İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 30. günü tutuklu ve tutuksuz 9 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 30. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler: Muammer Ali Özdil, Fatih Yağcı, Cüneyt Yakut, Ali Yakut, Süleyman Uzun, Metin Aras, Serdar Haydanlı, Büşra Türkay, Erhan Karaal savunma yaptı.
ERHAN KARAAL SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tarafıma yöneltilen iddialara cevap vermeden önce kendimi, mesleki geçmişimi ve şirketteki konumumu doğru ifade edebilmek adına yürüttüğüm faaliyetlerin mahiyetini kısaca arz etmek isterim. Evli ve devlet okullarında eğitim gören iki kız çocuğu babasıyım. Benim gibi uzun yıllar emekle çalışan ve bu süreçte emekli olan eşimle birlikte, hayatımız boyunca alın terimizden başka hiçbir şeye yaslanmadık. Tek sermayem ve çocuklarıma bırakabileceğim en büyük mirasım olan bu temiz sicili, ölünceye kadar aynı gurur ve onurla taşıyacağım. Üniversite yıllarımdan itibaren adım attığım iş hayatımda 25 yıllık bir sorumluluk geçmişine sahibim. Bu köklü kariyerimin yaklaşık 18 yılını mali müşavir olarak dürüst, saygın ve tertemiz bir sicille tamamladım. Son 7 yıldır ise Kültür A.Ş.'de Mali İşler Müdürü olarak görev yapmaktayım.
Şirketteki asıl görev tanımım ve sorumluluklarım temel olarak; şirketin tutmakla zorunlu olduğu defterlerin tutulması, beyannamelerin zamanında verilmesi, şirketimizin işlettiği yerlerin günlük gelirlerinin bankalara doğru yatıp yatmadığının kontrol edilmesi ve başta maaş, vergi ve SGK olmak üzere diğer ödemeleri ve tahsilatların takibini yapmaktır. Bunun yanı sıra şirketin 4734 sayılı kanun kapsamındaki ihalelerinde yasal zorunluluk nedeniyle oluşturulan ihale komisyonlarında mali üye olarak yer almaktayım. Özellikle belirtmek isterim ki mali üyenin komisyonda bulunması iradi değil, tamamen kanundan ve yönetmelikten kaynaklanan bir zorunluluktur. Aynı kanunun 3/g maddesine göre yapılan alımlarda ve şirketin gelir getirici işlemlerinde de şirket yönetmeliği gereğince oluşturulan komisyonlarda yine mali üye ve muhammen bedel tespit üyesi olarak görev yapmaktayım. Ancak bu noktada komisyonlardaki rolümün sınırlarını net bir şekilde vurgulamak isterim:
1. İhale ve Alım Komisyonlarındaki Görevim: Görev aldığım komisyonlarda mali üye sıfatıyla yürüttüğüm faaliyet, tamamen evrak üzerinden yapılan yasal mali kontrollerden ibarettir. Teminat mektuplarının doğruluğunu kontrol etmek, firmaların mali yeterlilik evraklarını incelemek, birim fiyat teklif cetvellerindeki matematiksel çarpımların doğruluğunu denetlemek ve nihai aşamada diğer üyelerle birlikte en avantajlı teklifi tespit ederek genel müdür ile yönetim kurulunun onayına sunmaktır. Yani komisyondaki yetki ve sorumluluğum asla bir karar verici veya piyasa belirleyici olma niteliği taşımayıp, kati surette evrak üzerinden mali denetim yapmaktan ibarettir.
2. Muhammen Bedel Tespit Komisyonundaki Görevim: Muhammen bedel tespit komisyonundaki mali üye olarak rolüm de tamamen teknik bir kontroldür. Burada üstlendiğim vazife; tespit edilen muhammen bedel tutarının hesaplama tekniğinde herhangi bir hata olup olmadığını denetlemek, yani yine komisyondaki varlığım mali kontrolden ibarettir. Bunun haricinde muhammen bedelin bizzat tespiti, piyasa araştırması veya bu yöndeki idari ve teknik çalışmalar kesinlikle benim görev ve yetki alanım dahilinde değildir.
Özetle; komisyonlardaki varlığım ve imzam takdir yetkisine dayalı bir karar değil, kanunun ve yönetmeliğin şahsıma yüklediği şekle bağlı bir mali denetim görevidir. Attığım imza mevzuatın gerektirdiği rutin ve standart bir mali onay işleminden ibarettir. Ceza hukukunun temel ilkesi uyarınca sorumluluk görevle sınırlıdır. Dolayısıyla şirkette yapılacak ihale, alım yöntemi ya da gelir getirici işlemlerin hangi yöntemle yapılacağı, komisyon üyelerinin ve firmaların belirlenmesi, davet edilmesi, sözleşme imzalanması veya sözleşme sonrası işin ifası süreçlerinde hiçbir yetkim ve sorumluluğum yoktur.
Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; İddianamede şahsıma yöneltilen eylemleri 3 başlık altında arz etmek isterim:
1. Reklam Alanları İle İlgili İddialar (Eylem No: 61, 62, 75 ve 118):
Eylem 61 ve 62: Söz konusu eylemlerde şirket yönetmeliği gereğince oluşturulan muhammen bedel tespit komisyonlarında ve gelir getirici davet usulü işlemlerdeki komisyonlarda yalnızca mali üye olarak yer aldım. Görevimin sadece mali yeterlilik incelemesinden ibaret olduğu açıktır. İşlemlerin başlangıcında yöntemin belirlenmesi, komisyon üyelerinin seçilmesi veya firmaların davet edilmesi aşamalarıyla hiçbir ilgim ve yetkim yoktur. Üstelik iddianamede bu eylemlerle ilgili şahsıma yönelik herhangi bir tanık, gizli tanık veya sanık ifadesi dahi mevcut değildir.
Eylem 75: Bir önceki eylemlerde muhammen bedelin düşük olmasından, bu eylemde ise muhammen bedelin yüksek tespit edilip Kültür A.Ş.'nin yüksek kâr elde etmesinden suçlama yöneltilmektedir. Görevim... Tekrar ediyorum: Mali üyenin muhammen bedel tutarı ve kârlılık oranını belirleme yetki ve görevi yoktur. Yapılan sadece mali hesaplama kontrolüdür. İlgili sürecin hiçbir idari aşamasında yetkim ve sorumluluğum bulunmamaktadır. Üstelik iddianamede bu eylemle ilgili şahsıma yönelik herhangi bir tanık, gizli tanık veya sanık ifadesi dahi mevcut değildir.
Eylem 118: Rüşvete aracılık etmekle suçlandığım kişilerle hayatımın hiçbir döneminde tanışıklığım olmamıştır. Yan yana gelmişliğim yoktur. Herhangi bir maddi ilişkim veya menfaatim söz konusu değildir. Dolayısıyla bu eylemde neden suçlandığımı hâlâ anlamış değilim. Üstelik bu eylemle ilgili iddianamede adıma yönelik ne bir tanık, ne bir sanık, ne de gizli tanık ifadesi bulunmaktadır.
2. DDM Alım Yöntemine İlişkin İddialar (Eylem No: 97): Bu eylemde bahsedilen alımlarda da şirket yönetmeliği gereği sadece mali üye olarak komisyonda yer aldım. Görevim, savunmamın başında izah ettiğim üzere yalnızca mali evrak kontrolünden ibarettir. Alım yönteminin belirlenmesi, firma davetleri veya işin ifası görev tanımımda yer almamaktadır. Bu eylemle ilgili adıma yönelik hiçbir tanık, gizli tanık veya sanık beyanı bulunmamaktadır.
3. İBB İhalelerine İlişkin İddialar (Eylem No: 82, 83, 84, 87, 88 ve 91): Kültür A.Ş.'nin kazandığı bu ihalelerde; alım yöntemini belirlemek, firmaları davet etmek, yaklaşık maliyet hesaplamak veya komisyonu oluşturmak gibi idari işlemlerin hiçbirinde yetkim yoktur. Ben bu süreçlerde yalnızca şirket yönetmeliği gereği komisyonda bulunması zorunlu olan mali üye sıfatıyla yer aldım ve üzerime düşen yasal kontrolü yaptım. Bu eylemlerle ilgili iddianamede yer alan gerek sanık, gerek tanık ve gizli tanık ifadelerinde bu ihalelerle ilgili şahsıma yönelik hiçbir suçlama ve beyan yoktur. Sadece komisyonlarda imzam bulunduğu için bu dosyada yer almaktayım.
Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; Özellikle vurgulamak isterim ki ihaleye giren veya şirketimizle iş yapan hiç kimseyi ihale öncesi tanımam, bilmem ve hiçbir bağım yoktur. Sözleşme öncesi süreçte bu kişileri tanımam fiilen imkânsızdır. Şirkette yapılacak ihale, alım yöntemi ya da gelir getirici işlemlerin hangi yöntemle yapılacağı, komisyon üyelerinin ve firmaların belirlenmesi, davet edilmesi, sözleşme imzalanması veya sözleşme sonrası işin ifası süreçlerinde hiçbir yetkim ve sorumluluğum bulunmadığı gibi iddianamede mali üyenin görevini eksik, kusurlu veya hatalı yaptığına dair tek bir delil veya suçlama dahi yoktur.
Kök ifadeler incelendiğinde şahsımla ilgili hiçbir suçlama geçmediği açıkça görülecektir. Bu işlemlerden dolayı şahsıma veya bir yakınıma maddi, manevi hiçbir çıkar sağlamadığım da ortadadır.
Savunmamın başından itibaren açıkladığım üzere tertemiz mesleki geçmişimle sadece kanunun bana verdiği rutin mali kontrol görevimi yerine getirdim. Tamamen görev tanımımın çerçevesinde hareket ettim. 25 yıllık kariyerim boyunca benimsediğim bu dürüst çizgiyi ve sicilimi ailem, mesai arkadaşlarım, yakın çevrem, geçmişte ve halen birlikte çalıştığım yöneticilerim ile görev yaptığım kurumlardan da teyit etmek mümkündür. Üzerime atılı hiçbir suçu kabul etmiyor; bu haksız ve asılsız istinatların ailem ve çevremde yarattığı onur kırıcı gölgeyi bertaraf etmek ve 25 yıllık meslek onurumu korumak adına tüm eylemlerden ayrı ayrı beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Erhan Bey, öncelikle burada olduğunuz için, öncelikle çok geçmiş olsun, zor günlerdeyiz. Ondan sonrası güzel olur.
Erhan Karaal: İnşallah.
Murat Ongun: Kısa bir sorum var sadece. 7 yıldır Kültür A.Ş.'de mali işlerin başında olduğunuz söylediniz. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama hiç tanıştık mı?
Erhan Karaal: İlk defa, şu an sizinle konuşuyorum. Şu an şurada sizinle konuşuyorum.
Murat Ongun: Evet ben de öyle hatırlıyorum ama yine de bir usulden soralım. Size bugüne kadar herhangi bir firma ya da kişi için bir ödeme konusunda baskım, zorlamam oldu mu?
Erhan Karaal: Hayır efendim, öyle başkanım olmadı. Zaten Murat Bey ile şu an ilk defa, ilk defa şurada konuşuyoruz.
Murat Ongun: Kültür A.Ş.'den firmalara para gönderiliyor ama sizin başında olduğunuz birim mi yapıyor?
Erhan Karaal: Tabii ki efendim.
Murat Ongun: Peki Erhan Beycim, ben değil de benim adımı kullanan bir üçüncü şahıs vasıtasıyla size bir dayatma oldu mu?
Erhan Karaal: Hayır, hayır olmadı.
Murat Ongun: Peki. Bu kadar efendim. Teşekkür ederim.
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Erhan Bey geçmiş olsun.
Erhan Karaal: Teşekkür ederim.
Murat Kapki: Yine klasik bir soru, beni tanıyorsunuz. Erhan Bey bizim şirketimizin size olan borçlarını ödememe yaptığımızda borcumuzdan çok daha fazla ödeme yapmamıza rağmen, yapmış olduğumuz ödeme fazla dahi olsa vadesinin ortalaması nedeniyle cezai şart bize vade farkı uygular mıydınız?
Erhan Karaal: Tabii ki uygulardım. Sözleşme gereği vadesinde ödenmeyen sadece sizin değil Kültür A.Ş. ile sözleşmesi olan tüm tedarikçiler geç ödediği takdirde vade farkına maruz kalırlar. Bu sözleşmenin gereğidir.
Murat Kapki: Biz yani daha doğrusu ben sizinle bununla ilgili pek çok defa tartıştım hatta.
Erhan Karaal: Tabii ki. Ben de bunu size izahatını çok net verdim. Sözleşme ne istiyorsa odur.
Murat Kapki: Başkanım, Başkanım bu soruyu sormamdaki amaç bizi bizim şirketimizin biliyorsunuz örgüte müzahir bir firma olduğunu iddia ediliyor. Yani örgüte müzahir bir şirketin ne kadar bize hemen hemen yıl içerisinde 5-10 milyon liranın civarında bir şey ödüyordum yani vade farkı.
Erhan Karaal: Rakamlar aklımda değil yani.
Murat Kapki: Benim bildiğim öyleydi. Başkanım yani buradaki konu zaten para değil mi? Ve ben burada düşünün vade farkı ödeyen bir şirketim. Örgüte müzahir bir şirketim ama vade farkı ödeyen bir şirketim aynı zamanda. Teşekkür ederim.
SERDAL TAŞKIN SORUYOR
Serdal Taşkın: Erhan Bey geçmiş olsun.
Erhan Karaal: Teşekkür ederim.
Serdal Taşkın: Bir sene birlikte çalıştık.
Erhan Karaal: Evet.
Serdal Taşkın: Birlikte çalıştığımız dönemde müteahhit ödemelerinde hangi usul uygulanırdı?
Erhan Karaal: Müteahhitlik ödemelerinde vadelerine göre ödemeleri sıralardık. Sizin çalıştığınız dönem de pandemi dönemiydi zaten. İBB'den gelen ödemelerin, gelecek ödemeye göre yapılan planlama şeklinde çıkarırdık ödemeleri.
Serdal Taşkın: Peki herhangi bir müteahhiti kayırmam için size bir telkinim oldu mu?
Erhan Karaal: Hayır, kesinlikle olmadı. Zaten o zaman kısıtlı ödemeler geliyordu. Bayağı sıkışıktı. İlk önceliğimiz tabii ki maaş, vergi, SGK, genel giderler. Ondan sonra kalan para eğer kalmışsa, iç kaynaklarımızla beraber, kimin vadesi gelmişse ona göre uygun bir ödeme çıkarmaya çalışırdık yani.
Serdal Taşkın: Ben emekli olup ayrıldıktan sonra sizinle telefonda, mesaj veyahut da yüz yüze hiç temasımız oldu mu?
Erhan Karaal: Serdal Bey ben sizi zaten sadece Kültür A.Ş.'de tanıdım. Sizin emekli olduğunuz günden itibaren sadece o gün hayırlı olsun dedim. Ondan sonra hiçbir diyaloğum olmadı.
Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.
MUSTAFA NİHAT SÜTLAŞ SORUYOR
Nihat Sütlaş: Erhan Bey, öncelikli olarak geçmiş olsun. Başınıza gelen olaylardan dolayı çok üzüldük. Tekrar geçmiş olsun diliyorum. İnşallah bir daha böyle bir olayla karşılaşmazsınız. Erhan Bey, bazı konuların netliğe kavuşması için mahkeme heyetinin de daha iyi konuyu anlayıp anlaması için birkaç sorum olacak size. Firmam Reklam İstanbul Kültür A.Ş. ile çalışırken ödemelerini, yani kar payı ödemelerini ve haklarını yerine getirir miydi?
Erhan Karaal: Ödemelerini yerine getirirdi. Onda bir sıkıntı yok. Demin Murat Bey...
Nihat Sütlaş: Aynı soruyu soracaktım ben de. Çünkü denk geldi. Ben de teyit almak için sorayım. Şirketime ceza faturası uyguladınız mı?
Erhan Karaal: Tabii ki uyguladım. Demin Murat Bey'in söylediği gibi bu X şirketi ya da Y şirketine yönelik bir şey değil. Kültür A.Ş. ile sözleşmesi olan tüm şirketler vadesinde ödemezse bu vade farkına maruz kalmak durumundadır. Yani sözleşmenin edimini yerine getirmek durumundadır.
Nihat Sütlaş: Sizin bu konudaki titiz ve hassasiyetle davrandığınızı da hatırlıyorum. Hatta arada ileri tarihli verdiğimiz müşteri çeklerinden dolayı bile uyguladığınız cezalardan dolayı defalarca da tartışma çıkmıştı. Açıkça da söylemem lazım. Fakat siz de görevinizi yapıyordunuz, biz de hakkımızı savunmaya çalışıyorduk. Peki Erhan Bey, önemli bir soru sorayım. Ben aslında Genel Müdürünüzü soracaktım ama baktım burada attığı imzaları kabul etmediği için herhalde dedim bir akıl tutulması yaşıyor. Onun için orada sorular sormadım. Ben sizden bazı şeylerin netleşmesi için birkaç şey daha soracağım. Şimdi hatırladığım kadarıyla bu Panoefekt, ortaklığı Salih olan, Eyüp Subaşı olarak bilinen Panoefekt firmasının sahibi ile bir devir anlaşması yaptık. Ve bu devir anlaşması ile ilgili olarak da ben kendisinin kurumunuza olan borçlarını üstlenmiştim. Yanlış bir şey varsa düzeltebilirsiniz bu anlattıklarımda.
Erhan Karaal: Evet, üstlenmiştiniz ve vade farkına katlanmıştınız.
Nihat Sütlaş: Evet. İki yıl değil mi Erhan Bey? İki yıllık.
Erhan Karaal: Yaklaşık o kadar, evet.
Nihat Sütlaş: Vade farkı da uygulamıştınız. Ve hatırladığım kadarıyla bu hesaplamalar tarafında sizinle uzun süre görüşmeler yapmıştık. Diğer hukuki tarafında Avukat Selman Narman ile görüşmeler yapmıştık. Bu dönemde hiç benim Eyüp Subaşı'na herhangi bir zorlama, tehdit, şantaj, baskı yaptığıma şahit oldunuz mu? Çünkü bazı görüşmelerin hatırladığım kadarıyla ben geliyordum, sonra Eyüp Bey geliyordu. İşte o borçların çıkartılması mevzusu vardı. Tüm borçları kapsayan bir hesap ortaya koymuştunuz.
Erhan Karaal: Bu süreçte sadece sizinle muhatap oldum. Ödeme planında anlaştık. Diğer konularla ilgili, yani Salih Subaşı ile yaşadığınız diyalog hakkında hiçbir bilgim ve fikrim yok açıkçası.
Nihat Sütlaş: Yani öyle bir duyumunuz yok en azından, onu sorayım. Yani böyle bir baskı, tehdit, şantaj gibi bir konu size ulaşmadı yani.
Erhan Karaal: Yani benim bildiğim yok.
Nihat Sütlaş: Tamam. Bir de şöyle bir şey söyleyeceğim. Eyüp Subaşı burada biz kendisiyle Ekim ayında anlaşmışızdır fakat Kültür A.Ş. ile sözleşmemizi Ocak ayının başında yapmıştık. Bunu da yanılmıyorsam sizin bir öneriniz olmuştu. Sizin yıl sonu devirleriyle ilgili muhasebesel bir süretten bahsetmiştiniz. Şimdi çok detaylı hatırlamıyorum. O sebeple biz sözleşmemizi Ocak ayına, yani hukuki resmi sözleşmemizi Ocak başı gibi yaptık Kültür A.Ş., ben ve Panoffect arasındaki sözleşmeyi. Bu doğru mudur acaba?
Erhan Karaal: Valla hatırlamıyorum, yani o konudaki şeyi diyemeyeceğim. Onu hatırlayamıyorum.
Nihat Sütlaş: Yani şöyle bir şey söylemiştiniz ya: Kasım, Aralık dönemi de bitsin, yılı kapatalım. Sizin genel muhasebesel bir hesap durumundan bahsetmiştiniz Kültür A.Ş.'nin.
Erhan Karaal: Şöyle, borçlar yıl sonu itibarıyla hesaplanıp, yani yılın sonuna kadar olan borçları devralıp yapıldı. Hatırladığım kadarıyla.
Nihat Sütlaş: Evet, yani ben Eyüp Subaşı'nın hem Ekim, Kasım, Aralık borçlarını da üstlendim. Doğru mu?
Erhan Karaal: Tabii, öyle hatırlıyorum.
Nihat Sütlaş: Ve bunu da Kültür A.Ş.'nin yıl sonu hesap mutabakatı ile ilgili bir husustan dolayı Ocak başında devir sözleşmemizi yaptığımızı hatırlıyorum.
Erhan Karaal: Doğrudur.
Nihat Sütlaş: Tamam. Bir de Erhan Bey'e soracağım başka bir soru şu anda aklıma gelmiyor, gelirse tekrar sorarım. Tekrar geçmiş olsun. Kolay gelsin.
SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: Sayın Başkan, Sayın Cumhuriyet Savcısı, aslında bugün sizlerden soru bekliyordum. Nedenine gelince, ilk tutuk inceleme günü dilekçeyi verdiğimde, akşam eve gittiğimde haberleri dinledim. Bu arkadaşın, geçmiş olsun diyorum, çocuğunun önünde evet, sabaha karşı kaçırıldığını öğrendim. Ve haberlerde bilmem ne kaç bin kilo altının Serdal Taşkın'daki altının teslimi hususunda işkence gördüğünü öğrendim.
Erhan Karaal: Yalnız bu konuyu şey yapmasak, bir yani travma var.
Ali Rıza Dizdar: Ben size daha soru sormadım. Size soru sormadım. Size soru sorduğumda cevap verirseniz... Yani ben o zaman, o zaman... O zaman...
Hakim: Gerek yok, iddianamemizin dışındaki...
Ali Rıza Dizdar: Hayır, hayır. İddianamenin dışında değil Sayın Başkan, onu anlatmak istiyorum.
Hakim: Avukatlarımızın da söz hakkı verelim, sanık avukatlarının da itirazı var size.
Ali Rıza Dizdar: Demin "Ben bir şey demedim." ya. Allah Allah! Herkes bir şey söylüyor ya.
Hakim: Evet, evet. Buyurun.
Ali Rıza Dizdar: Affedersiniz, ne söyleyeceğimi bilmiyorsunuz, siz de bilmiyorsunuz. Bense sizi, kendimi sizin yerinize koydum, savcının yerine koydum. "Tahliye eder mi bu adamı?" dedim. "Etmem" dedim. "Niye?" dedim. "Ona mahsus. Bak haberlerde senin çocuğunun, eşinin ismi geçiyor. Ciddi bir olay." Ben Anadolu Adliyesindeki bazı çetelerin davalarına girdim çıktığım için, rahmetli Hakan Sağlıoğlu ile birlikte ne olduğunu biliyorum orada. Ve ne yaptığını da biliyorum. Ne olduğunu da biliyorum. Ama beklerdim bu soruyu. Evet, o dosyaya ben zaten müdahil olacağım. Ali Rıza Dizdar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı avukatı olarak o dosyaya gidip müdahil olacağım. O kesin. Sizlere sormak istediğim soru şu:
Hakim: Sorunuza geçelim:
Ali Rıza Dizdar: Onu, yani bunu sordum. Siz şöyle bir tabirde bulundunuz: "İhale ve alım görevleriyle ilgili kanundan gelen, hatta 3G'ye göre muhammen bedelleri tespit ederiz. Ondan sonra gelen tekliflere bakıp tespit ettikten sonra en avantajlı olanları Genel Müdüre söyleriz" dediniz. Bunu bir açar mısınız?
Erhan Karaal: 3G'de muhammen bedel olmaz bir kere.
Ali Rıza Dizdar: Bakın, "3G'de kanundan, ihaledeki görevlerim teminat yeterli, en avantajlı..."
Erhan Karaal: Gelir getirici işlerde muhammen bedel olur. 3G'de yaklaşık maliyet olur. 3G hesaplamalarda, o da benim görev tanımımda değil. İhalede, ihale günü ben söylenen saatte ihale mekanında olurum, diğer komisyonlarla beraber. Mali üyenin görevi tamamen şekli olarak sunulmuş ihale ile ilgili teminat mektubunun, mali evrakların kontrolüne yöneliktir. Ve daha sonra, daha sonra verilen tekliflerin en avantajlısını diğer komisyonlarla tespit ederek, yani matematiksel olarak Komisyon Başkanıyla Genel Müdürün onayına arz edilir. Eğer Yönetim Kurulunda gerekiyorsa Yönetim Kuruluna arz edilir.
Ali Rıza Dizdar: Yani bu ihaleden önceki olan bir husus, değil mi?
Erhan Karaal: İhale...
Ali Rıza Dizdar: Yani daha ihale yapılmadan evvel.
Erhan Karaal: Hayır, ihale aşamasında.
Ali Rıza Dizdar: İhale aşaması ama ihale kime kaldığı belli değil.
Erhan Karaal: Anlatmak istiyorum size. İhalenin kime kaldığı şöyle belli oluyor: Zaten Komisyon karar veriyor. "Bu en avantajlı teklif budur" diyor. Diğer teklifleri de aşağıya yazıyor. Genel Müdüre arz ediyor.
Ali Rıza Dizdar: Şimdi sizin oradaki "en avantajlı" dediğiniz en yüksek tahsis edilmesi ya da temin edilmesinden ziyade en ziyade, en ziyade ödemeyi yapacak kişisinin gerçekten bunu yapıp yapmayacağının tespiti olmuyor mu?
Erhan Karaal: Hayır efendim. Zaten o aşamaya gelene kadar o İhale Komisyonu o yeterlilikleri falan belirliyor ya, idari şartnameler falan. Orada İhale Komisyonu, düzeltiyorum, ihaleye çıkarken ilgili ihaleyi düzenleyen birim zaten o kriterleri belirliyor. İhale, yani ödeme yapacak ya da yapamayacak kapasitedeki firma ihaleye giremiyor zaten.
Ali Rıza Dizdar: Belirledikten sonra...
Erhan Karaal: Belirli yeterlilikleri ihale öncesi belirleniyor. Benimle alakası yok.
Ali Rıza Dizdar: Hayır, belirledikten sonra bunu Genel Müdüre mi bildiriyorsunuz?
Erhan Karaal: Bakın ihale...
Ali Rıza Dizdar: Okuyorum size, sizin söylediğiniz "En avantajlı tespiti tespit eder, Genel Müdüre bildiririm." görevimiz... Hayır ben sizi suçlamıyorum. Sadece prosedürü öğrenmek istiyorum.
Erhan Karaal: Prosedürde yanlış bir kelime ifade ediyorsunuz. Şunu düzeltmeye çalışıyorum:
Ali Rıza Dizdar: Siz söyleyin.
Erhan Karaal: Ama bu dediğim doğru. Sizin demin dediğiniz şu:
Ali Rıza Dizdar: Nedir?
Erhan Karaal: "Ödeme kabiliyeti olan firmayı mı belirliyorsunuz?"
Ali Rıza Dizdar: Hayır, öyle demedim. "O da dahil değil mi?" diyorum.
Erhan Karaal: Değil. Ödeme kabiliyeti olan firmalar zaten ihaleye çıkartılırken, yani komisyon toplanmadan önce ilan edilirken belirli şartlar belirleniyor. Onu da ilgili birim belirliyor.
Ali Rıza Dizdar: Siz çok uz...
Erhan Karaal: Orada zaten ihaleye ödeme kabiliyeti olan, o işi yapmaya kabiliyeti olan firmalar katılsın diye ihale öncesi hazırlık yapılıyor. Ona göre idari şartnamesi, teknik şartnamesi belirleniyor.
Ali Rıza Dizdar: Yani beni teyit ediyorsunuz aslında.
Erhan Karaal: Şimdi o idari, teknik şartnameyi falan hazırlayan ben değilim.
Ali Rıza Dizdar: Ben şunu söylemek istiyorum size: Bakın A firması, B firması, C firması geldi. Siz A firmasını, C firmasını inceliyorsunuz. Ödeme kabiliyeti olanları...
Erhan Karaal: Bakın ben A firmasını, C firmasını sadece o an komisyonda A firması teminat mektubunu doğru vermiş mi, B firmasının işte istenilen mali oranları...
Ali Rıza Dizdar: Tamam ben onlara bir şey demiyorum kardeşceğizim, onlara ben bir şey demiyorum. Zaten sizin göreviniz, kanun gereği göreviniz onlar. Ben şunu söylüyorum: Yani "en avantajlı" tabirini kullanmanızın nedeni her şeyi incelemiş oluyorsunuz yani. Bir şeyi, gelen firmaları eliyorsunuz. Yani incelediğinizi elbette Genel Müdüre bildiriyorsunuz. Ama siz Genel Müdürlükten herhangi bir talimat almıyorsunuz, özgür olarak tespit ediyorsunuz. Değil mi?
Erhan Karaal: Şeklen...
Ali Rıza Dizdar: Şeklen değil, kanunen.
Erhan Karaal: Kanunen, düzeltiyorum, kanunen öyle kabul edilir.
Avukat: İhalenin öncesindeki durumların belirlenmesiyle ilgili görevi yok diyor. Bunu beşinci kere söyledi. Artık sorma.
Ali Rıza Dizdar: Görevi yok... Ben öyle bir şey demedim. Dikkat edin zapta. Sizin müvekkilinizin söylediği laf "en avantajlı tespit...". Bu ne demek? Ben anlamıyorum ya. Ben anlamıyorum. Sen de anlatıyorsun. "En avantajlı tespit" ne demek? Niye korkuyorsunuz bu kadar benim sorularımdan ya?
Avukat: Müvekkilimin görevi değil, sana diyorsa ki...
Ali Rıza Dizdar: Ne görevi değil? Kendisi bas bas dedi ki "Üçüncü maddenin 4734 sayılı Kanunun..."
Ali Rıza Dizdar: Müsaadenizle, avukat hanım, ben şimdi devam ediyorum.
Avukat: Olgu varsa soru sorulur. Ona sorun.
Ali Rıza Dizdar: Gerçi arkadaşlara... 4734 sayılı Yasanın Kanun tanımı Madde 3, g) bendi kısmına göre sizin bir ihalelerde yahut işlerinizde, mali konularda bir görevliliğiniz var. Ama değil mi, diye sorduğum zaman "Hayır." mı diyeceksin?
Erhan Karaal: Görevim var. Mali yeterlilik...
Ali Rıza Dizdar: Tabii ki. Ben de orada öğrenmek istediğim şey...
Hakim: Göreviniz varsa var, tamam.
Ali Rıza Dizdar: Onu soruyorum. Ama oradaki şey benim kafama takıldı. "En avantajlı teklif tespit edip Genel Müdüre bildiririm."
Erhan Karaal: Yahu ben bildiririm değil. Diğer komisyon üyeleriyle beraber. Bakın bu kelimeyi atlıyorsunuz: "Diğer komisyon üyeleriyle beraber."
Ali Rıza Dizdar: Ben bir şey demedim yahu. Zaten sen ihale komisyonu... Sen kişi olarak demedim. Zaten kişiyi muhatap almıyorum ki, komisyon üyelerini muhatap alıyorum. Allah Allah!
Hakim: Sıradaki soruya geçsek?
Ali Rıza Dizdar: Bir şey demedim. Şimdi Sayın Başkan, benim için öğrenmek... Bir şey değil. Serdal Taşkın'ı ne kadar süredir tanıyorsunuz?
Erhan Karaal: Demin ifade ettiğim gibi ben Serdar...
Ali Rıza Dizdar: Deminkini ifade buyurun. Ben size soruyorum, ne kadar süredir tanıyorsunuz?
Erhan Karaal: Valla ben sadece çalıştığım dönemde tanıyorum Başkanım.
Ali Rıza Dizdar: Peki, çalıştığı dönemde Serdal Taşkın'ı, size baskı yapan yahut birini koruyan oldu mu?
Erhan Karaal: Olmadı.
Ali Rıza Dizdar: Peki, görevini yaparken çok titiz miydi?
Erhan Karaal: Evet. Yani ben zaten çok fazla kendisiyle diyaloğumuz olmadı. Ama herhangi ya da duyduğu kadarıyla herhangi bir baskı falan da görmedim.
Ali Rıza Dizdar: Yani işine saygılı bir insandı.
Erhan Karaal: Evet.
Ali Rıza Dizdar: Teşekkür ederim. Benim öğrenmek istediğim buydu işte.
BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR
Cansu Çiftçi: Erhan Bey geçmiş olsun. Ben biraz savunmanızın sonuna yetiştim, belki anlattınız ama hani ben dinleyemediğim için çok ufak bir-iki tane sorum olacak. Siz bu Kültür A.Ş.'deki hakedişleri, yani daha doğrusu ödeme dengesini neye göre belirliyorsunuz? İBB'den size ne zaman geliyor, siz ne zaman sonrasında tedarikçilere de alt yüklenicilere neyse ödeme çıkarıyorsunuz?
Erhan Karaal: İBB'den biz ayın ortasından sonra, 15'i ile 20'si arası iştiraklere durumumuzu bildiririz. Sürekli bir bedel alacaklı oluruz zaten. Yapacağımız ödemeleri de bildiririz. Belirli bir miktarda para isteriz. Zaten istediğimiz tutar hiçbir zaman aynı şekilde gelmez. Kendi iç kaynaklarımızla beraber ilk önce maaş, vergi, SGK, genel giderler ve diğer ödemeler şeklinde işte tedarikçi ödemelerine başlarız. Bunların da vadelerine göre bakarız genelde.
Cansu Çiftçi: Yani vadeleri baz alıyorsunuz. Peki bu tedarikçi ödemelerinde özellikle yetkili yönünden söyleyeyim; çünkü firmalarla öyle ilişkisi olduğu iddiaları var birkaç kişi tarafından da, Barış Kılıç yönünden, "Şu tedarikçiye ya da şu alt yükleniciye daha öncesinde bir para çıkartılması gerekiyor" gibi bir yönlendirmesi size karşı hiçbir şekilde oldu mu?
Erhan Karaal: Yok, yok. Olmadı.
Cansu Çiftçi: Tamam, teşekkür ederim.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKAT GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR
Gizem Karaköçek: Benim de çok kısa iki sorum olacak. Çalışma süreciniz boyunca antre firmasına yapılan ödemelerde bir usulsüzlük oldu mu? Bu soruyu önce bir sorayım, karışmasın.
Erhan Karaal: Çok özür dilerim. Ödemelerde usulsüzlük derken ne gibi?
Gizem Karaköçek: Yani gayriresmî bir ödemenin dahil edilmeye çalışılması, o şekilde bir ödeme yapılmaya çalışılması. Böyle bir şey oldu mu?
Erhan Karaal: Hayır, gayriresmî ödemeler derken öyle bir şey olamaz.
Gizem Karaköçek: Peki böyle bir yönlendirme, baskı veya ödemelerin erken yapılması konusunda bir?
Erhan Karaal: Hayır, biz zaten belirli bir toplu halde çıkarırdık ödemeyi. Belki bir ya da iki tane sonra çıkmıştır. O da şundan; Kültür A.Ş.'ye ödemeleri çıkartırken kamusal idareye tabi olduğu için borcu yoktur belgelerini istemek durumunda ve bunun da 15 gün süresi vardır. X firması, Y firması geç göndermiştir, ertesi gün ödemesi çıkmıştır.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum, çok teşekkür ederim. Tekrar çok geçmiş olsun.
ERHAN KARAAL AVUKAT TAYFUN TAŞLIOĞLU SAVUNMASI
Biz sadece müvekkil açısından bir yere odaklanmak istiyoruz. Çünkü bu ilgili dosyaya sunulan raporlar, zarar meseleleri, bunların subjektif ve manipülatif olması, ticari yorumlar, bir varsayımdan daha sonra zarar varsayımına gelmesi, bütün bunların hepsi zaten çokça anlatıldı. Hukuki zeminiyle de ilgili bir tartışma en azından sanıklar açısından yok. Çok güzel anlatıldı. Ama bizim müvekkilimizin bu tartışmaların içinde dahi, işte muhammen bedelin belirlenmesi, rakamların neye yol açtığı yol açmadığı, zarar var mıdır değil midir tartışmasından önce de ya da ihale komisyonundaki görevinde de, bunlardan önce ve iddianamede de belirtilmediği üzere bir görevi yok.
Şimdi üstadın sorduğu sorunun da aslında cevabı burada ve bu yüzden itiraz ediyoruz. İddianamede bununla ilgili bir şey olmadığı gibi, görev tanımları içinde, kanun ve yönetmelikle belirlenmiş görev tanımları içinde böyle bir görevi, yetkisi, sorumluluğu yok. Bununla ilgili bir iddia da yok iddianamede. Bizim iddianamede gördüğümüz şey 4734'ün 60. maddesindeki kurye ya da ihmal dediğimiz ikili ayrıma gittiği kanun maddesi ve oradan yola çıkarak diğer bütün suçları, bu da iddianameye konu edilen bütün suçların ayrımını görüyoruz orada. Orada nesil, ihmal varsa zaten bu iddianameye konu olan suçlar oluşamaz. Birincisi bu. TCK'nın sistematiği gereği bu suçların oluşması ihmalle zaten mümkün değil. Özel kast gerekir. O zaman bir kusur meselesinden bahsedeceğiz. Kusur meselesinde de iddianame burada kendine neyi dayanak alıyor? Raporlara. Raporların bir kısmında zaten kusurlu olanın kim olduğunu belli etmiyor ve bununla ilgili bir kusur atfı yapmıyor. Kusur atfı yapma gereği duyduklarında da doğrudan kişileri zaten, ödenen kurumları hangi kurumsa bunu veriyor. Burada bir tartışma yok. Burada da müvekkille ilgili bir şey yok.
Şimdi bu iddianamede bayağıdır raporlar açısından, benim müvekkilim açısından hiçbir şey yok. Adı yok. Sanıyor görevi yok, yaptığı işle ilgili bir eylemle ilgili bir atıf yok. Hatta dolaylı olarak onu ima edecek, ona yaklaşacak bir durum yok. Raporlarda olmayan, beyanlarda yok. Gizli tanık beyanında yok, sanık beyanında yok, tanık beyanında yok. Bunlar da yok. Bunun yanında alınan diğer deliller dedikleri dijital deliller içinde yok. İletişim kayıtları içinde yok. Mali araştırmalar raporları içinde de yok. Ama daha önemlisi, bakın bu deliller olmadığı gibi bir isnat da yok. Bu iddianame ile ilgili burada da çokça konuşuldu. Bunu tekrar tekrar söyleyerek burada kötülemenin de anlamı yok. Ama bu bir yoklar iddianamesi. Yoklar. Delil yok. Hiçbir şekilde suç atfı yok, illiyet bağı yok. Bir iddianamede olması gereken hiçbir şey olmadığı gibi suç atfı da yok.
Eskiden şöyle olurdu, bir torba delil olurdu. Sanığı koy, delilleri koy. Hangi eylemle hangi delil birleşiyor bunun arasında bir bağ kurma anlayışı, delil torbacılığı vardı. Şimdi burada şöyle bir şey var, sanık torbacılığı var burada. Sanık torbacılığı yapılıyor. Yani diyor ki, ben sana suç atfetmiyorum. Seninle ilgili bir delil de koymuyorum ama sana bir suç maddesi biçiyorum. Sen bununla ilgili git kendini suçlayacak bir şey bul. Sonra da kendi savunmanı yap. Yani herkes kendisinin savcısı olsun istiyor iddianame. Yormamış kendini savcılarımız. Demiş ki, sen önce kendinin savcısı ol. Önce kendini suçla. Sonra bulabileceğin yani aklında ne var, onu bir çözelim. Aklındakinden sonra gelelim kendimizi suçlayalım. O suçlamaya ilişkin de gidelim de savunma verelim. Ne verelim? Yaptığı işlerle ilgili bir şey yapmıyorsun, sen diyorsun ki, dolaylı yoldan şunu söyleyeceğim ben, örtülü yapacağım imalı yapacağım ama sen açık savunma yapacaksın doğrudan yapacaksın. Ondan sonra da biz diyeceğiz ki yok silahların eşitliği de yok adil yargılanma da, o da bu da. Oturacağız bunu tartışacağız.
Şimdi bu yokluklar iddianamesinden, bu sanık torbacılığından geldik kendi görev alanı içine. Ne görev alanı? Ya kanunla sınırlandırılmış açıp savcılar şirketin iç yönergelerini, yönetmelik ve kanunu okumaya tenezzül etselerdi sadece bir ihalede ismi geçiyor diye, ihale komisyonunda diye ya da muhammen bedelin belirlenmesinde aritmetik bir çalışma içinde olmuş diye, bir doğrulama teyit çalışması içinde olmuş diye ne kadar isim varsa torbanın içine atma gereği duymazdı. Şunu düşünürdü. Derdi ki, kardeşim 4734'te madde 6 açık. Mali üyenin bu komisyon içinde bulunması bir kanuni zorunluluk. Orada aşırı şekil şartına bağlı tutulmuş, sayıları bağlı tutulmuş, buradaki üyeliklerin nasıl düzenleneceği ve nasıl atamalar yapılacağını kanun açıkça çok sert bir şekilde sınırlandırılmış. Yetmezse diyor idareden diyor destek alarak oradan üyelerden atama yapabilirsiniz. Ama bunu tamamlayacaksınız diyor. Sonra da geliyor 37. madde diyor ki, sınırın ne olduğunu, bu şekil şartının ne olduğunu açıkça koyuyor.
Görev alanı 6'daki 30, 33, 34, 36 ve 37. Yani bu ne demek? İhale öncesinde bir sorumluluk yok, ihale sonrasında bir denetim sorumluluğu yok. Bunun düzenlenmesinde, bunun tespit edilmesinde idari ya da ticari bir kararı verme yetkisi yok. Böyle bir kararı da yok. Diyelim ki görev alanlarının dışına çıktı ve bir şeyler yaptı. Böyle bir eylem atfı da yok. O zaman biz bu kanun maddesinde bu sınırlılıklar ve dosyada delillerle, ihalelerle bağlıyız. Burada ne diyor? Diyor ki, madde 30, 33'te bakın çok açık, 37'deki onu söyleyelim önce. Birim fiyat teklif cetvellerinde aritmetik hata bulunup bulunmadığı incelenir. Mali üyenin böyle büyük büyük konuşulan, şurada burada anlatılan, basında böyle servis edilen şeklinin haricinde kanun maddesindeki durumu bu. Aritmetik bir mesele. Bunu teyit etmek. Dersiniz ki bu çocuk oyuncağı mı, evet bunu yapıyor. Madde 30. Teklif edilen bedelin rakam ve yazı ile birbirine uygun olarak açıkça yazılması. Bunu denetliyor. Kanun maddesinde açık görevini ne yapacağını saymışlar zaten üye olarak. Mali üyenin görevinin ne olduğu açıkça verilmişler. 33. Teklif edilen bedelin yüzde 3'ünden az olmamak üzere istekli tarafından verilecek tutarda geçici teminat alınır. Yüzde 3'ünü tutuyor mu tutmuyor mu matematik hesabı yapmak. Geri kalanlar da yine bu şekilde devam ediyor.
Şimdi burada sorumluluk meselesine geleceksek, burada ne ile ilgili sorumlu olabileceğini kendimize suçu uyduracağız ya, kendimizin savcısı olacağız, neyle ilgili yapacağız biz bunu? Açıyoruz bakıyoruz İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş. iş tanımları konulmuş, yönerge iniyor, kodu İT MİM 001. Burada zaten yine görevinin ne olduğunu açıkça söylüyor. Mali üyeye bir ticari karar, bir idari karar verme hakkı tanımıyor. Yine muhammen bedel belirlenmesi konusundaki diğer hususa geleyim. Muhammen bedel belirlenmesinde muhammen bedeli belirlemiyor. Muhammen bedel üst ihale meselesi var ve burada belirlenen şey var. Zaten madde 9 açık, idare belirler diyor. Daha sonra alt ihaleye geldiği zaman buraların ne açılacağıyla ilgili, daha doğrusu buradaki ihale muhammen bedelin ne olacağı ile ilgili zaten belirleyici bir idari karar var. Buna da sadık kalmak zorundasınız. Bununla ise böyle oynama yapamazsınız.
İdari bir karar alabilirsiniz. O ticari ve idari karar alma yetkisi görev alanı içinde değil. Bunun belirleyicisi de değil. Ama çıkılıyor televizyonlarda kaçırıldığı gibi; "E muhammen bedel böyle belirlenmiş, Erhan Karaal bundan sorumludur." Yani neresiyle belirlenmiş arkadaş? Neresiyle belirlenmiş?
İddianame öyle bir boşluk bıraktı ki, en sonunda yaşadığımız, diğer herkesin de burada geçmiş olsun dileklerini sunduğu olaylar başımıza geldi. En son bu muğlaklıkla, bu sisle, bu savcılığın attığı sis bombasıyla burada kendini ifade edemeyen ve ne olduğuyla ilgili kendi fikri bile olmayan insanlar, bambaşka dışarıda yansıtıldığı şekliyle suçun hedefi haline geldi. Suçun hedefi... Öyle bir iddianame ki insanları suçun hedefi haline getiriyor. Bakın, suçu tespit etmek değil, tartışmak değil, buradan maddi gerçeğe ulaşmak değil. Şüphesi yok, şüphesi... Bir suç şüpheye dayanır; kuvvetlisi, makulü, basiti... Hangi şüphe var? O şüphe bile yok! Ne oldu? 1,5 yıl geçti, biz hâlâ buradayız.
Hâkim: Toparlayalım lütfen.
Tayfun Taşlıoğlu: Şimdi buradaki, dediğimiz gibi, burada yönetmelik, satın alma yönetmelikleri, 4734'ü, diğer kanun maddeleri hepsi mali üyenin sorumluluğunu açıkça koymuş. Yaptığı bir eylem olduğuyla ilgili bir atıf da yok. O zaman suç atfı da yok. Biz kendimize suç beğenecek de değiliz. E burada da bunun çözümüne kavuşturulacak alan artık burası değil, en büyük hata yapılmış. O nedenle de artık bundan sonra savunma yapmak diye bir şey yok. Burada bu gözetilerek, eylem atfı da olmadığı, zaten olamayacağı, mantıken de fiilen de olamayacağı açıkken beraatini talep ediyoruz.
BÜŞRA TÜRKAY SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Başkan, Sayın Üyeler; Eylem 156 kapsamında yargılanıyorum. Şirket yöneticim, patronum hakkımda mesajlar attım ve her bir kişiden para aldığım yönünde iddialar bulunuyor. Bunları kabul etmiyorum. Kollukta, savcılıkta ve hakim huzurunda vermiş olduğum ifadelerimi aynen tekrar etmekle birlikte bu süreçteki görev ve sorumluluklarımdan bahsetmek istiyorum kısaca yaşadıklarımı çok da vaktinizi almadan. Ağustos ayında, geçtiğimiz 2025 Ağustos ayında nişanlandım. Nişanıma yalnızca 3 hafta kala olan, başıma gelen bir süreçte çok ağır bir travmaya döndü hem maddi hem manevi. Bir seneyi aşkın süredir toparlanmaya çalışıyordum. Nişan ve düğün hazırlıklarını yapmam gereken dönemde çok zor bir dönem geçirdim. Yeni bir iş bulana kadar da aynı şekilde 4 ay boyunca çok zor bir süreç geçirdim. 28 yaşındayım. Lise ve üniversitede Radyo, Televizyon, Sinema bölümünden eğitim aldım. Üniversite yıllarımda 4 yıl boyunca tezgahtarlık yaptım. 18 yaşımdan beri kendi emeğimle çalışarak hayatımı sürdürmeye gayret ediyorum. Üniversiteden sonra 3 yıl kadar bir sosyal medya ajansında çalıştım. Orada da müşteri ilişkileri, sosyal medya CRM uzmanı, iş akışını takip etmek üzerine bir görev tanımım bulunuyordu. Daha sonra prodüksiyon sektörüne geçiş sağladım.
Yine müşteri ilişkileri yöneticisi ve müşteri ilişkileri temsilcisi olarak bir görev tanımım vardı. 2024 yılının sonlarına doğru sektörde işlerin azalması üzerine yeni bir iş arayışına girdim. Bu dönemde Başak Tatlı da prodüksiyon sektöründen tanıdığımız oldu. Onunla birlikte Burak Karakuş ile tanıştım. Yeni bir kurduğu şirket bulunuyordu. Müşteri ve marka iletişimini yürütecek bir kişiye ihtiyaç bulunuyordu iş akışını takip etmek adına. Teklifi kabul ettim, çalışmaya başladım. Yaklaşık 5-6 ay kadar bir çalışma sürem oldu. Yaren Duru ile de bu süreçte tanıştım. Ben burada özellikle belirtmek istediğim husus, yani görev ve sorumluluklarımdan bahsetmek istiyorum sizlere. Öncelikle şirket yetkilisi, yöneticisi değildim. Hiçbir zaman imza yetkim, karar alma yetkim, mali bir işlem yapma yetkim bulunmuyordu. Herhangi bir vekaletim de bulunmamaktaydı. Görevim tamamen müşteri iletişimini sağlamak, iş akışını takip etmek ve verilen işleri gereğini yerine getirmekti. Çalıştığımız firma Medya A.Ş. idi. İhale süreçlerini hiç bilmiyorum, bulunmadım, nasıl yürütülür bir fikrim yok. Sadece ihale süreci kapsamında Medya A.Ş. ile çalıştığımız süre boyunca video çalışmalarının yapılması gerekiyordu. Örnek vermek gerekirse belgesel, infografik, animasyon, masaüstü videolar. Bunların yapım sürecinde fikir aşaması yapılması gerekiyordu, fikirlerin çıkması gerekiyordu ortaya. Fikir aşamasında fikirler belirlenip Burak Karakuş ile Yaren Duru, Başak Tatlı da kendisi de sektörel bilgisi sayesinde destek vereceğini söylemişti, Burak Karakuş da bunu belirtmişti. Aynı şekilde içerik kısmında destek veriyordu.
Buradaki işlere fikirler belirlenirse sunumu Yaren Duru hazırlardı, Medya A.Ş.'ye iletirdik. Medya A.Ş.'de konuyla ilgili Esra Hanım vardı, yani onlar içerikleri takip ediyorlardı. İçerik, çıkmış olduğu içeriklerden uygun olanlar için demo çalışmaları yürütülürdü. Demo çalışması için bir metin hazırlanıyordu. Hazırlanan metin üzerine bir dış ses alınması gerekiyordu, dış ses alınırdı. Gerekli dış ses metin iletilir, sonrasında dış ses geldikten sonra hazırlanacak video için gerekli görüntüler, materyaller Medya A.Ş. iletirdi. Onları ilgili kurgu birimine iletip kurgudan gelen içeriğe öncelikle bakardım teknik bir problem var mı yok mu diye. Akabinde Medya A.Ş. sorumlusu ile iletir, onlar da eğer uygun görürse videonun son halini alırlardı. Tüm iş sürecim yani tamamen bu iş takibini sağlamak, bunları yapmak adınaydı. Bunun yanı sıra zaten küçük bir oluşumdu yani 3 kişilik bir oluşumdu. Ofisteki giderler, örnek vermek gerekirse kırtasiye gideri, temizlik masrafı, mutfak masrafı gibi giderler de, herhangi bir olan giderleri liste halinde Excel'e yazardım. Ama herhangi bir ödemesinde ne nakdi olarak ne de banka aracılığıyla hiçbir ödemesinde bulunmadım.
Bunun yanı sıra yani sektörle alakalı Başak Tatlı bize içerik anlamında destek sağlıyordu. Yapılan işler için her ayın sonunda listeler gelirdi. Doğuş Grubu Pazarlama yanı sıra farklı firmalar da o ay videolar yapıyordu mesela. Yapılan videolar, içerikler bunlarda belirlenir, Esma Hanım vardı Medya A.Ş.'den ama kendisini yüz yüze tanımıyorum, soyadını bile bilmiyorum. Hangi videonun, hangi içeriğin kaç bölüm yapıldığını, neler yapıldığını, ne kadar bir ödemenin çıktığını iletirdi. Ben bunu Başak Tatlı'ya iletir, Başak Tatlı da "Bunun iş akışını şöyle planlayabiliriz, böyle yapabiliriz." diye Burak Karakuş'a iletmemi söylerdi. Yani bunların hepsi Burak Karakuş tarafından bana söylenen bir cümleydi. Patronumdan aldığım talimat dışında farklı bir şey yapmadım, kendimce bir şey yapmadım hiçbir zaman. Şu anda yaklaşık bir 10 aydır çağrı merkezinde çalışıyorum. 4 ay kadar işsiz kaldım. Bu dönemde de maddi olarak kendi devam ettirebilmek adına farklı hususlarda çalıştım. Şu an da bir buçuk yıla yakındır maddi olarak biraz kötü durumdayım. İcrada, hacizde maaş haczim
bulunuyor. Sayın Başkan, Sayın Üyeler üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Herhangi bir haksız kazanç, maddi çıkar, kişisel kazanç olmadı. Yaklaşık o yıldan beri çalışıyorum, hayatımda sadece alın terimle aldığım maaş dışında bir şey almadım, bilmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.
BÜŞRA TÜRKAY AVUKATI BERRİN DERELİOĞLU SAVUNMASI
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; benim savunmaya ekleyebileceğim ekstra bir durum bulunmamaktadır. Zaten müvekkilim tutuksuz yargılandığı Sulh Ceza Hakimliği huzurunda vermiş olduğu ifadeleri örtüşür şekilde benzer ifadede bulunmuştur, samimi olarak beyanda bulunmuştur. Müvekkilim Burak Karakuş'a ait bir firmada aylık belli bir maaş karşılığında ki bu maaş son dönemde sadece edinebildiği olarak yansımıştır. Bu Burak Karakuş'a ait olan firmada belli bir maaş karşılığında çalışmış, herhangi bir imza yetkisi, temsil yetkisi, firma adına hareket etmek ya da bir ödeme yapmak konusunda bir eylemi olmamıştır. Kendisi ayrıntılarını izah ettiği şekilde eğitimini aldığı işleri yapmıştır. Dolayısıyla kendi adına herhangi bir menfaat de temin etmemiştir. Patronunun talimatıyla hareket etmiş, hiçbir aşamada da suç işleme kastı bulunmamıştır. Dolayısıyla bu aşamada biz beraat talep ediyoruz.
SERDAR HAYDANLI SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Başkan, kıymetli heyet üyeleri; savunmamın en başında açıkça ve kati suretle ifade etmek isterim ki, iddianamede üzerime atılan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Ben, hiçbir suç örgütünün üyesi değilim. Hiçbir suç örgütüne yardım etmedim. Kamu zararı oluşmasına neden olacak hiçbir eylemim olmadı. Hiçbir suça karışmadığım gibi, hiçbir kayıt dışı finansal işlem gerçekleştirmedim. Suçtan kaynaklanan herhangi bir mal varlığı değeri elde etmedim. Böyle bir değeri gizlemedim veya herhangi bir şekilde meşru göstermeye çalışmadım. Benim bu davada, dosya çerçevesindeki tüm deliller göz önüne alındığında tanık olmam gerekirken, bambaşka kurgular, bütünün içerisinden çıkarılan sadece kelimeler üzerine inşa edilen iddialarla sanık olmayı kabul etmediğimi belirtmek isterim.
Ben, yıllardır yurt içinde ve yurt dışında reklam ve tanıtım sektöründe çalışmaktayım. Ana iştigal konum, gelir kaynağım, kamu ve özel sektöre kendi talepleri doğrultusunda hazırladığım tanıtım faaliyetleridir. Dosyada adı geçen 4.5G Ajans Organizasyon 2016 yılında kurulmuş, Home Prodüksiyon ise 2018 yılından itibaren tarafıma geçmiş şirketler olup tüm sektörlerle iş birliği içinde faaliyet göstererek ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayan şirketlerdir. Davadaki tüm deliller, tanık beyanları, sunulan faturalar, ticari kayıtlar, basılı tüm evrak dahil benim bu dosyaya konu eylemlerin mağduru olduğumu ve olsa olsa tanık sıfatıyla dinlenebileceğimi ortaya koymaktadır. Maalesef hiçbir delile dayanmayan iddialarla sanık konumundayım.
Sayın Başkan, kıymetli heyet üyeleri; İBB ve Kültür A.Ş. ile ticari ilişkim yeni yönetimle başlamamıştır. Yetkilisi olduğum şirket, İBB'nin yeni yönetimi göreve gelmeden önce de etkinlik alanında İBB ile çalışmaktaydı. Bu kapsamda belediye iştiraklerinden olan Kültür A.Ş. ile iş ilişkimiz de 2019 yerel seçimlerinin öncesinde başlamıştır. Dolayısıyla şirketin yeni yönetim tarafından sonradan kurulan, ticari hayata yeni yönetimi sayesinde giren veya yalnızca bu yönetim döneminde kamu işi almaya başlayan şirketlerden değildir. 2019 yerel seçimleri gerçekleştiğinde, önceki dönemden devam eden sözleşmelerin, tamamlanmış işler nedeniyle mevcut ancak tahsil edilemeyen alacaklarım ve teminatlarım bulunmaktaydı. Bu alacakların miktarı, şirketimin faaliyetlerini sürdürmesi bakımından hayati öneme sahipti.
Daha önceki savcılık ifadelerimde de açıkladığım üzere, 2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 17 milyon tutarında hak ediş ve teminat alacağım bulunmaktaydı. Bunun yanında diğer sözleşme ve alacak talepleriyle birlikte şirketimin ekonomik kaybı altından kalkılamayacak rakamlara ulaşmıştı. Yeni yönetimin göreve gelmesinden sonra, ben faaliyet alanında yetkili olduğu belirtilen Serdal Taşkın tarafından, Sütlüce'de bulunan iletişim çadırına çağrıldım. Bu görüşmede Serdal Taşkın'ın "Ticaret mi yapmak istiyorsunuz, siyaset mi?" demesi üzerine ben sadece ticaretle ilgilendiğimi, işimi yapmak ve alacağımı almak istediğimi belirttim. Sonra başlayan görüşmelerin devamında, önceki dönemden kalan işleri sürdürebilmem ve içerideki hak edişle teminatları alabilmem için kendilerinin göstereceği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi.
Hatta 2019 yılının sonundaki görüşmede, eskiden kalan alacaklarımı tahsil etmek istiyorsam yeni yönetimle de yeni işler yapmam gerektiğini, bu amaçla açılacak ihalelere girmem gerektiği yine Serdal Taşkın tarafından belirtildi. Belirttiğim gibi özellikle Serdal Taşkın'ın mevcut alacaklarımı ödemek için, baskı ve yönlendirmesiyle yeniden çalışmam gerektiğini belirttiği için, ihale alım süreçlerine girdim, iradem bu yöndedir. Nitekim 2019 yılının sonunda da tüm isteklilere açık olarak yapılacağı duyurulan ve benim dışımda da diğer şirketlerin katıldığı dört farklı ihaleye de ihaleyi yapan Kültür A.Ş. tarafından belirlenen şartnameler uyarınca teklif verdim. Önemle belirtmek isterim ki bu ihalelerden sadece bir tanesi şirketim uhdesinde kalmıştır. Bu yöndeki tüm evrakları savunmamla beraber heyetinize arz ediyorum.
Şirketim uhdesinde kalan ihalenin konusu 31 Aralık 2020 tarihine kadar belirtilen işlerin yapılmasıydı. Ancak ben 2020 yılının 3. ayına kadar iş yapabildim ve ancak bu işlere ilişkin fatura düzenleyebildim. Yapmam gereken diğer işler bana yaptırılmadı, bana yaptırılmayan işlere ilişkin başka firmaların düzenledikleri faturaların benim kendi şirket kayıtlarıma alınarak sunulması istendi. Ben bunu yapmadım. Bu nedenle en son 2020 Mart ayında fatura kesmiş ve iş yapmış oldum. O günden bugüne kadar İBB ve iştirakleriyle herhangi bir ticari ilişkim olmamıştır. Ben başka firmaların faturalarını kabul etmediğim için hukuka aykırı bir iş yapmadığımdan mevcut sözleşmemden kalan işler de yaptırılmadı. Bu durum bile benim iddia edildiği gibi bir örgütün üyesi olmadığımı, örgüte hiçbir suretle yardım etmediğimi belgelemektedir. Benim dışımda hiç kimse de maddi olarak zarar görmemiştir.
Sayın başkanım, soruşturma aşamasının başında alınan ifadenin ve o anda ortaya konan hususların aleyhime birer delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındım. Kollukta tarafıma yöneltilen soruların önemli bir bölümü Ahmet Taşkın'ın 7 Şubat 2025 tarihli beyanına dayandırılmaktaydı. Ahmet Taşkın'ın ilk beyanı hatırladığım kadarıyla şu şekilde bir beyanı içeriyor: Ben bu şahsı hiç tanımıyorum. Kendisi ile hiçbir ilişkim olmamıştır. Neyi neden hatırladığını, düşündüğünü ve bana neden böyle bir isnatta bulunduğunu bilmiyorum. Ahmet Taşkın'ın beyanında şahsen gördüğü, doğrudan tanık olduğu, zamanı, yeri ve tarafları açıkça belli olan somut bir olay yoktur. Zaten sonra kendisi de 25 Mart 2025 tarihli yazılı beyanında, önceki anlatımına açıklık getirmiş, isnat ettiği olayları doğrudan görmediğini ve kul hakkına girmekten endişe ettiğini belirterek ifadesini geri çekmiştir.
Tutuklu bulunduğum sırada, Gürkan Coşkun adlı şahsın beyanında şahsıma ilişkin ifadeler kamuoyuna yansımıştır. Bu beyanların, kişisel husumet ve sektörel rekabetten kaynaklandığını düşünmekteyim. Zira 2018 yılı Eylül ayından sonra Gürkan Coşkun isimli şahısla hiçbir iş yapmamış olduğum için bu nedenle kişisel kin ile aleyhimde gerçek dışı beyanlar verdiğini düşünüyorum. Ayrıca bu şahıs, İBB'nin 2019 sonrası yeni yönetim döneminde de birçok işte İBB ile çalıştığı sektörce ifade edilmektedir. Bu nedenle de soruşturma kapsamında kendi ticari ilişkilerini ve olası şüpheli konumunu gizlemek için soruşturmanın yönünü başka kişilere çevirmek amacıyla şahsımı hedef gösterdiğini düşünmekteyim.
Sayın Başkanım, 20 Haziran 2025 tarihli ifadem, içeriği, anlamı ve hakkında da beyanda bulunmak isterim. Tutukluluk sadece fiziki özgürlüğünüzü sınırlandığı bir hal değildir. Ruhsal olarak da tüm bağlarınızdan, hatta bir süre sonra doğru düşünme becerinizden de yoksun kaldığınız bir haldir. Ben bunu maalesef gerçek dışı beyanlarla hedef gösterildiğim için tecrübe etmek zorunda kaldım. Tutukluluğumun neye dayandığı tam olarak açıklanmadığı gibi ne kadar süreceğine ilişkin bir öngörüde bulunmam da mümkün değildi. Savcılığa girmeden bu psikoloji ile cezaevinde suç olabileceğini düşündüğüm konuları gözden geçirdim. Neticede savcıya verdiğim ifade ortaya çıktı. Bu açıklamam bir mazeret üretme çabası değildir. Ben o tarihteki ifademi inkar da etmiyorum. Tutanakta yer alan cümleleri görmezden gelmiyorum. Ancak bu cümlelerin nasıl oluştuğunu, ticari gerçekliği neden tam olarak yansıtmadığını ve bugünkü belgeler ışığında neden farklı bir değerlendirmede bulunduğumu ve maddi hataların düzeltilmesi gerektiğini açıklıyorum. Tutuklu haldeyken verdiğim ifadede ticari belgelerimi kontrol etme ve görme şansımın olmadığı anda ve bana sorulan sözlü soruların niteliğine ilişkin olarak verdiğim beyanda bazı faturalar karşılığında mal veya hizmet almadığımı ifade ettim.
Ancak tutukluluk halimin sona ermesinin akabinde verdiğim beyanda geçen faturalarla ilgili tüm kayıtları inceledim. Ticari kayıtların, iş görsellerini ve Vedat Şahin'in de sunduğu belgeler ışığında dosyaları inceledikten sonra işveren taşeron ilişkisi olduğunu ve hizmet aldığımız firmaların her türlü delil ve ispatların hizmetlerin karşılığı olduğunu tespit ettim. Tutuklu iken verdiğim ifade ki karışıklığın farklı nedenleri de mevcuttur. İfademde belirttiğim işler kendi şirketim veya personellerim tarafından değil, Serdal Taşkın'ın baskı ile yönlendirdiği taşeronlar ile yapılmıştır. Bu firmalarla çalışmayı özgür irademle tercih etmediğim için ilk sorulduğunda hafızamda bu isimlerin karşılık bulmadığını belirtmeliyim. Bu nedenle talebim 20 Haziran 2025 tarihli ifademin yok sayılması değil, ifade koşullarının, anlatım bağlamının ve ticari kayıtlarla uyuşup uyuşmadığının değerlendirilmesidir. Sayın başkan, sayın heyet; dosyada aleyhime en ağır biçimde kullanılan başlıklardan biri Mesa Event ve Saatçi Ajans tarafından düzenlenen faturalardır. Şirketime bütün faturalar gibi bu adı geçenlere ilişkin faturaların da tamamı gerçek işlemlere ve delile dayanan, ticari kayıtlara eksiksiz yansıtılmış faturalardır.
Bu faturalara konu ticari ilişkiler gerçektir. Yine belirtmek isterim ki benim adı geçen Mesa Event veya Saatçi Ajans ile özgür irademle başlayan bir ilişkim olmamıştır. Bu şirketlere Serdal Taşkın'ın baskısı ve zorlamasıyla yönlendirmesiyle çalıştım. Sayın başkan, Eylem 78 yönünden savunmama devam etmek istiyorum. Hiçbir kamu kurum ve kuruluşu zarara uğramamıştır. Benim temin ettiğim haksız bir menfaat yoktur. Eylem 78 başlığı altında 2 farklı eylemden dolayı suçlama yöneltilmiştir. Bu suçların her ikisinde de sanki 2019/570284 ihale kayıt numaralı ana ihale kapsamında işler gibi izlenim oluşturulmuştur. Halbuki bana yönelik suçlama 20 Haziran 2025 tarihli ifademde sözünü ettiğim faturalardan kaynaklanmaktadır. Bu konuya yukarıda cevap verilmiş, bu faturaların sahte olmadığını, yapılan iş karşılığı düzenlendiğini ifade etmiştim. Dolayısıyla kamu zararına yol açacak bir şekilde dolandırıcılık fiilinin olmadığını belirtmek isterim. Hakkımda yöneltilen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına diğer bir dolandırıcılık suçlaması 2019/697048 alt ihale kayıt numaralı Kültür A.Ş. tarafından yapılan ihaleye ilişkindir.
Ben, yetkilisi olduğum Home Prodüksiyon tarafından Serdal Taşkın'ın görevinden kaynaklanan nüfuz sağladığı baskı ve yönlendirmesiyle 2019/697324, 2019/699403, 2019/697048 ve 2020/22797 ihale kayıt numaralı ihalelere teklif verdik. Bu ihalelere ait belge ve evrak durumunu heyetinize biraz önce ibraz etmiştim. Heyetinize sunduğum bu evraklar arasında görüleceği üzere ben toplam 4 ihaleye teklif verdim. Ancak bu ihalelerden sadece 1 tanesi şirketim uhdesinde kalmıştır. Bu da ispatlıdır. Aldığım tek ihaleye sözleşme gereği işlere başladım. Ancak belirttiğim gibi Mart 2020 tarihi itibarıyla benden başka firmalardan firmama fatura kesilmesi yönünde bir talepte bulunuldu. Bu talebi kabul etmediğim için 2020 Nisan ayından sözleşmenin sonu olan 31 Aralık 2020 tarihine kadar bana iş yaptırılmamıştır. Kazandığım tek ihalenin sözleşme bedeli 9 milyon 88 bin 500 TL olmasına rağmen, işin yalnızca 2 milyon 928 bin 500 TL tutarındaki kısmı benim şirketime yaptırılmıştır. İşin kalan yaklaşık üçte ikilik bölümü tarafıma yaptırılmamıştır.
Dolayısıyla sözleşme bedelinin tamamı tarafıma aktarılmamış, yalnızca fiilen yapılan ve teslim edilen işler karşılığında ödeme yapılmıştır. 2020 yılı Ocak, Şubat ve Mart ayına ait yapmış olduğum işlere ait hakedişleri heyetinize ibraz ediyorum. Bu süreçteki tüm işler tam ve eksiksiz yapılmış, tüm belgeler gerçeği yansıtır şekilde sunulmuştur. Şirketim uhdesinde kalan 2019/697408 ihale kayıt numaralı işe ait ihalenin hazırlık sürecinde bulunmadım. Teknik şartnameyi hazırlamadım, yaklaşık maliyeti belirlemedim, ihale yöntemine karar vermedim. İhaleye kimlerin katılacağını belirlemedim, ihale komisyonunda görev almadım. Tüm bu işler ihale komisyonunun yetki ve görev alanındadır; ihale süreçlerine hiçbir dahlim olmadı.
Sayın Başkan, kıymetli heyet üyeleri; 20 Haziran 2025 tarihli ifademin tutanakta yer aldığı haliyle iddianamede ileri sürülen suç örgütünün varlığını bildiğim, bu örgütün parçası olmayı kabul ettiğim veya önceden ayarlanmış bir ihaleye suç işleme kastıyla katıldığım şeklinde anlaşılması doğru değildir. Öncelikle kullandığım "sistemde kalmak" sözüyle bir suç örgütüne işaret etmedim. "Sistem" olarak ifade ettiğim husus, ihale süreçleriyle yürütülen belediye iş akış sistemidir. Ortada bir suç örgütü var mı, ben bilmiyorum; bunu ortaya çıkaracak olan saygıdeğer mahkemenizdir. Ancak bir suç örgütü de varsa, ben örgütten değilim. Önceki beyanımda kullandığım ifadelerin kapsamını sonradan incelediğim kayıtlarda ve hatırladığım hususlar doğrultusunda açıklığa kavuşturuyorum. Benim doğrudan bildiğim husus; Serdal Taşkın tarafından bu süreçlere katılmam yönünde baskı gördüğüm ve tarafıma teklif verme yönelik icbar edildiğimdir. Buna karşılık rakip firmaların gizli tekliflerinin bana verildiğini, ihale komisyonuna müdahale edildiğini veya ihale sonucunun önceden şirketim lehine kesinleştiğini bizzat gördüğüme ilişkin bir beyanım bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, kıymetli heyet; Eylem 119 yönünden örgüte yardım suçuna ilişkin savunmam: Ben hiçbir suç örgütüne üye değilim. Hiçbir suç örgütüne yardım da etmedim. Dosyada varlığı belirtilen suç örgütünü bilmem. İddianamede suç örgütü olarak iddia edilen yapının içerisinde bulunmadım. Dosyadaki maddi gerçekler ise şunlardır: İBB'nin yönetimiyle bir güven ilişkisi kurmadım. Alacaklarımı tahsil etmekte zorlandım. 31 Mart 2020 tarihinden itibaren kazanmış olduğum ihaleye de iş verilmeyerek fiilen ilişkim sona erdirildi. İddia edilen örgütten herhangi bir menfaat elde etmedim. Gökhan Köseoğlu'nun varlığını belirttiği usulsüzlükleri mülkiye müfettişine anlatması yönünde teşvik ettim. Bildiklerimi ve yazışmaları soruşturma makamına sundum.
Sayın Başkanım, benim dosyada tanık konumunda olduğumu gösteren bir diğer önemli husus ise Gökhan Köseoğlu ile olan ilişkimdir. Gökhan Köseoğlu, Kültür A.Ş.'de çalışırken bilgi sahibi olduğunu söylediği birtakım usulsüzlükleri benimle arkadaşça paylaşmıştır. Ben bu paylaşımlardan bir suç işlemek veya herhangi bir firmaya menfaat sağlamak amacıyla yararlanmadım. Aksine, kendisine kurumda inceleme yapan mülkiye müfettişine giderek bildiklerini anlatmasını söyledim. Gökhan Köseoğlu da mahkemeniz huzurunda benim yönlendirmem üzerine mülkiye müfettişiyle görüştüğünü ve usulsüzlükler hakkında bilgi verdiğini doğrulamıştır.
Herhangi bir suç örgütüyle ilgim veya temasım olduğunu iddiasının, tarafımca kabul edilmesi için teşekkül etmez. Elimdeki tüm delilleri Cumhuriyet makamına verdim. Sayın Başkan, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suç isnadına ilişkin savunmama devam etmek istiyorum. Ben 2020 yılında 3 aylık kısa dönem içerisinde yapmış olduğum işlerle ilgili bu suça konu bir fiilimin olması mümkün değildir. Kaldı ki 3 aylık süre içerisinde yapmış olduğum işlere ilişkin fatura kestim. Bu işlerin tamamı şirketim tarafından bizzat yapılmıştır. İddianamedeki hiçbir şirketten ben taşeron hizmeti almadım. Bu işlerin de tamamı şirket defterlerine kaydedilmiş, ödemeler banka ve çek yoluyla tahsil edilmiştir. İlgili belgeler soruşturma makamına sunuldu. Suçtan kaynaklanan gelirleri gizlemeye veya meşru göstermeye yönelik hiçbir işlem yapmadım. Eylem 119 kapsamında hangi fiilimin örgüte yardım, hangi öncül suçu işleyerek kara para elde ettiğimi, elde ettiğim iddia edilen bu kara parayı hangi hareketlerle aklamaya çalıştığım iddianamede gösterilememiştir.
Ahmet Taşçı’nın beyanının geri çekmesi, Vedat Şahin’in gerçek ticari ilişkiyi doğrulaması, Gökhan Köseoğlu'nun iletişimin değerlendirilmesine ilişkin anlatımı ve faturaları destekleyen ticari kayıtlar dosyada mevcuttur. Huzurunuzda vermiş olduğum savunmanın bağlamı içinde değerlendirilmesini, faturalara konu ticari ilişkilerin şirket defterleri ve karşı taraf kayıtları üzerinden araştırılmasını talep ediyorum. Sayın Başkan, kıymetli heyet üyeleri; bu dosyadaki olaylar doğru hukuki çerçeve içinde değerlendirildiğinde, benim konumum sanık olarak değil; kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan yetki ve nüfuzlarını kullanarak kurdukları baskının mağduru olarak ele alınması gerektiği görülecektir. 2019 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 17 milyon TL tutarındaki hak ediş ve teminat alacağım bulunmaktaydı. Şirketimin tamamlayarak teslim ettiği işlerden ve verdiği menfaatlerden doğan, verdiği teminatlardan doğan hak edilmiş bir alacaktı. Buna rağmen bana içeride kalan alacaklarımı tahsil edebilmem için kendilerinin belirlediği firmalarla çalışmam gerektiği söylendi. Dolayısıyla burada benim bir kamu kurumunu aldattığım veya kamu kurumu görevlilerini yönlendirdiğim dolandırıcılık ilişkisi değil; kamu görevinden kaynaklanan yetki ve nüfuz kullanılarak zaten hak etmiş olduğum alacağa ulaşabilmenin birtakım koşullara bağlandığı bir baskı süreci söz konusudur.
Süreçte açık bir şekilde "Alacağını almak istiyorsan bizim belirlediğimiz firmalarla çalışacaksın." şeklinde özetlenebilecek bir dayatmaya maruz kalmış, iradesi ve ekonomik varlığı bu dayatmayla baskı altına alınmış biriyim. Dolayısıyla ben bu süreçte bir suçun faili veya yardım edeni değil, suçun mağduruyum. Özetle; dosyada şahsıma biçilen örgüte yardım eden sanık, suç gelirlerini aklayan sanık ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık yapan sanık sıfatlarıyla olayların maddi gerçekliği örtüşmemektedir. Sayın Başkan, ben önceden hak ettiğim alacağın ödenmesi birtakım şartlara bağlanan, kamu görevlilerinin görevlerinden doğan nüfuzları karşısında ekonomik baskıya maruz bırakılan kişiyim. Bahsi geçen örgütü bilmem. Hiçbir yardımım olmadı. Mahkemeden talebim, dosyadaki sıfatıma değil, somut davranışlarıma bakılması, baskıya maruz kalan ve bildiklerini yetkili makamlara anlatan gerçek konumum gözetilerek hakkımda beraat kararı verilmesidir. Aksine iddianamedeki suçlar karşısında hiçbir delil olmadığını, tersine benim beyanlarımın doğruluğunu gösterir tüm belge ve bilgilerin dosya içeriğinde sayın heyetinize arz ettim.
Ben, Ekrem İmamoğlu tarafından kurulduğu iddianamede belirtilen örgütün hiçbir sac ayağında yer almamaktaydım. Bu yapı bana yaşama imkanı vermemiş, ticari hayatımı bitirmeye gayret etmiştir. Ben ise alacaklarımı alabilmek amacıyla bu yapının bana yol olarak gösterilen Serdal Taşkın ile mecburi iletişimde kalmış, onun baskı ve zorlamalarıyla ifademde belirttiğim hususlar yaşanmıştır. İddianamede örgüt lideri ve yöneticisi ve üyesi olduğu iddia edilen bu şahıslarla beraber sanık olarak yargılanmam iş dünyamda bana huzursuzluk vermekte, manevi yük getirmektedir. Sayın heyetinizden söz konusu kovuşturmanın bir sanığı olmadığımı, bu kovuşturmanın bir tanığı niteliğinde olduğumu, hakkımda verilecek kararın ana kovuşturma ayrılarak verilmesini ve tanık sıfatıyla burada dinlenmemi talep etmekteyim. Açıkladığım ve mahkemenizce gözetilecek nedenlerle, öncelikle hakkımda atılı suçun hiçbir unsuru oluşmadığından, aksi yönde bir delil de olmadığından beraatime karar verilmesini talep ediyorum.
HAKİM & SAVCI SORGUSU
Hakim: 20 Haziran 2025 tarihli ifadenizde bahsettiğiniz 7 adet fatura var. Vedat Şahin'in sahibi olduğu firmadan 5 adet tarihlerini ve fatura numaralarıyla bedellerini belirttiniz. Yine Saatçi Ajansından 2 adet fatura. Beyanın devamında demişsiniz ki, "olmak üzere toplam 7 adet fatura aldık. Bu faturalarla alakalı hiçbir iş ve hizmet almadık. Dolayısıyla bahsettiğim bu faturaların hepsi sahte faturalardır ve Serdal Taşkın'ın talimatıyla bu faturalar bana kesilerek şirketim borçlandırılmıştır." Şimdi, öncelikle dediniz ki, "İfademin arkasındayım." Bu kısma ilişkin dediniz ki, "Daha sonra tahliye olduktan sonra yaptığım araştırmadan bu ilgili kısımdaki ifademin zapta yanlış geçtiğini tespit ettim."
Serdar Haydanlı: Zapta yanlış geçtiğini değil efendim. Ben savcılıkta o psikolojiyle girdiğim için ve en son İBB'den de ayrılmamız başka firmaların faturasını kabul etmemek üzere olduğu için o şekilde hatırladım. Ama daha sonra çıktığımda Vedat Şahin'in mahkemeye sunduğu belgelerle de fotoğraflarla da tekrar maddi hatayı düzeltme ihtiyacı hissettim efendim.
Hakim: Siz işi yapmış mısınız yani?
Serdar Haydanlı: İşi ben yapmadım, iş bana ait. İş, Serdal Bey'in bana dayattığı Saatçi Ajans ve Vesa Event benzeri tarafından yapıldı. Bu işler yapıldı ama kendi personelim tarafından yapılmadı efendim.
Hakim: Sizin doğrudan işe ilişkin bir dahilliniz var mı, yok mu yani?
Serdar Haydanlı: İş bana ait. İhale bende olduğu için iş bana ait ama ben o zamana kadar... Fiilen yapmadım. O zamana kadar ben alt taşeronlara işleri dışarıdan kendi bünyemde veriyordum. Ama bu işten benim kendi özgür iradem olmadan bana gösterilen firmalarla yaptım. Ama iş gerçekten yapıldı efendim.
Hakim: "Bu faturalarla alakalı hiçbir iş ve hizmet almadım."
Serdar Haydanlı: O hataydı efendim. Onu düzeltmek istedim. İşte gösterilen, görmüş olduğum Vedat'ın gösterdikleri, ticari kayıtlara detaylı baktığımızda göründü efendim. Ve düzeltme ihtiyacı hissettim.
Hakim: Bu kısım dışındaki hususlar ifadenizde doğru mu?
Serdar Haydanlı: Doğrudur efendim. Aynen.
Hakim: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Serdar Haydanlı: Yok efendim.
Hakim: Avukatınıza soralım bakalım.
Savcı: Serdar Bey, bu süreçte size herhangi bir sahte fatura kesildi mi?
Serdar Haydanlı: Bana herhangi bir sahte fatura kesilmedi. Sadece bahsettiğim gibi fatura gider pusulaları... Onları da dediğim gibi en son ayrıldığım süreçte fatura kesilme talebi olduğunu kabul etmemiştim. Yine onları o şekilde, hani o psikolojiyle savcılığa gittiğim için öyle bir şeyi söylemiştim. Onun haricinde herhangi bir sahte fatura kesilmedi.
Savcı: Bu Serdal Taşkın'ın size teklifinden bahsetmişsiniz; bazı şirketlerin yaptığı işlere karşı fatura kesip, yüzde 5 kâr eklenip para sunulması şeklinde... Bu neye ilişkindir?
Serdar Haydanlı: Bu, son almış olduğum Home Prodüksiyon isimli ihalede almış olduğumda, bana dışarıdan tarafıma fatura kesilecek, üzerine yüzde 5 konularak kesilme talebinde bunu kabul etmedim efendim.
Savcı: Bu Home Prodüksiyon'un aldığı iş neye ilişkin? Onunla ilgili de...
Serdar Haydanlı: Bu Home Prodüksiyon'un aldığı iş konstrüksiyon imalatına ilişkin efendim. Reklam pano konstrüksiyonuna ait. Bunun ilk 3 ayını tamamen kendim yaptım, hiçbir taşeron kullanmadan; ki o dönemde zaten kendime ait dijital baskı atölyem de vardı ayrı bir şirket ismiyle. Kendim yaptım. Mart ayından sonra ise fatura talebi oldu, ben de bunu reddettim efendim.
Savcı: İfadelerinizde bu Home, onun aldığı ihaleye ilişkin önceden size verilen fiyatların belli olduğunu, listenin size ulaştırıldığını ve bu işi bu şekilde aldığınızı ifade etmişsiniz?
Serdar Haydanlı: Onu savunmamda söylemiştim ama tekrar bakayım bir saniye lütfen... İhalelerin verilmesiyle alakalı bana 4 ihaleye ilişkin iş listesi verdi, ihalede çıkacak kalem listesini verdi ve buna ait yaklaşık piyasa fiyatlarını verdi. Ama doğrudan bir şekilde bana ihalenin fiyatı bu ya da bu diye vermedi; ki zaten vermiş olduğu 4 ihaleydi, bunun 1 tanesi uhdemde kaldı efendim.
Savcı: Gökhan'ın size bahsettiği usule aykırı işler nelerdir? Savcılığa da sundunuz, sunmuşsunuz...
Serdar Haydanlı: Onları WhatsApp bütün, WhatsApp yazışmalarının bir kısmını sayın mahkemenize arz etmiştim efendim. Detaylarını tam hatırlamıyorum ama tamamı suç olabilecek unsurlardı. Ve o dönemde içeride mülkiye müfettişi görevli olduğu için de ben daha hızlı hareket alınabileceği düşüncesiyle bu evrakların hepsinin mülkiye müfettişine sunulmasını yönlendirdim.
Savcı: Bu hangi tarihte oldu? Yani Gökhan size hangi tarihte bunlardan bahsetti?
Serdar Haydanlı: Yanlış hatırlamıyorsam 2020 olması lazım sayın savcım.
Savcı: İş yapmaya devam ederken mi bu usule aykırılıklardan haberdar oldunuz?
Serdar Haydanlı: Yok, değildim zannedersem. Çünkü 2020'nin Mart ayından sonra, Aralık ayına kadar devam eden sözleşmemde benle hiç iş verilmedi, hiçbir ilişkimiz de olmadı. Hani bir görüşmemiz de olmadı Mart ayından itibaren Kültür A.Ş. yetkilileriyle.
Savcı: Bu ecremesile ilişkin anlatımlarınız var...
Serdar Haydanlı: Onlar tamamen Gökhan Bey'in bana sunmuş olduğu bilgilerden görmüş olduğum, mülkiye müfettişine yönlendirmiş... Yani yönlendir dediğim bilgiler efendim.
Savcı: Bu Kültür A.Ş.'ye ilişkin anlatımlarınızda işte sizin kendi konunuzun haricinde yapılan işlerle ilgili sahte fatura kesen şirketlerden bahsetmişsiniz. Bunlara ilişkin bilgiyi nereden edindiniz?
Serdar Haydanlı: Yine Gökhan'ın bana göstermiş olduğu ve savcılık makamına ifademde de ibraz ettiğim belgelerden yola çıkarak söyledim efendim. Çünkü bir firma, 5 firmaya aynı anda fatura kesiyordu. Öyle bir izlenime kapıldığım için de onu belirttim efendim.
Savcı: Bu şirketlerden size fatura kesen oldu mu hiç?
Serdar Haydanlı: Hiçbir şekilde olmadı efendim, zaten kabul de etmedim.
Savcı: Yine bu süreçle ilgili Murat Ongun'dan bahsetmişsiniz. Murat Ongun'u tanır mısınız?
Serdar Haydanlı: Murat Ongun'u ismen bilirim.
Savcı: Onunla ilgili işte bu organizasyonu Murat Ongun ve Serdal Taşkın organize ediyor şeklinde beyanınız var?
Serdar Haydanlı: 2019'un son kısmında 2020 ihaleleri için üst yönetimin bilgisi olduğunu ve bu bilgide, yani bilgisi dahilinde olduğunu Serdal Bey bildirmişti. O esnada Murat Bey'in ismini kullandı, oradan oraya ilave ettim efendim.
Savcı: Kim, Serdal Bey mi isim kullandı?
Serdar Haydanlı: Evet, Serdal Taşkın bey ismini... "Üst yönetim" diye bahsetti. Ki zaten Serdal Bey'den sonra da silsile Murat Bey'e oldu.
Savcı: Yine Gülden Şık'la ilgili anlatımınız var?
Serdar Haydanlı: Gülden Şık ve Mürüvvet Hanım'ın ismini de verdim. Bu tamamen piyasada... Bizim piyasamız öyle çok çok büyük bir piyasa değildir sayın savcım. Kimlerin nerede ne fiyat verdiği ya da kimlerin fiyat topladığı eninde sonunda konuşulandır. Bu konuşulanlar itibarıyla Gülden Hanım'ı ve Mürüvvet Hanım'ı verdim. Ki benden sonra da zaten birçok tanık da burada Gülden Hanım'ın ismini beyan ettiler efendim.
Savcı: Emrah Bağdatlı'yı tanır mısınız?
Serdar Haydanlı: Tanımam, hiç bilmiyorum.
Savcı: Onun hakkında da beyanlarınız var çünkü. Yine Emrah Bağdatlı ve...
Serdar Haydanlı: Yine sektörde bütün işleri Emrah'ın dağıttığına dair duydum efendim.
Savcı: Kültür ve Medya A.Ş.'de Fatih Keleş'ten bahsetmişsiniz? Fatih Keleş’le ilgili Murat Ongun, Serdal Taşkın’la şeklinde…
Serdar Haydanlı: Yapılan bütün işlerde, dağıtılan bütün işlere dair Kültür A.Ş.'de göreve başladığımızdan bu tarafa bu isimler konuşuluyordu. Onun için verdim efendim.
Savcı: Tamam. Başka soru yok.
Hâkim: …Fatih Keleş’le?
Serdar Haydanlı: Yok efendim, hiçbir şekilde tanımıyorum.
Hâkim: Nerede konuşuluyordu?
Serdar Haydanlı: Kültür AŞ’de yapılan işlerde konuşuluyordu.
Hâkim: İsmini son duyduğunuz birisi var mı?
Serdar Haydanlı: İsimleri tam hatırlamıyorum, sizin bahsettiğiniz o süreçte devamlı bu isimler konuşuluyordu efendim.
Hâkim: Bir de bu faturalarla ilgili şimdi Vedat Şahin'le ilgili kısmı söylediniz, orada Saatçi Ajans'ın da iki tane faturası var.
Serdar Haydanlı: Aynı şekilde yine Saatçi Ajans'la ben hayatta hiç çalışmadım. Vedat'la daha önce taşeron hizmeti olarak çalıştım. Kendi aldığım işlerde Vedat Bey'e alt taşeron işlerini verdim.
Hâkim: Bu yaptığınız düzeltme sadece Vedat Şahin'e ilişkin mi yani o belgelere?
Serdar Haydanlı: Hepsine ilişkin efendim. Saatçi'de yine iş yapıldı ama yine bahsettiğim gibi benim tercih ettiğim taşeron seçimi değildi.
Hâkim: Şimdi ben de belirteyim bunu. Fatura tarihi yanlış hatırlanır, rakam yanlış hatırlanır falan da şimdi, hiçbir iş ve hizmet almadım şeklinde faturayı ibraz edip sonradan da şirket kayıtlarında inceleme yaptım, yapmışız. Nasıl yanlış hatırlanıyor ki bu durum? Vedat Şahin bu kayıtları size sunmasaydı sizin şirket kayıtlarınızda olmayacak mıydı?
Serdar Haydanlı: Ticari faturalarda eski verdiğimiz sipariş kayıtlarını falan inceleme şansımız oldu, oradan çıkardım efendim.
Hâkim: Doğrulanıyor yani Vedat Şahin'in durumu.
Serdar Haydanlı: Evet.
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Oradan başlayalım Serdar Bey. Siz bu 2019 Kültür A.Ş. Genel Müdürü Serdal Taşkın… 2020'de ihale aldığınızda, benimle hiçbir diyaloğunuz, tanışıklığınız, bir iş konuşmanız var mıydı?
Serdar Haydanlı: Yok.
Murat Ongun: Duydum dediğiniz şeyi, hani hani Murat Ongun olarak benim görevim başka da yani ben Kültür A.Ş.'nin X onlarca ihalesiyle ilgilenen birisi değilim yani. Kim dedi size bu ihale sana verileceğinden Murat Ongun'un haberi var?
Serdar Haydanlı: Savunmamda belirttiğim şekilde Murat Ongun'un da yani üst yönetim de bahsettiğinde sizin de isminiz de geçmişti. İhale belirten değil, üst yönetimin siz olduğunuzu söylemiştim. Savunmamda da sizin sizin ifadeniz, vermiş olduğum savunmada sizin ihale dağıttığınızı ya da ihale sizin verdiğinize dair bir şey söylemedim. Üst yönetim olarak sizin ve Fatih Bey'in ismi geçmişti, onları belirttim.
Murat Ongun: Şöyle Serdar Bey, benim adım bir şekilde buradakilerin hepsini özel, özel de karıştırıldığı için ben bu konuya zaten dahil oluyorum da. Kültür A.Ş.'nin üst yönetimi, Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu'dur. Ben yönetim kurulunda yokum. Hiçbir zaman da benimle herhangi bir konuda diyalogunuz olmadı. Biz sizinle tutuklandığımızda cezaevi aracında bana dediniz ki, "Burada mı tanışacaktık?" gibi bir cümle kullandınız, o kadar. Neyse bunu geçiyorum. Şimdi yazılı beyan, yani daha doğrusu savcılık beyanınızda firmanızı 4.5G'yi 2017 yılında kurduğunuzu beyan etmişsiniz yazılı, yani okudum. Ama burada 2016 yılında dediniz. Ben ne zaman kurduğunuzu biliyorum, 2016 doğru. Tam hangi gün kurduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Serdar Haydanlı: Hayır, hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Hatırlatayım. Bu ülkenin en büyük olaylarından biri oluyor, 15 Temmuz FETÖ darbesi. Cuma gecesi. 3 gün geçmiş, Pazartesi günü hayatınızda ilk kez kültür ve etkinlik organizasyonu işine girecek firmayı kuruyorsunuz. Çok önemli değil. Sebebi de önemli değil, Türkiye yanarken ticaret düşünmüş olabilirsiniz.
Hakim: Başka, bunlar başka.
Murat Ongun: Tabii ki başka, tabii ki başka. Şimdi sizin Kültür, aldığınız ihale, ilk ihalelerin tarihi 2018'in 30 Ağustos'u, yani Eylül diyelim biz. 2018 Eylül'ü ile 2019 Ocak arasında bir önceki AK Parti yönetiminde 5 ay içinde 10 ihale ve iş artışı kazanıyorsunuz. 5 tane iş artışı kazanıyorsunuz. Ben savunmamda rakamları da söyledim, siz de bakmışsınızdır. 12.5 milyon dolarlık 5 ayda bir yalnız ihale kazancınız. Günün parasıyla 600 milyon liradan fazla. Bu beni ilgilendiren bir konu değil ama sorum şu. İfadenizde, savcılık ifadenizde diyorsunuz ki "Kazandığım ihaleler İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı açık ihale usulüyle aldım." Sizin aldığınız ihaleler, kazandığınız ihaleler açık ihale miydi yoksa Kültür A.Ş.'nin davet usulü, sizin şirketinizi davet ederek yaptığı ihaleler miydi?
Serdar Haydanlı: O usulü tam hatırlamıyorum Murat Bey.
Murat Ongun: Nasıl?
Serdar Haydanlı: O usulü tam hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Siz ihaleyi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden mi kazandınız, Kültür A.Ş.'den mi?
Serdar Haydanlı: Kültür A.Ş.'den kazandım Murat Bey.
Murat Ongun: Demek ki açık ihale değil, davet usulü ihale kazanmışsınız Serdar Bey.
Serdar Haydanlı: Doğru.
Murat Ongun: Dediğim gibi, 2018 öncesinde herhangi bir ihaleniz yok. Zaten bu alanda da faaliyetli de değilsiniz. Acaba Kültür A.Ş.'nin bu tedarikçi listesine dahiliniz nasıl oldu? Bir tecrübeniz, yaptığınız işler var mıydı bu alanda?
Serdar Haydanlı: Onu anlatayım. 2018 yılında kurulduğunu söylediniz ama 2016'da kuruldu. 15 Temmuz'la bağdaştırdınız. Ben kamudan 2018'in sizin de bahsettiğiniz üzere 30 Ağustos'a kadar kamudan bir iş almadım. Yani memleket yanarken ben devletten iş alma peşinde koşmadım. 2018 yılının başlarında Kültür A.Ş.'ye iş yapan firmalara alt taşeron hizmeti vermekteydim. Dolayısıyla bundan dolayı tanışıklığımız, yaptığımız işler, bunlar görülerek bizleri de davet ettiler. Davetse tam usulü bilmediğim için. Biz de o ihalelere katıldık Murat Bey.
Murat Ongun: Yol gösterdi. Teşekkürler.
Serdar Haydanlı: Rica ederim.
Murat Ongun: Bir diğer soruma geçeyim. Yine 6 Mayıs 2025 tarihli ifadenizde görüyoruz. Burada avukatınız Mehmet Akif Çelikkaya’nı beyanı var. Bilmiyorum, beyefendi burada mı? Ama diyor ki avukatınız Sayın Çelikkaya; "Dosyaya sunmuş olduğumuz uzman görüşü niteliğindeki mütalaa, müvekkilin mevcut İBB yönetimiyle hiçbir iş yapmadığını ispat etmektedir." Bu mütalaa ve avukatınızın beyanı doğru mu?
Serdar Haydanlı: Bu bahsetmiş olduğu evrak 2020 yılına ait 4,5G Ajans'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle hiçbir şekilde iş yapmadığına dair bir evraktır. Evrakı çok iyi hatırlıyorum.
Murat Ongun: O prodüksiyon kimin?
Serdar Haydanlı: 4,5G'ye ait evraktır. O prodüksiyon benim. Ben "iş yapmadım" demiyorum Murat Bey. O sunmuş olduğumuz evrak, cezaevine ilk girdiğim zamandaki süreçte avukatlarım tarafından çalıştırılarak ki o zaman hakkımızda iddianame yoktu, 2019 sonrasında 4,5G'nin hiçbir şekilde İBB'den iş almadığına dair bir çalışmaydı.
Murat Ongun: Tabii burada bu belirtilmemiş.
Serdar Haydanlı: Doğrudur, belirtilmemiş.
Murat Ongun: "Buna karşın dosyaya sunmuş olduğumuz uzman görüş niteliğindeki mütalaa, müvekkilin mevcut İBB yönetimiyle hiçbir iş yapmadığını ispat etmektedir" diye devam ediyor. Sayın Başkanım, ben bunu söylemek istedim çünkü zannedersem bu mütalaayı veren uzman bey, yani mahkemenize mütalaayı sunan, dosyaya sunan insanlarla ilgili de bir işlem yapılmaması gerekmektedir. Çünkü beyefendinin 2020 ortasına kadar, kendi beyanı var, mevcut İBB yönetimiyle işi var. Şimdi yine aynı 6 Mayıs ifadenizde biraz evvel Savcı Bey de sordu, reklam ve organizasyon işi yapan 13 firmanın adını veriyorsunuz. "Bunlar sahte fatura kesenler" diyorsunuz.
Serdar Haydanlı: Onlar sahte fatura kesen diye belirtmedim. "İBB'ye iş yapan firmalar olarak bunları biliyorum" dedim. Onlarla ilgili "hırsızlık, sahte fatura ya da başka bir şey" beyan etmedim Murat Bey.
Murat Ongun: Ama şöyle diyorsunuz; "Emrah Bağdatlı, Murat Ongun'a bağlı olarak dosyada mevcut usulsüz işleri yürütmektedir."
Serdar Haydanlı: Evet, bu doğru.
Murat Ongun: Tamam. "Usulsüz işleri yürütmektedir" diyorsunuz. Hangi usulsüzlükten bahsediyorsunuz?
Serdar Haydanlı: İletişimde benim kabul etmediğim ve ayrıldığım Emrah Bey'in dışarıdan topladığı firmalarla kendisi, ki birçok firma Emrah Bey'i Kültür A.Ş. çalışanı bilir ya da Güldem Hanım onların topladığı piyasa fiyatları ve ihale yapanların kestiği ayrı faturalardır. Yani işi yapan, işi yapan sadece ihaleye alt taşeronluk yapmış. Bunlar da tamamen Kültür A.Ş.'de çalıştığı piyasaca bilinen insanların topladığı fiyatlardır. Yani insanlar Kültür A.Ş.'de çalıştığını düşünen insanlara fiyat veriyor ama ay sonu iş gelindiğinde hangi firmaya fatura kesileceği belirtiliyor. Bahsettiğim budur.
Murat Ongun: Yani sizin burada usulsüzlük olarak dile getirdiğiniz şu mu? Kültür A.Ş.'nin yaptığı 10-15 kalem arasındaki alt ihaleyi kazanan firmalardan biri o işin belli bir bölümünü bir alt taşerona yaptırırsa bu usulsüzlük müdür?
Serdar Haydanlı: Bu usulsüzlük değildir ama bu işte...
Murat Ongun: Ama bunu anlattınız.
Serdar Haydanlı: Hayır, anlattığım gayet açık ve net Murat Bey. Kültür A.Ş.'de çalıştığı piyasaca bilinen Güldem Hanım, Mürvet Hanım gibi insanların topladığı fiyatlarla... Bunlar bütün firmalar buraya Kültür A.Ş.'nin çalışanı olarak fiyat veriyor bu insanlara. Ama ay sonu gelindiğinde, yani fiyatın toplanması, yapılması... Bir taşeronu ben de seçebilirim. Benim de firmam var. Kendim de seçebilirim. Başkasına da iş verdirebilirim. Ama lakin Kültür A.Ş.'de çalışan ya da çalıştığını piyasaca bilinen insanların fiyat toplaması, onlara iş dağıtılması, arkasından hangi firmaya neyin ne kadar kesileceğini belirtmesi usulsüzlüktür diye düşün...
Murat Ongun: O sizin iddianız. Bakın o sizin iddianız.
Serdar Haydanlı: Ben öyle sunuyorum. Böyle düşündüm. Kendim de böyle söyledim.
Murat Ongun: Siz ifade verirken de sahte fatura demişsiniz, sonra düzelttiniz. Şimdi geleceğiz başka konular da var. O sizin beyanınız. Hani o yüzden ben bu Murat Ongun'a bağlı olarak üst üssüzü... Yani şunu mu diyorsunuz: Şimdi Güldem Hanım... Güldem Hanım benle mi çalışıyor? Bana mı bağlı? Onu mu diyorsunuz? Benim adımı niye karıştırıyorsunuz...
Serdar Haydanlı: Siz Serdal Bey... Siz Serdal Bey'den sonra iletişim koordinatörü olduğunuz için sizin adınızı verdim Murat Bey.
Murat Ongun: Tabii ki...
Serdar Haydanlı: Bütün bu organizasyon iletişim çadırı altında yürütülüyordu.
Murat Ongun: Peki. Şimdi 20 Haziran tarihli ifadeniz var. Nedim... Genel Müdür Serdal Taşkın'la bu ifadede bir sahte fatura görüşmesi yaptığınızı ima ediyorsunuz. Mahkemeye göre de bu toplantının tarihi 25 Aralık 2019. Firmanız Home Prodüksiyon'un ihale kazandığı tarih de 24 Aralık 2019. Yani siz ihaleyi aldıktan 24 saat sonra, iddianıza göre Serdal Bey'le sahte fatura görüşmesi yapıyorsunuz. Bu durumda ikiniz birden suç mu işlediniz, ihale alıp peşine sahte fatura toplantısı yapıyorsunuz? Ne demek bu, bu tarihi nasıl açıklayabilirsiniz?
Serdar Haydanlı: Açıklayayım Murat Bey. O ifademde belirttiğim gibi daha önceki ihalelere ilişkin olduğu görüşme saatlerimi ve HTS kayıtlarımı bildirmiştim. Benim 2019'da yapmış olduğum, 4.5G'nin almış olduğu işlerin tamamı %100 bitirilmedi. Orada saatçi ve vesaire işler yaptırdım. Onun haricinde bana teklif edilen faturaların hiçbirini almadım ve sunmadım. Öyle bir şey yapmış olsaydım, evet dediniz olacaktı ama öyle bir şey yapmadım.
Murat Ongun: Şimdi Serdar Bey, siz bu beyanları verdiniz, tahliye oldunuz. Bu beyanlar üzerinden de insanlar suçlanıyor. Ben sizin beyanlarınıza göre konuşuyorum.
Serdar Haydanlı: Beyanlar üzerinden... Beyanlar üzerinden cezaevine hiç girmeyenler de var Murat Bey. Ben 94 gün yattım.
Murat Ongun: Burada mesela... "Sahte fatura işini düzelttiniz." Şimdi ben de sizi ince ince bakıyorum; 24 Aralık'ta ihale almışsınız, 25 Aralık'ta "Sahte fatura toplantısı yaptım Serdal'la" demişsiniz. Tahliye olmuşsunuz, "Sahte faturalar da bunlar" demişsiniz. Doğal olarak böyle bir toplantı ya da ihale ile ilgili bir sıkıntı yok anladığım kadarıyla Serdar Bey?
Serdar Haydanlı: Var Bence var. Bu ihaleye ait olanı ayrı izah ettim. Dedim ki 2019 yılı sözleşmenin tamamı bitirilmemişti. Yine yapılacak limit var idi. O sahte faturayı kabul etmedim ve onları yapmadım dedim.
Murat Ongun: Yani siz Serdal'la kendi kazandığınız ihaleye fesat mı karıştırdınız?
Serdar Haydanlı: Kendisi bana başka firmadan firma fatura kesilmesini önerdi, ben de kabul etmedim. Onu Serdal Bey'e sorun.
Murat Ongun: Ama 24 Aralık'ta ihaleyi kazanmışsınız, 25 Aralık'ta sahte fatura...
Serdar Haydanlı: 24 Aralık'takini daha önce izah ettim Murat Bey savunmamda da. Alacaklarıma istinaden önümüzdeki sene de ihaleye girmemi istedi. Hatta 4.5G ile girmek istedi, ben 4.5G ile yapmak istemediğimi, başka bir firmamın ismiyle katılmamı istedi. Ben de 17 milyon, tahmin edersiniz 2019 sonu 17 milyon hayati bir rakam.
Murat Ongun: Anladım.
Serdar Haydanlı: Çok büyük bir şirket değilim. Devasa paralarım yok. 17 milyonu kaldırmak da kolay bir rakam değil. Bunu da hukuki işlemde başvursam resmi kurumların gayriresmi ya da resmi şekilde ödeme sürecini ne kadar uzatacağını buradaki tüm iş yapan sanıklar biliyordu. Kolay bir süreç değildir.
Murat Ongun: Anladım, zorda ihale almak durumunda kaldınız.
Serdar Haydanlı: Alacağımız karşılığı ihale... 4 katı fiyat teklif vermemi istediler Murat Bey.
Murat Ongun: Mali durumdan çok da parlak olmadığını söylediniz ama sanırım 2020 yılında Türkiye'nin en büyük firması Stareks'i satın aldınız değil mi? Stareks kimindir?
Serdar Haydanlı: 2020 yılında Türkiye'nin en büyük firmasına ortak oldum. Herhalde sizin niyetiniz vardı almak için.
Murat Ongun: Yok, mali durumum kötü dediniz de... O yüzden sorayım dedim size. Hani kötü mali durumda zorla ihale almak zorunda kalıp devasa...
Serdar Haydanlı: Ben 2020'de vites büyüttüm. Şimdi Stareks'e aldığım rakamlar da ortada bellidir. Ama herhalde sizin gözünüz vardı. Keşke Emrah... Keşke yani iddianameyle hiçbir alakası olmayan firmadan bahsediyorsunuz. Keşke Emrah'ı gönderseydiniz de ona satsaydım Murat Bey. Firari ama olsun.
Murat Ongun: Şöyle... O önemli değil. Ben bu ifadeleri verip bu kürsüye gelen sanığın beyanlarının itibar edilip edilmeyeceğinin fark edilmesi için bu notları düşüyorum. Sadece soruya geliyorum sayın hakim...
Hakim: Soru da iddianame dışı, cevap da iddianame dışı, o yüzden müdahale etmedik. Evet, buyurun. Sanık müdafi müdahale eder, itiraz eder, hakkı var bu yönde.
Murat Ongun: Şimdi bu 6 Mayıs tarihli ifadenizde yoktu, 20 Haziran tarihli ifadenizdeyse büyük harfle bir sistem yazılmıştı. Siz biraz evvel onu izah ettiniz beyanınızda. Bu özel bir durumundan bahsetmediğinizi, sadece işleyen süreci söylediğinizi beyan ettiniz. Vesilesiyle de onu geçiyorum. Şimdi Vedat Şahin’in bir beyanı var. Diyor ki, "Serdar Haydanlı hem AKP hem CHP ile çalışmak için," bir yere geleceğim, "Kreatürk isimli bir firma kurdu," diyor, doğru mu?
Serdar Haydanlı: Yanlış.
Murat Ongun: Kreatürk Etkinlik Ajansı Anonim Şirketi, sahibi Serdar Haydanlı. Yanlış mı?
Serdar Haydanlı: Sadece ticari soruya cevap verdim Murat Bey. Hem AK Parti, hem CHP üzerinden iş almak için Kreatürk isimli bir firma...
Murat Ongun: Tamam. Yok, yok, ben beyanı okudum. Ben beyanı okudum. Firma sizin ama değil mi? Doğru.
Serdar Haydanlı: Kreatürk isimli firma, daha önce aldığım Mastnet Teknolojileri'nin daha sonra ismini Kreatürk olarak değiştirdim.
Murat Ongun: Tamam.
Serdar Haydanlı: Ama bunu AK Parti'den ve CHP'den iş almak için kurmadım. Kuruluş tarihi ve bana geçiş tarihi de belli.
Murat Ongun: Peki. Şöyle, 13.10.2020'de, yani 13 Ekim 2020'de bu firmanın Eyüpsultan şubesini kurmuş firmanız. Vergi dairesi ve vergi numarası sizin Kreatürk'le aynı, onun da adı Kreatürk Eyüpsultan Şubesi. Bunun sahibi kimdir?
Serdar Haydanlı: Kreatürk firmasından sahibi benim. Dijital Tasarım Atölyesi var da bunun iddianameyle ne alakası var?
Murat Ongun: Geliyorum, geliyorum. Eyüpsultan şubesinin...
Serdar Haydanlı: Sorunuzun tamamını alayım da...
Murat Ongun: Sizin firmanızın Eyüpsultan şubesi açılmış, kimin üstüne olduğunu biliyor musunuz?
Serdar Haydanlı: Eyüpsultan şubesi kimin üstüne açılmış ne demek o?
Murat Ongun: Kreatürk Etkinlik Ajansı Anonim Şirketi Eyüpsultan Şubesi. Küçükköy Vergi Dairesi, Maslak Vergi, öbürü de aynı, numaranız aynı. Ben de diyorum ki bu firmanın ticaret sicilinde bir sahibi yazıyor. Kimdir biliyor musunuz sizin firmanız diyor.
Serdar Haydanlı: Bunun iddianameyle ne alakası var, şirket bana ait Murat Bey.
Murat Ongun: Şöyle alakası var. Sayın Başkanım, bu firmanın yani beyefendinin şubesinin sahibi 2020 yılında kurulmuş, onun da sahibi Fatih Işık. Şimdi siz 2018 ve 2019 yılında 4.5G firmanızla Kültür AŞ'nin davet ihalelerine katıldınız. Acaba, bu ihalelere katılırken üç firma davet ediliyor. Bu üç firmadan sizin 4.5G dışında RTS Prodüksiyon'la beraber girdiğiniz ihale var mı?
Serdar Haydanlı: Yok.
Murat Ongun: Var.
Serdar Haydanlı: Yanımda mıydınız, nereden biliyorsunuz?
Murat Ongun: Yok, sunuldu burada belgeler. Dosyada var, yanında olmaya gerek yok.
Serdar Haydanlı: Olur mu, ihaleye beraber mi katıldık?
Murat Ongun: Belgesini sunuyorum diyorum, var diyorum. Sizden teyit almak için soruyorum. Şimdi Sayın Başkanım, bu Kreatürk'ün sahibi Fatih Işık. Bu RTS firmasının sahibi de Fatih Işık herhalde, değil mi? Beraber ihaleye girdiniz, iş ortaklığı.
Serdar Haydanlı: Buyurun dinliyorum sizi. Bir şeyler iddia ediyorsunuz.
Murat Ongun: Bir ihaleye iki firma davet edilmişsiniz. İkisi de aynı kişinin. Onu söylüyorum, sizin yani Fatih Işık'ın.
Serdar Haydanlı: Parça parça soruyorsunuz, tamamını sorun cevap vereyim.
Murat Ongun: Sordum işte.
Serdar Haydanlı: Tamam, devam edin.
Murat Ongun: Tamam mı?
Serdar Haydanlı: Değil.
Murat Ongun: Peki nedir?
Serdar Haydanlı: İddianameyle ne alakası var bunun? Sayın Başkanım, mümkünse soruları mahkeme heyetiniz üzerinden almak istiyorum.
Hâkim: İddianame dışı hususlarda cevap vermek zorunda değilsiniz, istiyorsanız cevap verirsiniz.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, Serdar Bey ifadesinde Kültür AŞ hak edişlerini Gökhan Köseoğlu'yla 2018 yılının başlarında tanışıldığını söylemiş. Doğru mudur?
Serdar Haydanlı: Gökhan Köseoğlu'yla 2018 yılı başlarında tanıştım, doğrudur.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, Gökhan Köseoğlu huzurunuzda verdiği ifadede tanışıklıklarının çok daha evvele dayandığını beyan etmişti. İki beyan arasındaki çelişkiyi takdirinize sunarım. Gökhan Köseoğlu ile yazışmalarınızı okudum. Gökhan Köseoğlu WhatsApp yazışmalarınızda sizin bir yanınıza gelmek istiyor Kuruçeşme’ye. Kuruçeşme’de yeriniz var mı yok mu bilmiyorum ama siz orada değilsiniz Serdar Bey. Bir ofis var mı orada Kuruçeşme’de?
Serdar Haydanlı: Bunun iddianameyle ne alakası var?
Murat Ongun: Şöyle... Şöyle bir alakası var. Tamam, gelmeyelim ama tamamını soracağım da.
Serdar Haydanlı: Hayır, hiç gelmeyin. Çok...
Murat Ongun: Bir sakin olun, sakin olun. Bir şey yok ortalıkta, bir şey yok.
Serdar Haydanlı: Ben sakinim. Siz daha sakinsiniz ama bunda bir şey yok ortalıkta. Ben gayet sakinim.
Murat Ongun: Tamam şöyle. Bu mesajda sizin diyor ki siz olmayınca, "Fatih orada mı? Fatih’e uğrayayım mı?" diyor. Bu Fatih, sizin adınıza şirket kurdurup ihalelere girdiğiniz Kreatif Eyüpsultan Şubesi, ihaleye girdiğiniz RTS Işık Tekniği sahibi Fatih Işık mıdır diye soracağım, bu kadar.
Serdar Haydanlı: Yine iddianameyle alakası olmayan bir soru ama Fatih Sultan Mehmet’ten bu tarafa birçok insana Fatih ismi konmuştur Murat. Herhalde bir sansasyon yaratmak için ya da siyasi bir tarafa çekmek için kendinizce iddianameyle alakası olmayan sorular soruyorsunuz. Bunların iddianameyle bir alakası var mı Murat Bey?
Murat Ongun: Var. Orada da Fatih geçiyor. Şöyle, bakın...
Serdar Haydanlı: Peki iddianamenin neresinde alakası var? Müsaade buyurun.
Murat Ongun: Çok... Çok alakası var.
Serdar Haydanlı: Bir söyleyin. Hangi maddede, nereyle alakası var Murat?
Murat Ongun: Bakın tam bir... Şurada imza alma maddesi... Bakın...
Serdar Haydanlı: İddianamenin bu... Tarihi bilmiyorsunuz. Kreatif’in... Müsaade buyurun. Kreatürk’ün 2020’de kurulduğunu iddia ediyorsunuz. Ya Allah aşkına bir istikrarlı olun. Hangi senede kuruldu, nerede olmadı? Ya da benim gibi gelin maddi hatalarınızı siz de düzeltin Murat Bey.
Murat Ongun: Bende Ticaret Sicil Belgesi var. Eyüpsultan Şubesi Ekim 2020...
Serdar Haydanlı: Ama anlatırken Kreatif’in 2020’de kurulduğunu beyan ediyorsunuz. Ve benim bunu AK Parti’den, CHP’den ihale almak için kurdurduğumu iddia ediyorsunuz. O şirketin ilk kuruluşuna lütfen arkadaşların...
Murat Ongun: Ben iddia etmedim, ben size beyanı okudum. Beyanı...
Serdar Haydanlı: Şu an siz... Şimdi lafı çevirmeyelim. Tamam bitti Murat, tamam bitti Murat. Bitti Murat Bey, buyurun.
Murat Ongun: Şöyle... "Ne alakası var?" diyorsunuz ya, şu alakası var beyefendi. Siz, "Bilgisayar mühendisiyim" dediniz. İlk ifadenizde 2011 yılından 2017’ye kadar hiç iş yapmadığınızı söylüyorsunuz. Sonra burada bir şirket kuruyorsunuz. Bir sene sonra, 5 ay içinde 10 ihale, 5 iş artırımı, 600 milyon liralık ihale alıyorsunuz. Sizin her şeyiniz kusursuz. Bizde böyle bir adam yok 5 yıl boyunca. Burada insanlar yargılanıyor.
Serdar Haydanlı: Valla ben şimdi sayacağım.
Murat Ongun: Bakın... Bakın... Bakın... Sizin ihalelere beraber girdiğiniz kişi aynı zamanda sizin ortağınız. Adına başka bir şirket kuruyorsunuz.
Serdar Haydanlı: Hayır, o ticaret kuruluğunda öyle bir şey yok. Ortağım dahi değildir.
Murat Ongun: Pes diyorum, bir şey diyemiyorum. Bu vesileyle sizin Gökhan Köseoğlu ile arkadaşlığınızın hangi boyuttadır ben onu bilemem. Ama Gökhan Köseoğlu’nu manipüle edip içerden dosyalar alıp bunu Süper Haber TV isimli muhalif bir internet sitesinde haber yaptırdınız, WhatsApp yazışmaları da ortada. Soracağım tabii, Fatih’i de soracağım...
Serdar Haydanlı: WhatsApp yazışmalarında... Sorun sorun. WhatsApp yazışmalarında Süper Haber TV diye bir şey yok. Bence kendiniz uyduruyorsunuz ama ben bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkanım. Murat Bey ısrarla beni şanslı firma olarak tanımlamış. Ben çok şanslı firmaymışım geçen ki bahsettiğinde. Ben size şanslı firma sayayım da biraz Murat Bey de şanslı firma görsün ya. Antra Firma 24 ihale 1 milyar 171 milyon 548 bin 805 TL. Kreatif 15 ihale 720 bin 357 bin 720 TL. Medyakort 18 ihale 715 milyon 723 bin 290 TL. Everet 15 ihale 675 milyon 616 bin 50 TL. OMR 13 ihale 667 bin 264 bin 840 TL. Nasıl şanslı firma olunuyor? Medikalcilikten dem vurmuş. Ben hala medikalciliğe devam ediyorum Sayın Başkanım. 6 yılda 13 ihale almadım. Kendi bahsettiğiniz savunmamda çıkan da 5 ayda 6 ihale ve bir sene içerisinde 5 iş artışından bahsediyorsunuz. Hangisine itibar edelim? Önce siz kendi maddi hatalarınızı düzeltin. Ve bana, beni medikalci olmakla suçluyorsunuz. Benim halihazırda hala medikal şirketim var. Ama benim Giresun’da bir mobil aksesuar satan firmam yok Sayın Başkanım. Ve benim tüm ihalelere katılan, tüm ihalelere katılan ihale firmalarında ücret alınmadan fatura kesilerek teslim edilmeyen bijuteri dükkanım yok. Bunlar daha şanslı firma herhalde Sayın Başkanım. Bunları ben söylemiyorum, buraya gelip de ifade verenler söylüyor efendim. Ve ben şanslı firma oluyorum.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Serdar Haydanlı: Yaptığım hatayı da düzeltme ihtiyacı olanlarda gelip burada düzeltiyorum efendim.
Fatih Keleş: Serdar Bey sakinleştiyseniz...
Serdar Haydanlı: Çok, çok sakinim.
Fatih Keleş: Sorumu...
Hakim: Soruyu soralım Fatih Bey
Fatih Keleş: Beni tanıyor musunuz diye soracağım. İfadenizde adım geçtiği için ben de bunu yeni öğrendim. O yüzden...
Serdar Haydanlı: Tanıyorum Fatih Bey. Zaten sizinle alakalı cevap vermiştim.
Fatih Keleş: Evet. Üst yönetim... üst yönetim Fatih Keleş olarak bir hani böyle birkaç isimle beraber beni de zikretmişsiniz sanırım ama...
Serdar Haydanlı: Evet, doğrudur.
Fatih Keleş: Benim bir üst yönetim, kültürün üst yönetimi olduğu... üst yönetiminde olduğum konusunda size böyle bir şey mi söyledi?
Hakim: Sorduk soruyu kendisi sordu... Fatih Bey, Serdar Bey'e olan soruyu... Serdar, duyduğunu sordu. Kültür A.Ş. ile konuştu diye belirtildi zaten. Aynı soruyu sormamıza gerek yok.
Fatih Keleş: Peki.
SERDAL TAŞKIN SORUYOR
Serdal Taşkın: Bir ekrana şey yansıtabilir misiniz? Serdar Bey, benimle tanıştığınızda Kültür A.Ş.'deki alacağınız ne kadardı?
Serdar Haydanlı: Tam hatırlamıyorum. 2019 yılı sonu itibarıyla demiştiniz Serdar Bey, 17 milyon lirayı. Sizinle tanıştığım ya da siz yönetime geldiğinizde 17 milyon lira alacağım vardı diye bir beyanınız yok.
Serdal Taşkın: Ne zaman Genel Müdür oldum? Aşağı doğru iner misiniz? Mart ayının başı, evet, 40 milyon. Seçimden hemen önce 18 milyon, 2019 başlarında 18.5 milyon bir alacağınız var. Ama 3 Nisan'da bütün ödemeleriniz yapılmış. Pardon 3 Mart'ta bütün ödemeleriniz yapılmış...
Serdar Haydanlı: Ne neye karşılık yapılmış? Nakit para mı, çek mi?
Serdal Taşkın: Bütün ödemeleriniz yapılmış. Hemen seçim sonrası, Bakın ben... Alacağınız yok, onu anlatmışım.
Serdar Haydanlı: Çekle ödenmiş.
Serdal Taşkın: Ama fark etmez. Alacağınız ödenmiş.
Serdar Haydanlı: Soru sorsanız, soru sorsam. Eğer yanıt vermezsem müdahale ediyorsunuz.
Serdal Taşkın: Devam edin. Aşağı inebilir misiniz? Bu arada seçim iptal ediliyor. Arada bir harcamalarınız oluyor, yaklaşık 7 milyona yakın. Hemen ikinci seçim öncesinde bütün alacağınız ödenmiş.
Serdar Haydanlı: Yok, ödenmemiş.
Serdal Taşkın: Yani çekle ödenmiş de ödemenizi alıyorsunuz.
Serdar Haydanlı: Parayı hesabınıza tamamen almakla çekle olması çok şey fark eder.
Serdal Taşkın: Ödemenizi aldınız mı? Çek veya nakit. Ben de 22 Ağustos'ta göreve geldim. 22 Ağustos'ta alacağınız sadece 500.000 TL. Bakın, ifadelerinizle, ifadelerinizde diyorsunuz ki; "Beni 6 Ağustos'ta Serdal Taşkın çadıra, çadıra çağırdı. Yani genel koordinatörlüğe çağırdı ve vesaire fatura kesmem için zorladı." Ben 22 Ağustos'ta göreve geldim. 6 Ağustos'ta görevde değilim. Doğru mu?
Serdar Haydanlı: Göreve başladığınız tarihi siz biliyorsunuz.
Serdal Taşkın: Göreve başlamadan önce sizi çağırma hakkı olabilir mi?
Serdar Haydanlı: Göreve başlama döneminde... Ben sizle olan görüşmelerimi kendi telefonumdan ve kendi WhatsApp yazışmalarımdan çıkartarak oraya yazdım.
Serdal Taşkın: Efendim, HTS ve WhatsApp kayıtlarına bakılmasını rica ediyorum.
Serdar Haydanlı: Ben de ben de talep ediyorum efendim.
Serdal Taşkın: Artı, artı vesaireden fatura kesilmesini istemişim, zorlamışım.
Serdar Haydanlı: O onu biraz önceki ifadenizle düzelttiniz. Serdar Bey, o 17 faturayı isteyen...
Serdal Taşkın: 28 Haziran'da, 28... Bakın, bir dakika. Sizin zorlamanız... "Ben size fatura kestirmişim." İfadenizden bahsediyorum, 19 ayda yok. 6... 28 ayağında vesayeten düşmüşsünüz. Yani ben görevde değilim, görevde 3 ayım var. Daha önce de çalışıyordunuz. Yani ben sizi vesayeten faturayı isteyen kişi değilim. Doğru değil mi?
Serdar Haydanlı: Öyle veya değil.
Serdal Taşkın: 22 Temmuz'da yine fatura kesmişsiniz. Bu faturalarla ilgili bütün hak edişler, raporlar bir eski yönetim tarafından yapılmış, başkanım. Sunuyorum. Zaten vesayeten fatura almayı, sizi zorladığı tarihte 6 Ağustos ama ben 22 Ağustos'ta göreve geldim. Görevde değildim. Gökhan Köseoğlu'nu tanıyorsunuz, az önce söylediniz.
Serdar Haydanlı: Tanıyorum, evet.
Serdal Taşkın: Gökhan Köseoğlu'nun size göndermiş olduğu WhatsApp mesajlaşmaları içinde, sizin ihaleye girdiğiniz, yani girmiş olduğunuz ihalelerle ilgili herhangi bir doküman gönderdi mi?
Serdar Haydanlı: Hatırlamıyorum. Ne varsa hepsini makama sundum, dosyalarda hepsi var.
Serdal Taşkın: WhatsApp kayıtlarına bakılmasını rica ediyorum, başkanım. 2020 yılında sizle hiç görüştüm mü? 2020 yılı içinde.
Serdar Haydanlı: Evet, görüştük.
Serdal Taşkın: HTS kayıtları, neler, şeylere bakılmasını rica ediyorum. Ben yüz yüze görüşmemizi hatırlamıyorum.
Serdar Haydanlı: Yanlış hatırlıyorsunuz, iletişim çadırında birkaç defa görüştük. Hatta toplantı salonunda.
Serdal Taşkın: İfadenizde, ifadenizde 2020 Mart'tan sonra çalışmadığınızı söylüyorsunuz.
Serdar Haydanlı: Doğrudur.
Serdal Taşkın: Teminat mektubunda, teminatlarınızı da yaptığınızı söylüyorsunuz.
Serdar Haydanlı: Teminatlarımı yaptığımı söylemedim. Yanma riskini göze alarak ilişkimi kestim dedim. Siz bana, siz bana 2020 yılında başka firmalardan tarafıma faturalar söylediniz, ben de bunu kabul etmedim. Çok iyi hatırlayın Serdar Bey. İletişim Çadırı'ndaki toplantı salonunda yaptık bu konuşmayı.
Serdal Taşkın: Çünkü hiçbir zaman seninle tek başıma tek bir toplantı dahi yapmadım.
Serdar Haydanlı: Benimle yapmış olduğunuz toplantılar hep tek başınaydı. Petrol istasyonunda buluştuğumuz da tek başına...
Serdal Taşkın: Soruları ben soruyorum. Ben seninle hiçbir toplantı yapmadım… 2020 yılında başka devletle iş yapıyorsunuz, doğru mu?
Serdar Haydanlı: 2020 yılında devletle hiçbir iş yapmadım.
Serdal Taşkın: Peki 2020 yılında pandemi döneminde herhangi bir konser etkinliğiniz falan oldu mu?
Serdar Haydanlı: 2020 yılında herhangi bir konser etkinliği yapmadım.
Serdal Taşkın: Kültür A.Ş.'den bahsetmiyorum, bütün genel anlamda soruyorum.
Serdar Haydanlı: Olamaz da zaten biliyorsunuz. 2020 yılında pandemi döneminde iş yapan firmaya alt taşeron olarak hizmet verdim. Kendi almış olduğun bir kamu işi yoktur.
Serdal Taşkın: 2020 yılında Kültür A.Ş.'nin konserlerinin ve etkinliklerinin iptal edildiğini biliyor musunuz pandemi dolayısıyla?
Serdar Haydanlı: Biliyorum.
Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.
Serdar Haydanlı: Ben bir şey ekleyebilir miyim Sayın Başkanım? Ben nasıl bir firmayım ki ya da burada birçok firma sahibi var, alt taşeronu Kültür A.Ş.'ye niye çağırsın ihale aldığı yere? Ben Saatçi Ajans'ı hayatımda tanımadım efendim. Hayatımda ticaretim olmadı. Ve son dönem bana yaptırdığı iki iş harici ben hayatımda çalışmadığım bir insan bana iş yaptırılıyor ve bir sene sonra 2020 yılında yanlış hatırlamıyorsam dört ya da beş tane ihale Saatçi Ajans'a veriliyor. Ben Vedat'la çok eski iş yaptığımı bildirdim. Eskiyi söyledim. Ben Vedat'la ilgili, ben nasıl bir insanım ki kendi alt taşeronumu ihale aldığım firmaya götürüyorum? Vedat kendisi de burada. Ben o tarihlerden önce Vedat'la hiç iş aldığım bir Kültür A.Ş.'de, başka bir yerde buluştum mu efendim? Hiçbir şekilde buluşmadım.
Hâkim: Buyurun, Serdar Bey'le ilgili aklınıza geldikçe sormak istediğiniz bütün soruları sorun işte, söz hakkı veriyoruz.
Serdal Taşkın: Serdar Bey, şimdi Rahşan Hanım'ın sorusu üzerine Gökhan Köseoğlu'nun göndermiş olduğu belgeleri alıp bana göstermek için toplantı yaptığınızı söylediniz.
Serdar Haydanlı: Sahte faturaya ait evrakları.
Serdal Taşkın: Gökhan Köseoğlu bana bağlı bir eleman olarak çalıştığında bu belgeleri direkt bana neden göstermedi de sizin üzerinizden bana geldi?
Serdar Haydanlı: Bunu Gökhan'a sorun, bana niye soruyorsunuz?
Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.
Serdar Haydanlı: Yani ben de burada ifade verdim. Ben WhatsApp yazışmalarını şu an mahkemenize sunmadım. Savcılıktaki ifademde verdim, orada sorabilirdiniz.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Serdar Bey hem 6 nisan tarihli ifadenizde hem de biraz evvel de WhatsApp yazışmalarınızın Mülkiye Müfettişi Mehmet Demiral’ın yaptığı teftişe ilişkin olduğunu söylediniz. Peki Serdar Bey, Mülkiye Müfettişi ile paylaştığı bu bilgi ve belgeleri Gökhan Köseoğlu önceden neden size gönderiyordu?
Serdar Haydanlı: Yok, ben Mülkiye Müfettişiyle ilgili öyle bir beyanda bulunmadım. Sadece Serdal, Gökhan ile ilgili bulundum. Gökhan ile olan arkadaşlığım neticesinde içi yanan, canı yanan bu çocuk bana gönderdi. Ben de bunların içeride halen hazırda Mülkiye Müfettişi olduğunu, Mülkiye Müfettişine vermesini ibraz ettim. Yani benim anlamadığım şu Sayın Başkanım, ben yanlış bir şey yapmadım Gökhan Köseoğlu ile ilgili. Bu evrakları halen hazırda devletin yetkilisine vermesini söyledim. Bunun neresi yanlış?
Rahşan Sertkaya: Ben öyle bir şey söylemiyorum.
Serdar Haydanlı: Ben siz....
Rahşan Sertkaya: O zaman şunu netleştirelim. Anladım. Buyurun. Serdar Bey, o zaman şunu netleştirebilir miyiz? Siz şunu söylediniz, bu aslında onu söylediniz hani netleştirmek için. Gökhan Köseoğlu’ndan size gelen bilgi ve belgeler aslında Mülkiye Müfettişiyle içi yanıyordu ve sizinle paylaşıyordu. Siz de diyordunuz ki git bunu Mülkiye Müfettişiyle paylaş yani. Tamam, peki.
Rahşan Sertkaya: Peki Serdar Bey, bu süreçte size hangi belgelerin gönderileceğini siz mi belirliyordunuz yoksa...
Serdar Haydanlı: Hayır, hiçbir şekilde.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi WhatsApp yazışmalarına bakıyorum. Diyorsunuz ki, kabul etmiyorsunuz size gönderdiği belgeleri, diyorsunuz ki "Başka varsa onları da gönder, Vedat’ın altyapı faturalarını da gönder, şunları da bulabilir misin?" diyorsunuz ve yeni bilgi, belge taleplerinde bulunuyorsunuz. Yani hangi sıfatla, hangi yetkiye dayanarak bunları talep ettiniz, bir buyurun.
Serdar Haydanlı: Vedat Şahin ile ilgili olan kısmın sorusunun amacı şu: Gökhan WhatsApp’ta da gördüğünüz üzere benimle bir tablo paylaşıyor. Bu tablo içerisinde bütün ihaleyi alan firmalara fatura kesen 3-4 tane firmadan bahsediyor. Bunlar ne kadar önemli firma ki, hayatınızda duymadığınız etkinlik firmaları, bu 3 firma, 4 firma bütün ihaleyi kazanan firmalara fatura kesiyor. Ben de Gökhan ile daha önceden ticari ilişkim olduğu için "Bu da bunlardan var mı, yok mu, varsa Vedat’tan herhangi bir ticaret yapmamak için, ticari ilişkimi kesmek için" söyledim.
Rahşan Sertkaya: Anladım, Vedat Şahin özelinde böyle. Ama diğer belgelere ilişkin Mülkiye Müfettişine verilmesi için...
Serdar Haydanlı: Diğer belgeler için, şimdi birkaç evrak gönderilmiş, bu evrakta ne olduğunu anlamamışımdır. Bir kanaat edinmek için "Daha varsa gönder bakalım, karar verelim" dedikten sonra...
Rahşan Sertkaya: Beraber mi karar veriyordunuz Mülkiye Müfettişine gönderilip gönderilmeyeceğine?
Serdar Haydanlı: Beraber karar vermedik. Arkadaşım olduğu için bana sordu.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi siz diyorsunuz ki: "Bu bilgi ve belgeleri benim Mülkiye Müfettişinin soruşturmasıyla, teftişiyle ilgili bana göndermiştir." Ama ben...
Serdar Haydanlı: Ben öyle bir şey söylemedim. Ben "Bu sebepten dolayı gönderdi" demedim. Ben Gökhan Köseoğlu’na teşvik ettiğimi belirttim.
Rahşan Sertkaya: Tamam. Ama sonuçta diyorsunuz ki: "Ben bana gelen bilgi ve belgeleri ticari amaçla kullanmadım. Sadece Vedat için, bu amaç için sordum Vedat’ı. Diğer belgeleri aslında teftişle ilgili belgelerdir diyorsunuz, ben de onu yönlendirdim. Ben karar verici de değilim, arkadaşım, istişare ettim" diyorsunuz. Tamam, ben de aynısını söylüyorum. Tamam. Şimdi tamam, böyle dediniz, anlaştık. Yani Mülkiye Müfettişiyle ilgili bunlar. Ama ben Mülkiye Müfettişi raporuna bakıyorum, teftiş için Bakanlık makamının soruşturma hususunda onay emrini 5 Ocak 2021’de vermiş. Yani Bakan, 5 Ocak 2021’de diyor ki: "Mehmet Demiral bu teftişi yap." Ama sizin yazışmalarınıza bakıyorum, 2021 yılı başına kadar sizinle birçok evrak ve bilgi paylaşmış Gökhan Köseoğlu. Aslında size gelen bu bilgi ve belgelerin çok azı bu tarihten sonrasına ait. E o halde Bakanlık o tarihe kadar, yani Bakanlık 5 Ocak 2021’de izin verdiğine göre, e bu tarihten önce de herhalde Mülkiye Müfettişi bir teftiş yapamayacağına göre, bu tarihe kadar olan bu bilgi ve belgeler neye istinaden size gönderilmiştir? Biraz evvel verdiğiniz ifadeden ve açıklamanızdan reddetmek ister misiniz şu anda?
Serdar Haydanlı: Herhangi bir şeyden çark etmek istemiyorum. Gökhan bana gönderdiğinde o dönemde Sayıştay da vardı içeride. Ben Gökhan’a bildiği tüm bilgi ve belgeleri iletmesini söyledim. Alın da, yazışmamda da beni bunca saat okuduğunuz gibi, konuşmalarımda da "Bunu alıp şuraya gönder" ya da "Şunu şöyle yap, böyle yap" diye bir yönlendirmem de yoktur. Tamamıyla Mülkiye Müfettişine gönderilmesini söyledim. Siz de hukukçu bir insan olduğunuz için, varsa hukuksuz bir şey, Mülkiye Müfettişinin gereğini yapması en doğru şey...
Rahşan Sertkaya: Çalışıyorsunuz ama olmayan bir teftiş için yazışıyorsunuz. Siz mi başlatmıştınız?
Serdar Haydanlı: O esnada biz ihale yaptığımız 2019'da da 2020 yılında da Sayıştay ve müfettişler vardı içeride.
Rahşan Sertkaya: Yoktu. Sen tarihlerine bak. Geçelim bunu. Peki. Şimdi ben size sizin Gökhan Köseoğlu ile 17 Kasım 2020 ve 4 Aralık 2020 tarihlerindeki iki mesajı okuyacağım. Uzatmayacağım kısa söyleyeceğim. Şimdi ihaleden bahsediyor diyor ki işte İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde bulunan üst geçitle ilgili bir ihaleden bahsediyor. Sonra da diyor diyor ki "Verilen ihalenin teknik şartnamesi gereği üst geçitlerdeki pano yüksekliği 2.10 metreden fazla olamaz şartına rağmen işte 3 metre olmuştur. İhale de usulsüz verilmiştir. Şartnameye de aykırı yapılmıştır. İşte burada İBB kamu zararları oluşturmuştur. İşte bu konuda kurumlara bilgi vermeniz gerekir." diyor bir tanesinde.
Serdar Haydanlı: Ne güzel.
Rahşan Sertkaya: O tarihte mülkiye teftişi yoktu. Mülkiye teftişi de yok.
Serdar Haydanlı: Bakın gerekli mülkiye teftişi demiyor. Kurumlar diyor. Gerekli ilgili kurumlara verilmesini söylüyor. Ben de diyorum ki ah ne güzel bir şey. Madem bahsedildiği şekilde devletten çalınıyor, hırsızlık yapılıyor gibi bir olay gözüküyor. Götürün ilgili kurumlara verin ilgili kurumlar da araştırsın.
Rahşan Sertkaya: Böyle bir başvuru da yok yalnız Gökhan Bey'in. O tarihte o olayı yapmamış. Hayal kırıklığınızı da anlatacağım biraz sonra.
Serdar Haydanlı: Öyle bir şey yok.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi bu mesaj 5 Ocak 2021'den yani teftişten önceki bir mesaj. Ama bakıyorum mülkiye teftiş raporunda bu aynen var. Yani daha mülkiye müfettişi Mehmet Demiral’a teftiş yapması için izin verilmemiş. Mülkiye müfettişi raporu 28 Şubat 2022'de yazıyor ama sizin Gökhan Köseoğlu ile aranızdaki yazışmalardan nasıl oluyorsa teftiş raporuna giriyor. Bunun sebebi ne olabilir sizce?
Serdar Haydanlı: Benim Gökhan'a gönderdiklerimde bu belgeler olduğu gibi müfettişe verilmiş olamaz mı sizce?
Rahşan Sertkaya: O tarihte teftiş yok.
Serdar Haydanlı: Elinde olan belgeleri müfettiş geldiğinde o tarihte verdiğinde olabilir mi?
Rahşan Sertkaya: Böyle bir şey yok. Bu konuyla ilgili meslektaşım hemen cevap versin size.
Hakim: (Anlaşılmadı)
Rahşan Sertkaya: Efendim Mehmet Demirci'nin tevdii raporu üzerinden bu değerlendirme yapılıyor. Dolayısıyla bununla ilgili bir soru sormam gerekir. Şimdi...
Hakim: Yani soru soru değil avukat hanım. "Yönlendirdim." diyor zaten. "Teşvik ettim." diyor.
Rahşan Sertkaya: O tarihte teftiş yok. Teftiş olmayan bir olaya yönlendirmiş olabilir. Ben de şüphelinin ağzından gerçekleri ve hakikati öğrenmeye çalışıyorum. Tarihte teftiş diye açılıp teftiş yoksa bunun gereğini söylesin rica ederim. Peki efendim, geçiyorum.
Hakim: Tamam sorunuzu sorun. Devam edin sorun. Ben en az sizin kadar cevabı merak ediyorum. Yani neye çıkacağız buradan? Sanık yönlendirdim diyor. Siz de diyorsunuz ki o tarihte teftiş yok. Tamam, yoksa siz de onun kayıtlarını bize ibraz edersiniz, bakarız var mı yok mu o tarihte teftiş yani. Bu kadar basit.
Rahşan Sertkaya: Dosyada var efendim zaten tevdii raporu.
Hakim: Sanıktan ne almayı bekliyoruz o zaman biz şu an?
Rahşan Sertkaya: Efendim niçin, nasıl oluyor da henüz teftiş olmadan önce teftiş raporuna giren hususlarda Gökhan Köseoğlu ile Serdar Haydanlı yazışabiliyor? Onu anlamaya çalışıyorum ben.
Serdar Haydanlı: O yazışmada öbür gün götürüp de müfettişe mi verilmiş? Bunda yani demek ki doğru şeyler ki iddianamede yer almış, tevdii raporunda devletin koskoca müfettişinin raporunda yer almış.
Rahşan Sertkaya: Peki. Serdar Bey, Gökhan Köseoğlu'nun aslında Mülkiye Müfettişi Mehmet Demiral’a verdiği yazılı beyan var. Bundan haberiniz var mı?
Serdar Haydanlı: Hayır, haberim değil.
Rahşan Sertkaya: Peki. Yazılı beyanında sizinle yaptığı yazışmaları ve size sözde söylediği bu usulsüzlüklerin hiçbirinden bahsetmiyor. "Bunların hepsi usulüne uygundur." diyor. Neden böyle bir çelişkiye düşmüş olabilir arkadaşınız?
Serdar Haydanlı: Onu ona sorun bu arkadaş ben niye...
Rahşan Sertkaya: Peki.
Serdar Haydanlı: Ben detayını bilmediğim şeyle ilgili beni yorumda bulunamam yani.
Rahşan Sertkaya: Tamam. Şimdi Gökhan Köseoğlu 20 Haziran 2020 tarihinde size bir PDF belgesi gönderiyor ve şöyle yazıyor: "Hazırladım şimdi ağabey. Yalnız bu şekilde paylaşma bence ağabey. Neden dersen o firmaların basılı faturaları da vardır. Onları yazmayıp bunları sadece veriyor olmam sıkıntı yaratır." Siz bu bilgileri kime veya neye veriyordunuz? Bunları vermeniz neden sıkıntı oluşturdu?
Serdar Haydanlı: Siz Serdal bey dediniz. Serdal Bey'e de gidip söylemiştim zaten. O yapmadığımız dediğimiz 2020 yılında birçok firma sizin Kültür A.Ş.’deki firmalara fatura kesmiş.
Rahşan Sertkaya: Serdal?
Serdar Haydanlı: Serdal Taşkın Bey. Ve ben de Serdal Bey'e o zaman o görüşmedim, iddia ediyor ama HTS kayıtlarını ben de talep ediyorum. Var efendim. 2020'de iletişim çağındayız. Başka firmaların fatura kestiğini ve bu faturaların sıkıntı olduğunu Serdal Bey'e de anlattım. O tablo onun içindir. Çünkü içeride bir ihale var ve hukuksuz şekilde fatura kabul edilmek kendi ticaret hayatımı zorlaştırır. Sıkıntıya sokar.
Rahşan Sertkaya: Peki. Ben şimdi sizin bir yazışmanızı daha okuyacağım. 20 Haziran 2020'de size bir mesaj daha atıyor ve diyor ki: "Bunların üzerinden vur bence. Hatta işin popülist, o reklam duvarları işinden vur özellikle." diyor. Siz kime neyi vuruyorsunuz burada?
Serdar Haydanlı: Ben herhalde belge alıp kâğıdı duvara vurmuşumdur, hatırlamıyorum.
Rahşan Sertkaya: Anladım. Peki, teşekkür ederim.
Serdar Haydanlı: Rica ederim. Yani benim anlamadığım Avukat Hanım bu kadar konuşma hakkım var mı? Özür diliyorum bilmeden. Yani ben Mülkiye Müfettişi'ne devlet övgüsü yapmışım ya. Siz de hukuku iyi bilen bir insansınız. Yani bunda hukuksuz, gayri sıkıntı ne var? Yanlış varsa bir yanlışlık 16 milyonun ekmeği. Sizin de benim de. Ortaya çıksın. Bunda sıkıntı ne olabilir ki? Ben burada nasıl bir yanlış yapmışım yönlendirmekle alakalı? Acaba şey mi yani affınıza sığınarak soruyorum. Bundan tevdii raporu çıktı da benim yüzümden mi oldu? Bunu mu demek? Bu mu itham yani? Buysa ben seve seve yaptığımı iyi ki de yapmışım yani.
Rahşan Sertkaya: Şöyle, burada konu şu: Size biraz evvel de sordum, bu mülkiye müfettiş raporu var ya... Burada bu kadar insan bu mülkiye teftiş raporu üzerinden yargılanıyor biliyor musunuz? Dolayısıyla bu mülkiye teftiş raporu önemli bir rapor ve siz de bu raporla ilgili Gökhan Köseoğlu ile yazıştığınıza ilişkin hem sizin hem Gökhan Bey'in beyanları var. Ama her ikinizin yaptığı yazışmalar, yazışmalarla mülkiye müfettişinin bakanlık olurunu aldığı tarih uyuşmuyor. Dolayısıyla nasıl oluyor da mülkiye müfettişi rapor yazmadan...
Serdar Haydanlı: Açıklayayım ama, mülkiye teftiş ile ilgili... Ben onu söyledim.
Hakim: Onu bırakalım. Raporda geçiyor, daha çok sanığımız var. Evet, başka varsa sorular…
GÜLDEM ŞIK AVUKATI TUBA FİDANCI SORUYOR
Tuğba Fidancı: Müvekkilim Güldem Şık'ı tanıyor musunuz?
Serdar Haydanlı: Tanımıyorum.
Tuğba Fidancı: Şimdi gerek emniyet ifadelerinizde gerekse şu an huzurda hakkında ifade verdiğiniz müvekkilim Güldem Şık'ı hayatınızda bir kere bile görmediniz ve sesini duymadınız, elini dahi sıkmadınız. Doğru anladım, değil mi?
Serdar Haydanlı: (anlaşılmıyor)
Tuğba Fidancı: Şimdi hiç tanımadığınız bu kadın Serdar Bey, siz ve sizin gibi onu asla tanımayan, bilmeyen, yüzünü bile görmeyen insanların gerçek dışı ifadeleri yüzünden aylardır tutuklu. Biraz önce ifadenizde Ahmet Taşçı diye birinden bahsettiniz ve beni hiç görmemiş, duymamış, sadece duyduğum kadarıyla diye ifade vermişti demiştiniz, doğru anladım?
Serdar Haydanlı: Doğru anladınız.
Tuğba Fidancı: Hatta sizden kul hakkına girdim diye helallik istemiş.
Serdar Haydanlı: Benden değil, vermiş olduğu savcılık ifadesinde.
Tuğba Fidancı: Şimdi acaba aynı kul hakkına siz de girmiş olabilir misiniz? Bir helallik de bize gelir mi ileride?
Serdar Haydanlı: Hiç zannetmiyorum. Benim odamda 16 tane kaşe bulunmadı.
Tuğba Fidancı: Şimdi Serdar Bey, etkin pişmanlık ifadenizde Güldem Şık'ı bu yolsuzluk işlerini ve usulsüzlükleri organize eden kişi olarak tanımlamışsınız. Şimdi yolsuzluk ağır bir hukuki niteleme, takdir edersiniz. Şimdi bunu söyleyebilmeniz için de hangi işin hangi tarihte, hangi şekilde kanuna aykırı, usule aykırı olduğunu bizzat bilmeniz ve görmeniz gerekiyor. Şimdi bu sizin tabirinizle yolsuz ve usulsüz işlerin herhangi bir aşamasına bizzat tanık oldunuz mu?
Serdar Haydanlı: Olmadım.
Tuğba Fidancı: Diğer bir soruma geçeyim. Az önce huzurda yine Güldem'i tanımadığınızı Mürüvvet Hanım'la fiyat topladığınızı söylediniz.
Serdar Haydanlı: Evet.
Tuğba Fidancı: Şimdi Mürüvvet Hanım Kültür A.Ş. personeli, bunu biliyorsunuz değil mi?
Serdar Haydanlı: Bilmiyorum. Sadece ben Güldem Hanım ve Mürüvvet Hanım'ın her ikisinin de Kültür A.Ş. personeli olduğunu biliyorum diyorlar.
Tuğba Fidancı: Duydunuz yani. Bu sizin her şeyleri duyduğunuz masada Güldem tedarikçi danışmanı olarak bilinip konuşuluyor. Bunu duymuş muydunuz? Yolsuz diye konuşuluyor. Yolsuz işler yapıyor diye konuşuluyor.
Serdar Haydanlı: Ben öyle bir şey söylemedim.
Tuğba Fidancı: İfadenizde demişsiniz ya yolsuz.
Serdar Haydanlı: Hayır ben piyasadan fiyatları Güldem Hanım ve Mürüvvet Hanım toplar diye belirttim.
Tuğba Fidancı: Bu yolsuzluk, usulsüzlük işlerini nasıl duydunuz Serdar Bey?
Serdar Haydanlı: İfademde belirtmiştim, söylemiştim. Tam hatırlamıyorum.
Avukat: Sayın Başkanım, ben bir şey izah etmek istiyorum. Tekrar bir izah edeyim.
Tuğba Fidancı: Evet, lütfen.
Serdar Haydanlı: Bir firma, ihaleyi kazanan bir firma adına kim fiyat toplayabilir? O firmanın çalışanları. Güldem Hanım ihale kazanan firmaların çalışanı mı? O firmalar adına fiyat topluyor. Bunun da yanlış bir şey olduğunu, usulsüzlük ve yolsuzluk olduğunu düşünerek çünkü hangi firmaya iş verileceğini, hangi firmadan fiyat toplayacağını kendisi yapıyor, ay sonu kime verileceğini belirtiyor.
Tuğba Fidancı: Buna bizzat şahit oldunuz mu diyorum? Bunu gördünüz mü?
Serdar Haydanlı: Bunu bunu bütün piyasada herkes biliyor.
Tuğba Fidancı: Duyduğunuz yani, duyduğunuzu ilettiniz.
Serdar Haydanlı: Evet, biraz önce Murat Bey de benim hakkımda duyduklarını iletmişti ya. Şirketin defalarca...
Tuğba Fidancı: Şimdi ondan bahsetmiyoruz.
Serdar Haydanlı: Ben de aynı şekilde devam ettim, doğrudur.
Tuğba Fidancı: Tamam, teşekkür ederim.
Serdar Haydanlı: Rica ederim.
SERDAL TAŞKIN AVUKAT ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: İyisiniz değil mi? 94 gün çok ağır bir şey. Doğru, ama insanlar yatmasını biliyorlar. Siz vicdanen, sene sonuna kadar değil, ömrünüze kadar vicdanen sorumlu olacaksınız. Neyse, sayın başkan, sayın üyeler, sorularıma geçeyim.
Serdar Haydanlı: Ben bu beyefendinin vereceği sorulara cevap vermek istemiyorum efendim. Çünkü beni vicdanen... Kendisi savcı değil, hâkim değil, hiçbir şey değil, avukattır ya!
Ali Rıza Dizdar: İnsanım insan!
Serdar Haydanlı: İnsansanız insan gibi muamelede bulunun beyefendi.
Ali Rıza Dizdar: İnsan gibi muamelede bulunmak için başkalarına suç atmayacaksınız!
Serdar Haydanlı: Niye? Niye?
Hâkim: Avukat Bey, bu şekilde diyalog değil...
Serdar Haydanlı: Ben burada sanığım, burada sorgulanırken...
Ali Rıza Dizdar: Siz haklısınız, siz haklısınız. Sayın Başkan, sayın başkan müsaade eder misiniz, müsaade eder misiniz? Aslında, aslında ben size soru sormayacağım. Aslında siz CMK 201'e göre son derece net bir şekilde beni uyardınız, teşekkür ederim. Ben bugün soru sormaktan ziyade sayın savcının ve sizin sorduğunuz, bilhassa Murat Bey'in sorduğu, daha sonra benim müvekkilimin sorduğu sorularla iş hakikate, doğruya gelmiştir. Benim sormak istediğim soruları 201'e göre, "Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorulabilir, sorabilir" diyor. Ben de bu kişinin vareste tutulmamasını, duruşmalara devamlı gelmesini, soracağım soruları öncelikle yazılı olarak hazırlayacağımı ve size arz ettikten sonra sizin sormanızı isteyeceğim. Çünkü, çünkü sanık bir yerde tanık sıfatını alır. Biz hakikati ortaya çıkarmak istiyoruz. Çünkü derken şöyle bir şey söyleyeyim, açıkçası...
Hâkim: Avukat Bey, şimdi kişiye ve sanığa özgü bir uygulama yapamayız. O şekilde bir karar alabiliriz.
Ali Rıza Dizdar: Ama ben sorularımı, ben sorularımı sorabilmem için, öyle diyor, hükmün son kısmında, "Soru sorabilir" diyor gerektiğinde. Ben bugün gerektiğinde soracağım soruları gelecekte sormak isteyebilirim. Ama şunu öğrenmek istiyorum peşinen:
Serdal Taşkın'ın kendisini ihalelere baskı ve yönlendirmesiyle, baskı ve yönlendirmesiyle, "İhalelere girdim" dedi. O şekilde ifade verdi. Yani Serdal'ın baskısı neticesinde, "İhalelere girdim" dedi. Niçin Serdal kendisine baskı yapmış? Neden dolayı ihalelere girmesini istemiş? Biraz açabilir mi?
Serdar Haydanlı: Eski, içeride bulunan hakediş ve alacaklarımdan... Bu alacakların içerisinde sadece... Biraz önce Serdal Bey'in gösterdiği listede... Müsaade eder misiniz?
Ali Rıza Dizdar: Tamam, çok güzel. Çok güzel. Yani, yani Serdal Bey... Pardon, cevabımı aldım.
Serdar Haydanlı: Yok, almadınız ama. Bu paranın izahatını vereyim, insan olarak dinleyin belki...
Ali Rıza Dizdar: Ben aldım cevabını! Aldım cevabını! Sayın Başkan, böyle devam ederse ben daha başka...
Serdar Haydanlı: Sayın Başkanım, benim Serdal Bey'in de bahsettiği alacakların içinde sadece fatura alacağım, ama onun haricinde nakit yatırdığım, nakit teminatlarım da vardı efendim.
Hâkim: Biz de istemiyoruz böyle bir şeyi de işte giriliyor böyle diyaloğa. Aynı şekilde her tarafa müdahale olunuyor.
Ali Rıza Dizdar: Yani ne anlattı şimdi, ben anlamadım, özür dilerim. Yani içerideki alacaklarını alması için...
Hâkim: Şimdi Avukat Bey, şöyle söyleyeyim: Bir soru soruyorsunuz, sanık bir açıklama yapıyor; "Ben alacağımı aldım, kes" diyorsunuz. Ya bu açıklamaya devam etmek istiyor.
Ali Rıza Dizdar: Hayır, efendim işte bunu açmak istiyorum. Yani, yani kendisinden ihaleye girmesinde bir menfaat temini için mi, yani Serdal kendisine bir menfaat temini için mi baskı yapmış? Onu öğrenmek istiyordum.
Serdar Haydanlı: Ben alacaklarımdan dolayı girdiğimi, biraz önce Serdal Bey'in bahsettiği alacakların fatura kesilen alacakları, ama bunun haricinde içeride bulunan yaklaşık 4,5 milyon liraya yakın nakit teminat bedelim de buna dahildir; dolayısıyla tam alacağım bitmemiştir. Mahkemenizden 2019 yılında...
Hâkim: Bireysel bir menfaati mi olmuş?
Ali Rıza Dizdar: Anlatsın, anlatsın! Sayın Başkanım anlatsın, çok güzel noktaya gidiyor. Anlatın, anlatın.
Serdar Haydanlı: Nakit teminat alacağımın da kanunen 2019 ihalesinin bitiminde bana verilmesi gerekirken, 2020'nin kaçıncı ayına çek verildiğini de Serdal Bey anlatsın size!
Ali Rıza Dizdar: Tamam da ben size bu sefer bir şeyden demeyeceğim zaten de, size ihaleye fesat karıştırtı mı Serdal Bey? İhalelere fesat karıştır... Karıştırdı mı?
Serdar Haydanlı: Savunmamda... Sayın Avukat, savunmamda Serdal Bey'in herhangi bir ihale fiyatını vermediğini, kesinleşmiş bir ihaleye yönlendirmediğini bildirdim. Savunmamı tekrar okursanız, öyle bir şey yapmadığını görürsünüz. Öyle bir şeyle itham etmedim kendisini.
Ali Rıza Dizdar: Beyefendi, savunmanızı okumam değil, sizin buradaki ifadeniz önemli. Yani ihaleye fesat...
Serdar Haydanlı: Ben ifademde belirttim Sayın Avukat.
Ali Rıza Dizdar: Başkalarının... Başkanım, beni yoruma sevk ediyor. Yoruma sevk ettiği zaman da ben... Dışarıya çıkacak yüzü kalmaz! Onun için yoruma sevk etmesin! Bir tek söz söylesin: İhaleye fesat karıştırmak için, ihaleye fesat karıştırmak için...
Serdar Haydanlı: Ben şeyi merak ediyorum Sayın Başkanım: Bu sayın avukat, bu sayın avukat, Serdal'ın bana, Serdal'ın bana fatura kestirdiği Saatçi Ajans'la aynı firmanın avukatı. Biraz da kendisi ondan bahsetsin!
Hâkim: Tamam, o konulara girmemize gerek yok. Sorunuz kısmında da cevap verip vermemek sizin takdirinizde. Karşılıklı tartışmaya girmeyelim.
Serdar Haydanlı: Peki Sayın Başkanım.
Hâkim: Buyurun Avukat Bey.
Ali Rıza Dizdar: Evet, ben aradan sonra kalırsa sorayım. Ben aradan sonra sormak istiyorum, çünkü ben de fiziksel olarak değil, beyin olarak sorularım var. Yani niye? Öyle cevaba cevap değil. Cevaba cevap veririm. Ben şunu sordum: İhaleye fesat karıştırmak için "evet" veya "hayır" diye cevap verecek, daha gerisi değil.
Serdar Haydanlı: "Evet", "hayır" oynamıyoruz! Savunmamdaki söylediğim cümleler...
Ali Rıza Dizdar: Saatçi firmasıyla... Peki, siz Emin Subaşı'nın da birbiriyle...
Serdar Haydanlı: Ben savunmamda belirttim. Serdal Bey'in böyle bir şey yapmadığını da 3 cümleyle izah ettim.
Ali Rıza Dizdar: Çok teşekkür ederim! Yani Serdar Bey, yasa dışı herhangi bir şekilde sizi, siz veya bir başkalarını ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet almak, rüşvet vermek... Bitiriyorum sorumu. Rüşvet almak, rüşvet vermek gibi herhangi bir şeye teşvik etmedi değil mi?
Serdar Haydanlı: Serdal Taşkın bana girmiş olduğum ihalelerle alakalı herhangi bir şekilde fiyat vermedi, ihaleye fesat karıştırmaya çalışmadı.
Ali Rıza Dizdar: Teşekkür ederim, bitti!
ÖMÜR YILMAZ AVUKATI SORUYOR
Avukat: Öncelikle Ömür Yılmaz'ı tanır mısınız?
Serdar Haydanlı: Ömür Yılmaz'ı gıyaben duydum, tanımıyorum.
Avukat: Buradan bir tanışıklığınız yok, doğru mu?
Serdar Haydanlı: Doğrudur.
Avukat: Az önce bazı şanslı firmalar diye saydığınız firmalar oldu. Bunu neye göre belirlediniz?
Serdar Haydanlı: Murat Bey'in belirlediği şekilde, yönteme göre belirledim.
Avukat: Bu nedir, bir dosya bilgi var mı buna ilişkin?
Serdar Haydanlı: Kamu İhale Kurumu'nda hangi firmaların ne ihale aldığını İnternet'e girdiğinizde Kamu İhale Kurumu platformundan görebilirsiniz. Murat Bey'in hesapladığı yönteme göre hesapladım.
Avukat: Burada tam olarak zaten bir ihale yok, orayı bir öncelikle açmak gerekiyor. 3G kapsamında yapılan işlemler...
Serdar Haydanlı: Ama Kamu İhale Kurumu'nda girdiği dosyada görülüyor.
Avukat: Yok, şöyle; siz burada sadece görmüş olduğunuz verileri mi paylaştınız? Buna göre kendiniz mi şanslı olarak atfettiniz?
Serdar Haydanlı: Kendimi şanslı o şekilde atfetmedim. Ben de diğerlerinin benden daha şanslı olduğunu, daha artı bir pozisyonda olduğunu... Bunlar "Bizim dönemimizde hiç böyle bir şey yok." dediği için onu anlattım.
Avukat: Ben sizin nitelendirmeniz mi diye sormak istedim zaten.
Serdar Haydanlı: Benim nitelendirmem.
Avukat: Tamam, teşekkür ederim.
HASAN İMAMOĞLU AVUKATI NUSRET YILMAZ SORUYOR
Serdar Haydanlı: Fatura kesmeden cayır cayır mal toplamış bir değilim ya, medikalciyim
Nusret Yılmaz: Biraz önce sorulan sorulara cevap verirken Serdar Bey şanslı firmalardan bahsettiniz. Siz gözaltına alındığınız süreç içerisinde en çok konuşulan, tartışılan isimlerden bir tanesiydiniz. Bu manada ben de sormak istiyorum, gözaltı sürecinizi anlatabilir misiniz?
Serdar Haydanlı: Yani bu şekilde bir dosya da mevcut değil herhalde biliyorsunuz. Sorunuzu net olarak algılayamadım.
Nusret Yılmaz: Gözaltına ne zaman alındınız? Kaç gün gözaltında kaldınız?
Hakim: Dosyalarınızda var zaten. …..
Serdar Haydanlı: Niye niye salıverildiğimi soruyorsanız kendi müvekkilinize bunu sordunuz mu? Bildiğim kadarıyla Ekrem Bey'in babası ve oğlu emniyetten savcılığa gitmeden salıverilmişti savcılığa gitmeden, onlara sordunuz mu?
Nusret Yılmaz: Gözaltına alma durumu da onları beni davet edilmişti. Ben size soruyorum...
Serdar Haydanlı: Dolayısıyla yani bu sorunun muhatabı ben değilim.
Nusret Yılmaz: Kimdir?
Serdar Haydanlı: Makam. Makam geç gelme mi demiştir yani? Tamam buna da Bununla ilgili tüm bilgiler de dosyada mevcut. Nusret Yılmaz: Hepsi var mı?.
Serdar Haydanlı: Yani koskoca iddianamede emniyette ne varsa bütün hepsi içerisinde mevcut. Detaylıca okunursa buyurun.
Nusret Yılmaz: Yine yine sorulan sorulara vermiş olduğunuz cevap üzerine biraz önce şu ifadeyi kullandınız; vermiş olduğunuz bilgiler doğrultusunda demiştiniz ki, dediniz ki demek ki doğru bir şey ki benim söylediklerim, doğru şeyler söyledim ki bunlar iddianamede ve müfettiş raporlarında yer aldı. Biraz önce sorulan soruya verdiğiniz cevap buydu. Bu doğrultuda bakarsak Türkiye'de açılan davaların pek çoğunun beraatle sonuçlandığı malum. O zaman akla şöyle bir soru gelir: Eğer sizin söyledikleriniz doğru ve iddianamede yer almışsa, iddianamede kara para aklamakla suçlanıyorsunuz değil mi şu anda? Aynı mantık çerçevesinde sizin hakkınızda yapılan suçlamalar da doğrudur sonucu ortaya çıkar, buna katılır mısınız?
Hakim: Sorunuz bizim için bir anlam ifade etmiyor.
Serdar Haydanlı: Sayın Başkanım...
Nusret Yılmaz: Doğruysa eğer söyledikleriniz iddianamede yer alan doğruysa sizin hakkınızdaki suçlama da doğrudur.
Hakim: Hangi sanık kendisine yöneltilen suçlamaya doğru...
Nusret Yılmaz: Doğrudur şeklindeki bu çelişkiyi ortaya koymak anlamında. Haklısınız.
SERDAR HAYDANLI AVUKATI MUSTAFA ÇETİNKAYA SAVUNMASI
Biz savunması istenen suç isnatlarına ilişkin yazılı ve sözlü savunmamızı bildireceğiz. Müvekkilimin savunmasına aynen katılıyoruz. İstinat edilen suçların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Bu yüzden tüm suçlardan beraatini istiyoruz. Esas hakkındaki mütalaa sonrasında detaylı savunma hakkımızı saklı tutmak kaydıyla, savunmamızı özetle kısaca aşağıda belirtmek istiyoruz. Müvekkilin amacı hiçbir zaman ne kendini ne de bir başkasına menfaat sağlamak değil; kendi alacağını tahsil etmek ve ticari varlığını korumaktır. Bu sebeple de müvekkil bu süreçte fail değil mağdurdur. Çünkü bu ihtimalde de müvekkil menfaat isteyen kişi değildir, kamu gücünü kullanan kişi değildir, koşulları belirleyen kişi değildir. Müvekkil hak ettiği alacağına ulaşabilmesi birtakım şartlara bağlanan taraftır.
Bu husus, müvekkil daha başlangıcından itibaren dolandırıcılık kastıyla örgüte yardım ettiği iradesiyle ve kamu zararına amaçlayarak hareket ettiği iddiası karşısında tamamen aksini gerektirecek çok güçlü bir olgudur. Zira sahteliği iddia edilen faturaların gerçeğe aykırı olarak bir iş karşılığında düzenlendiği müvekkilim dahil bütün taraflarca kabul edildiğinden, bu olgunun dolandırıcılık suçunun unsurları ve davanın kaplamında değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu kapsamda özetle müvekkilin önceki dönemden kalan hakediş ve teminat alacaklarının miktarı ve ödeme süreçleri, müvekkilin teklif vermesini istediği 4 ihalenin davet, teklif, konjonktür ve sonuç dosyaları mahkememiz dosyasına arz edilmiştir.
Sayın Başkan, kanaatimiz mevcut deliller itibarıyla müvekkilin beraati için yeterli bir zeminin oluştuğu yönündedir. Bu nedenle Serdar Haydanlı'nın dosyadaki konumu diğer sanıklardan ve isnat edilenden açıkça ayrılmaktadır. Bu nedenlerle öncelikle müvekkil hakkındaki yargılamanın ana dosyadan tefrikine karar verilmesini talep ediyoruz. Bu talebimizin amacı müvekkile ilişkin değerlendirmenin diğer sanıklara özgü fiil ve delillere dair incelemeler nedeniyle gereksiz yere gecikmesini önlemektir. Esasa ilişkin beraat talebimiz tefrik talebimizin kabulü ve reddine bağlı olmamakla; hüküm kurulabilecek aşamaya gelindiğinde Eylem 78 kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ile Eylem 119 kapsamındaki örgüte yardım ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından sabit kabul edilen fiillerin suç oluşturmamasından ayrı ayrı beraatine karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
METİN ARAS SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Mahkeme Başkanı, sayın mahkeme heyeti, sayın savcı, sayın avukatlar; bir zamanlar aynı yolda yürümekten gurur duyduğum yol arkadaşlarım ve bu yolun yol başçısı Sayın Ekrem İmamoğlu Başkanım, sayın izleyiciler, sayın basın mensupları, kıymetli hazurun; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sayın Başkanım, sayın mahkeme heyeti; şu anda başınızın üstünde ve hepinizin başının üstünde yeri olan Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büstünün hemen altında; benim de bütün benliğimle inandığım, hayatımızın her anında dikkatle okumamız, anlamamız, yaşamamız, yaşatmamız gereken bir ödev ve öğüt yazılmakta: "Adalet mülkün temelidir." Adalet mülkün temelidir cümlesindeki mülk; varlık, güç, devlet ve milleti ifade ettiği gibi aynı zamanda insanın insan onurunu, şeref ve haysiyetini de ifade eder. Adaletin olmadığı bir yerde varlık, güç, devlet ve millet varlığını devam ettiremeyeceği gibi; insan şeref, onur ve haysiyetini de koruyamaz. Allah korusun düşmanlarının esiri ve kölesi olur. Bu sebeple biz bu adalet duygusunu kutsallarımızın içerisine koyarak anlamlı, anlamalı, yaşamalı ve yaşatmalıyız ki devletimiz ve milletimiz de ebed-müddet var olsun. Ancak ne var ki...
Hakim: Metin bey isnatlar içerisinde kalalım.
Metin Aras: Baş üstüne Sayın Başkanım. Ancak ne var ki bugün bu duyguyu sevinç, coşku ve inançla yaşamakta ciddi zorluklar çekiyoruz. Çünkü bugün burada ve karşınızda hiçbir sürecinde etkili ve yetkili olmadığım bir dosya sebebiyle bulunmaktayım. 15.11.2023 tarihinde tüm ihale süreci tamamlanmış bir dosya sebebiyle yargılanırken 27.11.2023 tarihinde, yani ihale sürecinin tamamlanıp idareyle sözleşmenin imzalanmasından tam 12 gün sonra işe başlamış biri olarak kararı ve yorumu size bırakıyorum. Belirttiğim gibi, ihale dosyasının imzalanma tarihi 15.11.2023. Benim kurumda, yani Ağaç A.Ş.'de Uygulamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başlama tarihim 27.11.2023. Benim, Uygulamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak 27.11.2023 tarihinden 01.01.2026 tarihine kadar görev, yetki ve sorumluluğum; ihalesi tamamlanmış mahallerde müteahhidi belli olmuş işlerin teknik ve idari şartnamesine uygun olarak zamanında, eksiksiz bir şekilde tamamlanmasını takip etmek, imalat sonucunda yapılan hak edişlerin doğru olup olmadıklarını kontrol ettikten sonra kurum bünyesindeki ilgili birime sevk etmekten ibaret olup onu da Anadolu ve Avrupa Yakası müdürlüklerim, onların altındaki şeflikler ve şefliğe bağlı işinin ve mesleğinin yetkin teknik personellerim vasıtasıyla yapmaktaydım.
01.01.2026 tarihinden itibaren de bu görevimden ayrılmış, bir müddet İSPER A.Ş.'de danışman olarak devam ettikten sonra 07.07.2026 tarihinden itibaren İBB ile ilgili hiçbir ilişkim kalmamıştır. Uygulamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevim boyunca hem çalıştığım personel, saha çalışma arkadaşlarım hem de alt yüklenicilerim ve saha çalışanları bilir ki ben her sabah 5.30-6.00 arası, saat 5.30-6.00 civarı sahaya çıkar, neredeyse gece yarılarına kadar sahada yapılan imalatları kontrol ederdim. Hatta bazen işin ciddiyeti ve aciliyetine göre çok daha uzun süre sahada olurdum. Bunun en çarpıcı örneği Ataköy-İkitelli Metro Hattı'ndaki tüm istasyonların çevre düzenlemelerini vaktinde yetiştirmek, İstanbullu hemşerilerimizin hizmetine sunmak hem de bu işleri yaparken Ramazan günü iftarları ve sahurları bile şantiyede yaparak, mümkün mertebe şantiyeden ayrılmadan, belki de evlerimize bile gitmeden bu 4 gün içerisinde tüm istasyonları tamamladık. Böyle bir çaba ve gayret içerisindeydik. Bu vesileyle o günkü çalışma arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyor, her birinin gözlerinden teker teker öpüyorum.
Sayın Mahkeme Başkanı, Sayın Mahkeme Heyeti, Sayın Savcı; bir kez daha izah ediyorum ki ben demin de bahsettiğim gibi Uygulamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı'yım. Ve dolayısıyla ihalesi yapılmış, ihale süreci tamamlanmış, müteahhitleri belli olan alan ve bölgedeki işlerin uygulamasının takip ve kontrolünden sorumluyum. Ve ihale sürecinde, yani ihalenin hazırlanması ve tamamlanması sürecinde hiçbir dahlim, yetkim ve dahil sorumluluğum yoktur. Müsaadenizle şöyle örnekleyeyim: Ben bir restoranda şef garsonum. Siparişi alır, mutfağa bildiririm. Yemek mutfakta hazırlanır, bana gelir; ben de ilgili kimseye ulaştırırım. Yemeğin malzemesinin temin sürecinden pişirilmesinin tamamlanmasına kadar olan süreçte ben yokum ki. Teknik olarak benim yetki ve sorumluluğum ihale sürecinin tamamlanıp müteahhitin belirlenmesiyle başlar, işin tamamlanmasıyla sona erer. Dolayısıyla ihalenin hiçbir aşaması ve süreci içerisinde ben bulunmam. Çünkü hem görev hem sorumluluk hem de yetki alanımda değildir.
Bilirkişi raporuna istinaden hazırlanmış iddianamede ben Ağaç A.Ş.'nin girdiği ihalede ihaleye girmesi muhtemel kişi veya şirketlere baskı yaparak ihaleye girmelerini engellemişim. 15.11.2023'te ihale tamamlanmış, idareyle sözleşme imzalanmış. Buradaki teknik arkadaşlar ve süreci bilen arkadaşlar da bilir ki imza edilmesinden önceki ihtiyaç olan zaman en az 2 aydır. Yaklaşık maliyetlerin çıkarılması, piyasadan teklif toplanması, ihale dosyasının hazırlanması, ilgili kanun, yönetmeliklere uygun hale getirilmesi en az 60 günlük bir süreç. En erken 15.09.2023'te başlamış olması muhtemel bir ihale süreci, ben göreve başlamadan ortalama 75 gün önce başlayan bir ihale süreci ve ben değil kurumda, İBB'nin herhangi bir biriminde bile yokken herhangi kişi veya firmayı arayıp ihaleye girmemesi için baskı yapmam söz konusu olabilir mi? Bu, hayatın olağan akışı içerisinde mümkün müdür? Sizin takdirlerinize arz ediyorum. Kaldı ki bu konuyla ilgili olarak gözaltına alındığım 8 Mayıs 2026 ve salıverildiğim 11 Mayıs 2026 tarihi arasında gerek polis, gerek savcılık ve gerekse mahkeme sürecinde benimle ilgili İBB ana davasında herhangi bir iddia ve itham, gizli tanık veya etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyip de ifade verenlerin hiçbirinin ifadesinde benimle ilgili en ufak bir itham ve suçlama olmadığı, hatta müteahhitlerin kendi aralarında yaptığı telefon konuşmalarının dökümü ve çözümlenmesi olan HTS kayıtlarında benimle ilgili bir itham, suçlama veya hatta imada bile bulunulmadığı bizzat tarafıma söylenmiştir.
Hâl böyleyken benim göreve başlamamdan 12 gün önce tamamlanmış bir ihalede kimleri arayıp ihaleye girmemesi için, kim ya da kimleri arayıp baskı yapmışım? Lütfen HTS dökümlerini çıkarsınlar. Bu mümkün değildir. Daha önce de dediğim gibi; göreve başlamadan 75 gün önce ben kurumda yokken, kurumun civarında bile yokken hangi müteahhit ya da firmayı tanıyabilirim ki böyle bir eylem içerisinde bulunayım da böyle bir töhmet altında kalıp karşınıza böyle bir suçlamayla itham edilelim? Olmadığım bir ihale sürecinde kimi nasıl arayıp da tehdit edebilirim, girmemesi yönünde talimatlar verebilirim? Bunu tekrar takdirlerinize arz ederim.
İddianamede beni 149 ile numaralandırılan tek bir eylemle itham ediyor. O da göreve başladığımın daha bir ayı bile dolmadan Genel Müdürümüz Sayın Ali Sukas Beyefendinin izinli olarak kurum dışında bulunduğu bir-iki günlük kısa bir dönemde genel müdür vekâletinin tarafıma tevdi edildiği zaman diliminde attığım bir imzaya istinat ediyor. Gerek polis ifadesi, gerek savcılık soruşturması, gerek mahkeme esnasında da dediğim gibi burada da tekrar ediyorum: Ne attığım imzayı inkâr ediyorum ne de imzadan imtina ediyorum. Çünkü benim imzasını attığım dosya zaten benden 12 gün önce tamamlanmış ve bir sıkıntısı olmayan bir dosyanın olağan imza sürecidir. Dosya önüme geldiğinde ilgili kanuna ve yönetmeliğe uygunluğu hakkında incelemişim, bir sıkıntı görmemişim, dediğim gibi vekâleten süreç devam etsin diye imzayı atmışım. Atmalıydım da, bugün de olsa yine atarım. Çünkü kabaca Silivri'den Tuzla'ya kadar koskoca bir İstanbul'un ve bu İstanbul'da hizmetin aksamaması gerekiyor. Daha da önemlisi, biz canlı bir varlıkla çalışıyoruz. Yani çiçek, çim, ağaç, çalı gibi canlı varlıklarla çalışıyoruz. Bu canlı bitkilerin zamanında dikilmemesi halinde canlılık özelliğini kaybeder, hatta ölür ve imha olur. İmha edildiği zaman da hem İstanbul hem de ülkemiz için ciddi bir kamu zararı oluşturur.
Öncelikle hem ülkem hem İstanbul hem de memleketime bir zarar gelmesin, bir kamu zararı oluşmasın diye; zaten kısıtlı olan ülkemin imkânları israf olmasın diye, oluşacak bir kamu zararının da önüne geçmek amacıyla kanunen, yönetmelik olarak sıkıntı görmediğim sürecinin devam etmesinin acilen başlatılmasını düşündüğüm bir dosyanın olağan imza sürecini başlatmışım. İddianamede benim menfaat temini için usulsüzlükle itham ediyorlar. İçinde olmadığım bir süreçte, hiçbir yerinde olmadığım bir ihalede, benim göreve başlamadan 75 gün önce başlayıp göreve başladığım tarihten 12 gün önce sonuçlanmış bir ihalede nasıl usulsüzlük yapılabilir? Nasıl bir usulsüzlük yapmış olabilirim? Bunu neyle, nasıl izah edeceğiz? İkincisi; usulsüzlük herhangi bir menfaat temini için yapılır. Beni itham ettikleri usul sonucunda elde edilmiş, ispat edilmiş, bırakın elde edilip ispat edilmeyi, şüphelenilmiş bir menfaat temini olsaydı gerek gözaltı öncesi araştırmalarda gerekse gözaltı esnasında soruşturmalarda bu zaten ortaya çıkardı. İzah ettiğim gibi benim bu iddianamede belirtilen veyahut iddia edilen suçlamalarla ilgili herhangi bir dahlimin olmadığı bütün çıplak gerçekliğiyle açık ve nettir.
Sayın Başkanım, sayın mahkeme heyeti, sayın savcı; Sözlerimin sonunda sizlerden hem kendi adıma hem de ülkem ve milletim adına bir dileğim var: Bizler, sizler gibi hayatımızın ve iş hayatımızın süresince birçok defalar yurt dışına çıkmış, dünyayı ve uygar kültürleri anlamak gayreti içerisinde olurken dünyanın birçok yerinde birçok dostlar ve dostluklar edindik. Bu dostlarımızla sohbet ederken, kendileri ülkelerini tarif ederken; "Biz büyük bir sanayi ülkesiyiz, biz verimli bir tarım ülkesiyiz, biz son derece ileri teknoloji ülkesiyiz" dediklerinde ben yutkunarak, biraz da mahzun bir ruh haliyle dinler ve üzülürdüm.
Evet, biz onlar kadar büyük bir sanayi ülkesi değiliz; onlar kadar verimli bir tarım ülkesi değiliz; onlar kadar ileri bir teknoloji ülkesi değiliz ama bir gün onlarla sohbet ederken, "Biz de hukuk ve adalet ülkesiyiz ve bu hukuk ve adaleti koruyan, kollayan, yaşatan, bunun için mücadele eden hâkim ve savcılarımız var" diye göğsümüzü gere gere anlatmak istiyoruz. Bu vesileyle hem milletimizi hem devletimizi hukuk ve adalet bakımından dünyada gıpta edilen bir ülke haline getirmek sizlerin ellerinde. Bunu yapabilecek kudret ve arzuya fazlasıyla sahip olduğunuzu bilmek, görmek ve buna inanmak istiyoruz. Lütfen bizden, benden ve ülkemden ve milletimden bu sevinç ve gururu Allah aşkına esirgemeyin. Bu vesileyle adil kararı vereceğiniz ümidiyle hakkımdaki yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartının da kaldırılarak beraatimi talep ediyorum.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Metin Bey, merhaba. Siz satın alma süreçleri sana bağlı değil mi? 1,5 yıla yakın çalıştık galiba.
Metin Aras: 1,5 yıl hatta daha fazla. 1,5 yıldan fazla çalıştık. Bu içeride bulunduğum süreyi saymazsak eğer.
Ali Sukas: O dâhil değil.
Metin Aras: Tabii, tabii.
Ali Sukas: Siz saha operasyonlarını, yani yeşil alan bakım, yapım operasyonlarını yöneten birimin, birimden sorumlu genel müdür yardımcısıydınız. Doğru mu?
Metin Aras: Doğrudur.
Ali Sukas: Peki, çalıştığımız süre içerisinde size herhangi bir gayrihukuki talimatım oldu mu?
Metin Aras: Tam aksine "Aman çocukluk etmeyin. Burası bize bir emanet makamıdır. Devletin ve milletin malını harcıyoruz. Lütfen bu konuda hassasiyet gösterin." diye defalarca talimat verdiğinizi bugün gibi hatırlıyorum.
Ali Sukas: Bir başka soru. Sahada Ağaç A.Ş. personeli de çalışıyordu.
Metin Aras: Tabii, tabii ki.
Ali Sukas: Bunun sayısı ne kadardı? Her iki yakada?
Metin Aras: Bütün Ağaç A.Ş. personeli 4500'dü bizde, uygulamada 2700 civarındaydı. Tam sayı aklımda değil.
Ali Sukas: Anadolu, Avrupa?
Metin Aras: Anadolu, Avrupa 2730'larda falan.
Ali Sukas: Bu çalışanların günlük, haftalık, aylık iş programlarını kimler yapardı? Orayı bir anlatabilir misiniz?
Metin Aras: Şimdi, Ağaç A.Ş.’nin Yeşil Alanlar Daire Başkanlığından bir yıllık bakım ihalesine girip aldıktan sonra hangi mahallede, hangi imalatlar yapılacağı planlanırdı. Ondan sonra biz sizinle beraber yapılacak imalatın türüne ve cinsine göre, ağaçsa, çiçekse, çalıysa, çimse dikilmesi gereken zamanları, doğru zamanları belirleyerek ona göre planlama yapar, hazırlığımızı yapar ve imalata geçerdik.
Ali Sukas: Sahadaki iş programını sizler ve ekibiniz mi yapardınız? Yani müdürün şeyleri vesaire?
Metin Aras: Evet, evet, evet.
Ali Sukas: Peki sahadaki bu Ağaç A.Ş. personelinin günlük çalışmalarına genel müdür müdahale eder miydi?
Metin Aras: Hayır, çoğu zaman ben bile müdahale etmem. Aşağıda 260 kişiye yakın teknik personellerimiz var. Onların mühendisleri yönetir zaten. Biz yöneticiyiz. Genel müdürüm, bildiğiniz gibi, biz, biz planı yönetiriz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru iş yapılıyor mu...
Ali Sukas: Aynı şekilde hizmet aldığımız geçici taşeronlar oluyordu.
Metin Aras: Evet.
Ali Sukas: 5 kademeli için.
Metin Aras: Evet, evet.
Ali Sukas: Bunların sahada işe başlamasıyla ilgili talimat veya yönlendirme, iş emirlerini kimler verirdi?
Metin Aras: İhale sonuçlanmışsa...
Ali Sukas: İhale sonuçlandıktan sonra.
Metin Aras: Müteahhit belli olmuşsa, 10 günlük askı bekleme süreci tamamlanmışsa biz resmi yazıyla müteahhide yer teslim belgesi veririz. O da bize kaç gün içerisinde, maksimum 2 gün içerisinde işe başlayacağını söyler. Biz o 2 günden sonra işin bitiş tarihine göre gün gün, belki saat saat program yaparız.
Ali Sukas: Yer teslim işlemini kimler yapardı yönetici olarak?
Metin Aras: Bizim alttaki ilgili şefler, müdürler yapardı.
Ali Sukas: Başka sorum yok. Teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Av. Sevgi Dağdemir: 2025 yılında Satın Alma Müdürlüğü'nde ilk yarıda kim vardı biliyor musunuz?
Metin Aras: Bana bağlı olan bir birim olmadığı için şu an hatırlamam mümkün değil.
Av. Sevgi Dağdemir: Peki, çiçek uygulamalarıyla alakalı, uygulama birimini Satın Alma Birimi mi yapar, yoksa Uygulama Müdürlüğü mü yapar?
Metin Aras: Satın alma yapar. Biz sadece uygulama yaparız. Çiçekleri biz dikeriz.
Av. Sevgi Dağdemir: Dikim işinin organizasyonunu kim yapar?
Metin Aras: Dediğim gibi uygulamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak ben ve ekibim yaparız.
Av. Sevgi Dağdemir: Yani Satın Alma Müdürlüğü'nün birisine ihale olmadan gel bu işi yap, ek deme işi sizin görevinizde var iken böyle bir şeye siz izin verir misiniz?
Metin Aras: Benim bilgim dahilinde olmadı.
Av. Sevgi Dağdemir: Bilginiz dahilinde değil. Ağaç A.Ş.'nin kurumsal kimlik yapısına uygun bir şey midir bu? Yani bir ihale olmadan siz böyle bir şeyi duysanız müdahale eder miydiniz ya da böyle şeyler olur mu Ağaç A.Ş.'de?
Metin Aras: Ağaç A.Ş.'de böyle bir şey olmaz. Dediğimiz gibi biraz evvel Sayın Genel Müdürümüz Ali Bey'in sorusuna cevaben vermiş olduğum gibi ihale süreci tamamlanır. Askı süreci, itiraz süreci biter. Müteahhit bellidir. Biz onlara yazılı olarak yer teslimi yaparız. Ondan sonra da imalat başlar.
Av. Sevgi Dağdemir: Bu uygulama noktasında görevli olan sizsiniz yani, satın almadan iş çıktıktan sonra.
Metin Aras: Tabii, ben ve ekibim.
Av. Sevgi Dağdemir: 2025 yılı mevsimlik çiçek ekimiyle alakalı ihalesiz herhangi bir işin yapılması konusunda herhangi bir bilginiz oldu mu, ihalesiz yapılmadan bir işin yapılması?
Metin Aras: Sanmıyorum. Hatırlamıyorum.
Av. Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ederim.
Metin Aras: Rica ederim.
METİN ARAS AVUKATI SEYİT ALKAN SAVUNMASI
Sayın başkan, sayın üyeler. Müvekkil sanık Metin Aras'ın savunmasına aynen iştirak ettiğimizi ve atılı suçlamayı kabul etmediğimizi beyan ederim. Dosyaya yeni vekâlet sunduğumuzdan dolayı şu anlık kısa savunmamızı yapacağız ve detaylı savunmamızı dosyaya yazılı şekilde sunacağız. Müvekkil hakkında isnat, iddianamede eylem 49 olarak numaralandırılan, süs bitkisel materyal mal alımı ihalesine ilişkin ihaleye fesat karıştırma suçundan ibarettir. Yüzü aşkın sayfalık iddianamede müvekkilin adı yalnızca şüpheli listesinde, imza tablosunda ve sonuç kısmında zikredilmektedir. Müvekkile atfedilen somut bir fiile ve bu fiilin hangi delille ispatlandığına dair herhangi bir anlatıma yer verilmemiştir. Oysa CMK madde 170/4 şöyle demektedir: İddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek anlatılması zorunlu kılınmaktadır.
Suça konu ihale 15.11.2023 tarihinde yapılmış, aynı gün karara bağlanmış ve sözleşme de imzalanarak tamamlanmıştır. Müvekkil ise Ağaç A.Ş.'de uygulamadan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak 27.11.2023 tarihinde göreve başlamıştır. Yani ihaleden 12 gün sonra. Bir ihalenin ilan, şartname hazırlığı, yaklaşık maliyet tespiti, doküman temini ve tekliflerin değerlendirilmesi gibi aşamalar haftalar öncesinden başladığından aylarca süren bir süreçtir. Müvekkil hazırlık aşamasından ihalenin tamamlanmasına kadarki sürecin hiçbir evresinde kurum bünyesinde dahi bulunmamıştır. Müvekkilin ihalenin hazırlanmasında, yürütülmesinde ya da sonuçlandırılmasında herhangi bir görevi, katkısı veya etkisi olmamıştır. Henüz istihdam edilmediği bir kurumda kendisinin göreve başlamasından önce sona ermiş bir ihale sürecine fesat karıştırıldığının kabulü, gerçekten de hayatın olağan akışına ve hukuki mantığa açıkça aykırıdır.
Müvekkilin görev alanı, kendisinin de açıkladığı üzere, ihalesi tamamlanmış ve yüklenicisi belirlenmiş işlerin şartnameye uygun ve zamanında uygulanmasının takibi ile sınırlıdır. İhale süreçlerinin hazırlanması ve sonuçlandırılması bu görev tanımının dışında kalmakta olup, müvekkilin bu süreçlere müdahale etme yetkisi de bulunmamaktadır. İddianamenin müvekkile yöneltebildiği tek olgu, genel müdürün izinli olduğu kısa süreli vekâlet döneminde, 14.12.2023 ve 22.12.2023 tarihlerinde, üç adet evrakta genel müdür vekili sıfatıyla atılan imzasıdır. Müvekkil bu imzayı da inkâr etmemektedir. Söz konusu evraklar imzalanmış ana sözleşmesi ifası, satın alma müdürlüğünce hazırlanmış, satın alma müdürü ile mali ve idari işler genel müdür yardımcısı onayından geçerek müvekkile sunulmuştur. Alımın konusu canlı bitki, çiçek ve fidan olması nedeniyle evrakın imzalanmaması ve bekletilmesi dikim döneminin kaçırılması, bitkilerin telef olması sonucunu doğuracaktır. Bu da gerçek bir kamu zararına yol açacaktır. Müvekkil mevzuata aykırılık görmediği bu evrakı sorumluluk bilinciyle gecikmeksizin imzalamıştır. TCK madde 235/2'de ihaleye fesat karıştırma sayılan haller sınırlı olarak sayılmıştır. Tamamlanmış bir ihalenin ifasına yönelik evraka vekâleten imza atılması bu hareketlerin hiçbirine vücut vermemektedir. Bu itibarla suçun maddi unsurları oluşmamıştır.
İddianamenin sonuç kısmında müvekkilin ihaleye katılma yeterliliğine sahip kişilerin ihaleye katılmasını engellediği ve ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağladığı ileri sürülmektedir. Ne var ki bu iddianın dosyada hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Katılımı engellediği ileri sürülen bir kişi ya da firma, bu yönde yapılmış bir şikâyet, itiraz veya beyan iddianamede gösterilmemiştir. Çünkü böyle bir durum yoktur. Sızdırıldığı iddia edilen bilginin ne olduğu, kime, ne zaman ve hangi yolla ulaştırıldığı da açıklanmamıştır. Yine çünkü ihaleye yönelik herhangi bir bilgi sızdırma eylemi yoktur. Kaldı ki yine tekrarlamakta fayda var, müvekkil ihale sürecinin tamamlanmasına kadarki sürede zaten kurumda işe başlamamıştır. Soruşturma boyunca beyanlarına başvurulan gizli tanık ya da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin anlatımlarında müvekkilin adı hiçbir şekilde geçmemektedir. HTS ve baz istasyonu kayıtları ile kolluk araştırma tutanakları da müvekkil ile diğer sanık veya alım yapılan firmalar arasında herhangi bir irtibatı ortaya koymamakta, müvekkile atfedilmiş bir menfaat de dosyaya yansımamaktadır.
Müvekkil aleyhine dayatılan tek belge bilirkişi raporudur. Ancak bilirkişi raporu dayanağı olmayan asılsız, soyut beyandan öte değildir. Bilirkişi raporu durum tespit niteliğindedir. Hukuki nitelendirme ve cezai sorumluluğun belirlenmesi münhasıran mahkemenizin takdirindedir. Bu sebeple dayanağı olmayan bilirkişi raporu esasa alınmaması gerekmektedir. Somut delillerle desteklenmeyen, varsayıma dayalı bir isnat mahkûmiyete zaten esas alınamaz. Müvekkil gözaltı ve sorgu sürecinde, bugünkü savunmasında, savcılık savunmasında tutarlı açıklamalarda bulunmuş ve serbest bırakılmıştır. Anayasa'nın madde 38/7 ve TCK'nın madde 20/1 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Kurumun imza silsilesinde vekâleten yer almak, o kurumda başkalarınca işlendiği iddia edilen fiillerden sorumlu tutulmanın gerekçesi olamaz. Açıklanan nedenlerle müvekkil hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı dâhil adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından ve işlendiği sabit olmadığından müvekkilin beraatine karar verilmesini, aksi kanaat hâsıl olursa lehe olan kanun hükümlerinin uygulanmasını talep ederiz.
ALİ KURT TALEPTE BULUNUYOR
Sayın Savcı, sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. İddia makamı olduğunuz için, Sayın Başkanım, Sayın Heyet... Eylem 30 vardı biliyorsunuz; benim yargılandığım eylemlerden biri. Ve ilk savunmamda, benim duruşma avukatım uzun uzun tutukluk gerekçemi, tutuklamaya sevk yazısını açıklamıştı. Oradaki tutukluk sevkim neydi? Buranın eski arsa sahibi olan Ali Malaz'ın yerine bizim çöktüğümüz, kendisini dolandırdığımızdan bahsedilmişti. Ben de bunların yalan olduğunu, biz bu mahkemeyi kazandığımızı, istinafta devam ettiğimizi, hatta yaklaşık 1.2 milyar borç öderken 100 milyonun belki sadece bu işten olduğunu söylemiştim.
Mahkeme kararlarında da hatta Ali Malaz demiştik ki... Benim yerime çöktüler ama biz göreve gelmeden önce tapunun alındığı ortaya çıkmıştı. Bugün itibariyle Bölge Adliye Mahkemesi... Mahkemesinin 53. Hukuk Dairesi istinafta kararı onadı lehimize. Yani 100 milyon para ödediğimizi, yapılan sözleşmelerin aslında şu anki yönetimin lehine uygulamalar yaptığını, geçmiş dönemin borcunu ödediğimizi tescilledi. Bunu da beyan etmek istedim çünkü bu benim tutukluğa sevkimin gerekçesiydi. O yüzden iddia makamının dikkatine sunuyorum ve önümüzdeki haftaki değerlendirmeye ekstradan kayda geçmesini talep ediyorum.
Bu kararı da size... Şu anda imzada. İhtiyati tedbir de her yerde kalktı taşınmazın üstünde. Çünkü şunu iletiyorum, avukatlarım da iletecek, şu öyle de önemli; bunun üzerinden, tabii sizi bağlamıyor ama bizi bağlıyor, maalesef basın üzerinden de işte "CHP'lilere daireler verildi" vesaire denilen yargılama var Sayın Başkanım. Bu dedikleri beyanların hepsi mahkeme kararıyla tescillidir. Teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK TALEPTE BULUNUYOR
Gizem Karaköçek: Sayın Başkanım, az önce gerekli hesaplamaları yapamadığımız için bu detayı sizlere iletememiştik, söz alamamıştık. Ancak tutanağa geçmesi adına çok önemli bulduğumuz bir detayı paylaşmamız gerekiyor. Az önce Serdar Haydanlı, Antre firmasının 2019'dan 2025'e kadar 1 milyar 171 milyon 548 bin 805 TL'lik ihale aldığını beyan etmiştir. Ancak biz gerekli incelemeleri yaptığımızda, sizlere daha önce de sunmuş olduğumuz faturaları hesapladığımızda, sadece bu 7 yıllık ihale sürecinde 469 bin 981 bin liralık bir kazanç, daha doğrusu ihale bedeli elde edildiğini tespit ettik.
Hâkim: Bunları yazılı olarak da sunarsınız.
Gizem Karaköçek: Bunları tabii ki size yazılı olarak da sunacağız, sadece zapta geçmesi için beyan ediyoruz. İki katından da fazlası bir beyan söz konusu olduğu için...
Hâkim: Tabii ki karşı tarafın eksik söylediği bir şeyler olduğunda herkes söz hakkı alabilir.
Gizem Karaköçek: Haklısınız. Burada rakam olduğu için biz hesaplamayı bekledik. Çok teşekkür ederiz. Yazılı olarak sunacağız, teşekkür ederiz.
SÜLEYMAN UZUN SAVUNMASI – 07.10.2026
Efendim, ben daha önce soruşturma aşamasında bahse geçen konuyla ilgili ifade vermiştim. Verdiğim ifadelerimi aynen tekrar ediyorum. İddianamede eylem özetindeki tarafıma tevdi edilen suçlamalara beyanda bulunmak istiyorum. Efendim, önce kendimden kısaca bahsetmek istiyorum. Söz konusu iddianamede neden bulunduğuma dair sizi bilgilendirmek istiyorum. Ben yaklaşık 30 yıldır peyzaj sektöründe faaliyet gösteriyorum. SAS Peyzaj ve Sistem firmalarının sahibiyim. Ağaç A.Ş. ile uzun yıllardır ticari ilişkimiz bulunmaktadır. Yönetim değişikliğinden sonra bir süre yeni iş yapmadık. Daha sonra firmamızın bu alandaki kapasitesi nedeniyle yeniden bizimle teklifler istenmeye başlandı ve işler verilmeye başlandı. Ağaç A.Ş.'de yaptığımız işler nedeniyle çok ciddi miktarda alacağımız birikmişti. Ödemelerimiz düzenli yapılamıyordu. Daha sonra Ali Sukas ile yaptığımız işlerle ilgili sıkıntı olmaması için %7 civarında ödeme yapmamız gerektiğini, böyle olursa bir sıkıntı olmayacağını söyledi. Daha sonra Ümit Polat da çiçek dikim işlerinden ayrıca çiçek başına 10 kuruş talep edildiğini söyledi.
Ben bunları kendim istemeyerek kabul ettim. Şirketimin içerisinde olduğu sıkıntıdan dolayı, ödemelerimiz de geciktiği için kabul etmek zorunda kaldım. 2024 yılı içerisinde de bu %7'lerle ilgili ödeme yapmam gerektiği söylendi Ali Bey tarafından. Üstüne Yüksel Tunar'ın numarasını verdi. Bunun üzerine Yüksel Tunar ile evime yakın olan Zümrütevler'de buluştuk. İki ayrı seferde 100 bin dolar verdim. Bunu da savcılıkta açıkça belirttim. İhaleler konusunda da bildiklerimi açıkça söyledim. Bazı işlerde ihale yapılmadan önce de başlamamız isteniyordu. Biz işi yapmaya başlıyorduk, işlemler sonra yapılıyordu. Şirketimin ihale teklif işlemlerini, işlerini çalışanımız Tuğrul Doğu Işık takip ediyordu. Benim bizzat takip etmediğim hususları da zaten savcılıkta açıkça belirttim. Bu konularda Tuğrul Bey'in daha ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu söyledim. Ben soruşturma aşamasından itibaren bildiğim hiçbir şeyi saklamadım. Kimden ne talep geldiğini, kime ne verdiğimizi, şirketimizin hangi işleri yaptığını ve benim bildiğim kadarıyla işlerin nasıl yürütüldüğünü samimiyetle anlattım. Dosyanın aydınlatılması için bildiğim her şeyi söyledim. Ve bundan sonra da sorulacak her şeye açıkça cevap vereceğim.
Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadelerimin ve soruşturmanın aydınlatılmasına sağladığım katkının değerlendirilmesine, hakkımda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum. Ayrıca hakkımda resmi belgede sahtecilik suçundan da cezalandırılmam talep edilmektedir. Ancak söz konusu teklif mektuplarını ve evraklarını ben doldurmadım. Şirketimizin teklif ve ihale işlerini takip eden çalışanımız Tuğrul Doğu Işık takip ediyordu. Tuğrul da savcılıkta verdiği ifadesinde bu evraklardaki yazıların kendisine ait olduğunu, Ümit Polat'ın kendisini arayarak teklif mektuplarını doldurmasını istediğini, hangi fiyatları yazacağını yine Ümit Polat'ın söylediğini, bu nedenle evrakları kendisinin doldurup teslim ettiğini açıkça anlatmıştır. Ben bu belgeleri düzenlemedim, doldurmadım ve başkaları adına sahte belge hazırlanması yönünde kimseye herhangi bir talimatta bulunmadım. Bu nedenle resmi belgede sahtecilik olarak değerlendirilen fiille benim doğrudan bir ilgim bulunmamaktadır. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini talep ediyorum, hakkımda uygulanan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını talep ediyorum.
HAKİM & SAVCI SORGUSU
Hakim: Ek ifadenizde belirttiniz öncesinde Hüsnü Yüksel Tunar'ı tanıyor muydunuz?
Süleyman Uzun: Evet.
Hakim: Ali Sukas'la... Numarasını verdiler.
Süleyman Uzun: Benim samimiyetim yoktu.
Hakim: Numarasını size Ali Sukas mı verdi? O o şekilde irtibat kurdunuz?
Süleyman Uzun: Evet.
Hakim: Daha öncesinde ilişki sadece...
Süleyman Uzun: Tanışıklık, samimiyetim yok.
Hakim: Biliyorsunuz ama samimiyetiniz yok yani. Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı sanık?
Süleyman Uzun: Yok.
Savcı: Süleyman bey, ifadenizde bahsettiğiniz hususlar; bu Ağaç A.Ş.'den alacaklarınıza ilişkin süreçle ilgili yüzde 50 paydan bahsetmişsiniz ya... Orada Ali Sukas'ın size "Bu parayı yukarısı istiyor" şeklinde bir söylemi oldu mu, ifadenizde bundan bahsetmişsiniz? Yukarıdan baskı vesaire...
Süleyman Uzun: Evet efendim.
Savcı: Yukarıdan kastettiği yeri bahsetti mi size?
Süleyman Uzun: Yok.
Savcı: Yine bu yapılmayan, ihalesiz yapılmayan işlerin başlanma sürecine ilişkin beyanlarınız var. Bununla ilgili süreçleri kimle yürüttünüz? Mesela 3g hani daveti usulü ihale olmadan işe başladığından bahsetmişsiniz?
Süleyman Uzun: İhale süreçleriyle ilgili hiçbir yerde yani ben ilgilenmedim. Çalışanımız Uğur Bey ilgilendi.
Savcı: 32 milyon TL alacağınız kalmış, ondan bahsetmişsiniz?
Süleyman Uzun: Yapılmayan işler değil de evet, şey yapılıp da 3g kapsamında evrakları tamamlanmamış.
Savcı: Yani şöyle; daha ortada bir ihale yokken işe başlıyorsunuz, doğru mu?
Süleyman Uzun: Doğru.
Savcı: İş devam ediyor ve bir süre sonra ihale yapılıyor işe uygun şekilde?
Süleyman Uzun: Böyle uygulamalar oldu evet.
Savcı: Peki işi bitirip de hani ya şöyle anlamak için soruyorum: Mesela ihale ortada yok, bir süreç başlıyor. İşin belli bir aşamasında mı ihale yapılıyor, yoksa iş bittikten sonra mı yapılıyor? Birden fazla iş olduğu için soruyorum.
Süleyman Uzun: Yani geciken işlerin belli bir aşamasındayken yapılıyor.
Savcı: Ali Sukas'la nereden tanışıyorsunuz?
Süleyman Uzun: Ağaç A.Ş. Genel Müdürü olduktan sonra.
Savcı: Murat Or hakkında beyanı var; bazen sizle ilgili işte pasta, börek getirirdi, çanta...
Süleyman Uzun: Kim?
Savcı: Murat Or, özel kalem.
Süleyman Uzun: Yok efendim.
Savcı: Tamam, bir saniye... Pardon, pardon, diğer eylemle karıştırdım. Tamam, başka sorum yok.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Süleyman Bey, Selim Marangoz'u ne zamandır tanıyorsunuz?
Süleyman Uzun: Hatırlamıyorum ama bayağı eski.
Ali Sukas: Son görevi neydi?
Süleyman Uzun: Son görevi mi?
Ali Sukas: Evet, Ağaç A.Ş.'deki son görevi.
Süleyman Uzun: Bildiğim kadarıyla satın alma yöneticisiydi.
Ali Sukas: Oradaki görevi?
Süleyman Uzun: Uygulama. Anadolu Yakası.
Ali Sukas: Siz hangi bölgede çalışıyordunuz?
Süleyman Uzun: Ben de Anadolu Yakası'nda.
Ali Sukas: Yani sizin oradaki yöneticiniz miydi? Ağaç A.Ş.'nin Anadolu Yakası sorumlusu olması dolayısıyla.
Süleyman Uzun: Uygulamadan sorumlu kişiydi, evet.
Ali Sukas: Yani sizi o kontrol ediyordu.
Süleyman Uzun: Evet.
Ali Sukas: Selim Marangoz'un fotoğrafını göstersem size teşhis edebilir misiniz?
Süleyman Uzun: Ederim.
Ali Sukas: Peki kollukta size birtakım fotoğraflar gösterildi değil mi? Hepinize gösterildi çünkü. Orada kollukta Selim Marangoz da gösterilmesine rağmen Selim Marangoz'u tanımadığınızı söylemişsiniz. Daha sonra sanırım etkin pişmanlık ifadenizde o konuyu düzeltiyorsunuz.
Süleyman Uzun: Hayır efendim. Selim Marangoz'u çok net tanıyorum yani, niye tanımayayım ki?
Ali Sukas: Gösterilen fotoğraflardan tanıdıklarımız soruluyordu, kimleri tanıdığımız. Orada Selim Marangoz'u hatırlayamamışsınız, onu sordum.
Süleyman Uzun: Görmemiş olabilirim ama yani ben tanıdığımı söyledim.
Ali Sukas: Anadolu Yakası'nda sizi yöneten Ağaç A.Ş.'nin yönetim ekibinde kimler vardı? Sizin çalıştığınız bölgede yönetici kimler vardı?
Süleyman Uzun: Ben sahaya gelmediğim için bilmiyorum.
Ali Sukas: Tuğrul mu geliyordu?
Süleyman Uzun: Tuğrul Bey evet.
Ali Sukas: Birkaç tane daha teknik soru var ama siz sahaya gitmiyorsunuz, sadece rüşvet görüşmesine gidiyorsunuz doğru mu?
Süleyman Uzun: Evet, evet.
Ali Sukas: Yani hakediş süreçlerine, sahada yapılan imalatların tespit tutanaklarına vesaire o işlemlere de siz ne yapıyorsunuz?
Süleyman Uzun: Hiçbirine girmedim.
Ali Sukas: Peki Süleyman Bey, yaptığınız iş karlı bir iş midir? Yani Ağaç A.Ş. ile çalıştığınız fiyatları, onları biliyorsunuzdur herhalde.
Süleyman Uzun: Efendim, zarar etmedik.
Ali Sukas: Kar marjı nedir? Yani siz o konuları biliyorsunuz, tecrübelisiniz.
Süleyman Uzun: Yüzde 25.
Ali Sukas: Taşeron kullanıyor muydunuz? Yani ekiplerinizle nasıl çalışıyordunuz, maaşlı mı yoksa götürü usulü mü?
Süleyman Uzun: Ekipler taşerondu.
Ali Sukas: Bu söylediğiniz marjın içerisinde onlarınki de dâhil mi?
Süleyman Uzun: Anlamadım.
Ali Sukas: Söylediğiniz yüzde 20-25’lik kar marjına onlarınki de dâhil mi? Yani taşeron mu kullandınız, ekiplere toptan mı verdiniz? Sizin netiniz ne kadardı? Sizin kendinize kalan? Yani ekiplerinizinki hariç, sizinki ne kadardı?
Hâkim: Sanık müdafii söz istiyor.
Süleyman Uzun Avukatı: Şu an sanığa ne kadar kar elde ettiği soruluyor. Bu şekilde bu soru sorulamaz yani, müvekkilin bunu hatırlaması da mümkün değil. Kaç yıl geçmiş aradan.
Hâkim: Avukat Hanım müvekkiliniz hatırlamıyorsa “hatırlamıyorum” diyebilir, sorulmasına da bir engel yok.
Ali Sukas: Taşeronunuz dâhil, siz marjdan bahsediyorsunuz ve bunun içerisinden yüzde 7 ben istiyorum, bana veriyorsunuz. 10 kuruş da Ümit istiyor ayrıca çiçek başı, ki o da yaklaşık yüzde 8-9’a geliyor hatırladığım dikim fiyatlarında. Yani dolayısıyla yüzde 15 zaten veriyorsunuz. Altta çalıştırdığınız ekip postalarına da bir kar veriyorsunuz. Yani siz zararına mı iş yapıyordunuz? Ya da hayrına mı zaman harcıyordunuz?
Süleyman Uzun: Zarar yapmıyorduk efendim.
Ali Sukas: Peki, teşekkür ederim.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Şimdi Süleyman Bey, biz sizinle nerede tanıştık? Hatırlıyor musunuz?
Süleyman Uzun: Yok.
Hüsnü Yüksel Tunar: Yani, "2024'te telefon..." dediniz de.
Süleyman Uzun: On... Ondan öncesinde...
Hüsnü Yüksel Tunar: (...) falan olabilir mi?
Süleyman Uzun: Olabilir, belki.
AYHAN SUBAŞI SORUYOR
Ayhan Subaşı: Sizinle daha önce hiç tanıştık mı?
Süleyman Uzun: Tanışmadım.
Ayhan Subaşı: Herhangi bir irtibat
Süleyman Uzun: Yok abi, öyle...
Ayhan Subaşı: Bir ticari bir bağlantımız oldu mu? Herhangi bir alışverişimiz?
Süleyman Uzun: Yok
Ayhan Subaşı: Buna istinaden, siz teknik işlerle falan ilgilenmediğinizi söylediniz. Yani bir saha bilginiz, tecrübenizin olmadığını da söylediniz.
Süleyman Uzun: Ben ağaç dikimini biliyorum.
Ayhan Subaşı: Yaptığınız işin işleyişi, akışı ile ilgili bir bilginiz olmadığını ifade ettiniz.
Süleyman Uzun: Genel işleyişle ilgili.
Ayhan Subaşı: Peki. 26.06.2026 tarihinde bir savcılıkta ifade vermişsiniz etkin pişmanlıktan faydalanılarak. Beni tanımadığınızı burada beyan etmişsiniz. Amma velakin Anadolu Yakası'nda işlerin nasıl yürüdüğünü anlatmışsınız. Tahminimce adım... Ayhan Subaşı'nın da böyle yapmış olabilir demişsiniz.
Süleyman Uzun: Yok, yok.
Ayhan Subaşı: İfadeniz burada.
Süleyman Uzun: Tamam, yoktur.
Ayhan Subaşı: Yani benim işleyişimle ilgili...
Süleyman Uzun: Sizinle ilgili hiçbir şey yapmadım.
Ayhan Subaşı: İddianame kapsamı... İfadenizin son kısmında var.
Süleyman Uzun: Sizinle ilgili hiçbir bilgim yok.
Ayhan Subaşı: 26.06.2026 tarihinde bir ifade vermişsiniz, ismim geçiyor. Ben de o sebepten, sizin ifadenize istinaden buradayım.
Süleyman Uzun: Yok efendim.
Ayhan Subaşı: Tamam. Teşekkür ederim.
Hakim: İfadenizin son kısmında şöyle bir şey yer alıyor: "Onun tarafından belirlenmiştir" diye devam eden kısmın altında, "Ben Anadolu Yakası'nda çiçek dikim ve çapalama işlerini yapmaktayım. Ayhan Subaşı isimli şahsı tanımamakla birlikte, onun da Anadolu Yakası'nda benzer işleri yaptığını bilmekteyim." şeklinde...
Süleyman Uzun: Ha, benzer işleri yaptığını bilmekteyim. Nasıl yaptığını. Ne ettiğini bilmiyorum.
AYTEKİN KARAARSLAN SORUYOR
Aytekin Karaarslan: Aytekin Karaarslan, Ağaç A.Ş. Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı. Süleyman Bey geçmiş olsun. Beni tanıyor musunuz?
Süleyman Uzun: Yok.
Aytekin Karaarslan: Ağaç A.Ş.'de yaptığınız ticarette; satın alma, ihale, doğrudan alım süreçlerinde herhangi bir görüşmemiz, bir paylaşımımız oldu mu?
Süleyman Uzun: Yok efendim.
Aytekin Karaarslan: Peki, teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT SORUYOR
Ümit Polat: Süleyman Bey ilk ifadenizde şirketin ihale süreçleri, teklifler ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere süreç 2008'den bu yana çalışanımız Altan tarafından yürütülüyor. O yüzden o teklif formundaki aynı elden çıkan yazıları Altan Bey yazmıştır diyorsunuz. Tuğrul Işık ilk ifadenizde hiç geçmiyor. Gerçi benim adım da orada hiç geçmiyor. Ama sonra da ikinci ifadenizde bir aydınlanma gelmiş ki süreci anlamışsınız. Tuğrul Işık da ifadesinde diyor ki Süleyman'ın tüm ihale işlerini ben yapıyorum diyor. Siz mi yani yanlış beyan verdiniz, Tuğrul mu yalan söylüyor?
Süleyman Uzun: Hayır efendim. Normalde sözleşmeye yetkili işleri ayrı. Teklifleri hazırlama Tuğrul Bey tarafından yapılıyor. Ondan sonra siz de ilgili bir miktarını görüştünüz.
Ümit Polat: Ben sizinle 10 kuruşu ben sizinle nerede ne görüştüm? Hangi yıl, hangi işle ilgili görüştüm ben sizinle 10 kuruşu?
Süleyman Uzun: Yılını hatırlamıyorum. Sizin odanızda görüştük.
Ümit Polat: Yıl önemli ama hangi yıl görüştük? (Sessizlik) Geçiyorum Sayın Başkanım. Şimdi yine 200 bin doları Ali Sukas'a nasıl ilettiğinizi anlattıktan sonra bu miktarın yüzde 7'ye denk geldiğini düşünüyorum diyorsunuz. Çünkü bunun hesabını Ali Sukas ve Ümit Polat tarafından tutuluyordu diyorsunuz.
Süleyman Uzun: Yok yok öyle bir şey demedim. Ümit Polat tarafından tutulduğuyla alakalı...
Ümit Polat: İfadeniz aynen böyle. Yüzde 7'ye denk geldiğini düşünüyorum. Çünkü bunun hesabı Ali Sukas ve Ümit Polat tarafından tutuluyordu. Puan anlattığın olayın örtüsü üstünde, Ali Sukas'ın para istemesi olayında da parayı ne şekilde ilettiğin kısımlarında da benim adım hiç geçmiyor. Şu kadarı vereceksin de demiyorum, şu kişiye vereceksin de demiyorum.
Süleyman Uzun: Doğrudur.
Ümit Polat: Hesabı niye ben tutuyorum? Yani nereden bu kanıya vardın hesabın Ümit Polat'la Ali Sukas tarafından tutulduğuna? Ben mi söyledim Ali Sukas mı söyledi?
Süleyman Uzun: Öyle öyle bir ifadem yok.
Ümit Polat: Tamam. Yazlık mevsimlik çiçek dikim işi hangi mevsimde yapılıyor?
Süleyman Uzun: Yazın.
Ümit Polat: Mayıs'tan önce başlayabilir misiniz?
Süleyman Uzun: Başlanmaz. Mayıs ayında yapılıyor.
Ümit Polat: Şimdi ifadenizde diyorsunuz ki 2025 yılı yazlık çiçek işini de Ümit Polat bize söyledi. İhalesiz gidip sahada başladık. Daha sonra ihalesini yapacaklarını gibi bir ifade kullanıyorsunuz.
Süleyman Uzun: Evet.
Ümit Polat: 2025 yılı Mayıs'tan önce olmayacağına göre 2025 yılı Mayıs ayında ben hangi görevdeydim? Ben mi söyledim size?
Süleyman Uzun: O işe başlamadan önce... Süreç daha önceden...
Ümit Polat: Ne kadar önce olabilir? Maksimum 10 gün önce demiş olabilirim değil mi?
Süleyman Uzun: Yok yok daha önceden de söylemişsiniz.
Ümit Polat: Yani Mayıs'ta çiçek dikimine başla derken ben size bir ay, üç ay evvelden mi söyleyeceğim Mayıs'ta işe başlayın diye?
Süleyman Uzun: Yani tarihi hatırlamıyorum. Bununla ilgili niye şey yapıyorsunuz?
Ümit Polat: Süleyman Bey ben 1 Ocak itibariyle görevde değildim. Bahsettiğiniz şey 5 ay sonra gerçekleşen bir olay. Daha önce olma ihtimali yok. Yani 5. Ayda mevsimlik çiçek dikebilirsiniz anca. Ben yokum yani hiç yokum o şirkette. O dönemde alakam yok yani. Teşekkür ederim Başkanım. Tamam.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI ELİF HİLAL ÇOPUR SORUYOR
Elif Hilal Çopur: Ben aslında teşekkür edeceğim Sayın Hakimim. Çünkü az önceki soruyu biz soracaktık görüşmelere dair. Bir de teşhis kayıtlarını okuduğumda da onu fark ettim diğer Dinçer için de aynı şekilde bizim ifademizde çok kritik bir nokta olmuştu. Kadir için de aynı şekilde. Ben aslında şeyi soracağım Süleyman Beye. Müvekkille 266 tane HTS çakışması olduğunu söylüyor savcılık iddianamesinde. Bu yüksek baz çakışması birlikteliği size soruldu mu savcı tarafından?
Süleyman Uzun: Hayır, yok.
Elif Hilal Çopur: Ona ilişkin herhangi bir soru gelmedi mi?
Süleyman Uzun: Yok.
Elif Hilal Çopur: Bir de şeyi soracağım. Şimdi bu elden ben teslim ettim iddia ettiğiniz paralara ilişkin herhangi bir herhangi bir teslimat dair ya da ispat edebileceğiniz bir şey var mı elinizde?
Süleyman Uzun: Ne gibi bir ispat?
Elif Hilal Çopur: Yani müvekkilim kabul edebilir değildi. Dolayısıyla ona bir para teslim ediyor olsaydınız o sırada yani üstüne bir kağıda yazsaydınız mesela bu bir dekont veya belge olmayacaktı ama sizin para verdiğinizi kanıtlayacaktı. Böyle bir şey var mı diye merak ediyorum?
Süleyman Uzun: Yok.
Elif Hilal Çopur: Ettiniz başka bir belge Teslimat dair bir şeyiniz, belgeleyebilecek bir şey yok elinizde?
Süleyman Uzun: Öyle bir belge almadım yok zaten.
Elif Hilal Çopur: Almadınız. Anladım, tamam.
Süleyman Uzun: Evet, evet. Teşekkürler.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Süleyman Bey, müvekkilim siz daha hiç ifade vermeden, müvekkilin ilk etkin pişmanlık ifadesinde Süleyman Uzun'la alakalı beyan veriyor. Daha sonrasında siz, ifadeleriniz alınıyor. Müvekkilim sizin adınızı aslında siz hiçbir kuruma başvurmadan söylüyor. Siz bu süreç içerisinde Ali Sukas'ı herhangi bir yere şikâyet ettiniz mi?
Süleyman Uzun: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'le, Ali Sukas'ın bu yapılan işlerin karşılığında fazla ücret istediğine ilişkin herhangi bir şey konuştunuz mu?
Süleyman Uzun: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Yılda kaç defa ihale alırsınız?
Süleyman Uzun: Yani şöyle; bu son dönemde Ağaç A.Ş.'de iş yaptık. Normalde kendi işlerini kendisi yaptı.
Sevgi Dağdemir: Tamam, yılda kaç defa tahminen?
Süleyman Uzun: 2, 2 sefer.
Sevgi Dağdemir: 2 defa. Şimdi iki defa gidiyorsunuz, birçok şeyle alakalı haberiniz var. "Ümit onu yapardı, Ali bunu yapardı, şu şunu yapardı..." Kuruma da çok gitmediğinizi söylüyorsunuz aslında. Siz bunları hep duyuyor musunuz birilerinden?
Süleyman Uzun: Yani ben sorunuzu anlamadım.
Sevgi Dağdemir: Şimdi şöyle; kuruma kaç defa gidiyorsunuz? Yani bu işlerle alakalı, ihale işlerinizi başkaları takip ediyor, siz takip etmiyorsunuz...
Süleyman Uzun: Çok seyrek gidiyorum.
Sevgi Dağdemir: Çok seyrek gidiyorsunuz. Bu Ali'nin, işte Ali şunu istedi, teklifi işte Ümit yapardı, Ümit isterdi, Ümit işe başlatırdı... Siz gitmiyorsunuz, irtibatta da siz bulunmuyorsunuz...
Süleyman Uzun: Ben öyle bir şey söylemedim ki zaten.
Sevgi Dağdemir: Biraz önce müvekkilimin de ifadeden okuduğu bu hesaplar, mesela Ali Sukas'ta Ümit Polat tarafından tutulurdu beyanınız var.
Süleyman Uzun: Hayır efendim, yok dedim ya.
Sevgi Dağdemir: O beyanlar o zaman yanlış oldu herhalde. Bazı duyumlar...
Süleyman Uzun: Ümit Polat'ın söylediği sadece çiçekle ilgili 10 kuruş...
Sevgi Dağdemir: Onu da hatırlamadınız zaten yıl olarak.
Süleyman Uzun: Yılını hatırlamıyorum, evet.
Sevgi Dağdemir: Yılda iki defa iş alıyorsunuz. İki defa iş aldığınız çok hani böyle 100 tane iş alsanız hatırlamazsınız ama 10 kuruş yüzünden birisi tutuklu burada. 2025 deseniz Satın Alma Müdürü değil, ki 2025 yılında yapmadığı işi de söylüyorsunuz zaten...
Süleyman Uzun: 10 kuruş yüzünden tutuklu değil, kendisine almıyor zaten.
Sevgi Dağdemir: Aldığını siz gördünüz mü, Ümit Bey'e 10 kuruş verdiniz mi siz iş başına?
Süleyman Uzun: Hayır, kendisi almıyor zaten diyorum ya.
Sevgi Dağdemir: Almıyor, kabul... Yani ne dediğinizi biz çok anlamadık aslında. Hangi tarihte diyoruz, cevap yok; ne zaman diyoruz, yok; nerede söyledi diyoruz, yok. Ümit Bey size ne dedi, "10 kuruş iş başına bana ver" de ne dedi Ümit Bey size?
Süleyman Uzun: "10 kuruş ilaveten Ali Bey'e ödenmesi" söylendi.
Sevgi Dağdemir: Ali Bey'e... Ali Bey'le daha önceden siz kendiniz görüşmüşsünüz, Ali Bey sizinle direkt görüştü. Ümit Bey'i niye aracı kılsın size?
Süleyman Uzun: Çiçek, çiçeğe ilaveten söylendi o.
Sevgi Dağdemir: Çiçek... Ha, çiçek o zaman... Yılı o zaman çıkartabilirsiniz. Çiçeklerin ihalesi o zaman iki kere ihale alıyorsunuz, yıl olarak o zaman bir şey söyleyebilirsiniz.
Süleyman Uzun: Yani '23 olabilir.
Sevgi Dağdemir: Telefonda mı söyledi Ümit Bey size bunu?
Süleyman Uzun: Hayır, yüz yüze.
Sevgi Dağdemir: Kuruma gitmiyorum dediniz, ihalelerle...
Süleyman Uzun: Kuruma gitmiyorum demedim; seyrek gidiyorum.
Sevgi Dağdemir: İhalelerle kim ilgileniyor?
Süleyman Uzun: Tuğrul Bey ilgileniyor.
Sevgi Dağdemir: Hakan Başçiftçi'nin görevi nedir?
Süleyman Uzun: O sözleşme imzalıyor.
Sevgi Dağdemir: Sözleşme imzalıyor. Peki firma olarak sizin ihale olmadan böyle bir şey daha önce de yaptınız mı hiç? İhale yok ama hadi gel... Yani iki defa çalışıyorsunuz yılda, çok fazla da aslında çalışmadığınız işi yapıyorsunuz. Böyle bir şeyi neden kabul ettiniz siz ihalesi olmadan? Ali Bey diyecek ki, "Gel..." Bu teklif nereden geldi? İhaleleri bilmediğinizi söylüyorsunuz, Uygulama Müdürlüğü'nün işi. Bir Satın Alma Müdürü ya da genel müdür size böyle bir onay verebilir mi, yapabilir misiniz siz böyle? Yıllardır Ağaç A.Ş. ile iş yapıyorsunuz.
Süleyman Uzun: Yaptık zaten. Yapabilirdik değil yani.
Sevgi Dağdemir: Tamam, yaptınız. Ben de diyorum ki size; diyorsunuz ki ihalesi olmadan bir işi bize yaptırdı. Ümit geldi "ek" dedi, Ümit zaten görevde değil. Tamam, ben de diyorum ki; bu Uygulama Müdürlüğü'nün işi...
Süleyman Uzun: Ümit... Hayır, Ümit Bey "gel, ek" demez.
Sevgi Dağdemir: O zaman o da yalan...
Süleyman Uzun: Ya yalan değil, ya öyle bir şey yok ki zaten.
Sevgi Dağdemir: İfadede var Süleyman Bey. İfadede diyorsunuz ki, "Ümit Polat ihalesi olmayan işi 2025 yılında gel, yap dedi" dediniz. "Biz de ihale olmadan yaptıktan sonra Ali Sukas tutuklandığı için..." Hemen oradan Ali Bey'e geçiyorsunuz. "Ali Sukas tutuklandığı için de zarara uğradık" diyorsunuz ama dediğiniz tarihte bu adam zaten Satın Alma Müdürü değil, 2 bu Uygulama Müdürlüğü'nün işi. Bunu da belirtmek istiyorum. Şimdi diğer sorumu soracağım: İlk ifadenizde hiç Ümit Bey'den bahsetmiyorsunuz, ikinci ifadenizde Ümit Bey'in ismini veriyorsunuz. Bu konuyla alakalı diyecek bir şeyiniz var mı? Cevap vermeyebilirsiniz.
Süleyman Uzun: Sorulmadığı için bahsetmiş olmayabilirim.
Sevgi Dağdemir: "Ümit Bey'i tanıyor musunuz, Ümit Bey'le alakalı bir şey..." Hiç savcılık Ümit Bey'in adını geçirmedi mi, sormadı mı?
Süleyman Uzun: "Tanıyor musun?" diye sorsalar tabii ki tanıyorum...
Sevgi Dağdemir: Hah, tamam. Savcı Bey sormamış o zaman.
Süleyman Uzun: 2000 öncesinden beri tanıyorum.
Sevgi Dağdemir: Tamam, etkin pişmanlık için çağırınca Savcı Bey sordu, bunu da öğreniyoruz. Ümit Bey'in bir menfaat elde ettiğine ilişkin, böyle ifadeler de olduğu için çalışanınızın falan, başka firmalardan avanta edindiği... Sizde böyle bir duyumunuz oldu mu firma ismi vererek?
Süleyman Uzun: Hayır.
Sevgi Dağdemir: Yine bilmiyor olabilirsiniz; Tuğrul'un neden böyle gidip başkalarına teklif yazılarını gidiyor, adam dolduruyor, ediyor... Sizin bunun üzerinde herhangi bir... Ya böyle şeyleri neden normal olarak kabul ettiniz? Tuğrul sizin yetki dışınıza çıkar mıydı?
Süleyman Uzun: Normal olarak kabul etmiyorum, bilgim haricinde olmuş bir şey.
Sevgi Dağdemir: Bunu ne zaman söyledi size Tuğrul Bey?
Süleyman Uzun: Söylemedi, ben şeyde gördüm; Çağlayan'dayken, şey Vatan'dayken.
Sevgi Dağdemir: O zaman mı siz sordunuz "Bu ne?" diye? O zaman mı Tuğrul Bey size söyledi, "Ümit Polat bunu bana gel bir saat önce doldur" dediği... O zaman mı öğrendiniz?
Süleyman Uzun: Yok, o zaman Tuğrul'u zaten görme şansım yoktu.
Sevgi Dağdemir: Ne zaman öğrendiniz o zaman?
Süleyman Uzun: Daha sonra.
Sevgi Dağdemir: Daha sonra dediğiniz tarih?
Süleyman Uzun: Tarihi hatırlamıyorum.
Sevgi Dağdemir: İfadenize etki eden birisi oldu mu sizin cezaevine gönderilen falan, yani bu konular ifadenizde geçiyor ama burada hiç anlatmadınız. İfadeniz yönlendirilmeye çalışıldı mı?
Süleyman Uzun: Avukat falan... Hayır efendim.
Sevgi Dağdemir: İfadenizi hiç kimse avukat da göndermedi, yönlendirme de yapmadı size?
Süleyman Uzun: Evet.
Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkürler.
FATİH TEMUR AVUKATI SORUYOR
Avukat: Süleyman Bey az önce iddia makamının sorusu üzerine şöyle cevap verdiniz; "Bazen ihale yapılmadan da işe başlıyorduk. Ondan sonra ihale düzenleniyordu." Soruşturma aşamasındaki ifadenizde de benzer çiçek ekimiyle ilgili ifadeniz var. Bu şekilde yaptığınız işlerde kendi başınıza mı karar veriyordunuz? Kimin haberi oluyordu? Kimler bu durumu bilebilir? Yani önceden bir ürün geldiyse ve iş yapıldıysa bunu kimler bilir AGAÇ A.Ş.’den? Kimin onayından geçer? Siz kendi kafanıza göre mi işe başlıyorsunuz veya?
Süleyman Uzun: Biz kendi kafamıza göre başlamıyoruz.
Avukat: Evet. Kimlerin, kimlerin onayıyla iş işleyişine giriliyor?
Süleyman Uzun: Yani...
Avukat: Ama size birisi diyordur herhalde "İşe başlayın" diye. Kim diyordur bunu? Ürün onayı olmadan yani oradaki her bir dikim işi yapan saha personel, mi diyor size "Burada çiçek dikimi mesela..."?
Süleyman Uzun: Hayır hayır, personellerle ilgili değil yani.
Avukat: E tamam kim söylüyor bunu size, biliyor olmanız lazım.
Süleyman Uzun: Yani genel müdürümüz
Avukat: Başka sorum yok.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Süleyman Bey, ben daha başlamayacaktım soruya ama hazır Ali Sukas konuşmuşken onun sorusuyla başlamış olayım. Siz bize ihaleyi almadan Ali Sukas yüz yüze ya da telefonda "işe başlayın" mı diyor? Biraz önce öyle söylediniz. Mesela onun saha uygulama müdürü var, Selim Bey. Başka işlerde pek çok insan var. Siz doğrudan başlayan işleri siz mi takip ediyorsunuz? Mesela ismini verdiniz Altan Bey var.
Süleyman Uzun: Bu önemli değil.
Kaptan Yılmaz: Ne şekilde bizim için önemli? Onu bize söylerseniz memnun oluruz.
Süleyman Uzun: Genel olarak sorunla başladığı için onu da şey olarak söyleyebilir.
Kaptan Yılmaz: Biraz önce Ali Sukas söyledi.
Süleyman Uzun: Söylediği iş de var.
Kaptan Yılmaz: Gizli saklı size mi söylüyor, yoksa orada Turan'dan duyması mı sizin için?
Süleyman Uzun: Yok yok. Bizzat söylediği de var, söylenmediği de var.
Kaptan Yılmaz: Hangisini söyledi? Kaç tane böyle bir iş aldınız Süleyman Bey? Bu şekilde, ihaleyi almadan ya da aldıktan sonra? Şeye bence işe başladınız?
Süleyman Uzun: Herhalde 3-4 tane vardır.
Kaptan Yılmaz: Bir kısmını Ali Bey doğrudan söyledi, bir kısmını?
Hakim: Süleyman Bey, hatırladıklarınıza cevap verin. Her soruda bir 15 saniye bekliyorsunuz. Hatırlıyorsanız cevap verin, hatırlamıyorsanız...
Kaptan Yılmaz: Şimdi... 1.5.2026 tarihli ifadenizde bu Alkan'ın baş şoförlüğünden bahsediyorsunuz. Şimdi ifadelerinizde onu sözleşmelerden sorumlu ama Tuğrul Bey ihaleleri takip ediyor.
Süleyman Uzun: Teklifler hakkında evet. Tamam.
Kaptan Yılmaz: O tarihteki ifadenizi aynen okuyorum size: "Şirkette ihale süreçleri, ihale süreçleri, teklifler, sözleşmeler de dahil olmak üzere tüm süreç 2008'den bu yana Alkan tarafından yürütülmektedir."
Süleyman Uzun: Vekaletim o yönde evet.
Kaptan Yılmaz: Alkan'ın ifadesine başvuruldu mu bu dosyada, biliyor musunuz?
Süleyman Uzun: Bir bilgim yok.
Kaptan Yılmaz: Çalışanınız mı hala Alkan?
Süleyman Uzun: Çalışan.
Kaptan Yılmaz: Tuğrul Bey'in hiç adı yok burada. Sonra Tuğrul Bey'in adını veriyorsunuz. Sonra Tuğrul Bey geliyor.
Süleyman Uzun: Çünkü Çağlayan'da şeyi görünce teklifte... Tekliflerde. Ayna Elektrik'teki tekliflere Alkan "bu benim değil" diyor yazan. Ondan sonra Tuğrul Bey...
Kaptan Yılmaz: Yani Tuğrul'un onu tekliflerdeki imzayı kabul etmesi, ihale süreçlerinin Tuğrul Bey tarafından yürütüldüğünü mü söylediniz bunun üstüne siz? İkisi başka başka şey. Tamam, tekliflerde Tuğrul Bey imzayı kabul etti, Alkan "benim değil" dedi.
Süleyman Uzun: Tuğrul Bey teklif sahadaki kişi olduğu için yan hakları da bildiği için...
Kaptan Yılmaz: İhaleyi mi takip ediyor, sahadaki teknik işi mi?
Süleyman Uzun: İhaleyi de teknik işi de. İmzayı Alkan atıyor. Orada farklı olarak tekliflere imzayı Tuğrul atmış.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Peki bu teklif formlarına imza attığını ne zaman öğrendiniz siz?
Süleyman Uzun: Ben... Şeyde öğrendim. Çağlayan'da. Ben normalde dediğim gibi uzun zamandır ihaleye girmediğim için formatı da bilmiyorum. Yani çok değişmiş. Bizim zamanımızda böyle bir şey yok...
Kaptan Yılmaz: Tamam. Savcılıkta öğrendiniz yani.
Süleyman Uzun: Evet.
Kaptan Yılmaz: Peki bu Ali Sukas'ın bu formların başkaları tarafından veya başkaları adına doldurulmasıyla ilgili bir bilgisi var mı, yok mu? Bu konuda bir bilginiz var mı?
Süleyman Uzun: Zannetmiyorum.
Kaptan Yılmaz: Şimdi 26.6.2026 tarihli ifadenizdeki bu iki tane 100 bin dolar diyorsunuz.
Süleyman Uzun: Evet.
Kaptan Yılmaz: Bunu da Temmuz-Eylül 2024 arasındaki bir tarih aralığını veriyorsunuz.
Süleyman Uzun: Evet, Temmuz'dan sonra, yıl sonuna...
Kaptan Yılmaz: Temmuz-Eylül mü, yıl sonuna kadar mı?
Süleyman Uzun: Temmuz-Eylül tarihlerini hatırlamıyorum...
Kaptan Yılmaz: İki ödeme arasındaki tarihi hatırlıyor musunuz en azından? Hani birinden biri bir ay sonra, iki ay sonra vesaire...
Süleyman Uzun: Yani o civardır.
Kaptan Yılmaz: İlki bu bahsettiğiniz sürecin başında mı verdiniz? Yoksa başka...
Süleyman Uzun: O ortasındadır. Ortasındadır. Şimdi oradaki ikinci... HTS kayıtlarından sizinle ilgili bir yani en az 10 tane bir HTS baz kaydı gelmiş. Çok eksik var ama gelenlerden biri 3 tane tarihli, savcılık makamı önemsiyor. 26 Eylül, 22 Ekim ve 21 Kasım'da ortak bazınız olduğunu söylüyor. Siz Hüsnü Bey ile iki kez mi buluştunuz, üç kez mi? Bu imza dışında Hüsnü ile görüşmeniz, yoksa sadece bu para işinde mi bir araya geldiniz?
Süleyman Uzun: Evet.
Kaptan Yılmaz: Üç defa da bir ortak baz vermişsiniz de onun için soruyorum. Üçüncüsü ne acaba? Ben hatırlatayım siz savcılıkta... 26 Eylül, 22 Ekim, 21 Kasım üç tane bazınız görülüyor. Bunların arasından ikisini seçmiş savcı bey. Siz hangisini seçerdiniz bu para teslimiyle ilgili? İki tane çünkü teslim, üç tane buluşma var.
Süleyman Uzun: Birinci ile sonuncuyu seçerim.
Kaptan Yılmaz: Birinci ile sonuncuyu seçerdiniz. Peki. Temmuz-Eylül'de bazınız tek ama şimdi süreci yılsonuna kadar yaydığınız için artık bazlar onu kapsıyor. Hüsnü Bey ile ne kadar kaldınız bir arada para teslimlerinde? Yani Hüsnü Bey parayı verip gitti mi, oturup bir çay bir şey içtiniz mi? Bir...
Süleyman Uzun: Bir şey içmedik. Bir şey içmedik.
Kaptan Yılmaz: Ne kadar süre kalmıştı yanınızda?
Süleyman Uzun: Kısa.
Kaptan Yılmaz: Araçla mı geldi?
Süleyman Uzun: Araçla.
Kaptan Yılmaz: Siz bir yerde mi bekliyordunuz yoksa?
Süleyman Uzun: Yani ben orada bekliyordum.
Kaptan Yılmaz: Neresidir burası, bir kafede mi?
Süleyman Uzun: Yol kenarı. Yanında kafeler var da içmedik.
Kaptan Yılmaz: Tamam, yol kenarında bekliyorsunuz ve araçla geliyor. Araçla mı geldi?
Süleyman Uzun: Evet.
Kaptan Yılmaz: Sonra? Bir para teslim çiçeğini, bu fotoğrafını anlatmanızı istiyorum, anısını bana.
Süleyman Uzun: Otopark var.
Kaptan Yılmaz: Tamam.
Süleyman Uzun: Bahsettiğim yerde. Ben orada duruyorum. Hüsnü Bey gelip alıp gidiyor.
Kaptan Yılmaz: Tamam, bir arada geçirdiğiniz zaman bir şey, 3-5 dakika falan yani.
Süleyman Uzun: Aynen aynen. İşte nasılsınız falan.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Tamam.
Kaptan Yılmaz: Dolar temini için altın bozdurdum diyorsunuz. Sürekli çalıştığınız bir dövizci ya da altıncı var mı?
Süleyman Uzun: Yok.
Kaptan Yılmaz: Hatırlıyor musunuz nerede bozdurdunuz?
Süleyman Uzun: Mahmutpaşa'da bozdum.
Kaptan Yılmaz: İsmini biliyor musunuz, hatırlar mısınız?
Süleyman Uzun: Yok.
Kaptan Yılmaz: Bu Ali Sukas'la şantiyede görüştüğünüzde Hüsnü Yüksel Tunar'a verilecek tutar teslimi, paranın karşılığında olan işin… Bu ne için, neyin karşılığı, biraz önce çiçek dediniz ve...
Süleyman Uzun: Yok bu çiçek ayrı. Bu normalde yaptığı işin tutarının, o işin sürdüğü bir kısım var...
Kaptan Yılmaz: Tabii. Yani 2019 sonrasında girdiğiniz yeni yönetim döneminde girip kazandığınız ihalelerin toplam bedeli üstünden mi tahmini bir rakam talep edildi sizden?
Süleyman Uzun: O güne kadarki.
Kaptan Yılmaz: Tamam. O güne kadarki yaptığınız işler. Eski dönemden devredilen hariç.
Süleyman Uzun: Hariç.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Bu çiçek hariç dediniz, bu işlerin dışında dikim başına kuruşla istenen bir bedel var ya, bunun dışında mı o?
Süleyman Uzun: O bunun dışında, bununla ilgili bir işlem yapılmadı.
Kaptan Yılmaz: Tamam. İstendi ama ödenmedi. Bu rakama da dâhil edilmedi doğru mu?
Süleyman Uzun: Tabii.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Bu Hüsnü Yüksel Tunar'a teslim ettiniz, paranın Ali Sukas'a teslim edilip edilmediği hususunda bir teyit aldınız mı bilginiz var mı? Hüsnü'ye parayı teslim ettiniz, sonra ne oldu?
Süleyman Uzun: Bir sorun çıkmadığına göre teslim edilmiştir diye düşünüyorum.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Hüsnü Bey'le hayatınızda iki kez para tesliminde karşılaşıyorsunuz.
Süleyman Uzun: Hüsnü Bey'le karşılaşıyoruz. İki kez para…
Kaptan Yılmaz: Para elden, tamam. Siz parayı teslim ettikten sonra dönüp Ali Sukas'a ulaştı mı diye sorup teyit etme ihtiyacı duymadınız.
Süleyman Uzun: Duymadım efendim.
Kaptan Yılmaz: Peki. Bu çiçek konusunu, biraz önce kar marjınızı sordu ya, kusura bakmayın bu da sizin ticari karlılığınız nedir, ne kadar para kazanıyorsunuz onu öğrenmek niyetinde değilim, sadece taşeronlarınıza yüzde kaçını ödüyorsunuz? Yani bu işler benim öğrendiğim kadarıyla taşere ediliyor. Yani siz alıyorsunuz dikim işini kalfalara taşere ediyorsunuz. Yani karın yüzde kaçına o kadar söyleyin rakamsal telaffuz etmek istemeyebilirsiniz. Muğlak kaldı o sebeple.
Süleyman Uzun: Muğlak kalmadı, dedik işi kaça alıyorsak zaten kendimiz de yapıyoruz, taşere ettiğimiz kısım da var.
Kaptan Yılmaz: Yani Ali Bey size biraz net, elinize kalan yüzdeyi sormak istedi. O verdiğiniz, taşeronlara sizin taşere ettiğiniz kısımlara vermediğiniz kardan sonra kalanı... Öyle bir net bir şey söyleyin.
Süleyman Uzun: O mali kayıtlarımızda var efendim.
Kaptan Yılmaz: Peki. Mali kayıtlarımızda karlılığınızı görebilir miyiz?
Süleyman Uzun: Mali kayıtlarımızda karımızı da görebilirsiniz, vergilerimizi de görebilirsiniz.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Ümit Polat sizden bu 10 kuruş dikim başına parayı istediğinde, bunu kendisi için mi istedi...
Süleyman Uzun: Kendisi için istemedi. O 10 kuruş verilmesi gerekiyor. Yukarı istedi dedi. Ayrıca Ümit Polat benden hiçbir zaman zatına matuf menfaat talep etmedi.
Kaptan Yılmaz: Tamam. Peki, Ali Sukas istiyor mu dedi size yoksa yukarısı mı dedi?
Süleyman Uzun: Yukarı dedi. Hatırladığım kadarıyla yukarı dedi.
Kaptan Yılmaz: Polat'la görüşmenizde yanınızda başka kimse var mı?
Süleyman Uzun: Hatırlamıyorum yani kimse yoktu. Yani girip çıkanlar oluyordu odasına ama ben onu konuştuğumuzda hatırlamıyorum.
Kaptan Yılmaz: Bu yüzde 7'ye denk geldiğini söylemişsiniz ifadenizde verdiğiniz 200 bin doların.
Süleyman Uzun: Yok yok.
Kaptan Yılmaz: İfadenizde öyle bir şey var.
Süleyman Uzun: Yüzde 7 istendi, 200 bin dolar ödeme yaptım dedim.
Kaptan Yılmaz: Bu 200 bin doların yüzde 7'ye denk geldiğini düşünüyorum demişsiniz siz. Aynı şey olur çok farklı değil ama siz yüzde 7'nin karşılığında 200 bin lira dediniz, yani hesabı siz mi yaptınız Ali Sukas mı yaptı?
Süleyman Uzun: Ben kendim yaptım.
Kaptan Yılmaz: O zaman bir rakam konuşmadınız 200 bin dolar gibi, siz hesaplamanız lazım deyince...
Süleyman Uzun: Evet ödeme yaptım yavaş yavaş...
Kaptan Yılmaz: Siz o güne kadarki yaptığınız bütün işlerin yüzde 7'sini hesapladınız 200 bin dolar gibi bir rakam tuttu sizin hesabınıza göre, götürüp teslim ettiniz.
Süleyman Uzun: Tam öyle değil. Yani 200 bin dolar ben ödeme yaptım daha sonra hesaplarken eksiği kalırsa eksiğini tamamlayacaktım.
Kaptan Yılmaz: Ama size göre yüzde 7'si yaklaşık 200 bin dolar mı yaptı?
Süleyman Uzun: O kadar param vardı, onu verdim.
Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi bu konuşmayı ne zaman yaptınız ilk yüzde 7, ifadelerinizde diyorsunuz ki 2023 başlarında.
Süleyman Uzun: Yani yaklaşık öyle...
Kaptan Yılmaz: Doğru.
Hâkim: Ümit Polat'la yapılan konuşma ne zaman?
Kaptan Yılmaz: İkisi de öyle başkanım. Yani hem Ümit Polat'la çiçek konuşması 2023 başlarında hem Ali Sukas'la yüzde 7 konuşması 2023 başlarında, ikisi de aynı tarihe denk geliyor. Sonra 2024 Temmuz-Eylül ayına kadar, bir buçuk yıl geçiyor, sizle konuşulan bu yüzde 7 rakamı ve çiçek için konuşulan 10 kuruşluk rakamla ilgili sizden hiç para istenmiyor... 1 buçuk yılda ne kadar iş yaptınız hatırlıyor musunuz? Ben hatırlatayım, yormayayım sizi...
Süleyman Uzun: Hatırlat.
Kaptan Yılmaz: 2023 başından Temmuz'a kadar tam 71 buçuk milyonluk iş yapıyorsunuz. Yaklaşık o dönem için. 2024 15 Haziran'da da alacağınız sadece 2 buçuk milyon kalmış, yani bu 71 buçuk milyonun sade yaklaşık 70 milyonunu ödemişler. Çok cüzi bir alacağınız var. Bu sizin iddia ettiğiniz tarihte... Yani sizden bir buçuk yıl boyunca söz edilmiş sizden bir para istenmiş, hiç para ödemediğiniz halde size 70 milyonluk yeni iş yapmışsınız ihale almışsınız, sonra iddianıza göre Ali Sukas'la karşılaşınca "ya senin artık ödeme yapman lazım" diyor. Şantiye'de karşılaşmışsınız. Öyle bir şey oldu mu, yeni bir görüşme yaptınız mı Ali Sukas'la, "yani bir buçuk yıl sonra benim artık param birikti getireyim ödeyeyim mi" dediniz, ne oldu yani?
Süleyman Uzun: Talep oldu efendim.
Kaptan Yılmaz: Talep.
Hâkim: Aynı beyanı tekrarlıyoruz.
Kaptan Yılmaz: Sayın Başkanım bir hususu bir iletmek isterim size...
Başkan: Buyurun.
Kaptan Yılmaz: Şimdi elbet hazır ifadesi var, ben de çok meraklısı değilim hazır ifadesini tekrar etmenin ama takdir edersiniz ki sorgu bu, mahkeme huzurundaki sorgu. Oradaki beyanını irdelemek yoksa hazır sorgusu üzerinden biz savunmamızı yapalım sanığı da bir daha sorgulamaya gerek kalmasın...
Hâkim: Avukat Bey, sorgu işlemini mahkeme yapar. Sanıklar ve müdafileri soru sorar. Biz sanığı sorgulayın diye huzurunuza çıkartmıyoruz, sorgulamasını biz yapıyor zaten. Siz soru sorarsanız. Soru da şöyle sorulmaz; sanığın zaten beyanında olan şeyin aynısını okuyup doğru mu diye soru sorulmaz. Zaten beyanında var, beyanını dinlemiştir.
Kaptan Yılmaz: Doğru.
Hâkim: Peki bundan neye ulaşacaksınız yani?
Kaptan Yılmaz: Şimdi başkanım bana avukatlık öğretirseniz, geçen söylediniz ya...
Hâkim: Avukatlık öğretmiyorum da, 201 kapsamında kalmanızı sağlıyorum. Avukatlık öğretmiyorum 201 kapsamında kalın o zaman.
Kaptan Yılmaz: Onu da öğreniriz... Ondan da gocunmam onu da söyleyeyim. Demek istediğim şu...
Hâkim: O kapsamda kalalım, sonu gelmez çünkü aynı beyanların...
Kaptan Yılmaz: Haklısınız benim de sizden bir istirhamım olsun o zaman sorguda. Şimdi sanıklar gelip hazırlıktaki ifadelerini tekrar ettikleri de bir sorgu değil siz de biliyorsunuz. Yani sizin hazırlık ifadesini, daha doğrusu isnat edilen fiil ve verilen cevabı, olayı tekrar burada kendisine anlattırmanız lazım. Sanık geliyor eski beyanımı tekrar ediyorum diyor. Bize de başka bir şans kalmıyor...
Hâkim: Siz de bize öğretmeyin de... Orada duralım. Bakın biz size öğretmeyelim siz de bize öğretmeyin. Biz de ilk defa yargılama yapmıyoruz burada. Biz sanık beyanında çelişki görürsek zaten soruyoruz, müdahale ediyoruz. Anlamak istediğimiz, gereken yerleri anlamaya çalışıyoruz. Sanık burada bu şekilde geçmek istiyorsa bu şekilde de geçebilir beyanını. Soruşturma aşamasındaki beyanımı tekrar ediyorum der. Bu cümle benim için yeterlidir geçer. Kendisi bilir yani.
Kaptan Yılmaz: O zaman biz neyi soracağız?
Hâkim: Başka dosyada gereği herhangi bir hususta çelişen noktalar varsa onu sorarsınız. Sanığın beyanının aynısını okuyup da bu doğru mu demenin nereye ulaştıracak bizi bilmiyorum.
Kaptan Yılmaz: Müsaade edin şunu söyleyeyim: Başkanım, ben biraz önce de ben avukatlıkta hep öğrenmeye açığım. Yani biz mahkemeye bir şey öğretmedik, öyle görüyorsunuz ama; yani burada yargılama esnasında ona da kapalı olmamız lazım gelir diye düşünüyorum.
Hâkim: Avukat Bey, devam edin. Beyanı aynen okuyup "Doğru mu?" diye sorarsanız müdahale...
Kaptan Yılmaz: Şöyle sormuyorum Başkanım, bakın. Lütfen dinleyin benim paragrafımı. "Şu şöyle dediğin doğru mu?" sorum yok benim. Yani bir şeyi beyanında okuyorsam devamında soru o beyanla çelişecek bir husus var mı yok mu...
Hâkim: Avukat Bey, şimdi bakın... Şimdi şunu yapmaya çalışıyorsunuz; bu doğru bir usul değil yani.
Kaptan Yılmaz: Ne yapmaya çalışıyorum Başkanım? Ne yapmaya çalışıyorum?
Hâkim: Şunu yapmaya çalışıyorsunuz: Sanığın beyanlarını aynen sanığa okuyarak, aralarından böyle sanığın ağzından çelişik bir şeyler çıkartmaya çalışıyorsunuz, ısrarla onunla uğraşıyorsunuz.
Kaptan Yılmaz: Başkanım, ama hakkımız tabii ki çelişki yakalamak istersiniz de bunu aynılarını okuya okuya yapmayalım tekrar tekrar. Bakın bir sanık aynı soruyu... Başkanım, çok hafife alıyorsunuz bizi! Çok hafife alıyorsunuz bizi!
Hâkim: Siz de soruları dinleyin lütfen. Çünkü bakın, müvekkilinizin sorduğu sorunun biraz önce aynısını sordunuz. Ümit Polat'ın sorduğu sorunun aynısını sordunuz.
Kaptan Yılmaz: Cevap vermedi çünkü! Cevap vermiyor.
Hâkim: E cevap vermeyince 3 saat aynı şey...
Kaptan Yılmaz: Daha doğrusu muğlak ve netleştirmeye çalışıyorum. Yok dese Başkanım, ben sorunun neyine ısrar edeceğim?
Hâkim: Avukat Bey, aynı soruları sormayalım, rica ediyoruz. Aynı soruları tekrar...
Kaptan Yılmaz: Tamam, dikkat edeyim Başkanım, aynı soru varsa da aynı soru olduğunu uyarın, sorumu geri alırım cevabını verdiğini düşünüyorsanız.
Hâkim: Buyurun devam edin.
Kaptan Yılmaz: Önce bir yerimi bulayım Başkanım, bütün soru şeyi dağıldı yani.
Hâkim: Alt tarafı 1,5 sayfa beyanı var, bu kadar soru nasıl çıkıyor biz anlamıyoruz. Bu Ağaç A.Ş.'de böyle oluyor hep.
Kaptan Yılmaz: Ne yapalım istiyorsunuz Sayın Başkanım?
Hâkim: Ne yapmak istiyorsunuz siz?
Kaptan Yılmaz: Ya Başkanım, sormayayım sorumu, bırakayım! Ya da şöyle diyelim...
Hâkim: Avukat Bey, yani... Avukat Bey, hangi mahkemede bu kadar soru sordunuz ya? Bak sabrım da bitiyor yani. Daha da diyorsunuz ki yani sorumuza müdahale olmayın... Yani...
Kaptan Yılmaz: Kendi sabrınızın, sabrınızın sınırları ne kadar onu öğrenmek istiyorsanız bilmiyorum ama her mahkemede bu kadar soru sorulur. Gerekiyorsa sorulur! Yani yasal olarak beni keseceğiniz yerde kesin. Beni bağlayan yasal mevzuatın dışında değilim ama siz bana sanığa...
Hâkim: Avukat Bey, aynı soruları sormayalım. Sanık beyanını o gün tekrarlatmayalım.
Kaptan Yılmaz: Ama şunu demeyin, beni itham ediyorsunuz. O kadar sessiz kalamam. Bana diyorsunuz ki: "Aynı şeyi tekrarlayıp, zorlayıp, oradan çelişki yakalamaya çalışıyorsunuz." E bunu da yapabilirim…
Hâkim: Mahkemede sordu, sorduysa sormayın o zaman yani.
Kaptan Yılmaz: Burada yaptığım bu değil ama. Lütfen, ben alenen yaptım.
Hâkim: Tamam, devam edin buyurun sorularınıza.
Kaptan Yılmaz: Çok özür dilerim, son bir cümle söyleyeyim bu söylediğinize iyi. Bakın, sanık söylemiş. 2023'te kendisine "Para ödeyeceksin" deniliyor, 2020... pardon, Temmuzunda da para ödüyor. Bunu hiç sormamam lazım benim o zaman sizin beyanınıza göre. Sormamış, hazırlık beyanında da var bu söylediğim. Tekrar ediyorum işte kendisine. Bakın, "Böyle demişsin." Devam ediyorum, diyorum ki: "71 milyonda iş almışsın, 1,5 sene kabul ettiğin, ödeyemem dediğin rüşveti ödememek için 1,5 yıl beklemişsin. Hayır mıydı, niye bekledin?" diyorum. Sorumu gelirse... Önü tekrar... Bakınız...
Hâkim: Tamam, bu soruyu sordunuz mu soruyu bu şekilde?
Kaptan Yılmaz: Cevap verdi ama zaten Sayın Yargıcım. Ya da verdiyse, vermediyse buyursun.
Süleyman Uzun: Kendisi o sürede istedi. O ana kadar bir şey istemedi.
Kaptan Yılmaz: "O sürede istedi" derken anlayamadım ben?
Süleyman Uzun: Yani o bahsettiğiniz geçen sürede diyorsunuz ya...
Kaptan Yılmaz: Evet.
Süleyman Uzun: Yani niye... Yani koşa koşa gidip ödeme yapmadım diye...
Kaptan Yılmaz: Koşa koşa gerek yok, 1,5 sene! Kaplumbağa hızı bile değil yani.
Süleyman Uzun: Benlik bir mevzu değil yani.
Kaptan Yılmaz: Peki. "Alacağım sürekli artıyordu" diyorsunuz?
Süleyman Uzun: Evet.
Kaptan Yılmaz: Sürekli arttı peki, yani ödeme zorluğuna gerekçeniz oysa...
Süleyman Uzun: Şimdi şöyle; siz mesela cariden takip ediyorsunuz, bir de bu işin uygulama, hakediş kısmı var, faturalanmamış kısmı, onu göremiyorsunuz tabii.
Kaptan Yılmaz: Ne kadar zamanda fatura kesiyorsunuz yaptığınız işe? Bitirince kesiyorsunuz usulüne göre değil mi?
Süleyman Uzun: Yani, bazen işte işin şeyi yapılmadığı için, hakediş de yapamıyoruz, fatura da kesemiyoruz, bekliyoruz. Açıkta... Alacağımız kalıyor yani.
Kaptan Yılmaz: İş bitmediği için mi? Yapacağınız iş olduğu için, devam ettiği...
Süleyman Uzun: İhalesi yapılamadığı için.
Kaptan Yılmaz: Peki. Siz bu Avrupa Yakası veya Anadolu Yakası hakkında yapılan işlerden bahsettiniz. Siz Anadolu Yakası'nda çalışıyorsunuz. Avrupa Yakası'na verdiğiniz iş teklifleri ile Anadolu Yakası farklı mıdır? Yani ekibiniz Anadolu Yakası'nda, Avrupa Yakası'nda iş yaparsanız biraz daha yüksek bir teklif verirsiniz?
Süleyman Uzun: Doğrudur.
Kaptan Yılmaz: Dolayısıyla Avrupa Yakası'nda ekipleri olan, orada çalışan daha avantajlıdır. Bir başka yakaya teklif verdiğinde bunun lojistiği vesairesi rakamlar aynı olmaz, diyebilir miyiz?
Süleyman Uzun: Daha avantajlıdır. Denilebilir.
Kaptan Yılmaz: Biraz daha yüksek olur bir başka yakada çalışmak, tamam. Siz kendi çalışanlarınıza hediye kartı dağıtır mısınız? Kart verdiğiniz oluyor mu yani; yardım kartı, hediye kartı... Kendi çalışanlarınıza dağıtır mısınız bu kartlar, hediyeler falan?
(Soruya yanıt verilmez)
Kaptan Yılmaz: Başka sorum yok.
SERDAL TAŞKIN AVUKAT ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: Şimdi ben teknik bir şeyi sormayacağım. Siz zannedersem pişmanlık ifadesi verdiniz değil mi?
Süleyman Uzun: Doğrudur.
Ali Rıza Dizdar: Doğrudur. Peki. Cumhuriyet Savcısına gittiğiniz zaman, pişmanlık ifadesini vermeye gittiğiniz zaman, Cumhuriyet Savcısı tarafından size pişmanlıkla ilgili nelerden faydalanacağınız, nelerden faydalanmayacağınızı anlatıldı mı? Cumhuriyet Savcısı söyledi mi, anlattı mı size?
Süleyman Uzun: Hayır.
Ali Rıza Dizdar: Peki, pişmanlık ifadesi verirken sizlerin yanınızda olan sayın meslektaşımız size bir şey söyledi mi? Yani pişmanlıktan faydalandığınız takdirde siz…
Süleyman Uzun müdafi: (Anlaşılmadı)
Ali Rıza Dizdar: Karışma! Karışma! Müdahale etme! Müdahale etme bu soruya! Bu soru! Karışma! Bir dakika özür dilerim ama benim ben bir soru soruyorum.
Hakim: Avukat Bey, zaten soruya itiraz var. Alacağız mecbur sanık müdafisini.
Ali Rıza Dizdar: Soruya mı itiraz ediyorsun? Soruya Pardon, o zaman usulü bilmiyor. 201'e göre bana değil size hitap eder, siz ikaz edersiniz.
Hakim: Bana sesini duyurmaya çalışıyor avukat bey. Mikrofon açık olmadığı için ondan dolayı bu şekilde çıkıyor.
Ali Rıza Dizdar: Buyurun nedir itirazınız? İtirazının gerekçesi nedir?
Hakim: İtirazın sebebi…
Süleyman Uzun müdafi: Başkanım, sizin meslektaşınız yanınızdan müvekkilinize müdahale etti mi? Bu şekilde mesleki bir şekilde yapılabilir mi yani? Bu müvekkiliniz bu şekilde sorgulanamaz çünkü.
Ali Rıza Dizdar: Hangi fakülteden mezun oldu bilmiyorum ama neyse.
Hakim: Avukat Bey, Avukat Bey böyle yapmayalım böyle sesimizi yükseltmeyelim lütfen bu Avukat Bey bu bu şekilde olmaz. Bu soruyu geçelim.
Ali Rıza Dizdar: Bu soru geçmedi. Ben geçilmediğini anlatmak istiyorum. Ha, soruma devam edeyim.
Hakim: Tamam, savcı böyle bir şey, bu hususta sizi bilgilendirdi mi diye sordunuz, oradan devam edelim. Evet.
Ali Rıza Dizdar: Şimdi şöyle demek istiyorum. Şimdi yani hani size pişmanlık da ifade verdiğiniz zaman cezadan indirim yapacağını söylediler mi?
Süleyman Uzun: Hayır.
Ali Rıza Dizdar: Yani hani siz pişmanlık yasasından, maddesinden yararlanırken ceza almayacağınızı mı düşündünüz?
Süleyman Uzun: Yok, düşünmedim.
Ali Rıza Dizdar: Düşünmediniz. Peki. O zaman önemli soruya geliyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin saygın bir vatandaşısınız. Mademki böyle bir suçlar vardı da zamanında hiç mi şikayet etmediniz? Yumurta kapıya dayanınca mı şikayet ettiniz? Evet, soru bu.
Süleyman Uzun: Etmedim
Ali Rıza Dizdar: Etmedin. Teşekkür ederim. Şimdi sayın başkan, şimdi sayın başkan, sayın üyeler, sayın savcım, özür dilerim ama biz burada hakikatin ortaya çıkmasıyla meşgulüz. Hakikatin ortaya çıkmasıyla meşgul olurken, hakikat gerçekten birilerinin iftiraları yahut birlerinin itiraflarıyla ortaya çıkıp çıkmamasının takdiri zaten delilin tartışılmasından son bulacak. Yani zamanında yapılmayan örgütsel veya rüşvetsel bir olayda pişmanlık yasasından yararlanmayan kişiler tahliye oluyorsa herkese de siz de pişmanlık yasasından tahliyeye mi olacaksınız diyeceğiz.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: Savcı beyin sorusunda böyle sanki birazcık tereddüt ettiniz. Ben de o yüzden sormak istiyorum bu yukarısı lafı ile ilgili. Savcı bey sordu, o esnada oldu. Ben de şunu merak ettim. Siz ifade vermeden önce, ifadenizi imzalamadan önce Terörle Mücadele şubesinde bunu okuyabildiniz mi?
Süleyman Uzun: Detaylıca okuma fırsatım.
Baran Kaya: Evet, ifadenizi.
Süleyman Uzun: Yok.
Baran Kaya: Bulamadınız. Peki bu yukarısı lafını, diyaloğunu bize anlatabilir misiniz? Nasıl duydunuz onu, nasıl bir şeydi?
Süleyman Uzun: Bayağı normal bir şey. Yukarısı demek, bu sorgulanmaz ki.
Hakim: Biraz önce sorduk zaten. Savcı bey sordu.
Baran Kaya: Savcı bey sordu ama
Hakim: muğlak kalmadı, biz duyduk duyacağımızı. Yukarısı, yukarısı hususunda size bir söylenmiş bir soru var mı, verilmedi. Somut bir isim verilmemiş yukarısı konusunda. Soru bu soru zaten. Cevabını aldık beyefendi, aynı soruyu sormayalım. Yenisine geçelim, yeni soruya geçelim.
SÜLEYMAN UZUN AVUKATI ELİF GENÇER SAVUNMASI
Sayın Başkan, zaten yeterince sorular oldu ve müvekkil de beyanlarında ve savunmalarında bulundu, fazla zamanınızı almayacağım. Müvekkil soruşturma aşamasında da, bugün duruşma salonunda da beyanlarda bulunmuştur, herhangi bir çelişkili bir ifadesi yoktur. Sadece şu konuya açıklık getirmek istiyorum; müvekkil tam ifade edemedi o noktayı. Müvekkil bir süredir şirketle çok ilişkili değil. Şirketin sahibi, o yüzden para akışı, işte mali durum vesaire tabii ki kendisine bilgi veriliyor. O takip ediliyor ama dışarıdan biraz takibi. Şantiye konularıyla Tuğrul Doğuşuk ilgileniyor. Vekalet de Altan Bey’de. O yüzden de müvekkile bilgi veriliyor ve bu şekilde devam ediliyor.
Bunun dışında müvekkilin bilgi sahibi olduğu hususlar, kendisini aramaları ve kendisine söyledikleriyle sınırlı. Anlatmaya çalıştığı o. Tuğrul şantiyede. O ilgileniyor, o çiçek dikimleriyle falan o ilgileniyor. Altan Bey’de de vekalet var, resmi işlemleri de o gerçekleştiriyor. Tabii ki şirket sahibi olduğu için bir takım konularla alakalı kendisini bilgilendiriyorlar. Kendisinin duyumları vesaire de var bu konuyla alakalı. Daha fazla uzatmayacağım. Sadece şu konuyu: adli kontrolü var müvekkilin, imza adli kontrolü var. Bu imzası da bugün de hatta imzası vardı ama imzayı atamadı. O yüzden adli kontrollerle alakalı bir an önce karar verilmesini talep ediyoruz, adli kontrolün kaldırılmasıyla alakalı bugün de imzası olduğu için, atamadığı için. Bu konuyla alakalı bir an önce karar verilmesini istiyoruz. Mütalaadan sonra ayrıntılı savunma ve beyanda bulunacağız. Bu aşamada beraatine, aksi kanaatteyseniz lehine hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz.
Hakim: İmza atamadan sorun olmaz efendim, şimdi o zaten duruşmada olduğu için zaten problem yaşamaz. İhlal de bize bildirilir en fazla.
ALİ YAKUT SAVUNMASI – 07.10.2026
Başkanım, ben savcılıktaki ifadelerimin aynı şekilde tekrar edilmesini istiyorum. Yalnız sadece ifademin şu kısmına bir açıklık getirmek istiyorum Başkanım. Ben, kesinlikle benim hayatım boyunca hiçbir zaman ihale alabilecek bir firmam olmadı, yeterli eser bir firmam olmadı. Bana alınacak ihalelerden taşeronluk işi verileceği söylendi. Paraları da gönderdim zaten, ondan sonra da operasyon oldu. Parayı da hiçbir şekilde temin edemedim, dolandırıldım. Başka diyeceğim bir şey yok Başkanım.
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Şimdi bu dosyada 20 saat arayla iki farklı ifadeniz var. Biri poliste, biri savcılıkta. İkisi de birbirini tutmuyor, ikisinde de serbest bırakılıyorsunuz. Bu ifadelerden polis ifadesini yalan beyan olarak kabul ediyorsunuz. Poliste yalan konuşmanıza neden olan motivasyon neydi acaba?
Ali Yakut: Korktum.
Murat Ongun: Korktunuz.
Ali Yakut: Gece saat 11'de polis emniyet müdürlüğüne çağırınca korktum.
Murat Ongun: Savcılık kaçta çağırdı?
Ali Yakut: Savcıya ondan sonra gözaltına alındım, sabahleyin savcılığa kaçta çıktım...
Murat Ongun: Şimdi beyanınızda şimdi de dediniz ki madencilik ve inşaat. Savcılık beyanınızda da maden işletmecisi olduğunuz yazıyor.
Ali Yakut: Evet.
Murat Ongun: Geçmişten de bir reklam tecrübem var demiştiniz.
Ali Yakut: Ailemin var.
Murat Ongun: Ağabeyiniz Cüneyt Yakut adına değil mi efendim? Ailenizin reklam şirketi. Cüneyt Yakut ifadesinde, 2006'da işleri devretmişsiniz gibi değil mi kardeşinize? Öyle bir diyor ifadesinde.
Ali Yakut: Ben öğrenciydim o sırada ama geçmiş tarihlerde...
Murat Ongun: Yani 1986 doğumlu olduğuna göre 2006'da hani çok bir asıl tecrübe yok. Peki sizi genç yaşta zaten pek de tecrübe edinmedikten 17 yıl sonra tekrar reklam işine girmeye motive eden nedir?
Hâkim: Bu soru bu şekilde…
Murat Ongun: Peki. O zaman şöyle revize edeyim, Sayın Başkanım.
Ali Yakut: Yani bugün aklıma bir iş geldiği zaman bununla ilgili bir motivasyona gerek yok ki; kârlı olduğunu düşündüğü...
Murat Ongun: Şöyle revize edeyim; biraz evvel kendisi dedi ki: "Ben zaten hiçbir zaman ihale alacak nitelikte firmam yoktu, alt taşeron işi yapacaktım."
Ali Yakut: Doğru.
Murat Ongun: Reklamcılıkta bu alt taşeron işi nasıl oluyor?
Hâkim: Cevapları biraz şöyle mikrofona yakın verelim de kayıtlara düzgün geçsin.
Ali Yakut: Matbaa-basım işleri olabilir, reklam panolarının yapımı olabilir, bakımı olabilir, her türlü iş olabilir alt taşeronluk olarak.
Murat Ongun: Maden işletmecisisiniz ya o yüzden soruyorum.
Ali Yakut: Maden işletmecisiyim ama orada da aynı zamanda şey olduğunu söyledim geçmiş tecrübelerimizde, ailevi tecrübesinin olduğunu söyledim.
Murat Ongun: Hiç alakanız olmadığı için sordum. Şimdi sizin Emrah Bağdatlı diye birini bulma gayeniz doğal olarak bu reklam işleri için yani.
Ali Yakut: Ben bulmadım. Ben ifademde de söylediğim gibi Ali İri'ye, vefat eden Ali İri'ye söyledim, kendisi bana Emrah Bağdatlı'dan bahsetti.
Murat Ongun: Vefat eden rahmetli Ali İri reklam sektöründen biri miydi? Ne iş yapardı?
Ali Yakut: 30 senedir belki. Zamanında bizim yanımızda da 2006 yıllarında çalışmıştı o dönemlerde, biliyorum. Oradan reklam sektöründe olduğunu biliyordum, ona söyledim.
Murat Ongun: Firmasının ismi nedir?
Ali Yakut: Bilmiyorum. Bizim yanımızda o sırada o zaman çalışıyordu kendisi.
Murat Ongun: Ha şundan sordum; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde bir Ali İri ismine kayıtlı veriye ulaşılamadı da ben o yüzden sorma ihtiyacı hissettim. Ağabeyiniz Cüneyt Yakut'la ağabey-kardeş ilişkimiz var değil mi? Bir husumet ya da şey.
Ali Yakut: Yok, gayet iyi.
Murat Ongun: Peki. Şimdi hani ifadesini de okumuşsunuzdur, onun da aldığı bir ihale var. Aynı zamanda... Peki, ben söylemiş olayım. Aynı zamanda anlıyorum ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne de hâkim biri. Ben de zannedersem kendisini 2021 ya da '22'den beri tanırım. Acaba siz neden bir reklam işine girme konusunda diyalog yolu ararken rahmetli birinden yardım istediniz?
Ali Yakut: Ağabeylerim cezaevindeydi, söyledim ifademde zaten. Biliyordunuz siz de madem 2021 yılından beri arkadaşsınız. O dönemde belirli bir süre cezaevinde durduğunu olduğunu biliyorsunuz.
Murat Ongun: Şimdi geleceğiz, o tarihe geleceğiz. Tarih bilginiz doğru değil. O tarihe geleceğiz. O yüzden sordum neden ağabeyinizden bir talepte bulunmadınız diye yani en azından bir haber gönderin. Peki, siz hiç benle ya da Emrah'la bir yüz yüze görüşme yaptınız mı?
Ali Yakut: Hayır. Görüştüğümü iddia etmedim hiçbir zaman ifademde.
Murat Ongun: Ettiniz demedim, yaptınız mı dedim. Sakin olun. Şimdi size 30 Kasım ve 31 Aralık 2023 tarihli iki fatura kesilmiş.
Ali Yakut: Evet.
Murat Ongun: Hani size "Bu firmadan mal al ve buraya ödemeyi yap" diyen de Ali İri değil mi?
Ali Yakut: Emrah Bağdatlı tarafından ona söylenmiş, Ali Ağabey de dedi, "Evet, fatura gelecek sana, bunu öde."
Murat Ongun: Size bunu söyleyen Ali İri.
Ali Yakut: Evet, "Fatura gelecek, ben görüştüm, o faturaya istinaden ödeme yap."
Murat Ongun: Tamam. Soru şu: Size bunu söyleyen Ali İri?
Ali Yakut: Evet, Ali İri.
Murat Ongun: Tamam, o kadar. Sorum o kadar.
Ali Yakut: Evet.
Murat Ongun: Sorum o kadar. Torpilli bir öne gelme, yani işin size verilmesi için aslında özünde muvazaalı bir talepte bulunuyorsunuz.
Ali Yakut: Hayır. Ben dediğim gibi zaten açık konuşayım. Bu konuda madem reklam sektörünün içindeyiz, zaten hepimiz biliyoruz bu konuda ben de. Bu işlerde büyük firmaların işleri alacağı, aldığı, bu büyük firmaların alan iş firmaların aldıkları işlerden ben alt taşeronluk işi almaya çalışıyorum. Benim zaten dediğim gibi herhangi bir şekilde yeterlilikte bir firmam yok ki. Olmadığı için.
Murat Ongun: Peki. Şimdi siz yalnız burada bir biraz değişti tabii. Savcılıkta öyle değildi, kendinizi iyi hale almak için de. Yine de şunu merak ediyorum; siz sonuç itibarıyla bir torpil arayışındasınız. Yani normal gelip kendiniz müracaat etmek yerine başka bir şeyler. Tabii tabii ama hani torpilli bir iş arayışı bu, yani iş bulma arayışı. Yani burada da siz bir ürün alıyorsunuz ama hani tavır gösterip "Ben bu ürünleri beğenmedim" deyip geri gönderiyorsunuz. Sonra da iade faturası kestiğinizi söylüyorsunuz. Yani tamam da burada bu hani iş alışverişinde bu beğenmeme şeyi çok kafama yatmadı, o yüzden merak...
Ali Yakut: Vallahi bunu açıklayacak kişi Murat Bey sizsiniz ben değilim.
Murat Ongun: Senin soruna cevap vermem ben. Sen geleceksin, bana soracaksın hani. Yani...
Ali Yakut: O zaman ben de... Ben de vermiyorum o zaman. Sorunuza cevap vermiyorum.
Murat Ongun: Bana geleceksin. Ben orada...
Ali Yakut: Benim öyle bir hakkım var mı başkanım? Sorunuza cevap vermiyorum Murat Bey. Bana ne zaman o zaman 50 bin doları ne zaman ödeyeceğinizi söyleyin o zaman. Başım, gözüm üstüne. Ben de kabul ettim. Buyurun.
Murat Ongun: Senin soru sorma hakkın yok. Onu söylüyorum ben.
Ali Yakut: Ben de cevap vermeme hakkımı kullanıyorum. Buyurun, başka sorunuz?
Murat Ongun: Peki. Ben sorularımı sorayım, sen cevabını ver ya da verme. İade faturasını, beğenmediğin ürünün iade faturasını 4 ay sonra kesmenin sebebi nedir?
Ali Yakut: Anlık bir şekilde muhasebeye takip etme gibi bir durumum söz konusu değil. Muhasebeci olsa da o dönem kesmiş bunu. Bir herhangi bir beis var mı? Yıl dolmadan herhangi bir şekilde istediğiniz zaman o faturayı kesme hakkına sahip değil misiniz? Ya da cari bir şekilde firmalarla çalıştığınız zaman cari faturaya ne zaman ödemesini yapıyorsunuz?
Murat Ongun: Şöyle ama, sizin ödeme yapıp, ürünler geldi diye ödeme yaptığınız tarih Ocak 2024'tü. Sonrasında bayağı zaman geçmiş, 6-7 ay sonra kesmişsiniz.
Ali Yakut: Sene geçmemiş. Sene içinde, bakın. Ocak ayında faturalar biliyorsunuz sene sonunda Aralık ayında kapanır bu açık faturalar varsa da. Bu muhasebesel bir işlemdir. Yani bunun bir ay sonra ya da 4 ay sonra kapanmasının burada herhangi bir şu an şeyi yok, önemi yok.
Murat Ongun: Ürün tanımı şöyle: "Çikolata tarzında incikli boncuklu süslü kullanılamayacak şeyler." Gelen çikolata mıydı, çikolata görünümlü incik boncuk mu?
Ali Yakut: Hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Bu senin ifaden.
Ali Yakut: Hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Hatırlamıyorsun. Unuttun. Peki. İfadende diyorsun ki: "Abim ve babamın cezaevine girdiği bu süreçte yanıma gelenlere sorduğumda bu firmanın Murat Ongun'un eşinin olduğunu öğrendim." Abin ne zaman tutuklandı?
Ali Yakut: Tam zamanını hatırlamıyorum ama verdiğim ifadededir. İfadedekini aynen kabul ediyorum. Siz niye bunu hatırlıyorsunuz?
Murat Ongun: Abin yani... Hatırlamıyor musun?
Ali Yakut: Beyefendi, hatırlamıyorum. Bu da o dönem tarih arasındadır yani. Tam böyle bir tutuklu olduğunu ya da kaç ay olduğunu biliyorum da o ne zaman...
Murat Ongun: Kaç ay dedin? Kaç ay dedin?
Ali Yakut: Hatırlamıyorum. Gerçekten hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Peki. O zaman şöyle mi anlıyorum: Abiniz ve aileniz, babanız filan cezaevine giriyor. İnsanlar size dostane bir geçmiş olsun ziyaretine geliyor. Ve siz onlara 25 Mart tarihinde, yani iade faturasını kestiğiniz tarihten sonra gelen, geçmiş olsun ziyaretine gelen insanlara "Yılbaşında aldığınız ürünün firması kime ait?" diye mi sordunuz?
Ali Yakut: Merak ettim. Sizi merak ettim. Emrah Bağdatlı'yı merak ettim. "Kim bu reklam sektöründen gelen insanlar?" diye. Onlar anlattılar.
Murat Ongun: Ama öyle olmadı. Diyorsunuz ki: "Abim cezaevindeyken yanıma gelenlere sorduğumda bu firmanın Murat Ongun'un eşinin olduğunu öğrendim."
Ali Yakut: Evet, zaten aynı şeyi söylüyorum ben de Murat Bey.
Murat Ongun: Yok. "Sizi merak ettim de sordum" diyorsunuz. İfadenizde diyorsun ki...
Ali Yakut: "Ben ikisini de anlattım. Kim olduğunu sordum. Emrah Bağdatlı'nın da sizinle iş yaptığını, ben açık söyleyeyim size, sizinle iş yaptığını, ihaleleri aldıklarını ve işin sizden geçtiğini söylediler bana." Aynen bu şekilde söylediler. Evet.
Murat Ongun: Daha önce Ali Bey'e sormuş muydunuz?
Ali Yakut: Ben, bakın şimdi daha demin sorduğunuz soru neydi? "Sizin kim olduğunuzu nereden..." Ben Emrah Bağdatlı'yı oradan öğrendim. Sizi de gelen arkadaşlarımdan öğrendim. Abim o sırada, gelen kişilerden öğrendim. Geçmiş olsun ziyaretine gelen kişilerden öğrendim.
Murat Ongun: "Geçmiş olsun ziyaretine gelen kişilere 'Ben bir ürün aldım, bu firma kimin?' dedim" dediniz.
Ali Yakut: Hayır, Emrah Bağdatlı kimdir dedik. Emrah Bağdatlı'nın da sizinle alakalı ilişkilerini anlattılar. Emrah Bağdatlı ve sizinle alakalı olayları anlattılar.
Murat Ongun: Peki.
Ali Yakut: Oradan size geldi konu.
Murat Ongun: Şimdi Mart 2024 iade faturası kesiyorsunuz.
Ali Yakut: Evet.
Murat Ongun: Seni zaten ondan sonra uzunca bir süre arayan, tehdit eden veya herhangi bir şey, bir sorun olmuyor.
Ali Yakut: Doğrudur.
Murat Ongun: İddianameye göre ve beyanına göre, 2024'ün yani Mart'ında iade faturası kesiyorsun, Eylül ayında yani 6 ay sonra Çiğdem isminde biri arıyor...
Ali Yakut: Hı hı.
Murat Ongun: Bu beyanda da bir tehdit yok. Diyor ki sizin beyanınız bu: "Biz sizinle çalışmak istiyoruz. İade faturasının devamını ödeyin, sizi ihalelere sokalım" diyor. Bir tehdit de yok bunda. Siz de ihaleye girmek için herhalde...
Ali Yakut: Zaten daha deminki ifademde düzelttim ben onu. İhaleyi alabilecek herhangi bir şeyim olmadığını söyledim. Beyan ettim burada.
Murat Ongun: Sonra Ali İri'nin yerini Çiğdem Hanım almış oluyor, değil mi?
Ali Yakut: Evet.
Murat Ongun: Şimdi... 2024 Eylül'de sizi arayan Çiğdem Hanım'ın dediğini...
Ali Yakut: Beni değil, muhasebe bölümünü aradı. Ben kimseyle konuşmadım.
Murat Ongun: Peki. 2024'ün mart ayında iade faturanızı kestiniz. İfadenize göre benim eşimin şirketi olduğunu öğrendiniz. Dediniz ki bunlardan benim ticari hayatım... Yeter ki ben bu ödemeyi yapmazsam beni affederler. Ticari hayatınız bu arada maden işletmesi, benimle bir alakası yok. İnşaat da benim bir işim yok.
Ali Yakut: İnşaat işinde ne olduğunu ben söyleyeyim.
Murat Ongun: İnşaatta da benim bir işim yok. Neyse, "Ticari hayatımı mahveder." diyorsunuz. Eylül 2024'te, 6 ay sonra Çiğdem diye birisi sizi arıyor. Siz de diyorsunuz ki "Tamam, ben bu faturayı ödeyeyim." diyorsunuz. Bunu ne zaman yapıyorsunuz, ödemedeki tehdit ve korku iklimini?
Ali Yakut: Tarihler orada yazıyordu.
Murat Ongun: Söyleyin.
Ali Yakut: Gerçekten hatırlamıyorum şu an.
Murat Ongun: Şubat 2025'te yapıyorsunuz. Yani 8 ay sonra. Tehdit, korku... Böyle mi gelişir sizin için? Yani alışverişi yaptığınızda 14 ay sonra ödeme yapıyorsunuz...
Ali Yakut: Hayır, o faturalar iade... İadeden sonra kesilen faturalar. Bakın orada iade faturaları var. Mart ayından... Önümde şu an evrak yok ama mart ayında iade edilen faturalar var. Mart ayında bahsettiğiniz zaman iade faturaların kesildiği zaman. Siz de kendiniz de söylediniz az önce. Faturalar kesildikten 4 ay sonra mı iade faturasını kestiniz diye kendiniz beyan ettiniz. Ben mart ayında kesilen faturalar, Murat Bey, son kez söylüyorum, iade faturalarıydı, siz de biliyorsunuz.
Murat Ongun: Tamam, korktunuz mart ayında öğrendiniz de benim karımın şirketi olduğunu... Korktunuz da "Benim iş hayatıma hükmederler." diyerek ödemenizi Mart 2024'te bu panikle, korkuyla yola çıktığınızda ödemenizi Şubat 2025'te yapıyorsunuz diyorum. Nasıl bir korku...
Ali Yakut: Yine faturalar kesildi. Murat Bey, ondan bahsediyorum ben.
Murat Ongun: Orada... Siz de kesilmiş 30... Kasım ve Aralık 2023 dışında fatura yok. Burada yanlış beyanda bulunuyorsunuz.
Hâkim: İtirazınız mı var?
Avukat: Aynı soruyu değiştirerek soruyorum, Murat Ongun. Daha doğrusu Ali Yakut'un savcılıkta vermiş olduğu ifadesindeki bir eksiklikten dolayı farklı algılandı. Orada söylemek istediği şey korktuktan sonra mı 8 ay fatura kestiniz? Böyle bir şey söz konusu değil. Faturayı kesmeden önce herhangi bir korku yaşamadı. İtiraz ediyorum. Bir de defalarca kez değiştirerek farklı noktadan...
Murat Ongun: Sayın Başkanım, ben... Ben Ali İri’nin savcılıkta eksik... Ben Ali İri'nin... Hanımefendinin dediği gibi savcılıkta eksik ya da yanlış beyan verip vermediğini bilemem. Ben Ali İri'nin imzalı ifadesinden okuyorum bunu.
Hâkim: Ali İri değil, Ali Yakut.
Murat Ongun: Şey, Ali Yakut, pardon. Allah uzun ömür versin. Demek istediğim de şu: Yani sizde bir iade faturası kesilmiş, korkmuşsunuz, "Hemen ödemem yapmam gerekir." dememişsiniz, 11 ay sonra ödemişsiniz diyorum. Diyor ki: "Sonra başka faturalar kesildi." Hayır, yok efendim. Şu an doğru beyan vermiyor.
Hâkim: Tamam, o iade faturası...
Murat Ongun: Ben de onu söylüyorum.
Hâkim: değerlendiririz.
Ali Yakut: Başkanım, liste şu anda önümde olmadığı için bilmiyorum. Hatırıma gelen iade faturalarından sonra yeni bir fatura geldi. Ben bunu söylüyorum. Aradaki...
Hâkim: Hatırladığınız kadar cevap versin o zaman. Hatırlamıyorum dersiniz veya kayıtlarıma bakayım dersiniz.
Murat Ongun: Fatura kesildi diye hatırlıyor, olmadığını söyleyince hatırlamıyorum diyor. Şimdi 29 Nisan'da... Son sorumu soruyorum, son sorumu soruyorum, kapatıyorum. Şimdi 29 Nisan polis ifadesinin doğru olmadığını beyan etti. 30 Nisan'da da savcılıkta diyor ki, bizleri kastederek "Bu şahısların ne kadar güçlü ve nasıl sistemle çalıştıklarını bu operasyon neticesinde tüm Türkiye gibi öğrendik, ben de mağdur oldum." Bunu 29 Nisan'da bilmeyip 30 Nisan'da mı öğrendiniz?
Ali Yakut: Lütfen olayı provoke etmeyin "bu şahıslar" diyerek. Bu şahıslardan kastımın siz ve Emrah Bağdat[anlaşılamadı] olduğunuzu biliyorsunuz. Buradaki herkesi lütfen provoke etmek için söylemeyin. İkincisi de ikincisi de Sayın Savcım orada beni ifadeye çağırdıktan sonra ben bu olayın bu kadar derin olduğunu bilmiyorum. Söylemem de buydu, bundan dolayı bir şey değil.
Murat Ongun: Savcı Bey size bizle ilgili ne...
Ali Yakut: Bana Byzag firmasını anlattı, bu kadar. Byzag ile ilgili soru sordu. Byzag firmasının eşinizin olduğunu orada öğrendim diye söylediğim gibi. Burada arkadaş, gelen arkadaşlardan da sizin firmanızın Emrah Bağdat ile ilişkilerini anlattılar. Geri kalan zaten söylemek istediğim şey yapılan operasyondan sonra medyada duyduklarım. Başka bir şey değil.
Murat Ongun: Medyada duyduklarınız. Teşekkür ederim, sağ ol.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Şimdi Ali Bey, Cüneyt Yakut'un 16 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde, BYZAG tarafından Aktif Spor'a düzenlenen faturaların karşılığında yapılan ödemelerin kendisi tarafından gerçekleştirildiğini söylemiş. Ali Bey, Aktif Spor'un ödeme süreçleri ve BYZAG ile kurduğu ticari ilişki üzerinde Cüneyt Yakut'un söz hakkı var mı?
Ali Yakut: Kendisi buraya geldiği zaman ona sorarsınız bu soruyu. Cevabı kendisi versin.
Rahşan Sertkaya: Şirket sizin olduğu için soruyorum.
Ali Yakut: Kendi ifademi kendim adına vereceğim. Yapacak bir şey yok.
Rahşan Sertkaya: Siz şirket sahibisiniz. Kim söz hakkı sahibi, kim söz hakkı sahibi değil, bunu bilebileceğinizi düşünerek sordum.
Ali Yakut: Yani şirketler eğer kiminse söz hakkı da onun oluyor. Benim adıma olduğu için buradayım zaten, değil mi?
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi savcılık makamında, BYZAG’la yaptığınız, savcılıkta ifade ettiğinizi baz alıyorum. Diyorsunuz ki ben bu ikinci ödeme karşılığında herhangi bir ürün bana teslim edilmedi diye bunu beyan ettiniz tekrar. Ama şimdi Cüneyt Yakut'un ifadesini okuyoruz. Diyor ki evet, ürünler teslim edildiydi ama bunlar biraz değeri düşük ürünlerdi. Şimdi siz hiç ürün teslim edilmedi diyorsunuz.
Ali Yakut: Şimdi ben size söyleyeyim. Zaten para gittikten tarihlere yanlış hatırlamıyorsam bakarsanız zaten bir buçuk ay sonra falan filan veriliyor o ürünler.
Rahşan Sertkaya: Ama Cüneyt Bey her ikisi için de kapsayıcı bir cümle kurmuş.
Ali Yakut: Onu Cüneyt Bey'e sorarsınız.
Rahşan Sertkaya: Anladım. Siz 50 bin lira için o zaman ürün geldi. 750 bin lira için...
Ali Yakut: Gelmedi. 750 bin liralık kısmı için.
Rahşan Sertkaya: Yani o zaman emniyet ifadenizin o kısmını doğru kabul edeceğiz.
Ali Yakut: Şimdi savcılık kısmını mı ifade kabul edip soru soruyorsunuz yoksa emniyet ifadesini mi?
Rahşan Sertkaya: Ben savcılığı doğru kabul ederek sormuştum.
Ali Yakut: Soruyu sorarken savcılık kısmını doğru kabul ederek sorduğunuzu söylüyorsunuz ama şimdi emniyet ifadesini diyorsunuz. Ben açıkçası emniyette de verdiğim ifadede korkarak verdiğimi, savcılıkta da gerçek ifademi verdiğimi söyledim daha demin. Ondan dolayı lütfen savcılıktaki ifademi baz alın.
Rahşan Sertkaya: Yani gözaltında kaldıktan sonra korkmadınız. Öyle mi? Emniyetten çıkıp evinize, özgürlüğünüze gittiniz…
(Hâkim araya giriyor)
Ali Yakut: Ben gece saat 11'de telefonla arandım. Bir dakika benim anlatmama izin verin ilk önce. Gece saat 11'de telefonla arandım. Emniyete çağırıldım. BYZAG’la ilgili soru sordular. İlk başta korkumdan dolayı emniyete ifademi verdim. Ertesi gün beni bir daha çağırdılar. Beni gözaltına aldılar. Gözaltı sürem dolduktan sonra da beni savcı beyin karşısına çıkardılar. Olay bu.
Rahşan Sertkaya: Yani gece 11'de aranmaktan korktunuz ama gözaltında bir gece kaldınız ondan korkmadınız. Öyle mi?
Ali Yakut: Aynen.
Rahşan Sertkaya: Peki. Devam ediyorum efendim. Şimdi Ali Bey, size BYZAG şirketi hakkında düzenlenmiş 15 Aralık 2026 tarihli bir vergi tekniği raporu var.
Ali Yakut: Ne var?
Rahşan Sertkaya: Vergi tekniği raporu. BYZAG’ın bir vergi tekniği raporu var. Şirketiniz Aktif Spor için de herhalde bir karşıt inceleme tutanağı var. Şirketiniz adına Kerim Ali Yıldırım Han beyanda bulunmuş. Süreçten haberiniz var mıydı? Kerim Ali Yıldırım Han'ın vergi dairesine verdiği beyandan haberiniz var mı? Şirketiniz adına gidip ifade vermiş vergi dairesine. Biliyor musunuz?
Ali Yakut: Yok. Dinliyorum buyurun.
Rahşan Sertkaya: Şimdi Kerim Ali Yıldırım Han Aktif Spor adına gidiyor, bir karşıt inceleme tutanağı tutuluyor ve bakın ne diyor biliyor musunuz ifadede. Firmadan yani BYZAG’ı kastediyor, promosyon ürünleri yani bloknot, kalemlik, sümen, ajanda ürünler aldık. Bakın ürünler aldık diyor Kerim Ali Yıldırım Han. Ödemesi banka havalesiyle yaptık. Başka söyleyecek bir hususum bulunmamaktadır.
Ali Yakut: Tamam zaten ilk başta 50 bin TL'lik ürünü aldığımızı ben de burada söylüyorum Hanımefendi. Ben yanlış mı anlatıyorum ya da anlatamıyor muyum kendimi ya da anlaşılamıyor muyum, anlamadım.
Rahşan Sertkaya: Şimdi ben size o zaman toparlayayım. Ben ön inceleme tutanağını görmek ister misiniz diye sorayım.
Ali Yakut: Hayır hayır, buyurun okudunuz zaten görmemi gerektirecek bir şey yok. Okuyorsunuz zaten.
Rahşan Sertkaya: Şimdi burada karşıt inceleme tutanağında hem 288 bin hem de 468 binlik iki fatura, iki ayrı madde olarak Kerim Ali Yıldırımhan'a gösteriliyor. Yani 50 bin liralık ödeme değil, iki fatura birden gösteriliyor. Ve diyor ki: "Mükellef kurum temsilcisine..." Yani sizin kurumunuz temsilcisine... "2. maddede dökümü yapılan faturalarda yazılı mal ve hizmetleri gerçekten alıp almadığı, aldıysa kimden aldığı soruldu" diyor. Yani hani 50 bin lirayı sormuyorlar, bütün bir ödeme için soruyorlar ve bütün bir ödeme için Kerim Ali Yıldırımhan, sizin şirketinizin temsilcisi, diyor ki: "Bizim şirket sahibimiz Ali Yakut, Byzag Limited Şirketi yetkilisini tanıyor diye biliyorum. Firmadan promosyon ürünleri, yani bloknot, kalemlik, sümen, ajanda aldık. Ödemesini banka havalesiyle yaptık, başkaca söyleyecek bir şey yok." Yani hani sizin ifadenizde dediğiniz gibi 50 bin lira için değil, bütün ödeme için ürünleri aldıklarını ve bu ürün...
Ali Yakut: Sonrasında vergi dairesinden aradılar, onları kayıtlarımızdan çıkarmamız gerektiğini söylediler, biz de kayıtlarımızdan çıkardık, bir. İkincisi; orada herhangi bir şekilde kendisine "Ne kadar bir meblağ aldınız?" diye sorulmamış.
Rahşan Sertkaya: Buyurun, burada! Buyurun beyefendi, burada yalan mı söylüyor. Yani ben değil, vergi inceleme tutanağı yalan mı söylüyor? İşte buyurun vergi inceleme tutanağı. Buyurun, vereyim ben size okuyunuz lütfen, lütfen... Yani sizin dediğiniz gibi siz bu faturaları çıkarmış olsanız bile defterinizden, o zaman sizin şirket temsilciniz gidip vergi dairesine yalan beyanda bulundu!
Ali Yakut: Olabilir, bilmiyorum. Bilmiyorum.
Rahşan Sertkaya: Hah! Onu söyleyin, "Yalan beyanda bulundu" deyin.
Ali Yakut: Başkanım, ben de soru sorabilir miyim avukat hanıma?
Hâkim: Soru sorma yetkiniz yok, o soracak.
Rahşan Sertkaya: Siz sormayın bana, ben şüphelisi değilim.
Ali Yakut: Yani ben sadece soru sormak istiyorum bu konuda.
Rahşan Sertkaya: Yok, sormayın. Lütfen, siz benim sorularıma cevap verin.
Ali Yakut: Peki, tamam, buyurun.
Rahşan Sertkaya: Tamam, gördünüz mü? O zaman gerçeğe aykırı beyanda mı bulundu sizin şirket yetkiliniz?
Ali Yakut: Evet, öyle.
Rahşan Sertkaya: "Olabilir" dediniz, tamam. Burayı aktarıyorum. Peki, Ali Bey; siz ifadenizde Çiğdem isimli kişinin 2024 yılı Ağustos ve Eylül ayında muhasebeciniz Kerim Ali Yıldırımhan ile görüştüğünü ve Kerim Ali Yıldırımhan'a 760 bin TL tutarındaki iade faturası bedelinin ödenmemesi halinde şirketinize ihalelere girme fırsatı verileceğini söylediğini ifade etmişsiniz. Biraz evvel bunu düzelttiniz, dediniz ki: "Hayır, ihale söz konusu değil." O zaman sizin savcılık ifadenizdeki bu konuşma hayali bir konuşma mıydı?
Ali Yakut: Ne alakası var?
Rahşan Sertkaya: Ama orada diyorsunuz ki: "Böyle bir konuşma..."
Ali Yakut: Ben sadece vermiş olduğum ifadedeki bir kısmı düzelttim hanımefendi. Onu da burada düzelttim.
Rahşan Sertkaya: Konuşma içeriğinde bir konuşma içeriğinden bahsediyorsunuz. Şimdi ben oradan ihaleleri alınca, o zaman bu konuşma içeriği hayali oldu.
Ali Yakut: Hayır, öyle bir şey yok hanımefendi.
Rahşan Sertkaya: Yok, o zaman bu konuşma içeriği doğru değil.
Ali Yakut: Size göre.
Rahşan Sertkaya: İyi de öyle demişsiniz, "İhale" demişsiniz ama...
Ali Yakut: Ben düzelttim zaten, yani ihale kısmını zaten düzelttim burada mahkeme huzurunda.
Rahşan Sertkaya: Takdiri Sayın Mahkemeye bırakıyorum, peki. Şimdi siz diyorsunuz ki 2024 yılı Ağustos ve Eylül aylarında Çiğdem isimli kişiyle Kerim Ali Yıldırımhan konuştu. Kerim Ali Yıldırımhan'ın ifadesine bakıyorum; bu konuşmanın 2025 yılının Şubat ayında yapıldığını söylüyor. Tarihler hiç tutmuyor, hiç tutmuyor ikinizin beyanı arasında. Siz yanlış hatırlıyor olabilir misiniz?
Ali Yakut: Olabilir; savcılıkta orada tarihlerde bir gün... 2025-2026 o tarihlerde ortalık karışık konuşulmuş olabilir. Yani orada tutmuyor noktasında dediğiniz bu, Kerim Ali Yıldırımhan'ın Çiğdem'le konuşmadığı anlamına gelmiyor.
Rahşan Sertkaya: Tamam, tamam. Bunu söylemeniz yeterli.
Ali Yakut: Gelmiyor, buyurun.
Rahşan Sertkaya: Tamam. Şimdi Ali Bey, Cüneyt Yakut 16 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde cezaevinden çıktıktan sonra... Bakın, cezaevinden çıktıktan sonra... Emrah Bağdatlı'nın isteği üzerine... UYAP'tan da ben baktım, sizin ağabeyiniz cezaevinden 11 Eylül 2024'te çıkmış ilk celsede, evet. Diyor ki: "Ben cezaevinden çıktıktan sonra Emrah Bağdatlı'nın isteği üzerine Murat Ongun'un eşine ait olduğunu öğrendiğim firmaya kardeşimin, yani sizin firmanız Aktif Spor'dan 750 bin lira gönderdim." Siz savcılık ifadenize bakıyorum; diyorsunuz ki: "Ali İri'nin vefatı nedeniyle Emrah Bağdatlı ile irtibatımızın sona erdiğini..." Yani diyorsunuz ki; "Ben artık o tarihte Emrah Bağdatlı ile bir irtibatım yoktu ikinci ödeme sırasında ve ismini Çiğdem olarak hatırladığım birinin araması, Kerim Ali Yıldırımhan'ı araması üzerine bu ödemeyi yaptınız." Şimdi birisi diyor ki... Ağabeyiniz diyor ki...
Ali Yakut: Kendisi burada, ona soru sorun lütfen. Ben kendisi adına bir şey söyleyemem.
Rahşan Sertkaya: Tamam, "Neden çelişki var?" diye soruyorum.
Ali Yakut: Bilmiyorum, kendisine sorarsınız.
Rahşan Sertkaya: Peki, peki, peki... Şimdi bir konuşmadan daha bahsediyorsunuz savcılık ifadenizde. Diyorsunuz ki; Kerim Ali Yıldırımhan, Çiğdem isimli şahsı arayarak... Yani Kerim Yıldırımhan ödemeyi yapıyor, sonra da Çiğdem'i arıyor. Diyor ki: "Yahu hem fatura kesmediniz hem ürün vermediniz hem de herhangi bir ihaleye bizi sokmadınız." Hatta bu konuşma içeriği aslında ilk ifade verdiğinde Kerim Ali Yıldırımhan'da yok, sonra savcı soruyor buna. Diyor ki: "Ali Yakut böyle ifade verdi, ne diyorsun?" diyor. "A" diyor, hatırlıyor ve aynen bunu söylüyor. E şimdi biraz evvel de diyorsunuz ki: "İhale ile ilgili ben bunu düzelttim, ihale ile ilgili bir konu yok." O zaman içinde ihale geçen bu konuşma hayali bir konuşma mı?
Ali Yakut: Hayır, bakın yine söylüyorum...
Rahşan Sertkaya: Ama konuşma içeriğini reddediyorsunuz şu anda, "İhale yok" diyerek.
Ali Yakut: Ben konuşmanın içeriğini reddetmiyorum hanımefendi. Bakın ben ifademde vermiş olduğum ihale kısmında sadece oradaki bir içeriği düzelttim, bu kadar. Ben herhangi bir şeyi reddetmiyorum ya da inkâr etmiyorum.
Rahşan Sertkaya: Tamam. Peki...
Rahşan Sertkaya: Gidiyorsunuz, çok vaktinizi aldım. Müvekkilim de sormaya çalıştı ama ben bambaşka tarihler üzerinden sormak istiyorum bu soruyu. Yine siz, Çiğdem isimli bir kişinin aradığını söylüyorsunuz ve diyorsunuz ki, "BYZAG unvanlı şirketin Murat Ömür'ün eşine ait olduğunu söylediğini" ifade ediyorsunuz ve ödemeyi...
Ali Yakut: Söylediğini değil, öğrendim. Biliyor, öğrendim. Söylediğini falan söylemedim.
Rahşan Sertkaya: Tamam, biraz hızlanarak yaptım, kusura bakmayın. Devamında da "Bu nedenle söz konusu faturaya ilişkin ödemeyi yapmamanız halinde ticari hayatınızın zora gireceğini düşünüyorsunuz."
Ali Yakut: Evet.
Rahşan Sertkaya: Şimdi ben kayıtlara bakıyorum. Abiniz Mart 2024'te tutuklanmış, 11 Eylül 2024'te tahliye olmuş. Beyanlarınıza göre Çiğdem isimli kişi şirketinizi Ağustos ve Eylül aylarında aramış. Şimdi müvekkilimin sorusunu netleştiriyorum. Yani sizin "ödememe" kararını, bakın "zıt kararını" verebileceğiniz tarih en erken Ağustos 2024, en geç 11 Eylül 2024. Neden ödemeyi Şubat 2024'te reddettiniz?
Hâkim: Sordu aynı soruyu Avukat Hanım. Sordu, cevabını verdim.
Rahşan Sertkaya: Peki efendim. Ben daha netleştirerek sormuştum. Teşekkür ederim...
Ali Yakut: Başkanım, ben ek bir şey söylemek istiyorum. Madem bu kadar kendileri bu kadar kendilerinden eminler, mahkemeye neden herhangi bir irsaliye faturalara şey sevk edemediler? Ben sadece bu soruyu sormak istiyorum. Bir mal teslim edildiği zaman, sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir gelen irsaliyeyle gider. Siz de bunu biliyorsunuz değil mi Avukat Hanım? Ben sadece bunu sormak istiyorum Başkanım. Niye irsaliyeleri yok? Niye herhangi bir irsaliye BYZAG tarafından bu mahkemeye şey verilemedi, sunulamadı? Lütfen bunu açıklayın.
EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR
Mehmet Zengin: Bu benim müvekkilimin reklam sektöründeki bir şirketini biliyor musunuz siz?
Ali Yakut: Sonradan öğrendiğim kadarıyla (…) onun şeyinde geçiyormuş. Onun adına kayıtlı olan bir firma. Zaten eylemlerde de iddianamede de yazdığı gibi zaten, gizli tanıkların da verdiği gibi zaten Ad Creative.
Mehmet Zengin: Ya iddianameyi bırakın siz, siz savcı değilsiniz. Siz kendi bilginizi soruyorum ben.
Ali Yakut: Ben kendi bilgimden evet, 116. eylemde yargılandığım eylemde iddianamede yazan şey oydu. Oradan olduğunu öğrendim.
Mehmet Zengin: Sayın Başkan. Bir dakika. Şimdi bakın. Siz benim müvekkili tanıyor musunuz?
Ali Yakut: Hayır hayır.
Mehmet Zengin: Görüşmeniz oldu mu?
Ali Yakut: Hayır hayır dedim ya, Ali ile.
Mehmet Zengin: Ali, Allah kabrini nurlandırsın. Ali haricinde, duyduklarınız dışında benim müvekkille ilgili bir bilginiz var mı?
Ali Yakut: Evet söyledim işte. Cezaevine geldikleri zaman oradaki reklam piyasasındaki insanlardan öğrendim söyledim Emrah Bağdatlı'nın kim olduğunu.
Mehmet Zengin: Tamam, dedikodu yaptınız yani. Ok, tamam.
Ali Yakut: Dedikodu yaptı. Sizin eğer müvekkiliniz de bu kadar kendine güveniyorsa çıksın gelsin kaçak duracağına, burasından ben de cevabını vereyim ben de kendisine, olur mu?
Mehmet Zengin: Çok teşekkürler, sağ olun.
Ali Yakut: Ben de teşekkür ederim, sağ olun.
Mehmet Zengin: Sağ olun, iyi çalışmalar.
ALİ YAKUT AVUKATI SAVUNMASI
Müvekkilim Ali Yakut, herhangi bir kamu görevlisine görevi kapsamındaki bir işi yapmak ya da yapmamak için bir menfaat temin etmemiştir. Yani rüşvet suçunun konusunu oluşturan herhangi bir kamu kaydı yahut bir iş söz konusu değildir. Müvekkilin hem vermiş olduğu ifadelerinden hem savcılıkta vermiş olduğu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Açıkhava Reklamcılığı bir kaç büyük firmanın tekelinde olduğunu dikkate alırsak bu firmanın, şirketlerin bu alanda çalışması ancak alt taşeronluk ismiyle olduğunu belirtmek gerekir.
Sayın Başkan, şu hususu da belirtmek istiyorum; Ali Yakut'un savcılıkta vermiş olduğu ifadede Ali Yakut, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ihalelerinde bir ihale almıyor. İhale alanlardan alt taşeronluk almak istiyor. Yani bu alt taşeronluk işini de kim sağlayacak? Emrah Bağdatlı sağlayacak. Emrah Bağdatlı'nın da Murat Ongun'la çok yakın ilişki içerisinde olduğunu, ona çok pahalı saatler aldığını, onunla birlikte her türlü rüşvet işine girdiğini, piyasada onların sözünün kayda değer olduğunu söylediği için Ali Yakut da piyasada bunları duyduktan sonra bu şekilde işlerin yürüdüğüne ikna edilmiş ve tekrardan inşaat işlerinin zora girmemesi veya belki de reklam işi alabilirim düşüncesiyle bu tarz bir ilişkiye girmiştir ve dolayısıyla fatura kesmiştir Sayın Başkan.
Emrah Bağdatlı, bunlar nüfuzlu kimseler Sayın Başkan. Bu nüfuzunu kullanarak insanlar üzerinde farklı etkiler yaratmaya başlamış. Yani Ali zaten hiçbir zaman için belediyenin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin vereceği ya da açacağı ihalelere giremiyor. O yeterlikte değil. O ihalelerden, ihaleleri alandan alt taşeronluk işine girebilir. Kaldı ki Emrah Bağdatlı ile daha önce Ali Yakut'un aynı şirketinde çalışan Ali İri'nin vasıtasıyla tanışmış oluyor. Yani Ali İri, Emrah Bağdatlı'ya Ali İri'yle gidiyor. Dolayısıyla da Ali, Emrah Bağdatlı'dan bahsettikten sonra ve Murat Ongun'a çok yakın olduğunu söyledikten sonra BYZAG Şirketi'ne fatura kesilmesi gerektiğini söylüyor. Aslında bu firmalardan kesinlikle gelen herhangi bir şey de olmamıştır. Bunun üzerine Ali Yakut şirketi faturaları kesiyor. Ürünlerin 50.000 TL'lik kısmı geliyor. Daha sonra da alt taşeronluk işi falan verilmiyor. Alt taşeronluk işi verilmeyince Ali Yakut da diyor ki "Yok abi bunlarla çalışılamaz, bu parayı neden ödedik?" diye.
Daha sonradan Çiğdem isimli bir şahıs tekrardan şirketi arıyor ve diyor ki "Bizim işte belediyeden büyük ihaleleri alan firmalar alt taşeronluk veriyor ancak sizin şu iki faturayı ödemeniz gerekiyor" diye. Bunun üzerine bu iki faturayı yatırıyor. Yani Ali Yakut şirket sahibinin kim olduğunu öğrenince, Murat Ongun'un eşinin olduğunu da öğrenince iyice inanıyor ve bunun üzerine kendisine alt taşeronluk verileceği ümidiyle para gönderiyor. Sonunda nüfuz ticareti yapan kimseler müvekkilimi aldatarak paralarını alıp dolandırmışlardır. Sayın Başkan, burada çok önemli bir husus daha var. Deminden beri müvekkilime soru sorulmaktadır. Ali Yakut tüm bu olayları öğrendikten sonra, savcılıkta da verdiği ifadeden sonra İstanbul Anadolu 19. İcra Dairesinde alacağını tahsil etme amacıyla ilamsız icra takibi yapmıştır. Bugüne kadar BYZAG Şirketinden tek bir kuruş dahi ödenmemiştir. Üstelik itiraz etmişlerdir. Dolayısıyla müvekkilim burada suçsuzdur, kandırılmıştır, dolandırılmıştır, mağdur edilmiştir ve zarara uğratılmıştır. Müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Ayrıca Sayın Başkan, Çiğdem isimli şahsın da vermiş olduğu ifadelerinde almış oldukları ihalelerden alt taşeronluk vermek için firmaları aradıklarını ikrar ve kabul etmiştir. Müvekkilin beraatini talep ediyoruz.
CÜNEYT YAKUT SAVUNMASI – 07.10.2026
Ben geçmişte inşaat işiyle uğraştım. Bu vesileyle de birkaç tane Rus arkadaşım olmuştu. Yaklaşık 3 yıl önce onlardan bir tanesi beni aradı. Bir Rus'un burada bir arazi aldığını ve evini yaptırmak istediğini söyledi. İşin nedeniyle kendileriyle görüştüm. Birileri bana dediklerine göre araziyi tanımlamıştı kendilerine. İşte 2 kat yukarı çıksın, 3 kat aşağıya çıksın. Bulunduğu Boğaziçi İmar'da olmayacağını belirttim. Ancak basit onarımla evde ufak tefek büyütmeler, değişiklikler yapılabileceğini söyledim kendilerine. Bu vesileyle Elçin beyle görüştüm Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde. Kendisine Ruslarla beraber gittik. İşte beraber bir proje yapmak istediğimizden bahsettik. Kendisi bunun mümkün olmadığını bildirdi ve herhangi bir şey yapılırsa da yıkacağını bildirdi bize. Ayrıldık oradan.
Daha sonrasını bildiğim için Mimar Fuat Bey uzun zamandır 30-40 yıl Boğaziçi İmar açıldığından beri Boğaziçi İmar'da iş yapan bir mimar arkadaş. Ona rica ettim. Yakup Bey'le beni tanıştırdı. Yakup Bey'le tanıştıktan sonra da bir parada bir pazarlık ettik. Bir parada anlaşmıştık basit onarım izni için. Bu parayı verdim kendisine. Daha doğrusu kendisine derken şahsına vermedim. Verdiği bir numarada, bir numaranın beni arayacağını, parayı alacağını söyledi. Parayı verdim kendisine. Daha sonra aradan 7-8-10 ay geçtikten sonra yapı içerisindeydi. Dışarıdan çok görünmeyen bir yerdeydi. Herhalde şikayet oldu diye düşünüyorum. Şikayet olunca da Boğaziçi İmar gelip bütün yapıyı yıktılar.
Ondan 15-20 gün sonra da Yapı Merkezi'nde tekrar Elçin Bey'le tesadüfen karşılaştım. Kendisine "Ya abi hani bu kadar tamir yaptınız, o kadar yıkmasaydınız" falan dedikten sonra "Ben sana en başta bu işin olmayacağını, niye bu işleri yaptın?" karşılığı böyle bir gönül kırgınlığı oldu, ayrıldık. Daha sonra savcılık beni davet etti Yakup Bey'in itirafçı olduğunu, bütün benden ne kadar para aldığını, olayı vesaireyi anlattığını. Ben de aynen olanı olduğu gibi kabul ettim. Zaten baz istasyonumuz vesaire hepsini gösterdiler savcılıkta. Konu kısaca bundan ibaret. Yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum başkanım.
FATİH YAĞCI SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Başkan, sayın heyet ve sayın savcım; sizleri saygıyla selamlarım. Daha önce sizin karşınıza çıktım; kendimle ilgili, şahsımla ilgili, görevimle ilgili bilgileri mahkeme heyetine anlatmıştım çok fazla ayrıntıya girmeden. Ufak detaylarla size bir bilgilendirme yapacağım. Satın alma şefi olarak yaklaşık bir 7 sene, bunun 5 senesi de şef olarak görev yaptım. Burada satın alma şefi olarak ihaleye yetkisi biz değiliz. Karar yetkimiz yoktur ve açılacak taleplere müdahalemiz de kesinlikle yoktur. Açılacak taleplerin zamanı, tür ve miktarı üzerinde müdahil olma durumumuz kesinlikle bulunmamaktadır. Sadece birimlerden gelen talepleri mevcut onaylı tedarikçi listemizden seçerek, oradaki firmalardan teklif almak suretiyle piyasa araştırmasını yaparak yaklaşık maliyeti oluştururuz. Oradan da yönetime, onay sunarız. Ve bundan sonra onay sürecini takip etmek de bizim görevimiz.
Bu alımlarımız da 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun istisnası olan 3/A, 3/B ve doğrudan teminin çerçevesinde gerçekleştiririz. Ayrıca Ağaç A.Ş.'nin yönetmelik ve prosedürü de bu gözetilerek bu alıma gerçekleştirilir. Piyasa araştırmasında, rutin olarak piyasa araştırması yaparız. Piyasada hangi ürün, hangi firmada hangi ürünlerin olduğunu tespitini yaparız. Bunların raporlarını tutarız, ilgili birim müdürleri talep ederse, üst yönetim talep ederse bunlara sunarız. Bizim görevimiz bunlardan ibarettir. Burada 150 ve 151. eylemde ikisi de aynı, Sayın Başkan, bunun ikisini birlikte savunma yapacağım. Burada bu eylemlerdeki alımlarda Satın Alma Müdürlüğü'ne vekâlet ettiğim zamanlardaki alımlar söz konusu.
Vekâlet verilmesi hususunda satın alma müdürü izinli veya şirket dışında olduğu zamanlarda şirketin normal işleyişine devam edilmesi için doğası gereği, işin doğası gereği kendine bağlı olan şeflerden birine vekâleti bırakırdı. Bu kişiler işte ben, ihale şefi Fatih Timur ve sözleşmeler şefi Murat Cırık olurdu. Bu kararı satın alma müdürü izin belgesine vekâlet edilecek kişiyi yazar, onaya sunar ve bu onayı kabul edildikten sonra mail yoluyla şirkete bildirimi yapılırdı. Bu vekâletin belirlenmesinde bizlerin herhangi bir tasarrufu olmazdı. Vekâlet mail geldiği zaman bilgi sahibi olunurdu. Bu vekâlet süreci kısa süreli olduğundan dolayı gelen dosyaların sadece teknik olarak incelemesini yapma zamanımız olurdu. Burada da evrakların doğruluğu, işte rakamlar, tekliflerin uygunluğu, eksik evrak var mı yok mu diye kontrolleri yaptıktan sonra imzasını atıp onaya gönderirdik. Burada bazen işin son noktasında, bazen de yaklaşık maliyet aşamasında vekâlet etmiş durumumuz vardır.
Ayrıca vekâlet sürecinde bana gelen ve eksik gördüğüm bazı dosyalar da olmuştur ve bunlar revize edilmesi için tekrar göndermişliğim vardır. Bu ana ihalenin oluşturulmasında benim hiçbir müdahalem, sorumluluğum söz konusu değildir. Yetkim de yoktur zaten. İş akışı devam etmesi için vekâleten imza atmış olduğum durumlardır. Ayrıca bu alımlar Kamu İhale Kanunu'nun vermiş olduğu istisna kapsamında Ağaç A.Ş.'nin satın alma prosedürü ve yönetmeliğine uygun şekilde alım yapmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Usulsüzlük oluşturacak bir durum söz konusu değildir. Her alım Kamu İhale Kanunu'nun yönetmeliğine uygundur. Bu alımlarla ilgili ayrıca yapılan Sayıştay ve mülkiye müfettişi incelemelerinde herhangi bir usulsüz bulgu belirtilmemiştir.
Hiçbir usulsüz işleme dahil olmadım, rekabeti önleyici hiçbir durum içinde bulunmadım, hiç kimseye menfaat sağlayıcı durum içinde bulunmadım. Bununla ilgili herhangi bir kimsenin de beyanı yok zaten. Şahsım adına geçen iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum, beraatimi talep ederim. Ayrıca tedbirlerinin de kaldırılmasını talep ediyorum ve ilk gözaltına alındığımda telefonum alınmıştı. İkinci gözaltında tekrar 15 günlük telefonum da alındı.
Hâkim: Emanetin iadesini istiyorsun. Adli kontrol ne var?
Fatih Yağcı: Haftada iki gün imzam var, Sayın Yargıcım.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Selim Marangoz. Tanıyor musunuz?
Fatih Yağcı: Evet.
Savcı: Görevi nedir?
Fatih Yağcı: Satın alma müdürü.
Savcı: Tamam hakkınızda beyanı var. Okudunuz mu onu?
Fatih Yağcı: Okudum. Okudum ama üzerinde çok durmak istemedim. Çünkü orada geçen konuşmayı ben hiçbir zaman yapmadım. Şöyle yazmışımdır. Şimdi satın alma müdürlüğüne gelen...
Savcı: Konuşmayı sormuyorum aslında. Bu ihale süreciyle ilgili beyanları var. Bu ihalenin işte parçalara bölündüğü, ihale yapılmadan önce hangi firmada ne kadar ağaç bulunduğuna yönelik Selim Marangoz ve Fatih Yağcı tarafından çalışma yapıldığı, ilgili firma stoklarından hangi ağaçtan hangi adette var ise ihale buna göre hazırlanan ve firmalar elindeki ağaçlar bu şekilde alınmış olur şeklinde beyanı var.
Fatih Yağcı: Şöyle Sayın Savcım ben size şöyle anlatayım. Biz zaten firmalarımızı ziyaret ettiğimiz için fidanlık tarafından bize yılsonunda ağaç talebi gelir. Biz ağaç alacağız, hangi ürünler var piyasada diye bizden talepte bulunur. Bunu müdür bey kendisi de bilir. Zaten bize onlardan gelir. Hani ben gidip de müdürüm geçip siz neye ihtiyacınız var diye bana bir bilgi verin ben size bunu raporlayayım diye, bu zaten iş akışına aykırı. Bu seyahatleri yaparız. Raporlamasını yaparız. Ben müdürüme veririm. Müdürüm gider teslim eder. Ama bu talep eden birime verirken bunu şöyle verir. Firma bazlı vermez. Sadece piyasada şu ürünler, şu kriterde şu ürünler var, bunlardan ihtiyacınız varsa talebinizi yapın diye bildirir. Hani bunu ben bildirmem. Benim müdürüm varken bu bunu ben başka birime bu bilgiyi vermem veya işte herhangi bir belgeyi vermem silsileye aykırı zaten.
Savcı: İhalelerin kasıtlı olarak bölündüğünden bahsediyor. Buna ilişkin bir diyeceğiniz var mı?
Fatih Yağcı: Şöyle, biz zaten idareden aldığımız işin altında genelde sözleşme tarihleri kısa oluyor. Bu tarihler içerisinde biz mecburen talep durumuna göre, fidanlığın talebine, arazinin talebine göre biz bunları piyasadan direkt talep ediyoruz. Hani parçalara bölünmesi zaten bir firmadan bu kadar ürünün tedarik edilmesi zaten mümkün değil. Hani bir firmada, bizim ihtiyacımız bilgisayar materyal dosyasındaki materyallerin bir firmadan karşılanması mümkün olmadığı için bizim zaten parça almak zorundayız. Hatta şeyde var, vekâleten imza attığım dosyada var mesela, biz 10 tane firmadan ürün almışız. Yani bunu ben bir firmadan alsam bir firmadan niye aldın diye sorgulanacağım. 10 firmadan almak hem rekabeti de genişletiyor. Yani mevzu bu. Hani burada usulsüz bir durum yok. İhtiyaç durumuna göre talep gelir. Ben o talebe göre hazırlıyorum. Yaklaşık maliyetini oluştururum, piyasa araştırmamı yaparım.
Savcı: Tamam, teşekkürler.
AYTEKİN KARAARSLAN SORUYOR
Aytekin Karaarslan: Aytekin Karaarslan, Ağaç A.Ş. Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı. Fatih Bey geçmiş olsun. Satınalma Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Genel Müdür Yardımcısı olarak birkaç sorum olacak size. Tüm çalıştığımız süre boyunca herhangi bir tedarikçiyi yönlendirdim mi Satınalma Birimi Müdürlüğü’ne?
Fatih Yağcı: Yok.
Aytekin Karaarslan: İkinci sorum, yine tüm çalıştığımız süre boyunca herhangi bir alım dosyası için ya da genel satınalma süreçleri için 'bir tedarikçiyi davet etmeyin' ya da "Onunla çalışmayın." gibi bir talebim oldu mu?
Fatih Yağcı: Yok, kesinlikle olmadı.
Aytekin Karaarslan: Diğer bir küçük sorum; herhangi bir satınalma sürecinde fiyat teklifi almak, yaklaşık maliyet oluşturmak, davetli listesi oluşturmak ve benzeri süreçlerde müdahil oldum mu, bu konuda bir talebim oldu mu?
Fatih Yağcı: Yok, zaten bizim onaylı tedarikçi listemiz var. Zaten çalıştığımız firmalar da oradan. Bunu da zaten siz de biliyorsunuz, siz de imza altına almışsınızdır. Sizdeki imzalar var, oradaki firmaları zaten biliyorsunuz. Onun haricinde olmadı.
Aytekin Karaarslan: Son sorum; çalıştığımız süre boyunca herhangi bir tedarikçi benim ismimi kullanarak satış yapmak istediğini ya da görüşme yapmak istediğine dair bir talebi oldu mu sizden?
Fatih Yağcı: Yok.
Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Şimdi bu ek iddianamede çokça geçtiği için 12 eylemle ilgili de dosya bölme iddiası az önce biraz bahsettiniz ama Sayın Savcının sorusuyla. Onu biraz daha açabilir misiniz? Yani size, bu satın alma süreci nasıl başlıyordu? Talepler nereden geliyordu? Sonrasında değişiklik oluyor muydu? Yani o süreci biraz daha açıklayabilir misiniz?
Fatih Yağcı: Talep şöyle, ilgili birimlerden bize talep gelir. Biz yaklaşık maliyetini oluştururuz. Bunu onaya sunarız, yani sizlere sunarız. Onay geldikten sonra biz bunun sürecini devam ettiririz. Ama talep sizden gelmez. Genel müdür yardımcısı veya genel müdür olarak, talep ilgili birimlerden gelir.
Ali Sukas: Bu talebin ekinde, talebin gerekçesi oluyor muydu? Yani en azından dosya kapsamında?
Fatih Yağcı: Bazen bitkisel materyal kapsamında oluyordu. Bazen işte bahçe market perakende satışı adı altında orada satılmak üzere talepler geliyordu. Bazen fidanlığın kendi stok durumuna göre ihtiyaç hissettiğinde talebi yapıyordu.
Ali Sukas: Peki bu gelen talepleri, talep geldikten sonra benim talimatımla talebin ikiye bölündüğü veya böldüğünüz oldu mu?
Fatih Yağcı: Yok, yok. Genelde olmadı.
Ali Sukas: Yani yaklaşık 5,5 yıl çalıştık. Yani sen şeflik görevindeydin. Benden 5,5 yıl boyunca bu yönde herhangi bir talimat... Dosyayı bölün, bu işte benim yetki sınırımı aşıyor gibi?
Fatih Yağcı: Yok, gelmedi.
Ali Sukas: Yaklaşık maliyet hazırlarken 3 firma genel olarak teamül olarak uyguluyorduk biz, aslında o da şart olmamasına rağmen...
Fatih Yağcı: Şöyle, biz normalde prosedür gereği ve işte Kamu İhale Kanunu vermiş olduğu yetkiyle minimum 3 teklif. Ama biz bunu 5 teklif, 4 teklif hani 3'ten fazla alıyorduk sürekli.
Ali Sukas: 3'ten fazla teklif alın diye talimatlarım oldu muydu?
Fatih Yağcı: Defalarca oldu. Hatta ben çok kere fırça yedim sizden.
Ali Sukas: Üretici ziyaretlerine giderken, az önce yine bahsettiniz. Ekipler kimlerden oluşuyordu?
Fatih Yağcı: Ekipler şöyle, hangi birim talep ettiyse o ilgili birimden bir teknik personel, birim şefi de gelebilir, birim müdürü de geliyordu bazen. Müdür geldiği zaman satın alma müdürü genelde beraber giderlerdi. Biz şef veya şefin altındaki teknik personel geldiğinde ya ben giderdim ya benim altımda çalışan mühendis arkadaşlar giderdi. Bunu da biz raporlamasını yapardık. Hatta bu raporlamanın şeyini yaptıktan sonra size istediğiniz zaman biz sunumu yapıyorduk.
Ali Sukas: Bu ziyaretler öncesinde, ziyaret programlandıktan sonra işte "Şu ziyaretçilere, şu üreticilere uğrayın; şunlara uğramayın" gibi herhangi bir telkinim veya...
Fatih Yağcı: Şöyle, "Uğramayın" diye hiçbir zaman demediniz. Ama bazen size gelen firmalar, siz derdiniz ki "Satın almayla görüşün." Onlar bize gelip biz de onları ziyarete giderdik.
Ali Sukas: Burada bir soru daha soracağım bu kapsamda. Ben temsil makamında olduğum için bana firmalar gelirdi. Ben de size yönlendirirdim. Yani "Şöyle bir firma geldi, şu işi yapıyormuş, şöyle üretim yapıyormuş." Orada bir şey daha söylerdim size?
Fatih Yağcı: "Siz gidin, bakın. Üretimi yapıyorsa, ürünü varsa, uygunsa bizim kriterlerimize... Yani teklif almamı söylediniz, 'Çalışabilirsiniz' diye söylerdiniz."
Ali Sukas: Yani gerçek üretici mi, ürün kalitesi bizim standartlarımıza uygun mu, fiyatta mutabakatta yapılıyorsanız çalışılabilir.
Fatih Yağcı: Evet, evet, doğrudur.
Ali Sukas: Bu noktada bu şekilde yönlendirmiş olup da çalışmadığımız firmalar oldu mu?
Fatih Yağcı: Var, var. Şu an hani firmaların adı aklımda değil ama vardı.
Ali Sukas: Bunları yaşadık değil mi?
Fatih Yağcı: Tabii, tabii yaşadık.
Ali Sukas: Firma havuzunu da biraz açar mısın? Çünkü bu da çok anlaşılmadığı için çok suçmuş gibi ya da özel bir şeymiş gibi sunuluyor.
Fatih Yağcı: Bunu daha önceki savunmamda çok ayrıntılı söylemiştim. 2019'da 400 küsur bir tedarikçimiz vardı. Bu pandemi girdiği nedenden dolayı...
Ali Sukas: Bu ne demek? Yani bu mesela kurumsaldan kaynaklı mı? Kurumsal depo, kalite, üretim sistemleri geliyor ya onun şeyi...
Fatih Yağcı: O zaman pandemi olduğu için hem şeyde olmadı hem firmalar da çoğu şey üretimi yapamadı. Kapattılar. Vadelerimiz uzun olduğu için bizimle çalışmak istemediler. Ben çok kez gittiğim firma Peyzaj'a gittim, firma bize "Sizinle çalışamayız, sizin ödemeler çok uzun vadeli" diyerek ben oradan ayrılmışlığım vardır. Ve bu tedarikçi havuzu bizim yaklaşık 220'ye yetişmişti. Ama sonrasında biz onu 2024 galiba tekrar 300 küsürlere çıkarttık. Yani %50 daha bir artırım yaptık. Yani tekrar o zaman Aytekin Bey'lerin de desteğiyle çok bahsetti.
Ali Sukas: Kalite yönetim sistemleri gereği bu zorunlu bir dosya. Yani bu uygulamak zorunda olduğunuz şey mi?
Fatih Yağcı: Tedarikçi listemizden çalışmak zorundayız.
Ali Sukas: Bunlarla ilgili puanlamalar oluyor muydu?
Fatih Yağcı: Puanlama oluyor. İlgili birimler değerlendiriyor, sonra bize geliyor. Biz de Satın Alma Müdürlüğü'nün kriterlerini değerlendirip bunu Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı onaylıyor. Sonra siz de icmal olarak sunuyorsunuz.
Ali Sukas: Bu puanlamayla ilgili de kalite yönetim sistemi gereği kriterler vardı, değil mi?
Fatih Yağcı: Var, var tabii.
Ali Sukas: Ve bu puanlamayı ilgili birimler yapıyordu, doğru mu?
Fatih Yağcı: İlgili birimler kendilerinin puanlayacağı kriterler vardı. Tam sayısını hatırlamıyorum ama galiba 6 kriter vardı. 6 kriterin 4 kriteri ilgili birimlerin doldurduğu, 2 kriter de satın almanın ilgili olduğu kriterlerdi. Biz doldurup ortalama puanı alıyorduk. Ve yıl içinde kaç tane ürün verdiyse, kaç sefer verdiyse onların ağırlıklı ortalamasını alıp bunu icmal haline getirip tedarikçi havuzunu oluşturuyorduk.
Ali Sukas: Görev yaptığınız süre içerisinde veya kendi müdürüne vekalet ettiğin dönem içerisinde herhangi bir firma yönlendirme, dikte etme; "Bunu, şunu alacaksınız, şu kadara alacaksınız, şöyle yapacaksınız" gibi bir talimatım oldu mu?
Fatih Yağcı: Yok.
Ali Sukas: Daha açık sorayım, hukuksuz, gayrihukuki bir talimatım oldu mu hiç?
Fatih Yağcı: Yok, yok, Genel Müdürüm. Siz beni tanıyorsunuz zaten, öyle bir şey yapmayacağımı bilirsiniz.
Ali Sukas: Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKAT MUSTAFA KÜÇÜK SORUYOR
Mustafa Küçük: Murat Dağdeviren müdafii Mustafa Küçük. Fatih Bey, sorularım sizin eylemlerinizle alakalı değil ama müvekkilimin durumu açısından çok önemli. Öncelikle Murat Dağdeviren'i tanır mısınız?
Fatih Yağcı: Tanırım efendim.
Mustafa Küçük: Orhan Yıldırım'ı tanır mısınız?
Fatih Yağcı: Tanırım efendim.
Mustafa Küçük: Peki Murat Dağdeviren ile sizi kim tanıştırdı?
Fatih Yağcı: Yani o kısmı tam hatırlamıyorum ama beraber, ikisini beraber görüyordum. Beraber geliyorlardı ama hani kim tanıştırdı tam hatırlamıyorum onu.
Mustafa Küçük: Murat Dağdeviren'in Ağaç A.Ş.'deki pozisyonunu biliyor musunuz?
Fatih Yağcı: Onu bilmiyorum. Ama beraber geldiklerini biliyorum sadece. İş şeyini bilmiyorum yani oradaki süreçlerini bilmiyorum.
Mustafa Küçük: Yani Ağaç A.Ş. adına iş ve işlemler yapar mıydı Murat Dağdeviren, Ağaç A.Ş.'de?
Fatih Yağcı: Yani tam emin değilim, hatırlayamıyorum onu ama dediğim gibi sadece ben... Sivaslıydı o, sadece beraber geldiklerinde orada ben Satın Alma Müdürü'nün odasında denk gelirdim genelde. Orada konuşurlarken hani ben de muttali olmuşluğum var.
Mustafa Küçük: Orhan Yıldırım ile Murat Dağdeviren'i sürekli birlikte gördüğünüze şahitsiniz. Tamam, teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKAT SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Bir ürünün satın alınması yapıldıktan sonra bu ürünün ne zaman ekileceği noktasında hangi birim karar verir Fatih Bey?
Fatih Yağcı: Onu biz karar vermeyiz, satın alma olarak biz karar vermiyoruz. Onunla ilgili proje uygulama genelde dikimi yapardı.
Sevgi Dağdemir: Biriminiz değil ama bir soru daha sormak istiyorum. Bir tedarikçiden teklif alındığı zaman bu teklif formları kime iletilir, bilginiz var mı?
Fatih Yağcı: Şöyle, ilgili birimdeki arkadaş mail yoluyla tedarikçilere teklifleri gönderir. O firmalar da tekrar aynı maile teklifleri de geri gönderir. Bazen elden teklif getiren de oluyor ama genelde mail yoluyla. Çünkü firmalar hep İstanbul dışında olduğu için genelde buradan mail...
Sevgi Dağdemir: Şöyle mi demek istiyorsunuz; önden bir mail gönderilir, o mailden daha sonra mı teklif formları getirilir demek istiyorsunuz?
Fatih Yağcı: Hayır, hayır şöyle, talep yaklaşık maliyet oluşturmak için her firmaya teklifleri gönderilir aynı anda. Hatta onların belli bir süresi var. Gönderdiğimiz maillerin de çıktısını alırız, şu tarihte şu firmalara teklif gönderildi ve şu tarihe kadar tekliflerinizi geri gönderin diye mail adresini yazar arkadaşlar. Bu mail adresine tekrar şu tarihe kadar ve şu saate kadar tekliflerinizi geri gönderin diye maile bildirirler.
Sevgi Dağdemir: Peki gelen teklifler nereye gönderilir, hangi birime bilginiz var mı?
Fatih Yağcı: Şöyle, satın alma şefi gönderiyorsa satın almaya gelir, ihale şefi gönderiyorsa ihale şefliğindeki kim gönderdiyse o arkadaşlara gelir.
Sevgi Dağdemir: Şeflik birimine gelir. Tamamdır, çok teşekkür ederim.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Ben de kendimi düzeltmeyeyim Sayın Başkan soru olarak yönelteyim. Hem yaklaşık maliyet için hem satın alma aşamasında teklif usulünü bir daha anlatırsanız. Mesela ıslak imza istiyor musunuz? Mail olarak teklifi yaklaşık maliyetle ilgili söyleyin önce.
Fatih Yağcı: Yok, ıslak imza istemiyoruz.
Kaptan Yılmaz: Nasıl yapıyorsunuz? Mail olarak talep de mi...
Fatih Yağcı: Firmanın mailine teklif gönderiyor arkadaşlar teknik şartnamesiyle birlikte. Tekrar gönderilen maille tekrar firma o cevap veriyor. Teklifi gönderiyor.
Kaptan Yılmaz: Yani mail yoluyla cevap veriyor. Peki ihale aşaması aşamasında teklifi nasıl alıyorsunuz? Orada da mutlaka ıslak imza ister herhalde.
Fatih Yağcı: Biz ihale yapmıyoruz. Biz istisna...
Kaptan Yılmaz: 3G. Tamam istisna alımı yani.
Fatih Yağcı: İkinci tekliflerde de bu sefer... Aynı şekilde yine aynı usul. İkinci teklifi alıyoruz. Yine mail mail gönderiyoruz. Yine tekrar bize maille cevap geliyor. Biz onu dolduruyoruz. Onaylıyoruz.
Kaptan Yılmaz: Ama ıslak imzalı bir teklif istemiyorsunuz.
Fatih Yağcı: Yok, yok.
Kaptan Yılmaz: Peki. Tamam. Yani bunun adı da teklif isteme formu, değil mi?
Fatih Yağcı: Tabii tabii, satın alma teklif isteme formu diye geçiyor. Bizim prosedür şeylerimiz var zaten, kalite standartlarımız.
Kaptan Yılmaz: Ben örneklerini de sunduk Sayın Başkan, dosyada var ama... Tamam, teşekkür ederim.
FATİH YAĞCI AVUKATI CENGİZ ERTEKİN SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın üyeler, sayın savcı bey, değerli hazirun... İlerleyen saatte çok kıymetli vakitlerinizi uzun uzun konuşarak almayacağım. Zaten müvekkilim, dahilde bulunduğum sanık gerekli teknik açıklamaları ve sorulan sorularla süreci anlattı. Ben sadece isnat edilen 150 ve 151 no'lu eylemle alakalı kısa bir bilgi arz etmek istiyorum. Burada iki tane müvekkilime isnat edilen, yani iki tane suçlama var bu iki eylemle alakalı. Bunlardan bir tanesi; yani ikisi de aynı şey ihale konusu, İstanbul Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı'nın yaptığı ihaleli tek ihale katılımcısı olarak Ağaç A.Ş.'nin girdiği, diğer ihalede de Eylem 151'de de yine aynı şekilde iki tane Ağaç A.Ş. ve başka bir AsiŞah Temizlik diye bir firma girmiş. O firma elenmiş ve iki ihalenin bir bütün olarak Ağaç A.Ş.'ye verildiği, rekabetin engellendiği, Ağaç A.Ş.'nin de bu aldığı ihaleleri parçalara bölerek alt kendi işte belirlediği firmalara verdiği iddia edilmiştir. Burada müvekkilime isnat edilen suçlamada bu ihaleler kapsamında ilk 150. eylemde 1694 ve 1693 no'lu iki tane parçalanan ihalelerde satın alma müdürünün yerine imza attığı, yine Eylem 151'de de 5 tane ihale dosyasına Satın Alma Müdür Vekili olarak imza attığından dolayı kendisine bu suçlar isnat edilmiştir.
Müvekkilime isnat edilen TCK 235/2-A-1 ve B maddelerindeki suçları işlediğine dair hiçbir somut delil, belge, beyan, hiçbir şey yoktur. Yine burada da ilk ana dosyada olduğu gibi gizli tanığın beyanları var. Müvekkilimin zaten görevi satın alma şefi; burada uzun uzun da anlatıldı zaten, tekrara girmeyeceğim. Satın alma şefi olarak görevinin ne gerektirdiğini, mevzuat çerçevesinde onları yapmıştır. Bunun dışında hiçbir şekilde müvekkilime "Sen şu firmayı ihaleye giremezsin veya şu belgeyi gizledin, şu bilgiyi, şu gizli bilgiyi verdin de bu ihaleye katılımı engelledin." diye somut hiçbir suçlama yoktur; kaldı ki böyle bir şey yapmamıştır. Suçlama afaki, bilirkişi kendi subjektif görüşlerini dosya üzerinden yapmış, böyle bir değerlendirme yapmış. Biz bilirkişinin değerlendirmesine katılmıyoruz, kaldı ki bu raporlar da bize tebliğ edilmedi. Bununla alakalı detaylı yazılı savunmamızı da yapacağız. Müvekkilim kesinlikle kendisine isnat edilen suçu işlememiştir. Müvekkilim açısından suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Sadece Satın Alma Müdür Vekili imzasından dolayı şu anda huzurunuzdadır. Müvekkilim adli kontrol şartlarına harfiyen uymuştur. Bu adli kontrol şartının kaldırılmasını talep ediyoruz, yine telefonların iadesini talep ediyoruz. Şu an söyleyeceklerim bu kadar, hepinize saygılar sunuyorum.
MUAMMER ALİ ÖZDİL SAVUNMASI – 07.10.2026
Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben Muammer Ali Özdil. Mesleki hayatım boyunca görev yaptığım kurumlarda üzerime düşen görevleri görev tanımım ve yetkilerim çerçevesinde yerine getirdim. İddianamede konu edilen dönemde de görevim, teknik birimler tarafından hazırlanan, ilgili personel tarafından araştırması ve değerlendirmesi yapılan, işlemleri kendi görev ve yetki alanı kapsamında yürütülmesinden ibarettir. Temmuz 2023 tarihi itibarıyla da kurumdan ayrıldım. Ben teknik araştırmayı yapan, firmaları bulan, teknik şartnameyi hazırlayan veya teklifleri organize eden kişi değildim. Görevim, ilgili birimler tarafından hazırlanan ve değerlendirilen işlemleri kendi görev ve yetki alanım içerisinde yürütmekti. Bu ayrım ceza sorumluluğu bakımından önemlidir. Çünkü bir kurum içerisinde yönetici konumunda bulunmak, kurumda gerçekleştirilen bütün teknik ve idari işlemlerin bizzat faili olmak anlamına gelmez.
Aynı şekilde bir evrak üzerinde imzamın bulunması da evrakın hazırlanmasına kadar geçen bütün aşamalardaki fiillerin bana ait olduğu sonucunu doğurmaz. Bir evrak üzerinde imzamın bulunması ile TCK'nın 235. maddesinde düzenlenen suçun faili olmak aynı şey değildir. Ceza yargılamasında imzadan hareketle sorumluluğa, görev unvanından hareketle kasta ve kurumsal hiyerarşiden hareketle iştirak iradesine ulaşılamaz. Bunun için şahsıma ait somut bir fiilin belirlenmesi, bu fiilin TCK'nın 235. maddesinde düzenlenen hangi seçimlik harekete karşılık geldiğinin gösterilmesi ve bu hareketi suç işleme kastıyla gerçekleştirdiğimin somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Dosyadaki bilirkişi raporuna ilişkin temel itirazım da tam da bu noktadadır. Bilirkişi raporu, ihale hukukuna ilişkin değerlendirme ile ceza sorumluluğunu birbirine karıştırmaktadır.
Bir ihale sürecinde mevzuata aykırılık bulunduğunun ileri sürülmesi başka, bu aykırılığın belirli bir kişi tarafından TCK'nın 235. maddesinde sayılan seçimlik hareketlerden biri gerçekleştirilerek ve suç işleme kastıyla meydana getirildiğinin ispatlanması tamamen başka bir meseledir. Asla isnada konu ihaleler hakkında suçlamaları kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir işlem ihale mevzuatı bakımından tartışmalı bulunabilir. Bir uygulamanın başka bir şekilde gerçekleştirilmesinin daha doğru olduğu ileri sürülebilir. Hatta bir idari işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna da varılabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına o işlemde görev alan kişilerin ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediğini göstermez. Ceza hukuku bakımından yapılması gereken her bir ihale yönünden ayrı ayrı benim hangi seçimlik hareketi gerçekleştirdiğimin, bu hareketi kimlerle birlikte ve hangi kasıtla yaptığımın ve bunu ortaya koyan somut delillerin ne olduğunun gösterilmesidir. Bilirkişi raporunda ise kişiselleştirme yapılmamaktadır. Kurumsal bir süreç içerisinde farklı birimler ve farklı kişiler tarafından gerçekleştirilen işlemler birlikte değerlendirilmekte, daha sonra süreç içerisinde imzası veya görevi bulunan kişiler bakımından ceza sorumluluğu sonucu çıkarılmaktadır. Ceza sorumluluğu bu şekilde kurulamaz. Ceza sorumluluğu şahsidir. Başka bir kişinin eylemi bana yüklenemeyeceği gibi, kurum içerisinde meydana geldiği ileri sürülen bir eksiklik de sırf yönetici konumunda bulunmam nedeniyle benim kişisel kusurum haline getirilemez.
Sayın Başkan, Sayın Heyet. Hakkımdaki isnatlardan biri ihaleye katılımın engellenmesidir. Bu isnat bakımından cevaplanması gereken sorular son derece açıktır. Ben kimin ihaleye katılmasını engelledim? Hangi ihalede? Hangi davranışımla? Kime talimat verdim? Hangi şirketin teklif vermesini veya ihale sürecine katılmasını engelledim? Dosyada bu soruların şahsımla ilişkilendirilebilecek somut bir cevabı bulunmamaktadır. Ben hiçbir firmanın ihaleye katılmasını engellemedim. Herhangi bir firmaya ihaleye katılmaması yönünde bir telkinde, telkinde bulunmadım. Bir isteklinin teklif vermesini engellemedim. Herhangi bir firmanın ihale evrakına erişimini engellemedim. Teknik şartnameyi belirli bir şirket katılmasın veya belirli bir şirket avantajlı hale gelsin diye hazırlamadım. Zaten teknik şartnameyi hazırlayan kişi de ben değilim. Dosyada ihaleye katılımın engellenmesi şeklinde suçlamanın benim hangi somut fiilime dayandığının ortaya konulması gerekmektedir. Aynı problem gizli kalması gereken teklif bilgilerine erişim sağlandığı iddiası bakımından da mevcuttur. Burada hangi gizli bilgiden söz edildiğini, bu bilgiye benim ne şekilde eriştiğimi, bilgiyi kime aktardığımı ve bunun sonucunda hangi isteklinin nasıl bir avantaj elde ettiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Oysa benim hangi gizli bilgiye, hangi tarihte ve hangi yöntemle eriştiğim, bunu hangi kişiye aktardığım ve bunun sonucunda hangi isteklinin ne şekilde avantaj sağladığı somutlaştırılmış değildir.
Ben herhangi bir firmaya başka bir isteklinin teklifini vermedim. Tekliflerin birbirlerine göre ayarlanmasını sağlamadım. İstekliler arasında bir anlaşma kurulmasına aracılık etmedim. Böyle bir anlaşmanın tarafı olmadım. Bunlardan herhangi birini yaptığımı gösteren somut bir delil de bulunmamaktadır. Aynı şekilde başka kişilerle birlikte hareket ettiğim ileri sürülüyorsa iştirak iradesinin de somutlaştırılması gerekir. Kimlerle, ne zaman ve hangi ortak suç işleme kararı çerçevesinde hareket ettiğimin, bu ortak karar doğrultusunda hangi somut katkıyı sunduğumun ortaya konulması gerekir. Aynı kurumda çalışmak, aynı süreç içerisinde görev almak veya aynı belgelerde farklı sıfatlarla imza sahibi olmak tek başına iştirak iradesinin delili değildir. Aksi kabul edildiğinde çok sayıda kişinin görev aldığı bütün kurumsal süreçlerde süreç içerisinde ortaya çıktığı ileri sürülen herhangi bir hukuka aykırılık herkese topluca isnat edilmiş olur. Böyle bir yaklaşım ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz. Benim itirazım ihale süreçlerinin hukuki denetime tabi tutulamayacağı yönünde değildir. Elbette yapılan her işlem denetlenebilir. İhale süreçleri idari, mali ve yargısal denetime konu olabilir. Benim itirazım kurumsal bir işlemde görev ve imza sahibi olmanın kişisel ceza sorumluluğunun yerine geçirilmesinedir.
Kaldı ki dava konusu edilen süreçler idari ve mali denetim mekanizmalarının dışında kalmış işlemler de değildir. İlgili işlemler Sayıştay ve mülkiye müfettişinin denetimlerinden geçmiş, şahsıma ya da şirkete atfedilebilecek bir kusursuzluk nedeniyle tesis edilmiş bir işlemin iptali veya tarafımdan ödenmiş bir tazminat bulunmamaktadır. Gelinen aşamada ise Ceza Mahkemesi'nin değerlendirme yetkisinin ortadan kaldırıldığını ileri sürmüyorum. Ancak yıllar sonra aynı işlem üzerinden ceza sorumluluğu kurulmaya çalışılırken bu işlemlerin daha önce tabi olduğu denetimlerin ve bunların sonuçlarının da dosyanın bütün içerisinde göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Sayın Başkan, Sayın Heyet. TCK'nın 235. maddesinde düzenlenen suç, kasten işlenebilen ve kanunda belirtilen seçimlik hareketlerden en az birinin gerçekleştirilmesini gerektiren bir suçtur. Bu nedenle benimle ilgili cevaplanması gereken soru, kurumda hangi unvanla görev yaptığım veya hangi belgelerde imzamın bulunduğu değildir.
Cevaplanması gereken asıl soru şudur: Muammer Ali Özdil hangi ihalede, hangi kişiye karşı, hangi somut hareketi gerçekleştirdi ve bunun suç işleme kastıyla yapıldığını gösteren delil nedir? Başka firmaların ihaleye katılmasını engellemedim. Teknik şartnameyi belirli bir firmaya avantajlı hale getirmedim. Teklifleri organize etmedim. Gizli teklif bilgilerini herhangi bir kişiye aktarmadım. İstekliler arasında anlaşma kurulmasına aracılık etmedim. Herhangi bir kişiye kişiyle ihaleye fesat karıştırma cürümüne, ortak bir suç işleme iradesi içinde bulunmadım. Bunlardan herhangi birini yaptığıma ortaya koyan somut bir delil de dosyada mevcut değildir. Ceza hukuku bakımından izlenmesi gereken yöntem budur. Önce fiil belirlenmeli, sonra fiilin faili tespit edilmeli, ardından fiilin kanundaki suç tanımına uyup uymadığı ve failin kastı ortaya konulmalıdır. Önce kişiyi belirleyip, daha sonra kurumsal süreçler içerisinde o kişiye yüklenebilecek bir sorumluluk aramak ceza yargılamasının yöntemi olamaz.
İddianamede farklı tarihlerde gerçekleştirilen çok sayıdaki işlem ve ihale bakımından değerlendirmelerin toplulaştırılmış olması da bu nedenle önemlidir. Her ihalenin kendi koşulları bulunmaktadır. Görev alan kişiler, teknik hazırlığı yapan birimler, istekliler ve iddia edilen hukuka aykırılığın niteliği değişebilmektedir. Bu nedenle her ihale bakımından benim görevimin, yetkimin, imzamın niteliğinin ve iddia edilen fiille aramdaki bağlantının ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Bir işlemde bulunduğu ileri sürülen eksiklik başka bir işleme, başka bir kişinin eylemi de şahsıma taşınamaz. Ceza sorumluluğu şahsidir ve her sanık bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bir diğer önemli husus da şudur: Ben Temmuz 2023 tarihinde kurumdan ayrıldım. Bu tarihten sonra gerçekleştirilen işlemler üzerinde, özellikle de 149 no'lu eylemde herhangi bir fiili veya hukuki yetkim bulunmamaktaydı. Bu tarihten sonra alınmış kararları yönlendirmem veya uygulamalara müdahale etmem de mümkün değildir. Dolayısıyla çalışmadığım dönemlere ilişkin herhangi bir işlem veya uygulamanın doğrudan ya da dolaylı şekilde şahsımla ilişkilendirilmemesi gerekir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; Savunmamı tek bir noktada toplamak istiyorum. Ben bugün burada kurumda görev yaptığımı inkar etmiyorum. Altımda bulunan işlemleri de inkar etmiyorum. Görev yaptığım dönemde üzerime düşen idari sorumluluklardan da kaçınmıyorum. Ancak idari sorumluluk ile cezai sorumluluğun birbirine karıştırılmamasını talep ediyorum. Bir yöneticinin işlemlerinin denetlenmesi başka, o yöneticinin kasten bir suç işlediğinin kabul edilmesi başka bir şeydir. Benim hakkımda hüküm kurulabilmesi için genel bir ihale hukuku değerlendirmesi yeterli değildir. Bir bilirkişinin belirli bir uygulamayı ihale mevzuatı bakımından eleştirmesi yeterli değildir. Kurumun içerisinde yönetici olmam yeterli değildir. Bir belgede imzamın bulunması yeterli değildir. Başka kişilerin gerçekleştirdiği ileri sürülen eylemler de yeterli değildir.
Bunların ötesinde benim tarafımdan gerçekleştirilen ve TCK’nın 235. maddesinde açıkça suç olarak tanımlanan somut bir fiilin ve bu fiile ilişkin suç kastımın delilleriyle ortaya konulması gerekir. Dosyada bunun ortaya konulmadığını düşünüyorum. Bu nedenle Sayın Mahkemenizden hakkımdaki değerlendirmeyi yaparken unvandan, kurumsal hiyerarşiden veya belgelerde bulunan imzalardan hareket edilmemesini, her bir ihale bakımından şahsıma isnad edilen somut fiilin ne olduğunu, bu fiilin TCK’nın 235. maddesinde düzenlenen hangi seçimlik harekete karşılık geldiğini ve bu fiili suç işleme kastıyla gerçekleştirdiğimi ortaya koyan somut bir delil bulunup bulunmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesini istiyorum. Bu değerlendirme yapıldığında şahsım yönünden ihaleye katılımı engelleme veya gizli teklif bilgilerine erişim sağlama şeklindeki suçlamaların maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığının görüleceğine inanıyorum.
Son olarak hakkımda uygulanmakta olan adli kontrol tedbirleri bakımından birkaç hususu belirtmek istiyorum. Üç yılı aşkın süre önce sona ermiş görev dönemime ilişkin bu dosyada delillerin büyük bir bölümü belge, ihale dosyası ve kurum kayıtlarından oluşmaktadır. Soruşturma tamamlanmış, iddianame düzenlenmiş ve deliller büyük ölçüde toplanmıştır. Kurumla ilişkim Temmuz 2023 tarihinde sona ermiştir. Bugüne kadar hakkımda uygulanan yükümlülüklere eksiksiz bir şekilde riayet etmiş bulunmaktayım. Yargılanmadan kaçmadım. Bugün mahkemenizin huzurundayım ve savunmamı yapıyorum. Dolayısıyla gelinen aşamada delilleri etkileme, kurumsal süreçlere müdahale etme veya yargılamanın sağlıklı bir biçimde yürütülmesini engelleme imkanımın bulunmadığı gibi buna yönelik herhangi bir davranışım da olmamıştır. Adli kontrol bir ceza değil, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına almaya yönelik bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tedbirin devamı için güncel ve somut bir gerekliliğin bulunması gerektiğini düşünüyorum.
Sonuç olarak; öncelikle hakkımdaki isnatlardan beraatime karar verilmesini; ayrıca soruşturmanın tamamlanmış, iddianamenin düzenlenmiş ve delillerin büyük bir ölçüde toplanmış olması, kurumla ilişkimin Temmuz 2023 tarihinde sona ermiş bulunması ve bugüne kadar üzerime düşen bütün yükümlülüklere eksiksiz bir şekilde riayet etmiş olmam dikkate alınarak hakkımda uygulanmakta olan adli kontrollerin tamamen kaldırılmasını Sayın Mahkemenizden talep ediyorum. Savunmam bundan ibarettir efendim. Teşekkür ederim.
AYTEKİN KARAARSLAN SORUYOR
Aytekin Karaarslan: Aytekin Karaarslan, Ağaç A.Ş. eski genel müdür yardımcısı. Muammer Bey, geçmiş olsun. Siz 2020 başı başladınız sanırım ya da 2019 sonu...
Fatih Yağcı: 2019 aralığın sonu.
Aytekin Karaarslan: Temmuz 2023'te ayrıldığınızı söylediniz. Ağustos 2023'te de aynı pozisyona ben atandım. Mayıs, 8 Mayıs tarihi itibarıyla tutuklanıncaya kadar da ben yürüttüm 2,5 yıl. Ben iki soru sormak istiyorum size. Birincisi; biz aynı suçlamayla bu iddianamede yer alıyoruz sizinle. Hem aynı pozisyonda hem de aynı suçlamayla: ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyoruz. 148 no'lu eylem ortak eylemimiz; çünkü temmuza kadar siz vardınız, ağustostan yıl sonuna kadar ben vardım. 148, 149, 150, 151 no'lu 4 tane eylemde bir ben varım; 144, 145, 146, 147 ve 148 no'lu eylemlerde siz varsınız. Ben sorum şu Muammer Bey: Geriye dönük 4-5 yıllık zaman zarfında yine hep bu satın alma usulleri olarak 3/G kullanılıyor muydu? Bunu sormak istiyorum.
Fatih Yağcı: Kullanılıyordu, vardı.
Aytekin Karaarslan: İkinci sorum; onaylı tedarikçi listesi deniyor, ifade ediliyor. Buradaki durum şu: Belirli performans kriterleri, ölçüm kriterlerine göre kalite standartları gereği onaylı bir tedarikçi listesi var şirketin. Ve bu liste her zaman daha da yüksek sayıya genişletilmesi hususunda hepimizin de Satın Alma Müdürlüğü'nün de talebi vardı bu konuda. Bu liste sizin işe başladığınız 2019 yıl sonları itibarıyla yine var mıydı? Bunu öğrenmek isterim.
Fatih Yağcı: Vardı.
Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Ben Aytekin Bey'in bıraktığı yerden devam edeyim. Tedarikçi, yani onaylı tedarikçi listesine istediğimiz firmayı katabilir miyiz hemen? Yani "Şu firma geldi, bu firmayı biz tedarikçi listesine katalım." gibi bir imkan var mı?
Fatih Yağcı: Hayır efendim. Mutlaka bir ön elemeden ve bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor.
Ali Sukas: Bir de bir ticari faaliyet yürüttükten sonra gerekli puanlamalar yapıldıktan sonra girip girmeyeceği belli oluyor, değil mi?
Fatih Yağcı: Doğrudur.
Ali Sukas: Şimdi yine Fatih Bey'e sorduğum soruların bir kısmını size de soracağım. Yine meşhur dosya bölme hikayesi. Yani istisnai alımlar kapsamında dosya bölme iddiası. Bu konuda oluşturulan birimlerden gelen talepler, ön onay için gelen taleplerin bölünerek 3/G kapsamına veya genel müdür limitleri kapsamına alınmasıyla ilgili size bir telkinim, talimatım oldu mu veya böyle bir konuya şahit oldunuz mu?
Fatih Yağcı: Herhangi bir talimatınız olmadı, şahit de olmadım.
Ali Sukas: Çünkü benim bu özellikle kendi genel müdür yetkisi limitinde kalması için yönetim kurulundan kaçırma veya rekabeti kısıtlama yönünde birilerine baskı uygulayarak dosya böldüğüm noktası suçlanıyor.
Fatih Yağcı: Ben görev yaptığım dönem içerisinde böyle bir şeye şahit olmadım.
Ali Sukas: Piyasa araştırmalarına benim müdahale ettiğime dair takibiniz oldu mu?
Fatih Yağcı: Hayır.
Ali Sukas: Size de doğrudan veya dolaylı olarak satın almaya herhangi bir firma dikte ettim mi?
Fatih Yağcı: Ali Bey, yani satın almaya veya bana... Bana zaten etmediniz. Satın almaya da ettiğinize dair herhangi bir şahitliğim yoktur.
Ali Sukas: Şimdi İBB ihalelerine müdahil olduğumuz, dolayısıyla ihaleye fesat karıştırdığımızla ilgili siz de suçlanıyorsunuz, biz de suçlanıyoruz. Yani böyle bir ilişkiye... Yani gerçi verdiniz, savunmada söylediniz ama Ağaç A.Ş.'nin İBB'nin Park, Bahçeler Daire Başkanlığı'yla organik bir ilişkisi var mı?
Fatih Yağcı: Yok. Zaten böyle bir şey pratikte de mümkün değil. Yani böyle bir şey söz konusu olamaz.
Ali Sukas: Şimdi sanırım mali şubedeki ifadenizde şöyle bir beyan var: Yani yukarıda satın alma süreçlerini anlatıyorsunuz, sonra: "Sonrasındaki ödeme aşamasında ise alınan hizmete karşılık yapılan ödeme konusunda ise Mali İşler Müdürlüğü günlük borç tablosunu oluşturur, genel müdüre sunulur. Ali Sukas, Mali İşler Müdürü Aytekin Karaarslan ve benim ortak onayımızdan sonra ödeme listesi oluşturulur. Ödemelerde öncelik verme iki husus dikkate alınarak yapılır. Bunlardan birincisi öncelikli işçilik maaş ödemeleri olan işler ve döviz endeksli alınan ürünlerin ödemeleridir. Bunun sebebi işçiyi mağdur etmemek ve döviz karşılığı olan kurum ödemelerini minimal tutmaktır." Aynı ifadenizin devamında bir-iki sayfa sonra şöyle bir şey var yine; paragrafını okumayacağım. Yine orası satın almayla ilgili herhalde: "Ayrıca yapılan ödemelerde firmaların ve miktarların belirlenmesinde herhangi bir dahlim olmadığını beyan ederim." Bu ikisi arasında bir çelişki var gibi duruyor. Yani ödeme listeleri nasıl oluşuyordu; günlük mü, haftalık mı, aylık mı?
Fatih Yağcı: Şöyle izah edeyim: Ödeme İBB'den ödeme alabildiğimiz ölçüde tedarikçi ödemesi yapıyorduk. Bahsettiğim gibi Mali İşler Müdürlüğü bir yaşlandırma tablosu oluşturuyordu. O yaşlandırma tablosu üzerinden işçilik ödemeleri, dövizle yapılan işlemler yani ithal ürünlerin önceliklendirilmesi, bir de belki orada söylemeyi unuttuk ama kooperatifler var önceliklendirilenler arasında ve tabii vadesi çok uzun olmuş, çok geride kalmış firmaların ödemeleri. Burada benim bir dahlim olmuyor'dan kastım da şu olabilir; yani şimdi hatırlamıyorum tabii o söylediğinizi ama tek başıma bir yetkim yok, tek başıma yapmıyordum bu işi demeye çalışmışımdır. Yoksa sonuçta bunlara imza...
Ali Sukas: Bu ödemelerde bizim herhangi bir firmayı önceliklendirin veya geciktirin gibi bir talimatım, bir yaklaşımım oluyor muydu?
Fatih Yağcı: Bu söylediğim kriterlerin dışında herhangi bir önceliklendirme olmuyordu, hayır.
Ali Sukas: Bir başka soru: Yine savcılık ifadenizde "Ağaç A.Ş.'deki ihalesiz alımı kısaca özetlemem gerekirse ihtiyaç duyulan ürünle ilgili..." diye burası... Fatih Yağcı da benzer şeyi anlattı, onu geçeceğim, oradan aynı çıkmış. Şöyle bir beyanınız var yine: "İBB yönetimindeki ekiple herhangi bir bağım veya irtibatım yoktu. Kendileri beni hasım olarak gördüler. İhaleler ile ilgili usulsüz bir şey vardıysa bunu bana söylemezlerdi. Benim de tespit ettiğim veya duyduğum herhangi bir şey olsa hiç çekinmeden paylaşırdım. Ancak hiçbir bilgi sahibi değilim." Bu İBB ekibi, yönetimindeki ekip; ben de dahil onun içinde miyim? O kadarı sorayım en azından.
Fatih Yağcı: Hayır, değilsiniz.
Ali Sukas: Yani yine devamında yani aynı yönetimle problem yaşadığınızı söylüyorsunuz, orada da kastın ben olmadığımı anlıyorum, doğru mu? Teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKAT SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Muammer Bey merhabalar. Öncelikle Temmuz 2023'ten sonra Ağaç A.Ş. ile hiçbir ilişkim kalmadı, görevden gittim dediniz. Ali Sukas'la yakınlığınız neydi sizin Ağaç A.Ş.'ye başlamadan önce? Kaç yıllık bir dostluğunuz var?
Muammer Ali Özdil: Eski tanışırız.
Sevgi Dağdemir: Kaç yıllık bir dostluğunuz var?
Muammer Ali Özdil: 20 yıldır, şimdi şu an tam hatırlamıyorum ama 20...
Sevgi Dağdemir: Tamam, 2023 yılında görevden ayrılıyorsunuz ya da tenzi ediliyor bilmiyorum artık onları. 2024 yılının başında, bu olayların patlak verdiği önemli. Neden İnsan Kaynakları Müdürü ile birlikte Ümit Polat'ı Kâğıthane'de lokantaya çağırıyorsunuz ve emekli olması konusunda diretiyorsunuz? Ali Sukas'ın adını rüşvet olaylarına bulaştırma diye aslında bir nevi tehdit ediyorsunuz. Bu konuşmayı neden yaptınız Muammer Ali Bey?
Muammer Ali Özdil: Şimdi yanlış bilgi. Böyle bir konuşma yapmadım. Müsaade ederseniz izah edeyim. Biz Ümit Bey'le mesai arkadaşlığı yaptık. 3-4 yıl o dönem ayrılıp ayrılmamak konusunda bir kararsızlığı vardı. Biz de tamamen arkadaş ortamında, yani bunu buraya niye taşıdığını çok şaşırarak takip ediyorum, tamamen arkadaş ortamında kendisi de şahittir bütün her şeye, asla emekli olmasına dair bir telkinde bulunmadım. Bunun bir alternatif olduğunu, kalmasının da bir alternatif olduğunu söyledim.
Sevgi Dağdemir: Yani Ali Sukas'la alakalı 2024 yılının başında sorunlarını biliyor muydunuz peki?
Muammer Ali Özdil: Efendim?
Sevgi Dağdemir: Şimdi emekli olup olmamakla alakalı dediniz ya, demek ki 2024 yılının başında Ümit Bey'in emekli olup olmamakla anladığını duydunuz, kararsızlığı vardı.
Muammer Ali Özdil: Emekli olup olmamak konusunda bir kararsızlığı vardı, doğru.
Sevgi Dağdemir: Peki Ali Sukas'la sorununu biliyor muydunuz? Yani neden emekli olmak istiyordu Ümit Bey 2024'ün başında?
Muammer Ali Özdil: Niye emekli olmak istediğini bilmiyorum.
Sevgi Dağdemir: Ali Sukas'la sorunlarını bilmiyorsunuz.
Muammer Ali Özdil: Ayrıldığım dönemden bahsediyoruz.
Sevgi Dağdemir: Peki Kerem Celil Uzunlar’la birlikte Muammer Ali Özdil, yani müvekkilimin ilettiklerini söylüyorum, daha fazla bu işleri uzatmasın, Ümit sen de çık, biz de içerideyiz. Kerem Celil de içeride zaten, biz sana iş de vereceğiz. Bak Ali Bey'in adını daha fazla dolaştırma, iyi olmaz diye bir beyan bu yemekte geçti mi? Ali Tamaçoğlu da bu yemekte var mıydı, Kerem Celil Uzunlar da var mıydı?
Muammer Ali Özdil: Doğrudur. Dördümüz birlikte yemek yedik. Ancak böyle bir ifadede bulunmuş olmam mümkün değil. Biz de içerideyiz diyemem çünkü zaten ben dışarıdayım. Herkesten önce dışarı çıkarılmışım ben.
Sevgi Dağdemir: Bir diğer sorum. Ümit Bey'in de şöyle bir beyanı var. Diyor ki, Sevgi Hanım, Muammer Ali Özdil görevdeyken, yani 2023'ün Temmuzuna kadar, aslında Ali Bey'le her şeyi onlar birlikte ayarlarlardı. Yüklenici firmalar bana hiç gelmezdi. Firma konuları falan aktif bir görev yapardı. Aytekin Karaarslan çok dik bir duruş sergilediği için Ali Sukas hiçbir zaman bu konularla alakalı Aytekin Karaarslan’a gidemezdi. Onun çünkü görevi tam layıkıyla yapıyordu. Muammer Ali Özdil gittikten sonra Ali Sukas bana gelmeye başladı. Ben de sorun yaşadım, en azından zaten emeklilik konuları oldu. Siz görevdeyken Ümit Bey ile Ali Bey bu firma konularını falan konuşur muydu yoksa siz Ali Bey'le her şeyi 2023'ün temmuzuna kadar birlikte mi ayarladınız? Çünkü Ümit Bey diyor ki ben Muammer Ali Bey'e bağlıydım diyor.
Muammer Ali Özdil: Ben hiçbir ayarlamanın içerisinde bulunmadım. Ayrıca şöyle, madem bütün ayarlamaları ben yapıyordum...
Sevgi Dağdemir: Ayarlamalar derken, Ümit Bey size bağlı ya, Ali Bey Muammer Ali Özdil'i geçip, yıllarca dostluğunu geçip, hadi gel Ümit biz birlikte tedarikçileri konuşalım, tedarikçi havuzunu konuşalım deme gibi bir durumu var mı bu kadar aktif bir müdür yardımcılığı yaparken sizin?
Muammer Ali Özdil: Hayır. Benim öyle bir durumum olsaydı zaten işimin başında kalırdım ve şirketten gönderilmezdim. Benim öyle bir yakınlığım, öyle bir organizasyon kabiliyetim olsa ya da bu işlerin içerisinde olsam herhalde şirketten gönderilmezdim diye tahmin ediyorum. Yani sizin ifadenizle söylüyorum tırnak içerisinde, çok dik duruşu olan beni gönderecek, çok rahatlıkla organize edilecek biri gidecek, çok dik duruşu olan başka bir genel müdür yardımcısı gelecek.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey kime bağlıydı Muammer Bey?
Muammer Ali Özdil: Bana bağlıydı.
Sevgi Dağdemir: Ali Bey'den aldığınız bilgileri Ümit Bey'e siz mi iletirdiniz yoksa...
Muammer Ali Özdil: Ben bahsettiğiniz konulara dair herhangi bir bilgi almadım, hiç kimseye de herhangi bir bilgi iletmedim hanımefendi.
Sevgi Dağdemir: O zaman şöyle sorayım, siz bana soruyorsunuz ama birbirimizi anlayamıyoruz. Ali Bey siz varken direkt Ümit Bey'le görüşüyor muydu işleri?
Muammer Ali Özdil: Tabii.
Sevgi Dağdemir: O zaman siz görevdeyken 30 yıllık, 20 yıllık dostluğunuz, aslında siz pasif bir görevdeydiniz.
Muammer Ali Özdil: Hanımefendi mesele o değil, mesele şu. Ben teknik biri değilim. Yani orman mühendisi değilim, peyzaj mimarı değilim ya da ziraat mühendisi değilim. Dolayısıyla o literatüre çok da fazla hâkim değilim. Sahayı da ne Ümit Bey kadar ne de Ali Bey kadar tanımam zaten. Dolayısıyla bu teknik konuları konuşulacak adam da ben değilim. Yani sahaya dair, işlere dair, işlemlere dair, bitkiye dair teknik bir şey konuşulacaksa meslek erbabı iki kişinin konuşması çok daha makuldür. Araya benim girmem daha abes olur aslında o anlamda.
Sevgi Dağdemir: Görev yaptığınız süre boyunca Ümit Bey'le alakalı, 2023'ün çok spesifik bir döneminde ayrılıyorsunuz çünkü, bir rüşvete ilişkin ya da ihaleleri etkilemesiyle alakalı bir şey duydunuz mu?
Muammer Ali Özdil: Ben savcılık ifademde de belirttim, ben görev yaptığım dönemde hiç kimseye dair böyle bir şey duymadım. Herhangi bir şeyden herhangi bir bilgim de yoktur. Olsaydı da müdahale ederdim.
Sevgi Dağdemir: Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK
Mustafa Küçük: Muammer Bey, müvekkilim Murat Dağdeviren'i tanır mısınız?
Muammer Ali Özdil: Tanıyorum.
Mustafa Küçük: Orhan Yıldırım'ı tanır mısınız?
Muammer Ali Özdil: Tanıyorum.
Mustafa Küçük: Peki Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'taki pozisyonunu bilir misiniz?
Muammer Ali Özdil: Hayır.
Mustafa Küçük: Peki Murat Dağdeviren'in Han İnşaat adına iş veya işlem yaptığını bilir misiniz? Han İnşaat adına.
Muammer Ali Özdil: İş, işlem ya iş, işlem yaptığı... Ben her ikisini de eş zamanlı tanıdım zaten. Sürekli birlikte gelir giderlerdi. Sürekli ziyaretimize çay içmeye, sohbet etmeye gelirlerdi. Ama işlemleri ve işleri açısından yani şirketleri birlikte midir, ortak mıdırlar, başka bir şeyleri var mıdır buna dair bilgim yok. Ama birlikte gelip gidiyorlardı.
Mustafa Küçük: Yani konuşmalar Han İnşaat'ın işleri için konuşulurdu, değil mi? Zaten görmüşsünüzdür o zaman siz de Murat Dağdeviren'i.
Muammer Ali Özdil: Hayır.
Mustafa Küçük: Teşekkür ederim.
MUAMMER ALİ ÖZDİL AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın heyet; huzurdaki davada müvekkile yöneltilen tartışılması gereken ilk husus, isnat edilen fiillerin suç oluşturup oluşturmadığından da önce gelmektedir. O da şudur: Muammer Ali Özdil'e isnat edilen somut fiil nedir? İddianameyi başından sonuna kadar okuduğumuzda bu sorunun açık, somut ve şahsileştirilmiş bir cevabını ne yazık ki göremiyoruz. Hangi ihalede, hangi tarihte, hangi kişiyle birlikte, kimin lehine veya aleyhine, hangi menfaati sağlamak amacıyla, hangi icrai veya ihmali davranışla ihaleye fesat karıştırdığı ortaya konulamamıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenen suç bakımından kanun koyucu birtakım seçimlik hareketler öngörmüştür. O halde iddianameden beklenen ilk şey son derece basittir: Müvekkil bu seçimlik hareketlerden hangisini gerçekleştirmiştir? İhaleye katılma yeterliliğine sahip bir kişinin ihaleye katılmasını mı engellemiştir? İhaleye katılma yeterliliğine sahip olmayan bir kişinin ihaleye katılmasını mı sağlamıştır? Teklif edilen malları şartnamesine veya numunesine aykırı olduğu halde uygun kabul etmek için mi hareket etmiştir? Tekliflerle ilgili gizli kalması gereken bilgilere başkasının ulaşmasını mı sağlamıştır? Cebir veya tehditle bir kişiyi ihaleye katılmaktan mı alıkoymuştur? İhaleye katılan kişilerin açık veya gizli anlaşma yapmalarını mı sağlamıştır?
Bu soruların hiçbirinin cevabı ne yazık ki iddianamede yoktur. Hasılı, bu eylemin maddi unsuru nedir? Manevi unsuru nedir? Müvekkilin kastı nerede başlamış ve hangi delillerle ortaya konulmuştur? Bundan kim menfaat sağlamıştır? Müvekkilin bu menfaatle bağı nedir? Bunların da cevabı bulunmamaktadır. Sayın heyet, ceza yargılamasında bir kişinin unvanı suçun delili değildir. Bir kurumun belirli kademesinde görev yapmak, o kurumda gerçekleştirilen bütün işlemlerin cezai sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez. Aksi kabul edildiğinde cezai sorumluluk şahsilikten çıkar, kurumsal hiyerarşiyi cezalandırmaya dönüşür. Ceza hukukunda makam sorumluluğu değil, fiili sorumluluk vardır. Müvekkilin adı dosyada esasen görevi ve unvanı nedeniyle görünmektedir. Ancak iddianame bu unvan ile Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenen seçimlik hareketlerden herhangi biri arasında somut bir illiyet bağı kuramamaktadır. Müvekkilin görevi; teknik birimler tarafından hazırlanan, alt kademelerde görev yapan uzman personel tarafından araştırılan, teknik ve idari değerlendirmeler yapılan işlerin kendi görev ve yetki alanı içerisinde yürütülmesinden ibarettir. Somutlaştırmak gerekirse; müvekkilin fonksiyonu, kendisine intikal eden dosyada şirket teknik bilgi sahiplerini, cari kart unvanını, işin konusu ve bedelini, yetki sınırlarını, gerekli belgelerin mevcudiyetini ve satın alma birimlerince ortaya konulan dosyanın ürün ve içerik ile uyumu gibi kendi yönetsel görev alanına giren hususların kontrolüyle sınırlıdır.
İsnat olunan teknik araştırmaların yapılması, firmaların teknik yeterliliklerinin incelenmesi, tekliflerin teknik ayrıntılarının değerlendirilmesi ve bu kapsamda iddianamede suç olarak öne sürülen ayrıntıların araştırılması müvekkilin şahsen yerine getirdiği görevlerden değildir. Bunlar ilgili teknik ve uzman birimlerin görev alanındadır. Müvekkilin uzman personelin görev alanına giren her ayrıntıyı bizzat araştırmak yükümlülüğünü kabul etmek, kurumsal görev dağılımını ortadan kaldırdığı gibi cezai sorumluluğun şahsiliği ilkesini anlamsızlaştırır. Kaldı ki dosyanın en dikkat çekici taraflarından biri de şudur: Bu kadar kapsamlı soruşturma ve kovuşturma içerisinde müvekkille suçlanan tek bir kişi bulunmamaktadır. Sanıklardan biri çıkıp "Muammer Ali Özdil bana şu talimatı verdi." dememiştir. Bir tanık "Şu işlemi onun talebiyle yaptık." dememiştir. Bir itirafçı müvekkili işaret etmemiştir. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir kişi müvekkil hakkında somut bir suç isnadında bulunmamıştır. Müvekkilin bir firma temsilcisiyle suç teşkil eden bir ilişki kurduğuna, bir kişiye menfaat sağladığına, bir kişiden menfaat temin ettiğine veya ihale sonucunu belirlemek amacıyla hareket ettiğine ilişkin somut bir delil ortaya konulamamıştır.
O zaman tekrar aynı soruyu sormak zorundayız: Muammer Ali Özdil burada hangi fiiline delil sanıktır? Dosyada bu sorunun cevabı yerine müvekkilin unvanının konulduğunu görüyoruz. Oysa ceza hukukunda boşluklar bu şekilde kişilerin unvanlarıyla doldurulamaz. Sayın Başkan, sayın heyet; isnada konu işlemler yalnızca bugün ceza yargılaması önüne gelmiş işlemler değildir. Bu kurum ve işlemler Sayıştay denetimlerinden ve idari denetimlerden de geçmiştir. Ortada tespit edilmiş bir kamu zararı yoktur. Gerekçelendirilip iptal edilmiş bir idari işlem yoktur. Kuruma ödettirilmiş bir tazminat yoktur. Denetim organlarınca ortaya konmuş, müvekkille atfedilmiş bir usulsüzlük yoktur. İdarenin kendi denetim mekanizmalarının suç veya usulsüzlük tespit edemediği, kamu zararının ortaya konulamadığı, işlemlerin iptal edilmediği, herhangi bir tazmin sorumluluğunun doğmadığı bir tabloda ceza mahkumiyeti elbette teorik olarak imkansız değildir. Ancak böyle bir durumda ceza isnadının çok daha somut, çok daha şahsileştirilmiş ve çok daha güçlü delillerle ortaya konulması gerekir. Bu dosyada ise bunun ne yazık ki tam tersini görüyoruz. Somutlaştırılması gereken yerde genelleme, şahsileştirilmesi gereken yerde unvan, ortaya konulması gereken fiilin yerine ise varsayımlar bulunmaktadır.
Dosyadaki bilirkişi raporuna da bu nedenle ayrıca değinmek zorundayız. Sayın heyet, takdir edeceğiniz üzere bir bilirkişi raporu iddianamedeki eksikliği gideremez. Bilirkişi savcının yerine geçerek sanık hakkında suç isnadı oluşturamaz. İddianamede gösterilmeyen seçimlik hareketi bilirkişi seçemez. Savcılığın şahsileştirmediği ceza sorumluluğunu bilirkişi bile ertelenir kılamaz. Hele ki teknik değerlendirme sınırını aşarak bir kişinin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sonuç üretmesi mümkün değildir. Bu nedenle müvekkil yönünden somut olgu ve denetlenebilir teknik tespit yerine varsayıma dayanan bilirkişi değerlendirmelerinin hükme esas alınması mümkün değildir. Bir rapor ne kadar uzun olursa olsun içinde bulunmayan delili yaratamaz. Delilin yerini kanaat, somut fiilin yerini yorum, bireyselleştirilmemiş isnadın yerini unvan alamaz. Bu nedenle müvekkil bakımından bilirkişi raporunun isnadı destekleyen bölümleri hukuki değer taşımamaktadır ve hükme esas alınmamalıdır.
Aynı sorun iddianamenin müvekkile ilişkin kurgusunda da bulunmaktadır. İddianame müvekkilin ne yaptığını göstermek yerine bulunduğu makamdan hareket ederek ne yapmış olabileceğini varsaymaktadır. Bu yöntem ceza muhakemesi yöntemi değildir. Bir insan önce sanık sandalyesine oturtulup sonra kendisiyle o yere gelecek fiiller aranamaz. Önce fiil bulunur, sonra o fiilin failinin kim olduğu delillerle belirlenir. Bu dosyada müvekkil yönünden yöntem tam tersine çevrilmiştir. Unvan vardır, dolayısıyla suç kararına varılmıştır. İmza vardır, dolayısıyla kast varsayılmıştır. Hiyerarşik konum vardır, dolayısıyla alt personelin görev alanına giren bütün işlemler müvekkile yüklenmeye çalışılmıştır. Sakat bir yaklaşım kabul edilirse kamuda hiçbir yönetici, altında onlarca uzman personelin çalıştığı bir kurumda görev yapamaz. Çünkü yıllar sonra herhangi bir teknik işlem tartışmalı hale geldiğinde "O tarihte yöneticiydin" denilerek cezai sorumluluk kurulabilir.
Hukuk devleti bakımından da tehlikeli olan tam da budur. Kamu görevlisinin imzası sınırsız cezai sorumluluk senedi değildir. Yöneticilik, kurumda yapılan her teknik işlemin cezai garantörlüğü de değildir. Cezai sorumluluk ancak kişinin kendi fiilinden, kendi kastından ve delille oturtulmuş kişisel katkısından doğabilir. Müvekkile yöneltilen suçlamaların hiçbiri ortaya konulmamıştır. Bir hususa da ayrıca kronolojik olarak değinmek istiyoruz. 149 numaralı eylemler bakımından durum çok açıktır. Müvekkil Temmuz 2023 itibarıyla ilgili kurumdan ayrılmıştır. Dolayısıyla anılan eylemler bakımından öncelikle ihale sürecinin tarihleriyle müvekkilin kurumdan ayrılış tarihleri ayrılarak değerlendirilmelidir.
Burada zaman çizelgesi şahsileştirilmelidir. Bir bilirkişi raporu alındıktan sonra gerçekleşen işlemlerden, görevi ve unvanına gerekçe gösterilerek sorumlu tutulamaz. Sayın başkan, sayın heyet; biz mahkemenizden ceza hukukunun en klasik ve temel kurallarının uygulanmasını talep ediyoruz. İsnatlar şahsileştirilsin, fiili gösterilsin, fail ve fiil arasındaki illiyet bağı gösterilsin, Türk Ceza Kanunu'nun 135. maddesinde gösterilen seçimlik haklar gösterilsin, kast unsuru gösterilsin, menfaat ilişkisi gösterilsin, delili gösterilsin; bunlardan sonra müvekkilin hukuki durumunu tartışalım. Fakat görevi buydu, unvanı buydu, imzası vardı, o halde bilmesi gerekir, o halde sorumludur biçimindeki bir akıl yürütme ceza mahkûmiyetinin temelini oluşturamaz.
Çünkü ceza hukukunda "bilmesi gerekirdi" ile kastın gerçekleştiği an arasında insan özgürlüğünü ilgilendiren çok büyük bir mesafe vardır. Bu mesafe varsayımla kapatılamaz. Dosyanın geldiği aşamada müvekkil aleyhine bu mesafeyi kapatabilecek bir delil bulunmamaktadır. Hiçbir sanık, hiçbir tanık, hiçbir ihbarcı, hiçbir etkin pişmanlık beyanı müvekkili suçlamamaktadır. Herhangi bir menfaat ilişkisi kurulamamıştır, kamu zararı tespit edilememiştir, işlemlerde iptal yoktur, tazminat yoktur, Sayıştay ve idari denetimler sonucunda müvekkile isnat edilmiş bir usulsüzlük yoktur. Ve en önemlisi Türk Ceza Kanunu'nun 135. maddesi anlamında müvekkilin hangi seçimlik hareketi işlediği dahi somut biçimde ortaya konulamamıştır.
Sayın heyet, bir iddianamenin hacmi isnadın kuvvetini göstermez. Bir bilirkişi raporunun sayfa sayısı delilin yerini tutmaz. Bir sanığın unvanının büyüklüğü de onun cezai sorumluluğunu büyütmez. Ceza yargılamasında önemli olan dosyanın kalınlığı değil, delillerin ağırlığıdır. Muammer Ali Özdil yönünden ise dosyanın ağırlığı ile delilin ağırlığı arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Netice itibarıyla müvekkile isnat edilen suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı ve her halükarda mahkûmiyet için gerekli olan her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmadığı kanaatindeyiz. Açıkladığımız sebeplerle müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca müvekkilin kişisel durumu, dosyanın geldiği aşama, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, uzun süredir devam eden tedbirin artık ölçülülük sınırlarını aşması ve açıkladığımız delil durumu birlikte değerlendirildiğinde, müvekkil hakkındaki adli kontrol tedbirinin de kaldırılmasına karar verilmesini talep ediyoruz. Mahkemeniz aksi kanaatte olacak ise de müvekkil lehine olan tüm yasa hükümlerinin uygulanmasını da saygılarımızla vekâleten arz ve talep ederiz.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












