loading
close
SON DAKİKALAR

Türkiye İşçi Partisi 60 yaşında

Türkiye İşçi Partisi 60 yaşında
Tarih: 13.02.2021 - 10:18
Kategori: Gündem

Bugün 13 sendikacının kurduğu, sosyalist aydınlarla 1960'lara damgasını vuran Türkiye İşçi Partisi'nin 60. kuruluş yılı.

Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) kuruluşunun 60. yılı kutlanıyor. Yıllar sonra  Türkiye İşçi Partisi ismiyle tekrar kurulan TİP, sosyal medya hesabından 60. kuruluş yıl dönümüne ilişkin videolu paylaşımda bulunuldu. Paylaşımda "60 yıl önce büyük emek ve mücadeleyle açılan yolda yürüyoruz. Köklerimiz kuvvetli biliyoruz. Alın teriyle geçinen tüm yurttaşlarımız, size sesleniyoruz! Bu heyecan paylaşarak büyüyecek. Gelin, bu yolu birlikte yürüyelim" ifadesi paylaşıldı. TİP'in kuruluş yıl dönümüne dair paylaşımlar sosyal medyada gündem oldu. 

TİP'in tarihi

TİP 13 Şubat 1961'de dönemin işçi hareketinin en militan kesimi olan İstanbul İşçi Sendikaları Birliği üyesi 13 işçi-sendikacı tarafından kuruldu. İşçi sınıfının haklarını savunmak için siyasete müdahalenin gerekli olduğunu düşünen sendikacılar bir süre diğer toplumsal kesimlere de açılmaya karar verdiler.

Mehmet Ali Aybar'ın genel başkan olması ile TİP önemli bir odak olmaya başladı. Böylece TİP, işçi sınıfı hareketinin, aydınların, Kürt hareketinin, gençliğin, öğretmen hareketinin, köylü hareketinin sol ve ilerici temsilcilerinin bir araya geldiği bir harekete dönüşmeye başladı. Parti çevresinde oluşan bu birlik uzun yıllar Türkiye siyasal yaşamında ana akımlardan birini oluşturdu. Günümüze kadar uzanan izler bıraktı.

TİP'le ilgili Abdurrahman Atalay'ın 1988'de yayınlanan Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nde yer alan değerlendirmesi şöyle:

İngiliz tarihçi Edward Hallett Carr, tarihe yaşadığımız günün sorun­ları penceresinden bakarız diyor. Çünkü tarih aynı za­manda da gelecek için yazılıyor. Bu nedenlerle TİP tari­hini değerlendirmemizin, sosyalist hareketin bugünkü sorunları ve gelecekten beklentilerimiz ekseninde geliş­mesi kaçınılmaz oluyor. 1969 sonrasında sürekli bölünen ve daralan sol parti ve çevrelerin üzerinde '70 öncesi TİP'i adeta bir altın dönem olarak parıldıyor. Gerçekten de bu dönem TİP'inin siyasal pratiğinden öğrenilecek çok şeyin olduğu görülüyor. TİP deneyiminden yalnızca Marksistler değil, diğer politik akımlar ve liderlerinin de önemli dersler çıkardıkları görülüyor. Süngü zoruyla politika sahnesinden atılan Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, 1983'te yeniden varolma mü­cadelelerinde partilerine '70 öncesi TİP'i örnek olarak gösteriyorlardı. Yeni düşüncelere dayanan ve düşünce üreten bir avuç TİP milletvekilinin parlamentonun ve ül­kenin siyasal yaşamını değiştirdiğinde birleşen iki lider bu mücadeleyi saygıyla anıyorlardı.

TİP değerlendirmesine kanımca iki ön saptama ile baş­lamak yararlı sonuçlar çıkarmamızı kolaylaştıracak.

Birincisi, 1961-69 TİP'i ile sonraki TİP tarihinin farklı özellikleri olduğunu saptamak gerekiyor. TİP'in en önemli döneminin '61-69 dönemi olduğunu, partinin sonraki yıllarda "sol"laşan ve daralan bir süreç yaşandığı görülüyor. İkincisi, 1961-71 TİP'inde ne aradığımız henüz yeni yeni belirleniyor. Öyle ki bir dönem Marksist solun-kolayca mahkum ettiği, TİP'lilerin dahi kurtulmak için çaba gösterdikleri kimi konular yeni bir kitlesel hareket için temel önemde ko­nular olarak önümüze çıkıyor. Parlamentarizm, demok­rasi ve demokratik yol, legalizm vb. gibi tartışmalara günümüzde yaşadığımız sorunları dikkate alarak yeni­den dönmek gerekiyor.

'60'lar ülkemizde ilerici hareketlerin hızla yaygınlaşıp güçlendiği yıllardı. Bu gelişme çok uygun uluslararası ve ulusal koşulların bir ürünüydü. Ülkemizde '60'larda ilerici demokratik hareket güçlü bir uluslararası dalga­nın üzerine oturdu. Bu etkenlerden birincisi, 1917 Devri­mi ile başlayan 1945'te yaygınlaşan toplumsal dönü­şümlerin ve komünist partilerin artan etkisidir. İkincisi, '60'larda büyük sıçrayışlar yapan anti-emperyalist halk devrimleri ve hareketleridir. Üçüncüsü ise '68 kitle eylemleri ile doruğa ulaşan, özellikle Avrupa'da aydınlar ve gençlik içinde gelişen düşünceler ve hareketlerdir.

Ülkede ise 1950'lerden sonra üretici güçler çok hızlı bir tempoda gelişiyordu. Sınıf ayrımları ve çatışmaları daha belirgin hale geldi, sertleşti. Devlet yapısında, si­yasal, toplumsal ve ekonomik alanda yeni egemenlik biçimleri oluşmaya, bir dönem önce ikincil olanın başa geçtiği, yönetici konumda olanın yeni oluşan hegemon­yada geriye düştüğü dinamik bir süreç gelişmeye baş­landı. Sınıflar arası mücadele geleneksel DP-CHP müca­delesini çok aştı. Değişik sınıflar kendi talepleriyle ve örgütleriyle siyasal arenaya çıkabilecek ölçüde güçlen­di. Bu gelişmeler zengin bir siyasal yaşam oluşturdu. Mücadelenin '60'lardaki baş aktörleri, CHP-AP-asker ve bürokrat çevreler, etkinlik kazanmak için yoğun bir siya­sal mücadeleye tutuştular. Taraflar güçlenmek için yan­daşlar aradılar, ittifaklara yöneldiler. Sonuç olarak gele­neksel yönetici kesimlerin iç çatışmaları ve henüz bir gücün ağırlığını koymamış olması '60-'70 arasında ülke­de gelişkin bir demokratik ortamın nesnel temellerini hazırladı. Türkiye İşçi Partisi bu koşullarda filizlendi ve hızla gelişti.

DP iktidarının uygulamalarından zarar gören asker- bürokrat-aydın kesim 27 Mayıs Darbesi'yle tepkilerini ortaya koydu. Aynı olumsuzlukların bir daha yaşan­maması için siyasal iktidarlara karşı garantiler oluştur­mayı amaçladılar. Bu çabalar her bakımdan gelişkin bir demokratik çerçeve sunan 61 Anayasası'nı yarattı. Temel devlet kurumları neredeyse siyasal iktidarın etki­sinin dışına çıkarıldı. Ayrıca Anayasa Mahkemesi vb. yollarla siyasal iktidarlar üzerine denetleyici organlar oluşturdular. Bu önlemler bir dönem için siyasal iktidar­ların ilerici akımlar üzerine baskı uygulamalarını olduk­ça sınırlandırdı. Yine aynı kaygularla 61 Anayasası bur­juvazinin ekonomide ölçüsüz hakimiyetine engel olmak için sosyal devlet, planlı kalkınma, toprak reformu, eko­nomik demokratik hakları savunma örgütlerinin kurulu­şunu desteklemek gibi görüşler getirdi. Bütün bunlar ilerici hareketlerin mücadeleleri açısından geniş bir top­lumsal meşruiyetin koşullarını oluşturdu.

27 Mayıs'ı gerçekleştiren güçler seçim yapmaya karar verdiklerinde yeniden DP'nin mirasçılarının iktidar ola­mayacağına inanıyorlardı. Ancak bütün çabalara karşı­lık '61, '63 ve '65 seçimlerinde CHP başarısız oldu. DP kitlesini toparlayan AP ezici biçimde iktidara geldi. Diğer yandan CHP, '65'lere kadar kurduğu değişik koa­lisyonlarda 27 Mayıs ruhuna uygun bir çizgi izlemedi. Birçok noktada 27 Mayıs'ın kazanımlarını geri götürdü. CHP bir türlü tutucu güçlerin yönetiminden kurtulama­dı. Sonuç olarak çıkarlarının köklü demokratik dönü­şümlerin yapılmasında ve demokrasinin geliştirilmesin­de olduğunu kavramaya başlayan işçiler, aydınlar, öğretmenler, gençler CHP ile bir yere ulaşamayacaklarına kesin olarak inandılar. Bu kitlesel arayışlar, Yön hareke­tini ve Türkiye İşçi Partisi'ni yarattı. Daha sonraki yıllar­da biraz da zoraki biçimlerde yaşatılmak istenen sol parti ve hareketlerin tersine TİP, varoluş gücünü deği­şik toplumsal kesimlerin yeni bir partiye duydukları ge­reksiniminden aldı. İşte bu nesnel durumdur ki işçi-sendikacı aydın, sanatçı, genç, öğretmen, köylüler ve Kürt demokratlarından oluşan geniş bir kitleyi TİP çev­resinde birleştirdi ve uzun yıllar TİP'e güçlü bir dina­mizm kazandırdı.

Sendikacılar ve aydınlar

Yeni bir parti için ilk giri­şim sendikal hareketin radikal kanadını oluşturan İstan­bul sendikacılarından geldi. Çünkü sendikal hareket, grev ve toplu sözleşme hakkı, iş mevzuatı gibi temel konuların siyasal düzeyde çözümlenmesi gerektiğini se­zinliyordu. Ancak işçi sınıfının sorunlarıyla etkin biçim­de uğraşmaya aday bir parti de göremiyorlardı. Çareyi yeni bir parti kurmakta buldular. Durgun geçen bir yıl­dan sonra partiye canlılık kazandırmak için sosyalist aydınları davet ettiler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, sendikacıların, toplumda varolan anti-komünist ön yargılara rağmen partiyi sosyalist aydınlara açmakta gösterdikleri cesarettir.

1961'de yayınlanan Yön Bildirisi'nin ilerici akımların yayılmasında ve düşüncelerinin biçimlenmesinde çok önemli işlevi oldu. Ancak yine de bu görüşlere Tanzi­mat'la başlayan, Kemalizm'le devam eden elitist aydın bakışı, devletin çıkarlarını üstte tutma yaklaşımı ege­mendi. TİP ise çok kısa bir sürede geleneksel, resmî ideolojiyle bağlarını kopardı. İç ve dış politikada geniş yığınların aleyhine durumlar yaratan genel mutabakatları şiddetle eleştirdi, reddetti. TİP'İn bu başarısı büyük ölçüde Marksist düşüncenin gücünün bir ürünü. oldu. Her ne kadar TİP, 1966'ya gelene kadar Marksizme ve Bilimsel Sosyalizm'e açıkça atıfta bulunmasa da 1962'den başlayarak Marksizm'in etkisi altındaydı. Parti'de Marksizmi bilen çok az sayıda insan vardı. Dahası zaman zaman parti çizgisinde anti-Marksist çıkışlar bile görülüyordu. Ancak '64 Programı'nın hazırlanması Mark­sist aydınların bir yıllık emeklerinin ürünü oldu. Parti, ülke tarihini ve siyasal savaşımı, sınıflar mücadelesi, sınıfların egemenlik olarak devlet, sömürü, bağımlılık, toplumsal dönüşümlerde yığınların rolü vb. gibi kavram­larla açıklıyordu. Sistem tepeden tırnağa eleştiriliyor, bu eleştiri devlette, toplumda ve ekonomide köklü de­mokratik dönüşümlerle bütünleniyordu. Ancak önemle belirtmeliyim ki TİP'İn Marksist Devrim teorisini kavrayışı bütün yaşamı boyunca çok zayıf oldu.

Yön hareketinin birçok bakımdan Kemalizm'i aşan yönleri vardı. Ancak yine de kalkınma sorununda asker- bürokrat-aydınların rolüne ve elitist yöntemlere ilgisi daha fazlaydı.  TİP bu sorulara tam ters açıdan yaklaştı. İlk olarak "devlet "in bir kurtarıcı değil, baskıcı olduğu görüşünü getirdi. Kemalizm'in köklü bir eleştirisini yaptı. TİP'e göre sosyalizm yalnızca bir kalkınma yöntemi değildi. Aynı zamanda toplumsal ya­şamın yığınların çıkarlarına olan değerlere göre yeniden düzenlenmesiydi. Bu sonuç da ancak her aşamada yı­ğınların daha çok mücadele içine çekilmesiyle elde edi­lebilirdi. "Kestirme yol yoktur" diyordu, Behice Bo­ran. "Demokratik yolu ve yığınları uyandırmayı başa koymak gerekir, reformlar köklü değişikliklerde çıkarı olan sınıfların uyanması ve teşkilatlanması ile gerçek­leştirilebilir." Yine Behice Boran, TİP'in görevini, yığın­ları, memleketin siyasal sahnesirde kendi çıkarlarını savunmak için aktif rol oynamaya hazırlamak olarak tanımlıyordu. Bütün siyasal yaşamı boyunca, '70 sonra­sında dahi TİP bu çizgisini korudu.

Milli Demokratik Cephe

TİP, politik çözümlemesine '60'larda ülke koşullarının devrime elverişli olmadığı saptamasıyla başladı. Bu ne­denle ana sorun işçilerin ve halkın bilinçlendirilip, teşkilatlandırılmasıydı. Bu yığınsal bir hazırlık demekti. Ha­zırlığın ekseni demokrasi mücadelesi olacaktı. Yeni bir toplum kuruculuğuna demokrasiyi savunarak gidilebile­ceğini savundu. Sosyalizme demokratik geçişin olanaklı olduğunu, bu geçişin koşullarını hazırlamak gerektiğini savundu. Bu elbette ki uzun bir hazırlık dönemi olacaktı. Ancak başka yol yoktu veya yol olarak görülenler sonuçsuzluğa mahkûmdu. TİP, bu amaçla bütün ilerici güçlere, '61 Anayasası'na sahip çıkmayı önerdi. Türkiye tarihinde hiçbir anayasa, '61 Anayasası kadar halk kitle­lerine mal olmadı. Anayasa, yığınların elinde gerçek devrimci bir silah durumuna geldi.

Ulusal bağımsızlık ve egemenlik sorununda gelenek­sel görüşlere aykırı, barışçı, bağımsızlıkçı bir çizgi izle­di. TİP, 1965 Genel Seçimlerinden 15 milletvekili kaza­narak çıkınca bu çizgisini parlamentoda da sürdürdü. Yığınların çıkarlarını temel alan yepyeni bir sesi parla­mentodan bütün ülkeye yaydı. Anayasa Mahkemesi'nde en çok davayı TİP açtı. Anayasa hukukunun oluşmasına önemli katkılarda bulundu. Bütün bunların etkisiyle yıl­ların politikacısı İsmet İnönü 1965 Genel Seçimleri son­rasında şöyle diyordu: "Bu ülkede ancak CHP ve TİP'ten ilerici hamleler beklenebilir." TİP birleşik savaşım önerisini demokrasiden çıkarı olan bütün kesimlerin bir­likte oluşturacağı "Milli Demokratik Cephe" ile somutladı. "Milli Cephe"nin temelini demokratik ve anti-emper­yalist savaşım oluşturacaktı.

TİP tek cepheye gi­den yolda bir kongre toplanmasını önerdi. Kongrede değişik kesimler, örgütler ve aydınlar tartışarak ortak sonuçlara varabilirler, bunları bir programda birleştire­bilirler, ortak eylemle takipçisi olabilirlerdi. Ortak demokrasi savaşımı üzerine Behice Boran'ın 1963 tarihli "İlerici Demokratik Hareketin Başarı Şartları" yazısında görülebileceği gibi gelişkin görüşler ortaya konuldu. Uygulamada da önemli adımlar atıldı.

Anti-demokratik yasalar kampanyası

'61 Anayasası'nın kabulünden sonra belli bir süreç içinde '61 Anayasası ile çelişen yasa maddeleri için aykırılık davası açılabileceği hükmü getirildi. TİP bütün dikkatini bu soruna yöneltti. Bir süre sonra Bağımsız Senatör Niyazi Ağırnaslı'nın TİP'e üye olmasıyla Anaya­sa Mahkemesi'nde dava açma hakkı da elde edildi. Anti-demokratik yasalar kampanyası hızla yayıldı.

Bu savaşıma TİP, Yön, bazı CHP'liler gençlik örgütleri ve sendikalar, birçok seçkin aydın, bürokrat ve önemli sa­yıda subay katıldı. TİP, insan hakları ve demokrasinin partisi olmanın canlı ve etkin örneklerini veriyordu. Za­ten kurucularının özelliği sonucu işçi sınıfı ve sendikal hareketin sorunlarıyla yakından ilgileniyordu. Grev ve toplu sözleşme yasası, iş mevzuatının düzenlenmesi ve sendikal yasaların düzeltilmesi için fabrikalardaki sa­vaşımları destekledi, meclis yasa önerileri sundu, Ana­yasa Mahkemesi'ne davalar açtı, kamuoyu oluşturmak için toplantılar, açıklamalar gösteriler düzenlendi.

Alevi ve Kürt sorunu

TİP, demokratik hakların savunulması çerçevesinde 1963'ten başlayarak Kürt halkına ve Alevilere baskı yapılmasına karşı çıkarak, eşit biçimde yurttaşlık koşullarından ya­rarlanmaları için mücadele etti. Bu kesimlerden geniş bir ilgi gördü. Parlamento'ya girmesinden sonra, 1967'de Doğu Mitingleri'nde, 1969-'70'lerde Doğu'da yapılan jan­darma baskınları sırasında, IV. Kongre'de bu çizgisini sürekli korudu.

TİP'e kişilerin ve toplumsal kesimlerin sosyalist görü­şü benimsedikleri için yöneldikleri, ancak herbirinin de kendine göre ayrı bir sosyalizm anlayışının olduğu sıkça yinelenen bir doğrudur. Ancak bugün daha iyi görülüyor ki bu TİP açısından bir zaaf değil, zenginlikti; güç kayna­ğıydı. '60'tan sonra ilerici akımlar TİP ve Yön çevresin­de toplandılar. 1963'te Talat Aydemir'in başarısız darbe girişimlerinden sonra 1971'e kadar darbeler dönemi ka­pandı. Böylece Yön'ün '68-69'a kadar tezlerinin nesnel dayanakları zayıflarken, yığınlara dayanmayı, parlamen­toyu ve seçimleri önemseyen TİP'in pozisyonu güçlen­di. Farklı kalkış noktaları olsa da değişimden yana güç­lerin bütününe yakın kısmı ilerici dönüşümleri savunan tek parti olan TİP'in çevresinde toparlandı.

Çatışma

1960'dan sonra politik arenada TİP'le birlikte varolan diğer ilerici akımlar şunlardı: Yön hareketi; '65'lerden başlayarak gelişen Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketi; '68 ruhunun yarattığı, ağırlıklı olarak gençliğe dayanan hareketler; çalışmasını yurtdışında sürdürse de bir etken olan TKP hareketi; CHP'de gelişmekte olan ortanın solu hareketi... TİP bu hareketlerle ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtamadı. Diğer ilerici akımlardan farklı görüşleri vardı. Bu farklı­lıklar nedeniyle, diğer hareketleri eleştirmesi doğaldı. Ancak bu akımlar da ülkedeki toplumsal ilerlemeye önem­li katkılarda bulunuyorlardı. TİP bu durumu gözden ka­çırdı, giderek daha çok ayrım noktalarını öne çıkarır oldu.

TİP'in pratik tutumlarına benmerkezci yaklaşım­lar, kendine güvensizlik, kolayca hasım psikolojisine sürüklenmek vb. gibi duygular yön verdi. Ülkemiz so­lunda hâlâ çok güçlü biçimde hakim olan çatışmacı politik kültürün etkisinde olan TİP, bu etkiyle artan bir tempoda çatışan ilişkiler içine girdi. 1964 I. Kongre'de İlk belirtileri görülen hasımca ilişkiler, 1966'da II. Kong­re'de iyice açığa çıktı ve her aşamada tırmanarak gelişti. TİP-TKP ilişkileri bunun istisnasıdır. TKP, sosyalist fi­kirlerin yayılmasında TİP'e ve TİP'in yasal çalışmasına çok önem veriyordu. TKP, TİP'in lehine ülkedeki örgüt­lenmesini sınırladı. Kendisi yurtdışındaki işçi ve öğren­ciler arasında çalıştı. İlişkiler biraz belirsiz de olsa 1974'e kadar sorunsuz biçimde sürdü.

TİP yönetiminin, 1969'da başa güreşeceğiz gibi aşırı iyimser beklentileri TİP'i diğer ilerici akımları gizlice küçümsemeye götürüyordu. Dahası bu hareketler za­man zaman iktidara yürüyen partinin ayak bağları olarak görülebiliyordu. TİP bu hareketlerin kimi tutumlarını ve eleştirilerini doğrudan kendi varlığına yönelik olarak de­ğerlendirdi. Çatışmanın TİP içinde de yoğun biçimde sürmesi sorunu ağırlaştırıyordu. Çünkü sorun, aynı par­ti içinde bulunan ve bu partinin yönetim için çatışan taraflar arasındaki ilişkiye dönüşüyordu. 1966'da Yön, TİP'i eleştirmeye başladı. Ve TİP içindeki Mihri Belli, MDD çevresiyle ittifaka girdi. Bu durum TİP yönetimi tarafından daha baştan bir yandan kökleri 1951 TKP davasına dayanan gruplaşmaların partiye sızması, diğer yandan da "tepeden inmeci Yön'ün" TİP'i etkisizleştir­me çabaları olarak görüldü. Böylece sorun politik değil örgütsel önlemlerle çözülmek istendi. Görüşler tartışıl­maz oldu. Disiplin kurulu kararları ve olayların tartışıl­ması öne çıktı. Kuşkuların ve ön yargıların hakim olduğu tam bir kördövüşü başladı.

Yine TİP, 1968 kitle hareketleriyle doruğa çıkan dalga­nın düşünsel ve politik önemini görmedi. Marksizme güncel katkı çabalarını ve bazı önemli tıkanıklıklara geti­rilmek istenen açılımları dikkate bile almadı. Bu akımın temsilcileriyle parti içindeki hasımlıklar nedeniyle '68 hareketlerinin teorisini ve pratiğini toptan reddetti. Bu tutum alış da TİP'in '68'den başlayarak Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin (SBKP) etki alanındaki kamplaşmaya yönelmesinin de önemli rolü oldu. Bu kampla sorunlu ilişkiler içinde olan bütün düşünsel akımlar ve politik hareketlere karşı TİP de hemen tutum almaya başladı. TİP'in bu kamp içinde yeralmasının parti eylemi ve düşüncesi üzerinde özel olarak ele alınması gereken derin etkileri oldu.

Ortanın solu hareketi yılların devletçi partisi CHP'yi her bakımdan yeniliyor, dönüştürüyor ve sola çekiyor­du. Üstelik bu değişimde TİP'in ve Yön'ün rolü çok büyüktü. Ancak sorun bu kapsamda değerlendirilmedi. Ortanın solu TİP'in önünü kesmek için İsmet Paşa'nın oyunu olarak görüldü ve karşı tutum alındı. Ortanın solu hareketine karşı tavırda da görüldüğü gibi diğer ilerici akımlara daha köklü bir yaklaşım yerine günlük politika gereklerine göre belirlenen politikalar ağır bası­yordu. Sonuç olarak '60'lardan sonra ilerici hareketler arasında ilişkilerin olumsuz bir duruma gelmesine TİP de kendi açısından yeterli katkılarda bulundu.

Seçim yıkımı

1968, TİP için her anlamda bir dönüm noktası oldu. TİP'e önemli etkinlik alanı açan parlamentodan yarar­lanma olanağı seçim yasasında yapılan değişiklikle önemli ölçüde ortadan kalktı. '68 Ara Seçimleri'nde TİP seçime katıldığı yörelerde oyunu yüzde 3.3'ten yüzde 5.2'ye çıkartmışken, '69 Genel Seçimleri'nde '65 Seçi­mine göre yüzde 37 oranında oy kaybetti.

Bu durum yeni bir muhalefet biçimi belirleyememiş TİP için ağır bir yıkım oldu. Parti üzerinde moral ve psikolojik bakım­dan sarsıcı sonuçları yarattı. Bu sarsıntı her düzeyde yaşandı. Dinamik kadroların ve çevrelerin önemli bir bölümü yeni muhalefet biçimleri öneren hareketlere yö­neldiler. Parti liderliği de çatladı. Parti yönetimine aday olan ekip TİP'in dağılmakta olan potansiyellerini toplayacak bir etkinlik gösteremedi. Kanımca nesnel olarak bu olanaklı da değildi. Gerçekçi olan olumsuz süreci birkaç aşamada geri çevirecek bir plan oluşturabilmekti. Bu yapılamadı.

Yeni parti liderliği teorik-politik düzeyde de serinkanlılığını kaybetti. Art arda tepki teorileri geliş­tirmeye başladı. Bağımsızlık savaşımının başa alınması tezlerine karşı, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesinin bir ve daha vahimi aynı bileşimle verilecek mücadele olduğunu savundu. Gelişmekte olan yığın hareketlerine karşı bütünlüklü bir politika oluşturma yerine, daha çok, bu hareketler içinde öne çıkan politik akımlara göre tutum almaya başladı. İşçi sınıfının öncülüğü, çevresin­de fırtınaların koptuğu, ama içi boş bir tartışma olarak gelişti. 1969-70'lere gelindiğinde TİP sosyalist devrim tezini savunmaktaydı. Bu tezin nasıl geliştiğini yine en iyi Behice Boran açıkladı: "Sosyalist devrim tezi bir sonuç olarak ortaya çıktı." Ancak bu sonuç, daha çok teorik düzeyde tepkiselliğin yarattığı bir sonuçtu.

TİP'in Türkiye ekonomik ve politik tarihine ilişkin çok değerli görüşleri vardı. Özellikle ülkemizin üretici güçle­rinin gelişme düzeyi ve demokrasinin önemi konusun­daki görüşleri dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Ancak bu önemli saptamalar teorik düzlemde sollaşan yaklaşımla­rın etkisiyle güçlü politik stratejilere dönüşemedi. Bu durum yalnızca TİP'in yaşadığı bir olumsuzluk değildi. '60'larda işe cılız bir sosyalist kadro ve düşünce birikimi ile başlandı. Önemli bir teorik boşluk, ülkenin tahlilinde yetersizlikler vardı. '68'e, çatışmaların başladığı yıllara kadar bu açık kapatılamadı, tersine daha çok derinleşti. Bazı aydınların doğmatizmi, reel Marksizmin kabalaştı­rmaya elverişli özellikleri durumu daha da ağırlaştırdı. En önemlisi günlük politik ve örgütsel kaygular politika­ların olumsuz biçimde oluşmasına neden oldu. Diğer ilerici hareketler gibi TİP de yanlışlarının ve eksiklerinin faturasını ağır ödedi.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları