loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 31. günü tutuklu ve tutuksuz 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 31. günü tutuklu ve tutuksuz 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 08.10.2026 - 11:10
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 31. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Deniz Dörtyol, Ali Nuhoğlu, Rahman Özdemir, Ahmet Sarı, Derya Dağdeviren, Binali Sarıtaş, Yasin Çağatay Seçkin, Tuğrul Doğu Işık savunma yaptı.

TUĞRUL DOĞU IŞIK SAVUNMASI – 08.10.2026

Tuğrul Doğu Işık: Sayın Başkan, Sayın Heyet, 152 nolu eylem. Önceden dilekçe verip ifademi vermemi talep etmemden sonra kollukta verdiğim ifademe ek olarak şunları söylemek istiyorum. İlk olarak mevzu bahis geçen evrakın resmi bir evrak olduğunu düşünmemiştim. Halen daha düşünmüyorum. İkinci olarak da oradaki yazı bana aittir ama imza ve kaşe bana ait değildir.

Hakim: İlave söyleyeceğiniz başka bir şey var mı?

Tuğrul Doğu Işık: Beraatimi istiyorum ve yurt dışı yasağımın kaldırılmasını.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Tuğrul Bey, ifadenizde ihalesi olmadan başladığınız işlerden bahsetmişsiniz. İhale numarası falan da belli. Bunun hakkında bazı yazışmalar da yapılmış süreçle ilgili. Bu kısmı açar mısınız biraz? Niye ihale olmadan önce siz işe başladınız? Bu işi kim tevdi etti size?

Tuğrul Doğu Işık: Doğrudur. Mesela mevsimlik çiçek işlerine ihale olmadan başlıyorduk. Belirli bir süreçti bunlar. Bize tebliğ eden Ağaç A.Ş. kurumudur, kurum olarak. Alt alt olarak da proje uygulama; "Başlayın, sonradan ihalesi yapılacak" gibi tebliğ ettiler.

Savcı: Peki burada fiyatlar nasıl belirlenirdi? Mesela size bir iş verildi, başladınız. Ortada ihale yok, teklif konmuyor piyasaya. Bulunduğu işi sahada yaptınız, daha sonra rakamları belirleyen... Rakamlar baştan mı belirlendi, yoksa daha sonra mı?

Tuğrul Doğu Işık: Rakamlar sonradan.

Savcı: Yani işe başladınız...

Tuğrul Doğu Işık: İşe başlardık.

Savcı: Uygulama bittikten sonra ihale...

Tuğrul Doğu Işık: Uygulama bitmeden. Uygulamanın ortasında olurdu misal; işe başlardık, 15 gün sonra ihale olurdu veya bir ay sonra olurdu. İşin bitmesine en fazla 6 gün kala veya 7 gün kala mutlaka ihale yapılmış olurdu.

Savcı: O ihalede rakamlar nasıl belirlenirdi? Mesela sizle birlikte kimler girerdi? Bu teklifleri nasıl yaparlardı?

Tuğrul Doğu Işık: İhale rakamları şöyle: Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü Ümit Polat'tan alırdım. Fiyat olarak veya o birimde o an kim varsa... Ümit Polat görevdeyken Ümit Polat'tan alıyordum. İhaleye girecek firmaları iki çeşit tutuyordu. Bazen çaprazlama yapıyordu. Şöyle diyeyim: O an orada iş yapan firmalarla el ele onlara teklif veriyorduk, neticesinde onlar bana teklif veriyordu.

Savcı: Yani bu yan teklif dediğiniz mesela bu mu oluyor? Hani işi alan kasıtlı olarak...

Tuğrul Doğu Işık: Evet. Bazen de kendimiz firma buluyorduk, usulen teklif verdirtiyorduk.

Savcı: Yine bu iddianameye konu bilirkişi raporu var. Aynı el ürününden çıkan teklif formu şeklinde.

Tuğrul Doğu Işık: Evet, bana aittir. Onu da açıklayayım istiyorsanız.

Savcı: Nasıl oldu bu süreçte? Yani bunu Ağaç A.Ş.'de mi doldurdunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle; mevzubahis geçen ihalede sabah saat 10.45'te, 11.00 civarı Ağaç A.Ş.'ye ihaleye davet maili geldi. Ve ihalenin bitiş tarihi de aynı gün saat 16.00'ydı. 16.00'ya kadar tekliflerin verilmesi gerekiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam idareyi aradım. Dedim ki: "Bu saate kadar ben bunu yetiştiremem. imkânsız. İstanbul veya Kasımpaşa'yım" diye belirttim. "Halledersin" dendi. Ondan sonra ben ulaştırdım, imzaları aldım, idareye gittim, fiyatları Polat'tan aldım ve kendi el yazımla doldurup teslim ettim.

Savcı: Yani farkındasınız; ihale tamamen düzmece. Kendiniz doldurdunuz, fiyatların belli olduğu, idarenin de bildiği bir konu doğru mu?

Tuğrul Doğu Işık: Doğrudur.

Savcı: Ve yapılan işin ihalesi olmadan başlıyorsunuz, daha sonra bu süreçler yürüyor?

Tuğrul Doğu Işık: Doğrudur. Hatta hiç ihalesi olmayıp bitirmiş olduğumuz iş de var.

Savcı: Peki bundan parası nasıl tahsil ediyorsunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Bunun parası daha tahsil edilmedi. Hiçbiri olmadı herhalde, bilmiyorum. Dava açıldı.

Savcı: Ne kadarlık bir işti bu?

Tuğrul Doğu Işık: 32 milyon olabilir. Yani fiyat belli olmadığı için birim fiyat bilemiyorum.

Savcı: O işin tarihi hangi yıla denk geliyor?

Tuğrul Doğu Işık: 2025 yılı.

Savcı: Hangi ay?

Tuğrul Doğu Işık: 2025'in başları; ilk idari çiçek alımı.

Savcı: Yine bu ifadenizde %7'lik hisseden bahsetmişsiniz, %7. O oranda pay meselesi...

Tuğrul Doğu Işık: O oranı şöyle; patronumun bana aktardığı kadarıyla. Çünkü ben şantiye şefiyim. Normalde ihalelerle ilgileniyor dedi de ihalelerimiz öyle ahım şahım bir şey değildi. Anlattığım gibi, proforma teklif veriyorduk. %7'lik kısmını da normal piyasada biz işte götürü vereceksek taşerona veya işçilerle anlaşırken maliyet hesabı yaparken bunun %7 daha koyulacağını, %7'yi de idarelerin istediğini söyledi.

Savcı: Yine ifadenizin devamında Ekrem İmamoğlu 2023 yılında Ağaç A.Ş.'ye geldi diye bir anlatımınız var. O neye ilişkin? Ali Sukas'a...

Tuğrul Doğu Işık: Bunu savcılıkta da söylediğim gibi hiçbir şekilde şahit olmadım, duyumdur. Ama şöyle bir duyum: Tarihi de bilmiyorum. Ekrem İmamoğlu Ağaç A.Ş.'ye geldi, Ali Sukas'ın odasında "Az para geliyor" diye fırçaladığı gibi bir tabir. Ama dediğim gibi şahit değilim, kulağımla duymadım.

Savcı: Söylendikten sonra istenen paralar arttı mı peki? Şahit olduğunuz durum var mı?

Tuğrul Doğu Işık: Yok. Ben para ödemesine, para konuşulmasına hiçbir şekilde şahit olmadım.

Savcı: Para konusunda herhangi bir temasınız oldu mu kimseyle?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, yok. Yani hiçbir şekilde ne Ali Sukas ne başka biriyle para konusunda iletişime geçmedim.

Savcı: Tamam, başka sorum yok. Teşekkür ederim.

AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR

Aytekin Karaarslan: Tuğrul Bey geçmiş olsun. Aytekin Karaarslan, AĞAÇ A.Ş. Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı'yım. Tuğrul Bey, beni tanıyor musunuz? herhangi bir görüşmemiz, yüz yüze ya da telefonla bir görüşmemiz oldu mu?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır hatta birkaç kere görüşme talebinde bulundum. Aldığım cevap müteahhitlerle...

Hakim: Tuğrul Bey cevap verirken mikrofona dönük olursanız...

Tuğrul Doğu Işık: Özür dilerim.

Hakim: Tekrar cevabı verin de kayda geçsin

Aytekin Karaarslan: Benimle herhangi bir yüz yüze ya da telefonla bir görüşmeniz...

Tuğrul Doğu Işık: Görüşmem olmadı. Görüşme talebim oldu. Talebim karşılığında "müteahhitlerle görüşmüyor" para isteyecektim sizden ödeme için, olmadı.

Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.

AYHAN SUBAŞI SORUYOR

Ayhan Subaşı: Tuğrul Bey, iyi günler, beni tanıyor musunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, tanımıyorum.

Ayhan Subaşı: İfadenizde benden bahsetmişsiniz. Ben Orman Mühendisi Ayhan Subaşı.

Tuğrul Doğu Işık: Buyurun. Firmanızdan bahsettim. Şahsınızdan değil.

Ayhan Subaşı: Efendim?

Tuğrul Doğu Işık: Bir firmanızdan bahsettim.

Ayhan Subaşı: Firmamdan bahsederken biliyorum kelimesini kullanmışsınız net bir ifadeyle. Bunlardan bildiğinizi öğrenebilir miyim? Hangi ortamda, duyum mudur, şöyle...

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle diyeyim. Sizinle aynı ihalelere girdik mi sizin almış olduğunuz teklif işlerde ben de teklif verdim.

Ayhan Subaşı: Doğru. Ben de size...

Tuğrul Doğu Işık: Evet ve fiyatları nasıl verdiniz?

Ayhan Subaşı: Yani hesaplayarak verdim. İşlerden aldığım...

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, benim size verdiğim fiyatları ben Ümit Polat'tan veyahut o an orada kim varsa ondan alıp verdim.

Ayhan Subaşı: Şunu öğrenmiş olabilir misiniz?

Tuğrul Doğu Işık: Geneli aynı. Siz de bana aynı...

Ayhan Subaşı: Benim aldığım fiyatı ya verdiğim fiyatı öğrenip ona göre vermiş olabilir misiniz? Yani bir bilginiz var mı? Ya da Ümit Polat'ın veya bir başkasının...

Tuğrul Doğu Işık: Ayhan Bey, bana liste geldi. Listede sizin alacağınız fiyat da benim vereceğim fiyat da geldi. Hikaye anlatmıyorum. Bunu size de verdiler.

Ayhan Subaşı: Bunu nereden biliyorsunuz listede? Duyum mudur, bilgi midir?

Tuğrul Doğu Işık: Herkese verdiler. Ben 20 yıldır...

Ayhan Subaşı: Duyum mudur, bilgi midir?

Tuğrul Doğu Işık: Ben 20 yıldır burada çalışıyorum. Önceki dönemde de şimdi de. Nasıl işlediğini çok iyi biliyorum. Yani duyum değil bu, gerçek.

Ayhan Subaşı: Önceki dönem dahil mi?

Tuğrul Doğu Işık: Önceki dönem de dahil ve önceki dönemde şöyle bir şey vardı. 3-G ihalesine ben hiç girmedim. Bakım işlerinde 3-G diye bir ihale yoktu. İmza sirküsü verip, normal bir ihale, kapalı zarf, tek teklif vermek. Hatırlar mısınız bilmiyorum.

Ayhan Subaşı: Ben daha önce ihaleye girmedim çünkü. Ben diğer kamu kurumlarında ihalelere girdim.

Tuğrul Doğu Işık: Evet, çünkü o yüzden bu ihalelerin ihale olmadığını söyledim. Yani hiçbir şey istemiyorlar. Tek bir kağıt. Kağıt, ben bunu şeyde proforma teklif alırken 3 gün sonra alıyordum. Aynı gün teklif isteniyor benden.

Ayhan Subaşı: Pekala, çok teşekkür ederim.

Tuğrul Doğu Işık: Rica ederim.

AYHAN SUBAŞI AVUKATI İHSAN ŞAHİN SORUYOR

İhsan Şahin: Tuğrul Bey merhaba. Müvekkilimin teklif verme, yani teklif formunu verme ya da bu ihaleye katılma süreci ile ilgili görgüye dayalı bir bilginiz var mıdır?

Tuğrul Doğu Işık: Net hatırlamıyorum ama muhtemelen aynı gün, aynı saatlerde, aynı yerde, aynı teklifi vermişizdir.

İhsan Şahin: Müvekkilimin teklifi nasıl verdiğiyle alakalı görgüye dayalı bilginiz var mıdır?

Tuğrul Doğu Işık: Elden teslim ettiğini, yok yani, hatırlamıyorum.

İhsan Şahin: Hatırlamıyorsunuz.

Tuğrul Doğu Işık: Yok, yani birebir gördüm diyemem.

İhsan Şahin: Görgüye dayalı bilginiz yok, kendi kulağınızla da duymadınız, doğru mu?

Tuğrul Doğu Işık: Doğrudur.

İhsan Şahin: Tamam sorum bitti. İkinci soru; Ağaç A.Ş. çiçek dikim işlerinde, çiçekler biliyorsunuz telef olmaması için kısa sürede dikilmesi gerekiyor. Bunlarla ilgili kendi bünyesindeki işçilerle ya da yevmiyeci tutarak ihale öncesinde çiçeklerin telef olmaması için ve kamu zararı oluşmaması için bir dikim işini başlattığı oldu mu hiç? Çalışır mıydı?

Tuğrul Doğu Işık: Hiç olmadı.

İhsan Şahin: Teşekkürler.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Ali Sukas müdafi avukatı Kaptan Yılmaz. Buradayım Tuğrul Bey. Geçmiş olsun.

Tuğrul Doğu Işık: Teşekkür ederim.

Kaptan Yılmaz: Şimdi bu %7'lik bir komisyon talebinden bahsediliyor.

Tuğrul Doğu Işık: Evet.

Kaptan Yılmaz: Bu belirli bir ihaleye ilişkin olarak mı talep edildi diye duydunuz? Yoksa o güne kadar aldığınız işin toplamı üzerinden yapılan bir hesaplama mı?

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle diyeyim. Şahit olmadım. Onu baştan belirteyim.

Kaptan Yılmaz: İfadenizde var, kimden duydunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Süleyman Bey'den duydum. Totalde aldığımız işler karşılığı rakam sallıyorum 10 milyonsa 700 bin liraya tekabül edecek şekilde. O yıl 10 tane iş almışızdır, 10 milyondan diyelim 100 milyon almışız, 7 milyona tekabül eden.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Yani öyle münferit tek bir ihaleye ilişkin değil de...

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle bir şey de var yani bu şey banka dekontu gibi de değil.

Kaptan Yılmaz: Değil değil, anlayabiliyorum.

Tuğrul Doğu Işık: 100 milyon, 100 milyonluk iş aldım, 100 milyonun %7'sini götürüp vereyim gibi bir şey de değil. Hatta şunu biliyorum; Ali Sukas'ın bizden daha çok para istemediğini söylemişlerdi.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi şey diyorsunuz ifadenizin başında; Ümit Polat verdiğimiz fiyatları belirler, belirlenen düşük fiyatlar sebebiyle zarar ettiğimiz olmuştur.

Tuğrul Doğu Işık: Evet.

Kaptan Yılmaz: Soruma geçeyim lütfen. Onu birlikte cevaplayın. Şimdi buradan yani zarar da ettiğiniz fiyat veriliyorsa bazen, fiyatlarınız yani kar marjınız verilen fiyatlar sebebiyle çok düşük mü kalıyordu? Zarar da ediyorsanız çok karlı bir ilişki gibi görünmüyor.

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle anlatayım. Mevzubahis konu olan tırpan işidir. Ya yanımda...

Kaptan Yılmaz: Aynı şey yapmıyorum, şimdi...

Tuğrul Doğu Işık: Yok yok. Biliyorum. Lütfen...

Kaptan Yılmaz: Yok dinliyorum. İfadenizde...

Tuğrul Doğu Işık: Tırpan işidir. O günün şartlarında 500 lira tırpana fiyat verildi. Ve 500 lira bizi kurtarmıyordu bir dönüm. Ben bunu Ümit Polat'la da görüştüm. Ya dedim, bu fiyatlarla zarar ediyoruz. Ümit Polat da aynen şu kelimeleri kullandı; "Bir kuruş oynayamam." Yanlış hatırlamıyorsam "Reis böyle dedi." dedi. Fiyatlar değişmez. Şöyle bir durum da var, yani... Siz müteahhitlik yapmamışsınızdır, bilmezsiniz; her pozdan kar edeceksiniz diye bir şey yok. Totale bakarsınız. Bazı pozlardan kar edersiniz, bazı pozlardan zarar edersiniz. Bu yani son derece basit bir şey. Totale kar edip etmediğinize bakarsınız.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Dün Süleyman Bey'e de sorduk. Cevaplamayabilirsiniz ama karlılık oranınızı sorduk. Yani karınızın miktarını sormadık. Yani bu işlerden yüzde kaç... Yani sizin taşeronlarınıza ödedikleriniz, masraflarınız çıktıktan sonra... Mutlaka değişir, bir ortalama verebilirseniz.

Tuğrul Doğu Işık: Şirketin... Şirketin... Yok, ortalama veremem. Yani çapa işinde farklı, totalden gidersek toplam cebine %20-25 her şeyi, bu %7'yi de düştükten sonra %20-25 kalır. Ama orada şöyle bir durum var; ödemeleri 1,5 yıl sonra yapıyor Ağaç A.Ş. O da var hesapta. Yani valör farkı da var orada.

Kaptan Yılmaz: O valör farkıyla daha da düşüyor karlılığınız o zaman.

Tuğrul Doğu Işık: Tabii ki. Zaten hesap yaparken valör farkını da koyuyoruz.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi biraz önce şey dediniz; bu bir fiyat teklifi listesi herkese, yani diğer tedarikçilere de dağıtılıyor, o fiyat listesine göre ihale teklifi veriliyor.

Tuğrul Doğu Işık: Aynen, aynen öyle. "Öyle de olmuştur" dedim, hep böyle değil.

Kaptan Yılmaz: Tamam.

Tuğrul Doğu Işık: Yani bazı ihalelerde liste çıkar, bazı ihalelerde de gidip Ümit Polat'tan direkt alırsınız, yazarsınız.

Kaptan Yılmaz: Bu listeyi size kim gönderdi bahsettiğiniz yani?

Tuğrul Doğu Işık: Yok yok, elden teslim aldım. Gönderme yok.

Kaptan Yılmaz: Size... Kaptan Yılmaz: "Ayhan Bey'e de gelmiştir" dediniz ya onun için dedim.

Tuğrul Doğu Işık: Alibeyköy'de... Ben de elden teslim aldım oradan.

Kaptan Yılmaz: Kimden alıyorsunuz teslim?

Tuğrul Doğu Işık: İhale biriminden. Ya yani o anki Polat'tır veya sonra gelen Selim Marangoz'dur. Onlardan alıyorsunuz.

Kaptan Yılmaz: Peki. Bu "Reis Bey" ifadeleri dediniz ya biraz önce, ondan Ali Sukas'ı kastettiğinizi söylüyorsunuz ifadenizde. Hani ismini kullanmadı ama siz öyle anladınız.

Tuğrul Doğu Işık: İsmini kullanmadı, ben öyle anladım. Çünkü Ali Sukas'a Ağaç A.Ş.'de "Reis Bey" diyorlar, kendisiyle hiç öyle konuşmazlar ama arkasından öyle konuşurlar.

Kaptan Yılmaz: Siz Anadolu yakasında iş yapıyorsunuz ağırlıklı, değil mi?

Tuğrul Doğu Işık: Evet evet. Hep Anadolu'da, hiç Avrupa'da yapmadım.

Kaptan Yılmaz: Avrupa yakasında yapılan işlerdeki fiyat Anadolu yakasıyla aynı olur mu? Yoksa...

Tuğrul Doğu Işık: Yani şöyle; lokasyon... Lokasyon ve lojistik farkı herhangi bir şeyi çok değiştirmez. Bizim Avrupa yakasında iş yapmamamızın sebebi; Anadolu yakasına alışmışız, kendi personelimizi, taşeronlarımızı yani işçilerimizi ona göre ayarlamışız, şantiye alanlarımız belli, araziyi biliyoruz. O yüzden devamlı Anadolu'da da çalışsak, hep Avrupa'da da çalışsak bir fiyat farkı oluşmaz. Ha, beni Anadolu'dan alıp bir anda Avrupa'ya taşırsanız o zaman olabilir. Ama devamlı orada çalışan için bir şey değişen...

Kaptan Yılmaz: Onu kastettim. Yani siz Anadolu'da iş yapan bir firma olarak Avrupa yakasında bir işe teklif verseniz aynı rakamı verme şansınız yok.

Tuğrul Doğu Işık: Tabii ki. Tabii ki bunun nakliyesi var...

Kaptan Yılmaz: Tabii. Avrupa yakasında çalışan için de Anadolu yakası için aynı şey geçerlidir muhtemelen.

Tuğrul Doğu Işık: Yani...

Kaptan Yılmaz: Ali Üner ile ilgili bir ifadeniz var. Diyorsunuz ki Ali Üner'in seçilmiş şahsın, ismini direkt Ekrem İmamoğlu'ndan geldiği ve bu nedenle kendisinden para alınmadığı hususu...

Tuğrul Doğu Işık: Para alınmadığını düşünüyorum dedim, biliyorum diyemedim.

Kaptan Yılmaz: Yani Ali Üner'in para alınmadığı derken bahsettiğiniz bir komisyon alınmadığı, bunu mu kastediyorsunuz? Ağaç A.Ş.'den mi duydunuz, dışarıdan, sektörden dedikodudur bu?

Tuğrul Doğu Işık: Bu hem Ağaç A.Ş.'de hem sektörde de aynı. Sonuçta iki tarafta da konuşuluyor. Çünkü Ali Üner seçimden sonra gelen bir müteahhittir. Hiçbir bilgisi olmadan park bahçe işi almıştır. Daha öncesinde ne kadar yapmış bir bakın istiyorsanız.

Kaptan Yılmaz: Bilmiyorum, ben soruyorum sadece soru. Bu teklif mektubu... Şey, çiçek konusunu... 10 kuruşu isteyen diye...

Tuğrul Doğu Işık: Direkt Süleyman Uzun'dan duydum. Başka kimseden duymadım.

Kaptan Yılmaz: Çiçek konusunda şöyle diyorsunuz çünkü...

Tuğrul Doğu Işık: Süleyman Uzun'un ifadesiyle benimkini karıştırmayın. Süleyman Uzun koydu mu bilmiyorum ama "Tuğrul Bey'le gittim" demiş.

Kaptan Yılmaz: Siz...

Tuğrul Doğu Işık: Benim ifademi okuyun.

Kaptan Yılmaz: Siz "Ben gitmedim" diyorsunuz, "Süleyman Bey'den duydum" dediniz.

Tuğrul Doğu Işık: Demedim. Süleyman Bey'den duydum. Hatırlamıyorum şimdi aradan gün geçti. Süleyman Bey dışarıda mı söyledi, o kısmı aklımda yok.

Kaptan Yılmaz: Tuğrul Bey, son 1 soru. İhaleler henüz yapılmadan başladık diyorsunuz ya. Gerçi onu birimsel olarak izah ettiniz ama bu işle ilgili size "Hemen işe başlayın" talimatını kim veriyor? Yani Farklı birisi mi?

Tuğrul Doğu Işık: Proje Uygulama.

Kaptan Yılmaz: Kim vardı bu ihalelerde Proje Uygulama'nın başında?

Tuğrul Doğu Işık: Valla...

Kaptan Yılmaz: Hatırlıyor musunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Silsile...

Kaptan Yılmaz: Yo yo en başında

Tuğrul Doğu Işık: Müdürü vardı, genel müdür yardımcısı vardı ve genel müdürü vardı. Hepsinin bilgisi vardı.

Kaptan Yılmaz: Sizi kim arıyordu? Sizi Uygulama Birimi mi arıyordu?

Tuğrul Doğu Işık: Tabi tabi. Genel müdüre kadar hepsinin bilgisi vardır.

Kaptan Yılmaz: Ben sadece sizi arayanı soruyorum. Hani "Haydi başlayın" diyen siz...

Tuğrul Doğu Işık: Tabi, Uygulama Birimi.

Kaptan Yılmaz: Peki. Tamam.

SÜLEYMAN UZUN AVUKAT ELİF GENÇER SORUYOR

Elif Gençer: Bu teklif mektuplarından Süleyman Uzun'un haberi var mıydı Tuğrul Bey?

Tuğrul Doğru Işık: Kısmen vardı.

Elif Gençer: Yani o söylemiş miydi bu şekilde yazılsın ya da yazıldığından haberi var mıydı?

Tuğrul Doğru Işık: Ama rakamlardan haberi vardı sadece.

Elif Gençer: Ha rakamlardan haberi vardı ama bu şekilde mektupların yazılıp...

Tuğrul Doğru Işık: Elle yazıldı veya matbu olduğundan haberi yoktu. Yani elle yazılsa da matbu olarak çıktı alsam da bir şey fark etmeyecekti o için.

Elif Gençer: Anladım. Sadece Süleyman Bey'in haberi var mıydı diye sormak istedim. Teşekkürler.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Av. Sevgi Dağdemir: Tuğrul Bey, muvazaa ne demek biliyor musunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Efendim?

Av. Sevgi Dağdemir: Muvazaa ne demek?

Tuğrul Doğu Işık: Muvazaa... Tam bilmiyorum, buyurun.

Av. Sevgi Dağdemir: İfadenizde şöyle bir husus var: "Ağaç A.Ş.'de yapılan tüm işler muvazaalıydı" diyorsunuz.

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle; kurgu demek istedim.

Av. Sevgi Dağdemir: Kurgu demek istediniz. Ağaç A.Ş.'den yılda kaç defa ihale alıyorsunuz Tuğrul Bey?

Tuğrul Doğu Işık: 10, 12, 6, 8... Yani her yıl değişiyor.

Av. Sevgi Dağdemir: Süleyman Uzun dün iki defa demişti, o zaman 10 defa mı alıyorsunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle, ben size açıklayayım: Çiçek işi senede iki kere olur ama bunun ihalesi iki kere olmuyor. İkiye bölerler, üçe bölerler; üç ihale oradan olur. Çapa işini senede üçe bölerler, bölgeleri de ikiye bölerler; 6 ihale de oradan olur. Yani 12 oluyor, 8 oluyor... Kaça bölmüşlerse o yıl, o kadar iş bulunuyor. Ama totalde iki iş var.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam. Ağaç A.Ş.'ye gittiğiniz zamanlar kimlerle görüşüyorsunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Hemen hemen hepsiyle; yani çok insan tanıyorum orada.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam. Ağaç A.Ş.'de yapılan bu işlerin hepsine muvazaalı diyebilecek kadar size bu bilgileri kim veriyor? Yani bunu nereden biliyorsunuz? Kendi yaptığınız iş böyle diye bütün işler için bu genel kanıya nasıl vardınız?

Tuğrul Doğu Işık: Kendi yaptığınız iş böyleyse devamlı, genel kanıya varmanız doğru olmaz mı? Yoksa sadece bana mı yapılıyor diye düşüneceksiniz?

Av. Sevgi Dağdemir: Düşünce bu. Şimdi şöyle diyorsunuz: "Ümit Bey'in başka müteahhitlerden de Ali Sukas'ın da menfaat talebi olmuştur" diyorsunuz.

Tuğrul Doğu Işık: Ben Ümit Bey'in bir dakika... Ümit Bey'in menfaat talebi olduğunu hiç söylemedim.

Av. Sevgi Dağdemir: Şimdi şöyle; beyanınız şu: "Ağaç A.Ş.'deki birçok müteahhitten Ali Sukas, Ümit Polat'ın bu tarz talepleri oluyordu". Şimdi biz de şaşırdığımız için soruyoruz; Ümit Polat'ın sizden ya da...

Tuğrul Doğu Işık: Şöyle; Ümit Polat'ın benden talebi oluyordu, doğrudur. Ümit Polat benden hediye çeki istedi. Dedi ki: "Bize Ali Bey'in bilgisi dahilinde 20 tane 5.000 liralık hediye çeki getir veya 50 tane 10.000 liralık hediye çeki getir".

Av. Sevgi Dağdemir: Bunu ne için istedi? İfadenizde olmadığı için soruyorum. Alacaklarınız...

Tuğrul Doğu Işık: Yok yok yok; alacaklarla alakası yok. Bölge mühendislerine dağıtacaktı ya İBB'ye dağıtacaktı, yani hediye çeki... Yılbaşından önce niye verilir?

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam ama bu şöyle: "10-15 kuruş talep edilmişti" diyorsunuz Ümit Polat tarafından.

Tuğrul Doğu Işık: Doğrudur.

Av. Sevgi Dağdemir: Bunu Süleyman Uzun'dan mı duydunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Evet, biraz önce söyledim avukat beye de.

Av. Sevgi Dağdemir: Şimdi biraz önce de dediniz ki: "Ümit Polat'ın talebi olmadı, hediye çeki talebi oldu". Hangisi doğru o zaman?

Tuğrul Doğu Işık: Bakın hanımefendi, 10 kuruş talebini Ümit Polat kendisi için istemedi; şahsına istemedi. Benim Süleyman Uzun'un anlattıklarından, bize söylediklerinden anladığım bu. Ümit Polat'ın kendi cebine istediğini düşünmüyorum zaten. Ali Sukas adına Ümit Polat istedi.

Av. Sevgi Dağdemir: Bunu Süleyman Uzun'dan mı duydunuz?

Tuğrul Doğu Işık: Evet.

Av. Sevgi Dağdemir: Şimdi diyorsunuz ki biraz önce, ihale teklif formuyla alakalı, "Ağaç A.Ş.'den, idareden aradı" dediniz.

Tuğrul Doğu Işık: İdareden aradı demedim.

Av. Sevgi Dağdemir: "İdareden arandı". Kim aradı sizi?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, bakın; "İdareden mail geldi" dedim.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam, sizi arayan kimdi?

Tuğrul Doğu Işık: Mail geldi; arayan oldu değil, ben aradım mailden sonra. Ümit Polat'ı aradım.

Av. Sevgi Dağdemir: Biraz önce kimi aradığınızı söylemediniz, Ümit Polat'ı aradınız.

Tuğrul Doğu Işık: Ümit Polat'ı aradım çünkü o birimin başı odur. Ümit Polat'ı direkt arayarak şunu dedim: "Bu ihale 5 saatte yetiştiremem".

Av. Sevgi Dağdemir: Diğer soruma geçeyim. Yine bir şeyi değiştirdiniz ifadelerinizde, biz de öyle olduğunu düşünmüyorduk: 2025 yılı çiçek ekim dikim işiyle alakalı "Ümit Polat bize işe başlamamızı söyledi" dediniz. Biraz önce de "Uygulama Müdürlüğü" dediniz. Beyanlarınızdaki bu çelişkinin...

Tuğrul Doğu Işık: 2025'te zaten Ümit Polat yoktu.

Av. Sevgi Dağdemir: Bunu dün burada mı öğrendiniz?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır.

Av. Sevgi Dağdemir: Niye ifadenizde öyle dediniz?

Tuğrul Doğu Işık: Yani şöyle diyeyim; o an ilk kez hayatıyorum, şey, ilk kez ifade veriyorum, heyecandan demiş olabilirim. Ama Ümit Polat'ın bize herhangi bir "İşe başlayın" deme yetkisi de yoktur, söyleyemez de.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam, diyorsunuz ki: "O an heyecandan ben Ümit Polat'ın adını verdim. Dün de burada öğrendim görevde değilmiş kendisi, ifademi..."

Tuğrul Doğu Işık: Yok, görevde olmadığını burada değil, zaten biliyorum.

Av. Sevgi Dağdemir: Bu ihale işleriyle alakalı dün Süleyman Bey dedi ki...

Hakim: Bir saniye, avukat beyin itirazı var soruya. Müdafi, buyrun.

Sanık Müdafii: Başkanım, bu dünkü gibi artık kelime oyununa döndü müvekkil açısından. Bir sağdan gidiyoruz, bir soldan gidiyoruz. Bu şeye döndü: Müvekkil nerede oturuyorsunuz burada; sağında, hakim beye göre solda gibi bir konuya dönüyor. Yok yani, daha maddi gerçeğe yönelik sorular sorarlarsa ifadeler belli günün sonunda. Teşekkür ederim.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam, o zaman şöyle: Ümit Polat teklif formlarını doldurur muydu?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır.

Av. Sevgi Dağdemir: İfadenizde "Bazen kendisi doldurur, bazen de bana doldurturdu" demişsiniz.

Tuğrul Doğu Işık: İfademdeki dediğim şey şu: Bazen teklif formu olarak değil, firmaları biz getirirdik, bu yan firmaları; bazen de idareden önerilirdi, idare verirdi bize.

Av. Sevgi Dağdemir: Başkanım, ben yani şu soruyu soruyorum tekrardan ama şimdi avukat bey de şey yapacak; beyanınızda "Ümit Polat bazen bu teklif formlarını doldurur, bazen de doldurturdu bana". Yani bu teklif formunu da Ümit Polat'ın doldurduğunu ima... Yani söylüyorsunuz.

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, Ümit Polat değil; direkt ben doldurdum.

Av. Sevgi Dağdemir: Tamam. Bu teklif formunu biraz önce dediniz ki: "Ben şirketleri tek tek geze geze imza aldım" dediniz.

Tuğrul Doğu Işık: Evet, doğrudur.

Av. Sevgi Dağdemir: O zaman Ümit Polat size bir doldurtma... Yani makamında bir doldurtma gibi bir durum olmadı, değil mi?

Tuğrul Doğu Işık: Hanımefendi, imza aldım dedim. Gidip Ağaç A.Ş.'de Ümit Polat'tan fiyatları alıp öyle doldurdum. Yani ben bir daha Alibeyköy'e gidip gelemem... Tekrar firma dolaşıp tekrar Alibeyköy'e gitmek istemedim.

Av. Sevgi Dağdemir: Bu kurumun ihale birimi var mıydı ihalelerle ve satın almayla ilgilenen?

Tuğrul Doğu Işık: Hangi kurum?

Av. Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş.'de ihale birimini yöneten tek kişi kim?

Tuğrul Doğu Işık: Ümit Polat.

Av. Sevgi Dağdemir: Teklifleri Polat mı topluyor, işleri o mu organize... Bunların hepsini Ümit Polat mı yapıyordu?

Tuğrul Doğu Işık: Ümit Polat'ın altında ihale şefi var, onun altında da personel var.

Av. Sevgi Dağdemir: Ümit Polat dışında sizi hiç kimse aramadı mı? Hep Ümit Polat mı aradı bu ihalelerle, tekliflerle alakalı? Çünkü öyle bir beyan var ki her şeyi Ümit Polat organize etmiş...

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, Ümit Polat dışında hiç kimseden fiyat almadım.

Av. Sevgi Dağdemir: Bu fiyatları telefonda mı Ümit Polat'tan aldınız?

Tuğrul Doğu Işık: Hayır, direkt yüz yüze aldım.

Av. Sevgi Dağdemir: Direkt yüz yüze aldınız.

Tuğrul Doğu Işık: Hatta yani isterseniz HTS kaydı veya baz kaydı baktırabilirsiniz.

TUĞRUL DOĞU IŞIK AVUKATI AHMET OĞUZHAN DEMİRHAN SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet; sahtecilik suçundan söz edebilmek için önce belgenin sahte olduğunun ispatlanması gerekir. Bir belge, gerçek düzenleyeninden başka birine aitmiş gibi gösterilirse sahte olur. Belgenin düzenleyeni de onu yazan kişi değil, imzasıyla belgeyi sahiplenen kişidir. Müvekkilim, suça konu formlara imza atmamış, kaşe basmamıştır. Müvekkilim, yalnızca teklif veren firmaların kendisine bildirdiği rakamları formlara yazmıştır. Bilirkişi raporları da yalnızca bu rakamların müvekkilimin el yazısı olduğunu tespit etmiştir. Formlarda şirket kaşesi ve imzalar bulunmaktadır ancak bu imzaların kime ait olduğu ve sahte olup olmadığı hiç incelenmemiştir. Kaşelerin ilgili şirketlere ait olup olmadığı da incelenmemiştir. İddianamede imzaların aynı elin ürünü olduğu kabul edilmiş fakat bu kabul hiçbir bilirkişi tespitine dayanmamaktadır.

Formlara yetki belgesi ve imza sirküleri de eklenmemiştir. Bu nedenle imzayı atan kişinin kim olduğu ve şirketi temsile yetkili olup olmadığı dosyada dahi belirlenememiştir. Bir teklifin hangi şirkete ait olduğu ancak bu tespitle anlaşılabilir. Bu durumda iki ihtimal var. Birinci ihtimalde imzalar gerçek, o zaman belge gerçek. İmza sahibi şirkete ait gerçek bir belge oluyor. Rakamların imza sahibinin bilgisi ve iradesi dışında yazıldığına dair dosyada herhangi bir tespit yok zaten. İkinci ihtimal de imzalar sahte. O zaman bu imzaları atan kişi de müvekkilim olmuyor. Müvekkilimin imzayı atan kişiyle birlikte hareket ettiğine ve ona yardım ettiğine dair herhangi bir dosyada tek bir delil yok. İmzayı atan kişinin kim olduğu bilinmeden onunla birlikte suç işleme iradesi de kurulamaz. Her iki ihtimalde de müvekkilim sahte bir belge düzenlememiştir efendim. Ayrıca suça konu formlar şirketlerin kendi verdikleri teklif formlarıdır. Bu belgeler resmi belge dahi değildir, özel belgedir. Bu nedenle müvekkilin TCK 204/1 kapsamında resmi belgede sahtecilikten yargılanmasının hukuki bir dayanağı yoktur.

Sahtecilik suçuyla alakalı bir diğer unsur ise belgenin aldatma kabiliyetidir. Bir belgenin aldatma kabiliyeti taşıyıp taşımadığını bilirkişi değil, mahkeme belirler. Bunun için belgenin aslının duruşmada incelenmesi ve özelliklerinin tutanağa geçirilmesi gerekir. Suça konu formların asılları dosyada yoktur ve inceleme yapılmamıştır. Aldatma kabiliyeti tespit edilmeden suçun unsurlarının oluştuğu kabul edilemez. Belgenin sahteliği ispatlanmadan sahtecilik suçundan mahkûmiyet kurulamaz. Şüpheden sanık yararlanır. Sayın Heyet, bu tespitin varsayımla değil, belgeyle yapılması gerekiyor. Ancak suça konu alımın dosyası bugüne kadar mahkemenize getirilmemiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre sahtecilik suçlamasında belgenin aslı getirtilip incelenmeden hüküm kurulamaz. Efendim, aslı bulunmazsa mahkûmiyet değil, beraat kararı verilir.

Bu nedenle 2023'e 1.298.261 ihale kayıt numaralı alıma ait ihale işlem dosyasının tamamının Ağaç AŞ'den asıl olarak getirtilmesini talep ediyoruz. Özellikle şu belgelerin:

– Teknik şartname ve mahal listesi,

– Ağaç AŞ'nin alım tarihinde yürürlükte olan satın alma yönetmeliği, bu alanda uygulanan usule ilişkin kayıtlar,

– İsteklilere gönderilen teklif isteme yazıları ve bunların gönderim kayıtları,

– 14.11.2023 tarihli teklif formlarının asılları, tekliflerle birlikte yetki belgesi, imza sirküleri ve kimlik belgesi sunulup sunulmadığına dair kayıtlar,

– 15.11.2023 tarihli teklif analiz formu, ihale onay belgesi ve 24.11.2023 tarihli sözleşme.

Müvekkilin ifadesinde bu ihale 2023'e 1.298.262 olarak geçiyor. Ancak bilirkişi raporlarında ve iddianamede de 2023'e 1.298.261 numarasına esas oluyor. Müvekkilin beyanı ile bilirkişi tespitinin aynı ihaleye, aynı belgelere konu olduğu dosyada ortaya konulamıyor zaten. Bu nedenle suça konu formların hangi alıma ait olduğunun da getirtilerek sözü edilenden belirlenmesini talep ediyoruz. Bu belgeler formların kimin adına, kimin imzasıyla ve hangi yetkiyle verildiğini gösterecektir. Bu sorular yanıtlanmadan rakamları yazan bir şantiye şefinin sahte belge düzenlediği sonucuna varılamaz efendim. Teşekkür ediyorum. Bir de adli kontrolümüz var, onu da değerlendirebilirseniz... Saygılarımla.

AVUKAT KAPTAN YILMAZ TALEPTE BULUNUYOR

Sayın Başkan, iddianame sayfa 139'da 22.07.2026 tarihli bir bilirkişi raporu alındığı ve bu raporda teklif mektuplarındaki yazıların Tuğrul Doğu Işık'a ait olduğu yazıyor. Bu raporu dosyada bulamadım. Şimdi meslektaşım imza örneklerinin alınmadığını da söylüyor. Dolayısıyla bu 22/7/2026 tarihli bilirkişi raporunun dosyaya alınmasını talep ediyoruz. İddianame sayfa 139'da diyor. Teşekkür ederim.

YASİN ÇAĞATAY SEÇKİN SAVUNMASI – 08.10.2026

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın Cumhuriyet Savcısı; konuşmam 15 dakika sürecek. Mimarım. 30 yılı aşkın bir süredir mimarlık, kentsel tasarım ve peyzaj mimarlığı alanlarında akademik, mesleki çalışmalar yürütüyorum. 2019 yılında profesör olarak görev yaptığım İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından görevlendirilerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı görevine başladım. 2019-2023 yılları arasında bu görevde bulundum ve 2023 yılında yaşadığım sağlık sorunları nedeniyle görevimden ayrıldım. 2025 yılında yaşadığım kalp rahatsızlığı ve anne babamın artan sağlık sorunları nedeniyle onlarla tam zamanlı ilgilenmek için İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi görevimden de emekli oldum, halen çalışmıyorum.

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın Cumhuriyet Savcısı; iddianamede ihale yetkilisi olmam nedeniyle 5 eylem altında, tamamı aynı nitelikteki bitkisel materyal alımlarından oluşan tek bir ihale modelinden sorumlu tutuluyorum. Bilirkişi raporunda; bitkisel materyal ihalelerinin büyüklüğü, kısmi teklife kapalı olması, iş deneyim oranı ve süs bitkisi üretici belgesi aranması birlikte değerlendirilerek bu şartların rekabeti kısıtladığı ve Ağaç A.Ş.'nin ihaleyi almasının önceliklendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu değerlendirmede ihale konusu malın canlı bitkisel materyal olmasının tedarik, muhafaza, zamanlama, bakım ve biyolojik kayıp açısından doğurduğu özel koşulların teknik olarak incelenmediği görülmektedir. Bu nedenle bu alımları değerlendirirken önce ihale konusu materyalin niteliğine ve tedariğin gerçekleştirildiği ölçeğe bakmak gerektiğini düşünüyorum.

İstanbul'un Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundaki olan yeşil alan miktarı yaklaşık 61 milyon metrekaredir, yani tam olarak bir ölçek vermemiz gerekirse İstanbul'un yüz ölçümü kadardır. Ama mesele alanın devasa büyüklüğünün ötesinde bir konudur. Bu alanlar tek bir yerde değildir ve İstanbul'un iki yakasına yayılmıştır. Bu nedenle yüzlerce farklı tür ve nitelikte bitkinin ihtiyaç duyulduğu zamanda canlılığını koruyarak farklı noktalara ulaştırılması gerekir. Dolayısıyla burada yalnızca bir mal satın almaktan değil, İstanbul ölçeğinde canlı materyalin tedariğini ve lojistiğini yönetmekten söz ediyoruz.  Çünkü bitkisel materyal sıradan bir ticari ürün değildir. Bizler gibi bir canlıdır. Yetiştirme periyotlarının, teslim takvimlerinin, taşımanın, geçici muhafazanın ve bakımın birbiriyle uyumlu biçimde yönetilmesi gerekir. Bitkiler önceden satın alınıp belediye bünyesinde tutulacaksa bunun için yalnızca boş bir depolama alanı değil; sulama ve drenaj altyapısı, bakım personeli, yükleme-boşaltma organizasyonu ve bitki sağlığı yönetimini içeren büyük bir canlı stok alanı gerekir. Üstelik bütün bunlara rağmen kalite kaybı ve ölüm riski tamamen ortadan kalkmaz. Bu nedenle tedariğin parçalara ayrılması değerlendirilirken koordinasyonun ve canlı materyalin muhafazasına ilişkin risklerin ne ölçüde idareye geçeceğinin; stoklama, sulama, bakım, personel, lojistik ve biyolojik kayıpların kamuya getireceği toplam maliyetin de hesaba katılması gerekir. Bilirkişi raporunda bu karşılaştırmanın yapılmadığını görüyorum.

Üstelik mesele yalnızca bitkinin kendisi de değildir. Bitkinin kullanacağı toprağın ve diğer tamamlayıcı unsurların farklı tedarik süreçlerinde, farklı zamanlarda temin edilmesi uygulamayı geciktirebilir ve önceden satın alınmış canlı materyalin zarar görmesine yol açabilir. Bu nedenle Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar biriminde bitkisel materyal tedariği geçmişten bugüne yalnızca satın alma anındaki bir mal alımı olarak değil; dikimin, muhafaza, bakım ve sahaya ulaştırılma süreçlerinin bütünü içerisinde ele alınmıştır. Bütüncül tedarik yaklaşımının temel gerekçesi budur. Yani birbiriyle ilişkili canlı materyal ve tamamlayıcı unsurların ihtiyaç duyulan zamanda ve birbiriyle uyumlu biçimde temin edilebilmesidir.

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın Cumhuriyet Savcısı; bunu şöyle düşünmek mümkün: Bir hayvanı satın aldığınızda yalnızca satın alma bedelini düşünemezsiniz. Onun barınacağı alanı, suyunu, beslenmesini, bakımını ve sağlığını da aynı anda düşünmek zorundasınız. Çünkü söz konusu olan depoya kaldırılabilecek bir eşya değil, yaşamını sürdürmesi gereken canlı bir varlıktır. Bitkisel materyalde de temel mesele benzerdir. Bitkiyi satın almak tedarik sürecinin sonu değildir. Onu yaşatacak koşulların, ihtiyaç duyulacağı zamanın ve uygulamada kullanılacak tamamlayıcı unsurların da birlikte planlanması gerekir. Dolayısıyla bu modelin yalnızca rekabet açısından değil; canlı materyalin korunması, süreçlerin koordinasyonu ve toplam kamu maliyeti açısından da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var. Bu tedarik modeli benim görev dönemimde oluşturulmuş bir model değildir. Ben 2019 yılında göreve başladığımda bitkisel materyal ve diğer tamamlayıcı unsurların birlikte tedarik edilmesi Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar biriminin geçmişten gelen uygulamasının ve kurum hafızasının bir parçasıydı. 2014-2019 yılları arasındaki resmi ihale kayıtları aynı tedarik modelinin benim göreve başlama tarihimden önce de uygulandığını göstermektedir.

İhale şartlarında yer alan süs bitkisi üretici belgesi bakımından da durum aynıdır. Geçmiş yıllardan beri talep edilen bir belgedir. Benim görev yaptığım dönemde de süs bitkisi üretici belgesi ilgili bakanlık sistemi içerisinde düzenlenen ve üretim faaliyetinin teknik koşullarıyla ilişkili olan resmi bir belgeydi. Bu belgenin aranmasının benim açımdan mesleki anlamı, canlı bitkisel materyalin sağlıklı biçimde muhafaza edilmesi için gerekli teknik altyapı ve kapasitenin ortaya konulmasıdır. O yüzden bu koşulu canlı materyalin niteliği ve işin gerektirdiği kapasiteyle ilişkili olarak değerlendirmek gerekir. Eğer bu belgenin rekabeti sınırlandırdığı ileri sürülüyorsa ilgili tarihlerde kaç işletmenin bu belgeye sahip olduğu (ki çok, binden fazla) ve teklif vermeyen firmaların gerçekten bu nedenle mi teklif vermediği de ortaya konulmalıydı. Raporun kendi verileri, örneğin 2020 ve 2022 yıllarında gerçekleştirilen ihalelerde Ağaç A.Ş. dışındaki firmaların da işin tamamına teklif verdiğini göstermektedir. Bu firmalar (özür dilerim) işin büyüklüğü veya süs bitkisi üreticisi belgesi nedeniyle değerlendirme dışı kalmamıştır. Dolayısıyla işin kapsamının diğer piyasa aktörlerinin teklif vermesini imkansız hale getirmediği görülmektedir.

Rekabeti sınırladığı iddia edilen bir başka bir diğer husus ise iş deneyim oranıdır. Baştan belirtmeliyim ki adı geçen tüm ihalelerde iş deneyim oranı ihale mevzuatında öngörülen sınırlar içinde belirlenmiştir. Bilirkişi raporunda ise mevzuatta öngörülen sınırlar içinde olmasına rağmen ilk ihalelerdeki oran olan %40'ın yüksek olduğu belirtiliyor. Daha sonraki ihalelerde oran %30'a düşüyor ancak bunun da yüksek olduğu söyleniyor. Peki İstanbul gibi bir metropolde gerçekleştirilecek canlı bitkisel materyal tedariği için uygun iş deneyim oranı nedir? %20 midir %10 mu? Oranı mümkün olduğunca düşürmek İstanbul gibi bir metropol için kamu yararına mı sonuç yaratır? İş deneyimi çağrısının temel amacı yüzlerce farklı canlı materyalin İstanbul ölçeğinde tedariğini üstlenecek firmanın benzer büyüklük ve nitelikteki bir işi gerçekleştirecek deneyime sahip olduğunu ortaya koymaktır. Bunu rekabet ile işi gerçekleştirebilme kapasitesi arasında makul bir denge olarak kurmak gerekir. Nitekim daha önce de ifade ettiğim gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2014-2019 arasındaki son 5 bitkisel materyal alım ihalesi de bitki, toprak ve benzeri ürünlerin bir arada bulunduğu modelle gerçekleştirilmiş ve hepsinde süs bitkisi üretici belgesi istenmiştir. İş deneyimi belgesi oranı ise bu ihalelerin 4'ünde %40, 1 tanesinde %20 olarak belirlenmiş ancak ihalelerin hepsine yalnızca 1 adet teklif verilmiştir.

Dolayısıyla tek teklif olgusunu yalnızca %30 veya %40 iş deneyimi oranıyla açıklamanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Soruşturma kapsamında 2020 ile 2023 yılları arasında gerçekleştirilen 5 bitkisel materyal alım ihalesi tarafıma ayrı ayrı sorulmuştur. İlk ihale bakımından yukarıda özetlediğim hususları ayrıntılı biçimde açıkladım. Diğer ihaleler bakımından da aynı esasların geçerli olduğunu belirtmek isterim. Tarafıma yöneltilen temel sorulardan biri de soruşturma dosyasında incelenen ürün alım ihalelerinin Ağaç AŞ'ye verilmiş olmasıdır. İddianamede bilirkişi raporundaki rekabet koşullarına ilişkin değerlendirmeden yola çıkılarak Ağaç AŞ'nin ihaleleri kazanmasını önceliklendirildiği yönünde bir iddiada bulunulmaktadır. Hukuken de öncelikle belirtmek isterim ki söz konusu ihaleler ilgili birimlerde görev yapan yetkin ve deneyimli personel tarafından Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde hazırlanmış, ihaleye çıkarılmış ve EKAP üzerinden yayınlanmıştır. Belirlenen koşulları sağlayan firmaların ihalelere katılması mümkündür. Bununla birlikte özellikle altını çizmek istediğim husus şudur: Ağaç AŞ'ye herhangi bir öncelik veya imtiyaz tanınmamıştır. Görev dönemimde yaşanan bir olay da bu konudaki beyanım açısından önemlidir. Savcılık ifademde de anlattığım üzere 2019 yılında gerçekleştirilen ihalede Ağaç AŞ ihale sonucunda tek firma olarak kalmasına rağmen diğer firmalar arasındaki fiyat farkının yüksek olması nedeniyle ihale birimimiz tarafından iptal edilmiştir.

Bunun üzerine Ağaç AŞ ile idare arasında bir dava süreci yaşanmış, İstanbul 7. İdare Mahkemesinde görülen uyuşmazlığın ardından konu Danıştaya taşınmış ve Danıştay birimimiz lehine karar vermiştir. Benim açımdan bu olay görev yaptığım birimin Ağaç AŞ'ye koşulsuz biçimde ayrıcalık tanıyan bir yaklaşım içinde olmadığını gösteren somut bir örnektir. İhalelerin Ağaç AŞ'ye verilmesi konusunda herhangi bir kişinin bana talimat verip vermediği veya üzerimde bir baskı kurulup kurulmadığı da savcılık tarafından açıkça sorulmuştur. Bu konudaki beyanım nettir. Görev yaptığım süre boyunca herhangi bir kişi tarafından bana veya çalıştığım birime belirli bir ihalenin Ağaç AŞ'ye ya da başka herhangi bir firmaya verilmesi yönünde bir talimat verilmemiştir. Bu konuda herhangi bir baskıya ya da zorlamaya maruz kalmadım. Bu vesileyle ifade etmeliyim ki benim de herhangi bir firmaya hukuka aykırı avantaj sağlamak amacıyla verdiğim bir talimat, yaptığım bir yönlendirme veya gerçekleştirdiğim bir müdahale bulunmamaktadır. Bununla birlikte Ağaç AŞ'nin şirket içindeki ticari ve operasyonel karar mekanizmaları benim görev ve sorumluluk alanımın kapsamında değildir. Ağaç AŞ İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir iştirakidir ve benim şirketin kendi iç işleyişine ilişkin herhangi bir görevim veya sorumluluğum da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Hakkımdaki değerlendirmenin bu anlattıklarım çerçevesinde yapılmasını ve beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Öncelikle geçmiş olsun.

Yasin Çağatay Seçkin: Çok teşekkür ederim.

Ali Sukas: Aynı zamanda fakülteden hocam olan, merhum babanız için de başsağlığı diliyorum. Cenaze yolculuğuna katılamadık. Bu, uğurlayamadık.

Yasin Çağatay Seçkin: Çok çok teşekkür ederim.

Ali Sukas: Tekrar başsağlığı diliyorum ayrıca.

Yasin Çağatay Seçkin: Sağ olun, Allah razı olsun.

Ali Sukas: Çok kısa bir iki sorum var hocam, yine teknik konumuz. Birincisi, Ağaç A.Ş. Genel Müdürlüğü ile Park Bahçeler Genel Müdürlüğü arasında organik bir bağ var mı?

Yasin Çağatay Seçkin: Hayır, hayır, kesinlikle yoktu.

Ali Sukas: Yani bilgi akışında herhangi bir özel durum, özel bir iletişim...

Yasin Çağatay Seçkin: Yok, yoktu.

Ali Sukas: Saha bakımlarını Ağaç A.Ş. yapmaktadır. İBB'nin yeşil alan, mevcut yeşil alanlarındaki bakımlarını Ağaç A.Ş. yapmaktadır. Dolayısıyla siz de bitkisel materyal dosyasını ihaleye çıkartırken, onu oluştururken, içeriğini oluştururken temel yaklaşımınız, bildiğim kadarıyla doğru değilse siz cevaplayın, bu mevcut yeşil alanlarda herhangi bir nedenle eksilen bitkilerin, yani kurumadır, işte böceklenme, başka türlü müdahaleler neticesinde eksilen bitkilerin yerine daha çok tamamlamayı hedefleyen bir dosya, yaklaşımıyla o dosyayı hazırlıyorsunuz.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet, ilgili müdürlüklerden bize gelen talepler doğrultusunda.

Ali Sukas: İhtiyaçlar bu çerçevede belirleniyor.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Dolayısıyla da saha bakımını da Ağaç A.Ş. yaptığı için, bir sonraki yıl İstanbul'un genelinde mevcut yeşil alanlarda kullanılabilecek bitkileri, ihtiyaç olabilecek bitkileri öngörme imkanı var mıdır? Bu normal midir?

Yasin Çağatay Seçkin: Anlayamadım özür dilerim.

Ali Sukas: Yani şöyle, sahada tamamlama dikimleri yaptığınız için, sahayı da biz, bakımlarını da biz yürüttüğümüz için sahayı biz görüyoruz. Hangi bölgede, hangi lokasyonda ne kadar ağaç kurudu, kesildi, eksildi, bunları da biz, zaten biz biliyoruz.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Dolayısıyla o eksilen ağaçların bir sonraki yıl neye konu edilebileceğini, onların yerine benzer türlerin kullanılabileceğini biz doğal olarak bunun, işin akışı gereği zaten öngörebilme şansına sahibiz.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Dolayısıyla ihtiyaç olabilecek malzemeyi bizim önceden belli aralarda stoklarımızda bulundurmamız herhangi bir özel bilgiye dayanmasına gerek yok.

Yasin Çağatay Seçkin: Hayır, tabii ki.

Ali Sukas: Bunu ifade etmek istedim.

Ali Sukas: Şimdi bir başka sorum da sanırım Nilgün Hanım'a sormuş olmalıyım. Size de soracağım aynı soruyu. Şimdi dosyanın hacminin arttığı iddiası var. Gerçi her eylemde copy-paste yapıldığı da belli. Çünkü 200 milyonluk bir hacme çok yüksek hacimli deniyor, 700 milyonluk bir ihale maliyetine de yüksek hacimli deniyor, 1 milyarı aşan rakamlara da yüksek hacimli deniyor. Oradaki yüksek hacimden hangi oranların geçerli olacağını ben anlayamadım. Ama şunu sizden teyit etmek istiyorum. Eğer isteseydiniz, aynı zamanda yapım ihalelerine de çıkıyorsunuz aynı yıllarda. Yeni yeşil alan yapım ihaleleri, yapım projesi çıkıyor, ihaleye çıkıyorsunuz. O dosyaların içerisinde de bazen bitkisel materyal dosyasının içinde olan bitkiden daha fazla bitki alabiliyordu.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet, tabii.

Ali Sukas: Eğer isteseydiniz, yetkiniz dahilinde o dosyaların içindeki bitkisel materyalleri sadece bitkisel materyallerin içine mi katıp diğer bu dosyaların şartnamelerinde de o kapsamdaki materyaller, malzemeler idareden kullanılacaktır şartı koyabilir miydiniz?

Yasin Çağatay Seçkin: Yapım dosyalarında evet.

Ali Sukas: Yapım dosyalarında.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Bu kanuna aykırı olur muydu?

Yasin Çağatay Seçkin: Hayır.

Ali Sukas: Yetki de sizdeydi, değil mi?

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Bir de bu son 2019-2025 arası dönemde çıktığınız ihalelerden Ağaç A.Ş.'nin girip de alamadıkları oldu mu?

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Ali Sukas: Dolayısıyla, yani Ağaç A.Ş. evet, çoğunu alamadık zaten.

Yasin Çağatay Seçkin: Zaten doğru dürüst sayıya katılamadık.

Ali Sukas: Teşekkür ederim.

Yasin Çağatay Seçkin: Ben de teşekkür ederim.

NİLGÜN CENDEK AVUKATI SORUYOR

Avukat: Yasin Bey merhaba, geçmiş olsun.

Yasin Çağatay Seçkin: Teşekkür ederim.

Avukat: Hocam şunu sormak istiyorum size. Bizim müvekkilimiz eylem 147, 148, 149 ve 150 kapsamında burada yargılanıyor. Bu eylemler bakımından sırayla tekrardan 4, 3, 3 ve 1 istekli eylem ihale evraklarını indiriyor. Şimdi burada benim sormak istediğim şey şu. Nilgün Hanım'ın sizin saf sorularınız döneminde 149. eylem bakımından size vekâleten, hani adınıza görevlendirmek ya da aslında hani sizin göreviniz ona verilmemiş ama ihale yapılabilsin diye imza atıyor vekâleten sizin adınıza.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Avukat: Şimdi bu iddia konusu eylemler bakımından sizin, önceki ihalelerde ya da Nilgün Hanım'ın kendisinin Daire Başkanı sıfatıyla ya da herhangi bir şekilde şube müdürü sıfatıyla gidip Ağaç A.Ş.'yi önceleyecek ya da insanların ihaleyi fiziken ya da herhangi bir şekilde EKAP üzerinden evrak indirmesini engelleyebilecek bir mekanizma mevcut mu?

Yasin Çağatay Seçkin: Hayır, kesinlikle mevcut değil.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Çağatay Bey, merhabalar, geçmiş olsun. 2019-2020 yılı hatta, bir Ağaç A.Ş.'nin aldığı bir ihalenin iptaliyle ilgili bir dava süreci var. Hatırlıyorsanız o süreci bir anlatmanızı isterim.

Yasin Çağatay Seçkin: Bahsettiğim, biraz önce savunmamda anlattığımı soruyorsunuz.

Kaptan Yılmaz: Evet.

Yasin Çağatay Seçkin: 2019'da ihale sürecinde teklifleri topladıktan sonra Ağaç A.Ş.'nin verdiği teklif bizim esasında yaklaşık maliyetimize en yakın teklifti. Fakat diğer veren tekliflerle aralarında çok büyük bir fiyat farkı vardı. Biz de birimdeki arkadaşlarımızla konuştuk ve bu ihaleyi bu şartlarda vermeyelim, bu fiyat farkıyla biz bunu tekrar tekrar edelim diye bir karar aldık. Ondan sonra ihale iptaline gittik. İhale iptaline gidince Ağaç A.Ş. bu ihale iptalinin haksız olduğunu, esasında kendilerinin bu ihaleyi hak ettiğini çünkü tek kaldıklarını ve alabileceklerini söylediler. Fakat biz kurum olarak bunu kabul etmedik ve kendileriyle mahkemelik olduk. Önce ilk görülen davada mahkeme onlara hak verdi ve Ağaç A.Ş.'ye ihaleyi vermemizi söyledi. Biz kararımızda ısrar ettik ve bir üst mahkemeye gittik. Üst mahkeme de bizim kararımızı geçerli kıldı ve iptal edildi. Hatırladığım şey bu.

Kaptan Yılmaz: Doğru. Şimdi bu ilk, "Diğer teklifler daha... Arada çok büyük makas vardı" diyorsunuz.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet.

Kaptan Yılmaz: Onlar geçersiz sayıldığı için Ağaç A.Ş.'nin teklifi tek geçerli teklifti, öyle mi?

Yasin Çağatay Seçkin: Evet, evet. Zaten Ağaç A.Ş.'nin bize karşı sunduğu şey oydu. "Ben geçerli tek teklifim, yaklaşık maliyetin üzerinde değilim ama siz ihaleyi iptal ediyorsunuz, etmeyin" dediler.

Kaptan Yılmaz: Yani şöyle; siz aslında yasal olarak tek geçerli teklif Ağaç A.Ş. olduğu için ihaleyi Ağaç A.Ş.'ye onaylayabileceğiniz halde geçersiz tekliflerdeki rakamlarla Ağaç A.Ş.'nin yaklaşık maliyet altındaki teklifinin arasındaki makas, yani fiyat farklılığı sebebiyle geçersiz teklif rakamlarını aslında baz alarak rakamı yüksek buldunuz. Yani bu düşünce bile size Ağaç A.Ş.'nin ihalesini iptal etme eylemine sebebiyet verdi.

Yasin Çağatay Seçkin: Yani şöyle söyleyeyim; bunu da ben dürüstçe söylemek istiyorum: Ben bir akademisyenim. Sadece 4 yıl belediyede hizmet verdiğim için buradaki belediyeci arkadaşlarımdan özür dilerim, haddim değildir onlar kadar konuşabilmek. Ben çünkü tasarım ve uygulamadaki deneyimim ve birikimim nedeniyle bu görevdeydim. Park Bahçeler Birimi'nin geçmiş yıllardan bugüne gelen çok güçlü bir kadrosu var. Bu kadronun ihale değerlendirme süreçlerindeki titizliği gerçekten çok kıymetli ve o süreçte yaşayanlar bilir; bütün ihalelerde arkadaşlarım bir araya gelip bu konularda çok hassas bir tutum sergilediklerini ve beraber tartıştığımızı da söylemek isterim bunu. Yani bunun bir kamu kurumu açısından önemi bence çok kıymetli. Çünkü gerçekten bunu yaşayan bilir; çok yetkin ve çok donanımlı bir ekip olduğu için Park Bahçeler'de, bu tip konularda, sizin bu sorduğunuz konu ve benzeri ihalelerde her zaman çok titizlikle bir inceleme ve gerçekten çok titizlikle bir tartışma ortamı yaratılıp sizin söylediğiniz hassasiyetlere dikkat edilmeye çalışılırdı. Çünkü tarihsiz bir birikim var. Benim açımdan bakarsanız bir uygulamacı bir akademisyenin açısından bakarsanız, belediyeye gelmişsiniz ve karşınızda çok donanımlı bir kadro var; o kadroyla beraber bunları... Şimdi duygulandığım için söylüyorum, gerçekten çok titiz ve çok özenli çalışan bir ekipten bahsediyoruz. Sadece buradaki arkadaşlarımdan bahsetmiyorum, tüm Park Bahçeler Birimi'nden bahsediyorum. Bu vesileyle de teşekkür etmek istiyorum. Çünkü gerçekten çok önemli ve çok düzenli işler yapıldı, sağ olsunlar, kendilerine buradan hepsine şükranlarımı sunuyorum.

Kaptan Yılmaz: Başka sorum yok. Teşekkür ederim.

NİLGÜN CENDEK SORUYOR

Nilgün Cendek: Hocam merhaba. Öncelikli başınız sağ olsun. Babanızın vefat ettiği gün cenazesine gözaltına alındığınız için biz katılamadık. Tekrar başınız sağ olsun. Hocam zaten ihale süreçlerini siz de anlattınız. Bizim hakkımızdaki iddianamedeki tüm ihale süreçlerini anlattım, nasıl başladığını, nasıl ilerlediğini. Ve bu eylemlerin hiçbirisinde eyleme konu olan ihalelerin süreçlerinde beraber yürüttük. Siz az önce Park Bahçelerde çok deneyimli kadroların, uzman ekiplerin, arkadaşların olduğunu söylediniz. Sizinle çalıştığımız dönem içerisinde de siz bir ihale yetkilisi olarak, ben de ihale süreçlerini yürüten müdürlüğün şube müdürü olarak... Çünkü bunlarla ilgili ihale aynı dosyalar, aynı işler, aynı iddialar, ben tutukluyum. Yani bunun için de üzgünüm. Bu süreçleri beraber yönetirken aynı hassasiyeti ihale mevzuatı açısından, kamu yararı açısından, idare açısından, sahalar açısından biz aynı titizlikle bu süreci beraber yürüttüğümüzü düşünüyorum.

Yasin Çağatay Seçkin: Evet

Nilgün Cendek: Sizin kafanızda o dönem benimle birlikte çalıştığımız dönem içerisinde de bu ihale iddianamede yer alan hususlara yönelik hiçbir düşünceniz, hiçbir kafanızda şey oluştu mu, gördünüz mü?

Yasin Çağatay Seçkin: Yok kesinlikle oluşmadı.

Nilgün Cendek: Hatta hissettiniz mi diye soracaktım hocam.

Hakim: Bu sorunun yanıtı için çok bir ehemmiyeti yok. Yani sanığın neden şüphelendiğini...

Nilgün Cendek: Sayın Başkanım, ben şunu sormak istiyorum. Sonuçta ben tutukluyum. Eğer burada tutuklanmama gerekçe olarak orada bir ihaleye…

Hakim: Onu biz değerlendireceğiz.

Nilgün Cendek: Fesat karıştırma suçu var. Ben bununla ilgili bu ihalelerin içerisinde herhangi bir suç işleyecek bir eylem, fiil, davranış gösterdiğimi gördünüz mü? Bir sözlü sözüm oldu mu?

Yasin Çağatay Seçkin: Hayır Nilgün'cüm, ne sen, ne ben, ne Tolga, ne de burada yer alan diğer arkadaşlarım Park Bahçeler biriminde bu ihalelerde çalışan hiçbir arkadaşımızın suç teşkil edecek ya da benim tereddüde düşmemi gerektirecek bir durum olmadı. Sayın Başkanım gerek olmadığını söylediniz ama şunu söylemek arzu ediyorum izin verirseniz.

Üye Hakim: Biz gerek olmadı derken bunu söyledik; hissiyat değil, ben bu ihaleye fesat karıştırdım. Bu soruyu sorarsanız, siz sorsanız biz soruya karşı gelmeyiz. Ama hissiyat derken bu olamaz, bu soru değil bizim için. Onu anlatmaya çalıştım ve sorunuzu düzelttim, ona da itiraz etmediniz. Tamam? Yani biz gerekeni söyleriz, siz bizim adımıza konuşmayın.

Yasin Çağatay Seçkin: Peki.

Nilgün Cendek: Teşekkür...

YASİN ÇAĞATAY SEÇKİN AVUKATI CANBEY AVŞAR SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet; ayrıntılı olarak yazılı savunmamızı sunacak olsakta bugün mahkeme huzurunda iddianame konusu olaylarla ilgili birkaç hususu arz etmek istiyorum. Müvekkilim Yasin Çağatay Seçkin ihale yetkilisi ve onay makamı sıfatıyla görev yaptığı dönemde iddianamede eylem 144, 145, 146, 147 ve 148 başlığı altında anlatımı yapılan 5 adet bitkisel materyal alım ihalelerine ilişkin TCK 235 maddesinden yargılanmaktadır. Müvekkile isnat edilen 5 ayrı eylem söz konusu ise de bu eylemlerin suç açısından ele alınma ve değerlendirilme gerekçeleri ortak olduğu için her bir eylem için şimdilik ayrı ayrı savunma yapmak yerine tüm eylemler için ortak beyanda bulunulacaktır.

İlk olarak şunu belirtmek isterim ki savunmamız yalnızca bu 5 eylemi ile sınırlı olacak; müvekkilin sanık olmadığı ihaleler, kişiler veya kişiler yönünden herhangi bir beyanda bulunulmayacaktır. İddianameye bakıldığında esas itibarıyla Kamu İhale Mevzuatı uygulamalarını ve genel ilkelerini hiçbiri bilgisi olmayan başkontrolör Mustafa Kılıçarslan tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun dayanak olarak düzenlendiği açık ve nettir. Bilirkişi raporunda ortaya konulan bu ihalelerle ilgili olarak isteklilerden iş deneyim belgesi istenmesi, süs bitkisi üretici belgesi şartnamesi konulması ve ihalenin kısmi teklife kapalı yapılması yeterli rekabetin oluşmadığı, hatta rekabetin daraltıldığı ve bu ihalelerin Ağaç A.Ş. üzerinde bırakılmasının öncelendiği iddia edilmektedir. Maalesef bu rapordaki tespit veya iddia noktası ve virgülüne dokunulmaksızın iddianamede de TCK 235'in bir unsuru olarak ele alınmıştır.

Bugünkü savunmamızda çok ayrıntıya girmeden kısa, sade ve anlaşılır bir şekilde ihale dokümanında isteklilerden talep edilen bu hususların suç oluşturamayacağı; ne bu ihale yasası ne bu yasanın ikincil mevzuatları olan yönetmelikler, bu tür uygulamalarla ilgili olarak ülkemizdeki bütün idarelerde kanun haline gelen alışkanlıklar, Kamu İhale Kurulu ve Danıştay kararları doğrultusunda çok kısa özet yapılacaktır. İlk olarak; 1, isteklilerden %30 veya %40 oranında iş deneyim belgesi istenmesi. Buradakilerin her kesince de malum olduğu üzere iş deneyim belgesi özellikle de kamu kurumlarının düzenlediği ihale süreçlerinde istekli veya adayların benzer işlerdeki mesleki yeterliliğini ve tecrübesini kanıtlaması için istenilen bir belgedir. Bu düzenleme ihale dokümanında açıkça yer alan ve tüm potansiyel isteklilerin aynı koşullarda erişebildiği şartnamenin bir parçasıdır. İhaleye ilişkin bütün şartnameler açık, denetlenebilir ve bütün istekliler bakımından eşit bir biçimde uygulanması, yeterlik kriterinin yazılması tek başına aldatma, engelleme ve hileli davranış anlamına gelemez.

Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin iş deneyimi ile ilgili iş deneyimi başlıklı 37. maddesinde iş deneyiminin belirlenmesi amacıyla açık ihale usulüyle yapılan ihalelerde teklif edilen bedelin %10'undan az, %40'ından fazla olmamak üzere idarece belirlenen bir oran olarak tarif edilir. Yönetmelikte yer alan bu düzenlemeye göre %10'un altında ve %40'ın üstünde olmamak üzere belirlenecek oran iş deneyim belgesinin istenebileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu sınırlar içerisinde yapılacak belirleme yasal çerçeve içerisinde kaldığından bu oranların suçun bir unsuru haline getirilmesi mümkün değildir. İddianameye konu ihalelerde yönetmelik hükümlerine uyularak %30 ve %40 oranında iş deneyimi istendiği, istenen bu oranların yasal sınırlar içerisinde kaldığı nettir. Ancak bilirkişi idarece yasal sınırlar içerisinde kalınarak belirlenen %30 veya %40 oranının iş deneyim belgesi istenmesini 4734 sayılı Kanun'un 5. maddesinde yer alan rekabet ilkesine aykırı olduğu görüşünde bulunmuş ve bu eylem iddianamede ihaleye fesat karıştırmanın bir unsuru yapılmıştır. Açık ihale usulü ile gerçekleştirilen söz konusu ihalelerde yönetmeliğin belirlediği yasal sınırlar arasında idarece benzer iş deneyimi istenmesi nasıl olur da rekabet ilkelerine aykırı olabilir?

Nitekim birçok ihalelere baktığımız zaman tablodaki gibi de görebiliriz. Bunlar Kamu İhale Kurulu tarafından yayınlanan herkesin de bilgi olarak erişebileceği bilgilerdir. Şimdi tablo olarak sunduğumuz güncel 5 ihale var, çünkü biz 5 ihaleyle yargılanıyoruz. Tek tek zaman almamak için ihale kayıt numarası, şu, bu bunlara girmeyelim. Sadece bir mantık ortaya koymaya çalışıyoruz. Hizmet ihalesi, hizmet ihalelerinde iş deneyimi %25 ile %50 arasında istenir, mal alımlarında da %10 ile %40 arası istenir. Şimdi Adalet Bakanlığı CTE Genel Müdürlüğü hizmet alım ihalesi 2025 yılında yapmış olduğu. İşin adı organizasyon hizmet alımı, istenilen iş deneyim oranı %50, üst sınırdan. Yine Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ihalenin adı yıllık konferans organizasyon hizmet alım işi, iş deneyim oranı %50. Yasal oran neydi? 25 ve 50, üst sınırdan. Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu İşyurdu Müdürlüğü motorin ihalesi, benzin ihalesi. Bu mal alımı olduğu için iş deneyim oranı %10 ile 40 arasında olması gerekiyor, üst sınırdan %40. Uşak E Tipi Kapalı Cezaevi İnfaz Koruma torba kömür alımı, iş deneyim oranı %40. Bilirkişinin görev yapmış olduğu Maliye Bakanlığının 2026 yılında elektrik enerjisi satın alım ihalesi.

Görüldüğü üzere Adalet Bakanlığına bağlı ve Maliye Bakanlığı'nın yapmış olduğu ihalelerde yasal oranın en üst sınırından yetki ve faaliyet belgeleriyle birlikte diğer belgelerin de istendiği açıktır. Bu ihalelerdeki ortak nokta, flaş not, bütün ihaleler kısmi teklife kapalı olarak yapılmıştır. Nitekim idarename dışı bu idareler yapmış olduğu ihalelerde mevzuatta öngörülen oranlardan hareket etmiştir. İddianamemize konu edilen iki, 2019 öncesi yapılan beş ihaleye de baktığımız zaman iş deneyim oranlarının yüzde 40 olarak en üstten istendiği, teklif sayısının da bir tane olduğu, ihale neticesinde teklifin de bir tane olduğu görülmektedir. Burada şunu demek istiyoruz başkanım; yani bu idareler de yanlış yapmış olabilir, bir mantıkla bakılabilir ancak idarelerin herhangi bir yanlış yapma mantığıyla hareket etmekten ziyade artık mal alımlarında kamu idarelerinde iş deneyim kural haline gelmiştir, teamül haline gelmiştir ki zaten bu yasaca da korunan bir şeydir. Dolayısıyla bu durumun tek başına bir ihaleye fesat karıştırma suçu unsuru olarak görülmesi kabul edilemez.

Müvekkilce onaylanan tüm ihaleler, örnek olarak aktarılan bütün kurumların yapmış olduğu ihaleler ile İBB Park Bahçeler Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı tarafından daha önce yapılan ihale dokümanları ile yüzde 100 örtüşen bu dokümanlar aynı kriterlerle, aynı yeterlilik kriterleriyle yapılmıştır. O zaman bu ihaleler, iddianameye konu edilen ihalelerle aynı çerçevede yapıldığına göre bu dava neden açıldı? Müvekkilimiz ve diğer kamu görevlileri, bu ihale sürecindeki kamu görevlileri bu yüzde kırk oranı açısından, yüzünden neden burada yargılanmaktadır? Bu konunun hülasasını şöyle özetlemek mümkün; ihale ilanları ve dokümanı elektronik kamu alımları platformu EKAP dediğimiz sistem üzerinden elektronik ortamda yayımlanmış, ihale dokümanında yapılan düzenlemelerin mevzuata aykırılığının bulunması halinde teklif verebilecek veya istekli olabilecekler dokümandaki aykırılığa karşı idari başvuru yollarını kullanarak düzeltme talebinde bulunacakları da yine ihale usulüdür. Bu nedenle, gerek ihale dokümanına yönelik gerekse tekliflerin değerlendirilmesine ilişkin herhangi bir şikâyet başvurusunun bulunmadığı gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

İdarece tercih edilen ihale usulünün tüm isteklilerin teklif sunabileceği açık ihale usulü olması, ihalenin elektronik ortamda yapılması, ihaleye tekliflerin sunulması, ihale üzerinde bırakılan Ağaç A.Ş. firmasının teklifinin yaklaşık maliyetinin altında kalması birlikte değerlendirildiğinde rekabetin oluşmadığı, teklifin piyasa fiyatını yansıtmadığı, iddianameye konu ihale dokümanının Ağaç A.Ş.'nin ihaleyi alması öncelenerek yapıldığı ve kamu zararının meydana geldiği konusundaki bilirkişi görüşünün ihale mevzuatı ile örtüşmediği, yasal dayanaktan yoksun, sübjektif bir kanaat olduğu değerlendirilmektedir. İş deneyim belgesi tüm kamu ihale yasasına uygun olarak, mevzuatın idareye tanıdığı takdir hakkı kapsamında yani yasal sınırlar içinde kullanılmıştır. Yasal sınırlar içerisinde takdir hakkının kullanılması ile iş yapacak, güçlü taahhütlerin ihaleye girmesini sağlayacak oranda iş deneyiminin istenmesi herhangi bir firma lehine hareket edildiği veya herhangi bir firmanın öncelendiği anlamına gelmez. Bu nedenle iş deneyim belgesinin yasal oranına uygun olarak istenmiş olması nedeniyle ihaleye fesat karıştırma suçunun bir unsuru olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Bir diğer konu, iddianamede ve bilirkişide suç açısından ele alınan, isteklilerden süs bitkisi üretici belgesi istenmesidir. Üretici belgesinin nedir diye bir araştırma yaptığımızda bu evrak Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belli şartlara haiz olan, hem mesleki olarak hem de yeterlilik anlamında bir belgeyi ifade ediyor. Süs bitkileri ve çoğaltım materyalleri üreten işletmelerin kapasite raporuna sahip olması gerekir. Sanırım bu ihalelerde de bunun istenmiş olması da bir sorun görülmekle birlikte, bir tabloya geri dönersek eğer, şimdi daha önce yapılan Adalet Bakanlığı birimlerince yapılan ihalelerde de istenilen belgeler diye bir başlık var deneyim oranının yanında. Mesela seyahat acentesi işletme izin belgesi isteniyor veya A grubu belgeler. Bu şu demektir; yapılacak işin mahiyetine uygun olarak ihaleye girecek firmalardan teknik donanımını veya mesleki yeterliliğini ortaya koyan ekstra bilgilerden istenebilecektir.

Ayrıca pek çok ülkemizdeki büyükşehir ve ilçe belediyelerinde, mesela Samsun Büyükşehir Belediyesi'nin 2024'te yaptığı, Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin 2025, Kâğıthane Belediyesi'nin 2021, Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nin 2026 yılında yapmış olduğu bu tür ihalelerde süs bitkisi üretici belgesi istenen şartlardan bir tanesidir. Dolayısıyla isteklilerden süs bitkisi üretici belgesinin istenmiş olması firmanın bu konudaki mesleki yeterliliğini ve tecrübesini göstermesi bakımından önemli. Diğer bir anlatımla, firmanın canlı bitkisel materyali sağlıklı biçimde muhafaza edilmesi için gereken teknik altyapı kapasitesinin ortaya konulması, istenen bu belgeyi ihaleye fesat karıştırma suçunun unsuru olarak değil, ihale konusu edilen canlı materyalin niteliği ve işin gerektirdiği kapasiteye bir ölçüt olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde kabul edilmesinin aksine, ihaleye fesat karıştırma suçu olarak görülmesi mümkün değildir. Müvekkilin de beyan ettiği gibi, bu belge sadece üç beş kişide değil, bilinen o ki sayı da bu belgeye sahip firma ve kişiler vardır.

Son olarak, ihalenin kısmi teklife kapalı yapılması... Efendim...

BİNALİ SARITAŞ SAVUNMASI – 08.10.2026

Sayın Başkan Sayın Üyeler… Efendim ben daha önce de soruşturmamda bahse geçen konuyla ilgili ifade vermiştim. Verdiğim ifadelerin aynen tekrar ediyorum efendim. İddianamede Eylem 155 tarafıma atfedilen suçlamaları beyanda bulunmak istiyorum. Efendim ben önce kısaca kendimden bahsetmek söz konusu iddianamede neden bulunduğuma ilişkin kısaca açıklama yapmak istiyorum. Ben uzun yıllardır ticaretle uğraşıyorum. Sarıtaş Yapı malzemeleri isimli 97 yılında kurduğum firma yaklaşık 30 yıldır sulama malzemeleri satıyorum. 2023 yılına kadar çeşitli kamu kurumlarında ihalelere katıldım. Ancak Ağaç A.Ş. herhangi bir ihalesine katılmamıştım. 2023 yılında Ağaç A.Ş. tarafından yapılan ihaleye katıldım en uygun teklifi vererek sonuçta ihale firmamın üzerinde kaldı. İhaleyi aldıktan sonra eksiksiz şekilde malzemeleri teslim edecek hak etmiş olduğum ödemeleri düzenli alabilmeye başlayamadım. Bunun üzerine Ümit Polat beni çağırarak alabilmem için hediye ve yardım kartları getirdiğim takdirde bunun karşılığında alabileceğimi beyan etti bana. Ben de bunun üzerine Boyner ve Şok kartlarını alarak Ümit Bey'e teslim ettim. Verdiğimde nerede kullanıldığını bilmiyorum. Daha sonra Ağaç A.Ş. tarafından 2023 yılında bir ihale daha yapıldı ihaleyi kazandım bu ihaleden sonra da Ümit Polat beni çağırarak Ali Sukas ihale bedelinin %10'unu istediğini söyledi.

Ben de bunun üzerine bunu yapamayacağımı zaten en uygun fiyatı vererek ihalenin bende kaldığını söyledim. Ödememi alabilmem için %10'unu bunu Ali Sukas'a vermem gerektiğini söyledi. Ben de bu parayı daha fazla iş almak veya kendime haksız bir menfaat sağlamak için vermedim. Bu dönemde ekonomik olarak zor durumdaydım yaptığım ve teslim ettiğim işlerin karşılığı olan alacaklarımı tahsil etmek ve ticari hayatımı devam ettirmek zorundaydım. Bu nedenle bu isteğini kabul ettim. Bu şekilde yaklaşık olarak Ali Sukas'a 4.5 milyon gibi bir parayı hazırlayarak Ali Sukas'ın odasına götürüp teslim ettim. Sayın Başkanım öncelikle şunu belirtmek istiyorum ben herhangi bir ihale ayarlanmasına ihalenin bende bırakılmasına daha fazla iş verilmesi karşılığı bu parayı vermedim. Teklif vererek katıldığım ve teslim ettiğim ürünlerin alacağım karşılığındaki olan parayı almak için verdim.

Yaptığım iş karşılığında doğmuş olan alacağımı tahsil edebilmek için ben bu soruşturma aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanarak açıkça söylediğim bildiğim her şeyi samimiyetimle anlattım. Bana kimlerin ne söylediği ne kadar para verdiğim kartları nereden aldığımı parayı nasıl verdiğimi kime teslim ettiğimi hiçbir şekilde saklamadan açıkladım. Dosyanın aydınlatılması için elimden geleni yaptım. Bugün de bildiklerimi samimi şekilde anlattım mahkemenizin soracağı her husustaki açıkça cevap vermeye hazırım. Etkin pişmanlık kapsamında soruşturmamın tamamlanması sağlığımın dikkate alınmasını istiyorum efendim. Etkin pişmanlıkta hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Suçsuzum beraatım kararının verilmesini talep ediyorum. Hakkımdaki uygulanan ev hapsi adli kontrol taleplerinin kaldırılmasını istiyorum. Tedavilerimin devam edebilmesi için bunların talebini ediyorum. Ayrıca içerideyken kalp krizi geçirdim girmeden önce. İçerideyken 9 gün Silivri Devlet Hastanesi'nde mide kanamasından yattım. Bunları da arz etmek istiyorum efendim.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Binali Bey, bu 10'dan bahsettiniz ya. Bu parayı sizden Ümit Polat mı istedi?

Binali Sarıtaş: Ümit Polat söyledi efendim.

Savcı: Kimin adına istedi bu parayı sizden?

Binali Sarıtaş: Ali Sukas'ın.

Savcı: Bu süreçle ilgili Ali Sukas'a sordunuz mu Ümit Polat bu paradan bahsettiğinde?

Binali Sarıtaş: Ümit Polat zaten satın alma müdürü olarak karar veriyordu.

Savcı: Tamam, 10 pay istendi. İddianamemize göre 4.500.000 TL para hazırlıyorsunuz, doğru mu?

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Savcı: Parayı da Ali Sukas'a götürüyorsunuz.

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Savcı: Diyalog olmadı mı para nereden çıktı, niye geldi diye?

Binali Sarıtaş: Belli bir diyalog olmadı efendim zaten.

Savcı: Efendim?

Binali Sarıtaş: .....

Savcı: Tamam. Parayı ofisine mi verdiniz?

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Savcı: Bu para TL miydi, döviz miydi?

Binali Sarıtaş: TL efendim.

Savcı: Çanta ve kutu içinde verdiniz, doğru mu? Tek parça halinde.

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Savcı: Tamam. Tamam, başka soru yok.

AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR

Aytekin Karaarslan: Binali Bey geçmiş olsun.

Binali Sarıtaş: Teşekkür ederim.

Aytekin Karaarslan: Beni tanıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Evet, tanıyorum.

Aytekin Karaarslan: Sizin, benim çalıştığım dönem içerisinde herhangi bir satın alma sürecinde, bir satın alma dosyası için, davet konusunda, fiyat teklifi konusunda, ihalelere ilişkin bir paylaşımım ya da ihaleye girmenizi engelleyici doğrudan ya da dolaylı bir görüşmemiz oldu mu, iletişimimiz oldu mu?

Binali Sarıtaş: Asla.

Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.

ÜMİT POLAT SORUYOR

Ümit Polat: Binali Bey, öncelikle geçmiş olsun.

Binali Sarıtaş: Teşekkür ederim.

Ümit Polat: İkinci ifadenizde yılın 2023 yılının başlarında bir ihale aldığınızda, onun istinaden sizden kart istediğimi, daha sonra sonuna doğru olan ihalede 45 milyon TL olduğunu ve buradan 4,5 milyon TL para istediğimi söylüyorsunuz.

Binali Sarıtaş: Evet, %10 ile ilgili ona tekabül ediyor, evet.

Ümit Polat: Şey de TL olarak getirdiğinizi söylediniz az evvel.

Binali Sarıtaş: TL olarak sizin söylediğiniz rakamı ben Pelit Suat'a veriyordum.

Ümit Polat: Şimdi Ali Bey, TL olarak dediniz de sırt çantama koyduğum karton bir poşette dediniz. İfadenizde öyle geçiyor. Sırt çantamdaki karton poşetten çıkarıp verdim diyorsunuz.

Binali Sarıtaş: Sırt çantama değil, ben sırt çantasını düzenli olarak her gün kullanıyorum. İçinde laptopum ve ilaçlarım var. Her gittiğim yere birlikte götürüyorum. Sırt çantasıyla getirmedim. Ben poşette götürdüm verdim. Sizin bana söylediğiniz %10'u...

Ümit Polat: Tamam. Şimdi 4,5 milyon TL'yi şeye koyduğumuzda 200 TL'lik banknotlardan tam 225 deste para yapıyor.

Binali Sarıtaş: Efendim Pelit'in poşetini alın, pastanesinin büyük poşetini, çok rahatlıkla içine koyarsınız, götürürsünüz.

Ümit Polat: Ne poşeti getirdiniz?

Binali Sarıtaş: Pelit'in, Pelit'in büyük poşetleri var biliyorsunuz efendim. Çok rahatlıkla ürünler gidebiliyor.

Ümit Polat: Şimdi... Şimdi... 2023'ün ikinci yarısında yaptığınız, yani sonuna doğru yaptığınız ihalenin 45 milyon olduğunu...

Binali Sarıtaş: İki tane faturamız var. İki tane. Biri biri biri başta, biri sonunda.

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Ümit Polat: Şimdi yalnız şöyle söyleyeyim, hani verdiğiniz ifadede yanlış bir şey var, ters bir şey var. Çünkü başta söylediğiniz ihale kayıtlarında işteki bedel 45 milyon lira. Yılın başında yaptığınız iş 45 milyon, sonunda yaptığınız iş 36 milyon. Yani %10'unu diyorsanız 3 milyon 600 bin lira getirmiş olmanız gerekiyor.

Binali Sarıtaş: Kartları aldınız mı? Bana rakamı söylediniz mi?

Ümit Polat: Sorumu tam bitirmedim ben.

Binali Sarıtaş: Kartları aldınız mı? Bana rakamı söylediniz mi, %10 dediniz? Bunu, bunu söyleyin siz.

Ümit Polat: Siz, siz ifade ediyorsunuz, ikinci ihalenin 45 milyon olduğunu, 4,5 milyon TL götürdüm diyorsunuz.

Binali Sarıtaş: İki tane faturam var efendim. Ben bu faturaların karşılığında kart ve %10'luk ödeme yaptım. Doğru değil mi Ümit Bey? Söyleyin bunu. Siz biliyorsunuz.

Ümit Polat: 45 milyon diyorsunuz. Bakın, 3 milyon 600 bin lira %10 getirmeniz gerekiyorsa ikinci ihale ile ilgili 3 milyon 600 bin lira getirmiş olmanız gerekiyordu. Yani verdiğiniz beyan yalan.

Binali Sarıtaş: Yalan değil Ümit Bey. %10'unu siz faturaların ve kartların alıp almadığınızı...

Hakim: Soracağınız bir şey varsa sorun. Sanığın beyanı yalan vesaire söz almayın. Soru varsa soruyu sorun.

Binali Sarıtaş: Siz alıp almadığınızı veya kartları alıp almadığınızı söyleyin Ümit Bey. %10 getirip getirmeyeceğinizi söyleyin.

Hakim: Ümit Bey'in etkin pişmanlık kapsamında beyanından okuyup soracağınız bir soru varsa sorarsınız siz de aynı şekilde.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: 4.500.000 lirayı karton poşetin içerisine koyup sırt çantama yerleştirmiştim dediniz.

Binali Sarıtaş: Sırt çantası sıfatı değil…

Sevgi Dağdemir: Şimdi sizin beyanınızı ben söylüyorum. Şimdi müvekkilim sorunca burada böyle sesiniz çok yüksek perdeden çıktı, ben de diyorum ki beyanınız bu şekilde.

Hâkim: Tamam, soruyu sorun. Avukat Hanım, lütfen karşılıklı şeye girmeyelim.

Sevgi Dağdemir: Tamam, özür diliyorum Başkan Bey. Murat Or'un ifadesinde bahsettiği sırt çantası, benim yukarıda vermiş olduğum, beyan ettiğim 4.500.000 TL ile alakalıdır. Ben o gün bu parayı karton poşetin içerisinde sırt çantasına yerleştirdim.

Binali Sarıtaş: Sırt çantası tabirini kullanmadım.

Sevgi Dağdemir: Beyanınızı kabul etmiyorsunuz o zaman.

Binali Sarıtaş: Sırt çantasının içine koyduğum tabirini ben kullanmadım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, o zaman ifadenizi okudunuz mu?

Binali Sarıtaş: Evet, sırt çantasına koymadım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, ifadenizde geçiyor. Diğer husus, müvekkilim anlatıyor da siz tabii oluşturmak için kartlara değindiniz biraz önce. Kartlar hususunu biz kabul ettik. Öyle sıkıştıramazsınız ama 4.500.000 lirayı, o para verdiğinizi iddia ettiğiniz dönemde öyle bir ihaleniz yok toplam tutarda. Müvekkilimin bahsetmek istediği şey şu… Sizin parayı...

Binali Sarıtaş: İhaleden sonra verildi. Biliyor musunuz?

Sevgi Dağdemir: Ne zaman verildi para?

Binali Sarıtaş: İhaleden sonra. İhaleden sonra. Ben ödememi alabilmek için verdim Avukat Hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, müvekkilim de diyor ki, sizin kestiğiniz fatura diyor, o zaman 3.600.000... Siz niye diyor...

Binali Sarıtaş: İki tane fatura yok mu? İki tane faturanın bedellerini çıkarttım, burada var faturalar. Belgeleriyle sundum.

Sevgi Dağdemir: Ödemeyi aldığınız tarih ne zaman?

Binali Sarıtaş: Ödemeler daha sonra yapıldı. Zaten ödeme zaten doğru düzgün yapılmıyordu.

Sevgi Dağdemir: 4.500.000 lirayı ne zaman verdiniz tarih olarak?

Binali Sarıtaş: Daha sonra. 2024'te.

Sevgi Dağdemir: Ne zaman, tarih olarak hatırlıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Hatırlamıyorum.

Sevgi Dağdemir: Ümit Polat sizi ne zaman çağırdı, tarih olarak hatırlıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Hatırlamıyorum. Faturalardan sonra. Yani faturaları, ödemeleri alamadığımız için Ümit Bey'e...

Sevgi Dağdemir: Faturaları kestikten ne kadar sonra? Faturayı kestiniz. 5 gün mü, mesela 7 gün ödeme süresi var.

Binali Sarıtaş: Belki 2 ay sonra olabilir, 3 ay sonra olabilir. Düzenli olarak gidiyordum.

Sevgi Dağdemir: Ya şimdi şöyle bir durum var. Fatura alamamak ibaresi, ya böyle 7 gün geçer, tamamdır. 5 ay, 6 ay sonra mı?

Binali Sarıtaş: Siz 20 gün sonra ödemeyi almak için bir kuruma gitmezsiniz. Bunun için 3 ay geçer, 4 ay geçer, 6 ay geçer.

Sevgi Dağdemir: Tamam, 4.500.000 lira o dönemin çok ciddi bir parası.

Binali Sarıtaş: Düzenli ödeme alamazsınız, gidersiniz. Dersiniz ki evet ya ben düzenli ödeme alamıyorum, ödemelerim gelmiyor.

Hâkim: Avukat Hanım, zaten hatırlamıyorum dedi.

Sevgi Dağdemir: Tamam, 4.500.000 TL'yi ne zaman verdiğinizi, Ümit Polat'ın ne zaman parayı istediğini... Bunları hatırlamıyorsunuz. Doğru mudur?

Binali Sarıtaş: Evet.

Sevgi Dağdemir: Tamamdır, teşekkür ederiz.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Şimdi ilk sorum, ihale numaralarından bahsediyorsunuz. Numaraları teyit ettiniz mi hani dışarıda olduğunuz dönemde?

Binali Sarıtaş: Hangi numaralar var burada?

Kaptan Yılmaz: Yazdırmışsınız, sadece o numaralar doğru numaralar mı beyanınızdaki...

Binali Sarıtaş: Evet efendim.

Kaptan Yılmaz: 2023 yılında çalışmaya başladım diyorsunuz. 2021 olabilir mi bu?

Binali Sarıtaş: 2021'de çok küçük bir iş vardı. Bilmiyorum, herhalde yapımıyla ilgili diye düşünüyorum. Küçük bir işti.

Kaptan Yılmaz: Şöyle hatırlatayım; 2023'e kadar, yani bu bahsettiğiniz ihale tarihine kadar, 2021 5. aydan 2023 5. aya kadar 2 yıllık süre içerisinde siz de 5 ihale toplam 61,5 milyon iş...

Binali Sarıtaş: Bana sorulan 2 faturanın ben bilgilerini verdim.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Siz 2023'te çalışmaya başladım dediğiniz için hatırlatıyorum. 21'de başlamışsınız.

Binali Sarıtaş: Bilmiyorum.

Kaptan Yılmaz: Siz kendi çalışanlarınıza bu hediye kartı, yılbaşı olur, Ramazan olur, bir kart dağıtıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Biz ikramiye veriyoruz, ikramiye.

Kaptan Yılmaz: Tamam.

Binali Sarıtaş: 14-15 maaş ilave veriyoruz arkadaşlarımıza.

Kaptan Yılmaz: Güzel. Sorulan soruları tekrarlamamak için geçiyorum kusura bakmayın. Bu bir teyit daha isteyeceğim yine. İhaleyi aldıktan sonra bu 4 milyonluk ihale karşılığını alabilmem ödedim diyorsunuz. 2-3 ay sonra da olabilir, doğru mu?

Binali Sarıtaş: Ya daha da geç de olabilir.

Kaptan Yılmaz: Burada biz sizi, size soruyoruz. Bu sırt çantası hani poşete döndü bu ifadenizde.

Binali Sarıtaş: Sırt çantası benim günlük...

Kaptan Yılmaz: Lütfen, ben sorumu sormadım. Günlük taşıdığınız bir sırt çantası varmış, onu soracaktım size gerek kalmadı, açıkladınız. Benim sorduğum şu; bu poşet dışarıdan içinde para olduğu anlaşılabilir bir poşet midir?

Binali Sarıtaş: Olabilir mi siz öyle bir şey yapar mısınız dışarıda?

Kaptan Yılmaz: Yok, kapalı yani en azından...

Binali Sarıtaş: Ağzını kapatırsınız, bir şey koyarsınız. Öyle bir şey mümkün olabilir mi? Yapar mısınız öyle bir şey? Açıkta parayı hırsızlığı var, gaspı var. Öyle bir parayı götürür müsünüz?

Kaptan Yılmaz: Burada biz size...

Binali Sarıtaş: Siz de biliyorsunuz yani belirli bankadan çıkarken elinizde bile belirli bir parayı taşımazsınız.

Kaptan Yılmaz: Tamam, ama yani en azından poşetin büyüklüğü itibarıyla Ali Sukas'ın odasına bu poşetle girdiğinizde fark edilebilecek bir büyüklükte miydi onu soruyorum. Para olduğunu anlamayabilirsin ama ebat olarak büyük bir poşetle girmiş olmalısınız.

Binali Sarıtaş: Evet evet, anlaşılmaz. Herkes anlamaz onu efendim.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi burada Murat Or'un beyanına bir atıf var savcılık ifadenizde. Diyorsunuz ki Murat Or'un ifadesinden...

Binali Sarıtaş: Kim efendim?

Kaptan Yılmaz: Murat Or. Murat Or'u tanıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Kimdi Murat Or efendim?

Kaptan Yılmaz: Tanımıyor musunuz?

Binali Sarıtaş: Sekreter arkadaşı mı diyorsunuz.

Kaptan Yılmaz: Evet.

Binali Sarıtaş: Sekreter arkadaşı gittiğimde sabahları genelde erken giderdim. Gittiğimde de bana yakın çok şey var, meşhur bir börekçi var. Elim boş gitmemek anlamında giderken Murat'a uğrardım. Murat ben...

Kaptan Yılmaz: Tamam, tanıyorsunuz Murat Bey'i.

Binali Sarıtaş: Tanıyorum.

Kaptan Yılmaz: Murat Bey'in beyanına atıfta bulunuyorsunuz savcılık ifadenizde. Murat Bey'in ifadesinden ne zaman haberdar oldunuz?

Binali Sarıtaş: Ne demişim efendim? Söyleyin, hatırlatın.

Kaptan Yılmaz: Hatırlatayım.

Hâkim: Murat Or isimli şahsı Ali Sukas'ın sekreteri olarak bilmekteyim. Beyanlarından haberdar oldum. İfadesinde 2023 yılının sonlarına doğru sırt çantası ile geldiğime dair beyanları benim yukarıda vermiş olduğum, beyan ettiğim 4,5 milyon TL ile alakalıdır. Ben o gün bu parayı karton poşetin içerisine koyup sırt çantama yerleştirmiştim. Ali Sukas'ın odasında sırt çantamdaki karton poşet içerisinde bulunan paraları çıkarıp kendisine teslim ettim.

Binali Sarıtaş: Orada bir yanlış anlaşılma var efendim. Poşette verdim, sırt çantasına sığmaz efendim.

Kaptan Yılmaz: Murat Or'un beyanıyla sizin sırt çantanızı eşleştiriyorsunuz aynı zamanda. Diyorsunuz ki Murat Or'un bahsettiği çanta benim içine para koyup teslim ettiğim çantaydı.

Binali Sarıtaş: Hayır efendim diyorum ya, çantaya sığan bir para değildir o.

Kaptan Yılmaz: Beyanınızı değiştiriyorsunuz.

Binali Sarıtaş: Günlük benim kullandığım sırt çantası. Ama onu günlük olarak her yere gittiğimde düzenli olarak içinde kullandığım ilaçlarım var, koyuyorum ve laptopum var içinde.

Kaptan Yılmaz: Murat Or'un ifadesini size Cumhuriyet Savcılığı mı hatırlattı?

Binali Sarıtaş: Hayır, dün de zaten başkanımızla...

Kaptan Yılmaz: İfadenizde diyorum. Burayı kastetmedim. Savcılıkta ifadenizde...

Binali Sarıtaş: Hatırlamıyorum efendim.

Kaptan Yılmaz: Murat Or'un çanta beyanıyla sizin çantanızı kıyaslama ihtiyacını nereden duydunuz, nereden biliyorsunuz?

Binali Sarıtaş: Çantayla gittiğimi söyledim. Murat ile ilgili ben bir şey söylemedim. Siz sordunuz bana Murat ile ilgili.

Kaptan Yılmaz: Peki, ifadenizi okudunuz mu savcılıkta?

Binali Sarıtaş: Murat ile ilgili soruyu siz sordunuz. Soy ismini bilmediğinden dolayı düşündüm.

Kaptan Yılmaz: Savcılık ifadenizde bahsettiğiniz için soruyorum. Savcılık ifadenizi okudunuz mu?

Binali Sarıtaş: Hatırlamıyorum.

Kaptan Yılmaz: Okuduğunuzu da mı hatırlamıyorsunuz?

Binali Sarıtaş: Hatırlamıyorum.

Kaptan Yılmaz: İmzalamışsınız. Neyse. Bu bahsettiğiniz 4,5 milyon sadece bir ihaleyle mi irtibatlandırıldı?

Binali Sarıtaş: İki tane fatura vardı zaten. Anlattım bunu, niye tekrar soruyorsunuz...

Kaptan Yılmaz: Başka bir şey soruyorum. Bir saniye, sorum bitmedi.

Binali Sarıtaş: İki tane faturanın size...

Kaptan Yılmaz: Beyefendi, bir saniye sorumu sorayım, sonra cevap verin.

Hâkim: Zaten soru tekrarsa müdahale ederiz, soruyu bekleyelim.

Kaptan Yılmaz: Evet, dinliyorum. 2024 yılında da aldığınız ihaleler var. Yani siz 2020'den sonra 6 ya da 7 tane ihale almışsınız. Sorum şu...

Binali Sarıtaş: 6-7 tane ihale almadım. Ben 2 faturayla ilgili...

Kaptan Yılmaz: Beyefendi... Aldığınız ihale 2025'in 5. ayına dahil ihaleleriniz var. Sorduğum şu; 1 ya da 2 tane yani sadece o ihalelere ilişkin bir yüzdeleme mi istendi sizden?

Binali Sarıtaş: Evet.

Kaptan Yılmaz: Onun dışında yaptığınız işlerden bir karşılık talep edilmedi mi?

Binali Sarıtaş: Hayır. Hayır.

Kaptan Yılmaz: Tamam yeterli cevabınız.

Binali Sarıtaş: Söylesene, Ümit Bey de burada.

Kaptan Yılmaz: Burada size soruyoruz.

Hâkim: Karşılıklı şeye girmeyelim...

BİNALİ SARITAŞ AVUKATI ELİF GEÇER SAVUNMASI

Müvekkilin beyanlarına katılıyoruz öncelikle. Kendisi soruşturma aşamasında da, gerek burada da bütün noktalara değinmiştir. Etkin pişmanlık kapsamında ifadeler elde olunmuştur. Lakin şöyle bir durum var; kendisi zaten ödemelerini alabilmek için kendisinden istenen parayı ödemek zorunda kalmıştır. Bunun dışında cezaevindeyken kendisi hem kalp ile alakalı hem de tedavi sürecindeki böbrekle alakalı sıkıntılar yaşamıştır. Sonrasındaki tahliye sürecinde de ev hapsi ile, ev hapsi adli kontrolüyle serbest bırakılmıştır. Ev hapsi şu anda tedavileriyle alakalı ciddi sıkıntı oluşturmaktadır. Ayrıca bir şirketi vardır ve şirketin tek yetkilisi, tek sahibidir. Ticari kaygı ve sağlıksal sorunları sebebiyle öncelikle ev hapsi adli kontrolünün ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep ediyoruz. Mütalaa verilmesi halinde detay savunmalarımızı yazılı ve sözlü yapacağız. Adli kontrolün kaldırılması ve neticeden talepten beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Aksi kanaatteyseniz lehe hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz.

DERYA DAĞDEVİREN SAVUNMASI – 08.10.2026

Sayın Başkanım, Sayın Heyet… Hakkımda düzenlenen iddianamenin eylem 153 başlıklı bölümünde, eşim Murat Dağdeviren ile birlikte Orhan Yıldırım tarafından gönderilen paraların teslimine ve rüşvet verilmesine aracılık ettiğim iddia edilmektedir. Ben yazıldığından beri iddianameyi defalarca baştan sona okudum ve gerçekten burada ne işim olduğunu hala anlamış değilim. Neden tutuklandım, hiç anlam veremiyorum. Öncelikle size biraz kendimden bahsetmek istiyorum. 1985 yılında Trabzon'da doğdum. Çocukluğumdan itibaren dürüstlük, çalışkanlık, vicdan, merhamet ve paylaşma değerleriyle yetiştirildim. Bugün burada yalnızca hakkımdaki iddialara cevap vermek için değil, nasıl bir hayat yaşadığımı ve gerçekte kim olduğumu anlatabilmek için bulunuyorum.

Eğitim hayatım boyunca başarılı bir öğrenciydim. Ailem bana her zaman çalışmanın, üretmenin ve dürüst yaşamanın önemini anlatarak büyüttü. Bu anlayışla derslerime büyük bir özveriyle çalıştım ve liseyi okul birincisi olarak bitirdim. Okul birinciliği nedeniyle bana ödül olarak verilen bir bisiklet vardı. Ancak o dönem benden daha çok ihtiyacı olduğunu düşündüğüm birine bisikletimi hediye ettim. Bunu kendimi övmek için değil, yani bana küçük yaşlardan itibaren hangi değerlerin öğretildiğini anlatabilmek için ifade etmek istedim. Ailem bana başarıdan önce iyi insan olmayı öğretti. Genç yaşta çalışma hayatına atılmak zorunda kaldım. Hayatım boyunca çalışarak, üreterek ve kendi emeğimle ayakta kalmaya gayret ettim. Babamın kurduğu işlerde en alt kademelerden başlayarak çalıştım. Makine dairesinde, üretimde, depoda görev yaptım. Satışta, muhasebede ve Hayatım boyunca da emek vermeden kazanılan hiçbir şeyin kalıcı olmayacağına da inandım. 2016 yılında evlendim. Eşimle birlikte hayatın tüm yükünü omuz omuza taşıdık. Kendi emeğimizle bir hayat kurmaya çalıştık. En büyük hayalimiz çocuklarımızı sevgi dolu, huzurlu ve güvenli bir ortamda büyütmekti. Bugün de hayatta sahip olduğumuz en büyük zenginlik çocuklarımızdır.

Ancak ülkemizde yaşanan ekonomik krizler, ticari daralmalar ve pandemi süreci bizi de derinden etkiledi. Pek çok aile gibi biz de maddi sıkıntılar yaşadık. Borçlarımız oldu ve zaman zaman ayakta kalabilmek için ciddi mücadele verdik. Buna rağmen hiçbir zaman hukukun dışına çıkmayı düşünmedik. Dosyada adı geçen kişilerle ilişkimiz ticari ve sosyal ilişkilerden ibarettir. Hakkımda ileri sürülen iddiaların aksine herhangi bir kişiye nüfuz sağlama, ayrıcalık tanıma veya menfaat temin etme gibi bir durum söz konusu asla değildir. Hayatın olağan akışı içerisinde zaman zaman borç aldığımız, sonra bunları geri ödediğimiz olmuştur. Ancak bunların suç teşkil eden bir menfaat ilişkisi olarak değerlendirilmesini kabul etmiyorum. Bugün sahip olduğumuz tüm mal varlığı kayıtlıdır ve açıklanabilir durumdadır. Banka kayıtlarımız, ticari kayıtlarımız ve mali hareketlerimiz incelendiğinde iddia edildiği gibi açıklanamayacak herhangi bir gelir veya servetin bulunmadığı açıkça görülecektir.

Hayatım boyunca ailemin başını asla öne eğdirecek, çocuklarımın yüzüne bakamayacağım, annemin ve babamın bana duyduğu güveni sarsacak hiçbir işin içinde bulunmadım. Babamdan dürüstlüğü, onurlu yaşamayı ve doğru bildiğinin arkasında durmayı öğrendim. Annemden ise vicdanlı olmayı, merhameti ve mücadele etmeyi öğrendim. Bu değerlerle büyüdüm, bu değerlerle yaşadım. Beni ben yapan şey sahip olduğum mal varlığı değil, bana öğretilen değerlerdir. Babama hayran bir kız çocuğu olarak büyüdüm. Bu hayatta en büyük örneğim ve en büyük gururum her zaman babam oldu. Bana hiçbir zaman kısa yolu değil, doğru yolu seçmeyi öğretti. Sayın Ekrem İmamoğlu da çocukluğumdan beri çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir abimdir. Bizim ailemizde sevgi ve bağlılık menfaat üzerine kurulmaz. İnsanlar makamları için değil, karakterleri için sevilir. Bizim ailemizde sevgi ve bağlılık hiçbir zaman makamlar, unvanlar ya da menfaatler üzerinden kurulmadı. İnsanlar sahip oldukları güç için değil, karakterleri için sevildi.

Hiçbir kamu görevlisi adına Orhan Yıldırım'dan para talep etmedim. Orhan Yıldırım ile herhangi bir ihalenin verilmesi, hakedişin ödenmesi veya bir kamu işlevinin gerçekleştirilmesi karşılığında para verilmesine ilişkin bir anlaşma yapmadım. Kendisi eşim Murat Dağdeviren'e maaş artı kârdan pay olacak şekilde iş teklifinde bulundu. Eşim de ihtiyacı olduğu için, işe ihtiyacı olduğu için Han İnşaat bünyesinde çalışmaya başladı. Bu teklifin arkasında kendisinin farklı beklentileri de varsa bunu biz bilemeyiz. Eşim burada işe başladıktan sonra yoğun bir çalışma süreci oldu. Han İnşaat'ın şantiyelerini dolaşıyordu. Saha işlerini yönetiyor, şantiyeler ve çalışanların koordinasyonu için çalışıyordu. Hatta Han İnşaat tarafından 34 FUV 141 plakalı Megane marka araç eşim adına tahsis edildi, saha işlerini yürütebilmesi için. Daha sonra işler tamamlandığında eşim bu aracı kendilerine iade etti.

İddianamede Orhan Yıldırım tarafından 5 Mart 2020 ile 8 Haziran 2022 arasında hesabıma 26 farklı işlemde toplam 1.896.000 TL gönderildiği belirtilmektedir. Bu banka hareketlerini inkar etmiyorum tabii ki ama eşime veya bana gönderdiği tutarların bir kısmı eşimin emek ve mesaisinin, çalışmasının karşılığı; bir kısmı ise eşimin şahsı için değil, şantiyelerdeki diğer işçilere verilmek veya sair giderler için kullanılmak üzere verilen ödenek biçimindedir. Yani merak ediyorum, küsuratlı bir rüşvet olabilir mi? Eşim Murat Dağdeviren, Orhan Yıldırım ile uzun yıllar çalışma, alacak ve borç ilişkisi içerisinde bulunmuştur. Eşimin ekonomik sorunları ve hesaplarıyla ilgili yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kendisinin talebiyle bazı ödemelerin benim hesabıma gönderildiği olmuştur. Her bir transfer ayrı ayrı incelensin. Transfer tarihleri ile Han İnşaat'ın Ağaç A.Ş.'den aldığı ödemeler karşılaştırılsın. Hesabıma gelen paraların daha sonra nerelerde kullanıldığı veya başka kişilere aktarılıp aktarılmadığı incelensin. Eğer iddia edildiği gibi benim görevim Orhan Yıldırım'dan rüşvet parası toplayarak başkalarına aktarmak ise bu paraları kime, ne zaman ve ne şekilde aktardığımın somut olarak getirilmesini rica ediyorum. Çünkü iddia makamının anlatımında tarafımdan da gelen paralar rüşvet olarak yorumlanırken benim kendisine gönderdiğim para da taraflar arasındaki mali ilişkinin bütünü içerisinde değerlendirilmelidir.

Eşim Murat Dağdeviren'in de Orhan Yıldırım'a toplam 860 bin TL gönderdiği yine iddianamenin kendi banka tespitlerinde bulunmaktadır. Bu nedenle bütün hareketlerinin birlikte ve kendi tarihleri içerisinde incelenmesini talep ederim. Orhan Yıldırım'ın ifadesinde ilişkin birkaç sözden bahsetmek istiyorum başkanım. En az rüşvet iftirası kadar onur kırıcı olan çocuğumuzun okul parasını kendisinin gönderdiğine ilişkin olan sözleri. Beni, öncelikle benim kızım Derya 2017 Nisan doğumlu. Kızımın adının dahi bu dosyaya karıştırılmış olmasına öfke ve üzüntü duyuyorum. 2019 Eylül'de kreşe başladı. Kendisinin ifadesindeki bahsettiği yıl 2021. Kaldı ki o yıllarda ödediğimiz kreş ücreti aylık ortalama 2.000 TL civarındaydı. Yani demem o ki bana ve eşime gönderdiği ücretlerin tamamı aralarında yapılan maaş ve ticari anlaşmalar kapsamında gerçekleştirilen ödemelerden ibarettir.

Orhan Yıldırım'ın bir başka ifadesinde Ağaç A.Ş.'den 2018 yılı itibarıyla 30-40 milyon TL'lik alacağı olduğunu ve bunu bir türlü alamadığını söylüyor. Bu kadar yüklü miktarı 20-30 bin TL'ler ödeyerek mi tahsil etmiş? Bunu da merak etmiyor değilim. Bu konuda önemli olduğunu düşündüğüm bir konu daha var. Eşim Murat Dağdeviren yapı gereği hassas ve çekingen biridir. Orhan Yıldırım'dan hak ettiği işçilik ücretlerini ve aralarındaki anlaşmadan doğan alacaklarını alamadığı için tabiri caizse Orhan'a küsüp işi bıraktı. Daha sonra Orhan'ın ısrarı üzerine yeniden işe başladı. Hatta bu süreçte Orhan beni de arayarak Murat'ı işe dönmesi konusunda ikna etmemi istedi. 2023'ün sonlarında ödemelerdeki sorunlar nedeniyle Murat işi kesin olarak bırakarak Orhan'dan ayrıldı. Daha önce Orhan'ın ısrarı ve benim araya girmemle işe dönmüşse de sorunlar devam edince ticaretini tamamen bitirdi. Murat kendi alacağını dahi becerip alamayan bir adamdır. Böyle bir kişiyken Orhan'ın alacaklarını Ağaç A.Ş.'den alabilmesi gerçekten akla mantığa aykırıdır.

Ben 5 ve 8 yaşında iki çocuk annesiyim. Çocuklarımın bakımına, ilgime ve desteğime ihtiyaç duymaktadır. Çocuklarım okula gidip geliyor. Onların okul düzenleri, günlük ihtiyaçları, sağlıkları, eğitimleri ve bakımlarıyla ilgilenmesi gereken kişi benim. Ancak hakkımda uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle evimden çıkamıyorum. Eşim Murat Dağdeviren de bu dosya kapsamında tutukludur. Dolayısıyla çocuklarımız açısından anne ve babanın aynı anda özgürlüklerinin ağır biçimde kısıtlandığı bir durum var. Bugün yaşadığım süreçte en ağır bedeli ise çocuklarımız ödemektedir. 5 yaşındaki oğlum ve 8 yaşındaki kızım neden annelerinden ayrı kaldıklarını anlamaya çalıştılar. Onlar için ben yalnızca bir anne değil, aynı zamanda güven duydukları bir liman, her düştüklerinde sığındıkları yerim. Çocuklarımın büyürken yaşadığı bu eksikliğin geri dönüşü yoktur başkanım. Teşekkür ederim.

Kaybedilen zamanın, kaçırılan anların ve annesiz geçirilen günlerin telafisi mümkün değildir. 20 Eylül benim oğlum Kaya'nın doğum günüydü ve benim oğlum doğum gününde babasının çıkmasını diledi. Ev hapsi nedeniyle çalışamıyorum ve ailemin geçimini sağlayabilme imkanlarım ciddi şekilde kısıtlandı. Buna rağmen çocuklarımızın okul, beslenme, giyim, ulaşım ve günlük yaşam giderleri devam etmektedir. 23 yıllık ticaret hayatımda ben nasıl ki babamla gurur duyduysam, çocuklarım da benimle gurur duyması için asla başımı öne eğecek bir oluşumun içinde bulunmadım. Kazandığımız her bir kuruşun karşılığında emeğimiz vardır. İpliğin örülmesinden kumaşın boyanması aşamasına kadar olan bütün prosesleri bizzat kendim takip ettiğim için ve tutuklandığımdan dolayı tüm kumaş siparişlerimi kaybettim. Tahliye olduktan sonra ise evde tutuklu olmaya devam ettiğimden yeni bir sipariş de alamadım.

Ben yargılanmaktan kaçmıyorum. Çocuklarımın yanında bir anne olarak normal hayatın zorunlu sorumluluklarını yerine getirebilmek ve ailemin geçimini sağlayabilmek istiyorum. 23 yıllık ticaret hayatım bir kişinin attığı iftiradan sonra darmadağın oldu. Ama kendisi sadece 4 gün cezaevinde kalıp çıktı ve madem düşündüm, rüşvet olduğunu hissettim demekle bir insanın tüm düzeni dağıtılıp özgürlüğünden mahrum bırakılabiliyorsa ben de hazır savcımız buradayken, aslında bunu iki gün önce yazmıştım. Ertesi sabah uyandığımda kendisinin gözaltına alındığı haberini aldım ama yine de burada tekrar etmek istiyorum. Orhan Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunmak istiyorum ve kayyum ile yönetilen Esenyurt Belediyesi'nden Orhan Yıldırım 1 milyar TL'ye yakın işler alarak hayatına devam ediyor idi bu gözaltına alınmadan önce. Tümsoy Behram da kendisinin gizli ortağıdır.

Tabii ki haberlere baktığımda Esenyurt Belediyesi'ne yapılan operasyonda kendisinin gözaltına alındığını öğrendim. Adalete olan inancım yeniden yeşerdi ve umut verdi. Gerçeklerin ortaya çıkacağına ve hayatım boyunca korumaya çalıştığım dürüstlük, vicdan ve emekle kurduğum yaşamın bu iddialarla bağdaşmadığının görüleceğine yürekten inanıyorum. Adaletin eninde sonunda yerini bulacağına ve her şeyin çok güzel olacağına inancım tam. Özür dilerim. İddianamede eşimle benim Ekrem İmamoğlu ve Dilek İmamoğlu ile olan akrabalık ilişkilerimize birçok kez vurgu yapılmıştır. Ancak hayatımın hiçbir döneminde akrabalık ilişkilerimi bir avantaj olarak kullanmadım. Bana hiçbir kapı bu nedenle açılmadı. Hiçbir işim bu nedenle kolaylaşmadı. Hayatım boyunca bulunduğum her noktaya kendi emeğim ve mücadelem sayesinde geldim. Eğer iddia edildiği gibi nüfuz kullanarak menfaat sağlayan biri olsaydım ailemle birlikte yıllarca ekonomik sıkıntılar yaşamazdım. Kredi yükleri altında mücadele etmek zorunda kalmazdım. Hayatın gerçekleri hakkındaki iddialarla bağdaşmamaktadır. Kimin akrabası olduğum değil; ne yaptığım, kiminle hangi suç anlaşmasını kurduğum, kimden ne talep ettiğim ve hangi parayı kimin adına teslim aldığım ortaya konulmalıdır.

2014 yılından beri Ekrem Başkanımız belediye başkanlığı yapıyor. Ben 10 yıldır evliyim. Eşimle birlikte hayata tutunmaya çalışıyoruz, mütevazı bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. Eğer akrabalık ilişkisini kullanarak yüz kızartıcı suçlarla haksız kazanç temin ediyor olsaydım bugün kredi kartı borçlarımı dahi ödemekte zorlanmazdım. Biz namuslu, dürüst bir hayat yaşamanın derdindeyiz. Ekrem Başkan da zaten değil beni, hiçbir yakınına ve akrabasına karşı bu şekilde bir tevessülde bulunmaz. Bu herkes tarafından bilinir, teklif dahi edilemez. Tahliye olduktan sonra hakkımda verilen adli kontrol kararına uydum başkanım. Yargılamadan kaçmaya yönelik herhangi bir davranışta bulunmadım. Bu nedenlerle öncelikle hakkımda uygulanan konutu terk etmeme kararı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına ve yargılama sonucunda ise üzerime atılı suçları işlemediğim gözetilerek beraatime karar verilmesini saygılarımla yüce mahkemenizden arz ve talep ederim.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Derya Hanım, Orhan Bey ile aranızda bir iş ilişkisi var mı?

Derya Dağdeviren: Evet, var.

Savcı: Nasıl bir iş ilişkisi?

Derya Dağdeviren: İfademde de bahsettiğim gibi Orhan Yıldırım bir arkadaş ortamında, yani eşim, Orhan Yıldırım ile bir arkadaş ortamında tanıştı ve kendisiyle bir süre görüştükten sonra kendisine bir teklifte bulundu; beraber çalışalım şeklinde. Eşim de eskiden bakır, pirinç işiyle uğraşıyordu ve maalesef iflas ettiler. Uzunca bir süre de iş anlamında sıkıntılar yaşıyordu. Orhan Bey'in bu teklifi de eşimin tabii ki işine geldi. Tabii ki dedi, memnuniyetle hem işi öğrenirim dedi. Ama biz sonradan anlıyoruz ki hiç... Çünkü Orhan Bey yapılan işlerden bahsettiği maaş artı kardan pay anlaşmasına uymadığı için, bu ödemeleri yapmadığı için eşim bundan dolayı defalarca zaten kendisine kırıldı ve ayrıldı. Bu üzerine biz de şu anlamı çıkarttık; demek ki kendisinin farklı bir beklentisi vardı, bunu karşılayamadığı için eşime de gerekli ödemeleri yapmadı, yapması gereken ödemeleri yapmadı.

Savcı: Ben eşinizden değil, sizden bahsediyorum. Herhangi bir sigorta ilişkisi veyahut bir aranızda anlaşma var mıydı?

Derya Dağdeviren: Benimle mi?

Savcı: Şahsınızla ilgili?

Derya Dağdeviren: Hayır. Hayır, hayır.

Savcı: Bu 2 yıl içerisinde hesabınıza 1.896.000 TL para gönderilmiş.

Derya Dağdeviren: Evet, doğrudur Sayın...

Savcı: İşte 150.000 TL, 50.000 TL, 50.000 TL iş... O rakamlar aşağı yukarı böyle farklı tarihlerde. Bu para gönderim neye ilişkindir?

Derya Dağdeviren: Para gönderimleri eşimin...

Savcı: 50.000 TL şeklinde mesela birden fazla ödeme gördüm.

Derya Dağdeviren: Banka hesabı üzerinden kendisi gönderdi. Eşimin geçmişteki şirketinden kaynaklı herhangi bir sıkıntı, yani hesaplarımda bloke, icra vesaire olmamasına karşılık tedbir olarak o dönem benim hesabıma gönderilmesini talep etmişti. Bundan dolayı gönderdi.

Savcı: Ama aynı tarihte eşinize de gönderilen paralar var. Çok benzer tarihlerde mesela. Eğer tedbir durumu söz konusuysa o döneme gelip eşinize ne gönderildi?

Derya Dağdeviren: Belki o dönem paranın kullanımıyla alakalı benim çekip eşime vermem gerekmiştir veya böyle bir durum mevzubahis olmuştur. Bundan dolayı bana da atmış olabilir. Hatırlamıyorum, çünkü yaklaşık 4 sene önce falan tarihler.

Savcı: Peki size gönderilen paranın akıbeti ne oldu 1.800.000 TL'nin?

Derya Dağdeviren: 1.896.000 TL'nin akıbetini ne mi oldu?

Savcı: Para size gönderildi ya, parayı çektiniz mi, eşinize mi verdiniz? Ne oldu en son süreçte?

Derya Dağdeviren: Yani bunları kalem kalem hatırlamam mümkün değil. Hepsi hesap hareketlerinde nereye kullanıldığı zaten mevcuttur. İncelendiğinde transferlerin ne şekilde olduğu, bankadan elden çekildiği veya başka eşime gönderip gönderilmediği konusunda kayıtlarda mevcuttur muhakkak. Çünkü birden fazla hareket var.

Savcı: Orhan Bey'e siz de para gönderdiniz herhalde?

Derya Dağdeviren: Evet, ben de bir seferinde geri ödeme gönderdim. Doğrudur.

MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK SORUYOR

Mustafa Küçük: Derya Hanım, size bunu açık ve net olarak sormak istiyorum. Ali Sukas size veya eşiniz Murat Dağdeviren'e herhangi bir zaman "Orhan Yıldırım'dan para alıp bana getireceksiniz" dedi mi?

Derya Dağdeviren: Hayır, asla.

Mustafa Küçük: Peki, sizin Orhan Yıldırım'dan aldığınız ödemelerden, daha doğrusu ödemeler aslında Murat Dağdeviren'in ödemeleri ama bazen ödemeler sizin hesabınıza da gelmiş. Bu paralardan herhangi bir şekilde sizin veya Murat Dağdeviren'in alıp Ali Sukas'a götürdüğü oldu mu?

Derya Dağdeviren: Hayır, tabii ki.

Mustafa Küçük: Öyle bir bilginiz yok.

Derya Dağdeviren: Hayır, hayır, hayır. Asla.

Mustafa Küçük: Peki, az önce söylediniz, tam olarak anlaşılsın diye tekrar sormak istiyorum. Orhan Yıldırım'ın herhangi bir ortağı var mıdır?

Derya Dağdeviren: Evet, evet. Türksoy Behram. Ama resmi ortağı değil kendisi.

Mustafa Küçük: Peki, gerek Orhan Yıldırım'la gerek Türksoy Behram'la görüşmeleriniz nasıldı öncesinde? Ailecek görüşür müydünüz?

Derya Dağdeviren: Evet. Türksoy Behram'la ailecek evlerinde de görüştük, dışarıda da yemek yedik, çocuklarımız, çocuğu, 1 tane kızı var.

Mustafa Küçük: Orhan Yıldırım'la...

Derya Dağdeviren: Orhan Yıldırım'la da aynı şekilde. Orhan da bizim evimize gelmiştir. Biz de onların evine gitmişizdir, dışarıda da görüşmelerimiz olmuştur.

Mustafa Küçük: Peki, Orhan Yıldırım'la aralar ne zaman bozuldu, Murat Dağdeviren'le hem sizin?

Derya Dağdeviren: 2022 yılı olması gerekiyor sanırım.

Mustafa Küçük: Size şu anda bir husumet beslediğini düşünüyor musunuz?

Derya Dağdeviren: Bir husumet...

Hâkim: Soruldu sıradaki soruya geçelim.

Mustafa Küçük: Yani burası önemli aslında sayın başkan. Yani bu sonuçta bir iftira atılıyor önünüze. Oradan kaynaklı yani arada bir husumet olduğunu veya en azından arada bir soğukluk var mıdır yani? Emek ve alacaklarınızı talep etmenize rağmen gereğinin yapılmaması sebebiyle...

Derya Dağdeviren: Evet, evet, tabii ki. Bir aramızda evet, huzursuzluk ve soğukluk oluştu.

Mustafa Küçük: Başka sorum yoktur.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Şöyle; müvekkilimin beyanlarında şöyle diyor: "Ali Sukas'ı şikayet etmek için" diyor "Dilek İmamoğlu'nun kuzeni olan Derya Dağdeviren'in babasının firmasına gittik. Pınarlı Dokuma olması gerekiyordu sanırım" diyor. "Beylikdüzü'nde ve ömrü hayatım boyunca da ben bir kere gittim Beylikdüzü'ne" diyor. Beylikdüzü'nde bir dokuma, tekstil, babanızın iş yeri var mı acaba hiç?

Derya Dağdeviren: Hayır, yok.

Sevgi Dağdemir: Babanızın iş yeri nerede acaba?

Derya Dağdeviren: Firuzköy'de.

Sevgi Dağdemir: Firuzköy'e ne zaman taşındı ya da hep Firuzköy'de miydi?

Derya Dağdeviren: Evet, evet. Biz 90'lı yıllardan beri oradayız.

Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ederim.

DERYA DAĞDEVİREN AVUKATI SAVUNMASI

İddianamede müvekkile isnat edilen suçlamaların Orhan Yıldıran beyanlarına ve onun tarafından gerek müvekkil gerekse müvekkilin eşi o da huzurda sanık Murat Dağdeviren'in banka hesaplarına gelen paralardan ibaret olduğunu görüyoruz. Delillendirme noktası burada bitiyor. Oysa benim müvekkilim rüşvet almaya aracılık etmek suçundan yargılanıyor. Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim; hiçbir buradaki sanığa ya da suçlamaya derdinde değilim. Ancak burada tanık olanların, özellikle Ağaç A.Ş. noktasındaki tanık olanların etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerini gördüğümde Ali Sukas yönünde yapılan suçlamaların tamamında neredeyse Ali Sukas'ın kimseyi aracı olarak kullanmadığını, Ahmet'e Mehmet'e değil de doğrudan odasına kadar götürüldüğü iddiaları var. Doğal olarak son 22 nolu eylemde de ne Murat'a ne Derya'ya hiçbir ihtiyaç yok. Bunun iddia edilmesi yersizdir.

Yine benim müvekkilimin veya eşinin, birlikte bir hesap hareketi olduğu için Murat Dağdeviren müvekkilim olmasa da zikretmek zorundayım sık sık. Ağaç A.Ş.'de böyle bir yetkileri var. İstedikleri alacağı tahsil ettirebiliyorlar. Tahsilatçılığa çıkmışlar ve fakat sadece Orhan Yıldıran'ın alacaklarının tahsili için aracılık etmişler, bunun için rüşvet almışlar. Haklarında başka hiçbir şikayet, bu yönde bir itham yok. Bu da ilginçtir, soru işareti olarak kenarda bırakmak istiyorum. Yine burada emsal belirtmek üzere gidiyorum. Dün 152 nolu eylemde Süleyman Uzun beyanda bulundu. Doğrudur, yalandır mahkemeniz takdir edecek. İlgililerinin avukatları da savunma yapacaklar. Ancak ben iki farklı tarihte, filanca yerlerde, filanca kişiye 100-100 olmak üzere toplamda 200.000 dolar teslim ettim dedi. Tabii beni ilgilendiren kısmı, hırs takat ederler eskiden başkanım, bir araya gelindi rüşvet alındı verildi, hadise bitti.

Ama benim müvekkilimin eşi Murat ile Orhan arasında 3375 kez telefon görüşmesi yapılmış, dakika itibarıyla de yaklaşık 130 saat civarında. Bu nasıl bir rüşvet ilişkisi, rüşvet anlaşması, rüşvete aracılık hizmeti ki 130 saat telefonla konuşmayı gerektiriyor? 3300 kez görüşmeyi gerektiriyor? Hangi rüşvet konusu bu kadar uzatılır? Taraflar arasında bu kadar uzun görüşmeler yapmayı gerektiren ne olabilir? Takdirlerinize sunuyorum. Burada müvekkilimin eşi Murat'ın, meslektaşım da savunmalarını yapacak Murat beyanında bulunduktan sonra, gerçek bir işçi-işveren ilişkisi ve kar ortaklığı ilişkisi bulunduğu ortada. Hatta bu yaklaşık 3 yıl kadar, belki daha fazla sürmüş. Taraflar arasında sürekli bir ilişki, devam eden çalışma var ve yapılan ödemeler de belli ki bununla ilgilidir.

Eklemek istediğim bir diğer husus da Sayın Başkan; müvekkilimin ve eşinin aldığı ödemelerin bir kısmı da borç niyetiyle alınmıştır. Aslında bunu Orhan da vergi borcu olarak zikrediyor. Borç niyetiyle alınmış paralar ki yaklaşık, az önce de zikredildi biraz önce, müvekkilimin ve eşinin toplamda hesaplarına gönderilen paraların 1 milyon TL'lik kısmı Orhan'ın hesabına iade edilmiş. Bu da aynı iddianamede, aynı kayıtlarda mevcut. Rüşvet olarak alınan herhangi bir tutarın neredeyse dörtte biri iade ediliyor. 30 milyon TL'lik alacak karşılığında bence az bile almışlar diyebilirim eğer almışlarsa. Ancak bir de bunu dörtte birinin iade edilmesi komiktir diye düşünüyorum. Biz burada Orhan da olsun, ona sorularımızı sorabilelim isterdim ama şimdi de Esenyurt Belediyesi kapsamında gözaltına alınmış, bakalım orada etkin pişmanlık kapsamında kimlere hangi iftiraları atacak, bilemiyoruz da.

Sayın Başkan, burada beyanda bulunan, çok özür diliyorum, Murat Akcırık, Fatih Yağcı ve Muhammet Ali Özdil isimli sanıklar oldu. Bu kişiler Murat Dağdeviren'i Orhan Yıldırım tarafından tanıdıklarını ve Murat'ın, Hanifat'ın çalışanı olarak bildiklerini zikretmişlerdir. Bu da aslında müvekkilin savunmalarını doğrulayan hususlardan bir tanesidir. Yine müvekkilim tam olarak izah edemedi, heyecan ve stres altındaydı. Sayın Hakimin sorusuna da dönmüş olayım. Hem eşinin icra ve hacizden dolayı bloke olma tehlikesine karşı bir para trafiğinde arada müvekkilim de kullanılmıştır, hem de Murat'a gelen paraların büyük çoğunluğu aslında şantiyelerde kullanılan, değişik amaçlarla harcanan, işçilere elden dağıtılan, Ziraat Murat şantiyeyi gezip ihtiyaçlara elden karşılayan, elden getiren dağıtan konumunda bir koordinasyon elemanıdır aslında.

Bu itibarla şahıs işlerinin birçoğu eşinin hesabına ödenmiş, şantiyede kullanılmak üzere gönderilen paralar ise Murat'ın hesabına gönderilmiştir. Efendim, müvekkilim huzurdaki dosyada 2 ay tutuklu kaldı. Uzun süredir de ev hapsi terk etmemek şeklindeki adli kontrole lifiil uymaktadır. Savunması da alındı. Davanın neticesinde rüşvet suçuna ilişkin hiçbir unsuru tartışmadım. Sizlerden alacak değilim. Ortada bir rüşvet suçu, rüşvete aracılık suç, almak ya da vermek suçu olmadığı, çok samimi adamın haklı olduğunu söylediği Ağaç A.Ş.'den olan alacağını tahsil etmeye çalıştığı, bu alacak ödendi ödenmedi ben akıbetini bilmiyorum, ama ortada rüşvetin konusu olabilecek bir para yok. beraat edeceğine dair inancım tam. Biz adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.

AHMET SARI SAVUNMASI – 08.10.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Cumhuriyet Savcısı; çocuk yaşlardan itibaren yoğun bir çalışma temposu içerisinde bulundum. Daha çocuk yaşta ticaret hayatıma başladım. Saat ve saat yedek parçası ticaretiyle devam ettim. İnşaat sektörüne girdim. 1980'li yıllarda şu anda yapmakta olduğum işin temellerini attım. Bu tarihlerden ilçe belediyeleri ile kamu ihalelerine girmeye başladım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilk ihalemi, yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılında Nurettin Sözen döneminde kazandım. 2000'li yıllara gelirken piyasanın bilinen iş makinesi ve kiralama şirketlerinden birinin sahibi oldum. Sadece İstanbul'da yürüttüğüm operasyonu yine bu tarihlerde farklı şehirlerde de yaymaya ve farklı şehirlerde ihalelere de girmeye başladım.

2000'li yıllarda ülkede inşaat sektörünün atılım yapması, altyapı ve yol yatırımlarının artması iş makinalarına olan talepleri arttırdı ve gelirimiz olumlu etkilendi. Şirket büyüdükçe araç türlerimizi zenginleştirdim. Yurt dışına gittim, üreticilerle tanıştım, fabrikaları gezdim, iş makinelerini inceledim. Ülkemizde bulunmayan iş makinaları türlerini ülkemize getirdim, tanıttım, yaygınlaştırdım. Sektöre katkı olması, operatör sorununa çözüm bulmak için ücretsiz kurslar açtım. Öğrencilere burs ve imkan sağladım. Operatör ehliyeti kazanmalarını sağladım. Operasyonel zorluklarını aşmak için kendi yaptığımız, kendi altyapımızı kurdum. İkitelli'de devasa bir alanda sanayi sitesi ve iş makinesi parkı kurdum. Kademe dediğimiz bu alanda 200'den fazla personelimiz var. Tüm araçlarımızın bakım ve onarımı burada yapılır. Ustalarımızın tecrübesi sayesinde, aracın çalıştığı bölgeye göre ne arıza yapmış olabileceğini araç henüz kademeye gelmeden öngörüp ona göre hazırlık yapıyor. Bu sayede araçlarımızın onarımı için vakit kaybetmiyor, maliyet düşüyor.

Kademe olarak isimlendirdiğimiz bu yeri Mercedes'ten gelip incelediler, Çin'den de gelip incelediler. Hayranlıklarını, beğenilerini dile getirdiler. Bu yüzden yaptığım işi araç ve iş makinesi kiralama olarak isimlendirmiyorum, operasyon kiralaması olarak isimlendiriyorum. Çünkü kiraladığımız şey yalnızca bir makine değil; makinenin arkasında bakım tesisi, ustaları, operatörleri ve 40 yıllık organizasyon birikimini de kapsayan, bizzat o makinelerin üreticilerinin takdir ettiği bir operasyondur. 2010'lu yıllarda çok sayıda ve türde iş makinemiz olmuştu. Küresel iş makinesi üreticilerden JCB markasının dünyadaki en büyük alıcısıydım. Bugün de en büyük alıcılarından biriyim. Mercedes'in de dünyadaki en büyük alıcılarından biriyim. Hacmimiz nedeniyle İngiltere, Almanya, Kore, Japonya gibi ülkelerden, ülkedeki üreticilerden ödüller aldık. İş makinası yanında binek, ticari araçları da envanterimize ekledim. Ve bu alanda da ihalelere girmeye başladım, bu alanda da rekabetçi isimlerden biri haline geldim. 1980'li yıllardan itibaren gelirimizin ağırlıklı kısmı kazandığımız kamu ihalelerinden geliyor. Organizasyonumuz da buna göre şekillendi. İhale ilanından sözleşmenin tamamlandığı ana kadar her aşamada tecrübeli personelimiz görev yapar. Maliyet analizleri yaparlar, analiz sonuçlarını sunarlar; ben de ihaleye girip girmeyeceğime karar veririm. İhaleyi kazanırsak da kardeşim İsmail, iş gücü yönetimini yapar.

40 yılda 10 milyarlarca liralık iş bitirdim. İş yaparken çıkan sürpriz maliyetler nedeniyle zarar ettiğim de oldu. Ancak her işi sözleşmesine uygun bitirdim, alnımın akıyla teslim ettim. 1980'lerden bu yana hakkımızda herhangi bir yasaklama kararı verilmemiştir. Üstlendiğimiz hiçbir iş idarece feshedilmemiştir. Bugün 81 ilde iş makinelerimin ve araçlarımın tekerlekleri dönmektedir. 2019 yılına gelmek ve eylem 138'e ilişkin savunmalarıma geçmek istiyorum. Öncelikle süreci açıklamam gerekiyor. 2019 yılında, seçim öncesinde kazanılmış ve devam eden işlerimiz vardı. Bu işlerden biri o dönem Otobüs A.Ş.'den aldığımız HAVAİST işiydi. Bu işin 2018 yılında HAVAİST şirketini kurmuş, yatırımlarını yapmış, faaliyete geçmiştik. Yeni yönetim ile ilk temasım ve ilk kavgam da bu iş sebebiyle oldu. Seçimlerden sonra Ertan Yıldız, HAVAİST işi ile ilgili görüşmek istedi. Ertan Yıldız ile ilk kez bu şekilde tanıştım ve görüşmede işten çekilmeye zorlandım. HAVAİST işinden çekilmeyi kabul etmeyince 2019 yılı kasım ayında geçmişe dönük faturalar iletilmeye başlandı. İtiraz ettik, karşılıklı ihtarnameler çekildi. HAVAİST tarifesine diğer tarifelerden farklı olarak zam yapılmadı. İşi bırakmam için bu yöntemlerle baskı yapılmaya başlandı.

2019 aralık ayında İBB araç ve iş makinası kiralama ihalesi açtı. İhaleye girdik ve kazandık. Sözleşme bedelinin günümüze güncellenmiş hali yaklaşık 750 milyon TL idi. Kazandığımız bu ihale İBB tarafından rekabet şartları oluşmadığı gerekçesiyle hukuksuz bir şekilde iptal edildi. Bunun üzerine Kamu İhale Kurumu'na başvurdum ve başvurum haklı bulundu. Sözleşmeyi bu sayede 10 Mart 2020 tarihinde imzalayabildim. Sözleşmeyi imzaladığımda HAVAİST sorunları sürüyordu. 2020 mart ayında Otobüs A.Ş. HAVAİST sözleşmesini feshetti. Mahkemeye başvurduk. 2020 yılının temmuz ayında günümüze göre güncellenmiş şekliyle yaklaşık 680 milyon TL'lik dava açtım. Bir yandan anlaşmazlıklar devam ediyordu fakat ben de ihaleleri kazanmaya devam ediyordum. Yine Mart 2020'de iş makinası kiralama ihalesi kazandım ve günümüze güncellenmiş şekliyle yaklaşık 200 milyon TL'den fazla tutarlı sözleşmeyi 13 Mart 2020 tarihinde imzaladım.

Şirketin envanteri, iş bitirme kapasitesi ve rekabet gücü yüksek olduğundan ihaleye katılmakta ve kazanmakta zorluk yaşamıyordum. Hukuka aykırı bir iptalle karşılaşsam bile haklı olduğum için süreç lehime sonuçlanıyordu. Fakat hem önceki ihalelerdeki edinimlerimizi ifa ediyor hem de yeni kazandığımız işleri eksiksiz yerine getiriyor olmamıza rağmen alacak miktarına nazaran çok küçük ödemeler yapılıyordu. Ben onlarca yıldır kamu yükleniciliği yapıyorum. Bir yüklenicinin idareye icra takibi başlatması çok istisnai, az rastlanan bir durumdur. İdare kendisine icra başlatan yükleniciyle çalışmak istemez. Buna rağmen ödemelerimin bilinçli olarak yapılmadığını düşününce icraya başvurdum. 14 Temmuz 2020 tarihinde İBB aleyhine günümüze göre güncellenmiş değerle yaklaşık 900 milyon TL tutarında icra takibi başlattım. 22 Şubat 2021 tarihinde günümüze güncellenmiş değerle yaklaşık 300 milyon TL icra takibi başlattım. İhaleye katılmaya ve kazanmaya devam ettiğim için araç ve iş makinası kiralamaya yönelik iki ayrı ihale daha kazandım ve 24 Şubat 2021 tarihinde günümüze göre güncellenmiş bedelle yaklaşık 1 milyar 600 milyon TL'lik sözleşme imzaladım. 8 Mart 2021, 15 Mart 2021 ve 19 Mart 2021 tarihlerinde TÜİK'e göre güncellenmiş bedelle toplamda 350 milyon TL tutarında 2 ayrı icra takibi başlattım. 3

0 Mart 2021 araç ve iş makinesi kiralama ihalesi kapsamında güncellenmiş karşılığıyla yaklaşık 360 milyon TL olan ihale kazandım ve sözleşme yaptım. 13 Nisan 2021 tarihinde günümüze güncellenmiş karşılığıyla yaklaşık 110 milyon TL tutarında icra takibi başlattım. 28 Nisan 2021 tarihinde de günümüze güncellenmiş şekliyle yaklaşık 100 milyon TL tutarında icra takibi başlattım. Aynı gün yani 28 Nisan 2021 tarihinde kazandığım iş makinesi kiralama ihalesi kapsamında güncellenmiş haliyle yaklaşık 770 milyon TL tutarında sözleşmeyi imzaladım. 3 Haziran 2021 tarihinde güncellenmiş karşılığıyla yaklaşık 70 milyon TL tutarında icra takibi başlattım. 4 Ağustos 2021 tarihinde araç kiralama ihalesi kapsamında güncellenmiş değerle yaklaşık 40 milyon TL tutarında sözleşme imzaladım. 6 Ağustos 2021 tarihinde güncellenmiş değerle yaklaşık 100 milyon TL icra takibi başlattım. 2022'nin başında güncellenmiş değerle yaklaşık 600 milyon TL civarında alacağım bulunuyordu. 2022 yılında ihallelere girmeye devam ettim. 1 Nisan ve 29 Nisan tarihli araç kiralama ihalesi kapsamında güncellenmiş karşılığıyla 170 milyon TL tutarında sözleşme imzaladım. 31 Mayıs 2022 tarihinde iş makinesi kiralama ihalesi kapsamında güncellenmiş karşılığıyla 930 milyon TL tutarında sözleşme imzaladım. Anlattıklarım ihale kazanma ile hak edişleri alabilmenin birbirinden çok farklı süreçler olduğunu gösteriyor.

Şu soru akla gelebilir: Ödeme alamadığın halde niçin ihalelere katılmaya devam ettin diye merak edebilirsiniz. Bizim sektörümüzde giderler, iş yapılsın ya da yapılmasın devam eder. Binlerce makine ve araç kredi taksitleri, sigortaları, muhafaza ve bakım masrafları, çalışanların maaşı ve sigorta primleri, tesis giderleri her ay ödenir. Araç boşta beklediğinde de bu giderler durmaz. Ayrıca ben, bana ödeme yapılmıyor diye neden ihalelere girmekten vazgeçeyim? Neticesinde ben kişilerle değil, kurumlarla çalışıyorum. Yine ben bugün küçülmeye gitsem ve boşta duran iş makinelerimi satmak istesem, satılık iş makinesi piyasası %10'dan fazla düşer. Satmasam İstanbul'da binlerce araç, iş makinesini koyacak yer bulamam. Bu nedenle ihalelere katılmam benim için bir tercih değil, zorunluluktur. Birazdan anlatacağım kısmın anlaşılabilmesi için ekonomik tabloyu ortaya koymam gerekiyor. TÜİK verilerine göre 2020 Ocak ayında 100 TL'nin karşılığı 2021 Ocak ayında 126 TL'ye, 2022 Ocak ayında 244 TL'ye, 2022 Kasım ayında yani sadece 10 ayda 437 TL'ye ulaştı.

Bu tabloda alacaklarımın vaktinde tahsil edilmemesinin ne derece hayati olduğu açıktır. Bu tabloda icra takipleri de zararın önüne geçemiyor. Takibe koyduğumuz tutarı tahsil etmek çok uzun sürüyor. Tahsilat uzadıkça alacağın gerçek değeri enflasyon ve kur karşısında eriyip yok oluyor. Bu dönemde sürekli gidip alacağımı talep ediyordum. 2022'nin sonlarına doğru Ertan Yıldız benimle görüşmek istediğini iletti. Ertan Yıldız benimle görüşmek istemesi üzerine görüşmeye gittim. Ben görüşmeye gittiğimde Fatih Keleş de oradaydı. Bu görüşmede Ertan Yıldız özetle ihalelere girip kazanıyorsun ama görüyorsun ödemelerini alamıyorsun. Ödemelerini alman için ya para ödersin ya da böyle icra dosyasından icra dosyasına uğraşırsın. Parayı ya hiç alamazsın, alsan da işine yaramaz şeklinde dayatmalarda bulundu. Savcılıkta belirttiğim görüşmenin 25 Ekim 2022 tarihinde gerçekleştiği ileri sürülmüş. Ancak ben bu görüşmenin daha geç bir tarihte, Kasım sonlarına doğru olduğunu hatırlıyorum. Çünkü soruşturma aşamasındaki ifademde de anlatmış olduğum üzere ben ilk kez Kasım sonunda hak ediş alabilmek için haraç ödemek zorunda kaldım.

Görüşme tarihinden kısa bir süre sonra da ilk kez haraç ödemek zorunda kaldım. Nihayetinde soruşturma aşamasındaki ifademde belirttiğim tarihlerde, belirttiğim miktarlarda parayı, alacakları tahsil edebilme gayesiyle nakit olarak teslim etmek zorunda kaldım. Belirtmek isterim ki her hak ediş alacağım Ertan Yıldız ya da Fatih Keleş'le muhatap olmadım. 2022 sonundan sonra da her zaman hak ediş ödemelerimi önce olağan şekilde talep ettim. Bu konuyla ilgili tek muhatabım Ertan Yıldız ve Fatih Keleş oldu. O dönemde ödeme sürecini tıkayıp kendilerine mecbur ettikten sonra sürecin açılmasını sağlamışlardı. İfademde diğer kişilerin sonradan menfaat temin etmiş olabileceğine dair cümle şöyle zapta geçti: "Benden başka kimse para istemediğini" söyledi söyledikten sonra savcı, "Diğerleri sonradan para alıyor olabilir mi?" diye sordu, ben de "Olabilir" yanıtını verdim. Anlatmaya çalıştığım üzere yalnızca alacaklarımı tahsil edebilmek için kerhen para vermek zorunda kaldım. İhale kazanmak için asla vermedim. Ben bu kişilerle yapılmakta olan ya da yapılacak ihalelerle ilgili de hiçbir zaman konuşmadım.

İddianamede Ertan Yıldız ve Fatih Keleş'e yapmak zorunda kaldığım ödemelerle ihaleler için yaptığım ileri sürülmüş ve bir kısım ihale örnek gösterilmişse de doğru değildir. Ben yaklaşık 30 yıldır belki daha uzun süredir İSTAÇ ve AĞAÇ A.Ş.'nin ihalelerine giriyorum, kazanıyorum ve sözleşmeleri tamamlıyorum. Hatta bir ihaleden örnek vermek istiyorum. Ocak 2023'te yapılan yani savcılığın 25 Ekim 2022 iddiasından sonra Ziya Gökmen Togay'ın yetkilisi olduğu şirketin İSTAÇ'a yaptığı bir ihaleden bahsediyor. İhale teklifi ve açıklaması mevzuata uygun olmayan başka bir firma üzerine bırakıldı. Kamu İhale Kurumuna itiraz ettik. İtirazımız sonunda haklı bulunarak güncellenmiş değeri ile yaklaşık 700 milyon TL'lik sözleşme imzaladık. Ayrıca şunu da vurgulamak isterim: Kazandığım işlerin sayısı ya da niteliği 2022 yılının sonundan sonra da değişmiş değildir. İhaleye geçmişimize bakıldığında benzer nitelikte işleri her dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinden kazanmış olduğumuz çok açıkça görülüyor. Dolayısıyla ödemelerimi alabilmek için vermek zorunda kaldığım paraların ihale kazanma durumu ile hiçbir ilgisi yoktur.

Örneğin Nisan 2025'te Fatih Keleş, Ertan Yıldız tutukluyken, İBB'nin açık usulle yaptığı iş makinesi kiralama ihalesini, yaklaşık 3 milyar TL teklif vererek kazandım. İhaleyi kazandıktan sonra, idare ihaleyi iptal etti. İptal yazısının altında da fesat karıştırıldığı iddiasıyla aynı eylemde yargılandığım Tuncay Gürcan’ın imzası vardı. İptal kararının hukuka aykırı olduğunu düşündüğüm için Kamu İhale Kurumu’na başvurdum. Kamu İhale Kurumu, idareyi haklı gördü, benim itirazımı reddetti. Bir örnek daha vermek istiyorum. Mayıs 2025'te İBB araç ve iş makinesi kiralamaya yönelik başka bir ihale açtı. Bu ihaleye teklif verdim, kazandım. Kazandığım tarihte tutuklanıp tahliye edilmiştim. Fatih Keleş halen tutukluydu. Ertan Yıldız tahliye edilmişti fakat kendisine karşı basında gördüğüm yoğun bir tepki vardı. İhaleyi kazanarak yaklaşık 1,5 milyar TL tutarında sözleşme imzaladım. Dolayısıyla hâlihazırda yaptığım işleri bıraktırmak istenirken icra takipleri, dava dosyaları varken de ihale kazanıyordum. Ödemelerimi almak için para vermeye zorlandım, yine ihale kazanıyordum. Hukuka aykırı bir durum görürsem Kamu İhale Kurumu’na başvuruyordum. Ben lehime ihaleye fesat karıştırıldığı iddia edilen kişiler tutukluyken de ihale kazanıyordum.

Özetle yaklaşık 40 yıldır aralıksız bir şekilde ihalelere giriyorum ve kazanıyorum. Benim ihale kazanmam durumu ile ödemelerimi almak için vermek zorunda kaldığım paraların hiçbir irtibatı yoktur. Bambaşka ayrı süreçlerdir. Bir iş makinesi ve araç kiralama alanında, Türkiye'nin herhangi bir yerindeki ihaleye rekabetçi teklif verebilecek bir envantere sahibim. İhaleye girmek için de ihaleyi kazanmak için de hukuka aykırı bir desteğe hayatımın hiçbir döneminde tevessül etmedim, ihtiyacım da olmadı. İfademde belirttiğim tarihlerden sonra da enflasyon seviyesi kabul edilebilir seviyelere gerilediği ve durumdan da çok rahatsız olduğum için ödeme alabilmek amacıyla para vermedim. Para vermeyi bıraktıktan sonra ihale kazanma tablom değişmedi, alacağım ise çığ gibi büyüdü. 2024 Aralık ayında alacaklarımın ödenmesi için ihtarname çektiğim, takip eden günlerde de icra takibi başlattım. Mart 2025 itibarıyla alacak miktarım 3 milyar TL'ye ulaştı. Bu tablo yapmak zorunda kaldığım ödemelerin ihaleye değil, tam olarak alacakların tahsiliyle bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Açıklamaya çalıştığım üzere ben, Eylem 138 kapsamında sadece hakkım olan ödemeleri alabilmemi sağlamaları için Ertan Yıldız ve Fatih Keleş'e para vermek zorunda kaldım. Buradaki tekrar eden şey, ihale kazanmak için ödeme yaptığım değil; ihale kazanabiliyor olduğum için alacaklarımın tahsili noktasında ödeme yapmak zorunda bırakılmam ve üzerimde sürekli bir baskı kurulmasıdır. Buna dikkat edilmesini talep ediyorum. Kardeşim İsmail yalnızca operasyon süreçlerinde yer alır. Eylem 138 kapsamındaki iddialarda ilgisi yoktur. Ertan Yıldız ve Fatih Keleş ile aramızda yaşananları da her şey bittikten sonra öğrenmiştir. Aramızda klasik bir ortaklık veya güven mekanizması bulunmadığı gibi, benden 13 yaş küçük olması sebebiyle kendisine bilgi verme ya da onayını alma zorunluluğum yoktur. Ben bu eylemde mağdur olduğumu düşünmekteyim. Hakkımda beraat kararı verilmesini, aksi takdirde lehte olan hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum.

Eylem 138'e ilişkin ilk yaptığım savunmalara da bu eylem kapsamında tekrar ediyorum. Burak Korzay'ın beyanlarıyla ilgili olarak Fatih Keleş ya da Ertan Yıldız'ın kendi iç dünyasında neler düşündüğünü ya da Burak Korzay ile ne konuştuklarını benim bilmem mümkün değildir. Defaten belirttiğim üzere, ben hiç kimseye ihalelere avantaj sağlanmasına yönelik bir anlaşma içerisinde olmadım. Buna ihtiyacım da yok. Burak Korzay aynı ifadesinde önceki kısımlarda da firmaların ödemelerinin zora sokulduğuna ilişkin de anlatımlarında bulunuyor ve bu yönüyle benim savunmalarımı doğruladığını düşünüyorum. Benden kimse "seçim yaklaşıyor" diye para istemedi. Ben de bu gerekçe ile kimseye para vermedim. Fatih Fidan isimli kişiyi tanımıyorum. Beyanları hakkında da İsmail Sarı'nın savunmalarını tekrar ediyorum. Mustafa Mutlu isimli kişinin beyanlarıyla ilgili olarak da İsmail Sarı'nın savunmalarını tekrarlıyorum. Kimseden ihalelerle ilgili mahrem bir bilgi almadım. Bu konuda kimseyle bir konuşma da yapmadım. Tuncay Gürcan ile de aramda hiçbir zaman için maddi bir ilişki olmadı. Bu salonda Tuncay Gürcan kim diye sorarsanız kendisini gösteremem. Sonuç olarak ihaleye fesat karıştırma suçunu ve kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçlamasını kabul etmiyor, beraatime karar verilmesini, aksi takdirde lehte hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum.

Eylem 130 yönünden savunmalarıma geçmek istiyorum. Eylem 130'da Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'a, eşinin adaylığı sürecinde seçim çalışmaları kapsamında araç temin ettiğim gerekçesiyle rüşvet vermekle suçlanmaktayım. Ağaç A.Ş. ile neredeyse 2000 yılından itibaren çalışmaktayım. Dolayısıyla söz konusu iştirak şirketine çalışma geçmişimiz Ali Sukas'ın göreve gelmesinin çok daha öncesine dayanmaktadır. Ali Sukas öncesinde de sonrasında da aldığımız işler ikili ilişkilere, rüşvet ilişkisine ya da usulsüzlüğe dayalı değildir. Ali Sukas göreve geldiğinde de halihazırda devam eden işlerimiz vardı. Ali Sukas ile devam eden işler çerçevesinde tanıştım. İşler ve alacaklar için kamuya, kuruma gidip geldiğimde de ister istemez olağan bir diyalog gelişti. Ali Sukas, eşinin 2023 seçimlerindeki adaylık süreci basına yansıdığı kadarıyla gördüm, seçim takvimine göre geç bir tarihte Ali Sukas seçim çalışmaları için araç ihtiyacı olduğunu söyledi ve araç bulma konusunda benden yardım istedi. Ben dışarıya karşı yanlış anlaşılmasından çekindiğim için başta araç vermek noktasında istekli olmadım.

Piyasadan zaten bulur diye düşündüm. Hatta bu nedenle de boşta aracımızın olmadığını başka yerlerden sormasını söyledim. Bunu Ali Sukas da ilk kez buradan duymuş olabilir. Yani halen aracımızın olmadığı için başta kabul etmediğimizi sanıyor olabilir. Devamında Ali Sukas beni birkaç kez daha aradı ve araç bulamadığını, araç bulma konusunda yardımcı olmamı istedi. Meselenin hassas bir yönü vardı. Davranışlarına ya da işlemlerine yansıtmazdı fakat gönül koyabilir ya da ayıp etmiş gözüyle ciddi miktarda alacağımın olduğu için hakkında olumsuz bir fikre kapılmasını istemedim. Soruşturma aşamasında liste halinde sunmuş olduğum çok az sayıdaki binek aracı bir aydan kısa bir süre şeklinde verdim. Araçları verirken Ali Sukas, bana bütçesini belirterek, "Uygun mu?" diye sordu. Söylediğim miktar tam olarak hatırlamıyorum, ancak boşta duran araçlar için makul bir miktar söylemiştim. Ödemek istedi, ancak ben "Seçimden sonra ödersin, acelesi yok" dedim.

Ben araçları teslim ederken Ali Sukas'ın yanında özel durumu olan çocuğu da vardı. Benim de özel bir durumu olan bir evladım var. Seçim sonuçları olumsuz olunca benim için de kayda değer, maddi bir değeri de olmadığından ben o bütçeden para kazanmak istemedim. Fakat gerekçesi bu şekilde ifade edemedim. Bugün de gerçekten söylemek istemezdim, umarım yanlış anlaşılmaz; ancak geldiğimiz nokta kendimi mecbur hissettim. Ali Sukas ile bu meseleyle bağlantılı ya da bağlantısız kanuna, kurala aykırı hiçbir anlaşmam olmadı. Ayrıcalık da beklemedim, ayrıcalık da görmedim. Hatta alacaklarımın en fazla biriktiği kurum Ağaç A.Ş. olduğunu çok rahat söyleyebilirim.

2020 seçimlerinden sonra Ağaç A.Ş.'ye ihtarname göndermişliğim de vardır, icra takibi başlatmışlığım da vardır, Ali Sukas'la atışmışlığım da vardır. Dolayısıyla ben Ağaç A.Ş.'den lehe bir muamele de kesinlikle görmedim. İsmail Sarı'nın bu olaylarla hiçbir ilgisi yoktur, tüm konuşmalar Ali Sukas ile benim aramda geçti. Araç verdiğimi de bilmez. Konuyla ilgili Ertan Yıldız ya da Fatih Keleş ile de hiçbir görüşme gerçekleştirmedim. Konunun benim nezdimde Ertan Yıldız veya da Fatih Keleş ile de bir ilgisi yok.  Ümit Polat isimli kişiyi tanımıyorum. Kendisinin bulunduğu bir ortamda Ali Sukas ile görüşme yapmadığım gibi, Ali Sukas ile İBB'ye gidip bir ihale için de hiçbir zaman görüşme yapmadım. Eylemde tablo şeklinde gösterilen ihaleleri de Ümit Polat'ın beyanındaki tarih ile alakası olmayan açık ihalelerdir.

Türkiye'nin her yerinde ihaleye katılabilecek bir... Bir firma daha düşük fiyat vererek ihaleyi rahatlıkla kazanabilirdi. Standart donanım piyasa araçlarıydı, fiyat dışı unsur uygulanan ihaleler de değillerdir. Benim bir ihale kazanma... Benim bir ihale kapsamında avantajlı teklif verebilmek ve ihale kazanmak için kimseye bir menfaat ilişkisi içerisine girmeye anlattığım üzere ihtiyacım da yoktur. Sonuç olarak benim az sayıda araç verdiğim doğrudur. Ancak bu araçları rüşvet vermek, menfaat sağlamak amacıyla vermedim. Bu eylem yönünden beraatimin kararına verilmesini, aksi takdirde lehte hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum. Teşekkür ediyorum.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Ahmet Bey, ifadenizde burada beyan ettiniz. Ertan Yıldız'a 60 bin TL, Fatih Keleş'e de 169. 169, toplam doğru mu?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Savcı: Ertan ile Fatih Keleş'e olduğunu, daha önce bunu bir haraç diye nitelendirdiniz hani paradan ziyade. Haraçta bir zorlama unsuru olması lazım. Siz nasıl bir zorlamaya maruz kaldınız da para verdiniz?

Ahmet Sarı: Benim bir geçmişim var Havaist'te. Havaist işimi elimden aldılar. Çok iyi Ertan Yıldız'ı çok iyi tanıdığım için, nasıl acımasız bir adam olduğunu bildiğim için resmen Ertan Yıldız benden haraç aldı. Yani zorlamayla aldılar.

Savcı: Peki parayı teslim süreci nasıl gerçekleşti? Fatih Keleş'e nasıl oldu, Ertan Yıldız'a nasıl oldu?

Ahmet Sarı: Ertan Yıldız'la telefonla görüşürdük. Ziya Gökmen'in şoförünü veya kendi şoförünü gönderirdi, garajdan verirdim. Fatih Keleş'e verdiğim paraları Bakırköy'deki binayla Florya'daki yerlerine teslim ederdim.

Savcı: Bu bütün paraları siz teslim ettiniz, herhangi bir aracı kullanmadınız.

Ahmet Sarı: Evet, yok kullanmadım, ben teslim ettim.

Savcı: Ertan Yıldız'a Ziya Gökmen Togay vasıtasıyla gelen şoförlerle verdiğinizi beyan ettiniz, doğru mu?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Savcı: Ziya Gökmen'in bu konuda bilgisi var mıdır para alışverişinde?

Ahmet Sarı: Yani yok gibi diyordu ama bence vardı.

Savcı: Orta yerde bu işte süreçten bahsederken genel müdürlerin süreçlerin şeyisinde benden herhangi bir menfaat talebinde bulunmadığı şeklinde beyanınız var.

Ahmet Sarı: Kesinlikle öyle.

Savcı: Yani bu talepleri Fatih Keleş ile Ertan Yıldız mı size iletti ve takip etti?

Ahmet Sarı: Kesinlikle Ertan Yıldız'ın söylediğini söylüyorum. Kesinlikle altındaki müdürlere bir şey vermeyeceksin. Zaten biz onları besliyoruz gibi bir cümleyle. Tam hatırlamıyorum ama böyle bir şey vardı.

Savcı: Peki para hangi maksatla alındı sizden, hangi taleple?

Ahmet Sarı: Alacaklarıma karşı.

Savcı: Onu biliyorum hani. Bunlar parayı hangi maksatla aldılar?

Ahmet Sarı: Yani Ertan'ın ağzından duyduğum, onların bir sistemi vardı. Bu sistemi yaşatmak için para toplamaları gerektiğini söylüyorlardı.

Savcı: Peki bu sistem lafını başka birinden bu süreçte duydunuz mu hiç?

Ahmet Sarı: Yani ben bu sistemi Fatih Bey'den de duydum, şeyden de duydum, başkalarından... En çok Ertan'dan duydum.

Savcı: Peki bahsedilen sistemle ilgili bahsettiğiniz yine haraç meselesi var. Bu haraç diye nitelendirdiğiniz parayı sistemden ötürü mü verdiniz?

Ahmet Sarı: Tabii.

Savcı: Bir baskı unsuru...

Ahmet Sarı: Bir baskı unsuru yani benim bir işimi iptal etmiş yani. İşlerimden en büyük geliri... Havalimanı'nın taşıma işi, Havaist işi kayda değer bir şey. Çok da mağduriyetim var. Sistemi kurmuşum... 75 tane sıfır otobüs almışsınız, kayda değer bir yatırım yapmışsınız. Şey yapmışsınız.

Savcı: Ertan ve Fatih Keleş'le ilk görüşmeniz nerede oldu bu süreçte?

Ahmet Sarı: Bakırköy'de.

Savcı: Efendim?

Ahmet Sarı: Bakırköy binasında. 5. katta.

Savcı: Yine orasıyla ilgili anlatımınız var ofis yeriyle ilgili. İşte orada şey demiştiniz; Ertan Yıldız oturdu, daha sonra Fatih Keleş'in kullandığı genel sekreterin yan tarafındaki odada Fatih Keleş ve Ertan Yıldız'ın olduğu bir ortamda bir görüşme olmuş herhalde. Bu bahsettiğiniz süreçte Fatih Keleş'in Bakırköy'de bir odası var mıydı?

Ahmet Sarı: Vardı bu odası. Şimdi şöyle bir tarif edeyim. 5. katta bir Ertan Yıldız oturuyordu, bir de orada Yoluya başkanıydı. Bütün şeyler yani tırnak içerisinde bu benim tahminimi yani şey olarak... Ekrem Bey'den daha havalı yani Ekrem Bey'in sözünden daha şey gibi, daha havalı, daha etkin, daha yetkili birisi.

Savcı: Fatih Keleş'i nasıl bilirsiniz?

Ahmet Sarı: Fatih Keleş, ilk etapta onun yardımcısı gibiydi. Sonra süreç içerisinde o odaya Fatih Keleş geçti, Ertan Yıldız başka yere geçti.

Savcı: Bu para alım işlerinde Fatih Keleş'in size Ertan'la ilgili beyanı oldu mu süreçte, para teslimiyle ilgili?

Ahmet Sarı: Son dönemde bir daha Ertan Yıldız'a para vermememi söyledi. Zaten ondan sonra hiç kimseye para vermedim.

Savcı: Neden böyle bir taleple geldi, bilginiz var mı?

Ahmet Sarı: Bilmiyorum. Bilgim yok.

Savcı: Fatih Keleş'in resmi bir görevi var mıydı, bilir miydiniz?

Ahmet Sarı: Sonra şey yaptılar, Spor A.Ş.'nin genel müdürü oldu.

Savcı: Bu bahsettiğiniz görüşme tarihinde bir görevi var mıydı veya görevi hakkında bilginiz var mıydı? Fatih Keleş'i nasıl bilirdiniz o süreçte? Sonuçta birisi sizden para istiyor.

Ahmet Sarı: Bunları başkanın danışmanları olarak biz biliyorduk, Ertan Yıldız'ı da. Ertan iştiraklerden sorumluydu. Bütün iştirakler ona bağlıydı. O yönetirdi bütün iştirakleri.

Savcı: Fatih Keleş'in Ertan'a ilişkin bir daha ona para verme söylemi yaptığı zaman Ertan Yıldız'ın o süreçte halen iştiraklerden sorumlu danışmanlığı devam ediyor muydu, bitmiş miydi?

Ahmet Sarı: Orada ben öğrendim, bittiğini orada öğrendim.

Savcı: Bunu Fatih Keleş mi size bildirdi, yoksa?

Ahmet Sarı: Tam hatırlamıyorum ama herhalde Fatih Bey söyledi.

Savcı: Bu vermiş olduğunuz 169.000.000 TL'yi bankadan mı çektiniz?

Ahmet Sarı: Evet. Zaten banka şeylerini falan sunmuştum.

Savcı: Yine Florya'daki veya Bakırköy'deki binalarda Zafer Keleş'e, Murat isimli şahıslara teslim edilmiştir, alınmıştır şeklinde beyanlarınız var. Zafer Keleş'i tanır mısınız?

Ahmet Sarı: Fatih Bey'den, yani önceden hiç tanışıklığım yok. Önceden hiç tanışıklığım yoktu.

Savcı: Bu bahsettiğiniz Fatih Keleş'e kaç seferde verdiniz parayı? Birden fazla. Hepsi Zafer Keleş'e ve Murat'a mı yoksa Fatih Keleş'e de verdiğiniz oldu mu?

Ahmet Sarı: Bazen Fatih Keleş'e de verdiğim oluyordu.

Savcı: Fatih Keleş'e peki parayı nerede verdiniz?

Ahmet Sarı: Aynı Florya'da ve Bakırköy'de.

Savcı: Bu başkanlık konutu diye bahsedilen yerde?

Ahmet Sarı: Evet, evet.

Savcı: Bıraktığınız yer ofis tarzında bir yer miydi, yoksa açık alan mıydı?

Ahmet Sarı: Villa düşünün. Küçük bir ev düşünün, villa yani.

Savcı: Bu villanın kullanımı tamamen Fatih Keleş'e mi aitti yoksa?

Ahmet Sarı: Tamamen Fatih Keleş'e aitti.

Savcı: Orada bir sekreterya vesaire şeyi var mıydı Fatih Keleş'in?

Ahmet Sarı: Bazen Zafer duruyordu, bazen Murat duruyordu.

Savcı: Murat diye bahsettiğiniz kişi kim peki? Soy ismini vermemişsiniz.

Ahmet Sarı: Yani soyadını bilmediğim için Keleş de olabilir. Başka bir yeğeni, yani kız tarafından kız kardeşinin oğlu da olabilir, abisinin de. Akrabası olarak biliyorum.

Savcı: Tamam, teşekkürler. Başka sorum yok.

ZAFER KELEŞ SORUYOR

Zafer Keleş: Ben seni bir veya iki sefer gördüm. Kardeşin de yanındaydı. O da sana benziyordu aynı, ikiz gibiydiniz. Bir defa çay içtik. Onun haricinde Allah aşkına hiçbir yerde benimle görüştün, bana 1 kuruş dahi olsa para verdin mi Ahmet?

Ahmet Sarı: Senin şahsına vermedim, paket olarak sana bıraktım.

Zafer Keleş: Ahmet, ben senden para hiçbir zaman almadım. Lütfen bakın. Ahmet, ben Allah aşkına bak burada 19 aydır yatıyoruz çoluk çocuk. Ben sizden de öyle bir şey hiç olmadı. Ahmet lütfen bak, burada herkes soru yöneltiyor. Benim senle en ufak bir şeyim olmadı Ahmet. 1 lira almadım senden. Lütfen bunu söyle Ahmet. Bak lütfen diyorum.

Hakim: Son olarak sorunuzu alalım.

Zafer Keleş: Eyvallah, tamam. Ama yani ben Ahmet, senle iki defa veya bir defa çay içtim, sohbet de ettik iyi hatırla orada. Kesinlikle ben senden hiçbir kuruş para almadım Ahmet. Ben bunu söylüyorum. Söylüyorsanız buyurun söyleyin Ahmet Bey.

Ahmet Sarı: Çok net bir şey söylüyorum. Siz, ben size para bıraktım. Hatta şöyle bir örnek verebilirim. Biz Beşiktaş'a çıkarken isim verdiğimizde kimlik bile bırakmaz çıkardık. Doğru mu?

Zafer Keleş: Nereye?

Ahmet Sarı: Güvenlikten girerken.

Zafer Keleş: Ben kardeşimle yanına 3-5 defa gitmişim. Benim hanımın okulu da orada. Ben orada çalışan değilim. Ahmet Bey, bana lütfen şunu söyleyin, bakın. Şimdi bana vermişsiniz, ben okudum iddianameyi. Verdiniz, vermediniz ben bilmiyorum. Allah var yukarıda. Ben kendimden sorumluyum. Ben sizden hiçbir zaman bir para ne gördüm Ahmet Bey, ne de aldım. Lütfen bunu artık ne söylüyorsanız söyleyin. Ben başka bir şey söylemiyorum.

Ahmet Sarı: Ben iftira atmıyorum yani. Çok netim. Ben size paket içerisinde bıraktım. Sizin haberiniz vardır, yoktur bilmiyorum.

Zafer Keleş: Ahmet Bey peki kaç defa oldu bu Allah aşkına?

Ahmet Sarı: Sayısını hatırlamıyorum.

Zafer Keleş: Ahmet Bey, ben sizi iki defa gördüm ya da bir defa.

Ahmet Sarı: Siz beni iki defadan fazla gördünüz.

Zafer Keleş: Ahmet Bey, ben sizi iki defa gördüm diyorum yani. Tamam üç defa olsun Ahmet Bey, ne olur? Bu vermiş olduğun, bana vermiş olduğun böyle bir para verdin, bir şey mi oldu? Bunu anlamak istiyorum ya. Yani yapmadığım şeyi anlamak istiyorum Ahmet Bey.

ALİ SUKAS

Ali Sukas: Ahmet Bey, geçmiş olsun hem sağlığınız için hem bu dosya için. Bir de 2023 seçimleri ile ilgili, benim özelde konumla alakalı, siz genel olarak anlattınız da sanırım bir noktayı atladınız. Bu araç ihtiyacımla ilgili sizinle ilk görüştüğümde, ben sizden özellikle "Sizin şirketinize ait herhangi bir araç istemiyorum" diye söylediğimi hatırlıyorum. Bunu unuttunuz sanırım.

Hâkim: Soru nedir Ali Sukas? Soruyu net olarak sorun.

Ali Sukas: Doğru mu diye. Çünkü ben böyle bir talepte bulunurken "Size ait, sizin şirketlerinize ait araç istemiyorum; onun dışında piyasadan bulamadım, siz bulabilirsiniz çevrenizden" diye... Bu da doğru mudur?

Ahmet Sarı: Şimdi zaten biz, bizde araç olmadığını size söylemiştik. Biz normalde elimizde araç... Her zaman bizim stokumuzda 500-600 tane stok araç olur. Biz o zaman sana bizde araç yok, başka bir yerden bulmanı söylemiştik. Şey yaptık; bizde olmayınca hatta bir iki iletişim numarası verdim mi tam hatırlamıyorum, oralardan bakmanı söylemiştim. Çünkü biz kendimiz araç vermiyoruz, başka bir firmaya "Buraya araç ver" dememiz doğru da olmazdı. Şey yapmadık yani... Ben sana aracı veremeyeceğimi bir... Yanlış hatırlamıyorsam üç dört defa siz bana bunu sordunuz: "Ya araç bulamıyorum, piyasada yok. Seçim takvimi çok daraldı."

Ali Sukas: Ama yok, altını yani anlatmak istediğim husus şu: Sizin şirketinizden araç istemedim hatta. Orası yanlış anlaşılıyor.

Ahmet Sarı: Araç bulamadığımız için ben de kendime yani bir şekilde... Çok yüklü bir alacağımın olduğu bir yer, tamam mı; "Acaba alacağımı alamıyorum diye mi vermek istemiyor" dersin diye, "Ayıp ettin" gözüyle bakarsın diye ben de bizim boşta duran araçlarımı verdim.

Ali Sukas: Sonrasında da ödemek istediğimi zaten söylediniz, anlattınız. O konuyu zaten çok duymak istemiyorum artık.

Ahmet Sarı: Evet.

Ali Sukas: Diğer sorum; Ertan Yıldız buraya geldiğinde kendisine sordum ben. Sizinle de benim bilgim dışında, özellikle bilmemem kaydıyla, herhangi bir görüşme yaptığını sordum; görüşme yapıp yapmadığını sordum. Veya bir başkasına sizi yönlendirip yönlendirmediğini sordum. Burada da reddetti; yani sizinle özel görüşmediğini veya herhangi birisiyle de sizi görüştürmediğini, böyle bir yönlendirme de yapmadığını söyledi. Siz Ertan Yıldız'la alacaklarınızla ilgili olarak benim olmadığım şekilde kendisiyle veya kendisinin yönlendirdiği bir başka kişiyle görüşmeniz oldu mu? Ve bundan Ali Sukas'ın haberi olmasın diye özellikle ikaz edildiniz mi?

Ahmet Sarı: Edildim. İfademde de belirttim onu.

Ali Sukas: Ahmet Bey, benim aklımda kaldığı kadarıyla Ağaç A.Ş.'nin bir sürü çalıştığı tedarikçi var, taşeronu var. Şimdi sizin bütün bu tedarikçi ve taşeronların içerisindeki iş hacminiz yaklaşık toplam hacmin %30 oranına falan tekabül ediyor yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi bu kadar yüksek hacimde çalışan bir firma olarak sizden şahsım adına veya aracılık anlamında herhangi birisi için şahsıma veya o amaçla herhangi bir gayrimeşru menfaat talebim oldu mu veya aracılık ettim mi?

Ahmet Sarı: Olmadı.

Ali Sukas: Bir de sizin girdiğiniz ihalelerden, sizin itiraz ederek sonuç aldıklarınızı söylediniz. Bir de sizin Ağaç A.Ş.'yle sanırım 2022 yılıydı, temmuz ya da ağustos... Biz bir ihale yapmıştık yine, açık ihale. Orada da kısmi bir iptal olmuştu, birileri itiraz etmişti, KİK iptal etmişti onu. Sonra siz o KİK kararına karşı idari yargıya gittiniz...

Ahmet Sarı: Yargı kararı ile aldık.

Ali Sukas: Siz aldınız değil mi? Danıştay kararıyla o ihaleyi aldınız, bizim yaptığımız ihalenin doğruluğu kanıtlanmış oldu. Yani o ihalede herhangi bir usulsüzlük vesaire olmadığı Danıştay kararıyla sabit olmuş oldu.

Ahmet Sarı: Evet.

Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederim.

AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR

Aytekin Karaaslan: Aytekin Karaaslan Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı. Ahmet Bey geçmiş olsun. Beni tanır mısınız? Daha önce karşılaştık mı?

Ahmet Sarı: Hatırlayamıyorum.

Aytekin Karaaslan: Herhangi bir bireysel bir görüşmemiz telefonla ya da yüz yüze olduğunu hatırlar mısınız?

Ahmet Sarı: Yok yok.

Aytekin Karaaslan: Tamam teşekkür ederim. Sağ olun.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Ahmet Bey, bu Ertan Yıldız, Fatih Keleş, üçünüzün yapmış olduğu bir toplantıdan bahsettiniz. Bu toplantı kasım sonudur diyorsunuz. Savcılık soruşturma aşamasında araştırma yapmış sizin ve bu üç kişinin baz kaydı ile alakalı. Yalnızca 25 Ekim 2022'de, siz ile Fatih Keleş'in yaklaşık 500 metre mesafeden, iki ayrı baz istasyonundan baz verilerinizin eşleştiği bir kayıt bulunabilmiş. Üçünüze ait herhangi bir kayıt yok. Sizin bu toplantıya dair başka bir deliliniz var mı?

Ahmet Sarı: İfademde de anlattım. Bakırköy'deki yerde bu toplantı oldu. Bakırköy'deki...

Baran Kaya: Evet evet, sizin beyanınız dışında başka bir şey var mı, bir delil var mı?

Ahmet Sarı: Yok. Hayır yok.

Baran Kaya: Size toplantı esnasında söylenilen şeyi soruyorum. Ertan Yıldız mı size ödeme yapmanız gerektiğini söyledi?

Ahmet Sarı: Ertan Yıldız yaptı. Çünkü Ertan Yıldız ile biz daha önceden HAVAİST geçmişimiz, karşılıklı kayda değer sıkıntılar yaşadığımız için onu bana Ertan Yıldız söyledi.

Baran Kaya: HAVAİST işi iptal zamanı mı olmuştu?

Ahmet Sarı: 2020'nin sonlarına doğru. Sonlarına doğru, evet. Tam hatırlayamıyorum da şeyde vardı. İfademde vardı.

Baran Kaya: Peki bu toplantı esnasında Ertan Yıldız size ne kadar ödeme yapacağınıza dair bir şey söyledi mi?

Ahmet Sarı: Şimdi oradan 2-3 yıllık birikimim vardı. Devam eden hacizlerim vardı. Hacizlerin şeyi, ödeme almana göre biz sana bildireceğiz demişti. Bunu bazen Fatih Bey bildirecekti, bazen Ertan Bey bildirecekti. Ödemelere göre, bana ödeme çıkmalarına göre şey yapıyordum. Önce parayı veriyordum.

Baran Kaya: Sonra ödeme geliyordu.

Ahmet Sarı: Sonra ödeme geliyordu, evet.

Baran Kaya: Ya şey, kardeşiniz %5, %7 gibi bir şey dedi de ben...

Ahmet Sarı: Hiç. Oran konusunu kardeşim onu şeyden çıkartıyor. Gelen paralar, verdiğimiz paralardan kendince. Yani bir oran konuşulmadı. Çünkü arada gidip ödeme, parça parça ödeme alıyordum. Ufak ödemeler.

Baran Kaya: Siz peki neye göre ödeme yapıyordunuz?

Ahmet Sarı: Bize söylüyorlardı. Söylüyorlardı, İller Bankası'ndan şu kadar para geldi, İller Bankası'ndan Büyükşehir'e para gelince onlar da ona göre sana şu kadar göndereceksin, bize bu kadar para göndereceksin diyorlardı.

Baran Kaya: Büyükşehir'den gelen ödemelerle ilgili mi konuşuluyordu bu?

Ahmet Sarı: Şimdi Büyükşehir'den iştiraklere paralar gidiyor. O İller Bankası'ndan gelen paranın miktarına göre şeyleri düşüyordu. Hatta Ertan'ın söylediği bir lafı söyleyeyim size: Sana olmazsa, istemiyorsan sırada bekleyenler var. Vermiyorsan sırada bekleyenler var. O dönem de enflasyonun olduğu dönem çok sıkıntılı bir dönem yani. Nakit akışı tutmuyor.

Baran Kaya: Şey de epey de uzun bir süreç. İBB'ye İller Bankası'ndan ödemeler geldikten sonra iştiraklere aktarılması.

Ahmet Sarı: Yok yok. Herhalde birkaç gün sonra şey yapıyordu.

Baran Kaya: İştiraklerin bütçe takvimine göre mi yapılıyor o ödemeler? Siz ama İBB'den olan alacaklarınız için değil, bütün alacaklarınızla ilgili olarak konuştunuz değil mi?

Ahmet Sarı: Tabii tabii. Tabii tabii.

Baran Kaya: Bu 26 adet teslim gün tutar sayıyorsunuz. Bunları da 20 Temmuz'daki ifadenizde görüyoruz. Bunları cezaevindeyken nasıl tespit ettiniz günleri ve şeyleri, miktarları?

Ahmet Sarı: Avukatlarım finansçılarımla görüştü. Onlar çıkarttı.

Baran Kaya: Nereden çıkarttılar?

Ahmet Sarı: Muhasebe kayıtlarından.

Baran Kaya: Muhasebe kayıtlarından çıkarttılar. Siz bunların içerisinde yani bu bankadan, banka hesaplarınızdan çekilen paraları mı getirdiler size?

Ahmet Sarı: Onun bir kaydı var. Kayıt defterinden de buldular. Şey yaptılar.

Baran Kaya: Ne kaydı var? Kayıt defterinizde?

Ahmet Sarı: Bilmiyorum, muhasebeye bakmak lazım yani şey...

Baran Kaya: Yok, nasıl anladılar? Şunu anlamak istiyorum. Belli tarihler var, belli miktarlar var. Muhasebe kayıtlarında size ödeme gelen tarihlere ve çıkaracağınız tarihlere bakarak mı çıkarttınız bunu? Yoksa siz bunu, "Ben bunu Ertan Yıldız'a verdim, bunu şuna verdim" diye muhasebe defterinize kayıt mı ediyorsunuz?

Ahmet Sarı: Ertan Yıldız'a, Fatih Bey'e verdiğimiz paraların notlarını verdik.

Baran Kaya: Notlarını.

Ahmet Sarı: Evet.

Baran Kaya: Bu notlar var mıdır fiziki olarak?

Ahmet Sarı: Fiziki olarak yok, kendimiz tuttuğumuz, her an tuttuğumuz notlar.

Baran Kaya: Bu notları ayrıca tuttuğunuz belge haliyle dosyaya sundunuz mu?

Ahmet Sarı: Sunduk. Savcılığa sunduk.

Baran Kaya: Bir bakarsak ona hangi tarihte hazırlanmış olduğunu görürüz değil mi? Bu dosya bir bilirkişinin incelemesine tabi tutulursa.

Ahmet Sarı: Tabii tabii.

Baran Kaya: İnceleme tabi tutulsun Sayın Başkan, bu bahsedilen hususlarla alakalı. İddianamede sizin verdiğiniz şekilde genellikle teslime dair değil de para çekmeye dair beyanlarınız var. İşte aldık, çektik. Bundan sonra birkaç gün içerisinde vermişizdir diyorsunuz, tam teslim günü/günlerine ilişkin somut bir beyanınız yok. İddianamenin teslim olarak tespit ettiği tarihlere katılır mısınız? O tarihler doğru mudur?

Ahmet Sarı: Sorunuzu anlayamadım.

Baran Kaya: Mesela şöyle; siz ayın 5'inde para çektim diyorsunuz. İddianame bak mesajlaşmaya bakıyor, 11'inde bir yaklaşım baz alınınca 11'inde teslim edilmiştir diyor. Siz onlara bakabildiniz mi teker teker?

Ahmet Sarı: Ben onlara bakmadım. Şimdi ben şeyleri çok net, delilli bir şekilde verdim. Orada zerre sapma olmaz. Çok net.

Baran Kaya: Mesela şöyle bir şey var; 4 Aralık 2023'te ödeme para verdiğinizi söylüyorsunuz.

Ahmet Sarı: Benim tarihlerim burada hatırlamam mümkün değildir. Lütfen, yani ben tarihler...

Baran Kaya: Sizin kendi anlatımlarınızda vardır.

Ahmet Sarı: Yo yo, notlarıma bakamıyorum yani şey yapamıyorum. Zaten gözlük kullanıyorum. Şeylerim delillerim çok nettir.

Baran Kaya: Ben de onu soracağım işte. Mesela sizin beyanınız diyorsunuz ki 4 Aralık 2023'te ödeme yaptım. O tarihlere ilişkin örneğin örnek olarak veriyorum onu, bir para çekiminiz yok. Savcılık da diyor ki 11 Aralık'ta teslim edilmiştir diyor. Baz kaydı ile tespit ettik diyor. Siz mesela 11 Aralık'ta ben teslim ettim demiyorsunuz.

Ahmet Sarı: Aynı yerde patinaj çekiyorsunuz. Yani hatırlamıyorum diyorum. Siz bana yani zorla bir şey hatırlatmaya çalışıyorsunuz.

Baran Kaya: Siz o zaman iddianamedeki teslim tarihlerini hatırlamıyorsunuz, onlara katılmıyorsunuz. Bunu sormaya çalışıyorum, çok basit.

Ahmet Sarı: Ben iddianamedeki her şeye katılıyorum. Zerre bir sapma yoktur, doğrudur iddianamedekilerin hepsi.

Baran Kaya: Para vermeye Kasım 2022 itibarıyla başladığınızı söylüyorsunuz. 2019-2021'de 252 milyon, Ocak-Ekim 2022'de 300 küsur milyon TL çektiniz ve bunlara ilişkin herhangi bir ödeme yapmadınız. Herhangi bir tarihte veya başka bir yerde.

Ahmet Sarı: Bütün delilleri sundum. Şimdi söylediğiniz tarihler...

Baran Kaya: Çok basit bir soru yani. Ödeme yaptınız mı, yapmadınız mı?

Ahmet Sarı: Hatırlamıyorum yani. Hatırlamıyorum.

Baran Kaya: Mesela sizin Mayıs-Ağustos 2021 bakıldı kayıtlara, Mayıs-Ağustos 2023 tarihleri arasında 4 ayda 347 milyon TL tahsil etmişsiniz. Ama bu tahsilat esnasında kimseye para vermemişsiniz. Fatih Keleş’te var. Para vermeden tahsilat yapılabiliyor mu?

Ahmet Sarı: Yapabiliyoruz. Çünkü küçük ödemeler yapılıyor bize.

Baran Kaya: Bu 347 milyon yaklaşık Mayıs'tan Ağustos'a kadarki süreçteki büyük bir ödemeymiş gibi geldi bana ama.

Ahmet Sarı: Hatırlamıyorum.

Baran Kaya: Haziran 2024'te bıraktım artık diyorsunuz para vermeyi.

Ahmet Sarı: Doğru doğru.

Baran Kaya: Yine ondan sonra da ayda ortalama 115 milyon tahsilat yapmışsınız önceki tarihlerde. Ben de ortalama çıkarttım. Para vermeyi bıraktım dediğiniz tarihten itibaren de aylık ortalama 110-120 milyon arası tahsilat yapıyorsunuz. Yani tahsilat miktarlarınızda, oranlarınızda büyük bir değişiklik olmuyor.

Ahmet Sarı: Burada gidip görüşüyoruz, hacize vereceğimi söylüyorum. Kayda değer kurumları sıkıştırıyorum.

Baran Kaya: O zaman öyle ödeme yapıyorlar ancak.

Hâkim: Avukat bey siz zaten onları beyanlarınızda söylersiniz zaten.

Ahmet Sarı: O benim kendi beyanlarımda da vardır zaten.

Baran Kaya: Yine de “sıkıştırdığımız zaman ödeme alabiliyordum” diyor.

Hâkim: Zaten o kısımlara Hiçbir ödeme yaptım demiyor zaten yani o tarihlerde.

Baran Kaya: Yok başka bir şey diyor Sayın Başkanım. Şimdi önemli bir...

Hâkim: Avukat bey, ben ortalama çıkarttım diyorsunuz. Değişen bir şey yok. O tarihlerde ödeme yapmadığınızı söylüyorsunuz diyorsunuz. 2024 Ocak'tan sonra bıraktım diyorsunuz. Evet. Zaten kendisinin beyanı da o yönde. Aynı beyanı soruyoruz.

Baran Kaya: Yani şunu söylüyoruz; ödemeler süreciyle ve sonrasında da aynı miktarlar ödemeler almaya devam ediyor. Yani hiçbir şey değişmiyor.

Hâkim: Bu çelişkili beyanları siz kendiniz ortaya koyarsınız. Ayrıca olarak görürken sanki...

Baran Kaya: Şöyle bir cevap aldık; Sıkıştırdığımız zaman alabiliyordum ödemeleri dedi. Bence bu kıymetli bir beyan. Savunmanızda mesela değineceğimiz beyanlardan bir tanesi o.

Baran Kaya: Şikâyet dilekçesinde kime karşı açmıştınız?

Ahmet Sarı: Bütün iştirak edenlere.

Baran Kaya: Hatırlıyor musunuz?

Ahmet Sarı: Hepsine açtım.

Baran Kaya: Peki neler açtınız? Ne oldu onlar açıldıktan sonra? Mesela 2021'de açtınız, 2022 Kasım'a kadar haciz işlemi yaptınız mı hiç?

Ahmet Sarı: Hatırlamam mümkün değil ki. Beş yıl geriden geliyoruz.

Hâkim: Onları bize ibraz edersiniz.

Ahmet Sarı: Avukatlarda var, onların hepsi size ibraz edilecek.

Baran Kaya: Para teslimi yaparken Fatih Keleş'e haber verir miydiniz, arar mıydınız, mesaj atar mıydınız? Size para getirdim, şöyle böyle gibi.

Ahmet Sarı: Mesaj atmazdık da WhatsApp'tan, FaceTime'dan görüşürdük. Telefonla görüşürdük.

Baran Kaya: Bu ödeme yaptığınızı iddia ettiğiniz miktarları şirket kasasından ve banka hesaplarından çektiğiniz paralarla yapıyorsunuz anladığım kadarıyla.

Ahmet Sarı: Doğru.

Baran Kaya: Bu şirket kasasının, kasa defterinde bu para çekişleri kayıtlı mıdır?

Ahmet Sarı: Kayıtlıdır.

Baran Kaya: Sunabilir misiniz ya da biz celbini talep edebilir miyiz Sayın Başkanım? Aynı zamanda banka hesaplarındaki çekilişleri de şirketten.

Ahmet Sarı: Hepsi delillidir.

Baran Kaya: Ticari defterlere nasıl işlendiğini karşılıklı kıyaslamak için talep ediyoruz. 232 buçuk milyon totalde yaklaşık bir ödeme yapıyorsunuz. Bunun hatırı sayılır bir kısmı da nakit. Kasanızın boyutu, şirketteki kasanızın boyutu ne kadardır hacim olarak?

Ahmet Sarı: Detaylara bakmak lazım şu anda.

Baran Kaya: Hacim olarak, fiziki boyutu?

Ahmet Sarı: Bilmiyorum.

Baran Kaya: Az önce de söylediniz, seçimden sonra Fatih Keleş size Ertan artık para vermiyor demiş. Siz seçimden sonra yine 10 milyon vermişsiniz. Bu verdiğiniz 10 milyon Fatih Keleş'le yaptığınız görüşmeden önce mi sonra mı?

Ahmet Sarı: Verdikten sonra söyledi. O parayı tesliminden sonra söyledi.

Baran Kaya: Bunu nerede söyledi, tam olarak hatırlıyor musunuz?

Ahmet Sarı: Florya'da.

Baran Kaya: 3 Haziran 2024 tarihinden sonra mı? Net bir tarih verebilirseniz onu da sormak isteriz.

Ahmet Sarı: Net bir tarih hatırlamam mümkün değil.

Baran Kaya: Siz hiçbir genel müdürün ya da başka birinin Fatih Keleş'ten para aldığını gördünüz mü, duydunuz mu? Verdiğiniz paraların birilerine dağıtıldığına dair bir bilginiz var mı?

Ahmet Sarı: Yok yok. Sadece sistem kısmını duydum ama hiçbirine para verildiğini ne gördüm ne de şahit oldum.

Baran Kaya: Ödeme listesini iddianameden çıkardım, kusura bakmayın. Siz önce ödeme yapıyorsunuz, sonra şeylerinize yatıyor, değil mi hak edişinize?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Baran Kaya: Şimdi mesela verdiğiniz tarihlerde bunların birçoğu tam tersi bir şey görünüyor. Mesela size İSTAÇ'tan... Önce İSTAÇ ödeme yapıyor, sonra siz bankadan para çekiyorsunuz, para çekme için dekontları sunuyorsunuz ya... Size 2 milyon lira geliyor, siz yaklaşık 1.500.000 lira ödeme yapmışsınız gibi görünüyor. Burada bir hesap hatası olabilir mi verdiğiniz tarihlerde?

Ahmet Sarı: Bilmiyorum, şimdi onların hiçbiri aklımda yok yani.

Baran Kaya: Peki, mesela şöyle veri var: Sizin 11.02.2023... Usulen de söyleyeyim... 5 milyon TL verdiğinizi söylüyorsunuz Fatih Keleş'e. Bankada buna delil olarak sunduğunuz dekont 4.9 milyona denk geliyor. Yani sizin aldığınız ödeme kadar parayı hak ediş ödemesi olarak vermişsiniz gibi görünüyor. Başka bir yerde 5 milyon vermişsiniz, 4.9... 4.96 milyon size İSTAÇ'tan para yatmış, onun karşılığında vermişsiniz. Yani İSTAÇ'tan size yatandan daha fazla hak ediş ödemesi yapmışsınız. Bazı bazı yerlerde bu oran %50'lere, %60'lara denk geliyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

Hâkim: Tutanaklar aşamasına gelir, biz değerlendiririz onu zaten.

Baran Kaya: Neden siz cevap veriyorsunuz?

Hâkim: Avukat Bey, biraz önce aynı soruyu sordunuz zaten. Sanık "Hatırlamıyorum" dedi. Döndürdünüz, başka tarih söylediniz, tekrar sordunuz.

Baran Kaya: Neyi sorduk? Hangisinde "Hatırlamıyorum" demiş?

Hâkim: Avukat Bey, kayıtlarda var, şu an geçiyor zaten. Avukat Bey, tarih sordunuz, rakam sordunuz...

Baran Kaya: Hayır, hayır, tarih sormuyorum, şunu soruyorum: Hak ediş ödemesi 5 milyon yatırmışsınız, "5 milyon hak ediş için para verdim" diyorsunuz. 4 milyon hak ediş ödemesi alıyorsunuz, "Bunun karşılığında 5 milyon verdim" diyorsunuz. Sizce bu şey değil mi?

Hâkim: Evet, açıklayın bunu. Var mı söyleyeceğiniz?

Ahmet Sarı: Kayıtlarda hepsi mevcut. Verdiğim...

Baran Kaya: 5 milyon tahsil edebilmek için 5 milyon rüşvet mi verdiniz?

Ahmet Sarı: Bakın, çok net söylüyorum; şu anda yani polemik yapıp beni bir köşeye sıkıştırmaya çalışıyorsunuz. Ben "Hatırlamıyorum" diyorum, siz üstüme üstüme geliyorsunuz.

Baran Kaya: Sayın Başkan... Yüklendikçe sanıklarda bize daha şey geliyor.

Hâkim: Avukat Bey, Bu soruyu aynı şeyi tekrar... Tekrar tekrar sorunca yapıyorum.

Baran Kaya: Yok, yok. Bu soruyu sizin sormanız gerekir.

Hâkim: Bir genele soruyorsunuz... E tamam, siz sordunuz işte! Yani ben sordum, siz sordunuz... Sordunuz soruları, cevabını... Sanık da "Net olarak hatırlamıyorum tarihleri, şu an kayıtlara bakmam gerekiyor" dedi. Daha biz bunun üzerine ısrarla aynı şeyi niye başlıyoruz?

Baran Kaya: Hayır, tarih sormadım. Diyorum ki iddianamede diyor ki: "5 milyon hak ediş alamamışsınız, 5 milyon rüşvet aktarmışsınız" diyor. Yani sizce sorulması gereken soru bu değil mi?

Hâkim: Avukat Bey, sorulması gereken soru değil demedik. Aynı şeyi tekrar tekrar sorduğunuz için müdahale ediyoruz biz. Sordunuz zaten, sanık da cevap verdi. Soruyu ayrı tarihler vererek tekrar soruyorsunuz aynı şeyi. O yüzden müdahale ediyoruz. Yoksa soruyu... "Bu soruyu sormayın" diye müdahale etmedik. Aynı soruyu sormayın, lütfen.

Baran Kaya: Lütfen kayıtlara bakın, ben bu soruyu sormadım.

Hâkim: Tamam, kayıtlara bakarız Avukat Bey.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Meslektaşım pek çok soru sordu. Ben birkaç soru soracağım sadece. Şimdi 21 Mayıs 2025 tarihinde kardeşinizle birlikte gözaltına alındınız. Tutuklandınız akabinde. Sonrasında 5 gün sonra 27 Mayıs 2025 tarihinde etkin pişmanlık ifadeniz vardı. 30 Mayıs 2025 tarihinde de 3 gün sonrasında tahliye edildiğinizi görüyorum evraklardan. Ancak burada 27 Mayıs tarihli ifadenizde, yani ikinci ifadenizde, ilk ifadeniz bakımından avukatınızın şöyle bir beyanı var: Müdafiniz şöyle demiş, Müvekkilim adının soruşturmada geçtiğini öğrenir öğrenmez kendi isteğiyle savcılığa bizzat başvurmuştur şeklinde bir beyanda bulunmuş. 27 Mayıs tarihli ifadenize nasıl gittiniz? Gözaltına alınmışken nasıl haberdar oldunuz bu soruşturmada adınızın geçtiğinden?

Ahmet Sarı: Bir polis memuru aradı. Savcılıktan bekleniyorsunuz dedi. Zaten Çağlayan'a çok yakın olmamız sebebiyle, iş merkezimizin oraya yakın olması sebebiyle hemen kendimiz gittik, savcıya ifade verdik.

Nergiz İnce: Soruşturmadan polis memurunun sizi araması üzerine haberdar oldunuz, doğru mu anlıyorum? Gözaltına alınmadınız, kendiniz adliyeye kendiniz gittiniz.

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Nergiz İnce: Şimdi siz tahliye olmandan bir gün önce, 29 Mayıs 2025 tarihinde avukatınızın sunduğu bir dilekçe var savcılığa. Bu dilekçeye istinaden soruyorum aslında. 34 HUL 291 plakalı araç size mi ait?

Ahmet Sarı: Binlerce araç var, plakalarını nasıl...

Nergiz İnce: Sizin şahsi kullandığınız araç bu mu, Mercedes marka?

Ahmet Sarı: Şahsi kullandığım araç sayısı çok fazladır.

Nergiz İnce: Şimdi avukatınız şöyle bir beyanda bulunmuş 29 Mayıs 2025 tarihli dilekçesinde. Bu banka dekontlarını da dilekçenin ekinde sunmuş. Demiş ki: “Müvekkilim Ahmet Sarı'nın ifadesinde belirttiği ödemeleri yapmak için Fatih Keleş'in Florya'da bulunan ofisine giderken kullandığı Mercedes marka aracın plakası 34 HUL 291 plakalı bir araçtır” demiş. Avukatınızın bu beyanı doğru mudur? Bu araçla mı giderdiniz?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Nergiz İnce: Bu plaka üzerinden PTS'de, yani Plaka Tanıma Sistemi üzerinde, sizin bu bahsettiğiniz tarihlere istinaden emniyet tarafından bir inceleme yapılmış. Bu incelemeye göre de belirtilen tarihlerde, yani sizin 5 Aralık 2022'den 28 Şubat 2024'e kadar olan kısımlarına ilişkin Plaka Tanıma Sistemi'nde birkaç ay sonrasına da bakılmış, Florya'ya giderken bu aracınıza rastlanmamış.

Ahmet Sarı: Kullandığım araç o değil ki.

Nergiz İnce: Avukatınız ne için peki, giderken bu araç plakasıyla gidip teslimat yapardı gibi bir beyanda bulundu, onun doğruluğunu sormuştu?

Ahmet Sarı: Onu avukatıma sorarsınız ama bildiğim kadarıyla o verdiğimiz plakada tutan günler de var.

Nergiz İnce: Şimdi onu da izah edeyim. İddianamede geçiyor bu. 28 Şubat, 4 Nisan, 7 Mayıs tarihlerinde Plaka Tanıma Sistemi'nde göründü şeklinde yazıyor iddianamede. Önce şunu sorayım, iddianamedeki bu husus doğrudur, bu tarihlerde mi bu plakayla gittiniz?

Ahmet Sarı: Hanımefendi, hatırlamıyorum diyorum. Yani bir araç kiralama firmasıyız. Binlerce aracı olan... Otopark... Anahtarı hangi aracın varsa onu alır gideriz. Yani bizim böyle tek kullandığımız şey olarak bir aracımız yok. Ama o gün aklıma gelen plakam oydu. Ekseriyetle çoğunlukla kullandığım plaka o olduğu için onu verdim.

Nergiz İnce: Kaç yıl kullandınız bu aracı?

Ahmet Sarı: Hiç hatırlamıyorum.

Nergiz İnce: Diğer soruları meslektaşım sordu. Sayın Başkan, savunmamı tamamlayamadığım için yarım dakika sadece sürecek, şunu söylemek istiyorum: Bu 29 Mayıs tarihli dilekçenin dosyaya kazandırılmasını talep ederim ekleriyle. İlgili plakayla ilgili PTS kayıtlarının da kazandırılmasını talep ederim. Bu 28 Şubat, 4 Nisan, 7 Mayıs tarihlerinde de Ahmet Sarı'nın Mahmutbey otobanından Silivri'ye, Anadolu yakasından Başakşehir'e, oradan da otobanla Tekirdağ'a bağlandığını, bu tarihlerin hiçbirinde de Florya'da bir kaydının ve araç geçişinin bulunmadığını beyan ederim.

Şeyi sormayı unuttuk da, kardeşinize sormuştum: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü'ne araç alım satımı yaptınız mı hiç?

Ahmet Sarı: Yaptım.

Nergiz İnce: Neler yaptınız orada, görüşme?

Ahmet Sarı: Fatih Bey'le, bir de orada bir arkadaş daha vardı. Bu İsmail Bey ilgilendi, kardeşim ilgilendi onunla.

Nergiz İnce: Haberdarsınız.

Ahmet Sarı: Tabii tabii.

Nergiz İnce: Bu iddia ettiğiniz görüşme spor kulübüne yapılan araç satışından sonra mıydı?

Ahmet Sarı: Hatırlamıyorum.

Nergiz İnce: Teşekkür ederim.

ARİF GÜRKAN ALPAY AVUKATI AHMET KEMAL KUMKUMOĞLU SORUYOR

Avukat: Sayın Sarı, siz 21.05.2025 tarihli ifadenizde Arif Gürkan Alpay ile bir iki kez görüştüğünüzü, hatırladığınızı söylemişsiniz. Aynı ifadenizde bu görüşmelerin tamamının İBB ve İSKİ’lerde ve İBB’de yaptığınız işler dolayısıyla olduğunu belirtmişsiniz. Doğru mudur?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Avukat: Peki, bugün ifadenizde bazı cümlelerin savcılığın sorduğu sorulara cevaben zabta geçtiğini belirtmiştiniz. Müvekkilim Arif Gürkan Alpay ile de ilgili bir iki beyanınız var. Mesela çok büyük işlerin takipçiliğini yapmakta gibi. Bu da bir soru üzerine mi zabta alındı? Soru üzerine zabta alındı.

Ahmet Sarı: Evet.

Avukat: Peki bugün yine savunmanızda her şeyi sözleşmesine uygun bitirdiğinizi söylediniz. Bu belirttiğim ifadenizde, yani 27 Mayıs 2025 tarihli ifadenizde de Arif Gürkan Alpay için kullandığınız çok büyük işlerin takipçiliğini yapmaktaydı ifadesi, yanlış anlaşılmaya da müsait, o yüzden soruyorum: Kendisine bağlı birimlerin yaptırdığı işlerin sözleşmesine uygun yapılıp yapılmadığının takibine mi ilişkin? Onu mu kastediyorsunuz?

Ahmet Sarı: Yok, yok, yok. Yani şey, bizim yaptığımız işlerin yanında çok büyük işler yapıyor. Yani metro gibi, ne bileyim altyapı, yol, inşaat… Yani çok daha büyük işlere bakardı. Bizim işlerimize bakmaz anlamında.

Avukat: Tamam. Tamam o zaman, yani benim istediğim anlamda bir en azından açıklama yapmış oldunuz, teşekkür ederim. Yani ben şunu anlıyorum o zaman: Sizin Arif Gürkan Alpay’ın bizzat veya bir başkası aracılığıyla menfaat karşılığı bir iş takip ettiği, sizden veya bir başkasından menfaat talep ettiğine dair bir görgünüz veya duyumunuz yok, doğru mu anladım?

Ahmet Sarı: Yok, yok, hiçbir şey yok.

Avukat: Tamam, teşekkür ederim.

ZAFER KELEŞ AVUKATI YAĞMUR KAVAK SORUYOR

Yağmur Kavak: Ahmet bey ifadesini tekrar etmeyeceğim ama müvekkilinizin sizden Fatih Keleş adına para teslim aldığını iddia ediyorsunuz, yalnız çok fazla da tarihten bahsediyorsunuz. Bu tarihlerde hangi teslimatta Zafer'in ya da hangisinde Murat'ın parayı kesin olarak aldığını hatırlar mısınız ya da buna ilişkin bir yere bir az önce bahsettiğiniz resme veya evraklar gibi not düşmüşlüğünüz var mıdır? Çünkü çok yüksek paralar.

Ahmet Sarı: Şimdi 4 yıl öncesinden bahsediyoruz. Genellikle Murat, Florya'da daha fazla dururdu. Yani ben orada Zafer Bey'in Florya'da bazen görüşmüşlüğüm vardır. Şeyde de görüşmüşlüğüm vardır, Bakırköy'de de. Ama hangisi vardı öyle sayı olarak vermem mümkün değil. Ama şeylerde zaten ilk savunmamda da bazen onu bazen kim orada durursa... Bazen ikisinin de orada olduğu oluyordu.

Yağmur Kavak: Anladım. Bu vermediğinizi belirttiğiniz para bir paket içinde verdiğinizi az önce de beyan ettiniz. Müvekkilimin bunun ne olup olmadığını bilmeyeceğini söylediniz, bilemeyeceğini.

Ahmet Sarı: Paket, çanta, kutu.

Yağmur Kavak: Devam ediyorum. Sorularımın çoğu sorulduğu için onları geçiyorum. Bu müvekkillere teslim ettiğiniz paralar için hesabınızdan Türk lirası olarak çeker miydiniz, döviz mi çeker diniz? Ya da kasadakiler TL miydi, döviz miydi?

Ahmet Sarı: TL de çekerdik, dövize çevirirdik. Bazen TL verdiğimiz de oluyordu. Küçük şey veriyorduk, TL veriyorduk, büyükleri döviz olarak veriyorduk.

Yağmur Kavak: Anladım. Savcı TL karşılığını sorduğu için mi ifadelerinizde TL olarak belirttiniz hepsini?

Ahmet Sarı: Yok yok, öyle bir şey sormadı, biz söyledik.

Yağmur Kavak: Siz kendiniz TL karşılığını söylediniz.

Ahmet Sarı: Yok, TL ve döviz olarak verdiğimizi... Bazen döviz, bazen TL olarak söyledik.

Yağmur Kavak: Yok, anladım. Dekont tarihleri ve işte 10 milyon TL, 5 milyon TL yazılmış ya ifadenize...

Ahmet Sarı: O çekilen para. O çekilen para. Teslimat öyle olmuyor.

Yağmur Kavak: Nasıl oluyor peki?

Ahmet Sarı: Dövize çeviriyorsunuz, TL'yi çekip.

Yağmur Kavak: Tamam, yani teslim ettiğiniz miktarın cinsini TL olarak yazdırmış ya da yazmışsınız, siz yapmışsınız ya...

Ahmet Sarı: Tabii tabii, doğru. Doğru.

Yağmur Kavak: Ama siz TL cinsini direkt savcıya söylediniz TL karşılığında o miktarı?

Ahmet Sarı: Doğrudur.

Yağmur Kavak: Peki, size şeyi soracağım, 27 Mayıs tarihli ifadenizle ilgili son bir soru. Etkin pişmanlık hükümleri kapsamında siz 27 Mayıs tarihli ifadenizde bir bilgilendirme yapıldı mı? Çünkü ifadenizde geçmiyor bilgilendirme yapıldığına dair.

Ahmet Sarı: Avukatım yaptı.

Yağmur Kavak: Savcı yapmadı ama.

Ahmet Sarı: Savcı da yaptı.

Yağmur Kavak: Anladım. Peki İsmail Sarı ile aynı gün, aynı gün savcıya ifade verirsiniz. İfadeye önce siz mi girdiniz yoksa İsmail Sarı mı girdi?

Ahmet Sarı: Hatırlamıyorum.

Yağmur Kavak: Peki sizden önce onun 16 Mayıs tarihinde gizli tanık Gürgen'in sizi de ilgilendiren bir konuyla ilgili beyanda bulunduğunu belki biliyorsunuzdur ya da iddianamede görmüşsünüzdür. Sizden önce benzer bir konuda bir beyan bulunduğu için dosya savcılık tarafından size TCK kapsamında etkin pişmanlıktan faydalanamayacağınız hususunda bir bilgilendirme yapıldı mı?

Ahmet Sarı: Yine de alabilir miyim soruyu?

Yağmur Kavak: Şimdi şöyle, TCK kapsamında sizden önce benzer bir konuda beyanda bulunan biri varsa savcılık makamına, ondan sonra benzer konuda beyanda bulunan kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanamaz. Dosya kapsamında da sizden önce 16 Mayıs'ta gizli tanık ifadeleri var. Sizin beyanlarınıza benzer bir şekilde. Bu sebeple TCK kapsamında aslında etkin pişmanlıktan faydalanamıyor olmanız gerekir. Bu yönüyle savcılık size bir bilgilendirme yaptı mı?

Ahmet Sarı: Savcılık bana bilgilendirme yaptı.

Yağmur Kavak: Etkin pişmanlıktan faydalanacağınız şekilde yaptı ama?

Ahmet Sarı: Evet.

Yağmur Kavak: Anladım, tamam, teşekkür ederim.

ERTAN YILDIZ AVUKATI SORUYOR

Ertan Yıldız Müdafii: Ahmet Bey, bu ifadenizde, anlatımınızda 2022 yılındaki görüşmenizden bahsettiniz Ertan Yıldız'la. Onun sonrasında bu ödediğinizi iddia ettiğiniz 63 milyon TL için Ertan Yıldız'la herhangi bir görüşmeniz oldu mu? Buna ilişkin detaylı bir sayı, zaman hatırlıyor musunuz var ise?

Hâkim: Bir daha soruyu sorar mısınız?

Ertan Yıldız Müdafii: HAVAİST'le ilgili bir görüşme iddiasında bulundunuz ya, sonrasında da süreç içerisinde 63 milyon TL'lik bir ödeme yaptığınızı iddia ediyorsunuz. Bu HAVAİST ile ilgili iddia ettiğiniz görüşme sonrasında, bu ödemelere ilişkin Ertan Yıldız'la devamında görüşme yaptınız mı? Bunun bu görüşmenin detayını vesairesini hatırlıyor musunuz zamanını? Miktarlar yönünden parça parça yapıldığı iddia edilen ödemeler var. Bunların detayları ile ilgili bizi bilgilendirebilir misiniz?

Ahmet Sarı: Şimdi bu kadar geçmişi hatırlamam mümkün değil. Ertan Yıldız'la bu konuları görüşüyorum. Hatta size Ertan Yıldız'ın bir yurt dışı telefonu olduğunu biliyor muydunuz? Değişik telefonlardan fazlaca telefon kullanırdı. Hatta hatta bir seferinde Ziya Gökmen'in telefonuyla bile aradı beni. Ertan bu konularda çok profesyoneldi.

Ertan Yıldız Müdafii: Ertan Yıldız'ın ifadenize başlarken çok vicdansız birisi olduğunu da iddia ettiniz. Ertan Yıldız etkin pişmanlık ifadesinde de sizden bahsediyor. Bu süreçlerden kaynaklı Ertan Yıldız'a karşı bir husumetiniz var mı?

Ahmet Sarı: Yani günün sonunda benden haraç almış bir adamdan bahsediyoruz.

Ertan Yıldız Müdafii: Bir husumetiniz var mı?

Ahmet Sarı: Husumetim yok.

Hâkim: Başka sorunuz var mı?

Ertan Yıldız Müdafii Hüseyin Aygün: Sayın Başkan, hemen bitiriyorum, bir sorum daha var. Sayın mahkeme tabii ki somut delillere göre değerlendirmesini yapacaktır ama siz de basiretli bir tacirsiniz ve birçok ödeme yaptığınızı iddia ediyorsunuz. Ertan Yıldız'a verdiğiniz paraları somut şekilde ispat imkânınız var mı?

Ahmet Sarı: Bu sabahtan soruldu zaten. Defalarca soruldu zaten.

AHMET SARI AVUKATI NAİM KARAKAYA SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet; eylem 138'deki dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma suçlamaları yönünden müvekkil İsmail Sarı'nın savunmalarıyla yine oradaki beyanlarımızı tekrar ettiğimizi, zamanı verimli kullanmak adına mümkün mertebe aynı hususlara değinmeyeceğimi beyan ederek eylem 138'deki savunmaları geçmek istiyorum. Malumunuz söz konusu eylem, maddi menfaat sağlandığı ve fiili vasfının da TCK madde 252 olduğu ileri sürülmektedir. Hukukumuzda menfaat teminine ilişkin birden fazla suç tipi bulunmaktadır. Fiili bütüncül bir şekilde vasıflandırabilmek için o oluşun tüm etkenleriyle birlikte dikkate alınması gerekirken, savcılık anlatımı 25 Ekim 2022 tarihinde başlatmış ve bu denli de kanaatimizce yanlış bir sonuca ulaşmıştır. Dosyaya yansıyan delilleri ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum.

İkincisi, yargılamaya konu edilen ve müvekkille ilgili görülebilecek iştirak şirketlerinin gelirleri, İBB'den aldığı ihaleler karşılığı hak ediş ödemelerinden gelmektedir. Her ay İBB ve iştirak şirketlerinin temsilcilerinin katıldığı bir finansman toplantısı yapılmaktadır. Bu toplantıda iştirak şirketlerinin aylık ödeme talepleri alınmakta ve hangi iştirak şirketlerine ne kadar ödeme yapılacağı konularında bir değerlendirme yapılmaktadır. Ancak bu ödeme tek seferde iştirak şirketlerinin hesabına geçmemekte ve ara ödemeler de yapılabilmektedir. Yine iştirak şirketleri, İBB'nin taleplerine nazaran çok daha az ödemeler almaktadır. Ayrıca iştirak şirketlerine paylaşılacak tutarın hangi esasa göre paylaştırıldığına dair objektif bir kriter olmadığını görüyoruz. Bu konuda iştirak yöneticileri ile İBB yetkilisi arasında tartışma yaşanabildiği de yine beyanlara yansımış durumdadır. Kişisel inisiyatiflere ve müdahalelere açık bir süreç görüyoruz.

Böyle bir durum, ödemeyi baskı aracı haline getirmek isteyen bir kimse için oldukça elverişlidir. Bu açıkça bir gerçekliktir. Baskı aracı haline gelip gelmediği, ne maksatla menfaat sağlandığı ise somut olayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilir. Savcılık, menfaat sağlanmasına bir motivasyon yüklüyor ve menfaat temininin yeni işler almak için olduğunu ileri sürüyor. Buradan hareketle yalnızca 25 Ekim 2022 tarihi ve sonrasına bakıyor. Bunu da yüksek bedelli işlerin sözleşme tarihinin hep bu anlaşma sonrasında yapıldığını iddia etmek suretiyle açıkça ifade ediyor. Esasında fiili de hatalı bakış açısı sebebiyle TCK madde 252 olarak vasıflandırıyor.

CMK'da ispat, iddianın her parçasının doğruluğunu gerektirir. Bir iddia içeriğinde birden fazla iddia barındırıyorsa, hepsinin bir bütün halinde doğrulanması gerekir. Benim bu kabule ilk itirazım da bu noktada başlıyor. Bir kimsenin iş almak için rüşvet verdiği iddia ediliyorsa, ileri sürülen menfaat anlaşmasının öncesine de bakmak gerekiyor ki gerçekten böyle bir motivasyonu olup olmadığını anlayabilelim. Müvekkil, savunmasında kurulduğu günden itibaren bugüne kadar bir profil çizdi. Bu zamana kadar dinlenen pek çok kişi de müvekkilin şirketinin büyüklüğünü, yeterliliğini, pazar payını doğrulayıcı cümleler kurdu. Açık kaynaklardan araştırma zahmetine girilse de aynı sonuca ulaşılır. Bu konuda kimsenin bir şüphesi olduğunu düşünmüyorum. Karşımızda yaklaşık 40 yıldır İBB ve iştiraklerinin en büyük yüklenicilerinden olan, ülkenin kendi alanında en büyük şirketlerinden biri var. Hal böyleyken, sadece soyut bir fikir olarak düşünsek dahi bu çaptaki bir organizasyonu yöneten müvekkilin iş almak için menfaat sağlamak gibi bir motivasyonu olabilir mi sorusunun yanıtı bellidir: Olamaz.

Biz soyut fikirlerle ilgilenmiyoruz, önümüzdeki somut veriye bakıyoruz diyebilirsiniz. Esasında benim tek talebim de bunu yapmanızdır. Çünkü önümüzdeki verilerde de müvekkilin iş almak için maddi menfaat sağladığına ve sağlayabileceğine dair bir emare bulunmuyor. Savcılığın iddiaları nazarında, müvekkilin 2019 yılından ileri sürülen rüşvet anlaşmasına kadar ihale kazanamamış olması gerekir. Eğer bir insan iş almak için rüşvet veriyorsa, iş alamıyor ya da alabilecek durumda olmamalıdır diye düşünüyorum. Buna karşı çıkabilecek bir mantık olmadığını da değerlendiriyorum. Oluşa baktığımızda, müvekkil 2019 yılından ileri sürülen rüşvet anlaşması tarihine kadar da doğrudan kendi faaliyet alanlarında ihalelere girmiş ve kazanmıştır.

Savcılık, ileri sürülen rüşvet anlaşmasından sonraki işleri yüksek bedelli olarak nitelendirmiştir. O günden bu yana sert bir enflasyon dönemi yaşandığı için, biz de önceki işlerin bedellerini e-Devlet hesaplama motoru üzerinden güncelleme ihtiyacı duyduk. Bu güncellemeyle baktığımızda, müvekkil 2019'dan ileri sürülen rüşvet tarihine kadar da milyarlarca liralık sözleşmelere imza atmış. Yani anlaşma öncesi ve sonrası kazanılan işler arasında menfaat bakımından bir fark yok. Müvekkil, makine parkı itibarıyla kendi alanında yapılacak bir ihalenin dışında da tutulamaz, kazanmasına da engel olunamaz. Fiili olarak bunun mümkün olmadığı, müvekkilin savunmasındaki tarihsel anlatımdan sabittir. Bu sebeple müvekkilin ileri sürülen rüşvet anlaşmasından önce de sonra da hukuksuz bir desteğe ihtiyacı olmadığı açıktır. İş almak için rüşvet verdiği iddia edilen kişilerin tutuklanmasının ardından yine bir meblağ anıldığı ve kendi alanında kalan ihaleleri kazanmış olması da iş almak için sağladığı iddia edilen maddi menfaatin aslında yeni iş almakla hiçbir irtibatının olmadığını göstermeye yeterlidir.

… tarihinden eldeki davanın operasyon aşaması gelinceye kadar kazanılan işler de bu bağlamda görülmüştür. Gerek ileri sürülen rüşvet anlaşmasında gerekse de sonra hukuka aykırı olduğunu düşündüğü işlemlerden İBB ve iştirak şirketleri aleyhine kanun yollarına başvurmuş olması da hukuksuz bir destek olmadığını gösteren diğer bir kanıt ve olgudur. Müvekkilin ihalelere katılmasını ve kazanılmasını engellemek mümkün değil. Fakat değil şey mümkün, ödeme yapmamak. İhalelere katılmasına, ihaleyi kazanmasına engel olamayabilirsiniz. Böyle bir amacınız da olmayabilir. Fakat düzenli, yeterli ödeme yapmayarak organizasyonunu zor durumda bırakabilir, baskı altına alabilirsiniz. Zira nakit akışının çok değerli olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Bunun çok fazla örneği özel sektörde yaşanmaktadır. Firmaların ödemeleri yapılmayarak zor durumda bırakılmakta, nakit akışındaki sıkıntılardan istifade edilmekte, menfaat sağlanmaktadır. Bu, hayatımızda hiç görmediğimiz, yabancı olduğumuz, hayatın içinde de yoktur diyeceğimiz bir konu da değildir.

Müvekkil, ileri sürülen rüşvet anlaşması tarihine kadar güncellenmiş değeriyle bedeli milyarlarca TL’ye ulaşan icra takipleri başlatmış, istisnai olan da budur. Zira idareler bırakın kendisine icra takibi başlatmayı, ihtarnamede bulunan firmaları da kara listeye almaya meyillidir. İdareler aleyhine hukuk yollarına başvurulmasının firmalar yönünden olumsuzluk oluşturduğu yine bu duruşmalarda kamu tarafınca yeterince ifade edilmiş durumdadır. Bu dosyada alacağını alamadığı, para vermek zorunda kaldığını belirten çok sayıda kişi var. Fakat benim vurgulamak istediğim daha farklı bir nokta var. Burada yapılan anlatımlardan ari olarak müvekkilin "alacağımı alamadım" cümlesinden daha fazlası olduğudur.

Ertan Yıldız'a sorgusu esnasında kendisine, "Sarıların yüksek miktarda alacağı vardı, araçlarını çekecekler diye size gelip Sarıları bana siz bana gönder dediniz mi?" minvalinde soru soruldu. Ertan Yıldız bu soruyu "Hatırlamıyorum" şeklinde yanıtladı. Bu soru aslında Ziya Gökmen Togay'ın sorgusu sırasında bir anlam kazandı. Zira Ziya Gökmen Togay; Ertan Yıldız'la Fatih Keleş'in müvekkile yapılacak ödemeleri takip ettiğini ve Ertan Yıldız'ın haberi olmadan ödeme yapılmaması şeklindeki talimatı olduğunu belirtti. Burada dikkat edilmesi gereken hassas bir nokta var. O da Ziya Gökmen Togay'ın sadece İSTAÇ A.Ş.'nin genel müdürü olmadığı, aynı zamanda müvekkilin alacaklı olduğu iştirak şirketlerinin de grup başkanı olduğudur. Yani Ziya Gökmen Togay'ın Ertan Yıldız'ın talimatı olarak belirttiği husus, sadece İSTAÇ A.Ş. ile sınırlı, İSTAÇ'a münhasıran söylenmiş bir cümle değil. Burak Korzay'ın 27.02.2025 tarihli ifadesinde de alacakları üzerinde, yükleniciler üzerinde baskı oluşturulduğuna dair anlatımları bulunmaktadır.

Bir adım geri çekilip baktığımızda hangi iştirak şirketine ödeme yapılacağının da, iştirak şirketinin kime ödeyeceğinin de belirlenebildiğini, sınırlandırılabildiğini görüyoruz. Bu nedenle müvekkilin alacaklarını almak için menfaat sağlamak zorunda kaldığı yönündeki beyanının bir çırpıda çizilebilecek, suçlamadan kurtulmaya yönelik beyan olarak gösterilebilecek temelsiz, soyut bir beyan değildir. Kaldı ki savcılığın aksi yöndeki gerekçeleri de yerinde değil. Bu bağlamda özellikle buradaki ikrar "Ben menfaat sağladım" değil, "Alacaklarımı alabilmek için menfaat sağlamak zorunda kaldım" şeklindedir. Bu cümleye farklı elbiseler dikmenin (…) bölünmezliği ilkesine de aykırı olduğunu anlatmak isterim. Diğer taraftan savcılık iki olguya (…) bağlamış. Bunlardan ilki 25 Ekim 2022 tarihinden sonraki yüksek bedelli sözleşmelerin imzalanmadığı, diğeri de alacaklılara yasal yollardan kavuşma imkanı varken tercih edilmemesi ve şikayet edilmesi yoluna gidilmemesidir. İlkini müvekkil de açık açık açıkladı, ben de açıklamaya çalıştım. Özellikle ileri sürülen rüşvet anlaşmasının öncesinde de sonrasında da bir değişiklik bulunmamaktadır. Alacaklarına kavuşmak için yasal yollara başvurulması tüketilmemiş bir yol değildir. Bunu da yine savunma kapsamında açıklamaya getirdiğimize inanıyorum. Ancak bu meseleyle ilgili dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Eğer yasal yollardan alacağı tahsil etme imkanının olduğunu bir gerekçe olarak ileri sürüyorsanız yasal yolların etkinliğini de değerlendirmek gerekiyor.

Öncelikle İBB yönünden mevzuat gereği haczedilemezlik zorluğu var. İştirak yönünden ise yetersizlik, mali kaynak sorunu var. Gelirleri de yine İBB'nin yapacağı ödemelere bağlı ve İBB'den ödeme alamıyorlar. Sert bir enflasyon var. Borçluların sırf tahsili geciktirmek için borca itiraz edebildikleri bir dönem. Zira geçen zamanda işleyen faiz, paranın değer kaybını karşılamıyor. Bunun yanı sıra paranın maliyeti çok yüksek. Bankaların kredi için de mevduat için de uyguladığı faiz oranları çok yüksek. Fakat geciken faiz alacağımız, geciken alacağımız için yasal bir faiz işliyor. Yasal faiz oranı nedir ki, yıllık %9. Haziran 2024'ten itibaren %24. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında Temmuz 2026'dan itibaren daha değişken, daha oransal bir yüksek yapısı var. Üretici fiyat endeksi oranlarına göre bunun hesapları yaptığımızda ortaya şöyle bir tablo çıktı: Ocak 2020 ile Ekim 2022 arasında kümülatif olarak yasal faizin telafi oranı %7. Yani alacağın %93'ü enflasyon karşısında yok oluyor. Kümülatif olarak Ekim 2022'den Haziran 2024'e kadar yasal faiz oranı değer kaybının sadece %18'ini karşılıyor. Yani alacağının %82'si enflasyon karşısında yok oluyor. Böyle bir durum avans faiz için de geçerli. Yine avans faizinin de telafi oranı çok düşük. Sonuç olarak ortada etkili bir hukuki yolun, olağan yolla denenmemiş, deneyimlenmiş ve sonuç vermediği her geçen günün zarar ettirdiği anlaşılmış böyle bir tabloda bir kişiye "Yasal yollara başvurabilirdin" demek anlamsız.

Bu hesabın dikkat çekmek istediğim bir sonucu daha var. Haziran 2024'te yasal faiz oranı %24'e çıkıyor ve yine kümülatif olarak Haziran 2024'ten Mart 2025'e kadar olan dönemde yasal faiz değer kaybını tamamen telafi ediyor. Aynı durum avans faizi için de geçerli. Müvekkilin para vermek zorunda kalmaktan kurtulduğu, para vermeyi bıraktığı dönem de Haziran 2024. Peki sonrasında ne olmuş? Yine bir adım geriye çekilip baktığımızda müvekkilin ihale kazanma tablosunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. Müvekkil yine kendi faaliyet alanında, yine benzer büyüklüklerdeki ihalelere girmiş ve kazanmış. Değişen tek şey alacakları olmuş. Ödemeler yine sürüncemede kalmış ve alacak Mart 2025 itibarıyla 2.9 milyar TL'ye ulaşmış. Savcılığın iddia ettiği gibi menfaat iş almak için sağlanmış olsaydı enflasyon verilerindeki ve faiz verilerindeki değişikliğin müvekkilin tutumunu etkilememesi gerekirdi. Zira faiz oranının ihale kazanmakla hiçbir ilgisi yoktur. Yalnızca alacağın beklenmesinin maliyeti ile ilgilidir. Yani müvekkilin tutumunu belirleyen tek etkenin yasal yolun etkili hale gelmesi olması, sağlanan menfaatin ihale ile değil, alacak tahsili ile bağlantılı olduğunu kanaatimizce açıkça ortaya koymaktadır.

Şikayet yoluna gidilmemesi ile ilgili olarak da şikayette bulunulması irtikap suçu yönünden bir unsur değildir. Kanun irtikapta mağdurun şikayetini bir unsur olarak aramamıştır. İddianame kapsamında irtikap olarak nitelediği eylemlerde böyle bir şartın varlığını yine aramamıştır. Şikayet imkanı irtikap olarak değerlendirilen diğer eylemlerde var iken şikayet imkanının kullanılmaması nitelemeyi değiştirmemiştir. Sayın heyet,  madde 250, fıkra 1-2 cümlesinde icbarın tanımı var. Haksız bir iş mi? Zaten hak edilmiş ödemelerin ödenmemesi talebi mevcut. Gereği gibi hiç ya da vaktinde görülememiş borç var mı? Evet var. Endişeden öte zaten yapılmıyor. Kendisini mecbur hissetme durumu var mı? Evet var. İcbar var mı? Evet var. İcbarın etkisinden kolaylıkla kurtulmak mümkün mü? Hem icbarı yönelten kişilerin fiilen hem de hukuken sahip olduğu yetkiler itibarıyla hem de ekonomik sebeplerle mümkün değil. Kaldı ki burada kamu gücüne sahip örgütlü bir iddiası ileri sürülüyor ve bu iddianın nazarında teorik olarak icbar altında kolaylıkla kurtulmanın mümkün görülemez. Bu halde kanundaki tanıma göre icbarın varlığının kabul edilmesi zorunludur

Savcılığın aydınlatıldığı gibi ihalelerde bu noktada bir ihlalle ilgili bir ispat fonksiyonu göremez. Çünkü ileri sürülen rüşvet anlaşması tarihinden önce de sonra da ihale kazanma durumu değişmemiştir. Dolayısıyla ileri sürülen menfaat anlaşmasının içeriği de savunma görmezden gelinerek bir varsayımdan hareket edilerek belirlenmiştir ki bunlar doğrudan sözleşme imzalanan işler ya da haklarında ayrıca usulsüzlük iddiası olan ihaleler değildir. Eylemin tekrarının doğası da icbarın yoğunluğunu azaltmış opsiyon göstermez. Gönüllü bir rüşvet anlaşmasının varlığına delalet etmez. Bu durum müvekkilin İBB ve iştirakleriyle 40 yıldır süregelen iş ilişkisinin doğasının gereğidir. Kazanılan işler uzun süreli hakedişlere ait olarak düzenlenmekte icbar ise her bir hak edişe sirayet etmektedir. Dolayısıyla tekrar icbarın içinde eriyen zorunlu bir husus olup aleyhe bir yoruma da neden olmaması gerekir.

Sonuç olarak kanunun irtikap suçu için aradığı unsurların tamamı somut olayda mevcuttur. Bu halkada icbarın varlığının kabul edilmesinin sonucudur. Fiilin doğru vasfı TCK 252'deki değil 250'dir. Bu bağlamda müvekkillere CMK madde 226 gereğince TCK 250 yönünden ek savunma verilmesini talep ediyorum. Aksi kanaatte olunması halinde de TCK madde 254 hükmünün uygulanmasını talep ediyorum.

Eylem 130 yönünden savunmalarımı da bitiriyorum. Buraya kadar öncelikle bir noktaya değinmek istiyorum. İddianamede bir kısım ihale numaralarına yer verilmiştir. Bu ihale numaralarından 2022/1347515 ihale kayıt numaralı ihale açık ihaledir. Teknik ve idari şartnamesine yönelik eleştiri yoktur. İki kısımdan oluşan ihalenin iki kısmı açık ihale sonucunda müvekkil üzerinde kalmamıştır. Sonrasında ikinci kısmı Kamu İhale Kurumu tarafından iptal edilmiş müvekkil tarafından iptal kararına karşı dava yoluna gidilmiştir. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş Danıştay ise ilk derecenin kararını bozmuştur. Üzerine de sözleşme imzalanmıştır. 2023/152788 ihale kayıt numaralı ihale pazarlık usulüyle yapılmışsa da 2022/1347515 kayıt numaralı ihalenin ikinci kısmının iptal edilmesi nedeniyle oluşan aciliyet gereği pazarlık usulüyle yapılmak zorunda kalınmıştır. O aşamada açık ihalenin kazananı şirketin pazarlık usulüne göre de davet edilmesi ve pazarlık usulüyle yapılan ihaleyi de kazanması olağandır.

2024/583115 yine açık ihale şeklinde yapılmıştır. Teknik ve idari şartnamesine ilişkin eleştiri yoktur. 2024/1783839 kayıt numaralı ihale açık ihale işlemleri tamamlanana kadar 45 gün süre pazarlık usulüyle yapılmış çıkılan açık ihaleyi de müvekkil kazanmıştır. Yine teknik ve idari şartnamesine yönelik bir eleştiri yoktur. Her iki ihalede de ihale Haziran 2024 tarihi sonrasındadır. Hatta sözleşme tarihleri de keşif edilenlerden iddianameden sonraya isabet etmektedir. Araç temin edilmesinde öncesi sonradan ihale tablosunda bir değişiklik yoktur. İddia konusu eylemin ihale kazanılma durumuyla bir ilgisi yoktur. Bir işin yapılması ya da yapılmaması için yapılmış bir anlaşma da yoktur. Müvekkilin öncelikle beraatine ve aksi kanaatte olunması halinde de TCK madde 254 hükmünün uygulanmasına karar verilmesini talep ediyorum.

Eylem 137 yönünden müvekkil İsmail Sarı'nın açıklamalarına ve müvekkil İsmail Sarı'nın sorgusu sırasındaki beyanlarımızı tekrar ettiğimizi belirtmiştir. Bu bağlamda eylem 137 kapsamında müvekkilin atılı suçlardan beraatini talep ediyorum. Aksi kanaatte olunması halinde hukuki anlamda fiilin tekliği nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmasının mümkün olmadığı en kötümser değerlendirmede TCK madde 43 uygulanması gerektiğine ilişkin açık savunmalarımızı tekrar ediyorum.  Celse kapanmadan müvekkiller İsmail ve Ahmet Sarı yönünden tefrik taleplerimizi bir dilekçeyle ibraz edeceğiz. Bu talep hususunda da ara karar kurulmasını talep ediyorum. Müvekkilin sorgusunun yapılmış olmasına ve sağlık durumu dikkate alınarak duruşmadan vareste tutulmasını talep ediyorum. Sonuç olarak bütün müvekkillerin atılı suçlardan beraatini aksi kanaatte olunması halinde lehine olan tüm hükümlerin uygulanmasını talep ediyorum. Saygılar sunuyorum.

RAHMAN ÖZDEMİR SAVUNMASI – 08.10.2026

Hakim: Evet, Eylem 29. Suçlamayı biliyorsunuz zaten iddianamedeki.

Rahman Özdemir: Yani bildiğim kadarıyla evet. Savcılığa vermiş olduğum ifadeyi aynen tekrar ediyorum. Sormak istediğiniz bir şey varsa cevap verebilirim.

Hakim: Beraatinizi istiyorsunuz. Ekleyeceğiniz bir şey...

Rahman Özdemir: Beraatimi istiyorum, yok efendim. Teşekkür ederim.

HAKİM & SAVCI SORGUSU

Hâkim: Daha önceki ifadenizde siz avukatlık hizmeti sunduğunuzu, 200 bin dolar bu belirtilen para avukatlık ücreti olarak... Necmettin Şimşek'in beyanını okudunuz mu siz de hiç?

Rahman Özdemir: Hayır, okumadım.

Hâkim: Turan Aydoğan'ın...

Rahman Özdemir: Geliyor mu? Hayır, hiç okumadım. Hiçbirini bilmiyorum.

Hâkim: Şimdi siz vesile olduğunuz Necmettin Şimşek'in, Turan Aydoğan'ın...

Rahman Özdemir: Hayır.

Hâkim: Peki siz vesile olmadıysanız neden bu konuda bir senet düzenleme olayına giriyorsunuz? Böyle bir şey, niye böyle bir aracılık yaptınız?

Rahman Özdemir: Buradaki benim vesile olup olmamam değil ama Necmettin Bey'in bir mağduriyeti vardı. Garantörlük istedim onun için.

Hâkim: Necmettin Bey'in mağduriyetini siz niye gideriyorsunuz, siz aracı olmadıysanız eğer?

Rahman Özdemir: Benim bir kötü niyetim yok efendim, ne diyebilirim ki yani? Orada bir işin içerisindeyim. Ben Necmettin Bey'i daha önceden tanıdım ama bu olayın içerisinde de o 200 bin doları getirdiği zaman haberim oldu Necmettin Bey'in olduğunu. Onu unutmuşum ben. Önceden tanıdım ama burada da biz şey yaptık, işin içine girdik. Tahliye ile karşılaştık, zarar oluştu. Bize verdiği parayı da ona iade etmemiz gerekiyordu. Bu yüzden benim imzamı istedi yani. Turan Bey imza atmayınca ben imza attım.

Hâkim: Peki bu 200 bin doları siz mi aldınız, Turan Bey mi aldı?

Rahman Özdemir: Onu Turan Bey'e vermişlerdir.

Hâkim: Turan Bey'e vermişlerdir.

Rahman Özdemir: Evet.

Hâkim: Turan Bey iade etmedi mi?

Rahman Özdemir: Sanıyorum ödeyemedi yani.

Hâkim: Onun ödemediği parayı siz niye kabullendiniz, neden siz borcu üstlendiniz yani, yine de?

Rahman Özdemir: Birlikte yaptık o işi onun için. Turan Bey ödemiyorsa ben ödeyeceğim tabii yani.

Hâkim: Tamam. Var mı başka soru?

Savcı: Bu şahıslar Turan Aydoğdu'yu nereden bulmuşlar, bilginiz var mı?

Rahman Özdemir: Yani onu bilmiyorum. Belki Hüseyin Aykan, Turan Bey'i tanıyormuş. O, Necmettin Bey'i götürmüş oraya.

Savcı: Turan Aydoğdu'nun 200 bin dolar aldığında siz yanınızda mıydı?

Rahman Özdemir: Hayır efendim.

Savcı: Ama para aldığını biliyorsunuz, doğru mu?

Rahman Özdemir: Şöyle söyleyeyim, Necmettin Bey aradı beni, benim adımı duyunca beni eskiden tanıyordu. O beni aradı. Yani o arada da parayı vermişler Turan Bey'e. Yani o kadar bildiğim, bilmiyorum.

Savcı: Sizin verdiğiniz senetlere ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadı, değil mi?

Rahman Özdemir: Yapılmadı efendim, yapamadım yani.

Savcı: Bu süreci Turan'la görüştünüz mü hani ben senet verdim, 200 bin dolar falan aldınız, parayı vermediniz falan?

Rahman Özdemir: Bu olaydan sonra Turan Bey'le hiç görüşmedim efendim, biraz aramız bu yüzden şey oldu.

Savcı: Tamam. Başka sorum yok.

Hakim: Bu konuya ilişkin herhangi bir şekilde Fatih Keleş'le, Ali'yle herhangi bir şekilde görüşme, konuşma, herhangi bir şey oldu mu?

Rahman Özdemir: Hayır efendim, yalnızla davayı takip ettim. Kimseyi tanımam

Hakim: Sizin bu ismi geçen belirttiğim şahıslarla herhangi bir tanışıklığınız...

Rahman Özdemir: Hiç yok efendim. İlk defa şu duruşma salonunda görüyorum.

TURAN AYDOĞAN AVUKATI ERTUĞRUL AYDOĞAN SORUYOR

Ertuğrul Aydoğan: Sayın Başkan, birkaç tane sorum olacak efendim. Rahman Bey, bu Necmettin Bey, Hüseyin Bey 2024 Haziran ayında mı size geldiler?

Rahman Özdemir: Hatırlamıyorum.

Ertuğrul Aydoğan: Peki hukuki yollara başvurmak için vekâletname verdiler mi?

Rahman Özdemir: Yetki belgesi aldılar.

Ertuğrul Aydoğan: Yetki belgesi verdiler. Peki bu yetki belgesiyle oğlunuz...

Rahman Özdemir: Oğlum benim gözetimimde üç işlem yaptı. Bir yargılamanın iadesi, ona gittik; bir mütalaa dilekçesi verdik. Birinde Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyetçi olduk.

Ertuğrul Aydoğan: Kayıtlara geçmesi açısından, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'na soruşturma no 2024/40804 ile suç duyurusunda bulundunuz, değil mi?

Rahman Özdemir: Numarasını hatırlamıyorum.

Ertuğrul Aydoğan: Peki İBB yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundunuz mu bu başvurunuzda?

Rahman Özdemir: Hayır, KİPTAŞ'ın görevlileri hakkında bulunduk.

Ertuğrul Aydoğan: Ama bu başvuruda KİPTAŞ'ın görevlileri ve aynı zamanda İBB ilgili kişiler hakkında da suç duyurusunda bulunmuşsunuz. Fatih Orhan, Tuncay Çolak, KİPTAŞ İstanbul Konut İmar Plan Turizm Ulaşım Sanayi Anonim Şirketi yetkilileri diye suç duyurusunda bulundunuz. Peki normalde herhangi bir belediyeyle veya KİPTAŞ'la rüşvet görüşmesi olsa bu suç duyurusu olmazdı herhalde, değil mi Rahman Bey?

Rahman Özdemir: Yani benim öyle bir ilişkim olmadığını siz de biliyorsunuz zaten, Turan Aydoğan da biliyor.

Ertuğrul Aydoğan: Evet. Peki bir başvuruda Küçükçekmece 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne yargılamanın iadesi başvurusu yaptınız; dosya numarası 2021'e 98.

Rahman Özdemir: Söyledim onu zaten.

Ertuğrul Aydoğan: Tamam. Bir başvurunuz da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi'ne var, bunların hepsi ayrı başvurular. Dosya no 2023'e 1014. Burada da açık bir hata başvurusunda bulundunuz.

Rahman Özdemir: Evet, hukuki yollar olarak.

Ertuğrul Aydoğan: Peki bulunduğunuz ortamlarda, bu şahıslarla toplanıyorsunuz, Hüseyin Aydın, bir araya geliyorsunuz; bulunduğunuz ortamlarda İBB yetkililerine herhangi bir şekilde rüşvet verileceği veya rüşvet anlaşması yapıldığı şeklinde bir konuşmaya tanık oldunuz mu?

Rahman Özdemir: Hayır.

Hâkim: Zaten hukuken takip ettim konuyu dedi.

Ertuğrul Aydoğan: Tamam, herhangi bir şekilde tanık... Çünkü görüşmelerin içerisinde olduğu için, Sayın Başkanım. Peki...

Rahman Özdemir: Tüm görüşmelerin içerisinde değildim ama. Benim bulunduğum görüşmelerin hiçbirinde buna tanık olmadım.

Ertuğrul Aydoğan: Evet. Peki 200.000 dolarlık bir bono verdiniz Hüseyin Aydın'a...

Rahman Özdemir: Evet.

Ertuğrul Aydoğan: Bu bono takibe kondu mu veya vadesi geçti mi?

Rahman Özdemir: Hayır, şu anda savcılık kasasında duruyor zaten. Mahkemeye intikal ettiyse emanette duruyordur.

Ertuğrul Aydoğan: Evet, takibe konmadı. Peki Necmettin Bey'in firmasının yapmış olduğu yatırım yaklaşık olarak ne kadarlık bir yatırımdı?

Rahman Özdemir: Bilemiyorum, noterlik bilmiyorum.

Ertuğrul Aydoğan: Yok, bayi dilekçesinde 40 milyon TL'lik bir yatırımdan bahsediliyor da...

Rahman Özdemir: E söylemişlerse o zaman öyle yazmışızdır, bilemiyorum yani. Belki o zaman öyle söylemişlerdir.

Ertuğrul Aydoğan: 40 milyon TL'lik bir maddi menfaatin söz konusu olduğu davalarda, davaları alırken hiçbir avukatlık ücreti alınmadan bu davaların yapılması normal mi?

Rahman Özdemir: Tabii ki avukatlık ücreti alınmak istenir. Ama benim Necmettin Bey'le ilişkim biraz farklıydı, orada biraz şey yapabilirim.

Ertuğrul Aydoğan: Peki bu görüşmeleriniz sırasında Turan Aydoğan'ın Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı olduğunu söylediğine dair herhangi bir konuşmaya tanık oldunuz mu?

Rahman Özdemir: Hayır, işitmedim. Öyle bir görev de yoktu zaten galiba.

Ertuğrul Aydoğan: Teşekkür ediyorum, sorularım bu kadar.

RAHMAN ÖZDEMİR AVUKATI SAVUNMASI

Müvekkilim, sanık aynı zamanda bağlı çalışanım. Davaları ben açtım. Sanık hukuki yoldan bu işlerin takibini etmiştir. Diğer sanık Turan Aydoğan'ın okul arkadaşı, Anadolu Üniversitesi'nden okul arkadaşı olması sebebiyle onun ricası üzerine hukuki yoldan takip etmiştir. Necmettin Bey'in avukatı da mevcut kapanan dosyalar için yargılamanın yenilenmesi ve diğer hukuki taleplerimiz açısından yetki belgesi düzenlemiştir. Biz de buna istinaden gerek Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığında gerekse de Bölge Adliye Mahkemesi ve Küçükçekmece 5. Sulh Hukuk Mahkemesinde bu davaları takip ettik. Müvekkilim yalnızca bu işleri hukuki yoldan takip etmiştir. Herhangi bir rüşvete aracılık etmemiştir. Zira kendi beyanında da açık olduğu üzere sanıklardan, diğer sanıklardan kimseyi tanımamaktadır. Öncelikle müvekkilin atılı suçtan beraatına, duruşmalardan vareste tutulmasını talep ederim.

ALİ NUHOĞLU SAVUNMASI – 08.10.2026

Sayın başkanım, sayın heyet, sayın savcım; ben öncelikle 59. eylemle başlamak istiyorum. Aslında bu var olan 59'daki suç unsurunun içinde niye varız, bunu kesinlikle tam olarak çözemedim. Burada tabii baktığınız zaman, İSFALT'ın daha öncesinden, yani 2019 yılı öncesi, Cebeci'nin yollarını, altyapılarını yapma temelli MAPEG'le yaptığı bir anlaşma vardı. Bunların karşılığında, yaptığım araştırmalar sonucunda bu bilgileri aldım, 280 milyon vardı daha yaklaşık bir teminat mektubu vardı. İSFALT'ın yaşadığı mali sorunlardan dolayı çok uzun bir dönemi bu yatırımı zamanında yerine getirmedi, hatta gelinen noktada İSFALT'ın teminatının irat kaydedileceği bir noktaya doğru sürüklendi bu konu.

Daha sonra çok kısa bir süre verdi MAPEG. Bu süre içerisinde bitirilmediği zaman kesinlikle teminatlarının irat kaydedileceği İSFALT'a deklare edildi. Onların da zamanları kalmadığı için, aciliyet kapsamında 21/b maddesine göre bir ihale çıkarttılar. Bu ihalede de yaklaşık yine de 5 firma çağrıldı ama bildiğim kadarıyla 9-10 firma çağrıldı. Ve de bunu kendi bütçelerinden yaptıklarından dolayı, kendi öz kaynaklarından yaptıklarından dolayı gördüğüm kadarıyla da bu dönemin rakamlarına göre yaklaşık maliyetleri de çok sıkıntılıydı. Yani İSFALT, Büyükşehir'den bununla alakalı bir kaynak alamayacağı ve sıkışık bir durumda olduğundan dolayı zorlanacağı için elinden geldiğince düşük bütçelerle bunu çıkarttılar.

Bu ihalede, aslında ben bu firmanın sahibi de değilim ama benim ortak işlerim olan Neoray şirketinde kaldı. Ve de bu ihale kapsamında yapılan iş, MAPEG'le ortaklaşa projeleri yapılmış ve de işveren olarak da İSFALT'ın işin başından sonuna kadar kontrol ettiği, her boyutta sahadaki çalışmaları da İSFALT kendisinin bir şekilde kontrol mühendisleri tarafından denetlediği bir süreç yaşandı.  Fakat buradaki şey de sorgulanan daha çok şu oldu: O dönemde Murat Gülibrahimoğlu, sahada çok aktif birisiydi, makineleri vardı, ekipmanları vardı. Bütçesi de çok kısıtlı olduğu için, o dönemde arkadaşlar uygun da rakam verdiği için bu işi bu firmaya verdiler. Bu firmanın da onayı İSFALT'tan alındı, yani yeterli olduğuna dair gerekli onay ki normal resmi evraklarını vermeniz gerekiyor, firmayı da yeterli görmeleri gerekiyor. Ve sahadaki işleri de Murat Gülibrahimoğlu yaptı. Fakat bu aşamada kademe kademe, adım adım, yani Murat biraz kontrolü zor bir arkadaş olduğu için hem İSFALT cephesinden hem de bizim cepheden sahada yapılan işlerin hepsi birebir kontrol edildi.

O alanda tartışılan bir döküm işi var. Belki o dönemlerde başlamış olabilir ama ondan sonra çok uzun bir dönem daha devam eden bir süreçtir. Bu döküm işlerinin hiçbir şekilde orada ne oranın ne MAPEG'in içinde olduğu, İSFALT'ın bünyesinde her türlü kontrollerinin yapıldığı sistemle hiçbir alakası yoktu. Ama her nedense özellikle bu ad ihale ile ilişkilendirilmiştir, hatta ki İSFALT ciddi bir şirkettir yani. Çok ciddi asfalt kapasitesi olan, İstanbul'da kışla mücadelede de birçok alanda belediyenin çok ciddi boşluğunu dolduran ve geçmiş bünyesinde de değerli kadroları barındıran bir sistemdir. Hatta o konu bir ölçüde oradaki arkadaşların da taraf olduğu bir sisteme dönüşmüştür. Bildiğim kadarıyla birçok arkadaş bu konuyla alakalı geldiler, burada kendilerini ifade ettiler ve süreçle alakalı gelip bilgileri verdiler.

Aslında bu bilgileri benim vermemden daha çok bu bilgileri verecek kurum da İSFALT'ın kendisidir, ana sorumlusu İSFALT'tır burada. Ve o aşamada gördüğüm bir şeyi burada aktarmak istiyorum. Mustafa Mutlu adında bir danışman, tanıdığım bildiğim birisi değil, bilmiyorum burada mı, bir yüz yüze gelsek iyi olur. Hiç görmediğim birisi, bir ifadede şöyle bir deklerede bulunuyor, diyor ki: "2021'de", beni tanımayan birisi. Biz de tabii bu davada adımız da çok üst boyutta geçtiği için herkeste şöyle bir kafa var; "Ben de bir şeyler söyleyeyim, buradan bir şeyler uydurayım, bir şekilde nasıl geçerim" mantığıyla hareket eden bir kafa yapısı oluşuyor insanlarda. Adam 2021'de Burak Sırali'nin kendisine buradaki işleri, ki işler de 8 milyon, 9 milyon, 7 milyon, yani bizim çapımıza eş değer değil. Yani biz yaklaşık 1 milyarın üzerinde çok büyük işler yapan, Türkiye'de 300'ün üzerinde proje yapan ve ciddi bu anlamda yeterliliği olan, teknolojik projeler de yapan, şu İstanbul şehrinde gördüğünüz birçok projede geçmişten bu yana damgası olan bir grubuz. Yani İSFALT, zaten bizden baktığınız zaman yapı olarak küçük bir firma. Yani benim gidip İSFALT'ta 8 milyon, 7 milyon, 9 milyonluk işlerde taşeronluk yapmak gibi bir iradem olmaz, uygun da değil. Yani onu da taşeronlar yapar, yani sahadaki küçük ölçekli firmalar yapar.

Ve bu aşamada bu iş yapılırken İSFALT ve İSTAÇ, buradaki döküm yerinin iki ayağı var, bunları da burada anlatmak zorundayım. Çünkü ben de Murat Gülibrahimoğlu ve buradaki 22 sanığın yargılandığı tüm maddelerin hepsinden yargılanıyorum. Yani benim burada Murat Gülibrahimoğlu ile Fatih Keleş ile ve diğer arkadaşlarımla hiçbir farklı pozisyonum yok. Yani bu süreçlerin hiçbirisinde yokuz. Aramızda herhangi bir nakit akışı yok, bir HTS kaydı yok. Burayla alakalı benim üzerime bu Cebeci döküm yeriyle alakalı, ki ben de Ali Nuhoğlu'yum yani öyle bir alanda olsam herhalde orada da bir ağırlığım olur yani, kendimi gösterecek bir alan da yakalarım. Ama her ne hikmetse o Mustafa Mutlu'nun da o dönemde verdiği ifadenin ışığında bu ihale de gerekçe gösterilerek biz de sanki bu sürecin bir parçasıymışız gibi ortaya çıkarıldık.

Ha şimdi tam teknik olarak bu işin kapsamında hangi işler var onu tek tek sıralayamam ama şunu söyleyebilirim: Çok ciddi yol işleri yapan bir firma olarak yaptığınız yolda hele böyle İSFALT gibi bir kuruluş, Büyükşehir'in de taraf olduğu bir yapı ve MAPEG'in de projeleri üzerinde takip ettiği bir yapı olduğu zaman siz sadece alanda .... dolgu kullanabilirsiniz. Yani dökümle dolguyu ayırmak lazım; dolgu farklı şey, döküm farklı şey. Adam oradan girmiş, her tarafı doldurmuş. Bunlarla alakalı ayrıntı şeyleri açıkçası bu 430 sayfalık iddianameyi iki kere okudum. Okumamın sonucunda ortaya çıkan izlenimim, o sürecin başından sonuna kadar sağlıksız işlediğiydi. O dönemde bunu hissettiğim kadarıyla hem birinci genel müdür, İSFALT'ın genel müdürü, hatta tanık olarak da çağırabilirsiniz onu, hani Mustafa Mutlu diyor ya "Ali Nuhoğlu burada 7 milyon, 8 milyonluk işlerin peşinde koşuyor, Burak Sırali gelsin burada ifade versin." Burak Sırali'nin o aşamada genel müdürlüğünün son bulmasının ana nedeni, Cebeci ile alakalı oradaki var olan ekiple kavga etmesidir, başka hiçbir nedeni yoktur. Geldiği zaman da bunu açık bir şekilde size söyler yani burada.

Daha sonraki süreçte, ki bana göre Cebeci'de sadece o değil, Mehmet Karataş bu dosyaya sokulmuş. Baktığınız zaman sanki o da orada bir şeyin parçasıymış gibi gözüküyor, hiç alakası yok. Murat Gülibrahimoğlu, çok ciddi çatıştığı için onu da arkalara gönderdiler. Orada bildiğim kadarıyla Savaş diye bir çocuk vardı genel müdür yardımcısı. O da bir şekilde paketlendi, gönderildi. Yani orada benim gördüğüm, yani İSFALT'ın ve İSTAÇ'ın bir şekilde bypass edildiği. Ki daha önceki süreçlerde hep orada kurgu şeyler oluşturuldu. Bu döküm işleri karışık işlerdir. Yani gayrimeşru yapıların işleri de içindedir. Buraları kontrol edebilmeniz için bir kamu düzeni oluşturmanız lazım. Hele böyle İstanbul gibi bir şehirde bunu bir kişi üzerinden yürütemezsiniz. Ama ben açıkçası oradaki bütçenin bir şekilde Murat'ın oluşturduğu Kuzey ve Güney'deki İSFALT oranın ana paydaşlarından bir tanesiydi. Belki İSFALT o süreci komple yönetmiş olsaydı kamu yararına çok daha mantıklı bir süreç ortaya çıkardı.

Ben, hep bu sürecin hiçbir tarafını savunmuyorum ve doğru da bulmuyorum. Oradaki yapılan iş yanlıştır. Yani buradaki 22 kişi yargılanırken, orada görüyorum alakası olmayan arkadaşlar var o yapı içerisinde. Ama orada herkes biliyor yani İbrahim Bülbüllü, Fatih Keleş, Murat Gülibrahimoğlu; bu üç arkadaş, buradaki ana inisiyatifliler. Orada kayıp ettikleri konu şu bence, yani yanlarında bir tane yapı işlerinden, park bahçelerden veya Ağaç AŞ'den bir tane teknik bir eleman olsaydı buradaki bu hatalı işleyişle alakalı onları uyarırdı. Yani mevzuat bilgisinin eksikliğinden dolayı bana göre orada devasa bir yanlış yapılmıştır ama ben şunu açıkça net söylüyorum, ben o yanlışın hiçbir zaman yanında olmadım. Bundan sonra da olmam, parçası da olmam. Ha oradaki işle alakalı konuda yapılan bir ihaledir. Yerinde tespittir. Şimdi de bir bilirkişi gönderildiği zaman, bir şekilde bakıldığı zaman o işlerin hepsi rakamına göre yapılmış ve teslim edilmiştir. Hatta yani biz orada piyasa ağzıyla bir goygoy içerisinde olsak, yüzde 64'le kesilmiş bir iştir. Yani bir şekilde yani bu tip katakullili, film tarzı şeyler olsa yapar ederdin, dürtüklerdin, yüzde yüzüne getirirdin. Yüzde 20 keşif artışı alırdın. Ve bu konuda çok Cebeciyle alakalı kapıştıkları için, konuda bir şekilde bana da yansıdığından dolayı ki Murat arkadaşın herkesle de kavga yapan bir yapısı vardı, işin acımasızlaşması adına proje değişikliğinden sonra gelinen aşamada işi son şekliyle tamamladık. Ve arkadaşlar oradan çekildiler. Cebeci ile alakalı hikâye budur. Eğer herhangi bir soru yoksa diğer konulara geçeyim.

Şimdi eylem 133 de çok enteresan. Başkanım bu ihalede yokum yani. Yani olmadığım bir ihaleyle alakalı yargılanıyorum. Yani İSFALT'ın girdiği, diğer başka bir iştirakçinin girdiği, diğer firmanın resmi evrakları ve verileri temelli yeterli gözükmediği İSFALT'ın aldığı bir iş bu. Ama akabindeki sürece baktığınız zaman, yani buradaki süreçlerle alakalı süreyi geciktirdin, onu yaptılar, bunu yaptılar bu benim değerlendireceğim bir konu değil. Ama şunu biliyorum ben, büyükşehirde her zaman bir kurumsal yapı vardır. Yani işlerini yaparken imza atma noktasında dikkatlidirler. Yani aslında sorun şu; yetkisi olmayan, imza atmayan kişiler daha rahat karar veriyorlar. Yani belki konularla alakalı zorlamaları daha üst boyutta oluyor. Ama kamu görevlileri dikkatlidirler, yani maaşla geçinen insanlar bunlar. Oradaki süreçler buradaki yapılan, gördüğümü söyleyeyim dosyayı inceledim ben, bunlar küçük küçük işler. Yani 8 milyon, 10 milyon bu kar küreme işleri de dediğiniz zaman hepimiz İstanbul'da yaşıyoruz, bunu görüyoruz. Bu araçları gereçleri hazırlamanız gerekiyor. Önceden bir hazırlık gerekiyor. İSFALT'ın da bana verilen bilgide tüm o dönemdeki kamyonlar 2024-2025 model olduğu için zamanı da yok. Yapabileceği tek şey kalıyor geriye, 3G ile temin idare etmek.

Aslında temin usulü baktığınız zaman sistemde İhale Yasası'na göre yani 4734'e göre bir ihale değil yani, bir satın alma gibi bir şeydir yani, hizmet üzerinden satın alma. Küçük firmalar girdiler bu işlere. Bunlar normal ihale yöntemiyle firmalara dağıtıldılar ki ilk o dönemdeki bu keşifte çok ciddi sıkıntıları vardı. Yani yapılan işlerin neredeyse firmaları kurtarmayacak bir noktadaydı. Harala gürele o sene İSFALT işi toparladı, o işleri bir noktaya getirdi. Ama bu işlerle alakalı taşeronların yaptığı veya bölgede bu kamyonların sahibi olan insanların yaptığı böyle küçük, 3'e... Farklı işlerle alakalı ben sadece yanıma birisi gelir, tanıdığım, çevremizden bir insandır, "Ya abi şuradan bir taşeronluk alacağım" der, "Yardımcı olur musun, teminat verebilir misin?" Belki o tarz bir şey olursa... Kendimiz için değil; yani bize uygun işler değil çünkü bu boyuttaki küçük işler.  Onun ötesinde... Yani aslında ben burada Başkanım hem Eylem 133'ü hem de 134'ü anlatmış oldum. Yani 133'te zaten olmayan bir ihale olduğu için oradan yargılanmam söz konusu değil. 134'te de baktığınız zaman bu firmaların zaten benimle bir alakası yok. Taşeronumuz olanlar var, bizde iş yapanlar var. Yani tedarike alakalı kullandıklarımız var, asfalt işleriyle beraber hareket ettiklerimiz var. Bu firmalar da normal giderler, ihalede tekliflerini atarlar, kendilerine kalırsa yaparlar. Ama işlerin hacmi bize uygun hacimde işler değil.

Gelelim bu hikâyenin şeyine Başkanım; bizim şimdi baktığınız zaman toplam Büyükşehir'de yaptığımız ana iş: Terkos arıtma -İSKİ'nin en büyük işlerinden bir tanesidir- Taşoluk ve Terkos arıtma ve Avrupa Yakası altyapı işleridir. Yani rakamsal olarak söylemem gerekirse enterpole edip yani 2010 yılına, 12 yılına... Şey, 2010 dedim, bu seneki 2026'ya bunu enterpole edip getirdiğimiz zaman yaklaşık 10-12 milyarlık bir iş toplamıdır bu ikisi. Ve bana ait olan bu iki iştir. Bu iki iş de bu dosyanın hiçbir tarafında yoktur Başkanım. Yani iki işle alakalı hiçbir iddia da yoktur. Nedeni şudur: Bu işlerden bir tanesini Öztaş-Fernas İnşaat almıştır. Daha sonra iş ortada kalmıştır. Avans alan firma pandemi döneminde işi yapamayacak noktaya gelmiştir. Biz de İSKİ'ye "Gel, iş yaparız" diye avans almasına rağmen çok kâr marjı olmadığı bir durumda bile bu işi devraldık, devralma suretiyle yaptık. Bir de şeydir; aldığımız altyapı işidir. O da Limak İnşaat haksız bir pozisyonda bu işi aldığından dolayı biz onu dava ettik; mahkeme sonucunda aldığım bir iştir. Yani bizim bu dosyada konuştuğumuz komple bana bağlı olan, Ali Nuhoğlu'nun para sirkülasyonu ile alakalı konuşulan konuların toplamına bir de asfalt fabrikalarımız olduğu için asfalt işlerini ekleyebiliriz. Ama bu konuştuğumuz konuların hiçbirisiyle alakalı ne bir iddia vardır ne de bu dosyada hakkımızda herhangi bir suçlama vardır. Yani benim olmadığım, içinde bulunmadığım konularla alakalı yargılandığım bir konu.

Aslında benimle alakalı olan konu, yani belki... Yani Ali Nuhoğlu ile alakalı bu dosyada bu kadar parlatılmama neden olan, konuşulmam veya insanların bir şekilde bu konuyu çok köpürtmelerindeki ana unsur Sarıyer'deki villa işleridir. Orada da aslında ifademde ben onu anlattım. 2020 yılında Tuncay Yılmaz'ın söylemesiyle, Ekrem İmamoğlu'nun da bilgisi dahilinde -yani belki de yanlarındaki Belediye Başkanı kendisine bir yer yapıyor- yanlarındaki yeri alma mantığı içerisinde hareket ettiği bir kurguyla ortaya çıktılar. Yani çok ayrıntısına şundan dolayı girmek istemiyorum, yani tatsız bir muhatap olduğu için değil mi dosyalarda da var bilgileri her şeyi. 2024 yılına geldiğimiz zaman bu konunun devri ile alakalı Tuncay Yılmaz bana geldi abi dedi bu villaları devretmemiz lazım. Tuncay dedim yani bak iddialı bir siyaset yapılıyor burada doğru bir şey değil yani bu işle alakalı zarar görürüz. Böyle bir şeyi yapmak doğru gelmiyor bana.

Tuncay Yılmaz ile 2 ay 1 ay 2 ay oyaladım aslında ben onu. Sonra geldi abi dedi ben dedi aslında ben de senin gibi düşünüyorum. Yani doğru da bulmuyorum ama anladım aile olarak oraya yönelik bir kurguları vardı. Yani aile yaşantısını oradan organize etmek gibi yolun sonunda belirli bir aşırı ısrarları olunca, 2024 yılının seçimden önce Mart ayı olması lazım, yani 1 ay önce ya şirket devridir bir şey olmaz… Yani kaldı ki böyle bir şeyi o aşamada düşünmeleri de veya böyle bir şeyin içinde olmalarını da şu anda buradan söylüyorum doğru bir şey olarak görmüyorum. O ayrı bir şey. Yani bedeli ödenir ödenmez ayrı bir olay. Yani o aşamada olmaması gereken bir şey gibi bende öyle bir düşünce tarzı ortaya çıktı ve öyle düşünüyorum. Sonra bu durumun şeyiyle alakalı tabii kamuoyunda da dendiği gibi ya sıfır işte bedava verildi falan filan… Yani iki taraflı bir şey var. Yani olayın gerçeği üzerinden gitmek doğru bir şey. Bizim zaten yani burayla alakalı kim ne derse desin MASAK raporlarına baktığınız zaman, şirket kayıtlarına baktığınız zaman kabak gibi şey ortada. Yani orada ne gözüküyor; 48 milyon bunun 33 milyon şeyde Beylikdüzü'nde, 6 artı 1 bir villa ödenen 15 milyon cari o konuda. Başkanım konular bu aslında yani, bu toplam fotoğrafa baktığınız zaman fotoğraf içerisinde yani bu başlıklar üzerine kurulu. Yani diğer şeylerle alakalı zaten elemanlar da kendi ifadelerini verdiler. Bunlarla alakalı beyanlarımız...

Hakim: Daha önce verdiğiniz beyanlarınız doğru, onların arkasındasınız yani?

Ali Nuhoğlu: Evet.

Hakim: Eklenecek başka bir şey yok, beraatinizi istiyorsunuz?

Ali Nuhoğlu: Evet.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Ali Bey, bu villa meselesi ile ilgili ilk başta sorularım var. Bu villaların alım sürecinin başından başlayalım. Burada Güllüce Tarım diye bir şirket hani dosyada gözüküyor. Bu şirketi hangi amaçla kurdunuz?

Ali Nuhoğlu: Bu villayı alma amacıyla.

Savcı: Bu villa alım süreci ile ilgili iki tane villadan bahsediliyor Sarıyer'de. Size bu iki villanın alınmasını talep eden veya söyleyen kimdi?

Savcı: İki tane villanın.

Ali Nuhoğlu: Tuncay Yılmaz, evet.

Savcı: Tuncay Yılmaz. Yani siz bu villayı kendiniz bulmadınız veya kendiniz araştırmadınız. Tuncay Yılmaz gelip sizden bu iki villanın alınması hakkında talepte bulundu, doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Evet, evet. İfademde de öyle...

Savcı: Tamam. İfadenizde şunu söylemişsiniz: "Alım belgesi İmamoğlu'nun bilgisi dahilinde. Tuncay Yılmaz beni aradı. 'Bana burayı, biz burayı İmamoğlu'na almak istiyoruz. Şu anda nakit durumumuz uygun değil' şeklinde ifadeleri var." Bunlar doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur.

Savcı: Siz de buna binaen... Sizde de hani o anda bir nakit anlamında sıkıntı olduğundan bahsetmişsiniz herhalde. Daha sonra bu Güllüce Tarım'ı kurup iki villa alım sürecinde bu villalara alınan para ile ilgili paranın kaynağı tam olarak nedir?

Ali Nuhoğlu: MASAK raporlarında var zaten sayın savcım. İSKİ'den gelen paradır.

Savcı: Orada Tuncay Yılmaz size hitaben İSKİ'deki alacaklarından ödeme çıkaracağını, bu suretle parayı alabileceğinizi söylediği şeklinde bir beyanı var. Bunu Tuncay mı size teklif etti? Hani İSKİ'den paranızı çıkartalım ve bu şekilde...

Ali Nuhoğlu: Yani onu tam hatırlamıyorum ama bir yardımcı olundu yani. Çünkü İSKİ çok sıkıntılıydı o aşamada.

Savcı: Tuncay Yılmaz'ın İSKİ'de bir görevi var mı ödemelerle ilgili? Bir resmi sıfatı vesaire?

Ali Nuhoğlu: Tuncay Yılmaz'ın yok, yok.

Savcı: Yani bu iki villanın alımı ile ilgili aldığınız hani yatırdığınız paranın kaynağı İSKİ'den gelen alacaklarınız, doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Şöyle ama sayın savcım... Yani sonuçta bizim oradaki alacağımız... Çok yüksek alacağımız vardı İSKİ'den. Yani yaptığımız iş karşılığı verilen bir para bu.

Savcı: İçeride bekleyen para.

Ali Nuhoğlu: İçeride bekleyen bir para. Yani...

Savcı: Yani Güllüce'ye aldığınız tarihteki İBB'den gelen hak edişleriniz.

Ali Nuhoğlu: İSKİ'den.

Savcı: İSKİ'den. Tamam, daha sonra bu villayı aldınız, doğru mu? Güllüce Tarım üzerine.

Ali Nuhoğlu: Evet.

Savcı: Daha sonra yine beyanınızda "Villa satın alımından itibaren süreçle ilgili villaların bulunduğu şirkete ilişkin bütün mali, muhasebesel işlerin takibini İmamoğlu İnşaat'ın yetkilileri yürüttü" şeklinde beyanınız var, doğru mu bu da?

Ali Nuhoğlu: Onu takip ettiler, evet, evet.

Savcı: Yani Güllüce'yi siz kurmuş olsanız da Güllüce'yi kurma amacınız bu iki villayı almayla ilgili bir süreç, doğru mu? Başka bir amacı yok Güllüce'nin.

Ali Nuhoğlu: Yok, yok.

Savcı: Güllüce'yi kurduğunuzdan devre kadarki süreçte İmamoğlu İnşaat bu süreci yürüttü mali, vergisel, muhasebesel boyutunu. Doğru mu bu da?

Ali Nuhoğlu: Yok, sayın savcım, zaten şeyde, dosyada olan notlarda da var o. Yapılan projede yani 2023 yılında şeyde de İmamoğlu şirketinde de o evraklar var. Bir inşaat işi de başlamıştı orada aslında yani.

Savcı: Yine villa alımı ile ilgili 31 milyon TL aldınız, doğru mu o süreçte? 31 milyon TL...

Ali Nuhoğlu: Villayı 31 milyona aldım herhalde.

Savcı: 3.8 milyon dolar gibi bir para ediyor o süreçte. Villa devir sürecine ilişkin de yine daha demin bahsettiğiniz hani Tuncay Yılmaz'dan gelen bir talep miydi bu şirketin devri? Güllüce'nin?

Ali Nuhoğlu: Şöyle aslında... Yani Tuncay Yılmaz'ın da kafası karışıktı. Yani ben çok şey olunca "Ya" dedi, "Ben de çok doğru bulmuyorum bunu."

Savcı: Doğru bulmadığı konu ne tam olarak?

Ali Nuhoğlu: Ya şöyle, seçim... Böyle bir işlem, yani baktığınız zaman... Zaten şu anda bu konuyu konuşuyoruz burada sayın savcım, yani... Çok zorda kalmadığınız sürece yapmayı doğru bulmadığınız bir işlem bu yani.

Savcı: Tuncay Bey de o süreçte sizin fikrinize katıldı ama daha sonra yine de ısrarla devri istedi mi sizden?

Ali Nuhoğlu: Sonra başkanla görüştüm ben.

Savcı: Kimle?

Ali Nuhoğlu: Ekrem Başkan'la.

Savcı: Ne görüştünüz tam olarak?

Ali Nuhoğlu: Yani bununla alakalı ben aynı düşüncelerimi ona da aktardım. Yani oradaki var olan şeye karşı bir aile yaşantısı düzenlediklerini anlıyorum.

Savcı: Ekrem Bey'in bütün süreçlerden bilgisi, haberi var, doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Ekrem Bey'in bilgisi var, evet.

Savcı: Devre ilişkin süreçte de 15 milyon TL ve Beylikdüzü'nden 6+1 villa şeklinde bir, artı 48 milyon TL'lik bir anlaşma yapıldı. Satışa ilişkin. O dönem parasıyla 1,5 milyon dolar gibi para etti o süreçte. Daha sonra bu basına çıkan meselelerden ötürü formalite de gerçeği yansıtmayan bir ek anlaşmadan bahsetmişsiniz. Nedir? 87 milyon TL cari borç tanımı. Bunu açar mısınız biraz?

Ali Nuhoğlu: O tabii yani başından beri oluşan tereddüdün ortaya çıkardığı bir sonuç aslında o.

Savcı: Tamam.

Ali Nuhoğlu: Yani o izah edilemeyen sonucu belki değiştirmek için yapılan bir hamle.

Savcı: Yani bu 87 milyon TL cari borç tanımı, normalde 48 milyon TL bir anlaşmamız vardı. Ama konular basına çıkınca, göstermelik şekilde gerçeğe aykırı mı eklendi sözleşmeye?

Ali Nuhoğlu: Sayın Savcım şöyle; aslında yani öyle bir anlaşmanız olsa bile, yani o anlaşmanın evrak bazında bir karşılığı yok yani. Muhasebe kayıtlarınızda olması lazım, Güllüce Tarafında olması lazım...

Savcı: Burada saklanmak istenen hani ilişki ne? Hani konu ne? 87 milyon TL ekstra niye bu anlaşmaya bir madde eklendi? Hangi değere ulaştırılmaya çalışıldı ki?

Ali Nuhoğlu: Sayın Savcım yani ben tabii buradaki Beylikdüzü'ndeki işte 6 ya da 7+1 villa ne yapar? 2, 2,5 işte 15 milyon teklif etti. Yani belki de...

Savcı: Yani bu 87 milyon anlamak istediğim şu; gerçeğe aykırı bir değil mi hani, ilişki borç anlamında? Normalde böyle bir şey var mıydı, yok muydu daha sonradan?

Ali Nuhoğlu: Sayın Savcım, yok zaten şirket evraklarında, hiçbir şeyde de yok yani muhasebe raporlarında.

Savcı: Peki bu süreci kimler yürüttü? Avukat Mehmet Pehlivan'la bir görüşmeden bahsetmişsiniz. Bu süreçlere kendisi dahil oldu mu 87 milyon TL borçlanma meselesine falan?

Ali Nuhoğlu: Şöyle; aslında benim avukatım da takip etti. Mehmet Pehlivan biz şöyle, o sözleşme geldikten sonra avukat olarak kendisi bu süreci takip etti ama benim zihnimden yani çok böyle izah edilemeyecek bir konu olduğu için Mehmet Pehlivan'a ben herhangi bir bilgi vermedim yani. Yani böyle bir şey var, sözleşme var. Kendi aramızda bu şekilde yapıyoruz. Yani benim Mehmet Pehlivan'ın bu konuyla alakalı, içerikle alakalı ki bir avukatla böyle bir şeyi zaten rahatsız edici bir şey bu. Konuşmak da doğru bir şey değil. Böyle bir sohbetim de olmadı Sayın Savcım.

Savcı: Bu villanın satıldığı tarihteki bilirkişi raporuna göre değeri 480 milyon TL gibi bir rakam yapıyor. Doğru mudur bu rakam?

Ali Nuhoğlu: 480 milyon şöyle; onu yüksek, şundan dolayı yüksek: Arada mutlaka bir fark var, onu görüyoruz tabii. Bunu böyle bir ekspertizle de yapmak lazım. Yani böyle afaki bir şeyle benim bunu söylemem doğru bir şey olmaz bir inşaatçı olarak. Ama orada bizim aldığımız tabii iki tane üç kardeşin yaptığı, aslında üçüncü villa alınsaydı parsel bazlı bir inşaat yapılabilirdi. İki villadır satışı söz konusu olan. Yani hani statüleri iyi, 20-25 yıllık villalardır onlar. Biraz daha da eski olabilir.

Savcı: Yani anladığımı özetleyerek soru sormak istiyorum. Bu villayı alırken hani siz İSKİ'den olan alacağınıza karşılık Tuncay Yılmaz'la görüşüyorsunuz. Tuncay Yılmaz paranın çıkmasını sağlıyor size. Doğru mu anlıyorum? İSKİ'den gelen parayla bu villa alınıyor. Sonraki süreçte İmamoğlu İnşaat'ın hani yetkilileri daha çok bu Güllüce Tarım’ın muhasebe süreçlerini yürütüyor. Ve daha sonra devir için Tuncay Yılmaz bir daha geliyor. Bu devir karşılığında işte 48 milyon TL bir anlaşma yapılıyor. Daha sonraki süreç basına yansıyınca da tekrardan 87 milyon TL bir cari borç tanımı altında bir ibare ekleniyor ve siz satışı bu şekilde gerçekleştiriyorsunuz. Doğru mudur?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur Sayın Savcım. Doğru.

Savcı: Şimdi bu bir ticaret midir yoksa alacağa ilişkin verilen bir irtikap kapsamında bir olay mı, rüşvet mi? Nedir yani? Çünkü bu villaları aldığınız tarihteki süreçteki alım bedeli 3.8 milyon dolar, 30 milyon TL gibi bir para ediyor. Ki paranın kaynağı İSKİ'den olan alacağınız. Para aslında bir nevi İSKİ kaynaklarından hesabınıza geliyor. Bu şirket kuruluyor, villa alınıyor. Daha sonra satışta da hani 48 milyon TL, dönemin parasıyla 1,5 milyon dolara satış yapılıyor. Bilirkişi raporunda ise o tarihte villaların değeri 480 milyon TL, 15 milyon dolar gibi bir para. Burada bir tutarsızlık var. Bu bir ticaret midir yoksa İSKİ'deki işlere ilişkin Ekrem Bey'e verdiğiniz rüşvet veya irtikap kapsamında bir bedel midir?

Ali Nuhoğlu: E tabi ticarette bir kar olması lazım. Tam bir ticaret denemez. Yani sonuçta bir işlem var orada da. Yani aslında şöyle... Bu konuların buraya gelmesiyle alakalı ana içeriği biraz açmak lazım sayın savcım. Şimdi baktığınız zaman 2019-2024 yılı arası ihaleler nasıl çıkar, işte ödenekleri ayrılır. Türkiye'deki kamunun en büyük eksikliği bu aslında. Ödeneği ayrılan işin daha sonra ödeneği olmaz. Hatta adam işi yapar, 6 ayda 8 ayda paraları ödenir. Yani 2019-2024 yılı bu 5 yıllık süreç Büyükşehir'in çok ciddi bir mali kriz içerisinde olduğu bir dönem. Yani bazen diyelim 6 ay 7 ayı bulan ödeme periyotları, İSKİ'de hatta bir ara 10-11 ayları bulmuştu. Yani çok ciddi bir sıkışık süreç yaşandı.

Savcı: Doyurucu bir soruya cevap alamadım yani sorumu sorayım, aslında basitti. Ticaret mi yoksa aksi halde bahsettiğim şekilde mi gerçekleşti? Çünkü burada ifadeniz devamında Fatih Keleş'e ve işte bahsettiğim şahıslara verdiğiniz 4.8 milyon dolarlık bir rüşvet iddiası söz konusu iddianamede, devam eden işlerin karşılığında. Bu villa, villa devrinden bahsederek söylüyorum, bu diğer işlemler gibi rüşvet kapsamında verilen bir süreç miydi yoksa ticaret miydi?

Ali Nuhoğlu: O aslında şöyle. Yani çok büyük kapsamlı iş yaptığınızdan dolayı ödemelerinizde, alacağınız paralarda, idaredeki ilişkilerinizde bir sorun yaşamama adına, ki bizde de işte o dönemde binlerce insan çalışıyordu. Şantiyelerin ödemelerinde zorlanıyorduk. Temlik yapıyor, yüksek faiz oranlarıyla, yani ben geriye doğru bakıyorum, o dönemde çok ciddi faizler ödedik işleri yürütme adına. Yani 6 ay 8 ay, hele 10 ayı bulduğu zaman neredeyse paranın %30'unu %40'ını bu temlik işlemlerinde kaybettiğimiz bir süreç yaşanıyordu. Tabii orada bu işlerinizi çözüp yaşamınızı idame ettirmek için mecburen bazı ilişkilerinizi kullanmak zorunda kalıyorsunuz bir iş insanı olarak. Bunun aslında özeti bu, ben onu...

Savcı: Bu ilişkiyi korumak için mi İSKİ'den gelen alacağınıza bu villayı alıp daha sonra aldığınız fiyattan çok daha aşağı rakama İmamoğlu İnşaat'a devrettiniz? Bunu mu anlamalıyız?

Ali Nuhoğlu: İlişkiyi iyi tutma adına tabii.

Savcı: Yine bu ifadeniz devamında Fatih Keleş'ten bahsetmişsiniz. Fatih Keleş'e ilişkin de verdiğiniz bir paralar var. Hatta bu aşağı yukarı söyleyeyim, 4.8 milyon dolar gibi ödeme yapmışsınız. O ödemeye ilişkin de yine bu ödeme trafiğini İmamoğlu adına yöneten kişi Fatih Keleş şeklinde beyanınız var. Bu hususu açar mısınız? Fatih Keleş kimdir, bu ödeme trafiği nedir, Ekrem Bey adına nasıl bir süreç yürüdü?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, anlattığım bu komple belediyedeki bu ekonomik kaçmazdan dolayı bu sorunlarımızın çözümü adına, ödemelerle alakalı belirli bir destek alma adına belirli aralıklarla işte o konuda görevli zaten Fatih Keleş'ti bu işleri, o takip ediyordu.

Savcı: Görevden kastınız ne? Resmi görev mi yoksa Ekrem Bey'in görevlendirdiği bir kişi mi?

Ali Nuhoğlu: Evet evet, o.

Savcı: Tamam. Nasıl peki, süreçler nasıl yürürdü? Burada da ifadenizde mesela verdiğiniz paralardan bahsetmişsiniz. İşte Zafer Keleş'e, ondan sonra İbrahim Bülbüllü'ye diye. Bu süreçleri ve işlemleri açar mısınız?

Ali Nuhoğlu: Onların aslında sayın savcım hepsi dosyada mevcut. Yani belirli bir kısmının dekontları da var. Kasadan verilenler de var. Veren arkadaşlar zaten gelip ifadelerini verdiler, anlattılar.

Savcı: İfadenizde şeyden bahsetmişsiniz, "Anladığım kadarıyla kendi kurdukları sistemi bu şekilde temlik ederek paralarla bir yürütmektedirler ve sistemin devamını sağlamakta." şeklinde beyanınız var. Bu bahsettiğiniz sistemde Fatih Keleş bir aktör müdür?

Ali Nuhoğlu: Evet, öyle.

Savcı: Peki diğer aktörler kimlerdir bu sistemde? Mesela Murat Gülibrahimoğlu'ndan bahsettiniz. Orada Murat'ın bu döküm sahası meselesinde işte Fatih Keleş'le, İbrahim Bülbüllü'yle olan bir ilişkisinden bahsettiniz. Bunları açar mısınız biraz?

Ali Nuhoğlu: Şöyle aslında, Cebeci ifademde biraz ayrıntılandırdım onu ben. Yani belki toplam Büyükşehir'de yapılan hatalı işlemlerin tümüne bakıldığı zaman, ki büyük bir kuruluştur her zaman eksikler, hatalar olur. Ama Cebeci konusu, yani bu arkadaşların Murat Gülibrahimoğlu gibi bir kişiye teslim olup onun üzerinden bir sistem oluşturmaları, belediyenin iki ana kuruluşu oradayken, İSFALT ve İSTAÇ oradayken bunları baypas edip belediyenin başını bu boyutta belaya sokacak bir sisteme kadar sürüklenmesini sağlaması bence büyük bir hataydı yani.

Savcı: Nasıl bir teslimattan kastınız ne, nasıl bir teslim etti? Mesela Fatih Keleş'in o tarihlerde Büyükşehir'de bir resmi görevi var mıydı? İbrahim Bülbüllü'nün var mıydı? Bu döküm sahası meselesiyle ilgili süreçler nasıl yürürdü? Çünkü Murat Gülibrahimoğlu bildiğim kadarıyla iş adamı, resmi görevi yok Fatih Keleş'in o süreçte. Bu Cebeci döküm sahası veya Cebeci maden sahasına yapılan dökümle ilgili belediye adına resmi görevi yoktu. Bu süreçte mesela Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü nasıl bir teslimiyete kapıldı ki sonuçları ne oldu? Mesela Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü bu sürece ilişkin Büyükşehir anlamında Murat'ı desteklemek için birtakım faaliyetlerde bulundular mı?

Ali Nuhoğlu: Şöyle Sayın Savcım, zaten verilen ifadeleri ben de takip ettim. Yani belediyedeki...

Nergiz İnce: Sayın Savcım şunu sorabilir: Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü'yü tanır mısınız, aralarındaki ilişkiyi bilebilir misiniz, gözleminiz nedir diye sorabilir. Ama Sayın Savcı bu soruyu kendi cevabını vererek yönlendirici bir şekilde sorma hakkına sahip değildir. Bu sebeple soruya itiraz ediyorum.

Savcı: Bir sonraki soruya geçiyorum. Fatih Keleş'i tanır mısınız?

Ali Nuhoğlu: Tanırım.

Savcı: Nereden tanırsınız?

Ali Nuhoğlu: Fatih Keleş'i yani 2019'da göreve başladı Büyükşehir'de danışman olarak, o dönemde tanırım.

Savcı: Cebeci döküm sahasına ilişkin faaliyetleri nelerdir Fatih Keleş'in?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, aslında Cebeci döküm sahasıyla alakalı benim hiçbir zaman direkt müdahilim olduğum bir konu değil. Ha orayı ben nereden biliyorum? Tabii Murat Gülibrahimoğlu, orada o kaynakları da kullanırken, tabii güçlü bir pozisyona ve güce sahip oldu. Oradaki ocakçılarla çok ciddi sorunlar yaşadı. Tabii biz şimdi inşaat işleri yaptığımız için, Karadenizli olmamızdan dolayı, Murat'la karşı karşıya gelen kişiler ara ara işte kim var orada, Sayınlar var, Kaptanlar var, Erenler var, Akdağlar var. Yani o biraz şu kafayla hareket etti. Kendini böyle bir hükümet projesi gibi gösterip insanlara anlattı ve bu şekilde aktarmaya başladı insanlara. Ama oradaki insanların hepsiyle de sorun yaşadı aslında. Problem yaşadı.

Savcı: Murat mı?

Ali Nuhoğlu: Tabii tabii. Çünkü onun ana hedefi bence şuydu: İstanbul'da tekelleşmeyi sağlamaktı. Hafriyat, deniz atıkları, Cebeci'deki agrega işleri, hatta en son asfalt falan. Yani biraz hudut bilmeyen bir arkadaştı. Ama kamu tarafının onu dizginlemesi gerekiyordu. Zaten doğru şeyler olmuş olsaydı o da burada gelir kendini anlatırdı bir şekilde. Yani buradaki konu da dosyada, söylüyorum 22 tane kişi yargılanıyor. Tanıdıklarım var, tanımadıklarım var. Ama bu işle alakalı asıl cevap vermesi gereken üç kişi var. Biri Fatih Keleş'tir, biri İbrahim Bülbüllü'dür, bir de Murat Gülibrahimoğlu'dur. İkisi kaçak, birisi burada, Fatih Bey. Bunu anlatması lazım yani. Ben olsam öyle yapardım. Çünkü o alanda yetkiyi bu üç arkadaş kullandılar. Çünkü ben bir ifade veriyorum şu anda, bir şirkette çalışıyoruz. Sorumluluk almak önemli bir şeydir. Ben ne diyebiliyorum? O şirket Ahmet'e ait, bu şirket Mehmet'e ait. Ben sana yaptım, söyledim bir kere. Bence bu bir tarz olamaz. Konu ortadaysa bir ateş topu da varsa havada dolaşmaması lazım. Yani birisi bununla alakalı bir izah vermesi lazım. İşte ben nasıl geldiğimi, konuları anlatıyorum, bir şekilde aktarıyorum. Bu arkadaşların da onu anlatması lazım yani.

Savcı: Fatih Keleş'in bu yetkisinden bahsettiniz. Fatih Keleş bu yetkiyi kim adına kullanıyordu sahada?

Ali Nuhoğlu: Ekrem beyin danışmanı Fatih Bey.

Savcı: Ya Cebeci döküm sahasındaki süreçlerle ilgili Fatih Keleş'in yürüttüğü süreçler Ekrem Bey'in bilgisinin dahilinde miydi?

Ali Nuhoğlu: Ya Başkanın olur tabii. Başkanın bilgisi olmadan olmaz ki.

Savcı: Peki bugünkü ifadenizde bahsettiniz ya, bu ödeme trafiğini İmamoğlu adına yöneten kişi Fatih Keleş'tir diye. Bu Cebeci döküm sahasında ortaya çıkan rantla ilgili Fatih Keleş'in yürüttüğü bir süreç var mıydı bildiğiniz? Hani Murat Gülibrahimoğlu da ortak diye iddia ediliyor iddianamede.

Ali Nuhoğlu: Başkanım, ben onları dosyadan okudum. Yani şimdi baktığınız zaman yani buradaki var olan süreçte bir ocakçıya ihale edip geri verebilirsiniz. Normal bir ihale prosedürü çerçevesinde ihale yapar, gelip insanlar katılırlar. En uygun teklifi veren işi alır. Diğer taraftan da kamu da buradan bir gelir elde eder yani. Ama onun belirli bir prosedüre göre yürümesi lazım. Ama bana derseniz ki Cebeci'deki o iç işleyişi tam biliyor musunuz? Yani ben de dosyada verilen ifadelerden biliyorum. Ama şeyi anlamadım açıkçası. Yani Fatih niye Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketine para gönderiyor, anlam veremedim açıkçası.

Savcı: Bu yine Fatih Keleş'e verdiğiniz paralar var, 4.8 milyon dolar şeklinde iddianıza göre. Onunla ilgili belirli tarihlerde belirli kişiler vasıtasıyla para göndermişsiniz. Bu kişiler de burada dinlendi süreçle ilgili. Onlar da bunları kabul etti. Bu Fatih Keleş'e verdiğiniz 4.8 milyon dolar para ne için verildi? Hangi işler karşılığında veya hangi süreçlerle ilgili? Veya bahsettiğiniz o sistemle ilgili bir şey mi? Burayı açar mısınız biraz?

Ali Nuhoğlu: Evet bizim...

Hakim: Evet avukat hanım... söz hakkı verelim. Mikrofonu açalım avukat hanımın, buyurun.

Avukat: Sanığın kendi ifadesinde, hazırlık aşamasında verdiği ifadede böyle bir toplam tutarın Fatih Keleş'e verdiğine ilişkin bir beyanı yok. Beyanında farklı kişilerin isimleri geçmekte.

Hakim: Tamam, şöyle düzeltelim soruyu.

Savcı: İfadenizde yapılan ödemeler Fatih Keleş'in kardeşi Zafer Keleş'in ... içerisinde yapılmaktadır şeklinde beyanınız var. Daha sonra ikinci bir ifadenizde etkin pişmanlık kapsamında verdiğiniz beyanlar haricinde tarafımdan ödemeler karşılığı temin edilen 5-6 kez şeklinde çalışan tarafından yapıldığını beyan ettiğim ödemeler diye açıklamışsınız. Buradaki açıklamalarınızda yine Oğuzhan Demircioğlu vasıtasıyla gönderilen paralar var. 28.02.2022 tarihinde 460.000 dolar parayı Zafer Keleş'e ben veya çalışan Oğuzhan Demircioğlu verdi diye belirtmişsiniz. 09.08.2022 tarihinde 700.000 dolar Zafer Keleş'e, 06.08.2022 tarihinde 436.000 dolar Zafer Keleş'e, yine 09.08.2022 tarihinde 30.000 dolar Zafer Keleş'e teslim ettiğinizden bahsetmişsiniz. Yine devamında Oğuzhan Demircioğlu'nun işte 08.03.2024 tarihinde 1,5 milyon dolar Ahmet isimli şahısa, 500.000 dolar Ahmet isimli şahısa, 1 milyon dolar Ahmet isimli şahısa ve toplamda 4,8 milyon dolarlık paradan bahsediyoruz. Bunun bir kısmı Ahmet isimli şahısa gidiyor, diğer kısmı da Zafer Keleş'e verilmek üzere Fatih Keleş'e gidiyor anladığım kadarıyla. Bu bahsettiğiniz paraları neye ilişkin verdiniz?

Ali Nuhoğlu: Ben anlattım Başkanım. Biz çok büyük boyutta işler yapıyorduk. Yani var olan bu işlerle alakalı sıkıntı yaşamamak, paralarımızı uygun zamanlarda alabilmek... Bunlarla alakalı ben zaten savcılık aşamasında gerekli evrak ve dokümanları dosyaya ibraz ettim. Başka bir nedeni yok yani.

Savcı: Ahmet isimli şahıstan bahsetmişsiniz. Dosyada Osman Demircioğlu’nun para teslim ettiği kişi. Ahmet isimli şahısı tanır mısınız?

Ali Nuhoğlu: Yok Başkanım, tanımıyorum.

Savcı: Kim yönlendirdi size bunu?

Ali Nuhoğlu: Fatih Keleş.

Savcı: Fatih Keleş, değil mi?

Ali Nuhoğlu: Evet.

Savcı: Yine burada Zafer Keleş ve bahsettiğiniz isimleri Fatih Keleş mi yönlendirdi?

Ali Nuhoğlu: Evet, evet.

Savcı: Yani totalde bahsetmiş olduğum 4.8 milyon dolar parayı siz kime yönlendirmiş oldunuz?

Ali Nuhoğlu: Fatih Keleş'e.

Savcı: Fatih Keleş'e, tamam. Bu işlerin alınmasına ilişkin verilen paralar mı, yoksa içerideki paranızı hani almak için veya kendi sisteminizi devam ettirme adına verilen paralar mı?

Ali Nuhoğlu: Sayın Savcım, benim toplamda baktığınız zaman asıl ana işlerimi söyledim; yani 10-12 civarında İSKİ'de yaptığım iki tane iş var. O diğer eciş bücüş küçük işlerle alakalı herhangi bir tasarrufum yok. Zaten bir ortaklığım da yok bunlarla alakalı. Yani bir ihale karşılığı söz konusu olan bir iş yok yani.

Savcı: Devam eden işler için mi oldu?

Ali Nuhoğlu: Evet.

Savcı: Peki bahsettiğiniz... Bahsettiğim 4.8 milyon dolar parayı, o Sarıyer'deki villaları vermediğiniz takdirde üzerinizde baskı hissettiniz mi; "Bunu vermeseydim işler sıkıntıya girerdi" diye size böyle baskı yapıldı mı? Veya bu kanıya nasıl vardınız?

Ali Nuhoğlu: Sayın Savcım, oradaki konu şöyle: Yani bir ekonomik açmazda, büyük bir krizde işinizi çözmek için mecburen o tarz şeylere giriyorsunuz; özetle bu yani.

Savcı: Peki Ekrem Bey'in bu süreçlerle ilgili bilgisi var mıydı? Zira villaları devrederken kendisiyle görüşmüşsünüz; kendisinin bilgisi var mı? Fatih Keleş'le yürüttüğünüz süreçlere ilişkin Ekrem Bey'le bu konuları görüştünüz mü?

Ali Nuhoğlu: Parayla alakalı mı?

Savcı: Evet, parayla alakalı.

Ali Nuhoğlu: Hayır, hayır; bu işlerle alakalı Fatih kendisi ilgilenir.

Savcı: Adem Soytekin'i tanır mısınız?

Ali Nuhoğlu: Tanırım.

Savcı: Adem Soytekin'in bahsettiğiniz sistemde herhangi bir rolü var mıydı?

Ali Nuhoğlu: Yani Adem'le alakalı son... Belki ne oldu? İçeri girmeden önceki son yıl tanıştım ben onunla; geçmişini çok fazla bilmiyorum. KİPTAŞ'a iş yapan, müteahhitlik yapan birisiydi. Ekrem Bey'e yakın birisiydi yani. Ama ilişkilerinin boyutu tam nedir...

Savcı: Ertan Yıldız peki?

Ali Nuhoğlu: Ertan Yıldız ana... İlk ana danışmanlarından birisiydi. Ama bildiğim kadarıyla 2024 seçimlerinden önce ilişkileri bozuldu, daha sonra da şey oldu; Anakent Meclis üyesi oldu Bakırköy bölgesinde. Ama ilk şey döneminde, geldikleri dönemde ana danışmanlardan birisiydi. Cebeci ile alakalı olarak bir sorun yaşadıklarını biliyorum.

Savcı: Ertan Bey mi? Kimle sorun yaşadı?

Ali Nuhoğlu: Ertan'la Fatih Keleş arasında bir sorun olduğunu biliyorum.

Savcı: Neden bir sorun yaşandı orada?

Ali Nuhoğlu: Yani orada aslında Murat Gülibraimoğlu biraz da kamunun gücünü kullanarak, bu ilişkilerini de kullanarak belediyedeki bürokratların üzerinde bir baskı oluşturmuştu aslında.

Savcı: Nasıl bir baskı?

Ali Nuhoğlu: Yani kendini biraz böyle kurumlar üstü gören bir pozisyonda hareket ediyordu. Yani belediye bürokratlarını fırçalayan, bağıran, toplantıdan kovan...

Savcı: Bu gücü Fatih Keleş'ten mi alıyordu bu süreçte?

Ali Nuhoğlu: E tabii, Fatih ona yüz veriyordu yani.

Savcı: Bu süreçte Fatih Bey'in belediyede resmi bir görevi var mıydı peki? Hani gücü Fatih Keleş'ten alıyor ama...

Ali Nuhoğlu: Spor Kulübü Başkanı'ydı bir de yani danışman olarak geçiyordu. Yani yasal olarak tam unvanı nedir bilmiyorum ama Başkan Danışmanı olarak geçiyordu.

Savcı: Tamam, başka sorum yok, teşekkür ederim.

EKREM İMAMOĞLU, ALİ NUHOĞLU’NA SORUYOR – 08.10.2026

 

Ekrem İmamoğlu: Ali Bey, az önce piyasa diliyle de “goygoycu dediniz, hani %60'a biterken %100 yaparsınız, goygoyculuk yaparsak %100 yüz benim kurumama dair bir söz ettiniz de nedir goygoyculuk? Yani “%60'ta biten işi goygoycu yapar, %100'e tamamlar da biz öyle yapmadık” dediniz. Goygoyculuk nedir? Benim yönettiğim kuruma dair öyle bir istinadınız oldu.

Ali Nuhoğlu: Ekrem İmamoğlu, bunun seninle hiçbir alakası yok bunun. Yani burada işle alakalı...

Ekrem İmamoğlu: Hayır, iş sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin işi ve bir kurumun... Goygoyculuğu tam anlayamadım.

Ali Nuhoğlu: Orada kastettiğim konu şuydu: Normalde İSFALT cephesinde yapılan bu işlerle alakalı... Yani goygoy derken, goygoy nedir? Olmayan işler üzerine, olmuş gibi yapıp, onun karşılığında hasılat yapacağının sistemleridir. Yani orada öyle bir şey olmadığını söyledim aslında.

Ekrem İmamoğlu: İBB'de öyle bir şey olur mu?

Ali Nuhoğlu: İBB, kurumsal bir yerdir, İBB'de normalde öyle bir şey olmaz.

Ekrem İmamoğlu: Ama “anormal” dediğiniz bir durum mu var? Yani normalde derken İBB'de öyle bir şey oldu mu? Kurumların oldu mu?

Ali Nuhoğlu: İBB, geçmişi olan kurumsal bir yerdir yani geçmişte

Ekrem İmamoğlu: Şahitlik ettiniz mi Ali Bey, oldu mu?

Ali Nuhoğlu: Şöyle söyleyeyim, İBB'de imza atan herkes, kendi imzasının sorumluluğunu taşır. Çok özel bir…

Ekrem İmamoğlu: Oldu mu diyorum, cevabını...

Ali Nuhoğlu: Yok diyorum.

Ekrem İmamoğlu: Tamam.

Ali Nuhoğlu: Geçmişte de bu böyleydi yani.

Ekrem İmamoğlu: Tabii ki ben geçmişi bugüne ayırmadım. Siz niye kıyas yaptınız ki? Ne zamandan beri tanışıyoruz Ali Bey?

Ali Nuhoğlu: Biz Beylikdüzü bölgesinde tanıştık, evet. Yani orada

Ekrem İmamoğlu: 20 yıla yaklaştı, yaklaşık.

Ali Nuhoğlu: 15 yıl oldu.

Ekrem İmamoğlu: Yani ben belediye başkanı olmadan önce orada bir döküm işi yaparken tanıştık diye hatırlıyorum. Daha doğrusu balık halini yaparken.

Ali Nuhoğlu: Evet evet, Balık Hali'ni yaparken belediye başkanıydınız.

Ekrem İmamoğlu: Doğrusu ikimiz de iş adamıydık yani. Ne kadar konut yaptınız o dönemde siz Ali Bey? Yapmıştın yani. Konut olarak söylüyorum; konut, villa, bağımsız bölüm olarak?

Ali Nuhoğlu: 5 milyon metrekareye yakın bir yer yaptım.

Ekrem İmamoğlu: Yok yok. Konut, villa? Benim işimle kıyaslamak için söylüyorum. 23.000 konut, 4.000 villa yapmış mısındır?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla hani birbirimizin biliriz, tanırız yani. Sülaleler önemlidir, mesela İBB gibi kurumlar önemlidir, aileler önemlidir. Aynı zamanda bu tür ortamlarda da tutum ve tavırlar da çok önemlidir. O bakımdan soruyorum. Birbirimizi tanıyoruz iş hayatı olarak da. İş hayatı namustur yani. Dolayısıyla şimdi önce şeyi bir daha tekrar edelim de iddia makamı da duysun, dedikodular değil de gerçekler üzerinden netleşelim. 1,5 yıldır linç medyasında sizden bir daha netleşelim yani… 3 evi satın aldığım yazılıp konuşuluyor. Doğruları bir kere ortaya koyalım. Sizden ortağı olduğum firma kaç tane ev aldı?

Ali Nuhoğlu: İki tane.

Ekrem İmamoğlu: İki tane. Tabii ben hayatım boyunca gizli evim olmadı yani. Dizli tapum da olmadı. Dolayısıyla bir ev almasam almışımdır yani. Gizli villam olmadı, parasını ödeyip gizlediğim evim olmadı.Kaldı ki ne belediye başkanına yakışır, ne cumhurbaşkanına yakışır, ne bakana yakışır, ne bir başkasına yakışır gizli evi, gizli villası olmaması lazım. Dolayısıyla senin de bir ticaret yapıldı ve bu ticaretin karşılığında da konuşuldu. Yani bu iki evi ortağın olan firmam senden bila bedel mi aldı Ali Bey?

Ali Nuhoğlu: Hayır, hayır anlattım ben.

Ekrem İmamoğlu: Ticaret midir bu?

Ali Nuhoğlu: Yani şimdi burada…

Ekrem İmamoğlu: Hani ticarette kar mı edilir, zarar mı edilir diye hani kar da edilir, zarar da edilir.

Ali Nuhoğlu: Ben bu işten bir kar etmedim, sadece bunu belirtmek istedim.

Ekrem İmamoğlu: Şunu da söyleyeyim; esasen ticaretimize ilişkin başka soru sormayı düşünüyordum ama daha soru sorduğum kişi sorduktan sonra tutuklandı, burada bırakıyorum, daha sormayacağım.

ALİ KURT SORUYOR

Ali Kurt: Sayın Heyet, Sayın Savcım, 1 soru soracağım. İlk 2 soru eylemlerini ilgilendiriyor. 3. soruda örgüt üyeliğiyle ilgili aslında bir şeyi anlatmaya çalışacağım. Ali Nuhoğlu siz KİPTAŞ'la Bakırköy'deki kentsel dönüşüm şeyi bu da bizim yine Kamu İhale Kanunu'na tabi olmayan işlerden biri yüklenicinin hasılat payıyla yaptığı bir iş. Siz bizim yükleniciliğimizi yapan firmalardan onlarca firmadan birisiniz. Siz benim KİPTAŞ Genel Müdürü olduğum dönemde düzenlenmiş bir hakedişinizi bekletildi mi? Ali Nuhoğlu, hiç hakedişinizi beklettiğimiz oldu mu?

Ali Nuhoğlu: Hayır.

Ali Kurt: Peki sizden ben KİPTAŞ'taki görevlerim kapsamında şahsen nakdi veya ayni bir menfaat talebinde bulundum mu?

Ali Nuhoğlu: Hayır.

Ali Kurt: Şimdi bunu niye sordum başkanım? Adem Soytekin'in beyanından dolayı sordum. Yani sonuçta Ali Nuhoğlu de etkin pişman. Sonuçta tüm sanıklar tanık. Etkin pişmanlar ekstra tanık. Hani bize iş yapan geçen gün de bir taraf Furkan Bey'in firmaya sormuştu. Adem Soytekin'in ortağına sordu ki eylemlerin 78'in faillerinden. O da söyledi. Adem Soytekin harici kimse kendisinden menfaat talep ettiğimi söylemiyor. O yüzden Ali Nuhoğlu'nun beyanı bence önemli. Sonuçta kendisi etkin pişman. Yani Adem'in ortağı da yer alıyor. Bu eylemlerine ilişkin sözü. Şimdi Ali Nuhoğlu size bir diyalog soracağım. Aramızda geçen bir diyaloğu geçti mi geçmedi mi? Oradan da bir örgütle ilgili bir savunma yapmak istiyorum. Çünkü az önce siz Sayın Başkanım tam üst üste de geldi aslında bu sanıklarımızdan bir tanesi Rahman Özdemir. Orada da Fatih Keleş'i ve Ali Kurt'u tanıyor musunuz? Ertan Yıldız'ı sormadınız. Ben örgüt üyesi olarak yargılanıyorum. Yöneticim de sözde Ertan Yıldız. O yüzden de açıklama yapmam gerekiyor. Ali Nuhoğlu size bir diyaloğumuz olmuştu. Bu doğru mu yanlış mı diye cevap verirseniz şey olur yeterli benim için. Yani konu siz değilsiniz. Şimdi Bakırköy'de bir inşaatınız vardı. Ortaklarından biri bu arada tamamı da onun değil. Bakırköy şantiyesini ben gezdiğim esnada hafriyat işleminin işlemlerinde size yardımım olabilir diye sormuştunuz. Murat Gülibrahimoğlu tanıyıp tanımadığımı sormuştunuz. Ben de diyaloğum yok diye cevap vermiştim. Sonra bana dediniz ki İBB adına İSTAÇ'taki hafriyat konusunda Fatih Keleş takip ediyor ve etkili. Acaba KİPTAŞ'ın işi diye bu işlerde hafriyat işlerimiz yürüyor mu maddi olarak? Destek olunabilir mi hani KİPTAŞ'ın işleri en azından döküm işlerinde avantajlı olsun diye bir talepte bulunmuştunuz. Ben de dedim ki Fatih Bey'le tanışırım. Diyaloğum da var. Ancak KİPTAŞ olarak yani ben İBB Spor Kulübü'ndeki olimpik sporculara bile sponsor olmuşken yönetimde yer almayan bir yöneticiyim. Fatih Bey'in üzerinde böyle bir etkim yok. Zaten KİPTAŞ'ın onlarca şantiyesi var. Hani böyle bir şey yaparsak da İstanbul'da inşaat piyasasında spekülasyona sebep olur diye ben sizi reddetmiştim diye hatırlıyorum. Doğru mudur bu diyalog?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur.

Ali Kurt: Şimdi başkanım bunu niye söylüyorum? Şimdi öyle bir örgüt şeması var ki ben Ertan Yıldız'a bağlı bir üyeyim. Ama Fatih Keleş her yerde oku var. Bir kere benim Fatih Keleş'le ilişkim olsa en azından KİPTAŞ'ın ve müteahhitlerinin hafriyat işini çözebilme kabiliyetim olur. Evet biz de şey neydi Ziya Gökmen gibi vesaire biz de şikayetleri duyuyorduk ama benim hani şunu anlamanız çok önemli. Özellikle kurumsal yapıyı anlamanız önemli ki örgüt var mı yok mu nedir ne değildir insanları şey yapmak için. Şimdi Sayın Heyet, Sayın Savcım bazı danışmanlar gerçekten maksadını aşan iradeler kullandığını herkes söylüyordu. Burada da zaten onların tartışmalarını yaşıyoruz. Ki bu 2. dönemde aslında yapılanmayla değiştirilmeye çalışılmıştı başkanım. Niye bunu anlatıyorum? Şimdi burada Ziya Gökmen, Ali Sukas hepsi dedi ki ödemelerinizin önceliklendirilmesi konusunda Ertan Yıldız bütçede bunu belirler dedi ve doğru doğru bir beyan. Ama biz KİPTAŞ olarak İBB'ye para ödeyen tarafız. İBB'den para alan değiliz. 1. 2, Ertan Yıldız KİPTAŞ'ın Yönetim Kurulu Üyesi şey başkanı. Yani sizi ben şöyle dediğim gibi eylemleri geçen de anlattım eylemlerin yönünden bir kuşkunuz olmadığını düşünüyorum ama yani bu olayları biliyor muyum diye muhtemelen şey yapıyorsunuz. Fatih Keleş açısından da önemli. Biz Fatih Keleş'le herhangi bir kesiştiğimiz KİPTAŞ'ın bir konusu yok. Çünkü KİPTAŞ işte mesela Bakırköy'deki söylesin kendileri para alıyor. Hasılat paylaşımı iş. Dolayısıyla bir maddi kaynak aktaran bir kurumuz. Hani para alındı komisyon vesaire bu tür şeyler sanki şöyle hissediyorum ben açıkçası. Sanki biz bunları biliyoruz ama söylemiyoruz. Ben de şunu söylüyorum çok basit bir soru. 2 kişi arasında akçeli bir iş olsa ticaret olsa ve ben bu işin bir tarafı olmasam bana bunu anlatırlar mı? Yani o yüzden kurumların şirketlerin yani KİPTAŞ'ın, İSTAÇ'ın, Ağaç A.Ş.'nin pozisyonları ve görev alanlarını beyanı açısından Ali Nuhoğlu'na aslında sorduğum soru çok önemliydi.

Hakim: Başka soru var mı?

Ali Kurt: Özetle başkanım KİPTAŞ finansman aktaran bir şirkettir. Finans şeye İBB'ye kazancını İBB'ye aktarıyor. Müteahhitlerle de para harcatıyor. Dolayısıyla bu ilişkilerde olma şansımız yok. O yüzden örgüt üyeliği konusunda takdirinize sunuyorum. Teşekkür ederim.

MEHMET PEHLİVAN SORUYOR

Mehmet Pehlivan: Ali Bey merhaba.

Ali Nuhoğlu: Merhaba.

Mehmet Pehlivan: Arabuluculuk sürecinde sizinle 4-5 defa görüşüldü, ifadenizde söylediğiniz gibi. Arabuluculuk sürecinde sizinle yaptığım görüşmelerde, sizin de avukatınızın bulunduğunu ve bu süreçte ne kendi avukatınıza ne de bana savcılıktaki iddialarınızdan, hukuka aykırı bir durumdan bahsetmediğinizi söylediniz. Yine iddia ettiğiniz bu sözleşmeyi de benimle yapmadığınızı söylediniz. Doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur doğru.

Mehmet Pehlivan: Tamam, teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Ali Nuhoğlu, 2019 yılında tanıştığımızı söylediniz.

Ali Nuhoğlu: Evet.

Fatih Keleş: 2019 yılında benim de çok değer verdiğim bir abim, bir spor kulübünün başkanı, aynı zamanda bir iş insanı bizi tanıştırdı. Hatırlıyor musunuz? İsmini söylemek istemediğim için yani sadece böyle söyledim. O iş insanı vasıtasıyla tanıştık. Peki, bu az önce söz ettiğiniz rakamları sizden talep ettiğimi söylediniz. Bu, bu iş insanına gidip beni şikayet ettiniz mi ya da etmeyi düşündünüz mü? Benden böyle böyle rakamlar istiyorlar diye ona beni şikayet ettiniz mi hiç?

Ali Nuhoğlu: Fatih Bey, bu soruyu anlayamadım yani.

Fatih Keleş: Yani beni sizinle tanıştıran insana, benim sizden usulsüzce istediğimi düşündüğünüz, belki bir baskıyla değil ama bu, bu rakamları benden istiyor Fatih Keleş diye gidip şikayette bulundunuz mu? Sizi benimle tanıştıran kişiye?

Ali Nuhoğlu: Buna, buna cevap vermeyeceğim ben yani.

Fatih Keleş: Peki, tamam. Peki, bu Neoray'ın almış olduğu, İSFALT'tan almış olduğu bu yol yapım ihalesi 59. eylemle ilgili soruyorum. Burada Neoray firması bir iş almıştı ve sonra burayı bir alt taşeron vasıtasıyla yaptınız. Bu sahaya siz gidip burada yapılan işleri kontrol ettiniz mi?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, o işe ben kendim gitmedim ama o işle alakalı o firmada, Neoray firmasında söyledim zaten, benim ortaklığım yok. Olan arkadaşlar ve özellikle İSFALT, yani Murat Gülibrahimoğlu'na karşı bir güvensizlikleri olduğu için o dönemde sahayı çok ciddi kontrol ettiklerini biliyorum. Hatta onlar da geldi bazen yüzünden buralarda ifade verdiler.

Fatih Keleş: Sonuçta o iş yapıldı herhalde değil mi firma yani?

Ali Nuhoğlu: Yapıldı tabii, kesinlikle.

Fatih Keleş: Yapıldı. Peki, yani siz bu Cebeci sahasına hiç gitmediniz mi dolayısıyla?

Ali Nuhoğlu: Cebeci sahasına oradaki döküm işleri başlamadan önce bir gittim. Başlamamıştı ama bir döküm yapılmıyordu o zaman.

Fatih Keleş: Tamam, döküm işlerinde ne olduğunu, nereye ne yapıldığını görmediniz yani?

Ali Nuhoğlu: Yok, hayır. Ayrıntısını bilmiyorum.

Fatih Keleş: Yani bir iddianameden okudum bunları dediniz. İddianameden okuduğunuz şekliyle mi yorum yaptınız az önce 59. eylem kapsamında? Çünkü orada suçlamalar var. Size karşı da suçlamalar var. İddianameden okuduğunuz şekliyle mi az önceki yorumlarınızı yaptınız? Yani sahayı biliyor musunuz, o yüzden sordum.

Ali Nuhoğlu: Valla Fatih Bey, şimdi sana net bir şey söyleyeyim. Şurada bir sürü adamın başı ağrıdı. Konularla alakalı yaptığınız hataların çok ciddi etkisi var, açık söyleyeyim.

Fatih Keleş: Yok, sahayı biliyor musunuz, bilmiyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Ben yapılanı biliyorum orada ya. Yapılanın ne olduğunu, ne bittiğini. Hatalarını okuyabilecek algım var benim. Ama...

Fatih Keleş: İddianameyi okudunuz?

Ali Nuhoğlu: Bir, bir başkan danışmanı olarak daha inceleyip sık dokuman gerekiyordu, onu söyleyeyim ben sana.

Fatih Keleş: İbrahim Bülbüllü, Fatih Keleş, Murat Gülibrahimoğlu ne görev yapardı Cebeci'de diye sayın savcı da sordu. Siz benim orada herhangi bir görevimin olup olmadığını biliyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Sadece orada şirkette bir yönetim şeyinin olduğunu biliyorum. Çok ayrıntılı bilgim yok ama fiili hatta yani...

Fatih Keleş: Şirkette yönetim kurulu üyesi olduğumu biliyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Çok ayrıntılı bildiğim konular değil bunlar ama şunu biliyorum ben. Buradaki var olan şeyde sadece benimle alakalı benim söylediğim bir iddia değil bu. Bir sürü...

Fatih Keleş: Yok, iddianamede zaten... Onları okuduğunuzu söylediniz az önce zaten. Ama benim cevabını vermediniz de sayın savcının sorusuna. Benim yönetim kurulu üyesi olduğumu, oradaki Güney Cebeci şirketinde yönetim kurulu üyesi olduğumu biliyor musunuz? Biliyorsunuz anladığım kadarıyla. Ama cevap vermediniz az önce sayın savcının sorusuna.

Ali Nuhoğlu: Ticaret sicilden girip ona bakmış değilim. Böyle denilmekte, tabii. Onu biliyorum, evet.

Fatih Keleş: Bu Cebeci maden bölgesi projesi az önce söylerken "sanki bir hükümet projesi gibi anlatılıyordu" dediniz. Burası bakanlığın ve MAPEG'in yaptığı bir proje olduğunu ve bu projeyi de üstlenen İSFALT'ın olduğunu biliyor musunuz? Yani bir hükümet projesi doğal olarak. Yani Maden Bakanlığının bir projesi burası.

Ali Nuhoğlu: Evet evet, oraya kadar çok doğru.

Fatih Keleş: "Sanki" gibi dediniz, o yüzden ben bunu sordum. Peki.

Fatih Keleş: Bu maksatla da benim bu sahada olduğumu, yani oradaki yönetim kurulu görevimle alakalı sahada olduğumu biliyor musunuz? Bilmiyor da olabilirsiniz bu arada hani...

Ali Nuhoğlu: Yok yok, biliyorum biliyorum.

Fatih Keleş: Peki.

Fatih Keleş: Sadece ben değil bu arada İbrahim Bülbüllü ve Murat Gülibrahimoğlu da aynı yönetim kurulunda görev alıyordu. Sayın Başkanım, ben sorularımı sordum. Kendi beyanları hakkındaki sorularımı avukatlarım soracaktır.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Ali Bey, sizin bu Eylem 59, Cebeci eylemi birazcık karışık anlatılıyor. Bu Eylem 59 birazcık karışık anlatılıyor. Siz de haklı olarak "Neden ben bu eyleme dahil edildim bilmiyorum" dediniz. Orada şöyle bir şey var: Cebeci maden sahasının kuzeybatısında bir yan yol var yapıldığı iddia edilen ve kötü yapıldığı iddia edilen. Burası maden bölgesinin dışında bir yerde. Sizin aldığınız ihale maden bölgesinin dışını kapsamıyor muydu? Yaptığınız yollar maden bölgesinin dışına... O yolu yaptınız mı?

Ali Nuhoğlu: Yani onun tam alan olarak neye tekabül ettiğini bilemiyorum. Gene dedim yani; bu firma bana ait bir firma değil ama şunu biliyorum ben: Yapılan ihale, projeleri İSFALT tarafından yapılmış, MAPEG tarafından onaylanmış buradaki altyapı ve yol işlerinin yapıldığı bu kapsamda bir iştir.

Baran Kaya: O ihale sınırlarının dışında bir yol yaptınız mı? İhale sınırlarının dışına çıktınız mı?

Ali Nuhoğlu: Zannetmiyorum.

Baran Kaya: Şeyi soracağım; Murat Gülibrahimoğlu'nun... Dosyaya baktığımızda şunu da görüyoruz: Bir şey oluyor, MAPEG'ten izin geliyor; bir şey oluyor, MAPEG'ten izin geliyor hemen. Murat Gülibrahimoğlu'nun MAPEG'le ilişkisi nasıldı?

Ali Nuhoğlu: MAPEG'le ilişkisi iyiydi.

Baran Kaya: Hükümetle ilişkisi nasıldı?

Ali Nuhoğlu: Şöyle; kıvrak bir arkadaştı yani. Ama orada şunu açık söyleyeyim ben: Yani Murat'ın yaptığı şey şuydu; avukat bey çok güzel bilir, MAPEG aslında Murat'ı kaale almadı, kaale aldığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'ydı, İSFALT'tı, İSTAÇ'tı. Ama siz burada bu yapının yetkilerini komple gidip bir adama verirseniz, bana da versen, sokaktaki adama da versen MAPEG'e gittiği zaman... Ama Murat burada şu uyanıklığı yaptı; öyle söyleyeyim, oradaki herkesi terse düşürdü, Fatih Bey'i de terse düşürdü.

Baran Kaya: Siyasi olarak nereye yakındır?

Ali Nuhoğlu: Efendim?

Baran Kaya: Siyasi olarak nereye yakındır, tanıdığınız kadarıyla?

Ali Nuhoğlu: Murat paraya yakındır ya.

Baran Kaya: Siyasi olarak...

Ali Nuhoğlu: Ben öyle siyasi bir şeyi olduğunu düşünmüyorum yani.

Baran Kaya: Peki, az önce Ali Kurt'un sorusuyla öğrendim ben de; sanıyorum KİPTAŞ'a birlikte hafriyat işi yapmayı önermişsiniz inşaat işleriyle alakalı olarak. Bu, buradaki işlere bir rakip olma şeyi var mıydı acaba orada şirketinize? Murat'a mı?

Ali Nuhoğlu: Kime rakip olmak?

Baran Kaya: Siz KİPTAŞ'a birlikte hafriyat işi yapmayı, yapılabileceğini önermediniz mi, KİPTAŞ'ın hafriyat işini?

Ali Nuhoğlu: Yok, yok, hayır. O şöyle: Yani aslında buradaki olay şu; bu arkadaşın veya burada kurulan sistemin bana göre İstanbul'a verdiği en büyük zarar 30 lira olan agrega 300 liraya çıktı. Gidildi, Türkiye'de en pahalı betonu, en pahalı asfaltı İstanbul'da aldık. Şehirde dönüşüm yapılıyor, bir sürü altyapı yatırımı yapılması gerekiyor; adam tekelleşmeyi hedefledi.

Baran Kaya: Buna karşı olarak KİPTAŞ'a önerdiniz aslında biraz.

Ali Nuhoğlu: Yani buna böyle meslek yönüyle bakılması doğru değil, ben bunu isimlendirmeme gerek yok. Birçok mecrada da anlattım; bir hakediş veriyorsunuz, hakedişin 4 milyonluk hakediş, 2.3 milyonu döküm yeri, 1.7 milyonu 30 kilometre... Yani oradaki konu da şu; üstat, oradaki konu da şu...

Baran Kaya: İşte yine az önce kullandığınız için soruyorum. İşte orada kurulan sistem, burada kurulan sistem, Savcı Bey de sordu. Savcı Bey de birkaç farklı manada sordu. Ama bir iddianamede de çeşitli manalarda kullanılıyor. Siz de bir sistemden bahsediyorsunuz. Fatih Keleş'in etkin, etkin miydi sistemde diye sordum size. Siz de evet dediniz. Bahsettiğiniz sistem nedir, bir örgütsel hiyerarşi mi anlatıyorsunuz sistem derken?

Ali Nuhoğlu: Ben de aslında bu, benim cevap verebileceğim...

Baran Kaya: Yok, sizin kullanma anlamınız dolayısıyla...

Ali Nuhoğlu: Ama şöyle diyebilirim ben size, Büyükşehir Belediyesi'nde danışmanlık önemli bir durumdur. Bu bağlamda görevlendirileceğiniz arkadaşların danışman, adı üzerinde, ehliyetleri önemlidir veya hangi alanlarda etkin olacağı önemlidir. Daha çok beş alan spor konularında...

Baran Kaya: Sadece evet, sistem kelimesini hangi anlamda kullanıyorsunuz siz? Yani bir işleyiş mi?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, belediyenin başkanından başlayan, başkan yardımcıları, belediye şirketindeki yöneticiler, daire başkanı, müdür düzeyindeki adamlar, işçilere kadar. Bunların hepsi toplam sistem oluyor.

Baran Kaya: Evet, bir belediye hiyerarşisi.

Ali Nuhoğlu: Burada niye bu kadar bu arkadaşlar zorlanıyorlar bu konuyla alakalı? Baktığınız zaman yürütmenin başındaki şeydir, Can Akın Çağlar'dır. O kadar mesela ihale ediliyor burada. Ben mesela görüyorum öyle şeyleri. Sen yürütmenin en başındaki adamsın, iştiraklerde dahil, hepsi oraya bağlı direkt olarak. Şimdi burada kilit şeyde çıkıyor...

Baran Kaya: Ben anladım, az önce verdiğiniz şey danışmandan bahsetmek istediğinizi. Süreçte herkes anladı, başka bir şey yok. Bir deacetyl de bu Fatih Keleş'e yaptığınız ödemelerle ilgili, savcılık ifadenizdeki beyanınızda "Bu ödemeler yapılan hakedişlerle paralel bir şekilde gerçekleşiyordu." dediniz. Hakedişleriniz için miydi bu? Açıkçası tam olarak Savcı Bey de sordu, tam olarak neydi anlamadım ama hakedişler için miydi? Hakedişlerinizi alabilmek için miydi?

Ali Nuhoğlu: Evet, evet.

Baran Kaya: Furkan Bey dinlendi geçen gün burada. İskon ile ilgili soruldu, "Herhangi bir yere bir rüşvet, bir para verdiniz mi?" diye. Haliyle tabii ortağı olduğu için "Bilebilir mi?" diye soruldu, "Hayır" dedi. Sizin bu konuda bir şeyiniz var mı, İskon açısından bir ödemeler yaptınız mı?

Ali Nuhoğlu: Yok, yok. Biz son hakedişler için ben herhangi bir ödeme yapmadım ben. Oradaki var olan gelen avans zaten sistemde mi bilinsin açısından söylüyorum. Genelde İskon...

Baran Kaya: Yine sistem diyorsunuz, ya...

Ali Nuhoğlu: Sistem derken şunu kastediyorum; yani KİPTAŞ gibi kuruluşlar nemalandırmak için paralarını bankaya yatırdıkları zaman %20 veriyorlar. Bilesiniz fiyat farkı aldığımız zaman, yani orada %90 ödedi ya, o işi de sordum ben. KİPTAŞ'ın normalde biz ona hakediş yaparsak 350 milyon para alacak. Bu nemalandırmanın düşüklüğünden dolayı her zaman bu tip şirkette paralarını koruyamadıkları için şey yapıyorlar. Önceden bir avans veriyorlar. Yani aslında yüklenici orada zarara gibi ve zaten o şeye de bakıp, o avansın düşümü komple yapılmış, şu anda sıfıra ermiş yani %15 olarak henüz tüketilmiş. O paranın şeyle bir alakası yok.

Baran Kaya: Evet, İskon'la alakası yok.

Ali Nuhoğlu: İskon'la alakası olsa İskon'u patronundan çekecek.

Baran Kaya: O da söyledi, ben yine de ortak olarak size sorayım. Yine biraz önceki ifadenizde şey diyorsunuz: "Bu ödemeleri, Fatih Keleş'e verdiğim paraları kasamda her zaman sigorta amacıyla bulundurduğum paralardan verdim." diyorsunuz. Bu kasa şahsi kasanız mı, şirket kasası mı?

Ali Nuhoğlu: Şirket kasası.

Baran Kaya: Ticari defterlerinizde kayıtlı mıdır bu? İçindeki...

Ali Nuhoğlu: Ha tabii, tabii. Örneğini vereyim ben size.

Baran Kaya: Bilançonuzda var mıdır yani?

Ali Nuhoğlu: Zaten örneğini vereyim, hani çok tartışılıyor. Öyle bir para mı var işte? Normal kasanın sonra şirket kayıtlarında olduğundan dolayı o parayı geri aldım. Ödemeler muhasebede...

Baran Kaya: Şunu sormak istiyordum; siz kasadan çıkış yaptığınızda, niye çıkış yaptığınızı biz ticari defterinizde görür müyüz? Herhangi bir yere atıyorum kasadan...

Ali Nuhoğlu: Görürsün, kasaya borçlu gözüküyorsun.

Baran Kaya: Tamam, anlaşıldı.

Ali Nuhoğlu: Yani Ali Nuhoğlu olarak çekebilirsin, Ali Nuhoğlu o miktarda borçlu gözüküyor. Ya şahsınızla alakalı bir şey satacaksınız ya da yarattığınız bir kaynakla tekrar o parayı kapatmak zorunda kalacaksınız. Düzelteceksiniz sonra.

Baran Kaya: Bir de 4 Haziran ifadenizde 7 tane de teslimden bahsediyorsunuz gün gün. Dolar miktarıyla. Bunları bu sırada da cezaevindesiniz hala. Bu rakamları ve tarihleri nasıl hatırladınız tam olarak?

Ali Nuhoğlu: Zaten daha önce ifadeler alındı ama bazı detaylar yoktu ama son verdiğimiz.

Baran Kaya: Nasıl aldınız o bilgileri? Tutanakları anlamak için soruyorum. Size banka kasa defterini mi getirdiler, bankadan çekilen parayı mı getirdiler yoksa size ne getirdiler?

Ali Nuhoğlu: Yok yok. İçerideyken verdiğim ifadede, kafamda şirketten bu bilgiler bana geldi.

Baran Kaya: Şirketin neresinde var o kayıtlar? Mesela şey mi, defterlerde mi, banka hesap hareketlerinde mi? Çünkü yani...

Ali Nuhoğlu: Benim tuttuğum bir kayıttı o. O kayıttan getirdiler ama daha sonra şirketin var olan finansal işleriyle alakalı süreciyle ilgili çakışan durumlar vardı. Son verdiğim...

Baran Kaya: Hatalar olmuş. Yani sizin tuttuğunuz kayıt aslında...

Ali Nuhoğlu: Son verdiğim ifade doğru bir ifade değildi.

Baran Kaya: Peki bu şirketten geldi ve şirketteki verilerle karşılaştırdım, doğrusunu öğrendim dediniz. Şirketteki kişilerle konuştunuz mu? Yani mesela Aykut Bey'le, Oğuzhan Bey'le bu tarihleri konuştunuz mu? Hangi tarihlerde olduğunu hatırlamaya çalışırken.

Ali Nuhoğlu: Şimdi şöyle. Furkan'ın gittiği net bir tarihtir zaten. Onda bir sıkıntı yok. Bankadan alınan paraya girilmiş, çıkılmış adam yani.

Baran Kaya: Evet. Aykut Bey'in...

Ali Nuhoğlu: Şeyde de şeylerle alakalı bunlar birbirleriyle ilgili bir soru oldu.

Baran Kaya: Yok ben. Tarihi tam hatalı olduğunu belirtiyorsunuz ya. Siz, iddia ettiğiniz kişiler, onların ne zaman teslim ettiğini hatırladınız mı? Onlarla mı konuştunuz?

Ali Nuhoğlu: Zaten 5 yıl öncesi olduğu için ben o kadar detaylı bir cümle kurmak istemiyorum ama sonuçta avukatınız getiriyor size ve o aşamadaki şirket kayıtlarıyla örtüştüğünü gördükten sonra o şekilde düzeltiyorsunuz.

Baran Kaya: Siz bu yapılan teslimatların Fatih Bey'e ya da ilettiğini söylediğiniz kişilere teslim edildiğini hiç gördünüz mü?

….....

Baran Kaya: Çünkü mesela şöyle bir şey var. Siz diyorsunuz ki İBB dosya teslimlerinde yapılıyor yapıldığını söylüyorsunuz. Aykut Bey diyor ki "Hayır, ben eski başkanlık binasının önünde kapıya girmeden önce verdim." yani siz bizzat gidip tanık veya olaya tanık değilseniz doğru bakamıyorsunuz.

Ali Nuhoğlu: Ya bak şöyle, buna böyle cevap vermem doğru değil yani. Sonuçta orada öyle bir şeyin teyidini alıyorsunuz sonrasında yani. Evet.

Baran Kaya: Bir de şey daha soracağım. Siz ödeme yaparken hakediş mi gelirdi yoksa öyle bir şey var mıydı? Hakedişler için bir şey verir misiniz?

Ali Nuhoğlu: Her hafta değil o. Belli periyotlarda, öncesinde de olabilir sonrasında da olabilir. Kayıtlarda da var aslında.

Baran Kaya: Fatih Keleş size bir oran söyledi mi peki? Siz bana ödeme yapacaksınız ama hakedişin şu kadarı, bu kadarı gibi?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, yani sonuçta orada rakamlar üzerinden bir tablo çıkabiliyor.

Baran Kaya: Nasıl mesela? Sizinle kaça anlaşmıştınız?

Ali Nuhoğlu: Tam orsansal bir şey diyemem.

Baran Kaya: Şöyle bir şey var. 28 Temmuz 2022 tarihli çektiğini para 11.5 milyon lira. Bu miktar karşılığı Dolar , bunu söylüyorsunuz. 1 gün öncesinde de size yine verilen 5.5 milyon var. 5.5 milyon geliyor 11.5 milyon lira ödemek biraz garip geliyor.

Ali Nuhoğlu: Aslında şart değil, onun hem geçmişine hem geleceğine bakmak lazım. Bakın, yani şeye de yani şimdi bazen konuyla alakalı bir şey konuşuyorsunuz, geciktirebilirsiniz, o anda durumunuz uygun olmaz, çekiniz vardır vesaire, vardır. O tabloya bütün bütün bakmanız lazım.

Baran Kaya: Evet, 9 Ağustos'ta 12.5 milyon daha veriyorsunuz. Şimdi, hemen sonrasında, 28 Temmuz'dan 10 gün sonrasını söylediğinize göre, 9 Ağustos'ta 12.5 milyon lira daha verdiğinizi söylüyorsunuz. Şimdi, böyle bakınca da yaklaşık 10 günde 23.5 - 24 milyon vermiş oluyorsunuz ama 5.5 milyon ödeme yapmışsınız. Bu arada bir de size totalde 1.9 milyon olacak kadar daha ödeme geliyor. Yani siz 24 milyon vermiş oluyorsunuz ama karşılığında 7.5 milyon bile alamamışsınız.

Ali Nuhoğlu: Hayır hayır, öyle bakmayın. Yani bunu hem geriye doğru bakacaksınız hem ileriye doğru bakacaksınız. Şimdi rakamlar elimde olmadığı için cevap veremiyorum. Şimdi bazen bir konuyu çözersiniz, 4 ay, 5 ay öncesinin bir konusudur. O anda geciktirebilirsiniz onu. Yani o kadar bu işlerin de şeyi vardır.

Baran Kaya: Bu bahsettiğiniz ödemeler bir tarihte başlayıp bitti mi, yoksa iş almaya başladıktan sonra mı ödeniyordu?

Ali Nuhoğlu: Nasıl?

Baran Kaya: Bu bahsettiğiniz hak edişler karşılığı ödeme yaptığınızı söylüyorsunuz ya. Bu ödemeler, bu bahsettiğiniz bazı kereşli olan görüşmeniz ve ödeme yapmaya başlamanız hangi tarihte başladı, bitişi bir tarih var mıydı?

Ali Nuhoğlu: Yani tarihler oradaki tarihlerdir yani.

Baran Kaya: Sadece o kadar mı? Mesela şöyle bir şey görüyorum çünkü, 2023'te İSFALT'tan ve İBB'den toplamda 677 milyon lira şirketleriniz hak ediş alıyor, hiç para vermemişsiniz beyanınıza göre.

Ali Nuhoğlu: Ha şöyle, 2023'te bu paraları almış olabiliriz, 2024'te de ödemiş olabiliriz.

Baran Kaya: O bir şeyiniz oldu, 1 sene sonra.

Ali Nuhoğlu: Olabilir yani.

Baran Kaya: Hak edişi aldıktan sonra diyebiliyorsunuz. Peki şimdiye kadar hak edişlerinizde gecikme oldu mu?

Baran Kaya: Olağan dışı. Şeylerin beklemediğinizin dışında, yani hiç sizi zorladılar mı yani ödemenizi yapmayız diye?

Ali Nuhoğlu: 2020, 2019 ve 2024 arası oldu diyebiliriz.

Baran Kaya: 2019 ile 2024 arası oldu herhalde? Yani baktığımız zaman sizin hak ediş alıştığınız tarihlerinize, ara sıra şey görürüz yani o olağan dışı gecikmede.

Ali Nuhoğlu: Ama tabii.

Baran Kaya: Sizin ödeme yaptıktan sonra da ödemeleri...

Ali Nuhoğlu: Temlik yaptırmak bile sorundu ya. Yani adam paramı ödemiyor 5 ay, 6 ay. Temlik yaptırmam için bile bir ilişki kullanmam gerekiyor.

Ali Nuhoğlu: Başkanım yeterince ben cevapladım yani.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Ben sadece Cebeci kapsamında sorular soracağım size. Biraz yorulduğunuzu görüyorum. Bu Neara isimli firma bana ait değildir dediniz. Doğru mu?

Ali Nuhoğlu: Evet.

Nergiz İnce: Ancak Cebeci'deki bu firmayla mı bu projeyi geliştirdiniz?

Ali Nuhoğlu: Şöyle, Neara firmasıyla zaten bir ortak iş yapıyorduk. Neara firmasının yetkileri vardı. Neara firması davet edildi oraya ama bilgim vardı o işlerle alakalı. Evet.

Nergiz İnce: Yani şunu anlamaya çalışıyorum. Cebeci'deki yol yapım işine siz ilgilenmediniz mi? Bu Neara'nın sahiplerinin yaptığı işten haberdar mıydınız?

Ali Nuhoğlu: Ben şöyle, bu işle özel ilgilenmedim.

Nergiz İnce: Bu işle özel ilgilenmediniz.

Ali Nuhoğlu: Yani daha doğrusu şöyle oldu. Bir de bu işin taşeronluğuna Kuzey Cebeci firmasına verdik. Murat Gülibrahimoğlu’nun olan firmasından. Onun ekipmanları, makineleri sahada olduğu için. Bir de %64'üne geldiği zaman da zaten ihlal tespiti yaptık. Yani normal %70'e gelene kadar bir tazminat da talep edebilirsiniz. Hatta idareye arkadaşlardan, o işi yapan arkadaşlardan öğrendiğime göre hiçbir hak talep etmeyeceğine dair de bir yazı istediler. O yazıyı da verdiler idareye, işten kurtarmak için.

Nergiz İnce: Teknik detaylar değil de şunu merak ettim aslında. Burada Neara isimli bir firma var. Siz bu firmayı tanıyorsunuz. Başka projeleriniz var bu firmayla ortak. Sizin Cebeci'de bulunma sebebiniz neydi? Yani bu firmayla aranızdaki ticari ilişki nedir?

Ali Nuhoğlu: Ticari ilişki, biz aynı firmayla işte benim hem Anadolu Yakası'nda hem Avrupa Yakası'nda asfalt tesislerimiz vardı, asfalt işlerimiz vardı bizim.

Nergiz İnce: Alt taşeronluğunu da Murat Gülibrahimoğlu'nun firmasından verdik dediniz bu iş kapsamında. Siz sahada dolayısıyla çok bulunmadınız anlıyorum bu işten.

Ali Nuhoğlu: Yani çok fazla bulunmadım, evet.

Nergiz İnce: Bu yapım esnasında, yani yol yapım faaliyeti esnasında kaç defa sahaya gitmişsinizdir? Yani tahmin olarak soruyorum. Üzerinden uzun zaman geçti tabii ki ama.

Ali Nuhoğlu: Yani hiç.

Nergiz İnce: Hiç gitmediniz.

Ali Nuhoğlu: Bir, bir birkaç defa bir gittim. Yapım aşamasında ilk sahaya. Yani çok benim üzerimde de bir iş olmadığı için zaten öyle çok büyük de bir iş değildi. Taşerona devredildiğinden dolayı sadece teknik elemanlar ve İsfalt'tan arkadaşlar takibini yaptılar. Yani genelde bilgim var ama öyle çok detaylı bilgim...

Nergiz İnce: Ya bu soruyu sorma sebebim şu aslında Ali Bey size. Çok yakından bilmediğiniz bir iş. Sahada da bulunmadığınızı izah ettiniz. İşin kendisini yapan da benim firmam değildir dediniz. Ben bulunmadım dediniz. Ancak savunmanızın başında Cebeci ile ilgili pek çok beyanda bulundunuz. Haklı olarak bu bende de şu soruyu sorma ihtiyacı hissettirdi: İçerisinde olmadığınız, sahasında bulunmadığınız bir iş için bu bilgiye nasıl sahipsiniz? Yani kimden duydunuz, kimlerden duydunuz? Bu sebeple sormaktayım.

Ali Nuhoğlu: Tamam cevap vereyim. Cebeci'de ne kadar ocakçı varsa beni tanır. Bu Murat her bir şeye burnunu soktuğu için, insanları da rahatsız ettiği için benim de bir şekilde konuştuğum zaman beni dinleyebileceklerini düşündüklerinden dolayı...

Nergiz İnce: Yani bu bilgiye Cebeci'deki ocak sahiplerinden sahipsiniz, doğru mu anlıyorum?

Ali Nuhoğlu: Tabii. Rahmetli Hızır Kaptan, Kayalar, aklıma gelenleri söyleyeyim, Danış Asfalt. Yani Akdağlar. Bu Murat şeyleriyle ocaklarıyla alakalı sorun yaratıp kapatmaya çalıştıkları dönemde bunların hepsi bana geldi. Hatta ben onu uyardım da. Dedim bu insanlarla uğraşma. Yani sonuçta sen burada tekel olmaya çalışıyorsun, doğru bir şey değil bu.

Nergiz İnce: Yani şöyle anlıyorum. Siz bu bilgiye bu maden sahasındaki ocak sahiplerinin ve orada faaliyet gösteren çeşitli iş insanlarının size aktarması ve yakın sahada bulunması sebebiyle vakıfsınız.

Ali Nuhoğlu: Tabii, tabii. Biz de Büyükşehir'e işler yapıyorduk. Murat'ı da tanıyorum. En azından yaşça ondan büyüğüm, beni dinleyebileceğini düşündüklerinden dolayı.

Nergiz İnce: Siz bahsettiğiniz firmaların isimlerini söyleyince ben de bunların kim olduğunu hatırladım. Biraz daha vakıf olduğum bir konu bu. Şimdi Hızır Kaptan dediniz, Akdağlar dediniz, Danış Asfalt dediniz. Buralardaki eski maden ocaklarının sahipleri. Ya da o maden ocaklarını işleten işletmeciler, mülkiyetine sahip olmayanlar. Şu soruyu sadece yönelteceğim size; çok teknik olarak hakim olmadığınızı gördüğünüz, duyduğunuz için. MAPEG'in bu ocakların birleştirilmesi ve tek bir hale getirilmesi, burada karar alma mekanizmasının işlememesi sebebiyle bir proje revize önerisi olduğundan haberdar mısınızdır? Ya da size bu aktarımda bulunan kişiler size böyle bir bilgi vermişler miydi?

Ali Nuhoğlu: Öyle bir şey çok doğru bir şeydir. Olması gereken bir şeydir ama bunu...

Hakim: Bu işin uzmanı bilirkişi değildir. Sanığı da ikna etmenin bize bir sağlayacağı katkı yok yani. Başka bir soru sormanızda yarar var.

Nergiz İnce: Şu açıdan Başkanım söyleyeyim. Kesinlikle ben de aynı fikirdeyim. Hani uzmanı, bilirkişisi olmama... Uzmanı ve hani ilgilisi olmaması, aslında ilk sorumun cevabını da aldım. Ama Sayın Savcımın da çok fazla sorusu olduğu için Cebeci'ye dair, bir şüphe kalmasın diye soruyorum yani. Tek soruma gayem bu.

Nergiz İnce: Bu süreci, hususunu anlatırken işte Savaş isminde bir genel müdür yardımcısından bahsettiniz. Bir cümleyle de şöyle bir durum geçti. Dediniz ki İsfalt ve İstaç bu işte bypass edilmiştir dediniz. Şunu sormak istiyorum size. Siz İstaç'ın, İsfalt'ın bürokratlarının bulunduğu, Murat Gülibrahimoğlu'nun bulunduğu, müvekkilim Fatih Keleş'in de bulunduğu Cebeci Maden Sahası ile ilgili herhangi bir projenin toplantısına katıldınız mı? Böyle bir toplantıda bulundunuz mu? Bu sizin hangi gözleminize dayanmaktadır?

Ali Nuhoğlu: Hayır hayır, bulunmadım. Ben de sonuçta bu insanları tanıyorum. Serzenişlerini biliyorum, ben de Kadıköy'de yaşıyorum. İsfalt dediğiniz şey, 100 metre ilerde, orada alt taşeronlar var, bizim iş yapan insanlar var. Yani Murat Gülibrahimoğlu'yla alakalı bu süreci İstanbul'da inşaatçı olan herkes biliyor. Yani orada şunu dediniz ya, buranın birleştirilmesi esaslı konu, öyle çok önemli bir konuydu. Ama onu orada yapması gereken şu anda yurt dışında kaçak olan Murat Gülibrahimoğlu değil, onu İsfalt'la İstaç yapmalıydı.

Nergiz İnce: O zaman son sorumu sorayım Cebeci ile ilgili bitireyim. Buradaki yetkili ve sorumlu kurumun, izin veren kurumun MAPEG olduğunu, MAPEG'in İsfalt'ın yaptığı izin başvurusunu reddettiğini ve izni Murat Gülibrahimoğlu'nun özel şirketine verdiğinden haberdar mısınız deyip, bu da son sorum olarak geçsin.

Ali Nuhoğlu: Bunu bilmiyorum, bu ayrı bir konu benim için.

Nergiz İnce: Şeyi de sorayım. Bu yol imalatı ile ilgili, bu yol imalatı esnasında iddianame şöyle bir tez ileri sürüyor. Pek çok şey Cebeci hakkında anlatımda bulundunuz ama eksik kalmasın. Bu yol imalatıyla ilgili bir perdeleme yapılarak, yani yol imalatı gerekçe gösterilerek buraya bir kaçak döküm mü yapıldı?

Ali Nuhoğlu: Kesinlikle hayır. Zaten o kurumdan asıl bu işle alakalı yetkili sorumlu olan kurum İsfalt'tır. İsfalt'tan arkadaşları zaten hepsi geldi burada savunma verdiler, bu konuları ayrıntılı aktardılar yani.

Nergiz İnce: Teşekkür ederiz.

HAKİM TEKRAR SORUYOR

Hakim: Bu villa konusuyla ilgili Savcı Bey sordu Savcı Bey sorduktan sonra ben Ali Bey. Bu villalar konusuyla ilgili Savcı Bey sordu size aynı şekilde. Savunma... sordu. Bu ticaret olarak sorduğu soruya karşılık siz de ben bu ticaretten bir şey kazanmadım dediniz. Şimdi biz bu en sonunda bu hukuki adlandırmasını nasıl yapacağız? Bu nedir bu net olarak?

Ali Nuhoğlu: Yani şöyle, genel o aşamada genel ben bu şeylerdeki ifadelerde de beyanlarda da bunu belirttim. Yani sonuçta bu adam bir belediye başkanı. Belirli bir talepte bulundu. Direndik. Günün sonunda belirli bir mahkumiyet yaşadık burada. Yani ben de çok bu konuyla alakalı şu anda geriye doğru baktığım zaman doğru bir şey mi yaptık dediğiniz zaman beni de rahatsız eden bir konu bu.

Hakim: Ne amaçla verdiniz bunu o da rahatsız ediyor sizi?

Ali Nuhoğlu: İşte amaç şöyle, ben anlattım. Bizim ana işlerimiz zaten iki tane çok büyük işimiz vardı yani. Şimdi o diğer küçük işler konuşuluyor ya, biz zaten o işleri de bunları topla bir bir ayda toplam iş kadar hak ediş verdiğimiz işlerdi bunlar yani.

Hakim: Hak ediş alabilmenin bir karşılığı mı yani, siz böyle mi?

Ali Nuhoğlu: Tabii yani o konu çok önemli, hak ediş karşılığı tabii tabii. Hak edişlerimizi periyodik olarak alabilmek için.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI HASAN FEHMİ DEMİR SORUYOR

Hasan Fehmi Demir: Sizin bıraktığınız yerden, sanığı yönlendirdiğiniz yerden devam edelim.

Hakim: Avukat Bey, sanığı yönlendirmedik; netleştirmeye çalışıyoruz. Savcı Bey'in sorduğu soruya farklı cevap geldi, Ekrem Bey'in sorduğu soruya ticaret gibi bir konuşuldu. Biz de netleştirme ihtiyacı duyduk bundan dolayı. Sanığı hangi hususta yönlendirdik?

Hasan Fehmi Demir: Ne amaçla verildiğini...

Hakim: Ne amaçla verdiğini sormayacağız mı sanığa?

Hasan Fehmi Demir: İzah etti, Savcı Bey de sordu, dinlediniz. Tekrar sorma ihtiyacını neden duydunuz, aynı soruyu?

Hakim: Siz algıladınız mı ne amaçla verdiğini? Ne amaçla vermiş, siz algıladınız mı?

Hasan Fehmi Demir: Evet.

Hakim: Siz algıladığınız şekilde aktarın bize, biz de anlayalım. Ne amaçla vermiş?

Hasan Fehmi Demir: Baskı, tehdit altında, ticari olarak sattığı şeyi rüşvet olarak vermiş izlenimi yaratmak zorunda bırakılıyor. Çünkü şu anda kendisi korkuyor şu anda tutuklanmaktan.

Hakim: Öyle bir talep mi var sanık hakkında?

Hasan Fehmi Demir: Öyle bir talep mi oldu, gerçeğe bakıyoruz. Siz az önce, Sayın Başkan, bakın... Az önce bir avukat arkadaş soru sorarken "Yönlendiriyorsunuz" dediniz, "Baskı altında bırakıyorsunuz" dediniz.

Hakim: Savcı Bey'in sorduğu soruya da avukat hanım "Yönlendiriyor" dedi, aynı şekilde itirazı kabul ettik, soruyu düzelttirdik.

Hasan Fehmi Demir: Hayır, başka bir şey söyleyeceğim. Ancak bu sanıkların hazırlık aşamasında, Cumhuriyet Savcılığı aşamasında hangi koşullarda, kaç kez, nasıl ifade verdiği konusuyla hiç ilgilenmiyorsunuz.

Hakim: Avukat Bey, bunlar sizin anlatımlarınız. Bununla ilgilenmediğimiz konuya nasıl ilgilenebiliriz? Gelen sanığı yüz yüze karşımıza getiriyoruz, soruyoruz; "Beyanlarının arkasında mısın, beyanların doğru mu, herhangi bir baskıya maruz kaldın mı?" diye daha önce de etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğini iddia edilen şahısların her birine sormadık mı burada? Biz bunu sormaktan başka ne yapabiliriz?

Hasan Fehmi Demir: Şunu yapabilirsiniz: Burada 70 küsur tane sanığın 68 tane etkin pişmanlık ifadesi...

Hakim: Buyurun siz sorun, "Sanık bu baskı altında kalmış mıdır?" diye siz sorun bu soruyu o zaman. Ne yapabiliriz sanığa sormak dışında, ne yapabiliriz?

Hasan Fehmi Demir: Ben bunu sormayacağım, ona evet diyemez.

Hakim: Böyle bir iddia var yani biz burada bu şekilde baskıyla sanığın ifadesini değiştirilmeye çalışıldığını çalışılmadığını nereden anlayacağız mesela? Bunu nasıl algılayacağız kimin doğru kimin yanlış kimin ne anlattığını?

Hasan Fehmi Demir: Siz bilirsiniz. Eğer sabırla yargılamanın sonuna kadar dinlerseniz...

Hakim: Sabırla dinliyoruz zaten, günlerdir dinliyoruz sabırla Avukat Bey.

Hasan Fehmi Demir: Efendim?

Hakim: Günlerdir dinliyoruz sabırla zaten. Sabırla dinliyoruz, dinlemekten başka bir şey yapıyor muyuz? Sabırla dinliyoruz.

Hasan Fehmi Demir: Evet, peki.

Hakim: Evet, buyurun sorularınıza geçelim; tartışmayalım gereksiz yere.

Hasan Fehmi Demir: Sayın Nuhoğlu, kaç yıldır taahhüt işi yapıyorsunuz yaklaşık?

Ali Nuhoğlu: Yani 86'dan beri.

Hasan Fehmi Demir: 86'dan beri. 2019'dan önce yaklaşık İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ne kadar taahhüt yapmışsınızdır, anımsıyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Ben 1994'ten itibaren Büyükşehir'e iş yapıyorum. Aslında 2019'dan sonra benim Nuhoğlu olarak Büyükşehir'den aldığım bir iş değil. Yani biraz burada bu kadar şeyle yargılanıyorum ben ama yani taahhüt olayıyla alakalı daha çok özel projelere yöneldiğimiz, biraz da bu alandan çekildiğimiz bir sürece yöneldik. Yani şunu soruyorsanız; ben o 20 yıllık tarih süreç içerisinde daha fazla iş yaptım yani geçmiş yıllara göre.

Hasan Fehmi Demir: Evet, hatta ifadenizde de sanıyorum belirtiyorsunuz yanılmıyorsam; diyorsunuz ki: "2019'dan önce 651 milyon dolarlık iş yaptım İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, 2019'dan sonra ise eğer şimdi yanlış hesaplamadıysam 13 milyon dolar civarında."

Ali Nuhoğlu: Bana ait olan öyle, evet, evet.

Hasan Fehmi Demir: Evet, siz ifadenizde...

Ali Nuhoğlu: Hı hı.

Hasan Fehmi Demir: Peki, bu 2019'da asıl, anlaşılıyor ki asıl büyük ihaleleri 2019'dan önce almışsınız, öyle midir?

Ali Nuhoğlu: Evet, evet.

Hasan Fehmi Demir: Yani yaklaşık 2019'dan sonra 20’de biri... Belki, hayır, 60’ta biri falan oluyor eğer yanlış hesaplamıyorsam. Yani 2019'dan itibaren aldığınız ihale öncesine göre altmışta biri kadar yaklaşık olarak. Peki bu 2019'dan önce aldığınız ve az önce de belirttiğiniz ifadenizde iki asıl büyük ihale vardı demiştiniz; sanıyorum onları 2019'dan önce aldığınız ihaleler miydi?

Ali Nuhoğlu: Evet, evet, 2019'dan önceki ihaleler.

Hasan Fehmi Demir: Evet. Bunların ödemeleri devam ediyor herhalde yıllarca. Ne zaman bitecekti bu proje Ali Bey ya da bitti mi?

Ali Nuhoğlu: Bir tanesi 2024'te bitti, bir tanesi de yeni bitti.

Hasan Fehmi Demir: Evet. 2019'a geldiğinizde bu büyük projelerle ilgili olarak yaklaşık -anımsamayabilirsiniz ama yaklaşık rakamları soruyorum- yaklaşık hakedişlerinizin ne kadarını tahsil etmiştiniz acaba?

Ali Nuhoğlu: Vallahi şu anda inanın cevap veremem yani.

Hasan Fehmi Demir: Oran olarak bir şey söyleyebilir misiniz?

Ali Nuhoğlu: Oran da söyleyemem.

Hasan Fehmi Demir: 2021'de bu İSKİ'den 500 milyon TL alacağım var diyorsunuz? Böyle bir alacağınız İSKİ'den var mı  bahsettiğiniz projelerle ilgili 2021'de.

Ali Nuhoğlu: Yani hani 500 değilse de ciddi bir alacağım var, evet doğru.

Hasan Fehmi Demir: Bu 2019 öncesinden kalan bir alacak mıdır?

Ali Nuhoğlu: Yok değil.

Hasan Fehmi Demir: Murat Gülİbrahimoğlu'nu tanıyor musunuz şahsen?

Ali Nuhoğlu: Tanıyorum.

Hasan Fehmi Demir: Ne iş yapar Murat Gülİbrahimoğlu? Yani ne kadar yıldır tanırsınız?

Ali Nuhoğlu: Çok eski değil. Yani ne zaman, 2020, 2021 olabilir.

Hasan Fehmi Demir: Evet. Peki ne iş yaptığı konusunda fikriniz var mı bu Cebeci'den önce? Yani.

Ali Nuhoğlu: Bir ocak işleri yaptığını biliyordum.

Hasan Fehmi Demir: Peki Gülİbrahimoğlu'nun acaba 2019'dan önce de Cebeci'de iş yapıp yapmadığı konusunda bir bilginiz var mı hafriyat işi?

Ali Nuhoğlu: Yani orada benim bildiğim Cebeci'de değil de bu karayolu işlerinde karayolu işi yaparken İngiliz..... o her işinde bir ocak ruhsatı bulundurma işleri yapabiliyorsunuz. O dönemde sanki Mako'nun o işlerini yapıyordu gibi hatırlıyorum. Sonra aralarında bazı sorunlar da çıktı. Ama şey değil, yani Cebeci ile alakalı bir konu değil, Cebeci'ye sonra girdi.

Hasan Fehmi Demir: Kuzey Cebeci Anonim Şirketi'nin kuruluşunda kimin olduğunu biliyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Murat Gülİbrahimoğlu olduğunu biliyorum.

Hasan Fehmi Demir: Güney Cebeci Anonim Şirketi kuruluşundaki isim?

Ali Nuhoğlu: Şimdi orada şöyle, Güney bir de şey var, oradaki var olan ocakçıların yan yana geldiği bir yapı var. Yani bana derseniz ki bunların hepsini ayrıntılı olarak biliyor musunuz, çok bildiğim süreçler değil. Yani öyle vesilelerle tanıdığımız, iş yaptığımız, bize de tedarik yapan, hemşehrimiz olan, işte bu Murat'la yaşadıkları şeyden dolayı bazen yapma etme dediğimiz ilişkiler içerisinde öğrendiğim konular bunlar yani.

Hasan Fehmi Demir: Cebeci'nin maden sahası ilan edildiği konusunda bir bilginiz var mı, hangi yıl olduğu konusunda ya da bilginiz?

Ali Nuhoğlu: Yok.

Hasan Fehmi Demir: Dolayısıyla oranın işletilmesi konusunda da, gerçi arkadaşınız sordu ama daha net olması bakamından, örneğin MAPEG yani Maden Enerji Dairesi, Enerji Bakanlığı yani, İstanbul Valiliği, ortak İSTAÇ adı altında galiba gelir hasılat paylaşımı olduğu, buranın yönetimi İstanbul Valiliği, Enerji Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yapıldığı konusunda bir bilginiz var mıydı?

Ali Nuhoğlu: O konuları biliyorum. Benim orada sadece söylediğim şey şu, buradaki var olan süreçlerle alakalı...

Hasan Fehmi Demir: Ali Bey, özür dilerim, yani sadece bunu soruyorum. Hani zaman da geçti, sormak istedim bunu, biliyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Bilgim var.

Hasan Fehmi Demir: Sayın Nuhoğlu, Mehmet Karataş'ı tanır mısınız?

Ali Nuhoğlu: Mehmet Karataş'ı tanırım, evet.

Hasan Fehmi Demir: Çok kısa bilgi verebilir misiniz, kimdir, nasıl tanıştınız?

Ali Nuhoğlu: Nasıl?

Hasan Fehmi Demir: Kimdir, nasıl tanıştınız, kısaca söyleyebilir misiniz?

Ali Nuhoğlu: Mehmet Karataş çok eski arkadaşımdır. Kabataş lisesinden bildiğim adamdır. Hopalıdır.

Hasan Fehmi Demir: Büyükşehir Belediyesi'nde çalışmış mıydı?

Ali Nuhoğlu: Büyükşehir Belediyesi'nde evet, İSFALT'ta genel müdür yardımcısıydı.

Hasan Fehmi Demir: Sonra sizin yanınızda çalıştı mı?

Ali Nuhoğlu: Hayır hayır, direkt benim firmamda asfalt işleriyle alakalı çalışmadı. Adana'da bir şantiyeye gönderdim ben onu, yardımcı oldum, orada çalıştı.

Hasan Fehmi Demir: Mehmet Ali Akbulut?

Ali Nuhoğlu: Mehmet Ali Akbulut benim, şeyi anlayamadım sormanızdaki maksadınızı da, Mehmet Ali Akbulut ta ….. beri benimle beraber ortak iş yapan, Ankara'da şirketi olan iki tane, Akbulut, Maxev diye şirketi olan, ortak bazen iş yaptığımız bir arkadaşımızdır yani.

Hasan Fehmi Demir: İsmail Hakkı Çapanoğlu.

Ali Nuhoğlu: İsmail Hakkı Çapanoğlu evet, tanıyorum.

Hasan Fehmi Demir: Şirketinizde istihdam ettiğiniz birimi midir?

Ali Nuhoğlu: Hayır, hayır; şu anda zaten şirketlerden bir tanesinin sahibi.

Hasan Fehmi Demir: Sahibi olabilir de, sizin yanınızda SGK...

Ali Nuhoğlu: Evet, sorunuzun şeyini anladım. Şöyle söyleyeyim; varmak istediğiniz noktayı da anladım.

Hasan Fehmi Demir: Müsaade ederseniz ben açıkça söyleyeyim varmak istediğim noktayı, yani siz çıkarsınız...

Hakim: Açıkça sor, açıkça cevap alalım.

Hasan Fehmi Demir: Efendim?

Hakim: Açıkça sorun, öyle cevap alalım.

Hasan Fehmi Demir: Yok, yok, onu söylemek zorunda değilim. Sadece soruyu sorabilirim ama sanık rahat etsin diye söyleyeceğim. Yani iddianamede bu kişilerin sizin yanınızda SGK'lı olarak çalıştığına ilişkin iddia var.

Ali Nuhoğlu: Evet, evet.

Hasan Fehmi Demir: Bu kapsamda soruyorum. Yani özel olarak başka bir amacım yok. İsmail Hakkı Çapanoğlu sizin şirketinizde görev aldı, SGK'lı olarak çalıştı, hatırlıyor musunuz?

Ali Nuhoğlu: Evet.

Hasan Fehmi Demir: Peki Hayri Güney Nuhoğlu?

Ali Nuhoğlu: Hayri Güney Nuhoğlu kardeşim zaten.

Hasan Fehmi Demir: Tamam, o da sizin şeyde. Asiye Uğur Yaman?

Ali Nuhoğlu: Asiye Uğur Yaman çok eski bir konu. Yani bir şirkette vardı o, çok eski, faaliyeti olmayan bir şirketteydi o.

Hasan Fehmi Demir: Kaan Nuhoğlu?

Ali Nuhoğlu: Kaan Nuhoğlu yeğenim zaten benim.

Hasan Fehmi Demir: Dursun Balcıoğlu?

Ali Nuhoğlu: Dursun Balcıoğlu...

Hakim: Avukat Bey, bu isimleri niye sorduğunuzu da bir öğrenelim de sonra...

Hasan Fehmi Demir: İddianamede niye yazıyorsa onun için soruyorum.

Hakim: Tamam, iddianamede yazanı sanık zaten kendisi anlattı, siz niye soruyorsunuz?

Ali Nuhoğlu: Yok, konuyu anladım ben Başkanım, izah edeceğim ben kendisi için.

Hasan Fehmi Demir: Siz neden müdahale ediyorsunuz Sayın Başkan?

Hakim: Yok, sorunun merak ediyoruz, sorunun neye... Avukat Bey!

Hasan Fehmi Demir: Bakın!

Hakim: Bakın, şimdi...

Hasan Fehmi Demir: Şöyle bir sorun var Sayın Başkan.

Hakim: 201... Avukat Bey, 201...

Hasan Fehmi Demir: Kötü niyetli görüyorsunuz beni, kesiyorsunuz sözümü.

Hakim: Sebebini anlamaya çalışıyoruz, bu isimleri niye soruyorsunuz?

Hasan Fehmi Demir: Sebebini an... Müsaade ederseniz arz edeyim. Bakın, soru sormak herkesin farklı tarzda kullandığı bir yöntem yargılamada. Siz bu soruları hoşunuza gitmeyebilir, beğenmeyebilirsiniz...

Hakim: Soru da hoşumuza gitmeyen bir şey yok, anlamaya çalışıyoruz. Bu isimler niye...

Hasan Fehmi Demir: Gayet gereksiz görebilirsiniz, ama tüm soruların yanıtını aldıktan sonra ben nereye varmak istediğimi burada da açıklayabilirim, esas hakkında savunmada da kullanabilirim. Onun için müsaade edin. Bakın, hukuk fakültesinden dün çıkmış insan değiliz, sizin iki misliniz kadar mesleki deneyimim var. Lüzumsuz bir burada soru sormuyorum, uzatmıyorum da farkındaysanız; hiçbir yorum yapmadım.

Hakim: Avukat Bey, bize ne amaçla isimleri sorduğunuzu söylemezseniz, biz de bu anlamda bunu anlamazsak bu sorunun yöneltilmesini engelleyeceğiz. 201'de de bizim yetkimiz açık. Biz de bu yetkiyi size hatırlatalım. Mesleki tecrübeniz yeter herhalde 201'i şey yapmaya.

Hasan Fehmi Demir: Mesleki tecrübemiz tabii ki yeter. Söz kesmeyin.

Hakim: Bize isimlerin sorulma sebebini bir anlayalım, ona göre...

Hasan Fehmi Demir: 201'i... 201'i beraber okuyalım mı bakalım, müdahale hakkınız var mı?

Ali Nuhoğlu: Ben şeyi anladım, soruyu anladım.

Hasan Fehmi Demir: Ben 201'i, 201'i okuyorum.

Hakim: Okuyun, buyrun, dinliyoruz, hep beraber dinleyelim.

Hasan Fehmi Demir: "Müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler." Disiplini bozduğumu iddia etmiyorsunuzdur?

Hakim: Evet, doğrudur.

Hasan Fehmi Demir: "Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde..." İtiraz edildiğinde! İtiraz edildi mi?

Hakim: Sorunun yöneltilip yöneltilmeyeceğine...

Hasan Fehmi Demir: "...sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir." İtiraz var mıydı? Ben duymadım.

Hakim: Evet. Sanık müdafii orada zaten işte.

Hasan Fehmi Demir: Efendim?

Hakim: Sanık müdafii...

Hasan Fehmi Demir: Etti mi itirazı? Şimdi mi veriyorsunuz?

Hakim: Avukat Bey, ses çıkarıyor oradan; mikrofonunu açmadığımız için duyulmuyor.

Hasan Fehmi Demir: Açın lütfen!

Hakim: Hayır, bakın şimdi...

Hasan Fehmi Demir: İtirazda geçerli kısımlara siz karar verirsiniz. Ama siz karar verin. Az önce üye de karar verdi. O da usule aykırı, onu da söyleyeyim.

Üye hakim: (Anlaşılmadı)

Hasan Fehmi Demir: Efendim?

Hakim: Üye hakiminden itiraz hakkı var zaten.

Üye hakim: İkimiz de yargılama yapamayacak mıyız avukat bey?

Hakim: Avukat Bey, Avukat Bey sorun... Avukat Bey sorunun ne sebeple sorulduğunu, açıklamasıyla soru sorulmasına gelince sıradaki soruya geçersiniz.

Hasan Fehmi Demir: Tamam Sayın Başkanım. Şu sebeple soruyorum. Takdir edersiniz ki... Beyanlarındaki tutarlılığın ve güvenilirliğin ölçülmesi heyetin görmesi bakımından kullanılabilir soru. Şimdi benim yapmak istediğim de şu: Bu kişilerin aslında Sayın Nuhoğlu'nun yanında çalıştığı, örneğin bunu da soracağım, eğer uygun bulursanız, mesela bazı şirketler var geçmişte ve 2019'dan sonra ihaleye katılan. Bu şirketlerin Cumhuriyet Başsavcılığının muvazaalı şirketler olduğunu iddianamede ve bu muvazaa sebebiyle de ihaleye bazen birkaçının birlikte katıldığı iddiası var. Dolayısıyla bu aynı zamanda sanığın huzurdaki ifadelerinin güvenilirliğinin de bir ölçüsü.

Hakim: Esas hakkındaki savunmada zaten iddianamede bu isnatlar 59 nolu eylemin içerisinde sanığın alınmasının sebebi de zaten o isnatlar zaten. O şirketlerle olan bağlantısını zaten iddianamede de iddia edilmiş zaten.

Hasan Fehmi Demir: Tamam. Tamam. Şimdi huzurda sorumu çok da kısa soruyorum, yani tanıyor musunuz diye çok kısa soruyorum. Siz bundan eğer hani uygun değildir diyorsanız başka soruya geçin.

Hakim: Yani Avukat Bey, tanıyıp tanımadığından nereye ulaşacağız biz yani tanıp tanımadığından?

Hasan Fehmi Demir: Sanığın ve tanığın güvenilirliği ile ilgili bir şeydir bu. Yani neyi ne kadar saklıyor, neyi ne kadar açıkça ifade ediyor huzurunuzda. Bu sizin için bir değer ifade etmiyorsa vazgeçeyim sormaktan yani.

Hakim: Sıradaki soruya geçin. İsim sormayın.

Hasan Fehmi Demir: Sıradaki soruya geçiyorum. Sayın Nuhoğlu... Nasıl olsa iddianamede olduğu için sorulmasının uygun olmadığını düşünüyor Sayın Heyet. Gözaltı tarihiniz 19 Mart 2025, doğru mudur?

Ali Nuhoğlu: Doğru. Evet.

Hasan Fehmi Demir: Tutuklanma tarihiniz 23 Mart 2025.

Ali Nuhoğlu: Doğru.

Hasan Fehmi Demir: Bu tarihe kadar 3 tane ifade vermişsiniz. Şimdi size sorduğunuz Sayın Başkanım hususunu soruyorum. Yani 20-21 Mart 2025'te Emniyet'te ifade vermişsiniz, 23 Mart'ta Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermişsiniz, 1 Haziran 2025'te Etkin Pişmanlık ifadesi vermişsiniz, 5 Haziran'da tahliye olmuşsunuz. Etkin pişmanlığın ne olduğunu biliyor musunuz Ali Bey?

Ali Nuhoğlu: Biliyorum.

Hasan Fehmi Demir: Nedir, çok tek bir cümleyle söyler misiniz?

Ali Nuhoğlu: Şöyle söyleyeyim. Şimdi bir kere...

Hakim: Fakat Avukat Bey...

Ali Nuhoğlu: Açıklamak istiyorum fakat...

Hakim: Buyurun, itirazınızı söyleyin. Buyurun Avukat Bey.

Avukat: Efendim, bana mı dediniz?

Hakim: Mikrofonu açtık, buyurun.

Avukat: Tabii. Sayın Heyet, müvekkil…

Hakim: Ne için müdahale ettiniz ona? Konu artık uzadıkça uzuyor, müvekkil de yeteri kadar yoruldu. Çok ilerleme sağlayamıyoruz.

Avukat: Konularla alakasız sorular soruluyor, alakası olmadığını düşünüyorum ve müvekkile bu sorulan sorular hakkında susma hakkı olduğunu da müdafi olarak hatırlatmak istiyorum.

Hakim: Susma hakkı... Cevap vermek istemiyorsa kendisi söylesin...

Avukat: Böyle bir şeyle karşılaşabileceğimizi hayal edememiştim, hayal gücüm o kadar geniş değil yani. Ya müvekkilin bir anne adı baba adının sorulmadığı kaldı. Bunların şimdi konuyla ne alakası var? Ben tartışma çıkarmaya çalışmıyorum ama sabrım…

Hâkim: Sanık müdafi... Avukat Bey, eyvallah. Neyi ne hakkı hatırlatacağını kendisi karar versin, bırakın da yani... Evet, sorulan sorulara cevap verip vermemek takdiriniz. Zaten baştan herhalde gelmeden uyarmışsınızdır zaten avukat olarak yani bu yetkileri vesaireleri. Buyurun, sorunuzu sorun avukat bey.

Hasan Fehmi Demir: Evet efendim, siz "Yanıt vereceğim." demiştiniz. Vazgeçtiyseniz başka bir soruya...

Hâkim: Buyurun, cevap verecekseniz cevabınızı verin avukat beye.

Hasan Fehmi Demir: Etkin pişmanlık konusunda açıklama yapacaktınız, "Nasıl faydalanıyorsunuz?" diye. Onu sormuştum. Meslektaşım itiraz etti, siz yanıt vereceğinizi söylemiştiniz, orada kaldık. Verecek misiniz? Verirseniz memnun olurum.

Ali Nuhoğlu: Şöyle; etkin pişmanlık dosyadaki olan konulara göre değil, var olan iddialara ilave yeni bir şey söylediğin zaman bir etkin pişmanlık sürecine girebileceğiniz bir hukuksal süreci yakalıyorsunuz. Özeti bu. Ama orada bir şeyi hatırlatmak isterim ben şimdi...

Hasan Fehmi Demir: Yeterli, yeterli efendim. Sağ olun. Ben başka bir şey sorup sorularımı bitireceğim. Furkan Remzi Ceylan'ı tanıyorsunuz.

Ali Nuhoğlu: Evet, evet tanıyorum.

Hasan Fehmi Demir: İş adamı mıdır Furkan Remzi Ceylan?

Ali Nuhoğlu: Kesinlikle.

Hasan Fehmi Demir: Kaç yıllık iş adamı acaba?

Ali Nuhoğlu: Ben size söyleyeyim; 15 yaşından beri iş adamı.

Hasan Fehmi Demir: Sizin yanınızda herhalde...

Ali Nuhoğlu: Benim yanımda çalışır.

Hasan Fehmi Demir: 2 milyon doları size borç verdiğini söylüyor, doğru mudur?

Ali Nuhoğlu: Doğrudur.

Hasan Fehmi Demir: Teşekkür ediyorum. Başka sorum yoktur Sayın Yargıç.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN SORUYOR

Tora Pekin: Sayın Başkan yani sahiden yasak sorgu olup olmadığı ihtimaline ilgi duyuyorsanız sorularıma müdahale etmeyeceğinizi düşünüyorum, umuyorum. Doğrudan da bu konuyla ilgilendireceğim.

Hakim: Evet evet buyurun.

Tora Pekin: Ve şimdi sormadığım gibi bugün de duruşma disiplinine aykırı bir soru sormayacağım. Bunu da belirtme zorunluluğu duyuyorum. Evet sizin bu davada ilk etkin pişmanlık ifadeniz 1 Haziran 2025. İkinci etkin pişmanlık ifadeniz 4 Haziran 2025. 5 Haziran'da da tahliye alıyorsunuz. Şimdi başka bir dosya var. Çok dip dibe bir tarih. Doğal olarak kuşkulanıyoruz biz. Ama kuşkumuz sizinle ilgili değil. Savcılık makamıyla ilgili. Yani onu öyle dinleyin. Ben sizinle ilgili bir kuşkudan bahsetmiyorum. Çok dip dibe bir tarihte. Mayıs 2025’te gözaltı ve tutuklamaların yapıldığı bir dosya daha var. 31 Mayıs'ta yani sizin etkin pişman olmanızdan bir gün öncesinde dahi bu bahsettiğim dosyada gözaltı yapılıyor. Arkasından tutuklamalar yapılıyor. Bu kamuoyunda Büyükçekmece dosyası diye biliniyor. Ama o da İstanbul Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma. Büyükçekmece de değil. İstanbul'da yürütülen bir soruşturma. Siz orada da şüphelisiniz. Daha sonra da sanık yapıldınız orada.

Şimdi o dosyada çok kısa bu giriş yapıyorum. Hemen hızlı hızlı sorularımı soracağım. 5 dakikanızı bile almayacağım. Yoruldunuz farkındayım. O dosyada konusunun rüşvet olduğunu bildiğiniz taşınmazları kendiniz aile üyeleriniz ve çalışanlarınızın üzerine almakla suçlanıyorsunuz. Suçlama bu. Aile üyeleriniz ve çalışanlarınız sanık yapılmamışlar. Ama iddianamede adları ve üzerlerine aldıkları taşınmazların bilgileri yazıyor. Ben şimdi bu arada okuyup, bunları bir kısım çalışanlarla ilgili olan en azından söylediği meslektaşım ama ben bir daha okuyup, size rahatsızlıklarınızı huzursuzlukla vermeyeceğim. İddianameyi biliyorsunuzdur zaten.

Şimdi bu dosyada yani üzerindeki dosyada çok sayıda sanık aileleri evet çok sayıda sanık yani arkanızda gördüğünüz müvekkillerimiz arkadaşlarımız. Aileleri, yakınları, çalışma arkadaşları ile baskılandıklarını anlattılar savcılık aşamasında. Ben o yüzden soruyorum. Net soracağım. Size net aklınıza kaldığı kadarıyla bilgileri sevindiririm. Hiçbir soruya da cevap vermek zorunda da değilsiniz. Şimdi birincisi; tutuklu olduğunuz dosyanın yani bu davanın yani tutuklanmış olduğunuz dosyanın bu davanın savcısı size ikinci soruşturmada yani Büyükçekmece soruşturmasında geçen bu mal edinmeleri demin bahsettiğim mal edinmeleri sordu mu? Aile üyeleriniz veya çalışanlarınızın soruşturmaya dahil edilmesi ihtimalinden bahsetti mi?

Ali Nuhoğlu: Ben sana hemen belirteyim ifade verirken kendi özgür irademle veriyorum. Büyükçekmece olayında da ben dolandırıldım. Cümle alem biliyorum. 180 bin ton asfaltı bizim asfalt planından aldı. Üç tane beş tane yer verdi. Şu an itibariyle çok büyük bir dava açıyoruz. 2023 rakamlarıyla 400 milyon civarında bir davadır. Dolandırılmıştır. Dolandıran da Büyükçekmece Belediye Başkanlığı.

Tora Pekin: Tamam şimdi soruma yanıt verdiniz. Siz bilirsiniz vermek zorunda değilsiniz.

Ali Nuhoğlu: Ben söylüyorum baskı altında vermedim.

Tora Pekin: Hayır. Bakın ben size baskı altında olduğunu söylemedim. Bakın dedim. Soru çok basit değil. Dedim ki size. Tutuklu olduğunuz dosyanın. Yani bu davanın savcısı. Size ikinci soruşturmada geçen bu mal edinmeleri sordu mu? Aile üyeleriniz ve çalışanlarınız soruşturmaya dahil edilmesi ihtimalinden bahsetti mi? Bahsetmedi mi? Bahsetmedi mi?

Ali Nuhoğlu: Şöyle öyle o davada o duruşmanın savcısı benim dolandırıldığımı biliyor. Kesinlikle öyle bir şey olmadı.

Tora Pekin: Siz yine dolandırıldığınızı bildiği halde size dava açmış.

Ali Nuhoğlu: Tabii dava açtı da.

Tora Pekin: Dolandırıldığınızı bile bile size dava açtı.

Ali Nuhoğlu: Orada şunu söyleyeyim müşteki tanık olarak dinlendik. Ama sonraki süreçte bildiğim kadarıyla bu dosyanın savcısı ayrı bir dosyada. Sanık olarak koydular ama ben geçen ifade verdim orada. O davada biz dolandırılan taraf olarak geçiyoruz.

Tora Pekin: ...ona da soracaktık zaten. İlgililer sorsun da hatırlamam gerekecek ama beni siz hatırlamıyorsunuz. Şimdi sizin tahliye edildikten sonra bir etkin pişmanlık ifadeniz daha var, 20 Haziran tarihli. İfadenizi alan savcının adını hatırlıyor musunuz? İlk iki ifadenizden farklı. Önünüzde ifadeniz duruyorsa orada okuyabilirsiniz savcının adını. Üçüncü etkin pişmanlık ifadeniz tahliye olduktan sonra, 20 Haziran 2025.

Ali Nuhoğlu: İlki biri, ikincisi Cahit savcıdır.

Tora Pekin: Doğru. Üçüncüsü?

Ali Nuhoğlu: Üçüncüsü de Aykut savcı.

Tora Pekin: Aykut Çelik, yani. Şimdi, bu ifadenizden, yani 20 Haziran ifadenizden sadece bir hafta sonra ikinci soruşturmada, yani Büyükçekmece dosyasında ifadeniz alınmış ama orada tutuklanmamışsınız. Belki sizin dediğiniz sebeple, yani savcı dosyayı ele almadığı için, tutuklamadığı için olabilir. Ee ikinci soruşturmadaki ifadenizi alan savcının adını hatırlıyor musunuz, bir hafta sonra sadece? Aynı savcı olabilir mi? Benim önümde açık.

Ali Nuhoğlu: Ama dediğim gibi Büyükçekmece olayında...

Tora Pekin: Büyükçekmece olayında...

Ali Nuhoğlu: Aykut...

Tora Pekin: O da Aykut Savcı, değil mi? Ee iddianameyi de o imzalamış, size dava açmış. Şimdi inanılmaz bir rastlantı tabii bize göre; İstanbul Adliyesi'nde 300'den fazla savcı çalışıyor ve dediğim gibi bu sizinle alakalı değil, savcılıkla alakalı. Aynı savcıyı karşınızda görünce şaşırmadınız mı? Yani sav... yüzlerce savcı, 300'ün üzerinde 330 tane savcı var Çağlayan Adliyesi'nde. Sizin iki tane birbiriyle hiç alakası olmayan dosyanız var. 20 Temmuz'da ifade de veriyorsunuz. Üstelik daha önce sizin sav... ifadenizi alan savcı değişmiş...

Hakim: Avukat bey bu sorudan nereye ulaşacağız biz?

Tora Pekin: Ee bir bitireyim nereye ulaşacağımızı sayın başkanım...

Hakim: Tabii ki aynı savcıyı önünüzde görünce şaşırdınız mı diye soruyorsunuz da...

Ali Nuhoğlu: Hayır, Büyükçekmece dosyasının savcısı Aykut Bey'di zaten.

Tora Pekin: Evet, Aykut Bey. Yani iki kere üst üste, iki ayrı dosyada aynı savcıyı görünce sanki başka savcı yokmuş gibi...

Hakim: Bu dosyalarda görev yapan savcılar hep aynı değil mi zaten? Yani buradaki sanıkların birçoğu aynı savcıları gördü zaten. Yani buradan nereye ulaşacağız yani?

Tora Pekin: Peki, gelelim o zaman öbür soruya, yavaş yavaş gelelim oraya.

Hakim: İddianamenin altındaki imzalara baksanız altı tane savcı, bir tane başsavcıvekili var, ifadeleri de hep bunlar almışlar zaten. Biz de okuyoruz ifadeleri.

Tora Pekin: Evet. Aradaki alaka... Aradaki alakayı hiç kurmasak da evet, haklısınız yani aile üyesi...

Ali Nuhoğlu: Şeyi de bildiğim dosyanın savcısı sekizinci değil o şey dediğim...

Tora Pekin: Peki. Ee şimdi İBB dosyasında, yani bu dosyada etkin pişman olmanız ile, sorum şu, yani varmak istediğim yer burası aslında, net bir soru soracağım aynı şekilde evet, hayır yani.

Hakim: Ekrem bey bir şeyiniz var mı? Hatırlatacağınız bir husus var mı?

Ekrem İmamoğlu: (anlaşılmıyor)

Hakim: O sizin takdiriniz

Tora Pekin: Hayır, ben sorumu soruyorum: İBB dosyasında etkin pişman olmanız ile orada, yani ikinci dosyada tutuklanmamanız arasında bir bağlantı var mı? Daha net sorayım soruyu. İki dosyayı da yürüten savcı aynı olduğuna göre, makul bir soru olduğunu düşünüyorum ben. Savcı Aykut Çelik size ikinci dosyada tutuklanmama yönünde bir vaatte bulundu mu?

Ali Nuhoğlu: Kesinlikle olmadı, bence hiç alakası yok yani.

Tora Pekin: Peki. O zaman mecburen...

Hakim: Sanık kendi iradesiyle ifade verdiğini anlatmakta zaten, burada ısrarla neyi...

Tora Pekin: Sayın Başkan, bakın. Ee burada anlaşamıyoruz. Neden anlaşamadığımızı müsaade edin biter bitmez...

Hakim: Israrla, hayır, sanık ısrarla...

Tora Pekin: Şuna hayır, şöyle, hayır! Tam tersini siz yapıyorsunuz.

Hakim: Biraz önce Avukat Bey de aynı şeyi yaptı, yani sanık önümüzde tir tir titriyor...

Tora Pekin: Sayın Başkan, bakın! Biz burada ifadesini... ifadesini geri alan sanığa tutuklama istendiğini gördük. Mümkün mü Ali Bey ben aksini söyleyeyim, mümkün değil! Sorularımı bitiriyorum, son soruma geçiyorum. "Bağlantı yok" dedi. "Bağlantı yok" dedi. "Bağlantı yok" dedi. Şimdi o yüzden mecburen çok kısa bir duruşma tutanağından bir bölüm okuyacağım size. Bu ikinci soruşturma davaya dönüştü; İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, tarih 16 Temmuz 2026. Mahkeme Başkanı dosyanın sanıklarından MK ile konuşuyor. Şimdi bağlantı olmadığını düşündüğünüzü söylediniz, "Hiç alakası yok" dediniz ama tutanaktan aynen okuyacağım:

Sanık MK şöyle diyor: "Evet ama şöyle bir durum var; yani yaptığımız benzeri şeyler. Yani Ali Bey, Ali Nuhoğlu ile aşağı yukarı asfalt yaptı. Ben işte taziye evi yaptım, kütüphane yaptım, çay ocağı yaptım, eğitim koleji yaptım, kreş yaptım, o da asfalt yaptı benzer şeyleri. Yani hatta benimki daha havalı. Topun üstünde de gidilebilir aslında araba. Sorun yok yani. Ama o da adam, benim sevdiğim Ali çok sever... bizi çok seviyormuş MK—Mehmet Bey, yani soyadını söylememe gerek yok—o da adam geldi, anlattı dedi. 'Migrenim tuttu, gidiyorum.' Eyvallah, çıktı gitti." Sizden bahsediyor. "Arkasından Hamit Abi dedi ki 'Ben de gidebilir miyim?' O da gitti. Biri on bin daire verdi, biri iki daireyi sattı; biri şikayetçi, bizde o da yok. Ben cezaevinden çıkamıyorum. Yahu, hatta böyle bir adalet olur mu Başkanım?" diyor Mehmet Bey duruşmada. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı diyor ki —kuramadığımız bağlantı Sayın Başkan—: "Ali Bey Büyükşehir'de itirafçı olduğu için, o da adam dolayısıyla." Bu sefer ne diyor Sanık Mehmet Bey: "Ne yapalım, olmayanı mı itiraf edelim?" Mahkeme Başkanı cevap veriyor: "Hayır hayır hayır, kastettiğim herkesin durumu farklı." Onu ona anlatmaya çalışıyor. Şimdi sizin olmadığını söylediğiniz bağlantıyı dosyanın yargıcı aleni duruşmada kurmuş gibi görünüyor. Öyle anlaşılıyor, kurmuş yani, okudum tutanağı. Mahkemenin kurduğu bu bağlantıya siz veya müdafiniz itiraz etti mi? Siz galiba çıkmıştınız o sırada mutlaka ama müdafiniz oradaydı, duymuşsunuzdur, itiraz ettiniz mi? Son sorum bu, bu konuyla ilgili.

Ali Nuhoğlu: ...bir şey söyleyebilir miyim?

Tora Pekin: Tabii ki söyleyebilirsiniz, kısaca.

Ali Nuhoğlu: Şöyle sizin de sorduğunuz şey... Esasen itirafçılığın kökeninde yatan şey iftiradır. Sizinle hiçbir alakası olmayan, olmadığınız bir yerle ilgili yargılanıyorsunuz. Ve de insanlar bir sürü hata yaptıktan sonra o hataların toplamının bedelini siz ödemek zorunda kalacağınız bir saçma sapan sürece giriyorsunuz. Bunu anlatmak itirafçılık mıdır?

Tora Pekin: Bakın ben size "itirafçı" demedim. Bakın, bakın...

Ali Nuhoğlu: E şimdi burada bir konu var. Burada bir gizli tanık bile var. Görünüyor, o da yerinde yani. Bizim bunu uçuracak halimiz yok.

Tora Pekin: Evet. Bir şey anlatacaksınız, cevap alalım.

Ali Nuhoğlu: İtirafçı olduğu iddia edilen... Yani elbette bir şey anlattı. Tabii ki. Ama yani bu var olan şeyi anlatmama üzerine bir korku kurmak, bir duruş... Diğeri de itirafçılık mıdır? Ne ne yapacağız, nasıl yok ediyoruz bunu?

Tora Pekin: Cevabını ben soracağım, siz cevabını verin ama. Ali Bey, Ali Bey; sadece tutanak okudum size. Size herhangi bir ithamda da bulunmadım. Dediğim size ısrarla söyledim; bu Çünkü bakın incitici bir şeydir, haklısınız. Haklısınız, incitici bir şeydir; ama ben size neyle ilgili olduğumu söyledim. Ben sizinle ilgili değilim. Ben bir dosyada bir savcı masasında iki tane dosya var, bunlar konular birbirinden tamamen alakasız. Savcı ve aynıymış. Karşımıza çıktı bu. Bu savcı alıyor, iki dosyayı çakıştırıyor ve bir sonuca varıyor. Benim sorguladığım şey bu. Sizinle alakası yok, sizin yürüyüşlerinizle alakası yok. Siz cevabınızı verdiniz.

Ali Nuhoğlu: Sorguladığınız şeye cevap veriyorum ben. Şimdi gittiniz; önünüze reddedemeyeceğiniz maddi veri ve belgelerle belirli konular konulduğu, konulduğu zaman bunu reddetme maddi koşullarınız yoksa hiçbir şekilde aksini iddia edebilecek bir koşullara sahip değilseniz... Siz o olsanız ne yaparsınız o zaman?

Tora Pekin: Peki. O şimdi o bambaşka bir konu. Hiç tartışmayalım, teşekkür ederim; son sorum buydu. Konu kapanmadan sanığın aleyhe beyanını kabul etmiyoruz sayın başkan. Ali beyin gerekçe olarak gösterdiği meslektaşlarımın da bir kısmının sorguladığı belediyedeki hak edişlerine ilişkin belgeleri dosyaya sunduğumuzda anlatılan hikayenin tutarsızlıkları ortaya çıkacak. Rastlantıyla iki savcı... Aynı savcının iki dosyada bir hafta arayla görev almasını da heyetinizin takdirine sunuyoruz.

ALİ NUHOĞLU AVUKAT AHMET AKTAŞ SAVUNMASI

Sayın heyet, müvekkil huzurda yargılaması yapılan dosya kapsamında dört eylemden ve bu eylemler dolayısıyla isnat edilen birtakım suçlardan yargılanmaktadır. İlk olarak Eylem 133 ve 134'ten başlamak istiyorum.  Eylem 133'te İBB'nin iştiraki olan İSFALT A.Ş. tarafından kış şartlarıyla mücadele çalışmaları hizmet alımı işi kapsamında bir ana ihaleye çıkılıyor efendim. Bu ana ihale alındıktan sonra bu ihale alt kısımlara bölünerek on farklı firmaya İhale Kanunu 3K kapsamında taşere ediliyor. Ve iddia makamı tarafından da bu yapılan işlerle alakalı ihaleye fesat karıştırma, ihale yeterliliği olanların ihaleye katılmasının engellenmesi ve kamu kurum ve kuruluşları zararına olacak şekilde dolandırıcılık suçlamaları müvekkile isnat edilmiştir.

Sayın heyet, iddianameye bakıldığı zaman müvekkilin İSFALT A.Ş.'nin İBB'den almış olduğu ana ihalelerden de sorumlu tutulduğu görülmektedir. Müvekkil İSFALT A.Ş.'nin hiçbir üyesi, yetkilisi veya bir parçası değildir. Dolayısıyla İSFALT... Dolayısıyla İSFALT A.Ş.'nin İBB'den almış olduğu ana ihalelerden kaynaklı bir suçlamadan müvekkil sorumlu tutulamaz. İddianamede ihale şartnamesindeki kamu emsalleri üzerinden bir [anlaşılamadı] olduğu iddia edilebilmekteyse de bu...

Hakim: O sizin görüşünüz.

Ahmet Aktaş: ...bu kamu idaresi ve onun bünyesine, yani İSFALT'a aittir. İhalede taraf bile olmayan bir kişinin idarenin şartname maddelerine müdahale ettiğine, müvekkilin müdahale ettiğine dair sunulan herhangi bir delil bulunmamaktadır. Kanunen ihaleye fesat karıştırma suçu yalnızca ihale öncesi ve ihale anındaki eylemi kapsar. İhale tamamlanıp sözleşme tamamlandıktan sonra alt ihalelerin ihaleye fesat karıştırma olarak yorumlanması ceza prensipleriyle bağdaşmaz ve suç ve cezaların şahsiliği ilkesine de bu durum aykırıdır. Kaldı ki alt yüklenici işlemlerin hepsi eksiksiz olarak yapılmış ve idareye teslim olunmuş işlerdir.

Her ne kadar müvekkilin bir dahli olmamakla birlikte İSFALT A.Ş.'nin almış olduğu ana ihaleye bakıldığı zaman tek geçerli teklifin İSFALT A.Ş. tarafından verildiği ve KİK'in %50 yeterlilik kriterini sağlamadığı için teklifin geçerli olmadığı görülmektedir. İddianameye göre iş deneyim belgesi oranının idare tarafından %50 olarak belirlendiği, bunun da ihaleye katılımı azalttığı ve fesat karıştırıldığı gibi bir sonuca gidilmiştir. İstanbul'un 4.500 personel, 800 kamyon ve 150'den fazla iş makinesi gerektiren, dünya ölçeğindeki kış mücadelesi operasyonunu yürütebilmek için idare tarafından üst düzey yeterlilik belgeleri istenilmesi...

Hakim: Bir dakikanız tutuluyor efendim. Mütalaadan sonra ayrıntılı beyanda bulunursunuz. Toparlayın, toparlayın.

Ahmet Aktaş: Tamamdır efendim. Bu Eylem 133 ve 134'te şu hususlara özellikle dikkat çekmek istiyorum: Bu her iki eylemde de İSFALT A.Ş. tarafından bir ana ihale yapılıyor efendim. Müvekkil bu ihalelerin hiçbir tarafı hâline gelmemiştir. Bundan dolayı da bu ana ihaleden sorumlu tutulması ve ihaleye fesat karıştırıldığının iddia edilebilmesi hukuka aykırıdır efendim. Cezaların ve suçun şahsiliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Diğer alt 3K kapsamında verilen ihalelere de bakıldığı zaman bu, bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere bunlardan biri istisnai hizmet alımıdır. Birinci ihalede de ihalenin sözleşmesi imzalandığı tarihle kış şartlarıyla mücadelenin başlaması arasında iki gün kadar bir süre farkı vardır. Bundan dolayı da mecburi olarak 3K kapsamında bu hizmet alımları yapılmıştır. Bilirkişi raporuyla da burada herhangi bir tenkide veya eleştiriye mahal olmadığına dair hususlar da sabittir.

134'üncü eyleme geldiğimiz zaman da bu eylemde de sayın heyet, bir adet ana ihale var; bu ihaleye ilişkin deminki ana ihale savunmalarımız aynen geçerli olmakla birlikte iki adet ihalenin de yine aynı şekilde sözleşme imzalandıktan çok kısa süre sonra yapıldığından dolayı mecburi olarak 21/B usulüne göre yapıldığı açıkça görülmektedir. Yazılı olarak bu hususla alakalı savunmalarımızı sunacağız.

Son olarak çok kısa Eylem 136 ve Eylem 59'a da değinmek istiyorum. Şimdi burada Eylem 136'ya geldiğimizde müvekkile isnat edilen suç, suçtan elde edilen mal varlığı gelirlerinin aklanmasıdır. Burada gerekçe olarak da bir yalının devri gösterilmiştir. Müvekkil de az evvel savunmasında belirttiği üzere burada hiçbir şekilde hani ihaleye fesat karıştırma gibi bir durum söz konusu olmayıp bu ihalelerin alınması için bir menfaat temin edilmemiştir. Burada müvekkilin hakedişlerini tahsil aşamasında yaşadığı, yani bir tıkanıklık yaşamamak adına mecburi olarak idare ile arasını bozmamak için bir yapılan eylem söz konusudur. Burada özellikle şuna değinmek istiyoruz: Müvekkil etkin pişmanlık kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için bütün bildiklerini kovuşturma aşaması başlamadan önce de belirtmiştir. Suç oluşmamakla birlikte müvekkilin beraatini talep etmekle birlikte, Sayın Heyet aksi kanaatteyse TCK 282/6 atılı suçun etkin pişmanlık müessesesini düzenlemektedir. 282/6'ya göre kovuşturma aşaması başlamadan önce etkin pişmanlıktan faydalanan kişilerin hakkında cezaya hükmolunmayacağını emredici bir şekilde söylemektedir. Müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini, heyet aksi kanaatteyse atılı eylemden dolayı cezaya hükmolunmamasını talep ederiz.

Son olarak da Eylem 59 Cebeci'ye geldiğimizde çok kısaca bundan da değinip hemen savunmalarımı bitireceğim. Burada iki ana konu var: Birincisi dolgu, diğeri ise dökümdür. Neoray'la ilgili kısım MAPEG'in talep ettiği ve belirlediği proje çerçevesinde yapılan yollarla alakalı olup yolların kotuna getirilmesi için yapılan dolgu işlemleridir. Neoray firmasının döküm işiyle herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Eylem 59 iddianamede yaklaşık olarak 100 sayfalık bir yer kaplamaktadır; ilgili bölümlerin tamamına bakıldığı zaman müvekkilin ismi yalnızca 3-4 defa bu atılı eylemde geçmektedir. Bunlarda da hepsinde de Neoray isimli firmanın müvekkile ait olduğu itham edilmiş; daha sonra Neoray tarafından iki adet ihalenin de Murat İbrahimoğlu'nun İstanbul Gayrimenkul tarafından da isimli firmasına taşere edildiğinden dolayı sanki aralarında bir fiilî irtibat varmış gibi iddianamede bu durum tespit edilmeye çalışılmıştır. Lakin buna ilişkin herhangi bir şekilde somut deliller de mevcut değildir.

İlgili konu ve suçlamalarla alakalı müvekkil aleyhine veya lehine verilen bir ifade yoktur. Herhangi bir şekilde müvekkilin ticari bir akış, şirket ilişkisi yoktur. HTS kayıtlarından tutun da belediyedeki danışman... Zabıtaların verdiği ifadeler dâhil hiçbir yerde Ali Nuhoğlu ile alakalı bir ibare, ifade ya da irtibat söz konusu değildir. Her ne kadar Neoray şirketine ortak değilse de o dönemde Neoray şirketiyle bazı inşa işlerini birlikte, yani bazı işlerde birbirlerine destek çıkmaktadırlar. Yeterlilikten dolayı da Neoray bu işi, ihalelere katılmıştır vadedildikten sonra ve burada işte birçok firmayla, 9-10 tane firmanın teklifi arasından en mantıklı teklif verdiğinden dolayı da ihale Neoray isimli firmada kalmıştır.

Daha sonra toparlıyorum, 30 saniye içerisinde bitiriyorum; akabinde de ticari olarak bu işin de çok menfaatli olmadığı ve kendilerine de karşı Murat İbrahimoğlu tarafından bu işin kendisine taşere edilmesine yönelik teklif geldiğinde de ekonomik olarak mantıklı bulunmuş ve işi taşere etmiştir; hiçbir iş ve eyleme katılmamıştır. Bu sebeple atılı suçlamalardan müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ederiz.

DENİZ DÖRTYOL SAVUNMASI – 08.10.2026

 

Sayın heyet, öncelikli olarak savcılık aşamalarında verdiğim ifadelerin doğru olduğunu ve tekrarladığımı belirtmek isterim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan operasyonu kamuoyundan gördüm, öğrendim. Örgüt yöneticisi olduğunu gördüğüm Murat Ongun'un gözaltına alınması ve ona bağlı olarak çalışan Emrah Bağdatlı'nın yurt dışına kaçışını görmem üzerine, bu kişilerin beni kullandıklarını anlamam, anlatacağım sistemin içinde zorla bırakılma durumum olduğunu belirtmek amacıyla tüm bildiklerimi doğru ve gerçeğin açığa çıkması adına, henüz hakkımda bir gözaltı ya da herhangi adli bir işlem başlamadan gidip, savcılığa ifade vermek ve avukatımla da görüştükten sonra etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğimi belirttim. İlk ifademi 27.03.2025 tarihinde verdim. O ifademde eksik kalan konuların olması ve tüm gerçeklerin açığa çıkması adına, daha sonra da 29 Mayıs ve 2 Eylül 2025 tarihlerinde ifadelerimi detaylandırmak, eksik kalan bilgileri vermek ve elimdeki delilleri sunmak için ifade vermeye gittim. İfadelerimde söylediğim, içine çekildiğim sistem, sistemin tüm detaylarını anlattım.

Öncelikli olarak kendimi anlatmam gerekirse; ben 5 Ocak 2013 tarihinde AdStation firmasında çalışmaya başladım. 2013-16 yıllarında etkinlik organizasyon tarafında görev alıp 1 Ocak 16 2016 tarihi itibarıyla da açık hava reklam kısmında görev almaya başladım. 2019 yılında seçim takvim süreci geldiğinde, kiraladığımız açık hava reklam alanlarının tamamında seçim görselleri hizmeti verdik. Seçim sonuçlandıktan, mevcut İBB yönetimi el değiştirdikten kısa bir süre sonra kullanılmakta tamamen Advert Station'da olup, tamamı özel mülklerden kiralanmış, İBB izin yetkilendirmelerine uygun olan şirkete ait reklam alanları bir gecede İBB zabıtaları tarafından söküldü. Alanlar söküldükten sonra Kültür A.Ş.'nin adıyla piyasada açık hava reklam hizmeti veren Salih Subaşı bana ve genel piyasa reklamcılarına ulaştı. Mevcut reklam alanlarını kullanmak istiyorsak kendilerine ödeme yapmamız gerektiği bizlere söylendi. Kabul etmeyip, Kültür A.Ş. ile görüştük. Orada da İlknur Kaya ve Serdal Taşkın, AdStation'a ait reklam alanlarının kullanımına müsaade etmeyeceklerini, kullanmak istiyorsak Kültür A.Ş.'nin keseceği faturaları ödememiz gerektiği söylendi. Ticari hayatımıza devam edebilmek adına bunu kabul etmek zorunda kaldık.

2019-2021 tarihleri arası Kültür A.Ş. tarafından tarafımıza kesen kesilen tüm faturaları ödemek zorunda kaldık. Buna rağmen bazı reklam alanlarımız yine kullandırılmadı, izin verilmedi. Bununla ilgili de elimizdeki olan konuşma kayıtlarını verdim az önce. Fotoğraf 1 olarak klasörde PDF. Efendim, buradaki toplamda 4 sayfa, 3 sayfa, 4 sayfa bir WhatsApp yazışması görseli var. Burada İlknur Hanım'la, ki o zaman Kültür A.Ş. çalışanıydı. Tüm reklam alanlarımızın süreçleriyle ilgili görüşmelerimiz, WhatsApp üzerinden yaptığımız görüşmelerimiz halen elimde mevcuttur. Burada zabıta üzerinden müdahale edecektin, sökecektin veya ücret tarifeleri gibi konuşmalarımız var. Tüm reklam alanlarının süreçleri bu şekilde buradan yürütüldü. 2021'den sonra reklam alanlarımızın izin süreçlerini Medya AŞ üzerinden Elif Güven'le iletişim kurarak sağladık. Elif Güven'e reklam alanlarımızı iletirdik. O da Murat Ongun'a iletirdi. Bir bedel biçilir ve bu bedeli ödemek zorunda kalırdık. Bazen keyfi olarak yine izin verilmediği de olmuştur.

Bu süreçlerin hepsini detaylı olarak ifademde de anlattım. Fotoğrafik olarak da bir PDF'i var. Burada Elif Güven'le olan konuşmalarım mevcut. Yine tüm reklam alanlarımızla ilgili. Burada zabıta tarafından olan süreçlerle ilgili olan kendisiyle yapılan müdahaleler hepsi yazmaktadır. Tüm konuşma dökümü elimde mevcuttur. Tüm reklam alanlarını kendisine gönderirim. Açık adresi, her şeyiyle kendisi bununla ilgili görüşmeler yapar. Akabinde izin süreçleri için izin başvurusu yapmam ya da yapmamam yönünde, örnek veriyorum der ki "Karaköy için izin başvurusu yapma." Orayı zabıta üzerinden tutuyoruz. Veya der ki "Buraya izin başvurusu yap, biz bu süreci bekleteceğiz." Red çıkmasın ya da izin beklesin gibisinden. Toplamda o yıllar arasında aldığım en fazla,..... diğerlerine izin başvurusu bile yapmadık. Bununla ilgili de konuşmalarım var, sizlere teslim ettim.

En son bir görselde de mesela bir en sona gelebildiniz mi? Biraz daha inebilirseniz aşağıya. Burada da mesela anlatmak istediğim efendim şu: Aksaray'da bir reklam alanımız var yıllardır izinli. Buna rağmen, izin çıkmasına rağmen bizden burası için bir izin bedeli istendi. İzin bedeli için bir kontrat yaptık kendileriyle. Bu şu an sözleşme adını  sponsorluk olabilir, drone hizmeti fotoğrafları çekim izni de olabilir. O ne sözleşmesi yaptığımız hakkında değil. Buna rağmen ödeme yaptığımız halde bile reklam alanlarımız zabıta tarafından söküldü. Çünkü izin çıkmadı, izin çıkmayınca zabıta olarak sökülüyor. O tarafa müdahale edemediler. Benden de hala ödeme yapmam istendiler. Ödeme yap, ödeme yap. Bir zorlama, en sonunda da ödeme yapmadığımda "Akşam tüm alanlarınızı indiririz." Tüm İstanbul'daki, sadece burası değil. Burada da tüm detaylı konuşmalarım mevcuttur efendim.

İlk 2023 yılında artık sektörde tecrübelerimin, tanıdıklarımın artması üzerine Ad Station'dan ayrılıp kendi açık hava reklam işimi yapmaya başladım, kendi şirketlerimi kurdum. 2023 yılının başında Ahmet Palazoğlu'nun görev tanımında olan Ad Station şirketindeki açık hava pazarlama işini artık kendisi yürütmeyeceği için bana teklif etti. Bu şirketin reklam alanlarının satış, pazarlama ve tüm idari kısmının yanı sıra tüm etkinlik şirketinin sorumluluğunu üstlendim. Bu süre zarfında da daha önceden çalıştığım Ad Station içerisinde bulunduğu, Bulgurlu, Üsküdar'da yer alan 5 katlı plaza da ikametim de 10 dakikalık mesafede olduğu için kendime plazanın 3. ve 4. katlarındaki boş olan bölümlerinden ofisler tuttum. Zaten bu sistem başta İstanbul, başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye tarafından kullanılır. Reklam alanları bir şirketindir, bunu satış pazarlamasını yapan diğer şirkettir. Ben de bu vesileyle Ad Station'ın da reklam alanlarının satış pazarlamasını üstlendim, kendi alanlarımın yanı. Bu şekilde Ad Station'ın da reklam alanının satış pazarlama kısmını yürütmeyi kabul ettim.

Daha sonrasında Murat Ongun'un yönlendirmesiyle, Emrah Bağdatlı'nın adını sonradan dosyacılık olarak öğrendiğim işlerini bana teklif etti. Daha sonra bu olay ilk başta Muhittin Bey'e söylenmiş. Muhittin Bey ağırlıklı olarak inşaat işi ile ilgilendiğinden artık reklam işini tamamen bırakmıştı. O da reklam işi yapmak istemediği ve benim tecrübeme güvendiği için benimle çalışabileceklerini önermiş. Ben henüz düşünme aşamasındayken yine hem kendime ait hem de H-Station'a ait olup benim sorumlu olduğum reklam alanları İBB Zabıta tarafından sökülmeye başlanınca, Emrah Bağdatlı'nın zorlamasını kabul etmek durumunda kaldım.  İzin süreçlerinde tüm reklamcılarda olduğu gibi ben de problemler yaşadım. Bu nedenle Murat Ongun ile görüşme gerçekleştirdim. Kendisi ile ilk tanışmam 14 Ocak 2023 Cumartesi günü Sütlüce'deki İletişim Çadırında olmuştur. O gün tanışmamın tek sebebi açık hava reklam izinleri ve açık hava reklam işini yaparken belediyeden kaynaklanan sıkıntılarımı dile getirmekti.

Savcılık ifademde belirttiğim üzere ben normal açık hava reklam işlerini yapıp H-Station reklam pazarından haklarını aldıktan sonra Muhittin Bey ve Murat Ongun'un görüşmesi üzerine Emrah Bağdatlı tarafımla iletişime geçti. Emrah Bağdatlı ile ilk görüşmem 3 Ocak 2024 tarihinde WhatsApp üzerinden oldu. Önce Emrah Bağdatlı beni Barış Kılıç ile tanıştırdı. Bana "Önce ihaleye gireceksin, aldığında işini yapacaksın" dedi. Bunu da zaten ifademde detaylıca anlattım. Ancak sonradan ihaleler alınınca karşımıza çıkan model çok farklıydı. Emrah Bağdatlı adının dosyacılık olduğunu sonradan öğrendiğim ihale işlemlerini bana anlatarak "İşleri böyle yürüteceksiniz" dedi.

Bu dosyacılık nasıl işliyor diye soracaksanız eğer, ben bu sistemi iki ayağa ayırdım: Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.. Kültür A.Ş. tarafında sistem kişileri olarak Murat Bey, Emrah Bağdatlı, Barış Kılıç, Güldem Şık, Metin Bal'dır. Barış Kılıç'a bağlı çalışan Güldem Şık'ı ben, Kültür A.Ş. çalışanı olarak biliyordum, ancak değilmiş, bunu çok sonradan öğrendim. Ve Metin Bal, ihalelerden bir gün önce, birkaç gün önce tüm ihale fiyatlarının işlenen çalışma dosyalarını bana teslim ettiler. Bu fiyatlardan ihaleye girmem gerektiğini bana bildirdiler. Daha sonrasında ise aktif iş yapmak için Kültür A.Ş.'den haber beklerken onaylanan projeler için sadece fatura keseceğimi, şirkete gelecek olan paraları da yönlendirecekleri kişi ve alt tedarikçilere teslim etmem gerektiğini bildirdiler.  Bu duruma karşı çıkmaya çalışsam da devam eden ve tamamen yasal olan ticari işlemlerimi yaptırmamakla tehdit edildim. Çok ağır sözleşmeler ve cezai şartlarının bulunması nedeniyle de bu sistemde kalmaya mecbur bırakıldım. Her ay sonu Metin Bal'dan bana fatura kesmem için liste, bu faturaya karşılık da resmi tedarikçi ödemesi gönderilirdi. Artan parayı da Emrah Bağdatlı, Özge Bağdatlı ve Güldem Şık'ın yönlendirdiği yerlere teslimini sağladım.

Fotoğraf 3 gibisinden bir ifadem var. Burada mesela Güldem Hanım bana bir yere para göndertecekmiş, OMR'ye para göndertecekmiş kendi şirketinden, onun dekontu var. Bir sonrakine geçerseniz yine bir OMR'den fatura gelmiş, fatura kesilmiş, bununla ilgili bir ödeme konusu olmuş. Bir sonrakine geçerseniz yine bana kesilecek olan faturaların alt Excel'i gelmiş. Genelde konuşmalarımız, mesajlar herkesten sil formatında olduğu için benim sildiğim buradaki mesajlar, 6 Ocak 2025 tarihindeki mesajlarım yok ama burada gönderdiğim benim fatura PDF'lerimdir diye tahmin edebiliyorum sadece. Bir sonraki mesaja geçerseniz de burada Emrah Bağdatlı'nın 3 Şubat tarihinde mesela bana gelen paraları nereye teslim edeceğimi falan söylemiş, ben de ona göre yazmışım: "Denizcim 2,5 Esentepe'ye gidecek, gerisini söyleyeceğim." Tamamdır abi, elime nakit geçsin hızla cevap şeye aldıracağım. İşte bugün hani EFT gelmedi, geldi." "7 mi kaldı, 8 mi kaldı?" "İşte 7 kalmış abi." Bu da Emrah Bağdatlı ile olan konuşmalarımdan yalnızca biri.

Medya A.Ş. tarafı sistem yöneticisi olarak Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Fatoş Pınar Türker, Sibel Karakurt, Fatoş Ayık... Bu taraf için beni Fatoş hanıma yönlendirdi Emrah Bağdatlı. Kendisiyle yüz yüze tanışmadım. Hiç Medya A.Ş.'ye gitmedim. Hep WhatsApp üzerinden iletişim kurduk. Fatoş Ayık hangi ihalelere, yan teklif vereceğimi hep bana WhatsApp üzerinden bildirir, ben de ona göre ne denirse yapıyordum. Fotoğraf 4'üm var efendim. Burada mesela şöyle arz edeyim. Fatoş hanımla ocak başlarında tanıştığımı hatırlıyorum. 14 Ocak'ta bir içeri konuşmamız olmuş. Üsküdar Belediyesi'nin 600 bin liralık bir iş için ek teklife ihtiyacım var demiş. Ajans işi gibi yani, reklam organizasyonu değil de daha çok video çekim gibi düşünebilirsiniz bu ajans mantığını. En kolay hangi firma olursa söyle demiş. Bana PDF, özür dilerim, Word dosyasını göndermiş. Ben de teşekkür edip gerekli aksiyonu yapıp kaşemi, imzamı atıp kendisine bildirmişim. Burada Üsküdar Belediyesi'ne yan teklif vermişiz. Bu şekilde işleyen bir sistemdi.

Bu süreçte paraları nerelere teslim ettiğime dair kapsamlı beyan vermiştim ifademde. Onların hepsi doğrudur. Zaten hem soruşturma hem de yargılama aşamasında da ifade verenlerden takip ettiğim kadarıyla birçoğu bunu doğrulamıştır. Emrah Bağdatlı yurt dışına kaçmadan önce beni yanına çağırdı. Tabii ben o zaman yurt dışına kaçacağını, bu işlerden kaynaklı bir soruşturma olduğunu bilmiyordum. Akasya AVM'de kendisiyle görüştük. Fotoğraf 5 efendim, Akasya AVM'de görüşmemize ait mesaj kaydım var, bakmak isterseniz eğer. Orada da bana "Eğer olağan dışı bir durum olursa Murat Ongun'a bir şey olmaz. Sana ve bana kimse sahip çıkmaz. Benim dediklerimi uygula" şeklinde konuştu. Bana kendi talimatlarına uymamı, avukatların sözünden çıkmamam gerektiğinden bahsetti. Emrah Bağdatlı ile olan konuşmalarımı da zaten ifadelerimde sundum. Yine Özge Bağdatlı'ya teslim edilen paralarla ilgili olarak mesaj ve kargo kayıtlarını savcılığa sunmuştum. Bununla ilgili de yeniden bir elinizde bulunsun diye daha geniş bir PDF bıraktım efendim. Fotoğraf 6 olarak PDF'im mevcuttur. Fotoğraf 6 diye kaydettim.

Burada Özge Bağdatlı'ya çuvalla gönderdiğim paralar. Kargo şirketi vardı bir tane, onu buldum. Ondan sonra bunlar bu şekilde mühürlü gönderiliyormuş, direkt adresten adrese teslim şeklinde. Özge Hanım burada "Kimliğin alınınca işte resmi belge değil değil mi bu?" diyerekten bir tedirgin oluyor, bana soruyor. Ben de "Yok" diyorum efendim, "Resmi bir belge değildir bu, sadece kargo teslimi gibi düşünebilirsiniz". Bu 13 Şubat 2024'te olmuş. Hemen altında 11 Ekim'de olan bir teslimat konuşulmuş işte. 1 milyon lirasını teslim ettiğim için arkadaş yola çıkarmıştı kendisini, 250 bin lirası kalmış. Bunları konuşmuşum. Toplam 4 milyonluk bir rapor vermişim kendisine. Sonrasında kendisi bir gün döviz tutmuş, "Deniz Hanım paralar gelsin, döviz yaptıracağım, bekliyorum". 250 bin liralık orada bir açığım kalmış, sonradan ödemişimdir herhalde. Sonrasında kendisiyle ticaretim devam etmiş, ticaretimin sonucu efendim teslimatlarım devam etmiş. 911 bin 560 liralık teslimat yapmışım. Sonra konuşmalarım devam ediyor. Yine "Para, Emrah Bey sizinle konuşmamı istedi" demişim 9 Mayıs 2024 tarihinde. Burada bana Esentepe'deki ofisin konumunu atmış, oraya yine para göndermişim. O da en sonunda da bir şey var efendim, az önceki çuvalların teslimine dair bir tutanak belgesi var, o da elinizde.

Burada bu söylediklerimin doğru olduğu anlaşılmaktadır. Özge Bağdatlı ile 9 Mart 2025 tarihinde Kadıköy Fenerbahçe Konakları'nda görüştüm. O gün kendi telefonundan online olarak beni Emrah Bağdatlı ile görüştürdü. O sırada İBB'nin Media A.Ş. tarafında savcılık tarafından bir inceleme gitmiş sadece. Emrah Bağdatlı ile yaptığım telefon görüşmesinde, "Şu an Bandırma Vapuru ile Samsun'a ayak basmaya gittiğimizi düşün. Bu süre zarfında çok çile çekeceğiz. Ancak sonrasında Cumhuriyeti ilan edeceğiz. Bu süre zarfında çok dikkatli olmanı istiyorum. Talimatlarıma harfiyen uyarsan eğer bu sürede zarara uğramazsın. Cumhuriyeti baştan ilan ettikten sonra ise Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun'un yanında olanlar mutlu olacak" dedi. Gözaltına alınma durumu olursa kendi avukatları olan Avukat Serkan Günel ve Avukat Yiğit Kazım Akalın'dan başka biriyle görüşmeme talimatı verdi. O tarihten sonra Avukat Yiğit ile ilk görüşmem online WhatsApp araması üzerinden 19 Mart'tan iki gün sonra, 21 Mart 2025'te oldu.

Avukat Serkan Günel ile 2025 tarihinde yüz yüze görüşmemiz oldu. Avukat Yiğit ile defalarca kez görüştük. Bu görüşmelerin hepsi sesli, FaceTime ya da WhatsApp üzerinden arama yoluyla oldu. Ana tema kimseye bir şey söylememem, avukat ihtiyacımı sadece Yiğit abi üzerinden sağlamam, onların çizeceği sınırlarla bağlı kalmam şeklindeydi. Hatta 06.04.2025 tarihinde Avukat Serkan ve Avukat Yiğit ile birlikte Avukat Serkan'ın arabasında, Üsküdar Çilehane tarafında görüşme gerçekleştirdik. İsterseniz HTS baz kayıtlarından doğrulayabilirsiniz.  Efendim bu Telegram konuşması. Samuel Boston olarak kayıtlı olan kişi Emrah Bağdatlı. Kendisi yurt dışına firar ettikten sonra San Boston, Samuel Boston, Samuel, Boston, S. Boston gibi isimler aldı. O isimler üzerinden hep yazışma ya da telefon trafiği yürüttük. Burada bana Avukat Serkan abiyi yönlendiriyor, kendisinin numarasını paylaşıyor. Beni o gün, özür dilerim orada 00:34, yani günün başı, gece daha. Ertesi gün Serkan abiyle görüşeceğimi, bana randevusunu, her şeyini hazırlıyor.

Diyor ki işte, Serkan abiyle görüş, o bizim aileden, eğer ki Murat Ongun'un bilmemesi gereken bir şey olursa sıkıntı yok, tüm problemlerinizi çözer, halleder, yeter ki Serkan abiyle, benimle görüşür müsün gibi görüş. Ertesi gün ben de Avukat Serkan abiyle görüştüm ki o bir aşağı inerseniz orada da Serkan abiye o gece bir mesaj atmıştım sadece, Emrah abiden bana geldikten hemen sonra mesaj atmıştım. Abi selamlar Deniz ben diye, o gün kendisiyle bir irtibatımız oldu. Emrah Bağdatlı bu görüşmeye bir başka telefondan aranarak bağlandı. Avukat Rahşan Hanım ise sadece WhatsApp üzerinden yazışarak bu görüşmeye dâhil oldu. Onların talimatları dışında hareket edersem eğer, Rahşan Hanım'ı hiçbir kuvvetin durduramayacağını, bizzat bu arabanın içinde Avukat Yiğit tarafından bana söylendi. Buna Serkan abi de şahittir. Kendileri benim ifade verdiğimi 2025 Ağustos ayının sonlarına kadar öğrenemediler. O sebeple sağdan soldan bana karşı hep şeffaf oldular.

Sayın heyet, ifademde ayrıntılı olarak şirketteki kişi isimleri verdim. Bunların hepsini tekrar ederim. Önemle belirtmem gerekir ki, ben bu sistemin, bu örgütün içine mecbur bırakılarak çekildim. Herhangi bir maddi kazanç elde etmedim. Bu işlemleri yapmadığım takdirde her zaman bir karşılık gördüm. Reklam alanlarımız söküldü, işlerimiz aksatıldı. Tekrar belirtmem gerekir ki, ben hakkımda hiçbir adli işlem, gözaltı kararı yokken gidip tüm bildiklerimi savcılık makamına anlattım. Gerçeğin açığa çıkması için de elimde olan tüm belge ve bilgileri sunmaya gayret ettim. Suç işlemek gibi bir kastım olmadığı gibi, bu işlemleri yapmaya mecbur bırakılmam nedeniyle öncelikli olarak beraatimi, mahkemeniz aksi düşüncede olursa da verdiğim bilgiler de dikkate alınarak hakkımda ceza verilmemesini saygılarımla arz ederim. Başta sizler olmak üzere, soracağınız her sorulara elimden geldiğince hazır olduğumu belirtmek isterim. Benim buraya gelip gözlerimin içine bakıp soru sormak isteyen tutuklu, tutuksuz arkadaşlar var, onlar için de soruları olursa eğer cevaplamak için elimden gelen her şeyi yaparım. Teşekkür ederim.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Deniz Bey, savcılıkta Emrah Bağdatlı'ya ait olduğunu iddia ettiğiniz şirketler var.

Deniz Dörtyol: Evet efendim.

Savcı: Adn Medya, OMR, Kreatif, Reji ve MedyaKent… diye: Bunların neye Emrah’a ait olduğunu söylediniz?

Deniz Dörtyol: Efendim bu firma isimleri bana Kültür A.Ş. tarafından gelen de oldu. Bunları Kültür A.Ş. tarafından gelenleri Metin Bal bana bir Excel içerisinde gönderirdi. Bu Excel'in bir şifresi olurdu. O şifreyi girince Excel karşınıza açılırdı, orada firma isimleri yazardı. O Excel'lerden benim elimde 2 tane var ancak şifresini bilmiyorum. Tahminim var sadece de çıkmadı işte. Büyük harfle "D" büyük, "NZ" küçük sonra alt çizgi, 3 çizgi, denedim denedim de hatırlayamadım, açamadım. Excel'lerim ama gelip bilirkişiye teslim edebilirim izin verirseniz. Diğer firma isimleri de Emrah Bağdatlı'dan bana geldi, Güldem Şık'tan bana geldi. Bununla ilgili de WhatsApp yazışmaları var. Onları da dosyaya akabinde sunarız.

Savcı: Peki bu şirketlerle ilgili olarak bahsettiğiniz şifreli Excel'de Emrah Bağdatlı şirketleri mi yazıyor yoksa?

Deniz Dörtyol: Yok efendim. Bu yanlış tabir olmasın. Kültür A.Ş.'den gelen tarafta Kültür A.Ş.'nin ana yüklenicinin olduğu, onlara alt yükleniciler fatura keserdi. Bu alt yükleniciler iş yapar yapmaz bu kısmı ben bilmem. Bunların bir kısmı oradan geldi. Bunlardan biri mesela Antre. Antre tasarım diye hatırlıyorum yanlış değilsem. Antre, Antre bana Kültür A.Ş. tarafından geldi. Ama Güldem'den gelen Excel'de mesela o yüzden görselleri size gösteremiyorum da, orada mesela Güldem Şık'ın ilgilendiği firmalar vardı. Firmalar bölünmüştü. Bunlar ihaleyi alanlar, ihalenin altına alt verenler, onun altına alt verenler gibi gibi bir çark.

Savcı: Bunlardan mesela OMR isimli şirketler, bu şirket kime aittir resmiyette?

Deniz Dörtyol: Efendim ben bunu Yusuf Yüce olarak biliyordum. Çok sonraları öğrendim, Ömür Yılmaz'mış. Ömür ile tanıştığımda da Akasya'daki AVM'de, Akasya AVM'deki ofisinde tanıştık. Emrah abim tanıştırdı. Ancak o zaman ben yine OMR'nin Ömür olduğu aklıma gelmemişti. Çünkü ben orada Yusuf abi vardı, hep onunla kontak halindeydim. Sonradan öğrendim Ömür Yılmaz'mış şirketin sahibi. Ama tüm işlerin derinliğini orada Yusuf Yüce yapardı.

Savcı: Bu mesela Güldem Şık'tan gelen mesajlarda OMR'den size fatura kesiliyor.

Deniz Dörtyol: Evet efendim. Ben şimdi yanlış söylemeyeyim. Ya yanlış hatırlıyor da olabilirim de efendim. Burada bir Medya A.Ş.'de benim de bir alt yüklenici olduğum dönem olmuştu. Onun alt faturasını OMR için yapmış olabilirim. Şu an hatırlayamıyorum bu faturayı niye kestiler. Veya da benden kendilerine bir para çıkarmak için, benim başka bir yerden gelen paramı kendilerine göndermek için olabilir. Bunu sadece tahmin edebilirim ama [anlaşılamadı] şirketinden gönderdim, bunu net bir şekilde biliyorum.

Savcı: Mesela OMR size iş yaptı mı yoksa faturalar, gerçek fatura mı?

Deniz Dörtyol: Gerçek fatura değil efendim.

Savcı: Yapılmamış iş karşılığı kesilen faturalar mı?

Deniz Dörtyol: Yapılmamış iş karşılığı. İş yapıldıysa bile kimin yaptığını, nerede yaptığını, nasıl yaptığını ben bilmiyorum. Ben sadece fatura kes, para geldi, parayı çek, parayı teslim et, ihaleye gir, ihaleyi aldın mı, ihaleyi kaybettin mi... Zaten bunların hepsi 1 gün önceden, 2 gün önceden belli oluyordu.

Savcı: Yine bu ifadenizde göndermiş olduğunuz paralara ilişkin beyanlarınız var. İşte mesela OMR Akasya'daki ofisine belli tarihlerde hani 20'ye yakın sefer gidilip 113 milyon TL teslimatı sağlamışsınız.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Toplamda ben topladım, 223 milyon TL gibi bir para teslimatından...

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Bu neyin parası böyle 223?

Deniz Dörtyol: Efendim bu paraların %100'ü desem yalan söylemiş olmam, Kültür A.Ş.'nin ihalelerinden dışarı çıkan paralar. Bunlara nakit deniliyordu.

Savcı: Bunlar yapılmamış işlerin mi yoksa?

Deniz Dörtyol: Efendim onu bilmiyorum. Onu Barış Kılıç, Güldem Şık, Metin Bal, Emrah Bağdatlı bilebilir. Ama hani yapılsa bile niye onlar yapsın? Ben de bu işleri yapmak için talip olduğumda benden bir fiyat istediler, bir fiyat çalıştırdılar genel olarak. Ben de fiyat çalıştım. Hani dediler "Bu çok pahalı, olmaz", olurdu, olmazdı. Sonrasında bu işler yapıldı. "Şuna fatura keseceksin, buna bu şekilde para gelecek. Kültür A.Ş.'ye ihaleyi aldığın firmadan fatura kes, para geldi, parayı teslim et."

Savcı: Bu mesela OMR'ye gönderilen 113 milyon TL paradan bahsederek başlayayım sormaya. Birden fazla kez teslimat yapmışsınız süreçle ilgili. Bu 113 milyon TL para kaynağı sizin kestiğiniz faturanın karşılığı mı?

Deniz Dörtyol: Benim kestiğim faturaların kaynağı olarak. O paralar da Kültür A.Ş.'den bana geldi. Benden de onlara teslim edilmiştir.

Savcı: Kültür A.Ş. alt yüklenicisiydiniz galiba.

Deniz Dörtyol: Kültür A.Ş. efendim.

Savcı: Yani bu durumda Kültür A.Ş.'den iş almış oldunuz.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim. Doğrudur efendim.

Savcı: Hangi firmayla aldınız?

Deniz Dörtyol: SYK Holding'den aldım bunu.

Savcı: Tamam SYK Holding'le Kültür A.Ş.'den iş aldınız. İşi aldıktan sonra OMR size fatura kesti veya diğer firmalar. Şirkette bir para birikti, doğru mu anlıyorum?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Ondan sonra bunların teslimatlarını yaptınız doğru mu?

Deniz Dörtyol: Evet efendim.

Savcı: Mesela bu SYK ile Kültür A.Ş.'den aldığınız işlerde işi alma esnasında ihale süreçleri nasıl oldu?

Deniz Dörtyol: Efendim şimdi ihale süreçleri bu şirket o gün benim ben bu şirketi 2025 zannedersem mayıstı diye hatırlıyorum, üzerime aldım. O zaman bir arkadaşımın üzerindeydi. İlk ifademde de bahsettiğim Emrah Bağdatlı'nın talepleri doğrultusunda işte ihaleye girecek firmalar bulmam lazım. Ben bu arkadaşlarımı organize ettiğimde SYK Holding'den girdik. Hangi dosyayı aldığımızı hatırlamıyorum. Belki podyum teminidir, belki enerji sistemidir, belki ışık sistemidir bilmiyorum. Hatırlamıyorum şu anda. Bu ihaleye girdiğimizde işte ay sonu genelde ayın 30'u ya da 31'i diye hatırlıyorum, fatura kesilirdi. Hak ediş devam edip ona karşılık fatura kesilirdi. Ne kadar fatura keseceğimizin kuruşundan adetine kadar, örnek veriyorum su temini olsun, 1000 adet su çarpı 5 lira gir, fatura kes. Sonrasında da işte borcu yokturları gönder, para gelsin tarzında olurdu. İhale kısmı da şu şekilde olurdu. Metin Abi'den, Metin Bal'dan haber gelirdi. İşte yanlış hatırlamıyorsam bir ihale şartname payı diye bir şey hatırlar gibiyim. 500 liradır, 5000 liradır, 1000 liradır hatırlar gibiyim. Biz kuruma para yatırırdık. Sonrasında borcu yoktur kağıtlarını hazırlardık. Akabinde davet gelirdi. O davet mektubunda ihale günü, saati her şey belli olurdu. Şirket sahibi oraya giderdi. Ben onun öncesinde ya Gülden'den ya Metin Abi'den ihale fiyatlarını, her şeyini alırdım. Sonrasında o arkadaşımın işte "Bu fiyatlar doğru fiyatlar, buradan gir" şeklinde...

Savcı: Yani şöyle, mesela bir ihale ile ilgili size bilgi verildi.

Deniz Dörtyol: Evet efendim.

Savcı: Daha yukarı ifadenizde de bahisten yola çıkarak söylüyorum. İhale ile ilgili size bilgi veriliyor.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Siz 5-6 firma ayarlıyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Bunlar Kültür A.Ş.'ye gidiyor. Fiyatların hepsini Kültür A.Ş. yetkilileri dolduruyor, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğru efendim. Yani Kültür A.Ş. çalışanı diye biliyorum ben. İletişim Çadırı'ndakiler Kültür A.Ş. çalışanı diye düşünüyorum. Başka bir kurum değildir. Orada da...

Savcı: İsimlere geleceğim. Önce usulü anlayalım.

Deniz Dörtyol: Tabii efendim.

Savcı: 5-6 firma, ismin önemi yok. Bunlar hepsi kaşesiyle geliyor. O rakamları oradaki kişiler dolduruyor.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim. O kişiler değil. Kültür A.Ş.'deki kişiler. Kültür A.Ş. evet efendim.

Savcı: O firma sahipleri kaşe imza atıyor sadece.

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Hangi işin sizlere ait olacağı belli baştan, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim. Kaybedeceğim de belli, kazanacağım da. Hangi işi kazanacağım da hangisini kaybedeceğim de belli.

Savcı: Bu bahsettiğiniz o şeylerin, teknik listelerin kim dolduruyordu Kültür A.Ş.'de?

Deniz Dörtyol: Metin Abi tarafından. Ben örnek veriyorum, 5 Ocak günü ihale olsun. Ya 3 Ocak ya 4 Ocak akşamında ben şirket evraklarını teslim ederdim. İşte kapalı dosya, antetli kağıt, A4 kağıdı, kaşe. Sonrasında "Deniz hazır" diye haber gelirdi. Gece saat 1 de olur, 12 de olur. Bitince haber gelir, alırdım efendim. Sonrasında şirket sahibine işte "Abi, kardeş, canım ben bunları hazırladım, imzanı yapar mısın?" diye. Çünkü fake imza da istemiyorlar, her şey usulüne uygun olsun diyerekten. Şirket sahipleri kaşe imza, imza sirkülerinden tamamlar. İşte ben de şirket sahiplerine "Bu doğru fiyat bu, ben çalıştım" tarzında yapıp...

Savcı: Ondan sonra işi almış mı oluyorsunuz bu süreçte?

Deniz Dörtyol: Ya da kaybetmiş. Bunu belirleyen taraf iletişim tarafı. Hangisini alacağım, hangisini kaybedeceğim ihaleden 1 gün önce, 2 gün önce belli olurdu.

Savcı: O zaman bu ihaleye ilişkin ihale tamamen gösterimlik mi oluyor bu durumda?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim. O gün ihale gününe gidecek olanlar yani benim yaptığım gibi şirket sahibini affınızla kandırmış bir şekilde gönderse adam kazanacağı hırsıyla gidiyor ama kaybetmiş olarak çıkıyor. Ya da kazanıyor.

Savcı: Davet usulü işlerde değil mi?

Deniz Dörtyol: Efendim?

Savcı: Davet usulü işlerde.

Deniz Dörtyol: Davet usulü efendim. 3 geliyorlar genelde.

Savcı: Davet edecek firmaları kim belirliyordu?

Deniz Dörtyol: Kültür A.Ş. tarafından kimin yaptığını bilmiyorum. İhale kurumu, isimler aklımda değil ama ihale departmanındaki arkadaşlar vardı. Hep uzun zamandır aynı arkadaşlardı zaten. Ama bana bunların haberi Metin Abi'den, Metin Bal'dan gelirdi. Ya da Emrah Abi söylerdi, "Deniz işte şu tarihte ihale var, hazırlığını yap." Hazırlıktan kastım da teminat mektupları olsun, borcu yokturlar olsun. Şirketin SGK borcu olabilir, vergi borcu olabilir. Hani bunları ortadan kaldır ki ihale tarihi misal 5 Ocak geldiğinde riske mahal bırakmayalım.

Savcı: İşler yapıldı mı? Yoksa mesela Eylem 81’den baz alırsak, Kültür A.Ş. işi 936 milyon TL alıyor İBB'den. Daha sonra Sky firması işte sizin bahsettiğiniz firma senaryo falan diyelim 16 milyon TL'ye bu işi alıyor. Bahsettiğiniz usule, doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: 16 milyon iş mesela neye ilişkin hatırlıyor musunuz 81'de?

Deniz Dörtyol: Yok eylem ben eylem, eylem eylem bakmadım açık söylemek gerekirse. Ben tüm yapı fiyatlar için.

Savcı: Peki bu alınan işlerde 16 milyon iş aldınız. Herhangi bir iş yapılıyor mu?

Deniz Dörtyol: Yok efendim. Eylemi söyleyin mesela enerji işi mi nedir söyleyiniz zaten. Efendim bir temizlik podyum üzerinde podyum podyum diye tahmin edebiliyorum sadece. Bu arada Kültür A.Ş. ihalelerinde iş bitirme ister. O iş bitirmelere göre falan da fotokopisi var. Savcı Bey bakana kadar ben numaradan bir şey.

Hakim: Burada dökümanlardan 38 diye bir PDF'im var. Tespih diye yazıyor. Bu 0532 067… bu görüşmeniz kim bu yazışmada?

Deniz Dörtyol: Emrah Bağdatlı efendim.

Hakim: Şey yazmış "Denizcim bu tespih işi sıkıntı olacak sonra bana Emrah abi ne oldu keşke falan deme." Sen de "Günaydın abi tamamdır ben hallettireceğim inşallah" demişsin. Yazışmanın devamında aşağı inince "Tespihlerin faturasını ödet Deniz önemli bak zor durumda kalacağız." Bu nedir bu tespih nedir bu konuşma?

Deniz Dörtyol: Efendim şöyle arz edeyim. Bu konuşma 2025 18 Şubat ve 21 Şubat tarihleri arasında olan konuşmalar. Özür dilerim 16 Şubattı. 16 Şubat ve 21 Şubat arasındaki konuşmalar. Benim açık hava reklam işini yürüttüğüm H-Station şirketi vardı az önce bahsetmiştim kendim ayrılsam bile hala piyasada iş yaptığım şirketimden olan biri H-Station'dı. Buraya bir tespih alımı yaptırıldı Emrah Bağdatlı tarafından. "Deniz tespih gönderiyorum, bunun için bana H-Station fatura bilgisini ver." "Abim ne tespihi ne yapacağız abi, niye edeceğiz abi?" "Yok kardeşim alınması lazım, edilmesi lazım." "Abi ben de ne yapalım, tespih ne kadar, ne dedik, ne değildi?" 200 tane tespih, "Ne yapalım?" "Kardeşim alınması lazım, alınması lazım." "Tamam abi önden alalım abi, gönderin abi." Bu şekilde bir fatura kesildi ve fatura kesildikten yaklaşık 1 hafta 2 hafta sonra olabilir hatırlamıyorum tarihi tespihler geldi. 200 tane 2 koliye yakın tespih geldi teslim edildi. Sonrası da bunun ödemesi. Bu ödeme konusunda tehditvari mesajlar, mesajlar var görüyorsunuz zaten. Burada sıkıntı olacak "Nedir abi ne sıkıntısı olacak abi?" diye konuşma. "Deniz, bunlar patronun karısının şirketi. Bu tespihlerin parasını öde, 3 kuruş para zaten önemli değil, yoksa başımız ağrıyacak canımız yanacak patronun karısının şirketi." "Patron kimdir abi?" "İşte Murat Bey'dir." "Tamam abi hallediyorum abi." Çünkü az önce anlattığım izin süreçlerinde yaşadığım problemler bunlar olmaması için. Akabinde şirket yetkilisine ödemenin yapılmasını sağlattırdım, o şekilde ödemeyi gönderdik efendim.

Hakim: BYZAG isimli firma?

Deniz Dörtyol: Evet efendim, BYZAG.

Savcı: Bunlara ilişkin var mı WhatsApp konuşmalarınız?

Deniz Dörtyol: Var efendim. Şu an, fotoğraflar 8 diye... Yan yana açarsanız. Mesela efendim, "Deniz, şu teşvikin fotoğrafını iletiniz. Önemli o konu. Zor durumda kalacağız." "Tamamdır abi, bu kritik bir şey de değil zaten. Kendisi için altı üstü bir kritik bir şey değil." "Tamamdır abi, hallettireceğim inşallah abi." "Tamam, anladım beni Deniz'im." "Anladım abi, onu ben hallediyorum" konusu. İşte 16 Şubat günü. Sonrasındaki telefon konuşmam da oluyor. 21 Şubat'a gelince de, sabah 9:55, daha yeni uyanmışım. Gördüğüm ilk mesaj: "Denizciğim, bu teşvik sıkıntı olacak. Sonra bana Emrah abin 'Ne oldu? Aaa keşke' falan deme." Ben de hemen uyanır uyanmaz: "Günaydın abi. Tamamdır abi, hallediyorum abi." "Bak, çok ciddi. İnanma." "Ona hallettireceğim inşallah abi." 15 dakika sonra ben daha yeni uyanmışım, hemen apar topar telefon trafiği efendim. Sonrasında haber işte 10:41 "Abi dekont paylaşır mısınız?" 10:45'te "Dekonta gerek yok, sağ ol, tamam" demişim. Konuyu kapatmış, ödemeyi göndermişiz biz.

Üye Hakim: Benim elimde bir sorum olacaktı da... Fatih, bir şeyi açar mısın? Foto 1'de, ikinci sayfaya gelir misin? Burada bir sözleşmeden bahsetmişsiniz. Öncesinde zabıtaların reklam alanını kaldırdığından bahsettiğiniz. "Bir sözleşme var" demişsiniz.

Deniz Dörtyol: Sözleşme benim elimde yok. Görsel yayında mı? Sözleşmeyi mi soruyorsunuz efendim?

Üye Hakim: Sözleşme neyle ilişkiliydi?

Deniz Dörtyol: Bu Kültür A.Ş.'de İlknur Hanım vardı. O...

Savcı: Bunu açar mısınız?

Deniz Dörtyol: Efendim, bu açık hava reklam işlerinde, daha ifade verirken, Savcılıkta da ifade verirken bahsetmiştim. Açık hava reklamda ilk başta Kültür A.Ş. tarafıyla konuşurduk izin süreçleriyle ilgili. Bu reklam alanı olsun, İstanbul'a sığabilecek bir reklam olsun, Bağdat Caddesi'nde bir hareket olsun ya da Beşiktaş'ta bir cam cephe olsun, fark etmeksizin. İstanbul'un herhangi bir lokasyonunda bir reklam hizmeti vermek istiyorsak eğer, bunu Kültür A.Ş. tarafında İlknur Hanım, İlknur Hanım'la görüşürdük. İlknur Hanım, Serdar Bey tarafıyla görüşürdü. Ben de kendisiyle 1 defa tanışma fırsatım oldu Serdar Bey'le. O zaman da bana tavsiyelerde bulundu. "İşte etrafı siyah çerçeve olsun, alanı küçük tutarsın, her yere yapamazsın" gibisine. Sonrasında Kültür A.Ş. tarafı ile o dönem bir kontrat yapıldı. Şirket kayıtlarında vardır, Kültür A.Ş.'de hayli hayli vardır. Kültür A.Ş. bütün evraklarını tutar. Drone hizmeti olabilir, fotoğraf çekim hizmeti olabilir, grafik tasarım hizmeti olabilir, online internet erişim hizmeti, web sitesi hizmeti olabilir gibisinden bir sözleşme. Bu sözleşmeye karşılık bizim belirli bir para ödememiz, bu paranın karşılığı misal veriyorum; benim 5 tane reklam alanım varsa onun için izin bedeli... Örnek veriyorum, tanesi 3-4 milyardan 5 tanesi 20 milyonluk bir ödeme gibi düşünebilirsiniz.

Üye Hakim: Anladım. Peki, sözleşme yükümlülükleri ifa edildi mi? Yerine getirildi mi?

Deniz Dörtyol: Hayır efendim, hayır. Sözleşme dediğim gibi su alımı sözleşmesi ama ortada su yok. Ama şöyle bir şey var, reklam alanının izni var. Ama reklam alanı zaten ben öğrendiğim kadarıyla, bu işin içindeyim, illa reklam bedeli karşılığı olabilen de bugüne kadar...

Üye Hakim: Anladım, teşekkür ederim.

Deniz Dörtyol: Orada da mesela efendim, Bağdat Caddesi'nde bir alan gönderiyorum, adresini veriyorum. Orada diyorum ki "Ne kadar?" Sonrasında telefon trafiği yapmışız. Ne kadar ücret olduğunu şu an için hatırlayamıyorum.

Savcı: Eylem 81'den bahsettim. Hatırlatma anlamında şey yapıyorum. İhale numarası 2023/1318097 diye. Kültür A.Ş. ihalesinin açıklaması şu şekilde: İstanbul genelinde yapılacak muhtelif kültür ve sanat organizasyonları ve etkinlik organizasyonlarının tanıtım ve duyuru hizmetleri ile ilgili muhtelif baskılı materyal temini ve alım işi şeklinde ana ihaleye verilmiş. Alt ihalede siz SYK isimli firmayla, 3. maddede 16 milyon TL'lik bir iş almışsınız mesela. Doğru mu? Açılımı, organizasyon kapsamında gösteri ekipmanlarının temini ve alım işi. Mesela bu işle ilgili bahsettiğiniz sistemle mi bu işi aldınız? Gittiniz burada bir...

Deniz Dörtyol: Efendim reel iş alan yoktu. Tüm sistemler bu şekilde. Reel alan yok derken, kimsenin günahını almak istemem özür dilerim. Benim bildiğim yoktu. Bu SYK da bu kapsamda, şirketin sahibi kendisinin aldığını zannediyor sadece. İhaleye girip, kapışıp bir fiyat aldığını zannediyor. "A, yanlış fiyat verdim, kaybettim" zannediyor.

Savcı: O mesela 16 milyonluk işi aldınız ya, bu işte girip çalışma yaptınız mı? Bu faturaları keserken alt fatura aldınız mı sonuçta? Böyle bir iş...

Deniz Dörtyol: Yok efendim yapmadım. Doğrudur efendim. Tabii ki efendim, parayı dışarı çıkarmak için dışarıdan alt fatura almam gerekti.

Savcı: Yine aynı ihale kapsamında mesela Edgrid, Kreatif, işte ondan sonra Medagold, Antre, KMedya, Antre, Edgrid, SYK, Lab gibi şirketler de benzer işleri almıştı. Mesela 23 milyon, 40 milyon TL, 10 milyon TL, rakamları söylüyorum. Ve benzer rakamlarla bu firmalar da iş almış. Daha demin ifadelerinizde bu şirketlerin bir kısmının Emrah Bağdatlı'yla bağlantılı olduğundan bahsettiniz. Hani bu şirketlerin aldıkları işler benzer işler miydi?

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim, benzer işlerdi. O bahsettiğiniz Edgrid dediniz, Kreatif dediniz, bunlara Medagold dediniz... Bunlara ben de alt fatura verdiğim için biliyorum zaten.

Savcı: Yani orada yaklaşık 200 milyonluk bir iş var Kültür A.Ş.'ye yapılan işlerin toplamına baktığınız zaman. İddianız şu yani; bu bağlantılı şirketler bu işleri aldığı zaman hani göstermelik faturalarla, sahte faturayla Kültür A.Ş.'den para çıkartıp...

Deniz Dörtyol: O firmalar yapmıyordu efendim. Belki dışarıda başkası yapıyordu, yapmıyordu, o kısmı ben bilmiyorum. Ama o yükleniciler o işleri yapmıyordu. Medyagold işi yapıyor olsa benden alt fatura almaz. İşi yaptırdığı şirkete kestirir ki, tedarikçisine kestirir ki alır, yapar gibi.

Savcı: O zaman şunu mu anlamalıyız; 16 milyonluk iş aldınız mesela, bu işin teminiyle ilgili belli bir rakamlar çıkıyor, üstü mü... yoksa...

Deniz Dörtyol: Efendim şöyle; ben ihaleye girerken konuşuluyordu, bahsettim zaten. Misal veriyorum; suyun fiyatı, piyasa fiyatı 10 liraysa benden ihaleye 5 liradan girilmem isteniyordu. Ama buna fatura karşılığı 3 su, 5 su, 1 su mu verdi sisteme girip, 5 su mu kesiyor, 10 su mu kesiyor onu bilmiyorum. Onu Metin Abi bilir, o çünkü bana Excel'i gönderirdi, "kes" derdi, keserdim. İş nerede olmuş, nerede yapılmış bunu maalesef bilmiyorum.

Savcı: Yine bakıyorum, sorumlu olduğunuz işte Eylem 88, 93, 109 gibi işler var. Bunların bir kısmı Medya A.Ş. ile ilgili. Bunlardaki usuller de benzer mi yoksa...

Deniz Dörtyol: Evet efendim, Medya A.Ş.'de de sistem aynıydı.

Savcı: Bu şekilde 2 yılda yaptığınız bu sistem içerisindeki hareketlerle, yine iddia ettiğiniz şekilde Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği kişilere 223 milyon TL gibi bir para çıkışı yaptınız, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Peki sizin bu işten kazancınız var mı?

Deniz Dörtyol: Efendim reklam alanlarım yayında kaldı. Akabinde sürekli olarak "Kardeşim iş gelecek kardeşim, bekle kardeşim, şurada şu ihale olacak kardeşim, haber verilecek kardeşim, Üsküdar Belediyesi'nin ihalesi olacak sen oraya gireceksin, o işi kendin yapacaksın kardeşim, haber gelecek kardeşim" gibisinden sürekli vaatlerle bekletildim, kaldım. En son kendisi gittiğinde bile hala vaatlere devam ediyordu. Üsküdar'ı bekliyordum.

Savcı: Süreçte bu bahsettiğiniz ihale sisteminde isimleri bir daha sayar mısınız Kültür A.Ş. kısmı ile ilgili?

Deniz Dörtyol: Çok çok özür dilerim, 1 dakikanızı alayım. Efendim, yukarıda Murat Ongun, onun altında Emrah Bağdatlı, onun altında Barış Kılıç, onun altında Metin Balık olarak söyleyebilirim.

Savcı: Gökhan Köseoğlu?

Deniz Dörtyol: Gökhan Köseoğlu hakediş tarafındaki tüm süreçlere vakıf olan kişi efendim. İhale konusunda da tüm süreçleri bilen kişi efendim.

Savcı: Peki Güldem Şık bu işin neresinde?

Deniz Dörtyol: Güldem Şık, özür dilerim az önce saymayı atladım da ezbere konuştuğum için. Güldem Şık'ı ben Kültür AŞ çalışanı zannediyordum ta ki İBB operasyonu olduktan sonra. O çalışan değilmiş, o da ne zaman gitsem, nerede olsam her zaman Metin abinin karşısındaki camlı bir oda vardı, orada bulunurdu.

Savcı: Peki Medya AŞ kısmına ilişkin burada kimler var?

Deniz Dörtyol: Efendim, burada ben Fatoş Ayık’la kontaktaydım, Nazlı Hanım'la kontaktaydım. Onların haricinde kontakta değildim ya da Sibel Hanım'ı da sadece mail trafiklerinde ismini gördüğüm için biliyorum. Burada sistem şu şekilde olurdu, Emrah abiden bana bilgi gelirdi, "Deniz işte şu tarihte ihale olacak, Fatoş Hanım'la görüş." Sonrasında Fatoş Hanım beni birisine yönlendirirse ben onunla görüşürdüm. İşler nasıl olacak, ne teklif edeyim, %99 diyeyim, 1 tanesi gerçek oldu, onu da kendi firmamız üzerine aldı kişi. İhaleye girdim, Etkin Ajans şirketinden işi aldım. Sonrasında ifadede adım çıkana kadar işi kısmen yaptırdılar, kısmen ondan sonrasında kapı duvar, kimse kontak olmadı. Nazlı Hanım'ı defalarca aradım. Hani iş almıştım ben yapıyordum, rakamı yanlış hatırlamıyorsam 25 milyon olabilir, 60 milyonluk ihaleydi diye hatırlıyorum. Kayıtlarda vardır zaten, bu dosya da savcılık tarafından istenmiş, makamınızdadır, Medya AŞ tarafından gönderilmiştir diye düşünüyorum benim girmiş olduğum, almış olduğum ihale. Rakamı yanlış söylemeyeyim efendim, 60 milyon bandındaydı diye bir şey aklımda. Bununla ilgili de yine bir 10 milyon civarında iş yaptırıldı, sonra benim haberlerde adım çıkınca, ifade verdiğim ortaya çıkınca, sonrasında Medya AŞ'den teminat mektubumu geri alırken bile bayağı bir zorluk çektim açıkçası.

Savcı: Bu 273 milyon TL'lik para transferlerinde süreçleri kim yönetiyordu asli olarak?

Deniz Dörtyol: Yani gölge patron mu?

Savcı: Şu şekilde yani, "Bu paraları şuraya bırakın, buraya bırakın" diyen isimler kimlerdi?

Deniz Dörtyol: O direkt Emrah ve Güldem. Özür dilerim, bir de Metin Bal. Metin Bal’dan genel liste var demiştim ya size. O listenin altında paraların kimlere resmi olarak, örnek veriyorum işte şu firma AŞ'ye teslim edilecek, resmi EFT yapılacak ya da şu kişiye elden teslim edilecek gibisinden. Ben bu rakamların hepsini o Excel'lerden yaparak çektim, o tarihlerde mesela bakacak olursanız ya 3 gün önce ya 3 gün sonra Kültür AŞ'den ödeme çıkmıştır.

Savcı: Bu Akasya AVM'deki Yusuf Yüce'ye ait ofisten bahsetmişsiniz ya. Bahsedilen şirketin bulunduğu ofis miydi?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim, doğrudan gittim ben oraya.

Savcı: Özge Bağdatlı'ya ilişkin de ofisine genellikle ödemeyi Berkşan isimli çalışanı alırdı şeklinde beyanınız var.

Deniz Dörtyol: Doğru efendim. Özge Hanım'dan bana bilgi gelirdi, işte Emrah Bağdatlı'dan gelirdi ya da Güldem'den gelirdi. "Deniz işte Esentepe'ye 3 milyon gidecek, 5 milyon gidecek." Sonrasında ya Özge Hanım bana yazardı ya da ben yazardım, "Efendim para hazır, 3 milyon, 5 milyon, 10 milyon ne kadarsa hazır, ne yapmamı istersiniz?" Kendi derdi ki işte "Saat 15.00 Berkşan bekliyor, konum." Sonrasında ben bunu birisiyle ulaştırırdım. 1 defa da kargo kullandım hatta.

Hâkim: Ben bir araya girip soru sorayım burada. Bu Özge Bağdatlı'nın savunmasını aldığımızda, "Benim Berkşan isminde bir çalışanım hiç bulunmadı" diye bize bir beyanda bulundu. Doğrudan orada çalışan olarak biliyor musun Berkşan'ı?

Deniz Dörtyol: Şöyle efendim, Özge Hanım'ın bir şirketi var, paraları da teslim alan kişi Berkşan'sa eğer, ki Berkşan onun çalışanıdır diye nitelendirdim ben. Ortağıdır, arkadaşıdır, görevlisidir o kısmı bilmiyorum. Ben çalışanıdır diye niye kendim nitelendirdim sadece? Çünkü parayı biri teslim alıyor, kim alır, çalışan teslim alır kafasından gittiğim için çalışanıdır dedim.

Savcı: Beyanlarınızda Salih Subaşı'nın hani kendinde de yapılması gerektiğinden bahsetmiştiniz. Kendinden kastı ne oluyor Salih Subaşı'nın?

Deniz Dörtyol: Efendim, hatırladığım kadarıyla bahsedeyim onu. O, şu şekilde bir yapı yapmaya çalıştılar, o yapı olmadı. Misal veriyorum, şuradaki reklam alanı. Bunun için bir değer biçiliyordu. 500 lira, 500 lira o kişiye ya da 100 bin lira, 50 bin lira, fark etmeksizin. O kişiye ödendikten sonra izin çıkıyordu gibisine. Onunla bir anlaşma yapmazsanız izin, reklam, hiçbir şey yok. Zaten bu sistemin sonrasında tutunamadılar diye duydum. Bu duyum, bilgim değil. Sonrasında Kültür A.Ş. 2021'e kadar Kültür A.Ş. üzerinden yürüyordu. Sonra ne oldu da Medya A.Ş. tarafına geçti, o kısmını ben bilmiyorum. Sonrasında izin tarafları Medya A.Ş. tarafına geçti. İzin veren kurum Kültür A.Ş. de Medya A.Ş. de değil. İzin verilmesini sağlayan taraf Kültür A.Ş., sonrasında Medya A.Ş. İzin veren taraf...

Savcı: İddianamede muvazaa anlaşma meselesi var muvazaalı. Siz de bahsettiniz bu muvazaa meselesine. Bu bunlara ilişkin mi süreçti?

Deniz Dörtyol: Evet efendim, onlar direkt ben o dönem işlerini yürüttüğüm Next Station'dan yaptığım sponsorluk Medya A.Ş. ile sponsorluk sözleşmesi yaptık.

Savcı: Peki Medya A.Ş., yapılan anlaşmalar Medya A.Ş. bunun karşılığında size hizmet verdi mi?

Deniz Dörtyol: Hayır efendim.

Savcı: Drone şeklinde mi?

Deniz Dörtyol: Hayır efendim. Hayır. Hayır. Hayır.

Savcı: Yani burada bir reklam bir şey açıkhava reklamından bahsederek soruyorum. Olacağı zaman Kültür veya Medya A.Ş. size bir muvazaa şeklinde, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğru efendim, doğru.

Savcı: Bunun karşılığı Kültür, Medya A.Ş.'ye para çıkardınız?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: İzin yetkisi olmadığı halde bu sürecin önünü açar öyle reklam şirketi devam etsin diye.

Deniz Dörtyol: Evet efendim. Bu reklam alanını normal şartlarda izinli olsun ya da olmasın, fark etmeksizin.

Savcı: Kağan Sürmen'i gözaltından tanıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Kağan Sürmen'i gözaltından, yanlış olmasın 2020 yılında 1 dakikalık, 3 dakikalık bir görüşmeyle tanıma şansım oldu. Sonrasında Murat Ongun ile tanıştığım gün diye bahsettiğim bir tarih var. O gün de sadece iletişim çadırında 5 dakika kendisini gördüm hani. Burada da az önce kendisini gördüm tanımam. Şahsi bir diyalog olmamıştı.

Savcı: Medya A.Ş.'de Elif Güven'in rolü neydi peki bu süreçle ilgili?

Deniz Dörtyol: Efendim, benim tarafımdaki rolü reklam alanlarım sadece. Reklam alanlarımla ilgili tüm süreçler. İzin süreçleri, "reklam alanı yapabilirsin, yapamazsın". Size teslim ettiğim konuşma kayıtlarının içinde "Burayı bana sormadan almışsın" gibisinden de diyaloglar var. Hani [anlaşılamadı] niye burayı aldı gibisinden de diyaloglar var.

Savcı: Normal şartlarda yetkisi var mı bu konu hakkında?

Deniz Dörtyol: Hani normal mevzuatta yok. Normal mevzuatta Kentsel Tasarım Müdürlüğü yetkili olduğunu biliyorum ben. Kentsel Tasarıma izin başvurusu yaparsınız, çıkar ya da çıkmaz. Ama biz burada işte izin taraflarının tamamını Elif Güven yürüttü ve ona bağlı Emrah Öksüz mü, Öksüzoğlu mu ya da Öksüz mü öyle bir çalışan vardı. Onun üzerinden yürüttük.

Savcı: Bu yan teklif meselesi çok sık olur muydu sizce Kültür A.Ş., Medya A.Ş.'de?

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim. Tabii ki efendim.

Savcı: Yani ondan mesela birbirine paslaşır mıydı? Bunu direkt Kültür, Medya A.Ş. tarafı ister miydi "Buraya teklif ver, şuraya teklif ver" diye? Görselde de yansıtmışınız zaten.

Deniz Dörtyol: Var. Onunla ilgili yine konuşma kayıtları var. Onları da onları da sunumunu teslim ederiz zaten.

Savcı: Evet, Emrah Bağdatlı'nın yurt dışına çıkış sürecinden önce görüştüğünüzden bahsettiniz. Bu görüşmede yanınızda herhangi bir insan var mıydı?

Deniz Dörtyol: Akasya AVM'deki görüşmemizde kimse yoktu. [anlaşılamadı] buluştuk. Tarih belli, saat belli.

Savcı: Emrah'ın yönlendirdiği avukatlardan bahsettiniz. Bu avukatların bu süreçtekilere hisse desteği, hukuki bir yardımı var mıydı yoksa?

Deniz Dörtyol: İlk başta hukuki olarak Yiğit tarafıyla, avukat Yiğit tarafıyla konuştuğumda... Çünkü o gün sürekli olarak Emrah Ağabey'den telefon aldığınız zaman "5 dakikaya seni almaya geliyorlar, kaç. Telefonu sakla, telefonu yırt. Telefona eyvallah. Ben sana en alası alırım. Bilgisayarı imha et Deniz."

Savcı: Bunu diyen kim?

Deniz Dörtyol: Emrah Bağdatlı.

Savcı: Tamam.

Deniz Dörtyol: Bu tarzda konuşmalar... "Ağabey ne yapacağım ben ağabey? Ne diyeceğim ben ağabey? Hani ne yapayım ağabey?" Ondan sonra "Kardeşim sıkıntı yok, bizim avukatımız var. Yiğit Ağabey kendisi sana yardımcı olacaktır." Sonrasında o tarihi yalan söylemeyeyim efendim, 21 diye hatırlıyorum da 21'dir diye düşünüyorum, 21 Mart ya da 22 Mart'ta Yiğit tarafıyla gece de konuştuk, gündüz de konuştuk. "Ağabey ben alınırsam ne olacak? Hani kime ne diyeyim ağabey? Ne edeyim ağabey?" "İşte benden avukat gelmesini bekle. İşte benim selamımla avukat gelene kadar gözaltında olsan bile tek kelime etme. Ben sana mutlaka ulaşacağım." "Tamam ağabey, bekliyorum ağabey." Ondan sonra efendim bu Çağlayan Adliyesi'nde bariyerler vardı. Tam tarihini hatırlar mısınız bilmiyorum etraf kapanmıştı. O bariyerler kalktı, 1 gün ya da 1 sonraki gün de ben de savcılık makamına gittim.

Savcı: Üsküdar'da bir görüşmeden bahsettiniz arabanın içerisinde.

Deniz Dörtyol: Üsküdar Çengelköy tarafında efendim.

Savcı: Burada Rahşan diye birisinden bahsettiniz. "Rahşan'ı tutamayız" vesaire, o ne tam olarak?

Deniz Dörtyol: Efendim, bu konu şöyle: Beni Üsküdar Çengelköy tarafında işte 1 gün öncesinden Emrah abinin yönlendirmesi, Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle Serkan, avukat Serkan tarafıyla görüştüm. İşte "Şu tarihte görüşelim edelim", "Tamam nerede?", "Şurada burada" olarak Çengelköy tarafında bir, orada bir okul vardı. Okulun voleybol takımı, bir şeyi vardı. Orada bir yakınları eğitim görüyordu. Onlar da oraya gelmişti. Onların arabasında bir konuşmamız oldu. Bu konuşmaya...

Savcı: Arabasında mı oldu konuşma?

Deniz Dörtyol: Arabasında efendim. Siyah bir Megane diye hatırlar gibiyim sadece.

Savcı: Kim vardı bu görüşmede?

Deniz Dörtyol: Avukat Serkan, avukat Yiğit; solda Serkan, sağda Yiğit var olarak aklımda. Sonrasında Yiğit Bey şey yaptı, Emrah Bağdatlı'yı sesli FaceTime üzerinden aradı, o konuşmaya dahil oldu. Aynı zamanda Rahşan Hanım'la da bir mesajlaşma trafiği oldu. O sıralarda yine yanlış hatırlamıyorsam efendim, tarih belli zaten, o tarihte Gözde Hanım, BYZAG sahibi gözaltındaydı. İşte "Ne ifadesi oldu, bu H-Station'la ilgili ne ifade oldu da bu gözaltında da bana bu ifadeyi vereceksin, göreceğim, edeceğim" diyerekten işte H-Station'ın yetkilisi düşündükleri kişinin ifadesini almaya çalıştılar benden. Olay bu efendim.

Savcı: Herhangi bir baskı oldu mu bu süreçle ilgili hani Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği?

Deniz Dörtyol: Oldu. Bağırmalar oldu da şöyle yani sonrasında bununla ilgili mesajım var efendim yine Telegram üzerinden, onları da dosyaya teslim ederim efendim.

Savcı: Ha sadece hukuki ve avukat boyutunda değil...

Deniz Dörtyol: Yok, hukuki boyut, avukat boyutu değil, avukat boyutu değil.

Savcı: Başka şekilde herhangi bir baskı oldu mu?

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim. Yani ana tema şu şekildeydi: "İsmini söyleyeyim, Muhittin Palazoğlu ne ifade verdi?" şeklindeydi. Bu ifadeyi benden zorla öğrenmek istediler. İfadeyi öğrenebildin mi, öğrenmedin mi, öğrendin, öğrenemedin... Sonrasında yalan yok, Serkan abinin, avukat Serkan'ın en ufak bir kötülüğü, kaba sözü yok; Yiğit tarafının da en ufak bir kötü sözü, kaba sözü, hiçbir şeyi yok. Bunlar aynı zamanda Rahşan Hanım'la mesajlaştılar, aynı zamanda Emrah Bağdatlı telefon trafiğinde "İfadeyi öğreneceksin, bize söyleyeceksin" ama bunlar dediğim gibi avukatların söylediği değil, Emrah'ın sözü. Emrah bağırma sırasında Yiğit'in defalarca "Sakin ol" diye bağırmışlığı oldu kendisine. Tek istedikleri Rahşan Hanım üzerinden benden bu şeyi öğrenmemdi; Muhittin Palazoğlu'nun vermiş olduğu ifadeyi bir şekilde öğrenip onlara teslim etmemdi.

Savcı: Yine bu reklam, açık hava reklamla ilgili zabıta süreçlerinizden bahsettiniz. "Ödeme yapmadığınız zaman zabıta söker" diye söylüyorsunuz ifadenizde ve burada da bahsettiniz. Bu ödemeler yapılmadığı takdirde zabıta devreye giriyor...

Savcı: Yani zabıta dediğim bu şahıslara ödeme yapmadığınız zaman zabıta direkt devreye giriyor muydu?

Deniz Dörtyol: Ödeme kısmında zabıta değil efendim... Zabıta, izni yoksa eğer ki ve bunu da yukarıdan bir zabıta müdürü, amiri bir şeyi tutmuyorsa, "Buraya dokunma" gibi mesajlarında var, "Tamam ben zabıtayla konuşacağım, işte Medya A.Ş. müdürü desinler" tutacak, konuşulursa teslim ettiklerinde; eğer ki ben ödemeyi yapmadıysam, anlaşmadıysam Medya A.Ş. tarafından anlaşılmadı. Zaten izni yok olarak zabıta o noktaya bakar, izni var mı, yok mu? Var, tamam sıkıntı yok. İzni yok, söküyorum o zaman. Medya A.Ş.'ye de Kültür A.Ş.'ye, Elif Hanım, "Ben burayı sökeceğim", "Sök", "Sökme", "Tut", "Tutma" gibisinden süreçler olurdu.

Savcı: Yani işte burada zabıtaya bir talimat gidiyor bu süreçte...

Deniz Dörtyol: Talimat gidiyor efendim, mesajlarında var efendim. Siz az önce size de benim buradaki çıktılarında var; Elif Güven'in bana attığı mesaj var, "Tamam işte zabıta amirine Medya A.Ş. Müdürü Elif de, telefonu ver, ben konuşayım, tamam ben gece amirine haber veriyorum".

Savcı: İzinli bir yeriniz yok, zabıta buraya geliyor...

Deniz Dörtyol: İzinli olsa bile geliyor.

Savcı: Tamam, izinli olsa bile geldi ve sökme işlemleri başlatıyor, doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Elif Güven'den bahsettiğiniz usulü soruyorum. Elif Güven ile aranızda nasıl bir konuşma geçti?

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim mesaj trafiğinde var, tak tak orada yazıyor, "Elif Hanım şu an zabıtanın yanındayım..."

Savcı: Mesaj, numarası WhatsApp...

Deniz Dörtyol: PDF'te yazıyor. Biraz daha aşağıya doğru inebilirseniz eğer orada mesela direkt zabıtayla olan bir telefon trafiği... Mesela burada efendim gece montaj yapacakmışım, kendisiyle konuşmuşum; kendisi "Zabıta Daire Başkanlığı'nın haberi var" olarak bilgi vermiş, Zabıta Daire Başkanlığı'na haber...

Savcı: Kimin numarası?

Deniz Dörtyol: Bu Elif Hanım'ın numarası, Elif Güven'in.

Savcı: Elif Güven, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğrudur efendim.

Savcı: Ne diyor konuşmada?

Deniz Dörtyol: Ben bir tık öncesinde "Montaj yapacağım, bilgi verebilir misiniz zabıtaya?" söylemişim.

Savcı: Mesela montaj yapacağınız yerin normalde izni var mı, yok mu?

Deniz Dörtyol: Efendim şu anki hangi konuşma olduğunu bilmediğim için yorum yapamam ama montaj için bilgi verecekseniz herhalde Kadıköy'dür diye düşünüyorum. Öncesi eski dönemlerde izin çıkan, şu an izin çıkmayan yer, 2019'dan sonra kesin izin verilmeyen yerler.

Savcı: Medya A.Ş.'nin zabıtaya veya Medya A.Ş. yetkilisinin zabıtaya talimat verme yetkisi var mı bildiğiniz kadarıyla?

Deniz Dörtyol: Benim bildiğim kadarıyla yok efendim. Zabıta Daire Başkanlığı farklı bir birim, yönetim olarak bilirim ben, Medya A.Ş. farklı.

Savcı: Aşağıya geçsek biraz daha, başka bir şey var mı...

Deniz Dörtyol: Var efendim, aşağıda 1 tane, 2 tane daha olması lazım.

Savcı: Siz demişsiniz, Kadıköy’deki İBB Anadolu Zabıta ekibi ile görüşülmüş. Az önce kendilerine haber gitmediğini, müdahale edebileceklerini söylediler. Elif Güven de "Hemen konuşayım" diyor yazıya göre. Siz, size zahmet İBB Anadolu Zabıta Müdürüne, onun da gece amirine haber vermesi gerekti. Aynı şey Avrupa için de geçerli. Elif Güven de cevaben, "Sizin cumartesi onaylandığı için belki sıkıntı olmuş olabilir, konuşacağım" bu şekilde konuşmalar var. Mesela bu süreç şey gibi, Elif Güven zabıta amirini, müdürünü ve ilgili yeri arayıp bu süreci engelleyebiliyor mu?

Deniz Dörtyol: Tabii ki. Mesajlarım var, ben engellendim. "Tamam telefonu ver ben konuşayım."

Savcı: Sesini de yapın.

Deniz Dörtyol: Tabii ki efendim. Mesajlarda da var. Bu şekilde defalarca konuşmam oldu.

Savcı: Bunları dosyaya sundunuz mu, var mı içeriği?

Deniz Dörtyol: Sunacağız, sunacağız efendim.

Savcı: Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. muvazaalı anlaşma sonucu para öderiz dediniz ya, zabıta konusunda size bir sorun çıkmadı, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Çıktığı da oluyordu. Bununla ilgili de mesela Kadıköy reklam alanında da defalarca yaşadığımız sıkıntı, önceki dönemde izin olan reklam alanı, sonrasında bir anda "Buraya sana izin yok" dendi. Sonrasında tamamen tesadüfi ben geçerken gördüm, reklam asılmış başkasına. Ben bunlar en zamanda işte parasını ödeyen bir şirketim. Buna rağmen orada bana verilenin başkasına verilme gibi.

Savcı: Bugün Medya A.Ş.'ye ilişkin Elif Güven'den bahsetmişsiniz. Elif Güven ile izin süreçleri teması şu şekilde olmaktadır: "Biz mevcut alanlarımızı Elif Güven'e iletirdik, Elif Güven bu alanlarımızı Murat Ongun'a sunar, Murat Ongun onayladıktan sonra Elif Güven bize reklam alanımız için bir bedel düşer, akabinde reklam alanımızı yayına alırdık" şeklinde beyanınız var. Bahsettiğiniz bedel muvazaalı anlaşmaya ilişkin bedel mi? Normal bir bedel tahsili mi?

Deniz Dörtyol: Evet efendim. Doğrudur efendim. Normal bir şekilde Medya A.Ş. tarafından herhangi birine ben elden, çantayla bir şekilde para teslim etmeden bu reklam alanlarının izin bedeli için. Sözleşme yapılırdı. Dedim gibi, birinde sponsorluk anlaşması diye bir sözleşme vardı, bunu net hatırlıyorum. Birinde adron vardı, birinde internet hizmetleri vardı, birinde grafik tasarım hizmeti vardı. Bu şekilde sözleşmeler yapılır, sonrasında işte örnek veriyorum 2 milyon artı KDV. Bununla ilgili direkt konuşmam var Emrah Göksu ile Emrah Köseoğlu ile. Bununla ilgili de konuşma kaydını teslim edebiliriz.

Savcı: Bu ecrimisil meselesine ilişkin bilginiz var mı?

Deniz Dörtyol: Efendim ecrimisil ben sadece tahsis...

Savcı: Ecrimisil kesilmiş mi mesela bu süreçte?

Deniz Dörtyol: Kesildi efendim. 2019 olabilir ya da 20 olabilir. 20 daha doğru olur. Haliç'te benim bir reklam alanım vardı. Bununla ilgili hem Elif Hanım'ın konuşma kayıtlarında da var Haliç konusu geçiyor, iddianamede de var Haliç geçiyor. Sonrasında bütün reklam alanını söktüler oradan zaten. Burası için bir ecrimisil kesilirdi. Bu ecrimisil direkt İBB'ye ödenirdi. Yani şey benim bildiğim sadece işte kaç metrekare burası, misal veriyorum 3 metrekare. Onun için bir rakam olurdu ya, o rakama karşılık ecrimisil kesilirdi. Bunu ödemekle yükümlü olunurdu. Bir de Ataşehir'de yerim vardı, bir de orası için kesildi diye hatırlıyorum.

Savcı: Tamamdır, sorun yok. Teşekkürler.

Deniz Dörtyol: Rica ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

 

Murat Ongun: Deniz Bey merhaba.

Deniz Dörtyol: Merhaba efendim.

Murat Ongun: Ya öncelikle hani şu an önemli bir meselemiz var. Siz benim avukatım Rahşan Hanım'la mı konuştunuz?

Deniz Dörtyol: Ben Rahşan Hanım'la konuşmadım efendim. Ben avukat Serkan Bey ile Yiğit Bey'lerle konuştum. Onlar Rahşan Hanım'larla konuştular. Ben birebir Rahşan Hanım'la temasa geçmedim. Onlar Rahşan Hanım...

Rahşan Sertkaya: [anlaşılamadı]

Deniz Dörtyol: Evet, mesajlaştınız efendim yanında?

Murat Ongun: Hayır hayır, onunla mesajlaşmıyorsun. Rahşan Hanım, onunla mesajlaşmıyorsun.

Deniz Dörtyol: Efendim ben... Siz kimsiniz efendim? Ben de siz tanımıyorum ama merhaba, Deniz ben.

Rahşan Sertkaya: Memnun oldum efendim.

Murat Ongun: Tamam, telefonlaşmışız gibi algılandı da o yüzden sordum. Bence öyle değil. Tamam neyse. Ya ben şunu soracaktım ama aslında biraz evvel söylediniz hani bir diyaloğumuz da olmadı ama sorayım. Hani siz hem profesyonel olarak açık hava reklamcılığında çalışmışsınız hem de kendinize ait 2023'te 2 tane şirket kurmuşsunuz. Siz benimle hiç yüz yüze bir reklam alanı ile ilgili veya bir ihale, reklam ihalesi ile ilgili veya reklam izni ile ilgili bir diyalog, görüşme geçirdiniz mi?

Deniz Dörtyol: Geçirmedim efendim. Bununla ilgili tarihi az önce savunmamda belirtmiştim.

Murat Ongun: 14 Ocak Cumartesi günü dediniz. Ama biraz evvel dediniz ki: "Murat Ongun'u 5 dakika bir gördüm, hiçbir diyaloğum olmadı" dediniz.

Deniz Dörtyol: Yok, orada Kağan Sürmegöz’ü 5 dakika gördüm efendim.

Murat Ongun: Yok. "5 dakika gördüm" dediniz sadece. Ne ben sizi inan hatırlamam, hatırlasam söylerim de. İnan hatırlamam.

Deniz Dörtyol: Bakın efendim ben konu şöyle gelişti. Belki hatırlarsınız. İlan, reklam memurlarının bir illegal talepleri vardı. Bununla ilgili bir serzenişte bulunmuştum. Siz de...

Murat Ongun: İlan reklam memurlarının bir talebi vardı?

Deniz Dörtyol: Evet efendim. Bizlerden, reklamcılardan alıyorlardı. Bununla ilgili bir...

Murat Ongun: Hatırlamadım. Hatırlasam söylerim. Ama yani bizim sizinle baş başa bir görüşmemiz yok. Hayır. Hayır. Muhittin Bey var.

Deniz Dörtyol: Evet efendim.

Murat Ongun: Üçümüz.

Deniz Dörtyol: Doğrudur.

Murat Ongun: Tamam.

Deniz Dörtyol: Cumartesi günü.

Murat Ongun: Tamam. Siz diyorsunuz ki ben orada size memurlarla yaşadığım bir sıkıntıyı anlattım.

Deniz Dörtyol: Evet ve reklam alanları ile ilgili yine bir üst geçitlerle ilgili de konuşmuştuk efendim. Bu şekilde. Üst geçitlerde nasıl olur, ne olur diye bir sohbet esnasında geçmiş. Sohbeti hatırlatmak için söylüyorum sadece size.

Murat Ongun: Yıl kaç, pardon?

Deniz Dörtyol: 23. Bu hani...

Murat Ongun: Ama üst geçitlerin zaten ihalesi var ya.

Deniz Dörtyol: Efendim sohbet olarak konuşmuştuk sizinle. İhaleyi savunmak söz konusu değildi.

Murat Ongun: Siz de 14 Ocak 2023 Cumartesi gününü şey yapmış. Haliç'te... Ama anladığım kadarıyla bir ihale, izin, bir şey konuşmuyoruz.

Deniz Dörtyol: Yok efendim. Ben sizinle konuşmadım o konuda.

Murat Ongun: Onu sormuştum. Şimdi 29 Mayıs ifadeniz var. Diyorsunuz ki işte, siz biraz evvel de söylediniz zaten, 2021 yılı sonrası reklam konusu Medya A.Ş.'ye geçti. İfadenizde diyorsunuz ki: "Murat Ongun uygunluk verirse olur, vermezse de asılanımız, ilan sökülürdü."

Deniz Dörtyol: Evet.

Murat Ongun: Biz sizinle böyle bir diyalog yaşayamadığımıza göre, peki bu cümleyi size kim ifade etti?

Deniz Dörtyol: Evet, Elif Güven'le yaşadım. Bununla ilgili de mesajlarım var. Murat Bey'den, eşi Murat Bey'den uygunluk geldi, Murat Bey uygunluk vermedi gibi mesajlarım var. Bunları da dosyaya bugün gece ya da yarın sabah sunarım efendim.

Murat Ongun: Çok sevinirim. Şunu öğrenmeye çalışıyorum: Şimdi Murat Ongun uygunluk verdi, vermedi ayrı bir tartışma. "Vermezse sökülürdü" ayrı bir mesele.

Deniz Dörtyol: Direkt direkt o şekilde.

Murat Ongun: Mesela "Murat izin vermedi, bak söküyoruz" falan bir mesajınız varsa lütfen sunun, çok memnun olurum. Tek tek dijital şeyini verin. Biraz evvel de "Murat Ongun bedel bildirirdi" dediniz. Yine benimle konuşmadığınıza göre ben...

Deniz Dörtyol: Yine yine Elif Güven. Cümlenin başında bahsediyorum. Medya A.Ş.'ye geçtikten sonra ilan reklam... Yok konuşmadık. Elif Hanım...

Murat Ongun: Şimdi siz hani "bedel bildirirdi" dediniz de. Ben mi dedim acaba size...

Deniz Dörtyol: Yok yok, yine Elif Güven tarafından işte şu şekilde konuşuldu, şu kadar.

Murat Ongun: Peki. İfadenize dönüyorum. "Bütün reklam alanlarımız mevzuata uygun olduğu halde şahısların keyfi kararlarıyla hareket edilirdi" demişsiniz. Biraz evvel de bazı reklamlarınızı kaldırdığınızı söylediniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açık hava reklam mevzuatına tam anlamıyla hakim misiniz?

Deniz Dörtyol: Sağ cepheler konusuna hakimim. Sonrasında İSKİ'ler kısmını öğrendim.

Murat Ongun: Anlamadım?

Deniz Dörtyol: Sağ cepheler konusunda izin çıktığıyla ilgili ya da çıkmadığıyla ilgili...

Murat Ongun: Bina duvarı?

Deniz Dörtyol: Bina duvarı. Binanın sağ cephesiyle ilgili. Bir sorunuz varsa elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım.

Murat Ongun: Şöyle, şöyle. Siz... O da etkin pişman, bizim reklam müdürümüz Adem Tuncay Bey. Belki tanırsınız.

Deniz Dörtyol: Yok yok, tanımıyorum efendim.

Murat Ongun: Ben de kendisine, bu burada o da ifade verirken, dedim ki: "Bütün yasal prosedürü tamam olan bir reklam alanı kaldırılabilir mi?" dedim, sorguladım. Kendisi de pişmanlığın altını çizeceğim, kendisi dedi ki: "Asla kaldırılamaz." Onu belirteyim Sayın Başkanım.

Deniz Dörtyol: Bir şey söyleyebilir miyim? Daha bugünden tebligat geldi. İzin alan bir yerime bugün tebligat geldi daha bugün sabah, sökümüyle ilgili. Bilginiz olsun sadece.

Murat Ongun: Ben sorumu sorayım. Mesela siz bir Karaköy örneği verdiniz. Onu Mahir Polat Genel Sekreter Yardımcısıydı, Kültür Varlıklarından yazıyı kaldırttı, tarihi eser vesaire. Bunlar idari bir konu, biz girmeyelim, yormayalım şeyi, mahkeme heyetini. Şimdi ifadelerinizde diyorsunuz ki, Kültür A.Ş. ile işte ihale ilişkiniz 2023'te başlamış. Emrah Bağdatlı size demiş ki, "İsterseniz Spor A.Ş. gibi Kültür A.Ş. işleri de var, sizi dahil edebilirim." Böyle başlamış, 2023'ü kastederek söylüyorum şu anda Deniz Bey. Ben şunu merak ettim: Emrah size bu teklifi yaparken benim adımı kullandı mı?

Deniz Dörtyol: Efendim savunmamda da bahsettim, Emrah Bağdatlı direkt, herkesin bildiği, herkesin bildiği demeyeyim genelleme yapmayayım kusura bakmayın lütfen, Emrah Bağdatlı direkt size bağlı çalışan bir bireydi. Ortaklık, başka arkadaşlık o kısım ben bilmiyorum. Benim tek bildiğim Murat abi, Murat abi, Murat abi. O nedenle o şekilde. Size bağlılığı ben bilmiyorum.

Murat Ongun: Ben samimiyim, ben samimiyim o da bana "Murat abi" der. Samimi arkadaşımdır, ben bunu inkar etmedim. Çok da severim bak onu da inkar etmiyorum. Ama ben başka bir şey diyorum, diyorum ki yani o bambaşka bir iş. Ama ya bak işte Deniz hani Spor A.Ş.'de zaten işler alıyorsunuz, oradaki gibi etkinlik işleri Kültür A.Ş.'de de var, hadi gel beni buradaki ihalelere de gir derken benim adımı istismar etti mi, kullandı mı onu sordum.

Deniz Dörtyol: Tabii ki, tabii ki, tabii ki. Net ve net. Emrah Bağdatlı ile konuştuğum her konuda mutlaka sizin bilgi, onay, yetki, kelimeler neyse o şekilde. Hani daha örneklendirerek anlatayım: Sizden ona, ondan bana gibisinden; ya da ondan piyasaya gibisinden. Ama dediğim gibi üst tarafını ben bilmem. Öyledir, değildir ben bunu bilmiyorum.

Murat Ongun: Yani şöyle mi dedi size, Deniz Bey, Murat Ongun dedi ki ya da Murat abim dedi ki işte onlara söyle 2023 şey 2023 ihalesine girsinler mi dedi yani?

Deniz Dörtyol: 2024.

Murat Ongun: Yok 23 ya ilk giriş.

Deniz Dörtyol: 2024. Ben 2024 itibarıyla süreçlere dahilim.

Murat Ongun: Yok sizin ifadenizde o var ya, şey diyorsunuz ya... Emrah 2023...

Hakim: Bir itiraz var sanırım.

Avukat: Aynı sorular dönerek soruluyor, biz soruya itiraz ediyoruz. Sürekli olarak hani müvekkil zaten ifade etti Emrah Bağdatlı ile ilgili kısmını.

Hakim: Tekrara düştüğü takdirde biz zaten...

Murat Ongun: Yani tekrara düştüysem sorumu geri çekerim ama ifadeden 2023 diye okudum, sorun o.

Hakim: Devam edebilirsiniz şu an için.

Murat Ongun: Şu, yanlış anlama olmasın, avukat bey de yanlış anlamış olabilir. Beyanınızda şey var ya, Emrah Bağdatlı size 2023'te diyorsunuz beyanınızda. Ben o yüzden 2023 diyorum, kendim söylemiyorum. Hani, "İsterseniz Spor A.Ş. gibi Kültür A.Ş. işleri var sizi dahil edebilirim" demiş ya 2023'te. Kaldı ki...

Deniz Dörtyol: 2023'te bir, bak yazıyordur ve yanlıştır o. Ben 2024'te dahil olduğum için 2023 kısmını hatırlayamıyorum efendim.

Murat Ongun: İfadedeki o 2023 yazıyor başkanım, yanlışmış, Deniz Bey onu düzeltti...

Deniz Dörtyol: 2024 yılı ihaleleriyle ben...

Murat Ongun: Tamam o zaman şey yaptım, çektim. Muhittin Palazoğlu'nu tanıyorsunuz, az önce yıllar beraber çalıştık dediniz. Onun da bu dosyada ifadesi var. Onu şey yapabildiniz mi, okuyabildiniz mi, bilginiz var mı?

Deniz Dörtyol: Ben elimden geldiğince bütün dosyayı okumaya çalıştım.

Murat Ongun: Peki. Şimdi Muhittin Bey bu 2023 şeyinden bahsediyor ihalesinden. Anladığım kadarıyla tam anlaşılmıyor ama bu bir şirket herhalde anladığım kadarıyla. Siz mesela bu 2023 ihalesini kendi beyanınızda KMD şirketi olarak girdik diyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Efendim girdik dediğimi hatırlamıyorum da...

Murat Ongun: Okuyayım efendim.

Deniz Dörtyol: Duydum diye hatırlıyorum ben. Çünkü KMD'nin devamı mesela MediaGold'un uzantısını veriyorum ya ben; makam, MediaGold bilmem ne A.Ş. gibisinden. KMD'nin devam ismini bile bilmiyorum.

Murat Ongun: Yanlışlık varsa düzeltin.

Deniz Dörtyol: Tabii ki, tabii ki.

Murat Ongun: Okuyacağım size tutanağı birazdan. Sayın Başkanım, siz buldurdunuz bunları hemen ama... Buldum. Şöyle diyorsunuz, 27 Mart ifadesi bu arada. "Murat Ongun'un yönlendirmesiyle Emrah Bağdatlı ile tanışmam sağlandı." Bu arada ben mi tanıştırdım sizi?

Deniz Dörtyol: Efendim, ben Murat Bağdatlı ile tanıştım. Ben sizi tanıştığım tarihleri, günleri de söyledim. Aramızda geçen konuşmada o gün Emrah Bağdatlı yoktu. Ben Emrah Bağdatlı sizin tarafınızdan yönlendirildiğim için bahsettim bunu.

Murat Ongun: Tamam. Tamam. Sonra devam ediyor. "Emrah Bağdatlı 2023 yılında bize Kültür A.Ş.'nin işleri gibi Kültür A.Ş. de işleri olduğunu, eğer istersek bu işlere bizi dahil edebileceğini bildirdi. 2023 yılında şirketimizin tüm yönetimi Ahmet Palazoğlu üzerinde olduğu için hangi ihalelerin alındığı, ne işler yapıldığı tam olarak bilgim yoktur" diyorsunuz. Sonra da diyorsunuz, "İşte Palazoğlu soyadı İBB'den yasaklandığı için ticari yakınlığımız ve güven duyduğumuz KMD Reklam Alım A.Ş. şirketiyle ihaleye girildi" diye duydum.

Deniz Dörtyol: Doğru, doğru.

Murat Ongun: 2023 hususunu o yüzden sordum. Hani ben yaptım dediğim...

Deniz Dörtyol: Yanlış anlaşılmış. Anladık şu an birbirimize karşı olarak. 2023 dediğim gibi ben...

Murat Ongun: Şey KMD...

Deniz Dörtyol: He, orada dediğim gibi duyumumu...

Murat Ongun: KMD firması diye duydunuz. Palazoğulları adına, değil mi?

Deniz Dörtyol: Duyumum o şekilde.

Murat Ongun: Peki. Biraz dağıldık kusura bakmayın. Şey... Muhittin Bey ve Ahmet Palazoğlu yönetti diyorsunuz ya bu süreci, siz de herhalde öyle diyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Yok, yok efendim. Şirketin tamamen 2023'te, 24'te, 22'de, 21'de, 19'da Ahmet Palazoğlu yönetimiydi.

Murat Ongun: Yok, şeyi diyorum zaten. Bu 2023'te sizin duyduğunuz KMD var ya, Muhittin Palazoğlu'na okumuşsunuzdur diye sordum. İfadesinde o süreci Ahmet Palazoğlu...

Deniz Dörtyol: Doğru, doğru, doğru, doğru. Şirketle ilgili tüm süreçlere vakıf olan kişi Ahmet Palazoğlu.

Murat Ongun: Siz zaten bunlara duyumla vakıfsınız, işin içinde değilsiniz, onu anladık. Sayın Başkanım, ben de nota düşeyim. KMD firması kendi ayakları üzerinde duran ve bu ihalelere başkası adına katılmayan bir firma olduğunu söyledi. Ahmet Palazoğlu'nun huzurunuzdaki ifadesinde 2023 yılındaki bu ihale sürecini yönettiğini yalanladı. Onu dipnot olarak düşeyim. Efendim, Spor A.Ş.'de ihale kazanan firmanız hangisiydi, Palazoğlu soyadı olmasın diye girilen?

Deniz Dörtyol: O kısmı ben bilmiyorum efendim.

Murat Ongun: Peki. 27 Mart'taki ifadenizden okuyorum Deniz Bey. 2024 şeyini, ihalesini. Hani biraz evvel dosya olarak anlattığınız iş var ya, siz diyorsunuz ki: "Muhittin Palazoğlu'na danıştım. O da 'Gir kardeşim, ihaleye' dedi. Emrah Bağdatlı..."

Deniz Dörtyol: Özür dileyerek araya gireceğim. Orada sorulardan fark ettim ben de. Bir "me" eki, "me" hecesi eksik yazılmış. Bunu sorulardan fark ettim. "Girmemem" yönünde bir tavsiyesi oldu. Bunu sorulardan fark ettim, düzeltmede...

Murat Ongun: Metinde öyle olduğu için söyledim.

Deniz Dörtyol: Metinde hata oldu. İki harflik bir hata oldu.

Murat Ongun: Ben şeyi merak ettim. Bu Emrah Bağdatlı'nın bu bahsettiğimiz işlere girerken de yine bu Murat abiden mi geliyor?

Deniz Dörtyol: Tabii, tabii.

Murat Ongun: Tamam.

Deniz Dörtyol: Burada hani bahsi geçmemiş, hafızamda olan, mesajımda olan daha başka işler de var.

Murat Ongun: Peki. Yani bildiğiniz bir yanlış varsa söylersiniz. Peki, siz ifadenizde diyorsunuz ki: "Ben de Palazoğlu soyadı olmayacak şekilde tanıdığım 5 firma vardı. Bu 5 firmayı 2024 Kültür A.Ş. ihalesine dahil ettim" diyorsunuz. Acaba bize bu 5 firmanın ismini söyleyebilir misiniz lütfen?

Deniz Dörtyol: Efendim biri SYK. Bunu sonradan kendim aldım. Awo... girdim, ya teklifler verdik. Metropol Medya A.Ş. tarafından girdim, aldım.

Murat Ongun: Çok özür dilerim, kesiyorum ama. EDPlan Medya A.Ş. dediğinizin tarihi nedir? 2025 olsa gerek. Ocak olabilir, Şubat olabilir. 2024 yani 1 Ocak - 31 Aralık 2024'ü kapsayan...

Deniz Dörtyol: Yan teklifler dahil konuşuyorum ben.

Murat Ongun: "5 firmaya iş seçim yaptırdım" diyorsunuz ya. 2020 yani iş yaptırdım deyince işi aldınız artık, ihaleyi kazandınız yani. Ben o ihaleyi kazanan 5 farklı firmanın ismini soruyorum size.

Deniz Dörtyol: SYK'yı net olarak biliyorum. Sonradan zaten firma sahibi problemin içinde, firmayı üzerime aldım. Bunlardan...

Murat Ongun: Mustafa Değercan Bey mi?

Deniz Dörtyol: Evet, Mustafa firmayı aldım.

Murat Ongun: 2024'te Mustafa Değercan mı? Evet, evet, Mustafa Değercan. Diğerleri neydi acaba?

Deniz Dörtyol: Diğerleri... Micheal Group vardı. Sonradan bu da kendi firmam oldu.

Murat Ongun: Micheal Group, evet.

Deniz Dörtyol: Awo.. olarak aklımda var. Kendi firmam, girdim ama alıp almadığımı hatırlamıyorum.

Murat Ongun: Kazandığı bir ihale yok 2000...

Deniz Dörtyol: Tamam efendim, kaybettiğim olarak girmişimdir.

Murat Ongun: Kazananlar SYK...

Deniz Dörtyol: Bakayım, geçmiş konuşmalara bir bakayım. İndirmem...

Murat Ongun: LAB Turizm olabilir mi?

Deniz Dörtyol: Yok, olamaz.

Murat Ongun: [anlaşılamadı] İletişim olabilir mi?

Deniz Dörtyol: [anlaşılamadı]'yi tanırım, ederim. Teklif verdirdim, yani teklif verdirttim ama ihale alımında ben yokum.

Murat Ongun: 2024'te hani çok dağıtım yaptınız ya, bak kim kim aldı o 5 firmayı, sadece ikisini hatırlıyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Hepsinin tespitini, konuşma kayıtlarını sağlarız efendim.

Murat Ongun: Çok memnun oluruz. Çünkü Kültür A.Ş.'yi 2025 yılında devraldınız ya siz, 2024'teki sahibi Mustafa Değercan Bey buradaydı, ben kendisine soruyu yönelttim. "Ben kesinlikle bir başkası adına böyle bir ihaleye girmedim" dedi.

Deniz Dörtyol: Kendisi de beni, müsaadenizle anlatayım...

Murat Ongun: Şeyi de ekleyeyim. …firmasında, ismini hatırlayamıyorum beyefendinin şu anda. Ona da sordum. O da "Kendim giriyorum" dedi. 2 firmayı saydınız. 3. eksik kaldı ama ikisi de dendi, buyrun.

Deniz Dörtyol: Fiyatları hazırlayan benim, teslim eden benim. Makul fiyatlarda olan şunlar doğru bilsinler bildikleri için onlar işe girip aldıklarını zannettiler maalesef ki. Sorusunda Dubai'deki paraya gönderildi. Akabinde savcılık süreci olduğu bir ifade süreçleri olduğu diye zaten adam dedi ki...

Murat Ongun: Tabii oradan geldiler. Orada sordum. Onlar dedi ki "Biz asla başkasına adına girmedik" dedi efendim.

Deniz Dörtyol: Onlar kendi üstlerine girdiler, kendi adlarına girdiler.

Murat Ongun: Peki. Aynı şekilde bu 2024 ihalesinde ihale alan şirketlerin hemen hemen hepsinin sahibi buraya geldi. Şurada bir isim listesi var. Yani Antre'sinden Mişeli'ne, Mişeli'nden filan falan filan. Buradayken herkes bütün işlerin reel olarak yapıldığını söyledi. Siz de zaten "Yapıldı mı, yapılmadı mı net bir bilgim yok" dediniz yanlış söylemiyorsam.

Deniz Dörtyol: Doğru.

Murat Ongun: Onu soracağım. Sizin bu işlerin yapılmadığına, yapılmadığı için sahte fatura kesildiğine dair bir bilginiz, görgünüz, kanıtınız var mı diye soracağım.

Deniz Dörtyol: Ben fatura kesim süreciyle ilgili tüm hususları savunmamda anlattım, ifademde anlatmıştım. [anlaşılamadı] ağından bana bir Excel gelir. Şifreli Excel olur. Şifresi D büyük, n, z küçük, alt çizgi, soru işareti, ünlem gibi...

Murat Ongun: İhale sürecini, yani iş işleri soruyorum ya, aldınız ya işi...

Deniz Dörtyol: Ben işle ilgili yorum yapmadan önce iş yapıldı ya da yapılmadı ya da kim yaptı bilmiyorum. Ama mesela bu kim? Kahraman Antre. Bununla mesajlaşma. Ben demişim ki "Saat 20'yi bulacaksa teslim etmeniz parayı, siz teslim alma şansınız olur mu?" Acıbadem tarafından 19'da teslim edilir mi, "Yarın sabah gönderirsin" gibisinden parayı teslim et. Ben bu tarafındayım sadece.

Murat Ongun: Ha, yani bilginiz yok. Zaten hak ediş şefi Gökhan Köseoğlu, o da etkin pişman, o da geçen duruşmada burada sayın mahkemeye sundu. Sayın Başkanım, tabii bu işlerin hepsi altlığı çok büyük bir dosyalar ama zan altında kalmamamız adına biz Kültür A.Ş.'den bunları istedik, mahkemenize arz edelim efendim. Terabaytlık dosyalar bunlar.

Hakim: Siz ibraz etmek isterseniz ibraz edin. Bizim talep etmemizi isterseniz...

Murat Ongun: Barış Bey ibraz etmişiz efendim, ben eksik kalmış. Şimdi, Muhittin Bey hani ifadesini okuduysa orada benimle ilgili onun anlattığı bir Tuzla bölümü var. Tabii herhalde Pazartesi, Salı gelir inşallah konuşuruz. İşte bir iskan sorunundan bahsediyor ve benim onu bir Kültür A.Ş. ihalelerine ben araya giriyorum Tuzla Belediyesi'ne Muhittin Bey'in anlattığına göre iskan sorununu çözmek için. O vesileyle de ben onu Kültür A.Ş. ihalelerine girip kazanmaya zorluyorum. Orada sizin adınızı Deniz Dörtyol yürüttü diyor ya o süreci. Bir bilgi sahibi misiniz değil mi o ifadeden?

Deniz Dörtyol: Ben ifadeyi okuduğum için biliyorum. Siz tam neyini soruyorsunuz?

Murat Ongun: Şey, olay doğru mu anlattığı?

Deniz Dörtyol: Ben kendisinin inşaat işi de başka işi de ben reklam tarafındaydım.

Murat Ongun: Hayır, hayır.

Deniz Dörtyol: Bana yok "Deniz babamın iskanı için, bu benim..."

Murat Ongun: Onu geçtim Deniz. Onu sormuyorum size. Hani ben hakikat bakmak için bunu diyorum. Diyor ya "Bana zorla ihale verdiler" 2024'te diyor ya... Şey Deniz Dörtyol yürüttü bu süreci diyor ya Muhittin Palazoğlu...

Deniz Dörtyol: İfadesinde mi diyor?

Murat Ongun: Ha. Mesela ifadede doğru mu? Ona göre bir soru soracağım.

Deniz Dörtyol: O iskan tarafı, yaşadığı problemler...

Murat Ongun: İskan değil efendim. İskanı sormuyorum. Kültür A.Ş....

Deniz Dörtyol: Ben savunmada bahsettim. İnşaatımızdan bahsetmişim size.

Murat Ongun: Efendim iskanı sormuyorum. Hatırlayın diye anlattım. Kültür A.Ş. ihale alma sürecini soruyorum.

Deniz Dörtyol: Kültür A.Ş.'nin nasıl ihale aldığını, Medya A.Ş. nasıl teklif verir bunların hepsini anlattım ben.

Murat Ongun: Anlattınız onlar değil mi? Yani işte 5 firma falan dediğiniz...

Deniz Dörtyol: 5 firma organize, ihalelere yan teklif veya normal teklif verip ihale alıp paraları dışarı çıkardığı sistemi defatla anlattım az önce.

Murat Ongun: Şimdi, şöyle bir durum çıkıyor karşımıza. Ben Muhittin Palazoğlu'nun iskan sorununu eğer, sizin değil mahkemeye söylüyorum soruyu da soracağım. İskan sorununu çözdüysem eğer bu ihalelerin, 2024 ihalelerinin 31 Mart 2024 seçiminden sonra yapılmış olması lazım değerli Başkanım. Ki CHP Tuzla'yı kazandı. Şimdi AK Parti'li oldu sevgili Eren Ali Bingöl kardeşimiz eski... O yüzden şunu belirtmek isterim. Kültür A.Ş.'nin ihale tarihleri 11-13 Ocak 2024 Eren Ali Bingöl'ün seçiminden önce. 22 ve 24 Ocak 2024 arası Eren Ali Bingöl'ün seçiminden önce. Kültür A.Ş.'nin 31 Mart seçiminden sonra bir tek ihalesi var, Ekim 2024'te. Sizin SYK'dan 16.000.000 liralık ihale almış o da sadece.

Şuraya geliyoruz değerli Deniz Bey. Şimdi siz burada bir liste sundunuz. Sayın savcım da toplamış benim gibi. Ben daha eksik bulmuştum, o biraz daha yüksek bulmuş. 231.000.000 lira ve 12 tane firmaya 231.000.000 lira dağıtmışsınız. Şimdi Muhittin'in anlattığı olaya göre bunun 31 Mart 2024'ten sonra gerçekleşmesi lazım. 31 Mart 2024'ten sonra yapılan tek torba ihalede de öyle bir rakam yok. Bunu sorguladım yani size. Muhittin Bey'in ifadesini o yüzden doğrular mısınız derken bunu sordum.

Deniz Dörtyol: İfadeyi okuduğumu, ifadeyi bildiğimi söyledim. Dediğim gibi iskân probleminden kaynaklı bir şey gelmiş, hızla belediye başkanı bilmem neymiş ne edilmiş, onlar bendeki konularda değil.

Murat Ongun: Tamam, o zaman şuraya geliyoruz. Siz doğal olarak Ocak 2024 itibarıyla zaten ihale almaya başlamışsınız.

Deniz Dörtyol: Tabii canım, 3 Ocak'ta, 5 Ocak, 10 Ocak neyse.

Murat Ongun: Tamam, çok teşekkür ederim. Şimdi, SYK Grup firmasını yönetimden o süreçte devrettiniz.

Deniz Dörtyol: SYK Grup'u sonradan yürüttüm, sonradan devrettim Mustafa'ya, neyse.

Murat Ongun: Şimdi sizin de 2024'ün totalinde, yani 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında aldığınız tüm ihaleler ve hakedişlerin toplamı 139.000.000 lira.

Deniz Dörtyol: Doğrudur.

Murat Ongun: Şimdi işler yapıldı, zaten diyorsunuz ya ifadenizde, "Yapılan işleri faturayla tedarikçilere ödüyoruz." Bu artan para, yani benim savcımın topladığı 231.000.000 lira artan para...

Deniz Dörtyol: Bir firma üzerinden konuşuyoruz şu anda, kalan 5 firma da var.

Murat Ongun: Ama siz 5 firma söylemediniz ki, bir SYK dediniz, bir şeyler dediniz.

Deniz Dörtyol: Tamam.

Murat Ongun: Bunun isimlerini söyleseniz onları da hesaplasak.

Deniz Dörtyol: Söyleyeyim efendim. Bunların da yarın yüklemesini yapalım sisteme, hepsini belirtelim. Niye söylemediğimi de 2. ifademi okudunuz mu, Mayıs ifademi okudunuz mu? Orada Emrah abiden bana birebir tehdit edilen bir mesaj vardı. "Senin ve arkadaşlarının adını Özgür Özel'e mitinglerde bilmem ne buralarda falan" diyerekten. Akabinde bununla ilgili ben mağduriyet yaşadığımda, finansman kaynaklı SYK'dan problem yaşadığımda Mustafa derken bana problem oldu. Faize para gönderilmiş, şu olmuş bu olmuş.

Murat Ongun: Diyorsunuz, problem yaşadım. Yok, yok, mutlaka, hayat böyle maalesef. Şunu soruyorum, siz SYK bir de bir şeyler dediniz, diğer 3 firmanın adını söylemediğiniz için diyorum size, o hesabı yapamıyorum ama bahsettiğiniz firmalar üzerinden hesabı yaparsak böyle bir para dağıtımı...

Deniz Dörtyol: Araya gireceğim müsaadenizle. Bu firmaların ismini Metin Bal da bilir, Barış Kılıç da bilir, belki dolaylı yoldan siz de bilebilirsiniz.

Murat Ongun: Ben dememişim ki siz demelisiniz, ben 5 firma tanıdığımı...

Deniz Dörtyol: Ekibiniz şu an el kaldırıp benim yönettiğim firmaların ismini de söyleyebilir.

Murat Ongun: Ya Deniz Bey, söyleyebilir bilmiyorum ama ben genel olarak size inanmasam da ilgilenmiyorum, o yüzden ben sizin firmalarınızın ismini bilemem. Siz dediniz diye sordum.

Hakim: Avukat Bey’in mikrofonu açık kalsın. İtiraz edeceği zaman edebilir.

Deniz Dörtyol Müdafii: Müvekkil, savunmasında ve burada cevapladı zaten. Artık bu soruya cevap alındığı için farklı yollardan başka cevap almaya çalışılmaz.

Murat Ongun: Tamam, hayır şuradayım. Yani bu dağıtılan artan para, hani Emrah'a yüklenen para, işin kârları mı diye sorması.

Deniz Dörtyol: O kısmını ben dediğim gibi işlerle ilgili yaptığını, ben dediğim gibi "İhaleyi, naylon ihaleyi al, faturalarını kes, paraları dışarı çıkar. Emrah, Güldem, Metin Bal, bunların dediği yerlere teslimatlarını sağla."

Murat Ongun: Şu o zaman, diyorsunuz ki "Ben buralara parayı gönderdim de bu yapılan işin parası mıdır, faturası, onun ödemesi mi ben onu bilmiyorum" diyorsunuz, anladım.

Deniz Dörtyol: Şimdi büyük ihtimalle resmi tedarikçilere ödenen de olurdu. Bunlardan biri, hatırlamadım ismini de bunlar resmi faturalı ya, hani onlara işler yapılmıştır diye düşünebiliyorum sadece.

Murat Ongun: Tamam, peki.

Deniz Dörtyol: Konuştu, düşünüyordum. Ama kendi o kadar…

Murat Ongun: Çok iyi anladım. Teşekkür ederim, çok iyi anladım. Şimdi tabii sizin beyanınızın dışında bazı yani tersinde beyanlar da var. Yani o da sorulmalı, doğru mu bilmiyorum ama mesela işte Yunus Göçer, Hasan Yalaz, Esma Bayrak, Güngör Bozkurt beyanlarınızı yalanlamış ifadeyle. Ayrıca...

Deniz Dörtyol: Araya girebilir miyim müsaadenizle? İsterseniz...

Murat Ongun: Tabii tabii ki, tabii ki, buyurun.

Deniz Dörtyol: İsimleri tek tek bir söyleyebilir misiniz?

Murat Ongun: Yunus Göçer...

Deniz Dörtyol: Çok özür dilerim. BTG'nin sahibi kendisi, direkt mesajlarım var. Para transferleri mesajlarım var. Her şeyini yarın sisteme yükleyebiliriz.

Murat Ongun: Şimdi tek tek bu konuşmamıza gerek, hani ben sadece...

Deniz Dörtyol: Tamam, tamam.

Murat Ongun: Bir de ayrıca bunların dışında … firmasından Aysun Vural, burada da beyanda bulundu. O da etkin pişmanlık Duygu Fikirli. Elden aldığı yani sizin dediğiniz rakamların yarısını olduğunu beyan etti. Bir de bu paraları SYK Roll diye kayıtlı telefondan aldığını söyledi. Mustafa Bey'in miydi o zaman?

Deniz Dörtyol: Yani o gün parayı ben teslim ettiğim birine mi teslim ettirdim, bilmiyorum. Bana demişlerdi ki "Şu gelecek, nereye getirsin, alır mısınız?" diye. O da gelip almıştı. Ya ben göndermişimdir, para teslim edilmiştir.

Murat Ongun: Peki. Biraz evvel benim eşimle ilgili Emrah Bağdatlı'nın tespitiyle ilgili kastediyorum, mesajdan bahsettiniz. Hani ifadenizde "Patronun karısının firması başınız yanacak" gibi bir ifade kullandınız. Gösterdiğiniz metinlerde ben böyle bir ifade görmedim. Telefon konuşması mı?

Deniz Dörtyol: Telefon konuşmasında direkt. Çünkü 3 günlük bir şeydi bu. "Paran bir an önce paraları öde" dediniz, "Hadi ödetmen lazım" dediniz.

Murat Ongun: Tamam, orada görmediğim için sordum. Siz telefon...

Deniz Dörtyol: Mesajları da yeniden kontrol ederim. Belki vardır hala o tarz bir mesaj ama telefon konuşması.

Murat Ongun: Gönderilenlere baktım. Başkanım bakar, varsa söyler bize veya Sayın Savcım bilmiyorum. Şimdi 29 Mayıs beyanınızda yine Emrah Bağdatlı ile yazışmalarınızı, konuşmalarınızı anlatıyorsunuz. Diyorsunuz ki Beykoz, Sancaktepe, Üsküdar, İzmir'de bir yer de unuttum...

Deniz Dörtyol: Seferihisar.

Murat Ongun: Seferihisar, Sarıyer gibi belediyelerde de Emrah ile beraber bir iş arayışınız olmuş yani...

Deniz Dörtyol: Benim arayışım değil. Emrah abimin yönlendirmesiyle gireceğimiz yeni sistemler.

Murat Ongun: Tamam ama işte orada mesela Üsküdar'da dahil olmuşsunuz, bir iş konusu var falan. Şöyle...

Deniz Dörtyol: O yönergenin gelmiş olduğu iş.

Murat Ongun: Şimdi yani hele biri İzmir'de, diğerleri de İstanbul'un ilçe belediyeleri.

Deniz Dörtyol: Doğru.

Murat Ongun: Bunlar benim yönetici olduğum belediyeler değil. Artı siz mesajlarınızda ben hep Muhittin Palazoğlu'nu gördüm Emrah yazışmalarınızda. Neden Murat Ongun diyordum hep? İkiniz ve samimi 2 arkadaş gibi yazışıyorsunuz. Bir ortaklığınız var mıdır Deniz Bey?

Deniz Dörtyol: Yo, maalesef hiçbir ortaklığım olmadı. Bu işlerin tamamında kullanıldım, bir kenara bırakıldım. Üzerine hala tehditler, Twitter'dan küfürler, günlük Telegram numaralarından aramalar, dümdüz küfürler, hakaretler... Devam etmeyeyim.

Murat Ongun: O sonrasına ya. Ben öncesini sorguladım. Yani hani Kültür A.Ş., Medya A.Ş. dediğimiz seni çektim de hani Üsküdar'ı, Beykoz'u, Sancaktepe'sini benle ne alakası var ya da Muhittin neden var orada?

Deniz Dörtyol: Ama sizle bir alakası olduğunu ben bahsetmiş miyim bir yerde? Yanlış mı hatırlıyorum? Ama...

Murat Ongun: O yüzden eskiden yani bu işler o faza gelmeden önce ortaklığınız var mı diye o yüzden sordum.

Deniz Dörtyol: Yok. Siz ortak mısınız?

Murat Ongun: Hayır, değilim.

Deniz Dörtyol: Tamam, ben de değilim.

Murat Ongun: Ama benim zaten öyle bir iş yazışmam yok onunla. O yüzden sordum. Çok teşekkür ediyorum. Geçmiş olsun.

Deniz Dörtyol: Rica ederim.

SAVCI SORUYOR YİNE

Savcı: Deniz Bey, bu az önce paraya ilişkin size sorular sormuştum. Burada VTG isimli şirkete para gönderildiği, verdiniz herhalde galiba. Bir de bu Vessa isimli şirkete ilişkin bir para gönderimi söz konusu. Hatta yine bu az evvel sunduğunuz evraklara baktığımda orada bir konuşma var Vessa başlıklı. Bu Vessa başlıklı dosyadaki bu Vessa isimli şirkete ilişkin konuşma mı yoksa başka bir şey mi?

Deniz Dörtyol: Vessa şirketinden 2 kişi vardı benim kontak. Biri Ümit, diğeri Vedat. Ve Vedat'la 1 defa ben...

Savcı: Ümit şirket yetkilisi mi?

Deniz Dörtyol: Şirket yetkilisi veya çalışanı ama sahibi Vedat Şahin diye biliyorum. Ümit çalışan, yetkili olabilir. Mesajlar elinizdeyse efendim yine bir para konusu konuşmuşuz. İşte "Bugün yetişmeyecek", konum atmışım, o aramış, ben konuşmuşum, "Bilgime teşekkür etmiş, 1 saate geleceğim alacağım" demiş. Bu tarzda bir konuşma olmuş. Elimde bunlar olduğu için bunları verebildim size.

Savcı: Yine bu Antre, Kahraman Bey'e bir para tesliminden bahsettiniz.

Deniz Dörtyol: Evet.

Savcı: Burada bir WhatsApp konuşması var. 0532 256… numara, bu Kahraman Bey'e ait numara mı?

Deniz Dörtyol: Efendim, bende bu numara Metin Bey'den gelen listede "Kahraman Antre Tasarım" diye kayıtlı olarak söylenmişti.

Savcı: Siz peki Kahraman Bey'le tanışıyor muydunuz?

Deniz Dörtyol: Yok, tanışmıyorum. Hâlâ görüşmüyorum kendisiyle. Gelen numara üzerinden teslimini sağladık gibisinden.

Savcı: "Saat 20.00'yi bulacak size teslim etmemiz. Sizin teslim alma şansınız olursa Acıbadem tarafından 19.00 civarında teslim al edebiliriz" diye yazmışsınız. Cevaben de "Ne sabah gönderirsiniz", "Tamam", konum istemişsiniz.

Deniz Dörtyol: Konum istemiştim.

Savcı: Ardından konum neresi peki?

Deniz Dörtyol: Maslak'ta efendim. Bu Domino's Pizza var Maslak'a giderken sol tarafta kalıyor. Ona gelmeden önce solda bir otopark gibi alan var, onun arkasında kalıyor burası. Orada bir ofis var.

Savcı: Parayı siz mi teslim ettiniz?

Deniz Dörtyol: Yok, birine teslim ettirttim. Kim olduğunu hatırlamıyorum o tarihte, gönderttim ben.

Savcı: Peki bu parayı niye Kahraman Bey'e gönderdiniz?

Deniz Dörtyol: Metin Bey'den gelen Excel'de o parayı kime teslim etmem gerektiği için.

Savcı: Antre size fatura falan kesti mi?

Deniz Dörtyol: Hatırlamıyorum. Kesmiş de olabilir, kesmemiş de olabilir.

Savcı: Bu para elden mi gönderildi?

Deniz Dörtyol: Bu para elden gönderildi, evet.

Savcı: Benim bir sorum daha var. Bu yine sunduğunuz evraklarda bir Telegram iletişim kısmı var. Başak Tatlı kimdir?

Deniz Dörtyol: Başak Tatlı, Emrah Bağdatlı'ya çalışan bir arkadaş. Bana bu operasyon sonrasında Telegram'a geçişimizde, biz WhatsApp'tan yürürdük, yapardık, konuşurduk tüm süreçleri. İşte Telegram bende de yoktu o vakitlerde. Bu zannedersem Signal konuşması, evet Signal bu. İlk başta WhatsApp'tan Signal'e geçmem söylendi. Sonrasında Signal'den de Telegram'a geçmem söylendi. Sonrasında bu karekod geldi. İşte "Bunu tarat, bunu taratınca direkt bu, Emrah Bağdatlı'nın profili açılıyor, sonrasında burada konuş".

Savcı: Başak Tatlı mı size iletişimi gönderdi?

Deniz Dörtyol: Evet, bana iletişimi gönderdi.

Savcı: "Bir merhaba yazar mısınız?" yazmış. Başak Tatlı ile Emrah Bağdatlı nasıl bir ilişkisi vardı?

Deniz Dörtyol: Benim bildiğim sadece çalışanı. Ama tam olarak ne işler yapacak o kısımlara vakıf değilim.

 

KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR

Kahraman Yeşilyurt: Deniz merhaba. Seni görünce hatırladım. 2020 senesinde, simaen hatırladım bu arada. İsmen, kusura bakma hatırlayamadım. 2020 senesinde de bir işimiz oldu. Sen hatırlamıyor olabilirsin. Bayağı uzun bir teklif istemiştim senden. Yanılmıyorsam Adstation firmasıydı.

Deniz Dörtyol: Doğrudur.

Kahraman Yeşilyurt: Bir Spor A.Ş.'nin işlerini yapıyordunuz. Yanılmıyorsam ihaleyle kapsamlı almıştınız.

Deniz Dörtyol: Ya ben açık hava kısmındaydım.

Kahraman Yeşilyurt: Seni sadece simaen hatırladığım için söylüyorum. Orada da o işi yapmamamızın sebebi de onun karşılığında ben faturasız gelen işi sevmediğim için elden ödeme yapmak istemiştim. Ona istinaden de o iş olmamıştı. O günden sonrasında...

Deniz Dörtyol: 2020'de ise o konularda ben yok olduğum için bilmiyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Firmayı doğru hatırlıyor muyum? Adstation.

Deniz Dörtyol: Doğru hatırlıyorsunuz evet. Firma o ihtimalle...

Kahraman Yeşilyurt: Beni simaen hatırlıyor musun?

Deniz Dörtyol: Yok, hatırlamadım.

Kahraman Yeşilyurt: Alanlarda falan. Öyle bir durumumuz oldu, onu da belirtmek istedim sana. Şimdi ifadende de aslında söylediğin şöyle bir olay var. Benim firmalarım, ben senin firmalarını bilmiyorum. "Firmalarım da ki ihaleye girecek evrak hazırlanırdı ben de ihaleye girerdim. Bu atılanların bazılarını kazanırdım, bazılarını kazanamazdım. Oraya gelen firmalar da neyi kazanıp kazanmadığını açıkçası bilmiyorlardır" gibi bir ifaden var bu konuda, doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Doğrudur.

Kahraman Yeşilyurt: Bu ifadene binaen bir de dedin ki; "Bu şirketlere ben fatura kestim." Sayın Savcım o ifadenin üzerine sana firmaları saydı, içerisinde Antre'yi de saydı bu arada Sayın Savcım. Dedin ki "Bu firmaların hepsi için bunu söyleyemem, günahlarına giremem. Arkasından ama ben bu firmalara fatura kestiysem, karşılığında da aldığım ödemeyi bir hizmet karşılığında almadıysam, onların da öyle olabileceğini düşünüyorum" dedin. Doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Doğrudur, hatırlamıyorum yani. Ne derseniz derim, ben bu soruyu sorup cevabımı...

Kahraman Yeşilyurt: Antre Tasarım'ın ne işler yaptığı konusunda bir fikrin var mı?

Deniz Dörtyol: Yok, ben Antre Tasarım'ın herhangi bir 2020'deyse hatırlamıyorum. Sadece 2024'te Metin Bal'la tanıştıktan sonra Kahraman Yeşilyurt, değil mi?

Kahraman Yeşilyurt: Yeşilyurt.

Deniz Dörtyol: Antre Kahraman olarak...

Kahraman Yeşilyurt: Ben de Deniz Adstation olarak hatırlıyorum. Doğrudur, o yüzden.

Deniz Dörtyol: Ben geçmişten hatırlamıyorum, surat dönüktü. Benim telefonumda Kahraman_Antre olarak kayıtlıydınız. Sadece "Kahraman abi dediler ki 'Kahraman abi şu inecek, şu teslim olacak.'" Tamamdır hani, ne iş yaptınız, yapmadınız ben dediğim gibi ihaleden çıkan malın teslimiyle ilgili sadece süreçte vardım.

Kahraman Yeşilyurt: Şöyle, para kısmına geleceğim zaten. O çok sonraki iş. Yanılmıyorsam 2024 yılı yazıyordu.

Deniz Dörtyol: 2024, evet.

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi şunu söylemek istiyorum Sayın Başkanım. Deniz Dörtyol ifadesinde her firma için böyle bir şey söylemiyor. Biz Antre Tasarım olarak da evraklarımızı, kendi imzamızı atıp dağda taşta yapılan ihaleye kapalı zarfta o gün de gidip ihale dosyasını teslim eden bir firmayız. Dolayısıyla Deniz Dörtyol'un kendi ifadesidir, kendi iddiasıdır. Kesinlikle katılmıyorum. Zaten, bir de kaldı ki şunu çok merak ediyorum, samimiyetine de çok inanarak soracağım.

Deniz Dörtyol: Eyvallah.

Kahraman Yeşilyurt: Ben senin ifadene bakmamıştım. Açıkçası bak kaçıncı kişi aynı miktardaki parayı soruşturma aşamasında Sayın Savcım da aynı miktardaki parayı Vedat Şahin adına sormuş. Şimdi de S.T. adına bu rakam geliyor. Aynı rakam, aynı tarihler, Vedat Şahin ve Deniz Dörtyol. Burada şunu merak ediyorum, samimiyetine güvenerek. İfadene baktığımda Emrah Bağdatlı'ya ait yaklaşık 20-30 tane şirket listelemişsin Savcılık ifadesinin sorgu aşamasında. Buraya geldiğinde bu firmalardan herhangi birisini belirtmeden, en başta Antre'yi belirttin, o dikkatimi çekti. Bu ödemeler kısmı haricinde Antre'yi belirtmen dikkatimi çektiği için soruyorum sana. Yani önünde Antre'nin bir kağıdı olarak bu WhatsApp çıktısını gördün mü de söyledin? Emrah Bağdatlı neye göre şirket...

Deniz Dörtyol: Ben orada ifadeler için hazırlığımı yaparken, savunmamı yaparken sadece 2 tane mesajı direkt bulabildim. Diğeri bir Vesel, 2 Antre bulabildiğim için. Şimdi az önce Murat Bey bana 1-2 bilgi vermemi söylediğinde de onlarla olan konuşmalar da VTG mesela, Yunus Koçak. Onunla da ilgili konuşma var. Dedim onu da hemen arz edeceğim, teslim edeceğim.

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi ifadelerde belki yanlış anlamış olabilir. O acaba iyice açıklar mıyız bilmiyorum Sayın Başkanım. Oradaki yaklaşık 30 tane firmayı Deniz Dörtyol önceki ifadesinde söylemiş. Muhtemelen önünde Vedat Şahin ve Kahraman Yeşilyurt, Antre Tasarım'ın WhatsApp çıktıları olduğu için sanki Emrah Bağdatlı'ya ait bir firmaymış gibi algılandı diye düşünerek bunu hatırlatma gereği duydum Sayın Başkanım. Yani oradaki 30 firma arasında Antre Tasarım yok. Antre Tasarım da dediğim gibi reel işler yapan bir firma. Kendisi zarfı kapalı bir şekilde ihaleye davet edilir. Firmayı kimse göremez. Bu senin iddiandır. Zaten Antre Tasarım'da böyle bir şey yapmıştır demiyorsun.

Deniz Dörtyol: Bilmiyorum, ben sadece dahil olduğum süreçlerdeki Kültür A.Ş.'nin ihale sistemini anlamaya çalıştım. İhaleleri siz girip girmediğinizde ben sonradan duymuş ya da kaybettiyseniz sonradan duymuşumdur. İhalelerin içine ben kendim girmedim.

Kahraman Yeşilyurt: Şöyle, ben bütün ihalelere kendim girdim. 13 sene boyunca her ihaleye kendim girdim, kendim imza attım, kendim katıldım, kazandım, kaybettim. Onu zaten söylerken net olarak "Şu firma ya bilmem ne vermiştir, o öyle yapmıştır." diye söylemedim. "Gördüğüm, bildiğim kadarıyla bazı firmalara fatura kestiğim için böyle olacağını tahmin ediyorum" diyorsun. Antre Tasarım'a hiç fatura kestin mi?

Deniz Dörtyol: Yok, Antre Tasarım bana fatura kesti mi ya da ben kestim mi bu konuda hatırlamıyorum, bilmiyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Antre Tasarım'a fatura kesmemişsin, ben baktırdım.

Deniz Dörtyol: Tamam doğrudur, o zaman siz de gayriresmî Kültür A.Ş.'den...

Kahraman Yeşilyurt: Deniz, bu konuyu net hatırlıyor musun bilmiyorum ama aynı şeyi Savcılık Vedat Şahin'e de aynı tarihlerde söylüyor. Oradaki WhatsApp yazışmasında da herhangi bir rakam yok. Eğer bunu somut olarak heyete edip bize sunabilirsen bu konuda ayrıca biz de evraklarımızı, o gün olup olmadığını sunalım olur mu?

Deniz Dörtyol: Rakam için direkt şunu söyleyebilirim: Metin Bal bana gönderdiği Excel tespit edilebilirse orada hangi firmadan hangisine kuruşu kuruşuna kadar her şey yazıyor. Kimlerin...

Kahraman Yeşilyurt: Deniz, ben hatırlamıyorum bir ödeme, o yüzden bu konuya bakalım. Sayın Heyet de bu konuda talepte bulunalım...

Deniz Dörtyol: Yok, o direkt o konu da sizden gelmiş yani. Siz de konuşmuşuz...

Kahraman Yeşilyurt: Hayır, sonrasında da şunu hatırlıyorum. İlk 2020 senesinde yine böyle bir faturalaşmak, iş akabinde... Faturası olmayan herhangi bir şeyin ödemesini Antre Tasarım almaz, öyle bir şeye de girmez. Bilginiz olsun diye söylüyorum yoksa...

Deniz Dörtyol: O zaman sizin bilginiz haricinde aranızda girilmiş olabilir, bilgim yok. Ben sadece kendisi Metin Bey...

Kahraman Yeşilyurt: Yani net, somut bir şey varsa lütfen söyle.

Deniz Dörtyol: Ortadaki WhatsApp konuşmalarını teslim ettim, başka bir şey teslim etmedim.

Kahraman Yeşilyurt: Yani Deniz, WhatsApp'ta hani rakam yok hiçbir şey yok.

Hakim: Başka soru varsa soru alalım.

 

SERDAL TAŞKIN SORUYOR

Serdal Taşkın: Beni tanıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Sorunuzu dinliyorum.

Serdal Taşkın: Beni tanıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Sorunuzun tamamı bu mu?

Serdal Taşkın: Beni tanıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Sorunuzun tamamı bu mu yani? Siz beni tanıyor musunuz?

Serdal Taşkın: Ben ilk kez görüyorum.

Deniz Dörtyol: O zaman tanışalım, buyurun. Konu nedir? "Beni tanıyor musunuz" nedir yani? Tek tek buradaki sanık herkese dersiniz "Beni tanıyor musunuz?"

Serdal Taşkın: Bugünkü beyanınızda benim hakkımda bir...

Hakim: Uzatmaya gerek yok. Tanıyorsan tanıyorsun, tanımıyorsan tanımıyorsun.

Deniz Dörtyol: Yok, tanımıyorum.

Serdal Taşkın: Ben Serdal Taşkın.

Hakim: Tamam, merhaba dedik Serdal Taşkın. Soruya geçelim lütfen. Serdal Taşkın, soruya geçebiliriz.

Serdal Taşkın: Deniz Bey, 2019 Ağustos - 2020 Eylül ayının sonuna kadar ben Kültür A.Ş.'de Genel Müdür olarak çalıştım. AD Station ile da yine Kültür A.Ş. olarak bir sözleşme yaptık. Bu sözleşme içeriğini okudunuz mu? Maddelerine hakim misiniz?

Deniz Dörtyol: Yok yok, bu sözleşmeyle ilgili ben kendi hazırladığım, açık hava reklam isimlerinin tamamını içeren bir sözleşme gönderdim. Bu sözleşmenin kendi hazırladığım hali WhatsApp'ımda var, bunu teslim edebilirim. Sonrasında "Bugün olacak, yarın olacak, bakalım, yönetime haber veriyorum, Serdal Bey ile konuşun." Sonrasında gelen cevap "Bu şekilde bir sözleşme olmayacak" dendi. Konu kapandı. Sonrasında kendisinden bana çok farklı bir sözleşme geldi, onu imzaladık. Onun için ödeme yaptık. Bu sözleşme WhatsApp'ında var, onu teslim edebilirim.

Serdal Taşkın: Benim dönemimde AD Station ile Kültür A.Ş. arasında yapılan tek bir sözleşme var. Bu sözleşme içeriğinde fotoğraflar da var. Bu fotoğrafları gördünüz mü?

Deniz Dörtyol: Bu fotoğraflardan kastınız nedir?

Serdal Taşkın: Yani sözleşmeye konu olan alanlar var ya...

Deniz Dörtyol: Benim hazırlayıp size gönderdiğim sözleşmede açık adresine kadar her şey yazarken sizden bana gelen sözleşmede böyle bir şey olduğunu ben hatırlamıyorum.

Serdal Taşkın: Ben mahkemeye sunmuştum Sayın Başkanım. Ayrıca demin beyanınızda şey bahsetmiştiniz, bir toplantıda benimle görüştüğünüzü söylemiştiniz.

Deniz Dörtyol: Evet, evet.

Serdal Taşkın: O toplantıda hatta bir değişiklik olduğunu söylemiştiniz görsellerde.

Deniz Dörtyol: Evet, evet. Mesela şurası bir kare düşünün, bunun etrafına siz çerçeve istiyordunuz tüm reklam alanlarımızda. Tüm şehre bakınca "Hemen tüm şehirdeki reklam alanı bir fotoğraf gibi görmek istiyorum" demiştiniz. Ben de bununla ilgili tüm reklam alanlarıma bir çerçeve şablonu yapıp İlknur Hanım'a yine WhatsApp'tan "İlknur Hanım, bu şekilde uygun mudur? Yönetim uygunluk verir mi? Reklamı bu şekilde çevirelim mi?" diye sormuştuk. Sonrasında bu tarzda montajları, baskılarımızı yapmıştık. Örnek veriyorum, 4'e 4 olsun, 3.80'e 3.80 resim, etrafa siyah çerçeve.

Serdal Taşkın: Yani bu sözleşmeden sonra sizin sözleşmeye konu olan alanınızda görsel olarak bir değişiklik oldu, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Görsel olarak değişiklik, ben kendi görsellerimi astım. Etrafını sizin zorunlu kıldığınız çerçeve tarafını yaptım.

Serdal Taşkın: Yani görsellerde bir değişiklik oldu. Eski hali ile yeni hali arasında bir fark var, doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Yani 2 tane, 3 tane alanda bunu yaptık, doğru.

Serdal Taşkın: Hepsinde değil mi?

Deniz Dörtyol: Hepsinde yapmadık. Hepsinde çok maliyetli olduğunu kaçırdım orada. İlknur Hanım'a Photoshop gönderdim, "Yaptım" dedim.

Serdal Taşkın: Biz burada sadece şeyi yapmıştık, tasarım kısmını yapmıştık.

Deniz Dörtyol: Yok, yok. Tasarımı biz kendimiz yaptık, siz yapmadınız.

Serdal Taşkın: Tasarımı yaptık. Kültür A.Ş.'de... İstediğiniz zaman alabilirsiniz Sayın Başkanım, isteyebilirsiniz.

Deniz Dörtyol: Tasarımı zaten müşteriden bana gelir, senden gelemez. Ben de bunun etrafına baskıcıma siyah çerçeve yaptırıyorum, işte 5'e 5 veya her neyse ölçüler.

Serdal Taşkın: Nasıl yapılacağına dair, içindeki görselden bahsetmiyorum. Nasıl olacağına dair olan kısmını Kültür A.Ş. olarak biz yaptık.

Deniz Dörtyol: Yaptığınız şu: "Deniz Bey, bu reklam alanına çerçeve koyacaksınız." Bu, dediğiniz. Başka neyini yaptınız?

Serdal Taşkın: Yapılacak alanlara sizin gönderdiğiniz eski halini, alanların yeni hali nasıl olacağını göstermesi için örnek olarak size gösterdik. Siz de buna göre bütün görsel alanları buna göre yaptınız. Ayrıca bu sözleşmeye konu olan yerlerin herhangi birinde bu sözleşme yılı içinde bir tanesi kaldırıldı mı?

Deniz Dörtyol: Kaldırıldı.

Serdal Taşkın: Hayır. Sözleşmeye konu olan, izinli...

Deniz Dörtyol: Sözleşmeye zaten benim adreslerim yazılmadı.

Serdal Taşkın: Hepsi üzerinde fotoğrafları var Efendim. Sözleşmeyi de...

Deniz Dörtyol: Yok, işte bu shop'ları ben yaptım. Ben yaptım, shop olarak yaptım gönderdim size. Shop, shop da değil, pardon, PowerPoint'te yaptım, shop bile değil. Çerçeveyi aldım, arkaya gönder, sana tıkla, buna tıkla, buna tıkla. Sonrasında bunlar "Yine de hiçbir biri bana ait değil" demişler.

Serdal Taşkın: Sözleşmeyi size sunduk biz Sayın Başkan.

Deniz Dörtyol: Efendim bu PDF'te, Duruşma Tutanağı'nda ben demek ki o sözleşmeyi tamamen anladığımı... Gönderip duruyorlar.

Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.

ÖMÜR YILMAZ SORUYOR

Ömür Yılmaz: Deniz Bey merhaba. Ben de birkaç soru soracağım ama biraz çekiniyorum. Beni tanıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Ömür?

Ömür Yılmaz: Doğru.

Deniz Dörtyol: Saçtan dolayı direkt tanıdım. Sizinle tanıştık Akasya'da…

Hâkim: Sorulara geçerseniz…

Ömür Yılmaz: Bana ilişkin söylediğiniz beyanınızda, en yüksek miktarı bana göndermişsiniz, 110 milyon küsur. Bununla ilişkin herhangi bir elinizde WhatsApp konuşması, yazışması var mı?

Deniz Dörtyol: Var. Yusuf abiyle konuşmam var. Yusuf abiyle mesajlarım var. Giden para, gelen para şeyleri de var. "Şuna şu kadar teslim edilecek", isim listeleri var.

Ömür Yılmaz: Bunlar bizle alakalı mı, tedarikçi danışmanlığı anlamında yapılan mı?

Deniz Dörtyol: Ayrı.

Ömür Yılmaz: Benim ofisime geldiniz mi?

Deniz Dörtyol: Evet.

Ömür Yılmaz: Benim ofisim olduğuna emin misiniz?

Deniz Dörtyol: Sena kimin çalışanı?

Ömür Yılmaz: Benim.

Deniz Dörtyol: Tamam, sizin ofisinize geldim. Sena sizin çalışanınız, bana kahve falan şey yaptı. Tarih de var, tarihi daha az önce söyledim.

Ömür Yılmaz: İki kere mi görüştük? Ben Akasya Plaza'da, 1 defa görüştüm. Emrah Bağdatlı da vardı. Barış, Başak vardı.

Deniz Dörtyol: Ben size samimi olarak söylüyorum, bir şey hatırlamıyorum. Doğrudur.

Ömür Yılmaz: Doğrudur, Üsküdar ihalesinde konuşmuştuk.

Deniz Dörtyol: Benimle mi?

Ömür Yılmaz: Sizin olduğunuz yerde, Üsküdar ihalesine kim girecek, iş bitirmesi kimdir, kim alabilir, kime devredebilir diyerekten...

Deniz Dörtyol: Ben mi Üsküdar ihalesi...

Ömür Yılmaz: Sizin olduğunuz yerde ben Emrah Bağdatlı’yla konuştum.

Deniz Dörtyol: Ha anladım. Tamam, hayırlı olsun o zaman.

Ömür Yılmaz: Yok, olmadı.

Deniz Dörtyol: Olmadı.

FATOŞ AYIK SORUYOR

Fatoş Ayık: Deniz Bey, açıkçası ben de iddianame, beyanınızı iddianamesini okudum. Doğrudur yanlıştır zaten heyet tarafından değerlendirilecektir. Pek çoğu da zaten Medya A.Ş. ile ilgili değil. Benim sadece birkaç sorum olacak size. Bilemeyebilirsiniz belki ama Üsküdar Belediyesi ile Medya A.Ş. arasında hiç sözleşme var mıydı, biliyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Ben bunu bilemem.

Fatoş Ayık: Tamam. Başta sadece bunu da beyan etmek de istedim. Medya A.Ş.'nin Üsküdar Belediyesi ile hiçbir zaman bir ticari ilişkisi olmamıştır, bir sözleşmesi yoktur, teklif dahi vermemiştir. Bunu Üsküdar Belediyesi'nden de Medya A.Ş.'den de celp edilmesini talep edelim. Deniz Bey, bir de biz sizinle hiç yüz yüze tanıştık mı, birbirimizi hiç tanıyor muyuz?

Deniz Dörtyol: Savunmamda da bahsettim, sizi tanımıyorum. Tanışmadım, konuştum, yazıştım.

Fatoş Ayık: Telefonda hiç görüşme...

Deniz Dörtyol: Yok, yok, yok, konuştum. Konuşma kayıtlarım var. Bunu sundum az önce, makama da gösterdiler zaten.

Fatoş Ayık: Zaten ben HTS kayıtlarına göre 1 kere...

Deniz Dörtyol: Yok, yok. Ben anladığım kadarıyla HTS normal telefondan normal telefonu arayınca oluyor. Sesli FaceTime ya da WhatsApp'tan arayınca olmuyor diye öğrendim. Biz sizinle online konuştuğumuz için ondan dolayı yoktur.

Fatoş Ayık: Açıkçası ben de 1 kere konuşmuşumdur.

Deniz Dörtyol: 1, 1 kere de normal yanlışlıkla birbirimizi aramışızdır, öyle konuşmuşuzdur.

Fatoş Ayık: Ben de zaten HTS kayıtlarında 14 Ocak'ta 1 kere gözüküyordu.

Deniz Dörtyol: İşte o da ilk konuşmadır, sonrasında online konuşmuşuzdur.

Fatoş Ayık: ......... Bu yazışmaymış ama dediğim gibi aslında Medya A.Ş.'nin ticari faaliyetiyle ilgili bir yazışma da değildir. Bilemeyebilirsiniz, sorun değil. Bir de Deniz Bey, eski .... firması olduğunuzu zaten söylediniz. Medya A.Ş.'den 1 kere ihale aldı değil mi?

Deniz Dörtyol: Evet, plan olarak 1 defa.

Fatoş Ayık: Size gerçi sözleşme bedelini hatırlamadınız ama 61 milyon 500 bin lira KDV idi. Hakediş de 5 milyon 784 bin liraydı.

Deniz Dörtyol: Doğrudur. Doğrudur yani.

Fatoş Ayık: İlk hakediş ne zaman yapılmış hatırlıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Yok, sizde kayıtları var. Buyurun siz söyleyin.

Fatoş Ayık: 31 Mart 2023 tarihinde yapılmış ki ben o tarihte zaten çoktan tutukluydum. Açıkçası bunu şundan dolayı...

Deniz Dörtyol: Ben hakedişler konusunda sizinle konuşmadım. Hakedişler konusunda Nazlı ile konuştum ben.

Fatoş Ayık: Ha tamam. Yani bunu da biraz şunun için söyledim. Az önce hani birtakım sistem, para, ödeme, fatura gibi konular geçtiği için hani buralarda...

Deniz Dörtyol: Sizinle ben sadece ihaleler konusunda konuştuğumu anlatmaya çalıştım. Bununla ilgili bir belge sunmaya çalıştım.

Fatoş Ayık: Ama konuştuğumuz da sizin de dediğiniz gibi 1 ya da 2 keredir.

Deniz Dörtyol: Yok. Daha fazla. Çok çok daha fazla ihaleye olan tekliflerim var.

Fatoş Ayık: Tamam ama orada dediğim gibi ben sizi tanımıyorum. Sizinle 1 ya da 2 kere görüşmüşüzdür.

Deniz Dörtyol: O zaman tanımadığınız biriyle mesajlaştınız, o kişi de benim.

Fatoş Ayık: Yani orada aslında şunu diyebilirim. Şimdi diğer sanıklarla pek çok yazışmanız, mesajlaşmanız çıktığı halde silinenler bile silindi diye görünüyor. Herhalde benimle yazışma...

Deniz Dörtyol: Yok. Sizde hiçbir silinmiş mesajım yok. Olduğu gibi duruyor. Dosyayı da şu an bile gönderme şansımız varsa tamamını.

Fatoş Ayık: Peki, teşekkürler.

Deniz Dörtyol: Rica ederim.

 

 

FATOŞ PINAR TÜRKER SORUYOR

Pınar Türker: Direkt soruyorum beni tanıyor musunuz diye.

Deniz Dörtyol: Tahmin edebiliyorum sadece. Pınar Hanım diye tahmin edebilirim.

Pınar Türker: Evet. Sizinle hiçbir yazışmamız, konuşmamız...

Deniz Dörtyol: Hiçbir şey...

Pınar Türker: Hiçbir şeyimiz olmadı. Tamam. Ben teşekkür ederim size.

Deniz Dörtyol: Rica ederim.

Pınar Türker: Tamam. Sağ olun.

ELİF GÜVEN SORUYOR

Elif Güven: Deniz Bey, öncelikle ben sizden hiç kişisel bir menfaat talep ettim mi?

Deniz Dörtyol: Konser bileti istediniz, size bilet verdim. QR kodla gelen konser biletleri de var. Bunları da sunalım.

Elif Güven: Peki sözleşmelerle ilgili hizmet almadığınıza ilişkin, hizmet aldığınıza dair bir şirkete...

Deniz Dörtyol: Hakediş raporu mu?

Elif Güven: ...hakedişe dair evet, belgeniz var. Faturanızı da Medya A.Ş.'den aldınız, değil mi?

Deniz Dörtyol: Medya A.Ş.'den fatura geldi, tarafımızca ödeme yapıldı efendim.

Elif Güven: Evet, kurumsal bir ilişkimiz var.

Deniz Dörtyol: Doğrudur.

Elif Güven: Tamam. Sayın Başkanım, Savcım, burada kendisi almadığını iletiyor ama ben hepsini siz de celbedebilirsiniz Medya A.Ş.'den AD-Station sözleşmelerini ve alınan hizmetleri. Ben de tekrardan zaten dosyaya ibraz edeceğim.

Deniz Dörtyol: Hakediş raporu bir kâğıt, kaşe imza.

 

FATOŞ AYIK AVUKATI UĞUR GÜNER SORUYOR

 

Uğur Güner: Deniz Bey merhaba. Fatoş Hanım'la ilgili bir tane ekran görüntüsü yayınladınız. Ocak 2025 diye ben gördüm o ekran görüntüsünü. Bir de beyanınızda Fatoş Hanım'la "Ocak başında tanıştım." diye bir ifadeniz var. Bu herhalde o dönemdeki yazışmayla ilgili, o süreçte bir tanışmanız var.

Deniz Dörtyol: 2024'te konuşmam dahi yok kendisiyle.

Uğur Güner: Ocak 2025'te tanıştınız Fatoş Hanım'la, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğru.

Uğur Güner: Yazılı olarak, telefon olarak, yüz yüze değil.

Deniz Dörtyol: Yüz yüze hiç görüşmedik. İletişim olarak evet doğru, dediğiniz tarih doğru.

Uğur Güner: Tamam, yani şimdi şunu anlamış oluyoruz böylece; Fatoş Ayık'la Ocak 2025'te yüz yüze olmadan tanıştınız ve Mart 2025'te Fatoş Hanım tutuklandı ve siz Murat Ongun, Emrah Bağdatlı bir silsile anlatıyorsunuz, bu da benim hiçbir yorumum olmaz. O hem sizin kendi bildikleriniz, gördüklerinizdir ama mahkemenin takdiridir. Fakat bu silsilenin sonunda 2 ay yüz yüze görmediğiniz, sadece 2 ay sonra tutuklanan bir kişinin Medya A.Ş. kontağınız olduğunu söylüyorsunuz. Doğru anlıyorum, değil mı?

Deniz Dörtyol: WhatsApp konuşmasını gördüğünüz zannedersem kontağımın da olduğunu iddia edebiliyorum. Haricikten konuştuğum kişiler var, onu da yazdım.

Uğur Güner: Yani sizin kontak olarak kastettiğiniz şey...

Deniz Dörtyol: Signal'den direkt Emrah Bağdatlı'dan bana Fatoş Ayık'ın kendi numarası geldi, her şeyi geldi. "Deniz, Fatoş'la konuşsana ya."

Uğur Güner: Tamam ben haricen... Kontak... Kontaktan anladığınız şeyi anladım da. Ocak 2025 ile Mart 2025 arası olduğu ortaya çıkıyor. Teşekkür ediyorum, benim başka sorum yok.

VEDAT ŞAHİN AVUKATI MUHİTTİN ARIK SORUYOR

Muhittin Arık: Deniz Bey, sizler almış olduğunuz işlerde gökyüzü tarayıcıları kiralama bedeli ya da LED ekran kiralama şeklinde ihaleler aldınız mı?

Deniz Dörtyol: Hangi ihaleleri aldığımı az önce Savcı Bey'e de hatırlayamadığımı belirtmiştim.

Muhittin Arık: Tamam. Bir şey demiyorum. Yani tekrar bu konularda Kültür A.Ş.'den bir ihale alıp almadığınız noktasında?

Deniz Dörtyol: Ne ihale aldığım ne girip tüm bilgiler müfettişte var. O ihaleden bir gün önce kimin kazanıp kimin kaybedeceği listesi bile kendisinde mevcuttur.

Muhittin Arık: Peki, Vesa tarafından sizin hissedar olduğunuz, daha sonra hissedar olduğunuz SYK Grup'a kesilmiş fatura var. Bu size gelen mesaj, Vedat'tan gelen mesaj, fatura bedeline...

Deniz Dörtyol: Fatura varsa eğer ki bunun ödemesi EFT ile yapılır. Benim burada konuştuğum gayriresmî para, yani nakit çekilen para. Arada fark var.

Muhittin Arık: Sizlere kesilmiş faturalardan haberdar mısınız yani firmanızda?

Deniz Dörtyol: Bir kısmından belki evet, bir kısmından hayır.

Muhittin Arık: Peki, tekrar gibi olmasın ama siz Vedat'ın yani firması Vesa'nın üstlendiği ya da sizde bu fatura konusu işleri yapıp yapmadığı konusunda detay konusunda bir bilginiz yok dediniz, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Tüm gün savunmamda bahsettim ben bunu.

Muhittin Arık: Tamam, peki. Teşekkür ederim.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: İki tane etkin pişmanlık ifadeniz, şimdi bir de mahkeme huzurunda bir ifadeniz var. Şimdi iki etkin pişmanlık ifadenizi de okudum. Yani siz de biraz çevirerek anlattınız ama ifadenizin başında şu söylüyorsunuz: İşte "Ben öğrendim, daha sonra işte Mehmet Muhittin Palazoğlu'nun yönlendirmesiyle ben burada bildiklerimi, soruşturma olmadığından dolayı ben kendim anlatmak istedim" dediniz. Daha sonrasında burada mahkemede "Ben kamuoyundan öğrendim, bildiklerimi anlatmak istiyorum" dediniz. Ben sorumu... Bir saniye.

Deniz Dörtyol: Savcılık ifademizi açıp baksak orada "Ondan öğrendim" mi yazıyor? Kamuoyundan mı? Ondan mı öğrendim yazıyor savcılık ifademde?

Cansu Çiftçi: Mehmet... Bakın cümleyi tamamlayayım. Bir sakin... Sakin sakin konuşun. Herkese böyle saldırarak cevap veriyorsunuz, ben bu üsluptan hoşlanmıyorum, tamam mı?

Deniz Dörtyol: Hoşlanmıyorsanız sizin tercihiniz hanımefendi.

Cansu Çiftçi: Sakin olun.

Deniz Dörtyol: Ben sakinim, siz de sakin olun.

Cansu Çiftçi: Değilsiniz. Ben sakinim, beni germeyin. Asıl sizi germişler de...

Deniz Dörtyol: Gerildim, buyurun, gerildim, buyurun.

Cansu Çiftçi: Ben sorumu soruyorum, cevap verin, lütfen. Şimdi, sakince ben devam ediyorum, kusura bakmayın Başkan Bey. İfadenizde demişsiniz ki: "Kamuoyundan öğrendim vesaire, daha sonra Muhittin Palazoğlu'nun beni yönlendirmesiyle ben gittim savcılığınıza ifade vermeye geldim" dediniz. Şimdi buradaki ifadenizde de hiçbir şekilde Palazoğlu'ndan bahsetmiyorsunuz. Sizi ifade vermeye Palazoğlu yönlendirdi mi, yönlendirmedi mi?

Deniz Dörtyol: Yönlendirmeden anladığınız ne? diye ben de soru sorabiliyor muyum bu şekilde?

Cansu Çiftçi: Ben size soru soruyorum, siz bir ona cevap verin. Soruya soruyla karşılaştırma yapmayın.

Deniz Dörtyol: Kendi gözaltında olduğu süreçte ailesine ulaştım, dedim ki: "Muhittin Bey hiçbir şeyi bilmiyor. Bu sürecin hepsinin içinde ben vardım, Emrah Bağdatlı süreçleri ben yürüttüm. Ben gideceğim ne biliyorsam her şeyi savcı beye anlatacağım." Onlar da dedi ki "Tamam". Bu.

Cansu Çiftçi: Yani siz aslında Palazoğlu'nu yönlendirdiniz, öyle mi?

Deniz Dörtyol: Ben kendi yapacağımı söyledim. Benim sözümden birisi yönlendi ya da yönlenmedi, ben bunu...

Cansu Çiftçi: Beyefendi, ifadeniz bu olduğu için ben size bunu soruyorum, teyit etmek için. Yani doğru mu, yanlış mı?

Deniz Dörtyol: Kimin ne anladığını ben nasıl yorumlayabilirim size? Ben kendi dediğimi size söylüyorum.

Cansu Çiftçi: Okuma yazma bilen herkes bunu bu şekilde anlar herhalde, savcılık ifadesi bu şekildeyse.

Deniz Dörtyol: Anlayabildiyseniz ne ala.

Cansu Çiftçi: Yani savcılar da anlamamış gibi. 5 tane savcı oraya öyle yazmışlar.

Deniz Dörtyol: Evet, şimdi oldu.

Cansu Çiftçi: Neyse...

Hâkim: Avukat Hanım, şöyle yapalım. Deniz Bey, siz de biraz şey yapın, dikkat edelim yani. Soruyu alalım, cevabı alalım; karşılıklı şeye girmeyelim, atışmaya gerek yok.

Cansu Çiftçi: Yok yani Başkan Bey, benim tarzımı biliyorsunuz, bu zamana kadar kimseyle böyle şey yapmadım ama yaklaşımı hoş değil.

Deniz Dörtyol: Sizin ses tonunuz beni provoke ediyor, ben ne yapabilirim burada? Tarzım bu şekilde diye...

Hâkim: Şöyle yapalım: Ses tonunuzu bize doğru dönün, mikrofona doğru. Avukat Hanım, soruyu alalım.

Cansu Çiftçi: Tamam, haklısınız, haklısınız. Ben normal kendi halim gibi devam etmem gerekiyor, haklısınız. Peki siz ifadenizi vermişsiniz; daha sonra sizden sonra Muhittin Palazoğlu ifade veriyor, o da diyor ki işte böyle böyle sizin ifadenize atıf yapıyor. Daha sonrasında aynı gün 28 Mart'ta işte tahliye oluyor kendisi. Kendisi tahliye olduktan 2 ay sonra siz tekrar ifade veriyorsunuz. Bu süreç içerisinde siz ifadenizi Palazoğlu'na cezaevindeyken gönderdiniz mi, bir iletişiminiz oldu mu?

Deniz Dörtyol: Cezaevinde hiç kimseyle hiçbir zaman iletişimim olmadı benim.

Cansu Çiftçi: Az önce ne söylediniz?

Deniz Dörtyol: Cezaevindeki kişiyle iletişimim oldu dedim mi ben?

Cansu Çiftçi: Ha zaten mantıken...

Deniz Dörtyol: Hani okuma yazma biliyordunuz, dinleme?

Cansu Çiftçi: Konuştuğumuzu da anlıyorum da üslubunuza dikkat edin.

Hâkim: Sıradaki soruya geçelim. Bu şekilde karşılıklı devam edersek...

Cansu Çiftçi: Neyse... Ya evet evet, bir de kendisi zorla beni şey yaptı...

Hakim: Soru net cevap net olsun, bir ama geçtiniz mi, kestiniz mi, geçmediniz mi? Gittiniz sonrasına gerek yok.

Cansu Çiftçi: Tamam. Barış Kılıç hakkında şunu söylüyorsunuz. Diyorsunuz ki işte bütün ifadelerinizde aslında puanlayarak işte Barış Kılıç'tan hemen sonrasında Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle Emrah Bağdatlı ile tanıştırmış... Daha daha sonra Barış Kılıç ise şu demiş; "İhaleyi alacaksınız, işi yapacaksınız." Bunu işte Spor A.Ş. modeli gibi, sonra siz diyorsunuz ki "Ben hani girdim ihalelere ama karşımıza çıkan model bundan çok daha farklıydı." Daha daha sonrasında işte Metin Bal vesaire, Gökhan Köseoğlu bilmem bunları söylüyorsunuz. Şimdi öncelikle şunu bir teyit edelim. Beklediğiniz model neydi ve Spor A.Ş.'deki model neydi? Hani bundan neyi kastettiniz?

Deniz Dörtyol: İlk ifademde ben bunu detaylıca belirttim. Beklediğim model de şuydu; işi girip alırsan eğer ki o işi yaparsın. Başkası "Yaptım" deyip sana fatura kesmez, başka bir şey olmaz.

Cansu Çiftçi: Spor A.Ş.'deki model bu muydu?

Deniz Dörtyol: İşi alan kişi yapar. Bu her yerde de her halde bu şekilde model değil mi?

Cansu Çiftçi: Tamam, bakın "Spor A.Ş.'de böyleydi, karşımıza çıkan farklıydı" diyorsunuz. Bu ne...

Deniz Dörtyol: Bu cümle, bu cümlenin bana ait olduğunu ben söylemiyorum. Bana bu cümle Emrah Bağdatlı tarafından bu şekilde söylendi, olarak söylüyorum.

Cansu Çiftçi: Tamam, "Karşımıza çıkan model bundan farklıydı." Kültür A.Ş.'de bir şeye biliyorsunuz ya...

Deniz Dörtyol: Spor A.Ş.'de modelinin nasıl olduğunu ben bildiğimi iddia etmiş miyim bir yerde?

Cansu Çiftçi: O zaman bilmiyorsanız nasıl Spor A.Ş.'de farklı olduğunu iddia ediyorsunuz?

Deniz Dörtyol: Bana dediler ki "İş yapacaksın", diğer tarafta öğrendim 2019 öncesi yapılan ihalede iş yapılmış, burada iş yapılmıyorsa bu ne oluyor? Farklı bir şey olmuyor mu?

Cansu Çiftçi: İş yapılmamış. Yani sizin, peki hangi bir firmayla girdiniz bu ihalede?

Deniz Dörtyol: Az önce bahsettim ben, tekrar belirtmek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Bir tane eski işinizden bahsettiniz, KMD vesaire, Ad, SYK bunlardan bahsettiniz. Peki sizden...

Hakim: Yine itiraz var herhalde.

Cansu Çiftçi: Hayır, aynı soru değildi de. Tamam itirazınızı mahkeme başkanı değerlendirsin. Aynı soru mu başkan bey?

Hakim: Devam edin sıradaki soruya.

Cansu Çiftçi: Tamam, zaten devam ediyordum. Bu bahsetmiş olduğunuz firmalar SYK, Ad vesaire vesaire, sizden önce ifade verdi. Biz onlara da bunu sorduk. Siz herhangi bir şekilde real olmayan bir ihaleyle gibi real olmayan bir iş yaptınız mı, yapmadınız mı diye sordum. Onlar da dedi ki "Hayır biz girdiğimiz her işe real bir şekilde girdik, kazandığımız ihaleler oldu, kazanamadığımız ihaleler oldu ve bunların hepsi gerçek işlerdi. Bunlara dair belgelerimizi sunduk, verdik, yaptık. Hakedişlerimizi ona göre aldık."

Hakim: Murat Ongun sanırım aynı soruyu yönelttiniz herhalde. Ben sanki aynı soru soruldu diye...

Cansu Çiftçi: Yok, farklı bir soru sormuştum sayın başkan da...

Hakim: Tamam, farklı soruysa o zaman anladıysanız soruyu buyurun.

Cansu Çiftçi: Siz bu iddialara karşı ne diyorsunuz? Az önce de beyanınızda, ben hatırlamazsınız diye de not almıştınız, not aldım pardon. Dediniz ki "İşlerin gerçek yapılıp yapılmadığı noktasında önce bir hayır" dediniz, sonra ifadenizin ilerleyen kısımlarında "İş yapılıyor mu yapılmıyor mu bilmiyorum, ben buna dair bir şey söylemiyorum" diyorsunuz. Şimdi işler yapıldı mı yapılmadı mı, sizi yönlendirmesiyle giren firmaların beyanlarını esas alalım mı, yoksa farklı bir beyan mı söylemek istersiniz?

Deniz Dörtyol: Savunmamı tekrar edeyim.

Deniz Dörtyol Avukatı: Müvekkil, müvekkilin o bahsettiği kişilerle alakalı "Ben bunları yönlendirdim" diye bir ifadesi yok ki bu bu şekilde bir soru sorulsun. Yani atıyorum burada 400 kişi ifade verdi. Onların özellikle ismini söylenmiyor, 3-4 kişi söyleniyor ısrarla. Az önce ama müvekkilin beyanı doğrulatılmaya çalışılmasın..

Cansu Çiftçi: Nasıl? Hiç anlamadım da ne dediğini.

Hakim: Müvekkilin böyle bir beyanı yok yönlendirildiği yönünde, itiraz var. Anladım, kendisi sanık da cevap vermek istemiyor galiba o soruya.

Cansu Çiftçi: Tamam, tamam, tamam sayın başkan. Barış Kılıç'tan devam edeyim madem öyle. Demişsiniz ki 2024 yılı boyunca çeşitli projelerle Barış Kılıç ekibine rağmen hiçbir projem, etkinlik fikrim kabul görmedi. Yani burada Barış Kılıç sizin taleplerinizi reddetti. Doğru mu?

Deniz Dörtyol: Doğru.

Cansu Çiftçi: Tamam. Peki, siz nasıl projelerle gittiniz?

Deniz Dörtyol: 30 Ağustos için bir kutlama projesi hazırlamıştık. Bir hanımefendi vardı ismi şu an Ceyda Hanım, Ceyda Hanım'a onu sunmuştuk. Orada Kültür A.Ş. iletişim çadırının sol taraf toplantı odası vardı.

Cansu Çiftçi: Tamam.

Deniz Dörtyol: Orada toplantıda yapmıştık, sunduk ettik. "Böyle böyle çok güzel, hah bakalım görelim, şudur budur, ne zaman ne zaman, ha geldi ha geldi, yapmayacağız, hayırlısı olsun."

Hâkim: Avukat Hanım itirazınızda her sefer açık kapat yapıyoruz. Hani basmayın, açık dursun, biz de o yüzden şey yaptık. Buyurun, buyurun, buyurun.

Cansu Çiftçi: Yani çok hızlı konuştuğunuz için şunun doğru anladım diye teyit edeyim. Siz evet Barış Kılıç'a teklif sundunuz 30 Ağustos için. Barış Kılıç da kabul etmedi böyle böyle bir şey. Bunun için de Ceyda Hanım'la görüştünüz. Doğru anladım değil mi?

Deniz Dörtyol: Hanımefendi ile görüştük, Ceyda diye hatırlıyorum. Ceyda Kıryak olabilir galiba.

Cansu Çiftçi: Tamam, tamam sıkıntı değil. Peki, siz Kültür A.Ş.'nin aslında İBB Daire Başkanlığının ihalesini kazanan bir alt yüklenici olduğunu biliyor musunuz? Ya da Kültür A.Ş. kendi başına program mı yapıyor? Yani siz aslında...

Deniz Dörtyol: Hanımefendi kaç senedir işin içerisindesiniz ya?

Cansu Çiftçi: Beyefendi siz o kadar sene işin içerisindesiniz ya…

Deniz Dörtyol: İfademi okudunuz mu? 2016-2019'da ben Kültür A.Ş.'yle iş yaptığımdan bahsediyor muyum Hanımefendi?

Cansu Çiftçi: Beyefendi, "İBB'den de iş aldım" diyorsunuz. Ben de bak soru kesiyorsunuz, lütfen sorumu kesmeyin, lütfen. Düzgünce soruyorum. Allah Allah ne geriyorsunuz insanları ya?

Hâkim: Deniz Bey. Şöyle, yani bilmiyorum "Ben o tarihte almadım" dersinizdir yani böyle bir şeye gerek yok ki yani böyle. Ondan sonra bu sefer karşılıklı atışmaya dönüyor. Biliyorsan cevap ver, bilmiyorsan verme. Avukat Hanım da sormaya devam etsin.

Cansu Çiftçi: Peki, bunu bilmiyorsunuz madem öyle şunu şu şekilde anlayabilir miyiz peki? Siz 30 Ağustos'ta yapılacak olan etkinliklerdeki ihalelere katılmak için talepte bulundunuz diye anlayabilir miyiz bunu? Hani bir etkinlik ve organizasyonu...

Deniz Dörtyol: Onu 30 Ağustos anlayamazsınız. Genel olarak işlerden, etkinliklerden anlayabilirsiniz. Bunlardan biri de niş projeydi. "30 Ağustos için proje çalışın" dediler. "Kapadokya Bayramı için proje çalışın" dediler. İşte galiba 29 Ekim olabilir. "Bununla ilgili çalışın" dediler. Çalıştık teslim ettik.

Cansu Çiftçi: Ha size "Proje çalışın" dediler. Siz de bunu teslim ettiniz. Ben yine hani aslında sizin yapabileceğiniz iş olarak ihaleye girip girmediğinizi sormuştum...

Deniz Dörtyol: Hanımefendi anlattıktan sonra proje çalış, ihaleler olmuş bitmiş, 30 Ağustos diyorum, ihale ocakta, az önce başkan bey de söyledi.

Cansu Çiftçi: Peki siz anlamadığınız ihalenin projesini mi yapmak istediniz?

Deniz Dörtyol: Şimdi anladım şöyle açıklayayım. İhalede teminler vardır, iş yoktur. Benim en azından girdiğim, aldığım.

Cansu Çiftçi: Yani burada anlaşamıyoruz, siz farklı anlatıyorsunuz, ben farklı anlıyorum ve daha geliyorum, bunları aslında daha sonrasında sunacağım, o yüzden geçiyorum. Peki. Şimdi bütün ifadelerinizi okurken şundan bahsettiniz. İşte bugün Kültür A.Ş. tarafında sistem kişileri olarak, işte Emrah Bağdatlı'yı saydınız, Güldem Hanım'ı saydınız, Metin Bal'ı ve Barış Kılıç'ı da eklediniz. Hemen ardından Güldem Şık'ı Barış Kılıç'a bağlı çalışan olarak biliyordum ancak değilmiş dediniz. Peki, Güldem Şık'ın Kültür A.Ş. çalışanı olmadığını biliyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Belirttim onu ben. Tutuklamalardan sonra ben tutuklandıktan sonra. Güldem Hanım'ı Kültür A.Ş. çalışanı biliyordum. Odası vardı ben Metin Abi'nin ofisinden çıkınca karşı taraftaki camlı odada...

Hâkim: Zaten söylemiştiniz zaten operasyondan sonra öğrendim, çalışanı zannediyordum…

Cansu Çiftçi: Peki, peki. Bugünkü ilk savunmanızda daha önceki savunmalarınızdan farklı olarak eksiltme yaparak şöyle dediniz. Kültür A.Ş. tarafındaki muhatabınız olarak sadece Metin Bal'ı saydınız. Önceki ilk ifadenizde Metin Bal, Gökhan Köseoğlu demiştiniz. 29 Mayıs'taki ifadenizde işte sadece Gökhan Köseoğlu'nu saymışsınız. Şimdi Gökhan Köseoğlu hak ediş şefi olarak tabii ki de muhatap olmanız normal. Metin Bal’da da ne açıdan muhatap olduğunuz veya Gökhan Köseoğlu ile olan muhabbetinizi daha sonra burada söylememenizin sebebi aslında sadece kendisini hak ediş şefi olarak bilmenizden, öğrenmenizden mi kaynaklı?

Deniz Dörtyol: Savcı Bey de az önce bu Gökhan Bey ile ilgili soruyu sordu, ona cevap verdim. Kendisi hak edişte, ayrıyeten ihalelerle ilgili tüm süreçleri de çok iyi bilirdi, tecrübeliydi. Ben de haricen gireceğim ihalelerde ona danışırdım. Şöyle yani "Bu nasıl olur, bu nasıl oldu, bu nasıl olmaz" gibisinden. O az önce bahsettiğim ofisinde görüştüğümüz Üsküdar ihalesiyle de ona fikir danışmıştım, hani "Ben buraya nasıl girebilirim sence" diye. Sonrasında işte benim firmamın iş bitirmesi yetmediğinden girememiştim. Bu.

Cansu Çiftçi: Anladım. İhalelerle ilgisi olmadığı yönündeydi. Bunu da teyit etmek sadece bilgisine danışacağımız bir kişi olarak söylüyoruz. Tamamdır. Bugün size Başkan Bey mi Savcı Bey mi sordu hatırlamıyorum da "Bu işten bir maddi kazanç elde ettiniz mi?" diye soru soruldu. Siz de hiçbir şekilde maddi kazanç elde etmediğinizi söylediniz. Savunmanızın başında da şundan bahsettiniz; SYK Group firmasından bahsettiniz. Bu SYK Group 20 Mayıs 2025 tarihinde Değer Can size devretmiş. Araştırdım ben onu. SYK Group bu dönemde 82 milyon lirayı aşan sözleşme ve 107.7 milyon aşan bir hak edişe sahip. Şimdi siz bunu ifadelerinizden, son ifadenizden işte önce gibi devir yani normalde soruşturma devam ederken bunu aldınız ve daha sonra bu firmanın hak edişlerini de almış bulunuyorsunuz. Burada bir maddi kazançtan bahsedemez miyiz?

Deniz Dörtyol: Maddi kazançtan şöyle bahsedeyim. Az önce ben ihaleler alınırken bir alım-satım durumundan bahsettim. Buna sudan örnek verdim. Su 10 lira ama ihaleye girerken biz bunu 5 liradan giriyoruz. Sonrasında bu fatura keserken işte hak ediş tarafı kaçtaysa onu kesiyoruz. Ne yapacağını da bilmediğimiz için ne haber verseler onu yapıyorduk. 2025'te operasyondan sonra bu değişti bir anda. Çünkü iletişimdeki bu işlerle ilgilenen kişi olmayınca işler ortada kaldı. Akabinde bu işleri mutlak suretle bu SYK'dan ben yaptım. Ama maalesef zararına yaptım. Yani kârım da olmadı, zarara uğradım.

Cansu Çiftçi: Hak edişlerinizi alabildiniz mi?

Deniz Dörtyol: Aldım.

Cansu Çiftçi: Ne zaman aldınız?

Deniz Dörtyol: Hatırlamıyorum. O kayıtlarda vardır, bulabilirsiniz.

Cansu Çiftçi: Ben araştırdım. 2025'ten sonra bu yani bu dava var sırasında daha doğrusu hak edişlerinizi almışsınız.

Deniz Dörtyol: Aldım aldım, icra takibi yapıp aldım.

Cansu Çiftçi: İcra takibi yaparak aldınız. Peki bunların belgelerini sunabilir misiniz daha sonrasında?

Deniz Dörtyol: Tabii muhasebeden de alırım, avukattan alırım, tabii ki de alırım.

Cansu Çiftçi: Yani çünkü yok yani sorulacağı için, sorulacağı için. Şöyle ki; bu hak edişinizin ödenmesi noktasında daha öncesindeki bir beyanınızı yanlış anlamadıysam, hatırlamıyorsam şöyle dediniz: "Ben hak edişlerimi alabildim. İşte bir taraftan bana faturalar kestirildi vs." Şimdi daha sonra şimdi de yine alamadığınızdan bahsettiniz, icra kanalıyla aldığınızdan bahsettiniz.

Deniz Dörtyol: 2025'te iletişim tarafında bana bu işi yaptıranlar tutuklandıktan sonra diye belirttim. Bu şekilde düzeltebilir misiniz cümlelerinizi rica etsem?

Cansu Çiftçi: Tamam, peki düzeltebiliriz. Ben beyanınızı yanlış hatırlamadıysam dedim ama "İcra kanalıyla aldım" dediniz. Demek ki bir iştirak firmalarında, belediyelerde alacak almayla ilgili genel bir sıkıntı yaşıyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?

Deniz Dörtyol: Sorunuzu alayım. Sorunuz bu mu?

Cansu Çiftçi: Evet.

Deniz Dörtyol: Doğru mu anlayıp anlayamadığınızı ben anlayamadım. Kusura bakmayın.

Cansu Çiftçi: Bir sıkıntı mı yaşıyorsunuz genel itibarıyla belediye ve iştirak firmaların alacağını zamanında almak için?

Deniz Dörtyol: Evet.

Cansu Çiftçi: Fatura karşılığı veriyorsunuz ama demek ki genel bir problemimiz var burada. Peki, daha sonrasında siz herhangi bir şekilde 2025 yılında ve sonrasında bir ihaleye girdiniz mi Kültür A.Ş.'de?

Deniz Dörtyol: 2025'in sonunda yok, girmedim. 2025'in başında belki olmuşsa operasyon öncesi olduğu da girdik. İşte bu ihale tabiri caizse elimde kaldı diyeyim, yanlış tabir kullanmayayım. Sonrasında girmedim.

Cansu Çiftçi: Sonrasında girmediniz.

Deniz Dörtyol: Hatırlamıyorum.

Cansu Çiftçi: Tamam, ben evraklardan girdiğinizi, kazanamadığınız gibi birkaç tane ihale gördüğüm için...

Deniz Dörtyol: Şey aldım, davet mektubu aldım, bir şey aldım, fiyat çalıştım ama...

Cansu Çiftçi: Hıhı.

Deniz Dörtyol: Şey aldı işte, yeni bir firma aldı, şu an işi yapıyor. İsmi olması lazım, o aldı o işi.

Cansu Çiftçi: Davet mektubu aldınız.

Deniz Dörtyol: Davet aldım. Gidip gitmediğimi hatırlamıyorum da şey... Çalıştım, fiyatlara çalıştım. Sonra benim çalıştığım fiyatların işte... Hatırlamıyorum şu an süreci ya.

Cansu Çiftçi: Tamam. Yani davet alırken peki siz kim muhatabınız oldu? Nereden geliyordu size davet mektubu, davet?

Deniz Dörtyol: Yani mail üzerindendir diye tahmin edebilirim sadece.

Cansu Çiftçi: Genel itibarıyla girdiğiniz ihalelerde mail üzerinden mi davet alırsınız?

Deniz Dörtyol: Öyle hatırlarım.

Cansu Çiftçi: Peki, o mail üzerine almış olduğunuz davete istinaden sizden hangi evraklar istenir?

Deniz Dörtyol: İhaleye giriş belgeleri var ise onlar istenir.

Cansu Çiftçi: Peki, ihale giriş belgelerinizi yine bu son girmiş olduğunuz ihalelere de sundunuz. Önceki girmiş olduğunuz ihalelerden farklı bir usul var mıydı burada?

Deniz Dörtyol: Hatırlamıyorum.

Cansu Çiftçi: Hatırlamıyorsunuz, peki. Birden fazla kez ifadeniz olduğu için yine şeyi söyleyelim. Üç kez, evet, birden fazla, üç kez.

Deniz Dörtyol: Dört olması...

Cansu Çiftçi: Nasıl? Dört tamam, tamam okey. Şunu söylemişsiniz: Sadece bir tane işte neydi, Üsküdar Belediyesi'nin girmiş olduğunuz bir ihalenin İK numarasından bahsedebiliyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Girmiş olduğum değil, doğru okur musunuz lütfen?

Cansu Çiftçi: Neyse sadece Üsküdar Belediyesi'nin İK numarasını söyleyebiliyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Tamam diğer ihaleler de Kültür A.Ş. tarafında var, onlardan da talep edebilirsiniz isterseniz.

Cansu Çiftçi: Beyefendi ben zaten burada daha önce savunmamı yaparken mahkeme heyetine sundum. Harici disk içerisinde de sundum evrakları. Yine sunacağım, burada da var. Ben bütün giren işlerin sizin firmanızın veyahut da sizin arkadaşlarınızın firmasının girmiş olduğu ve kazanmış olduğu ihalelerin doğru şekilde yapıldığını, Sayıştay denetiminden geçildiğini, bir sıkıntı olmadığını, işlerin hepsinin yapıldığını fotoğraflarıyla belgeleyebiliyorum. Siz aksi iddiaya sahip olan sizsiniz ve iddianızı ispatlamakla mükellef olan da sizsiniz, değil mi? Siz burada "Şu iş yapılmadı, şu ihale şöyle fasondur..."

Deniz Dörtyol: Ben "Hiçbir iş yapılmadı, dosya yapılmadı" diyorum direkt. Daha büyük konuşuyorum.

Cansu Çiftçi: Anlamıyorum, çok hızlı konuştunuz bazen sizi anlamıyorum.

Deniz Dörtyol: Tamam, buyurun devam edin.

Cansu Çiftçi: Ne dediğinizi anlamıyorum.

Hâkim: "Hiçbir iş yapılmadı, ondan daha büyük konuşuyorum, dosya yapılmadı" diyor.

Cansu Çiftçi: Dosya yapılmadıysa peki benim daha öncesinde sunmuş olduğum evraklara karşı bir yorumunuz, incelemediğiniz için hadi yoktu da "Şu ihale numarası, şu ihale numarası, şu eylem, şu eylem" diyebildiğiniz, ortaya koyabileceğiniz bir evrak var mı?

Deniz Dörtyol: Efendim SYK'nın girmiş olduğu ihaleler diyorum, daha ne diyebilirim size? Kültür A.Ş.'nin tüm dosyalarına erişebiliyorsunuz zaten.

Cansu Çiftçi: Ben erişiyorum zaten, sıkıntı olmadığını...

Deniz Dörtyol: Tamam SYK'nın kaybettiği ve kazandığı ihaleleri çıkarırsanız eğer ki bunun altına imza atayım, kefil koyayım, ne derseniz onu yapayım yani.

Cansu Çiftçi: SYK'nın sahibi burada Mustafa Değercan da dedi ki "Her işi reeldir."

Deniz Dörtyol: İşte ben de savunmak zorunda kaldım ben bu şekilde maalesef.

Cansu Çiftçi: Yani Mustafa Değercan yalan söylüyor, siz...

Hâkim: Bu soruyu zaten Murat Ongun sordu. Onlar girdikleri ihalelerin gerçek bildiklerini zannediyorlar diye söylediler, o şekilde...

Deniz Dörtyol: Kesilen faturalar dahil her şey gerçek...

Hâkim: Kendisi beyanı var zaten.

Cansu Çiftçi: Yani ihaleyi kazanıyor, işi yapıyor, fotoğraflıyor, bunun gerçek olduğunu söylüyor.

Deniz Dörtyol: Fotoğraflayan biziz, biz işin nerede yapıldığını bile bilmiyoruz ki bırakın işin fotoğrafını çekelim 2024 yılında. 2025 yılındaki fotoğrafların hepsi gerçek, kendim çekiyorum.

Cansu Çiftçi: Ha siz yani bütün şirketi siz devraldığınız andan itibaren yapılan bütün işler gerçek ve siz...

Deniz Dörtyol: Az önce de izah ettim, İletişim Çadırı'nda bu işle ilgilenen kişiler tutuklandıktan sonra bu sisteme bakacak kimse kalmayınca işler reel olarak döndü. Bununla ilgili de Kültür A.Ş. tarafında Topkapı'daki çadırlı bina diye tabir edeyim, o Topkapı'daki binada toplantılar yapıldı tedarikçilerle "Bu işi yapabilir misin, yapamaz mısın?" diye.

Cansu Çiftçi: Anladım. Peki bu firma sahipleriyle aranızda bir husumet var mı?

Deniz Dörtyol: Maalesef olanlar oldu sonradan bu operasyonlar sonrası.

Cansu Çiftçi: Hangileriyle?

Deniz Dörtyol: Değercan'la problem yaşıyorum ben şu anda.

Cansu Çiftçi: Ne açıdan yaşıyorsunuz ticari sır değilse?

Deniz Dörtyol: Yok yok, ticari sır değil, "Beni nasıl bataklığın içine soktun sen?" diye.

Cansu Çiftçi: O zaten sizin önermenizle firmayı aldığını, daha sonra kısa süre tutup size devrettiğini söylemişti. Siz ona o zaman ne söylemiştiniz de firmayı aldı, daha sonra kısa bir süre sonra size devretti?

Deniz Dörtyol: Bu kısım ticari sır.

Cansu Çiftçi: Peki, ticari sır, peki. Şimdi 29 Mayıs 2025 tarihli ifadenizde şey demişsiniz: "Arkadaşımın firmalarından teklifler aldım. AD-Station ve şey bunları falan söylediniz." Daha sonra işte öncesinde de şunu söylemiştiniz, pardon: "İşte ben onların kaşelerini aldım, kullandım." Şimdi farklı bir şey herhalde söylüyorsunuz. Hangi ifadeniz doğru? Yani siz bu arkadaş...

Deniz Dörtyol: Tüm ifadelerim ve savunmam doğrudur.

Cansu Çiftçi: Netice? Ben orayı kaçırmış olabilirim de...

Deniz Dörtyol: Neticeye ben karar veremem, ben sadece ifadelerimin ve savunmamın...

Cansu Çiftçi: Yok hayır, son ifadenizi tekrarlayabilir misiniz? Çok hızlı konuştunuz, ben bazı şeyleri anlamıyorum. Kusura bakmayın, o da benim eksikliğim olsun.

Deniz Dörtyol: Tüm ifadelerimin ve savunmamın arkasındayım, doğrudur.

Cansu Çiftçi: Hangi... Ya şu anki son ifadenizde ne demiştiniz Deniz Bey?

Deniz Dörtyol: Efendim tekrarlamak istemiyorum, dinleseydiniz, buyurun ne yapabilirim sizin için ben?

Cansu Çiftçi: Ona buna sataşmaktan bir şey anlatamadığınızdan kaynaklandığını düşünüyorum, peki.

Hâkim: Birbirinize her şeyi ne yapayım yani cevap verme takdiri ne diyeyim ben mi cevaplayayım soruları yani....

Cansu Çiftçi: Peki, Eray Demir, Serkan Yıldız, Özcan Demirci duruşmada "Bu kaşeler sizin binanızdan çıkmış ya, sizi ziyaret ettikleri için bu kaşelerin sizin ofisinizden çıktığından" bahsediyor. Hatta Özcan Demirci de demiş ki "Deniz Dörtyol'un Reklam Şirketi de oradadır. Kendisiyle Açıkhava Reklam alanlarının pazarlanmasında birlikte çalışıyorum." Şimdi bu bahsi geçen firmalar sizin birlikte çalıştığınız firmalar mı? Yani organize ettikleriniz, ilk ifadenizdeki gibi ticari ortaklığınız var mı yoksa sektörden tanıdığınız firmalar mı? Aynı soru değil. İfadesine istinaden söyledim. Başkanın takdiri.

Hâkim: Cevap verip vermemek takdirinizde.

Deniz Dörtyol: Cevap vermek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Peki. Peki. Şu var. Şimdi savunmanızda şundan bahsettiniz ve ifadelerinizde de şunu söylediniz işte: "Bizim kaşelerimiz işte evraklarımızın alındığında bize evraklar öyle teslim edilirdi" vesaire. Yine Özcan Demirci'ye sormuştum, duruşmada şunu söyledi: "Teklifleri ben kendim verirdim, ihale belgelerini kendim imzaladım. Tereddüt varsa imzalar ve parmak izleri incelensin" dedi. Serkan Yıldız da "Kaşem basılı olduğu her evraktaki imza bana aittir" dedi. Siz de bu firmaların evraklarını kendiniz mi imzaladınız?

Hâkim: Sorular uzadığı için oturtmak istiyorsanız yalnız, ben öyle cevap veremem.

Cansu Çiftçi: Soruyu anladınız mı?

Deniz Dörtyol: Yok. Tekrarlar mısınız?

Cansu Çiftçi: Peki. Özcan Demirci dedi ki: "Bütün teklifleri ben verirdim, belgeleri ben imzaladım, tereddüt varsa imzalar, parmak izleri incelensin" dedi. Serkan Yıldız: "Kaşemin basılı olduğu her evraktaki imza bana aittir" dedi. Siz bu firmaların evraklarını kendiniz mi imzaladınız?

Deniz Dörtyol: Ben savunmamda hiçbir firmanın evrağını imzalamadığıma dair bir şeyden bahsetmedim.

Cansu Çiftçi: Soruyorum sadece. Peki bu imzalar firma sahiplerine aitse, sizin ilk beyanınızda "Kaşelerini kullandım" beyanınız ne anlama gelmekte?

Deniz Dörtyol: İmza farklı, kaşe farklı. Bunu biliyorsunuz değil mi?

Cansu Çiftçi: Tamam biliyorum. Ne anlama geliyor diye soruyorum yani kaşelerini...

Deniz Dörtyol: Ne anlamına geliyor ben nereden bileyim? Ben cevap vermek istemiyorum size. Sorabilirsiniz isterseniz, buyurun.

Cansu Çiftçi: Peki. Son bir birkaç sorum ya, çok da gerilmeye gerek yok. Zaten saat de geç oldu. Şimdi bugün ifadenizde, savunmanızda şundan bahsettiniz: "İhalelerden 1 gün önce, birkaç gün önce..." Önceki ifadenizde de dediniz ki "En son 1 gün önce işte evraklar bize gelirdi." Ben baktım evraklara, Kültür A.Ş.'den ihale evraklarının alınması size ne zaman teslim ediliyor diye. Bunlar için ihaleden 5 gün önce aslında bir [anlaşılamadı] gün var. Siz tam olarak ne zaman aldınız bu ihale evraklarını, hatırlıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: En fazla 2 gün, 3 gün önce kesinlikle geldiği olurdu.

Cansu Çiftçi: En fazla 2-3 gün. Peki. Bugün yine ifadenizde şundan bahsettiniz. Tam net tarih verdiğiniz ilk şey buydu herhalde. "Emrah Bağdatlı ile ilk görüşmem Ocak 2024 tarihinde oldu, WhatsApp üzerinden oldu" dediniz. Bunu gösterdiniz.

Deniz Dörtyol: WhatsApp kayıtlarında halen mevcut zaten. Ben kesinlikle öyle biliyorum.

Cansu Çiftçi: Tamamdır, bir şey demiyorum buna. Barış Kılıç ile de tanışmanızın bundan daha sonra olduğunu söylediniz.

Deniz Dörtyol: Doğru doğru, Ocak ayı içerisinde diye tahmin edebiliyorum ama tam şu Ocak, şu Ocak diyemem. Eğer ki 2024 yılının Kültür A.Ş.'nin giriş kayıtları varsa oradan temin edebilirsiniz ne zaman gidip geldiğimi.

Cansu Çiftçi: Anladım, tamam. Ondan yana bir sıkıntım yok, alabiliriz. Peki şu var mı? Nedir onun adı? Murat Ongun sordu. Yanlış anlamadıysam soruların arasında. Siz ne zaman tanıştınız, ilk benle konuştunuz ihaleyi ne zaman aldınız? Çok özür dilerim. 3 Ocak, 5 Ocak, 6 Ocak bilmiyorum dediniz. Siz ilk Kültür A.Ş.'deki ihaleye girdiğiniz tarihi hatırlıyor musunuz yoksa...

Deniz Dörtyol: Ocak diye anımsayabilirim sadece.

Cansu Çiftçi: Anladım, peki. Ben size yardımcı olayım. İlk alt yüklenici ihalesi 10 Ocak 2024 tarihinde.

Deniz Dörtyol: Doğru, baktım şimdi.

Cansu Çiftçi: Yani arada fark var, doğru hatırladınız değil mi?

Deniz Dörtyol: Ben 4 demişim, 10 Ocak çıkmış. 6 gün kusura bakmayın, yanlış bilgi verdim.

Cansu Çiftçi: Estağfurullah. İlk alt yüklenici ihalesi 10 Ocak 2024 ve o hafta 14 tane ihale yapılıyor. Yani bu 7 gün içerisinde, yani bir tanışıyorsunuz ya Emrah Bağdatlı ile. Daha sonra nasıl bir hemen bir kaynaşmanız oldu? 7 gün içerisinde tanışmak, bu model anlatılmış size. 5 tane firmayı organize etmişsiniz, evrak temin etmişsiniz, teminat toplamışsınız. 14 ihaleye ayrı ayrı teklif hazırlamışsınız. Bu nasıl mümkün oldu?

Deniz Dörtyol: Yeni bir teklifiniz var mı bunun için bana?

Cansu Çiftçi: Nasıl?

Deniz Dörtyol: Niye bunu öğrenmek istiyorsunuz?

Cansu Çiftçi: Ben sizin anlattığınız sistematiği anlamaya çalışıyorum.

Deniz Dörtyol: Şimdi 3 günde, yani yüksek ihtimal 4 günde, 5 günde yetiştirmişim her şeyi demek ki.

Cansu Çiftçi: Ve bunlardan becerikli, stresli çalışıyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Çok şükür.

Cansu Çiftçi: Anladım, maşallah. Peki. Siz Barış Kılıç ile hiçbir şekilde görüştünüz mü?

Deniz Dörtyol: Savunmamda bahsettim.

Cansu Çiftçi: Bir telefon görüşmeniz... Şimdi bir sürü mesaj kaydı vesaire yayınladınız. Biraz evrakların kayıtlarına gittiğinizi görüyorum mesajlaşmaları özellikle, kaydetmişsiniz. Barış Kılıç ile ilgili herhangi bir evrak sunamadınız, mesajlaşamadınız. Demek ki koymadınız diye anlıyorum, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Neyi anlayıp anlamak istediğinizi hanımefendi. Zaten ben size bir şey anlatmakla kendimi mükellef hissetmiyorum.

Cansu Çiftçi: Barış Kılıç ile mesajlaşmanız var mıydı?

Deniz Dörtyol: Var.

Cansu Çiftçi: Niye sunmadınız?

Deniz Dörtyol: Sunulacak bir mesaj değil. Şöyle mesaj yani. Normal şey yani bu illegal operasyon içeren bir mesaj yok orada. Bir şey danışmış, cevap vermişim falan.

Cansu Çiftçi: Tamam, Barış Kılıç size illegal herhangi bir şey demedi. Bir yönlendirmesi olmadı.

Deniz Dörtyol: Hayır, o şekilde mesaj yok Barış Kılıç ile.

Cansu Çiftçi: Peki, Barış Kılıç'ın bu zamana kadar sizden herhangi bir şekilde illegal bir talebi...

Deniz Dörtyol: Olmadı.

Cansu Çiftçi: Olmadı. Sizi bir yönlendirmesi...

Deniz Dörtyol: İhaleler konusunda oldu.

Cansu Çiftçi: Ne gibi bir yönlendirmesi oldu?

Deniz Dörtyol: Savunmamda ve ifadelerimde bahsettim.

Cansu Çiftçi: Farklı şeyleri anlatıyorsunuz. Tam olarak dediğiniz...

Deniz Dörtyol: Savunma ifademi okusanız eğer ki...

Cansu Çiftçi: Okuduğum için soruyorum beyefendi.

Deniz Dörtyol: Tekrar okuyun o zaman hanımefendi.

Cansu Çiftçi: Sizi bir dinleyeceğiz. Biraz bekleteceğim. Şu sorulara tekrar girmek istemiyorum çünkü. Metin Bal'ın bir Excel tablosu attığından, bunda şifre olduğundan vesaire bahsettiniz. Sonra savunmanızın ilerleyen aşamasında dediniz, "Ben bu işte şifreli olduğu için sunamadım" vesaire. Bilirkişiye hiç vermeyi, çözdürmeyi düşündünüz mü? Hani böyle bir girişiminiz oldu mu?

Deniz Dörtyol: Yok, ben bunu savunmamı hazırlanırken indirilenler klasöründe bilgisayarımı araştırırken buldum. Direkt DNZ adını görünce zaten "A, bu o şey." Bir de tıklayınca "Şifre tamam." Şimdi şifre kombinasyonu tutturamadım. Tek hatırladığım büyük harf D ile başlıyor, sonra D en son alt çizgi devamı gelmiyor aklıma, yazıyorum yazıyorum olmuyor.

Cansu Çiftçi: Anladım. Peki, daha sonra en son savunmanızda şunu söyleyebildiniz: "Metin Bal bu Excel tablosunu sunsun" dediniz. Bu Excel tablosu sizde varsa bir USB içerisinde mahkemeye sunmanız ve bilirkişi incelemesi vermek ister misiniz? İnceleme...

Deniz Dörtyol: Ama ben daha önce avukatıma da söyledim zaten bu konuyu.

Cansu Çiftçi: Söylediniz, tamam. Ben avukatınızla aradaki muhabbeti görmüyorum.

Deniz Dörtyol: Yok yok, burada söyledim. Muhabbet esnasında değil.

Cansu Çiftçi: Anladım, peki. Şunu söyleyelim: Siz daha önce ADStation, şirketin ismi Palazoğlu firması, ADStation'daydınız, değil mi? Burada ADStation firması 2021 ve 2024 arasında 11 kez ihaleye girmiş. İhalelerdeki tekliflerini siz mi hazırladınız?

Deniz Dörtyol: Ben ihaleler sürecinde ne yaptığımla ilgili ifadelerimde, savunmamda detaylıca tarihsel bilgiler verdim. Bu tarihlerin içerisinde bu belirttiğiniz tarihler yoktu.

Cansu Çiftçi: 2021 ve 2024 yok, anladım. Peki, ama bu 2021 ve 2024 arasında ihaleye girdiğini biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz ADStation'ın?

Deniz Dörtyol: Hayır, hiçbir bilgim yok.

Cansu Çiftçi: Bilginiz yok.

Deniz Dörtyol: O tarihte girdiği ile ilgili bir bilgim yok.

Cansu Çiftçi: Hah, tamam. Anladım. Girmedi gibi bir şey söylediniz sandım, peki. Hah, ilk 27 Mart 2025 tarihli ifadenizde şunu söylemişsiniz ve yine Metin Bal'ı vurgulayarak söylüyorsunuz: "Her ay sonu Metin Bal'dan bana fatura kesmem için liste, bu faturaya karşılık da resmi tedarikçi ödeme listesi geldi." Bu kendi ifadenizde de aslında bunları resmi olarak nitelendiriyorsunuz. Bu resmi olan evrak hani kurumun aslında olağan ödeme evrakı olabilir mi, yoksa gizli bir belge gibi mi geldi, nereden, nasıl size teslim edildi? Ne diye söylendi?

Deniz Dörtyol: Excel'de bahsettim ya hanımefendi, şifreli Excel.

Cansu Çiftçi: Tamam, şifreli...

Deniz Dörtyol: Onun içindeki Excel, onun içindeki şeyden bahsediyorum, listeden bahsediyorum.

Cansu Çiftçi: Peki, size bunu tam olarak ne zaman verdi ilk Excel'i ya da ne zamanlar gönderiyordu? Yine aynı tarihte...

Deniz Dörtyol: Tahmini büyük ihtimalle, sayı tahmini yöntemlerim ay sonlarında fatura kesmek günü ya 30'u ya 31'i, onlar bir gün öncedir, iki gün öncedir ya da o gün sabahtır, bilmiyorum. Ama ay sonu yani.

Cansu Çiftçi: Ha, anladım. Peki, bazı şeylerden bahsettiniz bu paralarla ilgili. Hiç Barış Kılıç'a bir para verdiniz mi?

Deniz Dörtyol: Az önce sordunuz cevabı verdim.

Cansu Çiftçi: Barış Kılıç'ın illegal bir şey olmadığını söylediniz tekrar tekrar. Peki...

Avukat: Ya devam etmeyelim şu an için.

Hâkim: Almayı planlıyoruz şu an için. Ama bilemiyoruz işte. Yani soru ne kadar sürecek bilmiyorum, daha ne kadar gelecek bilmiyorum, cevaba Deniz daha ne kadar uzatacak onu da bilmiyorum. Yani...

Cansu Çiftçi: İki soru kaldı.

Hâkim: Öngöremediğim için bir şey diyemiyorum yani. Bize kalsa alacağız yani.

Cansu Çiftçi: Siz gece uzun sürecek dediğiniz için ben de vallahi devam ettim. Ne diyeyim yani? Peki, az önce yani ilk ve ikinci ifadelerinizden farklı olarak Barış Kılıç'ı sanki bir sistem var ve bu sistemin içerisinde bir hiyerarşi olarak nitelendiriniz. Bunu neye istinaden söylediniz?

Deniz Dörtyol: Hangi ifademden farklı olarak bahsettim?

Cansu Çiftçi: 27 Mart'ta söylememişsiniz, sonraki Mayıs ifadesinde...

Deniz Dörtyol: Ekleme mi oluyor?

Cansu Çiftçi: Tamam. Neyi buldunuz da eklediniz peki?

Deniz Dörtyol: Bildiğim bir şeyi daha detaylı ifade etmek istedim. Bunu savunmamda dile getirdim, ikinci ifademde de dile getirdim. Daha detaylı savunma yapmak istedim.

Cansu Çiftçi: Daha detaylı savunma yapmak istediniz. Çelişki varsa soruyorum.

Avukat: Sürekli müvekkilin savunmasında geçen ifadelerle alakalı başka yollarla tehdit edici nitelikte sorular sorulmaya çalışılıyor. Müvekkil zaten ifadesinde bu kısımlara cevap verdi. Biz artık bu sorulara bir son verilmesini ve itiraz ediyoruz.

Cansu Çiftçi: Meslektaşım, tetikleyici dediğiniz sorular beni...

Hâkim: Cevap verip vermemek müvekkilinizin takdirinde. Yani ben ne diyeyim yani, sorun ki neyini sorayım?

Cansu Çiftçi: Peki, son soru olarak şunu sorayım...

Hâkim: Yalnız şimdi savcının da soru soruş tarzı aynı olduğu için ona müdahale etmiyoruz ama avukatlara müdahale ediyoruz aynı şekilde.

Cansu Çiftçi: Meslektaşım, ben genel çelişkileri soruyorum. Onda bunda dediniz, "Niye eklediniz?" diye.

Avukat: Siz sürekli olarak müvekkile saldırıyorsunuz. Cevap verirken cevap verirken öyle deyince olmuyor.

Cansu Çiftçi: Ben gayet sakinim ya. Siz ilk defa benimle denk geldiğiniz için belki öyle...

Hâkim: Sorulan soruda bir rahatsızlık varsa müvekkiliniz cevap vermek istemiyorsa "Vermeyebilirim" diye bir hakkı var zaten. Yani şimdi soruya cevap verecek diye müvekkilinize saldırmayalım yani. Şimdi vermek istemiyorsa cevap vermez. Sorular kayda geçmek istiyorsa avukat hanım soruları geçersiniz kayda. Yani ama sizin tartışmanıza gerek yok ki.

Avukat: Burada mesele cevap verip vermemek değil, Sayın Hâkim. Burada meselem şu: İki kişi konuşurken bir soru sorulduğu zaman cevap verirken sürekli olarak mikrofona yaklaşım...

Cansu Çiftçi: Nefes alıp verirken size mi soracağım? Nefes alıp verirken size mi soracağım? Bu nasıl bir bu nasıl bir tarz ya?

Deniz Dörtyol: Avukat bey, bu itiraz değil. Bu böyle olmaz yani. Avukat hanım, buyurun.

Cansu Çiftçi: Şu tarafa bakıp nefes alıp vereyim ya da düşüneyim istiyorsanız.

Hâkim: Gerek yok bu tarz diyaloglara. Sorularınızı sorun, o çerçevede yanıtlarımızı alalım. Sorularınıza devam edin. Deniz Dörtyol da yanıt vermek istiyorsa versin.

Cansu Çiftçi: Tamam. Son sorum. Az önce Barış Kılıç'ın herhangi bir şekilde illegal bir şeyin içerisinde olmadığını, para vermediğinizi vesaire söylediniz. Sistemde kişisel olarak tanımladınız. Sizi bu sistemin kişisi, beyanlarınıza göre tanımlamaya iten şey neydi? Barış Kılıç'ın hangi davranışı, hangi tavrı, hangi isteği sizi böyle bir şey düşündürmeye sevk etti?

Deniz Dörtyol: İfadelerimde tüm bu konuyla ilgili detaylı açıklamayı yaptım. Onu okursanız anlayabileceksiniz.

Cansu Çiftçi: Ben geri zekalıyım. Anlamıyorum. Bir daha söylerseniz sevinirim.

Hâkim: Avukat hanım, siz de bakın aynı şeyi...

Cansu Çiftçi: Ama yani hoş değil. Sürekli aynı şeyi söylüyor başkanım.

Hâkim: "İfademde var, okursanız anlarsınız" diyor. Kötü bir şey demiyor.

Cansu Çiftçi: Okudum... demedi ki.

Deniz Dörtyol: Burada yazıyor efendim. İfademde yazıyor, Barış Kılıç ile ilgili ne yaptım, ne ettim. Her şeyim daha ne anlatayım ben?

Cansu Çiftçi: Bakın, sistemle ilgili, beyefendi...

Hâkim: Deniz Bey, tamam.

Cansu Çiftçi: "Cevap vermek istemiyorum" deyin. "Okuyun" deyin. Okudum, anladım. Boşluklardan bunu soruyorum. Tamam, cevap vermek istemiyorsunuz belli ki.

Hâkim: Cevap vermek istemiyormuş...

Cansu Çiftçi: Tamam başkanım. Kusura bakmayın. Kolay gelsin, teşekkürler.

Hâkim: Başka soru var mı?

GÜLDEM ŞIK AVUKATI TUBA FİDANCI SORUYOR

Tuba Fidancı: Merhaba. Şimdi aslında çok soru hazırlamıştım Deniz Bey ama saat 11.35. Siz de maşallah çok heyecanlı bir şekilde anlatıyorsunuz. Hatta ne ilginçtir ki kendi eylemleriniz hakkında savunamadığınızı da görüyorum. Şimdi bir şey fark ettim ve aslında hazırladığım tüm soruları da boşa çıkartacağım veya bir tane sevgili meslektaşımın da fark ettiği gibi. Şimdi birden fazla, üç tane etkin pişmanlık ifadesi vermişsiniz. Hepsinde ama hepsinde tüm ihale süreçlerine Gökhan Köseoğlu ile katıldığınızı söylerken şu an huzurda tüm beyanlarınızı değiştirip Gökhan Köseoğlu adını çıkartıp yerine Güldem'i koyduğunuzu görmekteyiz. Hatta kendinizce biraz önce bir hiyerarşik yapılanma yaptınız. Orada bile Gökhan Köseoğlu'nu dahil etmeden Güldem'i eklediniz ki Sayın Savcı sordu, "Gökhan Köseoğlu diyecekti" onu da haklılığımı içimizden cevap vererek "Hak etti sadece" dediniz. Şimdi tekrar sormak istiyorum: İfadelerinizde ve anlatımlarınızda Gökhan Kösoğlu adını çıkartıp yerine Güldem adı ile değiştiren bu fikir değişikliğinizin sebebi nedir?

Deniz Dörtyol: Güldem ile ilgili yaklaşık olarak tahmini söyleyebilirim 2024'ün işte başlarında tanışmış olsam, 19 Mart operasyonundan bir hafta öncesine kadar sürekli olarak iletişim vardı. Güldem'in adını savunma ifademde de dile getirdim olarak hatırlıyorum. Gökhan'la da ilgili ifademde bahsettiğimi hatırlıyorum. Savunmama başlarken de "Savcılık ifadelerimin arkasındayım" dedim diye hatırlıyorum efendim.

Tuba Fidancı: Hiçbir etkin pişmanlık ifadenizde -ki üç tane, konuştuk biraz önce- Güldem adı yok. Bütün ihale süreçlerini yürüttüğünüz isimler olarak verdiğinizde Gökhan Köseoğlu ve Metin … vardı.

Deniz Dörtyol: İhalelerle ilgili Güldem'le ilgili bir şey mi söyledim ben?

Tuba Fidancı: Evet, söylediniz.

Deniz Dörtyol: Ne dedim? Hak ediş, hak edişlerini yaptığımı söylemedim mi?

Tuba Fidancı: Hak ediş, hak edişlerini yaptığınızı söylemediniz. İhale süreçlerindeki Bütün bu bahsettiğiniz biraz önce huzurda verdiğiniz bütün açıklamalarınızda ihaleleri yürüttüğünüz isimde Gökhan Köseoğlu'nu çıkarttınız. Ben bu değişikliğe sebep aramak istedim sadece. Yani fikir değişikliğinizin sebebi nedir yani? İfadelerinizde Gökhan Köseoğlu ismi var ama burada huzurda o isim kaybolmuş.

Deniz Dörtyol: Hiçbir ifade değişikliği yok.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Deniz Bey, hızlıca başlayayım. All Blind ve Ad Planet, kim kurdu bu şirketleri?

Deniz Dörtyol: Ben kurdum, benim firmam.

Mehmet Zengin: Evet. Bu şirketlerin hisseleri kimin üzerinde, imza yetkisi kimde?

Deniz Dörtyol: Benim.

Mehmet Zengin: Müvekkilim bu şirketlerden herhangi birinde ortak veya herhangi bir şekilde...

Deniz Dörtyol: Emrah Bağdatlı ile hiçbir ortaklığım olmadığını az önce burada bir izah etmiştim ben.

Mehmet Zengin: Bu şirketlerin banka hesaplarına erişimi var mı müvekkilimin?

Deniz Dörtyol: Yok.

Mehmet Zengin: Son olarak bu şirketlerden bugüne kadar tek bir işlem yapmış mıdır? Bu şirketleri arka planda yönetmiş midir müvekkilim?

Deniz Dörtyol: Yönettiğinden şöyle bahsettim: Benim şirketlerimin benim de, şirketleri çevremi her şeyi yönetti.

Mehmet Zengin: Şimdi bu Mehmet Recep Taşçı mesela, Ad Planet'le alakalı olarak beyanından haberdar mısınız geçen duruşmada?

Deniz Dörtyol: Evet.

Mehmet Zengin: Hatırlıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Okudum, okudum beyanını. Hatırlatın, buyurun.

Mehmet Zengin: Şimdi şöyle söylüyor, diyor ki: "Kimin" diyor, "müvekkilin müvekkilin şirketlerine örnek verebilir misiniz?" diyorum mesela...

Deniz Dörtyol: Ha orada Ad Planet diyor, tamam. Ad Planet için ben yan teklif verdim, ihaleye girdim, işler yaptım. Ondan bahsediyordur zannedersem, bilmiyorum. Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle girdiğim yerlerde Ad Planet'i kullandım.

Mehmet Zengin: Tamam, orada açık bir çelişki var, daha sonrasında beyanımızda sunacağız. Serkan Yıldız kimdir? Sizin para teslimatlarınıza uğrar mı hiçbir şekilde?

Deniz Dörtyol: Kimlere inanın o kadar çok para teslim ettim ki kimleri kullandım, kimleri kullanmadım, kimleri kargoyla gönderdim, kimler geldi, kimler aldı hatırlamıyorum. Serkan Yıldız'ı tanırım ama birine rica ettirip para bıraktırttım mı ya da birinden aldırdım mı gibi bir şey hatırlamıyorum.

Mehmet Zengin: Peki Serkan Yıldız'ın Muhittin Palazoğlu ile ilişkisi nedir?

Deniz Dörtyol: Bir bilgim yok.

Mehmet Zengin: Şimdi bu Duygu Fikirli ve Aysun Varol hanımefendiler bu faturasını kabul etmediğiniz reel işlerin elden teslimatlarının bir kısmını Serkan Yıldız'dan...

Deniz Dörtyol: Faturayı kabul edip etmemek benim yetkimde değildi efendim. Sistem içerisinde Metin Bal'dan ne gibi liste geldiyse oydu.

Mehmet Zengin: Şöyle söylüyor bakın: Duygu Fikirli ve Aysun Varol reel işlerin elden teslimatlarının bir kısmını Serkan Yıldız'dan aldıklarını beyan etmiştir. Duydunuz mu bu beyanı? Biliyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Yok, yok, duymadım, okumadım.

Mehmet Zengin: Peki. Duygu Fikirli ve Aysun Varol bunu net olarak beyan etmiştir. Bunun da tutanağa geçirilmesini talep ediyorum. Devam edelim: Bu SYK adlı şirketi nezaretten teslim aldığınızı söylemiştiniz, Mayıs 2025'te.

Deniz Dörtyol: Teslim değil, devir.

Mehmet Zengin: Devir, tamam, devir, teslim. Bu devir 19 Mart 2025 operasyonundan sonra kendi aralarınızda kayıtta kaç şirket var Deniz Bey, bu şirketi hangi amaçla devraldınız?

Deniz Dörtyol: Şirketi hangi amaçla devraldığımı ben bahsettim ama eksik kaldıysa düzelteyim: Ben bu şirketi almamdaki amaç şuydu; adam bir dava sürecine girdi benim yüzümden, benim vesile olduğum, bana da sebep olanlar var onları da savunmamda bahsettim. Şirketin iş bitirmesi var, her şeyi var. "Beni bu cendereye sen soktun, sen çıkar; şu şirketi üzerine al" deyince devraldım.

Mehmet Zengin: Sizin böyle bir şirket havuzunuz mu var, yani böyle bir şirket havuzunuz mu var?

Deniz Dörtyol: Yok, benim değil de Emrah abinin bir şirket havuzu var.

Mehmet Zengin: Böyle bir şirket havuzunun siz aktif yöneticisi konumunda olabilir misiniz?

Deniz Dörtyol: Yok, yok, ben olamam. Emrah Bağdatlı bu, aktif yönetici.

Mehmet Zengin: Faaliyetlerinizi hangi adreste yürütüyorsunuz Deniz Bey, mesela bunu bir söyleyebilir misiniz?

Deniz Dörtyol: Savunmamı dinlediniz mi?

Mehmet Zengin: Şimdi bakın...

Deniz Dörtyol: Yok, yok, soruyorum; dinlediyseniz eğer savunmamda bahsettim ben.

Mehmet Zengin: Tamam. Müvekkil, şey, avukatınız itiraz eder "Savunmasında söylemiştir" diye; öyle bir itiraz yok. Faaliyetlerinizi hangi adreste yürütüyorsunuz?

Deniz Dörtyol: Savunmamda bahsettim.

Mehmet Zengin: Peki. Faaliyetlerinizi yürüttüğünüz adresin, adresinizin bulunduğu taşınmaz kime aittir, bir kira sözleşmesi var mıdır adına?

Deniz Dörtyol: İki kira kontratım var, orası bir plazadır.

Mehmet Zengin: Hımm.

Deniz Dörtyol: Yani?

Mehmet Zengin: Bitti mi devam edeceğim.

Hâkim: Bitmiş işte, tamam, tamam.

Mehmet Zengin: Tamam. Muhittin Palazoğlu ile...

Deniz Dörtyol: Çok özür dilerim. Emrah Bağdatlı beni bu cendereye sokup kendisi yurt dışına kaçtı. Hâlâ Twitter üzerinden, Telegram üzerinden bana dümdüz sövüyor, sayıyor. Burada ben onun avukatına cevap vermek istemiyorum, bundan sonra soracağınız her soruya cevap vermek istemiyorum diyorum. Nasıl devam etmek isterseniz buyurun devam edin. Emrah gelsin, beni soktuğu cendereden kendisi çıkarsın, sonra her soruya, cevapsız soruya rahat vereyim ben.

Hâkim: Tamam, siz sorularınızı sıralayın.

Mehmet Zengin: Aynen, ben soru sıralıyorum. Muhittin Palazoğlu ile ilgili aranızdaki ilişki nedir? Kendisinin yanında çalıştığınız hangi tarihler arasındadır ve hangi vasıfla?

Hâkim: Cevap vermek istemediğini belirtti, devam edelim, sıradaki soruya geçelim.

Mehmet Zengin: Sonrasında size kurdurduğu ve arkadaşlarınızın üzerinde olan ihalelere girmeniz kimin fikriydi?

Hâkim: Sıradaki soruya geçelim.

Mehmet Zengin: İfadenizde Palazoğlu soyadıyla ihaleye girilemeyeceği için tanıdığınız beş firmayı...

Deniz Dörtyol: Çok özür dilerim, eğer ki ben Emrah abinin teklifini kabul etseydim beni savunacak olan avukat da siz miydiniz?

Mehmet Zengin: Evet, sağ olun. İfadenizde... Devam ediyorum: İfadenizde Palazoğlu soyadıyla ihaleye girilemeyeceği için tanıdığınız beş firmayı ihalelere dahil ettiğinizi beyan ettiniz. Bu kararı kim verdi, kim söyledi size?

Hâkim: Cevap verildi zaten. Evet, devam edelim. Sıradaki sorular...

Mehmet Zengin: Bu firmaların ihalelerde sunduğu geçici ve kesin teminat mektuplarını hangi bankalar düzenledi ve bankaya karşılık teminatı kim verdi?

Hâkim: Evet, sıradaki soruya geçelim.

Mehmet Zengin: Son olarak... Sayın Başkanım, cevap vermiyor herhalde. Şimdi ben son bir şey diyeceğim. İzninizle son bir saniye geçireyim kayda: Dosyada elden teslimat olarak geçen ödemeler gerçek mal ve hizmet teslimi işlerin bedelidir. Evet, evet. Bu işlerin faturasının olmaması, Sayın Başkanım, teslimatların gerçek olmadığını, fantezinin kim tarafından kurulduğunu gösterir. Bu düzeneğe işleyen şirketler, kaşeleri Muhittin Palazoğlu'nun ofisinde ele geçirilen şirketlerdir...

Hâkim: Soru mu alıyoruz şu an? Beyan almıyoruz, soru varsa soru alalım. Soru varsa soru alalım.

Mehmet Zengin: Tamam, son olarak bakıyorum. Evet. Tamam, yeterli bizim için. Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

GÖKHAN KÖSEOĞLU AVUKATI ÖZGÜR GÜL SORUYOR

Özgür Gül: Deniz Bey geçmiş olsun öncelikle.

Deniz Dörtyol: Teşekkür ederim.

Özgür Gül: Anlayamadığım için sormak istiyorum, yani doğru anlayabilmiş miyim daha doğrusu. Şimdi az önce Kültür AŞ'deki ihale sürecini anlattınız. Savcı bey buradaki isimleri sordu. Akabinde Gökhan Köseoğlu'nu da ayrıca sordu. Siz tüm hak ediş işlemlerini yapan kişi dediniz.

Deniz Dörtyol: Evet.

Özgür Gül: Şimdi Gökhan Köseoğlu hak ediş sürecini yapan kişi, yani anlattığınız ihale sürecine dâhil değil, doğru mu?

Deniz Dörtyol: Evet, düzeltme yapayım, hak ediş sürecinin tamamını yürüten kişi. Ancak kendisi ihaleler hakkında benim tanıdığım en bilgili kişilerden biri. Defalarca kez İBB haricindeki ihalelere gireceğimiz zaman da kendisine danıştım ben.

Özgür Gül: Anladım, orada az önce de zaten söylediniz, ihale bilgisine sahiptir dediğiniz ihale mevzuatı bakımından, yani ihale mevzuatına hâkimdir anlamında söylüyorsunuz, doğru mu anlıyorum?

Deniz Dörtyol: Evet.

Özgür Gül: Tamamdır, başka sorum yok, teşekkür ederim.

ÖMÜR YILMAZ AVUKATI EFECAN ÖZGEN SORUYOR

Efecan Özgen: Öncelikle size şunu sormak istiyorum. Bugünkü sorgunuzda beyanlarınızı verirken bu paralara, teslim ettiğiniz paraları Kültür A.Ş.'den çıkan paralar olarak belirttiniz. Ancak müvekkilim Ömür Yılmaz'a ait olan OMR firmasının 2023 Eylül tarihinden sonra herhangi bir şekilde ihaleye girmediğini biliyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Ben ihaleye giren firmalara para verdim demedim ki. İhaleye soktuğum firmalar, Kültür A.Ş.'den çıkardığım firmayı Kültür A.Ş.'dekiler bana kime teslim et dediyse ona teslim ettim. Ömür Yılmaz da gelmiyordu bana. Bana Yusuf Yüce'nin adı gelıyordu, orası geliyordu. Kodlama olarak geliyordu OMR 1, OMR 2, OMR 3 ve OMR 4 olarak.

Efecan Özgen: Peki şunu sormak istiyorum size. Burada bazı ses kayıtları sundunuz. Daha önce savcılık ifadenizde bazı kayıtları sundunuz. Bu para teslimine ilişkin olarak bazı şeyleri belgelediniz. Müvekkilime de bir çok fazla teslimat yaptığınızdan bahsettiniz.

Deniz Dörtyol: Müvekkilinizden bahsetmedim ben.

Efecan Özgen: Müvekkilinizin firmasına bir çok teslimat yaptığınızdan bahsettiniz. Bu teslimatları ne şekilde yaptınız veya ne şekilde yaptığınızı hatırlıyor musunuz?

Deniz Dörtyol: Ben teslimat olduğunu bahsediyorum zaten.

Hâkim: Bu sorular soruldu avukat bey.

Efecan Özgen: Efendim biz kendi müvekkilimiz yönünden böyle bir soruyu sormadık, savcı bey de bu şekilde sormadı. Onun için soruyorum. 21 tane teslimattan bahsediyor. Bunları açıklaması için, nakit olduğunu sormuyorum, ne şekilde teslim etmiş?

Deniz Dörtyol: Nakit parayı nasıl teslim edebiliriz. Nakit, çanta, Akasya Kırmızı Otopark'ta, o kulelerin kırmızı otoparkında, direkt oradaki otoparktan lobiye çıkan asansör, o asansörden de OMR'ye çıkan asansör.

Efecan Özgen: Kendiniz hiç teslim ettiniz mi?

Deniz Dörtyol: "Teslim ettirdim" dedim ben. "Teslim ettim" dediğimi zannetmiyorum.

Efecan Özgen: Deniz Bey, ben...

Deniz Dörtyol: Ve Yusuf Yüce ile defalarca kez üye göndermiş otoparkta buluştum. Tarihler de orada net.

Efecan Özgen: Deniz Bey, sakin olun ben size sakin sakin soruyorum. Şunun için soruyorum bunu. Beyanlarınızın bir kısmında bunu "teslim ettirdim", bir kısmını "teslim ettim" şeklinde geçiyor. Bu yüzden arada da bir kopukluk olduğu için bunu netliğe kavuşturmak için soruyorum size.

Deniz Dörtyol: Tamam, ya teslim ettirdim ya teslim ettim, ne yazdıysam o.

Efecan Özgen: Müvekkilimle sadece 1 kez mi görüştünüz?

Deniz Dörtyol: Az önce beyan ettim onu.

Efecan Özgen: Ofisine gittiğinizi söylediniz, doğru mudur?

Deniz Dörtyol: Az önce dinlediyseniz evet var.

Hâkim: Müvekkiliniz zaten sordu soruyu.

Efecan Özgen: Efendim. Şunun için soruyorum,

Hâkim: Kendini karşılayan bir çalışandan bahsetti.

Deniz Dörtyol: Seher....

Hâkim: Evet.

Efecan Özgen: Ayrıca müvekkille bir araya geldiğinden de bahsetti şunun için soruyorum. Kendisiyle herhangi bir şekilde ortak vasfı yok müvekkilimin.

Hâkim: Yoksa onu siz beyan edersiniz. Sıkıntı yok.

Efecan Özgen: Benim sorularım bu kadar efendim. Başka sorumuz yok, teşekkür ederim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Merhaba Deniz Bey tekrar. Dün akşam tanıştık. Murat Ongun müdafi. Şimdi, az evvel tabii söylediniz, benim bir görüşmeniz olmadığını, bir WhatsApp yazışmanız olmadığını söylediniz zaten.

Deniz Dörtyol: Ben yazışmadım, konuşmadım. Önümde yanlış hatırlamıyorsam sağda Yiğit, avukat Yiğit oturuyordu, o mesajlaştı. Bunu izah ettim size.

Rahşan Sertkaya: Evet. Tamam, teşekkür ederim. Ben de aynısını söyledim zaten size. Ve 6-7 Nisan 2025 tarihinde bunun bir arada gerçekleştiğini söylüyorsunuz. Şimdi ben size birkaç tarih söyleyeyim. Muhittin Palazoğlu 23 Mart, 26 Mart ve 28 Mart'ta üç etkin pişmanlık ifadesi veriyor. Siz de 27 Mart'ta etkin pişmanlık ifadesi veriyorsunuz. Zaten yani siz dahi etkin pişmanlık ifadesi verdikten sonra yapılan bir duruşmadan bahsediyorsunuz. Muhittin Palazoğlu'nun ifadesinin içeriğini size sorulduğunu söylüyorsunuz. 2 Nisan'da Nedim Şener dahi Muhittin Palazoğlu'nun ifadesinin içeriğini Twitter'dan da paylaşıyor. Bu hani bir kayıtlara geçmesini istiyorum. Şimdi... Şimdi...

Hâkim: Soruya bağlayın. Nedir sorunuz?

Rahşan Sertkaya: Soru halinde sormaya gerek yok. Zaten Deniz Bey...

Deniz Dörtyol: Yok, anladım bir soru varsa cevap vermeye çalışayım da...

Rahşan Sertkaya: Tamam. Sağ olun anladığınız için. Soruyorum şimdi sorumu. Şimdi... Evet, Deniz Bey, sizin ifadeniz sırasında daha doğrusu şöyle: KMD, AD İletişim, Lab Turizm benim olan şirketler. Dediler ki "Biz kaşelerimizi sizinle yakınlıklarını söyledikleri kaşelerini sizin şirketinizde unuttuklarını" söylediler. Buna bir itirazınız yok zaten anladığım kadarıyla. Hani yani dediniz ki...

Deniz Dörtyol: Sürekli aynı, gece 12 hâlen aynı şeyleri sürekli soruyorsunuz.

Rahşan Sertkaya: Ben dedim ki bu saatte gelmemizin sebebi belki de bu...

Deniz Dörtyol: Ama sürekli aynı soruları soruyorsunuz. Değişen bir şey yok.

Rahşan Sertkaya: Ama soru daha bitirmedim ki sorumu.

Deniz Dörtyol: Tamam buyurun.

Hâkim: Soruyu bağlayalım, kapatalım. Buyurun.

Rahşan Sertkaya: Şimdi bu kadar bir itirazınız olmadı dediniz. Hatta "Benim o binada iki tane hani yerim var" dediniz. Orada da siz [anlaşılamadı] kastettiniz. Şimdi ben bakıyorum, alt kat...

Deniz Dörtyol: Ben öyle bir katta bulunmadım. Öyle bir katım yok. Öyle bir kasıtta bulunmadım. Orada ofisimin olduğunu söyledim. "Şirketim adresi orası" demedim.

Rahşan Sertkaya: Hayır, tamam.

Deniz Dörtyol: Orada iki katta kendime ofis tuttuğumu söyledim.

Rahşan Sertkaya: Evet, [anlaşılamadı] kastettiniz. Sizin şirketiniz o.

Deniz Dörtyol: Ben şirketlerimi söyledim. Orada da ofis tuttuğumu söyledim. "Benim şirketlerimin orada" demedim.

Rahşan Sertkaya: Hı hı, doğru. Evet, evet. Yok, ben başka bir şey söylemediniz zaten. Ben de katılıyorum, siz sicil kayıtlarında bu teyit ediliyor. Aynen. Sıkıntı yok. Şimdi ben baktım sicil kayıtlarına, All Blind da bu adresten 1 Aralık 2023'te taşınmış. Ad Planet de 7 Mart 2024'te taşınmış. Şimdi Muhittin Palazoğlu'nun adresine 19 Mart 2024'te gidiliyor ve o tarihte kaşeler bulunuyor. Yani siz bu adresten, sizin bu şirketleriniz taşındıktan sonra... Sizin şirketleriniz taşındıktan sonra, sizin şirketlerinizde unutulan bu kaşeler Muhittin Palazoğlu'nun adresinde nasıl bulunuyor?

Deniz Dörtyol: Efendim, ben orada ofisimin olduğunu söylüyorum. Şirket adresi taşınmış. "Ofis, ofisimin orada" diyorum hâlen savunmamda. Arada fark var.

Rahşan Sertkaya: Yani ofisi...

Deniz Dörtyol: Ofisi ben hâlen kullanıyorum.

Rahşan Sertkaya: Hâlen siz...

Deniz Dörtyol: Hâlen oranın 3. katında iki odam, 4. katında iki odam var.

Rahşan Sertkaya: Sadece şirket... E peki tamam, sizin ofisten nasıl çıktı Muhittin Palazoğlu'nun katında, bunu sorayım o zaman.

Deniz Dörtyol: Tekrar eder misiniz soruyu?

Rahşan Sertkaya: Muhittin Palazoğlu'nun katında nasıl çıktı? Sizin adresinizde bulunmuyor ki, Muhittin Palazoğlu'nun şirketinde çıkıyor kaşeler. Sizin diyorum şirketiniz...

Deniz Dörtyol: Arama tutanağında benim olduğu geçmiyor ki orası.

Rahşan Sertkaya: Tamam, nasıl çıktı? Şimdi bakın, diyor ki bu kişiler: "Biz bunu Deniz Dörtyol'un ofisinde unuttuk" diyorlar.

Deniz Dörtyol: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Sizin ofisinizde unutulan kaşeler Muhittin Palazoğlu'nun katında nasıl çıktı?

Deniz Dörtyol: Muhittin Palazoğlu'nun katında çıktığını söyleyen kim?

Rahşan Sertkaya: Tutanak. Tutanakta diyor ki...

Deniz Dörtyol: Tutanak "Deniz Dörtyol'un odasında, adresinde, katında, yerinde, masasında aradım, yazdım" yazmış mı?

Rahşan Sertkaya: Yani siz orayı şirketinizin adresi olarak kullanıyordunuz.

Deniz Dörtyol: Ben şirketin adresi olarak orayı işte dediğiniz tarihlerde kullandım. Şirket adresi sonrasında şirket şeyde, Emaar'da. Adres Emaar'da. Ve şeyde, bir tanesi de Ataşehir'deki büyük...

Rahşan Sertkaya: Tamam, Palazoğlu'nun şirketine nasıl gitti o kaşeler?

Deniz Dörtyol: Tekrar edeyim, ben zaten oradayım. Ben hiçbir zaman oradan gitmedim.

Rahşan Sertkaya: Yani siz Muhittin Palazoğlu'nun şirketinde çalışıyorsunuz.

Deniz Dörtyol: Ben o şirkette çalıştığımı da söylemiyorum da. Ben cevap vermek istemiyorum, buyurun.

Rahşan Sertkaya: Peki, tamam. Devam edeyim, başka soruya geçeyim. Şimdi, savcılık... Bu benim iddiam değil Deniz Bey, yalnız. Savcılık makamının iddiasını okuyorum şu anda size, benim iddam değil, önce onu söyleyeyim. Diyor ki, savcılık makamı söylüyor bunu: Lab Turizm'in Üsküdar ilçesi Çengelköy Mahallesi 813 ada 10 parselde bir gayrimenkul olduğunu söylüyor. Burada diyor ki: "Hukuka aykırı bir uzaklaşma, göz yumma olduğunu..." söylüyor ve sizin de gönderdiğiniz 600.000 liralık paranın bunun karşılığı olduğunu söylüyor. Siz bu, burada hukuki bir anlaşma...

Deniz Dörtyol: Zaten onu savcılık söylüyorsa savcılıkla sizin aranızda. Ben o kesintilerin ne olduğunu dosyaya arz ettim.

Rahşan Sertkaya: Tamam, ben soruyorum... Ben... Savcılığın bu dediği doğru mu diye soruyorum, bu da bir soru ya.

Deniz Dörtyol: Ben ilk baştan beri söylüyorum, tekrar söyleyeyim: İnşaat ile ilgili ufak tefek benim bilgim, bir şeyim yok.

Rahşan Sertkaya: Yok. Tamam.

Deniz Dörtyol: Kesilen ne amaçla gönderildi, her şeyi ben ifademde, savunmamda belirttim.

Rahşan Sertkaya: Tamam, çok güzel.

Rahşan Sertkaya: Diyorsunuz ki siz ifadenizde ben yapılan ödeme için işte 19 Mayıs tarihli ifadenizde "Ben" diyorsunuz "10 Aralık 2024 ödeme yaptım" diyorsunuz. Ödemeyi yapan ise AdStation. Ve şimdi diyorsunuz ki "Ben AdStation'dan 2023'te ayrıldım." 2023'te AdStation'dan ayrıldıysanız bu 10 Aralık 2024 AdStation'dan bu ödemeyi siz nasıl yaptınız?

Deniz Dörtyol: Saygısızlık yapmak istemiyorum da savunmamda bundan da bahsettim ben. Halen AdStation reklam alanlarını bugün bile kullandığımı, çalıştırdığımı bahsettim.

Rahşan Sertkaya: SGK'lı değilsiniz, içerden bakıyorsunuz. Tamam, peki. Şimdi izninizle 27 Mart 2025 tarihli ifadenizde, size hiç savcılık "Dedi mi ifadenizde şu kadar sürede bitirin" diye?

Deniz Dörtyol: Zaman dilimi olarak sayın hâkim, hayır.

Rahşan Sertkaya: Peki. O zaman ben size şunu sorayım 29...

Hâkim: Müsaadenizle, Enes Bey'den sonra savunma almayacağız. Şey almayacağız. Daha devam ediyor çünkü avukatımızın da daha beyanı var.

Rahşan Sertkaya: Peki. Peki o zaman 29 Mayıs 2025 tarihli savcı bir ifade daha veriyorsunuz, o zaman o ifadede niye "İlk beyanımın kısa sürede alınması nedeniyle yeterli olmadığını..." kanaat getirdiniz?

Deniz Dörtyol: Kısa süreden kastım hemen Çağlayan etrafındaki bariyerler kalktı...

Hâkim: Ben soruya cevabın arasına gireyim. Bekleyen tutuksuz sanıklar açısından Ahmet Çiçek, Eren Sönmez, Oktay Gözel, Sezer Ada Ateş, Tuğba Dönmez Hançer pazartesi günü sabah ilk olarak bu sanıklarımızı alacağız gelirlerse eğer. Önceliği... Geç kalırsak dün de aynı şeyi yaptım, dün de bekleyenleri bugün sabah ilk aldım. Gerçekten vallahi anlayışla karşılayın, ne diyeyim inan. Kayıtlara da geçti şu an mikrofon açık zaten. Sözden dönmek yok. Ben devam edeyim mi avukat hanım soruya, şimdi mi?

Rahşan Sertkaya: Yok efendim. İstediğiniz zaman.

Hâkim: O da olabilir. Ben öncelik açısından söylüyorum. Gelirse alırım sabah, gelmezse akşamüzeri gelirse akşamüzeri alırız. Evet, avukat hanım buyurun, sorunuza devam edin.

Rahşan Sertkaya: Sordum efendim, tam da cevap veriyordu.

Deniz Dörtyol: Cümleyi tekrarlar mısınız soruyla ilgili?

Rahşan Sertkaya: Tabii ki, tabii. Şimdi siz de dediniz ki "Beni süre baskısı getirmedi savcılık makamından" dediniz ama sonra iki ay sonra ifade veriyorsunuz. Siz 29 Mayıs'ta tekrar etkin pişmanlık ifadesi veriyorsunuz. Diyorsunuz ki "İlk beyanımın kısa sürede alınmış olması nedeniyle yeterli olmadığı kanaatine vardım."

Deniz Dörtyol: Zamandan kastım bir an önce bu etkin pişmanlıkla koştur koştur hani "Daha fazla suça bulaşmayayım" diyerekten; bu kısa zamandan kastım benim bu.

Rahşan Sertkaya: Hızlı hızlı anlattınız, onun için.

Deniz Dörtyol: Evet evet, ondan sonra zaten bir sonraki beyanımda "Şöyle başlıyorum olurum" diye hatırlıyorum, "Detaylıca hazırladığım..."

Rahşan Sertkaya: Yok, şeye başlıyorsunuz: "İlk beyanımın kısa sürede alınmış olması nedeniyle..."

Deniz Dörtyol: Tamam ama devamında daha çalıştım, ettiğimi, araştırdığımı...

Rahşan Sertkaya: Diyorsunuz. Peki. Şimdi efendim, Deniz Dörtyol beyanlarında Emrah Bağdatlı ile arasındaki geçen konuşmalardan ve yazışmalardan bahsetti. Bu hususların araştırılmasını gerçekten... Çünkü Emrah Bağdatlı da şu anda burada olmadığı için bu konularda beyanda bulunamıyor. Deniz Dörtyol'un beyanları var sadece. Bu hususların araştırılmasını ve Savcı Bey'den bu konuda eğer doğruysa bunlar, nüfuz ticareti suçundan Emrah Bağdatlı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.

Hâkim: Biz teşekkür ederiz avukat hanım.

DENİZ DÖRTYOL AVUKATI SAVUNMASI

Sayın heyet, öncelikle ceza uygulamalarında müvekkilin sorgusu sonrasında biz savunma için söz verildiğinde, genel olarak müvekkilin beyanlarına katılıyoruz, kendisi durumu çok iyi ifade etmiş şeklinde iki cümleyle geçiştirdiğimiz beyanlar oluyor. Evet, bu girizgah çoğu dosyada bir alışkanlıktan ibaret olsa da, bazı dosyalarda müvekkil ifadesinin gerçekten de bu boyutta olduğu, avukatın da çok fazla daha başka söz bırakmadığı için geçerlidir. Somut dosyada az evvel müvekkilin yapmış olduğu savunma da incik cıncık tüm detaylarıyla bir savunma olmuştur. Bu anlamda müvekkilin ifadelerine sadece alışkanlık haline gelen bir kalıpla değil, gerçekten katıldığımızı belirtmek istemekteyiz. Müvekkilin ifadelerinde beyan ettiği hususların doğruluğunu sunmuş olduğu mesaj kayıtlarıyla da ispatlamıştır. Savunmamızın devamında bu hususlara değineceğimizi belirterek, öncelikli olarak izah etmek istediğimiz husus etkin pişmanlık durumudur. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için belirlenen kriterler ise kanuni düzenleme altına aldığı ve yerleşik Yargıtay kararlarında kriterler sıralamak gerekirse, kanun koyucu TCK'de etkin pişmanlığı öngören düzenleme suçlardan olmalı der. Suçun tamamlanmış olması, iradi olması, yani kişinin bulunup hür iradesini ifade edebilmesi, hafif bir davranışla olması şeklinde sıralanabilir. Yerleşik Yargıtay kararları açısından da 3. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulu kararlarına bakıldığında, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili yeterli ve elverişli bilgiler verilmesi, verilen bilginin de öneminin cezanın belirlenmesi noktasında önemli olduğu şeklinde sıralanabilir.

Bu kriterlerin savunmamızın ana gayesini belirtecek, öncelikli olarak müvekkilin bu sistemin içine nasıl çekildiğinin izahlarının müvekkilin gerçek kastı tayini noktasında önemli olduğunu düşünmekteyiz. Burada az evvel müvekkil İlknur Kaya ve Elif Güven'in yarışmalarını gösterdiğinde, bu yarışmanın ortak noktası yaşadığı sıkıntılar ve reklam alanlarının sökülerek indirilmesidir. Zabıta tarafından yaşadığı sorunları sürekli olarak paylaşmasına rağmen sürekli önüne set çekilmiştir. Elif Güven'in akşam bütün reklam alanlarınız inebilir mesajıyla müvekkilin anlatmış olduğu iş yaptırmama hakkındaki tehditlerin mecburi bırakıldığı hususunu açıkça doğrulamaktadır. Müvekkilin ilgili eylemlere dair bir kastının bulunmadığı, sürecin nasıl geliştiğini de gözler önüne serilmesi açısından önemli olduğu kanaatindeyiz. Sayın Heyet, burada da olduğumuz duruşmada da dışarıdan takip ettiklerimiz oldu. Müvekkilin beyanlarında sunduğu hususlarla ilgili çeşitli argümanlar geliştirildi. Bunlardan "3 kere savcıya ifade vermiş, böyle bir şey olabilir mi?" diyen oldu. "İfadesinde şirketlerin vergi numaralarını vermiş, bu nasıl olur?" diyen oldu. "Şirketlerin vergi numarasına kadar nasıl söyleyebilir?" diyen oldu. "Bu kadar şeyi ifadesinde nasıl der?" diyen oldu. Ama ya "Bu kadar şey anlatmış, bunların hepsi nasıl yalan olur?" diyen olmadı. Çuvallarla giden paraların savcılığa verilen ifade sayısı da mukayesesi dahi yapılmadı. Müvekkilin vermiş olduğu ifadelerin doğruluğunu şu şekilde izah edebiliriz. Çoğu dosyada artık etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişiler gerçekten bir bilgi bilmiyorlarsa, bilinen verilerle de kolaylıkla tespit edilebilecek hususlara değinmeden ifade vermeyi amaçlarlar.

Yani şu şekilde ifade verebilirler: "Tam bir zamanını hatırlamıyorum ama 300.000 TL elden teslim ettim. Teslim ettiğim kişinin numarası bende yoktur. O teslim anında da çok acele işimiz vardı. Açıkçası ismini sormadım ama teslim ettiğim gibi." Yani zaman, mekan, kişi gibi bilimsel HTS, telefon trafiği, konum bildirimleri gibi kolaylıkla yalanı ortaya çıkaracak veriler vermezler. Ancak müvekkilin ifadelerine bakıldığında, saat saat, dakika dakika açıkça konum verilerek, kişiler ayrıntılı olarak söylenip, kişilerin cep telefonu numarası, verilen para miktarı ve tüm bu sürece ilişkin mesaj kayıtlarıyla açıkça sunulduğu görülmektedir. Dolayısıyla müvekkil açısından burada oluşturulmaya çalışılan, tırnak içinde "iftiracı" algısının sağda solda kamuoyu yaratmak amacıyla da açıkça ortadadır. Hem bu dosya açısından, hem de genel olarak hayatta yaşadıklarımız açısından bazen doğrular çok açıksa, varılan netice değil, neden yok tartışılır. "Acaba soruda belli ama yolda bir kusur var mıdır?" diye maalesef bu dosya kapsamında da kişilerin yenmeye çalıştığı tam olarak budur. Müvekkilin somut olarak ortaya koyduğu hususlara ilişkin tek kelime edilememiş, sadece ifade sayısı ve hiçbir önemi olmayan ticaret unvanlarının verilmesine takılınmıştır. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için sadece bir kere ifade verilebilir ya da kişi ifadesinde şirketin ticaret numarası verirse olmaz sayılmaz diye bir madde açıkçası ben mevzuatta az evvel okumadım. Keza Yargıtay kararlarına da baktım, göremedik açıkçası.

Etkin pişmanlık hükümleri hüküm verilinceye kadar, ki bazı örgüt dosyalarında oradan ortaya çıkabilecek durumlarda Yargıtay aşamasında dahi etkin pişmanlık kabul edilebileceğine dair kararlar da mevcuttur. Soruşturma ya da kovuşturma aşamasında başvurulduğunda hiçbir engel de bulunmamaktadır. Müvekkil mahkeme aşamasında tarafımıza vermiş olduğu 10 farklı dilekçeyle de etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini belirtebilirdi. Bunu biz de mahkemeye sunabilirdik. Bunların hiçbirinde bir hukuki aykırılık yoktur. Burada esas mesele de bu değildir açıkçası. Sonuca, biz müvekkilin beyanlarına odaklanılması kanaatindeyiz. Burada da herkes huzurunda, herkesin geliştirdiği argümanlara karşı şu argümanları da geliştirmek mümkündür. Müvekkili zorla bu sisteme sokup, tüm reklam alanlarını indirip iş yaptırmamakla tehdit edilmesinin örtpas edilmesi için müvekkilin kaç kere ifade vermesi gerekir? Burada sanıklardan Özcan Bağdat'ın çuval çuval paralarını yok sayıp ve suç oluşturmaması için müvekkilin kaç tane şirket unvanını söylemesi gerekir? Sanıklardan Fatoş Ayın "İhale süreçlerinde yedek teklife ihtiyacım var" denilerek mesajının kaybolması, bunca paraya edilmemesi için kaç şirket unvanı söylenmelidir? Her bir celsede Bayzek isimli firmanın tespitiyle alakalı onlarca soru soruldu. Sanıklardan Emrah Bağdat'ın anlattığı müvekkilin bu tespitler sorulmayacak, özellikle bunların tanzim edildiği yok sayılması için müvekkilin ifadesinde ne geçirmemesi gerekir?

Sanıklardan Güldem Işık'ın müvekkile fatura kesmesi için gönderdiği talimat mesajlarının suç oluşturmaması için kaç kere savcılıkta ifade verilmesi gerekir? Yine Emrah Bağdat'ın müvekkili olan Bülent Arslan'a verilen paradan tabi... Burada olan bu paranın suç olmaması, kendini bildiren telkinlerini suç olmaması için müvekkilin kaç defa para transferi anlatması gerekir? Sayın heyet, bazı sorular cevap almak adına sorulmaz. Bizim sorduğumuz bu sorular da bu tür sorulardır. Müvekkilin ifade ettiği üzere, hakkında herhangi bir adli işlem başlatılmadan, kendi hür iradesiyle tüm bildiklerini anlatmıştır. Yargıtayın aradığı kriterler doğrultusunda etkin pişmanlıktan yararlanmak istediği için samimi ve yeterli bilgi bildik kıstasına takılmamak için de birden fazla kez ifade vermesi son derece olağandır. Müvekkilin bu sistem içine nasıl çekildiği, iş yapmamak adına çırpındığı, sürekli olarak reklam alanlarının söküldüğü mesaj kayıtlarıyla açıkça ortadadır. Dolayısıyla müvekkil bu süreçlerden herhangi bir maddi menfaat elde etmediği gibi, suçlara kasti bir iradi davranış ya da müdahil olmamıştır. Tüm izahatlarımız çerçevesinde müvekkilin suç işleme kastının olmaması, ilgili iş yaptırmama noktasında tehdit edilerek dahil edilmesi hususları dikkate alınarak, öncelikle beraatine, aksi kanaat halinde ise etkin pişmanlık hükmü uygulanarak ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

MURAT ONGUN BEYANDA BULUNUYOR

Sadece avukat bey ile değil aslında ilintili. Sanık ifadesinde, daha önceki ifadelerinde de bu savcı beyin de sorduğu 231 milyon lira gibi bir rakam vardı. Dağıtım dediği beş firma adı, beş firmayı ısrarla söyledi. Burada ikisinin ismini söyledi; SYK Rol, Mustafa Değercan, o huzurda dinlendi efendim. Mişel de dinlendi, ismini hatırlamıyorum. Geri kalan diğer üç firmayı da biz sunarız dediler. O üç firmanın sahibini de önümüzdeki hafta eğer dinleyebilirsek celse öncesi, siz nasıl takdir ederseniz efendim, konu bütünlüğü açısından sanki daha olumlu olur gibi takdirinize sunmak istedim. Saygılar.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları