loading
close
SON DAKİKALAR

Suriye Politikası Sırat Köprüsüdür!

Suriye Politikası Sırat Köprüsüdür!
Tarih: 05.09.2013 - 16:08
Kategori: Siyaset

CHP’li Meclis Üyesi Adem Çekem’in Suriye öngörüsü ve kaygısı: ''Suriye’deki politikamız Türkiye’nin kıyametten önceki sırat köprüsüdür'' dedi...

TBMM'den sonra ikinci Parlamento olarak sayılan 277 Meclis Üyesinin bulunduğu İstanbul İl Genel Meclisinde, CHP’li Adem Çekem Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Suriye Politikası üzerine önemli ve çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Suriye’deki politikamız Türkiye’nin kıyametten önceki sırat köprüsüdür” uyarısında bulunan CHP’li Çekem konuşmasında ilginç söylemlerde bulundu: “İkinci dünya savaşının bittiğinin farkında olmayan, karşısında düşmanı bulunmayan, ama sürekli varmış gibi davranan bir adaya mahkûm olmuş Japon askerleri de olmamak lazım. Bölgemizde ne sahte dostlar, ne hakiki düşmanlar yaratmamalıyız…” Cümlelerine yer vererek Türkiye’ye dayatılan Suriye Politikasını “Müslüman Mahallesinde zorla salyangoz satmaya” benzeterek, “Günah başka bir şey, suç işlemek başka bir şeydir. Mekke’de dünkü kişisel günahlarımız için “Şeytan taşlayarak ruhumuzu hafifletebiliriz.” Müslüman coğrafyasında komşuların birbirine taş atması etnik mezhep anlamındaki farklılıkları yok edici bir karşılığa dönüşebilir, dönüştürmemeliyiz. Müslüman mahallesinde zorla salyangoz satmaya çalışanlara sırtımızı dönemiyorsak bile en azından bölgesel barış adına yapılacak dualarımıza ortak etmemeliyiz” temennisinde bulundu. Türkiye’nin Suriye politikasında “one minute” efsanesinde ağır bir yara aldığını iddia eden CHP’li Adem Çekem, “Bizim misafirperverliğimiz, çadır sayılarının artmasıyla ölçülmemelidir. Misafirperverlik çadır kentlere gelecek insan sayısını azaltmaktan geçer. Aksi durum, dramın ve acıların karşısında acizliğimizin göstergesidir. Suriye yok olurken, çadır kentlerinin sayısının artması büyük Türkiye’nin başarısı olarak görülmemelidir”

CHP’li Meclis Üyesi Adem Çekem’in Suriye öngörüsü ve kaygısı: “Suriye’deki politikamız Türkiye’nin kıyametten önceki sırat köprüsüdür” dedi.

İstanbul İl Genel Meclisinin 2012 yılı Kasım ayı toplantılarında gündem dışı söz alan ve Meclis Kürsüsünde hitap eden CHP İl Genel Meclis Üyesi Makine Mühendisi Adem Çekem’in konuşma metni;

“Sayın başkan, kıymetli il genel meclisi üyesi arkadaşlarım ve değerli bürokratlar: Sözlerime başlamadan, matem ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçların kabul olmasını diliyor, matemi paylaşıyorum, dünyada acıların olmaması dileği ile Suriye ile ilgili gündem dışı konuşma yapmak için söz almış bulunmaktayım. Aklımıza ve vicdanımıza seslenmek istiyorum. 900 km’lik sınırı olan, aslında biz olan Suriye’den bahsetmek istiyorum. Suriye ne bir antik romadır, nede Şam ve Halep arenadır, “Kim kimi öldürürse galip geleni ödüllendirdiğimiz” dünün köle tüccarları da değiliz.

Biz insanız. Tekrarlıyorum biz insanız… İnancı ve vicdanı olan insanlarız. Bu acıları duymayacak, görmeyecek, konuşmayacak uzaklıkta da değiliz. Üstelik iki sene öncesine kadar pasaportsuz gittiğimiz, ortak bakanlar kurulu topladığımız bu ülkenin şimdi acılarına komşuyuz, üstelik akrabayız da. Ama çözümüne komşu olmalıydık. Sonuçta her iki tarafta acımasızca insani ve İslami kıyım yapmaktadır. Bu devam ederse etnik mezhep farklılıklarımız yıkıcı bir yok oluşa dönüşebilir. Günah başka bir şey, suç işlemek başka bir şeydir. Mekke’de dünkü kişisel günahlarımız için “Şeytan taşlayarak ruhumuzu hafifletebiliriz” Müslüman coğrafyasında komşuların birbirine taş atması etnik mezhep anlamındaki farklılıkları yok edici bir karşılığa dönüşebilir, dönüştürmemeliyiz. Müslüman mahallesinde zorla salyangoz satmaya çalışanlara sırtımızı dönemiyorsak bile en azından bölgesel barış adına yapılacak dualarımıza ortak etmemeliyiz.

İspanyol yazar marguezin deyimiyle, “Aslında bir kırmızı pazartesi olan başlatmadığımız bir savaşın tam ortasına sürüklenmekteyiz” hep ölmeyebilirlerdi dememek için bur da sesimizi yükseltmemiz lazım. Van depreminde, Somalide, Mayammarda “Kimse yok mu?” Kampanyasına bütün Türkiye insani duygularıyla “Varız… Yanınızdayız” dedi… Şimdi Suriye için tüm dünyaya imdat çağrısı yapmak durumundayız. Eğer bu sese cevap verilmezse ölümün zaferine tutsak oluruz. Bugün insani anlamda düşündüğümüz desteklerden biri olan çadır kentler ve onun günbegün sayısının artması, savaş durdurulmaz ise bizim için yarınlarda bir mahcubiyete dönüşebilir.

Bizim misafirperverliğimiz, çadır sayılarının artmasıyla ölçülmemelidir. Misafirperverlik çadır kentlere gelecek insan sayısını azaltmaktan geçer. Aksi durum, dramın ve acıların karşısında acizliğimizin göstergesidir. Suriye yok olurken, çadır kentlerinin sayısının artması büyük Türkiye’nin başarısı olarak görülmemelidir. Tunus, Libya, Mısır zaten batı ile içli dışlı yönetimleri olduğu ve doğal müttefikleri batı olduğu için iktidarların devrilmesi çok uzun sürmedi. Ama Suriye siyasi yönünü batıyla değil, daha çok İran ve Rusya üzerinden oluşturduğu için bu ülkeler adına stratejik bir güç, stratejik bir var oluş, stratejik bir prestij sınırı olarak Orta Doğuda korunması gereken bir ülkedir. Böyle bir ülkede değişimin hızlı ve sancısız olacağını öngörmek veya böyle bir beklentiyle hareket etmek başlı başına sorunun büyümesine yönelik davranıştır. AKP’nin en büyük hatası budur ve bu hatasında da ısrar etmesidir. Suriye’de olaylar başlamadan önce Rusya, İran, Irak, Suriye dört dost komşu müttefikimizdi. Şimdi bu dört ülkeyle de şaibeliyiz. Bu şaibenin sonuçlarının travmasında Farsça, Arapça, Rusça komutları uygulayan, artan PKK saldırılarında görmekteyiz. İktidar için bu durum bile öz eleştiri gerektirmektedir.

Suriye politikasında “one minute” ağır bir yara aldı. Orta doğuda lider olma beklentisi “Hür Suriye Ordusunun” homojen olmayan kaderine bırakılmamalıydı. Türkiye’nin stratejik derinliği ve potansiyeli “Hür Suriye Ordusu” üzerinden ifade edilecek sığlıkta olmamalıydı. Bu olsa olsa bir kişisel heyecandır. Devlet heyecanı demek akla aykırı bir durum olur. Ölümlerin ve tahribatın bu kadar yüksekliği AKP’nin hür Suriye ordusu dışında bir seçeneğe olanak tanımamasından kaynaklanmıştır. İran ve Rusya’nın çözümün içerisinde olmadığı bir süreç Türkiye adına “Hür Suriye Ordusu” ile çözülemez. Barışın tarafı olmayı, bu yapı ile birlikte ifade edemeyiz. Onun üzerinden de çözüm mümkün değildir. Savaşlarda hiç bir ölümcül silah kış kadar etkili değildir. Bu durumun ne kadar vahim ve kabul edilemez olduğunun açık göstergesidir.

İkinci dünya savaşının bittiğinin farkında olmayan, karşısında düşmanı bulunmayan, ama sürekli varmış gibi davranan bir adaya mahkûm olmuş Japon askerleri de olmamak lazım. Bölgemizde ne sahte dostlar, ne hakiki düşmanlar yaratmamalıyız… ABD’nin derin devleti Obama’yla rengini ve dinini değiştirerek Irak’taki ölümlerden Hollywood tarzı bir senaryoyla sıyrılmaya çalışıyor. Değişimi sağladığını düşünmektedir. Şuna atıfta bulunmak istiyorum, bugün Türkiye bölgesel hataya sebep olacak, vesile olabilecek desteklerin sonuçlarından ABD kadar şanslı olmadığımızı düşünmekteyim. Çünkü bizim kendi adımıza değiştirebileceğimiz ne rengimiz var, nede dinimiz…

Elbette ki İslam coğrafyasında yaşayan yaşamın bir sorunu vardır. Sadece ölülerin sorunu olmaz. Bölgesel ve yarının aklını ortaklaştırmamış dış siyaset anlayışı egoistçedir. Buda siyaseti ormana dönüştürür. Emin olunuz ki bu ormanın Robin Hoodu biz değiliz olamayacağız da… Bölge coğrafyası bir yetimhane değildir. Bölge halkının onurlarıdır sınırları… Bu bölgenin acıları ve ölümleri insani olmaktan çıkmıştır. Çünkü acılar artık geviş getirmektedir. Libya ve Irak’ı düşündüğümüzde yaşanan kıyımların bir daha olmaması için Suriye’deki barış adına hafızalarımızı sürekli tazelemek ve uyanık tutmak durumundayız. İslam coğrafyasında karnından konuşan bir demokrasiye razılığımız varsa ne aklımıza nede vicdanımıza ihtiyaç vardır. Bırakalım onlarda insan kimliğimizden firar etsinler. Suriye’deki politikamız Türkiye’nin kıyametten önceki sırat köprüsüdür. Savaş değil barışın eğemem olduğu bir dünya dileği ile saygı ve sevgiler sunarım…”

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları