR
Ali Sukas: Avukat Kaptan beyin sorusunda şöyle bir şey anlaşıldı sanırım: Aynı yıl içerisinde Anadolu Yakası Park Bahçeler Müdürlüğü kendi ihtiyaçları için ihaleye çıkıyordu, Avrupa Yakası Park Bahçeler Müdürlüğü de kendi ihtiyaçları için ayrı ihaleye çıkıyordu gibi bir anlaşıldı.
Mustafa Atlı: Öyle değil, yok.
Ali Sukas: Orayı tam açar mısınız?
Mustafa Atlı: Şöyle; 2014-2019 yılları arasında müdürlükler kendi ihalelerini yapardı ama tüm Daire Başkanlığı adına yapardı. Yani Anadolu Yakası'nda kent mobilyaları dosyası bütün olarak çıkardı, bitkisel materyal de Avrupa Yakası bütçesi üzerinden çıkardı.
Ali Sukas: Bütün İstanbul için değil mi?
Mustafa Atlı: Evet, Anadolu-Avrupa değil. İstanbul geneli... İstanbul geneli bitkisel materyal alımı, İstanbul geneli kent mobilyaları alımı şeklinde.
NİLGÜN CENDEK SORUYOR
Nilgün Cendek: Mustafa merhaba, geçmiş olsun. Mustafa 149 no'lu eylemde beraber...
Mustafa Atlı: Evet Nilgün.
Nilgün Cendek: 149 no'lu eylemde beraber yargılanıyoruz. Ben orada seninle ilgili ifade ettiğin gibi Daire Başkanlığına vekalet ettiğim dönemde sen de mecburen Şube Müdürlüğüne vekalet ettiğin imzanı attın bu 5018 sayılı Mali Yönetimin Harcama Yetkilisi ve Gerçekleştirme Yetkilisi sıfatlarının görevler ayrılığı ilkesi gereğince bir arada bulunmamasından kaynaklanan zorunlu bir imzamızdı. Benim Daire Başkanlığını vekaleten yaptığım dönemde o ihalelerin hazırlanması döneminde sana ihalelerdeki katılım yeterlilik kriterlerini belirlerken bir firmayı, bir üreticiyi ya da birini yönlendirici, önceliklendirici bir talimatım, bir önerim oldu mu?
Mustafa Atlı: Kesinlikle olmadı.
MUSTAFA ATLI AVUKATI SEMA GENÇ YILMAZ SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; müvekkilim Mustafa Atlı, 5149 kapsamında 2023/1080808 ihale kayıt numaralı ihale nedeniyle ihaleye fesat karıştırma suçuyla yargılanmaktadır. Bu savunmada ihale dosyasındaki her belgeyi tekrar etmeyeceğim. İhale sürecinin teknik ayrıntıları dosyadadır ve diğer savunmalarda da kuşkusuz anlatılacaktır. Ben daha temel bir mesele üzerinde duracağım. İddianame Mustafa Atlı'nın hangi fiilini suç saymaktadır? Çünkü bir kamu görevlisinin ihale hazırlığında görev alması başka bir şeydir, görevini hileli bir davranışla yerine getirerek ihaleye fesat karıştırması tamamen başka bir şeydir. Müvekkilin ihale hazırlık belgesinde ve sözleşmede imzası vardır. Bunu tartışmıyoruz. Fakat bu imzalar suçlu delili değildir. İddianamenin göstermesi gereken Mustafa Atlı'nın hangi işlemiyle hangi isteklinin ihaleye katılmasını engellediği veya hangi gizli bilgiye ulaştırıldığıdır. İddianamede bunun cevabı yoktur. Sayın heyet, iddianamenin suçlama mantığı esas itibarıyla 3 ihale şartına dayanıyor: İhalenin kısmi teklife kapalı yapılması, süs bitkisi üreticisi belgesi aranmaması ve iş deneyim şartı konulması.
Hakim: Araya gireyim de 149'un o ilgili maddesini TCK 235/3-b savunmanız da...
Sema Genç Yılmaz: 3 ihale şartına dayanıyor dedik iddianamenin suçlama mantığı. Bunlardan bir araya getiriliyor ve ihalenin Ağaç A.Ş.'ye verilmek üzere tasarlandığı sonucuna ulaşılıyor. Fakat burada çok önemli bir sorun var. İddianamenin suçun göstergesi olarak sunduğu şartlar ihale mevzuatının düzenlediği yeterlik ve ihale koşullarıdır. Örneğin iş deneyimi. Mal alımı ihaleleri uygulama yönetmeliği açıkça ihalede ihalelerde teklif bedelinin %10'u ile %40'ı arasında iş deneyimi aranmasına açıkça izin vermektedir. Dolayısıyla iddianamenin mevzuatın tanıdığı sınırlar içerisinde iş deneyimi istemesi suç değildir. Burada da şu ayrım son derece önemlidir: Bir ihale şartının idare hukuku bakımından eleştirilebilir olması başka bir şeydir, o şartın Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenen hileli davranış olması başka bir şeydir. İddianame bu iki alanı birbirine karıştırmaktadır.
Daha önemlisi şudur sayın heyet: İddianame bu ihale modelini Ağaç A.Ş.'ye kazandırmak için oluşturulmuş özel bir sistem gibi sunmaktadır. Oysa dosyaya sunulan veriler bunun doğru olmadığını açıkça göstermektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi aynı nitelikteki bitkisel materyal ihalelerini 2014, 15, 16 ve 2018 yıllarında da aynı yöntemle gerçekleştirmiştir. İhale numaralarını söyleyeceğim ve bu ihale dosyalarının Büyükşehir'den celbini talep ediyorum: 2014/16151, 2014/161179, 2015/27287, 2016/31331 ve 2018/418327. Bu ihalelerde de %40 iş deneyimi istenmiştir. Bizim eylemdeki iş deneyim belgesi ise %30 olup önceki ihalelerden daha düşüktür. Bu bahsi geçen ihalelerde de süs bitkisi üreticisi belgesi aranmıştır. Bu ihalelerde de kısmi teklif kapalı yapılmıştır. Üstelik bu ihalelerin her birinde her birine yalnızca bir istekli teklif vermiştir.
Bu veri iddianamenin temel tezini ortadan kaldırmaktadır. Çünkü iddia makamı bize yıllardır uygulanan kurumsal bir ihale yöntemini Mustafa Atlı'nın nasıl olup da suç yöntemine dönüştürdüğünü açıklamak zorundadır. 2014'te hukuki olan şart, 2015'te de 2016'da da hukuki olan şart 2023 yılında hangi somut fiille ihaleye fesat karıştırmanın aracı haline gelmiştir? Bu sorunun cevabı iddianamede yoktur. Mustafa Atlı'nın önceki uygulamadan farklı olarak ihale şartlarını belirli bir şirket lehine değiştirdiğini gösteren tek bir belge de yoktur. Süs bitkisi üreticisi belgesine gelince; iddianame bunu da katılımı sınırlandıran bir şart olarak sunmaktadır. Oysa ihale konusu herhangi bir tüketim de değildir. Ağaç, çalı, mevsimlik çiçek ve diğer canlı bitkisel materyaller alınmaktadır. İhale mevzuatı da malın satış faaliyeti için gerekli izin, ruhsat ve faaliyet belgelerinin yeterlik kriteri olarak düzenlenmesine izin vermektedir. Dolayısıyla burada da iddianamenin göstermesi gereken belgenin istenmiş olması değildir. Göstermesi gereken şudur: Mustafa Atlı bu belgeyi hangi firmayı dışarıda bırakmak için istemiştir? Böyle bir firma gösterilememiştir. Mustafa Atlı'nın herhangi bir şirket ihaleye girmesini engellemek amacıyla hareket ettiğini gösteren bir yazışma, talimat, görüşme veya tanık anlatımı ortaya konulamamıştır.
Sayın heyet, iddianamenin üzerinde durduğu bir diğer husus ihalelerde tek geçerli teklif kalmasıdır. Fakat tek geçerli teklif tek başına rekabetin engellendiği delili değildir. Bu yalnız bizim savunmamız değildir. Danıştay 13. Dairesinin 08.05.2017 tarihli bir kararında açık ihale usulünde belirli sayıda geçerli teklif bulunması zorunluluğunun olmadığı ve ihalenin tek geçerli teklifle sonuçlandırılabileceği açıkça kabul edilmiştir. Aynı kararda tekliflerin yaklaşık maliyetin altında olması da kamu zararı iddiası bakımından değerlendirilmiştir. Kamu İhale Kurumunun 2025/UH2-1083 sayılı kararında da diğer tekliflerin değerlendirme dışı bırakılması sonucunda tek geçerli teklif kalmasının tek başına rekabet ortamının oluşmadığının dayanağı olamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle iddianamenin yaptığı gibi sonuçtan geriye doğru gidilemez. Ağaç A.Ş. kazandı, demek ki şartlar onun kazanması için konuldu denilemez. Ceza yargılamasında bunun tam tersi yapılmalıdır: Önce hileli davranış gösterilir, sonra bu davranışın kimin yaptığı belirlenir, ardından bu davranışın ihale sonucuna etkisi ortaya konulur. Bu dosyada bu zincir kurulamamıştır.
Sayın heyet, bir başka önemli nokta daha var. İddianame İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ana ihalesini ve Ağaç A.Ş.'nin ihaleyi kazandıktan sonra yaptığı alımları tek bir suç planının parçaları olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım hukuken yanlıştır. Büyükşehir Belediyesinin yaptığı işlem ana ihaledir. Ağaç A.Ş.'nin yaptığı sonraki işlemler ise yüklenicinin sözleşme yükümlülüğünü yerine getirebilmek amacıyla gerçekleştirdiği tedarik faaliyetleridir. Üstelik söz konusu alımlar canlı bitkisel materyallerdir. Su gibi depolanıp aylarca bekletilebilecek mallar değildir. Bitkinin mevsimi vardır, kullanım zamanı vardır; sulama, ilaçlama ve bakım maliyeti vardır. Bu nedenledir ki bitkisel materyalin ihtiyaç ortaya çıktıkça temin edilmesi, işin niteliğinin sonucudur. İddianamede ise aynı ekonomik faaliyete iki zıt eleştiri yöneltilmektedir: İstanbul Büyükşehir Belediyesi neden bölmedi, Ağaç A.Ş.'ye neden böldü? İki eleştirinin aynı anda suç delili olabilmesi için önce doğru hukuki ve ekonomik modelin ne olduğu ortaya konulmalıdır ki bu yapılmamıştır. Daha önemlisi Mustafa Atlı'nın, Ağaç A.Ş.'nin sonraki tedarik işlemlerindeki kişisel fiili de gösterilmemiştir. Müvekkil hangi tedarikçiyi seçmiştir, hangi alımı bölmüştür, hangi firmaya iş verilsin talimatını vermiştir; bunların hiçbirisi Mustafa Atlı yönünden ortaya konulamamıştır. İddianamenin ikinci seçimlik hareket bakımından sorunu daha da büyüktür.
Hâkim: Toparlayalım avukat hanım.
Sema Genç Yılmaz: Toparlıyorum Sayın Başkan. Müvekkile ihale mevzuatı gereği gizli kalması... Toparlıyorum Sayın Başkan. Müvekkile ihale mevzuatı gereği gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına ulaşmasını sağlama isnadı yöneltilmektedir. Bu ciddi bir suçlamadır ve ciddi bir suçlama somut fiil gerektirir. Hangi bilgi, kime, ne zaman, hangi araçla verilmiştir? Bir belge aktarımı mı vardır? Gizli bilgiyi Mustafa Atlı'dan aldığını söyleyen bir kişi mi vardır? Yoktur! Ceza Kanunu 235 hükmünden suç olan, gizli kalması gereken bilgiye başkasının ulaşmasını sağlamaktır. İddianame bu icra hareketini Mustafa Atlı bakımından ortaya koyamamıştır.
Sayın Heyet, toparlamaya çalışacağım ama müsaadenizle bu hususlara da değinmem gerekiyor. Bilirkişi raporu iddianamedeki eksikliği tamamlayamaz. Bilirkişi ihale şartlarını inceler; yaklaşık maliyeti inceleyebilir, teslim süresini, fiyatlara teknik yeterlik koşullarını değerlendirebilir. Fakat bir sanığın suç kastıyla hareket ettiğine veya diğer sanıklarla müşterek suç kararı aldığına bilirkişi karar veremez! Rapor, mevzuatın izin verdiği iş deneyim oranını suçlamanın göstergesi haline getirmektedir. Tek geçerli tekliften rekabetin bozulmadığı sonucuna ulaşmaktadır. Sonradan da "Rekabet olsaydı fiyat daha düşük olabilirdi" varsayımından kamu zararına gitmektedir. Oysa "daha ucuz olabilirdi" bir zarar hesabı değildir.
Kısa tutmaya çalışıyorum notlarımı fakat...
Hâkim: Yok yok, bu saatte mütalaadan sonra ayrıntılı beyanda bulunursunuz. Şimdi...
Sema Genç Yılmaz: Sayın Başkan, sayın heyet; tamam. Bu dosyada tartışılan ihale uygulamalarının hukuki veya teknik açıdan eleştirilmesi mümkündür fakat mahkemenizin önündeki mesele bir ihale denetimi değildir. Burada bir insan hakkında kasten ihaleye fesat karıştırma suçundan ceza istenmektedir. Bunun için hile gerekir, somut bir icra hareketi gerekir, kast gerekir. Müşterek faillik iddia ediliyorsa ortak suç kararı ve suçun icrası üzerinde ortak hakimiyet gerekir. Mustafa Atlı bakımından bunların hiçbiri ortaya konulmamıştır.
Atlamak istemediğim yerler var mı diye bakıyorum. Toparlayıp bitireceğim. Ve en önemlisi; Mustafa Atlı'nın herhangi bir isteklinin ihaleye katılmasını hileyle engellediğine veya gizli bir ihale bilgisini... bilgisini herhangi bir kişiye verdiğine ilişkin tek bir somut icra hareketi gösterilememiştir. İddianame bu eksikliği bilirkişi değerlendirmesiyle tamamlamaya çalışmaktadır. Bilirkişi görüşü suçun fiili değildir, ihaleler sonucu kastın delili değildir, görev gereği atılan imza müşterek faillik değildir. Bu nedenle Mustafa Atlı hakkında ihaleye fesat karıştırma suçunun kanuni ve maddi unsurları oluşmamıştır. Müvekkilin konutu terk etmeme adli kontrol kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ediyoruz. Yalnız bu husus bir izahata...
Hâkim: Tabii tabii, talebiniz var; mütalaa verildikten sonra ayrıca bir süre talebiniz yok, değil mi? Onu geçmeyelim kayda beyanınızda. Savunma için süre talebiniz yok, savunma yapmışsınız. Mütalaadan sonra da beyanda bulunursunuz zaten.
Sema Genç Yılmaz: Daha önce soruşturma aşamasındayken makamınıza verdiğimiz bir adres değişikliği talebi vardı, incelediyseniz görmüşsünüzdür.
Hâkim: Ev hapsiyle ilgili konuyu söylüyorsunuz.
Sema Genç Yılmaz: Evet, ev hapsiyle ilgili konuyu... Direkt sonucunu söyleyeyim ben size. Detayları dilekçede, şu hatta... 01.08.2026 tarihli dilekçede detaylıca anlattım Sayın Başkan. Özellikle istirham edeceğim, onu inceleyin. Çünkü biz 3 aydır ev hapsindeyiz ama kelepçemiz yok. Kurumlar arası bir adres değişikliği istemiştik, 15 gün süre için, süreyle onkoloji tedavisindeki anneannesini ziyaret etmesi gerekiyordu. Kısa anlatacağım; kurumlar arası bir iletişimsizlik oldu...
Hâkim: Ankara'ya gitmiş, kurye gitmiş vesaire... Önümüzde 5 tane var konutu terk etmeme olan; onunla ilgili değerlendirme yapacağız hemen hızlıca.
Sema Genç Yılmaz: Sayın Başkanım bizim kelepçemiz takılı değil. Yani adli kontrol tedbirinden beklediğimiz amaçlar...
Hâkim: Talebiniz var, değerlendireceğiz hemen hızlıca.
Sema Genç Yılmaz: Şunu da özellikle belirtmek istiyorum ki; amacına ulaşılmıştır yani bir fiil olarak ortaya konuldu, 3 aydır bu müvekkil evinde. Kaçmadı. Teşekkür ederim.
ESRA KÖYMEN SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın Başkan, sayın heyet; bugün burada iddianamede eylem 144 ile tarafıma isnat edilen ihaleye fesat suçlamasına ilişkin savunmamı yapmak için bulunuyorum. İddiaların değil, somut verilerle gerçeğin yargılanmasını talep ediyorum. Ben 2004 yılında KPSS sınavıyla 2005 yılında atanarak devlet memuru oldum. 21 yıllık devlet memuruyum. 14 yıl Kadıköy Belediyesi'nde, 7 yıldır da Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyorum. Peyzaj mimarlığı, kamu yönetimi ve adalet bölümlerinden mezunum. 2005 yılından beri de işe başladığım ilk günden itibaren ihaleyle ilgili çalışıyorum. Her aşamasında görev aldım. Yaklaşık maliyetinden ihale yetkililiğine kadar her aşamasında görev aldım.
Eylem 144'te yazılmış olan 2020'ye 449 400 ihale kayıt numaralı bitkisel materyal alımı işi mal alımı dosyası. Bu ihalede ihaleye fesat suçlaması ile karşı karşıyayım. Bu suçlamaya rağmen tarafıma isnat edilen suça dair iddianamede somut hiçbir veri yok. 4734 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca EKAP üzerinden şartnamelerinin tümüne erişilen ve istekli olabilecek herkesin katılabileceği şekilde açık ihale olarak düzenlenmiş bir ihale ile ilgili bilirkişi raporu doğrultusunda hazırlanan bir iddianame var. Söz konusu ihaleye katılan iki istekli var. İsteklilerden biri elenmiş. Ancak elenme gerekçesi, bilirkişi raporunda ihaleye katılımı kısıtladığı ileri sürülen kriterlerden herhangi biri değil. Elenme gerekçesi teminat mektubunun süresinin yeterli olmaması ve geçersiz olması. İhalede tek değil iki isteklinin olması ve elenen katılımcının bilirkişi tarafından katılımı kısıtladığı belirtilen kriterlere ilişkin olmaması bile tarafıma isnat edilen suçlamanın doğru olmadığının kanıtıdır.
5 aydır elektronik kelepçeyle ev hapsindeyim. Duruşmaya katılmak için sürekli izin almak durumundayım. 21 yıllık devlet memuruyum. Devlet memurluğu sürem boyunca da kamu menfaatini hep önceledim. Hep kamu yararına çalıştım. Bundan sonra da öyle çalışmaya devam edeceğim. İddianamede tarafıma isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımda hiçbir suç delili olmayan bu iddianame ile ilgili de öncelikle adli kontrol tedbirlerimin kaldırılmasını, sonra da beraatimi talep ediyorum.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Esra Hanım, uzmanlık alanınız ihale olduğu için ve İBB'de farklı bir şeyler de bildiğiniz için size bir iki sorum olacak.
Esra Köymen: Tabii buyurun.
Ali Sukas: Birincisi, Ağaç A.Ş.'nin girdiği ihaleler, yani protokol dosyaları var, bakım dosyaları var.
Esra Köymen: Evet, doğru.
Ali Sukas: Zaten başkasına verme şansı yok sanırım.
Esra Köymen: Onlar zaten KHK, 2018 KHK sonrası iştirak şirketiyle ortak yapılması gereken işler ve zaten iş ortaklığımız oradan kaynaklanıyor.
Ali Sukas: Yani mevzuatın zorunlu kıldığı bir durum.
Esra Köymen: Aynen öyle.
Ali Sukas: Onun dışında her yıl çıkılan 1 ya da 2 parça halinde bitkisel materyal alım dosyaları var.
Esra Köymen: Evet değişken, benim çalıştığım 2020-2022 döneminde tek olarak çıktı ama zaman zaman 2 olarak da çıktığı oluyor.
Ali Sukas: Yine her yıl hemen hemen yapım dosyaları çıkar ayrıca, değil mi?
Esra Köymen: Doğru, yapım dosyaları da var. Onlar da...
Ali Sukas: Bunların dışında yine İBB'nin farklı iştirak şirketleriyle çalışma düzeni içerisinde kent donatıları, işte Boğaziçi ile vs. gibi aldığınız hizmetler var mı?
Esra Köymen: Yani şöyle, iştirak şirketleri kendi yetki alanlarında ya da kendi uzmanlık alanlarında bizim açık ihalelerimize girip aldıkları ihaleler de var. Onun dışında zaten KHK dosyası, Boğaziçi ile de bir KHK dosyası var zaten.
Ali Sukas: Şimdi, özellikle yapım ihalelerinde, şimdi iddianamede şöyle bir varsayım var ya veya iddia var, suçlama var. Özellikle bitkisel materyal dosyalarının iş hacminin artırıldığı bilerek, kasıtlı olarak Ağaç A.Ş.'ye verilmek üzere ve katılımı engellediği. Temel şeylerden, iddialardan bir tanesi bu. Şimdi benim bildiğim kadarıyla yapım dosyalarının içerisinde de benzer materyaller var, değil mi?
Esra Köymen: Evet, doğru.
Ali Sukas: Bitkisel materyaller var.
Esra Köymen: Doğru, zaman zaman var ama bitkisel materyal dosyasıyla yapımda kullanılan bitkisel materyaller aynı nitelikte ve şeyde değil. Yani bitkisel materyaller daha çok bakımı yapılan alanlarda kullanılan dosyadan gelenler.
Ali Sukas: Ama idare isteseydi, yani bir dosyanın, bitkisel materyal dosyasının hacmini artırmak isteseydi, yapım dosyaları içindeki bitkisel materyalleri de o dosya içinde...
Esra Köymen: Hiçbir kısıt yok.
Ali Sukas: Kısıt yok. Dolayısıyla
Esra Köymen: İsteseydi idare, şöyle söyleyeyim size, yani ben daha önceki dosyaları da inceleyen birisi olarak söylüyorum, benim en azından imza attığım dosyalar yaklaşık maliyet olarak düşündüğünüzde kimi senelerde bizimkinin 2 katı bitkisel materyal alımı olan dosyalar olmuş.
Ali Sukas: Yani dolayısıyla burada Ağaç A.Ş.'ye iş vermek, Ağaç A.Ş.'ye verilen iş üzerinden operasyonun yürüdüğü gibi bir şeyden bahsetmek...
Esra Köymen: Hiçbir şekilde öyle bir şey mümkün değil zaten. Yani ben böyle bir şeye zaten imza atmam. Böyle bir şeyi de ne duydum, ne gördüm.
Ali Sukas: Ben 8 dosyanızdan bunun için yararlanıyorum, yani bu dosyadan.
Esra Köymen: Biliyorum.
Ali Sukas: Peki, teşekkür ediyorum.
Esra Köymen: Ben teşekkür ederim.
TOLGA KILIÇ AVUKATI GİZEM ZEHİR SORUYOR
Gizem Zehir: Şimdi ihale süreçlerinde biliyorsunuz herkes sizden bilginizle bahsediyor, müvekkil de öyle bahsediyor. Şimdi bu ihale çıkılma sürecini kısaca anlatabilir misiniz? Nasıl yapılıyor, işte ne kadar ürün alınacak, nasıl belirleniyor, yaklaşık maliyet nasıl belirleniyor?
Esra Köymen: İhtiyaçlar, yani Mustafa Bey zaten bunu biraz önceki savunmasında anlattı. İhtiyaçlar, yani ihaleler şu anda Yeşil Alan Tesisler Yapım Müdürlüğü'nde toplanmışlardır ama ihtiyaçlar bütün daire başkanlığının, yani İstanbul genelindeki bütün alanların ihtiyaçları. Haliyle müdürlüklerden talepler geliyor. Talepler değerlendiriliyor. Bir de tabii bunun 5018 ve bütçe tarafı var. Yani siz ben işte miktar olarak sizin istediğinizi karşılayacak bir bütçeniz yoksa zaten o ihaleye çıkamazsınız. Çünkü zaten Kamu İhale Mevzuatı'nın da en önemli şeylerinden biridir yani bütçesi olmayan hiçbir iş ihaleye çıkılamaz. Yani haliyle biraz onunla, biraz ihtiyaçlarla şekillenmiş.
Gizem Zehir: Tamam. Peki bu bütçenin olup olmadığı hangi belgeyle kontrol ediliyor? Yani ihaleye çıkılma aşamasında...
Esra Köymen: Bütçe Performans Programı zaten her yıl yapılan şeylerdir ve oradan onlarla ilgili belgeleriniz var. Yani sizin bütçe kaleminiz var. Analitik bütçe sınıflandırmasında analitik bütçe kodu var. Analitik bütçe kodundan da oradaki karşılığını biliyorsunuz şeyin.
Gizem Zehir: Tamam. Şunu sormak istiyorum aslında...
Esra Köymen: Yani siz eğer ihale aşamasında yani görev, yetki ve sorumluluklarımızla ilgili bir şey söylüyorsanız; ben ihaleden sorumlu müdür yardımcısı olduğum için ihalenin komisyonda dahil olmak üzere harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi hariç her aşamasında imza attım. Yani yaklaşık maliyet komisyonunda da yer aldım. Bu çünkü benim görevimin getirdiği bir şey zaten. Neticede ben orada ihale müdür yardımcılığı yaparken yaklaşık maliyet komisyonunda da, idari şartnamede de, teknik şartnamede de yani hepsinde imza attım zaten. Yani bunu soruyorsanız buradaki şeyler...
Gizem Zehir: Şimdi ihale onay belgesi var. İhale onay belgesinizdeki her şeyden yetkili, her şeyi neticelendiren belge gibi bahsediyor ama...
Esra Köymen: İhale onay belgesi ilk aşaması ve orada ihale ile ilgili temel bilgiler var. Yani siz EKAP'a da girseniz, EKAP'a girdiğinizde de bir ihale kayıt bölümü vardır, sonrasında şartnameler ve ilan bölümü vardır. Bunların hepsi kademe kademe gider. Şimdi sizin sorduğunuz şeyi anlıyorum. Şöyle bir şey var: Ben mesela ona hiç girmedim. Çünkü aynı şekilde ben 5018'den gelen harcama yetkilisi ve ihale yetkilisi ile gerçekleştirme görevlisi aynı olmayacağı için ihale onay belgesine imza attığım için buradayım ama o bölüme hiç girmiyorum. Çünkü iddianamenin bence bu bölümünden ziyade zaten genel anlamıyla isnat edilen hiçbir suçlama doğru olmadığı için her attığım imzanın "Evet, o imzayı attım. Sonuçta vekaleten atmış olabilirim." ama bununla ilgili bir savunmaya girmek istemiyorum zaten.
Gizem Zehir: Heyet de anlayabilsin diye ihale onay belgesi...
Esra Köymen: Yani çok teknik şeyler olduğu için, şimdi ihale onay belgesinde Tolga Bey vekaleten imzası vardı. Ben de Tolga Bey'in atması gereken yere imza attım.
Gizem Zehir: Tamam, yani ihale onay belgesinde sizin onayladığınız şey aslında...
Esra Köymen: Kısmi teklife açık olup olmadığı da yazar ihale onay belgesinde.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Tek sorum var. Kısmi teklife kapalı yapılması ihalenin; esasında bir başka deyişle sizin ihaleyi bir bütün olarak, işi ihale etmeniz, bölerek ihale etmemeniz... Sizin alanınız mıdır bilmiyorum ama bölmesi mümkün müdür, bölünmesi bu ihalenin? İhaleye dahil ettiğiniz ürünleri kısmi teklife açabilir misiniz, bu konuda...
Esra Köymen: Şimdi şöyle; aslında çok kez söylendi, bitkisel materyal dediğimiz şey canlı, yaşayan bir varlık. Hatta ben günlerdir hani herhalde bitki, toprak dediğimizde anlaşılamıyor, bunun yerine daha somut bir şey koyabilir miyim diye düşündüm ama bulamadım. Yani neticede toprakla bitkiyi ya da işte diğer yardımcı malzemeyi bir arada almadığınız zaman onun bir anlamı kalmıyor. Yani kamu zararı asıl o zaman ortaya çıkıyor zaten. Bölünebilir bir şey değil. Yani bu şey işte, somut bir şeye dönüştüremiyorum ama ben bitkiyi alıp ona bir yerde bakabilecek, bir süre bakıp sonra işte toprağı alınca da dikerim diyebileceğim bir durum değil. Yani almasam olmaz, kısım kısım çıktığımda ben toprağa, bitkiyi ve diyelim ki gübreyi ayrı ayrı çıktım. E çıktım ama sonuçta birini aldım; e aldığımı ne yapacağım? Bitkiyi almadım, gübreyi aldım, toprağı aldım; ne yapacağım onları? Hiçbir işime yaramayacak bir şey oluyor. Yani birbirinden ayrılmaz parçalar olarak görmek lazım buradaki ihtiyacı. Çünkü ben bütün toprak ihtiyacımı oradan karşılamıyorum. Ben o bitkisel materyalin ihtiyacı olan, kendisiyle bağlantılı malzemeleri oradan temin ediyorum.
Kaptan Yılmaz: Bitkiyi ihale ettiniz, toprağı ayrı ihale etseniz, bitki toprağa, ihale yetişmezse elinizde kalıp...
Esra Köymen: Aynen öyle.
Kaptan Yılmaz: ...ölür.
Esra Köymen: Aynen öyle. Bir kısmı alımda da yani ben onu kısmi alım yapabilirim ama şöyledir: Zaman zaman, dediğim gibi 21 yıldır ihale yapıyorum. Hani son 4 yıl hariç her sene onlarca ihale yapmışımdır. Siz böldüğünüzde, kısmi teklif bölümüne gidersek, hani ayrı ayrı ihale yapmayalım, kısmi teklif yapalım dediğinizde, kısımlara böldüğünüz şey ciddi kamu zararı oluşturabilecek bir şey. Çünkü dediğim gibi ben bitkisel materyali aldım, toprak yok, dikemedim; ben ona bakmak zorundayım. Hangi işçiyle...
Kaptan Yılmaz: Bir lojistik desteği de gerekiyor, öyle bir organizasyon kurmanız gerekiyor...
Esra Köymen: Tabii ki öyle, tabii ki öyle. Bir depolama alanının olması gerekiyor. Sonuçta ben bunu ihtiyaca binaen istiyorum. Şöyle bir şey değil ki; ben depolamak için, "Yarın kullanır mıyım?" diye bir malzeme istemiyorum. Biz müdürlüklerden bize gelen talepler doğrultusunda bir liste yapıp dosya hazırladık. Şimdi ben o ağaçları isteyen müdürlüklere "Siz bu ağaçları alın, depolayın bir yerlerde, toprağı da bir gün alabilirsek dikersiniz" diyebilecek durumda değilim.
Kaptan Yılmaz: Şöyle diyebilir miyiz peki; yani sizden istenen aslında kısmi teklife açık ihale yapmanız, hazır iştirakiniz varken o iştirakin organizasyonunu bir de Park Bahçeler bünyesinde kurmanız sonucunu doğuracak bir şey.
Esra Köymen: Aynen öyle. Her anlamda öyle bir şey.
ESRA KÖYMEN AVUKATI SAVUNMASI
Sayın başkan sayın üyeler. Cümlelerime söyleyeceklerimin en sonundan başlamak istiyorum. Son cümlenizden dolayı ancak sunumumla ilgili zaman müvekkilime sorulan sorularla ilgili zamanın benim zamanımdan sayılmamasını talep ediyorum. Şimdi söylediğiniz 3f yaptırımı kamu zararı olmadığı için 1 yıldan 3 yıla kadar. Suçun tarihi 2020 iddia edilen tarih 2020. Ceza infaz yasası kapsamında ise halk arasındaki deyimle yatarı yok. Ama ceza cezaevi idari kurulu toplanıp karar vermesiyle birlikte girdi çıktı diyelim maksimum 70 saat. Müvekkilime o uygulanan yaptırım her günün her iki günün 1 gün sayılması 5 ayın 2.5 ay sayılmasıyla birlikte zaten 70 saat dediğimiz maksimum infazı fazlasıyla çekildi. Bu nedenle seyahat özgürlüğünü kısıtlayan ve hukuki sonuçlar aslında doğurmayan. Biraz önce de bir önceki sanık savunması için de belirttiğimiz fiili iradeniz nedeniyle öncelikle müvekkilimin de müvekkil gibi aynı sonuçları doğurup. Bütün denetimli serbestlik hüküm verilen adli kontrol kararı verilen arkadaşların ayaklarındaki aratlardan azat edilmesini talep ediyorum.
Sunumumla ilgili kısma geçtiğimde ben sayın mahkemede 22 no'lu eylemle ilgili de sunum yaptım. Burada 144 no'lu eylemle ilgili sunum yapacağım. Aslında sunumumun başındaki iki olay aynı şekilde. Bu eylemde sanıklar Esra Öymen evet arkadaşları Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş. Aynı cümleleri 22 no'lu eylemde de söyledim. Fatih Keleş'in bu eylemde sanıklar arasında olmasını açıklayabilecek bir hukukçu var mı? Ne işi var bu eylemde? Adını neden karıştırdılar? Daha önce de söyledim. İddianameyi hazırlayanlar hata yaptılar. İddianamenin değerlendirilmesi süresi aceleye getirildi atlandı. Şimdi mahkemeden ilk talebim eylem değil sanık sayısını sadeleştirin. 144 no'lu eylemde Fatih Keleş'i bu eylemden azat edin. Biz o zaman daha rahat savunma yaparız. Sayın başkan soruşturma dosyası 2024'e 228 233. Torba dosya İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraklerinin büyük kısmının ihale dosyaları bu soruşturma dosyası içerisinde. Önce bu yapılıyor sonra buradan ayırma kararı verilerek dava açılıyor. Bu davalar üç davayla ana davayla birleştiriliyor. Peki sırada ne var? Sırada İBB'nin başka iştirakleri var. Yani sayın mahkeme planladığı gibi 15 Ekim'de ikinci oturumu sonlandırdığında üçüncü oturuma kadar önünüze başka bir iştirak dosyası daha gelecek aynı nitelikte.
Peki bu dosyalarda ne var? 5 bilirkişi var. O bilirkişiler önünüze 2026'da 2026 bitmeden gelecek diğer dosyalarda da aynı paragrafları yazacaklardır. Onlarda da kamu görevlisi ihaleye fesat suçlamasıyla mütalaa verilecek. Tutuklamaya itiraz için Asliye Ceza Mahkemesi'ne sunulan dilekçede bunların tamamını ayrıntısıyla anlattım. Bu dilekçenin bu dosyamızın bu savunma dilekçemizin kapağı açılmadı gerek duyulmadı. Her ayın düzenli verilen denetim serbestliğin kaldırılması dilekçesi kapağı açılmadı gerek duyulmadı. Oysa ki biraz önce sayın başkan 235'e 3'ten söz ettiniz. Yani 1 yılla 3 yıl arası bir ceza ile ilgili savunma yapmasından söz ettiniz. Niye söz ettiniz? Kamu zararı yok tespit edilebilmiş bir kamu zararı yok. 1. klasörde 31 klasörlük ve 7304 sayfalık Ağaç A.Ş.'nin ihale ve alımlarının 7304 adet sayfa dedim özür dilerim. Onlarca klasör incelenen dosyada 1. klasörde ihalede kovuşturmaya yer olmadığına dair karar var özel ihalelerle ilgili. Görülmedi görülmek istenmedi görülmeyecek. Şimdi sunum yapıyorsunuz 144 no'lu sunumla ilgili. Bunlara dair dinlenecek kayıtlara geçecek esas hakkındaki mütalaada hiç yeri verilmeyecek. Getirilmiş hükümde hiçbir değişiklik yapılmamasına da katkı sağlamayacak. Ancak bunların bugün kaybolması kaybedilmesi mümkün değil. İleride tarih yazacağı bir detay olarak kalacak. Bu kapsamda örneklerini gördüğümüz gibi gereği düşünüldü davayı uzatmaya yönelik ve sonuca etki etmeyecek olması nedeniyle kovuşturmanın genişletilmesine yönelik taleplerin reddine. Konutu terk etmeme yönündeki adli kontrol talebinin bu aşamada reddine denilecek.
Esas hakkındaki mütalaada aynen bu ihtimallerle suça konu ana ihaleye fesat karıştıran ve işi Ağaç ve Peyzaj A.Ş. tarafından alınmasına meraklı kasıtlı olarak parçalara bölünmesine bilirkişi raporu uyarınca sorumlulukları tespit olunan sanık Esra Öymen ihaleye katılma yeterliliğine sahip kişilerin ihaleye katılmalarını engelleyerek ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlayarak üzerine atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği eylemlerine uyar şekilde Türk Ceza Yasası 37 delaletiyle 235/1, a-1 ve 53/1-2, 63, 235/1 maddeleriyle cezalandırılması kamu adına mütalaa olunur. Bu denilecek. Kimin ihaleye katılması engellenmiş? Hangi gizli kalması gereken bilgilere başkasının ulaşılması sağlanmış? Bunlar hangi bilirkişi raporunda yazıyor? Poliste bu sorular niye sorulmamış? Savcı bu soruları niye sormamış? Biraz önce sanıklık sorgulandı. Duruşma savcısı bu soruyu niye sormadı? Mahkeme bu soruyu niye sormadı? Demek ki bu iki suçlamaya dair bu dosyada gördükleri bir iğne deliği ışık yok. İddia yok belge yok. Odun ağaç cinsinden iddia gizli tanık anlatımı yok. Birleşen dosyada da 5-6 tane sanık var. Sonradan pişman olduk diyorlar. Neyi ortaya çıkardılarsa onlar da bu konuda bir kelam etmemiş. Niye yazıyor bu iddianamede bu cümle? Bu cümle önceden hazırlanmış değiştirilemez düzeltilemez yazılmazsa olmaz cümlelerden. İddianamede onun için bulunuyor.
Bugünlerin bu duruşma salonlarında yaşadığımız için bunlar olacak. Deneyimleriniz, gözlemleriniz bunun yazılacağına, bunların yazılacağına da bizi inandırıyor. Sayın Başkan, göz altılarımızda ilk defa olan bu durumu hemen tespit ettik. Sorulan sorular 02.11.2025 tarihli bir bilirkişi kurulu raporundan kopyalanmış. Metinler öyle acele edilmiş ki metinlerin, soru metinlerinin altında soruşturma gizli olmasına rağmen bilirkişilerin adlarının çıkarılmasını unutmuşlar, silmeyi unutmuşlar. Suat Eser, Mustafa Kılıçarslan, …, Volkan Şimşek, Hakan Çağıl. Kim bunlar? Yazının tarihi 18.08.2025. Bilal B., Baki Sıtkı, Dursun Ali Özel, İsmail Çobanoğlu, Hüseyin Gürböz, Saygun İlgili, Cenk Kılıç, Özkan Koşar. Bunların görevleri sonlandırılmış; yerlerine Suat Eser, Mustafa Kılıçarslan, Barış Acar, Hakan Çağıl görevlendirilmişler. 19.06.2025.
Volkan Şimşek kim? Bakanlığın hiçbir görevli listesinde adı yok. 02.09.2025'te savcılığın bir tutanağı var. Karşılıklı imzalanmış. Volkan Şimşek ekibe 19.09.2025 tarihinde monte edilmiş. Hangi ihtiyaçtan dolayı yapılmış belli değil, kimdir belli değil. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevlendirildiği hissesinde de adı yok. Kim bu Volkan Şimşek? Aleyhte raporların hazırlanmasında etkisi, katkısı nedir? Ne yapmış Volkan Şimşek? Bunları bilmek istiyoruz. Savcılık incelenmek üzere ihale dosyalarını istemiş. 13 ihale, 20 klasör. Volkan Şimşek 13.11 imza attığı rapor 11.2025 tarihli. 13.11.2025 tarihinde bu dosyaları incelenmeksizin iade etmiş. Neye? 2024'e 228 2303, 2025'e 107 0 90, 2025'e 107 0 91 soruşturma sayılı dosyalarda savcının talebi üzerine iade etmiş. Hangi ihaleler bunlar? 2008, 2015, 2016, 2017, 2018 yılında yapılmış. Yani bu tutdukları karara verdikleri katil için bu dosyalarda ceset aramanın izah edilemeyeceği çözüldüğü için reddedilip iade edilmiş, 13 ihale dosyası.
Soruşturma aşamasında klasörün ve önünüzdeki 4 no'lu klasörde bu ihalelerin tamamı incelendi. Tamamı tablolandı, tamamı listelendi. İade edilen ihalelerle suç var denilen ihalelerdeki bütün kriterlerin aynı olduğu belirlendi. Ancak ne tesadüftür, 2-2 Kasım 2025'te rapor yazan bilirkişi kurulunun üyesi bu kişi, 26.03.2026 tarihinde tek imzayla, tek kişilik bir rapor veriyor. İmza da tek. Fakat son cümle, ancak ayrı ayrı bilirkişi görüşümüzle birlikte hazırlanan rapordur. Tek imzalı bilirkişi, fakat açıkça kendisi de söylüyor: "Vallahi billahi ben bu raporu hazırlayamam tek başıma." diyor, "Biz arkadaşlarla birlikte hazırladık." Kim bunlar? Yok. Raporun diline baktığımızda bu raporun yapay zekâ kullanılarak hazırlandığını biz tespit ettik. Tersinden giderek bu soru sonucuna ulaşmak için hangi soruların sorulduğunu tespit ettik, programı tespit ettik. Sadece idari şartname yüklenmiş ve rapor hazırlanmış. İşte iddia adı altında saçmalıklar tek bir dokümanın yüklenmesiyle oluşturulmuş.
Yapay zekâ raporu sonunda yükledikleri yapay zekâya sordukları sorularla birlikte raporun sonunda "Kamu zararı yok" demiş, "Usulsüzlük yok" demiş, "Eksiklikler sonuca etki etmez" demiş. Bilirkişiler ne yapmışlar? Bu cümleleri kaldırmışlar. Yerine 4734 sayılı yasanın 60. maddesi kapsamında "Buyrun gözaltına alın, tutuklayın, mağdur edin, itibar gaspı yapın" der gibi yapın, cezalandırın demişler. Bundan sonra birleşecek her davada, ayrı açılacak her davada iliştirilerek oluşturulan bu beşli, önümüze birçok masumun, kamu görevlisinin gelmesini sağlayacak.
Altında imzalarınız bulunan tensip zaptı. Suçtan zarar gören Hazine ve Maliye Bakanlığı. İddianamenin dayanağı olan raporları hazırlayanlar bu bakanlığın memurları. Savcılar soruşturmalarında listede olmayan kişileri de bilirkişi olarak gösterebilirler. Ancak savcılık şikâyetçiyi, suçtan zarar göreni aynı zamanda bilirkişi olarak görevlendiremez. Bu nedenle bu raporlar yok hükmündedir. İhaleye fesat karıştırma suçlaması bulunan dosyada davayı açmaya yeterli, kuvvetli suç şüphesi bu raporlar ise artık ortada kuvvetli suç şüphesi de yoktur. Olmayan, işlenmeyen suçun işlenmediğini kanıtlamak için savunmaya yüklenebilecek bir sorumluluk da yoktur. İkinci talebimiz; Kasım 2025 tarihleri ile 62 sayfa raporu yazan bu kişilerin, başta Volkan Şimşek olmak üzere, mahkemede dinlenmeleri yolunda ara karar oluşturulmalı, 26.03.2026 tarihli raporu ayrı ayrı yazan kişilerin kim olduğunun savcılıktan araştırılması, mahkemede dinlenmesinin sağlanmasıdır. Çünkü kuşkumuz var. Acaba bu metinlerin hazırlanmasında, utandıkları için yüzlerini görmeyelim diye gizli tanık olanların katkısı nedir? Utanma duygularını yitirmiş, kimliği ortada iftiracıların katkısı nedir?
Bugünün muktedirleri ya da kendilerini muktedir görenler ellerindeki gücü kullanırken rekabet edemedikleri yerde yukarıda anlattığım gibi oluşturdukları beşlilere ve bunun gibi başka beşlilere bir görev vermişler. Bu beşlinin yazdıklarını okuyunca daha önce bir kolu sakat, tek parmak daktilo yazabilen, yaşattığı bir ayniyet sanatı vardı. Mumlara alev arar duruma düştük savunma yaparken. Bunu da belirtmekte fayda var. Sözünüzü ettiğim verilmiş talimat şudur: Ekrem İmamoğlu'nun katil olduğuna karar verdik. Gidin bize ceset getirin. Bunlar da ceset bulamadıkları için ceset yerine odun koydular çeşitli cinslerden. Yok ceset. Odun koydular. Bize de cesetle odun ayrımının savunmasını yapmamız istendi. Şimdi kimler var bu odunda? Gürgen, maun, meşe, çınar, köknar, zeytin var. İyi kötü bunları biz de biliyoruz. Bir de özel odun var, özellikli odun. Sekoya var. Bu önemli. Çünkü bu ağaç ülkemizde yok. Biz pek bilmeyiz. Adını ve özelliklerini bildiği, adını Sekoya koyduran; o okumuş, mektep görmüş, yurt dışı görmüş, bu ağacın yetiştiği tropikal bölgelerde seyahat etmiş bu isimlerin sahipleri aslında korkularından adlarını ağaç yaparak gizlediler.
Kendilerini ağaç cinsinden odun diye tanımladılar. Ben bunları anlıyorum. Ancak, klasör 9'da Y.A. adında bir ifade var. Klasör 9, Y Vatan Emniyet Müdürlüğü...
Hakim: Müvekkil tutuksuz, tamamlayalım.
Avukat: Tamamlıyorum efendim, bitiyorum. Y. Vatan Emniyet Müdürlüğü, tarih 09.05.2026. Polis ifadesi alınıyor. İfadesindeki soru. Kısa ve öz de bunlara değineceğiz. Yanıt: Eski İBB başkanı İmamoğlu'nun halen belediyeyi yönetmek istemesine, devlete reform yapabilmesine, ayrıcalıkları görmem sebebiyle beni devam etmek istemedi. İddia hataları bana ait değil. İddianameye göre İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü dolayısıyla suçtan zarar gören kurum İBB Başkanlığıdır. İBB'nin menfaatlerini savunmak zorundaydım. Ben nesnel olarak kurumun menfaatlerindense Ekrem İmamoğlu'nun menfaatini gözetmendim. Ama ben kurum menfaatini gözetmeyi savunduğum için buna da karşı çıktım. Bunu yapmak demek kurum imkanlarıyla şahsın çıkarlarını gözetmek demekti. Devlet adamlığına ve kamu görevlisi olmaya uygun değildi... demiş. Özgeçmişinde.Ama emniyette fazla bir şey dememiş. Büyükşehir Kanunu'nun 26'ncı maddesi bize bu görevde bulunmaya imkan veriyordu. Başka yerlerde yönetim kurulu başkanlığı kararı almayı haricen. Sorguda serbest bırakıldı, rahat rahat geziyor. Ve müvekkilim, aylardır ayağında kelepçe, 60 metrekarelik bir giriş katında güneş görmüyor. Bunu mahkemenin takdirine bırakıyorum, hayır.
Biz burada ceset değil, odun gibi savunma yapıyoruz. Yoksa işlenmeyen bir suçun işlenmediğini kanıtlamak çok zor, yetmemiş. Ekrem.. Tek bırakmayalım demişler. Yanına Fatih, Muhammed, Ahmet de eklemişler. Bunun için benim müvekkilim ve diğer kamu görevlileri de 144 nolu ihale yönünden sayısız verilerle mağdur edilmişler, halen daha edilmeye devam ediyorlar. İhale ile ilgili en ufak bir cümle söylenmeyecek içeriği ile ilgili ve suçlama ile ilgili. Çünkü iddianamenin ekindeki 3. ve 4. klasörde hepsi yazıyor.
Sayın Başkan, sayın üyeler; İddianamede sevk maddesi de yazan yukarıdaki iki cümle anlattığımız eylemlerin sadece başka bir yerden kesilip yapıştırıldığının ve hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşmuş olması, yaklaşık maliyetin sızdırılması yönünde bir şikayet, bulgu, tespit, itiraf ve iftira olmaması, ihalelerin bölünebilecek ihalelerden olmaması, yeterlik sınırının —biraz önce arkadaşlar rakamları eksik söylediler— 2019'dan önce %2-%55 arasında, bu ihalenin yapıldığı dönemde ise %10-%50 arasında olabileceğine dair açık düzenlemenin bulunması, suçlamaya konu ihalede iş deneyiminin %40 olması ve yasal sınırlar içinde olması nedenleriyle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak ortada olduğu için müvekkil Esra Köymen hakkında aklanma kararı verilmesi, adli kontrolün kaldırılması, duruşmaların yokluğunda yapılmasına karar verilmesini saygıyla sunuyoruz.
MURAT CIRIK SAVUNMASI – 06.10.2026
Sayın Başkan, sayın heyet; öncelikle hakkımdaki suçlamaların kesinlikle kabul etmediğimi belirterek savunmama başlamak istiyorum. Hakkımdaki isnadın neye dayandığını ve neden gerçeği yansıtmadığını olabildiğince açık ve somut bir şekilde anlatmaya çalışacağım.
Ben, 2007 yılında kontrol mühendisi olarak Ağaç A.Ş.'de işe başladım. 2011 yılında hakediş şefi oldum. 2015 ile 2019 arası Satınalma Müdürü olarak çalıştım. 2019 seçimlerinin ardından siyasi görüşlerim nedeniyle 2019 yılı sonunda sözlü olarak, 2020 yılı Ocak ayında resmi olarak Satınalma Müdürü görevinden alındım. 2020 yılında uzman olarak çalıştım. 2020-2023 arasında Mali İşler Müdürlüğü'ne bağlı olarak Sözleşmeler Şefi, 2023 yılında da yönetim kararıyla Satınalma Müdürlüğü'ne bağlandım. 2023 içinde şirketteki teamül gereği diğer şeflikler ile sırayla 2-3 kez müdürlüğe vekâlet ettim. Bu dönemlerde birkaç dosyaya vekâleten imza attım. 6 Ocak 2025 tarihinde Ağaç A.Ş.'den kendi isteğimle ayrıldım. O tarihten bu yana Savunma Sanayii Başkanlığı'nın iştiraki olan HEAŞ (Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş.)'de şef olarak çalışıyorum.
Sayın Heyet, bunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bir yapının parçası olduğum iddia edilen dönemde beni ödüllendiren, güvenilen ve yükseltilen biri değilim. Tam tersine, siyasi görüşüm nedeniyle müdürlükten alınıp şefliğe indirilmiş biriyim. Böyle bir kişinin aynı yönetimle suç işlemek için bir araya geldiğini düşünmek hayatın olağan akışına aykırıdır. İddianamenin bu bölümünde 12 eylemden bahsediliyor. Ben sadece 149 no'lu eylemde şüpheli olarak yazıldım. 149 no'lu eylemde 19 dosyadan bahsediliyor. Bu 19 dosyadan sadece bir tanesinde, 2015 numaralı dosyada tek bir imzam var. Bu imzayı müdürlüğe vekâlet ettiğim dönemde vekâleten attım. Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda "Satınalma Müdürü Vekili" yazması gerekirken sehven "Satınalma Müdürü" olarak yazılmışım. Yani hakkımdaki suçlama bir unvanın yanlış yazılmasından ibaret olan bir maddi hatanın üzerine kurulmuştur. Bu dosyalardaki firmalarla iddianamede görüleceği gibi hiçbir görüşmem, hiçbir irtibatım yoktur. Ne bir telefon görüşmesi, ne bir mesaj, ne bir buluşma, ne de herhangi bir menfaat ilişkisi gösterilmemiştir. Gösterilemez de; çünkü böyle bir şey yaşanmamıştır. O dönemde ben Sözleşmeler Şefi olarak çalışıyordum. İhale hazırlamak, şartname düzenlemek, yaklaşık maliyet belirlemek, teklif değerlendirmek, ihale komisyonunda yer almak veya satın almak benim görevim değildi, yetkim de değildi.
Sayın Heyet, burada çok önemli bir çelişkiye dikkatinizi çekmek istiyorum: Aynı iddianamenin 148 no'lu eyleminde benim 3 adet vekâleten imzam var fakat orada şüpheli değilim. Çünkü o belgelerde unvan kısmı doğru şekilde "Satınalma Müdürü..." olarak yazılmıştı. Dosya kapsamında vekâleten imza atan her şahıs dosyada şüpheli ve sanık olarak eklenmemiştir. Bu durum açıkça şunu gösteriyor: İddia makamı vekâleten imza atanları dosyanın dışında tutmuştur. Yani vekâleten atılan imzanın tek başına suç oluşturmadığını iddia makamı da kabul etmiştir. Ama ben unvanım sehven yanlış yazılmış tek bir imza yüzünden bu dosyaya dahil edildim. Aynı nitelikteki bir imzaya sadece belgede unvan yanlış yazıldı diye farklı sonuç bağlanması adil değildir. Ceza yargılamasında önemli olan belgede ne yazdığı değil, gerçekte ne olduğudur. Dosyadaki itirafçı beyanlarında ve gizli tanık beyanlarında benim ismim hiçbir yerde geçmiyor. Beyanların hiçbir yerinde yokum. Kimse benim bir talimat aldığımı, bir talimat verdiğimi, bir firmayla anlaştığımı ya da bir menfaat elde ettiğimi söylemiyor.
Sayın Heyet, ben bir hukukçu değilim. Ancak savunmamı hazırlarken Yargıtay'ın bu konulardaki yerleşik içtihatlarını da öğrendim ve durumumun bu ilkelerle birebir örtüştüğünü gördüm. Kısaca arz etmek isterim: Yargıtay'ın emsal kararlarına göre ihaleye fesat karıştırma suçu herkesin işleyebileceği bir suç değildir. Bu suçun faili ancak ihale sürecinde görevi olan kişiler olabilir ve kanunda sayılan haller yorumla genişletilemez. Ben ihale sürecinde görevi ve yetkisi olmayan bir sözleşmeler şefiydim. Dönemsel vekâletle atılmış tek bir imza beni ihale sürecinin asıl görevlisi haline getirmez. Yargıtay ayrıca ihale sürecinin sözleşmenin imzalanmasıyla sona erdiğini kabul etmektedir. Benim sürecim bundan sonra başlıyor. Yani ben dahil olduğum dönemde ihale süreci fiilen bitmiş bulunmaktadır. Takdir edersiniz ki dahil olmadığım bir süreçte suç işlemem mümkün değildir.
İkincisi; Anayasamızda ve Türk Ceza Kanunu'na göre ceza sorumluluğu şahsidir, kimse başkasının fiilinden sorumlu tutulamaz. Bu suç ancak kasten, yani bilerek ve isteyerek işlenebilir. Yargıtay bir ihalede anlaşma olduğu iddia ediliyorsa o anlaşmanın nasıl yapıldığının, kimin fail kimin ortak olduğunun somut delillerle ortaya konulması gerektiğini; bu yapılmadan mahkûmiyet kurulamayacağını açıkça kabul etmektedir. Benim hakkımda bu yönde tek bir delil yoktur.
Üçüncüsü; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında ifade edildiği gibi, şüpheden sanık yararlanır. Bir kişinin cezalandırılabilmesi için suçun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesi gerekir. Tam olarak aydınlatılmamış iddialar sanığın aleyhine yorumlanamaz; yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak kimse cezalandırılamaz. Yargıtay başka delillerle desteklenmeyen bir gizli tanık beyanının dahi tek başına mahkûmiyete yetmeyeceğini kabul ederken, benim hakkımda hiçbir beyan bulunmadığı bir dosyada suçun sabit olduğunu söylemek mümkün değildir.
Dördüncüsü; eğer hakkımda bir örgüte üyelik iddiası da söz konusuysa, Yargıtay'a göre örgüt üyeliğinden söz edilebilmesi için kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunun, emir-komuta ilişkisi içinde süreklilik gösteren faaliyetlerde bulunduğunun soyut ifadelerle değil, somut ve kesin delillerle ortaya konması gerekir. Siyasi görüşü nedeniyle görevden alınmış, kendi isteğiyle kurumdan ayrılmış ve hakkında tek bir vekâleten imzadan başka hiçbir şey bulunmayan birinin bir örgütün üyesi olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Gerçeğin tam olarak ortaya çıkması için taleplerim var Sayın Heyet: Ağaç A.Ş.'den Sözleşmeler Şefliği görev tanımının, Şirketin imza yetkileri yönergesinin, Vekâletlerime ilişkin görevlendirme belgelerinin, Sözleşmeler Şefliğini Satınalma Müdürlüğü'ne bağlayan Yönetim Kurulu kararının, 2015 numaralı dosyanın tüm ekleriyle onaylı suretinin, 148 numaralı eylemdeki vekâleten imzalara ilişkin belgelerin ve görevden alınmama ilişkin yazıların getirtilmesini talep ediyorum. Bu belgeler imzamın vekaletenatıldığını ve ihale sürecinde hiçbir görevimin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Son olarak Sayın Heyet; ben yaklaşık 25 yıllık çalışma hayatını alın teriyle geçirmiş bir inşaat mühendisiyim. Bugün de bir kamu iştirakinde görevimi sürdürüyorum. Bu dosyada hakkımda olan tek şey, vekâleten atılmış ve unvanı yanlış yazılmış tek bir imzadır. Bu imza dışında ne bir görüşme, ne bir menfaat, ne bir talimat, ne de herhangi bir beyan vardır. Bu nedenlerle atılı suçların hiçbirini işlemediğimi bir kez daha belirtir, talep ettiğim belgelerin getirtilmesini ve hakkımdaki tüm suçlamalardan beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Yanılmıyorsam belirttin, satın alma müdürlüğü görevinden ayrılışında siyasi görüşünün esas alındığını veya konuyu oraya, ona bağlamış olmana gerçekten üzüldüm. Böyle olmadığını sen de biliyorsun. Şu soruyu soracağım. Aynı dönemde, senin görevden alındığın dönemde ve sonrasında seninle aynı siyasi görüşte olan başka eş değer düzeyde yönetici, aşağıda şeflik veya genel müdür yardımcılığı konumunda başkaları var mıydı? Devam etti mi?
Murat Cırık: Şöyle diyeyim: Siz geldikten sonra 3 ay içerisinde, yani ocak, şey aralık sonuna kadar, ocak başında müdürlerin iki tanesi hariç hepsini değiştirdiniz. Daha sonra diğer iki müdürü de 1 yıl sonra yine baskılarla, size gelen baskılarla beraber o iki müdürü de değiştirdiniz. Yani bütün müdürler sizin döneminizde değişti.
Ali Sukas: Yani bana yapılan baskılarla ilgili somut bilgin var mı diye soracağım ama uzatmak istemiyorum bunu, polemik de yapmak istemiyorum. Değişiklikte yerlerine yapılan atamalarda yine şirketin geçmiş dönem çalışanlarıydı ağırlıklı olarak. O kadarını söyleyeyim, daha uzatmak istemiyorum. Sonradan yine şeflikte bir yöneticilik değil midir?
Murat Cırık: Evet, yöneticilik.
Ali Sukas: Yani sonradan tekrar şef olarak, sözleşmeli şef olarak atayan da benim.
Murat Cırık: Evet, sizsiniz.
Ali Sukas: Doğru mu?
Murat Cırık: Evet.
Ali Sukas: Şimdi ihale ve satın alma usulleriyle ilgili zaman zaman senin bilgine, tecrübene müracaat ediliyor muydu?
Murat Cırık: Evet, evet.
Ali Sukas: Yani sana karşı siyasi bir ön yargın, bir bariyerin, bir şeyin olmadığını en büyük göstergesi yakın çalışma çalışmamız diye düşünüyorum.
Murat Cırık: Hayır yok, bariyer olduğunu söylemedim. Yani siyasi görüşümden dolayı görevden aldığınızı söyledim. Yani siz evet, bana yani şey yaptınız...
Ali Sukas: Neyse tabi, bunu uzatmak istemiyorum. Yani böyle olmadığını sende biliyorsunuz. Sana şeyi soracağım. Yani hem tecrübe, 5 yıldan fazla satın alma müdürlüğü yaptın Ağaç A.Ş.'de. Ve şu an yargılandığınız birçok eylemde satın alma süreçleriyle ilgili, özellikle istisna alımlarına yönelik konularda suçlanıyoruz. Sen 5 yılı aşkın bir süre satın alma müdürlüğü yaptığın dönemde, dosyaya da baktım, istisna uygulamalarında sonraki dönemle önceki dönem arasında bir fark var mı? Mesela bitki alımlarını 3(a) ile mi yapıyordunuz? Yani nasıl yapıyordunuz, o süreç nasıl işliyordu?
Murat Cırık: 3(a) ve 3(g) kullanıyorduk. Yani bitki alımlarında, çalı alımlarında 3(a) ve 3(g) istisna yöntemini kullanıyorduk daha önce, evet.
Ali Sukas: Yine ihale mevzuatına hakim olduğunu biliyorum. Bu 3(a) ve 3(g) bir ihale midir? Yani tanım olarak bunu ihale olarak mı tanımlıyorsunuz?
Murat Cırık: İstisna alımı diyoruz.
Ali Sukas: Yani 4734'e dahil midir, 4734 kanunun dışında mıdır?
Murat Cırık: Şöyle; 4734 sayılı kanunun 3. maddesinde biri a maddesi, biri g maddesi. Bu maddeler 4734 sayılı kanunda var. Ağaç A.Ş.'nin de bununla ilgili Kamu İhale Kurumu'ndan aldığı istisnalar var. Ona istinaden de 3(a) ve 3(g) yapılıyor.
Ali Sukas: Yani 3(a) ve 3(g) 4734 sayılı kanunun kapsam dışı sayıldığı istisna...
Murat Cırık: Sayıldığı, evet.
Ali Sukas: Dolayısıyla o kanuna tabi olmayan, yani yasaklılık ve cezai maddeler dışındaki hususlar o kanun kapsamında değil.
Murat Cırık: Evet.
Ali Sukas: Dolayısıyla bir ihale değil diyebilir miyiz?
Murat Cırık: Doğrudan alım diyebiliriz.
Ali Sukas: Doğrudan alım, değil mi?
Murat Cırık: Evet.
Ali Sukas: Peki son bir soru. Yani bunu sormayacaktım ama girişle siyasi görüş meselesini açtığın için soracağım. Ayrılırken vedalaşarak ayrıldık. Hatta ben "kal" diye ısrar ettim. Sen "Yok, işte filan yere gideceğim" dedin. Oraya geçişinde daha önce Ağaç A.Ş. Genel Müdürü, yani senin satın alma müdürü olduğun dönemde Ağaç A.Ş. Genel Müdürü olan bir beyefendinin katkısı var mıydı, daveti var mıydı?
Murat Cırık: Tabi tabii, daveti vardı.
Ali Sukas: Var değil mi? Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN SORUYOR
Murat Dağdeviren: Ben de eylemde şüphesi (…) yapmakla suçlanıyorum. Sorum Murat Beye olacak. Murat Bey beni tanıyor musunuz?
Murat Cırık: Tanıyorum evet.
Murat Dağdeviren: Nasıl tanıyorsunuz beni?
Murat Cırık: Yani Ağaç A.Ş'den tanıyorum.
Murat Dağdeviren: Firma adı nedir?
Murat Cırık: En son Seka'ydı.
Murat Dağdeviren: Oradan önceki Han İnşaat'ı biliyor musunuz?
Murat Cırık: Yok yok yani en son çalıştığınız Seka'ydı. Onu hatırlıyorum.
Murat Dağdeviren: Ondan önceki?
Murat Cırık: Ondan öncekini Han herhalde oradan biliyorum.
Murat Dağdeviren: Han İnşaat'ta beraber çalışıyorduk evet. Teşekkür ediyorum.
Murat Cırık: Tamam.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Sadece bir tane sorum olacak. Satın alma müdürü olduğunuz için, ekipten... İhaleye bir saat kala hadi gel teklif formunu doldur, başkaları için de teklif ver şeklinde, satın alma müdürlüğü için gerek teklif alma, gerek şekli, gerek süresi olarak böyle bir şey satın alma müdürlüğünde uygun olabilir mi?
Murat Cırık: Uygun değil.
Sevgi Dağdemir: Bu ihaleye bir saat kala teklif alınamama şekli neden uygun değildir? Yani süre açısından bilginize dayanarak soruyorum.
Murat Cırık: Ben hani bilgim yok o konunun. Yani özel bir konu herhalde. Yani neden öyle bir şey olduğunu... Yani o, o ihale ile ilgili değerlendirmek lazım.
Sevgi Dağdemir: Mevzuat kapsamında bir bilginiz var mı?
Murat Cırık: Yok. Yani mevzuat, Ali Bey de az önce söyledi zaten. 3a, 3g istisna alımları hani kamu, kamudan ziyade doğrudan alım gibi geçtiği için bir açık ihale gibi değil.
Sevgi Dağdemir: Bir saat kala teklif verilebilir mi bütün herkes..?
Murat Cırık: Uygun değil, uygun değil.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Murat Bey buradayım, görmek istiyorsanız. Geçmiş olsun öncelikle. İddianamede tabii siz tek eylemden suçlanıyorsunuz ama geneline baktıysanız İBB kısmı ihaleyi bir bütün olarak ihale etmekle suçlanıyor. Ağaç A.Ş. kısmı da işi bölerek vermeyle suçlanmaktadır. Şimdi geçmiş dönemde de ihale biriminde bir olarak çalıştığınız için soracağım. Hangi yıl yani hani birimde çalışmaya başladınız? Onu bir teyit edeyim öyle mi?
Murat Cırık: 2015-19.
Kaptan Yılmaz: 15-19. Neticide 15-19 daha sonra da 22'ye kadar devam ettiniz yine.
Murat Cırık: Yok yok, 25'e kadar devam etti. 6 O...
Kaptan Yılmaz: Tamam. Dolayısıyla her iki dönemi de bilen birisiniz. Ben sizden iki dönemi kıyaslamanızı, karşılaştırmanızı istesem yani 2019'dan sonra yaptığınız istisnalar dahil 3a 3g 21/b tamamı, hangi usullerle yaptığınız 2014 veya 15-19 arası çalıştığınız dönemden farklı bir uygulama yaptınız mı? Önce bunun cevabını alayım, sonra devam edeyim birkaç soru daha.
Murat Cırık: Şimdi az önce de söyledim, ben sözleşmeler şefi olarak çalıştım son dönemde. Yani son dönemle ilk dönemi karşılaştıramam. Çünkü orada satın alma müdürüydüm, burada sözleşmeler şefiydim. Dediğim gibi ihaleye hazırlanma yetkisi bende yok. O yüzden kıyaslayamam bunu.
Kaptan Yılmaz: 2019'a kadar ihale şefi olarak mı çalıştınız?
Murat Cırık: Satın alma müdürü olarak çalıştım.
Kaptan Yılmaz: Satın alma müdürü olarak çalıştınız. Dolayısıyla ancak satın alma prosedürü hakkında mı bilgi verirsiniz bize?
Murat Cırık: Yani 2015-19 ile ilgili soracaksanız...
Kaptan Yılmaz: Peki bir satın alma nasıl belirlenir? Yani ihale sürecine nasıl gelinir? Bunu bir özetlerseniz memnun olurum.
Murat Cırık: Yani Ağaç A.Ş.'deki süreç şudur: İlgili birim talep açar. İlgili birim örnek veriyorum mesela bitki ise, çalı ise Fidanlık Müdürlüğü talep açar.
Kaptan Yılmaz: Bu şu mudur, bu gerek alanlardan ihalelerin ihalelerdeki kalemler bahçe market ürünleri de sair ihtiyaçlarımız olabilir.
Murat Cırık: Evet evet.
Kaptan Yılmaz: Tamam, devam edin.
Murat Cırık: İlgili birim talep açar. O ilgili birime göre de satın alma ihaleye çıkar ya da doğrudan alım yapılır.
Kaptan Yılmaz: Bu onayları kim verir? Yani ... müdürü mü mesela alınacak ürünü genel müdür mü belirler? Hani bir fonksiyonu var mıdır bu sahadaki ihtiyaçları belirlemede?
Murat Cırık: Yani sahadaki ihtiyacı belirlemede yani onay tedarikçisi sadece 3G'lerde. Oradaki onay tedarikçisine istinaden firmalardan teklif alınır.
Kaptan Yılmaz: Ama ihaledeki tedarik miktarlarına göre siz saha buna ilaveten bahçe marketin ve Ağaç A.Ş.'nin fidanlık için yetiştirmek için aldığı ürünleri bir ihtiyaç olarak listeler ve bu liste üzerinden hangi ürünlerin satın alınacağına karara varılır, süreç böyle işler.
Murat Cırık: Evet evet evet. İlgili birim talep açar, satın alma da ona istinaden doğrudan alım ya da ihaleye çıkar.
Kaptan Yılmaz: Peki İBB'den alınan ürünlerin bölünerek ihale edilmesiyle ilgili bilginiz var mı? Yani bölünmeden ihale edilebilir mi, parça parça değil de bir bütün olarak satın alınması mümkün müdür?
Murat Cırık: Şöyle diyeyim ben size, sadece ben 149 no.lu eylemde imzam var. Şimdi 149 no.lu eylemde zaten Mustafa Atlı Bey de zaten dosyayı anlattı. İhale...
Kaptan Yılmaz: Çok özür bölünmüş olacağım kusura bakmayın. Mustafa Atlı Bey İBB boyutuyla anlattığı için sizin Ağaç A.Ş. boyutunu anlatmanızı istiyoruz.
Murat Cırık: Evet, ben de zaten oradan anlatacağım. Yani sözüm bölünmezse anlatacağım. Şimdi Mustafa Atlı Beyler ihaleye çıktıklarında Mustafa Atlı Bey şu dedi: "30 gün süre var" dedi. Şimdi siz açık bir ihale yaptığınızda açık ihaleyi ortalaması 90 gündür. Ya da işte kısarsanız işte yönetim kurulu imzalarını kısarsanız vs. yani 60 günden aşağı kesinlikle açık ihale yapma olasılığınız yok. O yüzden de yani 30 gün olan 30 gün süresi olan bir şeyi de açık ihale yapmak imkansız.
Kaptan Yılmaz: Sorumun cevabını alamadım ama. ….. eyleminizle ilgili bir sorum var. Oradaki 30 günü ayrıca ben tartışacağım yani konuştuğunuz, açıkladığınız için ama size sorduğum Ağaç A.Ş. bunun 90 gün olduğunu varsayın ya da sizin için en uygun süre hangisiyse onu kabul edin. İBB'den ihaleyi aldınız, kazandınız ve ihalede hizmeti yerine getireceksiniz, tedarikçilerden bu ürünleri temin edeceksiniz. Siz bu ihaleyi hiç bölmeden bir bütün olarak ihale edebilir misiniz? Uygun mudur işin biçimi, yapılma biçimi?
Murat Cırık: Şöyle, şimdi bitki olayı biraz farklı. Çalı ve bitki olayı farklı. Şimdi siz açık ihale yaptığınızda tek bir firmadan bunları karşılamanız zor. Çünkü kimi bitkiler Yalova'da, kimileri Ödemiş'te, kimileri Sakarya'da, farklı farklı yerlerde üretilir. Siz açık ihale yaptığınızda hani bunları girip alabilecek firma yok gibi bir şey. O yüzden de hani 3g 3a istisnalarıyla da alımlar yapılıyor. Yani hani açık ihale yapılabilir mi? Hani yapılamaz diye bir şey yok ama yapılması zor.
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK SORUYOR
Mustafa Küçük: Murat Bey az önce müvekkilim de size sordu, kendisini tanıdığınızı söylediniz zaten. Han İnşaat'ın sahibi Orhan Yıldırım'ı da tanıyorsunuz. Murat Dağdeviren ile sizi kim tanıştırdı hatırlar mısınız?
Murat Cırık: Orhan Bey vasıtasıyla tanıştım.
Mustafa Küçük: Teşekkürler. Bir sorum daha var. Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'taki pozisyonu neydi, biliyor musunuz?
Murat Cırık: Hiçbir bilgim yok.
Mustafa Küçük: Peki ne sıklıkla gider gelirdi Ağaç AŞ’ye? Yani hep Han İnşaat'ın işleriyle ilgili...
Murat Cırık: Bir dönem beraber geldiler. Ondan sonrasını bilmiyorum.
Mustafa Küçük: Yani sonra geldiklerinde de Han İnşaat'ın işleriyle özellikle Murat Dağdeviren geldi mi Ağaç AŞ’ye?
Murat Cırık: Bilgim yok. Ben ihaleci olmadığım için bilgim yok. Geldiği dönemlerde biz aynı kattaydık çünkü ihaleyle, ara ara görüyordum ben.
Mustafa Küçük: Orhan Bey'le birlikte mi geliyordu?
Murat Cırık: Evet.
Mustafa Küçük: Peki, şeyi de teyit ettiniz, sizi Orhan Yıldırım tanıştırdı Murat Dağdeviren'le.
Murat Cırık: Evet.
NİLGÜN CENDEK AVUKATI KAMURAN SORUYOR
Avukat: 149. eylem içerisinde müvekkilin başka vekili olarak vekaleten imza attığı ana ihale var. Bu ana ihaleye ilişkin olarak Nilgün Hanım'ı tanıyor musunuz öncelikle?
Murat Cırık: Evet, evet tanıyorum.
Avukat: Tamam. Bu ana ihaleye ilişkin olarak Nilgün Hanım'ın AĞAÇ A.Ş.'ye hazır ihale teslimi ve bunlara bağlı olarak ihaleyi AĞAÇ A.Ş.'nin alması için herhangi bir telkini ya da bunlara yönelik bir yönlendirmesi olmuş mudur, bilginiz var mı?
Murat Cırık: Yani ben ihale tarafında değildim. Yani sözleşmeler şefiydim. Onlarla ilgili bir bilgim yok.
Avukat: Tamam, teşekkür ederim.
AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR
Aytekin Karaaslan: Murat Bey geçmiş olsun. Sizinle aynı eylemde ben de ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Evet, siz vekâleten kısa süreli baktığınız bir işlemden dolayı buradasınız ama Satınalma Müdürlüğü o dönemde de genel müdür yardımcısı olarak bana bağlı olduğu için size sormak istiyorum: Herhangi bir satın alma sürecinde bir tedarikçi tercihi, yönlendirme, fiyatla ilgili bir bilgi alışverişi, bir görüşmeyle ilgili bir talimatım, bir bilgi sorma durumum oldu mu?
Murat Cırık: Sizle ilgili olmadı.
Aytekin Karaaslan: Teşekkür ederim.
MURAT CIRIK AVUKATI SAVUNMASI
Müvekkil hakkında isnat edilen eylemlerin tamamen karşılıksız olduğunu ifade edeceğiz. Öncelikle müvekkile isnat edilen suçlamaları doğru çizmek gerekiyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinin 2026/537 esas sayılı dosyası, 18.09.2026 tarihli kararla 2026/208 esas sayılı dosyayla birleştirilmiştir. Birleştirilen iddianamede 144 ila 155 numaralı toplam 12 eylem yer almaktadır. Müvekkil bu 12 eylemden yalnızca 149 numaralı eylemle ilişkilendirilmiştir. 149 numaralı eylemde ise 19 alt alım yer almaktadır. Müvekkilin adı bu 19 alt alımdan yalnızca birinde, 2015 taslak numaralı, 2023/14841'deki ihale kayıt numaralı ve 14.12.2023 tarihli işlemde geçmektedir. O dosyada müvekkile ait tek bir imza vardır ve bu imza vekaleten atılmıştır. Dolayısıyla diğer eylemlerin, diğer alt alımların ve diğer sanıklara yöneltilen fiillerin müvekkile topluca yüklenmesi mümkün değildir. Anayasa'nın 38. maddesinin 7. fıkrası ve Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Müvekkil yönünden yapılacak değerlendirme, ona bağlanan bu tek işlemin sınırları içerisinde kalmak zorundadır.
Müvekkil isnat edilen dönemde sözleşmeler şefi olup ihale sürecinde görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Müvekkil kendi izah ettiği üzere AĞAÇ ve PEYZAJ A.Ş.'de 2007 yılında kontrol mühendisi olarak çalışmaya başlamış, 2011 yılında hakediş şefi, 2015-2019 yılları arasında satın alma müdürü olarak görev yapmıştır. 2019 seçimlerinin ardından oluşan ortam nedeniyle satın alma müdürlüğü görevinden alınacağı kendisine beyan edilmiş ve bu değişiklik Ocak 2020'de resmiyet kazanmıştır. Müvekkil 2020 yılında uzman, 2021-2023 yılları arasında ise Mali İşler Müdürlüğü'ne bağlı sözleşmeler şefi olarak çalışmıştır. Sözleşmeler şefliği kapsamında müvekkilin yürüttüğü iş, sözleşme kontrol listelerinin takibi ve firmalarca sunulan belgelerdeki eksikliklerin kontrol işlemleridir. Bu görev, müvekkile ana ihalelerin şartlarını veya katılım koşullarını belirleme, ihale komisyonu adına karar alma ya da bir ihaleyi kabul etme veya ihaleden dışlama yetkisi vermemektedir. 2023 yılında sözleşmeler şefliği Yönetim Kurulu kararıyla Satın Alma Müdürlüğü'ne bağlanmıştır. Eski vekalet ilişkisi müvekkilin Satın Alma Müdürlüğü katında sözleşme görevi yaptığı ya da isnat konusu ana ihalenin hazırlık ve karar süreçlerine katıldığı anlamına gelmemektedir. İhaleye fesat karıştırma özgü suç olarak nitelendirilmekte, ihale sürecinde görevi olmayan kişi fail olamamaktadır.
İddianamenin sonuç bölümünde müvekkil, ihaleye katılma yeterliğine sahip kişilerin engellenmesi ve gizli kalması gereken bilgilere başkalarının erişiminin sağlanması fiilleriyle ilişkilendirilmiştir. Bu hukuki durum TCK'nın 235. maddesinin 2. fıkrasının a ve b bentlerine karşılık gelmektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin emsal içtihatlarına göre, 235. maddenin 2. fıkrasının a ve b bentlerinde sayılan hallerde suçun faili ancak ihale sürecinde görevi olan görevliler olabilir. Suç TCK'nın 40/2. maddesi anlamında özgü suç olup maddede sayılan hareketlerin ya da faillik konumunun genişletilmesi kanunilik ilkesine aykırıdır. Daire bu iki ilkenin pratik sonucunu açıkça ortaya koymuştur. Sanığın ihale sürecindeki konumu belirlenmeden failliği kabul edilemez. Bu konudaki emsal kararlar şu şekildedir: Sanığın ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir. Yine Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin vermiş olduğu başka bir kararda, sanıkların 4734 sayılı yasanın 60. maddesine göre ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden suçun failleri kabul edilemeyeceği açık bir şekilde belirtilmiştir.
Somut olayda da müvekkil, isnat döneminde ihale komisyonu üyesi değildir. Ana ihalelerin şartnamesini hazırlamamıştır. Yeterlilik koşullarını belirlememiştir, teklifleri değerlendirmemiştir. İddianamede müvekkilin ana ihale sürecinde görevli olduğuna dair müvekkile özgü tek bir işlem gösterilememiştir. Bu durumda müvekkil, Yargıtay'ın açık içtihatı karşısında atılı suçun faili olamaz. Müvekkilin vekaleten atmış olduğu imzası ana ihaleden sonraki ayrı bir alt alım dosyasındadır.
Sayın heyet, tarih detaylarına dikkatinizi çekmek istiyorum. 149 numaralı eyleme konu ana ihale 15.11.2023 tarihinde yapılmıştır. Müvekkilin adının geçtiği Ağaç ve Peyzaj A.Ş. alt alımı ise 14.12.2023 tarihlidir. Yani alt alım, ana ihaleden yaklaşık bir ay sonradır. Ana ihalede gerçekleştiği ileri sürülen katılımın engellenmesi veya gizli bir bilginin aktarılması fiillerinin, bu ihaleden bir ay sonra düzenlenen ayrı bir alt alım evrakıyla nasıl gerçekleşebileceği iddianamede açıklanamamıştır. Bu bağlamda somut olarak kurulamayan, müvekkilin ana ihaleye ilişkin fiillerden sorumlu tutulması da mümkün değildir. Kaldı ki böyle bir bağın kurulması mümkün değildir.
İddianamede müvekkilin hangi fiille bu suçu işlediği gösterilememektedir. TCK'nın 235/2-a bendi katılımın engellenmesi fiilinin hileli davranışlarla gerçekleştirilmesini aramaktadır. İddianamede müvekkile atfedilen hileli davranış yoktur. Müvekkilin hangi kişinin ihaleye katılımını, hangi hileli davranışla engellediği belirtilmemiştir. 235/2-b bendi yönünden ise tekliflerle ilgili olup ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bir bilginin başkasına ulaştırılması gerekir. Müvekkilin hangi gizli bilgiyi, ne zaman, nasıl ve kime aktardığı iddianamede gösterilememektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, ihale komisyonu üyesi olmayan ve ihale sürecinde görevi bulunmayan sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerini bozduğu kararlarında şu hususların somut olarak ortaya konulmasını aramıştır: Hangi firmanın ihale sürecinde görevli hangi kamu görevlisi tarafından hangi konuda bilgilendirildiğinin ve gizlilik arz eden hangi bilginin kim tarafından hangi firmaya verilmek suretiyle bu ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiğine ilişkin varılan sonuca, buna ait delillerin neler olduğu dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle gösterilmeden verilen bir karar bozulmuştur.
Aynı şekilde Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 12.02.2020 tarih ve 2016/1317 esas, 2020/1831 karar sayılı kararında, özgü suç niteliğindeki bu eylemlerde kimin fail, kimin azmettiren veya şerik olduğunun, iştirak ilişkilerinin neden ibaret olduğunun denetime elverişli biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Müvekkil yönünden bu soruların hiçbirinin cevabı iddianamede yoktur. Alt alım dosyasındaki bir imza, evrakı işleten ve imzalayan yetkisi incelenmeden bu fiillerin işlendiğine ya da bunlara iştirak edildiğine dair yeterli bir açıklama oluşturmaz. Vekaleten imzalananlar bakımından iddianamenin kendi kabulleri de bulunmaktadır. İddianamenin 148 numaralı eylemine ilişkin alt alım tablolarında müvekkilin adı üç işlemde de Satın Alma Müdürü Vekili sıfatıyla yer almaktadır. Buna rağmen müvekkil bu eylemin şüphelileri arasında değildir ve sonuç bölümünde cezalandırılması istenen kişiler arasında da bulunmamaktadır.
Şüpheli olarak gösterildiği 149 numaralı eylemin 2015 taslak numaralı alt alım tablosunda ise vekalet sıfatı belirtilmemiş, müvekkilin adı sehven Satın Alma Müdürü olarak yazılmıştır. Bu unvan kaydının doğruluğu, müvekkilin kadro görevi, vekalet belgeleri ve imzaladığı asıl evrak üzerinden incelenmelidir. Bu karşılaştırma şunu açıkça göstermektedir: İddianame makamı da vekaleten atılan bir imzanın varlığını veya tek başına bir imzanın varlığını isnat için yeterli görmemiştir. Aynı şekilde tefrik edilen tek bir imza ile yalnızca bilirkişi tarafından düzenlenen tablodaki unvanın eksik yazılmış olması nedeniyle farklı bir sonuç ve cevabın alınması da beklenmez. Müvekkilin firmalarla irtibatı bulunmamakta, itirafçı veya gizli tanık beyanlarında müvekkilin adı geçmemektedir. Müvekkilin 149 numaralı eylemde sıralanan alt alım dosyasındaki firmalarla herhangi bir görüşmesi veya irtibatı yoktur. İddianamede de müvekkilin bu firmalardan hangisinin yetkilisiyle, ne zaman ve hangi konuda görüştüğü gösterilememiştir. Firmayla iletişime geçildiği iddiası ileri sürülecekse, irtibatın dayanağı olan kayıt, görüşme içeriği ve isnat edilen fiille bağlantısı müvekkil yönünden somutlaştırılmalıdır.
İddianamede yer verilen itirafçı gizli tanık anlatımlarında müvekkilin adı geçmemektedir. Bu anlatımlarda müvekkile ihaleye katılımı engelleme, gizli bilgi aktarma veya bu fiillere iştirak etme yönünden hiçbir davranış atfedilmemektedir. Başka kişiler hakkındaki anlatımların müvekkile hangi nedenle uygulanabileceği açıklanmadan, bunlar müvekkil aleyhine değerlendirilemez. Zira şüpheden sanık yararlanır ilkesi de ceza hukukunun temel ilkelerinden birisidir. Müvekkil hakkında vekâlet akdi atılmış ve unvanı sehven eksik yazılmış tek bir imza dışında hiçbir delil yoktur. Ne bir görüşme, ne bir menfaat, ne bir talimat ilişkisi, ne de bir beyan vardır. Bu tablo karşısında suçun müvekkil tarafından işlendiğinin kesin olarak ispat edildiğinden söz edilemez.
Adli kontrol yükümlülüklerine ilişkin de talebimiz bulunmaktadır. Sayın heyet, 18.09.2026 tarihli tensip zaptının ilgili maddesi uyarınca uygulanan yurt dışına çıkamama ve belirlenen yerlere düzenli başvurma hükümlülüklerinin devamına karar vermiştir. CMK'nın 109. maddesinin 1. fıkrası uyarınca adli kontrol ancak 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde uygulanabilecek bir tedbirdir. Bu nedenle tedbirin devamı isnat altına alındığına ve önceki bir tedbir kararının varlığına dayanarak kendiliğinden kabul edilemez. Müvekkil yönünden ileri sürülen isnatların neler olduğu ve her bir hükümlülüğün bu riskleri gidermek için neden gerekli görüldüğü ortaya konulmalıdır. Müvekkil yönünden somut durum şudur: Müvekkil 29.06.2026 tarihinde tahliye edilmiştir. Tensip zaptıyla tahliyeden sonra uygulanan adli kontrol hükümlülüklerini ihlal ettiğine dair bir tespit yoktur.
Müvekkil isnat edilen konuya ilişkin işlemin gerçekleştiği Ağaç A.Ş. ve Peyzaj A.Ş.'den 06.01.2025 tarihinde kendi isteğiyle ayrılmıştır. Şirket evrakını değiştirme, görevinden kaynaklanan bir erişimi artık bulunmamaktadır. O tarihten bu yana savunma sanayiye başlanan iştirakinde bulunan işletme ve havacılık endüstrileri A.Ş.'de çalışmaktadır. Bu göreve başlamadan önce işe alım kapsamında güvenlik incelemesinden de geçmiştir. Dosyada kayıtlı sabit bir ikametgâh adresi bulunmakta, evli ve iki çocuk babası olup eşi çalışmamakta, ailenin geçimi müvekkilin gelirinden sağlanmaktadır. İddianame düzenlenmiş ve dava açılmıştır. İstinatın dayanağı olan deliller hâlihazırda şirkette kayıtlı ise belirlenmiş durumdadır. Bu koşullarda kaçma şüphesi veya delillere müdahale riski de yalnızca genel bir ihtimale dahi bulunmamaktadır. Yurt dışına çıkamama hükümlülüğü yönünden müvekkilin yargılamadan kaçmaya hazırlandığını gösteren kişisel bir olgu yoktur.
Düzenli başvurma hükümlülüğü yönünden de sabit ikametgâhı ve düzenli çalışması karşısında bu tekrardan zorlanan neden ayrıca ihtiyaç duyulduğu açıklanmamıştır. Tedbirlerden birinin devamı uygun görülse dahi bu değerlendirme diğerinin devamını kendiliğinden haklı kılmaz. Sonuç ve taleplerimiz: Açıkladığımız nedenlerle, müvekkilin vekâlet görevlendirmelerine ilişkin yönetim kurulu kararları ve yetkilendirme kayıtları ile sözleşmelerin eşliğinde görev tanımının 2015 esas numaralı dosyasının asıl evraklarıyla birlikte şirketten getirtilmesine, en azından belirlenen yerlere düzenli başvurma hükümlülüğünün kaldırılmasına, esası yönünden müvekkilin üzerine atılı suçlardan beraatine, duruşmaların yokluğunda yapılmasına karar verilmesini talep etmekteyiz. Ayrıca adli kontrol hükümlerinin de kaldırılmasını talep ediyoruz.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












