loading
close
SON DAKİKALAR

İktidar nasıl değişecek, muhalefet ne yapacak?

Prof. Dr. Ahmet Özer
Tarih: 13.12.2020
Kaynak: istanbulgercegi.com

Prof. Dr. Ahmet Özer; Muhalefete ki siyasi partilerin aşağıdan gelen toplumsal muhalefetle buluşması gerekir. (Alana inmek elzem) Dağınık olan toplumsal muhalefetin taleplerini ortaklaştırarak iktidara taşıması başarısını göstermesi gerekiyor.

Uzun bir süredir iktidarın artık değişmesi gerektiği kanısı giderek toplumda yaygınlaşıyor. Ancak endişe, gidenin yerine neyin geleceğinin tam olarak bilinmemesi ve buna dayalı olan inançsızlık. Bunu giderme görevi elbette en başta muhalefetteki siyasi partilere ve bu partiler arasında bir nevi koordinasyon görevi üstlenmiş olan ana muhalefet partisi CHP’ye düşüyor. Lakin muhalefet ile ilgili de toplum tabanında tam bir güven olduğu söylenemez. Bu konuda henüz bir netleşme yok maalesef.

TOPLUMSAL KAYGILAR

Bu noktada şöyle eleştiriler ön plana çıkıyor:

Bir kere herşeyden evvel yaşananlar karşısında genel olarak topluma bir korku iklimi hakim. Muhalif aydınlar, siyasiler tutuklu, seçilmişler görevden alınıp yerlerine kayyumlar atanıyor, insanlar eleştirmekten korkuyor, medya sinmiş durumda. Ekonomi dibe vurmuş, yargıya güven bitmiş, sistem tıkanmış, siyaset olabildiğince kirlenmiş. Böyle bir ortamda bile korku ve ürkü duvarını yıkması gereken Muhalefetin ürkek davrandığı ileri sürülüyor. Muhalefet ürkerse halk ne yapsın?

Muhalefet derin idolojik ayrılıklara sahip, zaman zaman bu noktaları ön plana çıkarabiliyorlar, bu da her an dağılacakmış gibi bir görüntü veriyor, dolaysıyla topluma yeterli ve gerekli güveni vermiyor. Sözgelimi İyi parti zaman zaman milliyetçilik ve HDP’yi dışlama konusunda MHP ile yarışıyor. Oysa temel strateji üzüm mü yemek bağcıyı mı dövmek? Söyler misiniz; bu sitemde bir partinin bir iki milletvekili fazla veya eksik çıkarmasının hiç bir önemi olmadığı bilinirken böyle varyetelere kalkışmak ancak AKP ve onu rehin almış olan MHP’ye yaramaktan başka ne işe yarar?

Önemli bir noktada Muhafazakar seçmenin durumunun belirsizliğini koruyor olmasıdır. AKP’den kopanlar muhalefete gitmiyor, şu anda “gri alanda” beklemeyi tercih ediyorlar. Deva ve Gelecek partileri bekleneni vermediği gibi muhalefetten de kopacakların oluşturacakları yeni particiklerin ne yapacakları bilinmiyor. (Bu sistemde yüzde birlik oylar kazanmaz ama kaybettirebilir. Dolaysıyla olabildiğince Birliği korumak ve büyütmek çok önemli.)

Ve en önemlisi, muhalefetin iktidara geldiği taktirde ne yapacağının hala belirsizliğini koruyor olmasıdır. Bunlar geçiştirilemez, varsa sorunlar halının altına süpürülmek yerine mutlaka tartışılarak çözüme kavuşturulmak zorunda.

DEĞİŞİM NASIL OLACAK?

Anayasa ve rejim değişikliği ister istemez seçim sonrasına kalacak. Ancak unutulmamalı ki seçmeni de zaten seçim sonrası ne yapılacağı ilgilendiriyor ve onu bu durumun gücü motive edecektir. Bir demokratik programdan bahsedilse de bunun tam olarak ne olduğu, nasıl uygulanacağı net değil. Bir umut yaratma ve güven verme sorunu var, iktidara yürürken bunun mutlaka aşılması lazım.

O yüzden demokratik geçiş programı üzerinde, asgari düzeyde de olsa, bir mutabakat sağlanarak topluma sunulmalıdır. Bu anayasal zemin ve politik program inandırıcı olursa topluma umut verecektir. Umut ise muhalefete yönelmek için gerekli güveni sağlayacaktır.

GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLEMENTER SİSTEM

Örneğin sürekli sözü edilen “Güçlendirilmiş parlementer sistemin” köşe taşları nelerdir? Geçiş sürecindeki değişim nasıl olacak? Değişimin hızı, yönü ve niteliği nasıl olacak? Bunlar netleşmeli. Çünkü, ne yazık ki hala toplumun önemli bir kesiminde, gelen gideni aratır psikolojisi hakim. Bu zihni ve psikolojik bariyer mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Bu da ancak netlik ve açıklıkla aşılabilir.

Toplum mevcut tek adam sistemini benimsemedi. Metropol Sosyal ve Stratejik Araştırma Merkezinin yaptığı son kamuoyu araştırmasına göre, Türkiye’nin genel gidişatı hakkında karamsar bir havanın olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.  Yapılan araştırmada seçmenlerin % 64’ü Türkiye’nin genel olarak kötüye gittiği kanısında. İyiye gittiğini belirtenler % 22. Karamsarlık, son beş yılda ölçülen en yüksek düzeye çıkmış durumda. İktidar ortağı partilerin seçmenlerinde de memnuniyetsizlik var; AK Partililerin % 41’i, MHP’lilerin ise % 51’i yarının bugünden daha kötü olacağı düşüncesinde. Başta iktidar partisi olmak üzere bu partilerden gittikçe artan oranda kopmalar oluyor.

Ekonomide, hukukta ve demokraside köklü bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu düşünenler halkın % 69’unu oluşturuyor. % 15’lik bir kesim, köklü değil ama kısmi bir iyileşmeyi savunuyor. Herhangi bir değişikliğin gerekmediği görüşünde olanlar ise sadece % 9’luk küçük bir grup. Halk reform istiyor ama bu konuda iktidara karşı ihtiyatlı; iktidarın reform söylemine % 30 inanırken, % 60 inanmıyor. AK Partililerin % 34’ü, MHP’lilerin yarısı reform söylemine kuşkuyla yaklaşıyor.

İKTİDARIN ANAHTARI

Vahap Coşkunun da belirttiği üzere, bu Araştırmaya göre, “kararsızlar” dağıtılmadan partilerin oy destekleri şu şekilde gerçekleşiyor: AK Parti % 30.2, CHP % 16.4, İYİ Parti % 8.2, HDP % 7.6 ve MHP % 6.7. Kararsız olduğunu söyleyen, cevap vermeyen ve sandığı protesto edeceğini belirtenlerin oranı ise % 27’yi buluyor. Yani birinci sıradaki AK Parti ile kararsızlar arasında 3 puanlık bir fark bulunuyor.

Kararsız seçmenlerin % 23’ü bir önceki seçimde oy verdiği partiye yakın dururken, % 21 başka bir partiye oy vermeye yakın olduğunu söylüyor. % 56’sı ise kime oy vereceği konusunda cevap vermiyor veya fikir belirtmiyor. “Hangi partilere kesinlikle oy vermezsiniz?” sorusunu kararsızların % 23’ü HDP, % 13’ü AK Parti olarak yanıtlıyor. Diğer partilere mutlak karşıtlıkları ise daha düşük dozda seyrediyor. Kararsızların % 55’i asla oy vermeyecekleri partiler konusunda da kararsız! 

Sayılarının bu derece fazla olmasından ötürü, iktidarın anahtarı da kararsızların cebinde duruyor. Başta AK Parti ve CHP olmak üzere partileriyle aralarına mesafe koyan seçmenler, kararsız şemsiyesi altında toplanıyor. Henüz bu geniş kitle, başka bir partiyi de kendisine adres olarak bellemiş görünmüyor. Hülasa ortaya “ekonomi ve siyaseti yönetmekte başarısız bir iktidar ile kararsızlar kitlesinde biriken oyları kendine çekmekte başarısız bir muhalefet” durumu çıkıyor.

ÖNEMLİ BİR SORU???

Soru şu: Toplumsal rahatsızlık hayli artmışken; genel tablo iktidar bloğunun daralmasına işaret ediyorken; şartlar hiç olmadığı kadar olgunlaşmışken; değişim beklentisi bu kadar yaygınken, iktidar bloğu bir türlü arzulanan genişlemeyi neden sağlayamıyor?

Unutmayalım ki belirsizlik sürerse, bu sadece kararsızların artmasına neden olur. Şimdilerde bile oranları toplam seçmenin yüzde yirmisini aşmış durumda. Kararsızların da son tahlilde ne yapacağı belli olmaz. Oysa kararsızların adresi muhalefetin iktidarı olmalıdır. Doğru olan, doğal olan budur. Bunun için muhalefet onları ikna etmelidir. Politik hüner bunu gerektirir. Gerisi boş laftır.

Eğer muhalefet kararsızlara itimat telkin edip kendi tarafına yönlendiremezse, kararsızların ayrıldıkları yuvalarına geri dönmeleri ihtimali artar ve dolayısıyla muhalefetin iktidar rüyası da bir kâbusa dönüşebilir.

ÇÖZÜM

Peki çözüm ne? Bir kaç tanesini satırbaşları ile söylemek gerekirse şunlar önerilebilir.

Toplum millet ittifakı ve muhalefet blokunda öne çıkan CHP’den daha cesur adımlar ve güçlü bir eylemlilik bekliyor. Örnek; Kılıçdaroğlunun gerçekleştirdiği Demokrasi Yürüşünün sağladığı güveni ve olumlu havayı hatırlayın.

Cumhur ittifakı HDP’yi kriminalize edip millet ittifakı ile bağlarını kesmek istiyor. Böylece muhalefeti parçalayarak küçültecek. Bu iktidar için doğal bir hareket; doğal olmayan muhalefetin bu oyuna gelmesi bu tuzağa düşmesidir. Hiçbir şart ve koşulda bu tuzağa düşülmemelidir.

Yerel seçimlerde beş büyük kentin kedilerinin (AKP ve MHP’nin) elinden alınmasında HDP’nin oynadığı belirleyici rolü bilen cumhur ittifakı aynının genel seçimlerde de gerçekleşmesinden haklı olarak korkuyor. Çünkü iktidarı değiştirecek kilit parti ittifaklarda resmen yer almayan HDP’dir. Bahçeli boşuna HDP kapatılmalı demiyor...

Son olarak şunu söylemek isterim: Muhalefeteki siyasi partilerin aşağıdan gelen toplumsal muhalefetle buluşması gerekir. (Alana inmek elzem) Dağınık olan toplumsal muhalefetin taleplerini ortaklaştırarak iktidara taşıması başarısını göstermesi gerekiyor. (Güçlü bir iktidar programı ve geçiş sürecinin nasıl olacağının açıklığa kavuşması elzem)

Bunlar gerçekleştiği taktirde, yani iktidara gelmek ve gelinen iktidarı demokratikleştirmek gerçekleştiğinde, bu sadece ülkenin iktidar ve rejim sorununu çözmekle kalmayacak aynı zamanda ülkenin birikmiş sorunlarının çözümümün nirengi noktası olacaktır. Şimdi değilse ne zaman? Sen değilsen kim?

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları