loading
close
SON DAKİKALAR

İmambakır Üküş’ün “Yeni CHP’de kota uygulaması” önerisine yanıt

İmambakır Üküş
Tarih: 11.02.2012
Köşe: @imambakirukus

CHP geçen yıldan başlayarak bir yenilenme sürecine girdi.

CHP geçen yıldan başlayarak bir yenilenme sürecine girdi. İdeolojik kapsamda bir yenilenme çabası, söylemi ve eylemi farklılaştırdı. Öte yandan kadrolar da hemen hemen tamamen değişti. Geçen yıla değin neredeyse tüm söylemini “laik rejimin korunması” ve “ulusçu refleksler” ekseninde kurgulamış bulunan CHP’nin, siyasal alanını halkın günlük sorunları doğrultusunda genişletmesini, bu arada sosyal politika önerilerine yönelmesini hepimiz istemiştik. Partinin yönetim kademelerine, kimliği çok yıpranmış ve seçmen gözünde kredisi kalmamış bazı politikacılar yerine yeni yüzlerin getirilmesini çoğumuz talep etmiştik. 

CHP’nin, yukarıda değindiğim yenilenme çabasını olumsuz karşılayan partili ya da seçmen çok azdır. Ne var ki, bu hızlı değişim sürecinin yüzde yüz isabetle götürüldüğü de söylenemez. İdeoloji ve söylem yenilenirken, bizi biz yapan değerlerden belki biraz fazla özveri gösterildiği öne sürülebilir. Örneğin partinin yön belirleyici bir sol vizyondan yoksun bulunması ya da “laiklik” kavramının son dönemde neredeyse yasaklı olması kimilerimize yadırgatıcı gelebilir. Genel Başkan’ın sorunlu üslubu; partinin dışa yansıyan yüzünü oluşturacak ekibi ve akılcı bir iş bölümünü bir türlü oluşturamamış olması; CHP’nin sesini kamuoyuna etkin biçimde ulaştırma yolunu bulamaması vb eleştiri konusu yapılabilir. 

Yukarıdakiler gibi daha pek çok sorunlu alan sayılabilir. Bunlardan biri de kadro yenilenmesinde aşırıya kaçılmış olmasıdır. Esasen üzerine en çok gidilen ve eleştirilen konu budur. Bunun böyle olmasının değişik nedenleri vardır. Bir kez bu türden bir eleştiri, kuramsal bir çaba ya da derinlemesine bir düşünme eylemi gerektirmiyor. Yeni kadroların geçmişini kurcalayıp oradan eleştiri konusu çıkarmak ve bunları sıralamak yeterli oluyor. Öte yandan örgütten gelmiş parti emekçileri, partiye tepeden indirilerek sorumlu mevkilere getirilmiş bu “taze” üyelere ister istemez kızıyor ve onları kendi haklarını gaspetmiş kişiler gibi görüyor. Bu tepkiyi dile getiren İmambakır Üküş de, “ironi”ye yönelerek, il ve ilçe atamalarında parti üyelerine hiç değilse %5’lik bir kota ayrılmasını öneriyor. Bu önerisini de, hem “İstanbul Gerçeği”nden bizlere, hem de 20.09.2011 tarihli Hürriyet’te Yalçın Bayer’in sütunundan kitlelere duyuruyor.   

Öteden beri CHP’nin seçim şansını baltalaya gelen bir imge sorunu vardır. Seçmen çoğunluğu CHP’yi, yıllardır iktidar konumuna gelmemesine karşın, otoriter devlet ile özdeşleştirmiştir. Seçmene itici gelen bu imgeyi silmek ve toplumun popülizme prim tanıyan merkezdeki katmanlarına açılabilmek için yeni bir kadrolaşmaya gidilmiştir. Ne var ki, olumsuz imge ile özdeşleşmiş ve yıpranmış kadrolarla vedalaşıp partiye eskiyi çağrıştırmayan insanları davet ederken ölçü bir hayli kaçırılmıştır. Pek çoğumuzun içine sinmeyen bir dizi yeni politikacı da şu anda partinin üst yönetiminde ya da milletvekili konumundadır. 

CHP’de bir altüst oluş yaşanmıştır. Esas olan; parti görevine kongrede seçilerek, TBMM’ye de önseçimle aday olarak gelmektir. Bundan sonra da artık böyle olması hususunda hepimiz ısrarcı olmalıyız. Ancak bu arada, mevcut duruma ilişkin eleştirilerimizin yıkıcı olmamasına ve nüansları gözden kaçırmamaya dikkat etmemizin uygun olacağını düşünürüm. İşte genelde iyi niyetli ve sağduyulu olduğunu bildiğim İmambakır Üküş’ün yazısında bu ölçülerin kaçtığını saptadığım için bazı noktalara değinme gereğini duyuyorum. Söz konusu yazısında, sola ve CHP’ye ömür boyu karşı çıkıp da bu partiden Meclis’e seçilmiş olanlar arasında örneğin Süleyman Çelebi’yi sayıyor. Benim yakından bildiğim Çelebi yıllarını emeği savunarak harcamış bir sendikacıdır. Nasıl olur da sola karşı olduğu öne sürülebilir. Öte yandan, geçmişte çok uzun bir süre CHP üyesi olmakla onur duymuştur. İstanbul İl Başkanlığı’na atanan Oğuz Kaan Salıcı da çok yakından bildiğim bir genç politikacıdır. Ondan önce Nebil İlseven’e burun kıvıranlar şimdi Oğuz Kaan’a cephe alıyorlar. Oysa bu iki insan da iyi niyetli, dürüst, birikimli, yetkin, çalışkan ve sol kültürü özümsemiş politikacılardır. Oğuz Kaan Salıcı, eğer enerjisini parti içi kavgalarda eritmeye zorlanmazsa, il başkanlığında başarılı olabilecek bir kapasitededir. 

Bazılarımızın, eskiden beri üyesi olduğu CHP’den bir aralar umudu keserek ayrılıp sola dönük arayışlarını başka oluşumlara kaydırdıkları biliniyor. Ben de bunlardan biriyim. Ancak hepimiz, bilinen deyimle “kerhen” de olsa, oyumuzu hep CHP’ye vermişizdir. Ben şahsen, CHP’nin dokularını gerçekten yenileme çabasına yöneleceğini anladıktan sonra, bir yıl kadar önce yeniden kaydoldum. Bu formaliteyi ihmal etmiş; ama yine de gönül birliği etmeye yeniden başladığım parti bünyesinde üyelik işlemini gerçekleştirmeden de çalışmaya başlamış olabilirdim. Oğuz Kaan Salıcı gibi, partiye yararlı olabilecek insanları parti örgütü gözünde harcamadan önce bir düşünüp karar vermeliyiz: ne istiyoruz? CHP hep “kendisinin en büyük düşmanı” olmaya devam edecek midir? İnsanların beyin enerjileri içe dönük ve sıfır toplamcı mücadelelerde bitirilecek midir? İyileri bezdirip kaçıran o meşum “negatif ayıklanma süreci” geçerliliğini hep koruyacak mıdır?

Geçenlerde çevremde “o şunu dedi, bu bunu yaptı” ya da “bu şunu görevden almış, diğeri de öbürünü görevden alacakmış” diye çekişip tartışan CHP’li gençleri gözlemledim. Kabahat onlarda değil. Gençler bu verimsiz ve olumsuz davranışları, hiç kuşkusuz, partili büyüklerini örnek alarak benimsiyorlar. Dayanamadım; ağabeylik taslayıp “siz şu anda beyin enerjinizi parti içi çekişmeler ve dedikodularla tüketeceğiniz yerde toplumun geleceğine dönük tasarılar üzerinde çalışıyor olmalıydınız; yeni anayasa taslağı konusunda yazılı metinler üretmeliydiniz” demekten kendimi alamadım. Yine de büyüklere baktıkça, onların bu öğüdümü dikkate alacaklarına pek ihtimal vermiyorum.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları