loading
close
SON DAKİKALAR

Böyle bir savaş 'vatan savunması' değil

Ahmet Tatar
Tarih: 22.08.2015

Birileri sırf savaş çıkardı diye, yaşadıklarımızı inkar edip, normal olmayan bir dönemin, ürünü olan komutana methiyeler mi düzelim? Geçmişini bir kalemde unutalım mı?

2015 Model bir Genel Kurmay Başkanımız oldu.

Geçmişi ile ilgili bizlerin yaşadıkları, kamuoyuna yansıyanlar olmasa hayırlı olsun der geçerdim.

Zira Genel Kurmay Başkanlığı dolayısıyla TSK son on yılda maalesef geleneklerini kaybetti. Ağırlığını önemli ölçüde yitirdi. Kendisini demokratik ülkelerdeki örnekleri gibi olması gereken, doğru yere konumlandıramadı.

Toplumsal hafızada yaratmış olduğu travmalarla yüzleşmeyi, geçmişi ile hesaplaşıp yanlışlarını doğrularını kamuoyu ile paylaşmayı başaramadı. Bir ölçüde yeni nesil kendi içinde bunu yaptıysa bile genele yansımadı.

En tepesindeki insanların Dolmabahçe’de şaibelerle teslim alındığına dair şayialar yayıldı. Fakat bu konuda ne tatmin edici bir açıklama yapılabildi, ne de kamuoyu ikna edilebildi.

En yüksek makamı işgal eden kimi komutanların emrindeki askerler alçak bir tezgahla tek tek esir edilirken, bol bol konuşup hiçbir icraat gerçekleştiremediler. Ordunun hukuk mekanizmaları, maalesef harekete geçirilemedi ve yaşanan hukuk ihlalleri sürecine müdahil olmadılar.

İş, Genel Kurmay Başkanının gizli örgüt kurmakla suçlanıp onur kırıcı bir şekilde tutuklanmasına kadar vardırıldı.

Fakat öncesinde teğmeninden yarbayına albayına kadar askerler sudan sebeplerle tutuklanırken inisiyatif kullanma basiretini gösteremeyenleri hatırlayıp üzüldük. Sonradan “biz bu işe karışmayalım” dediklerini de öğrendik.

Bu makamın yeni sahibini yakın dönemin mağdurları olarak Hasdal Cezaevinin bağlı olduğu kolordu komutanı olarak biliyoruz. Kumpas kurbanı askerlerin ilk durağı olan Hasdal Cezaevinin komutanı onun emrinde idi.

Hasdal’ı 2009 Aralığında kardeşim Yarbay Ali Tatar’ı ziyaret için gittiğimde gördüm. Daha her şey çok yeniydi. Nizamiyenin buz gibi bekleme salonlarını, bozuk tuvaletlerini, soyadı tuttuğu halde ve bütün ricalara karşın verilmeyen görüş izinlerini, açık görüşte masa başlarına dikilen askerleri, tek tip suçlu giysisine mecbur bırakılmış subayları hatırlıyorum. Toptan herkese suçlu muamelesi uygulanıyordu.

İçerde yaşadıklarını anlatmamıştı Ali. Ama daha sonra Teğmen Mehmet Ali’nin, Yarbay Mustafa Dönmez’in, Albay Ahmet Zeki’nin anlattıklarından onları da öğrendik. Yandaş medyanın otel benzetmeleri yaptıkları cezaevinde neler yaşandığını anladık. Yazdıkları kitaplar duruyor.

Genelkurmay makamının yeni sahibi, 365 subayın yargılandığı Balyoz Davasına bilirkişi olarak atanan Binbaşı Ahmet Erdoğan’ın da komutanıdır. Savcıların isteği üzerine bizzat kolordu komutanı tarafından atanmıştır. “Faraziyeler üzerinden” verdiği rapor mahkeme sürecinde, yandaş medyada tutsak askerler aleyhine ne çok kullanılmıştır. Binbaşı sonradan ödüllendirilip Londra’ya gönderildi.

Yüzlerce subayın düzmece davalarla tasfiyelerinin sağlandığı dönemle ilgili olumlu bir tepkisini duymadık.

İşte tüm bunlarla TSK hiyerarşisi gelenekleri alt üst edildi ve yeni dizayn süreci başladı. Bu gün en büyük komuta makamındaki kişinin bize hatırlattıklarının bir kısmı bunlar.

Kendileri, “7 Haziran travması”nın kanla atlatılmaya çalışıldığı bir kaos döneminde orduya Başkan oldu.

“Siyaseten” açılım, barış nutuklarının atıldığı, şeffaf olmayan, ama silahların sustuğu bir süreçten sonra, tekrar birilerinin savaş çıkardığı bir dönem bu.

Ülkemizin her yanında bombalar patlıyor. Eşlerinin yanında subaylar şehit ediliyor. Anadolu’nun yoksul kasabalarına, köylerine şehit cenazeleri taşınıyor.

İsyan eden anaların çığlığı vicdanı olan herkesin yüreğini dağlıyor. “Ne değişti de memleket yeniden yangın yerine döndü” sorusuna cevap vermesi gereken sorumlular susuyor. Onlar sadece anket incelemekle meşguller.

İktidarın akıl hocalarından biri “Örgütü zayıflatıncaya kadar” diyor. "Zayıflatılmıştı. Kim yeniden güçlendirdi” diye soran yok. Anlaşılan savaş baronları tamam diyene kadar ilahlar ölüm kusmaya devam edecek. Hatta bu noktaya nasıl geldiğimiz bile belki unutulacak.

Dün nasıl bir tek şehit yakınının rızalığını almadan masaya oturdularsa, yarında hiçbir şey olmamışçasına, kuru telkinlerle başa dönebileceklerini; yine devlet kesesinden kurdukları sofralara fukaralıktan soru soramaz hale gelmiş şehit ailelerini oturtabileceklerini düşünüyorlar.

Yok, hayır böyle bir savaş “vatan savunması” filan değil. Siyaseten “barış” yapanlar, şimdi siyaseten “savaş” çıkartmışlardır. Hep olduğu gibi hamaset yapılıp, ortak değerlerimiz kullanılarak köşeye sıkıştırılıyoruz.

Beyler, bu memleketin çocukları sizin siyaset piyonlarınız değil. Çözün nasıl çözecekseniz. İlla bu halkın çocukları ölmek zorunda mı? İlla kapı komşumuzdan daha fazla kuşkulanmak, muhbirlik yapması istenen mahalle muhtarıyla uğraşmak zorunda mıyız?

Birileri sırf savaş çıkardı diye, yaşadıklarımızı inkar edip, normal olmayan bir dönemin, ürünü olan komutana methiyeler mi düzelim? Geçmişini bir kalemde unutalım mı?

Lanetli bir dönem yaşadık ve bu dönemin haksızlığına hukuksuzluğuna kurbanlar verdik. Top yekün ülkemize cumhuriyetimize karşı yapılan saldırı karşısında normal dönemlerde yan yana olmayacağımız insanlarla saf tutuk.

Bizleri bu süreçte bir arada tutan, daha ileriye taşımak üzere devraldığımız Atatürk Cumhuriyetin kazanımları ile bütün farklılıklarımıza karşın bir arada barış içinde yaşamamızı sağlayabilecek evrensel normlardaki hukuk ve adaletti.

Yürüttüğümüz mücadele boyunca hiçbir siyasi hesabın içinde olmadık. Elimizde birliğin bütünlüğün simgesi bayrağımız; dilimizde hukuk ve adalet talebi oldu.

Bunu sadece kendimiz için değil herkes için istedik. Gücümüzün ve haklılığımızın temelini buradan alıyoruz. Ayrıca bu ülkedeki bütün meselelerin çözümü de sadece hukuk ve adaletten geçiyor.

Şimdi tüm bunları unutup, bir takım siyasi mülahazalarla “Gelene ağam gidene paşam” demeyiz.

Biz bu hesapların dışındayız.

Benzer hesapların, kariyer hırslarının, yükselmek adına ayak oyunlarının ve iktidar savaşlarının orduyu ve memleketi bu hale getirdiğini, bizi sevdiklerimizden kopardığını iyi biliyoruz.

Herkese hak ettiği değeri verir, saygıyı gösteririz. Hak etmeyene eyvallahımız olmaz. Bu ister ordunun başı olsun, isterse devletin başı.

Yoksa Ali’nin, Murat’ın Cem’in ve diğer Ergenekon-Balyoz şehitlerinin kemikleri sızlar.

Yıllarca babalarını, eşlerini bekleyenlerin “neden” sorusu karşısında mahçup oluruz.

Ahmet Tatar

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları