loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu; 'Sevgili halkım, bu ülke için 'Asrın felaketi' 'tek Adam rejimidir' açıkça ifade etmek gerekirse; Erdoğan'dır'

Kılıçdaroğlu; 'Sevgili halkım, bu ülke için 'Asrın felaketi' 'tek Adam rejimidir' açıkça ifade etmek gerekirse; Erdoğan'dır'
Tarih: 15.02.2023 - 14:44
Kategori: Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezinde yaptığı açıklamada; 'Hiç kimse unutmasın bu yaşadıklarımızın baş sorumlusu tek adamdır ve bu ülkeye dayattığı rejimdir.'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Ailesiz kalan çocuklar gördüm. Evlat kaybetmiş annelere sarıldım. Ölmüş evladının cenazesini bekleyen babalarla ağladım. Enkaz altında kalan sevdiklerinin sesini duyan, çaresiz kalan kadınların feryadını dinledim. ‘Devlet nerede’ diye haykıranları duydum her gittiğim bölgede. Bunlar kulaklarımdan silinmiyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün CHP Genel Merkezinde yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, bugün buradan sevgili halkımıza seslenmek istiyorum. Acım tarifsiz. Deprem bölgesini karış karış gezdim. Üst üste gittim. Yine deprem bölgesine arkadaşlarımla beraber gideceğim. Milletvekili ekiplerimiz, depremin ilk saatlerinden itibaren deprem bölgesinde. Başta büyükşehirlerimiz olmak üzere bütün belediyelerimiz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız, gönüllülerimiz orada. Hepsi özveriyle çalışıyorlar.

VATANDAŞLARIMIZIN KANI BU İKTİDARIN ELİNDEDİR

Ancak gördüklerimi unutamıyorum. Gecelerdir uyumak mümkün değil. Dehşet içindeyim. Bir üzülüyorum, bir öfkeleniyorum. Duygularım karmakarışık. Emin olun bunları büyük bir samimiyetle anlatıyorum. Ailesiz kalan çocuklar gördüm. Evlat kaybetmiş annelere sarıldım. Ölmüş evladının cenazesini bekleyen babalarla ağladım. Enkaz altında kalan sevdiklerinin sesini duyan, çaresiz kalan kadınların feryadını dinledim. Bir vinç gelsin diye yıkıntı başında soğuktan titreyenleri gördüm ve onlarla birlikte üşüdüm. “Devlet nerede” diye haykıranları duydum her gittiğim bölgede. Bunlar kulaklarımdan silinmiyor. Bunu bilmenizi isterim.

Bu millete “devlet nerede” diye sordurttular. “Yerli ve milli”den, “devlet nerede” noktasına geldik.

“Devlet nerede” cümlesinin ayrıntılarını aktarayım size değerli basın mensupları. Tedbirsizlik, sorumsuzluk, denetimsizlik, yıkım, çöküp, liyakatsizlik, rüşvet, her türlü değerden kopma, yağma, hırsızlık; “devlet nerede” sorusu, bunları akla getiriyor.

-“Rüşvet ve yandaş politikalarının affı maffı olmaz. İnsafsızları, rantçıları, torba yasalarla ödüllendirenler vicdan azabı çekmiyorlar. Halkıma söz veriyorum asla ve asla yakalarını bırakmayacağım ve tamamının hesabını soracağım.”

Açıkça söylüyorum. Vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir. Başkanlık sistemini getirdi, tek adam rejimi devleti felç etti. Gördük, tek adam rejimi karar marar alamıyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey yok. Bunu bir kere görmedik, defalarca gördük. Hırsları ile paralize etti devleti. Bu kadar da olmaz. Devlet yönetilmiyor, devlet yok edildi. Hiç kimse unutmasın, bu yaşadıklarımızın baş sorumlusu tek adamdır ve onun bu ülkeye dayattığı rejimdir.

İNSANLARIMIZ ENKAZ ALTINDA İNLERKEN, MEHMETÇİĞİMİZ KIŞLALARINDA BEKLETİLDİ

Değerli basın mensupları, gördüğüm tablo: Asla koordine olamadılar. En kritik saatlerde geç kaldılar. En kritik saatler tabi ki, ilk 12 saat, ilk 24 saat. Hadi bilemedin ilk 48 saat. İnsanlarımız donarak öldüler. Utanarak söylüyorum, üzülerek söylüyorum ama gerçekleri konuşmak zorundayım. İnsanlarımız ölürken onlar nasıl bu işi siyaset üstüne taşırız diye, sorumluluk almayız diye özel bir çaba harcadılar, bunu düşünmeye başladılar. Beceriksizlikleri on binlerce insanımızın canına mal oldu. İnsanlarımız enkaz altında inlerken, kahraman ve eğitimli Mehmetçiğimiz kışlalarında bekletildi. Akıl alacak şey değil. Nasıl bir korkaklıktır kendi askerinden korkmak, Allah aşkına bu nasıl bir korkaklıktır! Asker bu konuda deneyimli, asker bu konuda birikimli, ilk 12 saat içerisinde bütün sorunları çözebilecek kapasiteye sahip ama askeri kışlalarında özellikle beklettiler.

SEVGİLİ HALKIM; ONLARA GÖRE SENİN KADER PLANINDA MOLOZLAR VAR, DONARAK ÖLME VAR

Durumun vahameti ortaya çıkınca, zaten olmayan akli melekelerini tümüyle kaybettiler. Tüm yardım ve kurtarma faaliyetlerinin koordine olduğu alan sosyal medyaydı. Sosyal medyada yasak getirdiler, ağırlaştırdılar. Bizim ekipler, VPN üzerinden harekete geçtiler ama gelen taleplerin yüzde 60’ı kesildi değerli arkadaşlarım. Bununla da kalmadılar; soru soran gençleri, gazetecileri, bilim insanlarını gözaltına aldılar. Enkaza yardıma koşan kurumlara zorluklar çıkardılar. “Ya hepimizi tutuklayın, ya hepimizi serbest bırakın” deyince serbest bıraktılar. Haber kanallarına ”sorumluluğu hafifletme” talimatı verdiler. Kalemi kırılmış kişiler, isyan eden vatandaşlarımızın önünden mikrofonlarını çektiler.

Daha da acısı, bir de çıkıp vatandaşlara “kader planı” dediler.

Sevgili halkım; onlara göre senin kader planında molozlar var, donarak ölme var. Erdoğan’ın ve şürekâsının kader planında da ise ışıltılı hayat ve saraylar var. Kimse de sormadı Japonya’da bu kader planı Türkiye’den farklı bir şekilde neden çalışıyor?

İNSANLAR MOLOZLAR ALTINDAYKEN BELGESEL TADINDA VİDEO SERVİS ETMEYE BAŞLADILAR

Değerli basın mensupları, sonra ne mi yaptılar? Tüm bu rezaletler yetmedi İletişim Başkanlığını devreye koydular. İletişim Başkanlığı hemen en çok takipli hesapları satın almaya başladı. Kampanya çalışmışlardı. Siyaset üstüler, reklam kampanyasına başladılar, “Asrın Felaketi” kampanyasını öne sürdüler. Sosyal medya hesapları açıldı, yandaşlara emirler verildi. Bölgede hala arama kurtarma faaliyetlerini koordine edemeyen Erdoğan, kendi iletişiminin koordinasyonuna düşmüştü. Bir video devreye soktular. Korkun. Belgesel sesiyle kendilerini aklamaya başladılar. İnsanlar molozlar altındayken belgesel tadında efektli video servis etmeye başladılar. Allah bunlara akıl fikir versin, gerçekten akıllarını kaybetmişler. Çok para harcamışlardır ama hata üstüne hatalar yaptılar. Hemen videoyu geri çektiler, rezalete son verdiler.

BU VİTAMİNSİZ GOEBBELS, BUNLARI İLK DEFA YAPMIYOR

Aslında biz bu İletişim Başkanlığını daha önce de izlemiştik. Bu vitaminsiz Goebbels, bunları ilk defa yapmıyordu. “Yeni ekonomi modeli” dediler, işsizlik fırladı. “Enflasyonla topyekûn mücadele” dediler, enflasyon uçtu. “Türkiye yüzyılı” dediler, şimdi asrın felaketini konuşuyorlar. Erdoğan ve emrindeki İletişim Başkanlığı, Erdoğan ne zaman batırırsa halka hemen bir reklam ve kavram servis etmeye başlıyor. Halkımız “devlet nerede” diye haykırırken ortaya koyabilecekleri tek şey koskoca bir yalan makinası. Yaptıkları PR, acizliklerini ve rezaletlerini normalleştirme çabalarıdır.

BU ÜLKE İÇİN ASRIN FELAKETİ TEK ADAM REJİMİDİR, ERDOĞAN’DIR

Sevgili halkım; artık yetti, milletin canına tak etti. “Asrın felaketi” demiş beyefendi. Size asrın felaketi nedir onu ifade edeyim, onu anlatayım sevgili halkım. Bu ülke için asrın felaketi tek adam rejimidir. Açıkça ifade etmek gerekirse Erdoğan’dır. Felaket üstüne felaket yaşadık, hepsinde beceriksizliğiyle bir önceki felaketi aratır oldu. Halkımıza yaşatılan koordinasyonsuzluk ve devletsizlik asrın felaketi, asrın cinayetidir, asrın ihanetidir. Bu asrın iş bilmezliğidir, asrın tedbirsizliğidir, asrın beceriksizliğidir. Saygın kuruluşlar, açıklanandan çok daha fazla insanın hayatını kaybettiği ve 84 milyar dolarlık bir hasar tespitinden söz ediyorlar.

BİR KİŞİ BİLE İSTİFA ETMEDİ

Değerli basın mensupları; düşünün vefat edenlerin sayısı 30 bini geçti ama ya Allah rızası için bir kişi bile istifa etmedi. Ya bu nasıl bir sorumluluk anlayışıdır! 30 bini aşkın kişi hayatını kaybeder, bir kişi ve şürekâsı devleti yönetir ama bir tek Allah’ın kulu “ya benim vicdanım var kardeşim, benim sorumluluğum var” deyip istifa etmez! Nasıl bir anlayıştır, nasıl bir koltuk merakıdır bu koltuk merakı, nasıl bir rant anlayışıdır; bu akıl, mantık alacak şey değil değerli arkadaşlarım.

HALKIMA SÖZ VERİYORUM; ASLA YAKALARINI BIRAKMAYACAĞIM, TAMAMININ HESABINI SORACAĞIM

Açıkça söylüyorum, rüşvet ve yandaş politikalarının affı maffı olmaz. İnsafsızları, rantçıları, torba yasalarla ödüllendirenler vicdan azabı çekmiyorlar. Size o izinleri kim verdi, size kim gidip bunları denetlemeyin talimatı verdi? O imzaları kim attı kardeşim, bu yıkılan binaların imzalarını kim attı? Hepsi çıkacak ortaya. Halkıma söz veriyorum asla ve asla yakalarını bırakmayacağım ve tamamının hesabını soracağım. Tüyü bitmemiş yetimin hakkının hesabını sormak benim boynumun borcu olacak değerli arkadaşlarım.

DERHAL ÜNİVERSİTELERİ AÇIN, ÖĞRENCİLER YURTLARINDA KALSINLAR

Değerli basın mensupları, o kadar saçmaladılar ki, akılsız bir sürü işe devam ettiler. Kurtarma çalışmalarındaki becerisizlikleri yetmedi, şimdi de üniversitelerimize ve öğrencilerimizin yurtlarına çökmeye çalışıyorlar. Sadece İstanbul’da 750 bini aşkın konut boş duruyor zaten. Turizm sektörümüzün kapasitesi 1 milyon 600 bin. Gençlerimizin eğitim kalitesini düşürmeye, bu ülkenin geleceğini mahvetmeye sizin ne hakkınız var? Derhal üniversiteleri açın, öğrenciler yurtlarında kalsınlar. Zaten doğru dürüst yurt da yok. Büyükşehirlere geleceklerse halkıma söz veriyorum; büyükşehirlere, bizim belediye başkanlarımızın olduğu büyükşehirlere gelenlerin tamamının yerleşim sorununu çözeceğiz. Akıldışı işler yapıyorlar, bu kadar beceriksizi hayatımda hiç görmedim değerli basın mensupları.

SEÇİM SAVAŞ DIŞINDA ERTELENEMEZ, BU ÜLKEDE SEÇİMLER ZAMANINDA OLACAK

Bir diğer konu: Seçimleri ertelemeye çalışıyorlar. Rolü belli isimleri öne sürüyorlar, ertelemeden bahsediyorlar. Halkıma açık ve net söylüyorum, seçimler zamanında olacak. Bir daha ifade edeyim, seçimler zamanında olacak. Hukuk devleti, anayasa, yasalar ve bu yasaların oluşturduğu kurumlar bunu çok iyi bilsinler; bu ülkede seçimler zamanında olacak. Seçim, savaş dışında ertelenemez. O zaman bile, savaş için bile kararı TBMM verir. Anayasa madde 78 çok açık ortada, tıpkı anayasa 101’inci maddede olduğu gibi. TBMM’de de, YSK’da da afet halinde seçimi erteleme diye bir olay yoktur, böyle bir yetki de yoktur.

YSK, DEMOKRASİYE DARBE TALEBİNDE BULUNMUŞ OLUR

Söylüyorum, aklınızdan bile geçirmeyin. Bunu YSK talep ederse, yani Yüksek Seçim Kurulu bunu talep ederse demokrasiye darbe talebinde bulunmuş olur. Bir daha ifade edeyim, Yüksek Seçim Kurulu böyle bir talebi dillendirirse demokrasiye darbe talebiyle ortaya çıkmış olur. Biz bunu böyle okuyacağız, kendilerine şimdiden buradan ifade edeyim.

BU ÜLKE SANA 1 YIL DEĞİL, 1 SAAT BİLE VEREMEZ!

Şimdi Erdoğan çıkmış “bana 1 yıl daha verin” mesajıyla ortada geziniyor, “bana 1 yıl daha verin…” Ya Erdoğan; bu ülke sana tam 1 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil, 15 yıl değil, sana tam 20 yıl verdi, artık bu saatten sonra sana 1 yıl değil, 1 saat bile veremez!

SADECE İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK YETMEZ, TEK ADAM ZİHNİYETİNİ DEĞİŞTİRECEĞİZ

Değerli arkadaşlarım, şimdi “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına” meselesine gelelim. Deprem, aslında bu köhnemiş zihniyetin ve bu beceriksiz sistemin de yıkılışı. Ama Türkiye’nin büyük bir değişime ihtiyacı var. Deprem aslında bu köhnemiş zihniyetin ve bu beceriksiz sistemin de aslında bir yıkılışı. Ama Türkiye’nin büyük değişime ihtiyacı olduğunu ifade ettim. Değişmesi gereken bir iktidar ama bu iktidarı biz değiştireceğiz. Halkın oylarıyla bu beceriksiz iktidarı, ülkenin başına felaket gibi çöken bu iktidarı biz değiştireceğiz. O sorun değil. Ama sadece iktidarı değiştirmek yetmez. Değişmesi gereken bir zihniyet var. Zihniyeti değiştireceğiz. Bu zihniyet tek adam zihniyetidir. “Ranttan bana pay düşsün, her şey Rabbena hep bana” anlayışını kesinlikle bitireceğimiz bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Hangi yandaşın, hangi ihaleden ne kadar pay koparacağının hesabı mutlaka ama mutlaka sorulmalı ve bu zihniyet mutlaka ama mutlaka değişmeli. Bu zihniyet, değiştireceğimiz zihniyet açgözlülük zihniyeti; değiştireceğiz. Hırsı, kibri, bu zihniyeti temelinden kazıp atacağız. İnanın, bu bir iktidar değişiminin temel taşları olacaktır. İktidarı değiştirmek ama zihniyeti de değiştirmek. Biz her birimiz elimizi taşın altına koyacağız. Şehirlerimizi yeniden inşa edeceğiz. İmar afları asla ve asla talep edilmeyecek. Yalandan, hırsızlıktan ve liyakatsizlikten arınacağız. Bizi biz yapan değerlerimize, ahlakımıza, vicdanımıza kavuşacağız. Kurallara ve bilime uyacağız. Akla ve bilime uyacağız. Daha sonra refah dolu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

DÜRÜST EKİPLER, DÜRÜST VE AHLAKLI SİYASET TÜRKİYE’Yİ HIZLA TOPARLAR

Değerli basın mensupları; sık sık ifade ederim, bir kez daha ifade edeyim. Milletimizden çalınan 418 milyar doları kuruşu kuruşuna tahsil edeceğiz ve bu milletin cebine koyacağız. Bu parayla her şeyi, Türkiye’yi ayağa kaldıracağız. Bir de yatırım taahhütleri alıyoruz. Bunun da altını çizeyim, yatırım taahhütleri alıyoruz. Çok sayıda yatırımcı kapıda bekliyor. Sorun? Sorun şu; para var ama dürüst insan yok. Paranın olduğu yere dürüst insanlar da gelir. Dürüst insanın olduğu yere paralar da gelir. Çünkü harcadığımız her kuruşun hesabını millete vermek bizim onurlu bir görevimizdir, şerefli bir görevimizdir. Bu bir zihniyet değişimi, zihniyet dönüşümü demektir. Dürüst ekipler, dürüst siyaset, ahlaklı siyaset bu parayla Türkiye’yi hızla toparlar. Yeter ki, ikinci yüzyılda cumhuriyetimizi akılla, bilgiyle, bilimle, hürriyetle, adaletle, vicdanla baştan kurmaya çalışalım. Bunun için büyük bir değişimi başlatmak zorundayız.

HERKES TARAFINI SEÇSİN, ÇÜNKÜ KAYBEDECEK BİR DAKİKAMIZ BİLE YOK

Sevgili halkım; bu değişimle net bir çizgi çizeceğiz artık, burada anlaşalım. Halkıma bütün yüreğimle sesleniyorum. Vaat ettiğim değişimle yeni bir çizgi çizmek zorundayız. Herkes düşünüp bu bağlamda tercihini yapmak zorundadır. Halkımıza mezar olan çürük rant düzeni bir yana, temiz ve ferah bir yana. Bir avuç çeteyi zenginleştiren sistem bir yana, vatandaşı için çalışan devlet bir yana. Hırsızlık ve bencillik bir yana, birlik ve insanlıktan yana olma bir yana. Herkes tarafını buna göre seçsin. Bir daha ifade ediyorum; herkes tarafını buna göre seçsin, çünkü kaybedecek bir dakikamız bile yok.

Hepinize saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım.

 

Kaynak : www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları