loading
close
SON DAKİKALAR

OHAL’de Yeter Forumu sonuç bildirgesi yayımlandı

OHAL’de Yeter Forumu sonuç bildirgesi yayımlandı
Tarih: 15.01.2018 - 14:45
Kategori: Siyaset

CHP İşçi Sendikaları ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığınca düzenlenen 'OHAL’de Yeter Forumu'nun sonuç bildirgesi yayımlandı.

CHP İşçi Sendikaları ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Olağanüstü Hal’in (OHAL) 18 aydır kaldırılmamasının ardından “OHAL’de Yeter Forumu” düzenledi. Forumun ardından bir sonuç bildirgesi yayımlandı.

OHAL’in Türkiye’nin olağan rejimi haline gelmesine izin verilmeyeceği vurgulanan bildirgede, OHAL’in demokrasiye ve Cumhuriyet’e yönelik bir operasyon olduğuna dikkat çekildi. OHAL'in kural olarak değil, istisna olarak; sürekli değil, krizin aşılması ile sınırlı olarak uygulanabilir olması gerektiği belirtilen bildirgede şu ifadeler yer aldı: 

OHAL demokrasiye ve cumhuriyete yönelik bir operasyondur


15 Temmuz 2016’da gerçekleşen, darbe girişiminin ardından 20 Temmuz tarihinde AKP iktidarı tarafından OHAL ilan edilmiştir. Olağanüstü hal ya da sıkıyönetim gibi adı üstünde “olağanüstü” rejimler; sosyal, hukuksal, politik, ekonomik ya da doğal nedenlerle ortaya çıkan yoğun kriz ya da bunalımların aşılması amacı ile gündeme gelirler. Bunalım ya da kriz, mevcut rejimin sürdürülmesi ile mümkün olmayacaksa, tehlike yakın ve engellenemez boyutta ve ülke çapında yaygınsa ilgili yasal prosedürlerle ilan edilebilirler. Bu nedenle kural olarak değil, istisna olarak; sürekli değil, krizin aşılması ile sınırlı olarak uygulanabilirler.

20 Temmuz’da ise önlenmiş, girişim aşamasında kalmış, devletin mevcut güvenlik güçleri eliyle bastırılmış bir darbe girişimine karşı OHAL ilan edilmiştir. Halbuki, 15 Temmuz’da halkımız darbecilerle meydanlarda mücadele ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan dört siyasi parti de, bombalar altında darbeye karşı direnmiş, demokrasiden ve parlamenter rejimden yana tavrını tüm dünyaya göstermiştir. 15 Temmuz’da TBMM iradesinin gösterdiği mücadelenin, darbe girişimi sonrasında da kararlı bir şekilde sürdürüleceği görülmüş olmasına karşın, iktidarın OHAL ilan ederek neyi amaçladığı ortadadır. İktidar tarafından yaratılan yeni rejim, parlamenter demokrasiye, milli iradeye ve Cumhuriyete yönelik bir operasyonun adı olmuştur. Sonuç olarak OHAL ilanı, haklı ve hukuki hiçbir gerekçeye dayanmamaktadır.

Darbeciler içeride ama fikirleri iktidarda

İktidar, yasal temelleri olmayan OHAL’i ilan ederken bunun kısa süreli olacağını ifade etmiştir. Ne var ki OHAL, üç aylık periyodlarla uzatılarak “Yeni Türkiye’nin” olağan rejimi haline gelmiş bulunuyor. Hukuk kuralları ile yönetilmesi gereken OHAL, AKP iktidarının muhalif tüm kesimleri bastırmasının aracı haline getirilmiştir. Hukuksal hiçbir kuralın tanınmadığı, uluslararası sözleşmelerin rafa kaldırıldığı bu süreçte, yüzbinlerce mağdur yaratılmış, Türkiye giderek daha da antidemokratik bir ülkeye dönüştürülmüştür. Bu anlamda darbecilerle mücadele bahanesiyle ilan edilen OHAL’in kendisi 18 aydır, Anayasa’nın, demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve hürriyetlerin, evrensel hukuk ilkelerinin ve ulus iradesinin somut tecellisi olan TBMM’nin askıya alındığı bir darbe süreci halini almıştır. Açıktır ki, 15 Temmuz darbecileri başarısız olmasına rağmen, darbecilerin tüm amaçları OHAL darbesi ile hayata geçirilmiştir. Darbeciler şu anda içeride olmakla birlikte, fikirleri iktidardadır.

TBMM işlevsizleştirilmiş karanameler kanun olmuştur

20 Temmuz’dan bugüne yayınlanan 31 KHK ile 125.294 kamu çalışanı ihraç edilirken 118.813 kişi açığa alınmıştır. 114 televizyon ile basın yayın organı kapatılmıştır. 30 yayınevinin kapısına kilit vurulmuştur. Binlerce kitaba el konularak gazeteciler hapsedilmiştir. Sivil toplum Kuruluşları, hak arama örgütleri çalışamaz hale getirilmiştir. On binlerce insan gözaltına alınmıştır. En temel haklar yok edilerek ifade ve örgütlenme özgürlüğü engellenmiştir. Kayyum atanan belediyeler, hapse gönderilen milletvekilleri ile siyaset baskılanırken, iktidar, yalnızca kendisi için meşru olduğuna inandığı milli irade’yi de ortadan kaldırmıştır.

Türkiye’de Anayasa fiilen lağvedilmiş, hukuk askıya alınmıştır. Yemin ettikleri Anayasa’yı savunmak yerine cübbelerini iliklemeye çalışan kimi yüksek yargı mensupları ile birlikte, OHAL kanunsuzlukları adeta zor kullanılarak resmileştirilmiştir. İktidara gelirken OHAL’i kaldırma vaadi ile yola çıkanlar, bugün OHAL’i, güçler ayrılığı ilkesini yok etmek için kullanırken, KHK’lar ile yargıyı militanlaştırmış, tek adam düzenine dayanan bir devlet yapısı dizayn edilmiştir.

OHAL ilanı amacının dışına çıkmıştır

Fethullahçı Terör Örgütü ile mücadele bahanesi ile ilan edilen OHAL, hem amacından hem de anayasal çerçevesinden çıkarılmıştır. Millete karşı olmadığı yalanıyla duyurulmuş, ancak KHK’lar eliyle toplumun tüm kesimlerine ve yaşamın bütün alanlarına dokunulmuştur. OHAL ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, kış lastiği, tebabet Yasası, Şeker Kurumu, epilasyon merkezleri gibi konular Meclis iradesi yok sayılarak KHK’lar eliyle düzenlenmiştir. Rejimin sopası haline getirilen KHK’lar grev yasakları ve sendikasızlaştırmanın da aracı olmuş; kimi zaman taşeron işçilerin yasal haklarını aramalarına yönelik engel, kimi zaman ekmekleri için sokağa çıkan tütün üreticilerine vurulan cop, sıkılan biber gazı olmuştur.

Oysa OHAL, keyfi işlem ve eylemlere izin vermemektedir. OHAL koşullarında alınan önlemler, olağanüstü rejimin amacı ile sınırlı ve orantılı olmak zorundadır. Ancak ülkemizde, iç hukuk ve uluslararası hukukun kural ve ilkeleri OHAL gerekçesi fazlasıyla aşılmıştır.

Temel hak ve özgürlükler yok edilmiştir

OHAL gerekçe gösterilerek mağdurların demokratik hak arama yolları dahi kapatılmıştır. Türkiye, İnsan Hakları Anıtı’nın adeta gözaltına alındığı, barikatla hapsedildiği bir ülke haline getirilmiştir. OHAL’in verdiği gücü kötüye kullanan iktidar, her türlü eylem ve etkinliği yasaklamayı ve şiddetle baskılamayı olağanlaştırmıştır. Sokakta türkü söylemenin bile yasaklandığı Türkiye’de, 10 Ekim Katliamı anmalarında acılı ailelerin üzerine biber gazı sıkılması, üniversitelerde akademisyen cübbelerinin çiğnenmesi, Anayasa değişikliğine karşı Meclis’e gelen yurttaşlara yoğun şiddet uygulanması gibi örnekler ve ülkenin dört bir yanında hak aramak için sokağa çıkan herkese müdahale edilmesi, OHAL’in doğrudan doğruya millete karşı ilan edildiğini ortaya koymaktadır.

Cezaevleri için darbe döneminin tek tip giysilerini getirenler, yarattıkları korku imparatorluğu ile toplumu da tek tipe sokmaya çalışmaktadır. İktidar sahipleri, yalnızca görevden uzaklaştırmalarla değil, can ve mal güvenliğini tehdit ederek, mülkiyet hakkını gasp ederek tüm toplumu diz çökmeye zorlamaktadır. Evrensel hukukun tüm kuralları yok sayılarak, sorumsuzluğu da aşan kararlarla, sivillere müdahale hakkı ve cezasızlık getirilmiş, yurttaşlar sokak ortasında katledilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. İş dünyasından sivil topluma, emekçilerden işverenlere, medyadan, eğitim kurumlarına, cezaevlerinden, yargıya, sağlıktan siyasete hayatın her alanı geniş bir kuşatma altındadır.

OHAL’de yeter

Ülkemizi adım adım karanlığa sürükleyen bu kuşatma demokratik mücadele ile yarılmalıdır. Bugünümüzü ve geleceğimizi tehdit eden, yalnızca AKP iktidarına yarayan OHAL’in bir an önce kaldırılarak eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye’nin yaratılması ortak ve ivedilikli hedefimizdir.

OHAL’in hedef aldığı toplumun tüm kesimleri olarak 12 maddelik bir çağrı yapıyoruz;

1) OHAL derhal kaldırılmalı ve KHK düzenine son verilmelidir. Bu süreçte oluşturulan OHAL Komisyonu, Venedik Komisyonu’nun tavsiyelerine uygun kurulmamıştır. AİHM’in içtihatlarında değerlendirme kriterleri bellidir. Bu kriterlere göre inceleme yapılıp, yapılmadığı bildirilmelidir. Verilen kararlar acilen açıklanmalı, komisyon önünde savunma hakkı tanınmalı ve kararlar ilgililere tebliğ edilmelidir.

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama ve denetleme yetkisi tekrar teslim edilmeli, gasp edilen milletvekili hakları iade edilmelidir. Yasama sorumsuzluğunun Anayasal bir hak olduğu ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları doğrultusunda, milletvekilinin salt kendisini değil, bütün bir milleti temsil ettiği de değerlendirilerek, tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.

3) OHAL gerekçe gösterilerek valilikler tarafından ilan edilen, başta toplantı ve gösteri özgürlüğünü kısıtlayan tüm kararlar ile sokağa çıkma yasakları olmak üzere, özgürlüğü kısıtlayıcı tüm yasaklar derhal kaldırılmalıdır. Bu yasaklara uyulmaması gerekçesiyle yürütülen tüm soruşturmalar ve verilen cezalar kaldırılmalıdır.

4) Haklarında ihraçlarını gerektirecek bir kesin hüküm yokken ihraç edilen yüz bini aşkın kamu görevlisi, tam anlamı ile açlığa terkedilmiştir. Bu durum, salt kendileri değil, bakıma muhtaç ailelerini de etkilemektedir. Bu durumun yaşam hakkı gibi temel bir hakkın ihlaline neden olduğu açıktır. Bu nedenle, 657 Sayılı Yasa’ya da uygun olarak haklarındaki ihraç işlemi, açığa alma işlemine dönüştürülerek, kendilerine adli ve idari adil yargılanma hakkı tanınmalıdır.

5) İhraçları nedeni ile açlık grevine giren ve bugün 313. günü geride bırakan, eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yaşama hakkının, içinde bulundukları hassas durum da göz önüne alınarak derhal görevlerine iade edilmelidir.

6) İfade, konuşma ve basın özgürlüğü üzerindeki baskılar sona erdirilerek, yaptıkları haberler, yazıları ve konuşmaları nedeniyle cezaevinde bulunan basın emekçileri özgürlüklerine kavuşturulmalıdır.

7) FETÖ ile uzaktan yakından alakaları olmamasına karşın, yalnızca muhalif oldukları için hukuka aykırı olarak kapatılan demokratik kitle örgütleri bir an önce açılmalı, el konulan yazılı ve görsel medya kurumları teslim edilmelidir.

8) İhraç edilmiş olan ya da haklarında adli ve idari soruşturma olmayan akademisyen ya da diğer çalışanların, başka alanlarda çalışmasını yasaklayan düzenlemeler derhal kaldırılmalı, iptal edilen pasaportları iade edilmelidir.

9) Cinsiyetçi, ayrımcı, anti-laik, bilim dışı uygulamalarla doldurulan eğitim programlarına derhal son verilmelidir.

10) AKP’nin görevden baskıyla el çektirdiği AKP’li belediye başkanları ve diğer siyasetçiler hakkında soruşturma başlatılmalıdır.

11) OHAL döneminde gerçekleştirilen tüm idari işlemler ve kamu ihaleleri bağımsız bir komisyon tarafından incelenmelidir.

12) Paramiliter oluşumlar ile ordu ve polis teşkilatındaki gayrimeşru siyasi oluşumlara ilişkin iddialar, bağımsız yargı organlarınca incelemeye alınmalıdır. 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları