İtirafçılık, örgütlü bir suçun ortaya çıkarılmasında ve sadece suç soruşturmasında hukuken bir delil olarak değerlendirilebilir.
Fethullah Gülen Cemaatine mensup olmaları ve bu cemaatin devlet içinde gizli bir yapılanma gerçekleştirerek darbeye teşebbüs etmesi üzerine suç çetesi sayılan bu cemaate üyelikleri nedeniyle yapılan soruşturmalarda itirafçıların giderek çoğaldığı ve üçyüzü aştığı, itirafçıların da tahliye edildikleri söyleniyor.
Basına yansıyan haberlerden eski ve yeni HSYK Üyeleri ile azledilen yüksek mahkeme üyelerinin de itirafçılar içinde bulundukları anlaşılıyor.
İtirafçılık ekşi sözlükte, ["otorite" altında "f" harfinin yerini değiştirebilme özelliğine sahip karanlık topluluk] olarak tanımlanıyor. Yazılı ve görsel medyada itirafçılığın teşvik edildiği yetkili makamlar tarafından ifade edildiğine göre bu tanım yanlış sayılmaz.
İtirafçılık, örgütlü bir suçun ortaya çıkarılmasında ve fakat sadece suç soruşturmasında hukuken bir delil olarak değerlendirilebilir. Disiplin soruşturmalarında kullanılabilir olma koşulları tartışılabilir ise de şu ana kadar bunun bir örneği yok. Zaten konumuz da o değil zira, itirafçılığın aleyhine sonuç doğurma olasılığı bulunan kişiler haklarında herhangi bir soruşturma yapılmadan, savunmaları alınmadan meslekten uzaklaştırıldılar. Bu nedenledir ki şu an bu konuyu tartışmanın kimseye faydası yok.
Şu anda bizi ilgilendiren konu itirafçı yargıç ve savcıların etkin pişmanlık nedeniyle mesleğe geri dönüp dönemeyecekleridir. Suç soruşturması bakımından mahkemeler bir karar verecek. İdari bakımdan ise belirsizlik var. Özellikle HSYK üyeleri veya yargı imamı pozisyonundaki kişilerin itirafçı olması halinde asıl örgütlenmeyi yapanlar, tasarlayıcılar, fiili bizzat irtikap edenlerin cezasız kalması fakat, eyleme dahi dönüşmemiş ya da aslında var olmayan düşüncenin sahibi insanlar bizzat irtikap edenlerin ifadesiyle cezalı duruma düşmeleri sonucunu doğuracaktır. İtirafçı-muktedirin mesleğe dönüp diğerlerinin deyim yerindeyse piyonların dışarıda kalması "adaletin" kabullenemeyeceği bir şeydir.
Mesleğe dönme halinin etik boyutu ise bu soruşturmaların hukuksuzluğu iddialarından daha önemli bir konudur. Yargıya duyulan güvenin güçlendirilmesi bağlamında onarılamayacak biçimde güven yokluğu yaratacağı tartışmasızdır.
Fethullah Gülen Cemaati gibi bu ülke topraklarına gelmiş en büyük felaketlerden biri olarak tanımladığımız örgütün kendine özgü, hiyerarşik bir yapılanmasının olduğunu, yukarıdan aşağıya doğru talimatların dışına çıkmanın olanaklı bulunmadığı bir örgütlü yapı içinde içinde olduğu sabit bir kişinnin yargıç ve savcılık yapması Bangalor yargı etiği ilkeleriyle bağdaşır değildir.
Bangalor yargı etiği ilkeleri uyarınca yargıç, herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki ve müdahaleden uzak şekilde, hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmelidir.
Yargıç, yargısal görevlerini yerine getirirken bağımsız şekilde karar vermekle yükümlü olduğu hususlarda meslektaşlarından bağımsız olmalıdır.
Yargıç, mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.
Yargıcın hâl ve davranış tarzı, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır. Adalet sağlanmakla kalmamalı, sağlandığı görüntüsü de yansıtılmalıdır.
Yargıç; ailesinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeli, yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendisini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamalı ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemelidir.
Yargıç; ırk, renk, cinsiyet, din, ulusal köken, sosyal sınıf, engellilik, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik statü ve benzeri diğer hususlar dâhil olmak üzere, ancak bunlarla sınırlı kalmamak kaydıyla, çeşitli unsurlara dayanan farklılıkların ve toplumdaki çeşitliliğin bilincinde olmalı ve bunları anlamalıdır.
Şimdi yeniden sormalıyız. Suç örgütü olarak tasavvur edilen hiyerarşik bir cemaat üyeliği belirlenmiş kişinin yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda yargıçlık yaptığına inanmak ve ona güvenmek olanaklı mıdır?
Mustafa Karadağ
OHAL’le kapatılan Yargıçlar Sendikası Başkanı - BirGün