loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 32. günü tutuklu ve tutuksuz 10 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 32. günü tutuklu ve tutuksuz 10 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 12.10.2026 - 11:48
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 32. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Ümit Polat (Ek İfade), Mehmet Muhittin Palazoğlu, Ahmet Çiçek, Orhan Yıldırım, Tuba Ölmez Hacı, Selim Marangoz, Eren Sönmez, Mustafa Duhan Demir, Sezer Ada Ateş, Oktay Özel savunma yaptı.

OKTAY ÖZEL SAVUNMASI – 12.10.2026

Teşekkür ederim. İddianamede yer alan 148, 149, 150 numaralı eylemlere ilişkin ifademi vermek üzere huzurlarınızdayım. Devlet memuru bir anne babanın oğlu olarak, kamu görevini taşımanın onurunu her zaman hisseden teknik bir personel olarak görev yaptım. 2011 yılında Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde uzman inşaat mühendisi olarak başlayan mesleğim, daha sonraki süreçte şanslı bir, benim açımdan kişisel olarak şanslı bir şekilde devam etti. Mimar Sinan eserleri dahil olmak üzere 100'ün üzerinde tarihi yapının restorasyonunu gerçekleştirdim Sayın Başkanım. Daha sonra 2019 Eylül ayı itibarıyla da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığında görev yapmaya başladım. Daire Başkanlığının görevlerinin ardından, şu an teknik alanlardan sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı görevini sürdürüyorum. Aynı zamanda kamu hassasiyetinin yüksek olduğu kurumlardan bir tanesi olan Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteriyim.

Sayın Başkanım, ihale yetkilisi sıfatıyla yürüttüğüm her görevde, yetkinin, vicdanımın ve kamu ihale mevzuatının yüklediği ağır sorumluluğu her zaman taşıdım. Yönettiğim yüzlerce ihale ve uygulama sürecinde şükürler olsun ki tek bir sorun yaşamadan bugüne geldim. İBB bürokrasisinde, özellikle belediye bürokrasisinde, iştirak şirketlerinde yönetim kurulu görevi uzun yıllardır süregelen bir durumdur. Ben de karşınızda Ağaç A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Başkanlığı sıfatıyla çıkmış bulunmaktayım. 1935 yılında onaylanan Belediye Kanunu'ndan beri, özellikle 2004 yılı itibarıyla Büyükşehir Belediye Kanunu kapsamında, çok sayıda belediye bürokratı belediye iştirak şirketlerinde yönetici olarak, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış. Bunu burada birçok kez dinlediniz. Ben de Ağaç A.Ş.'de 17 yönetim kurulu üyesiyle birlikte, Başkan ve Başkan Vekilliği sıfatıyla görev yapmıştım.

Sayın Başkanım, gözaltına alınmama neden olan, daha sonra iddianameye de aynen geçirilen bilirkişi raporunda 148, 149 ve 150 numaralı eylemlere ilişkin isnadın halen tarafıma ne söylediğini anlayabilmiş değilim. Avukatlarımızla birlikte defaten bilirkişi raporunu inceledik. Oldukça maddi hatalarla hazırlanmış bir raporda ilgili eylemlerden 3G doğrudan alım işlemlerinde yetkili olduğum iddiasıyla bir tespit yapılmış ama daha sonra iddianamede ihaleye fesat suçuyla yargılanıyorum. Dolayısıyla burada iki temel işlem var Sayın Başkanım ayrılması gereken, dikkatinizi çekmek istediğim. Birincisi Park ve Bahçeler Daire Başkanlığının ana ihalesi, diğeri de Ağaç A.Ş.'nin daha sonra gerçekleştirdiği doğrudan alım işlemleri.

İhaleye fesat karıştırıldığı iddia edilen, iddianamedeki iddia edilen ana ihalede herhangi bir görevim ve yetkim yok. Park Bahçeler Daire Başkanlığı ile Ağaç A.Ş. Genel Müdürlüğü arasında imza altına alınan taahhüt doğrultusunda doğrudan alım işlemleri, mevcut ihaleden tam 9 ay sonra gerçekleştirilmiş. Bu alımlar nedeniyle dahil olmadığım bir ihale sürecinde suç işlemiş olmam takdir edersiniz ki mümkün değil Sayın Başkanım. İddia eğer ana ihalede ihale nedeniyle fesat karıştırma suçu ise tarafıma isnat edilen; ben ihale görevlisi değilim, Park Bahçeler Daire Başkanı değilim, o dönem Kültür Varlıkları Daire Başkanıydım. İddia eğer Ağaç A.Ş.'nin 3G kapsamındaki doğrudan alım işlemleri ise bunlar da adından anlaşılacağı üzere bir alım işlemi Sayın Başkanım, doğrudan alım işlemi, ihale değil. İhale olmayan bir eylemde fesat fiili doğrulamaz.

Sayın Başkanım, maddi hatalarla hazırlanmış rapor yönetim kurulu üyelerini şirketin bütün süreçlerinden sorumlu gibi gösteren bir yöntemle ele alınmış. Ağaç A.Ş. gibi büyük ölçekli bir şirkette hem genel müdürün hem de yönetim kurulunun görev, sorumluluk ve yetkileri yönergelerle belirlenmiş. Birazdan birkaç yönergeden bahsedeceğim sizlere. Bütün bunları yok sayan bir yaklaşımla hazırlanmış, hatta zamanlama ilişkileri bile hatalı tespit edilmiş bir bilirkişi raporundan dolayı suçlandığı, suçlamayı reddettiğimi söylemek isterim. Aslında bugün burada söyleyeceklerim emniyette ve sayın Başsavcıvekiline vermiş olduğum ifadeden çok farklı değil. Bugün de aynı noktadan başlamak istiyorum. İddianamede bilirkişi raporunda tek bir doğrudan alım tablosunun tek bir satırında ismimin geçmesi dışında, herhangi bir yerde ismim dahi geçmiyor. Ben de kendimi meramımı 3 maddede özlü bir şekilde anlatmak istiyorum.

Birincisi iç yönerge Sayın Başkanım. Uygun görürseniz dosyayı size de ulaştırmak isterim.  Biraz önce teslim etmiştik, iç yönerge ve daha sonra satın alma prosedürü. Sayın Başkanım, Kamu İhale Genel Tebliğinde ihale yetkilisi 5. maddede tarif edilir, ihale yetkilisinin ne görevi yaptığı. Burada şu cümle geçer, uzun uzun okumak istemiyorum ama: "İdarelerin bu yetkilere sahip kişi, kurul ve görevlileri ise kendi mevzuatlarınca belirlenmektedir. Bu nedenle idarenin tabi olduğu mevzuat çerçevesinde ihale yetkilisinin idarelerce belirlenmesi gerekmektedir." diyor 5. maddede, Kamu İhale Tebliğinde. Peki bu durum Ağaç A.Ş.'de nasıl? İşte gördüğünüz belge tam bu durumu izah ediyor. Aslında savunmamın da özünü tek bir belge oluşturuyor. Ekranda gördüğünüz, önünüze sunduğum belge Türk Ticaret Kanunu'nun 367. maddesi açısından zorunlu düzenlenen, daha sonra noter onayıyla Ticaret Sicil Gazetesinde de yayınlanan bir iç yönerge. Ağaç A.Ş.'nin 28 Şubat 2020 tarihli iç yönergesi. Bu iç yönergede genel müdür hangi alanlardan, yönetim kurulu hangi konulardan sorumlu olduğu ve bu sorumlulukların hangi yöntemlerle ilerleyeceği net şekilde tariflenmiş.

Size verdiğim dosyada post-it de var Sayın Başkanım, "Sınırlı Yetki Konuları ve Limitler" başlıklı 2. maddenin 1. bendinde genel müdürün ihale yetkilisi olduğu işler ve diğer yetkileri açıkça sıralanmış. Burada C bendi çok açık, birebir bilirkişi raporunda şahsıma isnat edilen konularla birebir örtüşmekte. "Şirketin taahhüdü altında bulunan işler..." diye başlıyor, yani Ağaç A.Ş. ile Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı arasındaki ana ihaleden bahsediyor, "...bu işlere ilişkin yaklaşık maliyeti ve/veya ihale bedeli 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun istisna başlıklı 3G maddesinde belirtilen limit ve konularla sınırlı mal ve hizmet alımlarında ihale yetkilisi genel müdürdür." Tekrar dikkatinizi çekmek isterim: "3G maddesinde belirtilen limit konularla sınırlı mal ve hizmet alımları". Bir ihaleden bahsetmiyor Sayın Başkanım. Burada şirketin bu kapsamda birinci derecede imza yetkisinin, karar yetkisinin şirketin genel müdürü olduğu görülmekte. Yıllardır gördüğünüz belge 2022 tarihli ama 2019, 2018, 2010'lu yılların başı itibarıyla hemen hemen hiçbir maddesi değişmeden süre gelmiş. Ağaç A.Ş.'nin işleyişi bu şekilde ilerlemiş. Bu kapsamda genel müdüre verilmiş alımların mevzuat ve usullere uygun yürütülmesindeki icrai sorumluluk bu tescilli yönerge kapsamında genel müdüre ait. Genel müdür kendi görev ve yetkileri çerçevesinde bu süreçleri yönetir ve yürütür. Nitekim bahse konu işlerde bu yetkisiyle doğrudan alım işlemlerini yürütmüştür de. Dolayısıyla Sayın Başkanım, Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan iç yönerge ve Kamu İhale Tebliği dikkate alınmadan bilirkişi tespitinde bulunmuş.

İkinci göstermek istediğim dosyada, diğer klasöre geçersek evet bu, bu belge. Sayın Başkanım, bahse konu Ağaç A.Ş. iştirak şirketi oldukça köklü bir şirket. 1997 yılından beri İstanbul'un, İstanbul gibi kadim bir kentin yeşil alanlarını düzenlemekte ve bünyesinde binlerce insan çalıştırmakta. Burada bütün iş ve işlemlerin çeşitli prosedürlerle belirlenmesi zorunlu. Şirket uzun yıllardır kesintisiz bir biçimde uyguladığı bir satın alma prosedürü de bulunmakta. İç yönergeyle belirlenen aslında bu prosedür de biraz önce gösterdiğim iç yönergede Türk Ticaret Kanunu açısından düzenlenmesi zorunlu belgeler. Sizin ekranda gördüğünüz 9 Temmuz 2020 tarihli Ağaç A.Ş. Satın Alma Prosedürü. Bu prosedür kapsamında 3G satın alma işleminin nasıl yapılacağı adım adım belirtilmiş. Ve bu prosedürde alım yetkisinin, yetki devrine göre genel müdür ya da genel müdür yardımcısının onayına sunulacağı belirtilmekte. Dolayısıyla hem iç yönerge hem de satın alma prosedüründe alım sürecini yöneten, yürüten makam açıkça görülüyor. Yani şunu söylemek istiyorum Sayın Başkanım: Ağaç A.Ş. gibi büyük bir iştirak şirketinin işleyişi ve karar mekanizmasıyla yöneticilerinin, genel müdürünün veya yönetim kurulunun yetki ve sorumlulukları hem Kamu İhale Genel Tebliği, hem yönerge ve hem ilgili mevzuatça, iç mevzuatça net şekilde belirtilmiş. Aksi bir durumda Ağaç A.Ş. gibi büyük bir ölçekli şirketin, büyük bu ölçekte bir kentte bu kadar yoğun iş yapması mümkün de olmaz.

Biraz önce iç yönerge ve satın alma prosedürünü sizlere sunmuştum. Son olarak konuyu Türk Ticaret Kanunu açısından ele almak isterim. Türk Ticaret Kanunu'nun 553'e 2 ve 553'e 3. maddeleri, zannediyorum ki flaş bellekte ekranda gösterme imkanı olabilir. 553. maddesinde hukuki sorumluluk bakımından bir ayrım düzenliyor. İkinci fıkra, yetkiyi devralan kişinin seçiminde gerekli özen gösterilmediğinin ispatı hali dışında, kanuna uygun yetki devrinde devralanın fiil ve kararlarından sorumlu olunamayacağını belirtiyor. 3. fıkra ise oldukça net yazılmış; kişinin kontrolü dışındaki aykırılıklardan, hatta kanunda yolsuzluk ifadesini aynen kullanıyor Sayın Başkanım, aykırılıklardan ve yolsuzluklardan sorumlu tutulamayacağını ve bunun gözetim ve özen yükümü gerekçesiyle geçersiz kılınamayacağını düzenliyor.

Sayın Başkanım, görev yaptığım süre içerisinde bahse konu bilirkişi raporuna konu edilmiş doğrudan alım işlemleri de dahil olmak üzere ne Sayıştay, ne Mülkiye Müfettişi, ne bağımsız dış denetçi, ne de Cumhuriyet Savcılarımızın herhangi bir tespiti hiçbir zaman olmadı. Dolayısıyla yönetim kurulu görevi, itirazım tam olarak burada başlıyor Sayın Başkanım. Genel müdüre verilmiş bir yetkinin kullanılmasından dolayı yalnızca yönetim kurulunda görev yaptığım için sorumlu tutuluyorum. Oysa isnat edilen fiilde herhangi bir işlemim, kararım veya davranışımla dahil olmadığım, dahil olduğum somut olarak ortaya konulmamış. Sayın Başkanım, biraz önce bahsettim. İddianamenin esasında bilirkişi raporunun 2 temel tespiti var, benim açımdan 2 ana konusu var.

Birinci konusu ihaleye fesat karıştırma suçu. Tekrar etmek isterim kapanışı yaparken. İhaleye fesat karıştırmam mümkün değil, çünkü bir ihale görevlisi değilim. Bilirkişi raporuna göre dahil olduğum süreç doğrudan alım süreci, 3G kapsamı. İhaleden tam 9 ay sonra. Eğer iddia Ağaç AŞ 3G kapsamında doğrudan alım işlemi ise ki Kamu İhale Mevzuatı bu açıdan çok net Sayın Başkanım, 3G istisnalar başlığı altında yer almakta ve iştirak şirketlerinin KİK tarafından verilen, kabul edilen ve onaylanan yetkileri kapsamında doğrudan alım yapabilmelerinin önünü açan bir madde. Burada ki alımların tamamı 3G kapsamında, limit sınırları içerisinde ve KİK tarafından onaylanan istisnalar kapsamında yapılmış. Dolayısıyla bunlar bir ihale değil, alım yöntemi.

Sayın Başkanım, cümlelerimi toparlamak isterim. Attığım imzanın, verdiğim kararın sorumluluğunu her zaman taşıdım bütün yürüttüğüm kamu görevlerinde. Ancak hiçbir aşamada yer almadığım bir ihale ve yetkimde bulunmayan, ihale niteliği taşımayan doğrudan alımlar nedeniyle suçlanmayı da kabul etmiyorum. Şahsıma isnat edilen suçla ilişkilendirilen somut bir fiil, ifade veya tespit bulunmadığı için beraatime karar verilmesini arz ediyorum.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Oktay Bey, yönetim kurulu onayına gelen ihale kararı veya istisna alım onayı, yönetim kurulu onay vermezse o işlem tamamlanmış olabilir mi?

Oktay Özel: Evet, biraz önce anlattığım iç yönerge kapsamında genel müdürlükçe verilen bir, genel müdürlüğe devredilen bir yetki statüsünde. Dolayısıyla yönetim kurulu kararı aslında ihtiyaç duymayan ama siz aldığınız karar doğrultusunda yönetim kurulunu bilgilendirme ihtiyacı duyuyorsunuz. Bu kapsamda gelen, dolayısıyla tabii ki geçerlidir çünkü iç yönerge size, genel müdüre bu yetkiyi vermiş.

Ali Sukas: Sorum o değil aslında. Yani genel müdüre ihaleyi yapma yetkisi veriyor...

Oktay Özel: Alım, doğrudan alım yapmaya...

Ali Sukas: Alım veya ihale, aldığımız yönetim kurulundan aldığı yetki alımı veya ihaleyi yapmayla ilgili. Onun kararlarının, komisyon kararının veya alım kararının yönetim kurulunca onaylanması gerekiyor limitlere bağlı veya açık ihale ile alakalı veya davet usulü 21/B'lerde. Bu tür bir süreçte yönetim kurulu onayına tabi olan bir alım veya ihalede, yönetim kurulu o alımı veya ihaleyi uygun bulmayabilirdi, doğru mu? Dolayısıyla onaylamazsa o ihale veya satın alma işlemi gerçekleşmiş olmaz diye biliyorum. Sizin fikriniz ne?

Oktay Özel: Tam öyle değil Ali Bey. 3G doğrudan alım işlemleri için yönetim kurulunun onayının, imzasının bir önemi yok; genel müdür imzasıyla geçerli oluyor ama bu limitler dışındaki her türlü alım için yetki yönetim kuruluna ait. Haklısınız o konuda. İddianamede konu 3/g doğrudan alım yöntemleri olduğu için ben o kısmı daha çok kendi açımdan değerlendirdim.

Ali Sukas: İkinci sorum; yönetim kurulu başkanlığı da yaptınız veya başkanvekilliği de yaptınız hatırladığım kadarıyla. Bu görev süreniz boyunca Park Bahçeler Daire Başkanlığı nezdinde, iddianamede adı geçen ihalelerle ilgili, Park Bahçelerin yapmış olduğu bitkisel materyal alımlarıyla ilgili bu ihalelerin Ağaç A.Ş.'ye verilmesi noktasında bir temasınız, yönlendirmeniz, bir ilişkiniz oldu mu?

Oktay Özel: Hayır, hiçbir şekilde olmadı. İhalenin ne zaman yapıldığından dahi bilgim hiçbir şartta olmadı. Siz yönetim kurulunda olmayan, iç yönergeyle size verilmiş bir yetkiyle, yıllardır süregelen bir silsileyle kendi süreçlerinizi yürüttünüz zaten.

Ali Sukas: Teşekkür ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Oktay Bey, geçmiş olsun. Ben tabii bu konuyla ilgili siz değerli bilginizi, burada almak için soracağım. Şimdi siz dediğiniz gibi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı yaptınız. İstanbul'un tarihi, kültürü, hassasiyet size emanet. Çok başarılı işler yaptınız. Tabii Mahir Polat Bey, selamlar Mahir Bey, o da burada. Kamuoyu tanıyor ama arkadaki kahramanlardan biri de sizsiniz. Şimdi en son sormak istediğim mesele şu. Buraya çeşit çeşit reklamcı arkadaşlar geldi. Kendileri bir özel bir alanla anlaştıklarında buralarda reklam yapabileceklerini zannediyorlar. Hele perşembe günü buraya bir, Deniz Dörtyol isimli şahıs geldi. İşte Karaköy'deki Kadıköy'deki reklamlarını kaldırdığımızı iddia etti. Yasa dışı olarak, güya medya aş sizlerin talimatı, daha doğrusu kentsel tasarımın talimatı varmış. Ben çok iyi hatırlıyorum Oktay Bey. Tabii ye eşler özel veya yakınım olduğu için, lütfen anlatır mısınız bu işi için? Aslında biz keyfi mi onu, kaldırırdık? Yoksa öyle mi uygun görüldü sizler tarafından?

Oktay Özel: Ben perşembe günü dinledim. Reklama konu hususta benim savunmam bağımsızlık, ben kültür varlıklarındaki şey açısından değerlendirmenizi soruyorsunuz. Tam, tarihi bir otel olarak kullanılan hanın cephesinde bir reklam konusu vardı. Bir de yolun karşı tarafında Galata Kulesi'nin silüetine giren reklam konusu vardı. İkisi için de bizim kararımız dışında bir koruma kurulu kaldırılması Kültür Bakanlığı koruma kurulunun kaldırılması kararı vardı. Tarih yapı silüetini bozduğu için, öyle hatırlıyorum ama detaylara bakmak lazım Murat Bey şimdi doğru yanlış bilgi de vermek istemem.

Murat Ongun: Ben de aynen öyle hatırlıyorum. Bu başka türlü ifade edilişte bilginizden faydalanmak istedim. Teşekkür ediyorum. Geçmiş olsun.

OKTAY ÖZEL AVUKATI TAYFUR KOÇ SAVUNMASI

Sayın Başkanım, önce usuli olarak bir itirazım olacaktı. Öncelikle tabii sadece müvekkilim için değil, diğer sanıklar için de yüzlerine karşı iddianame okunmamış olduğu görülüyor. Ben bunu iddianamenin kendi içerisinde çelişen ve tutarlı olmaması nedeniyle olduğunu düşünüyorum. Şimdi iddianameyi inceleyerek müvekkilim gerekli savunmayı yaptı. Savunmasını da şirketin yetkisi Kamu İhale Kanunu Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde gerçekleştirdi. O hususlara değinmekle birlikte iddianame ve bilirkişi raporunu değerlendirmek istiyorum. Şimdi iddianame incelendiğinde öncelikle şunu söyleyeyim. Karakol soruşturmasında bize 148. eylem bakımından 93 adet ihale yapıldığı ve 93 adet ihale yapan bir tanesinin sorumlu olduğumuza ilişkin bir sorgu yapıldı. 149. eyleminde de 20'den fazla ihale vardı. Orada da 1 tane ihaleden dolayı sorumlu olduğumuz. 150. eyleminde de 40'a yakın bir ihale oldu, burada da 5 tane ihaleden sorumlu olduğumuz gibi bir soru sorulmuştu. Bunun sebebi dosyanın verildiği bilirkişinin doğrudan satın alımları ihale olarak nitelemesiydi. Şimdi savcılık iddianameyi düzenlerken AGAÇ AŞ tarafından yapılan doğrudan alımların bir ihale olmadığını bildiği için şimdi dikkat çekmek istiyorum Sayın Başkanım. 72. sayfada parçalara bölünen alımlar 3G diye nitelemesine rağmen bilirkişinin Kamu İhale Kanunu'nda hiçbir bilgisi olmadığı için ancak altta şöyle bir tabloya yer veriyor. İhale adı, ihale numarası, ihalede kazanan firma, sözleşme bedeli ve ihale sorumlusu. Oysa ki savcılık zaten düzenlemediği iddianamede bunları parçalara bölünen alım, alım olarak niteleyip ihale olmadığını söylemesine rağmen konuda haberi olan bilirkişi bunlara ihale olarak nitelemiştir.

Şimdi Kamu İhale Kanunu'nun 2. maddesinde sınırlı olarak sayıldığı, aşağıdaki mal ve hizmet alımları Kamu İhale Kanunu'nun kapsamına girmektedir diye sınırlı bir şekilde Kamu İhale Kanunu'nun kapsamına giren alımları özetlemiştir. Kamu İhale Kanunu 3. maddesinde ise istisna hizmet ve mal alımları özetlenmiş ve bunlarda sınırlı olarak sayılmaktadır. Kamu İhale Kanunu 3. maddesinde açıkça Kamu İhale Kanunu'nun gereği olmayan veya istisna olarak sayılan alımları, bilirkişinin ben bunları kanuni olarak kabul ediyorum şeklinde bir rapor düzenlemesi aslında iddianameyi başlı başına hatalı ve baştan aşağı yanlış bir hale getiriyor. Şimdi sadece iddianameyi bu şekilde düzenlemesi değil, kendi bilirkişi görüşümüz adı altında yaptığı tespiti de yine kendi raporunda çelişiyor Sayın Başkanım. Şimdi 87. sayfada şöyle bir ifadeye yer vermiş değil mi ki; yine su ısıtıcı malzemesi ve tesisat malzeme alımları toplam 141 milyon TL'dir. Bu alımlar ağırlıklı olarak Yaşan Tesisat'tan ve Sarıtaş yapım ailesinden yapıldı, anlaşılmaktadır demiş. Oysa ki tabloda bir şirket daha var, bu alımları yapan. Zaten toplamda 4 tane bununla ilgili alım yapmış ve 3 farklı firmadan yapılmış. Gördüğümüz kadarıyla bilirkişi kafasında bir düşünceyi, zerk etmek amacıyla bir tespit yapmış. Ancak 148. eylem bakımından bir örnek vermek istiyorum Sayın Başkanım. 93 adet alım yapılmış, 60 farklı firmadan yapılmış. Ama ancak bilirkişi kendi yaptığı tabloda açıkça görülen rakamlar, isimler olmasına rağmen, sanki yılda sadece 4 kez alımı yapılan bir işin 3 farklı firmada alınmasını, bakın bu alımları da sadece iki firmadan yapıyorlar diye tespitine hatalı olarak, kasten hatalı olarak geçirilmiş.

Oysa ki bunun yerine mesela müvekkilimle ilgili sunum olacaksa şimdi 93 adet alım var Sayın Başkanım. Sadece bir tanesinde müvekkilimin isminin yanında sorumlular kısmına sorumlu olarak eklenmiş. Oysa ki 93'üne birden, şimdi bilirkişinin mantığına göre 93'üne birden eklemesiyle, hepsinden çıkarmasıyla bir tanesinde eklemesi arasında hiçbir fark yok. Çünkü buna ilişkin neden bir tanesindeki alımda sorumluyuz, buna ilişkin de bir belge sunmamış. Oysa ki bilirkişinin yapacağı ilk iş burada, şirketin yetkilisi kim, kim neye göre yetkilendiriliyor? Öncelikle bu belgelere bakması gerekirken açıkçası bu eylem bakımından bütün alımda biz Oktay Özel'in de ismini buraya aktarmalıyım diye bir gayret olduğunu düşünüyorum. Çünkü buna ilişkin hiçbir veri bilirkişi açığı konuda veya iddianamede yok.

Şimdi, iddianamede bir de savcılığın eylemin hukuki açıdan belirlenmesi aşamasında demiş ki, pardon, yukarıda belirtilen kriterlerin her ikisinin bir arada istenmesi rekabetin ilkesine aykırı o teşkil ettiği için ihale katılma kasıtlı olarak azaltıldığını iddia ediyor. Ancak iddianamenin 88. sayfasında, arkasından yukarıda diye belirttiği iki kriteri yazmamış savcılık. Yani savcılık iki kriteri dolayısıyla, kanun bu rekabetin edileceğini, rekabet ortamını yok ettiğini düşünüyor. Ancak 2. iki kriteri de açıkçası iddianameye eklemiyor. Şimdi, bir de bilirkişinin tespitinde efendim çok açık çık bir ifadesinde var. Öyle ki, kanunun öngördüğü tam rekabet ortamı temin edilmediğinden verilen teklif fiyatlarının kanunun adedi en uygun teklif fiyatı olmayacağı açıktır. Alımlarda oluşan teklif fiyatının da piyasa rayici olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Buradaki cümle çok önemli efendim. Bunu bilirkişi tespiti olarak yazmış ve rekabet sağlanması halinde bu fiyatın daha da düşme ihtimali yüksektir. Bakın efendim, bir kişisi için kamu zararı var dememiş. Bilirkişi için piyasa rayicine göre bu iş uygun yapılmadı dememiş, sadece rekabet sağlanması halinde fiyatın daha da düşme ihtimali yüksektir demiş. Bu ifadeleri içeren bilirkişi raporunun iddianameye dayanak olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Şimdi, ihaleye fesat karıştırmanın düzenlendiği Türk Ceza Kanunu, sizin de ezbere bildiğiniz üzere hileli davranışlarla ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihale veya ihale sürecindeki iş işlemlerine katılmalarını engellemek metninde buradan yargılanıyor.

Şimdi, İBB Yeşil Alan ve Tesisler Müdürlüğü'nün ihalesi sayın başkanım, 10 Temmuz 2023 tarihi. Müvekkilimin sorumlu olarak sunulmama tesisatı malzemesi alımı denilen 2023'e 1569343 sayılı alım isteği 25 Aralık 2023. Yani ihaleden 6 ay sonra yapılan bir alımda müvekkil sorumlu tutulmuş. Şimdi, sayın başkana size soruyorum. İhale yapılmış, ihale onaylanmış, ihale yapılıp onaylandıktan 6 ay geçtikten sonra yapılan bir alımda sorumlu, ihaleye katılımı engellemekle suçlanmıyor. Bir de bunu akıl ve mantıkla birleştirebilmek çok zor. Sorumlu olarak sayın bilirkişinin yazması için somut delillerle aslında bunları ortaya koy saydı sahte tahakkukları, suçun fiilen hukuken işlenemezliği ortaya çıkacaktı. Hiç kimse ihale tarihinden 6 ay sonra ihaleye bir kişinin kılınmasını engelleyemez. Şimdi iddianamede efendim bir de bir kavram kargaşası var. Aslında müvekkilimin ifadesinde müvekkil ifadesine katılıyorum ancak şöyle bir kavram kargaşası var. Sayın Savcılık ana ihale ve alt ihale kavramından bahsetmiş, oysa ki Kamu İhale Kanunu'nda, Türk Ticaret Kanunu'nda veya Ceza Yargılamasında ana ihale alt ihale diye bir alt ihale tanımıyla düzenlenmiş bir kavram yok.

Bu da savcılık doğrudan alımların ihale olmadığını bildiğinden ana ihale alt ihale gibi bir ayrıma gitmiş, oysa ki böyle bir ayrım yok. Şimdi bu iddianame ile iddianameyi okuyan tüm taraflarca bir dilimize pelesenk olduğu için ana ihale alt ihale kavramına bakıyoruz. Oysa ki özel bir şirketin ya da bir kurumun ana ihale alt ihale gibi bir kavramdan söz edebilmesi için alt ihaleyi de aynı kuruluşu yapmış olması gerekiyor. Oysa ki burada doğrudan ihale yapan firmalar farklı ve konu farklı, Kamu İhale Kanunu gereğince yapılan usuller farklı. Birisi ihale diğeri ise Kamu İhale Kanunu Madde 3'ün verdiği istisna alanı. Now bu ikisini bir araya getirebilmek amacıyla ana ihale yavru ihale alt ihale gibi kavramların bir arada kullanılmasına hukuki olmadığını tekrar burada belirtmek istiyorum. Şimdi bunların dışında sunduğum kararlar var, size kısaca bahsedeceğim kararlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin farklı tarihlerde yapmış olduğu hizmet alımlarıyla ilgili Kamu İhale Kurumu'nun çok özel bir kararı var. Diyor ki kısmi teklif verilmesine izin verilip verilmemesi hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu, diğer bir ifadeyle idarenin ihaleye konu olan alımı kendi arasında kısımlara bölebileceği, idarenin bu kapsamda belirli bir serbestliğe sahip olduğu dikkate alındığında başvuruya konu ihalenin mevcut doküman düzenlemeleriyle kısmi teklife açılmadan yapılmasının kanunu engelleyici ve rekabeti daraltıcı nitelikte olmadığı anlaşılmış olup başvurucunun iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır denmektedir. Kamu İhale Kurulu'nun 2 Haziran 2020 tarihli 2021/1091 nolu kararı.

Şimdi Sayıştay 6. Dairesi'nin 335 ilan nolu kararında ise demiştir ki ihalede rekabet ortamının tam gerçekleşmediği denmiş ise de ihalenin EKAP üzerinden ilan edilmesi, ihalenin açık ihale yöntemiyle yapılması, ihalede herhangi bir şikayete konu olmaması, ihalede rekabetin sağlanıp sağlanmadığı konusundaki yetki ve sorumluluğun ihale komisyonu ile ihale yetkilisinin bulunması nedenleriyle mevzuata aykırı durumun olduğu anlaşılan konu hakkında işlenecek bir husus bulunmadığına ayrıca konunun bakanlığa yazılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir denmektedir. Şimdi bir de Yargıtay içtihatlarıyla son vermek istiyorum. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2023/3765, 2023/12724 karar nolu kararı. 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmıştır. Maddede sayılan seçimlik hareketlerin genişletilmesi TCK 235/2'deki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceği bir tip kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla sırf yaklaşık maliyetin yüksek belirlenmesi, şartnamelerde rekabeti engelleyici mahiyette hükümlere yer verilmesi, ihalenin ve hatta çok önemli bir karar ihalenin gerçekleştirilmesi gereken usulden farklı bir usulle yapılması gibi fiiller başlı başına ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturması için yeterli olmayacaktır. Şimdi Yargıtay bu kararında öyle bir karar vermiş ki bu yargılandığı iddianameye, bu iddianamede belirtilen soyut iddiaların tamamını çürütecek nitelikte bir kararlar verilmiştir.

TCK 235/2 çok tipik bir suçtur efendim. Burada sanki savcılık yerindelik denetimi yaparak şöyle bir iddianame yazıyor: "Sen bu işi neden ayda bir yapmadın, 12'ye bölmedin, bunu planlayabilirdin." Kamu denetçiliğine geçip idarenin yerine geçerek "Sen aslında böyle yapmalıydın" şeklinde bir iddianame düzenliyor. Bu da tam olarak TCK 235/2 ile ilgili verilmiş çok önemli bir kararı gündeme getiriyor. Son olarak müvekkilime somut bir isnat olmaması nedeniyle biz yetki ve sorumluluk açısından, aslında iddianamede yok ama yetki ve sorumluluk açısından da bize bu yönde bir sorumluluk getirilmedi denilince 4734 sayılı kanunun tanımlar başlıklı 4. maddesinde müvekkilin de yansıttığı ihale yetkilisi idarenin ihale ve harcama yapma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulları ile usulüne uygun olarak yetki devri yapılmış görevliler olarak belirlenmiş. Biz ise efendim iç yönergeyi sunduk evrakta. Ağaç A.Ş. iç yönergesi incelendiğinde 28 Şubat 2020 tarihli iç yönergede 2.1 maddesinde bu 1. B bendine göre şirketin taahhüdü altında bulunan işlere ilişkin yaklaşık maliyeti veya ihale bedeli 4734 sayılı kanunun 3/g maddesinde belirlenen limit ve konularla sınırlı mal ve hizmet alımlarında ihale yetkilisi genel müdürlüktür denmektedir.

Şimdi 28 Şubat 2020 dediğimiz zaman şöyle de algılanabilir: "Acaba mevcut yönetim bunu geldiği zaman mı değiştirmiş?" Bu yönde bir kuşku olmaması amacıyla 26 Mart 2015 tarihli İstanbul Ağaç Peyzaj Ek Hizmetleri Yönetim Kurulu kararlarıyla belirlenen iç yönergeyi yine size sunmak istiyorum efendim. Bu aynı 2015 tarihli iç yönergede de efendim aynı yönde düzenleme bulunmaktadır. Unutmayalım ki kurumların bir geleneği düzenlenmesi birden oluşan, yani 2019-2020 yılında kurulmuş bir kurum değil. Yönergenin efendim 3. sayfasında yine ihale yetkilisi belirlenmiş. Sonuç olarak efendim 148, 149, 150 tüm suçlamalarla ilgili müvekkilime şahsen ve cismen sorumlu olduğunu belirten, müvekkilimle ilgili spesifik olarak şu nedenden de sorumludur, şu işle ilgili sorumludur şeklinde bir suçlama dahi yöneltilmeyen iddianame nedeniyle müvekkilimin beraatine karar verilmesini sizlerden arz ediyorum. Bir meslektaşımız daha kısa bir savunma yapacak.

Hâkim: ... 1950 yönünden TCK 235 taksim 3 tire B ve 43 ek savunmanız var, onun da kayda geçmesi açısından belirteyim.

Tayfur Koç: Şimdi Sayın Başkanım, açıkçası 235 gizli belgelerin ihaleyle ilgili gizli kalması gereken bilgilerin aktarılmasıyla ilgili iddianamede dahi bir fiil... Yani müvekkilimin ismi iddianamede sadece dosyadaki 3 adet alımda sonra geçiyor. Burada da müvekkilimle hangi gizli belgeleri nasıl paylaşmış, bir isnat dahi olmaması nedeniyle bununla ilgili yapacağımız savunmada sadece şunu söyleyebiliyoruz: İsnat yok Sayın Başkanım. Nasıl isnat dahi olmayan bir konuda biz savunma yapalım? Çünkü bununla ilgili sadece bir tane alımda müvekkille ilgili bir alım yetkilisi şeklinde yanlanmış bir tespit var. Bunun dışında ne bir tanık, sanık, gizli tanık bilmiyorum artık, dosyada herhangi bir veri yok bununla ilgili. Bu nedenle de bu iddiayı da reddediyoruz Sayın Başkanım.

OKTAY ÖZEL AVUKATI MEHMET ALPEREN GÖKHAN SAVUNMASI

Sayın Başkan, değerli heyet, müvekkilin özellikle ticaret kanunu maddelerine ilişkin bir ek hususu belirtmek istiyorum. Özellikle müvekkilin ifadesinde bahsettiği Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesinde yani kaderinde bir cilvesi açıkça yolsuzluklar ifadesiyle dahi sorumlu tutulamayacak yönetim kurulu üyelerinin sadece gözetim ve özen yükümlülüklerinin yerine getirilmesi halinde sorumlu tutulamayacakları kanunun gerekçesinde ve lafzında açıkçası zikredilmektedir. Tabii heyetinizin aklına şöyle bir soru gelebilir. Bu gözetim ve özen yükümlülüğünü nasıl yerine getirdikleri? Efendim bu şirketler ciroları itibariyle yıllık bağımsız denetim limitleri eşiklerini doldurdukları için bağımsız denetim görmekte, hem de sayıştay denetimi görmekte. İddiaya konu olan ihalelerin oldukları yerlerde gelen Sayıştay denetimi ve bağımsız denetimlerin tamamında hiçbir bulgu, hiçbir isnat sayın iddia makamının ve bilirkişinin dilekçesinde raporunda zikrettiği gibi hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Dolayısıyla müvekkil üzerine düşen özen ve gözetim yükümlülüğünü fazlasıyla yerine getirmiştir. Ayrıca efendim, meslektaşımızın da savunması uzun olması sebebiyle kısaltmak adına söylüyorum. Müvekkilimiz tarih ve kentler birliğinin genel sekreterdir ve kendisi hakkında bir imza tedbiri uygulanmaktadır. Haftada iki gün, bu da seyahatine ve işine engel olmaktadır. Hâlihazırda da büyükşehir belediyesinde genel sekreter yardımcısıdır. Bu hususta da efendim takdirlerinizi bekleriz. Müvekkilimizin beraatini arz ederiz. Sağ olun.

SEZER ADA ATEŞ SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben Sezer Ada Ateş, 1976 yılında Ordu'da doğdum. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. İstanbul Üniversitesi Peyzaj Mimari bölümünden mezunum. 26 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı'nda çalışmaktayım. Sayın Başkan, Sayın Heyet. İddianamede şüpheli sıfatıyla adım yalnızca 151 numaralı eylemde geçmektedir ve bana yöneltilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Eylem 151, 2024 yılı İstanbul geneli yeşil alanlarda kullanılmak üzere kışlık bitkisel materyal alım işini kapsamaktadır. Bu eylemde alım ihalesinde rekabet ilkesinin ihlal edildiği ve ihale katılımının kasıtlı olarak azaltıldığı anlaşılmıştır denilmektedir. 2024 yılı kışlık bitkisel materyal ihalesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 19. maddesine göre açık ihale olarak yapılmıştır. EKAP'ta ilan edilen ve tüm isteklerin katılımına açık olan bir ihaledir. Bu ihalede birim müdürü olarak ihale onay belgesini imzaladım ve her yıl kullandığımız standart idari şartnamesinin hazırlanmasında yer aldım.

Sayın Başkan, Sayın Heyet. 2024 kışlık bitkisel materyal mal alım işinin idari şartnamesine kurumumuzda yaklaşık 20 yıldır uygulanan ve EKAP kayıtlarıyla da en az 2014'ten bu yana belgelenen standart şartlar dışında tek bir şart yazılmamıştır. Bu bu şartnamenin şartlarından bazılarını da bahsetmek isterim. Ekonomik ve mali yeterlilik belgesi istenmemiş. %30 oranında iş deneyim belgesi istenmiş, bitkisel materyal satışı benzer iş sayılmış, süs bitkileri üretim belgesi istenmiş, iş ortaklığına izin verilmiş, ihale kısmi teklife kapalı tutulmuştur. İddianamede ekonomik ve mali yeterlilik belgesi istenmiştir denilmektedir. Ancak idari şartnamenin 7.4 maddesinde ekonomik ve mali yeterliliğe ilişkin belgeler ve bu belgelerin taşıması gereken kriterler bölümü incelendiğinde 7.4.1 ve alt başlık alt maddelerin bu madde boş bırakılmıştır denilmektedir. Bunların her biri kurumumuzun bitkisel materyal mal alımları yıllarında aynen uygulanan şartlardır. Bu ihale için şartnameye yeni bir şart eklenmemiş, mevcut şartlardan hiçbiri de ağırlaştırılmamıştır.

Eylem 151'de 3 şart nedeniyle ihalede rekabet ilkesinin ihlal edildiği iddia edilmektedir. Birincisi iş deneyimi oranı %30 olarak belirlenmesidir. Mal alımı ihaleleri uygulama yönetmeliği açık ihalelerde idareye %10 ila %40 arasında oran belirleme takdiri vermektedir. İhalenin iş deneyimi olarak bu değerler arasındadır. Ayrıca şartnamede iş ortaklığına da izin verilmesi dikkate alınarak iddia tekrar değerlendirilmelidir. Bir diğer şart olan süs bitkisi üretici belgesi istenmiştir. Bu belge Tohumculuk Kanunu'na göre Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilir. Kamu ihale genel tebliğinde fidan, çiçek ve tohum gibi canlı bitkisel materyal alımları için açıkça zorunlu kılınan bir belgedir. Bu şart en az 2014'ten bu yana kurumun bütün bitkisel materyallerinde aranan bir şarttır. Ayrıca EKAP üzerinden incelendiğinde birçok resmi kurum, kuruluş ve belediyelerinin aynı benzer ihalelerinde bu belgenin talep edildiği de görülecektir.

Bir diğer unsur ise Süs Bitkileri Üreticileri Birliği üyeleri listesine göre bu belgeye sahip Türkiye'de en az 1200 tane firma bulunmaktadır ve bu firmaların 99 adedi İstanbul'dadır. Üçüncü şartımız ise kısmi teklife kapalılık şartı. Bu şart da 2014'ten bu yana Daire Başkanlığımızın sürekli uygulamasıdır. Sayın Başkan, ihalenin kısmi teklife açılmaması idarenin bir tercihi değil, teknik bir zorunluluğudur. Mesleki eğitimim ve deneyimim doğrultusunda belirtmek isterim ki canlı bitkisel materyalin dikimi mevsim koşullarına ve belirli bir takvime bağlıdır. Bitkilerin temininden toprağın hazırlanmasına ve dikimine kadar tüm aşamaların birbiriyle uyumlu yürütülmesi gerekmektedir. Bu aşamalardan birindeki gecikme veya eksiklik bitkilerin sağlığını, gelişimini olumsuz etkiler. Örneğin vermek gerekirse kışlık mevsimlik çiçekler veya soğanlı bitkiler sonbaharda belirli vejetasyon döneminde toprakla buluşturulması gerekmektedir.

Olası yalnızca bitkilerin olunması gerek yeterli değildir; toprak, gübre ve torf gibi yan malzemelerin de aynı dönemde hazır olması gerekmektedir. Bu malzemelerin birinin eksikliği dikimi geciktirir, bitkilerin kurumasına, kayıplara ve ilave bakım maliyetine yol açabilir. Ayrıca Kamu İhale Genel Tebliği'nde ihale konusu işin niteliği dikkate alarak denilmektedir. Bu işin niteliği de bütüncül bir ihaleyi gerektirmektedir. Sayın Başkan, 2024 kışlık bitkisel materyal ihalesine 2 firma teklif vermiş, kazanan firma yaklaşık maliyetin altında kalmıştır. Eylem 151'de bahsedilen ihale ile ilgili ne şikayet ne de iptal durumu olmamıştır. Her yıl Sayıştay denetimi Sayıştay Başkanlığı tarafından denetlenen ihalelerimizde herhangi bir kamu zararı tespiti olmamış ve iddianamede de herhangi bir kamu zararına ait tek bir rakam da bulunmamaktadır. Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bilirkişi raporunda ana ihale ile ilgisi olmayan alt alımlar ana ihale ile ilişkilendirilmiştir.

Alt alımlar başka bir süreçtir. İdarecinin yükleniciye karşı yetkisi teslim edilen malın teknik şartnameye uygun olup olmadığı numune ve muayene yoluyla denetlemektir. Bitkinin hangi fidanlıktan geldiği ya da yüklenicinin onu hangi usulle satın aldığı ise idarenin denetim sorumluluğunda değildir. En önemlisi de ihaleden sonra yapılan alt alımların hiçbirinde, hiçbir aşamasında imzamın, onayımın ve talimatımın bulunmamasıdır. Ağaç ve Peyzaj AŞ ayrı tüzel bir kişilik olup kendisine ait yönetim kurulu ve bütçesi bulunmaktadır. Eylem 131'de Eylem 151'de pardon 31 31 satırlık alt alım tablosunda hiçbir yerinde adım geçmemektedir. Bu alımlar yetki, görev ve sorumluluğumda da değildir.

İddianamede Eylem 151 kapsamında 31 satırlık bir tablo bulunmaktadır. Bu tabloda 1909 satır tasnif numaralı satırdan itibaren 16 satır ana ihaleye ait değildir. Ana ihale 09 Ocak 2025 tarihinde sözleşme tarihi bitmiştir ancak bu ihaleler 14 Şubat 2025 ila 27 Şubat 2025 arasında yapılmıştır. Ayrıca bu alt alımların içeriğinde muhtelif inşaat malzemesi, elektronik malzeme, makine, muhtelif malzeme, süs havuzu kimyasal temizlik malzemesi ve benzeri gibi yapısal malzemeler olup bu materyallerin kışlık bitkisel materyalle hiçbir ilgisi yoktur. Bu ve benzeri hatalar göz önünde tutulmasını ve raporun bu bölümünün değerlendirme dışı bırakılmasını takdirlerinize sunuyorum.

Ben bir öğretmen çocuğuyum. Nitekim neyse tüm aile fertlerinin devletin farklı kurumlarında görev almışlığı var. Çok özür diliyorum. Devletine ve kamuya hizmet etmenin değerini ailemden öğrendim. Ben mezun olduğum günden bu yana mesleğimi kamu hizmetinde sürdürdüm. Bu kurumda kademe kademe yükselerek 2 Eylül 2024’te şube müdürlüğüne atandım. Ve meslek hayatım kamu bilincini önleyerek ve büyük bir azimle çalışarak geçti. 25 yıldan aşkın memuriyet hayatım boyunca ben görevimi her zaman anlımın akıyla yerine getirdim. Hakkımda herhangi bir disiplin cezası bulunmamaktadır. Tüm memuriyet hayatım boyunca kamu yararını önceleyerek ve etik kullarına uygun olarak çalıştım. Bugün buradan bu dosyada adı geçen bir kamu görevlisi olarak durmuyorum. 26 yılını İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışarak geçirmiş yüksek peyzaj mimarı ve 14 yaşında bir kız çocuğunun annesi olarak duruyorum.

Gözaltına alındığım gün polisler beni evimizde kızımın gözleri önünden götürdüler. Bugün onun, 14 yaşındaki kızımın yaşadığı korkuyu bir anne olarak size anlatamıyorum. 8 Mayıs 2026 tarihinde gözaltına alındım. Ardından hakkımda konutu terk etmeme kararı ile 150 gündür elektronik kelepçeyle evde hapis bulunmaktayım. Ne nezarette geçirdiğim günlerin ve yaklaşık 150 gündür devam eden hapsimin etkisi yalnızca benim hayatımla sınırlı kalmadı. Kızımın ve ailemin hayatında da hem psikolojik hem de sosyal açıdan olumsuz sonuçlara neden oldu. Eşim deniz subayıdır. Görevi gereği yılın büyük bölümünü şehrin uzak şehirlerde ve gemi görevlerinde geçirmektedir. Askeri lojmanda kızımla birlikte yalnız yaşıyoruz. Kızım bu sene LGS'ye hazırlanıyor. Okula gidip gelmesi, etütü, kursu, veli toplantısı, doktoru, kırtasiyesi ve benzeri günlük ihtiyaçlarını karşılamam gerekirken ben evin kapısının önüne bile çıkamıyorum. Hayatının en önemli dönemlerinden birine hazırlanan kızım annesinin ev hapsinin yükünü de taşıyor. Bu süreç bana ve aileme büyük yükler getirmiştir. Bu iddianamede suç işlediğimi gösteren herhangi bir sonuç, bilgi ve belge yoktur. Yargılamanın sonunda her türlü adli kontrol tedbir kararlarının kaldırılmasını, duruşmalardan bu işin tutulmamı ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum sayın hakim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Teşekkürler. Geçmiş olsun. Aslında sana soru sormayı düşünmüyordum ama çok ağır ithamlarla karşı karşıya olduğumuz için mecburen soracağım. Şube müdürlüğü göreviniz süresince çıktığınız ihalelerle alakalı dosyayla alakalı sizden gerek kendimin gerekse yönlendirdiğim, görevlendirdiğim herhangi bir Ağaç A.Ş. çalışanı üzerinden herhangi bir gizli bilgi talebimiz oldu mu?

Sezer Ada Ateş: Asla olmamıştır.

Ali Sukas: Bu amaçla bir görüşmemiz oldu mu?

Sezer Ada Ateş: O da olmadı Ali Bey.

Ali Sukas: Bir de İBB'de, Park Bahçelerde çok tecrübeli bir peyzaj yüksek mimarısınız. Yıllardır orada çalışıyorsunuz. Tecrübelerinize istinaden soruyorum. Daha önce saha tarafında da yani yeşil alan bakım yapım taraflarında da yıllarca çalıştınız, hem teknik eleman olarak hem yönetici olarak çalıştınız. Şimdi dosya yani iddianame kapsamındaki bu bitkisel materyaller alım ihalesi dosyası vesaire bunların bir de ihale sonrası sözleşme yapıldıktan sonraki yönetilme biçimi var. Bu konuda da siz çok tecrübelisiniz. O süreç nasıl işlerdi? Yani mesela Ağaç A.Ş. diyelim veya A B firması ihaleyi aldı, sözleşmeyi imzaladı. Ondan sonra idareye, "Tamam bu dosya kapsamında ürünlerimiz hazır, nereye bırakalım mı?" denir? Nasıl işler o süreç? Biraz yani hem bizi hem sayın heyeti aydınlatabilir misiniz?

Sezer Ada Ateş: Yanlış anlamadıysam cevaplandırayım. Şöyle ki, ihalede bulunan teknik şartnameye uygun olarak ürün ve malların gelmesi idarenin sorumluluğunda. Yani kontrol heyeti teknik şartnameye uygun ürünlerin gelip gelmediğini denetler ve bu talep edilen ürünlerin, daha önce belirlenen talep edilerek belirlenen ürünlerin sahaya gelmesine idare olarak biz yüklenicimizden isteriz, yüklenici de taahhüdü gereği sahaya getirir, daha sonra da dikim başlar.

Ali Sukas: Yani bu talepler dosya kapsamında ihalenin talepleri parçalı mı olur, süreye yayılı mı yani zamana yayılı belirsiz zamanlarda mı, yoksa bütün olarak mı istenir?

Sezer Ada Ateş: İşin niteliğine göre değişebilir Ali Bey. Toplu da isteyebiliriz ama mevsim itibarıyla bazı olumsuz şartlar olduğunda parça parça da talep ettiğimiz olur. Çünkü bitkisel materyal toplu alınıp bir yerde istiflenip ya da depolanabilecek nitelikte ürünler olmadığı için ihtiyaca binaen genelde de nakliye dahil olduğu için sevkiyatı biz daha sonra talep edebiliriz. Ama ihtiyaca binaen tekrar hatırlatmak isterim.

Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederiz.

Sezer Ada Ateş: Rica ederim.

SEZER ADA ATEŞ AVUKATI AYDIN TEZCAN SORUYOR

Aydın Tezcan: Öncelikle ne zaman yönetici oldunuz? Kaç yıldır yöneticisiniz İBB'de?

Sezer Ada Ateş: Şöyle anlatabilirim: Eylül 2024'te şube müdürü oldum ama Park Bahçeler'deki yönetim şeması teknik personel, şef, müdür yardımcısı ve müdür olarak gider. Ben 2015'ten bu yana yaklaşık 10 yıl teknik personel oldum, sonra şef, sonra müdür yardımcısı, müdür silsile olarak devam etti. 15'ten bu yana yönetici diyebiliriz benim için.

Aydın Tezcan: Uzun süredir devam ediyorsunuz yani yaklaşık 25-26 yıl. Bu dönemin bir bölümünde herhalde daha önce İBB'nin değişik bölümlerinde çalıştınız mı, hep aynı birimde miydiniz?

Sezer Ada Ateş: Hep aynı birimdeydim. Park Bahçeler Dairesi Başkanlığı, müdürlükken başta, 2000 yıllarından beri buradayım, bu birimdeyim.

Aydın Tezcan: Peki çalışma disiplininiz ne şekildedir? Alana çıkıyor muydunuz? Yani ne kadarlık bir alandı sizin göreviniz?

Sezer Ada Ateş: Şöyle söyleyeyim: Ben şanslı birisiyim. Genelde teknik personelin idari müdürü olarak ortaya çıkan nadir kişilerdenim. 26 yılımı aldı, evet. 26 yılda her kadroda, her aşamada bulundum. Dediğim gibi, önce masa başında proje çizen bir memurken şimdi şube müdürü olmak nasip oldu diyelim.

Aydın Tezcan: Şu açıdan özellikle soruyorum: Yani insanlarla, mesela baz istasyonu kayıtlarında "Şurada gözüktünüz, burada gözüktünüz." deniliyor. Deliller açısından soruyorum. Kalabalık ortamlarda bulunuyor muydunuz? Alanlarda denetim yapıyor muydunuz?

Sezer Ada Ateş: Şöyle de söyleyebilirim: Zaten piyasa çok küçük bir piyasa. Belirli yerlerde, fuarlarda, toplantılarda, oda toplantılarında ya da birçok şehirlerde farklı fuar ortamları olduğu için her yerde, bütün, sadece baz istasyonu incelenmeyenler haricinde birçok kişiyle de olmuş olabilirim. Çok normal, ben 30 yıllık peyzaj mimarıyım. Bu sektörde de birebir çalışan birisiyim. Bunların olması kadar olağan bir şey yok zaten. Dediğim gibi, 26 yılımı da Park Bahçeler Dairesi Başkanlığında geçirdim.

Aydın Tezcan: Bir de biraz şahsi bir soru olacak. Avukatınız olarak, yaklaşık birkaç gün önce ben sizden biraz da şaka yollu bir talepte bulunmuştum ve bana çok sert bir cevap verdiniz. Biraz zoruma gitmedi değil. Bana şunu söylediniz, demiştim ki: "İşte mahallemizde birkaç park var, eksiklik var. İnşallah döneceksiniz ve bu konularda da bana yardımcı olursunuz. Ben de Park Müdürünü tanıyorum artık." vesaire gibi. Bana "Bana ulaşamazsınız." Beni iş ahlakım, disiplinimle çok sert bir cevaba verdiniz. Nasıl bir iş ahlakına sahiptiniz? Nasıl bir disipline sahiptiniz? Sevilen birisi miydiniz? Nasıl bir yöneticiydiniz? Biraz merakımdan soruyorum efendim.

Hâkim: [anlaşılamadı]

Aydın Tezcan: Öyle mi? Peki, peki. Başka bir sorum yok o zaman efendim.

MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI SORUYOR

Avukat: Sezer Hanım sizin konumunuzla alakalı değil benim ama kalan bir ... müvekkilimin durumunu öğrenmek için soruyorum. Müvekkilim Murat Dağdelen'i tanır mısınız?

Sezer Ada Ateş: Murat Bey'i daha önceden görmüştüm ama nezarethane ortamında daha çok tanımış, tanışmış olduk.

Avukat: Han İnşaat firmasını bilir misiniz?

Sezer Ada Ateş: Bilirim, yıllardır bilirim.

Avukat: Peki Han İnşaat firmasındaki müvekkilin pozisyonunu veya çalışmalarını bilir misiniz?

Sezer Ada Ateş: Pozisyon ve hukuki sorumluluklarını bilmem ama sahada beraber görmüştüm var defaten.

Avukat: Özellikle Doğantepe projesinde?

Sezer Ada Ateş: Evet, evet defaten evet beraber Han İnşaat'ın yetkilileriyle beraber gelip giderlerdi ama ne sıfatla bilemiyorum.

Avukat: Tamam, teşekkür ederim.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Avukat Kaptan Yılmaz: Size de geçmiş olsun. Yaklaşık maliyet tespitlerinde göreviniz var mıdır? Bu bilgiyi haiz iseniz bu soruyu soracağım. Kimden istersiniz yaklaşık maliyetleri?

Sezer Ada Ateş: Yaklaşık maliyetleri birim müdürü olarak size şöyle söyleyebilirim, birebir görev almışlığım yok. Yalnız şöyle söyleyeyim, daha önce iddianame savunmamda da söyledim, süs bitkileri üretici birliği var. Bu birlikte bulunan işte 1200 adet firma var. Bunlardan herhangi birine, şöyle söyleyeyim hani kurayla çekilebilir gibi düşünebilirsiniz, tahmini, rastgele bu firmalardan biz önce idari olarak resmi mailimizden mail yoluyla fiyat isteriz. Daha sonra fiyata da hem mektup gibi hem ıslak imzalı hem de mail olarak yine cevap alırız. Yalnız firma tespitinde, inanın ki biz o listeden 40, 50, 60 kaç firma isterseniz hepsine teklif göndeririz. Teklife gelenlerin tekliflerini de değerlendiririz.

Avukat Kaptan Yılmaz: İBB'de daha önce yapılan benzer ihalelerde yaklaşık maliyet istenen firmaları, neticede sizin bilgi havuzunuzda, onları da kullanırsınız.

Sezer Ada Ateş: Yeri gelir kullanırız, yeri gelir...

Avukat Kaptan Yılmaz: Yeterli. Asıl soracağım şu. Yaklaşık maliyet istediğimiz firmalar aynı zamanda ihaleye teklif verebilir mi?

Sezer Ada Ateş: Teklif verebilir, mevzuat gereği verebilir.

Avukat Kaptan Yılmaz: Dolayısıyla size önce bu işin ne kadara mal olduğu bilgisini verip, sonra da ihaleye bu bilgiye sahip olarak bir teklif verme hakkına sahipler.

Sezer Ada Ateş: Tabii ki, artı rekabeti arttırıcı da bir unsur bence. Yani böyle bir ihale var, hadi biz de hazırlanalım denilebilir. O yönüyle de...

Avukat Kaptan Yılmaz: Peki. Bir diğer husus, Ağaç A.Ş. ile yaptığınız sözleşmelerin tamamında 9. madde var. Çok pardon, 9.1 ve 13. maddeleri. Burada da Ağaç A.Ş.'den temin edeceğiniz ürünleri, ihalenin toplam süresi sözleşmede yer alıyor şartlarda, bir anda teslim değil, sözleşme süresi boyunca talep edileceğine dair bir düzenleme yapmışsınız. Hatta bu düzenleme daha sonra 2022-2023'te ilave bir değişiklikle yapılmış. Neden bunu tüm döneme yayarak talep ettiğinizi de sözleşmeye açıkça yazmışsınız. Sorum şu: İhale bitiyor, ihaleyi kazanan firma, somut örneğimizde Ağaç A.Ş.'nin 50, 60 gün, 180 gün, 50 gün gibi süreleri var, ihalenin tamamlanma süreleri. Siz ürün lazım oldukça mı talep ediyorsunuz Ağaç A.Ş.'den bu ürünleri?

Sezer Ada Ateş: Şöyle anlatabilirim. Aslında sahanın teknik durumuna ve zorunluluklarına göre. Ben Yeşil Alanlar ve Tesisler Yapım Şube Müdürüyüm. İhale ile ilgili diğer müdürlüklerimizden bize talepler gelir. Bu talepler ışığında biz toplanan taleplere göre ihalemizi hazırlarız. Daha sonra ihale biter, yüklenici belirlendikten sonra diğer 3 müdürlüğümüzün ihtiyaçlarına göre ve dediğim gibi bitkinin dikimi, bir yerde hazırlanması bir zaman ister. Bu belli bir takvimi gerektirir. Bu takvim ve ihtiyaç analizine göre parça parça da istenebilir daha önce söylediğim gibi. Hepsini toptan almamız zaten mümkün değildir. Genelde belli bir dikim periyodu olduğu için bu dikim periyodu ve yer hazırlığına göre parça parça istenir.

Avukat Kaptan Yılmaz: Peki sizin bu ürünleri toplu olarak teslim etmeniz halinde tüm ürünlerin bakımını, lojistiğini sağlayabilecek bir alanınız var mı? Zaten biraz da mekansal zorunluluk sebebiyle de ürünün tamamını aynı anda teslim almanız mümkün değil.

Sezer Ada Ateş: Mekansal zorunluluktan ziyade şöyle açıklayabilirim. Mekansal zorunluluğunda bu canlı materyalin bakımı ekstra bir kamu yüküdür. Suyu, buna bakan birkaç personelin gideri, bulunduğu yerin kirası veya düzenlenmesi, altyapısı, elektriği ve benzeri birçok görünmeyen masraflarla beraber kamu kaynaklarının düzgün kullanılmamasına neden olabiliriz. Olabilir, ama bundan biz kaçınıyoruz ekstra bir kamu zararı yüküne tekrar kamuyu sürüklememek adına.

Avukat Kaptan Yılmaz: Son bir sorum. Yine sözleşmede 24. maddenin 3. fıkrası, tüm sözleşmelerde aynı madde olduğu için madde ismini söylüyorum, hatırlamayabilirsiniz ama standart maddeleriniz. Burada da sözleşme bedelinin yüzde 80'ine kadarki kısmına alım garantisi veriyorsunuz bir bakıma. Aslında onu da garanti etmiyorsunuz, yüzde 80'i düşerse aradaki farkın yüzde 5'ini cezai şart olarak ödemeyi taahhüt ediyorsunuz. Bu şu demek benim anladığım. Siz esasen, ürün ve kalem hangi ürünler olduğunu da belirtmeyen tüm total ihale meblağının yüzde 80'ini alabileceğiniz hususunda bir güvence veriyorsunuz firmaya. Ama kalan yüzde 20'sini hiçbir gerekçe ileri sürmeden ve almadığınız kısma bir cezai şart ödemeden tek taraflı yüzde 20'lik bir eksik ürün talep etme yetkisini, hakkını kendinizde tutuyorsunuz. Bu otomatik olarak şuna yol açar mı? Siz, farazi konuşuyorum, 100 tane çam ağacı ihale şartnamesine koymuşsunuz, bunun yüzünü birden istemeyebilirsiniz, neticede sözleşme size bu hakkı veriyor. Yani Ağaç A.Ş. sizin sözleşmedeki bu şart sebebiyle alımınızı planlayabilecek, öngörebilecek ve bu alımın planını yapıp yıla veya sözleşme dönemine yayabilecek hakka, imkana sahip olabilir mi?

Sezer Ada Ateş: Ağaç A.Ş. için çok yorum yapmam doğru da olmaz, yanılabilirim.

Avukat Kaptan Yılmaz: İlk bölümünü cevaplasanız yeterli benim için.

Sezer Ada Ateş: Şöyle söyleyeyim idarenin ekstrem durumları için yüzde 80 oranı konmuştur. Herhangi bir olay olduğunda, mücbir sebepler oluştuğunda veya bitkilere zararlılar geldiğinde biz kendimizi güvence altına alıyoruz. Evet, Ağaç A.Ş.'nin böyle bir konusunda anladım ama şey yapamayabilirim. Bu konuda yorum yapmam...

Avukat Kaptan Yılmaz: Sadece şunu cevaplasanız yeterli.

Sezer Ada Ateş: Buyurun, anlayamadım soruyu.

Avukat Kaptan Yılmaz: Daha net söyleyeyim. Siz ihalede belirtmiş olduğunuz tüm ürün kalemlerini almak zorunda mısınız? Bundan bir kısmını almaktan vazgeçebilir misiniz? Pratikte durum nedir?

Sezer Ada Ateş: Şöyle söyleyeyim, almak zorunda mıyız, vazgeçebiliriz, evet dediğim gibi görünmeyen mücbir sebepler olursa ama belli talepler karşılığında bu ihale hazırlandığı için taleplere göre alma durumumuz gelişebilir.

Avukat Kaptan Yılmaz: Yani ihtiyacın değiştiği durumda neticede bu alımdan vazgeçebiliyorsunuz. Teşekkür ederim başka sorum yok.

SEZER ADA ATEŞ AVUKATI SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet; savunmamıza ek olarak bir kısım dokümanı da dosyanıza sunuyoruz. Müvekkil savunmasında samimi beyanlarda bulundu. 25 yılı aşkın süredir İBB'de bürokrat olarak çalışmaktadır. İddianameye baktığımızda sadece 151 no'lu eylemden dolayı yargılanmaktadır. Ancak burada müvekkile isnat edilen fiil de açık değildir. Ceza sorumluluğu şahsidir ancak müvekkil nezdinde 151 no'lu eylemle hiçbir şahsileştirme yapılmamıştır. Yine 235. maddeden dolayı müvekkil yargılanmaktadır. Ancak hangi fiiliyle, hangi kastla bu suçu işlediğine ilişkin de hiçbir beyan yoktur. Müvekkil hakkında tanık beyanı yoktur, itiraf yoktur, firmaların yüklenicilerinin yöneticileriyle hiçbir HTS kaydı yoktur, para trafiği de yoktur. İddianamenin temelini oluşturduğu öne sürülen bilirkişi raporunda da ihalenin vasfından uzaklaşılarak ihalenin en iyi versiyonu nasıl olması gerektiği konusunda bilirkişi kendince tartışmış ancak bunların hiçbiri 235. maddeye uymamaktadır. İhalede rekabetin azaltıldığını 3 sebeple öne sürmüş.

Birincisi iş deneyim oranı, %30 iş deneyim oranı, ikincisi süs bitkisi üretici belgesinin istenmesi ve kısmi teklife kapalılık. Bunları müvekkil söyledi, ben de çok kısaca birer cümleyle geçeceğim. Mal alım ihaleleri uygulama yönetmeliğinin 37. maddesinin 3. fıkrasının a bendinde ihalelerdeki iş deneyim oranının %10 ile %40 arasında olabileceği belirtilmiş ve idareye takdir yetkisi tanınmıştır. Yine bu ihalede uygulanan %30 oranı ilk defa bu ihalede uygulanan ve ihalede rekabeti azaltma kastıyla yapılan bir uygulama değildir. Yine sunduğumuz evraklar içerisinde vardır, kurumun daha önce yaptığı 2014 16151, 2014 16179, 2015 2077287 ve diğer ihalelerinde de %40 oranları ve yine kurumdaki yapılan sunduğumuz evraklarda da görülecektir, diğer ihalelerde de benzer oranlar uygulanmıştır. Yine ülke uygulaması da benzer şekildedir. İstanbul'daki ilçe belediyeleri ve Türkiye'deki diğer büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinde de benzer uygulamalar mevcuttur. Burada iş ortaklığına açık tutulması da aslında rekabeti arttıran unsurlardan birisidir.

Yine bilirkişi raporunda belirtilen süs bitkisi üretici belgesi de Türkiye genelinde oldukça yaygın bir belgedir ve rekabeti azaltması söz konusu olamaz. Kısmi teklife kapalılık da yine müvekkilde detaylı şekilde belirtti, teknik bir zorunluluğa dayanmaktadır. Bu sebeple bu da bir ihaleyi, rekabeti azaltıcı bir sebep olamaz. 235. maddede hile ve katılımı engellemeden bahsedilmektedir. Mevcut suçlamada hile gibi bir durumun olması mümkün değildir. Şartnamenin geçtiği sürece bakacak olursak 20 Eylül 2024'te EKAP'a yüklenmiş, 24 Eylül 2024'te ilan edilmiş, 23 Ekim 2024'te ihalesi yapılmış ve 11 Kasım 2024'te imzalanmış. Herkese açık ihaleden bahsetmekteyiz. Yine Kanun'un 54. maddesi de bu ihale ile ilgili şikayet hakkını yalnızca ihaleye katılanlara değil, istekli olabilecek herkese tanımaktadır. Bu durumda da herhangi bir hileden veya engellemeden bahsetmek söz konusu değildir. Ben çok kısaca şeyi de belirterek sözümü meslektaşıma bırakacağım, herhangi bir kamu zararı da yoktur. Müvekkil hakkında çok uzun süredir konutu terk etmeme adli kontrolü uygulanmaktadır, bu ağır alternatif bir cezaya dönüşmüştür. Bunun kaldırılmasını ve adli emanetteki müvekkilin telefonunun kendisine teslim edilmesini talep ederiz.

SEZER ADA ATEŞ AVUKATI AYDIN TEZCAN SAVUNMASI

Öncelikle şunu söylemek istiyorum, müvekkilimin kendisinin de söylediği gibi 25 yılı aşkın bir memuriyeti var ve tertemiz bir sicile sahip. Eşi emekli subay olan, yaşantısında en ufak bir leke bulunmayan bir insan. Daha sonra böyle bir dava açılıyor ve birleştiriliyor. Bir çuval var ve o çuvalın içine ne var ne yok her şey atılıyor. Atılanlardan bir tanesi de ne yazık ki benim müvekkilim oluyor ve buraya sadece bir tek eyleme, bir tek ihaleye ilişkin olarak geliyor. Burada onlarca sanık var, onlarca dava var, değişik eylemler, anlatılanlar var. Müvekkilimle alakalı tek bir ihale var ve tek bir eylem, attığı tek imza yüzünden burada. Memuriyetinden ayrılmak zorunda bırakılmış ve düşünün, yıllardır kaldığı ve bir askeri lojmanda çocuğuyla birlikte hapis durumda, balkonun dışına dahi ayağını atamıyor. Yani bu insana, bu seviyede devlete hizmet etmiş, kamuya hizmet etmiş bir insana verilecek en büyük cezalardan bir tanesi. Hapiste geçirilen döneme göre o süreci asla küçümsemiyorum, o daha büyük bir ceza tabii ki ama evde geçirilen hapis cezası da aynı derecede ve devamlı komşularıyla, etrafla yani böyle bir utanç bir insana bu kadar uzun süreli verilemez.

Öncelikle suçun niteliğine, cezanın miktarına, ileri sürülen iddialara bakıldığında, yani cezanın orantılı olması imkânsızdır, yani orantılı bile denilemez. Müvekkilimle alakalı dosya içinde delil olarak bakıldığında ne birisiyle şüpheli bir telefon görüşme kaydı var, ne bir kamera görüntüsü var, ne rüşvet aldığına dair hesaplarında şüpheli bir işlem hareketi var. Yani bu şekilde bir insanın alelacele verilen bir birleştirme kararıyla birlikte burada yargılanmasının dahi ben gerek usule, gerek hukuka, gerek vicdana aykırı olduğunu düşünüyorum. Esas yönünden zaten dosyaya girecek olursak, işte perşembe günü sanıklardan Yasin Çağatay Seçkin ve müdafii vardı, daha önce başka sanıklar vardı, hepsi aynı ihale ve aynı şeyleri anlatıyorlar. Üç dört tane madde var, iş deneyimi, süs üretici belgesi yok, kısmi teklife kapalılık, işte bunlara uyulmadı, tekrar anlatıldı. Burada tekrara düşmemek için bunları yeniden savunup yeniden anlatmak yerine, müvekkilimle alakalı bir kişiselleştirme, bireyselleştirme, bir şahsileştirme yok dosyada. Çuvalın içinde ona da "Savunma yap," denilmiş bu ihale ile alakalı.

Müvekkilim attığı imzayla alakalı bakıldığında bir kamu zararı dahi oluşmamış, ortalama maliyetin altında bir ihale verilmiş ve ihale kısmi teklife kapalı yapılmış. Ve kısmi teklife kapalı yapılan o ihale ile alakalı da bütüncüllüğün ne olduğunu kendisi de ayrı ayrı anlattı, diğer sanıklar da ayrı ayrı anlattı. Ben esasına yönelik burada hiçbir şüphe kalmadığını, beraatin netleştiğini düşünüyorum. Hadi diyelim bir an için denilse ki: "Dışarıya ihaleyi sızdırdınız, işte bilgi verdiniz, gizliliği yok ettiniz, şikâyetleri engellediniz." Dosyada öyle bir mesele de gözükmüyor. Müvekkilimle alakalı kişisel, şahsi, bireyselleşmiş tek bir delil, tek bir nedensellik bağlantısı dahi yok. Bir insan bir anda görevlerden alınmış; koca İstanbul'un bütün parklarına, yeşil alanlarına hizmet eden birisi 25 yıldır bu işin içindeyken "Hadi git kardeşim, sen evinde hapissin ve bundan sonra böyle bir töhmet altındasın," denilmiş.

Artık bu dosya incelenirken ayıklamanın bir an önce yapılması; yani ben burada şu dosyayı ve duruşmayı izlerken şaşırıyorum. En rahat olanlar, böyle soğukkanlı bir şekilde anlatanlar "Şöyle rüşvet verdim, şöyle bağışta bulundum, bir de şunu yaptım, bunu yaptım," diyenler, sanki 40 yıldır bu işin içinde ve bu işi yaparak gözükenler en büyük suçlular onlarken, en rahat onlar burada ne yazık ki ifadeler veriyorlar. Müvekkilimle alakalı tekrar söylüyorum; kendisine isnat edilebilecek şahsi olarak hiçbir kusur, sorumluluk dahi bulunmamaktadır, kastına yönelik bu dosyada tek bir delil dahi yoktur. Kendisi disipliniyle, iş ahlakıyla, yöneticilik vasıflarına sahip olmasıyla yıllardır belediyede öne çıkmış bir insandır ve hiçbir partinin altında değil, birçok parti altında görev yapmış ve görevi de dürüstlükle, ahlakla yapmıştır. Burada ağlamasına ben dahi üzüldüm; ağlayacak insanlar onu buraya getirenlerdir diye düşünüyorum. Sözlerimi uzatmak istemiyorum, esasına yönelik çok savunma yapıldı zaten. Usulü yöntemin de doğru olmadığını düşünüyorum. Müvekkilimin beraatini, ayrıca da bu adli kontrol tedbiri olan ev hapsinin bir an önce kaldırılmasını talep ediyor, saygılarımı sunuyorum.

MUSTAFA DUHAN DEMİR SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Başkanım, Sayın Savcım; ilk olarak bu sürece mağdur sıfatıyla aslında başladım ama burada sanık sıfatıyla yer almak hem ağır geliyor hem de şaşkınlık içerisindeyim. Çünkü bu durumu gerçekten beklemiyordum. Süreç sonunda mağduriyetimin ve suçumun olmadığının anlaşılacağına inanıyorum. Savunmamda anlatacağım üzere bunu da anlayacağınızı umuyorum. Soruşturma aşamasında bir polis memuru tarafından arandım ve ifadeye davet edildim. Bu süre zarfında mağdur olarak çağrıldığım yerden, daha sonra huzurunuza sanık olarak gelmek zorunda kaldım. Ben, mağdur olduğumu düşündüğüm için de hiç avukatımla gitmedim. Bizzat kendim tek başıma gittim ve ifademi alan savcıya gerekli olan bütün bilgiyi soruları karşısında verdim.

Yalnız bana sadece çok kısa bir bilgi verildi ve Âdem Altıntaş’ın ifadesi de tam olarak okunmadan, sadece şu şekilde: "Sizden bir bağış istenmiş ve Âdem Altıntaş da çek vermiş. Bu konuyla ilgili sizi dinlemek istiyoruz" dendi. Bunun üzerine ben de savcıya hem sorduğu süreci ve buna bağlantılı olan süreçlerle alakalı bilgi verdim. Zabıt tutulurken anlattığım bilgiler ışığında çok daha kısa bir zabıt tutuldu. Biraz da bu iki birbirinden farklı ama bağlantılı olaylar birbirine karıştı diyebilirim. Ama zaptın eksik kaldığını, benim ifade ettiğim ve anlattığım olayların bir kısmının bu zaptın içerisinde yer almadığını da Savcı Bey'e ilettim. O da bana şu şekilde söyledi: "Sen zaten mağdursun. Burada bir irtikâp söz konusu. Senlik bir durum yok ve araştırılması için de gerekli talimatı vereceğim. Korkmanı gerektiren bir durum da yok" dedi. Ben de o yüzden zaten avukatımla gitmedim, zaptın altını imzaladım, çıktım.

Mağdur sıfatıyla o kapıdan çıktım ama soruşturma tamamlanıp iddianame kabul olduktan sonra bu noktaya kadar evrildiğini maalesef geç öğrendim. Aile olarak bizim Hakkı Demir Vakfı olarak, ben de başkan vekiliyim, uzun yıllardır, belki de 60 yıldır, 70 yıldır kamuya ciddi bağışlar yapan, okul, ayni veya maddi olarak bağışlar yapan bir ailenin üyesiyim. 2020 yılında da icrai olarak bütün sorumluluğu babamdan devralmış bulunuyorum. Bugüne kadar da gerçekten çok fazla sayıda sosyal sorumluluk projesini kamuya teslim ettik. Ve bunu gerçekten Allah rızası için ve rızaen yaptık. Yani hiçbir bu zamana kadar zorlamayla bir iş yaptığımızı hiç hatırlamıyorum. Burada aile vakfımız tarafından sahip olunan Kısıklı'da 789 ada 47 parsel ve 725 ada 145 parsele ilişkin bir plan tadilatı yaptık. Daha öncesinde burada bizim bir hastane binamız vardı. Kiracımız vardı, hastanecilik yapmıyoruz. Bu binayı 2020 yılında biz kentsel dönüşüm kapsamında ve arazinin çok büyük olması sebebiyle, hastanenin o metrekarede ihtiyacı pandemiden sonra da bulunmadığı kanaatiyle bir fizibilite sonucunda biz bu binayı yıktık; daha doğrusu ben yıktım. Ve burada bir plan tadilatına başladık.

Bu plan tadilatı, önceden hastane bulunması sebebiyle burası özel sağlık tesis alanında bulunuyordu lejantı. Biz bunun bir kısmını, hastaneyi destekleyici fonksiyonlar eklemek üzere, bir kısmını özel sağlık alanını değiştirerek ticaret alanına katmak istedik. 5000'lik Nazım İmar Planı değişikliğini başlattık. Bu plan değişikliğinden biraz bahsetmem gerekirse; açıkçası hukuka, mevzuata, ilgili her türlü bunun kuralına, kaidesine uygun bir şekilde yaptık bunu. Yani başlangıcımız da buydu, hatta burada niyetimiz açıkçası oradaki yapı yoğunluğunu azaltmaktı da diyebilirim. Yani özel sağlık alanından yaklaşık üçte bir oranında orada yapılaşma koşullarını azaltarak hareket ettik. Bu, hukuka uygun bir fiş ve işlem, idari işlem olduğu için de gayet normal bir vatandaş olarak ya da müteşebbis olarak her ne derseniz, bu başvuruyu normal yaptık. Yani süreci neyi gerektiriyorsa yaptık. Bunu da 5000'lik Nazım İmar Planı'nı yapmaya yetkili olan idare Büyükşehir Belediyesi olduğu için Büyükşehir'e yaptık. Bunun bazı hazırlanması gereken raporları ve takip edilmesi gereken süreçleri olduğu için de bunu bir uzmanıyla anlaştık. Ben zaten bu işleri yaptığı için kendisini tanıyorum, şehir plancısı Âdem Altıntaş. Biz bununla anlaştık, bütün plan açıklama raporlarını yazdı. Bu bizim plan tadilat sürecini takip etmek üzere, profesyonel bir hizmet almak için sadece, Âdem Altıntaş'la anlaşmayı yaptık ve sürecimize başladık.

Daha önceden de dediğim gibi yani bu talebimizin, Büyükşehir'den istediğimiz plan değişikliği talebimizin hukuka aykırı hiçbir tarafı yok. Normalde hani bunun süreleri de bellidir, neyin ne zaman yapılacağı da bellidir. Bu süre zarfında işimizin işleyeceğini, işleyeceğini düşünüyorduk. Biraz önce de bahsettiğim gibi bizim özel sağlık, değiştirdiğimiz özel sağlık tesis alanı lejantından ticaret alanına geçmekteki sadece TAKS uygulaması, yani taban alanındaki fark 0,40'tan 0,15'e kadar düşürdük. Yani ben buradan bir fayda, yarar da elde etmedim. Yani ben olması gerektiğini daha iyileştirmek adına bir hukuki bir işlem yapalım istedim. Mayıs 2021 tarihlerinde Âdem Altıntaş plan açıklama raporunu Büyükşehir'e sundu 5000'lik plan için. O tarihlerde mevzuat gereği kurumların en geç 60 gün içerisinde görüşlerini sunması gerekiyordu. Temmuz 2021 gibi meclis gündemine alınacağını söyledi Âdem Altıntaş.

Başvurudan da bir süre sonra Âdem Altıntaş bana şunu söyledi; yani biz süreçlere başladıktan sonra: "Kurum görüşlerinin olumlu olması için para istiyorlar" dedi. Bunu duyunca Âdem Altıntaş'a burada önceden de hastane vardı, yani hâlihazırda iskân alınmış, yapı kullanma izni alınmış bir hastane bulunduğunu; yine bir kısmında tadil olsa da tekrardan bir hastane yapacağımızı; bu konuda da herhangi bir olumsuz bir durum olamayacağını düşündüğüm için kimseye hukuken yapılması gereken bir işte bir para dahi vermeyeceğimi, bundan önce de vermediğimi de ifade ettim. Temmuz 2021 tarihlerine geldiğimizde tabii takipçisi Âdem Altıntaş olduğu için kendisine tekrardan sordum: "Ne durumdayız, hangi aşamadayız?" diye. "İşi AK Parti'nin işi olarak görüyorlar, ayak sürüyorlar. Görüşler de henüz tamamlanmadı. Yani gelmiş bir görüşümüz bulunmamaktadır." Yani bir süre uzaması olduğundan bahsetti.

Şimdi Adem Altıntaş'a bunda hani idari işlemleri yapmasında mevzuatta süreler var. Nereye kadar bu işi uzatabilirler veyahut da bekletebilirler diye söyledim. Meclis aritmetiği de o zaman farklıydı tabii. Yani bu Meclis tarafında farklı bir durum mevcuttur. Bunları kendisine ilettim. Adem de bana Meclis aritmetiği farklı ama Meclise gelene kadar işte bunu sevk edilmesi vesairesi imza süreçleri bürokrasi kısmının bulunduğundan bahsetti. Ben de bu konuşmada tekrardan kesinlikle herhangi bir aykırı bir işlem yapmayacağım, para da vermeyeceğimi yine diyerek konuşmayı sonlandırdım. Kurum görüşleri düşündüğüm gibi olumsuz gelmedi. Ama Adem Altıntaş bana belirttiği sürüncemede bırakma etkisini göstermeye başladı. Mayıs ayındaki başvurumuz için kurum görüşleri Ekim 2021'de tamamlandı. Kasım 2021'de de 5000'lik planımız meclise havale edildi. Meclis havale ettikten sonra talebimiz meclis gündemine alınmadı. İmar Bayındırlık Komisyonunda CHP ve İyi Parti üyeleri aleyhine oy kullandı. Komisyon oyu çokluğu ile olumlu görüş bildirdi. Değişiklik teklifimiz 17 Şubat 2022 tarihi 195 sayılı meclis kararı ile oy çokluğu ile kabul edildi. Mecliste de yine Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti’nin muhalif aleyhine oy kullanılması şeklinde oy çokluğu ile mecliste kabul edildi.

Bu Meclis’te kabul edilen planımız, yani söz konusu parselimiz Boğaziçi geri görünüm bölgesinde de doğal sit orman planı haftası içerisinde yer aldığı için ilgili bakanlıklardan da görüş alınması gerekiyor. Yani mecliste onaylanması yetmiyor. Meclis komisyonunda bu değerlendirilirken tabiat varlıkları kuruluyla kültür varlıklarından da bakanlıktan görüşleri isteniyor. Tabii bunun görüşlerinin alınması için de İBB'nin bunu yazması gerekiyordu. Yani bakanlığın haberi olacak ki buna bir cevap yazacak. Şubat ayında taleple ilgili mecliste karar alınmasına rağmen Mart 2022'ye geldiğimizde hala kültür varlıklarına herhangi bir yazı yazılmamıştı. Bu konuyu tekrar işin takipçisi olduğu için Adem Altıntaş'a ilettim. O da bana bunu ben sana önceden söylemiştim. AK Parti'nin işi olarak görülüyor. Direnç var. İşin ilerlemesini istiyorsan kreşi kreş bağışla diye bana geri döndü. Ben bunu tekrardan kabul etmedim. Sürecin seyrinde ilerleyeceğini düşündüm. Nisan 2022'ye geldiğimizde hala daha herhangi bir yazı yazılmamıştı. Adem Altıntaş ile tekrardan bunu konuşup sorduğumda en sonunda bunu daha da uzatacaklarını düşünerek Adem'e dedim ki yani kreş yapınca eğer bu işi ilerleteceklerse yer gösterinler dedim. O zaman biz zaten bu sosyal yardımları aynı şekilde yapan bir aileyiz. Yer gösterinler yapalım dedim kreş sorun değil, yeter ki bu adımı öneri zorla veya şeyle cebirle yapalım.

O da bana bunun üstüne parayı nakit istedik. Bunu söyledi. Niye diye sorduğumda kreş inşaatları için zaten kendi müteahhitleri varmış. Diğer türlüsü işte zaman alıyor, yok işte bağış yok bilmem ne diyerek böyle bir çorba haline getirdi uzattı öyle kapadık. Ben de tanımadığım bilmediğim insanlara kesinlikle böyle bir para, nakit böyle bir şey yapamayacağımı söyledim. Bu konu yine orada kaldı. Bu süre zarfında da Adem'e ben sürekli şunu ittirerek ısrarla söylüyordum. Yani bu yasaya nizama uygun bir plan tadilatıdır. Yani bunu yürütmekle mükelleftir. Yani bu görevin başındaki insan bunu yapmak zorunda. O da işte o döneme kadar arsa olarak gözükse de aktif ve pasif ciddi zararlarımız oluşmaya başladı. Çünkü ben oradaki hastane binamı yıktım. Orada kira gelirinden oldum. Yıllarca işte emlak vergisi ödedim. Buraya proje danışmanlıkları gibi milyonlarca dolar da masraf yaptık bu proje için. Ama 5000'lik plana başvurduğumuz 1. yılı doldurduktan sonra bile her aşamasında yazışma aşamasında tıkanıyorduk. Nisan 2022 ortalarında yine bunlara her zamanki gibi Adem Altıntaş'la konuşurken tek çaresi vardır. Bunun bağışı yapacaksın. Yoksa bu iş uzar dedi.

Bunun üzerine ben de Adem dedim ben seni tanıyorum. Bu işi sana verdim. Başka da kimseyle muhatap olmam, kimseyi de tanımam, etmem. Firma kimse sen araştır. Bu kreşi gerçekten yapacaksa kreş dediğin gibi kreş yapacak müteahhitse ben sana önerim sen ne yapıyorsan yap diye söyledim. Adem Altıntaş 2022 Nisan ayının sonlarına doğru firmayı araştırdığını kreş müteahhit olduğunu, kreşlerin yapıldığını ifade etti. Ben de tamam dedim o zaman. Yapalım ne yapalım? Başka çıkış yolumuz kalmadı deyip tamam dedim. O dönemde haberlerde de onu da ifade etti. İşte İBB'nin yaptığı kreşler var, açılışlar yapıyorlar vesaire. Oradan da görebilirsin diye ifade etti. Ben de en sonunda çok affedersiniz lanet ederek tamam dedim. Belli bir süre sonra bu konuşmadan 25.04.2022 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na yazı yazıldığı bilgisini verdi bana. Tam da işte Adem Altıntaş'a defalarca söylediği gibi bağış sözü verildikten sonra hala aldırı yapılmayan idari işlem yapıldığı minvalinde bir dönüş oldu. Yani buna da ciddi yani dikkat çekmek istiyorum ya. Konunun komisyon görüşü ya da meclis kararı ile hiçbir zaman ilgisi kurulmadı. Yani bu tamamen bürokrasinin bana göre kasti olarak ağırlaştırılarak yıldırtma gibi bir mantık hasıl olduğu düşüncesindeyim. 25.04.2022 tarihli yazıya Bakanlığa bağlı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 29 Temmuz 2022'de yanıt verdi. Kurul görüşü ile birlikte değişiklik talebinin yeniden İBB Meclisi’ne havale edilmesi gerekiyordu.

O kurul görüşüyle komisyondan tekrar meclise havale edilecekti. Bu havale işleminde Aralık ayına kadar bekledim. Bu aşamada yine işte bağış talepleri, onu yapın, bunu yapın. İlkinde zaten zoraki zorla kabul ettirmiştim. Devamında da sürekli bu teklifleri alacağım düşüncesiyle artık reddetmeye başladım tekrardan. Yani direnmeye başladım. 12 Aralık 2022'de de İBB Meclisine havale işlemini gerçekleştirdiler. İmar komisyonunda yine Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti üyeleri muhalefetiyle oy çokluğuyla olumlu görüş verildi, uygun görüldü. 15 Aralık'ın 3 gün sonrada 1598 sayılı meclis kararı ile değişiklik talebi oy çokluğu ile kabul edildi meclisten. 20.12.2022 tarihinde ise plan değişikliği İBB tarafından onandı. Bu şekilde 5000'lik plan ile ilgili süreç de aslında tamamlanmış oldu. İlk seferden sonra bağış taleplerini kabul etmediğim için haklı taleplerimin karşılıksız ve yanıtsız kalması 5000'liğe bağlı birbirinden ayrılması iki durumdur. Bu 1000'lik uygulama imar planı sürecinde de devam etti. 5000'lik plana ilişkin süreç tamamlanınca mevzuat gereği 1000'lik uygulama planının da üst ölçekli plana uygun hale getirilmesi zaruridir. Burada da uygun hale getirilmesi gerekiyordu ancak işte taşınmazın bulunduğu yer belediyesince yapılması Üsküdar'da yapılması gerekiyor gibi gözüküyor ama en son yine İBB'de bunun onaylanması gerekiyor ki plan kesinleşsin.

1/1000’lik plan sürecinde yine işlemlerin ilerlemesi için bağış talepleri aldım. Ama öncekinde de yani zorla versem de yaşadığım durumlardan dolayı yine direnmeye çalıştım, yani reddettim kesinlikle. Süreç de aslen şu şekilde gelişti: 20.12.2022'de 5.000'lik planın onaylanmasından sonra 1.000'lik ölçekli plan değişikliği teklifi için kurum görüşleri Üsküdar Belediyesinde Ocak 2023'te tamamlandı. Ve Plan değişikliği teklifi Üsküdar Belediye Meclisinin 09 Şubat 2023 tarihli 31 sayılı kararıyla kabul edilip İBB'ye direkt gönderildi. Yaklaşık 6-7 ay gibi bir süre Büyükşehir Meclisi gündeme alınmayı bekledikten sonra İBB Meclisinin 12.10.2023 tarihli 1903 sayılı kararı ile yine İYİ Parti ve CHP muhalefetiyle oy çokluğu ile kabul edildi.

1.000'lik plan değişikliği Kültür Varlıklarını Koruma Kuruluna gönderilmeden önce yine uzun bir süre hiçbir açıklama veya sebep öne sürülmeksizin bekletildi. Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulundan yine herhangi bir olumsuz görüş de gelmedi. Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve TVK Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Şubat 2024'te süreçleri tamamladı, yazılarını yazdı. Ancak bundan sonra yine aşağı yukarı 7 ay kadar falan mecliste gündeme alınmasını bekledi, 7 ay hiçbir işlem yapılmadı diyebilirim. Bu süre zarfında 2024 yerel seçimler Mart ayında gerçekleşti. Büyükşehirdeki meclis aritmetiği de değişti, ilçedeki durum da değişti. Gündeme alındığında bu meclis aritmetiği ve ilçedeki durum değiştiği için enteresan bir şekilde tamamlanmış olan planı biz askıya çıkması için beklerken yeniden değerlendirilmek üzere İBB komisyonu tarafından ilçesine iade ettiler. 1/1.000'lik uygulama imar planını.

İade edildikten sonra Mayıs 2025'te Üsküdar İlçe tekrardan planı herhangi bir olumsuz görüş vermeden tekrardan İBB'ye geri gönderdi, değerlendirmesini artık bir yılda ne yaptı bilmiyorum ama. Bu aşamada Belediye Kanunu'na göre zaten 3 ay içinde mecliste görüşülmesi gereken plan değişikliği yine Büyükşehir Meclisi gündemine alınmadı. 3 ay içinde zaten görüşülmezse re'sen onaylanmış sayılıyor. Bunun üzerine İmar Kanunu Ek 11 C'ye göre de ben Çevre Şehirciliğe dilekçe verdim, Çevre Şehircilik re'sen bu planı tamamlayıp askıya çıkarsın diye. Bu arada Çevre Şehircilik İBB'ye yazdığında İBB her seferinde bu imza sürecinde "Süreç devam ediyor" gibi kaçamak cevaplar aldık. Daha sonra bunu bu şekilde aşamayacağımı anlayınca İdare Mahkemesinde dava açtım.

Biz Mart 2026 yılında, yani bir planın 5 sene sürmesi de çok enteresan, İdare Mahkemesinde yürütmeyi durdurma kararı aldık. Yürütmeyi durdurma kararına göre de mahkeme "Bu plan senin mevzuatına göre zaten onaylanmış sayılmaktadır, 15 gün içinde askıya çıkarılmasına" diye yürütmenin durdurulması kararı ve idari işlemin yapılmasına karar verdi. Buna rağmen mahkeme kararını ek ederek defalarca yazı yazdık. Üsküdar Belediyesine yazdık, İBB'ye yazdık, Çevre Şehircilikten yazı yazarak bununla ilgili görüş veya yardım istedik, 7 ay kadar bekledik. Yani İdare Mahkemesinin 15 gün dediği süreci 7 ay kadar bekledik. Sonra belediyede bir değişiklik olduktan sonra planımız 30 Eylül ayında askıya çıktı. İddianamedeki kabulün aksine Adem Altıntaş aracılığı ile imar plan değişikliği talebini Resul Emrah Şahan'a ben iletmedim. Adem Altıntaş'tan imar değişikliği talebini Resul Emrah Şahan'a iletmesini hiç istemedim. Bilmediğiniz, tanımadığınız birine bir şeyin iletilmesini isteyemezsiniz, herhangi bir görüşme de yapmadık. Adem Altıntaş duruşmada "Yargılama konusu olayın benim planın oy birliği ile geçmesini istememle ilgili bir süreç olduğunu" belirtmiş, bu da doğru değil. Plan ister oy çokluğuyla ister oy birliğiyle kabul edilsin, sonuç çok değişik değil, planın uygulanabilirliği orada önemli olan.

Adem Altıntaş'ın nitekim Savcılıkta verdiği ifade zaten benim mağdur edildiğimi de ifade etmiş bildiğim kadarıyla. Bütün süreci size anlattım. Bir de eklemek istediğim bir kısım var, hani söyleniyor meclisten oy çokluğuyla, işte oy birliğiyle denildi vesaire deniyor. Ben bu süreçlerle ilgili herhangi bir görüşme de yapmadım. Mahkeme kararını aldıktan sonra 1.000'lik planımız Büyükşehirde komisyonundan da meclisinden de oy birliği ile geçti. Enteresan bir durum söz konusu. Bütün süreci olabildiğince şeffaf bir şekilde anlatmaya çalıştım. Arsa için haklı ve hukuki bir talebimizin nihayete ulaştırılması için neredeyse her evrede olağan dışı, garip sürelerle ve süreçlerle karşılaştım ve taleplerle karşılaştım, zoraki taleplerle. Benim anlattığım süreler normal olan bir süre kapsamında teamüle uygun değildir. Sürecin tamamında mağdur edildim ve çok yıprandım.

Yalnızca bir kez zorla istenen bağışı işlemlerin süresiz bekletileceği baskısıyla mecburen kabul etmek zorunda kaldım. Bunun üzerine tekrar karşılaştığım talepleri ise reddettim. Zaten bu sebeple de yaklaşık 5 yıldır, çok komik bir süredir bu, 5 yıldır tamamlanamayan bir süreç söz konusu, hatta 5,5 yıldır. Kimseyle gönüllü bir anlaşma içerisinde olmadım, olmam da mümkün değil. Anlatımların mağdur edildiğimi gösterdiğini düşünüyorum. Üsküdar Belediyesinden ve İBB'den konuyla ilgili dosyalar ve yazışmalar istenirse gelecek belgelerden de mağduriyetin çok açık bir şekilde görüldüğünü, üzerime atılı rüşvet suçunu kabul etmiyorum. Beraatime karar verilmesini talep ediyorum.

RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI EBRU TÜTÜNCÜLER SORUYOR

Ebru Tütüncüler: Öncelikle geçmiş olsun Duhan Bey. Bu taraftayım eğer böyle isterseniz. Size kısa 3 tane sorum olacak. Bu plan teklifine ilişkin kurum görüşleri aşamasında planlama müdürlüğü ve deprem komisyonu olumsuz görüş bildirdiğini biliyor muydunuz?

Mustafa Duhan Demir: Bu süreçleri takip edecek olan bir şeyin, planın söz konusu için benim bu konuları takip etmem mümkün değil. Ben işin sonucuna bakıyorum.

Ebru Tütüncüler: Teknik olarak ilerlediğiniz için tarihleri kaçırdıysan diye teyit etme amaçlı soracağım bir soru. Büyükşehir Belediye Meclisinde karara bağlanan plan değişikliği hangi tarihteydi?

Mustafa Duhan Demir: Planlamanın en son onaylandığı tarih mi?

Ebru Tütüncüler: Evet, kararlara bağlanan tarih. Yani plan değişikliği hangi tarihte İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde karara bağlandı?

Mustafa Duhan Demir: 22 Aralık.

Ebru Tütüncüler: Bu kararı oy birliği ile mi veya oy çokluğu ile mi çıkabildiğini biliyor musunuz?

Mustafa Duhan Demir: Zaten savunmamda ifade ettim, oy çokluğuyla.

Ebru Tütüncüler: Tamam, ben onu teyit etme amacıyla sormuştum, çok teşekkürler. Son soru; bu İBB Belediye Meclisinde verilen kararların tarihlerini hatırlıyor musunuz?

Mustafa Duhan Demir: 5 günlük planla alakalı. 2022 içerisinde.

Ebru Tütüncüler: 2022 içerisinde. Son olarak çeklerin tarihini hatırlıyor musunuz veya biliyor musunuz? Çeklerin, verilen çeklerin?

Mustafa Duhan Demir: Benim çekten haberim, bu davayla alakalı ifadeye çağrıldığım gün haberim oldu. Benim çeklerle alakalı hiçbir bilgim yoktur. Benden sadece ilk önce saçma sapan bir şekilde, ondan sonra da para olarak talep edildi. Çekle alakalı ifade ettiğim güne kadarki hiçbir bilgim yoktur.

Ebru Tütüncüler: Yani 06.06.2022, 4.7.2022 ve 2.8.2022 tarihlerinde üç adet çek var, bilginiz yok.

Mustafa Duhan Demir: Doğrudur.

Ebru Tütüncüler: Tamam, teşekkürler.

MUSTAFA DUHAN DEMİR AVUKATI NAİM KARAKAYA SAVUNMASI

Sayın Başkan sayın heyet. Müvekkilim Mustafa Doğan Demir eylem TCK 152 1 uyarınca rüşvet ve afif suçundan kovuşturma açılmış. Biz dosyada delillerin rüşveti değil TCK 250. maddede düzenlenen irtikap suçuna işaret ettiği kanaatindeyiz.  Öncelikle soruşturmadaki ciddi bir hukuki unsura hassasiyet çekmek istiyorum. Vekil savcılığa mahpus sıfatıyla çağrılmış ve bu sıfatla dinlenmiş. Kendisine hakkında bir suç isnadı bulunduğu bildirilmemiş, müdafi yardımından yararlanma hakkı bildirilmemiş, anlatmaktadır da tutanağa geçirilmiştir.  Eksikliği belirttiğinde kendisine mağdur olarak dinlendiği, konunun kendisiyle ilgili olmadığı söylenmiştir. Bunları anlatan şüpheli sıfatıyla hiç zaman ifadesi alınmadan eksik tutulmuş bu mağdur beyanı esas alınarak hak hakkında dava açılmıştır. Bu durum CMK 320'deki güvencelere ve Anayasa Anayasa'nın 38. maddesine açıkça aykırıdır. Bu durum müvekkilin savunma hakkını soruşturma aşamasında fiilen ortadan kaldırmıştır. İddianamede icbari durum karıştırılmıştır sonucuna varılmaktadır.

Bunu yaparken iddianamedeki diğer ilk eylemlerinden ayrı ayrı konumlandırılmasına ilişkin bir delil de yeralmamaktadır. Oysa ki dosyadaki delillere baktığımızda sorgu sırasında savcılık ifadesini kabul eden, aynı zamanda savcılık ifadesi de müdafi huzurunda olan Adem Altıntaş vekilin önce tepki gösterdiğini, başka bir hare sorulmadığı için kabul etmek durumunda kaldığını, ödeme şart koşturduğunu ve münhasır mağdur edildiğini anlatmıştır.  İddianamedeki iddianın aksine olayın mezkur kararlarıyla da hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Müvekkilin olaya ilişkin anlatımı da bir rızayı değil, bir baskı sürecini tanımlamaktadır. Müvekkilin savunmasından hemen görüleceği üzere kendisinin akışı da mahalli bir iş var sürecini göstermektedir. Bağış taleplerini kabul etmeyen son 12 süreçte yaşananlar da öncesindeki bilgiye doğrular niteliktedir. Kanuna aykırı işlemlerin muhatap olduğu, yıllarca yazışmaların yapılmasını beklemek zorunda kaldığı da yine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin kararlarıyla sabittir. Sonuyla ilgili verilme kanaatimiz de hatalıdır. Eylemin icbar suretiyle rüşvet olarak vasıflandırılması gerekmektedir. Bu aşamada müvekkilimizin duruşmalardan vareste tutulmasını, yargılamanın sonunda müvekkilin beraatına karar verilmesini talep ediyoruz.

MUSTAFA DUHAN DEMİR AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SAVUNMASI

Meslektaşımın beyanlarına katılmakla birlikte yalnızca kısa bir ekleme yapmak istiyorum.

Burada ifadesinde Adem Altuntaş ile anlaştığını ve işi takip edeceğini söyledi. Bunun yasal bir zemin olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Yani Adem Altuntaş burada haricen işi takip eden biri değil, kurum adında vekaletname almış bir kimse ve bu suretle de yasal bir zeminle işi takip etmesi için kendisiyle anlaşmıştır. İkinci olarak şu meseleye dikkat çekmek istiyorum. İmar planı değişikliği talebi hani usulsüz bir talep değil, bizzat iyi mevzuatta düzenlenmiş bir talep çeşididir ve her birkez bu hakkı kullanabilme ehliyetine sahiptir. Müvekkilin sorusunda geçen mahkeme kararı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nin 2026/189 yürütmeyi durdurma itiraz numarası ile kayıtlı olan mahkeme ilamıdır.

Karar içeriğinde ise şu ifadeler kullanılmıştır: Üsküdar Belediyesi Başkanlığı tarafından dava konusu plan değişikliği ile ilgili 29.05.2025 tarihinde karar alınmasının İBB'den talep edilmesine rağmen yaklaşık 7 aydır İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Belediye Meclisi tarafından herhangi bir işlem yapılmadığı, ayrıca 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen 3 aylık süresinde geçtiği, 2023 yılından bu yana sürecin tamamlanmadığı ve 1 yıl içinde ölçekli plana uygun hale getirilmesi gereken 1/1000 ölçekli uygulama imar planının karara bağlandığı. Yukarıda verilen mevzuata göre onaylandığı ya da onaylanmış sayıldığı tarihten itibaren 15 gün içinde ilan edilmesi gerektiği halde bunun da yapılmadığı dikkate alındığında şeklinde bir tespitte bulunuyor. Bu ilanda da adeta müvekkilin süre içerisinde yasal bir mağduriyeti tescil etmektedir. Netice olarak meslektaşımın suçun iltihap olduğu yönündeki nitelemelerine bende de katılmaktayım. Yargılama sonunda müvekkil beraatini talep ediyorum.

EREN SÖNMEZ SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Başkan, değerli heyetleri ve sayın savcım hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teknik detaylara hiç girmeden hukuki gerçeklikleri, iç yönergeleri ve şahsi durumumu arz edeceğim.  Sayın Başkan, değerli üyeler, benim mesleki tutumum, uzmanlığım, kamu hukukudur. Her koşulda kamu yararı ve hukukun üstünlüğüdür. Hiç serbest avukat olarak çalışmadım. Hep kamu avukatı olarak Maltepe Belediyesi'nde avukat ve hukuk işleri müdürü olarak 2011-2019 yılları arasında görev yaptığım 8 yıl sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde aktif görev yaptığım 6 yıl boyunca her zaman devletin hukukunu ve kamu yararını üstün tuttum.  İBB 1. Hukuk Müşavirliği Türkiye'nin en büyük ve en yoğun belediye müşavirliklerinden müşavirliklerinden biridir. İştiraklar bize bağlı değildir, İETT İSKİ bize bağlı değildir. Müşavirliğin başlıca görevleri belediyenin taraf olduğu davaları takip etmek, belediyenin arabuluculuk faaliyetlerini yönetmek ve ilgili birimlerden gelen yazılı görüşlere bağlayıcı olmayan istişari cevaplar vermektir.

50 bine yaklaşan dava dosyası, her yıl yüzlerce yazılı görüş, binlerce arabuluculuk dosyasının takip gibi bir görevi vardır müşavirliğin. Ben görev sürem boyunca yoğun bir biçimde bu asliyeti görevimi ifa ettim. Fakat iştirak şirketindeki yönetim kurulu üyeliğinde durum oldukça farklıdır. Belediyelerde müdür ve üstü derece görev yapan yöneticilerin iştirak şirketlerinin yönetim kurullarında görev alması, 2004 yılında kabul edilen Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesi çerçevesinde uzun yıllardır süre gelen bir uygulamadır. Bu görevlendirmeler idare tarafından yapılmaktadır. Belediyenin iştiraki AĞAÇ A.Ş. ile yönetim kurulu başkanı sıfatıyla bir yıl üç ay süreyle diğer 17 yönetim kurulu üyesiyle aynı şekilde görev yaptım.

Huzurda bulmamın sebebi olan 150 ve 150. eylemlerde ihale fesat karıştırıldığı iddia edilen A.Ş. ile Park Bahçeler Daire Başkanlığı arasındaki ihalede herhangi bir görevinin veya yetkim bulunmamaktadır. Nitekim bu doğrudan alımlar yani AĞAÇ A.Ş.'nin yapmış olduğu alımlar ihaleden aylar sonra gerçekleşmiştir. Bu alımlar nedeniyle dahil olmadığım bir ihale sürecinde suç işlemiş olmamı takdir edersiniz ki mümkün değildir. Kaldı ki eylem 150'de bahsedilen suç tarihi 18.03.2024 tarihi itibariyle de ben AĞAÇ A.Ş.'de henüz görevlendirilmemiştim. İlk iddia eğer AĞAÇ A.Ş.'nin 3G kapsamındaki doğrudan alım işleri ise bunlardan da adından anlaşılacağı üzere bunlar birer alım işidir ihale değildir. Zaten fiilen ve hukuken dahil olmadığım bir süreç gereği şahsım bakımından ihale olmayan bir eylem söz konusu ihale fesat fiilini doğurmaz.

İddianamede bilirkişi raporunda da tek bir doğrudan alım tablosunun bir satırında ismimin geçmesi dışında başka herhangi bir yerde ismim dahi geçmiyor. Sayın Başkan, Kamu İhale Genel Tebliği'nin ihale yetkilisi ve ihale komisyonu başlıklı 5. maddesinin 5.1. bendinde şu açıklama net bir şekilde yer almaktadır. 4734 sayılı kanunun tanımlar başlıklı 4. maddesinde ihale yetkilisinin idarelerin bu yetkilere sahip kişi, kurul veya görevlileri ise kendi mevzuatlarında belirlenmektedir. Bu nedenle idarenin tabi olduğu mevzuat çerçevesinde ihale yetkilisinin idarelerce belirlenmesi gerekmektedir.

Buradaki şu cümleye özellikle dikkatlerinizi çekiyorum: İdarelerin bu yetkilere sahip kişi, kurul veya görevlileri ise kendi mevzuatlarında belirlenmektedir. Peki AĞAÇ A.Ş.'de durum nasıldı? Aslında savunmamın özünü bu soru ve buna cevap oluşturacak belge oluşturuyor. Türk Ticaret Kanunu 367. maddesine göre zorunlu düzenlenen ticaret sicil gazetesinde yayınlanan iç yönerge bu yönerge yıllar içinde sözlü olarak büyük bir değişiklik göstermeden uygulanana gelmiştir. Genel müdürün hangi alanlardan yönetim kurulunun hangi konulardan sorumlu olduğunu ve bu sorumlulukları hangi yöntemlerle yerine getireceklerinin tanımlar. Burada benim görev yaptığım dönemden önce çıkan ve süregelen de aynı şekilde olan Ocak 2024 tarihli motor öneri iç yönerge önem arz etmektedir. Motor öneri ve ticaret sicilinde yayınlanan bu üç yönergenin üçü de üç maddeleri ile 4.1. maddesi çok açık. Kamu İhale Kanunu 3.G maddesi kapsamındaki tüm ihale satın alma, tedarikçi belirleme, kar oranını onaylama ve sözleşme imzalama yetkisinde birinci derece imza ve karar yetkisi tamamen şirket genel müdürüne devredilmiştir. İhalelerin mevzuata ve usulüne uygun yürütülmesindeki ana ve tek sorumluluk bu tescilli imza yönergesi uyarınca genel müdürdedir.

Yönetim kurulunun bu operasyonel alım süreçlerinde hiçbir icrai yetkisi yoktur. Burada şirketin taahhüdü altındaki işlerden söz ederken AĞAÇ A.Ş. ile Park Bahçeler birimi arasındaki ana sözleşmedeki ana sözleşme kapsamındaki işleri kastediyorum. Bu kapsamdaki birinci derece imza karar yetkisi şirket genel müdürüne verilmiştir az önce arz ettiğim gibi. Alımların mevzuata ve usulüne uygun yürütülmesindeki icrai sorumluluk bu tescilli yönerge uyarınca genel müdüre aittir. Genel müdür kendi görev yetkileri çerçevesinde bu seçimleri yönetir nitekim bu süreçleri yürüttüğü görülüyor. İhale yetkilisi bu anlamda genel müdürdür. Bilirkişi ise ticaret sicil gazetesinde yayınlanan iç yönergeyi ve kamu ihale genel tebliğindeki bu açıklamayı dikkate almadan bir sorumluluk tespitinde bulunmuştur. Sayın Başkan, kıymetli üyeler, sayın savcım bahse konu iştirak şirketi AĞAÇ A.Ş. oldukça eski bir şirket. 1997'den beri İstanbul'u günden kentin yeşil alanlarını düzenliyor.

Bünyesinde binlerce insan, yönetici çalışıyor. Onlarca yönetici var. Burada bütün iş ve işlemler için çeşitli prosedürleri var bu şirketin. Şirketin uzun yıllardır kesintisiz biçimde uyguladığı bir satın alma prosedürü de bulunuyor. İç yönerge ile ihale yetkilisi genel müdüre verilirken yazılı savunmamda sunduğum 9 Temmuz 2020 tarihli AĞAÇ AŞ satın alma prosedürü ile üçK kapsamındaki yapılacak satın alımların süreci de tamamlanıyor. Bu prosedürde alım işlemine yönelik bütün detaylar tanımlanıyor. Gelen tekliflere ilişkin olur yazılması, alım yetkilisinin yetki devrine göre genel müdür ya da belirleyeceği yardımcısının onayına sunulacağı belirtiliyor. Dolayısıyla hem iç yönergede hem de satın alma prosedüründe alım sürecini yürüten onaylayan makam açıkça gösterilmektedir. Burada şirket yönetim kurulu yer almaktadır. Yani şunu söylemek istiyorum, AĞAÇ AŞ gibi büyük bir iştirak şirketinin işleyişi karar mekanizmasıyla yöneticilerinin, genel müdürünün ve yönetim kurulunun yetki ve sorumlulukları kamuoyunda tebliğ iç yönerge ve ilgili mevzuattan net şekilde belirlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli heyet. İç yönerge ve satın alma prosedürü söz konusu alımlarda yetkinin ve sorumluluğun kimde olduğunu göstermekteydi, az önce arz ettiğim gibi. Şimdi konuyu bir de Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yaklaşımı açısından ele alıp sözlerime son vermek istiyorum. Türk Ticaret Kanunu 553. maddesi de hukuki sorumluluk bakımından bu ayrımı düzenliyor. İkinci fıkra, yetkiyi devralan kişinin seçiminde gerekli özenin gösterilmediğinin ispatı hali dışında, ki dosyada böyle bir ispat şahsım hakkında yok, kanuna uygun yetki devrinde devralanın fiil ve kararlarından sorumlu olunmayacağını öngörüyor. Üçüncü fıkra ise kişinin kontrolü dışındaki aykırılıklardan sorumlu tutulamayacağını ve bunun gözetim ve özen yükümlülüğü çerçevesinde geçerli kılınmasını söylüyor.

Sayın Heyet, Sayın Başkan, kıymetli savcım. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu konuda net bir çizgi çekmiş. Bildiğiniz üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019 tarihli kararında devasa belediye iştirak şirketlerinde yönetim kurulu üyeleri gündelik operasyonel işlerden sorumlu tutulamaz, bir yönetim kurulu üyesinin cezai olarak sorumluluk alabilmesi için somut hukuki aykırılıktan bizzat haberdar olması ve buna rağmen müdahale etmeyip talimat vermesi gerekir demektedir. Dosya kapsamında bakıldığında ne bir tanık, ne bir şüpheli, ne de bir itirafçının beyanında şahsımın adının tek bir kelime geçmediği dahi görülecektir. Şahsımın usulsüzlükten haberdar olduğuna veya talimat verdiğine dair dosyada tek bir somut delil, mesaj veya HTS kaydı dahi yoktur.

İddianamede birtakım deliller gösterilmişse de bu delillerin benimle ilgili bilgi sunmadığı da iddianamede sabittir. Hakkımda Türk Ceza Kanunu 235. maddesinde yer alan hileli davranışlarla kimsesinin ihalesine girmesini engellemek veya gizli kalması gereken belgeleri sakladığıma dair doğrudan isnat edilmiş bir eylem de bulunmaktadır. Bu iddianamede de bu anlamda haklılığımı ortaya koyuyor. Bir kamu idarecisi olarak hayatımı, hayatını devletin devamlığına, kamu yararına ve hukukun üstünlüğüne vakfetmiş biri olarak görev alanı dışındaki AŞ'nin iddianameye konu ihale süreçleri ile hiçbir bilgim, ilgim ve yetkim bulunmamaktadır. İtirazım açıktır efendim. Genel müdüre verilmiş yetkinin kullanılmasından dolayı, yalnız yönetim kuruluna görev yaptığım için sorumlu tutulmuyorum. Oysa istinat edilen fiilde hangi işlemin, kararın veya davranışımla, iddia olduğum somut olarak ortaya konulmamıştır.

Öncelikle öncelikler, 5 aydır her hafta eksiksiz uyduğum karakola imza ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerimin kamu davalarında takip tensip ediyor olmam sebebiyle kaldırılmasını, sonrasında ise beratimi talep ediyorum.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Size tek bir şey soracağım. Merak ettiğim için, bu duruşmada getirdiğiniz seyir nedeniyle hem kolluktaki ifadenizde hem sorgulamada, savcılıkta ifadelerinizin içinde 1 paragraf tekrar ediyor. Burada ne demek istediğinizi anlamak istiyorum. Mesela savcılıktaki ifadenizden okuyorum: “Bilirkişi raporlarında belirtilen söz konusu ihalelere dair tespitler şirketin Genel Müdürü Ali Sukas, genel müdür yardımcıları, ihale komisyonu üyeleri, teknik şartnameyi hazırlayan görevliler ve bunu koordine eden iştiraklerden sorumlu kişi Ertan Yıldız ve iddianameye konu suç örgütü lideri konumunda olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'dur.” Yani bu bir yargı cümlesi. Bunun için soruyorum. Yani burada Ağaç A.Ş.'nin ihalelerinden mi bahsediyorsunuz, İBB'nin ihalesinden mi bahsediyorsunuz veya hepsinden mi? Ve burada hadi Ertan Yıldız'ı anladım. Gerçi kendisi orada ihalelerle hiç ilgilenmediğini, bir haber olduğunu söyledi ama yani Ekrem Bey'in rolüyle ilgili burada bir kesin bir yargıda bulunuyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız, yani daha anlaşılır ifade edebilir misiniz?

Eren Sönmez: Ben, somut duruma ilişkin bir şey söylemedim. Sadece idari silsile halinde tabloya dair, idari sorumlulara dair bir silsile yaptım. Yoksa somut bir duruma ilişkin şey değil, orada herhangi bir istinatım da yok. Sadece dediğim gibi bir idare [anlaşılamadı] dair belediyelerdeki silsileyi bahsettim. Burada sizin isminiz olmasaydı veya Ekrem Bey'in ismi olmasaydı başka bir belediye başkanı veya siz sizin yerinize başka bir genel müdür olsaydı onu söylerdim. Burada herhangi bir suça dair bir istinat da bulunmamakta.

Ali Sukas: Yani ikincisi de şunu sormak istiyorum. [anlaşılamadı] Yönetici olarak karşılaştığım problemlerle ilgili, hukuki durumlarla ilgili zaman zaman sizin görüşünüze müracaat eden de birisiyim.

Eren Sönmez: Evet. Bu konuyla alakalı herhangi bir müracaatta bulunulmadı.

Ali Sukas: Bir konuyla ilgili değil, genel yönetim işleyişler adına.

Eren Sönmez: Evet.

Ali Sukas: Teşekkür ederim.

Eren Sönmez: Ben teşekkür ederim.

ESRA KÖYMEN AVUKATI HÜSEYİN CENGİZ SORUYOR

Hüseyin Cengiz: 79 sayfalık ifadeniz var. Ben sadece ikinci sayfa 78 ve 79. sayfa ile bağlantı olmak istiyor soruyorum. Sorularımı yönelteceğim. Herhangi bir değişiklik yapmadan bu ifadelerinizin doğruluğunu kabul ediyor, diyor musunuz?

Eren Sönmez: Şu an hatırlamıyorum tam olarak ne kastettiğinizi. 78-79. sayfa ezberimde yok. Hayır.

Hüseyin Cengiz: Ben sadece ikinci sayfada özgeçmişiniz yazıyor. Özgeçmişinizi pazartesi günü tutanağa geçtik. 78 ve 79. sayfalarda da başka diyeceğiniz var mı? dediğinde açıkladığınız para var. Bununla ilgili herhangi bir değişiklik düşünüyor musunuz? Aynı ifadelerinizi tekrar ediyor musunuz?

Eren Sönmez: Değişiklik düşünmüyorum.

Hüseyin Cengiz: Tamam, teşekkür ederim. Yine dosyada 9. sütunda sizinle ilgili 2019-2025 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri olduğunuz yazılıyor. Ancak 2019-2025 Eylül arasında hangi birlikte yönetim kurulu başkanı olduğumuzu biz tespit edemedik. Ağaç A.Ş. de hangi tarih arasında yönetim kurulu başkanı olduğunuz?

Eren Sönmez: Ağaç A.Ş.’de Eylül 2024, Aralık 2025.

Hüseyin Cengiz: Peki. Parklar Bahçeler Daire Başkanlığı, yani bağlı olduğunuz belediye ile Ağaç A.Ş. davanın yürüttüğü dava olduğu dönemde yönetim kurulu başkanı mıydınız?

Eren Sönmez: Yok değildim.

Hüseyin Cengiz: 1. Hukuk Müşaviri miydiniz?

Eren Sönmez: Yok değildim.

Hüseyin Cengiz: Davayı hatırlıyor musunuz?

Eren Sönmez: Hatırlamıyorum.

Hüseyin Cengiz: Tamam. Teşekkür ederim. Şimdi biraz önce Türk Ticaret Kanunu'ndaki sadece 553. maddeyi söylediniz ama biz aynı formasyonu aldığınız için ben yönetim kurulu başkanı olmanız nedeniyle size Türk Ticaret Kanunu'nun 365, 367, 374, bağlılık ve özen yükümlülüğü özel 369, 377 A, B, D ve 553’ü sayabiliyorum. Şimdi bunların kısaca özetiyle sorum şu: Şirketin yönetim kurulu başkanı, şirketin altındaki genel müdür, genel müdür yardımcısı ve benzerleri tek başına alamaz. Görevden alamaz. Genel müdürü göreve atayamaz.

Eren Sönmez: Bu doğrudur. Görevden alamazsınız. Genel müdürü göreve atayamazsınız.

Hüseyin Cengiz: Ama şirketin yönetim kuruluna, genel müdür ya da diğer yöneticilerin görevden alınması teklifini götürebilir. Siz bu ifadenizde, özgeçmişinizde belirttiğiniz ikinci sayfayla diyecekleriniz olan 78 ve 79. sayfada da Ali Sukas’tan bahsediyorsunuz. Sıkıntılarından da bahsediyorsunuz. Yönetim kurulu toplantısında Sukas’ı görevden almayı güne getirdiniz mi ya da gündemde tartışma oldu mu? Yani kısaca Ali Sukas şikayet edilen bu Ali Sukas’ı niye görevden almadınız?

Eren Sönmez: Efendim, belediyede… Sanırım belediye pratiğine biraz uzaksınız sayın meslektaşım… Büyükşehirlerde belediye şirketlerinde bürokratlar ikinci görev olarak icrai bir operasyonel görev değil, tamamıyla idarenin takdiriyle belli sosyal hakları tamamlama amacıyla giriyorlar. Dolayısıyla bizim icrai ve operasyonel benim değil, 30'a yakın iştirak şirketinin hiçbirinde bu şekilde icrai bir pozisyon zaten yetki değerinde o yüzden yapıyoruz en başta. Dolayısıyla öyle bir durumun fiilen benim konumum sadece benim değil, yani hangi 30 iştirak şirketinin yönetim kuruluna sorarsanız sorun, bunu mümkün olmadığını teyit edecektir. Hem mevzuat anlamında, pratik anlamında, operasyonel anlamında. Dolayısıyla bu şekilde cevaplamak istiyorum.

Hüseyin Cengiz: Evet, haklısınız. Belediyelerle tek ilişkim memur ve maaş ödemekle ilgilidir. Onun için bir ilişki yok. Şimdi yine avukatlık yasası 38. B ve 36. maddede bizimle ilgili neler yapacağımızı düzenlemişti. 657 sayılı devlet memurları kanunu 28. maddesindedir ya da 30. maddesindedir. Bu nedenle Türk Ticaret Kanunu'ndaki hükümlere rağmen yönetim kurulu başkanlığını yaptığınız Ağaç A.Ş.'de 1. Hukuk Müşaviri olduğunuz büyükşehir belediye başkanı, belediyesi arasındaki uyuşmazlıklarda menfaat en korunması amirde bize ciddi mesleki ilke ihlalleri anlamında sorumluluklar yüklemektedir. Bu kapsamda, Ağaç A.Ş. ile suçlandığınız olay ve diğer sanıkların suçlandığı olay gizli bilgileri, özellikle yaklaşımına ilişkin inşadır. Bu kapsamda sanık bir sorumlulukla ilgili, sorumluluk duygusu ile ilgili yönetim kurulu başkanlığı görevinden ayrılmamanızı hiç düşününüz mü?

Eren Sönmez: İdarenin takdiri dediğiniz seçimden bir süre sonra zaten görevim sona erdi.

Hüseyin Cengiz: İfadenizin 78. ve 79. sayfasında, bizim iddianame, birleşik iddianamenin ikinci sayfasında anlatılan, önceki davada iftarnamede de anlatılan sistem var. İddianamedeki sistemle, iki iddianamedeki sistemle ifadenizdeki sistemin aynı şey midir?

Eren Sönmez: Bunda da benim bir tespitim veya takdirim yok. Ben tamamen Büyükşehir Belediye Kanunu'ndaki hiyerarşik yapılandırmadan bahsettim.

Hüseyin Cengiz: Efendim, tutanağa geçmesi üzerine sanık İBB birliğin 1. Hukuk Müşavirinin belediye başkanlığına çok yakın birebir şişirip ve iddia her iki iddianamede başlısı kısmında iddia edilen eğer bir sistem varsa, sistemin içinde olduğu için hakkında suç duyurusunda bulunulması ve eklenecek, ancak iddianamenin mevcut davayla birleştirilmesine karar verilmesini talep ediyorum. Son soru. Gözaltından sonra tutuklamaya sevk de iki ayrı salonda iki gruba bölündük. Siz sizin olduğunuz salonda ağırlıklı olarak Ağaç A.Ş. çalışanları, birinci salon önünde de ağırlıklı olarak İBB çalışanları vardı. Kendi duruşunuza giren tutanaklardaki hazır avukatınızın yanında, savcınızın yanında iki meslektaşınız daha vardı. Bunlardan birisi size sanık tamam birleşiyoruz çözüldü sorun serbestsiniz dedi. Mail için dedi? Nerede, nasıl, hangi işaretle size serbest cevabınızı aldınız hatırlar mısınız? Soru bu.

Avukat: Sorunun iddianamedeki sanığın yargılandığı eylemle bir ilgisi yoktur.

Hâkim: Konuyla ilgisi yok zaten. Başka sorumuz var mıdır?

EREN SÖNMEZ AVUKATI YİĞİT ACAR SAVUNMASI

Sayın heyet, müvekkil açıkça söylemek gerekirse 20 yıllık arkadaşım olması yanı sıra idare hukuku anlamında en güvendiğim hukukçuların başında olması sebebiyle kapsamlı bir şekilde işin esasına yönelik hukuki tespitleri yaptığını söyleyebilirim. Ve sizleri de çok yormadan maddi gerçeğe ilişkin tasarı savunmamızı tamamlayacağız.  Müvekkilin Eylül 2024 - Ocak 2026 tarihleri arasında, az önce sanık müdafilerinden Çağatay Bey'in de sorduğu ve ifade ettiği üzere aldığı görevin niteliği burada aslında tekrar hatırlamamız gerekir ki ortaya çıkmıştır. İdarenin işleyişinde bürokratik bir görevin burada sanki yetki ve sorumluluk bağlamında bir bütünmüş gibi yorumlanarak tek başına eylemlerin tarafı ve sorumlusuymuş gibi düşünülmesi esasen hukuka aykırı bir yaklaşımdır.

Öncelikle müvekkil ihalelerin yetkilisi değildir; operasyonel ya da icraat faaliyeti içinde değildir; ihale komisyonlarında bulunmamıştır. Maliyetin hazırlanmasında teknik ya da idari şartnamelerin oluşturulmasında, firmaların davet edilmesinde ya da bu tekliflerin değerlendirilmesinde, bu işlemlerin EKAP'a yüklenmesinde ya da sözleşme süreçlerinde herhangi bir sorumluluğu ya da hukuki nitelikteki bir eylemi bulunmamaktadır. Keza yine Kamu İhale Kanunu'na göre ihale yetkilisi kapsamında değerlendirilemez.  Az önce ifade edildiği üzere yetki devrinin çok açık şekilde gerçekleştirildiği ve sadece müvekkille ilgili değil, Türkiye'de hemen hemen bütün büyükşehir belediyelerinde bu tarz iştirak şirketlerinde yapılan genel müdüre ve silsile halinde görev yapacak çalışanların iş ve işlemlerini hukuka uygun olarak yerine getirmesi, kamu yararına faaliyetleri bir bütün içinde ve aynı zamanda usul ekonomisine uygun şekilde yürütmeleri açısından üstlerinde de bir idari vesayet yaratmamak adına da bu yetki devirleri gerçekleştirilmektedir. Bizdeki bir olaya somut ya da haricen tekit yapılan bir işlem değildir, onun altını çizmek gerekir.

Bunun yanında iç yönergeden de bahsedilmiştir. İç yönergenin kabul tarihi de keza müvekkilin Yönetim Kurulu Başkanı olarak göreve başlamasından öncedir Sayın Başkanım. Bunun da altını çizelim; yani cezada şahsilik ya da cezada kanunilik gibi ceza hukukunun iki temel ilkesinden yola çıkarak ortada mahkemenin yapacağı ileride bir suç tespiti olsa dahi eylemlerin tarihleri ve olayların tarihleri değerlendirildiğinde müvekkil bu tarihlerle ilgili kesişmemektedir. Bunun da altını çizmemiz zorunludur. Bununla birlikte bu yargılamanın temelinde konuştuğumuz üzere herhangi bir müvekkil aleyhine beyan, herhangi bir görüşme, herhangi bir itirafçı söylemi ya da olası bir delil başlangıcı olarak değerlendirebileceğiniz herhangi bir husus ortada yoktur.

Bununla birlikte az önce söylediğim yaklaşık maliyetin hazırlanması meseleleriyle ilgili aslında kanunun gerekçesini ve ruhunu okuduğumuzda da herhangi bir ihaleye fesat mantığı ortaya çıkabilir. Burada özellikle Kanun 235'e 2a ve b bendinde ortaya konulan şartlarla ilgili müvekkile somutlaştırılabilecek herhangi bir eylem, o eylemin maddi unsuru ortada değildir. Yani teklifle ilgili mevzuata ya da şartnameye aykırılığı kendisinin kapatması, herhangi bir bilginin başkasına ulaşmasını sağlaması ya da bunu engellemesi ya da bunu yaparken bir kişinin zararına, bir kişinin ya da tüzel kişinin de tabii ki bu, mağduriyetine yol açacağı bir somut iddia ortada söz konusu değildir. Yine kanunun a maddesinde ihaleye katılım yeterliliği koşulları, bunlara sahip tüzel kişiliklerin ihaleye katılmasını engellemesine yönelik hiçbir somut iddia soruşturma aşamasında da, iddianamede de söz konusu değildir. Bu bağlamda şahsileştirilmemiş bir iddianameyle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek gerekir.

Yine az önce de tartışıldı; Türk Ticaret Kanunu'nun amir hükümleri vardır. 374. madde genel yetkiyi nitelemekle birlikte 375. madde devredilemez görev ve yetkileri dayatmaktadır. Ama yönetim kurulunun genel müdüre vereceği, yapacağı bir yetki devrinin yasaklandığına dair bir kanuni düzenleme söz konusu değildir. Bu bağlamda da 376. maddede yönetimin devri tam da burada kanuni niteliği oluşacağı üzere idarenin bir bütün içinde hızlı ve faydalı sonuçlar ortaya çıkarmak için kamu yararına uygun olarak çalışmasını sağlayacak yetki devrine cevaz vermektedir, izin vermektedir. Nasıl ki kurumlar tek kişiden ibaret değildir, asıl iştirak şirketlerinde tek başına Yönetim Kurulu Başkanının görev yaptığı süre bağlamında tüm sorumluluk ona addedilemez noktadadır.

Aksi düşüncede Sayın Başkanım, 150 no'lu eylemde müvekkil zaten o sırada Yönetim Kurulu Başkanı dahi değildir. Biz Ticaret Sicil Gazetesi'nin örneğini birazdan tekrar arz edeceğiz. İddianameyi hazırlayan iddia makamı, iddianamenin hazırlanmasına sebep olan bilirkişinin raporunu hazırlayan heyet bu maddi gerçekleri ne yazık ki göz ardı etmiştir. Bunu göz ardı etmekle kalmayıp müvekkile yönelik herhangi bir somutlaştırma yapmayıp sadece bir Excel tablosunda Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla adını yazarak konuyu bir suç eylemiymiş gibi anlatmakla yetinmiştir. Onun dışında iddianamede şahsileştirilen ya da somutlaştırılan herhangi bir unsur ya da delil başlangıcı olmadığı için müvekkilin açık ve bariz şekilde herhangi bir suça temas eden eyleminin olmaması, görevini kötüye kullanmaya yönelik kast ya da taksirle de hareket etmediği, ihmale yönelik ihmali bir davranışın olmadığı hususları göz ardı edilmeksizin atılı suçtan öncelikle beraatini, aksi takdirde mahkemenizin bir kanaati varsa o yönde de bir suçun oluşmaması sebebiyle atılı eylemden beraatini talep etmekteyiz.

Bununla birlikte, az önce de ifade etti, kendisi hâlâ devlet memuru ve Büyükşehir Belediyesinde aktif çalışan bir avukat olarak duruşmalarını takip etmektedir. Bu bağlamda bu sabah bile biz önce daireye gittik, ardından huzurunuza gelebildik. Başta imza tedbirinin, adli kontrolün kaldırılmasını talep ederiz. Taktiriniz olursa yurt dışına çıkış yasağının da kaldırılmasını talep ediyoruz. Çok bir ihtiyacı olmasa da lekelenmeme hakkı ve hak gaspına yol açmamak için. Çünkü orantılılık ve ölçülülük ilkelerine mahkemeniz dikkat etmektedir, buna yönelik bizim de talebimiz mevcuttur. Az önce hukuki bir karar verdiniz, adli kontrolü ev hapsi şeklinde kaldırılırken, bir değerlendirmenizde de müvekkil açısından çift taraflı kontrolün kaldırılmasını talep ederiz. Saygılarımla.

SELİM MARANGOZ SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Başkan, sayın heyet; savunmama geçmeden önce kısaca kendimi anlatmak istiyorum. Ben orman eğitimimi İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Bölümünde tamamladım. 2007-2010 yılları arasında BİMTAŞ bünyesinde, 2010 yılından 2026 yılı Temmuz ayına kadar Ağaç A.Ş. bünyesinde çalıştım. Ağaç A.Ş.'de 2010-2016 yılları arasında Kontrol Mühendisliği, 2016-2018 yılları arasında Anadolu Yakası Yeşil Alan Uygulama Bölge Şefliği, 2018-2020 yılları arasında Avrupa Yakası Yeşil Alan Uygulama Bölge Şefliği, 2020 yılında Yeşil Alan Proje Uygulama Müdürü, 2021-2024 yılları arasında Anadolu Yakası Yeşil Alan Uygulama Bölge Müdürü, Ocak 2025'ten tutuklanma tarihim olan Mayıs 2026 tarihine kadar da Satın alma Müdürü olarak görev yaptım.

Tahliye olmamın hemen ardından da kurum tarafından öncelikle izne çıkartıldım, ardından da işe işe başlatılmadan iş sözleşmem sona erdirildi. Satın alma Müdürlüğüne gelmem de şöyle oldu; ben 2024 sonu 2025 başı gibi emekli olmayı düşündüm. 2024 yılının sonlarında Genel Müdürümüz Ali Sukas Bey, Ümit Polat'ın rüşvet ilişkileri içerisinde olduğunu öğrendiğini ve bu nedenle onun satın alma Müdürlüğü görevinden alınacağını, ardından satın alma Müdürlüğüne benim getirileceğimi söyledi. Ben kendisine emekli olmayı planladığımı, ayrıca satın alma ve ihale süreçleri konusunda herhangi bir tecrübem bulunmadığını söyledim. Buna rağmen "Sen emekliliği düşünme, satın alma bizim birimin zaten bir uygulama biçimi var, sen asal satın alma müdürü olarak sana getirilen teklifler içerisinden en uygun olanları imzalayacaksın, zaten süreç içerisinde öğrenirsin" dedi. Ayrıca yaklaşık 20 yıldır kurum bünyesinde güvenilir bir şekilde görev yaptığımı, herkesin bana güvendiğini ve geçmişi temiz birinin bu görevi yapması gerektiğini söyledi. Ben de emeklilik maaşının düşük olması ve bana yapılan teklifin maaş yönünden cazip olması nedeniyle bu teklifi kabul ettim.

Ben göreve başladıktan sonra ise Ümit Polat yanıma gelerek Genel Müdürümüz Ali Bey konusunda dikkatli olmam gerektiğini, beni kullanabileceğini ve tedarikçi firmalar üzerinden benden para talep ettirmeye çalışabileceğini söyledi. Buna karşılık Genel Müdürümüz Ali Bey, Ali Sukas Bey göreve başlarken bana Ümit Polat'ın kendisinin adını kullanarak "Ali Sukas istiyor" diyerek tedarikçilerden zorla para aldığını, bu nedenle tedarikçilerin bana yaklaşarak menfaat sağlamaya çalışabileceklerini söyledi. Açıkçası her iki tarafın da birbirini suçladığını gördüm ve gerçekte neler yaşandığını o dönemde tam olarak anlayamadım. Ancak ben göreve geldiğim tarihten bir süre sonra söz konusu rüşvet iddiaları artık kurum içi söylentilerin ötesine geçmiş, basına ve kamuoyuna yansımaya başlamıştı. Bu nedenle kimse benimle açık şekilde menfaat ilişkisi kurmaya veya doğrudan para talep etmeye cesaret edemedi. Zaten bu süreçte yargılanan ya da savcılıkta ifade veren kimse benim kendilerinden menfaat talep ettiğimi ileri sürmedi, süremez de. Satın alma Müdürlüğünde Genel Müdürümüz Ali Sukas Bey ile birlikte çalışma dönemim Ali Sukas Bey'in tutuklanmasına kadar yaklaşık 5-6 ay boyunca sürdü.

Ali Sukas Bey tutuklanana kadarki dönemde yapılan işler ile ilgili satın alma süreçlerini de anlamadığım için bana şaibeli gelen işleri sorguladığımda bana verilen cevapları savcılık ifademde anlattım. Zaten göreve geldikten sonra da bana satın alma süreçlerini kimse öğretmedi. Geçmişte yapılan alımlara ve dosyalara bakarak nasıl yapıldığını anlamaya çalıştım. 11 Mayıs 2026 tarihinde tutuklandığımda ben herhangi bir suç işlemediğim için ne olduğunu anlayamadım. Sonrasında avukatım bana hakkımdaki iddiaları ve ihale süreçlerini detaylı anlatınca benim de bu dönemde gözlemlediğim şaibeli hususları anlatmak için tekrar savcılığa başvurdum ve etkin pişmanlıktan yararlandım. Savcılık ifadelerimin arkasındayım. Ancak tam olarak anlaşılması adına bu süreçte gözlemlediğim ve bildiğim hususları huzurunuzda detaylı olarak anlatacağım.

Ağaç A.Ş.'de ağaç satın alma süreçleri genel olarak şöyle işliyordu: Fidanlıklar Müdürlüğü Müdürü Kerem Celil Uzunlar talep açar, Ali Sukas Genel Müdürümüz bu talebi onaylar, Satın alma Şefi Fatih Yağcı da tedarikçilerle görüşüp teklifleri toplar ve bana getirirlerdi. Ben de bana sunulan evrak ve teklifler üzerinden en uygun teklifi veren firma şartları sağlıyorsa alımı imzalıyordum. Ancak arka planda ne konuşulduğunu, firmaların neye göre seçildiğini, firma havuzunun nasıl oluşturulduğunu, kimlerle nasıl ilişkiler kurulduğunu bilmiyorum. Bugün dönüp baktığımda benim bilmediğim ve dahil edilmediğim çok fazla şey olduğunu anlıyorum. Zaten ben göreve geldiğimde hazır kurulmuş bir sistem içerisine getirildim. Teklif alınacak firmaların listesi belliydi, sadece bu listede olan firmalardan teklif alınıyordu. Ağaç A.Ş. istisnai alım yöntemi kapsamında genelde 3/a ve 3/g ihalesi yapar. 3/a ve 3/g ihalesi dışarıdan istenen ve şartları sağlayan herkesin katıldığı değil, Ağaç A.Ş.'nin gidip direkt firmalardan teklif aldığı ve en uygun teklifi veren firmaya işi vererek yaptığı ihalelerdir. Benim burada fark ettiğim ilk husus, alım yapılan işlerde ve ağaç alımlarında olan tedarikçi firmaların çoğunun uzun yıllardır Ağaç A.Ş.'ye iş yapan firmalardan olmasıydı. Bu hususu sorguladığımda da bana tedarikçi değerlendirme formları gösterilerek bu tedarikçilerin başarılı olduğu, yeni bir firma sokmanın riskli olduğu, listedeki firmaların uzun yıllardır bu işi yaptığı söylendi.

Ancak burada şöyle bir parantez açmak istiyorum: 3/a ve 3/g ihalesi kapsamında alım yapılan her iş şaibeli değildir. Ağaç türlerinin dönemsel yetişmesi, belli süre içerisinde saksıya dikim yapılması gerekmesi gibi sebepler nedeniyle bu işler açık ihale ile yapılamaz. Açık ihale ile yapılıp bir firmaya verilse bile o ihaleye itiraz edildiğinde ve itirazın değerlendirilmesi uzun süreceği için o dönemde ağaç saksıya dikilemezse dönemi geçer ve o ağacı artık yetiştiremezsiniz. Ancak ağaç dışında yapım ve hizmet işleri de böyle niteliksiz istisnai alımlarla gerçekleştirilirdi. Bunun süreklilik arz etmesi ise benim dikkatimi çekerdi. Ben göreve başladıktan sonra bazı satın almalar oldu. Bana inisiyatif gösterilen, imzamın olduğu bitki alımları ve malzeme alım işleri 2024/120 3670 İKN'li ana ihalenin alt alımı değildir. Bu hususta yanlışlık vardır. 2024/104 3670 İKN'li ana ihale ve buna, bu ana ihalenin alt ihaleleri ben satın alma müdürü olmadan önce yapılmış ve tamamlanmıştır. Benim imzamın bulunduğu alımların üst dosyası yani ana ihalesi yoktur. Bana şaibeli gelen konulardan biri de budur. Yani üst dosya olmadığı için yıl içerisinde hangi alımların yapılacağı belli değildi. Bu nedenle de önüme "Şu kadarlık alım yapacağız" diye talep gelir, ben de talep olunca mecbur alımı yapardım. Ancak bir süre sonra yakın tarihlerde sık sık alım talebi gelmeye başlayınca bu hususu sorguladım.

Savcılıkta da bahsettiğim üzere 2025 yılı içerisinde 2025/237 497, 2025/415 398, 2025/445 691 ve 2025/454 412 İKN numaralı doğrudan alımlar yapıldı. Yapılan ihalelerin her birinin konusunun aynı olmasına rağmen bu ihaleler parçalara bölünmüş bir şekilde kısmi teklife açık tutularak ihale edildi. Burada tekrar bir açıklama yapmak istiyorum: Kısmi teklife açık tutularak derken kastettiğim şudur; örneğin bir ağaç türünden 1000 adet alım yapılması gerekiyor, firmalara gidip ellerinde ne kadar ağaç olduğu soruluyor ve örneğin bir firmadan 700 adet kısmi alım yapılıyor. Sonrasında kalan 300 adet için tekrar 3g alıma çıkılıyor. O 300 adet için de başka bir firmadan 200 adet alım yapılıyor. Kalan 100 adet için tekrar 3g alıma çıkılıyor. Böyle yapılarak aslında tek seferde alınabilecek 3g alım için kısmi teklife açık şekilde parça parça alınıyor. Bu alımlar yapılmadan önce hangi firmada ne kadar ağaç bulunduğuna yönelik olarak Fidanlıklar Müdürlüğü, Kerem Celil Uzunlar ve Satınalma Şefi Fatih Yağcı tarafından bir çalışma yapılmıştı.

Vermiş olduğum 4 adet ihalenin Kısmi teklif açık olarak yapılmasının sebebi, herkesin stokunda bulunan ağaçların yönetmelik ihalesinden kaynaklanıyordu. Zaten bu ihaleler incelendiğinde çok sayıda firmadan alım yapılmış olduğu dosyalarda da mevcuttur. Bu alımların talebi Planlama Müdürü Kerem Celil Uzunlar'dan geldi ve Genel Müdür Ali Sukas’ın onayıyla alımlar yapıldı. Ağaç alım ihalelerinin parçalanmış olması bir diğer sebebi 3G kapsamında istisnai nitelikte alım yapılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Aksi takdirde limitinin üzerinde ve kalıcı olması için açık ihale yapılması gerekmekte olup, bunu bertaraf edebilmek için parçala bölündü. Ayrıca 3G alımının da kendi içerisinde kısmi teklif açık olarak yapılmasının sebebi, genel müdürün belirli bir limite kadar olan alımları tek imzayla çıkabilecekken, belediyenin limitinin üzerinde olan alımlarda Ağaç AŞ yönetim kurulundan onay alması gerekiyordu.

Yani örnek vermem gerekirse, 3G kapsamında 1000 adet ağaç alımının tek firmadan alınabilecekken, birden fazla firmadan kısım kısım olarak 1000 adet tamamlama yapılıyordu. Bu ihalesini verdiğim alımların o kadar fazlaydı ki herkesin dikkatini çekti. Bu kadar fazla yatırımın ağaç alınmasına Ağaç Aş şirketinin ihtiyacı yoktu. Ben de bu durumdan şüphelenerek bu alımın devamının gelmeyeceğini genel müdür Ali Sukas’a sundum. Kendisi bana başka alımın gelmeyeceğini söyledi. Ancak bundan kısa süre sonra Kerem Celil Uzunlar tarafından yeniden bir ağaç alım talebi açıldı. Bu talepte sadece "şu kadar ağaca ihtiyacımız var" diye ağaç adetleri yazıyor. Bu kadar alıma ihtiyacımız bulunmadığı için, zaten artık 3G kapsamında alım yapılmasından da rahatsız olduğum için, bu talebi genel müdür tarafından onaylansa bile imza atmayacağımı, satın alma müdürü olarak onay vermeyeceğimi söyledim.

Zaten bu olaydan kısa süre sonra da Ali Bey tutuklandı ve birden ağaç alım talebi ilettik. Ben daha sonra tarafıma bildirilen alım taleplerindeki ağaçları zaten önceden fidanda getirdiğini, aslında bu talebin ihalesiz gerçekleşen alımları yasal zemine kavuşturulmak için yapıldığını, operasyonlar nedeniyle de bunların ihalesinin gerçekleştirilemediğini öğrendim. Operasyondan sonra sadece alımlar değil, Planlama Müdürü Kerem Celil Uzunlar tarafından daha önce sıkça çalışılan 3A ve 3G kapsamındaki ağaç alım taleplerinde sona erdi. Bu halin için önceki yoğun alımların gerçek ihtiyaçtan kaynaklanmadığı şüphelerimi daha da güçlendirdi.  Ayrıca her ne kadar görev ve yetkim olmasa da, ana iddianamenin düzenlenmesinden sonra iddianamede adı geçilen tüm firmalardan bir daha teklif almamasını, alınsa dahi bu teklifleri onaylamayacağımı söyledim. Bu işler kurum kayıtları üzerinden kolaylıkla tespit edilebilir. Bu adım nedeniyle görevden alınıp ihraç edilme idareye göz altı almıştık. Nitekim bu süreçte hemen görevime son verileceğini de zaten düşünüyordum.

İddianamede atfedilen 2025/681338 İKN numaralı ihale ile yasal yaşam peyzaj, 2025/611635 İKN numaralı ihale ile İnterş mimarlık ve 2025/578212 İKN numaralı ile (anlaşılmadı) firmalarından malzeme alımı gerçekleştirilmiştir. Bu ihaleler yapılmadan önce bu firmalara bu işler verilmiş olup, bu firmalar tarafından alınacak malzemeler kuruma teslim edilmeye başlanmış ve ihaleler de daha sonradan yapılmıştır. Bu ihalelere şefi ihale şefi Fatih Temur olup, husus tabii ihale tamamlandıktan sonra Fatih Temur'un bana anlatması üzerine öğrendim. İddianamede adı geçen 2025/516381 İKN numaralı yapraklı ithal ağaç alımı gerçekleştirilmiştir. Yurt dışından hangi ağaçların tedarik edileceği önceden piyasadaki bir kısım firmalarla paylaşılmış, bu firmalar yurt dışından bu ağaçları temin ederek stoklarını almış, daha sonra ithal ağaç alımı ihalesine çıkıldığında sadece bu firmaların stoklarında bu ağaçlar yer aldığı için ihaleler bu firmalar üzerinde kalmıştı. Bu işi genel müdürü Ali Sukas ve planlama müdürü Kerem Celil Uzunlar organize etmiş olup, evrak işlemleri ise Fatih Yağcı yapmıştır. Mal alımı hususu yine yerli tamamlandıktan sonra Fatih Yağcı’nın bana anlatması üzerine öğrendim.

Savcılıkta ifademde bahsettiğim bir diğer husus, Seka peyzaj ismini firma Murat dağdeviren şahıstır. Bu firmanın üretim sahası bulunmadığı gibi üretim belgesinde göremediğim ağaçlar şeklinde konuşulduğu üzere almış olduğu ihalelerde teslim etmesi gereken ağaçları diğer üreticilerden tedarik ederek teslim eder. Yani aslında Seka peyzaj yerine üretim sahası olan bir firma davet yapmasının daha verimli ve daha az maliyetli olacağını düşündüm. Zaten Ali Sukas beni bu konuda uyardı. Üretim sahası olan firmalardan alım yapalım, teklifleri değerlendirirken hususa dikkat et dedi. Buna rağmen bir süre sonra Planlama Müdürü Kerem Celil Uzunlar Seka peyzaj mutlaka teklif alınması gerektiğini sunarak sıra baskı yapmaya başladı ve Seka peyzajdan teklif almaya başladı. Ben de bu durumu anlayamadım zaten.

Ayrıca son olarak iddianamede yer aldığım eylemde bulunmayan ancak dosyadaki araştırma tutanaklarında bulunan ihale evraklarını incelerken bir hususu fark ettim. Bunu da beyan etmek isterim. 2025/57424, 57024 İKN numaralı kurak ve toprak sahası 9.000 ton hafriyat nakliyesi işinde satın alma müdürü vekili olarak gözükmekteyim. Ancak tarafıma bu iş için vekalet verilmediği gibi, ben bu alımı vekil olarak hiçbir zaman imza atmadım. Bu hususun araştırılmasını talep ediyorum. Ben bu görevde bulunduğum süre boyunca hiç kimseden para almadım. Herhangi bir menfaat temin etmedim ve kimseye menfaat sağlamasını bilerek hareket etmedim. Hiçbir ihalenin hangi yöntemlerle ve nasıl yapılacağına ilişkin kararı ben vermem. Teklif istenecek firmaların belirlenmesi, tekliflerin toplanması ve firmalarla anlaşılması aşamalarına ilişkin bir olayım olmadı. Benim görevim, bende gelen teklifler arasından bana sunulan evraklara göre şirketin menfaatini sağlayan en uygun teklifi seçmek ve ilgili evrakların imzalardır. Teklifler elime gelmeden önce firmalarla neler konuşulduğu, firmalarla gayri resmi anlaşmalar yapılıp yapılmadığını ve bu süreçte neler yaşandığını bilemem.

Bu vesileyle alım evrakına imza atılması ihalenin yapılma yönetimini, teklif toplama sürecini veya firmalarla kurulan anlaşmaları benim belirlediğim veya onayladığım anlamına gelmez. Benim yargılandığım eylem kapsamında yalnızca 3G kapsamındaki alım teklifleri yer almaktadır. Bu alımların bağlı olduğu bir üst dosya bulunmadığı için, yıl içerisinde toplam ne kadar ağaç alınacağı veya hangi ihtiyaçların karşılanacağının planlandığı stok durumunu önceden bilmiyorum. Talepler önüme toplu olarak değil, farklı zamanlarda parça parça geliyordu. Her bir talebin toplam bütçe içerisindeki yerini, talep edilen miktarın gerçekten ihtiyaç olup olmadığını ve devamında başka alım taleplerinin gelip gelmeyeceğini o aşamada bilemiyordum. Ben de önüme getirilen her bir talebi o anda bana sunulan evrak ve teklifler üzerinden değerlendirerek yapmayı sağlayan en uygun teklifi onaylıyordum. Alımların bütünü baştan görme imkanı olmadığı için süreç içerisinde şüphe uyandıran bazı hususları o dönemde tam olarak anlamlandıramamıştım. Bugün ise bu alımları bir arada ve sonradan gelen bilgilerle birlikte daha sağlıklı değerlendirebildiğim mecburum. Bu dönemde bana şüpheli gelen ve bildiğim ve gözlemlediğim hususları tüm açıklığıyla anlatma ihtiyacı hissettim.

Bütün geriye dönüp baktığımda en büyük hatamın bilgi ve tecrübenin olmadığını bir görevi kabul etmek olduğunu düşünüyorum. Bildirim ve gözlemlediğim hususları heyetin önünde savcıya tüm açıklığıyla anlattım. Bu ifadeleri verip tarihe olduktan sonra ise kuruma gittiğimde, özellikle yürütme ismini kodun ağırlaşmış suçun işlenmesine her bir alım bakımından fiilen yaptığım işlemler, görevimin sınırları ve o tarihte bildiğim hususlar dikkate alınarak yapılmıştır. Aksi geçen dönemde bilerek isteyerek ve müdahil olarak bir husus süzük yapmadım.  Bu sebeple öncelikle haftada iki gün imza şeklinde verilen adli kontrol kararının, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına, beratime karar verilmesini, aksi takdirde etkin pişmanlık kapsamındaki beyanların dikkate alınarak cezalandırılmamasına karar verilmesini talep ediyorum.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Selim Bey, ihalesi yapılmayan alımlardan bahsetmişsiniz, konuyu açar mısınız?

Selim Marangoz: Bitkiler geldi başkanım. Yani gelmiş ama talep geldi. Benim orada bitkilerin geldiğini bilme şansım yok zaten, diğerleri bana gelmiyor. Ayrıca çok fazla üst üste bu talepler geldiği için, zaten dönemsel olarak o talebi karşılamak da mümkün değil. Çünkü artık mayıs aylarına geldi yani grup dolu bitkileri alma dönemi geçmiş durumdaydı. Dolayısıyla ben zaten alımı böyle bir yerinde yapmayacağım, bunun işinin ayrı olduğunu anladım. Hemen onu şey yaptım.

Savcı: İhalesi yapılmadan alım olmuyor, daha sonra alım işleri bittikten sonra mı hani gösterge ihale hazırlanıyor?

Selim Marangoz: Evet böyle bir durum olduğundan çok şüphelendim. Ben bunu beğenmeyip iade istedim.

Savcı: Hatta beyanınızda bu konuda Kerem Celil Uzunlar isimli şahıs tarafından ben Satın Alma Müdürü olduktan sonra tarafıma alım için evrak sunup, onaya evrak göndermiş olup, benim tarafımdan ise bunlar onaylanmaz şeklinde beyanınız var. Evet.

Savcı: Bahsettiğiniz ihalesi olmadan alımı eşliyor yoksa genel bir beyan mı?

Selim Marangoz: İhalesi olmayan.

Savcı: Yine beyanınızda şöyle de bahsetmişsiniz, ihalesi gerçekleştirilmemiş alımları yasal zemine kavuşturmak için onaya sunulduğunu öğrendim şeklinde beyanınız var. Evet.

Savcı: Siz kaç ay görev yaptınız?

Selim Marangoz: Ben 2025 ocak ayında başladım göreve. O zaman üçer dört aylık

Savcı: 3-4 aylık süreçte bile ihalesiz alımlardan bahsedebiliyorsunuz, doğru mu?

Selim Marangoz: Hayır ama ben bunları, yani o zamanki şeyi 3G çok üst üste oldu, meclisten geçtiği için bu talebe uygun görmedim. Ben daha sonra bunun ağaçların gelmiş olduğunu anladım, yani ürünü aldıktan sonra bu kanıya vardım.

Savcı: Ve bu 3G'ye ilişkin açıklamalarınız var, 3G için de beyanınızda limit meselesinden bahsetmişsiniz. Hani belli bir limit üzerine çıkıldığı zaman ihale süreci ile ilgili 3G'de açık ihale denmiyor mu?

Selim Marangoz: Evet şeyin limiti var. Tamam, sonra çıkmayan yapılması gerekiyor.

Savcı: Limitte kalmak için mi işlerin parçalandığını biliyorsunuz?

Selim Marangoz: O kadarını bilemiyorum.

Savcı: Yine de bu SEKA peyzajdan bahsettiğiniz… SEKA'nın sahibi kimdir?

Selim Marangoz: Murat Dağdeviren

Savcı: Murat Dağdeviren’in üretim tesisi olmadığı halde ihale alıp, diğer üreticilerden toplayıp, tedarik eden şeklinde beyanınız var, doğru mu?

Selim Marangoz: Evet.

Savcı: Hiçbir iş yapmadan ciddi karlar elde etmiş demişsiniz. Murat Dağdeviren’e niye böyle bir imtiyaz tanınmıştır süreçte?

Selim Marangoz: Bilemiyorum. Tahminim.

Savcı: Nedir bu, tahmininiz?

Selim Marangoz: Yakınlığı vardı başkanın. Onu biliyorum.

Savcı: Size böyle bir talimat geldi mi başkanın?

Selim Marangoz: Bana gelmedi böyle bir talimat. Bunu isteyen finansman bildi, ben söyledim.

AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR

Aytekin Karaarslan: Birlikte çalıştığımız süre içinde benim size gayriresmî bir talimatım oldu mu?

Selim Marangoz: Olmadı, olsa da bilirdiniz zaten.

Aytekin Karaarslan: Yine çalıştığımız süre boyunca herhangi bir tedarikçiyi yönlendirdim mi?

Selim Marangoz: O da olsaydı bilirdiniz mutlaka.

Aytekin Karaarslan: Yine son sorum. Çalıştığımız süre boyunca herhangi bir tedarikçi benim ismimi kullanarak görüşme yapmak istediğini ya da satış yapmak istediğini söyledi mi?

Selim Marangoz: Onu da olsaydı bilirdiniz diye düşünüyorum.

Aytekin Karaarslan: Tamam, teşekkür ederim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Selim Bey sizi satın alma müdürlüğüne zorla mı getirdim? Yani bir baskı yaptım mı?

Selim Marangoz: Baskı yaptınız.

Ali Sukas: Nasıl baskı yaptım? Yani bir tehdit ya da herhangi bir şey oldu mu? Yani görevi kabul etmezseniz bu görevden aldırırım falan filan diye bir şey mi söyledim?

Selim Marangoz: Yok alamazsınız, zaten benim emeklilik hakkım vardı. Ben emekli olmayı planlıyordum, onu da size söyledim. Siz sadece, benim sana orada ihtiyacım var gibi, ifademde de söylediğim cümleleri kurdunuz.

Ali Sukas: Yani bu bir güven konuşması mıydı?

Selim Marangoz: Evet güven konuşmasıydı. Bana güvendiğinizi söylediniz.

Ali Sukas: Peki göreve geldikten sonra, Ağaç A.Ş.'de rutin olan bir süreç olduğu için de soruyorum. Sen tedarikçi ziyaretlerine gittin mi görevli olarak?

Selim Marangoz: Bir kere gittim.

Ali Sukas: Kiminle gittiniz?

Selim Marangoz: Kerem Celil Uzunlar’la gittim.

Ali Sukas: Kerem Celil Uzunlar’ın görevi neydi?

Selim Marangoz: Fidanlıktaydı.

Ali Sukas: Sen satın alma müdürüydün, Kerem Celil Uzunlar fidanlıklar müdürü müydü? Birlikte iki ya da üç gün diye hatırlıyorum.

Selim Marangoz: Evet.

Ali Sukas: Hangi tedarikçilere gittiniz?

Selim Marangoz: Sizin gönderdiğiniz yerlere gittim ben.

Ali Sukas: Kimi yönlendirdim? İllere mi kişilere mi?

Selim Marangoz: İllere. Samsun'da zaten bir tane üretici var, Samsun'a kadar da gittik.

Ali Sukas: Yani şu bölgeleri ziyaret edin, oradaki üreticileri...

Selim Marangoz: Evet, ben firmaları tanımam. Kerem Bey yönlendirdi, satın alıcıları da çoğunlukla o kullandı.

Ali Sukas: Kaç firmaya uğradınız?

Selim Marangoz: Biz sadece üretim sahasında bitki var mı, yok mu veya ne kadarı satılmış diye baktık. Yani ben o gözle baktım. Bir sayı, envanter vesaire tutmadık.

Ali Sukas: Bir araştırma, inceleme gezisi diyebilir miyiz buna?

Selim Marangoz: Evet. Zaten görev tanımlarımızda var tedarikçi ziyaretleri.

Ali Sukas: Yani görevinizin dışında bir talimat vermedim size.

Selim Marangoz: Hayır, vermediniz.

Ali Sukas: Bir Kerem'le üç gün beraber gittiniz, sohbet etmiş olmalısınız. Yani ondan…

Selim Marangoz: Hayır hayır, ben o geziyle ilgili bir şey söylemedim. Geziyle ilgili de şüphem yok. Benim anlattığım ifademde açık, alımların üst üste gelmesinden bahsediyorum.

Ali Sukas: Yok her yıl olan bir şeyi öğrenmiş olman lazım normalde. Zaten tecrübelisin, Ağaç A.Ş.'de 15-20 yıldır çalışıyorsun. Her dönem, her yıl aynı dönemde aynı yoğunlukta bir alım olduğunu bilirsin.

Selim Marangoz: Buraların işte...

Ali Sukas: Peki, yurt dışına gittiniz ürün bakmak için. Özellikle sahada kullandığınız ekipmanlarla ilgili. Makine ekipmanlarıyla ilgili.

Selim Marangoz: Evet, ben kendim şahsi izin alarak gittim. Makine ekipmanlarının yurt dışında fiyat araştırmasını yapmak için gittim.

Ali Sukas: Benim iznim dâhilinde gittin ama değil mi?

Selim Marangoz: Evet, size söyledim. Broşürleri de getirdim. Yurt dışından ithal etmemiz, buradan almamızdan daha uyguna geldiğini de söyledim size. Ama biz gene buradan aldık.

Ali Sukas: Bu gözaltına alınıp bırakıldıktan sonra geri dönüp bir araştırma yaptığını söylüyorsun. Kurnaköy'deki topraktan eleme sahasının bir fiyat konusunda.

Selim Marangoz: Evet.

Ali Sukas: Peki onun şeyini öğrenemedin mi? Yani araştırma yaptın ama...

Selim Marangoz: Benim vekâletimden haberim yok. Notlarım arasında da yok. Benim öyle bir vekâlet bana düştüğünden haberim yok. Normal de değil. Çünkü ben Anadolu Yakası'nda o tarihte görevliydim.

Ali Sukas: Yok hafriyatın yani sanki usule aykırı bir işmiş gibi...

Selim Marangoz: Hayır, sadece orada benim imzam yok, onayım yok. Yani o raporda gördüğüm, iddianamede gördüğüm, ismimin geçtiği yerleri tarattırdığım zaman fark ettiğim bir şeydi bu. Orada imzam yok. Ama diğer imzalar eksik değil, var. Ben müdür vekili olarak gözüküyordum sadece.

Ali Sukas: En azından işlemlerine bakabilirdin. Ben de hatırlamıyorum sana görev verdiğimi o tarihte de. Önemli de değil o. Bir şey daha soracağım. Mesela sanırım 2024 yılı içerisinde, IT tarafından ben sadece kendime yönelik bir sistemde bir modül hazırlattırmıştım. Satın almalarla ilgili, geriye dönük hangi firmadan hangi ürünü kaç liradan aldığımıza yönelik. Bu aslında check kontrol için hazırlattığım bir yazılımdı. Bunun şifresini sana verdim mi ben? Buradan kontrol et satın almaya gittiğin zaman, teklif alacağınız zaman...

Selim Marangoz: Bunu hatırlamıyorum. Hakikaten hatırlamıyorum.

Ali Sukas: İnsan zaten her şeyi hatırlamaz.

Selim Marangoz: Gittiğimi de çok hatırlamıyorum.

Ali Sukas: Murat Dağdeviren’le ilgili benim sana bir talimatım oldu mu?

Selim Marangoz: Söylemedim zaten. Sizle ilgili bir şey söylemedim.

Ali Sukas: Orada ben yanlış anladım o zaman. Başka sorum yok.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Ben göreve başladıktan sonra Ümit Polat beni Ali Sukas konusunda uyardı. Sana tedarikçilerden para isteyebilir, dikkatli ol Selim. İhaleler konusunda dikkatli ol diye seni uyardığını, Ali Bey'in de tam tersini rüşvet aldığı için Ümit'i görevden alıyorum, sana güveniyorum şeklinde yani farklı bir değişiklik olabilir. Başkan bey sizler zaten dediğini beyan ettiniz. Ümit Bey'in görevden alınmadan önce Ali Bey ile olan sıkıntılarına şahit misiniz? Sizinle bu konuları konuşuyor muydu Selim Bey?

Selim Marangoz: Yok.

Sevgi Dağdemir: Ali Bey'le göreve alınmadan önce rapor aldığı hususuna, ihalelere katılmadığı hususuna, onurlandırılmadığı hususunu konuştunuz mu hiç?

Selim Marangoz: Ya Ali Bey'in kısmı zaten ifademde söylediğim kadar, daha fazlası veya eksiğini bilmiyorum yani.

Sevgi Dağdemir: Tamam, diğer sorumu sorayım o zaman ben. Ümit Bey'in şirket içerisinde sadece Ali Bey'den rüşvet aldığını beyan ettiniz, duyduğunuzu. Başkaca başkasından, tedarikçilerden herhangi bir kimseden Ümit'in rüşvet almadığına ilişkin herhangi bir duyumunuz, gördüğünüz oldu mu?

Selim Marangoz: Olsaydı söylerdim burada, yok.

Sevgi Dağdemir: Tamam. 2025 yılında siz Satın Alma Müdürlüğü yapıyorsunuz. Bazı beyanlar olduğu için soruyorum. Siz Satın Alma Müdürlüğü görevinde bulunurken Ümit Bey'in tedarikçileri mal alım noktasında ya da hisse alım noktasında müteahhitlerle ya da tedarikçilerle sizin pozisyonunuzun önüne geçerek görüşme yapma, ihale verme, onaylama, böyle bir yetkisiyle resmi ya da gayri resmi olmuş mudur?

Selim Marangoz: Anlayamadım, benim için mi?

Sevgi Dağdemir: 2025 yılı içerisinde siz görevdeyken Ümit Bey'in Satın Alma Müdürlüğü'nde resmi bir görevi olmamasına rağmen sizin masanıza oturup da kimseyle görüşme gibi bir durumu söz konusu olmuştur mu? Siz buna taraf ettiniz mi?

Selim Marangoz: Öyle bir şey yapamaz ki, mümkün değil. Yetkisi elinden alınır.

Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ederim. Diğer bir sorum var. Uygulama noktasında bu da olacak. Siz de galiba uygulama müdürlüğü de yaptınız. 2025 yılı içerisinde Ümit Bey'in ihalesi olmayan ağaçların getirilip bağlanmaması noktasında şirket içerisinde herhangi bir şekilde karar verme yetkisi var mıdır?

Selim Marangoz: Bilmiyorum.

Sevgi Dağdemir: Uygulama Satın Alma Müdürü olarak siz peki uygulama noktasında karar verebilir misiniz? 2025 yılında ihalesi yapılmamış bir ağaç noktasında uygulama yapın diye talimat verebilir misiniz?

Selim Marangoz: Yok, yok veremem.

Sevgi Dağdemir: Bu kimin görevidir?

Selim Marangoz: Bilmiyorum. Öyle bir talimat verilmez.

Sevgi Dağdemir: Yok şöyle. İhalesi yapılmış bir ağacın uygulanmasındaki bu uygulama hangi birimin görevidir? O zaman ben öyle sorayım.

Selim Marangoz: Uygulama derken fidanlık, fidanlık dikiminden bahsediyorsunuz, ne uygulaması?

Sevgi Dağdemir: Bir, ekim yapılması diyelim biz. Bu dikim yapılması noktasına mesela hangi birim karar verir? Satın almayla alakalı süreç bittikten sonra...

Selim Marangoz: Satın alma müdürlüğü karar verir.

Sevgi Dağdemir: Ben duyamadım, hangi müdürlük?

Selim Marangoz: Yetkili olan müdürlük karar verir.

Sevgi Dağdemir: Yani satın alma müdürü olarak siz ihalesi olmayan bir dikim işine ben ihale yapmıyorum, ama sen dik diyebilir misin? Satın alma müdürlüğü böyle bir şey yapabilir mi?

Selim Marangoz: Hayır, hayır yapamazsın.

Sevgi Dağdemir: Selim Bey, sizin beyanlarınızın aynılarını zaten söylüyorduk dediklerinizin doğruluğunu niteler şeklinde ama biz bir şey daha söylüyoruz, diyoruz ki, aslında Fatih Yağcı ve Fatih Temur da bu süreçlerin hepsini bilmektedir diye. Siz, bu süreçlerde sadece Ali Sukas'a mı böyle olmaz, şöyle olmaz diyordunuz? Yoksa Fatih Yağcı ve Fatih Temur'u da bu konularda bu işler böyle olmaz diyerek diyor muydunuz? Yani hep Ali Sukas mı sadece işin içerisindeydi? Yoksa ihalelerin de bu hususlardan bilgisi var mıydı?

Selim Marangoz: Öyle bir cümlem yok benim. ... sordunuz onu anlamadım.

Sevgi Dağdemir: İhale şekilleri de bu ihalelerde mesela bir ihale geliyor önünüze, yapılmadan gelmiş buraya. Size imza attırılmaya çalışılıyor, onaylatılmaya çalışılıyor. Sadece Ali Sukas ve satın alma müdürü arasında mı geçiyor bunlar? Fatih Yağcı hiçbir şey bilmiyor mu? Fatih Temur hiçbir şey bilmiyor mu? Yani ondan hiçbir şeyden haberi yok, satın almayla gelen bir dünyadır her şeyi.

Selim Marangoz: Anlamadım. Yani ben anlamadım ben böyle bir cümle de söylemedim.

Sevgi Dağdemir: Cümleyi söyleyip söylemediğinizi...

Selim Marangoz: Siz çıkarımdan yola çıktınız sanki.

Sevgi Dağdemir: Çıkarımdan değil. Sizin Satın Alma Birimi Satın Alma Müdürlüğü olarak ihalelerin yönetilmesiyle alakalı ihale şefleri var. Şimdi ihale şefleri geliyor hiçbir şeyden haberimiz yok, her şey usulüne uygun falan diyor ya, siz de bir sorun yaşıyorsunuz Satın Alma Müdürlüğü'nde.

Selim Marangoz: Ne sorun yaşıyorum mesela?

Sevgi Dağdemir: Biraz önce sinirlendiniz, anlattınız, dediniz ki, artık alımları geldi şu geldi, bu geldi, bir sürü sorunlardan bahsettiniz. Ali Bey'e söyledim Ali Bey...

Selim Marangoz: O çıkarımları ben daha sonradan yaptım. İfademi yani ifademde belirttiğim gibi aslında cevabı orada.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Peki ihaleye imza atmak istemedim falan dediniz, daha sonra da Ali Bey tutuklandı dediniz. Sizlerden de sorum şu aslında, siz burada bu sıkıntıların olduğunu biliyordunuz, bunları bilerek hiç şeflerin lafını, hiç kimseyle konuşmadınız, kendi iç dünyanızda yaşayıp sadece Ali Bey'le mi konuştunuz? Yani Fatih Yağcı ve Fatih Temur bunları bilmiyor muydu?

Selim Marangoz: Bilmiyorum bilip bilmediklerini.

Sevgi Dağdemir: Teşekkür ederim.

MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK SORUYOR

Mustafa Küçük: Selim Bey siz satın alma müdürü olduktan sonra SYK Peyzaj'ın ihale süreci oldu mu? İhale sürecine dahil oldunuz mu?

Selim Marangoz: Evet. Belirttiğim ihale numarasında sürecim var.

Mustafa Küçük: Hangisi o? Bakabilme şansımız var mı?

Selim Marangoz: Şu an önümde yazılı olarak yok.

Mustafa Küçük: Onu incelememiz lazım çünkü. Selim Bey bir de şeyi söylediniz. Ben öncelikle şunu söyleyeyim; SYK Peyzaj'ın üretici belgesi var. Özellikle süs bitkisi üretici belgesi. Biz bunu gerekirse dosyaya da sunarız. Ancak alım-satım da yapmaktadır. Gerek Yalova'dan gerek Bursa'dan...

Selim Marangoz: Bunun tarihine bakmak lazım. Benim önüme hiç üretici belgesi gelmedi SYK Peyzaj'ın.

Mustafa Küçük: 2023 tarihli bir üretici belgesi var.

Selim Marangoz: 2023. Ben 2025'te görevdeyim.

Mustafa Küçük: Doğru ama işte süizanla ediyorsunuz...

Hakim: Avukat Bey sorumuz varsa...

Mustafa Küçük: Hareket ediliyordur. Tabii tabî. Ben açıklamasını yapıyorum. Tabii onun tartışmasına girmek istemiyorum Sayın Başkanım. Suiandarla hareket ediliyor. O yüzden bu tabii ki hoşumuza gidecek bir durum değil. Yani müvekkilim hem kendisi üretim yapmaktadır hem de alım-satım da yapmaktadır. Dediğim gibi hem Yalova'dan hem Bursa'daki fidanlıklardan... Yani alım-satım yapmasında bir mahsur var mı? Yani iddia bu, başka bir şeye mi demektir?

Selim Marangoz: İfademde belirttiğim cümlelerden bellidir zaten.

Mustafa Küçük: Alım-satım da yapabilir yani firmalar. Bir mahsur yok.

Selim Marangoz: Yapabilir ama...

Mustafa Küçük: Teşekkürler.

Selim Marangoz: Rica ederim.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Selim Bey, alımların mutlaka ana ihale dosyaları için mi alınır? Ağaç A.Ş.'nin ihale dışında ihtiyaçları yok mudur?

Selim Marangoz: Bunun kararını ben veremem. Olabilir, olmayabilir; yani yetkili birim müdürü karar verir.

Kaptan Yılmaz: Tamam ama... Tamam, onu sormuyorum. Diyorum ki ana ihale dışında hani alt ihaleye, ana ihalenin alt ihalesi ediniyorsunuz ya bazı alımları...

Selim Marangoz: Evet.

Kaptan Yılmaz: Bahçe Market için ya da fidanlık...

Selim Marangoz: Elif Hanım'la alt ihale gibi...

Kaptan Yılmaz: Sorumu tamamlayayım. Bahçe Market ya da fidanlık üretimi için alım yapıldığı olmaz mı?

Selim Marangoz: Olabilir.

Kaptan Yılmaz: Dolayısıyla bir alım yapsanız bunun mutlaka bir ana ihalesi olması gerekmiyor.

Selim Marangoz: Demek ki... Size şöyle söyleyeyim; üretim yapmak için, size şöyle söyleyeyim diyorum. Üretim yapmak için bitki alıyorsanız bunu fidanlıklar önceden yapar, bunun planı öyle peyderpey yapılmaz. Bunu söyleyeyim ben size.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Devam edeyim. Uygulama müdürlüğü de yaptınız, değil mi?

Selim Marangoz: Evet, yaptım.

Kaptan Yılmaz: Görev yetkiniz nedir? Uygulama müdürü olarak ne iş yaparsınız bir kısaca açıklar mısınız?

Selim Marangoz: Uhdemizdeki işin işleyişini tarif etmek kısacası.

Kaptan Yılmaz: Ne demektir uhdenizdeki işin işleyişi?

Selim Marangoz: Teknik şartnameye göre uygun işi çıkartmak, idarenin isteklerini teknik şartnameye uygun olarak tamamlamak.

Kaptan Yılmaz: Biraz önce meslektaşım da sordu; yani siz işte satın alma, ağacın dikimini mi yaparsınız, çiçeksel ürünün budamasını, vesaire dikiminin müdürü müsünüz, o işin birimi...

Selim Marangoz: Bütün işler... Çöp temizliğinden dikime, gerekirse beton tamirinden elektrik tamirine kadar.

Kaptan Yılmaz: Dolayısıyla aslında sahada o işin yapılıp yapılmadığı sizden sorulacak, sizin birimden sorulan bir husustur, doğru mu?

Selim Marangoz: Doğru.

Kaptan Yılmaz: Tamam. 2019 öncesinde hangi pozisyonda görev yaptınız?

Selim Marangoz: Uygulama şefiydim.

Kaptan Yılmaz: Gene uygulama şefiydiniz.

Selim Marangoz: Avrupa Yakası.

Kaptan Yılmaz: Peki sahada uygulama şefi olmanız münasebetiyle aslında ürünü sahaya teslim ediyor değil mi tedarikçiler?

Selim Marangoz: Sahaya teslim ediyor sözleşmesi varsa tabii ki.

Kaptan Yılmaz: Tabii, uygulamayı da neticede takip ettiğiniz için...

Selim Marangoz: Sahaya teslim ediyor derken şöyle bakın: İki tane iş var; biri malzeme, 2019 için konuşuyorsak eğer...

Kaptan Yılmaz: Öncesi için konuşuyorum, yani biraz daha öncesi... 2010-2015 arası.

Selim Marangoz: 2019 öncesinde malzeme işini fidanlıklar, her zaman fidanlıklar takip eder. Malzemenin sağlıklı olup olmadığını, ön muayenesini onlar yapar; sevkiyatında sahaya gönderir, kabulünü Park Bahçeler Daire Başkanlığının ilgili mühendisleri yapar.

Kaptan Yılmaz: Tamam.

Selim Marangoz: Bize teslim eder, biz dikimini yaparız gösterilen yere.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Bu dönem içerisinde çok farklı firmalarla çalıştınız mı 2019 öncesi için soruyorum? Yani sahada uygulayıcısınız, hangi firmalar sahada uygulama yapıyordu, hangi firmalar ürün teslim ediyordu? Çok çeşitli miydi yani?

Selim Marangoz: Yani benim konum şimdi 2019 öncesi değil. Şimdi oturup sohbet edelim isterseniz, bilmiyorum, ne aklınıza takılıyorsa. Uzun uzun...

Kaptan Yılmaz: Benimle bu şekilde konuşmayın. Sayın Başkan müdahale eder misiniz, müsaade etmeyin lütfen. Sonra ben müdahale edince siz müdahale etmeyin diyorsunuz.

Selim Marangoz: Hangi firmaları soruyor? Yani...

Hâkim: Bilmediğin kısımlara cevap vermek mecburiyetinde değilsin, "Bilmiyorum" dersin geçersin yani polemiğe girmeye gerek yok.

Selim Marangoz: Bilmiyorum efendim.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi eski firmalarla ilgili, daha doğrusu Ağaç A.Ş.'nin çalıştığı firmalardan tereddüde düşmeye başladıktan sonra onlardan teklif almayı, almayı bıraktım dediniz. Cümlenizin başında da yaklaşık maliyet ve alım teklifini aşağıdan hazırlarlar getirirler dediniz. Yaklaşık maliyet ve alım tekliflerini kim hazırlıyor, kim alıyor biriminizde?

Selim Marangoz: Birim şefi.

Kaptan Yılmaz: Yaklaşık maliyeti de alım teklifini de ikisini de onlar mı yapar? Hangi firmalardan alınacağını onlar mı karar verir?

Selim Marangoz: Genellikle havuzdan seçerler.

Kaptan Yılmaz: Havuzdan seçerler. Peki siz, hiç müdahil olmadım diyorsunuz ama en azından teklif alınmaması gereken firmaları belirlemişsiniz. "Bu firmalardan teklif almayın" talimatını siz verdiniz onlara.

Selim Marangoz: İddianameden sonra.

Kaptan Yılmaz: Tamam, yani neticede "Şu firmalardan artık teklif almayın" talimatı verdiniz. Havuz dediğiniz nedir peki, nasıl bir havuzdan seçiyorsunuz?

Selim Marangoz: Tedarikçi havuzu.

Kaptan Yılmaz: Tedarikçi havuzu. Yani kafanıza göre aslında bir firma belirlemiyorsunuz, tedarikçi havuzundaki firmalardan ürün...

Selim Marangoz: Şimdi genelemeye çalışıyorsunuz, genel olarak bu öyle değil. Tedarikçi havuzunda her işi yapan her satıcı yok. Araştırmadan dolayı araştırmak durumunda da kalınıyor.

Kaptan Yılmaz: O mümkün, tamam.

Selim Marangoz: Benim konuşmamın konusu belli, ifademi okursanız...

Kaptan Yılmaz: Tedarikçi havuzuna o prosedürü biliyor musunuz sahada ziyaret etmişsiniz ya? Bu saha ziyaretleri, tedarikçi havuzuna firma ekleme süreci, bunların puanlanması, bilginiz var mı bu hususlarda? Yani havuza siz istediğiniz bir firmayı ekleyebilir misiniz? Satın alma müdürüsünüz, "Havuza şu firmayı da istiyorum" deyince ekleniyor mu?

Selim Marangoz: Şimdi havuzdaki firmaların zaten tedarikçi değerlendirme notları yüksek olan firmalar olarak zaten söylendiği için referansları bu firmaların...

Kaptan Yılmaz: Tamam. Yani siz Ağaç A.Ş.'de firmaları yine belli bir prosedür dâhilinde ve onaylanan iç yönergeyle puanlıyorsunuz, puanı belli bir seviyede olan firmalarla çalışıyorsunuz.

Selim Marangoz: Biz derken, o çalışan birim...

Kaptan Yılmaz: Tabii 3-4 birimden geçiyor, her birim ayrı bir puanlama yapıyor, mali işlerinden tutun uygulamasına kadar. Tamam. Selim Bey, verdiğiniz örnek üzerinden bir soru soracağım. Diyorsunuz ki, mesela 1000 tane ağaç alacağız ya da 100 tane ağaç alacağız, bakıyoruz 50 tane bir firmada var, 20 tane bir firmada var, her biri ayrı ihaleye çıkıyor. Siz bu saha gezilerinde vekil adayların, yöneticilerin elindeki ürünleri de tespit için geziyorsunuz değil mi? Kimde ne ürün var, bir bilelim, ihale aşamasında bir de onun araştırmasına girmeyelim diye yapıyorsunuz?

Selim Marangoz: Yok, öyle değil.

Kaptan Yılmaz: Efendim?

Selim Marangoz: Tür bazlı.

Kaptan Yılmaz: Tamam, tür bazlı. Sayı bazlı yok mu?

Selim Marangoz: Sayı da tutuluyor, yani tür de tutuluyor. Yani, arazi gezisini personeller zaten yaptı. Benden önce ben oraya atanmadan önce de yapmıştı.

Kaptan Yılmaz: Yok, ben size yönelik demedim. Bilginiz anlamında söylüyorum. Yani elinizdeki bilgi havuzunda kim ne ürünü satar, hangi kalitededir, bunun bir araştırması, bilgi havuzu herhalde, değil mi?

Selim Marangoz: Yani hani ben görmedim.

Kaptan Yılmaz: Tamam. Sizin birim değil, belki ondan bilmiyorsunuz ki. Bu ihale edilen ürünlerin tamamının temin edilebileceği, elinde bu kadar ürün olan firma vardı da parça parça bilerek mi ihale edildi? Yani hani 100 tane ağaç alıyorsanız, bu 100 ağacı tek seferde alabileceğiniz firma var mıydı? Buna rağmen mi bölümlere ihale edildi?

Selim Marangoz: Şimdi bakalım, 3G yaparsınız.

Kaptan Yılmaz: Yok, yok, ben 3G'yi söylüyorum, 3G'yi söylüyorum.

Selim Marangoz: 3G'de zaten alamadıkları için bir firmadan, alınamadığı için sürekli 3G talepleri açıldı.

Kaptan Yılmaz: Yani firmaların elinde yeterli ürün olmadığı için mi sonraki ihaleler yapılıp, altta alımlar yapılıyor?

Selim Marangoz: Hem yeni alım yeniden belirlenen türler veya çaplar dâhilinde. Yani çünkü kargaşa oluşturdu.

Kaptan Yılmaz: İfadenizden şu anlaşıldı, onu düzeltmek için soruyorum. Sanki bir firmanın elinde 100 tane ürün var, ondan 60 tane ki, bunu da yapabilir aslında piyasadaki rekabet ortamını korumak için ama özellikle sayı firmalara bölünmüş gibi bir anlam çıktı. İhtiyaç değişimi ya da firmaların elinde yeterli ürün olmayışından kaynaklı parçalara bölünme var diyebilir miyiz?

Selim Marangoz: Ben açıkça anlattım zaten. Ekleyeceğim bir şey, onunla ilgili bir itiraz varsa, alın.

Avukat: Başkanım, soru, yani yorumlayarak soru soruluyor. Zaten müvekkil ifadesinde aynı şekilde belirtti. Net net bir şekilde soruluyorsa sorulsun. Yorum yapılarak soru sorulmasın, yönlendirilmeye çalışıyorsunuz çünkü kendi cümlelerinizle.

Hâkim: Evet, soruyu yönlendirmeden sor.

Kaptan Yılmaz: Peki, soruyorum. Diyorum ki, firmaların, yani bu sizin aldığınız, teklif aldığınız firmalar, ellerinde tüm alımınızı karşılayacak ürün olduğu halde kısmi alım mı yaptınız? Yoksa ellerindeki ürün kadar alım yaptınız, kalan ihtiyacınızı diğer firmalardan mı karşıladınız? Birinci sorum bu. İkincisi de ek ihtiyacı sebebiyle mi ilave alımlar yaptınız?

Selim Marangoz: İkisini de bilmiyorum.

Kaptan Yılmaz: Peki, öyle olsun, teşekkür ederim.

MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI SORUYOR

Avukat: Biraz önce Ali Bey, Ali Sukas Beyefendi size sordu. Ondan başka Fisan Peyzaj adlı firmaya verilen ihaleler ile ilgili olarak somut olarak size bu firmanın kayırılması, istisna seçilmesi ile ilgili olarak bir talimat, tavsiye ve telkinde bulundu mu?

Selim Marangoz: Bana olmadı. Sadece ihale tedarik havuzuna eklenmesini söyledi İlker Bey. Zaten orada belirtmiştim.

SELİM MARANGOZ AVUKATI ASİYE HANDE ATASOY SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet; müvekkil Selim Marangoz detaylı ve yazılı savunmasını yapmış olup müvekkilin beyanlarına aynen iştirak ediyoruz. Müvekkil yıllarca hastaneye ait aşevinde farklı farklı pozisyonlarda çalışmış, son olarak da 2 Ocak 2025 tarihinde satın alma müdürü olmuştur. Müvekkil satın alma müdürü olması sebebiyle eylemleri kapsamında yargılanmaktadır. Bu eylemler kapsamında bilirkişiler tarafından öncelikle ana ihale, 2024'e 124 36 670 ihale kayıt numaralı kışlık bitkisel materyal mal alımı işi incelenmiş, devamında buna ilişkin olduğu düşünülen alt alımlar da incelenerek bir rapor oluşturulmuştur.

Öncelikle suç tarihi, ana ihale tarihi 23 Ekim 2024'tür. Müvekkil bu tarihte satın alma müdürü değildir. Bu ihale ile ana ihaleyi kısmi teklife kapatan, ihalenin şartlarını belirleyen veya ihaleye katılım koşullarını belirleyen, katılmaya yeterliğe sahip olan kişilerin ihaleye katılmalarını engelleyen, gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına ulaşmasını sağlayabilecek kişiler arasında, göreve geldiği tarih itibarıyla bu işlemleri yapabilecek kişilerden değildir. Daha sonraki tarihte satın alma müdürü olması da ana ihale yönünden kendisine suç isnat edilmesine dayanak değildir. Yine bilirkişi raporunda da görüleceği üzere ana ihalede işin süresi 10 Kasım 2024, 9 Ocak 2025 tarihleri arasında altmış gündür. Her ne kadar işin süresinin son günlerine denk gelen süreçte müvekkil satın alma müdürü olmuşsa da bu tarih aralığında son alım 23 Aralık 2024'te gerçekleşmiş olup müvekkilin burada satın alma müdürlüğü görevi veya imzası yoktur. Müvekkil ifadesinde eylem kapsamında raporda belirtilen ve kendisinin imzasının bulunduğu 2025 yılı alımlarının ana ihaleye ilişkin alımlar olmadığını, bu alımlara ilişkin bir suç unsurunun bulunmadığını belirtmiştir. Bu haliyle gerek müvekkilin göreve gelme zamanı gerekse imzası bulunan alımların ana ihalenin alt alımları olmaması sebebiyle müvekkilin eylemde bahsi geçen ana ihaleye fesat karıştırma suçundan sorumluluğu bulunmamaktadır.

Sayın heyet, müvekkil yıllarca uygulamada çalışmış olup emekliliğini düşündüğü süreçte satın alma hususunda tecrübesi olmayan, satın alma işini bilmediğini açıkça söylemesine rağmen göreve getirilmiştir. Müvekkilin bilgisizliğinden ve yönetime duyduğu güvenden yararlanılmış, göreve getirilirken de kendisine sadece uygun teklifleri imzalayacağı ve işi zaman içinde öğreneceği söylenmiştir. Eylemler kapsamında müvekkilin satın alma müdürü olarak imzası bulunan alımlar, arka planda gerçekleşen organizasyonları bilmeden dâhil olduğu alımlardır. Müvekkil ifadesinde bahsettiği olayları, yaşananları, duyduklarının tamamını birlikte değerlendirip fark etmiş; fark ettiği noktada da bilmeden de olsa dâhil olduğu alımları samimi bir şekilde, etkin pişmanlık kapsamında kendi isteğiyle savcılığa giderek anlatmıştır. Müvekkil hastanenin ihtiyacının hangi miktarda karşılanacağını veya bunların hangi yöntemle yapılacağını belirleyen kişi değildir. Alımların bölünmesi, tedarikçi havuzunun oluşturulması, gizli bilgilerin paylaşılması gibi hiçbir eyleme fiilen dâhil olmamıştır. Müvekkil sadece satın alma aşamasında önüne gelen evrakları ve teklifleri değerlendirmiştir.

Dosya kapsamında müvekkile yönelik somut bir suç isnadı bulunmamaktadır. Müvekkil aleyhine tek isnat tanığın beyanıdır. Tanığın beyanı ise soyut suçlamalardan ibaret olup müvekkil aleyhine başkaca ifade veren sanık, tanık veya müşteki de olmamıştır. Müvekkil ise bildiği tüm hususları gerek soruşturma gerek mahkemeniz aşamasında tüm samimiyetiyle anlatmıştır. Açıklanan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde öncelikle müvekkilin imza yükümlülüğü haftada iki gün, adli kontrol ve yurtdışı çıkış yasağı var, bu kontrollerin kaldırılmasını; yargılama neticesinde ise müvekkilin öncelikle beraatini, aksi kanaate varılması halinde etkin pişmanlık kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesini talep ederim. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

TUĞBA ÖLMEZ HANCI SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 30 yıla yakın süredir akademik ve kamusal hayatın içindeyim. Çevre Mühendisliği alanında çalışan bir bilim insanıyım. 1998 senesinde İstanbul Teknik Üniversitesi'nde asistan olarak başladım, 2020 senesinde de aynı üniversitede profesör oldum. Bu süre boyunca hep aynı disiplinle çalıştım; doğru bilgiye, somut veriye ve emeğe dayanan bir çalışma anlayışıyla. Bugün burada bu isnatla karşı karşıya bulunmak, benim için derin bir şaşkınlık ve haksızlığa uğramışlık duygusu taşıyor. Bunu tek bir anda özetleyebilirim: Gözaltına alındığım sabah işlemler evimde sürerken ikiz kızlarımdan biri uyandı. Ona ve az sonra uyandırdığım kardeşine söyleyebildiğim tek şey, annelerinin yanlış bir şey yapmadığıydı. O günden bugüne kızlarımın gözlerinin içine bakarak bunu söyleyebiliyor olmam, benim için bu davanın kendisinden bile önemli bir gerçektir. Şimdi sözlerimi duygusallığa bırakmadan hakkımdaki isnadın dayanağına geçmek istiyorum.

Savunmamı belgelere dayanarak ve teknik ayrıntısıyla yapacağım. Tarihlerin, rakamların ve tabloların ayrıntıları mahkemeye sunulan yazılı savunmamdadır; burada yalnızca özünü anlatacağım. Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti, Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı görevini kabul etmemin temelinde hiçbir siyasi saik yoktur. Bu görev akademik uzmanlık alanımla doğrudan örtüşen, teknik bilgi ve deneyim gerektiren liyakat esasına dayalı bir değerlendirmeyle davet edildiğim bir görevdir. Daha önce Temmuz 2020 - Ocak 2024 tarihleri arasında İSKİ'de Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı olarak çalıştım ve İstanbul'un 30 yıllık gurur duyduğum içme suyu ve kanalizasyon master planına katkı sundum. Bilimsel çalışmalarım ulusal ve uluslararası düzeyde ödüllendirilmiştir. Arka arkaya 7 yıl dünyanın en etkili bilim insanları listesinde yer aldım. Bunu yalnızca bu göreve neden davet edildiğimi açıklamak için söylüyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü'nün 22.12.2023 tarihli yazısı üzerine 2547 sayılı Kanun'un 38. maddesine göre görevlendirildim. Görevlendirme onayını 10 Ocak 2024'te tebellüğ ettim, görevimin başına bu tarihte geçtim. Dairede ihale süreci yazılı bir iş bölümü ile yürür. Daire başkanlığına bağlı 5 şube müdürlüğü vardır. Dava konusu ile ilgili sahadaki işi Anadolu Yakası, Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürlükleriyle Kentsel Ekolojik Sistemler Şube Müdürlüklerini yürütür. İhaleleri ise Yeşil Alan ve Tesisler Yapım Şube Müdürlüğü ve ona bağlı ihale şefliği hazırlar.

Bir bitkisel materyal ihalesinde süreç kısaca şöyle işler: Saha müdürlükleri ihtiyaç listesini bildirir, konusunda uzman, deneyimli peyzaj mimarları ve mühendislerden oluşan teknik heyet teknik şartnameyi yazar, piyasadan fiyat toplayarak yaklaşık maliyeti hazırlar. İhale şefliği ve şube müdürlüğü idari şartnameyi ve ilanı hazırlar. Teklifleri konusunda uzman 5 kişiden oluşan ihale komisyonu değerlendirir ve karar verir. Daire başkanı ise ihale yetkilisi olarak onay meclisinin ve komisyon kararının onayını imzalar. Bu iş bölümü İstanbul Büyükşehir Belediyesi imza yetkileri yönergesi kurmuştur. Yönergenin 11. maddesi daire başkanının ihale sürecindeki imzalarını ihale onay belgesi muayene ve kabul kararlarının onayı, teminat işlemleri gibi sınırlı ve nihai onaylarla belirlemiştir.

Sayın mahkeme heyeti, eylem 150 ve 151'de bana yöneltilen suçlamanın temelinde iki ihalenin onay belgelerindeki imzam vardır. Bu imzalar bana aittir ve görevimin gereğidir. Eylem 150'deki ihalenin hazırlığı ben göreve gelmeden yaklaşık 2 ay önce, Kasım 2023'te başlamıştır. İhtiyaç listesi, teknik şartname ve yaklaşık maliyet cetveli o dönemde ilgili birimlerce hazırlanmıştır. İhale komisyonunun kararını ihale yetkilisi olarak onayladım. Bu imzaları görevimin gereği olarak ve kendi yetkim içinde attım. Eylem 151'deki ihalede de ön onay ve görevlendirme yazıları benim dönemimde makamımca onaylanmıştır. Yaklaşık maliyeti görevlendirilen teknik heyet hazırladı, ihtiyaç listeleri saha müdürlüklerinden geldi, şartnameleri ilgili birimler yazdı, teklifleri ihale komisyonu değerlendirdi. Benim imzam ihale belgesinde ve ihale komisyonunun kararının onayındadır. Hazırlanan dosyada mevzuata aykırı bir durum görmedim, bugün de görmüyorum.

Sayın mahkeme heyeti, yaklaşık maliyetin nasıl hesaplandığını açıklamak isterim; çünkü iddianame ihale bedelinin yaklaşık maliyete yakın olmasını şüphe nedeni saymıştır. Teknik heyet her kalem için piyasadaki üretici firmalardan yazılı fiyat alır ve bunları birim fiyat tespit zaptına işler. Bir kalemin birim fiyatı firmaların verdiği fiyatların aritmetik ortalamasıdır. Birinci ihalede 8, ikinci ihalede 5 firmadan fiyat alınmıştır. İstanbul Ağaç ve Peyzaj Anonim Şirketi bunların arasında değildir. Yani yaklaşık maliyet ihaleyi kazanan şirketin değil, piyasadaki diğer üreticilerin fiyatlarından oluşmuştur. İhale bedelinin bu ortalamanın altında çıkması piyasa fiyatının ödendiğini gösterir.

Yaklaşık maliyet cetvelini ben hazırlamadım. Ancak onayı vermeden önce önüme gelen fiyatları bir bilim insanının alışkanlığıyla inceledim. Bilimsel çalışmada bir ölçüm dizisindeki uç değerin o diziye ait olup olmadığına göz kararıyla karar verilmez. Bunun için Dixon Q testi uygulanır. Test, şüpheli değerin ona en yakın değerden uzaklığını dizinin genişliği ile kıyaslar ve sonucu bir sınır değerle karşılaştırır. Kişisel takdire yer bırakmaz. Aynı veriyle kim hesaplarsa hesaplasın aynı sonuca ulaşır. Tek firmanın yüksek fiyatı ortalamayı, dolayısıyla yaklaşık maliyeti yukarı çekiyor mu sorusunun cevabı bu test ile ortaya çıkartılabilir. İkinci ihalenin birim fiyat tespit zaptı dosyadadır. Bu hesabı isteyen herkes yineleyebilir. Örneğin zabıttaki 121 kalemin hiçbirinde ortalamayı yukarı çeken ayrı bir fiyat yoktur. Eleştirilen koşulların hiçbiri yeni icat edilmiş değildir. Mevzuattan ve işin doğasından gelir. İddianame 3 koşulu eleştirmektedir. Bir bilim insanı olarak her birinin teknik gerekçesini açıklamak isterim.

Süs bitkisi üretici belgesi: Bu belge Kamu İhale Genel Tebliği'nin 58.3. maddesinin d bendinde alım konusu fidan, çiçek ya da tohum olduğunda isteklinin üretici olduğunu gösteren belge olarak sayılmıştır. Aynı tebliğin 58.4.3. maddesi bu tür alımlarda yalnızca bu alt bentteki belgelerin istenebileceğini söyler. İdarenin önünde başka da bir seçenek yoktur. Belgeyi Tarım ve Orman Bakanlığı'nın il müdürlükleri verir ve belge bütün illerde geçerlidir. Ben bu belgenin aranmasını teknik olarak da doğru buluyorum. Kollukta da bunu söyledim, bugün de aynı görüşteyim. Canlı materyalin kaynağının bilinmesi gerekir. Üretici belgesi olan işletme üretim ve satış kayıtlarını tutar. Bitkinin nerede, hangi koşulda yetiştirildiği izlenebilir. Bir kent parkına dikilen hastalıklı tek bir fidan çevresindeki yüzlerce ağaca zarar verebilir. Bu belge yalnızca bizim idaremizin aradığı bir belge de değildir. Trabzon, Balıkesir, Kayseri, Kocaeli, Adana ve Samsun gibi büyükşehir belediyeleri ile çok sayıda il ve ilçe belediyesi, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kendi il müdürlükleri ve Orman Genel Müdürlüğü de süs bitkisi ve fidan alımı ihalelerinde yıllardır aynı belgeyi şart koşmaktadır. Bu örnekler EKAP'ta yayımlanan ilanlardan derlenmiştir.

Derlenen 20 ihalenin 17'sinde yalnızca süs bitkileri üretici belgesi ya da Bakanlıkça düzenlenen üretici belgesi aranmıştır. Üçünde de, üçünde bu belgeye ek olarak kayıt sertifikası, kapasite raporu, bitki pasaportu ya da fidanlık ruhsatı da istenmiştir. İş deneyimi oranının belirtildiği 6 ihalede oran yüzde 20 ile yüzde 40 arasındadır. Benim dönemimdeki yüzde 30'luk oran bu aralığın ortasındadır. Üretici belgesi aramak da iş deneyimi oranını bu aralıkta belirlemek de bitki alımı yapan başka idarelerin de izlediği yoldur. Belge sahibi üretici sayısı da az değildir. Süs Bitkisi Üreticileri Birliği (SÜSBİR)'nin internet sitesindeki güncel üye sayısı 61 ilde 1204'tür. Bunların 99'u İstanbul'da, 127'si Yalova'da, 101'i Bursa'da, 27'si Sakarya'dadır; İstanbul'a lojistik olarak yakın olan illeri saydım. Birliğe üye olmak için bu belge zorunludur. Belge sahibi olup birliğe üye olmayan üreticiler de vardır.

İş deneyimi: İş deneyimi oranının yüzde 30 olması Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 37. maddesindeki yüzde 10 ile yüzde 40 arasındaki aralığın içindedir. "Tek sözleşme" ifadesi de yönetmeliğin kendi ifadesidir. İdarenin eklediği bir koşul değildir. Aynı işin önceki yıllardaki ihalelerinde bu oran yüzde 40 olarak uygulanmış, 2022 yılının ikinci yarısından itibaren yüzde 30'a indirilmiştir. Benim dönemimdeki oran geçmiş uygulamaya göre katılımı daraltan değil, genişleten bir orandır. Şartnameye göre bitkisel materyal satışı konusundaki her iş benzer iş sayılmıştır. İstekliden park yapımı ya da peyzaj uygulaması deneyimi istenmemiştir.

Ekonomik ve mali yeterlik: İddianamede ve 16.03.2026 tarihli bilirkişi raporunda isteklilerden ekonomik ve mali yeterlik de istenildiği yazılmıştır. Bu doğru değildir. 02.11.2025 tarihli ilk raporda, bilirkişi raporunda böyle bir tespit yoktur. Bu ifade dosyaya ikinci raporla girmiştir. Her iki idari şartnamenin ekonomik ve mali yeterliğe ilişkin 7.4. maddesi boş bırakılmıştır. İlanların 4.2. maddesinde de "İdare tarafından ekonomik ve mali yeterliğe ilişkin kriter belirtilmemiştir" yazmaktadır. İsteklilerden bilanço, ciro ya da banka referansı istenmemiştir.

İş ortaklığı: Şartnamelerin 16. maddesi iş ortaklığına açıktır. Birden fazla firma bir araya gelerek teklif verebilirdi. İş ortaklığında pilot ortağın iş deneyimi tutarının yalnızca yüzde 20'sini sağlaması yeterlidir. Kamu İhale Genel Tebliği'nin 58.2. maddesine göre iş ortaklığında üretici belgesini ortaklardan yalnızca birinin sunması yeterlidir. Belgesi ya da yeterli deneyimi olmayan bir firma, belgeli bir üreticiyle ortaklık kurarak teklif verebilirdi.

Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17.7.1.1.4. maddesinin idareye bıraktığı ihale konusu işin niteliği dikkate alınarak yapılan bir değerlendirmedir. 4734 sayılı kanunun 15. maddesi rekabetin yanında ihtiyaçların uygun şartlar ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını da temel ilke sayar. Bu değerlendirmeyi de ben yapmadım. Ama neden böyle yapıldığını teknik olarak yine açıklayabilirim. Burada konuştuğumuz şey teslim edildiği anda işlemi sona eren bir inşaat malzemesi değildir. Teslim alındıktan sonra da solunumunu ve fotosentezini sürdüren canlı bir organizmadır. Teknik şartname fidanın kapta kaç yıl kök geliştirdiği, kaç kez replikaj gördüğü gibi konuları tek tek düzenler. Bitkinin dikildiği toprak karışımı, verilecek gübre ve uygulanacak ilaç da aynı şartnamenin bölümleridir. Bunlar bitkiden bağımsız mallar değil, dikimin parçalarıdır. Bir fidanın toprağını bir firmadan, gübresini ve ilacını başka firmalardan almak zorunda kalırsanız sorumluluk parçalanır ve canlı materyalin bakım bütünlüğü bozulur. Bu bu kalemler arasında doğal ve zorunlu bir bağlantı var iken bilirkişilerin bunları neden birbirinden ayrı değerlendirdiğini doğrusu anlayabilmiş değilim.

Doğa bizim ya da bilirkişilerin takvimini değil, kendi takvimini işletir. Bu bu koşulların hiçbiri benim veya aynı suçla isnat edilen bürokratların şahsi tercihi değildir. Aynı üretici belgesi şartı ve kısmi teklife kapalılık en az 10 yıldır, yani göreve başlamamdan onlarca yıl önceden beri uygulanmaktadır. İhale komisyonu kararlarına göre aynı işin son 11 yıllık ihale dizisi ortadadır. Bu dizideki 13 ihalenin 11'i benden önce 3 farklı ihale yetkilisi döneminde yapılmıştır. Bir uygulamanın en az 10 yıl boyunca farklı yöneticilerle aynı kalması bunun bir kişinin kastıyla değil, kurumun yerleşik pratiğiyle ve bilimsel gerekçelerle açıklanmasını gerektiğini gösterir. Ben bir bilim insanı olarak önce somut veriye bakarım. Rekabet fiilen kısıtlanmamıştır. Bir hipotezi değerlendirirken kendime hep aynı soruyu sorarım. Hipotezin mevcut durumda dayandığı somut veri nedir? Bu dosyada da aynı soruyu soruyorum. Bu ihalelere katılmak isteyen bir firmanın hileyle engellendiğine, bir istekliye gizli bilgi verildiğine ya da sürecin anlaşmalı biçimde yönlendirildiğine dair hangi somut veri vardır? Ne benim için ne de süreci hazırlayan arkadaşlarım için böyle bir veri ortaya konamamamıştır. Dosyadaki veriler tersini göstermektedir.

İhale dokümanı EKAP'ta herkese açık ve bedelsizdir. İsteyen herkes şartnameyi görebilir. 2. ihalede kazanan şirket dışında bir istekli daha teklif vermiştir. Bu isteklinin teklifi idarenin yaklaşık maliyetinin 2 katından fazladır. Aynı istekli geçici teminat da sunmamıştır. Piyasadan gelen tek somut rakip teklif "rekabet olsaydı fiyat düşerdi" varsayımının tam tersini göstermektedir. Şartnameyi rekabeti kısıtlayıcı bulan bir firmanın başvurabileceği yollar da açıktır. İdareye başvuru ve Kamu İhale Kurumu'na itirazen şikayet. Eylem 150 ve 151 için Kamu İhale Kurumu'na şikayet yoktur. Şartname koşulları yüzünden ihaleye giremediğini söyleyen tek bir firma da bu dosyada yoktur. Dosyada bu 2 ihaleye ilişkin 2 bilirkişi raporu vardır. İkisini de okudum. 02.11.2025 tarihli ilk bilirkişi raporu 5 bilirkişi tarafından hazırlanmıştır. Bu rapor 2 ihale hakkında yalnızca kısmi teklife kapalılığı eleştirmiş, üretici belgesine, iş deneyimi oranına ve yaklaşık maliyete hiç değinmemiştir. Vardığı sonucu da "düşünülmektedir" diyerek ifade etmiştir. Hakkımdaki tutuklama talebinin ve iddianamenin asıl dayanağı olan 16.02.2026 tarihli ikinci rapor ise ilk heyetin üyelerinden yalnızca biri tek başına düzenlemiştir. İkinci raporda ihale dosyalarındaki belgelerle bağdaşmayan tespitler vardır.

Bunlardan ikisini belirtmek isterim. Rapor isteklilerden ekonomik ve mali yeterlilik istendiğini yazmaktadır, şartnamelerde ve ilanlarda böyle bir kriter yoktur. Bilirkişi ihale ve komisyon kararı tarihlerini dahi doğru bildiğini rapora aktaramamıştır. Bunlar küçük ayrıntılar değildir. Bir raporun eleştirdiği şartnamede bulunmayan bir kriteri istenmiştir diye yazması şartnamenin okunmadan değerlendirildiğini gösterir. Akademisyenlik hayatım boyunca zaman zaman bilirkişilik görevleri de yaptım. Bu raporlarda kanunun idareye tanıdığı takdir yetkisinin adeta suç unsuruymuş gibi ele alındığını düşünüyorum. Bu kanaatimin bir nedeni de şudur: 2 raporu düzenleyen bilirkişilerin hepsi muhasebat başkontrolörüdür. Yani mali ve muhasebe kökenlidir. Aralarında ziraat ya da orman mühendisi, peyzaj mimarı ya da çevre mühendisi yoktur. Oysa ihalenin konusu canlı bitkisel materyaldir. Kamu zararı yoktur. 5018 sayılı kanunun 71. maddesine göre kamu zararı mevzuata aykırı bir işlemle kamu kaynağının eksilmesidir. Örneğin bir mal rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınmışsa kamu zararı vardır. Bu dosyada tersi söz konusudur. Her 2 ihalede de bedel yaklaşık maliyetin altındadır. Bilirkişi raporlarının hiçbiri bu 2 ihale için bir zarar hesabı yapmamıştır. 16.02.2026 tarihli rapordaki "rekabet sağlansaydı fiyat düşebilirdi" değerlendirmesi bir varsayımdır.

Somut bir hesaba dayanmamaktadır. İhale kısımlara bölünseydi fiyatın düşeceği de kehanetten doğru değildir. Küçük kısımlarda nakliye, istifleme ve koordinasyon maliyeti artar, ölçeğin sağladığı fiyat avantajı kaybolur. Ana ihale ile alt alımlar arasındaki sınır: İddianamenin genel kurgusunda ana ihalenin ardından işin 4734 sayılı kanunun 3G istisnası kapsamında parçalara bölünerek dağıtıldığı ileri sürülmektedir. Benim yetkim ve imzam yalnızca belediyenin yaptığı ana ihalenin belgelerindedir. İstanbul Ağaç ve Peyzaj Anonim Şirketi'nin ana ihaleden sonra hangi firmalardan hangi yöntemlerle alım yaptığı ayrı bir tüzel kişilik olan bu şirketin kendi yönetiminin sorumluluğundadır. O şirketteki bir görev, imza ya da denetimde yetkim yoktur. Bilirkişi raporunun bu 2 ihaleye bağladığı alt alım tablolarının hiçbirinde benim veya dairedeki arkadaşlarımın adı geçmez. Hakkımdaki bana bağlanmış bir menfaat yoktur, soruşturmadaki mali inceleme de bunu göstermektedir. Hakkımdaki tek isnat dayanağı bulunmadığını açıkladığım ihaleye fesat karıştırma isnadıdır. Soruşturma sırasında hesaplarım da incelenmiştir. Mali Suçları Araştırma Kurulu'ndan alınan hesap hareketleri üzerine hazırlanmış 280 sayfalık ön inceleme rapor tutanağında benim için Tuğba Ölmez Hancı isimli şahıs analiz ve konuya hedef her bankacılık transfer kartına rastlanmamıştır denmektedir. Dosyadaki ifadeleri de okudum.

İhaleleri hazırlayan birim yöneticileri ve şirketin satın alma müdürü benimle ilişkilerinin görevden, toplantılardan ve saha çalışmalarından ibaret olduğunu söylemiştir. Benden önceki daire başkanı benimle birlikte İBB'de çalışmadığını, önceki şube müdürü ise beni yalnızca bir kez gördüğünü belirtmiştir. Benimle bu dosyadaki diğer kişiler arasında bir fikir ve eylem birliği gösteren somut bir kayıt yoktur. Gözaltına alınmadan önce soruşturmanın varlığını bilerek görevimin başında kaldım, ben istenen her belgeyi verdim. Kollukta, savcılıkta ve hakimlikte bütün sorulara cevap verdim. Bugün de aynı açıklıkta buradayım. Sonuç olarak Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti: Hakkımdaki isnat 2 ihalede ihale yetkilisi olarak attığım onay imzalarına dayanmaktadır. Eleştirilen koşullar mevzuattan ve işin teknik doğasından gelir ve en az 10 yıldır uygulanmaktadır. İddianamenin "istenmiştir" dediği ekonomik ve mali yeterlilik şartnamelerde yoktur. Rekabetin kısıtlandığına dair somut bir veri yoktur, dosyadaki tek fiyat verisi bunun tersini göstermektedir. İhale bedelleri yaklaşık maliyetin altındadır. Kamu zararı doğmamıştır. Dosyadaki ifadelerin hiçbirinde bana yöneltilmiş bir isnat yoktur. Hukuki değerlendirmeleri ve içtihatları müdafiim ayrıca sunacaktır. Bu dosyadaki isnatların hiçbirinde bir kusurum ya da suçumun bulunmadığını sükunetle ifade ediyorum.

Bu süreçte benim için asıl önemli olan, kendi kişisel durumum değildir. Kararların somut gerçeklere ve vicdana dayanması, bu ülkede herkesin geleceğe duyduğu güvenin en temel dayanağıdır. Ben bu güvenle kararınızı saygıyla bekliyorum. Bu ülkede kamu görevi üstlenen herkesin hangi kurumda çalışırsa çalışsın aynı ahlaki ilkelerle çalışması gerektiğine inanıyorum. Yaklaşık 30 yıllık meslek hayatım boyunca üstlendiğim her görevi sorumlulukla, doğrulukla, dürüstlükle ve ehliyetle yerine getirdim, getiriyorum ve getireceğim. Adalete inancım tamdır.  Beraatıma karar verilmesini saygıyla talep ediyorum.

TUĞBA ÖLMEZ HANCI AVUKATI MURAT VOLKAN SAVUNMASI

Öncelikle müvekkilimin tüm savunmalarına ben de iştirak ediyorum, kendisi teknik açıdan son derece detaylı ve ayrıntılı bir savunma yaptı.   Biz de çok detaylı ve ayrıntılı bir savunma hazırladık ama onu bilahare yazılı olarak mahkemenize sunacağız.   Burada zaman almak istemiyoruz çünkü burada tutuklu sanıklar da var. Bazı başlıklara tekrar dikkat çekmek istiyorum.   Bir kere raporlar hukuka uygun değildir çünkü bilirkişi her iki bilirkişi raporu da hakimin kendisine çizdiği sınırların dışına çıkmıştır ve doğruluğu tespitlerde bulunmamıştır.   Bu nedenlerden bu dosyayla ilgili ayrıca bir bilirkişi raporu alınmasını ve bilirkişi heyetinin içinde mutlaka orman mühendisi, peyzaj mühendisi gibi konusunda uzman isimlerin de, bitkinin, ağacın anlamını bilen insanların da, bilim insanlarının bulunmasını istiyoruz.

Az önce müvekkilimin de söylediği gibi zaten ihale dosyasında gelişen maddi hatalar içermektedir.   Bu nedenle esas alınması bu açıdan da mümkün değildir.  Kamu zararı hesabı yapılmamıştır.   Yani bu ihaleye fesat karıştırma suçuysa zararın tespit edilmesi gerekir ama bu kötü niyetle yapılmamıştır çünkü kamunun bir zararı yoktur.   Tüm fiyatlar belirlenen fiyatın altında olması gerektiği gibi yapılmıştır. İddianame müvekkilim açısından hiçbir somut veriye maalesef dayandırılamamıştır.   Az önce müvekkilimin de söylediği gibi gözden kaçırılan bir şey var; bu bir demir değil, bir çimento değil, bir canlı, aynı bir insan gibi, aynı bir hayvan gibi bir canlı.   Bunun canlılığı göz gözetilerek bu işlerin yapılması gerekir.   Örneğin yazın, baharda hepinizin hayatını şenlendiren o lalelerin düzgün olması, zamanında ve düzgün dikilmesi gerekir.   Ve onun gübresini başka yerden alayım, çiçeğini başka yerden alayım dediğinizde o laleleri öldürürsünüz. Maalesef bilirkişiler bunlardan ben kızmıyorum, muhasebeci ne bilsin, ben de hukukçuyum bilmem, bana da müvekkilim anlatınca ben öğrendim.   Az önce müvekkilimin de söylediği gibi bu ilk ihale çalışmaları zaten müvekkilimden önce başlatılmış, buna rağmen müvekkilim imzasına sahip çıkıyor çünkü 'ekip arkadaşlarım da doğruyu yaptı' diyor.   Zaten olanlarda bir hata, bir hukuka aykırılık yok, her şey mevzuata uygun.

Aynı husus ikinci ihaleler açısından da birebir geçerlidir.   Yaklaşık maliyetten bahsedildi, bu piyasada üreticilerden alınarak belirlenmiş, zaten hiç Ağaç A.Ş.'den bir fiyat bile alınmamış.   Buradaki en önemli şey ben de yine müvekkilimden öğrendim, sonuçta kendisi İstanbul Teknik Üniversitesi'nde bu konunun profesörü, Chauvenet (anlaşılamadı) testi diye bir test yapılıyor.   Yani oradaki standart sapma da dışarıda bırakılıyor çünkü orada bir tane yüksek veya düşük bir fiyat verip ortalamayla, medyanla oynayabilirsiniz, bunu da saf dışı bırakıyor ki bunu yapmak zorunda değil.   O yüzden de zaten seçilmiş, o göreve getirilmiş, herhangi bir kişi değil, bu kişi göreve getirilmiş. Geçmiş bütün uygulamalar, yıllarca uygulamalara baktığımızda yani bu iş deneyimidir, efendime söyleyeyim kısmi tekliftir, üretici belgesidir, bunların hepsi zaten standart olarak yapılan uygulamalar, bunların dışına çıkılması da mümkün değildir.

İddianamenin saymadığı düzenlemeler var, bunlar ihaleye katılımı kolaylaştırıyor ama maalesef bizim iddianamelerimizde Cumhuriyet savcılarımız Ceza Muhakemesi Kanununa aykırı hareket ettikleri için sanığın lehine olan delilleri de toplamak zorunda olmalarına rağmen biz uygulamada 25. Senem bu sene bu sene göremediğimiz için bunu, yalnızca aleyhe olan delilleri toplamışlar.   Biz ama bunları Sayın Mahkeme Heyetine bilahare zaten açıkça söyleyeceğiz. Bunun dışında esas hakkındaki savunmada ayrıntılı olarak söyleyeceğim ama ihaleye fesat karıştırma suçu az önce Sayın Başkan siz de söylediniz, tipiklik açısından, teknik hukuk açısından bağlı hareketli bir suçtur.   Yani çok ayrıntılı bir düzenlemedir bizim ihaleye fesat karıştırma suçumuz.

İzzet Özgenç Hoca, kendisi de bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne danışmanlık yaptığı için ve ihale süreçlerini çok iyi bildiği için kanunu redakte ederken bunu çok ayrıntılı bir şekilde yazmıştır ve ben bizzat kendisine sordum, benim ilk doktora tez konum buydu.   Bağlı hareketli suçta neyin nasıl olduğu çok açıktır, yalnızca ihale mevzuatına aykırıdır denilerek tipiklik yani suç oluşmaz.   Nitekim olayda da 235. maddenin söylediği suçların hiçbiri olmamıştır.   Ne hileli bir davranış vardır ne de ihaleye girmesi engellenen bir kişi vardır.   Yeterli ya da koşullara sahip olduğu halde engellenen bir kişi yoktur.   Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin somut olayla ilgili vermiş olduğu kararların tamamı müvekkilin lehinedir, onları da bilahare sunacağız.

Müvekkilin kendisinin sahip olup da sakladığı veya herhangi başka birisine gösterdiği bir bilgi de yoktur, hiçbir şekilde hiçbir raporda böyle bir delille karşılaşmadık. Müvekkilin zaten mali unsurlara hiçbir şekilde değinilmemiş, böyle bir şeyin olmadığını biz biliyoruz.   Peki onayın imzalanması fiil üzerinde ortak hakimiyet kurar mı, hayır kurmaz, böyle bir imzanın olması failler arasında bir müşterek faillik olduğu anlamına da hiçbir şekilde gelmemektedir. İdare hukukuna aykırılık iddiaları ise ceza hukukuna aykırılık temeli oluşturmaz, ceza hukukunun işleyiş mantığı son derece farklıdır.   Sonuç olarak kamu zararı yoktur, belirlenememiştir, ortaya konamamıştır, olsaydı eminim ki bilirkişiler bunu çatır çatır yazarlardı. Ha, aşağıda Ağaç A.Ş.'de bir şeyler olmuş mu, olmamış mı bilmiyorum, müvekkilim de bilmiyor. Bakın, olduğunu söylemiyoruz, bilmiyoruz, olmadığını da bilmiyoruz. Ama benim müvekkilimin Ağaç A.Ş. üzerinde herhangi bir hakimiyeti, bir rolü, resmi veya gayriresmi var mıdır, hayır yoktur.   Benim müvekkilim yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görevlendirmeyle çalışan bir kamu görevlisidir.

Diğer bütün sanıkların ifadesine, tanıkların ifadesine, etkin pişmanlıktan faydalananların hepsinin ifadesine baktık, hiçbirisinde müvekkilimle ilgili hiçbir söz yok, ne aleyhe ne lehine hiçbir şey yok.   Daha önce şube müdürleri var, daha önce çalıştığı bu daire başkanı olan beyefendi var, onlar ise yalnızca ismen tanımaktadırlar.   Dolayısıyla benim müvekkilim ne kişisel olarak şahsen ne yaptığı iş açısından hakim olduğu dairedeki olaylar açısından herhangi bir suça, herhangi bir suç unsuruna karışmamıştır, püripak bir kadındır.   Bu nedenle kendisinin beraatini talep ediyorum.   Size teşekkür ediyorum, dilekçemizi dikkate almışsınız, UYAP'tan kaldırmışsınız ama yetmez ama evet diyoruz, biz şey de istiyoruz, yurt dışına çıkış yasağının da kaldırılmasını talep ediyoruz, saygılar sunuyorum.

ORHAN YILDIRIM SAVUNMASI – 12.10.2026

Orhan Yıldırım: Sayın heyetimiz sayın heyet başkanımız ben daha soruşturma aşamasında vermiş olduğum ifadeleri aynen tekrar ederim. Bildiklerimi ayrıntılı ve samimi bir şekilde anlattım. Bugün de vermiş olduğum ifadenin arkasındayım. Eklenecek bir husus yoktur. Sayın heyetimizden hakkımda konulan adli kontrol kararlarının kaldırılmasını talep ediyorum.

Hakim: Sizin verilen adli kontrol kararı neydi?

Orhan Yıldırım: İki gün imza bir de yurt dışı yasağı.

Hakim: Beraatınızı istiyorsunuz?

Orhan Yıldırım: Evet.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Orhan Bey, ifadenizde ihale süreçlerine ilişkin beyanlarınız var. İhale öncesi Ali Sukas'ın sizleri çağırdığı ve fiyatları belirlediği şeklinde. Bu konuyu açar mısınız?

Orhan Yıldırım: Evet. Bir ihale için, Kennedy Caddesi ihalelerinde o odası için Ali Bey beni odasına çağırdı, orada bir fiyat teklifi vermemi söyledi. Biz teknik ekip olarak arkadaşlar araştırdığında bu fiyatı veremeyeceğimizi ve yüksek zarar edeceğimizi düşündük. Ondan sonra o ihale girdiğimizde, gerçi teknik olarak kaybedeceğimizi bile bile daha yüksek bir fiyat teklifi verdik. Dolayısıyla o ihaleyi de alamadık.

Savcı: Yani ben ihale öncesi bu kimden ne rakam vereceği önceden konuşuldu mu?

Orhan Yıldırım: Ali Bey söylemişti bunu.

Savcı: Bizzat kendisi mi söyledi?

Orhan Yıldırım: Bizzat kendisi, evet.

Savcı: Yine bu %10 seçim desteği meselesi var, %10 oranda pay alma...

Orhan Yıldırım: O neyle ilgili? Onu da Savcım, hatırladığım kadarıyla 2020 Kasım, Ekim-Kasım ayıydı. Ali Bey yine beni odasına çağırdı. Odasında, işte bugüne kadar yani 2010 dönemde Kartal döneminde, Kartal'da işlediği dönemde ne kadarlık iş yaptıysam onun %10'unu talep etti. Ben de bunu hani neden olduğunu sorduğumda, yukarıdan çok büyük baskı gördüğünü, seçim kampanyasında kullanılacağını, dolayısıyla da böyle bir para talep etti, ben de kabul ettim.

Savcı: Bizzat kendisi mi söyledi size?

Orhan Yıldırım: Evet.

Savcı: Yine ne bu Ağaç A.Ş.'deki ihalelere ilişkin kaymaklı diye tabir edilen ve gelir getirecek işlerin kimin alacağı Ali Sukas tarafından bizzat belirlendiği şeklinde beyanınız var.

Orhan Yıldırım: Genelde kaymaklı dediğim hani böyle daha karlı işler, daha kolay işler, daha böyle bizim orada konuşulan, nasıl söyleyeyim, hani daha yakın insanlara verilir. Mesela bizim yaptığımız yapım işleri, park bahçe işleri biraz zordur. İşin maliyeti fazladır ama buradaki işler, işte ne bileyim çiçek dikimi, ağaç dikiminin maliyeti daha az, karı daha yüksek işlerimizdir.

Savcı: Bu süreçler için yapım işleri ve alım işleri diye ikiye ayırmışsınız ifadenizde. Bunlarla ilgili Ümit Polat'tan bahsetmişsiniz, evet. Bunlarla ilgili...

Orhan Yıldırım: Onu örnek olarak vermiştim. Mesela bizim bu Kennedy Caddesi için yapım müdürlüğü ilgilendiği için ben İlknur Hanım'la görüştüm. Ama atıyorum bir şeyin bakım müdürlüğü ile görüşmen, bakımla ilgili bir şey olduğu zaman işte Barış diye o zamanki müdürümüz var, Barış belediye. Yani o birimin müdürüyle görüşmemiz gerekiyor.

Savcı: İlknur Hanım ile ilgili beyanlarınız var. Buna ilişkin beyan...

Orhan Yıldırım: O savcılıkta bana soruldu Sayın Savcım. Ben orada bu kesin bir bilgi değil, ben duyumumu söyledim. Sadece o zaman konuşulan İlknur Hanım'ın Ali Üner tarafından getirdiği, dediğim gibi bununla ilgili herhangi bir bilgi yok ama duyduklarımızı, işte Ali Üner'in getirdiği, müdür yaptığı, onun için de onun daha böyle hani kolay işler yaptığını duyduk, sandım.

Savcı: Murat Dağdeviren'le nasıl bir ilişkiniz var?

Orhan Yıldırım: Murat Dağdeviren'le de bu süre zarfında biz, ben Murat'la bir arkadaş ortamında tanıştım. Biraz Ağaç A.Ş. yönetimi kaybedince şeyi, 2019 seçimlerinde Ağaç A.Ş. yönetimi değişince sanırsam biraz zorlandık. Çünkü biz oraya 2006 yılından beri iş yapıyoruz. Dolayısıyla orada zorlannınca, yani bize, ben kendi hissettiğimi söylüyorum, ön yargıyla yaklaşıyorlardı. Çünkü bizim orada daha önceden işler yapıyorduk. Dolayısıyla haliyle Ali Bey'le de biraz sorunlar yaşadık. Murat Bey'i görüyordum, Ağaç A.Ş.'ye geliyordu, rahat hareket ediyordu. Dolayısıyla aslında da orada zaten önceden de bir arkadaş ortamında da tanışmıştık. Orada bir dertleşmemiz, sohbetleşmemiz oldu.

Savcı: Daha sonra süreç nasıl gelişti? Murat Dağdeviren'e gönderilen paralar var. Daha sonra bu maaş kapsamında ödemeler bu aşaması?

Orhan Yıldırım: Yok. Murat'la işte dertleştiğimizde Murat'ın biliyordum ekonomik sıkıntılar yaşıyordu orada, batmıştı, öyle diyordu. Dolayısıyla da bu yeni yönetimiyle de arasının iyi olduğunu da biliyordum. Ara ara işte dertleşiyorduk, o sırada da Murat işte hani ben alacaklarımdan bahsediyordum, işte parayı alamıyoruz, işlerle ilgili problemler yaşıyoruz. Bizim 2019, 2018'de orada işimiz vardı, daha önceden yapılmış ihale vardı, 2019 Mart seçimleri olunca biz işe devam etmek zorunda kaldık. Daha doğrusu devam ettik, çünkü verilmiş bir taahhüt var. Dolayısıyla da Ağaç A.Ş.'ye gelmek zorundaydık, gelip gidiyorduk. O sırada da Murat Bey ile görüştüğümüzde o işte o ekonomik sıkıntılarından bahsediyordu, ben işlerimin dertlerinden bahsediyordum. Yani böyle bir diyalog kuruldu, konuşma.

Savcı: Tamam ama Murat Bey'e gönderdiğiniz 3.3 milyon TL gibi para, Derya Hanım'a da 1.8 milyon TL gibi para göndermişsiniz. Evet. Bu gönderimler neye ilişkin? Paket işler hususu?

Orhan Yıldırım: Yok. Murat Bey'e önce dediğim gibi, işte dedim ya biz o dertleşirken sıkıntılarını söylüyordu, geçinemiyorum diyordu, ekonomik sıkıntıları vardı. Bununla ilgili ben Murat Bey'e borç gönderdim. Hatta birazını bana geri gönderdi sonra. Ondan sonra da buna karşılık da ben de arada Murat Bey'e şunu söylüyordum: Ya işte, ya Murat, bir şey de, Ali Bey'le de aranızın iyi olduğunu, yani daha doğrusu yeni yönetimle aranızın iyi olduğunu bildiğim için, ya işte arada ben bazen çeklerimizi ödeyemiyoruz, çok sıkışıyoruz, işte alacaklarımızı alamıyoruz, işte bir görüşür müsün, benim alacaklarımı hani tahsil edebilir miyiz tarzında benim de isteklerim oluyordu.

Savcı: Bakın, ifadenizde Ali Sukas'la görüşmenizden bahsederken bu görüşmelerde Ali Sukas'ın Murat'ın istediği taleplerini yerine getirip getirmedikleri takdirde bu parayı ödemeyeceğini hissettiriyordu, hatta Murat olmasa ben olmasa bile kabul etmezdi beyanınız var. Devamında da "Ben bu şekilde Murat Dağdeviren'le Ağaç A.Ş.'den bir iki alacaklar alabilmek için 3 milyon TL civarında para göndermiştim" şeklinde beyanınız var. Bu beyan doğrudur?

Orhan Yıldırım: Şöyle Sayın Savcım; biz dediğim gibi biz oraya han inşaatı olarak ihalemiz devam ediyordu. Bu süreçte Ali Sukas genel müdür oldu. Dolayısıyla bizim muhatabımız Ali Sukas oldu. Biz Ali Sukas'la görüşebilmek için bayağı bir zorlanıyorduk o dönem. Hatta bazı görüşmelerde çok nasıl söyleyeyim, yani para yok diyordu, şartları biraz zorlaştırıyordu bizim için. Belki de para da yoktu ama biz aşağıdan, ben oraya 2006 yılından beri çalıştığım için...

Savcı: Bu benim sorduğum soru değil. Ben hani Murat Dağdeviren'le para ilişkiniz var ya, onu direkt soruyorum. Murat Dağdeviren'den biraz da borç gibi bahsettiniz ama ifadenizde Murat Dağdeviren'e gönderilen parayı Ağaç A.Ş.'den bir iki alacaklarımı alabilmek için gönderdim şeklinde, hangisi doğru? Borç mu yoksa?

Orhan Yıldırım: Ben başta borç verdim, sonradan baktım olay ona döndü. Ama şöyle bir şey, evet o doğru. Ben iş aldıkça Murat'a para vermeye başladım.

Savcı: Tamam, bu ödemelere ilişkin yaptığınız zaman hak edişler daha mı kolaylaştı?

Orhan Yıldırım: Yani şöyle söyleyeyim, demin de sizin de söylediğiniz gibi benim ifademdeki gibi, yani Ali Bey'le görüşmem kolaylaştı, para alışverişlerimiz daha kolaylaştı, hak ediş paraları almamız biraz daha kolaylaştı.

Savcı: Peki Derya Hanım'a gönderilen paralar, Derya Hanım'a gönderilen paralardan bilgisi var mı yoksa Murat'ın isteğiyle mi?

Orhan Yıldırım: Murat'ın isteğiyle, Murat kendisi diyordu işte Derya Hanım'a gönderebilir misiniz?

Savcı: Murat'ın peki bu süreçlerde sizle çalışma durumu oldu mu? İşçi veya meselesi?

Orhan Yıldırım: Yok. Yok.

Savcı: Tamam, başka soru yok.

 

ÜYE HAKİM SORGUSU

Üye Hakim: iki gün önce yani geçen hafta dinlediğimizde daha ilk başta sinyal arıza oluşuyormuş Murat Bey. Bir ara ayrılmış ve sizinle yine konuşmuşlar yine sizin yanınızda çalışmaya başlamışlar. Sizinle birlikte ortak mıydı yoksa çalışmıyor muydunuz?

Orhan Yıldırım: Ortak da değildi, çalışmıyordu.

 

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Orhan Bey siz 2000'li yıllardan beri Ağaç A.Ş.'de çalıştığınızı kendiniz söylediniz. Ortaklarınız var mıydı şirketinizde resmi, gayri resmi?

Orhan Yıldırım: 2006 yılında kurduğumda vardı, 2010 yılında ayrıldım, tek başıma.

Ali Sukas: Ondan sonra hep tek başınıza mıydınız?

Orhan Yıldırım: Evet.

Ali Sukas: Mesela Kadir Topbaş hayattayken belediye başkanıyken, onun yakınlarından hiç kimse var mıydı resmi ticari ortağınız?

Orhan Yıldırım: Allah rahmet eylesin. Kadir Bey'le buranın ne alakası var, 2026 şimdi.

Ali Sukas: Alacaklarınız kalmış, Murat Dağdeviren'i de alacaklarınızı almak için 2019'dan sonra yanınıza da almışsınız ya hiçbir iş yapmadan.

Orhan Yıldırım: Alacaklarımı almak için yanıma aldım demedim. Murat Bey benle çalışıyor mu diye sordular ben de hayır dedim. Benle çalışan biri dedim.

Ali Sukas: Orhan Bey sizin şantiyelerinizde biz geldiğimizde sizden çok Murat Dağdeviren'i görüyorduk. Siz hem Murat Dağdeviren'i, işle alakası yoksa sadece alacaklarımı almak için gibi bir ifadede kullanıyorsunuz. Hatta benim tarafımdan size, Murat'ın isteklerini yerine getir ki biz de sana kolaylık sağlayalım gibi bir anlatım yapıyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Ben öyle bir şey söylemedim Ali Bey. Bana hissettirilenleri söyledim. Yani Murat Bey'le görüştükten sonra sizin yanınıza daha rahat girip çıkma farklı, bana hissettirdiğiniz farklı. Murat Bey yokken benim yüzüme bakmamanız farklı. Yani sizden randevu almakta zorlanmam farklı. Ben onu söyledim. Siz bana böyle bir cümle kurdunuz demedim zaten. Yani siz bana Murat Dağdeviren sayesinde şöyle yapıyorum böyle yapıyorum demediniz zaten.

Ali Sukas: Yani şunu soruyorum, Murat Dağdeviren'i benim üzerimde siyasi nüfuz kullanmak için mi yanınıza aldınız? Onu soruyorum.

Orhan Yıldırım: Hayır, ben yanıma almadım. Murat Bey'le bir ilişkimiz başladı. Murat Bey benim yanımda çalıştı, yani Murat Bey benim yanımda çalıştığını söylemiş ama yani hani şimdi Murat Bey'in nasıl bir vasfı var ki 20 senelik peyzaj firmasının mimarı mı, ne bileyim makine mühendisi mi, nedir ki benim yanımda çalışacak?

Ali Sukas: Tamam, ben sordum, siz cevabını verdiniz. Siz Kennedy Caddesi projesi ile ilgili oraya teklif vermek istiyorum Genel Müdürüm diye bana gelmediniz mi?

Orhan Yıldırım: Genel Müdürüm...

Ali Sukas: Ben mi sizi çağırdım siz mi geldiniz? Yani böyle bir projeniz varmış, ben bunu aşağıdan öğrendim yapım müdürlüğünden, ben buraya teklif vermek istiyorum, beni davet etsinler şeklinde bir talebiniz olmadı mı?

Orhan Yıldırım: Genel Müdürüm konuşma şöyle geçmedi mi? Yani tabii o da sizin şeyiniz ama ben, bizim teknik elemanlar çıkarttı, buranın maliyeti 43 milyondan aşağı değil. Ama 26 milyon mu, 28 milyon mu tam rakam hatırlamıyorum.

Ali Sukas: O sonrasıydı. Yani siz 21/B'ye yüksek teklif verdiniz, yaklaşık maliyetin üstünde olduğu için de iptal ettik. O projeyi de sonra Ağaç A.Ş. bir daha 21/B'de yapmadı kendi ekipleriyle yaptı bitirdi. O konuşma 21/B yapıldı ve siz yüksek teklif verdiğiniz için 21/B iptal edildikten sonra yani o ihale gerçekleşmedikten sonraki konuşma. Durum buydu. Teşekkür ederim.

 

MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI SORUYOR

Avukat: Orhan Bey, 153 no'lu eylem rüşvet iddiasıyla oluşturulmuş iddianamede. Şöyle bir ek sormak istiyorum. Ali Sukas'ın tırnak içerisinde rüşvet tekliflerini herhangi bir zaman kabul ettiniz mi?

Orhan Yıldırım: Ali Sukas teklifi bana anlamadım soruyu.

Avukat: Sizin 2... eylem anlatımınızda 2-3 sayfalık bir ifadeniz var. Çeşitli zamanlarda ben bilmiyorum tırnak içerisinde rüşvet teklifleri olduğunu söylüyorsunuz zaman zaman.

Orhan Yıldırım: Çeşitli zamanlarda değil, sadece 1 kere Kennedy'de...

Avukat: Maltepe'de seçimler için yüzde 10...

Orhan Yıldırım: Kennedy'de rüşvet teklif etmedi veya istemedi.

Avukat: Kennedy'de yok. Dediğiniz gibi...

Orhan Yıldırım: Sadece Kennedy'de, toplantı yapıldığında Ekim veya Kasım ayında önümüzde bir seçim süreci olduğunu, bunun için de yukarıdan baskı gördüğünü, bunun için de yaptığım bu o güne kadar yaptıklarımın %10'unu istedi.

Avukat: Doğru doğru. Bir de şey, Maltepe'de şey, Maltepe'de Maltepe'de daire, Maltepe'de daire...

Orhan Yıldırım: Efendim?

Avukat: Maltepe'de daire...

Orhan Yıldırım: O ilk dönem, daha Murat Bey yokken...

Avukat: Ya birkaç defa var, o anlamda söyledim. Yoksa sayı fazladır azdır...

Orhan Yıldırım: Orada da orada da rüşvet, özür dilerim, yanlış anlaşıldı herhalde, orada da rüşvet yok. Orada da oradan bir ev alırsam parayı çıkartacağını, ben ben de gidip o müteahhite parayı verip ev alacağımı...

Avukat: Herhangi bir şekilde, herhangi bir rüşvet teklifini kabul etmediniz?

Orhan Yıldırım: Yok.

Avukat: Yani rüşvet konusunda herhangi bir zaman, herhangi bir yerde bir anlaşmanız yok? Ali Sukas'la.

Orhan Yıldırım: Yok.

Avukat: Peki Ali Sukas size herhangi bir zaman Murat Dağdeviren veya eşi Derya Dağdeviren'e para vereceksiniz, ödeme yapacaksınız dedi mi?

Orhan Yıldırım: Hayır hayır kesinlikle.

Avukat: Peki kulaklarınızda bir işitme sorunu var mı sağlık açısından?

Orhan Yıldırım: Var.

Avukat: Çünkü sanık veya sulh ceza sorgunuzda size söylenen bazı şeyleri yanlış anlamış veya anlamamış olabilir misiniz?

Orhan Yıldırım: Olabilir.

Avukat: Çünkü öyle, diyorsunuz hani sulh ceza sorgunuzda bazı şeyleri kesinlikle kabul etmiyorum, ben öyle cümleler kurmadım diyorsunuz. Herhalde savcılıkta veya emniyette söylediklerinizi kastettiğinizi...

Orhan Yıldırım: Evet.

Avukat: Burayı bir kastederek açabilir misiniz?

Orhan Yıldırım: Orada şöyle söyleyeyim; beni mahkemeye sevk ettiklerinde tabii ki ilk defa böyle bir şeyle karşılaştığımız için orada savcı bey yorumunu da yazıyormuş. İşte ben ihaleye fesat karıştırmak için Murat Bey'le görüşüyormuşum, para veriyormuşum gibi bir şey okudum ve o zaman da ilacımı almadığım için başım da ağrıdı, ben bu öyle bir şey söylemedim diye...

Avukat: Bazı yanlış anlatımlarınız, yanlış anlamalarınız olmuş olabilir diyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Olabilir.

Avukat: Şimdi savcı bey de sordu, tekrar sormaya gerek yok ama gerek Murat gerek Derya Dağdeviren'e gönderdiğiniz paraların borç olarak verdiğinizi söylüyorsunuz zaten.

Orhan Yıldırım: O zaman dediğim gibi, o zaman Murat'ın ekonomik sıkıntıları vardı.

Hakim: Aynı sorular Avukat Bey, başka soru varsa soruya geçelim.

Avukat: Yani teyit etmesi açısından söylüyorum.

Hakim: Teyitle uğraşmayalım.

Avukat: Şimdi Murat Dağdeviren'in inşaat ile ilişkilerini siz kabul etmediniz ama dosyada çokça beyan var, siz de görmüşsünüzdür Orhan Bey. [anlaşılamadı] ortağı, hatta sahibi olduğunu söyleyenler var. Bu insanlar bunu neden söylüyor sizce?

Orhan Yıldırım: [anlaşılamadı] Bu insanlar neden söylüyor bilmiyorum ama benim benle görüşenler benim şantiyeme gelip...

Hakim: Sanığın o yönde beyanı yok. Sanığın yorumunun bizim için önemi yok. Sıradaki soruya geçelim.

Orhan Yıldırım: Ya bu şirket 2006 yılında kurulmuş.

Avukat: Peki 34 plakalı araçları siz Murat Dağdeviren'e tahsis ettiniz mi? [anlaşılamadı] adına kayıtlı.

Orhan Yıldırım: Evet evet.

Orhan Yıldırım: Murat Bey motorla gidip geliyordu yanıma, kışın. Ve dediğim gibi bir bağ oluşmuştu, ondan dolayı verdik.

Avukat: Bir de Katip Bey flaşta Murat Dağdeviren klasöründeki görselleri, onlar Orhan Bey'e gösterilebilir mi lütfen? Kartvizit var. Mesela ekranı büyütebilirsek... Murat Dağdeviren klasörüne girdik. Şimdi burada bir kartvizit var, Murat Dağdeviren adına basılmış. Sizce bu neden var?

Orhan Yıldırım: Vallahi çok bilmiyorum, herkes bastırabilir kartvizit. Ben avukat bey anlatamadım kusura bakmayın da...

Avukat: Bir şeyi illa bir iki anlamda değil, rüşvet yorumunuz...

Orhan Yıldırım: [anlaşılamadı] Yani şimdi bu bu bu şeyde Murat Bey benim ortağım mı oldu veya şirket sahibi mi olmuş oldu?

Avukat: Hayır illa ortak veya herhangi bir iş ilişkisi var demek, oraya getirmeye çalışıyoruz.

Orhan Yıldırım: Dediğim gibi arkadaşım, ben ona destek veriyordum, o bana destek veriyordu. Dediğim gibi işte bu şekilde...

Avukat: Açık açık anlattınız.

Orhan Yıldırım: Söylüyorum işte...

Avukat: Ortaya çıksın, yani sizin hani neden ödeme yaptığınız, ilişkilerinizin kuvvetli olduğunu gösterin. Orhan Bey, biz de onu anlatmaya çalışıyoruz.

Orhan Yıldırım: Nasıl?

Avukat: İlişkilerin Murat ile çok kuvvetli olduğunu, samimi olduğunu, gerekirse ailece görüşüyor muydunuz?

Orhan Yıldırım: Ara sıra, denk gelirse.

Avukat: Oturup kalkmışlığınız var yani, değil mi? Aile yemeklerinde vesaire. Bir de fotoğraflar var, göz gezdirelim. Şimdi bu fotoğraftaki Murat Bey ile siz misiniz?

Orhan Yıldırım: Evet.

Avukat: Burası İBB Doğa Tepe. Konum da zaten fotoğrafta çıkmış orada şeyde, iPhone'un kendi konum bilgisi, tarih bilgisi. E yani, sizin Doğa Tepe Parkı'ndaki var, arkadaki sizsiniz, öndeki Murat Murat Bey. Aşağıya doğru gelir misiniz? Burası işte Murat Dağdeviren yine Doğa Tepe Parkı'nda projede bulunuyor. Aşağıya doğru ilerleyelim rica etsem. Yine Ağaç A.Ş.'de projede. Gelelim, bura burası neresi?

Orhan Yıldırım: Burası neresi?

Avukat: Burası Ağaç A.Ş.'de Murat Bey'in yani benim...

Orhan Yıldırım: Orada bak 17.02.2023, onu hatırlıyorum ben. Murat Bey deprem bölgesine gitmişti.

Avukat: Doğrudur, biz Murat Bey'in dijital arşivinden çektiklerimiz bunlar. Aşağıya doğru gelelim.

Orhan Yıldırım: O da aynı şekilde, deprem bölgesinde. Onların onların çalışmaları...

Avukat: Gelelim aşağıya doğru. Bu da yine Ağaç A.Ş.'de yaptığı işler.

Orhan Yıldırım: Bu da Ağaç A.Ş.'nin şefi, o da benim çalışanım değil.

Avukat: Tamam, yani...

Orhan Yıldırım: Ben yani Murat Bey'in benim şantiyede resim vermesi benim ortağım olması mı?

Avukat: Hayır ortak değil...

Orhan Yıldırım: Ben gerçekten anlamıyorum...

Avukat: Ya Orhan Bey, sizden o ilişkisini biz de ortaya koymak için. Yoksa sizin bir bana sizin olsun, sizde ortaklık vesaire bir şeyimiz yok. Yani burada bir işçi işveren de görmüyoruz biz. Sizden daha...

Hakim: Şimdi Avukat Bey, sanık zaten sordu. Sanık zaten beyanında ben şirket ortağı değilim, çalışan da değilim.

Avukat: Son fotoğrafa bakalım Sayın Başkan.

Hakim: Peki 2006'da firmayı kurdum, 2010'da ortağımdan ayrıldım, ondan sonra tek başıma devam ettim şeklinde beyanda bulundu. Sanık bu fotoğrafları gösterdi. Ne anlama gelir? Siz beyan olarak zaten savunmanızda siz kendiniz söylersiniz bunu zaten.

Orhan Yıldırım: Özür dilerim, ben ben bir dahaki mahkemeye benim şantiyede çekilmiş arkadaşlarımla size 50 tane fotoğraf getireyim. Her arkadaşımla veya her benim orada şantiyede fotoğraf...

Avukat: Doğrudur Orhan Bey. Bakın baretli, eldivenli, çalışırken...

Hakim: Bu soruyu geçebilir miyiz artık? Karşılıklı uzatma...

Avukat: Yok uzatma gayesinde kesinlikle değilim. İlişkiler ortaya çıksın diye soruyorum. Şimdi şey sorabilir miyim?

Orhan Yıldırım: Ben sorabilir miyim?

Hakim: [anlaşılamadı]

Avukat: Murat Dağdeviren adına bir Gmail adresi açılmış mıdır? [anlaşılamadı] adına?

Orhan Yıldırım: Ben kendime açamıyorum. O kadar teknolojiyi bilmiyorum.

Avukat: Ozan Bey açmış herhalde.

Orhan Yıldırım: Ben bilmem.

Avukat: WhatsApp grupları var mıdır Ağaç A.Ş. tarafından kurulan? Böyle müteahhit firmalarla işlerin takibi mesajlaşsınlar, [anlaşılamadı] adına da bir WhatsApp grubu Barış Şişman tarafından kurulmuş mudur?

Orhan Yıldırım: Barış Şişman Ağaç A.Ş.'nin o dönemki müdürü. Kuruldu tabii ki kuruldu. Her iş...

Avukat: Murat Dağdeviren de bu grupta var mıydı?

Orhan Yıldırım: Hangisi?

Avukat: Ağaç A.Ş.'nin?

Orhan Yıldırım: [anlaşılamadı]

Avukat: Ağaç A.Ş.'de Barış Şişman'ın [anlaşılamadı] adına kurduğu WhatsApp...

Hakim: Böyle bir şeyden bilginiz var mı sizin?

Orhan Yıldırım: Yok o işten bilgim yok, onlar dışarıda...

Hakim: Bilginiz dahilinde varsa onları bize sunarsınız.

Avukat: Tamam Sayın Başkan. Hızlıca ilerliyorum. Uzatmamaya çalışıyorum. Soruları ver diyeceğim. Şimdi dosyada bir tane ses kaydı var Orhan Bey. 21 Eylül 2022 günü. Bu günü hatırlıyor musunuz?

Orhan Yıldırım: Çok hatırlamıyorum.

Avukat: Ali Paşa Kasası'nda Murat Bey'le yemek yemiş olarak görünüyor musunuz bugün?

Orhan Yıldırım: Yemişimdir.

Avukat: Bugün o gün mü?

Orhan Yıldırım: O gündür. Yemek yemişizdir. Tamam.

Avukat: Paraların tamamını konuşmamıza gerek yok, borçlarınızı söylüyorsunuz zaten. Peki Murat'ın size geri gönderdiği paralar? Nedendir? Borçları geri ödemektir.

Orhan Yıldırım: Aslında bilmiyorum. En azından geleni biliyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Tamam.

Avukat: Peki Türksal Behram kimdir?

Orhan Yıldırım: Arkadaşım.

Avukat: İnşaatla bir ortaklığı var mı?

Orhan Yıldırım: Yok.

Avukat: Peki Türksal Behram'a da siz hesabınızdan düzenli ödeme yapar mısınız? [anlaşılamadı] gelse bu şekilde...

Orhan Yıldırım: Yaparım.

Avukat: Peki bu AD Peyzaj...

Hakim: Avukat Bey bir saniye, herhalde bir saniye.

Orhan Yıldırım Avukatı: Bir tane sorular dönüp dolaşıyor. Neden yani? Çalışmadığını söylüyor, dosyayla alakalı son net insanlara bir soru sorun yani.

Hakim: Müdahale ediyoruz zaten.

Avukat: AD Peyzaj isimli firma kimindir? AD Peyzaj'ı Murat Dağdeviren'e vermeyi teklif ettiniz mi hiç?

Orhan Yıldırım: AD Peyzaj isimli firma benimdir, sattım.

Avukat: Dağdeviren'e zamanında teklif ettiniz mi bunu sana devredeyim diye?

Orhan Yıldırım: Ne ne niye verecekmişim Murat Bey'e?

Hakim: Böyle bir teklifte bulundunuz mu?

Orhan Yıldırım: Yok.

Hakim: Yok, bulunmamış. Sıradaki soruya geçelim.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Orhan Bey, siz hangi tarihte Murat Bey'in size "Ben senin alacaklarını alırım" anlamında bir söz söylediğini yaklaşık tarihen hatırlıyor musunuz?

Orhan Yıldırım: Ya tarihlerle aram iyi değil ama 2020 olabilir.

Kaptan Yılmaz: 2020.

Orhan Yıldırım: 2019 seçimleri oldu bizim aralık gibi işte; 2020 olabilir, 2019 sonu da olabilir, tam hatırlamıyorum.

Kaptan Yılmaz: 2019 sonu, 2020 başı. "Paralar borç olarak istedi, öyle gönderdim" diyorsunuz; sonra da diyorsunuz ki: "Bir yerden sonra bunun borç olmadığını anladım." Ne zaman anladınız bunlar borç olarak değil de başka amaçla istendiğini?

Orhan Yıldırım: Geri istediğimde.

Kaptan Yılmaz: Tarih verir misiniz buna?

Orhan Yıldırım: Yani ayları falan hatırlamıyorum. Yani 2023'ün sonları olabilir o da.

Kaptan Yılmaz: 2023'ün sonları.

Orhan Yıldırım: Tam hatırlamıyorum ama, evet.

Kaptan Yılmaz: Parayı ne zaman geri istediğinizi hatırlarsanız oradan denkleştirelim.

Orhan Yıldırım: 2023'ün herhalde sonlarıydı.

Kaptan Yılmaz: Sonlarıydı. Peki ne anladınız, niçin istiyormuş sizden? Bir tekrar birkaç...

Orhan Yıldırım: Valla bana destek veriyordu. İşte dediğim gibi ben hak edişlerden sonra Ali Bey ile görüşmem rahat oldu; tekrar bunları... Yani Ali Bey ile görüşmem rahat oluyordu, para bana daha rahat geliyordu Ağaç A.Ş.'den.

Kaptan Yılmaz: Ne anladınız dolayısıyla paraları ne için ödediğinize kanaat hasıl oldu sizde?

Orhan Yıldırım: Benim daha rahat hareket etmemi sağladığı için olabilir diye düşündüm. Bu da ama dediğim gibi benim kendi düşüncem.

Kaptan Yılmaz: "Ödemeleri alabilmem için" diye tabir kullanıyorsunuz hazır ifadenizde, onun için sordum.

Orhan Yıldırım: Evet.

Kaptan Yılmaz: "Ödemelerimi alabilmek için ödediğimi anladım" diyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Evet, benim düşüncem yani.

Kaptan Yılmaz: Tamam, kanınız böyle. Ağaç A.Ş.'de fatura kestikten sonra yaklaşık ödeme vadesi kaç ay sürer?

Orhan Yıldırım: Valla pek hatırlamıyorum ama normal şartnameye göre 3 ayda ödenmesi lazım da tabii öyle bir süreç yok.

Kaptan Yılmaz: Daha uzar değil mi? 3 aydan daha uzun mudur?

Orhan Yıldırım: Uzar, uzar.

Kaptan Yılmaz: Peki. 2023 Ağustos ayında... Ağustos, Ekim... Eylül diyorsunuz hatta, şimdi çok pardon, Ağustos-Ekim. "17-18 milyon alacağım vardı, benden yüzde 10 komisyon istendi, ben de para vermeyi reddettim" diyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Evet.

Kaptan Yılmaz: Şimdi ilk ifadenizde Ekim-Kasım dediniz, bunu bir düzeltmek ister misiniz hangisi doğru zabta geçmesi açısından?

Orhan Yıldırım: İşte dedim ya Eylül mü, Kasım mı... Seçime 3-5 ay vardı, tam şey hatırlamıyorum.

Kaptan Yılmaz: Peki, tamam. 2023 Ağustos... Şimdi bu kalan 17-18 milyon alacağınız... Bu teklifi... Yok yok takribi, bu teklifi size iletip reddettiğinizde 17-18 milyon alacağınız var. Bu ödendi mi size, ne zaman ödendi, hatırlıyor musunuz?

Orhan Yıldırım: O civarda, yani... Peyderpey aldık, evet. Şeyle, Aytekin Bey ile sonra görüşmeye başladım ben, ondan aldım.

Kaptan Yılmaz: Tabii, yani bu ödemelerinizde normal rutin vade dışında daha uzun bir vade uygulandı mı, aksattılar mı onu size rüşvet vermeyi reddettiniz diye?

Orhan Yıldırım: Ya ben bilmiyorum şeyi ne kadar aksattıklarını ama ben muhasebe bölümüne dava açacağımı söyledim param gelmezse. Ondan sonra da işte dediğim gibi 6-7 ay içinde veya 8 ay içinde, tam hatırlamıyorum kaç ay olduğunu, onlar muhasebeden çıkartırlar, ödenmeye başlandı, ödendi yani.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi siz Ali Sukas ile görüşünüzde bu 4 milyon... Bugüne kadar yaptığınız işler karşılığında size 4 milyon bir rüşvet istendi diyorsunuz ya; peki Ali Sukas'a demediniz mi: "Ya ben..."

Orhan Yıldırım: 4 milyon demedim.

Kaptan Yılmaz: Yaklaşık 4 milyona karşılık gelir, yani 40 milyonun yüzde 10'u diyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Ben yüzde 10...

Kaptan Yılmaz: Tamam olsun, yani şeyin önemi yok çok. Neticede siz Ali Sukas'a demediniz mi: "Ya ben bu Murat Talebi'ne de bir para veriyorum, siz iki kez mi rüşvet istiyorsunuz, aynı ihalelere hem Murat'a hem size mi para vereceğim?" diye bir şey söylemediniz mi?

Orhan Yıldırım: Hayır. Ben sadece şunu söyleyeyim...

Kaptan Yılmaz: Aklınıza gelmedi mi: "Ya ben bir Murat'a verdim, bir de Ali Sukas istiyor, ne oluyor?" diye? Siz itiraz etmediniz mi Ali Sukas'a, "Murat'a verdim" demediniz mi yani? Ya da daha önce Murat'a bu paraları verdiğinizi Ali Sukas'a söylemiş miydiniz?

Orhan Yıldırım: Hayır.

Kaptan Yılmaz: Doğrudan sorayım meslektaşım...

Hâkim: Avukat Bey, şimdi bu şekilde bir beyan var. Ali Sukas ile olan konuşmada bu husustan bahsettiğiniz şeklinde... Yani Ali Sukas'a bu hususu söylediniz mi şeklinde o soruyu algılıyoruz, bunda anormal bir durum yok; sorulur yani.

Orhan Yıldırım: Hayır efendim, ben Ali Sukas'a hiçbir şekilde "Murat'a para verdim, Murat para bana verdi" gibisinden öyle konuşma geçmedi.

Kaptan Yılmaz: Peki. Bu ifadenizde İlknur Şişman... Yazılı ifadenizde "Ali Sukas teklif vermemi istedi, İlknur Şişman'a yönlendirdi beni, İlknur Şişman da 28 milyon teklif vermemi istedi" diyorsunuz. Şimdi ifadenizde dediniz ki: "Ali Sukas doğrudan 28 milyon teklif vermemi istedi." Hangisi doğru?

Orhan Yıldırım: Hayır, oradaki organizasyonu... Şunu söyledim ben: Eğer yapım işi yapıyorsanız Ağaç A.Ş.'de yapım müdürünün yanına giderseniz...

Kaptan Yılmaz: Size 28 milyonu İlknur Şişman mı söyledi, Ali Sukas mı söyledi somut?

Orhan Yıldırım: Ali Sukas söyledi, sonra İlknur Şişman'la teyit ettik.

Kaptan Yılmaz: İfadenizde öyle değil, şimdi değiştiriyorsunuz; peki. Kolluk ifadenizde "Ali Sukas beni İlknur'a gönderdi, onunla görüş, teklif ver dedi" diyorsunuz, "İlknur Şişman da bana 28 milyon teklif vermemi söyledi". Şimdi diyorsunuz ki: "Bu 28 milyon teklifi Ali Sukas verdi." Bu çelişkiyi soruyorum, basit.

Orhan Yıldırım: Valla tam hatırlamıyorum, ikisinden biri söyledi de rakamı hatırlıyorum da hangisinin önce söylediğini, hangisinin sonra söylediğini nasıl hatırlayayım şimdi?

Kaptan Yılmaz: Peki 2021-2022 yıllarında yani Ali Sukas 3 adet ihale için yapılacak kırım oranlarını belirleyip teklif vermemi söyledi diyorsunuz. "Hiçbirinde istediği teklifi vermedim" diyorsunuz. Bunlar farklı tarihlerde teklifler, değil mi? Ali Sukas'a istediği teklifi veremeyeceğinizi söylemek yerine niye sürekli istediği tekliften çok yüksek teklif gönderiyorsunuz peki?

Orhan Yıldırım: Bazılarına girmedim zaten.

Kaptan Yılmaz: Girmemişsiniz, öyle diyorsunuz zaten, ihalelerde hep yüksek teklif verdim diyorsunuz.

Orhan Yıldırım: Bir tanesini yüksek dedim, Kennedy caddesi... İhalelerin hepsine yüksek teklif verdim demedim Sayın Avukatım. Bilmiyorum ben, yanlış mı değerlendirmişim?

Kaptan Yılmaz: İfadenizi hemen okuyayım: "2021-2022 yılları arasında Ali Sukas beni odasına çağırarak toplam 3 adet ihale için yapılacak kırım oranlarını belirleyip vereceğim teklif fiyatını bana söyledi. Ancak bu işlerin hiçbirisini fiyatlarını vermediğimden dolayı ben alamadım." Neden? Yüksek fiyatlar vermişsiniz, beyanınız öyle.

Orhan Yıldırım: Yüksek fiyat vermişim yazmış mı orada?

Kaptan Yılmaz: "İstediği fiyatları vermediğimden dolayı ben alamadım."

Orhan Yıldırım: Bir tanesine girmemişimdir, bir tane Kennedy caddesi fazla fiyat verdik. Yani tam şeyleri hatırlamıyorum şu an.

Kaptan Yılmaz: "İstediği fiyatı veremediğim için alamadım" demişsiniz; neyse cevabınız böyle.

Orhan Yıldırım: Kennedy caddesi öyle.

Kaptan Yılmaz: Bu sonraki Kennedy caddesi az önce sormuştum, bu sorgusu diğer beyanınız. Sıradaki... Şimdi tamam, sıradaki soruya geçeyim; son soru hakkım Sayın Başkan. Şimdi biraz önce ifadenizde şöyle bir tabir kullandınız: "Bu Ağaç A.Ş.'ye biz yönetimi kaybedince" dediniz. Ağaç A.Ş. yönetimini kaybetmek diye bir tabir kullandınız. Ağaç A.Ş. ile ilişkileriniz ne kadar iyiydi sizin yeni yönetim gelene kadar?

Orhan Yıldırım: Biz yönetimi kaybettik... Biz iş yapıyorduk diyecektim.

Kaptan Yılmaz: Düzelttiniz sonra cümlenin devamında.

Orhan Yıldırım: Dilim sürçtü. Biz oraya 2019 yılında, seçim olmadan önce ihale... İş yapıyorduk dedim. Biz orada hani iş yapıyoruz anlamında söyledim ama dilim sürçtü.

Kaptan Yılmaz: Diliniz sürçtü, peki. 2019 öncesi çalışmalarınızı hatırlıyor musunuz vadeler ne kadardır, ne oranda çalışırsınız, çok kısa bilgi verirseniz başka sorum yok.

Orhan Yıldırım: Vadeler ne kadardır derken?

Kaptan Yılmaz: Yani mesela 60 gün mü, 90 gün dediniz biraz önce; daha uzun... 90 gün vadedir ama daha uzun vadelerde ödenir dediniz. 2019 öncesi nasıl çalışıyordunuz, oradaki vadeler neydi?

Orhan Yıldırım: Ya değişiyor, ben dediğim gibi 2006'dan beri çalıştığım için 2008 krizinde 6 ay vadeli de oldu...

Kaptan Yılmaz: O zaman daha net sorayım, 2019'dan önce vadeleriniz uzadı mı, daha mı uzun vadelerde çalışmaya başladınız?

Orhan Yıldırım: Esasında normal...

Kaptan Yılmaz: Normaldi, bir şey değişmedi vadelerde, yaklaşık olarak aynı mıydı?

Orhan Yıldırım: Nasıl yani?

Kaptan Yılmaz: Tamam, az önce normaldi dediniz, doğru mu anladım ben?

Orhan Yıldırım: 2019 sonrası ile 2019 öncesini soruyorsanız, 2019'dan önce ödemeler daha şey geliyordu, daha normal geliyordu. 2019'dan sonra ödemeler aksadı. Biz de bunu yönetimin değişikliğine bağladık.

Kaptan Yılmaz: Gördünüz, tamam. Başka sorum yok Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Orhan Bey, müvekkilime sizi sorduğum zaman şey dedi: “Ali Sukas yokken de biz kendisiyle çalıştık uzun yıllardır. Nerede büyük iş var? Düzgün yapılması gerekiyorsa Han İnşaat orada vardı zaten” dedi. Ama hiç böyle şey dedi onun hakkında ben duymadım dedi. Kendisi de iddialardan da görmüş mü, duymuş. Ümit Polat'la gerek 2019'dan öncesi, gerek 2019 sonrası Ali Sukas geldikten sonra herhangi bir şekilde ihalelerle yani siz ikizleme noktasındasınız sürekli. Böyle diyaloglara  hiç girdiniz mi? Kendisi sizden herhangi bir menfaat talebinde bulundu mu?

Orhan Yıldırım: Yani Ümit Bey’i 2008 yılından beri tanıyorum. Ama o satın alma bölümünde olduğu için genelde de biz yapım bölümünde olduğumuz için çok çokta şey değil ama kurumda üzerimizdeki o eski tabii ki birbirimizi tanıyoruz. Benden öyle bir şeyi olmadı, isteği olmadı.

Sevgi Dağdemir: Yapım bölümünde olan şimdi biraz önce şey dedi. Yapım bölümünde olduğu için ... Bey'le hani görüşmüştük daha az görüşmüş oluyorsunuz. Yapım bölümün kişileri genellikle kimlerle görüşür Orhan Bey?

Orhan Yıldırım: Yapım müdürleriyle de muhatabız. Sonuçta işi kim yaptırıyorsa onunla muhatabız. Bunun şefiyle, müdürü kimse onlarla muhatabız.

Sevgi Dağdemir: Yapım bölümünde size herhangi bir müdahale falan da o zaman zaten olmamıştır değil mi?

Sevgi Dağdemir: Ümit Bey mi?

Orhan Yıldırım: Evet Ümit Bey yani

Orhan Yıldırım: Yok öyle bir şey

Sevgi Dağdemir: Teşekkürler sağ olun.

MURAT DAĞDEVİREN SORUYOR

Murat Dağdeviren: Orhan Yıldırım'a şunu sormak isterim. Senin ifadelerin yüzünden ben 5,5 aydan beri buradayım. Biliyorsun değil mi?

Mahkeme Başkanı: Doğrudan soruya geçelim

Murat Dağdeviren: Biz seninle beraber miydik?

Murat Dağdeviren: 2021, 2022, 2023.

Orhan Yıldırım: Beraber miydik derken?

Murat Dağdeviren: Beraber çalışmadık mı?

Orhan Yıldırım: Beraber yanımızdaydın, ben bunu zaten inkar etmiyorum. Şantiyeye girip gidiyordun, şey yapıyordun ama bir ortaktık, bir resmi çalışma şekli falan...

Murat Dağdeviren: Tamam, resmi çalışan değildik. Ben senden rüşvet aldım mı? Aracılık ettim mi?

Orhan Yıldırım: Ben hayır bak, onu kesinlikle söylemedim. Murat benden rüşvet almadı, yukarıya vereceğim demedi. Bu cümleleri kurmadım zaten. Benim ifadelerimde öyle bir şey yok.

Murat Dağdeviren: Peki, teşekkür ederim.

Orhan Yıldırım: Zaten oraya da altını çizerek sordular zaten.

ORHAN YILDIRIM AVUKATI SAVUNMASI

Sayın Başkan, müvekkilimizin beyanına katılmaktayız. Bizler 153. no'lu oylamadan dolayı savunma yapacağız. Müvekkil dosyanın aydınlatılabilmesi için bildiklerini samimi bir şekilde anlatmıştır. İddianameye konu olayda müvekkil ne yazık ki çaresizliği ve iyi niyeti suiistimal edilmiştir. Ayrıca bir konuyu düzeltmek isteriz. İddianamenin 163. sayfasında bulunan müvekkile ait şirketin kazandığını belirten 2 no'lu 2023 tarihli 12840 nolu sözleşme harici 27.03.2024 tarihli olarak belirtilmiş ise de bu durum sehven yazılmıştır. Sözleşme tarihi 27.03.2023 tarihlidir. Bu durum 16.03.2026 tarihli bilirkişi raporunda ve müvekkilimizin ifadesinin 54. sayfasında belirtilen tarih olarak yazılmıştır. Müvekkilimizin aldığı son işten sonra yasal olarak bir ihaleye katılmıştır. Sanık Murat Dağdeviren’in daha evvel müdafi arzıyla mahkemeye sunmuş olmasında müvekkil şirketin üst düzey konuda çalışması sebebiyle çalıştıran ve alınan ödemeleri bu sebepten yoksun olduğunu belirtmektedir.

Bu durum hiçbir şekilde doğru değildir. Sanık Murat hiçbir zaman şirket bünyesinde çalışmamıştır. Müvekkil şirket tüzel kişiliğe olan ve profesyonel ekiple hareket eden bir şirkettir. Sanık Murat'ın üst koltukta işe başlatılması zaten hayatın olağan akışına aykırıdır. Herhangi bir iş deneyimi yoktur, belirtilen beyanlar soyut beyanlardır. Hangi inşaatın üstlenmiş olduğu hatta projesinde çalışıldığı belirtmemektedir. Böyle bir durum söz konusu değildir. Herhangi bir görev de bulunmamaktadır. Gene dilekçesinde han inşaat ile ilgili bir kartvizit sunmuştur. Bu durumda tarafımızca anlaşılmış değildir. Herkes tarafından basit bir şekilde bastırılabilecek bir kartvizittir. Korkumuz şudur ki biraz daha zaman geçerse şirket 2006 yılında kendisinin kurmuş olduğu ve bugüne kadar da şirketin kendisini büyütmüş olduğunu demesinden korkmaktayız.

Diğer bir iddiada ise şantiyelere çalıştığına dair görüntüler dosyaya sunmuştur. Bu durumla ilgili olarak da dosyaya sunulan fotoğraf kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir. Hakikatin ne olduğunu iyi kendileri bilmektedir. Şöyle ki çekilen fotoğrafların birçoğu 6 Şubat 2023 yılında yaşanan deprem sonrası yardım amacıyla gidilen bölgelerin fotoğrafıdır. Bunun han inşaatla herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Kendisi de ne yazık ki mahkemeyi yanıltmaya çalışmaktadır. Bu durum aslına HTS raporlarıyla da sabitlenebilir. Murat'ın daha evvel beyanları suçtan kurtulmaya yönelik olup somut iddialardan öteye geçmemiştir. Savunmasına itibar edilmemesine talep ederiz. Karşı taraf fotoğraflar yönünden itirazımızın söz konusu gerekli görmesi durumunda tekrardan talep ediyoruz. 2023 yılına ait HTS den talep ediyoruz. Son olarak hatta çok da uzatmamak adına Sayın Başkanın.

Müvekkilim hakkında hafta iki gün imza yükümlülüğü yasası bulunmaktadır. Bu yükümlülük ağır ve hafta iki gün imza vekil açısından maddi ve manevi olarak zor durumda düşmektedir. Savunulması alınmıştır. Ayrıca iddianamede müvekkilimizin hakkındaki pişmanlık hükümlerinin uygulanması talep edilmiştir. Boş aşamada müvekkilimizin sonra hakkında adli kontrolün kaldırılmasını ayrıca beraatini talep ederiz. Teşekkür ederim.

MEHMET MUHİTTİN PALAZOĞLU SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın Hakim, sayın heyet; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hakkımdaki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. 2019 yılından, Nisan 2025 tarihine kadar ortağı ve yetkilisi olmadığım bir şirketin işlemleri ve yine tarafıma ait olmayan şirketlerin eylemleri nedeniyle yargılanıyorum. Savunmama önce Addstation şirketi hakkında bilgi vererek başlamak, ardından iddianamede tarafıma yöneltilen eylemlere cevap vermek istiyorum.

Addstation şirketini, 2011 yılında kardeşim Esat Palazoğlu ile birlikte kurduk. Şirketimiz kurulduğu günden itibaren etkinlik, organizasyon ve açık hava reklamcılığı alanında faaliyet gösteren bir aile şirketidir. Kardeşim Mehmet Esat Palazoğlu şirketteki paylarını 27 Mayıs 2019 tarihinde diğer kardeşim Ahmet Palazoğlu'na devretti. Ben de şirkette bulunan paylarımın tamamını 27 Aralık 2019 tarihinde Ahmet Palazoğlu'na devrettim. Pay devriyle birlikte aynı tarihte müdürlük görevim, şirketi temsil yetkim ve imza yetkim de sona erdi. Bu tarihten sonra uzun bir süre Addstation'da pay sahibi, müdür, yönetim kurulu üyesi veya imza yetkilisi olarak görev yapmadım. 2024 yılı içerisinde aile içinde yaşadığımız bazı anlaşmazlıklar neticesinde aramızda bir sulh sözleşmesi yapmaya karar verdik. Bu doğrultuda da uzun müzakereler neticesinde 2 Şubat 2025'te bütün işlerimizi kapsayan bir anlaşma yaptık. Bu anlaşma doğrultusunda şirketler ve mülkler üzerimizde paylaşımlar yapıldı. 5 Mart 2025 tarihi itibarıyla anlaştık ve genel kurul kararlarını, şirket devralma koşullarını ve sözleşmelerini imzaladık.

Bu tarih itibarıyla Addstation şirketine yönetim kurulu üyesi ve başkana vekili olarak ilk adımımı attım. Yani önemle belirtmek isterim ki soruşturmamın başlangıcı olan 19 Mart 2025 tarihi ile şirkete yönetim kurulu üyesi olmam arasında sadece 14 günlük süre olmuştur. Ve 5 Mart tarihinde yaptığımız anlaşmada Ahmet Palazoğlu'nun vergisel yükümlülükleri nedeniyle devrin 15 Nisan 2025 tarihinden itibaren hüküm doğurmasını kararlaştırdık. Addstation'ın da devir sözleşmesini imzaladık. Şirketin tüm paylarını ise ancak 15 Ağustos 2025 tarihinde tam olarak devraldım. 27 Aralık 2019 tarihi ile 5 Mart 2025 tarihleri arasında Addstation adına imzalanmış, Addstation adına tarafımdan imzalanmış bir teklif, bir ihale evrakı, bir sözleşme veya bir talimatta bulunmamaktadır.

Addstation'ın bir aile şirketi olması nedeniyle şirket içindeki genel gelişmelerden haberdar olmam doğaldır. Ancak şirket hakkında bilgi sahibi olmak, şirketi yönetmek veya yapılan her işlemden sorumlu olmak anlamına gelmez. Yetkim, imza ve somut bir talimatın bulunmayan işlemlerin yalnızca aile bağımız nedeniyle bana yüklenmesini kabul etmiyorum. Ben 2019 yılından sonra ağırlıklı olarak inşaat sektörüne yöneldim ve inşaat şirketimin projeleriyle ilgilendim. Dolayısıyla farklı bir sektörde yoğun ve yorucu iş hacmimin olduğu yerde reklam işleriyle uğraşmadım ve bu sektörden çekildim. Addstation'ın reklam ve organizasyon işlerinin günlük yönetimini ben şirketi devralana kadar kardeşim Ahmet Palazoğlu yürüttü. 2024 yılının başlarında aile içinde yaşadığımız anlaşmazlıklar nedeniyle şirketleri ve yürüttüğümüz işleri tamamen ayırma kararı aldık.

Addstation kurucularından biri olduğum ve şirketi adeta çocuğum gibi gördüğüm için devralmak istedim. Ancak kardeşimle şirketin devri konusunda uzun bir süre anlaşamadık. Bu nedenle 5 Mart 2025 tarihine kadar şirket yönetimine katılamadım, temsil ve imza yetkimde bulunmadı. Bu dönemde kardeşim günlük reklam işlerinden geri çekilmek istedi ve işlerin iletişim ve koordinasyonunu yürütecek birine ihtiyacımız vardı. Daha önce de yanımıza çalışıp sonrasında kendi reklam şirketini kuran ve dışarıdan da reklam alanlarının pazarlama süreçlerini, süreçleri için mecra sahibi şirketlerle çalışan Deniz Dörtyol'a teklif götürüldü. Ben de şirketi tekrar satın alma niyetinde olduğum için bu işleri Deniz'in yürütmesine karşı çıkmadım.

Deniz'in Addstation'a ait reklam alanlarının süreçlerini takip etmesinin uygun olacağı aile içinde söylemiş olmam, şirket yönetimini üstlendiğim veya Deniz'in yaptığı bütün işlemleri bildiğim anlamına gelmez. Deniz Addstation'ın reklam sahiplerinden kiraladığı reklam alanlarının reklam verenlere pazarlanması, müşteri görüşmeleri, sözleşmeler ve belediye nezdindeki izin süreçlerini takip ediyordu. Deniz'in ifadesinde anlattığı ihale süreçlerini, görüştüğü kişileri ve yaptığı işleri de bilmiyorum. Zaten Addstation 2019 yılından sonra İBB ve iştiraklerinden herhangi bir ihale almamıştır. Tekrar ediyorum, Addstation 2019 yılından sonra İBB, İBB veya iştiraklerinden herhangi bir ihale almamıştır. Bu nedenle Deniz'in ifadesinde anlattığı ihale süreçleri Addstation'ın yaptığı işlere ilişkin değildir. Sanki Deniz sadece Addstation üzerinden iş yapıyormuş gibi bir algı var. Bunu da açıklamak istiyorum. Deniz'in kendi şirketleri var ve Addstation gibi dışarıdan hizmet verdiği reklam firmaları var.

Deniz'in ifadesinde bahsettiği işleri ben bilemem. Addstation'a hizmet verdiği tek alan Addstation'a ait olan reklam alanlarının satış ve pazarlama süreçlerini yönetmesinden ibarettir. Ahmet Palazoğlu daha önceki ifadelerinde Addstation yönetiminin bütün süreçte aslında hiç kendisinde olmadığı, hep bana ait olduğu iddiasını bir sözleşme, bir LinkedIn profili ve bir de şirket banka hesaplarının şirketteki muhasebeciler çalışanlar tarafından kullanıldığı olmak üzere üç farklı iddiayla desteklemeye çalışmıştır. Bu hususla ilgili detayları avukatım as sonra tarafımızca somut delillerle sunarak çürütecektir. Kardeşim Ahmet Palazoğlu tarafından dosyaya sunulan Addstation yönetiminin bana ait olduğu iddia edilen sözleşmenin 15. maddesinde geçen fiili yönetim ibaresinden sanki ben şirketi 2019'dan beri yönetiyormuşum gibi bir çıkarım yapılıyor. Avukatım az sonra ilgili sözleşmenin tamamını sunacaktır. Bu sözleşme 5 Mart 2025 tarihinde 15 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde imzalandı.

Bu maddeden hareketle, sanki şirketi 2019 yılından itibaren fiilen ben yönetiyormuşum gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Az sonra avukatım tarafından sunulacak sözleşmenin tamamında şirketi geçmiş yıllardan beri benim yönettiğime ilişkin herhangi bir tarih veya açıklama bulunmamaktadır. Şirket devrinin vergisel sonuçları gözetildiğinden, devrin 15 Nisan 2025'te yapılacağına dair devir sözleşmesi imzaladık. Şirket artık bana devredileceği halde resmi kayıtlarda kardeşim Ahmet Palazoğlu yetkili görünmeye devam ediyordu. Kardeşim, şirket yönetimini bıraktıktan sonra doğabilecek vergi ve diğer şirket borçlarından sorumlu tutulmak istemediği için bu hükmün sözleşmeye konulmasını istedi. Ben de şirketi devralacak kişi olarak 5 Mart 2025'ten sonraki sorumluluğu kabul ettim. Sözleşmedeki bu madde de tam olarak 5 Mart ile 15 Nisan arasındaki geçiş dönemini düzenlemek için konulmuştur. 2025 yılındaki devir sürecine ilişkin bir düzenlemenin geçmiş yıllara götürülerek aleyhime kullanılması doğru değildir.

Savcılık ifadelerimde belediyenin Etstation şirketine yaptığı reklam alanlarına ilişkin uygulamaları ile inşaat şirketimin iskân süreçlerinde yaşadığı sıkıntıları anlattım. Bu açıklamalarımı tekrar ediyorum. Savcılıkta anlattığım bazı olayların, iddianamede birbirinden farklı çok sayıda eylemle birleştirilerek şahsıma genel bir sorumluluk yüklemek amacıyla kullanıldığını görüyorum. Oysa her eylemin tarihi, ilgili şirketi, şirketin o tarihteki yetkilisi ve o eyleme ilişkin somut deliller ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bir olay hakkında bilgi vermiş olmamdan hareketle başka tarihlerde ve başka kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen bütün işlemlerden sorumlu tutulmam doğru değildir.

Şimdi bu genel açıklamalarımdan sonra iddianamede tarafıma yöneltilen eylemlere ayrı ayrı cevap vermek istiyorum. Eylem 53 kapsamında Üsküdar'da bulunan bir yapının tamamlanmasına göz yumulması karşılığında Byzag isimli şirkete 600.000 TL ödeme yaparak rüşvet verdiği ileri sürülmektedir. Bu suçlamayı kabul etmiyorum. Benim anlattığım yer ile iddianamede suçlamaya konu edilen yer aynı değildir. Ben ifademde Tuzla'da bulunan projemi anlattım. Bu proje milyarlarca lira yatırım yaptığımız ve bankalardan yüklü miktarlarda kredi kullandığımız bir projedir. Sorunumuz bu projenin iskanının verilememesiydi. İddianamede benim Tuzla hakkında söylediğim cümleler alınmış, hemen arkasından başka bir kişinin Çengelköy hakkındaki anlatımı eklenmiş ve sanki aynı yerden söz ediyormuşum gibi bir sonuç çıkarılmıştır. Üstelik önemle belirtmek isterim ki Çengelköy'de bahsedilen taşınmaz tarafıma ait değildir. Benim olmayan bir taşınmazda benim tarafı olmadığım bir idari işlem için menfaat elde ettiğim iddiasını da kabul etmiyorum.

Savcılık aşamasında beyan ettiğim gibi, Tuzla'da iskan alamadığım için Murat Ongun'la görüştüm. Murat Ongun, o görüşmede bana "Kültür A.Ş. ihalelerine gir" dedi. Ben de artık reklamcılık işi yapmadığımı, eski aile şirketimiz olan Adstation'ın reklam alanlarının süreçlerini Deniz'in yürüttüğünü, kendisinin piyasayı bildiğini ve tecrübeli olduğunu söyledim. Sonrasında Deniz'i çağırarak, Murat Ongun'la da aramızda geçen görüşmeyi anlattım. Bu süreçten sonra Deniz ile Emrah Bağdatlı görüşmüş, sonrasında Deniz yanıma gelerek ifadesinde anlattığı ihale süreçlerinden bahsetti. Ben de bu tarz işlere girmemesi konusunda telkinlerde bulunarak gerçek olmayan hiçbir işe bulaşmaması gerektiğini söyledim. Ancak işin devamında neler yapıldığına dair fikrim ve bilgi bulunmamaktadır.

Deniz, Adstation şirketinin sadece reklam alanlarının süreçleriyle ilgilenmekteydi. Zaten 2019 yılından sonra Adstation'ın aldığı bir ihale de bulunmamaktadır. Sanki Deniz'in ifadesinde bahsi geçen ihale süreçlerinin Adstation firması üzerinden yürütülmüş gibi bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle bu durumu teker teker açıklamak istedim. Yine bir gün Deniz yanıma gelerek, Emrah Bağdatlı'nın Deniz'e tespih alması konusunda baskı yaptığını bana anlattı. Ben de "Böyle bir şeye ne gerek var?" deyip sorguladım. Sonrasında bana Emrah Bağdatlı'nın "Patronun karısının şirketi, iyi düşün." şeklinde kendisine atılan mesajlarını gösterdi ve "Çok baskı yapıyorlar. Bu işe girmezsem reklam sektöründe iş yapamayacağımı söylüyorlar." dedi. Ben de o dönemde iskân süreçleriyle uğraştığımdan "600.000 TL'lik tespih için benim işimi de iskânımı da riske atmayın. Siz de reklam alanlarınız bozulacaksa, gerekirse Ahmet Palazoğlu ile görüşüp karar verin" dedim.

BYZAG’a bu kapsamda yapılan ödeme, şahsımın yaptığı bir ödeme değil, AdStation tarafından gerçekleştirilen bir şirket işlemidir. Fatura 10 Aralık 2024 tarihinde AdStation adına düzenlenmiş, ödeme de 21 Şubat 2025 tarihinde şirket hesabından yapılmıştır. Her iki tarihte de AdStation ortağı, yöneticisi veya imza yetkilisi değilim. Şirket hesaplarına erişimim ve şirket adına ödeme talimatı verme yetkim de bulunmuyordu. O dönemde şirket devri konusunda kardeşimle anlaşmazlıklar yaşadığımızda, ben de şirketi devralmak istediğim için Deniz de şirket için... Deniz, şirketin yaşadığı bazı sorunları bu süreçte bana anlatıyordu. BYZAG meselesini de bu kapsamda öğrendim. Savcılıkta "AdStation olarak ödeme yaptık." şeklinde beyanda bulunmuş olmam, ödeme emrini benim verdiğim anlamına gelmez. Ben Deniz'den öğrendiğim bir şeyi, bir işlemi gizlemeden anlattım. Faturanın AdStation adına düzenlendiğini, şirket hesaplarından 600.000 TL ödendiğini ve 200 adet tespihin şirket adresine teslim edildiğini bildiğimi söyledim.

Yine Murat Ongun'un iddia ettiği gibi milyarlarca liralık projenin iskânını 200 adet tespih karşılığında aldım da demedim. Kaldı ki iskân sürecimi Eylül 2025 tarihinde tamamlayabildim. Bu süreçte zaten Murat Ongun da tutukluydu. Üstelik iddianameden öğrendiğim kadarıyla bu süreci yaşayan yalnızca AdStation firması da değildir. Birçok reklam işini yapan firma da aynı duruma maruz bırakılmıştır. Murat Ongun bütün bu işlemleri olağan bir ticaret gibi anlatmaktadır. Ancak konu AdStation adına yapılan 600.000 TL'lik ödemeye gelince sanki şirket bu ürünleri kendi isteğiyle satın almış, ben de daha sonra kendisini suçlamak için baskı altında kalındığı yönünde bir hikâye uydurmuşum gibi konuşmaktadır. Bununla da yetinmeyerek, BYZAG’a ödeme yapan altı ayrı şirketi daha benim yönettiğimi ileri sürmektedir. Murat Ongun, BYZAG’a farklı şirketlerden yapılan toplu ödemelerin nedenini açıklamak yerine, tartışmanın yönünü tamamen bana çevirmektedir.

Kanaatimce buradaki amacı, BYZAG’ın reklam sektöründeki çok sayıda firmaya aynı dönemlerde neden benzer faturalar düzenlendiğinin konuşulmasını engellemek ve bütün dikkatleri, medya değeri olduğunu düşündüğü şahsım üzerinde toplamaktır. İlişkilendirmeye çalıştığı 6 şirket benzer tarihlerde ödeme yapınca, bu şirketlerin tek elden yönetildiğini gösterdiğini söylemektedir. Ancak dosyanın tamamına bakıldığında BYZAG’ın yalnızca bu altı şirkete değil, reklam sektöründe faaliyet gösteren başka şirketlere de aynı tarihlerde, birbirine yakın saatlerde ve aynı tutarlarda fatura düzenlendiği, bu şirketlerin de benzer şekilde ödeme yaptığı görülmektedir. Ne hikmetse diğer şirketler söz konusu olduğunda Murat Ongun sessiz kalmaktadır. Söz konusu şirket Murat Bey'in eşine ait olduğu ifade edilen BYZAG’tır. Bunun adı ticaret değil baskıdır, haraçtır. Kaldı ki kamu görevlisinin sağladığı nüfuzu kullanılarak baskıyla yaptırılan ödeme rüşvet değil, irtikâptır. Ödeyen de fail değil, mağdurdur.

Hakkımdaki şirket sahipliği iddialarında ise aynı binada bulunan kaşeler sürekli zikredilmektedir. Murat Ongun, iş yerimde 38 ayrı şirkete ait kaşe vurulmuş gibi konuşarak, bu şirketlerin tamamını bana bağlamaya çalışmaktadır. Ancak arama tutanağında adres yalnızca Bulgurlu Caddesi No: 41 olarak yazılmış ve kaşelerin binanın 3. ve 4. katlarında bulunduğu belirtilmiştir. Bu anlatımı dinleyen bir kişi ,buranın tamamının bana ait tek bir iş yeri olduğunu ve bütün kaşelerin benim ofisimden çıktığını zannedebilir. Oysa No: 41 içerisinde çok sayıda şirket faaliyet gösterdiği ve toplam 19 ayrı bağımsız bölümün yani ofisin bulunduğu bir plazadır. Bana ve yetkilisi olduğum şirkete ait bağımsız bölümler bellidir. Bu şirketlerin ve hangi bağımsız bölümde faaliyette bulunduklarını avukatım tarafınıza sunacaktır. Binadaki diğer bağımsız bölümler ise bana ait olmadığı gibi benim kullanımımda da değildir. Buna rağmen yalnızca 3. ve 4. kat şeklindeki genel ifadeden hareketle tüm kaşeler benim kişisel ofisimden çıkmış gibi bir algı oluşturulmaktadır. Tabii ki bu algıyı da bu işi çok iyi bilen algı profesörü Sayın Murat Ongun yapmaktadır.

Halbuki son 5 yıldır inşaat sektöründe yoğunlaştığımdan dolayı daha çok şantiyelerdeki ofislerimde bulundum. Burası da sabit kullandığım bir alan değildir. Benim bulunduğum plazada hangi bağımsız bölümden çıktığı dahi belirlenemeyen bazı kaşelerin bulunması, bütün şirketleri bana bağlamak için Murat Ongun tarafından yeterli görülüyor. Peki, Sayın Ongun size soruyorum, BYZAG ile aynı adreste faaliyet gösteren, BYZAG ile ticari ilişkisi bulunan ve kaşeleriyle birlikte e-imzaları dahil olmak üzere başka kişilerin ofisinden çıkan şirketler bakımından da aynı çıkarımı yapacak mısınız?  Bunu gerçekten çok merak ediyorum. Sonuç olarak bu eylemlerimden de beraatimi talep ediyorum.

Hakkımda isnat edilen diğer eylemleri tek tek tekrar etmek istemiyorum. Çünkü bu eylemlerin tamamında ortak ve temel bir sorun bulunmaktadır. Ticaret sicil kayıtları ortadadır. 27 Aralık 2019 ile 5 Mart 2025 tarihleri arasında Addstation'da payım, yöneticilik görevim, temsil ve imza yetkim bulunmamaktadır. Şirket adına işlem yapmam için tarafıma verilmiş bir vekaletname de yoktur. İhale tekliflerinde, sözleşmelerde ve ödeme bilgilerinde imza bulunmamaktadır. Buna rağmen az önce açıkladığım 15 Nisan 2025 tarihli şirket devir sözleşmesindeki tek bir maddeye vurgu yapılarak, sanki 2019 yılından itibaren şirketi kesintisiz olarak ben yönetmişim gibi bir zoraki sonuç çıkartılmaya çalışılmaktadır. O maddede 2019-2025 yılları arasındaki işlemlere, ihalelere veya verdiğim veya benim verdiğim herhangi bir talimata ilişkin tek bir tarih ve ayrıntı yoktur. 2025 yılındaki devir süreci için düzenlenmiş bir sözleşmenin tek maddesi geçmişe yürütülerek 6 yıllık ticaret sicil kayıtlarını ortadan kaldırmaz.

Madem bu dönemde şirketi ben yönetiyordum, neden imza yetkim yoktur? Neden bana vekaletname verilmemiştir? Neden ihale evraklarında, sözleşmelerde ve banka işlemlerinde imzam bulunmamaktadır? Ortada bir şirketimiz var. Şirketin ticaret sicilinde kayıtları var. Kayıtlı bir sahibi ve yöneticisi var. İşlemleri yapan ve belgeleri imzalayan kişiler belli. Fakat bütün bu açık kayıtlar bir kenara bırakılıyor, başka kişilerin duyduğu, "öyle olduğunu düşünüyorum", "bağlantılı olabilir" şeklindeki sözleriyle şirketin gerçekten bana ait olduğu çıkarımı yapılmaya çalışılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Burada yanlış anlaşılmasın. Ben kardeşim Ahmet Palazoğlu'nu da suçlayıcı bir beyanda bulunmuyorum. Zaten bu işlemlerin suç olduğuna dair somut bir delilde bulunmadığını düşünüyorum.

Tarafımla, tarafımla ilişkilendirilmeye çalışılan diğer şirketler ile ilgili de savunma yapmak isterim. Adlarını bile iddianameden öğrendiğim ve hakkımda ceza istenilen şirketlerin bana ait olduğu iddiasını kabul etmiyorum. Bu şirketlerin işlemleri resmi yetkililerinin imzalarıyla yapılmıştır. Üstelik bu şirketlerin yetkilileri de beyanlarında bu çıkarımı doğrulayacak bir anlatımda bulunmamıştır. Tekrar ediyorum, üstelik bu şirketlerin yetkilileri de beyanlarında bu çıkarımı doğrulayacak bir anlatımda bulunmamıştır. Şirket sahipleri çıkıp bu şirket benim diyor, ben yönetiyordum diyor; ısrarla Muhittin Palazoğlu hedef kilitlenerek şirketinizi o mu yönetiyor soruları sorulup bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu nedenle hakkımdaki diğer tüm eylemler yönünden ayrı ayrı beraatimi talep ediyorum.

Üzerime atılı eylemlerle ilgili savunmamı tamamladıktan sonra, duruşmalar sırasında hakkımda ileri sürülen diğer iddialara da cevap vererek savunmamı sonlandıracağım. Murat Ongun, duruşma boyunca bana “münafık, iftiracı fabrikatörü, sahtekâr ve kene gibi adam” dedi. Hakkımda benden daha ağır iddialarda bulunan birçok kişi olmasına rağmen, duruşma boyunca özellikle beni hedef aldı. Kötü söz sahibine aittir, aynı üslupla karşılık vermeyeceğim. BYZAG konusu kimden sorulursa, benim adımı bu anlatımın içine sokmaya çalıştı. Neredeyse her çıkan kişiye beni, benim üzerime yıkmak istediği şirketleri, o şirketlere ait kaşeleri sordu. Sanki aynı soruyu ne kadar çok sorarsa hakkımdaki iddia da o kadar doğru olacakmış gibi davrandı.

Bana göre bunu yapmasının amacı açıktır. BYZAG konusunda açıklaması gereken hususlara cevap vermek yerine beni hedef göstererek asıl iddiaları gölgelemeye ve kamuoyunun dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışmaktadır. Hakkımda ne kadar ağır konuşursa, BYZAG’a ilişkin somut gerçeklerin o kadar az tartışılacağını düşünmektedir. Ancak bana hakaret edilmesi veya ismimin sürekli tekrar edilmesi, BYZAG konusunda cevap bekleyen soruları ortadan kaldırmaz.  Murat Ongun, gerçekten benim yalan söylediğimi düşünüyorsa bana hakaret etmek yerine, dosyadaki sorulara cevap vermelidir. Kendi ev kirası sorulduğunda "Bu dosya ile ilgili değil." diyen Sayın Ongun, konu bana gelince ailemi, geçmişimi ve kimleri tanıyıp tanımadığımı uzun uzun anlatarak benim üzerimden adeta magazin yapmaktadır.

Burası bir ceza mahkemesidir. İnsanların kiminle tanıştığının veya aile çevresinin tartışıldığı bir magazin programı değildir. Benim bazı devlet büyükleriyle yakınlığım bulunduğu iddiası üzerinden bir güç ve nüfuz algısı yaratmakta ve kendi oluşturulduğu... Kendi oluşturduğu bu algıyı devirmiş gibi sunmaktadır. Bu savunma yapmak değil; dosyadaki sorulara cevap vermek yerine, tartışmayı benim özel hayatım üzerinden başka yere çekmektir. Hakkımda ileri sürdüğü bir iddia da Sayıştay denetimini çözebileceğimi söylediğim iddiasını da kabul etmiyorum. Üstelik bu konuda Murat Ongun ile Murat Abbas'ın anlatımları dahi birbiriyle çelişmektedir. Sayıştay incelemesi ne beni ne şirketimi ilgilendiren bir konudur. Bu denetimi çözmekten elde edeceğim hiçbir menfaat de bulunmamaktadır. Eğer gerçekten böyle bir girişimde bulunduysam hangi Sayıştay görevlisiyle görüştüğüm, kimi aradığım ve ne yaptığım ortaya konsun. O tarihte görev yapan Sayıştay mensuplarıyla aramda telefon görüşmesi, mesaj, HTS veya baz birlikteliği bulunup bulunmadığı araştırılsın.

İddialı konuşuyorum; hayatım boyunca hiçbir Sayıştay binası görmedim. İçine girmedim, Sayıştay'da da bir tanıdığım yoktur, olmadı. Üstelik bahse konu Sayıştay mevzusunun çözülemediğini de kendileri beyan etmiştir. Bu nedenle bu konunun neden ısrarla gündeme getirildiği de açıktır. Yine üzerimden Sayın Ongun algı oluşturmaya devam etmektedir. Murat Ongun'un Ahmet Çiçek'in beyanlarıyla yaklaşımında çok dikkat çekicidir. Murat Ongun mahkeme ifadelerinin bir bölümünde Ahmet Çiçek'i sahte faturacı veya güvenilmez biri gibi nitelendirmekte, bu kişinin soruşturmadaki konumunu ve anlatımlarını ağır şekilde eleştirmektedir.  Ancak konu bana gelince, aynı Ahmet Çiçek'in sonradan verdiği ifadeyi belgeyle doğrulamış gibi benim aleyhime kullanmaktadır.  Üstelik Ahmet Çiçek, aramızda geçmişe dayanan bir husumet bulunduğunu kendisi de kabul etmiştir. 2019 yılında ticari ilişkimizden kaynaklanan bir uyuşmazlık yaşanmış ve ilişkimiz bu nedenle sona ermiştir. Murat Ongun'un güvenilir bulmadığı ve benimle husumetli olduğunu kabul eden bir kişinin yalnızca benim aleyhime olan sözlerini doğru kabul etmesini kabul etmiyorum.

Ahmet Çiçek hakkında savcılıkta ileri sürdüğü beyanları gerçeği yansıtmayan ve kendi içinde çelişen anlatımlardır. Aleyhime söylediği hiçbir hususu kabul etmiyorum. Aramızdaki husumeti kendisi de doğrulamaktadır. Her eylem kendi tarihi, şirketi ve belgeleriyle ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ortada bana ait bir imza, bir talimat, bir para hareketi bulunmadığı sürece Ahmet Çiçek'in çelişkili sözleri bu eksikliği tamamlayamaz. Üstelik bugünkü ifadesinde de tekrar ilk ifadesine dönerek husumetli olduğumuzu doğrulamış ve sağdan soldan duyduğu dedikoduları kızgınlıkla, tahminle benim üzerine attığını kabul etmiştir. Murat Ongun ve avukatı Deniz Dörtyol'u, kendimi kurtarmak amacıyla savcılığa beni gönderdiğimi ve ona ifade hazırlattığımı ileri sürmektedir. Olayın gerçekten nasıl gerçekleştiğini açıkça anlatmak istiyorum.

Ben savunmalarımda, reklam alanlarının satış ve pazarlama işlerinin ayrıntılarıyla Deniz'in ilgilendiğini söyledim. Bana gösterilen kişilerin çoğunu tanımadığımı, ihale süreçlerinin günlük işleyişini bilmediğimi, kaldı ki AddStation'ın da AddStation'a da ihale verilmediğini açıkça belirttim. Ben tutuklandıktan sonra Deniz aileme ulaşarak, "Muhittin Bey, benim bulaştığım işten haberi yoktur. Bildiklerimi savcılığa gidip anlatacağım" demiş. Bunun üzerine Deniz kendi isteğiyle savcılığa giderek ayrıntılı bir ifade vermiş. Ben Deniz'le görüşmedim, zaten cezaevindeydim. Açık söylüyorum; tahliye edilip Deniz'in ifadesini görene kadar bu kadar fazla ayrıntıya sahip olduğunu ve bu işlere bulaştırıldığını ben de bilmiyordum. Şimdi soruyorum; ben cezaevindeyken Deniz'in telefonundaki mesajları, kimlerle hangi tarihte görüştüğünü, görüşmelerde neler konuşulduğunu ve benim bulunmadığım olayların ayrıntılarını o nasıl anlatabilirim? Tanımadığım kişilerin isimlerini, görmediğim mesajları ve içinde bulunmadığım görüşmelerin yerini ve tarihini ona nasıl ezberletebilirim?

Deniz kendisini yürüttüğü işleri anlatmış, ben ise kendi ifademde; iskan, reklam alanlarının sorumluluğunu anlattım. Sonuç olarak; hakkımdaki her eylemin kendi tarih, şirketi kendi tarihi, şirketi yetkilisi ve somut delilleri üzerinden değerlendirilmesini istiyorum. Hakkımdaki tüm suçlamalardan ayrı ayrı beraatimi talep ediyor, saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Muhittin Bey, savcılığın ikinci ifadenizde siz sistemden bahsettiniz seçimden sonra. İfadenizde şöyle diyorsunuz seçimden sonraki dönemle ilgili, "Yeni sistem kurulup bütün sektöre bildirildi. Eğer İstanbul'da reklam asılması isteniyorsa bu sisteme uymamız gerektiği tarafımıza bildirildi" şeklinde beyanınız var. Bu sistem nedir, size kim bildirdi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Sayın Başkanım, Sayın Savcım. İfademde de ayrıntılı olarak anlattım. İBB seçimi 23 Haziran 2019 itibarıyla kazanılmıştı, yönetim değişmişti. Bu seçimden sonra bizim bütün reklam alanlarımız tek gecede indirildi. O zaman AdStation'ın da ben yetkilisiydim, yöneticisiydim. Sonrasında ilk başta reklam sektöründen bir arkadaş bize geldi ve ondan sonra beni Serdal Taşkın'a götürdü. Serdal Taşkın da Murat Ongun'a götürdü. Ondan sonra zaten biz de dedik ki burada bizi yaşatmayacaklar. Ben 6 ay sonra 27 Aralık'ta AdStation'dan komple çekildim ve reklam sektöründen çekildim.

Savcı: Yani Murat Ongun'la Serdal Taşkın mı size bildirdi yeni sistemi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Daha önce reklam sektöründen bir arkadaş bildirdi dışarıdan. Ondan sonra da evet, Serdal Taşkın ve Murat Ongun bildirdi.

Savcı: Peki bahsettiğiniz yeni sistem nasıldı? Arkadaş nasıl bildirdi size? Bu reklam süreçleriyle iddia edilen paylar mı istendi yoksa işleyişe ilişkin mi bir sistemdi? Neydi o?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yani oraları tam hatırlayamıyorum. Çok zaman geçti Savcım. Zaten ben o sisteme girmek istemediğim için de reklam sektöründen çok kısa bir süre sonra çekildim.

Savcı: Bu Sayıştay meselesine ilişkin beyanda bulundunuz az evvel. Orada Murat Abbas'ın da beyanları var. Sizle görüştüğünü söylüyor bu Sayıştay ile ilgili. Bu görüşmeler nasıl gerçekleşti?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ben Murat Ongun'u bir gün ziyaret etmiştim. Murat Bey orada bana, Murat Abbas Bey'in bu konuyla alakalı çok sıkıntı duyduğunu ve korktuğunu söyledi. "Git bir şunun bir kahvesini, çayını iç." dedi. Ben de gittim bir kahvesini, çayını içtim. Ondan sonra bir şeyler dedi, "Tamam." dedim, çıktım. Çok iddialı konuştum az önce de. Bütün her şey araştırılsın, ben Sayıştay binasına bile girmedim Savcım, bu güne kadar.

Savcı: Ama Murat Ongun'la da bir samimiyetiniz var mıydı yani? Ricasını kırmamışsınız, gitmişsiniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yani şöyle, biz iskân süreçleriyle alakalı Murat Bey'e ben sıklıkla ziyaret ettiğim doğrudur. Yani bunu inkâr etmiyorum zaten. Ama iskân almasında, ama iskân almasında Murat Bey'in bir şeyi olmamıştır. Yani yönlendirme, yönlendirme yaptı ama orada herhangi bir şekilde... Zaten Murat Bey içeri girdikten sonra ben 23 Eylül 2025 tarihinde iskânımı tamamlayabildim Savcım.

Savcı: Peki iskân için niye Murat Bey'e gittiniz? Murat Bey'in iskânla ilgili bir yetkisi var mı öyle yani?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, Murat Bey sağ olsun o zaman bir yönlendirme yapmıştı bana. Yani bir yetkisi, bir şeyi yoktu ama o süreçten sonra da şey çıkmadı, iskân alamadık.

Savcı: Yani Emrah Bağdatlı'yı tanır mısınız?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tanırım.

Savcı: Bir diyaloğunuz var mı, hani yüz yüze veya şahsen?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Oldu. Şöyle, ben Savcım, Murat Bey'e gittikten sonra bu iskân süreciyle ilgili, beni birkaç gün sonra Emrah Bağdatlı aradı. Oturduk, kahve içtik. "Bu işle ilgili biz sizi arayacağız." dedi. Ondan...

Savcı: O süreçte kendisiyle tanışıyor muydunuz, yoksa orada mı...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tam hatırlayamıyorum Savcım. Onunla alakalı Sayın Savcım, bir şey desem yalan olur şimdi ama ondan sonra ben Emrah Bağdatlı'yla da görüştüm. Dedi ki: "Senin iskân işini halledeceğiz." dedi. "Sen." dedi, "Haber bekle." dedi ama oradan bir haber çıkmadı, o iş de gerçekleşmedi.

Savcı: Yani Emrah'la başka bir işiniz oldu mu reklam vesaire bu süreçlerle ilgili?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok.

Savcı: Bilginiz var mı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, onunla ilgili çok öyle benim bir bilgim yok reklam tarafıyla ilgili Savcım.

Savcı: Daha sonra bir görüşme oldu mu aranızda, bir kahvaltıya?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok. Yani hatırladığım bir şey yok Savcım.

MURAT KAPKİ SORUYOR

Murat Kapki: Biraz önce Ahmet Çiçek'e de sordum. Bana Ahmet Çiçek'in avukatı geldi. Gerçi şu an reddediyorlar ama senin onları yönlendirdiğini ve benim hakkımda 1 milyon dolar onlara para vereceğini, benim hakkımda iftira atılmasını istediğini söyledi demiş.

Muhittin Palazoğlu: Murat Bey, kendinizi yormayın. Hemen çok net olarak şunu söyleyeyim. Ben Murat Bey ile daha önce böyle bir iki yıl aramızda kopukluk oldu ama biz son 2,5-3 yıldır ben sizden reklamda da alıyordum. Kendi inşaat şirketimle alakalı üst geçitler sizdeydi. Hiçbir sorunumuz yok seninle. Zaten hiçbir sorunumuz da yok. Ben sizden reklam da alıyordum, ücretini ödüyordum, sağ olsun bana indirim de yapıyordu. Uygun boş yerlere daha ucuzca da veriyordu. Benim Murat yani böyle bir şey... şeyi ben görünce şok oldum zaten. Böyle böyle bir böyle bir şey yapmanın mantığı da yoktu.

Murat Kapki: Peki bir şey soracağım. Başka ters... Soruyorum. Bunun aynısını senin için de yapıldı, ben öyle bir duyum aldım çünkü.

Muhittin Palazoğlu: Yok. Hayır. Benimle ilgili böyle bir durum oluşacak zaman olmadı.

Murat Kapki: Benim, hani aynı şekilde benim 1 milyon dolar onlara verdiğimi senin için iftira atılmasını söylediğini söylediğin beyanına geldi.

Muhittin Palazoğlu: Ben senden... Ben seninle derdim yok.

Murat Kapki: İkimizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar da.

Muhittin Palazoğlu: Yani o noktada,

Murat Kapki: Benim bir sorum var şimdi. Muhittin, benim şirketimi yarı satıyordun dün sen de biliyorsun. Hatta piyasada duyulmuştu. Hatta piyasayla sen de ilgilenmiştin. Evet doğrudur. .. hanım geldi, bütün defterlerimizi, her şeyi inceledi, etti. Başka... Başkanım bu soruyu da sormamdaki amaç, hani şirketlerimi sattığımı... hani şey biliyordu Muhittin Bey benimle piyasanın içinde olduğu izlenimi... Muhittin Bey benimle de bir ara ilgilenmişti hatta. bundan dolayı soruyorum, hani sattığım kişiler şu an benim değil diyor ya, ondan dolayı. Siz ilgilenmemiştiniz, bu doğru mudur, değil midir?

Muhittin Palazoğlu: Doğrudur. İlgilendik, defter kayıtlarına bakıldı, anlaşılamadı sorun. Ondan sonra çok para istiyorsun dedi. Ben zaten bu sektörden çıktım, inşaattan ne para kazanıyorum, beni bir daha bu işlere bulaştırma dedi. Doğru mudur?

Muhittin Palazoğlu: Evet, doğrudur.

Murat Kapki: Teşekkür ederim.

Muhittin Palazoğlu: O gerçekleşti. Bu arada geçmiş olsun.

Murat Kapki: Teşekkür ederim. Başkanım, biraz önce için de çok özür diliyorum. Yani yapmamam gereken bir şey...  Hafta sonundan dolayı da biraz sıkıntım vardı, kusura bakmayın.

 

SERDAL TAŞKIN SORUYOR

Serdal Taşkın: 2019 Ağustos'ta genel müdür olduktan sonra sizinle bir görüşme yaptık. Bu görüşme sırasında sizin kaç tane reklam alanınız vardı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Serdal Bey, gerçekten hatırlamıyorum.

Serdal Taşkın: Tahmini bir şey söyleyin.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tahminen herhalde 20-25 tane vardır herhalde, 30 tane...

Serdal Taşkın: Demin beyanınızda bütün reklam alanları bir gecede indirildi demiştiniz. İzinli herhangi bir yeriniz indirildi mi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Serdal Bey, ben size gelmeden önce benim bütün reklam alanlarım ilk başta indirildi ve ben ondan sonra size geldim. Ama ne kadarının izinli olup olmadığını hatırlamıyorum ama bizim zaten reklam alanlarımızın çoğunda çok izin yoktu yani, şimdi yalan konuşacak halim yok.

Serdal Taşkın: Yani doğal bir süreçti.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Evet, evet.

Serdal Taşkın: Bir de AddStation ile Kültür A.Ş. arasında bir sözleşme var. Bu sözleşmeyi sanırım ilk başka sizinle görüştük.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Serdal Bey, benim dönemimde AddStation ile alakalı yapılmış hiçbir işlem yok. Ben 2019 Aralık itibarıyla, 27 Aralık olması lazım, AddStation'dan ayrıldım ve o tarihten 5 Mart 2025 tarihine kadar AddStation ile ilgili ben hiçbir işlem yapmadım; çünkü şirket sahibi değildim, şirket yetkilisi değildim.

Serdal Taşkın: Peki, makamınızda sizden ziyade başka bir şey konuşulabilir mi, yani konuşulmuş olabilir mi? İzinsiz bir reklam alanının olmaması gerektiği, her yerin izinli olmasını, sorun çıkmaması konusunda konuşmuş olabilir miyiz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Olabilir, olabilir. Olabilir Serdal Bey.

Serdal Taşkın: Teşekkür ediyorum.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Çünkü 2019 yılında biz sizinle o zaman görüşme yaptığımız için yani olabilir, biz bir şey de yaşamadık yani, olabilir.

Serdal Taşkın: Bir de sizinle, AddStation ile Kültür A.Ş. arasında yapılmış olan...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Sizinle değil, AddStation ben değildim.

Serdal Taşkın: Evet, AddStation. Sizinle derken şirket olarak söylüyorum. Yapılan sözleşmeyi hiç okudunuz mu hiç?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, yok, hiç okumadım.

Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Şirket bana ait olmadığı için okumadım.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Sayın Başkan, müsaadeniz olursa oturarak sorularımı yöneltmek isterim. Keza size yönelmek istedim eğer uygunsa, siz uygun görürseniz hani kendisine sor...

Hakim: Kendisine yöneltebilirsiniz.

Murat Ongun: Yani şurada bazı sorular burada ekzajere ediliyor ya, siz hani bu uygun değil derseniz o yüzden size yöneltecektim ama önemli değil. Peki. Sayın Başkan, sanığın altı günde üç tane savcılık ifadesi var. 22, 26 ve 28 Mart 2025 tarihli. Öncelikle sormak isterim, üç ifadenin tamamını huzurunuzda kabul ediyor mu, yoksa bir ikisini mi ediyor ya da hiçbirini mi? Onu bir öğrenebilirsem ona göre sorularım şekillenecek.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Verdiğim az önceki ifadem geçerlidir. Savcılık ifadelerinde evet dediğiniz gibi çok yoğun bir süreçti, ifadeler verdiğim için heyecanlanmış olabilirim, yanlış söylemiş olabilirim, atladığım yerler olabilir. Ama şu anki verdiğim ifade geçerli. O değişiklikler dışında her şeyin arkasındayım. Buyurun.

Murat Ongun: Şimdi ben 28 Mart ifadesiyle başlamak istedim. Biraz evvel Muhittin Bey, zaten inşaat sektöründe olduğunu söyledi. Halkbank'tan o zaman parasıyla ifadesinde var, 3 milyar liradan fazla bir kredi alıyor, herhalde bugün 16, 17 milyarı vardır. Büyük bir, lüks bir konut projesi başlamış ve tamamlamıştır efendim. Satışa başlayacağı zaman değerli Başkanım, Tuzla İlçe Belediyesi'nde belli bir değişim oluyor. Yani 30 Mart 2024 tarihi. Çünkü AK Partili Şadi Yazıcı gidiyor, yerine o zaman Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl geliyor ki ondan sonra ancak Muhittin Bey bana gelebilir. Muhittin Bey belediyenin iskânı haksız yere vermediğini iddia ediyor. İflas riskinin doğduğunu dilekçesinde beyan ediyor. Sormak isterim, benden yardım istemeye gelmeden önce Tuzla Belediyesi ile bu sorunu çözmeye çalıştınız mı, direkt bana mı geldiniz?

Hâkim: Bir sonraki isnatlar arasında var...

Murat Ongun: Sayın Başkanım, ben 53'te iskân alamama konusuyla benim onu Kültür A.Ş. ihalelerini almaya zorladığımı iddia ettiği için...

Hâkim: Öyle bir görüşme oldu mu aranızda?

Murat Ongun: Direkt bana mı geldi yoksa uğraştın mı?

Hâkim: Neye itiraz ettiğinizi biliyorum. İsnatlar arasında yok diyeceksiniz de şimdi sanık kendisine bu iskânla alakalı yardıma geldiği hususundan dolayı şu anki eylemden kaynaklı bahsediyorsunuz herhalde.

 

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Başkanım ifademde de belirttim, ben o dönem geçiş süreci olduğu için bir türlü Tuzla Belediyesi ile iletişim kuramadım. Murat Bey'den de bu iletişimle alakalı ricada bulundum. Doğrudur.

Murat Ongun: Peki. Eylül 2025'te tamamladım dediniz değil mi şeyi, iskânı?

Muhittin Palazoğlu: Evet evet, doğru. 23 Eylül 2025'te tamamlandı.

Murat Ongun: Şimdi yine bu beyanınızda bu iskân için sizi Kültür AŞ reklam değil organizasyon ihalelerine girmeye zorladığımı, tabii ki birden fazla firmayla, ihaleyi kazandırdığımı ve bu ihalelerden de elde edilecek kârları bizi göstereceğimiz kişilere vereceksin... demişsin

Muhittin Palazoğlu: Murat Bey, orada sehven bir hata olmuş. Ben onu az önce ifademde düzelttim. Reklam şirketlerine değil, reklam alanlarına. Yani ben orada bir reklam şirketi veya reklam sektöründe olmadığım için orada reklam alanları olarak sehven bir hata yapmışım savcılık sürecinde, onu düzelttim.

Murat Ongun: Yok yok, şunu demek istiyorum: İfadenizde diyorsunuz ya, siz geliyorsunuz Tuzla'da iskân için benden yardım talep ediyorsunuz. Ben de diyorum ki: "Yalnız bir şartla bunu yaparım. Kültür AŞ'nin organizasyon ihalesi var. Bu ihalelere gireceksiniz, kazanacaksınız. Buradan elde ettiğiniz kârı da benim gösterdiğim bizim gösterdiğimiz kişilere vereceksiniz." Hatta diyorsunuz ki: "Benim ticari felsefeme de uygun değildi."

Muhittin Palazoğlu: Evet evet, ben zaten Murat Bey...

Murat Ongun: Onu diyorum ben.

Muhittin Palazoğlu: Tamam, doğru söylüyorsun. Ben bu süreçle alakalı size geldim. Siz beni Tuzla Belediyesi'ne yönlendirdiniz. Yönlendirmeniz karşılığında herhangi bir iskân vesaire alamadım. Çünkü iskân aldığım tarih benim 23 Eylül 2025 tarihi. Burada da siz beni yönlendirdikten... yönlendirmeden önce bu cümleyi kullandınız bana. Ben de dedim ki: "Ben bu işleri yapmıyorum, reklam sektörünü bıraktım. Ama," dedim, "bizim de..." Ben kendi... Daha önce AdStation'ın reklam işlerini de yapan bir arkadaşımız var, o belki bu işleri yapabilir diye onu yönlendireyim dedim. Daha sonrasında da o arkadaşı Emrah Bağdatlı aramış. Benim şeyim tamamen bu kadar.

Murat Ongun: Ama şöyle bitiyor 28 Mart ifadeniz: "Murat Ongun'a yardımcı olmazsam iskânı alamayacağımı söylediği için reklam firmalarını onların kullanımına verdim firma alanlarını. Bu kabule iskân aldım..."

Muhittin Palazoğlu: Reklam alanlarını olarak sehven düzeltiyorum. Oradaki reklam şirketleriyle alakalı bir ifadem olmadı. Onu düzelttim Murat Bey.

Murat Ongun: Hayır, tamam da reklam...

Muhittin Palazoğlu: Az önce az önce ifademde de onu düzelttim.

Murat Ongun: Şöyle, şöyle şimdi... Muhittin Bey, bir saniye.

Muhittin Palazoğlu: Şimdi Murat Bey, bakın şimdi cımbızla çeke çeke bana sormaya başladınız. Ben bunu... Ama ben bunun cevabını verdim. Bu soruyu geçmek istiyorum, zaten bu konu da iddianame dışı Başkanım.

Murat Ongun: Değerli Başkanım, ben bundan yargılanıyorum. Deniz Dörtyol'un 80, 81, 82, 83 diye gidiyor. Deniz Bey de kendisini yönlendirdiğini söylüyor, kendisinin de beyanları bununla ilgili. O vesileyle soruyorum. Şimdi şunu bir netleştirelim de geçmeden. Siz bana gelmediniz, ben dedim ki: "İskânı almana yardımcı olurum ama bunun karşılığında da firmalar bulacaksın, bu ihaleye gireceksin, bu ihaleden kazanılan kârları da bizim gösterdiğimiz kişilere göndereceksin" demişim. Öyle dediğimi iddia etmişsiniz Muhittin Bey, onu soruyorum.

Muhittin Palazoğlu: Murat Bey, ben de bunu inkâr etmiyorum ki. Az önce, az önce söyledim. "Tamam" dedim ama bu konunun karşılığında herhangi bir iskân... İskân alınamadı, iskân bana verilemedi. Verilse 23 Eylül'de verilmezdi, siz içerideydiniz. Yani şimdi siz burada...

Hâkim: Tamam, müdafiye söz hakkı…

Mehmet Esat Palazoğlu'nun Avukatı: Bu süreÇ nasıl işletmişti? Israrla ifadeye dönülerek bu mu, şu mu…?

Murat Ongun: Sizin üzerinizden sorma isteme sebebi buydu.  Şimdi ben şunu reddediyorum, doğru mu? Muhittin Bey bana geldi, Tuzla'da bir iskan sorunu olduğunu söyledi. Ben Tuzla Belediyesi'nden -sayın savcım İBB değil, kime  yönlendirdi dediniz- Tuzla Belediyesi'nden Ben Tuzla Belediyesi'nden bir Allah'ın kulunu tanırım, belediye başkanı Eren Ali Bingöl. Bir gün kendisiyle bir arkadaşın sorunu var, görüşür müsünüz diye ricada bulundum. Ben bunu inkar etmiyorum o kadar. Şimdi tabii siz, sonuçta ben sizin beyanlarınızı okuyorum, okuyarak buraya geliyorum ama bu iskan sizi iflastan da kurtaracak kadar önemli, tabii bize nasip olmamış sana bunu ayarlayabilmek ama... Deniz Dörtyol'a sordum, ondan çıkmadı. Acaba biliyor musunuz bu sizi zorladığım ihalelere katılan firmaların isimlerini?

Muhittin Palazoğlu: Murat Bey, az önce savunmamda bahsettim, savunmamda detaylı olarak anlattım, bunun cevabını savunmamda verdim. Bunlarla ilgili benim hiçbir bilgim yok, ilgim yok. Bu işlerle ilgili de zaten 2019, 27 Aralık itibarıyla ben reklam sektörünü ve üzerimdeki reklam şirketlerini komple bıraktım.

Murat Ongun: Çok haklısınız ama size sorma sebebim 26 Mart tarihli ifadeniz. 26 Mart tarihli ifadeniz şöyle bitiyor: 'Zorla bu işlere girdik. Bu işlerle ilgili firmaların karı yoktur. O firmaların geliri ki kendi alanındaki en ticari hareketindendir, o firmalardan...' Evet, ilgili... Bu kadar detaya sahipseniz, o yüzden ismini biliyorsunuz.

Muhittin Palazoğlu: Yok, şöyle vereyim cevabımı Murat Bey. İfademi keşke biraz daha dikkatli dinleseydiniz. Ben 14 gün kala, 19 Mart'a 14 gün kala AddStation'a tekrar yönetim kurulu üyesi olarak geri döndüm dedim. Dolayısıyla şu an benim bahsettiğim eylemlerde, yani ben AddStation'a ifa şeyden...

Murat Ongun: AddStation yok zaten.

Muhittin Palazoğlu: Tamam, reklam sektörü diyeyim, 14, 14 gün önce döndüm ve orada sahip şeklinde konuşmak, 26 Mart'la alakalı sahibi sahiplenen bir şekilde konuşmamdandır. Ama ben 2019, 27 Aralık 2019'la 5 Mart 2025 tarihi arasındaki hiçbir eylemde bu şirketlerin sorumlusu değilim, demek istediğim bu.

Hakim: Tabii Mart 2025'te AddStation'a dönüyor Muhittin Bey. Bu ihalede katılan firmalar arasında zaten yok. Ben 26 Mart'ta yalnız siz de görmüşsünüzdür, detaylı bir şekilde bununla ilgili bilgi verdiği için ilgisi var mı acaba bu şirketler hangileridir diye sordum.

Muhittin Palazoğlu: Yok, yok Murat Bey, Bu kadar şey geldi, şirket sahipleri geldi, onlara sorsaydınız...

Hâkim: Lütfen soruya kaldığınız yerden devam edelim, sıradaki soruyu alalım.

Murat Ongun: 28 Mart ifadenizde, biraz evvel de tekrar ettiniz zaten, bu iskân konusundaki yardım amacıyla bu işlere dâhil olduğunuzu söylediniz ama 26 Mart, yani iki gün önceki ifadenizde de açık hava reklam işleri sıkıntıya girmesin diye baskıyla kabul ettim diyorsunuz. Şimdi hem AdStation reklamla hiç alakanız yok, inşaattasınız, da neden o zaman...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Murat Bey bunu da ifademde çok net anlattım. İfademde çok kusura bakmayın kaçırmışsınız, net bir şekilde cevap verdim buna da. Onun için tekrar tekrar cevap vermek istemiyorum. Cımbızla oradan alıp çekip... İfademi takip ederseniz neden o aksiyonları aldığımı görebilirsiniz. Ben burada başkanım çok kapsamlı bir ifade vermek istedim. Bunun sebebi de çok uzun süredir herkesin bir şey diyor olması. Ben bunlara maruz kalıyorum ve bana siz sormadan ben bütün sorularıma cevap vermek istedim.

Murat Ongun: Sayın başkanım, tabii ki burada ifade veren tutuksuz sanıkların beyan kalitesi, güvenilirliğini sizler takdir edeceksiniz ama ben bunları da ortaya sermek zorundayım. Sanığın alınmasına gerek yok. Çünkü iki gün arayla farklı olunca sorma ihtiyacı duydum. Şimdi Muhittin Bey, şimdi siz bana seçimden sonra geliyorsunuz ya 31 Mart 2024. Doğal olarak o saatten sonra bir ihale olması lazım. Şimdi şurada resmi kayıtlar var elimde.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ya Murat Bey, o tarihte de şirket bana ait değil. Bakın ihale diyorsunuz, konuyu farklı yere getiriyorsunuz. 31 Mart 2024, şirket bana ait değil ki. Hiçbir üzerimde reklam şirketi yok ki. Ben bunları da anlattım az önce.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, çok özür dileyerek ayağa kalkayım. Şimdi durumumuz şu: Muhittin Bey, Tuzla iskânı karşılığında benim onu zorla ihalelere soktuğumu, ihaleyi kazandırdığımı, o paraları verdiğimi, bu süreci Deniz Dörtyol'un yönettiği beyanında var. Muhittin Bey belki yargılanmıyor, şanslı bir insan ama...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hayır yargılanmıyor muyum ben bu dosyada?

Murat Ongun: Hayır hayır, o eylemlerden, Deniz'in yargılandığı eylemlerden ben diyorum. O eylemlerden bizler de yargılanıyoruz. Şimdi ben ihaleleri almaya zorlayan kişi, kazanan parayı dağıttıran kişi olarak bu firmaların hangileri olduğunu sorgulamak mecburiyetindeyim. Ben reklam şirketinin sahibi değildim diyerek çıkılmaz. O zaman bu kadar bilgisiz ifade vermeseydi, ben de sormasaydım.

Hâkim: İstediğiniz soruyu sorma hakkınız var iddialar kapsamında. O anlamda bir engel yok. Sanık da savunmasında diyor ki; ben 27 Aralık 2019'da şirketten ayrıldım. Operasyondan 14 gün öncesinde diyor, tekrardan şirketin yönetim kuruluna girdim. O ara sürece ilişkin herhangi bir hususta bilgim yok, dahlim yok. O ara hususlara ilişkin soracağınız sorulara da verebileceğim bir cevap yok. Şimdi ısrarla...

Murat Ongun: Sayın başkanım ısrarla ben AdStation ile ilgili hiçbir soru sormadım. Daha devamı oraya geliyor. Benim AdStation ile ilgili bir sorum da yok. Bir tane hariç. Ben bizim suçlandığımız, Deniz Dörtyol'un burada bahsettiği, kendisini zorladığı şeyleri soruyorum.

Hâkim: Siz de bilginiz dâhilinde biliyorsanız cevap verirsiniz, bilmiyorsanız...

Murat Ongun: Varmış gibi ifade vermiş ama o zaman. Ekim 2024'teki ihaleyi zorla sizi firmanıza kazandırmış olabilir mi, zorla.

Muhittin Palazoğlu: 2024'te ne ihalesi var?

Murat Ongun: Şöyle efendim, siz geliyorsunuz ya...

Muhittin Palazoğlu: …tarihlerde şirket bana ait değil Murat bey. Ne ihalesi var?

Avukat: Benim müvekkilim 2024'te ...  gittim demiyor ki. Israrla 2024'te ihaleyi de kazandırmışıma getiriliyor. Öyle bir tarih vermedi.

Murat Ongun: Tuzla Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi'ne ne zaman geçti? 31 Mart 2024. Demek ki o tak... adam 5 Nisan'da mazbatayı almış belediye reisi. Demek ki 5 Nisan'dan sonra sonra gelebilir bana. O da 2024.

Avukar: İhalelerle ilgili olmadığını zaten beyan etti.

Hakim: Avukat hanım, bir de şu var, müvekkiliniz biliyorsa cevap versin zaten hani, bilmiyorsa cevap vermez. Hani, bilmiyorsa cevap vermez, her soruya girmenize gerek yok yani.

Avukat: Tamam Başkan, cevap vermiyorum.

Murat Ongun: Tamam, cevap vermezse iyi olur. Yani ya da verirse de olur. Şimdi değerli başkanım, benim kendisini zorladığım ihale kapsamımda kendisinin de birlikte çalışma arkadaşı Deniz Dörtyol zaten bu işin, Muhittin Bey'in teşvikiyle geldiğinde beyan etmişti. Şimdi Sayın Savcım, Doğan Deniz Dörtyol'a sordu sen burada 12 firmayı elden 231...

Avukat: Başkanım tekrar rica edebilir miyim? Teşvikle geldi dedi ya, Deniz Dörtyol'a iki gün önce dedi ki Muhittin Palazoğlu bu işlere girme yönünde tavsiyede bulundu dedi. Bu nasıl bir teşvik olabilir mi?

Hakim: Evet.

Avukat: Yönlendirerek olur mu, lütfen?

Hakim: Buyurun avukat bey, soruya...

Murat Ongun: Acaba kültürel şey ihaleleri...

Hakim: Murat bey sorunuza devam edin.

Murat Ongun: Deniz Dörtyol 12 firmaya 231 milyon dağıttığını iddia etti. Bu ihalelerden kapsamı Sayın Savcım da bunu sordu. Şimdi Deniz Dörtyol'u Sayın Savcım lütfen bakınız, para dağıtımını yaptığını iddia ettiği tarihler Şubat 2024'te başlıyor. Siz buna dair bir bilginiz var mı?

Muhittin Palazoğlu: Benim mi? Tabii ki yok,

Murat Ongun: Peki... 26 Mart beyanından okuyorum. 2023'te bizi ilk kez Kültür AŞ organizasyon ihalesine davet ettiler bizi. Addstation daha önce İBB tarafından ne tür haberlere konu olduğu için yöneticisinin Palazoğlu soyadını taşımayan birinin olduğu başka bir şirketle ihaleye girmemizi istediler. Çalışmamızı yaptık, teklifi sunduk, ihaleyi kazandık. 2023 sürecini kardeşim Ahmet Palazoğlu, 2024 sürecini de Deniz Dörtyol ile Emrah Bağlı yönetti. Şimdi değerli başkanım, beyefendi konuyla hiç ilgisi olmadığını, inşaatçı olduğunu söylüyor ama bu beyanlar belli, yani bizi 2023'te ilk kez davet ettiler diyor. Kardeşim Ahmet yönetti.

Muhittin Palazoğlu: Şöyle başkanım,

Murat Ongun: Şöyle, yok yok, bir soru bitince...

Muhittin Palazoğlu: Başkanım, az önce tekrar söyledim, yine söylüyorum: Ben şirketi 14 gün önce aldım, 19 Mart'tan. Yani 5 Mart tarihinde aldım. O tarihlerle vermiş olduğum beyanlarda sahiplenmiş gibi konuşmamla mahsur yok ama o dönemle ilgili benim hiçbir dahlim yok, müdahilim yok, işiyle alakalı bir bilgim yok. O tarihlerde şirket benim değil.

Murat Ongun: Bu bilgilere nereden vakıfsınız olarak ifade verdiniz? O ifadeyi verirken nereden vakıftınız o bilgilere?

Hakim: Avukat hanım... Avukat hanım, sen bir dakika... Avukat hanım, müvekkilinizin beyanı bu yönde olursa, burada da 'Benim alakam yok' derse bu sonra soranlar sorar...

Avukat: Zaten onu anlattı, anlattı.

Muhittin Palazoğlu: Başkanım, ben savunmamda bunların hepsini anlattım. Bu tarz Murat Bey'in cımbızla çektiği sorulara da cevap vermek istemiyorum. Başka sorusu olan varsa lütfen beni şey yapın.

Avukat: Sayın Başkan, ben sizin üzerinizden uygun görürseniz

Hakim: Sorularınızı yönelsin, cevaplar vermek takdirinizde tabii ki.

Murat Ongun: 26 Mart beyanında doğru olduğu için. Ben sadece diyecektim ki kendisine, acaba 2023 yılında ilk kez Kültür AŞ organizasyon ihalesine bizi davet ettiler derken hatırlamadığı, unuttuğu olabilir mi yani; geçmişte de davet edilmiş olabilirler mi diye soracaktım kendisine ama o 2023'ü de reddediyor, peki öyle olsun. Ama şu bilgiyi verelim değerli Başkanım.

Hâkim: Siz soruyu sorun Murat Bey, bilgiye gerek yok, devam edin.

Murat Ongun: İBB, Palazoğlu ailesine yasaklandı diyor ya. Mart 2021'de, 2022'de ve 2023'te AddStation Palazoğlu, Ahmet mi olsun, Ahmet Palazoğlu soyadıyla davet edilmiş öyle bir şey yani. Bu beyan da doğru değil.

Muhittin Palazoğlu: Ahmet geldiğinde ona sorsaydınız.

Murat Ongun: Ahmet diyor ki: "Şirket Muhittin Palazoğlu'nun. Hatta 38 kaşe içindi ki, o şirketlerle ilgisini daha ne gösterecek?" dediler. Siz ağabey-kardeş olmuşsunuz, aile arası...

Muhittin Palazoğlu: Sayın Başkanım, az önce de bahsettim, aile içinde yaşadığımız ciddi bir bölünme ve ayrışma olduğu için herkes kendi kendine...

Murat Ongun: Sayın Başkan, ben tek Muhittin'i tanıdım, Ahmet'i tanımadım.

Muhittin Palazoğlu: Ahmet'le tanıştınız mı Murat Bey?

Murat Ongun: Keşke Ahmet'le daha çok tanışsaymışız. Şimdi biraz evvel de değerli Başkanım, şeye de dönelim; Sayıştay sorusunu sordu Sayın Savcı, madem bu beyanlarını reddetti...

Muhittin Palazoğlu: Murat Bey, iddianame dışı konu. Ben buna rağmen savunmamda dile getirdim. Ondan sonra Savcımın da bana sorduğu sorulara cevap verdim. Bu konuya daha fazla cevap vermek istemiyorum. Polemiğe çekecek yerlere çekmeyin konuyu lütfen. Bunlara cevap vermek istemiyorum. Hem savunmamda çok detaylı anlattım, hem de Sayın Savcımın sorduğu soruya cevabımı verdim. Bununla ilgili daha söyleyecek bir cümlem yoktur.

Murat Ongun: Heyetiniz zaten bu durumun değerlendirmesini yapacaktır ama ben burada yaşandığı için sormak istedim. Beyefendi dedi ki: "2019'un aralığında ben zaten reklamcılıktan çıktım. Daha bir ilişkim olmadı." İfadede anlatmış ama onları reddetti. Şimdi bir sistem içi sordu değerli Savcım. O da öyle dedi ki: "Ben Serdal'a gittim. Serdal beni Murat'a götürdü." dedi. Demek ki 2019 Aralık'tan önce. Biz de temmuz geldiğimize göre; temmuz, ağustos, eylül, ekim... Beş ay gelip de bir kere görüştük, değil mi o zaman?

Muhittin Palazoğlu: Olabilir, hatırlamıyorum, belki iki keredir.

Murat Ongun: Şimdi bir kere görüşmüşüz değerli Başkanım. Zaten kendisinin inşaatı ondan sonra...

Muhittin Palazoğlu: "Bir kere görüştük" demedim Murat Bey. Yine oradan o "bir kere"yi alıp bir soru soracaksanız ona göre kendimi hazırlayayım.

Murat Ongun: Muhittin Bey, Muhittin Bey, biz sizinle samimi bir arkadaşız.

Muhittin Palazoğlu: Peki, özür dilerim, pardon.

Murat Ongun: Dediniz ki: "Bir kere beni götürdü, görüştüm. Ondan sonra Murat Ongun'la benim sık ziyaretlerim, Savcı Bey'in sorusu üzerine iskânım üzerine oldu." dediniz burada, yanlış mı anladım?

Muhittin Palazoğlu: Tamam ama işte belki iki keredir, üç keredir, bilemem soracağınız soruya göre. Hatırlamıyorum ki... Hatırlamadığım bir şey de değil, oradan bir şey mi çıkaracaksınız? Şimdi ben de öyle şüpheyle bakmaya başladım artık. Sorun ya, sorunuzu sorun Murat Bey.

Hâkim: Gerek yok, soruya başlayana kadar sürekli bir şeyler anlatmasın. Polemiğe dönüşüyor olay. O da cevap vermek...

Murat Ongun: Değerli Başkanım Kesti, o kestiği için, beyanımı kesti. Şunu demek istiyorum, değerli Başkanım: İskân vesilesiyle Muhittin Bey'le sık görüşmeye başlayıp ilişkimizin daha konuşulabilir olduğunu söyledi beyefendi. Ve Sayıştay'la teması da bu iskân görüşmeleri üzerine aramızda doğan yakınlık bağı üzerinden benim söylediğimi söylüyor. Yalnız belirtmek isterim değerli Başkanım...

Hâkim: Soruyu tamamlayalım.

Murat Ongun: Anladı herhalde, versin yanıtı, ben de susayım. Sormadan anladı, "leb" demeden "leblebi"yi anlıyor.

Hâkim: Verecekseniz cevap?

Muhittin Palazoğlu: Başkanım, cevap vermeyeceğimi söyledim. Bu konuyla alakalı bir cevabımı zaten detaylı savunmamda da söyledim. İddianamenin hiçbir tarafında geçmiyor. Bu konuyla alakalı her iki kişi de zaten işin daha hallolmadığını söylemiş. Ben de çok... Sayın Savcım, çok iddialı konuştum. Dedim ki: "Ben şu ana kadar Sayıştay binasına girmedim." dedim. Girdiğim tespit edilsin, biriyle konuştuğum tespit edilsin; ben her türlü şeye hazırım dedim, daha ne diyeyim?

Murat Ongun: O zaman bir tane Muhittin Bey'in bir yerden soralım ki şey olsun. Biraz evvel 5 Mart 2025 tarihi itibarıyla AddStation'ın tekrar işte yetkilisi ve yönetim kurulu üyesi olduğunuzu söylediniz, değil mi? Emrah Bağdatlı anlattınız ama doğru düzgün tanımadığınızı söylediniz. Şimdi siz bu AddStation'ın başına tekrar geçtikten sonra sizin iddianize göre tabi Ahmet Bey'e de öreliyor, Doğuş pazarlama firma sahibi var Burak Karakuş üstüne kurulu Burak Karakuş firması ama kendisi de...

Mehmet Muhittin Palazoğlu'nun Avukatı: Bir dakika! 5 Mart'tan sonraki eylemler yok, itiraz ediyorum.

Hakim: Avukatım, bir soru soruluyor. Nereye bağlanacak soru?

Murat Ongun: İlişki kurulamayacak iz, yani onu anlamadım. Daha çok hani... İddianameyi yazan müvekkiliniz daha uygun bir çerçeve çizdi diye ben o çerçeveden de sürdüreceğim.  başkanım, o yüzden işte bildiği için soruları size sormak istedim. Biliyor mu bilmiyor mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu Avukatı: Acarkent’e biz mi girdik Rahşan Hanım.

Hakim: Ya sana müdafi, sana burada birtakım sorular soruluyor. Gerekli yerlerde itiraz etme hakkın var. Bu anlamda da itiraz hakkını kullanıyor diye de avukatına tepki gösterme. Yani her sanığın avukatı burada bu itirazları yapıyor zaten. Biz soruyu zaten gerekli görürsek soruyoruz, itirazı haklı görürsek sormuyoruz zaten. Yani karşılıklı şeye girmeye gerek yok yani. Murat Bey soruyu... Başka soru...  Sonuna kadar bekleyelim itirazı. Nereye bağlanacağı çünkü biz de anlatalım. Zaten gerekli görürsek biz... Araya girin sorulmuyor, bir şey söylüyordunuz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu Avukatı: Başkanım, şöyle; bizim ekip olarak da çok ciddi bir gerginliğimiz var. Çünkü Murat Bey bizi bu davayla alakalı bir polemik malzemesi haline getirdiği için biz gerçekten yani Murat Bey'in soracağı sorularla alakalı şeyiz yani ne geleceğini biliyoruz,

Hakim: Hakim farklı gerginlik sebepleri var zaten. Ama... Tabii ki yani soru soruyu sorunu sormasını bekleyelim. Buyurun Murat Bey soruyu tamamlayalım.

Murat Ongun: İnşallah Başkanım. Eee Mart başı AddStation'ın 2025'te tekrar başına geçtiniz. Doğuş'un pazarlama firma sahibi var, Burak Karakuş dosyada sanık. Burada ifadede var ne Kültür A.Ş. ile ne benle ne başka bir şey alakasız bir alan da bu firma 2 milyon liralık bir sosyal medya işi almış. Ve burada da alt taşeron olarak sizin yönetiminizdeki ama Burak Karakuş firmayı Emrah’ın yönettiğini iddia ediyor. Eee bu firma sizinle alt taşeron anlaşması yapmış ve size para göndermiş. Sorum şu, buna bir çalışabilirsiniz belki yani... İş birliği yapabilirsiniz. Acaba bu işi Deniz Dörtyol mu yönetiyordu, soracak mı bilginiz var mı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Bilgim yok.

Murat Ongun: Sizin firmanız olduğu için sordum. Deniz Dörtyol'u da tanıdığınız için sordum, iyi yakından. Yine bir Deniz Dörtyol sorum var. Sizde bizde değil de şöyle; hani ikimizle de ilişkisi olmadığını düşünüyorum ama Deniz Dörtyol'un beyanlarında 5 farklı ilçe belediyesiyle daha Emrah Bağdatlı ile iş kovaladıklarını görüyoruz. Size de çalışan biri olduğu için soruyorum, bilginiz var mı bunlardan?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Şu an bizde çalışmıyor Murat Bey.

Murat Ongun: Sizin işini yürütüyor hep bu işlerin içinde ya.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Şey dedim ya az önce ifademde; 2023 yılından sonra Deniz kendi reklam şirketini kurdu. Biz de reklam işinden çekildiğimiz için, kardeşim de çekilmek istediği için biz işlerin yönetimini yani reklam alanlarımızın pazarlama faaliyetlerini bir sürü firma var. Yani Murat Kapki  bilir. Şöyle; çok kolay reklam... pazarlayan firmalar farklı değil mi çoğu şey bizim sektörde?

Murat Ongun: Ben reklamdan bahsetmiyorum.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Fakat Murat Bey de öyle dedi. Şimdi eee ya gerçekten şimdi konuyu nereye getirmeye çalıştığınızı ben anlıyorum ama...

Murat Ongun: Başkanım, o kadar tekniğe güvenen insan niye o kadar tedirgin? Bir şey soracağız yani.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, tedirgin mi görünüyorum ya?

Hakim: Murat Bey... Tamam soruları sorun ama…

Murat Ongun: Soramıyorum ki. Soramıyorsunuz, adınızda bir düşünce... Şöyle; efendim şöyle mesela. Mesela o 231 milyon liranın elden dağıtıldığını iddia eden arkadaş 2024 ihalesi için konuşuyor. Muhittin Bey de beyanında, bakınız lütfen, 8 Mart'ta 26 Mart'ta diyor ki 2024 ihale sürecini Deniz Dörtyol yönetmiştir diyor. Yani sen şimdi Deniz'e gidip Mehmet'e mi soracaksın yani? O yüzden soruyorum efendim.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Bana niye soruyorsunuz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu Müdafii: AddStation dediği reklam ihale işleri değil, reklam alanları yazıyordu. Deniz de dedi ki AddStation üzerinden bir ihale faaliyetinde bulunmadık.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Zaten alınmış bir ihale.

Mehmet Muhittin Palazoğlu Müdafii: Reklam alanından bahsediyoruz zaten.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Başkanım bu reklam duvarları var ya, duvarlar var, reklam alanları var. Bu reklam alanlarının sahibi olan şirketler genelde farklıdır, pazarlayan şirketler genelde farklıdır. Biz bu işlerden çekildikten sonra dedik ki ya artık bu reklam işlerimiz de küçük geliyor.

Murat Ongun: Ya tamam onu dinledik.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tamam işte ben de anlatmaya çalışıyorum.

Hâkim: Ne olduğunu bir anlayalım evet.

Murat Ongun: Belki beyefendi yargılanmıyor ama biz de onun şeyi yargılandı. Sayın başkanım AddStation'la ilgili bir konu yok ortada, devamlı AddStation’a getiriyor konuyu, hiç AddStation çıkmamış.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: AddStation'la ilgili iki şeyden yargılanıyoruz ihaleye girildiği için.

Hâkim: 12 farklı eylemden yargılanıyor sanık da zaten.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: 12 farklı eylemden yargılanıyorum Murat Bey.

Murat Ongun: Allah kurtarsın… Şimdi, biraz evvel ben bazı firma isimleri saydım ki bana burada sorulurdu, siz bu ihalelere kendi adınıza mı girdiniz bu ihale...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hiçbir isim vermedim. Herhangi bir isim falan saymadım. İsim saymadım.

Murat Ongun: Savunurken kendinizi dediniz ya, Murat Ongun burada genel bazı firma sahiplerine Muhittin Palazoğlu'nun firması almaması yaptı, kendisi konuştu sızdırdı dedin ya, onu diyorum. Anlaştık mı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Anlaştık ama herhangi bir reklam şirketi ismi vermedim.

Murat Ongun: Ben sordum, ben şimdi kimlere sordum bunu zaten demin de teyit ettiniz, SYK kurumu sahibi Mustafa Değercan'a sordum, Al Turizm'in sahibi Serkan Yıldız'a falan sordum. Başkasına sormadım. Mesela Serkan Yıldız dedi ki, Bolulu hemşehrim olarak bilirim, tanımam başka bir dedi. Siz de zaten benzer bir şey beyan ettiniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok ben onunla ilgili bir şey söylemedim.

Murat Ongun: Hayır bu insanlarla ilişkim yok...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, Bolu'dan şey Serkan Yıldız ifademde de Serkan Yıldız geçmedi, Bolu'dan tanırım da demedim. Bakabilirsiniz.

Murat Ongun: Siz demediniz, o dedi sizin için.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tamam, diyor evet.

Murat Ongun: Siz Serkan Yıldız'ı tanıyorsunuz o zaman.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Onu tanıyorum. Tanıyorum ya niye tanımayayım Serkan'ı...

Murat Ongun: Ama bir iş ilişkiniz yok.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Evet, Serkan Yıldız'ı tanıyorum.

Murat Ongun: Boluluyuz dediniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Evet Bolulu, ben Boluluyum. Bolu'dan tanırım Serkan'ı.

Murat Ongun: Şey SYK Kurumu Mustafa Değercan?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Onu çıkartamadım. Kafadan çıkartamadım. Yani şöyle başkanım biz bu reklam işlerini çok, yani şirketin kuruluşu 16-17 yıllık bir geçmişi var. Yani şirket kurulmadan önce de 15...

Murat Ongun: Ahmet Özcan Demirci?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ondan sonra... Dolayısıyla bizim yanımızda gerçekten sektörün okulu gibi olduk biz belli bir dönem, yani ilk başta. Bizde bir sürü insan çalıştı, bir sürü insan gitti sonra kendi şirketini kurdu. Bir sürü insan kurumsal firmalarda çalıştı. Şu an yani biz bu sektörün ilk başlangıcında olduğumuz için ben yine söyleyeyim size tek tek kimi tanıyorum kimi tanımıyorum, yani herkesi tanımam mümkün değil ama...

Murat Ongun: Ahmet Özcan Demirci de Bolu'da herhalde.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok değil, değil. Özcan daha önce bizde çalıştı. AddStation'da çalıştı, ondan tanırım.

Murat Ongun: Ama AddStation herhalde.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum. Bayağıdır olmuştur. Eskiden tanırım yani.

Murat Ongun: Şimdi mesela hatırlayamadığınız Mustafa Değercan'la yani 163 konuşma, 3567 saniye, Özcan Demirci'yle 22000 saniye görüşme.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Evet, görüşme var.

Murat Ongun: Serkan Yıldız'la 70619 saniye, hani bu saniyeler bizde birikince çok değerli oluyor ben de heyetin bilgisine sunmak istedim.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tanımadığımı söylemedim ki Murat Bey, tanıyorum dedim. Mustafa Değercan'ı çıkartamadım. Hatırlayamadım yani.

Murat Ongun: Bir süreklilik halinde, o yüzden bunu dikkatinize sunmak istedim. Sayın başkanım sorularım bitmiştir. Sayın heyete teşekkür ediyorum.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Şimdi Muhittin Bey tabii ifadenizi çok değiştirdiniz. Ben de sorularımı değiştirmek zorunda kaldım.

Muhittin Palazoğlu: Biz birçok sorunun cevabını veremedim ama...

Rahşan Sertkaya: Yok hayır. Öyle değil. Sorularım başka. Muhittin Bey mahkeme başkanına sorduğunuzda dediniz ki savcılıktaki ifademi tekrar edebilirim dediniz. Burada da bir kısmını düzelttiniz. Düzelttiğiniz kısımları sormayacağım.

Muhittin Palazoğlu: Hangi yeri düzelttiğimi de...

Rahşan Sertkaya: Tamam. Düzelttiğiniz kısımları sormayacağım. Evet var. O kayıtları geçen düzelttiğiniz kısımları sormayacağım. Şimdi bakın. Ben size 26 Mart 2025 tarihli savcılık ifadenizden bir kısım okuyorum, diyorsunuz ki aramalarda yakalanan firmalara ait kaşelerde... bir saniye ben sorumu bitireyim cevap vermeyebilirsiniz ama ben bir bitireyim. Belki başka yerden gelecek cevap vermek istersiniz.

Muhittin Palazoğlu: Tamam.

Rahşan Sertkaya: Diyorsunuz ki aramalarda yakalanan firmalara ait kaşelerde hangi ihalelere teklif verildiği, hangi ihalelerin kazanıldığı bilgisi bende mevcut değil. Zira bu işlerle diğer işlerimizin devamını zorunlu kılıp girmek durumunda kaldık. Bu işlerden ilgili firmaların hiçbir kârı yoktur. Bakın kaşesi çıkan firmalardan bahsediyorsunuz şu anda. O firmaların gelirleri ve varlıkları kendi alanlarındaki reel ticaretlerinden kaynaklanmaktadır. Şimdi sizin bu ifadenize bakarsak siz bu firmaların kaşeleri ile ihalelere teklif verildiğini biliyorsunuz. Hatta bu durumun yani bu firmaların kaşeleri ile ihaleleri teklif vermenin sizin için bir zorunluluk arz ettiğini söylüyorsunuz ifadenizde. Daha hası aramalarda şirketinizde kaşesi bulunan şirketlerin ticaret...

Muhittin Palazoğlu: Şirketimde...

Rahşan Sertkaya: Soru bitmedi, soru bitmedi. Geleceğim oraya da geleceğim. Siz merak etmeyin oraya da geleceğim. Ben zaten Deniz Dörtyol ifadesini aldık konuma buraya geldik de neyse. Şirketlerin ticaret faaliyetleri ve mali durumları ile ilgili açıklamalarda da bulunuyorsunuz. Bakın sizin savcılıktaki ifadeniz. Diyorsunuz ki o firmaların gelirleri ve varlıkları kendi alanlarındaki reel ticaretlerinden kaynaklanmaktadır. Ama siz bugün mahkeme huzurunda suçun o şirketlerle aranızda bir ilişki olmadığını, o kaşelerin şirketinize ait olmadığını söylüyorsunuz. Muhittin Bey siz savcılık makamına yalan beyanda bulundunuz mu?

Avukat: Başkanım şuraya bir itirazda bulunabilir miyim? Şimdi...

Rahşan Sertkaya: Efendim avukat hanım, yerine cevap veriyor. Benim sorum şu anda şirketlerle alakalı çıkan kaşeler değil efendim ama bu şekilde itiraz etmenize lüzum yok.

Hakim: İtirazınız varsa da dinleyeceğiz. Ne amaçla...

Avukat: Yoruma dayalı soru soruluyor. Bulunan kaşeler tamamı müvekkile ait demiyoruz ki. Birçoğunu kendisi aynı kabul ediyor. Kendisinin şirketlerinin kaşesi. Bulunanlardan, onlardan bahsediyoruz.

Rahşan Sertkaya: Efendim, ifadeyi verebilir misin? Avukat hanım okusun. Burada bir şirketlerin kaşelerinden ben bahsetmiyorum. Çıkarım yapmıyoruz. Bakın diyor ki efendim aramalarda yakalanan firmalara ait kaşelerde ayrım yapmaksızın bunu söylüyor. Şimdi ben size soruyorum bugün başka bir ifade verdiniz. Savcılık makamında yalan beyanda bulundunuz mu?

Hakim: Bunu değerlendirecek olan biz zaten avukat...

Rahşan Sertkaya: İfadesini neden değiştirdiğiniz hususuna açıklama yapılması gerekmez mi?

Avukat: Aramalarda ele geçen 38 adet, 21 ... kaşelerden bahsediliyor. Neden veriyor? Yani nereden bahsettiğinizi zaten siz nereye çekerseniz oraya yorumlarsınız.

Hakim: O zaman avukat hanım sana nereye çektiğini de sorarlar, nereye çekiyorsunuz o zaman sana...

Rahşan Sertkaya: Çok teşekkür ederim efendim, sağ olun.

Hakim: Soru anlaşıldı mı?

Muhittin Palazoğlu: Sayın Başkanım soru anlaşıldı. Bu anlaşıldı. Ben sorunun cevabını da ifademde çok net, tane tane anlattım. Çünkü çalışarak geldim. Soruların nereden geleceğini biliyorum ve ona göre cevabımı çok ince ince anlatım. Tekrar tekrar aynı şeyleri cevap vermek istemiyorum. Yani burasını bir daha... 19 farklı ofisi bulunduğu bir plaza dedim. Ondan sonra burada her, şimdi sizin sizin ofisiniz mesela metropolda olsun diyelim ki...

Rahşan Sertkaya: Mesela... Diyorsunuz ya, tahmin ettiniz.

Muhittin Palazoğlu: Tamam, tahmin ediyorum, mesela diyelim orada olsun ofisiniz Rahşan Hanım. Sizin üst katınızda bir arama yapılıyor, ondan sonra oraya geliyor, oradan bir şeyler buluyorlar, o çıkan kaşelerden siz sorumlu olur musunuz?

Rahşan Sertkaya: Neden olayım. Ben şirket sahibi değilim avukatım.

Muhittin Palazoğlu: Efendim devam edelim başkanım. Özür diliyorum, devam edelim derseniz ben bu soruya cevap vermek istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Dediniz ki demin ifadenizde Deniz Dörtyol ifadeyi kendisi gitmiş nereden bileyim dediniz.

Muhittin Palazoğlu: Evet, evet. Nereden bileyim dedim, içeriği de o andı.

Rahşan Sertkaya: Evet, siz bence de çok haklısınız. Ben de onu soracağım zaten, merak etmeyin. Şimdi ama Deniz Dörtyol ifadesinde diyor ki, ben ifade vermek üzere Muhittin Palazoğlu yönlendirdi. O zaman Deniz Dörtyol yalan beyanda bulunuyor.

Muhittin Palazoğlu: Ben Deniz'e sorun bunu, niye bana sordunuz? Deniz'e sorsaydınız.

Rahşan Sertkaya: Tamam ben sordum. Tek o yolda suçlama, tamam ben sordum.

Hakim: Deniz Dörtyol'un böyle bir beyanı var. Yani niye böyle beyanda bulunmuş Deniz Dörtyol?

Muhittin Palazoğlu: Ben bilemem başkanım, kendisine sorun. Ben içerideyim. İçerideyken ben...

Hakim: Beyanı kabul etmiyorsunuz.

Muhittin Palazoğlu: Evet, beyanı kabul etmiyorum. Şöyle bir şeyden de bahsetmiyor bu arada. Yani...

Rahşan Sertkaya: Gelelim o zaman sizin ifadenize. Şimdi Muhittin Bey biraz evvel de dediz ki ben tutukluydum Deniz Dörtyol'un ifade vermeye gittiğini nereden bilebilirim, ifadeyi nereden verdi? Ben size 28 Mart 2025 tarihli ifadenizi hatırlatıyorum, diyorsunuz ki ifadenizde: Edindiğim kadarıyla Deniz Dörtyol bu konuda savcılığınıza ifade vermiştir. Gizli karar olan bu dosyada siz de tutuklu olduğuna göre, Deniz Dörtyol'un gidip ifade ne verdiğini nereden bildiniz? Deniz Dörtyol bunu size haber vermedi belki?

Muhittin Palazoğlu: Yok, kendi ifadesinde de söyledi ya, benim ailemle görüştüğünü.

Rahşan Sertkaya: Hım, aileniz aracılığıyla sizinle haberleşiyordu o zaman?

Muhittin Palazoğlu: Hayır, hayır, ailem aracılığıyla ben de haberleşmiyordum, Rahşan Hanım. Sizin tuzak sorularınızı ben yemem. Bakın, sen şimdi bana kelime kelime verip de oradan şey yapmayın Rahşan Hanım. Sizce, ben ailemle, bakın benim, keşke ifadeleri baştan sona doğru okusaytınız, yani bana gelip de tuzak soru sormayın, açık açık cevap veriyorum. Ben denizin verdiği ifade de zaten çok net diyor ki, ailesine ben söyledim, ondan sonra onlar da nasıl yapıyorsan yap dediler diyor. Yani, ondan sonra ben gelip de adama şey diyemem ki.

Rahşan Sertkaya: Anladım, siz aileniz aracılığıyla haber verdiniz.

Muhittin Palazoğlu: Hayır, hayır, ailem aracılığıyla haber göndermedim. Ailem öyle demedim, aileme sormuşlar. Tabii, ailem de ona göre şey vermiştir, görüş vermiştir.

Rahşan Sertkaya: ...iş yerinizde yapılan aramada 38 şirkete ait kaşenin bulunmasının sebebini size Emniyet Müdürlüğü'nde soruyor. Size tek tek tek kaşeler sayılıyor, bunun 3. katta bulunduğu söyleniyor ve siz şöyle bir cevap veriyorsunuz, diyorsunuz Emniyet Müdürlüğü'nde: "Ofisimiz içerisinde kısmi zamanlı ve dışarıdan çalışmakta olduğumuz mali müşavirlerin ve muhasebecilerin haftanın belli günlerinde ofisimizi kullanmakta olduğunu duymuştum. Kendileri çalışırken beraberinde mükellefi oldukları başkaca firmaların kaşelerini yanında bulundurabileceklerini ve bu şekilde bir tespit yapıldığını düşünüyorum."

Muhittin Palazoğlu: Düşünüyorum demişim, tahminde bulunmuşum. Yani şu anda ben o ofisi zaten doğru düzgün kullanmıyorum, o plazayı doğru düzgün kullanmıyorum. Başka yerlerde de benim üç farklı ayrı ofisim var. Reklam sektörünü de bıraktığım için yani ayda belki bir kere, iki kere gittiğim bir yer, onun için düşünüyorum dedim.

Rahşan Sertkaya: Şimdi dediniz ki buna rağmen yalnızca 3. ve 4. kat şeklindeki genel ifadeden hareketle tüm kaşeler benim kişisel ofisimden çıkmış gibi algı oluşturuluyor. Algı değil, Emniyet Müdürlüğü'nde size sorulunca "Hayır bunlar benim şirketimden çıktı." diye itiraz etmediğiniz için dolayısıyla biz böyle anladık. Keşke soruya cevap verirken söyleseydiniz.

Muhittin Palazoğlu: Şöyle bakın Rahşan Hanım, burada o plazada 19 ayrı ofis var. Ben nereden bileyim o kaç tane ofis olduğunu, o stresle hayatımda ben ilk defa ilk... Ben hayatımda ilk defa şey böyle bir süreç yaşadım.

Rahşan Sertkaya: Söyleseydiniz emniyette, biz de aydınlanmış olurduk. Peki. Şimdi şunu anlayamadım; bu kaşelerin hepsi başka şirketlerden mi çıktı yoksa bir kısmı sizin şirketinizden, bir kısmı başka şirketlerden mi çıktı?

Muhittin Palazoğlu: Savunmamda da söyledim, avukatım detaylarıyla bütün hangi şirketlere hangi kaşe çıkmış onun beyanını...

Rahşan Sertkaya: Siz bilmiyorsunuz ama hangi şirketten ne çıktığını, siz bilmiyorsunuz. Peki. Şimdi Muhittin Bey, Deniz Bey mahkeme huzurundaki savunmasında dedi ki, ben oradan anladım zaten bunun geleceğini de Bulgurlu Üsküdar'da yer alan 5 katlı plazada kendime plazanın 3. ve 4. katlarındaki boş bölümlerden ofisler tuttum. Benim şirket merkezim o tarihte oradan taşınmıştı ama ben yine de orada kiracı olarak ofiste kalmaya devam ettim dedi. Siz de yine kolluk ifadenizde, zaten kayıtlarda da öyle, 3. katta Prime Portföy şirketi var. Siz Deniz Dörtyol ile aynı ofiste mi çalışıyorsunuz?

Muhittin Palazoğlu: Çok güzel bir soru, hemen alayım. Prime Portföy sorusunu şimdi sorun, portföye de gelsin konu ondan sonra...

Rahşan Sertkaya: Oraya gelmeyecek, portföyü savcımız artık oraları inceliyor.

Muhittin Palazoğlu: Yok yok, girebilirsiniz öyle bir şey teklifinde bulunduysanız.

Rahşan Sertkaya: Ortak ofis mi kullanıyorsunuz, Deniz Dörtyol ile sizin yan komşunuz mu?

Muhittin Palazoğlu: Yan komşum değil. 19 farklı bağımsız bölüm...

Rahşan Sertkaya: Hayır, 3. kattasınız ya ikiniz, onu soruyorum ben.

Muhittin Palazoğlu: Ben 3. katta değilim. 19...

Rahşan Sertkaya: Öyle demişsiniz ifadenizde. Hangi katta olduğunuzu da mı yanlış hatırladınız Emniyet Müdürlüğü'nde?

Muhittin Palazoğlu: Yanlış hatırlamış... Yanlış hatırlamış olabilirim. Hani şey oluyor ya, bodrumu ayrı sayıyorsunuz, resmiyle gayriresmi şey arasında farklılık olabilir. Hani bazen asansöre bindiğiniz zaman şey oluyor ya, sıfırıncı kattasınız ama eksi bire iniyorsunuz ya. Yani o bir fark bir katlık farkı ben o stresle, o şeyle şey yapmış olabilir miyim yani karıştırmış olabilir miyim, çok normal.

Rahşan Sertkaya: Peki. Muhittin Bey, Furkan Yalçınkaya kimdir, kendisini tanır mısınız?

Muhittin Palazoğlu: Çıkartamadım.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Furkan Yalçınkaya diye bir zat var, ben de tanımıyorum kendisini, önemli değil tanımamıza gerek yok. Kendisi bu dosyanın tanıklarından. 8 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde 26 Şubat 2024 tarihinde çalışanınız olarak bildiği Serkan Yıldız'a Bulgurlu Polis Karakolu'nun yanındaki ofisinizde para dolu bir bavul para teslimi gerçekleştirdiğini beyan ediyor. Ahmet Çiçek de bugün hâkim huzurunda bu beyanın aynısını tekrarladı. Yani bu Furkan Yalçınkaya'nın sizin şirketinizde Serkan Yıldız'a böyle bir para transferi yaptığından haberiniz var mı?

Muhittin Palazoğlu: Benim benim şirketim değil orası, benim şirketimin de olduğu bir plaza.

Rahşan Sertkaya: Yok, sizin şirketinizde olduğunu söylüyor, öyle söylüyor. Ben doğrudur demiyorum zaten.

Muhittin Palazoğlu: Hayır öyle bir şey yok, benim şirketimin de olduğu bir plaza orası.

Rahşan Sertkaya: Efendim görsel 1'i açabilir misiniz rica etsem?

Muhittin Palazoğlu: Bu arada Ahmet Çiçek de beyanını doğrulamamış.

Rahşan Sertkaya: Doğruladı, duruşma tutanağında...

Sanık Müdafii: Hayır doğrulamadı.

Hakim: Neyse kayıtlara bakarız.

Rahşan Sertkaya: Bakarız efendim, açınız lütfen slaytı zahmet olmazsa. Şimdi bu Furkan Yalçınkaya'nın beyanı. İnelim lütfen aşağıya doğru. Bunu zaten okuduk. Bakın bu da dosyada Ahmet Çiçek ile sizin aranızdaki yazışmalar. Şimdi Ahmet Çiçek, 9 Şubat 2024 tarihinde "Müsait misin, uğrayayım mı hacım, alt kattayım." diyor size ve siz WhatsApp'tan arıyorsunuz. Size ulaşamayınca WhatsApp üzerinden size şunu söylüyor: "Serkan'a gelmiştim, buradayken göreyim dedim." Bu Serkan acaba bu Serkan Yıldız olabilir mi?

Muhittin Palazoğlu: Bilmiyorum, Ahmet Çiçek'e sorsaydınız.

Sanık Müdafii: Şimdi karakola gittim ama orada gördüm Serkan'ı diyor.

Rahşan Sertkaya: Tamam da o Serkan bu Serkan mı?

Rahşan Sertkaya: Tamam ben de soruyorum, biliyor musunuz diyorum.

Hakim: Avukat Hanım, müvekkiliniz yanıt verir, siz şey yapmayın.

Rahşan Sertkaya: Yani bu Serkan Yıldız mı, bilmiyorum diyorsunuz. Peki. Ama şimdi ben size, şimdi Furkan Yalçınkaya diyor ya: "26 Şubat'ta ben para teslimi yaptım" diye. Kaydırır mısınız aşağıya? Evet. Bakın sizin Ahmet Çiçek'le 26 Şubat tarihli bir yazışmanız var. Siz Ahmet Çiçek'i 10.50'de WhatsApp'tan arıyorsunuz ancak cevap alamayınca 14.15'te kendisine şöyle yazıyorsunuz: "Bu şekilde çalışacaksak çalışmayalım, biz bu şekilde ilerleyemeyiz." Bunun üzerine 14.17'de Ahmet Çiçek size şöyle yazıyor: "Hacı rahatsızdım, çocuk geliyor." Bu yazışmanın yapıldığı tarih Furkan Yalçınkaya'nın Serkan Yıldız'a para dolu bir bavul teslim ettiğini söylediği tarih. Siz Ahmet Çiçek'le yazışıyorsunuz, 26 Şubat 2024. Ve Ahmet Çiçek'in "geliyor" dediği çocuk acaba kim olabilir? Furkan Yalçınkaya olabilir mi?

Muhittin Palazoğlu: Tanımıyorum, bilmiyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Ben şimdi, görsel 2'yi açabilir misiniz rica etsem? Hakim de takip ettirecektir bunu.

Sanık Müdafii: Furkan Yalçınkaya diyor ki: "Ahmet Çiçek'in yönlendirmesiyle bu ifadeyi veriyorum." diyor. Ahmet Çiçek de bugün diyor ki: "Muhittin Palazoğlu hakkında iddia olduğu için bu ifadeleri verdim." diyor.

Rahşan Sertkaya: Öyle bir beyanı yok efendim.

Hakim: Avukat Hanım, bunlar bunlar siz beyan olarak savunmanızda zaten söylersiniz. Şimdi Avukat Hanım soruyor, burada bir yazışma var, bu yazışmada gelen kişi Furkan Yalçınkaya mı? Cevap net yani, odur ya da değildir yani, bunu neyini şey yapacaksınız?

Rahşan Sertkaya: Biz burada sadece buradaki iddiayla Ahmet Çiçek'le Muhittin Palazoğlu arasındaki yazışmanın aynı tarihte olmasına dikkat çekiyoruz, doğrular mahiyette. Şimdi Muhittin Bey, siz dediniz ki: "Ben KMD Reklam'ı tanımıyorum." Dedim size biraz evvel de sizin Ahmet Çiçek'le WhatsApp yazışmaları var ama dosyada bir de bu WhatsApp yazışmalarının ekleri var. Şimdi ben bu WhatsApp yazışmalarının ekine bakıyorum; Ahmet Çiçek size kendisinin sahip olduğu Neva Reklam'ın KMD Reklam'a kestiği çeki, çek kayıt bordrosunu ve KMD Reklam'a yaptığı ödemelerin dekontlarını gönderiyor. KMD Reklam'ı tanımıyorsanız Ahmet Çiçek bunları neden size gönderdi?

Muhittin Palazoğlu: Bilmiyorum, Ahmet Çiçek'e sorsaydınız.

Rahşan Sertkaya: Ama siz de itiraz etmemişsiniz "Neden bunları bana gönderiyorsun hacı?" diye.

Muhittin Palazoğlu: Keşke Ahmet Çiçek'e sorsaydınız bunu.

Rahşan Sertkaya: Biz size soruyoruz, çünkü bu yazışmanın bir tarafı da sizsiniz.

Muhittin Palazoğlu: Yok, ben böyle bir şey hatırlamıyorum, Ahmet Çiçek'e sorsaydınız.

Rahşan Sertkaya: Tamam, bunlar dosyada var avukatınızla birlikte, teşekkür ederim.

Muhittin Palazoğlu: Biz de teşekkür ederiz.

Hakim: Bu dekontu sorduk mu? Ahmet Çiçek'e dekont meselesini. Daha önce aldık ya savunmasını, Ahmet Çiçek bu dekontu sormadık herhalde keşke kayda geçmek için taraf olan Çiçek’e sorsaydık.

Rahşan Sertkaya: Efendim, Ahmet Çiçek zaten ifadesinde KMD ile Muhittin Palazoğlu arasındaki ilişkiyi doğruluyor. Dolayısıyla onun için ihtiyaç duymadık.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ne zaman doğruluyor?

Rahşan Sertkaya: Ahmet bugün de reddetmedi efendim, aynısından devam ediyor.

 

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Avukat Mehmet Zengin: Halkbank'tan... Halkbank'tan aldığınız kredi ne kadar?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum şu an.

Avukat Mehmet Zengin: 3 milyar gibi bir şey herhalde, doğru mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum.

Avukat Mehmet Zengin: Peki bu... şey, aylık gelirinizi ne olarak beyan ettiniz? Onu tam duymak istedim.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: 1,5 milyon.

Avukat Mehmet Zengin: Peki bu kredi sizin şirket... şirket borçlanmak için aldığınız bir kredi mi?

Hakim: Cevap vermek takdirinizde.

Avukat Mehmet Zengin: Başkanım, istirham ediyorum, gayet sakin şekilde sorularımı soruyorum... 201'e yönelik itiraf mekanizması hakkın kötüye kullanımı şeklinde icra edilemez. Her soruya müdafi, vekil, şube vesaire...

Hakim: Siz sorunuzu sorun.

Avukat Mehmet Zengin: Bunun aracılığıyla bu kredi 35 milyar Türk Lirası falan yapıyor, biliyor musunuz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Siz nasıl bir matematik var, nasıl bir dünyada yaşıyorsunuz anlamadım ama... Bunlar nasıl... O günkü kur farkı açarak görürsünüz.

Avukat Mehmet Zengin: Tamam. Peki bugünkü, bugünkü, bugünkü hesapla bu mesela 10 milyar Türk Lirası, küçük bir para mı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: O kadar da yetmez.

Hakim: O kadar itiraf etmenize şöyle gerek yok. Vekiliniz vekiliniz ısrarla cevap vermeye çalışıyor. Vekiliniz ısrarla cevap vermeye çalışıyor.

Mehmet Muhittin Palazoğlu'nun Avukatı: [anlaşılamadı]

Hakim: Avukat hanımın mikrofonu kapatalım itiraz olduğunda açalım.

Avukat Mehmet Zengin: 2024... 2024 iddianameye gelelim, o da iddianamede ama... 2024 yılında bir sulh yapmışsınız aile içinde Ahmet Palazoğlu ile, doğru mu? Böyle bir beyanınız var.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Doğru.

Avukat Mehmet Zengin: Yani siz şimdi bu 2024 yılında bütün bu anlaşmazlıkları giderdiğinizi söylemişsiniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ben öyle söylemedim.

Avukat Mehmet Zengin: Tamam, sulh bu anlama gelmez mi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, gelmez. Siz dikkatli dinlerseniz...

Hakim: Şu anki beyana çıkarım yaptı. 5 Mart'ı söyledi.

Avukat Mehmet Zengin: Evet.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Ben 5 Mart 2025 tarihinde sulh sözleşmesi yapıldığını...

Avukat Mehmet Zengin: Evet, 5 Mart 2025 tarihinde sulh sözleşmesi yapıldı. Fakat bugün... yani duruşmadaki beyanlarınızda...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Zaten o sözleşmeyi sunduk, yani ilk şeyde de sunduk.

Avukat Mehmet Zengin: Şimdi biz bunu hukuken şöyle... E tabii sonrasında savunma yapacağız da... Ahmet Palazoğlu ile aranızdaki uyuşmazlığı yani üstesinden geleceğiniz bir hukuk olarak bakmak lazım. Yani o diyor ki "Ben değilim", siz diyorsunuz ki "Ben değilim", doğru mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, doğru değil.

Avukat Mehmet Zengin: Yani ben burada sizi yalanlamaya çalışmıyorum, yanlış anlamayın. Sadece bu bir... ben sorumu söylüyorum yanıt verirsiniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Başkanım, cevap vermek istemiyorum. Ticaret sicil kayıtları açıktır, oradan bakılabilir.

Avukat Mehmet Zengin: Şimdi bu kolluk ifadenizde... bu kaşe meselesi var ya Bulgurlu'daki? Şimdi kolluk ifadenizde şu minvalde bir beyanınız var, söylüyorum: Burada galiba eşinizin de şirketi var, doğru mu? Faturaya yönelik iddianamede...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum.

Avukat Mehmet Zengin: Eşinizin şirketi olup olmadığını hatırlamıyor musunuz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Siz sorunuzu bitirin, ben sonra cevap vereceğim.

Hakim: Avukat bey...

Avukat Mehmet Zengin: Kaşelerin hangi şirkete ait olduğu zaten dosyadaki bilgilerde var. Efendim? Kaşeler bulunmuş 39 tane.

Hakim: Zaten savunmasında dedi ki "Plazada 19 daire vardır" dedi. Hangisi... Aynı şey... Aynı şeye cevap alıp durmayalım, zaman kaybediyoruz. Soruyu sorun siz.

Avukat Mehmet Zengin: Benim müvekkilimle ne zaman tanıştınız?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum.

Avukat Mehmet Zengin: Benim müvekkilimle böyle bir yani şey... Ortaklık gibi değil de yani şöyle sorayım: Şimdi burada ortaklık dediğimiz zaman kafa karışıyor, örgüt gibi adlandırmayın. Yani biz de avukatlar arasında aramızda deriz ki "Şu işi sen yap, bu işi sen yap", aramızda iş paslaşırız. Ben ticaret hukukundan anlamıyorum derim, o o işi yapsın derim. Şöyle böyle bir mesela ticari iş paslaşmanız oldu mu müvekkille?

Hakim: Soruyu açık şöyle soralım: Emrah Bağdatlı ile herhangi bir ticaretiniz oldu mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok, Başkanım. İkincisi de şunu söylemek istiyorum: Ben, Murat Bey buradaydı. Yani Murat Bey'in sorularına... Siz de bakın, cevap vermeme yetkinizi "Benim avukatıma söylediniz, dediniz ki müvekkilin cevap vermek istiyor dediniz", doğru mu Başkanım? Iıı... Ben ben cevap vermeyeceğim sorulara bile cevap vermeye çalıştım. Ama Emrah Bağdatlı'nın hiçbir sorusuna cevap vermek istemiyorum. Emrah Bağdatlı önce gelsin, kendini burada şey yapsın.

Avukat Mehmet Zengin: Şüphesiz ben Emrah Bağdatlı değilim. Takdir sizin. Ben devam etmek istiyorum.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Sen soruları sor. Senle benle konuşma.

Avukat Mehmet Zengin: Özür dilerim.

Hakim: Avukat bey, avukat beyle karşılıklı diyaloğa girmeyin, soru sorun. Soru sorun, sorunuzu sorun. Kayda geçsin, devam edelim. Zaten cevap vermeyeceğim dedi Emrah Bağdatlı'nın sorularına. Şimdi devam edelim sorulara.

Avukat Mehmet Zengin: Şimdi bu... bir talep doğrultusunda bunu sormak lazım, daha doğru olacak. Şimdi şöyle böyle bir şey talep etsek, desek ki: Öncelikle şunu talep ediyorum; İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/3369 sayılı değişik iş kararına konu arama kararında ele geçirilen kaşelere dair şirketlere ilişkin, iddianame dosyalarındaki ekonomik mali ve yeterlilik belgelerinin, teminat mektuplarının düzenlendiği bankalardan, bu mektupların karşılığında alınan teminatlar, teminatı sağlayan kişilere ilişkin kaşe kayıtlarının...

Hakim: Avukat bey, talebinizi biz ayrıca alırız.

Avukat Mehmet Zengin: ...2023, 2024, 2025 yılları ihale kayıtlarının ve bu şirketler arasındaki ilişkilere dair MASAK raporu teminini talep etsek... Bunu talep ediyorum. Sizin bu şirketlerle hiç ilişkiniz yok mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Sıra sıra hepsine soruyu verelim, cevap vermeyeceğimi zaten...

Avukat Mehmet Zengin: Peki, Ahmet Palazoğlu buraya geldiğinde onu yalanlıyor musunuz? Hani kardeşi buraya geldi de dedi ki "Bu 39 kaşenin..."

Hakim: Aynı soru, aynı soru.

Avukat Mehmet Zengin: Peki, son olarak şunu sorayım: Bu 2019'dan sonra... herhangi bir sürece dahilinizi reddediyorsunuz, beyanlarınız doğrultusunda, ben mi yanlış anladım?

Hakim: Savunmada zaten yaptığı şey, Murat Bey tarafından defalarca soruldu, cevapladık. Biz aynı salondayız avukat bey, hep beraber aynı şeyleri dinliyoruz. Tekrar...

Avukat Mehmet Zengin: Yok efendim, Sayın Başkan, ifadede gördüğümüz bir şeyi tekraren de sorabiliriz.

Hakim: Ama avukat bey, tekraren soramayız, tekraren sordurmayız yani. Tekraren sorulsa ne yaparız? Sabahtan beri aynı soruyu soralım o zaman sana yani. Bunun mantığı... nereye ilerleyeceğiz biz burada? Biraz biraz önce siz hatırlattınız bize hakkı kötüye kullanmayı, 201 hakkımızı da kötüye kullanmayalım. Yani itiraz hakkımızı kötüye kullanmadığımız gibi 201 hakkımızı da kötüye kullanmayalım.

Avukat Mehmet Zengin: Pekala Sayın Başkan, başka sorum yok.

 

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Muhittin Bey merhabalar.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Merhabalar, merhabalar.

Cansu Çiftçi: Üslup için teşekkür ederim bu arada, çalışanlarınız bundan nasiplenmemiş gibi.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Çalışanlarım derken?

Cansu Çiftçi: Eski çalışanınız.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yani şimdi, bana yine siz de bakın siz de...

Cansu Çiftçi: Yok yok...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: İstirham ediyorum. Siz de bana böyle tuzak sorular lütfen sormayın.

Cansu Çiftçi: Estağfurullah tuzak değil yani gerçeği açığa çıkartmaya çalışıyorum. Siz de gayet güzel cevap veriyorsunuz. Ben de zaten kısa kısa soracağım, soruların hepsi burada soruldu. Başkan bey de zaten bu konuda ikaz ediyor. Şimdi şöyle ufak ufak hemen girelim sorulara, şöyle ki... Siz şimdi ikinci etkin pişmanlık ifadenizde şundan bahsetmişsiniz, bu soru ismen soruldu ama tam bu şekilde sorulmadı. Bize ilk 2023 yılında da Kültür AŞ'den etkinlik organizasyondan davet edildik ama işte yöneticisinin Palazoğlu soy isminde olmaması gerekiyordu biz de yine başka bir şirketle ihaleye girdik, teklif verdik, çalışmamızı yaptık, kazandık demişsiniz. Kayıtlara baktığımızda sizin aslında 2021 yılından itibaren de Kültür AŞ'de ihalelere davet edildiğiniz ve bu ihalelere katıldığınız AdStation reklam olarak...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Aynen katıldığım demin.

Cansu Çiftçi: İfadenizde bundan bahsettiniz ya yine savunmanızda şundan bahsettiniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Az önce burada da dedim ki benim vermiş olduğum ilk iki ifademde ellerim kelepçeli. Ondan sonra tamamen stres altında verdiğim bir iki ifademdi ve ben bunlarla ilgili düzeltmelerimi yaptım. Başta da söyledim. Şimdi siz bakın hep aynı şeyi yapıyorsunuz.

Cansu Çiftçi: Yok yok ben başka bir şey soracağım ama.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tarihi, ayları bir cümleyi alıyorsunuz başka bir cümleyle birleştiriyorsunuz. Bu soru da soruldu.

Cansu Çiftçi: Hayır şimdi ben başka bir şey soracağım. Burada siz evet firmayla resmi olarak ilişkim yok ama aile firması olduğu için dediniz sonuçta firmayla ilgili kısımlar konuşuluyordu ben de bundan dolayı zaten vermiş olduğunuz ifadeleriniz de aile içindeki konuşmalardan kaynaklı olduğunu söylediniz. Buna dair herhangi bir şekilde şu ihaleye davet edildik işte kardeşiniz, buna edildik buna edildik diye bir aranızda konuşma oluyor mu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok yok, yani hatırlamıyorum. Şöyle, olmuyordu esasında. Niye? Çünkü ben inşaat tarafında olduğum için zaten başımı kaşıyacak vaktim yoktu o şirketleri de ben yönetmiyordum.

Cansu Çiftçi: Tamam o zaman sadece aile içinde şimdi tarihi düzelttiğiniz için yanlış hatırlıyorum dediğiniz için soruyu yöneltiyorum.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Siz sorunuzu tamamen tamamlayın ben size cevabı vereyim.

Cansu Çiftçi: Yok yok tamam...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok yok böyle kabul etmiyoruz. Soruyu tam komple tamamlayın ben öyle cevap vereceğim.

Cansu Çiftçi: İfademi yanlış verdim dediniz şimdi sorunun gereği var mı bilmiyorum ama o zaman şöyle...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Abi yani öyle bir şey söylemedim.

Cansu Çiftçi: Hayır ellerim kelepçeliydi diye bir şeyleri karıştırdım dediniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Tamam ben sustum sizin sorunuzu tamamlamanızı bekliyorum, sabırla bekliyorum buyurun.

Cansu Çiftçi: Yok hayır, beyanınızdaki yanlışlığı vurgulamak için söyledim bundan hangisi doğru 2021'de davet edildiğinizi biliyor musunuz bilmiyor musunuz bu ihalelere, soru buydu.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Bilmiyorum.

Cansu Çiftçi: Bu kadar. Tamam. Devamını soracağım size. Şimdi kardeşiniz Ahmet Bey işte ben 2023 Aralık sonuna kadar resmi olarak işte yönetiyordum, siz daha farklı bir tarih sicil gazetelerini söylediniz doğal olarak, size bir şey demiyorum. Sonra bu şirketi AdStation'ı eski çalışanımız olan Deniz yönetmeye başladı ve kendi şirketleri de vardı. Bu şirketler derken işte performanstan işte sevkiyatlara hâkim olmasından da dolayı ben de önerdim bu şekilde anlaştık dediniz Deniz Dörtyol’un şirketleri nerede? Biliyor musunuz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Çıkartamayacağım şimdi ya.

Cansu Çiftçi: Bir iki tanesini en azından söyleyebilir misiniz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yani şirketleri derken kendine ait ticaret sicil gazetesinden bakabilirsiniz o tarihlerde kendine ait şirketler vardı 2023'ten sonra. Kendine ait şirketler vardı o şirketlerin ticaret sicil gazetesinden bakabilirsiniz. Deniz bizden ayrıldı, işleri kendi yapmaya başladı bize de artık bu reklam işleri küçük geldiği için... Bunları ben defalarca anlattım bir de niye tekrar anlatıyorum başkanım, ben cevap vermek istemiyorum. Daha fazla cevap vermek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Kendi kendinizi açıyorsunuz cevap vermeyi, sonra ben bunu...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Siz anlattıkça ben konuşmaya başlayınca zaten cevap verdiğimi hatırlıyorum. Tamam, aynı aynı soruyu döndürüp döndürüp durmayın.

Cansu Çiftçi: Yo aynı değil sizin cevabınız devamlı aynı, neyse. Sizin zamanınızda çalıştığında Deniz Dörtyol’un şirketindeki sıfatı normal düz bir çalışan gibi miydi herhangi bir yetki müdürlüğü gibi bir var mıydı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum.

Cansu Çiftçi: Deniz Bey'in hatırlamıyor musunuz?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum ben 2019'da ayrıldım ya, bayağı bir zaman da geçti ya.

Cansu Çiftçi: Ne bileyim iyi bir ticaretçisiniz biliyorsunuzdur.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok bayağı bir zaman geçti hatırlamıyorum.

Cansu Çiftçi: Peki sizin döneminizde bu teklifleri Deniz Dörtyol mu hazırlıyordu bunu hatırlıyor musunuz ihale teklifleri vesaire?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Benim dönemim derken?

Cansu Çiftçi: 2019'da ayrıldınız daha sonradan aile şirketi olarak arada konuşmaya devam ettiniz ya Deniz Dörtyol da sizde bağlıydı hani, sizin firmanızdaydı. İhale tekliflerini onun hazırlayıp hazırlamadığını bilmiyorsunuz. Doğru mu? Yoksa hazırlamıyor muydu?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hazırlamıyordu.

Cansu Çiftçi: Şöyle, şimdi bu da az önce Murat Ongun'un da sordu sizin beyanınıza istinaden. Siz Murat Ongun'la görüşmenizi işte Tuzla'daki işte bu iskânla da ilgili durumdan kaynaklı bir şekilde dolayısıyla 31 Mart 2024 tarihinden sonrasında aslında Murat Ongun'la böyle bir konuşmanız olduğunu Kültür AŞ'den böyle bu şekilde şirketler kaynaklı size bir teklifte bulunulduğunu söyledi. Ama burada Deniz Dörtyol, geçen günkü savunmasında Murat Ongun'la da Emrah Bağdatlı'yla ilk görüşmenin 3 Ocak 2024'te olduğunu söyledi ve bunun devamında da AdStation adına ve daha sonraki kendi firmaları adına sürekli sizin isminizi verdiği için bunu söylüyorum girdiğini söyledi. Sizin Murat Ongun'la daha öncesinde veya Emrah Bağdatlı'yla Deniz Dörtyol'un belirtmiş olduğu tarihlerde yani 3 Ocak 2024'te veyahut da Ocak 2024'te bir görüşmeniz var mıydı, size gelen bir teklif var mıydı, Deniz Dörtyol tarihi yanlış mı söylüyor?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Onu da hatırlayamayacağım.

Cansu Çiftçi: Ama sizin Murat Ongun'la görüşme durumunuz seçimlerden sonra dolayısıyla Tuzla'daki belediye başkanının değişmesinden sonra oluyor değil mi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hatırlamıyorum, yok dedim ya biraz evvel 2019 yılında ben ilk gittim Murat Beyle görüşmeye.

Cansu Çiftçi: 2019...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Şirket benim üzerimdeyken bunları anlattım.

Cansu Çiftçi: Tamam 2019'dan 2024'e ama 5 sene geçti bu 5 sene boyunca bu şekilde bir talepte bulunmadı sanırım Murat Ongun.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok ben o şekliyle bir cevap vermeyeceğim şu anda, hatırlamıyorum çünkü.

Cansu Çiftçi: Bir de ifadenizde şeyden bahsettiniz, bu yasaklılığa girdim ya az önce yasaklılık durumunuz vardı Palazoğlu soy ismiyle katılamıyordunuz. Buradaki yasaklılıktan kasıt neydi, yani hiçbir şekilde sizlerin ihalelere davet edilmemesi mi nasıl bir duyum vardı yaptırım vardı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Cevap vermek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Peki, bunu ben kardeşinize de sormuştum, diyorsunuz ya kardeşime sorsaydınız. Kardeşiniz dedi ki bir yasaklılık yoktu, bu bizim bir kararımızdı. Bu kararı verirken bütün aile üyeleri mi karar aldı yoksa sadece firma sahibi olarak kardeşiniz mi böyle bir karar aldı?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Firmayı kardeşim yönetiyordu.

Cansu Çiftçi: Tamam, yani biz dediği sadece firma sahibi kardeşiniz böyle bir karar aldı tepki olarak. Doğru mudur?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Doğru.

Cansu Çiftçi: Burada hep Deniz Dörtyol'u dinlerken hep size atıf yaparak gidiyor aslında hiç diğer kardeşiniz Ahmet Bey’le ilgili bir bağlantısı yokmuş gibi konuşuyor hâlbuki sizin firmayla aslında resmi bir ilişkiniz yoktu.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: İtiraz ediyorum, itiraz ediyorum.

Cansu Çiftçi: Neye?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Adamın ifadesini okumadınız.

Cansu Çiftçi: Okudum.

Hâkim: Avukat Hanım’ın itirazı var, mikrofonu açalım.

Mehmet Muhittin Palazoğlu Müdafii: Perşembe günü tek tek tarihleri sayarak dedi ki 2019 2020 2021 2022 2023 2024 Ahmet Palazoğlu yönetiyor dedi.

Cansu Çiftçi: Tamam onun yönetmesi ayrı, daha sonrasında aralarında akıl alırmış gibi, tavsiye edermiş gibi müvekkilin ismini söyledi. Ben sadece şunu soracağım, Deniz Dörtyol ile Ahmet Palazoğlu arasında kötü bir ilişki mi var, ya da sizi kendisine daha yakın gördüğü için genellikle bu şirketlerle ilgili ticaretle ilgili tavsiyeleri sizden mi alırdı? Bu kadar basit bir soru, bunda bir şey yok.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hanfendi, kavgalıydı, öyleydi, magazin girmeye gerek yok. 2019 Aralık 19 ile 5 Mart 2025 tarihleri arasında bakın tane tane söylüyorum AdStation şirketi bana ait değil, üzerimde olan herhangi bir reklam firması yok. Kaşeler de benim ofisimden çıkmadı. İstiyorsanız ben tekrar tekrar...

Cansu Çiftçi: Yok, sormuyorum ki onu.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yani şey yapalım başkanım...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: ...sorulara cevap vermeme hakkım var mı? Çünkü hep aynı sorular dönüp dönüp duruyor.

Cansu Çiftçi: Aynı sorular gelmiyor, farklı sorular geliyor da siz aynı cevapları veriyorsunuz devamlı devamlı da... Somut bir sorum var, ona bakacağım, yoksa sizinle... Merak etmeyin, sizinle başka bir şey konuşmayacağız. Tarihleri hatırlamadığınızdan bahsettiniz. Onun haricinde tekrara düşmemek adına... Ha, şu var: Ahmet Çiçek'i dinlediniz burada, değil mi?

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Yok yok, Ahmet Çiçek ifadesini bitirdikten sonra geldim.

Cansu Çiftçi: Ha, tamam. Yani ben bilginiz...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Aradan... Yok, dinlemedim, aradan sonra geldim.

Cansu Çiftçi: Tamam, ben size bilginiz olsun diye söyleyeyim. Kendisine soru üzerine her ne kadar sizinle...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Bir bilgim var ama verdiği ifadeden. İfadeden bilgim var ama burada değildim, düzelteyim. Ama zaten yapmış olduğum savunmada da onun verdiği cevaplara yönelik bir iki cümle de söyledim.

Cansu Çiftçi: Tamam ama buna değinmediniz, onu sorayım. Benim şu an soracağım soruya değinmediniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Sorun, buyurun.

Cansu Çiftçi: Ben kendisine soru olarak şunu yönelttim, dedim ki; sizin ifadenize atıfla şunu söyledi: "Benim işte Muhittin Palazoğlu'yla işte önce 2009-2019 arasında bir görüşmemiz oldu, sonra husumetimiz vardı. Sonra 2024 Ocak ve Nisan ayına kadar benden faturalar istedi." Ben bunu soru olarak yönelttim ve kendisi de hatta bir kısım sahte faturalardan bahsetti ve "Dosyaya sundum bunları, sunacağız." demişti. Ben de hangi faturalardan bahsettiğini...

Hâkim: Mikrofonu yaklaştırabilir miyiz avukatlara, açalım mikrofonu.

Sanık Müdafii: Başkanım, kendisi ifadesinde, ben burada yanlış bir şey mi duydum anlamıyorum, 2019'dan sonra kendisiyle görüşmediğini söyledi. Sonra tutukluluk sürecinde yaşadığını anlattı. "Ben iftira atıldığını düşündüm, gittim acımdan, husumetimden dolayı bunları anlattım, sağda solda duyduklarımı anlattım" dedi. Sahte fatura konusunu AddStation veya Muhittin Palazoğlu'yla ilgilendirmedi ki. "Ben sahte olduğunu düşündüğüm faturaları sundum zaten savcılığa" dedi. Sunduğu faturalarda AddStation yok ki.

Cansu Çiftçi: Şimdi avukat hanım, yanlış hatırlıyorsanız da...

Hâkim: İtiraz olarak mı algılayayım bunu?

Cansu Çiftçi: Benim sorumu siz de burada duymuştunuz Sayın Başkan. Ben Ahmet Çiçek'e açık olarak şunu sordum: İfadenizde böyle söylemişsiniz...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Evet.

Cansu Çiftçi: ...ve soru olarak ben size bunu tekrar yöneltiyorum: Palazoğlu ile Ocak 2024 ve Nisan 2024'e kadar siz Muhittin Palazoğlu olarak...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Mehmet Muhittin Palazoğlu.

Cansu Çiftçi: Neyse...

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Palazoğlu dediğiniz zaman benim iki tane...

Cansu Çiftçi: Muhittin Palazoğlu dedi, hayır beyefendi Muhittin Palazoğlu dedi, ben size kısaltarak söylüyorum. Ocak 2024 ile Nisan 2024 arasında bir fatura ilişkimiz oldu dedi. Yani sizin buna dair bu beyanlarınız var mı, fatura talep ettiniz mi, etmediniz mi? Ve ben arkasından, varsa sunun dosyaya dedim, sundum dedi, sunacağım dedi, bir şeyler söyledi, karıştı. Size soruyorum: Fatura talep ettiniz mi, ettiyseniz bu faturalar neyle ilgiliydi, bu kadar basit.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Cevap vermek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Peki.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: E hayır... Cevabım hayır, daha fazla Başkanım, var mı?

Cansu Çiftçi: Cevabınız: Talep etmediniz.

Mehmet Muhittin Palazoğlu: Hayır.

Cansu Çiftçi: Hayır, peki.

SERDAL TAŞKIN AVUKATI AHMET TUĞRUL ÇELEBİ

Ahmet Tuğrul Çelebi: Muhittin Bey benim çok kısa tek bir sorum olacak size. Müvekkil Serdal Taşkın'ın sizden şahsına ya da başkası adına herhangi bir hususi bir talebi oldu mu?

Muhittin Palazoğlu: Olmadı.

Ahmet Tuğrul Çelebi: Teşekkür ederim.

MEHMET MUHİTTİN PALAZOĞLU AVUKATI EBRAR ARSLAN SAVUNMASI

Müvekkilimin savunmasına katılıyoruz. Israrla adının zikredildiği, BYZAG konusundaki görsel ve bu zamana kadar beyanların … (Hakim ek savunma veriyor) Eylem 53 yönünden müvekkilime atfedilen suçun temeli Yakup Öner'in Üsküdar Çengelköy'deki bir taşınmaza ilişkin anlatımı ile müvekkilimin BYZAG isimli şirkete 600 bin TL rüşvet verdiği iddiasıdır. Müvekkilimin sadece BYZAG şirketi ile tutumu nedeniyle suçlanmaktadır. Yakup Öner'in anlattığı yapı ise Üsküdar'dadır. Müvekkilimin Tuzla'daki yapı ve iskan sürecinde yaşadıklarını anlattığını açıklamıştır. Kaldı ki müvekkil Tuzla'daki yapı ve iskan sürecini de yasal usullere uyarak Eylül 2025'te tamamlamıştır. Bu tarihte Murat Ongun zaten tutukludur.

Müvekkilimin BYZAG ile ilgili beyanları, savcılık tarafından rüşvet şeklinde nitelenerek, AddStation'ın yapmak zorunda bırakıldığı 600 bin TL tutarındaki ürün alımı, Üsküdar'daki yapıya sağlandığı iddia edilen menfaatin karşılığıymış gibi gösterilmektedir. Oysa bu iki olay arasında yer, taşınmaz, işlem ve taraf bakımından hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. Müvekkilimin BYZAG'tan aldığı ürünlerin Üsküdar'daki yapıya gittiğine, Yakup Öner'den veya bu yapının tamamlanmasına, göz yumulmasına ruhsat verildiğine dair hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle eylem 53 yönünden atfın hiçbir maddi temeli bulunmamaktadır.

Sayın Hakim, şimdi eylem 53 kapsamında rüşvet iddiasına konu edilen BYZAG meselesine gelmek istiyorum. Bu konuya ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Çünkü aylardır BYZAG her gündeme geldiğinde Mehmet Muhittin Palazoğlu'nun adı öne çıkarılmakta, çeşitli şirketler müvekkilime bağlanmaya çalışılmakta; bu tartışma sürekli müvekkilimin bildiği şirketler üzerinden yürütülürken BYZAG'a yapılan ödemelerin hangi koşullarında istendiği ve bu şirketlerin neden ödeme yapmak durumunda kaldıklarını söyledikleri geri planda bırakılmaktadır. Müvekkilimin savunması bu işlemin gerçekleşmediği değil; işlemin serbest iradeyle kurulmuş olan bir ticari ilişki veya rüşvet anlaşması olmadığıdır. AddStation şirketinin ihtiyacı bulunmadığı halde bir defada 200 adet tespih almasının sebebi de budur. Üstelik müvekkil imza yetkilisi bile değildir; bu ödemeye onay verme veya talimat vermeye ilişkin bir somut delil yoktur.

Burada cevap aramamız gereken soru ortada bir suç bulunup bulunmadığıdır. Ancak tartışma ısrarla fatura kesen altı şirketin müvekkilime bağlanmaya çalışılması üzerine kurulmaktadır. Müvekkilime yöneltilen tüm iddiaları aynı ölçütlerle karşı tarafa uyguladığımızda ise bazı soruların ve cevapların ortaya çıktığını gördük. Bu nedenle BYZAG'ı ayrıntılı olarak inceledik. Karşımızda üzerinde dikkatle durulması gereken bir tablo çıktı. Şimdi bu tablonun somut verilerini tek tek ortaya koyacağım. Görsel 1'i açabilir miyiz? Şimdi BYZAG firması 2020 tarihinde kurulmuş. Savunmalarda BYZAG firmasının platformlarda satış yapan, siparişlere yetişemeyen bir firma olarak anlatıldı. Fakat bakalım ne satışlar yapılmış: İyzico ödemelerinden, yani internet satışından 3 yılda toplam 1 milyon civarında; Trendyol'dan gelen ödemelerin yaklaşık 2 yıllık toplamı ise 102 bin TL civarında.

Sonrasında BYZAG'ın da bulunduğu, neredeyse aynı tarihlerde ve aynı saatlerde birden 12 tane reklam organizasyonu ile uğraşan firmaya faturalar kesiliyor. Bu firmaların ödediği toplam rakam ise 4.882.602 TL. Yani BYZAG gibi online platformlarda büyük satışlar yaptığı iddia edilen firmanın kuruluşundan itibaren 2025'e kadar yaptığı toplam satışın yaklaşık 4 katını bu firmalar iki farklı tarihte ödüyor. Ödenebilir, bunda bir sıkıntı yok. Ancak sıkıntı şurada: Zeynep Ongun savcılıkta tutarsız kesilen faturalar çıkıyor. Cevabı şu: "Ben şahısların hiçbirini tanımıyorum. Emrah Bağdatlı ile olan ilişkilerini bilmem. Onun bir yönlendirmesi olup olmadığını bilmiyorum. Ben bu şirketlere fatura kestim ve mal gönderdim. Aldığım siparişleri ofisime gelen bir şahıs teslim aldı."

Yine Zeynep Ongun'un mahkemedeki savunması ise şu beyanlarda bulunuyor: "Sipariş ettikleri ürünleri kaç adetse o kadar hazırladım... Faturalarını düzenleyip ürünleri Emrah Bağdatlı'ya teslim ettim. Emrah siparişleri sahiplerine ulaştırdı; ulaştırdı ki onlardan da resmi olarak banka yoluyla ödeme geldi, ben de faturamı kestim."  Bu iki savunma arasında çelişkiler var. Zeynep Ongun, savcılıkta "Siparişleri almaya gelen bir şahıs teslim aldı" diyor; mahkemede "Emrah Bağdatlı'ya teslim ettim" diyor. "Banka yoluyla ödeme geldi, ben de faturamı kestim" diyor; ancak dosyadaki incelemelerden anlıyoruz ki önce faturalar kesilmiş, aylar sonra ödemeler gelmiş. Tabii burada siparişlerin kime verildiği belirsiz. Asıl sorulması gereken soru şu: Ödemelere karşı sipariş edilen ürün teslim alınmadığını iddia eden birçok firma var. Ancak dosyaya faturalar sunuluyor, ürün görselleri sunuluyor, ödemeler sunuluyor; ama bu ürünlerin teslim edildiğine dair ne bir sevk irsaliyesi, ne bir teslim tutanağı, ne de bir somut delil yok. Ayrıca ürünlerin Emrah Bağdatlı'ya teslim edildiğine dair de bir delil yok. Yani Zeynep Ongun, tanımadığı firmalara 3 yılda yaptığı satışın yaklaşık 4 katı satış yapıyor; ancak bir tane bile bu ürünlerin teslim edildiğine dair delil yok.

BYZAG konusunda bir diğer iddia, 6 tane firmanın müvekkil şirketine ait olduğuna delil olarak gösterdikleri 6 firmanın aynı tarihte ödeme yapmasıdır. Ben bu iddiayı çürütürken değerlendirmemi şöyle yapacağım: BYZAG tarafından tanımadıkları 6 firmaya aynı tarih ve saatlerde fatura kesilmesi olağan bir ticaret de, bu firmaların aynı tarihte ödeme yapmasının sebebi Muhittin Palazoğlu'na ait olmaları mı? AddStation zaten tek seferde 600 bin TL'lik ödeme yapmış ve ürünleri teslim almıştır. Neden farklı firmalar üzerinden bu tek firmanın yaptığı satış kadar 6 farklı fatura üzerinden ödeme yapılsın?  Şimdi farklı firmaların aynı tarihte ödeme yapması aynı kişiye ait olduğuna işaret ediyor. Neden BYZAG'a ödeme yapan sadece 6 firmaya baktınız? Diğer firmalara da bakalım, hangi tarihlerde fatura kesilmiş, hangi tarihlerde ödeme yapmışlar. Görsel 2'yi açabilir miyiz?

BYZAG tarafından ısrarla üzerinde durdukları 6 firma haricinde fatura kesilen diğer firmalara hangi tarihlerde fatura kesilmiş bakalım: Aktif Spor, Ecem Yapı, Peripol, Kültür Lojistik, Salt Medya firmalarına 30.11.2023 tarihinde 5 dakika aralıklarla; 30.12.2023 tarihinde de yine 2-3 dakika aralıklarla ve peş peşe faturalar kesilmiş. Ayrıca 31.12.2023 tarihinde kesilen 5 faturanın üçünün tutarı da aynı: 468.000 TL; diğer ikisi de 702.000 TL. Bu da mı normal? Hikmetse farklı şirketler hep aynı tarihte, hep aynı tutarda ürün alıyor. Bakalım bu firmalar hangi tarihlerde ödeme yapmış. Görsel 3'ü açabilir miyiz?  Görüyorsunuz, aynı tarihte, yarım saat içinde Aktif Spor'dan 50.000 TL, Ecem Yapı'dan 50.000 TL, Ahmet İnşaat Limited'den 50.000 TL, Peripol'den 60.000 TL ödeme geliyor. Bu firmalara az önce gösterdiğim görselde gördüğünüz gibi gelen tutarlardan farklı olarak 468.000 ve 702.000 TL'lik faturalar kesilmişti. Bunlar aynı tarih ve aynı saatte kısmi ödeme yaptılar. Bu da mı tesadüf? 6 firma aynı saatte, üstelik farklı miktarlarda ödeme yaptı diye müvekkilime ait olunmuştu. E peki bu firmalarda da mı tek bir sahibi var?

Sayın Hakim, Murat Ongun ve müdafii bu 6 şirketin müvekkilime ait olduğu sonucunu şirket kaşelerinin müvekkilimin ofisinin bulunduğu plazada ele geçirilmesine dayandırmaktadır. Oysa kaşeler dışında bu şirketlere ait tek bir evrak, sözleşme, ticari defter, e-imza veya dijital veri bulunmamıştır. Burada özellikle Rahşan Hanım sorular sorarken, “Kaşeler Muhittin'in ofisinde bulundu" diye beyanda bulunuyor. Burada bir algı yapılmaya çalışılıyor. Son tutanakta Bulgurlu Caddesi No: 41'de arama yapıldığı yazıyor. İlk tutanakta müvekkile ait şirketlerin olduğu numaralar 4, 12, 13 numara diye ayrıca belirtiliyor. Yani arama tutanağında Muhittin Palazoğlu'nun ofisinde arama yapıldı diye bir beyan zaten yok. Dahası arama tutanağında hangi kaşenin tam olarak nerede bulunduğu da belli değil. Tutanakta yalnızca "3. ve 4. katta bulunan kaşeler" denilmiş. Tutanaklar eksik ve hatalı tutulmuştur. Bulgurlu Caddesi No: 41 tek bir ofis değil, 19 ayrı bağımsız bölümden oluşan bir plazadır.

Sayın Hakim, bir yerde kaşe bulunması tek başına şirket sahipliği sonucu doğurmaz. Farklı şirketlerin e-imzası, evraklarının başka ofislerde çıktığı sizde de bu şirketlerin ne hikmetse BYZAG ile bir dönemde aynı adreste faaliyet gösterdiği şirketlere bir bakalım diyorum. Gülfem Taşçı'nın ofis olarak kullandığı değerlendirilen... Keşke burada olsaydı da Murat Bey cevap verebilseydi... Gülfem Taşçı'nın ofis olarak kullandığı değerlendirilen adreste; OMR, Karpuz Danışmanlık, Pültech, Pülto Lojistik... İsimleri arama belgesine yazılmıştır. OMR bakımından yalnızca kaşe bulunmamış; OMR adına düzenlenmiş evraklar, bütçe çalışmaları, çizimler, başka şirket belgelerinin de aynı adreste ele geçirildiği belirtilmiştir. OMR'nin ticaret sicil kaydındaki adresi: Acıbadem Mahallesi Çeçen Sokak Akasya AVM Kent Etabı No: 25A İç Kapı No: 166'dır. Gülfem Taşçı'nın ofis olarak kullandığı belirtilen aramanın gerçekleştiği yer de aynı blok No: 25A İç Kapı No: 130. Yani aynı binadan söz etmiyoruz. Birlikte, doğrudan şirkete ait evrakların, bütçe çalışmalarının, çizimlerinin de Gülfem Taşçı'nın kullandığı belirtilen ofiste bulunduğunu gösteren resmi bir arama kaydı var.

Peki bu Karpuz şirketi kimin? Karpuz şirketinin kurucusu Emrah Bağdatlı. Karpuz'un adresi 18.02.2022 tarihindeki tescilde; Esentepe Mahallesi Kasap Sokak No: 4/C İç Kapı No: 23 Şişli olarak belirlenmiştir. Şirketin bu adresten ayrılması 01.08.2023 tarihinde tescil edilmiştir. Tam bir ay sonra 01.09.2023 tarihinde Bayrak'ın aynı adrese taşındığı tescil edilmiş. Şimdi Pülto'ya gelelim. BYZAG ile Pülto'nun da ortak adresi gözükmektedir: Huzur Mahallesi Ahmet Bayman Caddesi No: 20 İç Kapı No: 5 Sarıyer. Bayrak'ın bu adresteki kaydı 2020'den 2023'e kadar devam ediyor, 01.09.2023'e kadar. Pülto'nun aynı adrese ilişkin tescili ise 22.08.2023 tarihlidir. Yani adres bakımından da örtüşüyor. Aynı adreste aynı tarihte faaliyette bulunmuşlar.

Görsel 5'i açabilir miyiz? BYZAG, 17 Ağustos 2022'de Dalyan Mahallesi Çağlar Sokak No: 26 İç Kapı: 9 Bakırköy adresinde kurulmuş; Mayanet Turizm Organizasyon Ltd. Şti. de 21 Ekim 2022'de aynı adreste kurulmuştur. Bina ve iç kapı numarası dahil her şeyi aynıdır. Peki bu Mayanet Turizm şirketi 2022'de kurulup Medya AŞ'den en çok ihale alan ilk 10 firma arasındadır. Aldığı ihalelerin hepsi yüksek bedelli mobil iletişim aracı temini.  Şimdi bir diğer şirketimize gelelim, görsel 6'yı açabilir miyiz? CMR Medya Prodüksiyon... 07 Ocak 2022 tarihli sicil kaydı; Huzur Mahallesi Ahmet Bayman Caddesi No: 20 Kat: 3 Daire: 5 adresini göstermektedir. Aynı şirket 2022'de Kreatif Medya unvanını almıştır. Bayrak ise Ahmet Bayman Caddesi No: 20 İç Kapı: 5 adresine 8 Kasım 2022'de gelmiştir; yine aynı adres. Peki bu CMR Medya yani Kreatif Medya'nın 16... 18.04.2023 tarihinde hisse devri Güven Adalan'dan Mertcan Açık'a devrediliyor ve 2023-2024 yılları arasında bu şirket Medya AŞ'den 1 yılda 330 milyonluk ihaleler alıyor. Görsel 7'yi açabilir miyiz? Vergi borcu bakımından adresi de kayıt aynıdır. Kurucusu Özge Bağdatlı. 2023 tarihli faturalarındaki şirket adresi ise Kasap Sokak üzerinde yer almaktadır.

Yani ben bu görselleri niye gösterdim? Benim amacım bu şirketlere veya kişilere bir suç isnat etmesi değil. Farkındalık yaratmak amacıyla bir beyan edilerek müvekkilimin adı sürekli dillendiriliyor, soru adı altında yönlendirme ve yorum yapılarak şirket yetkilerinin ağzından Muhittin Palazoğlu adı alınmaya çalışılıyor; ben de aynı farkındalığı kendilerine yaratmak istedim. Ofisinin bulunduğu plazada kaşe bulundu diye 6 firma müvekkilime yükleniyorsa; başkalarının ofisinde evrakları, e-imzaları, kaşeleri bulunan firmalar BYZAG'la aynı adreste faaliyet göstermiş. BYZAG'la aynı adreste faaliyet gösterenlerden biri Medya AŞ'den 1 yılda 334 milyonluk iş almış, diğeri 2022'de kurulup Medya AŞ'den en çok ihale alan ilk 10 firmadan biri; yine BYZAG'ın fatura kestiği ama asla ürünleri teslim ettiğine dair delil sunamadığı Karpuz Danışmanlık'la aynı adreste faaliyet gösterdiği ortadadır.

Şimdi aynı çıkarımı kendileri için de yapacaklar mı çok merak ediyorum. Ben de soruyorum: Bu mallar Zeynep Ongun'a mı ait, Murat Ongun'a mı ait, yoksa kurban seçtikleri Emrah Bağdatlı'ya mı ait? Ortada isnat edilen bir suç var: Rüşvet. Ancak bu suça ilişkin çürütülmeyecek somut deliller getirmek yerine, 6 firma üzerinden müvekkilimin medyatikliği kullanılarak ısrarla algı oluşturulmaya çalışıldı. Şunu da anlayamıyorum: Bu 6 firmanın müvekkilime bağlandığı bir olasılıkta rüşvet suçunun bir vasfı mı değişiyor? Bu 6 firmaya bu ürünlerin tedarikine dair ne bir sevk irsaliyesi var, ne bir teslim tutanağı var, ne bir yazışma var. Savcılıkta ofise gelen tanımadığı bir kişiye teslim ettiğini söyleyen sanık; mahkeme huzurunda Emrah Bağdatlı'ya teslim ettiğini söylüyor, Emrah Bağdatlı'ya hangi tarihte, nerede, nasıl teslim edildi; buna ilişkin bir delil de sunulmuyor. Yani bu 6 firma el ele tutuşup savcılığa gidip size iftira attı diyelim; e diğer fatura kestiğiniz 7-8 firmaya neden bu malları teslim ettiğinizi ispatlayamıyorsunuz ki? Yani hani... Trendyol gibi platformlarda satış yapan bir firmanın giriş-çıkış kaydı, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı olmaz mı? Bu firmalara da mı yüce gönüllü Emrah Bağdatlı teslim etti bu malları?

Yani Muhittin Palazoğlu adı ne kadar çok zikredilirse, gerçekler o kadar gizlenir düşüncesiyle hareket ediliyor. Ancak maalesef belgeler de orada, takdiri size bırakıyorum. BYZAG'ın firmalara kestiği faturalarda ortada gerçek bir işin olmadığı açıktır. Fatura kesilen her firma etkinlik-organizasyon firmasıdır; kesilen her faturanın tarih ve saatleri ve ödeme yapılan tarih ve saatlere bakıldığında da bunların bir baskı ve yönlendirmeyle yapıldığı açıktır. Müvekkilim de şirketin uğradığı baskı ve tehdidi anlattı. Bu nedenle eylemin rüşvet kapsamında beraatine, aksi takdirde ise etkin pişmanlık kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep ederim. Diğer eylemler yönünden uzun uzun savunma yapmayacağım. Çünkü yargılandığı eylemlerin hiçbirinde, isnat olunan işlem ve sözleşmelerin düzenlendiği tarihte AddStation yetkilisi değildi. Ticaret sicil kayıtlarına bakalım, görsel 8'i açabilir miyiz?

Görüldüğü üzere ticaret sicil kayıtları da son derece açıktır. Müvekkil 2019 yılının sonunda şirketten ayrılmış; paylarını tamamıyla Ahmet Palazoğlu'na devretmiş, 5 Mart 2025 tarihli kararla yeniden yönetim kuruluna girmiş ve şirketi 21 Ağustos 2025 tarihinde devralmıştır. Müvekkilin açıkladığı üzere 2024 yılının başlarında aile içinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle işlerin ayrılması gündeme gelmiş, kurucusu olduğu AddStation'ı devralmak istemiştir. Devir şartları konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle bu işlem hemen gerçekleştirilememiştir ve resmi devir Ağustos 2025'e kadar uzamıştır. Bu geçiş sürecinde reklam işlerinin Deniz Dörtyol tarafından takip edilmesinde müvekkile danışılması, kendisini şirket yetkilisi ve Deniz'in yaptığı bütün işlemlerden sorumlu hale getirmez. Müvekkilin şirketi fiilen yönettiği iddiasının başlıca dayanağı da Ahmet Palazoğlu tarafından savcılığa sunulan devir sözleşmesinin 15. maddesidir. Ancak sözleşmenin düzenlenme amacı, tarihi ve diğer hükümleri bir arada bırakılmakta; yalnızca bu maddede geçen "fiili yönetim" ifadesi öne çıkarılarak sorumluluktan kaçılmaya çalışılmaktadır.

Görsel 9'u açabilir miyiz? Sözleşmenin 15. maddesinde Ahmet Palazoğlu'nun resmi şirket yetkilisi görünmesine rağmen şirketin fiili yönetim ve hükmünde olduğu belirtilmiş ve şirketin vergi ve diğer borçları bakımından tarafların kendi aralarındaki sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu hükmün hangi dönem için konulduğu ise sözleşmenin bütünü incelendiğinde açıkça anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 6. maddesinde müvekkilim 5 Mart 2025 tarihinde şirket yönetim kuruluna atanmıştır. Aynı tarihte taraflar şirket hisselerinin 15 Nisan 2025 tarihinde müvekkilime devredileceği konusunda anlaşarak sözleşmeyi imzalamışlardır. Ancak hisse devri 15 Nisan'da tamamlanamayacağı için 5 Mart ile 15 Nisan'daki geçiş döneminde Ahmet Palazoğlu resmi kayıtlarda şirket yetkilisi olarak görünmeye devam etmiştir. Sözleşmenin 15. maddesi de tam olarak bu aradaki dönemi düzenlemek amacıyla konulmuştur. Şirketin yönetimi müvekkile devredilmeye başlanmış olmasına rağmen resmi sorumluluğu devam eden Ahmet Palazoğlu, 5 Mart-15 Nisan tarihleri arasında doğabilecek vergi ve diğer borçlardan sorumlu olmak istememiş; kendi aralarındaki sorumluluk bakımından bu maddeyi düzenlemişlerdir. Dolayısıyla buradaki geçmiş yıllara ilişkin bir yönetim ikrarı değil, yalnızca 2025 yılındaki devir sürecine ilişkin özel bir sorumluluk düzenlemesi bulunmaktadır.

Burada da özellikle sözleşmenin tarihine dikkat çekmek istiyorum. Belgenin üzerinde imza tarihi 15 Nisan 2025 olarak yazılmıştır. Ancak Ahmet Palazoğlu bu sözleşmeyi henüz 15 Nisan tarihi gelmeden 22 Mart 2025 tarihli savcılık ifadesi sırasında dosyaya sunmuştur. Yani henüz düzenlenmemiş ve imzalanmamış bir sözleşmenin 22 Mart'ta savcılığa sunulması mümkün değildir. Bunun açıklaması da şudur: Sözleşme müvekkilimin yönetim kuruluna atandığı 5 Mart tarihinde taraflarca imzalanmış; şirketlerin taahhüt tarihi olan 15 Nisan 2025 tarihi belgeye ileri bir tarih olarak yazılmıştır. Nitekim sözleşmenin 22 Mart'ta dosyaya sunulabilmiş olması belgenin o tarihte zaten mevcut ve imzalı olduğunu göstermektedir.

Sözleşmenin 15. Maddesinde müvekkilin yürütmüş olduğu devir sürecini anlatmaktadır. Kaldı ki ticaret sicil kayıtları da açıktır. Madem müvekkilim bütün bu boyunca şirketi bilgi kısıtlama yönetiyordu, neden kendisine imza yetkisi verilmemiştir? Neden hem vekaletname dahi düzenlenmemiştir? Neden ihale dosyalarındaki şirket kararlarında, banka talimatlarında veya yazışmalarda verdiği tek bir somut talimat gösterilememektedir? En önemlisi de Ahmet Bozoğlu madem bu şirketi yönetmiyordu, neden aynı yıl içindeki sermaye artırımını gerçekleştirip paylarının tamamını kendi adına taahhüt etmektedir?

Görüldüğü üzere, 2004 tarihli karar şirket sermayesi arttırılmış payların tamamı Ahmet Bozoğlu tarafından taahhüt edilmiş, ondan sonra 2004 tarihli ikinci kararla sermaye tekrar arttırılmış, bu kez de payların tamamı Ahmet Bozoğlu tarafından taahhüt edilmiştir. Yani şirkette gerçek bir yönetilmişliği bulunmadığını ileri süren bir kişi iki buçuk ay gibi bir süre içerisinde iki kez sermaye artırımını gerçekleştirip paylarının tamamını kendi adına taahhüt etmiştir. Ahmet Palazoğlu’nun avukatı Ziya Fırat Gültekin tarafından 28 Nisan 2005 tarihinde adına sunulan dilekçede, “açık şirketin tek pay sahibi Ahmet Palazoğlu”dur denildi. Bununla da yetinilmemiş, şirketin kurumsal malı yönetim ilkelerine uygun biçimde yönetilmediği, bütün ticari defterler ve kayıtların şeffaf ve hesap verilebilir şekilde tutulduğu, tekliflerin sözleşmeler faturaların teslim süreçlerinin ve banka hareketlerinin kayıt kaydı devir olduğu sayfalar bildirilmiştir.

Bir tarafta şirket adına tebligat adresleri talep ediyorken Ahmet Bozoğlu'nun ve şirketin yönetimine şeffaf kayıtlara dayanılmakta, diğer tarafta bugün ben şirketi yönetmiyordum yalnızca resmiyette görünüyorum denilmektedir. Madem şirket değil gerçek yönetim ve sorumluluğu bulunmuyordu, nedense şirket adına sunulan bu dilekçede Muhittin Palazoğlu'nun fiili yönetici olduğu dair tek bir kelime dahi edilmemiştir. Elbette bu dilekçe tek başına şirketin günlük yönetimdekisi olarak saklanamaz. Ancak Ahmet Palazoğlu’nun sonradan geliştirdiği, ben yalnızca görünürde pay sahibi savunmasıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır. Ahmet Palazoğlu’nun tarafından müvekkilinin yönetimi istifasına sunulduğundan çok az kaldı. Evet. Bundan eski bir kayıt ticaret sicil kayıtlarına rağmen şirketi fiilen yönettiği delili olarak dosyaya sunulmuştur. Madem nüklim kaydıyla şirket yönetiliyor, görünmesi üzere de görüldüğü gibi Ahmet Bozoğlu hala hesap es seçin şirketinin yöneticisi olarak görünmektedir. Yani ticaret sicilinde 2004'ten bu yana ki yumuşak kadar bir yetkili var. Bu kişi 6 yıl boyunca şirketi hassasiyetle yönettiğini iddia ettiği kişiye yetki vermiyor, hiçbir sorumluluk vermiyor, hakkında bir soruşturma açıldığında sadece dayetlinin hesabını sunuyor, sözcüsünü sunuyor, farkı farkı beyanlarda bulunuyor.

Toparlıyorum. İddia edilen müvekkilin her birine ortaklık veya yöneticilik babında unvanıma bazı şirketlerde müvekkile aitmiş konunun tarafından yürüyormuş gibi kabul edilmiş, buna dayanarak da bazı kişilerin duyduğum öldüğünü söyleyen beyanları gösterilmiş, bu şirketlerin işlemleri üzerinden de müvekkilin ceza cezalandırılması talep edilmiştir. Bu iddialardan hiçbirini kabul etmiyoruz. Müvekkilin bu şirketle ilişkilendirmesine dayanak olarak gösterilen beyanlardan şunlardır: Meral Açıkır, beyanda bulunmuştur ve Meral Açıkır ifadesinde anlattıklarını Ahmet Çiçek duyduğunu beklemektedir. Ahmet Çiçek ise diğer şirketleri müvekkilini ilişkilendirmeye çalışırken olaya göre düşünüyorum demektedir. Kaldı ki Ahmet Çiçek'in beyanları da ortadadır. İlk ifadesinde 2009'dan sonra hiç görüşmediğini, ikinci ifadesinde 2024'te görüştüğünü, ilk ifadesinde bu olduğunu beyan etmektedir. Bugün de gelip neredeyse tekrar olduğu için böyle bir beyanında bulunduğunu anlatmıştır.

Bir diğer beyan olan Deniz Dörtyol'un anlatımı da genişletilerek müvekkil aleyhine yorumlanmaktadır. Deniz, kahvehanelerin müvekkiline ait olduğunu müvekkil tarafından yönetildiğini söylememektedir. Salih Türk ifadesinde açıkça 2023 yılı bakımından es sesli bütün yetkinin Ahmet Palazoğlu’nda olduğunu, hayali ihaleye girildiğini ve ne yaptığını tam olarak bilmediğini açıkça demiş, kahvehanede ihale girildiğini duyduğunu diyerek anlatmaktadır. Yani duyduğu dediği olay 2023 yılına aittir. Ahmet Palazoğlu’nun yetkili olduğunu beyan etmiştir. Müvekkilin herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır. Cezai sorumluluğu şahsidir. Müvekkil 2000 yılında şirketi devir almış olması yetkisinin, imzasının bulunmadığı, önceki yıllardaki bütün işlemleri geriye dönük olarak ona yüklemez. Şirketi doğrudan yöneten kişilerin beyanlarını sili bırakarak üçüncü kişilerin duyduğu ve düşünüyorum şeklindeki sözleriyle şirketlerin müvekkilini ait olduğu sonucuna varılamaz. Somut imza, vekaletname, vefat aktarımı bulunmadığından müvekkilin kendisinin iznet edilen diğer eylemlerin tamamının ayrı ayrı beratına karar verilmesini talep ediyorum.

ÜMİT POLAT EK İDDİANAME SAVUNMASI – 12.10.2026

Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti; ben Ağaç AŞ bünyesinde 31.12.2024 tarihine kadar Satınalma Müdürü olarak görev yaptım. 31.12.2024 tarihinde ise Ali Sukas tarafından sürdürülebilirlik müdürlüğüne alınarak, satın alma departmanında hiçbir yetkim ve görevim kalmadı. Dosya kapsamında geçen hafta dinlenen Murat Cırık, Ali Sukas'ın kendisini siyasi görüş ayrılığı sebebiyle görevden aldığını beyan etmiştir. Benim de görevden alınmam, Ali Bey ile aynı fikirde ve ortak iradede olmamamdan kaynaklanmaktadır. Görevden alınmamın sıradan bir rotasyon olmadığı, mevcut yönetimle ortak hareket etmediğim ve sisteme karşı koyduğum için görevden alındığım hususunun dikkate alınmasını ve bu hususların lehime değerlendirilmesini talep ediyorum.

Sayın heyet, ana iddianamede, ek iddianamede ve aleyhimde beyanda bulunan bazı sanıklar tarafından tarafıma yöneltilen isnatları da suçun faili olmam, görev tanımım ve şirketteki yetkilerim sebebiyle zaten mümkün değildir. Bu husus dosya kapsamındaki yazılı görev tanımım, şirket içi prosedürler, yazışmalar ve denetim kayıtları incelendiğinde yetki sınırlarımın açıkça görülecektir. Satınalma müdürlüğü görevinin hangi işlemleri kapsadığı ve hangi yetkileri kesinlikle içermediği bu belgelerde sabittir. Genel Müdürün sorumluluğunda ve yetkisinde olan işler için tarafıma suç isnat edilmiştir. Ek iddianame kapsamındaki yönetilen isnatları kesinlikle kabul etmiyorum. Ben hiç kimseden rüşvet almadım, rüşvet aracılığı etmedim, ihaleye fesat karıştırmadım, rekabeti önlemedim, gizli belgeleri kimseye iletmedim, kimseye göstermedim, kamu zararına yol açmadım. Şimdi müsaadenizle tüm bildiklerimi samimi bir şekilde huzurunuzda anlatmak istiyorum.

Soruşturmanın başından beri gerek kendi isteğimle giderek verdiğim, gerekse tutukluluğum esnasında verdiğim ifadelerimde hiçbir şeyi değiştirmedim. Tedarikçi alımında gerçekleşen değişiklikler, tedarikçi alımının reel olmadığı, tekliflerdeki fahiş yüksekliği ve üst yönetim kaynaklı olduğunu düşündüğüm tüm haksız uygulamaları açıkça anlattım. Engellemeye çalıştığım durumlarda ise ihaleyi göze almadım. Bazen de ek teklifler alarak teklif veren firmaların kârlılığını azalttım, kamu zararını engellemeye çalıştım. Anlattıklarım soyut bir suçlama değil, görev sınırlarım, işleyiş içindeki fiili konumum ve bizzat şahit olduğum maddi olaylara dayanan çıplak gerçeklerdir. Şu anki, etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ikinci ifademde hizmet alımına yönelik işlerin Genel Müdür yönetiminde parçalandığını, firmaları kendisinin belirlediğini belirtmiştim. Genel Müdür yapılacak işe yönelik yüzde 8 kırım dedikten sonra reelde yüzde 15 ile yapıp yüzde 7 ile kendi istemektedir. Kırım oranını kendisi belirledikten sonra bize bildirmektedir. Davet edilecek firmaları da bize kendisi söylemektedir. Tüm bu hususları savcılıkta anlatmıştım. Beyanlarımı tekrar ediyorum.

Hizmet alımına yönelik işleyişi anlatacak olursam; hizmet alımıyla ilgili işler Uygulama Müdürlüğü'nün işidir. İki Uygulama Müdürlüğü vardır. Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüğü ve Avrupa Yakası Uygulama Müdürlüğü. Bu iki müdürlük, Park Bahçeler tarafından yapılan ana ihaledeki dosyalardaki işleri bölüp parçalara ayırmaktadırlar. Birim fiyat ve metraj alanlarında olduğu için işi bölgelere ayırıp birim fiyatlara göre bölgelerin metrajlarını Genel Müdür yönetimine kalacak şekilde onlara ayarlamaktadır. Sonra her bölgeye bir isim verilir. Örneğin Anadolu Yakası 1. Bölge Tırpanlık Otu Biçilmesi işi diye isimlendirilip satın alma talebi açarlar. Satınalma talebinin açılma süreci bu şekildedir. Bu hizmetin alımı için yaklaşık maliyeti Anadolu Yakası'nda Selim Marangoz ve ekibi, Avrupa Yakası'nda ise, şu an emekli oldu ancak, Barış Şişman ve ekibi oluştururdu. Biz fiyatları zaten onlardan alırız. Biz Avrupa ve Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüğü'nden gelen fiyatları ile dosyayı hazırlarız. Direkt Genel Müdür onayına sunulur. Dosya bu aşamadan sonra ihale şefliği birimi tarafından Fatih Temur ve ekibi tarafından oluşturulmaya başlanır.

Ana ihale dosyasından gelen birim fiyat aynı zamanda yaklaşık maliyet fiyatı olduğu için herkes tarafından zaten bu husus bilinmektedir. Dosya bize gelince ihale şefi de ben de öğreniriz. Talep açıldıktan sonraki aşama işi alacak firmanın yüzde kaç kırım yapacağının pazarlığı aşamasıdır. Aynı zamanda Genel Müdür'ün devreye girdiği aşamadır. Genel Müdür ya kendi istediği ya da ona denilen firmalar ile bu aşamada görüşür. Genelde bu süreç uzar. Sahada iş yapılması gerekli olsa bile, müteahhit belli olmadığından, yani Genel Müdür bize bildirmediğinden ihale yapamayız. Çoğu zaman biz, birilerinden onay beklediğini düşünmüşüzdür. Böyle algılamamızın sebebi işi bekletmesi yüzündendir. Süreç gecikiyor, kimleri davet edeceğiz diye sorduğumuzda, bekleyin, akşam söyleyeceğim ya da yarın netleşecek der. Sonra kırım oranı belirlenir. Kırım oranında, Genel Müdür firma ile anlaştıktan sonra bana ya da şefime kırım oranını söyler.

Zaten Genel Müdür bize bunu söylediğinde işi alacak firmayla kendisi görüşmüş, görüştüğünden o firma işi kendisine kalacağını da kırım oranını da biliyordur. Biz bu aşamadan sonra firmaları davet ederiz. İhale kayıt numarası, ihale tarihi ve saatini bildiririz. Tekliflerin gelmesini bekleriz. Bu fiyat teklifi ve firma varsa evraklar ihalenin şekline göre ya kapalı zarf ile ya da ıslak imzalı olarak elden ya da teklif formunun gönderildiği mailden teslim alınır. Benim müdürlüğüm zamanında ihale şefliğimde bir şef, dört personel vardı. Gelen talebi ben ihale şefime yönlendiririm, o da iş yoğunluğuna göre dört personelden birine dosyayı oluşturması ve evrakları toplaması için görevlendirme yapar. Teklif kapalı zarf istendiyse, ihale saatinden önce ilgili personele teslim edilir. İhale saatinde ihale komisyonu tarafından açılır. İhale saatinde ihale heyetiyle açılan evrakın işlem bittikten sonra teklif verenlerin ve firma ismini çizelgeye dökülüp, genel müdüre sunulur. Ben bu ihalelerin hiçbirinde komisyonlarda görev alamam. Kanuni olarak da görev alamam. Bu görev talebi açan birim müdürü tarafından gerçekleştirilir. Her şeyi belirledikten sonra sürece biz zorunlu olarak pozisyon itibarımızla girmiş oluruz. Öncesinde bizim firmaya ayarlama firmayla da görüşme durumumuz yoktur.

2020, 2021, 2022, 2023 yıllarında yapılan tüm ihalelere ilişkin bu sürecin böyle olduğunu, İhale Şefimiz Fatih Temur, Fatih Yağcı gayet iyi bilmektedir. Mahkeme huzurunda doğruyu söylememektedirler. Zaten bu süreç İhale Şefi tarafından yürütülen bir süreçtir. Ayrıca 2024 yılında hatta Ali Sukas'la aramız çok daha açılınca benimle alakalı süreçleri bile İhale Şefi'nin Fatih Temur'la konuşmuş olup, firmayı ve kırım oranına dair İhale Şefi bana söylemiştir. Özetleyecek olursam Tuğrul’un, Tuğrul Doğu Işık’ın hizmet alımına ilişkin mahkeme huzurunda beyanı yalandır. Anlattıklarım dikkate alınırsa kendisi rakamı zaten süreç daha başlamadan genel müdürden dolayı bilmektedir. Önceden patronu genel müdürle pazarlık yapmıştır, genel müdürle anlaşma sağlanmıştır. Kendisi aynı zamanda ihalenin kendisine kalacağını bildiği için dedim ihaleye bir saat kala onu çağırmam, aramam bu sürecin işleyişine aykırıdır. Kendi fiyatını ve ihalenin onda kalacağını bildiği için kendisi dışındaki diğer firmalara danışıklı olarak yüksek rakam yazdırmıştır. Anlattığım gibi benim ona söylediğim bir fiyat ya da belirlediğim bir fiyat olması mümkün olamaz. Hepsini kendileri hazırlamaktadırlar. Genel müdürden bize geldiğinde kendileri zaten fiyat bilmektedirler çünkü beraber hazırlanmıştır.

Ayrıca sahalarda çalışan firmaları ben ve şefler bilmez. Uygulama müdürü ve şefleri daha önceden çalıştıkları ve tanıdıkları firma ve onların taşeronlarını bilirler ve bunları önerirler. Firma sıkıntısı varsa onlar da genel müdürle görüşürler, benimle zaten görüşmezler. Kaldı ki benim de görüşmelerimin zaten bir mantığı yoktur. Ali Bey görevdeyken tüm birimlere müdahale etmiş, mesela 3g kapsamında ağaç ve diğer alımlarda torf alımındayken gene mesela Menkusa çalışılacak denmiştir. Menkusa elektriği yaptırıp sonra talep açtırıp alımını sağlamıştır. Ayrıca Muhammed Gürlerin elektriği çalışsa da Menkusa'ya fatura kesildiğini beyan etmiştim. Herkes bana yalancı, iftiracı dedi ama bu dosya kapsamında beyanları alınmış Muhammed Gürler ve çalışanı Ümit, doğru söylüyor. Benim elektriklerim çalışsa da Menkusa'ya fatura kesildi diyerek aynı benim dediğimi doğrulamıştır. Ben tüm bilgileri doğru şekilde anlattım başından.

Ayrıca Tamer Gümüş ile ilgili lale soğanlarında da aynı şey gerçekleşti. Soğanları Tamer Gümüş Hollanda'dan erkenden ayırıp alım zamanı geldiğinde başka bir tedarikçinin bulması zor olduğundan yüksek fiyattan almaya zorlar. Yine birinci sınıf araçlarını yine getirtip sahaya gelen üç sınıf araçlarını iki misli fiyattan keremlerinin uzunluğu vasıtasıyla kabul ettirir. Bu hususlar benim çalışma hayatım boyunca genel müdürün zorlamasıyla meydana gelmiş usulsüzlüklerdir. Yargılama konusu yapılan usulsüzlükleri iş hayatımda dile getirdiğim ve karşı çıkığım için görev hayatımda ciddi sorunlar yaşadım. Gizli tanığın ve Ertan Yıldız'ın beyanlarını bilmek istiyor ve görmek istesin, emniyet birimleri tarafından hakkımda herhangi bir işlem başlatılmadığı bir dönemde tamamen kendi irademle suç işlediğimi kabul etmemekle birlikte etkin pişmanlık hükümlerinden de yararlanma talebimi de ortaya koyarak anlattıklarım için yargılama sürecinde de sorun yaşadığım tarafımdan yapılan iftira iddiaları ortadadır.

Sayın Başkanım, bugün ekte iddia kapsamında yargılanan bazı kişilerin isimlerini daha kendileri hakkında işlem yapılmadan önce savcılık makamına bildiren kişi benim. Benim beyanlarım dikkate alınarak bu kişiler hakkında soruşturma işlemleri yürütülmüş ve bazıları gözaltına alınmış, doğal olarak bu kişilerin bana karşı husumet besleyeceklerini, hakkımda olumsuz beyanda bulunabileceklerini daha en başından biliyordum. Buna rağmen susmadım çünkü benim gizleyecek bir şeyim yoktur. Herhangi bir rüşvet ilişkisine dahil olmadığım gibi bu kişilerle Ali Sukas ile birlikte gerçekleştirdiğimi düşündüğüm usulsüzlüklerin de tarafı değilim. Benim bu uygulamaları tek başıma engelleme yetkim bulunmadığı gibi itiraz ettiğim bu hususlarda imza ve onay vermekten kaçındım. Bugün bazı kişilerin benim aleyhimde beyanda bulunması beyanında bulunmasını daha önce haklarında verdiğim bilgiler nedeniyle bana karşı olan husumetlerinden bağımsız değerlendiremiyorum. Elbette kimin ne söylediğini ve beyanda beyanların ne derece gerçekleri yansıttığını takdir edecek olan Sayın Mahkemenizdir. Ancak özellikle belirtmek istiyorum ki benim aleyhimde beyanda bulunan bazı kişilerin isimleri henüz kendileri hakkında işlem yapılmadan önce benim savcılık ifadelerinde yer almaktadır. Bu kronolojinin hakkımdaki iddiaları değerlendirirken göz önünde bulundurulmasını istiyorum.

Sayın Başkanım, sayın heyet mal alımına ilişkin ağaç açtığı tarafından yapılan dosyalar dışında soruşturma aşamasında beyanlarda bulunmuştum. Bu alımlara yönelik bildiklerimi tekrar anlatmak istiyorum. Suç var mıdır yoktur takdir sizindir ancak ben her şeyi eksiksiz anlatmak istiyorum. Şöyle ki onaylı tedarikçi havuzunda ciddi sorunlar vardır. Alımlar bu onaylı tedarikçi listesinden yapıldığı için tedarikçi listesinin oluşturulma şekli ve davet edilecek firmaların belirlenmesi hususu tamamen genel müdürün kimdenle ne menfaat anlaşması yaptığına dayanmaktadır. İş bu düşüncem 2024 yılındaki listeyle karşıma gelip konuşmasıyla da netleşmiş oldu. Mal alımları dosyasında firmalar yaptıkları sözleşme üzerinden yüzde on rakamı 2024 yılından itibaren almaya başladığını zaten ana iddiam kapsamında anlatmıştım. 2024 yılı öncesinde ise ben değil (...). Ben paraların isteme şeklini ve görgülerimi zaten anlattım. Tedarikçi bu paraları verme sebeplerini alacaklarımız alamadığımız için dediğiyse de bu husus da doğru değildir. Bunu da beyan ediyorum.

Ali Sukas'ın göreve gelmesinden sonra tedarikçi havuzuna kendisine yakın olduğunu düşündüğüm yeni firmalar dahil edilmeye başlanmıştır. Bu hususu 2019 yılı sonlarında zaten hemen fark ettim. Tamer Gümüş gibi bazı kişiler yakınları adına firmalar açarak dikkat çekmemesi birden fazla firma üzerinden ağaç A.Ş'den ihale almıştır. Ali Sukas'ın yakın ilişkileri içerisinde bulunan firmaların tedarikçi havuzuna alındığını ve alımların bu firmalar üzerinden gerçekleştirildiğini soruşturma aşamasında anlattım. Bu hususu tekrar ediyorum. İhalelere katılacak firmaların belirlenmesinde Ali Sukas'ın etkili olduğunu, tekliflerin kendisi tarafından belirlendiğini, firma sahipleriyle önceden görüşmelerin yapıldığını ve hangi firmaların çalışacağına ilişkin süreçleri yönlendirdiğini ifade ettim. Zaten yukarıda bahsettiğim hususlara yönelik sürekli sıkıntı çıkardığım için de görevden alındım. Benim görev ve yetki alanım ile Ali Sukas'ın fiilen yönlendirdiği süreçler birbirinden farklıydı. Üstelik bu işlemlere itiraz ettiğim zamanlarda da bunu yalnızca sözlü olarak dile getirmekle kalmadım; bazı alımları onaylamaktan imtina ettiğim, kabul etmediğim alım... kabul etmediğim aldırma senaryoları ile de bellidir. Ben kamu zararına yol açacağını düşündüğüm, sorun gördüğüm ihale dosyalarına imza atmadım. İtiraz ettiğim hususları onaylamadım.

Sayın Başkanım, burada bir tarihsel süreci de açıklamak istiyorum. Ben 2023 yılının Temmuz-Ağustos aylarına kadar Muammer Ali Özdil ile çalışma ilişkisi içerisindeydim. Genel müdür yardımcısı varken zaten genel müdürün... Genel müdürle irtibatta olmam hayatın olağan akışına aykırıdır. Ben kendisine bağlı olarak görev yapıyordum. Ancak 2023 yılının sonlarına doğru Muammer Ali Özdil görevden alınınca ben Ali Sukas ile ciddi sorunlar yaşamaya başladım. Muammer Ali Özdil görevden ayrılmasından sonra bazı olaylar ve bu olaylar arasındaki bağlantıları daha açık biçimde değerlendirme imkânım oldu. İkisi baba-oğul, ağabey-kardeş gibiydi. Zaten tüm işlemler kendileri tarafından halledildiği için benim Ali Sukas ile bu konuları konuşmam ve görüşmem mümkün değildi. Muammer Ali Özdil işten ayrılana kadar bu süreci genel müdürle birlikte yürüten kişiler... Ben o olayların yaşandığı dönemde bunların bir örgüt faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiğini düşünmedim. Olayları Ali Sukas'ın kendi yetkilerini kullanarak gerçekleştirdiğini düşündüğüm birtakım usulsüzlükler olarak değerlendirdim. Bu kadar geniş kapsamlı bir yapının bulunabileceğini o dönemde öngöremedim. Bu nedenle de ilk fark ettiğim anda savcılık makamına başvurmadım. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum; çünkü benim olayları ne zaman öğrendiğim, hangi hususlara bizzat tanık olduğum ve hangi hususları sonradan fark ettiğim birbirinden farklıdır.

Benim Ali Sukas'ın uygulamalarından rahatsız olduğumu ve bu nedenle ciddi sorunlar yaşadığımı bilen kişiler de bulunmaktadır. Bunlardan biri Fatih Temur'dur. Fatih Temur, yaşadığım sorunları ve bu sorunlar karşısında çözüm arayışımı yakından bilen, bana bu süreçte yardımcı olan kişilerden biridir. Dolayısıyla benim yaşadığım sıkıntılardan haberdar olmadığını söylemesi yaşananlara, yaşananlarla bağdaşmamaktadır.  Bir diğer kişi Murat Dağdeviren'dir. Murat Dağdeviren de Ali Sukas ile yaşadığım sorunları bilen kişidir. Hatta kendisiyle birlikte Ali Sukas'ı şikâyet etmek amacıyla Beylikdüzü olarak biliyordum ama orası Firuzköy... Firuzköy'müş, kayınpederini şikâyet etmek için gittik. Baz kayıtlarımız istense zaten bu husus ortaya çıkacaktır. Bugün bu husus inkâr edilse dahi birlikte yaşadığımız bu olayın gerçekliği değişmeyecektir. Ben bu insanlarla birlikte yaşarken, yaşanan usulsüzlüklere karşı çözüm ararken, bugün aynı usulsüzlüklerin failiymişim gibi gösterilmeyi kabul edemiyorum. En büyük pişmanlığım ise şikâyet makamını yanlış seçmemdir. Ben hep sesimi çıkarmaya çalıştığımda tehdit edildim, emekli edilmeye zorlandım, mobbinge maruz kaldım, görev yeri... Görev görevde geri pozisyona alınmakla akabinde de işten çıkarıldım.

Sayın Başkanım, ben görev yaptığım dönemde bu olaylar nedeniyle o kadar bunaldım ki; geçtiğimiz duruşmada avukatım Muammer Ali Özdil’e bu hususta soru yönelttiğinde kendisi de benim emekli olmayı düşündüğümü ve "Biz de kendisine yardım için konuştuk." diye ifade etti. Ben yıllarca aynı kurumda 25 yıl çalışmış, mesleğine emek vermiş bir insanım. Henüz çalışma hayatımı sonlandırmayı düşünmemi gerektirecek bir durumda değilken yaşadığım sorunlar nedeniyle emekli olmaya bile zorlandım.  Ben iddia edildiği gibi bu usulsüzlüklerin içerisinde yer alan, bunlardan menfaat sağlayan bir kişi olsaydım neden bütün bunlara itiraz edeyim? Neden çalışma arkadaşlarımla birlikte şikâyet yollarını arayayım? Neden kabul etmediğim işlemlere imza atmaktan kaçınayım? Neden görev ve birim değişikliğini göze alayım? Ve neden henüz hakkımda herhangi bir soruşturma yokken kendi irademle savcılığa giderek bütün bildiklerimi anlatayım? Benim davranışlarım suçtan menfaat sağlayan bir insan davranışı değildir; tam tersine karşılaştığı yanlışlıklarla mücadele etmeye çalışan ancak bu süreçte ciddi baskı ve sorunlar yaşayan bir insan davranışıdır.

Sayın Başkanım, sayın heyet; Ağaç AŞ ile ilgili iş yapan kişilerden para alınması konusunda da açıklama yapmak istiyorum. Benim bildiğim tedarikçilerin Ali Sukas ile randevularını beklerken bizzat benim odama gelip bana anlattıklarına ve çanta ya da poşetle gelip Ali Sukas'ın odasından boş çıkmalarına dayanmaktadır. Kendileri bana gelip şikâyet etmese benim bu hususları duymam zaten mümkün değildir. Ben kimseye iftira atmadım. Birçok tedarikçi aldıkları işlerin bedelinin yaklaşık %10'una yaklaşık gelen tutarı Ali Sukas'a vermek zorunda kaldıklarını bana anlattı. Bunu tekrar burada da beyan ediyorum. Burada herkes geldi; yok 10.000, yok 20.000, 30.000 dolar verdik verdik dediler. Başkanım, alınan iş hacmine göre ve bana dedikleri rakamlar zaten bunlardan büyük rakamlardı. Tüm tedarikçiler verdiklerini belirttikleri rakamları mahkeme huzurunda doğru söylememişlerdir.

Ayrıca bu hususları bana bir kişi söylemiş olsaydı belki kişisel bir iddia olarak değerlendirirdim. İki kişi söylemiş olsaydı yine şüpheyle yaklaşabilirdim; ancak birbirinden farklı tedarikçilerin aynı yönde şikâyetlerini bana iletmesi, yaşananların basit bir söylemden ibaret olmadığının, zaten Ali Sukas'ın da benim karşıma 2024 yılı başlarında listeyle bunlardan para istenecek şekilde çıkmış olması da beni böyle düşünmeme ve yargılama makamlarına anlatmama neden oldu. Bunu özellikle belirtmek istiyorum: Ben hiçbir tedarikçiden ya da müteahhitten... müteahhit firmadan herhangi bir menfaat elde etmedim. Sayın Başkanım, ek iddianame kapsamında ifadesi alınan Yunus Doğan'ın avukatı, akli dengemin yerinde olmadığı ve avukatımın bu konuda rapor alınması için sizden her mahkemede talepte bulunduğu yönünde ifadeler... ifadelerde kullandığını dosya kapsamında okudum. Benim ve avukatımın mahkemenizden böyle bir talebi olmadığı için sizin de yerine getirmediğiniz doğrudur. Benim akli dengem çok şükür yerindedir. Benim bu insanlarla, bu kadar yalan dolanın içinde nasıl mücadele edeceğime yönelik kaygılarım ve korkularım vardı. Gerek benim gerek avukatımın heyetinize olan güveni, dosyaya hâkimiyetiniz şu an tutuklu olsam da kendimi güvende hissetmeme sebep olmuştur. Bu sebeple beyanlarımın kişisel ithamlarla değersizleştirilmesini kabul etmiyorum. Benim ifadelerimin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı dosyadaki delillerle değerlendirilmelidir. Bu hususların duruşma tutanaklarında yansıdığı gözetildiğinde sayın mahkemenizin gerekli değerlendirmeyi yapacağına inanıyorum.

Sayın Başkanım, eylemlere geçmeden önce ihale süreçlerinin yine mal alımları ile hizmet alımları arasındaki fark vardır. Mal alımlarında süreç farklı, genel müdürün eylemleri farklı; hizmet alımlarında ise daha genel müdür eylemleri farklıdır. Bilirkişinin sadece 3G, 3A kapsamında mal alımları yapılmıştır, parçalı alım yapılmıştır yönündeki usulsüzlük iddiasına yönelik görüşü doğru değildir. İhale olarak bakarsanız sorun yoktur ama ihale öncesi ve sonrasına bakarsanız durum farklıdır. Bu hususları da zaten yukarıda anlattım.  Ayrıca eylemlere başlamadan önce Fatih Yağcı, Fatih Temur, yine Fidanlık Müdürümüz Kerem Celil Uzunlar, Uygulama Müdürlükleri ve müdür ve şefleri, yine Yapım Müdürü zaten bu hususların hepsine hâkimdir, hepsini biliyordur.

Eylemlere başlıyorum Başkanım. Başlamadan önce, çünkü  hemen hemen hepsinde 3G ile ilgili şey yapılmış. Önce 3G bahsetmek istiyorum müsaade ederseniz. Çünkü hepsinin aynı şeyleri anlattı, tekrar tekrar...

Hakim: Tekrar olmasın.

Ümit Polat: Tamam başkanım. Şimdi 3G dediğimiz... 3G istisnai madde. Her maçı için, ürün için kamudan alınan izin alması gereken bir madde. Toprak için ayrı,  gübre için, ağaç için, çalı için hepsi için ayrı talep alınması gereken bir şey. Burada iddianamemiz sanki bitkisel materyal alımı diye bir iznimiz varmış da her şey onun içerisinde değerlendirmiş... Bunun bilinmesini istiyorum, ona göre başlayayım şimdi.

Şimdi 144. eylemde ihale fesat karıştırma. İddianamede eylem 144 kapsamında Ağaç Aş alımındaki alımların 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesi istisna maddesinin sınırlarını açtığı ve parçalara bölünerek ihale yapıldığı isnat edilmektedir. Bu isnat kamu ihale mevzuatının amacının İstanbul genelindeki peyzaj ve bakım çalışmalarının fiili şartları ve ürünün niteliğini göz ardı eden bir değerlendirmedir. Gübre alımı ile ilgili son iki alıma bakıldığında sadece bunlar bu dosya kapsamında yapılmışlardır; biri 8 milyon 56.520 lira, ikincisi 473.000 liradır, toplam 8.529.000 TL olan bu alım bu ihale dosyası kapsamında yapılmaktadır, yapılmıştır. Bu da 3G limitini geçmemektedir.

Gübre dosyası... Gübre doğası gereği açıkta bile, standart depolar uzun süre stokta çalışmaya uygun bir ürün değildir. Yağış alan veya uygun saklama koşulları olmadığında bozulma riski çok yüksektir. Bozulmuş gübrenin imhası ise yine Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın izniyle İSTAÇ’ın tıbbi atıklar imha desteğiyle gerçekleştirilmekte olup imha süreci hem sıkıntılı hem de ciddi maliyetlere yol açan bir şeydir.  Ayrıca bu dosyanın süresi 60 gün olduğu dikkate alındığında bu sürede açık ihaleler yapmak mümkün değildir. İddianamede söz konusu 2020 yılı dosyalarının tamamı hem sayıştay denetçileri hem de mülkiye müfettişlerince aylarca detaylı incelenmiş ve hiçbir hukuk aykırılığı, usulsüzlük veya olumsuz raporlanmamıştır. Devletin en üst denetim organları inceleyip olumsuz bulamayan bu alımlar ile ilgili olarak şahsımın suçlanması haksızlıktır. Eylem 144 yönünden beraatimi talep ediyorum.

Eylem 145... Yine burada 32, 33, 34. sayfalarda üst idare ile ilgili olup 34. sayfanın alt kısmındaki ana ihale 6 ihale değerlendirmesi bulunmaktadır. Burada3G kapsamındaki alımların kanuna aykırı şekilde parçalara bölündüğü ve toplanan 3G limitini açtığı yönünde suç isnat edilmektedir. İddianamede ki tablolama incelendiğinde yalnızca ilk 3G alım gübre alımı olduğu, diğer iki alımın iki alımdan birinin ziraat ilaç, diğerinin ise toprak alımı olduğu görülecektir. 3G kapsamında yapılan alımlarda gübre için ayrı, ziraat ilaç için ayrı, toprak için ayrı izin alınmaktadır olur. Dolayısıyla her biri kendi içerisinde ayrı ayrı 3G  limiti kapsamında değerlendirilmektedir. Yine bakıldığında üç alımın toplamı 17.800.000 lira olup 3G limit olan 18.616.200 liranın altında kaldığı görülecektir. İlk iki kalemi ziraat ilaç ve topraktır. Tüm alımların önceden planlanan bir durumda gerekçesiyle açık yerler gerçekleştirilmesi gerekirken 3G  usülünün kullanıldığı yönünde suçlama yapılmıştır. Ancak alınan gübre kalemlerinin tamamı dosya kapsamında da anlaşılacağı üzere İstanbul genelindeki İBB işleriyle ilgilidir. Sorumluluk alanındaki 60 milyon metrekare eşyalarda yapılan bu alımlar miktar itibariyle son derece yüksek miktarlardır. Nitekim yıllık miktarı 11.500.000 lira olan alımın yaklaşık 250-300 ton civarında olduğunu hatırlıyorum.

Bu ebattaki gübrenin depolanması ciddi sıkıntılar yaratacaktır, stok alanı alan açısından da. Bununla birlikte açık ihale usulü bakımından her ürünlerin raf ömrü, kullanma süresi hem de kullanım zamanının kaçırılması önem taşımaktadır. Ürünün ihtiyaç duyulduğu anda alınıp doğrudan kullanılacak bölgeye gönderilmesi hem ürünün daha sağlıklı şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de ikinci bir nakliye maliyetinin önüne geçmektedir. Nitekim dosya başlangıç tarihi 14.07.2021 olup ürünün yüklü kısmı 9. ayın ikisinde yani 1,5 ay kadar sonra istenmiştir. Bu süre zaten açık ihale sürecinin yetişmeyeceğinden başka da bir alım yöntemi yoktur zaten. Dosyanın 14.07.2021 tarihinde alınmasının ardından ilk talep 27'sinde, ikinci talep 8. ayın 13'ünde, üçüncü talep 9. ayın 12'sinde gelmiştir. Zaten bu toplam üç alımda toplamı 3G limitini geçmemektedir. Sonraları söz konusu alımlar ve dosyalar hem mülkiye müfettişi hem de Sayıştay tarafından detaylıca incelenmiş, buna rağmen yönetmelik veya mevzuat aykırılığı teşkil eden herhangi bir husus raporlanmamıştır. Bu eyleme ilişkin de beraatimi talep ediyorum.

Başkan, diğer şey... hepsi bu şekilde gidiyor. İsterseniz geçeyim, çünkü farklı hiçbir şey yok. 152'ye kadar hepsi aynı çünkü. Sadece 152'de galiba şey vardı... 152. eylemde rüşvetle ilgili şey var. Süleyman Uzun ifadesinde Ali Sukas'ın kendisinden bir kısım alışveriş firmalarından veya marketlerden yardım kartları istediğini söylemektedir. Yine 2023 yılının başlarında Ali Sukas'ın Ağaç Aş’ye çağırdığını, yukarından baskı geldiğini, aldığı işin %7'lik kısmını kendilerine geri vermesi gerektiğini, aksi takdirde içeride biriken alacaktan alamayacağını söylediğini anlatmaktadır. Öncelikle belirtmek isterim ki Süleyman Uzun'un anlattığı bu olaydan hiçbirinde benim bir dahlim bulunmamaktadır. Kendisi direkt Ali Sukas'la görüşmüştür. Yapım işlemlerine ayrıntılı olarak savunmamı yaptım, işleyişi anlattım. Süleyman Uzun devamında Ümit Polat'ın beni çağırdığını, çiçek başına 10 kuruş daha vermeniz gerektiğini söylediğini ifade etmektedir. Süleyman Uzun'un ifadesinde geçen 10 kuruş beyan doğru değildir. Tamamen Umut Polat zaten kendisi içeride hem da satınalma müdürü, 10 kuruşu ona ekleyeyim, daha inandırıcı olsun saikiyle hareket etmiştir.

Duruşma esnasında kendisine ne zaman hangi yıl diye sorduğumuzda ise hatırlamıyorum diye cevap vermiştir. Maddi menfaat o oldu Ümit bey'in sizden diye sorduğumuzda ise hayır olmadı demiştir. Zaten 10 kuruş kabul etmedim, olmadı, öyle bir şey diye eklemiştir. 2024 yılının neredeyse 5. ayından sonra Ali Sukas'la aramız zaten kötü. Dolayısıyla bahsi geçen para istemi olaylarının gerçekleştiği dönemde aramızın bozuk olduğunu kendisi ifadelerini belirtmektedir. Dolayısıyla benim Ali Sukas adına veya onunla birlikte hareket ederek birinden para istemem, para toplamam, yüzde belirlemem veya bunların hesabını tutmam söz konusu değildir. 2023 yılında veya daha öncesinde kimden ne istediğimi, kimden ne aldığımı bilmiyorum. Bu döneme ilişkin olayları da dosyadaki ifadelerinde de belirlendiği gibi ben herhangi bir kişiden şu kadar para verir, şu yüzdeyi öde, şu kişiye ödeme yap şeklinde talebim olmamıştır. Herhangi bir kişiden para istemedim, para pazarlığı yapmadım, oran belirlemedim ve bu paraları hiçbir zaman tutmadım.

Özellikle 2023 yılının ilişkin anlatımlar ve benim 2024 yazında öğrendiğim hususların birbirinden ayrılarak değerlendirilmesini istiyorum. Çünkü Süleyman Uzun’un anlattığı, anladığım kadarıyla 2023 yılı ihaleleri yüzünden, benim daha sonraki bir tarihte öğrendiğim bir sistemin başından beri içerisinde olduğum sonucuna varılması gerçeğe aykırı olacaktır. Tutukluluk beyanlarının ise kısmen doğru olmadığını zaten kendisi mahkeme huzurunda ikrar etmiştir. Teklif formunu benim doldurmadığımı, 2025 yılında uygulamaya yönelik talimatın benden gelmediğini de eklemiştir. Bu eylem iftira içeriklidir. Görevli olmadığım dönemdeki yaptıkları usulsüzlükleri bile bana yıkmaya çalıştıklarının göz önüne alınmasını talep ediyorum. İsnat edilen eylemleri ve iftiraları pozisyonum itibarıyla işlemem mümkün değildir. Ben teklif formu için kimseyi çağırmadım, yönlendirmedim. Bu iş zaten benim işim değil. Zaten işleyişin nasıl olduğunu da anlattım.

Duruşmada kart istedin mi diyor, kart mevzusunu zaten kabul ettim, nasıl olduğunu anlattım, bir sıkıntı yok. Yüzde 7 meselesini ne zaman öğrendim ve Ali Sukas'a ilişkin 2023 yılına ilişkin bildiğim, bilgimin bulunmaması, yüzde 7 meselesini ne zaman öğrendiğim ve dosyada benim doğrudan para talep ettiğime ilişkin bir eylem bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilerek yapılmasını talep ediyorum. Ben ihale bedelini yükseltmedim, haksız kazanç sağlamadım, ihale talep etmedim, ihale olmadan kimseye iş vermedim. Göstermelik ihale ayarlamadım. Teklif mektuplarını ben doldurmadım ve doldurtmadım. Sayın başkan, ben iftiraya maruz kaldığımın artık kabulünü bekliyorum. Ben görevden alındığım zaman bu işlerin içinde olsam kendi iş arkadaşım Selim Marangoz'u uyarır mıydım? Kendisi burada beyan etti. Ali Sukas benim rüşvet aldığını duymadım dese de burada, Selim Marangoz bile rüşvet aldığı için, alıyorum demiş.

Çünkü ben onun aldığını her yerde konuşmaya başlamıştım. Bana iftira atıldığı açık bir şekilde ortada. Biz birlikte hareket etsek, benim hakkımda neden yeni satın alma müdürlüğüne rüşvet alıyor, görevden alıyorum desin? Tüm bu hususların dikkate alınmasını talep ediyorum. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ediyorum. Ben görevim itibarıyla dosyanın bana geldiğinde her şeyi usulüne uygun olarak yaptım. Ama genel müdürün yaptıkları da bize dosya gelene kadar ya da bizden gittikten sonra, menfaati engelleyemedim. Engellemeye çalıştığım da zaten mahkemede açıkladım olanları.

150,153, 155. Sayın Başkanım, sayın heyet. Bu eylemde neden dair hiçbir somut bir şekilde açıklanmamıştır. Orhan Yıldırım, Ağaç A.Ş'den iş alan en eski müteahhitlerden biridir. Ne eskiden iş almasına ne de Ali Bey dönemi iş almasına pozitif yönlendirmem olmamıştır. Zaten kendisi Ali Sukas öncesinde de en çok iş alan müteahhitlerden biriydi. Ayrıca mahkemede Orhan Yıldırım zaten benim kendisinden bir menfaat talebim olmadığını beyan ettiği gibi ben yapım işi aldığım için zaten satınalma müdürlüğüyle değil uygulama müdürlüğünde olduğu için beyanda bulunmuştur. Ayrıca Ümit Polat satınalma müdürlüğünde olduğu için bu konuda bana şu işi yap diyemez zaten diye beyanda bulunmuştur. Sayın Başkan, benim bu eylem kapsamında kimse tarafından ismim geçmese, geçmese, sanık olarak eyleme adım geçmektedir. Bu sayın mahkemenin takdirine bırakmaktayım. Ancak eylem kapsamında kimseden para istemediğimi, para almadığımı, pazarlık yapmadığımı, aracılık etmediğimi, ihaleye etki etme yönünde tek bir delil yoktur. Bu eylem bakımından da beraatimi talep ediyorum.

154 Sayın Başkan, sayın heyet. Bu eylem kapsamında benim ana idaredeki beyanlarımın dikkate alınmasını talep ederim. Ayhan Subaşı, benim tanıdığım bir firma değildir. Ali Sukas'la birlikte ağaç AŞ'ye gelmiş ve iş yapmaya başlamıştır. Kendisi yapım işi yapmaktadır. Yapım işlerinde işleyişin nasıl olduğunu beyanların başında ayrıntılı olarak anlatmaya çalışmış zaten. Tüm bu süreçler genel müdür tarafından ayarlanmıştır. Yapım işleri uygulama müdürlüğünün işidir. Bu hususta benim görevim...olmadığına yönelik Orhan Yıldırım'da Selim Marangoz da beyanda zaten bulunmuşlardır. Ben bu eylem bakımından isnat edilen suçlamayı kabul ediyorum. Hangi somut eylemle rüşvet talep edecek firmayı belirledim, rüşvet anlaşması yaptım, rüşvet parasını teslim aldım, bu hususa ilişkin bile tek delil yoktur. Bu eylem bakımından da hangi haksız fiille isnat edilen suç işlediğim belirlenmediğinden beraatimi talep ediyorum.

Eylem 155: Sarıtaş’ın beyanlarını da kesinlikle kabul ediyorum. Kendisi Ali Sukas ile doğrudan görüşen kişiydi. Benim ödemeleri alabilmem için bunu vermem gerekiyor diye asla bir beyan olamaz. Kartvizit doğru olduğu için içine, yine alacak... diyerek böyle bir ifade atmıştır. İyi bir ifadesiyle geçen ödemeleri düzgün alabilmesi için ihale tutarının yüzdelik oranını Ali Sukas’ın istediğini, benim söylediğimi kabul ediyorum. Mahkeme huzurunda zaten sorduğumuz soruları hatırlamıyorum diyerek cevap vermiştir. Benim istediğimi ve Ali Sukas'a götürdüğümü iddia ettiği parayı çantaya koyduğunu iddia etmiştir, yine, karton kutuya koydum demiş, sonra elindeki çantayla götürdüğünü söylemiştir. Hepsini yalan olduğu aşikardır. Tek gerçek 4.5 milyonun ne poşete ne çantaya sığmayacağıdır

Sayın Başkan, hizmet alımına yönelik isnat edilen suç kapsamında suçun olabilmesi için ileri davranışların ve yeterli olanların engellenmesi, bilgi, gizli bilgilerin ... edilmesi veya katılımcıların anlaşma yapması gerekir. Satın alma müdürü olarak benim yaklaşma maliyetini belirleme veya işleri parçalara ayırma yetkim yoktur. Metrajlar ve yaklaşma maliyetleri doğrudan uygulama müdürlükleri tarafından belirlenmiş, ihaleye davet edecek firmalar ve kırım oranları ise doğrudan genel müdürlük tarafından kararlaştırılmıştır. İhale şefliği tarafından yürütülen bu süreçte şahsımın hiçbir firmayla menfaat ve gizli anlaşması bulunmadığı gibi herhangi bir icrai karar alma ve takdir yetkim de bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçun maddi ve manevi unsurları şahsımın önünde oluşmamıştır. Hakkımda diğer isnat ise rüşvet almak ve rüşvete aracılık etmek, ihaleler adına kimseden tek kuruş menfaat temin etmedim. BİM A 101 kartları konusunda zaten inkar etmedim. Bunu bayram ve yılbaşları dahil Ali Sukas'ın talimatı, talimatı istediğimi ve masama bırakıldığını ilettim. Ama o istediğim ne sözleşme bedeli ile ilgiliydi ne de alacakların ödenmesine ilişkindir.

Bu kartlar benim uhdemde de kalmamıştır. Bunu zaten bir önceki eylemindeki ifadesini anlatmıştır iddianamedeki. İstesem de kimseden para gelmediği masak raporları, banka hareketleri ve durum açıkça kanıtlamaktadır. Tedarikçilerin genel müdürlüğü olan para trafiğine dair duyum ve gözlemlerimi yargı makamlarıyla paylaşmış olmam, bu fiillerin ortağı olduğum anlamına gelmemesini talep ederim. Bu mahkeme huzurunda tüm bildiklerimi anlattım. Hakkımda tüm deliller toplanmış olup sabit ikametgah sahibiyim. Tutukluluk durumunun sona erdirilerek tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum. Başkanım, müsaade ederseniz bir delil olarak bu ihtiyaç ses kaydı var mı?

Hakim: Bu ses para şeyleriyle ilgili,

Ümit Polat: teslim alma paralarıyla ilgili. Müteahhit bir ihale şeyinden sonra bir müteahhide soruyorum. Kısa bir 10-15 saniyelik bir konuşma ile ilgili.

Hakim: Tamam, alalım dosyaya, çözümünü yaptıralım.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Ek iddianamede bahsedilen bir husus var. Yapılan işlerin ihalesinden sonra oluş şeklinde. Bunun hakkında bir bilginiz var mı?

Ümit Polat: Başkanım sahada yapılan işlerden hani bir bilgimiz olmaz bizim. Orada yapılır edilir zaten anlatmaya çalıştım. Saha uygulama müdürlüğünün kontrolünde olan bir yerdir. Artık müteahhitler de onlar bildirirler. Zaten dosyaya bakılırsa hemen hemen aynı müteahhitlerle çalışılıyor diyor. Başlamazsa bizim haberimiz olmaz. Bana talep geldikten sonra ben haberdar oldum. Talep arttı yaklaşık maliyet gelir haberdar olursunuz.

Savcı: Talebin bir kısmı size anlatmış ya bazı usul eksiklikleri filan bundan bahsediliyor.

Ümit Polat: Şimdi bunları başkanım ben mesela bu bakım müteahhitleri sadece mevsimlik işçi veya şey dosyalardan alacaklar zaman ihale evraklarını getirdiklerinde gelip otururlar benimle.

Savcı: İhale sürecine vakıf mısınız?

Ümit Polat: Vakıfım.

Savcı: Burada mesela Tuğrul Doğu Işık’ın hakkında beyanları var. İhale olmadan bir işe başlamıştır. Tamam mı? Bundan sonra ihale yapılmış iddiası bir yönü. Bu konu hakkında bilginiz var mı?

Ümit Polat: Başkanım şimdi orada hani o şeylere baktığımda olduğu gözüküyor, vardır yani. Olabilir.

Savcı: Tamam.

Ümit Polat: Ondan sonra hani şey düzeltmeli ihale uygulama müdürlüğünden talimat alarak yaptık diye şey verdi hani şey söyledi.

Savcı: Bu işlerin tüm sorumluluğunu almazsınız. Bu yapılanları AĞAÇ A.Ş.’de kim sorumluluğu alıyor bu süreçte?

Ümit Polat: Başkanım sahadaki işlerden kurgulama müdürlüğü. Çünkü o ayrı bir genelle yardımcılığına bağlı zaten hani bizim müdahil olma ihtimalimiz yok öyle bir şey de söz konusu değil.

Savcı: Tamam o. Yine bu Tuğrul Doğu Işık’ın beyanları vardı. Bu ihale öncesi işte AĞAÇ A.Ş. yerine bu evrakların bir kısmını aynı kişiler tarafından dolduruldu veya kişiler konu hakkında bilginiz var mı?

Ümit Polat: Başkanım şimdi ben onu da incelemeye çalıştım. O ihale ile uyuşmaz şimdi. O bahsettiği hale mesela şimdi tam bu dosyalara ben hakim olmadığım için daha üstün görünün.

Savcı: Şöyle bir sıra ilgili evrak var. Bir tane evrak var. Aynı evraktan iş ev ev yazışma gönderdiler.

Ümit Polat: Gördüğünüz gibi. Bakın şöyle de izah edeyim hani mesela o ihale küçük bir ihale değil. Çünkü baktığında 3 milyon 400 üstü milyar bir haleydi. Öyle gelip demiş teklifler getir ben zarf içerisine getireceğim vereyim. Öyle olacak böyle bir ihtimal söz konusu değil yani.

Savcı: Birden fazla teklif söz konusu olabilir mi? Hani birden fazla teklifi organize etme anlamında şahit oldunuz mu hiç?

Ümit Polat: Birden fazla teklif derken.

Savcı: 3 tane tekliften bahsettiniz ya mesela. 3-10 tane teklif gelse bu şekilde kendi el imzasıyla oluyor mu?

Ümit Polat: Başkanım zaten şöyle şimdi bakın onlar dediği gibi olmamıştır. Ben şimdi az evvel anlatmaya çalışmıştım ya ihale bilmem bir sorumlu personel var yani şefin atadığı biri var. Ona getirip teslim ederlerdi ama kim sonradan aynı elden mi çıkmış ona bakmaz ben de baktım açıkçası yani sadece kaşesi var mı, imzası var mı, doğru mu? Çünkü muhtemelen zarflar gelmiştir zaten. Açık zarf içi kapalı zarfta gelmiştir. Öyle büyük bir ihale e usulünde açılmıştır o. Onlar da fark etmemişlerdir. Fark etmezler. Kaldı ki dediğim gibi onu mülkiye müfettişleri Sayıştay inceledi. Onlar ne gözüme kaçmış yani. Çünkü o günde bakmayız o şeyimize.

AYTEKİN KARAASLAN SORUYOR

Aytekin Karaarslan: İhaleye fesat suçlamasıyla isnat edildiği için bana, bir sorum olacak size. Herhangi bir satın alma sürecinde alım usullerinin uygulanması, tedarikçi belirleme ya da tedarikçiyi engelleme, fiyat teklifleri, yaklaşık maliyet usulü ve benzeri konularda bir talebim ya da yönlendirmem oldu mu?

Ümit Polat: Hayır efendim, asla.

Aytekin Karaarslan: Peki, teşekkür ederim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Ümit Bey, bir cümle okuyacağım. Bu cümle tanıdık geldi mi, kime ait olup olmadığını bilip bilmediğini soracağım: "Yalanı o kadar atıcı söyleyeceksin ki karşısındaki kişide soru işareti oluşmayacak." Bu tanıdık geldi mi?

Ümit Polat: Yok, hayır bana, nasıl bir sorudur anlamadım hiçbir şey.

Ali Sukas: Bu ifade tanıdık geldi mi okuduğum cümle?

Ümit Polat: Ali Bey, ben sizin cevabı...

Üye Hakim: Ali Bey, sorunuzu bir yere bağlayacaksanız bağlayın. Bağlamayacaksanız diğer soruya geçin. Soruya bağlayacaksanız devam edin.

Hakim: Ali Bey, bakın dedim ki soruyu bir yere bağlayacaksanız bağlayın, bağlamayacaksanız diğer soruya geçin. Soruyu bağlayacaksanız devam edin.

Ali Sukas: Bakın, iki saattir burada yalan ve iftira dinliyoruz efendim, size müdahale etmiyorum. Ben de etmedim, sanık...

Hakim: Sanık şimdi sanık beyanında... Senin de savunma hakkın var, sen de anlatırsın herhalde. Yalan iftira senin nitelemen yani.

Ali Sukas: Tamam başkanım.

Ali Sukas: Ümit Bey, Ensar Güney burada ifade verirken senin adın o gün var mıydı bilmiyorum. Kendisi, kendisinin senin uğradığını, bir şeyle ona uğradığını, elinde bir liste olduğunu, firma listesi olduğunu...

Hakim: Bir saniye, şöyle yapalım. Bir saniye avukat arayı açalım. O zaman alalım ki kayıtlara geçsin itirazınız, avukat hanımın kaydı...

Ümit Polat Avukatı: Şimdi ek iddianamede savunma yaptı müvekkilim. Ensar Güney'in hiçbir şekilde... Zaten Ensar Güney'le alakalı bir şey anlatılmadı. Eğer ana iddianameyi anlatacaksak, anlatmadığı bazı şeyler de var, ben onları açıklayacağım zaten. Ek iddianamede soru sorulacaktı. Çünkü sanalarda ben müvekkilimin Ali Sukas'ın hiçbir sorusuna cevap vermemesi gerektiğini zaten söyledim. Çünkü herkesi manipüle ediyorsunuz. Tamam, müvekkil cevap vermek istiyorsa, hangi cevabı verebilir.

Ali Sukas: Soru sorulması gereken bir soru, başkanım.

Hakim: Birleşen iddianamede bu yönde bir isnat var mı? O soruyu sorsun.

Ümit Polat: Cevap vermeyecekseniz şey yapmayın ya. Evet, buyurun avukat bey. Soruyu isterseniz kayda geçirsin, de sorun isterseniz, sıkıntı yok.

Kaptan Yılmaz: Sayın Başkan, savunma... ilk iddianameyi değiştiren pek çok şey Ümit Bey'in savunmasında yer aldı. Sadece tek iddianame ile sınırlı bir savunma değildi. Onun için müvekkilin sorusu sormasına usulsüz de izin vermenizi talep ediyorum.

Hakim: Buyursun sorusunu sorsun.

Ali Sukas: Ensar Bey'in ifadesinde bir A4 kağıdına bir listeden bahsetti. O listede firma adlarının olduğunu, firma adlarının yanında da birtakım rakamlar yazıldığını ve Ümit Polat'ın bu rakamları tahsil etmek üzere hareket ettiğini ya da kendisine de uyarıda bulunduğunu...

Ümit Polat Avukatı: Sayın Başkan, itiraz ediyorum, öyle demedi. Öyle demedi. Yani Sayın Başkanın Ensar Güney'in buradaki beyanında listeyi gördüm, "Ben bu işin içerisinde olamam" diye panik bir haldeydim dedi.

Hakim: Tamam, şöyle yapalım, şimdi yönlendirdiği yönünde itiraz olarak kabul ediyoruz. Cümleleri öyle kabul ediyor. Cevap verip vermemek sanığın takdiridir. Cevap vermezseniz şey yapmayın ya. Evet, buyurun avukat bey. Soruyu isterseniz kayda geçsin diye sorun isterseniz, sıkıntı yok.

Ümit Polat: Sizin elinizde, sizin önünüzde gördüğüm listeyi sadece, başka kimsenin elinde liste falan görmedim. Ne bildin mi?

Ali Sukas: Tamam. Üzerlerine bir kısım firmaların üzerinde kırmızı kalemle çizilmiş...

Hakim: Soru sormasını engelleyemem. Sonuç olarak sanığın 201 kapsamlı soru sormak hakkı var. Ek iddianameden savunma aldık. Soruya cevap vermemek müvekkilinizin takdiridir, ben o kısmına müdahale edemem zaten. Sanık, bilirseniz bir soruyu sorun, kayda geçsinle ilgili buyurun, devam edin.

Ali Sukas: Birimin önünde bir görüşme odası yaptırdın mı?

Ümit Polat: Ali Bey, devam edin.

Ali Sukas: O odayı kullandınız mı? Yani görüşmeleri o odada yapacaksınız ve görüştüğünüz kişilerle ilgili görüşme tutanakları tutulacak şeklinde bir talimatınız olmuş muydu?

Ümit Polat: Öyle bir şey konuşulmadı. Görüşme tutanakları falan, bir kalabalık olduğunda birebir orada görüşürsünüz dersiniz diye. Orası kullanıma uygun bir yer değildi. Hiç kimse de kullanmadı, sadece ben değil, şirketler orada. Hiçbiri kullanmadı. Burası adeta gürültü odası gibi oldu, diğerlerin bekleme salonu gibi bir yer oldu. Oradan nereye varacaksınız ayrıca?

Ali Sukas: Sanık zaten sorulan sorulara cevap verirse verir, vermezse vermez. Bir sonraki soruya geçin. Teklifleri, elden eli mutlaka kargo bile isteyin...

Ümit Polat: Verdiğiniz talimatlarınıza göre bir şeyler sorular soruyorsunuz, cevap vermek istemiyorum.

Ali Sukas: Gelen kargo poşetleri, netin içinde olan, kargoyla gelen poşetlerden açtığınız oldu mu, komisyon oluşmadan?

Hakim: Cevap vermeyeceğimi belirtirim, bir sonraki soruya geçelim.

Ali Sukas: Üst idareye alınmayan Kadir Gümüş ve Ensar Güney'e 2024 yılından önce üretim siparişi verdin mi?

Ümit Polat: Ürettim mi? Üretim yaptırmıyoruz kimseye. Belli bir üretim, satın alınacak, daha sonra satın alınabilecek ürünlerle ilgili. Önceden sipariş verdin mi?

Ümit Polat Avukatı: Tamam, ek iddianamede hiçbir şekilde ismi olmayan, ana iddianamede de olmayan bir soru yöneltiliyor şu an.

Ali Sukas: Bunlar bu ek iddianamedeki üçgen alımları ile ilgili başkanım.

Hakim: Avukat atmış, şöyle bak, ben müvekkilinize cevap verip vermeme, takdirine bırakıyorum. Müvekkiliniz ısrarla cevap veriyorsa, ek iddianame kapsamında değil diye itiraz edecekseniz burada bir soracak araba yok yani, o yüzden buyurun devam edin sorunuza.

Ali Sukas: Muhammet Gürler'le çok bahsediyorsunuz, çok savunuyorsunuz. Muhammet Gürler'le geçmişe yönelik bir arsa alışverişiniz var mı veya ortak arsa alımınız?

Ümit Polat: Yine itiraz ettim. Korkunç bir suç, bununla ilgisi yok.

Ali Sukas: Peki, TD firmasının sahipleriyle var mıydı? Arsa ortak arsa alımınız. Yalova’da bir binanız ve arsanız?

Hakim: Mal varlığı kayıtları bizim elimizde var zaten dosyada. Nerede ne varsa biz görüyoruz zaten.

Ali Sukas: Ben başka soru sorayım mı, sormayayım...

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SAVUNMASI

Sayın başkanım, onlar ilk duruşmadan bu yana Ekrem İmamoğlu’nun duruşma salonundan çıkarken, parmağımızı sallarken, benim için denetimlerin Sayıştay neden geçti, oradan geçti, bu adam bana gelmedi, hepsi hepsi falan derken ben burada sadece bir şey söylemiştim. Size demiştiniz ki ihalelerle alakalı değil. Ben o dosyada bile demiştim ki Sayın Başkanım burada Sayıştay denetimine gelene kadar burada sorun var, bu ihalelerin tedarikçi havuzunda sorun var, bu alımların yapımında sorun var. Görünürde ki şimdi satın alma müdürünü birazdan biraz önce geçiş verseniz, adamın önüne konulmuş 10 tane ihale, 10 tane tedarikçi firma adam ondan da zaten teklifi almış. En düşünür, Rıza Bey'i vermiş, ihaleyi vermiş. Bu adamın yaptığı eylem bakımından zaten bir sorun yok ki. Satın alma müdürü görevini yapmış.

Burada değerlendirilmesi gereken şey şu, Ali Bey'e bu tedarikçi havuzunda bundan teklif alacaksınız, bununla anlaşacaksınız diye yapmış olduğu baskılar ve Ali Bey'in tedarikçi havuzundan aslında bu alımların yapılması. Bu usulsüzse, evet evet usulsüz. Demek ki çok açık bir şekilde söyledi zaten. Dedi ki alımlarına yönelik de usulsüzlük var dedi. Çünkü bu alımdan teklifler dedi, kalkıp Ahmet'ten Mehmet'ten alınmadı. Ali SukaS'ın en yakınındaki arkadaş çevresinden alındı. Dikkat çekilmemesi için 5 tane 10 tane firma kurulup o insanlardan alındı. Siz zaten bu yapılara onlara böyle bakıldığında kimlerin zaten hep sürekli aynı ihaleleri aldığını gördüğünüzde, zaten o onaylı tedarikçi havuzunun ne şekilde oluşturduğunu da zaten görmüş olacaksınız.

Hizmet alımları noktasında zaten açıklamasını yaptı. Sayın Savcı bu soruyu sorduğu zaman muhtemelen heyecanlandı. Adam diyor ki zaten diyor bu teklif çizelgesinin de sonradan usulsüzleşmesine gerek yok diyor. Önceden diyor bu işin olmadığı, gelene gidiyor diyor zaten. Anlaşma yapılıyor, belli ki genel müdür tamam, kırım oranını belirledim, bu iş senden kalacak. Beş kişide başka firmalardan teklif alınıyor. O ihale kimde kalacaksa, gidip danışıklı olarak turu o listeyi gezdirdi, gezdirdi, herkesten getirdi. Bu yaşayan peyzajın sahibi de bilir, o artık diğer peyzaj firmaları da bilir, ahşapta uçuverebilir hepsinin turumlu nihai hale de kuracağım. Sonraki ihalede de aynı yapan yaşam peyzaj mesela, bu ihale bende kalır bunların hepsini birbiriyle danıştır içinde olduğu zaten belli. Şu an biz burada gelmiş körler sağırlar, birbirini ağırlar. Ben yaptım mı, ben ettim mi? Şimdi ben burada sesimi çıkartıyorum, şey oluyor.

Ya bak böyle bir durumda Fatih Temur'un bilmemesinin imkanının yok diyorum, Fatih Yagcı'nın bilmemesinin imkanının yok. Şu an şöyle bir durum oldu, bırakın bakın sadece sanıkları bırakın, o tırpan attar bile geçer mi okudum, burada Beyanname Berat'ın unvan noktası. Beyanname Berat'ın bütün işleri organize eden satın alma müdürü Ümit Polat. Ya bu Ümit Polat bütün bütün herkes yatıyor, ağaç aş şey herkes herkese maaş ödüyor. Ali Bey de o kadar gerçekten görevini iyi yapıyor. O adamı ihale şefi hiçbir şey yapmıyor. Uygulama müdürleri hiçbir şey yapmıyor. Satın alma müdürü gelmiş burada, teklifi getir, Ümit getir. Oranı ayarla, Ümit ayarla. Bir şey biçilecek, Ümit biç. Ya sadece bu ağaç aş'de sadece Ümit Polat mı çalışıyor? Böyle bakılması lazım.

Sizi zatı gerçekten, yani ben yine söylüyorum. Geçen de burada demiştim, dedi ki Başbakanım siz bırakmıyorsanız vardır bir sebebim. Benim bu konuda haberim falan da yoktu. Bana da dediler ki, siz tekrar denetimden pişmanlıktan, hayır öyle bir şey yapmadık, denetimden istemişiz bir şey söylemedik, herkes öcü gibi bakıyor. Sonra anladım ki gerçekten buymuş. İlk de bırakmamışsınız. Ya bu adamın beyan neyse. Siz bu adamı 5 yıl tutun burada, biz ne diyeceğiz ki Başbakanım yine bildiği bir şey vardır diyeceğiz. Ama bu anlattıkları dışında, ya bu adamın gerçekten bildiği bir şey, yani bugün yine sordum ne var, dedi ki Sevgi Hanım, dedi kartlar dedi ama kurban parası da var dedi. Bununla da alakalı dedi biz yazılı beyan bulalım dedi. 200-300 bin lira bandında dedi, o hesaplar incelendiği zaman dedi kurban bayramında dedi firmalardan yukarıdan gelip 3 milyon para toplanacaktır. İstihbarat hastası firmalar bunları bilir, büyük rakamları olduğu için o hesaplı paralar oradan toplanırdı.

Şimdi biz şöyle yapıyoruz, Turğul geldi buraya, dedi ki, uygulama müdürü bana bu işi sen yapacaksın, ihale olmadı. E dedi ki adam 2025 yılı görevi değil. Ya Başbakanım biz bunu nasıl değerlendireceğiz? Herkes şu an demiş, tüm adını söyle, senden dışarı çıksın. Geçen burada temeller, gümüş avukat gelip benim takdimim yapıyor. E temeller gümüş, gerçekten öyle. Yani bakıldığı zaman, yani şimdi Sabahattin burada şey Selim Mırangoz dinlendiğinde dedi ki, ben göreve geldiğim zaman Ümit Polat beni dedi ki uyardı, baksana para istettirir, baksana ihaleleri şöyle yaptırır, dikkatli ol. E şimdi siz Ali Sukas'ın yayına koyduğunuz bir adama bakıyorsunuz. Bu adam ya gitsin uyarsın, bu adam işin içerisindeyse bu adamı niye uyarsın? Ya da Ensar Yıldız'ı, ben bu işin içinde olamam. Ümit Polat bunu dedi, niye desin? Ya da Alaattin  buraya geldi, dedi ki, yok dedi kalkıp koştu benim haberim bile yoktu. Kadir Gümüş dedi ki, bu adam bunu yapmaz dedi, ben bu işin içerisinde olamam dedi. Bunların hepsi uzandığı zaman mahkemede durum verilmiş bir şey.

Şimdi olan sizin yapmanız gereken gerçekten bu tutukluluk değerlendirmesini ben hakkına talep ediyorum. Ümit Polat'ı siz burada tutun çünkü herkes hep birlikte burada Ümit Polat'ı, Ümit Polat dedi. Ben Turgul Işık yönünden de ben dışarıda teviz dedim. Turgul'a dedi ki Ümit Polat'la soru sorarsan, dedi ki siz soru sorulmayacaksınız, avukatı da avukatına soru sormam. Ben de dedim ki ben hiç kimse, ben korkmuyorum dedim. Ben sorumu soracağım, benim yerimden vur dedim. Ne sordu burada çıktı, dedi ki, kartların cevabını ver. Orada ben şunu bekledim, ben senden benden para istemedim. E kartlar dedi Sayın Başkanım, bu beyanı bile dikkate aldığınızda aslında bu adam kart. E biz kartları zaten kabul etmedik mi? Biz ki AK 101 BIM kartları dedik, alınıyordu dedik, e burada da deme demiyor, yoktu dedi, nasıl sına varımız dedi, o da Ali Suka'sın odasına varırdı. E bu adam Ali Suka'sın genel müdür yetkisiyle kartları istediyse, ya da yani bu ihale getirdiyse bunlardan teklif alınır dediyse, genel müdürün yetkisinde olan bir şey de Ümit Polat ne yapsın?

Yani siz şunu diyorsanız eğer, bu adam bununla birlikte hareket etmiş olsaydı 2025 yılının ocak ayında bu adam niye görev bulunsun? Ya da bu adamdan etkin pişmanlık ifadesi verdiğinizde bu adam niye işten çıkarttınız? Ya da ben 2023 yılının aralık sonuna kadar ben hiçbir şekilde ağaç A.Ş ile işim olmadığını müteahhitlikle özlü ya da Aynur Tomoçoğlu, insan kaynakları müdürü bu adamı çağırıp da emekli ol, artık yeter. Ali'nin adını her yerde kuruyorsun diye Ali'yi niye savunsunlar? Sizin kabul etmeniz gereken bir şey var, gerçekten artık yani ben gel gel gel deriz, artık burada ol. Burada olmadığınız zaman herkes arkasından çok güzel kremamannlığı yürüttü. Ama benim inancım önce Allah, sonra sizlersiniz. Bizim bu adamlarla dolanlarla şimdi kalkıp illaki var mıdır, şu var mıdır? Ali Bey'e de sormak lazım, senin gayri resmi ne işlerin var? Biz bunları soruyor muyuz? Biz burada kimseye senin şu uyum var mıdır? Hiçbir andaki tedarikçinin ne olduğunu sormadık.

Ama yine söylüyorum kalktı elit kart, başkanım sizin bunu zaten değerlendirmeniz gerekiyor. O adam 30-40 bin dolar almasa bu kartları istemezdi. Adam yine onu da söyledi, elit kartı kendim istedim dedi. Ne yapsın adam? Onu da anlattı. Burada şey bir şey söyledi, Alaattin Marda burada bir şey söyledi, dedi ki, düğün olayını evet görüştüm dedi. Yine bir gün katıldığı kendi düğün gününde kendi kardeşini kaybetmiş kocası, tekrar ediyorum kocası ölmüş diye bırakılmış, yol bakımı alınmış bir kadını biz kalkıp çok geziyor. Temel Gümüş de o zaman karısının ne yaptığına bakmak lazım. Yani Ümit Bey'in evlilik hayatının nasıl olduğuna bakmak lazım. Sonuç olarak toparlıyorum, burada Ümit Bey'in mağduriyeti de yargılandı, eşinin gezmesi de yargılandı, parası da yargılandı ama sizin bu adamın bu etrafta, bu insanlarla birlikte o heyecanı buradaki ağaç A.Ş bünyesinde, artık kim kararsın, tekrar söylüyorum, çünkü hakkımdan, hukuktan, Allahtan gerçekten korkan bir insanım ben bu anlamda.

Buraya çıkmadan önce tekrardan sordum, sevgi hayır, artık kim kararsın tanımıyorum. O adama bir bali gibi hepsi baktı, aşağı inerken de kimse göz teması kurmadı, buna rağmen burada ben dedim ki, kim ne varsa söyle, ben kimseyi kayırmayacağım. Sadece söylediği tek ispat vardır, benimle birlikte burada duruşu gösteren ben kişi, Aytekin Kararslan'dan ben bile, ben bir şeylere pozisyonum itibariyle zorunlu olarak kalmışımdır yine, ama Aytekin Kararslan dedi, hiçbir şekilde bu adama dedi tam etmediği için pasitize edilmiş birisiydi zaten, o pasitize olmasaydı bu durumlarda bana gelmezdi demiştir. Abuk sabuk haklarını vererek de, ben de o şajlamadan sonra sizin kararlarınızda bu zamana kadar saygı duydum, hiçbir şekilde sesimi çıkartmadım, duruşma esnasında saygısızlık yaptığımı da düşünmedim, ama ben mentör olarak ben de çok yoruldum artık, çünkü uğraştığım insanlar, bakın birisi parmak sarı, birisi kafada şey, o gerizekalı zaten, yok Kerem Cengiz uzunlarla konuşmasın diyecek, yok gizli tanık Kerem'den geliyor özünden, ben bunlara da maruz kaldım, arabama kadar giderken arkamdan peşimden bu insanlar geldi.

Buna rağmen bu söz verdiğim avukatlık mesleğinde de ettiğime uygun davranarak, bildiğim her şeyi müvekkilime deste vermeye, bunu anlatmaya çalıştım. Müvekkilimin şu aşamadan sonra saklayacak hiçbir hususu kalmamıştır ama 38 sayfalık bir dilekçe ve belgeler var, savcılık da sunmuş, misal onları göremiyoruz, hep belge belge diyorlar ya o belgeler var, bu 148 milyonluk ihale dosyasıyla Tamer Gümüş'ün bu dosyada olduğu için söylüyorum, 148 milyon teklif vererdi, Müvekkilimi 99 milyona düşürdü ve bunların hepsinin belgelere dosyası kapsamında arama, biz buranın içerisinde göremiyoruz Sayın Başkanım. Ses kaydına ilişkin de fikir beyan etmemi, ses kaydında ben geçen burada sormuştum, böyle böyle var mı demiştim, ses kaydında açık değil, diyor ki, ben. Biraz sonra Ümit'e soracaktım, onun sorduğu süreklilik ve ses dosyası olarak gözüküyordu, bu kimin görüşün içeriğidir... Şimdi başkanım bu şey...

Hâkim: ...dosyaya ibraz ettiğiniz için...

Sevgi Dağdemir: Şimdi Sayın Başkanım, şöyle... Bu şey yapınca "Tehdit edildim, bakın iftiraya maruz kalırsınız, şudur, budur. Emekli ol falan." deyince Ümit Bey, zaten ben burada bazı şeylerin sinyalini verdim. Telefonunda daha fazla ses kayıtları var aslında ama telefon sizin elinizde. Savcılıkta da bunu söylemiştik. Şöyle bir durum oluyor: Bu adam anlıyor ki başına bir şey gelecek, iftiraya maruz kalacak; o korku ve kaygıyla Fikret Baydemir'in odasındayken "Senden ne istedi?" diyor. "Ya." diyor, "Benden ne istedi ki?" diyor, "Bir defa ben bunu açıklıyorum. Benim." diyor, "benim aldığım ihale, ben 500.000 verdim. Ama." diyor, "yan teklif benden alıyorlar ya." diyor, "Ben gördüm." diyor teklifi diyor, "Zaten benden yan teklifi aldılar." diyor, "100 milyona da ihale almış." diyor, "Adamın." diyor, "verdiği paranın haddi hesabı yok." O kişi de Tamer Gümüş. Ben burada sordum, adam her şeyi yalanladı. Fikret Baydemir'e de artık usulü sizler daha iyi bilirsiniz ne yapılması gerektiği; ses kaydını dinleyin. Hem rüşvetin alıcısının Ali Sukas olduğu, hem de bu ihalelerde yan teklif alındığı ve müvekkilin bunu görmediği... Müvekkil de orada diyor ki: "Ya sen gördün mü?" diyor. "Yan teklifi benden aldıkları için görüyorum zaten." diyor. Takdir sayın mahkemenizindir.

Müvekkilimin artık tutuklu kalmasını da ben değil, yani başka bir dosya yoksa, varsa da takdiriyle sayın mahkemenizin de ben kaldığını düşünmüyorum. Ama en azından dahil olmak üzere lehe olan hükümlerin değerlendirilmesini istiyorum Sayın Başkanım. Gerçekten anlattığı şeyler doğru. Ama önüne bu adamın gelen dosyaların hepsi de... Şeyi anlattı; 3G kapsamında parçalanabilir, bölünür. Sonuç olarak dış dünyaya yansımış olarak bakarsanız; evet, alımlarda sorun yok, öncesi ve sonrası olarak bakarsanız sorun yok. Müvekkilimin ben tahliyesine, lehe olan hükümlerin hakkında uygulanmasını talep ediyorum.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ BEYANDA BULUNUYOR

Kaptan Yılmaz: Sayın Başkanım, delilin sanıyorum Ümit Polat'a ait, meslektaş tektaş beyanında bulundu ama delilin elde edilme biçimi, ses kaydının nasıl alındığı, alımının ortamının... burada şimdi sorulmasını istiyorum. Çünkü kaydın hukukiliğini öyle değerlendireceksiniz. Kayıt içeriği henüz incelenmeden sorulsun, lüzum var çıkması lazım.

Hakim: Sanığın telefonunda olan bir şey herhalde, çünkü başka ses kayıtlarında telefonunuz adli emanette dediler. Yani siz telefonla inceleme yaptırırız, gerekirse aynı kayıtların orada olup olmadığını da tespit ederiz. Ama oradan sonra o kaydın telefonda olmasının hukuki değeri ayrıca zaten tartışıyoruz onu zaten...

Kaptan Yılmaz: Nasıl kayıt, nasıl aldığını sorulursa en azından diğer kişiler de zaten beyanda bulundu şahıs...

Ümit Polat: Sayın Başkan, tam tarihini hatırlayamamakla birlikte bu olaylar konuşmalar çok fazla olunca "Sürekli para istiyor, para veriyor, ondan aldı, şuradan aldı" artık çünkü benim adımı kullanmaya başlamışlardı. İşte biliyor musun? Bir şekilde bulaşıyorsun içerisine. Sanki delil olur diye koydum. Konuşma ona doğrulandı, sen kendi telefonunla kendi telefonunu aldım. Bunu ben savcılığa ilk gittiğimde savcılığa sundum şeyde. O beni uyardı, dedi ki "Bak kesinlikle bu daha büyük bir suç, bilmiyorum gerçi, daha büyük bir suç ama hemen nasıl kendimi ispatlayacağım?" Çünkü böyle 5-6 tane ses kaydım vardı. Yine var, telefonunda... Bunları bilgisayara aktarmışım bir kısmını, sonra... bunu şey yapmışım.

Hakim: Şu an bizim adli emanetteki telefonunda da var mı?

Ümit Polat: Burada yok başkanım, onda yok. Bizdeki telefonda yok. Yok, onda yok.

Ümit Polat: Kendi adınıza ses kaydını…

Hakim: Sunmak istiyorsan sunarsın.

Ümit Polat: Yok başka, ben takdir edeceğim şeyi, soruyu... şey girmesin.

Hakim: Tamam, değerlendirmesini yaparız zaten.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları