Tahir Canan, Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu'na cevap verdi...
Tahir Canan, Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu'na cevap verdi.
Yazılı metin şöyle;''Sn. Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu durmadan beni birilerine benzetme uğraşında. Bu kadar ısrarlı, alicenapça göğsünü gere gere beni illaki bir yere yamama işine bir türlü anlam veremedim doğrusu. Benim üzerimden politika yapmasına da gerek yok. Zaten iktidar ellerinde, istedikleri gibi yasal düzenleme yapıp istedikleri adamları çıkarabiliyorlar. Haluk Kırcı’yı kurtarmak için bu kadar acı çekmesine hiçte gerek yok. Eğer Haluk Kırcı’yı kurtarmak için benim üzerimden politika yaparak operasyon çekmek istiyorsa, bu da ellerindeki iktidarı kullanırken güvensizlik içinde oldukları kadar sorumsuz şekilde başkalarını suçlama çirkinliğini de yansıtır.
Yine de biz üzerimize düşen insani rolü oynayarak ufacık bir şeyleri hatırlatalım. Bir yerlere yaranmak için illa da birilerini suçlamanız gerekmez. Birilerini suçlama gereksinim duymadan ilginizi, bilginizi sergileyebilirsiniz. Beni başka birilerine benzetme, başka şahıslar ile özdeş göstermek size bir fayda getirmediği gibi çirkinliğinizi dışa vurmuş olursunuz. Onun için bu tutumunuzu terk etmenizi öneririm.
Çünkü bilmediğiniz konularda yazarak, konuşarak gülünç duruma düşüyorsunuz. Size sunulan bilgileri dahi kullanma konusunda acizlik içindesiniz. En iyisi daha fazla bu mesele ile uğraşarak gülünçlüğe zirve yaptırmayın. Kısa yoldan kendinize hukuk bilen esaslı bir danışman bulun. Yazdığınız yazılarınızın hukuk mantığı ile bağlantısını kursun. Yazdığınız yazıları denetimden geçirsin. Oğluma gönderdiğiniz her e-mail sizin bir yazar cahili olduğunuzu dışa vuruyor. Sizi gülünç bir hale getiriyor. Buda bir köşe yazarı için hiçte iyi bir görüntü vermiyor.
Toplumlarda hukukun karşılığı adalettir
Adalet suçlunun topluma kazanılması esasına göre biçimlenmelidir. Bir suçsuzu haksız yere cezaevinde tutacağına binlerce suçlunun cezasız kalsın sözü çok meşhurdur. Gel gör ki Türkiye’de insanları haksız yere cezaevine atıp, ceza çektirmek geleneksel kural haline gelmiş. Az çok basını izleyen her insan bu söylediğim şeyin binlercesiyle karşılaşır. Hele sözünü ettiğimiz süreç 12 Eylül 1980 tarihini gösteriyorsa orada adaletin A harfi dahi yoktur. İnsanlığın İ harfi yok. Bolca işkence, zulüm var. Suçsuz insanlara suç isnadı var!
Bir devlet kendi koyduğu kuralların, yasaların dışına çıkarak bir toplumu cezalandırmaya kalkıyorsa orada adaletten, hukuktan söz etmek aptallık olur. Orada toplumsal hukuk yok. Toplumsal düşmanlık var demektir. Orada topluma işkence ve zulüm var demektir. Yapılan yargılama düşman hukuk kurallarına göre işler. Keyfi hukuk çalışır. Bütün suçlamalar delilsizdir. İşkence zoruyla suç yıkmaya çalışırlar. Yapılan yargılamada işlenen suç nedeniyle değil, egemen güçlerin ortaya çıkan iradesine göre olur.
O günün egemen güç iradesi eski yasaları, anayasayı ılga eden askeri zorbalıktı. Egemen güçlerin iradesi askerin namlusunda şekillenmişti. Bu koşullarda oluşan mahkeme ya da yargı normal hukuk formatının dışında egemen güçlerin tarihteki rolleri ile belirlenir. Meşru bir yargılamadan söz edemeyiz. Meşru hukuk normlarından söz edemeyiz. Burada yasadışı bir sistem var. Yasadışı bir sistemde yasallık aramak ise en hafif deyimiyle ahmaklıktır. Başka bir ifade ile söylersek askerlerin postallarını yalamaktır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi koşullarında hukuk normunda eşitlik aramak saçmalamakla eş anlamlı duruma düşmek olur.
Hukuk bir toplum bilimidir
Hak deyiminden Arapçadan Türkçeye geçmiş bir kavramdır. Hakkın, hukukun rafa kaldırıldığı koşullarda yargıda meşruiyet aramak, meşru hukuktan söz etmek insanı değersizleştirmekten başka bir anlama gelmez. Belki de faşizmle platon mantığı arasında bir yakınlık var. Faşizm güç kullanıyor, Platon ‘’hak kuvvettir’’ demekte! Kuvvetsiz olanların hakkının olmayacağı gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu yaklaşımı günümüze uyarlarsak: AKP güç kullanarak kendisi için adalet sağlasa da toplum için adaletsizlikte sınır tanımıyor. Doğal olarak da modern insan toplumu açısından insanı değersizleştirmiş oluyor.
Hukuk adına insanı yücelten en uygun düşünce Alman düşünür Leibniz’den geliyor. O şöyle diyor; ‘’ insan da düzenin neyi gerektirdiğini tanrı kadar bilir.’’ (Toplum bilimi sözlüğü Orhan Hançerlioğlu)
Hegel’e göre ise; ‘’İnsan kendi özgürlüğünü korumak için başkalarının özgürlüğüne saygı duymak zorunda kalarak kendini yadsır…’’ (Toplum bilimi sözlüğü Orhan Hançerlioğlu)
Çok farklı görüşleri ortaklaştırmak için 1789 Fransız ihtilali sonrasında Fransız Meclisi Yurttaş Hakları Bildirgesini yayınlamış. Bildirgede her insanda bulunması gereken hakkı kurumsal olarak belirler. O bildirgenin birinci maddesi şöyle der; ‘’İnsanlar hukuk bakımından özgür ve eşit doğar ve öyle kalırlar, toplumsal ayrılıklar ancak ortak yarara dayanabilir’’ (Toplum bilimi sözlüğü Orhan Hançerlioğlu) Bu bildirge aslında günümüz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin de temelini oluşturur. AİHM yargılamalarında bu bildirgenin izleri var.
Bütün bu alıntıları niye yaptım? İnsana dair bir mesele konuşuluyorsa orada empati olması için. İnsanın özeleştirisel yaklaşarak konuşması için. Ben bir şey söyledim oradan geri adım atmam mantığının sakatlığını göstermek için. Çünkü insanız! Kendimizi yetiştirdiğimiz, geliştirdiğimiz alanlar olduğu kadar bilmediğimiz alanlarda var.
Her insan her meseleyi bilecek diye bir şey olmadığı gibi hatasını gördüğünde onu kabul etmesi de insani bir erdemdir. Hatalar üzerinde ısrarla savunma, direnme, ukala konumuna düşürür, yozlaştırır, insanı insan olmaktan uzaklaştırır!
Anladığım ve yazılarında gördüğüm kadar ile Caner ERDİNÇ meselesindeki gördüğünüz hukuk mantığını Tahir CANAN meselesine gelince görmemekte ısrar ediyorsun.
Caner ERDİNÇ de çek meselesinde yasal düzenleme yapılmış. Doğrudur. İnfazın yanma koşulları ortadan kalkmıştır. Tahir CANAN meselesinde ise infazın geri alınmasına neden olan örgüt cezası bütün sonuçları ile kaldırılmış! Yani senin anlayacağın buna geri alınan infazda dâhildir. Ceza verilmesine yer yoktur denmiş. Adli sicilden de çıkarılmış. Burada şu bu kadar ceza almış diğeri bu kadar ceza almış meselesi yoktur. Ceza almış ise geçmiş ten kalan şartlılık koşulu gereği eskiden kalan cezası aynen çektirilir. İnfazın alınmasına neden olan ceza ortadan kalkmış ise infazın geri alınma koşulları da kalkmıştır. Bu uygulamaya cezaların ertelenmesi de dâhildir. Ceza erteleniyorsa, eskiden şartla salınmış ise, şartlılık koşulları da erteleniyor. Eğer bu kadar küçük şeyleri de bilmiyorsanız orada oturup köşe yazarlığı yapmayın. Başka ne diyelim. Parmakla yıl sayacağınıza infaza dair hukuk normlarını inceleyin. Belki o zaman yazdığınız yazıların bir mantığı olur. Bir değeri olur. Bu durumda yazdığınız yazılar deli saçmasına dönüşüyor. Hukuksal bir değeri olmuyor. Yine de siz bilirsiniz biz söylemiş olalım.''
Tahir CANAN
Bandırma M tipi Cezaevi
Vişne Haber Ajansı