CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç N Tv canlı yayınında gündemi değerlendirdi...
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü
Haluk Koç N Tv canlı yayınında gündemi değerlendirdi...
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, N Tv canlı yayınında siyasi gündemi değerlendirirken önemli siyasi mesajlar verdi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Oslo belgelerine yönelik açıklamalarından sonra AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in “istifa” söylemine bir kez daha yanıt veren Koç, “Biz bunları 2012 Eylül ayında açıkladık; önce ret, inkar ettiler, sonra itiraf edip, ‘görüştüysek ne olmuş’ gibi sallapati cevap verdiler. Yani bunu o zaman çıkın hayır yalan deyin. Buna yalan diyemiyorsunuz ve Sayın Kılıçdaroğlu az söylemiş, vahim şeyler var bunun içinde” diye konuştu. Koç’a sorulan sorular ve yanıtları şöyle:
Özgür AKBAŞ- Merhaba, Türkiye seçime gidiyor. 1 Kasım seçimlerine sadece 9 gün kaldı. Siyasi partiler, liderler bu 9 günlük süre zarfında artık son kozlarını oynuyorlar. 9 gün sonra 50 milyonu aşkın seçmen sandık başına gidecek ve Türkiye’nin bir anlamda kaderini belirleyecek, son sözü söyleyecek.
İşte 1 Kasım seçimlerine giderken biz siyasi partilerin nabzını tutmaya devam ediyoruz. Bu kez Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Sözcüsü
Haluk Koç yayın konuğumuz. Efendim hoşgeldiniz yayınımıza.
Haluk KOÇ- Hoşbulduk.
Özgür AKBAŞ- Öncelikli olarak sıcak gündemle başlamak istiyorum. Yaşanılan bir polemik var Oslo polemiği. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Oslo görüşmelerinde bazı belgeleri gördüm, açıklayamıyorlar altında eziliyorlar ifadesini kullandı. Bunun üzerine AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Ömer Çelik’ten bir açıklama geldi. Sonra sizin açıklamalarınız geldi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sanki yeni bir belgeyi anlatıyor gibi bir izlenim doğdu. Bu yeni bir belge miydi? Ömer Çelik bir çelişkiye düştüler dedi ama siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni bir belge var mı bu konuya ilişkin?
ÇELİŞKİYE DÜŞEN SAYIN ÇELİK
Haluk KOÇ- Çelişkiye düşen Sayın Çelik dün ifade ettim. Sayın Kılıçdaroğlu’da Oslo olayını altını çizerek söylüyor. Oslo’nun olduğu tarihe bakacak olursanız yani yeni bir Oslo görüşmesi eğer yapıldıysa bizim bilgimiz yok şu anda. Eğer Ömer Çelik yeni bir belge bekliyor ise o zaman yeniden Oslo’da görüşülüyor demektir. Böyle bir şey olmadığını ifade ediyor ise de Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği sözdeki adres çok açık. Bazı belgeler gördüm, ürperdim. Bunları açıklayamazlar dedi. Ondan sonrada Sayın Çelik Sayın Genel Başkanı açıklamaya davet etti ve istifaya davet etti eğer yapamazsa.
Çok basit. Biraz geriye dönmek lazım. Yani siyasetle uğraşan kişi yakın tarihte partisinin söylediklerini ya da geldiği konum sözcülük konumu. Daha önce o görevi yürütenlerin zamanında olagelen tartışmaları. Bütün bunları özümsemiş olması lazım. Bir konuda bir söz ifade ederken zamanında o konuyla ilgili neler söylendiğini bilmesi lazım. Böyle bir hatası var. Hata yapmasını istemem. Sonuçta birlikte bir mesaimiz oldu biliyorsunuz koalisyon görüşmeleri sırasında. Tabi Sayın Genel Başkana dönük böyle bir itham olunca da belgeyle dün yanıt verdim. Çok açık ve net.
12 Eylül tarihinde bazı sorular sormuştuk Sayın Başbakana. Başbakan bunları duymazdan geldi ama bize adres olarak değil de genelde söylediğinde işte bir takım kendi üslubuna uygun bir takım benzetmelerle, ağır ifadelerle bunu iddia eden şöyledir, böyledir bir takım açıklamalarda bulundu. Bir hafta geçti madem siz bunu üstüne yatıyorsunuz o zaman bu nedir kardeşim diye ifade ettik. 9 maddeden oluşan, bir girizgahı olan ve sonuçta üstünde de çok net bir şekilde bu protokol taraflar tarafından imzalatıldıktan sonra imzalandıktan sonra hakem devletin arşivine kaldırılmıştır ibaresi var. Hakem devlet olarak da adı geçen devleti dün söyledik zaten.
ÇELİK ÖNCE ARAŞTIRMA YAPMALIYDI
Şimdi bu daha sonra anladığım kadarıyla benim yaptığım açıklamadan sonra herhalde çelişkilerini gördüler kolay bir yol olmasa gerek inkarcılık, hemen bunlar yalan, yanlış diye suçlamak biraz daha konuya ilk girdiği yerde yaptığı hata gibi biraz daha araştırma yapması lazım. Oysa ben bir belge daha çıkarttım. Bu tartışmaların akabinde Başbakan önce biliyorsunuz reddetmişti, inkar etmişti. Ondan sonra kabul eder gibi oldu ama ağır kelimeler var o süreçler içerisinde. Ve ondan sonrada biz görüşmedik devlet görüştü. Yani devleti sanki başkanı olduğu hükümet temsil etmiyormuş, ya da devlet dediğimiz aygıtı hükümetin başkanı olarak kendisi yönlendirmiyormuş gibi. Ondan sonrada görüştüysek ne oldu gibi sallapati bir cevap verdi.
Şimdi hemen akabinde bir televizyon tartışmasına katılıyor o zamanın Başbakanı ve Mehmet Barlas soru soruyor, Sayın Başbakan görüşmeler Oslo’da yapılıyor yabancı bir ülkede gerçekleşen gizli toplantıdan belge sızması sadece o toplantıdakilerin işi olmayabilir. Norveç istihbaratının işi olabilir. Yabancı dış güçler o konuşmaları dinleyip o belgeleri sızdırmış olabilirler. Hiç bu araştırıldı mı diye soruyor. Demek ki belgeler gerçek. Başbakanın yanıtı. Bizim araştırmalarımızda tam tersi çıkıyor. Ev sahipliğini yapanlar tarafından böyle bir şeyin yapıldığını hissettiğimiz andan itibaren zaten oralarda bir daha bu tür toplantıları arkadaşlarımızın yapmaları mümkün değil.
Şimdi buradan çıkan sonuç; biraz Türkçe bilgisi, biraz zamanlama, yani buralarda o tür toplantılar yapıldığını bir defa ikrar ediyor, doğruluyor. Değil mi? Sayın Ömer Çelik bunları nereye koyacağız? Yalan, yanlış, şu, bu dendiğinde bunları nereye koyacağız?
KILIÇDAROĞLU AZ SÖYLEMİŞ, GERÇEKTEN ÜRPERECEK ŞEYLER VAR
Bakın, biz söyledik bazı yayın organları da tarih verdiğim için elektronik arşivden çıkarttılar kullandılar. Ben maddelerini açıklamamıştım. Kullandılar, bugün birçok yazılı, hatta görsel şeylerde de kullanılıyor. İnternet medyasında da kullanılıyor. Yani bunu o zaman çıkın hayır yalan deyin. Buna yalan diyemiyorsunuz ve Sayın Kılıçdaroğlu az söylemiş. Gerçekten burada ürperecek şeyler var. Ve o tarihten sonra bugüne gelirken 2011 seçimlerinden sonra inkıtaya uğrayan süreç biliyorsunuz. Silvan saldırıları, Ağustos’un 2011’indeki 2012’ye kadar süren kanlı dönem ve ondan sonrasında girdikleri yeni yol hani toplumu bilgilendirmeden, millete hiçbir bilgi aktarmadan yürüttükleri. Değişik isimler verdilerdi o süreçte de biliyorsunuz. İmralı trafikleri, şunlar bunlar. Ve yaşadığımız gerçekleri şimdi yan yana getirelim. Bu protokolde yazılanlar aşağı yukarı o boş bırakılan dönemde gerçekleşmiş durumda Özgür bey. Yani ben bir defa o bölgede yaşayan tüm yurttaşlarımızı, Kürt kardeşlerimizi ve onlar üzerinde çift yönlü baskıyı reddediyorum. Onu baştan söyleyeyim. Hep beraber, bunu tekrar tekrar söylüyorum. Hep beraber bu ülkede mutlaka eşit haklara sahip olacağız, eşit hukuku paylaşacağız, eşit birer cumhuriyet yurttaşı olacağız. Bütün bunları söylüyoruz. Bunun yolu, yöntemi bu değil. Pazarlık kisvesi altında yürütülen bu süreçler nasıl boşluklar doğurdu işte bu protokolde de yazıyor hedefler madde madde. Yani bırakılan boşluklardan bazı iller, ilçeler hatırlıyorsunuz özel alanlara çevrildi, güvenlikli bölgelere çevrildi belli örgüt tarafından, PKK tarafından. Orada biliyorsunuz vergi toplandı, yargılama yapıldı, yol kontrolleri yapıldı. Hatırlıyorsunuz kendi kolluk güçlerini oluşturma gibi bir takım gayretlere girişildi.
Özgür AKBAŞ- Söz mü verilmişti diyorsunuz?
Haluk KOÇ- Burada bu maddelere bakarsanız bütün bunların altyapısı var. Peki bunlar karşılığında o dönem Başbakan tarafından görevlendirilen devleti temsil ettiği ifade edilen, MİT’te de görev yapan arkadaşın söyledikleri var burada. Yani işte nasıl olsa o bölge özerk olacak diyor ve istediğiniz öğretmeni vali, ya da belediye başkanı atayacak diyor. Yani burada sorduğumuz soruda çok açıktı o zaman. PKK’ya bu gizli kapaklı görüşmeler sırasında özerk, konfederal, ne derseniz deyin, federal herhangi bir yapı vaadinde bulunuldu mu? Bu açık. Çünkü yine orada bu protokol dışında medyaya sızan başka kayıtlarda şunlarda var hatırlıyorsunuz. Mevcut Başbakanımızla terör örgütü lideri Öcalan’ın bölgemiz ve Türkiye’yle ilgili görüşleri %90 – 95 örtüşüyor. Hangi konularda örtüşüyor? Şimdi bu kin, bu nefret ne? O zamanki bu samimiyet, bu halvet ne?
Şimdi bütün bunları sormak mümkün. Biz açmadık konuyu. Konuyu açan Sayın Ömer Çelik. Açarsa cevabını alır, belgesiyle alır. Hiç kaytarmaya, yan çizmeye, oraya buraya saptırmaya gerek yok. Eğer daha isterse gün gün kronolojik olarak çıkartıp bu işin Başbakanın Mehmet Barlas’a verdiği cevaptaki gibi nasıl kendileri tarafından doğrulandığını, ikrar edildiğini de kanıtlamak mümkün medya arşivlerinde.
Özgür AKBAŞ- Şimdi iç siyasete dönmek istiyorum. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Van’da yaptığı bir açıklama çok tartışma yarattı, siyasi gündemi kapladı. Beyaz Toros ifadesi. Siz bu tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Bahçeli dün bir televizyon programında beyaz Toros bir şifremi diye soruyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
BEYAZ TORUZ GAFIN ÖTESİNDE AÇIK BİR TEHDİTTİR
Haluk KOÇ- Bunlar bir defa Sayın Başbakanın şimdi Hak-İş Konfederasyonunun genel kurulu vardı. Sayın Genel Başkanımız Ordu’da onun adına yardımcısı olarak katıldım. Sayın Başbakanı orada da dinledim. Bence çok daha az, çok daha kapsamlı. Bu bir eleştiri değil, bir gözlem. Hedefli konuşsa çok daha iyi olur. Bir gaf dediğiniz için söylüyorum. Orada da bir gaf yaptı. Her türlü zalimin yanında olmaya devam edeceğiz gibi bir, benim kulağıma öyle geldi bilmiyorum çıkar kayıtlardan. Çok konuştuğu zaman çok daha farklı alanlara açılıyor.
Şimdi bu açıkça bir tehdittir. Aslında gaftan öte bir şeydir.
Özgür AKBAŞ- Tehdit etmedim dedi ama Sayın Başbakan.
Haluk KOÇ- Yani baktığınız zaman yapısına iyi niyetli, gülümser ama işte ağzınızdan çıkan söz Türkiye’de daha önce bu konuyla ilgili yaşananlarla yan yana getirildiği zaman bir anlam ifade ediyor. Toros neyle anılır? Faili meçhullerin aracı olarak anılır biliyorsunuz. O zaman Jitemler, şunlar bunlar. Yani biz gidersek bu bölge karışır. Karışmış zaten karışacağı kadar. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Orada yaşayan demin onu söyledim yani Kürt kökenli kardeşlerimizin, yurttaşlarımızın iki arada bir derede ezildikleri ortada. Yani ulusal ve uluslararası hukukun zaman zaman gözardı edildiği ortada. Terör örgütünün aymazlıklarına karşı devletin şuanda bıraktığı boşluktan dolayı yaşanan tablo ortada. Yani bütün bunlar ortadayken sen kalkıp beyaz Toros’tan bahsederek daha da karanlık günler gelir. Kimi tehdit ediyorsun kardeşim. Eğer sen geçici bir hükümetin, seçime götüren bir hükümetin Başbakanı olarak görev yapıyor isen, senin bu ülkeye huzur vaat etmen lazım. Senin bu ülkeye barış vaat etmen lazım. Senin bu ülkeye kardeşlik vaat etmen lazım. Bütün bunlar bir şekilde herhalde bulaşıcı hastalık gibi sirayet ediyor en yükseklerde konuşandan. Kötü bir alışkanlık bu. Nereden baksanız yani biz gelmezsek kısaca tercümesini söyleyelim, biz gelmezsek burada faili meçhuller olur, karmakarışık olur. Yani böyle bir tehdit olabilir mi? Sen Başbakan olarak veya iddia sergileyen bir siyasi partinin Genel Başkanı olarak şunu söylesene kardeşim. Biz nerede aksadıysa bu iş, bu huzursuzluk nereden doğduysa, bu evlatlarımızı niye kaybediyorsak bunun nedenlerini bulmak zorundayız. Kafamızın dikine gittik, yanlış yaptık. Yap özeleştiri. Özeleştiri yapmak bir kıymettir. Ayrı bir sanattır siyasette. Yap özeleştirini. Biz yanlış yaptık, toplumsal mutabakatı aramak yerine kendi başımıza bu süreci götürmeye çalıştık. Gizli götürmek zorunda kaldık. Çünkü bizim taraftan da bir takım pazarlık konuları sürüldü. Oysa böyle olmamalıydı. Bu Türkiye’nin en önemli sorunu. Bunu halletmek için demin söylediğim gibi en geniş zeminde toplumsal mutabakat ve ondan sonra şeffaflık, açıklık, birilerinin masaya getirdiği gibi gizli ajanda, kendi yakın siyasi beklentilerine dönük taleplerin olmadığı açık, net bir tavır. Bizim söylediğimiz bu. Huzur, kardeşlik, barış, açıklık, meşru zemin, meşru aktörler, meşru muhatap. Bütün söylediğimiz bu. Gaf, gaf, gaf.
Özgür AKBAŞ- Sayın Bahçeli’nin yeni bir iddiası var. Eğer 1 Kasım seçimleri yine aynı tabloyu şekillendirirse 5. parti gündeme gelebilir diyor. Sizin de böyle bir görüşünüz var mı? Bir beşinci parti doğabilir mi? Merkez sağda böyle bir yapı olabilir mi?
VARSAYIM ÜZERİNE SİYASET OLMUYOR
Haluk KOÇ- Varsayım üzerine birçok proje geliştirebilirsiniz. Ama varsayım üzerine siyaset olmuyor. Siyaset bir noktada sosyal gerçeklere dayanıyor. Onun için şuanda önümüzdeki en gerçek tablo 1 Kasım gerçeğidir. 1 Kasım’da tüm bu yaşananlar demin söylediğim gibi yarı korkutma amaçlı, yarı gaf ne derseniz deyin bu tür söylemler ve bunun arkasında yatan niyetler. Bütün bunları hesap edilerek Sayın Devlet Bahçeli’nin varsayımını ben yorumlamayacağım. Ama öncelikle tüm yurttaşlarımızın elini vicdanına koyması gerekiyor. Bu ülkede kim huzur istiyor, bu ülkede son 7 – 8 aydır kim dik duruyor, kim milletin derdiyle ilgileniyor, kim sorunlarına çözüm reçetesi üretiyor? Yani kim yaşanan bu kadar kaosa, bu kadar gerginliğe rağmen sakin olun, güvenin, yani hep beraber Sayın Kılıçdaroğlu’nun Bafra’da yaptığı bir konuşmadan bir alıntı yapacağım. Bu ay yıldızlı bayrak altında hep beraber bir, bütün, kardeşçe yaşamasını becereceğiz. Bunun güvencesi biziz diyebiliyor. Oysa diğer söylemlere bakıyorsunuz hep ötekileştirici, hep ayrıştırıcı, hep kışkırtıcı. Zaten millet sıkıntı içerisinde. AVM gitme çocuğuna milletin verdiği tavsiye, metroya binme, kalabalık yerde durma. Yani böyle bir ortamda 1 Kasım’da insanlarımızın hangi partiye oy vermiş olursa olsun 1 Kasım’da ben huzur istiyorum. 1 Kasım’da kardeşlik istiyorum. 1 Kasım’da ben rahat geçinmek istiyorum. 1 Kasım’da çoluğumun, çocuğumun artık gelecekle ilgili üstümde endişesi olmasın istiyorum. Onun Cumhuriyet Halk Partisinin konumu önemli.
Bakın, dün söyledim bir röportajda çıkmış. Çok zor koşullar olabilir, hayatında hiç Cumhuriyet Halk Partisine oy vermemiş bir kişide olabilir. Öyle koşullara giriyor ki Türkiye bir yandan kinini, beklentisini, hırslarını, endişelerini, korkularını siyasette arayanlar ve Türkiye’yi seçime zorlayanlar bir daha, bir daha diye. Bir yanda da huzur, kardeşlik, refah, hem ekonomik açıdan, hem toplumsal huzursuzluk noktalarının giderilmesi açısından diyen bir CHP. En zor koşullarda Cumhuriyet Halk Partisi herkes için sığınılacak demeyim ama başvurulacak bir baba evi olarak siyaseten duruyor. Bu çok önemli. 1 Kasım’da ben anketti, şuydu buydu değil ama ben önemli bir yurttaş tepkisi bekliyorum. Her kesimden yeter artık bu kadar kinci davranmak, bu kadar ötekileştirmek, bu kadar sertleştirmek işi farklı. Konuşurken kelimelerinizi bile seçerken dikkatli olmanız gerekiyor. Ama o özen maalesef periyodik toplantı yapan bir eski Genel Başkanda ya da mevcut Cumhurbaşkanında gözükmüyor.
Ama Sayın Başbakanın daha uygun kelimeler seçmesi lazım. Toplumu korkutan, farklılaştıran söylemlerden kaçması lazım. Birde hayal dünyasından çıkması lazım. Hak-İş’teki konuşma. Bugünün gerçek Türkiye’sine gelmesi lazım. Onun tarif ettiği hayal dünyası yok Türkiye’de.
Özgür AKBAŞ- Terör gündemi çok meşgul etti. Bir travma yaşanıyor canlı bomba, Ankara’da yaşanan katliamın ardından. 9 gün var seçimlere. Yeni bir olay bekliyor musunuz?
Haluk KOÇ- Şimdi bakın, Allah korusun diyeyim bir. İki; yaşananlardan ders çıkartıldı mı? Bilmiyorum. Güvenlik zaafı, istihbarat eksikliği, siyasi irade eksikliği yani çok açık, net ortada bir IŞİD terörü var. Bir kokteyl terör yaparak bir paraleli sokmamışlar oraya belki onu da sokarlar. Bir kokteyl terörden bahsediliyor. Yani bütün düşmanlarını toplumun 102 evladını kaybettiği, hem de barış, demokrasi, özgürlük diyen insanlarını, güzel insanlarını kaybettiği bir olaydan sonra böyle saçma sapan yorumlar yapılabiliyor. Çünkü onlar ne? Onlar benim karşımda. Onlar benimde karşımda. Yani sen bunu siyaseten şey yapma. Sen güvenliğini sağla, istihbaratını sağlam tut, istihbarat örgütünü bırak ülkenin iç ve dış sorunlarıyla ilgilensin. Kendi özel istihbarat kurumuna dönüştürme.
Onun için Allah korusun diyorum. 102 can kaybettik. 20 Kasım’dan buyana kaybettiğimiz askerimizi, polisimizi saymıyorum herhalde sayısı kaç oldu bilmiyorum. Allah hepsine rahmet etsin. Bir kere daha milletimize sabır, başsağlığı diliyorum. Ama bunlardan da bıktık artık. Ben bir sözcü olarak sabır dilemekten, başsağlığı dilemekten, o sözcülüğün yanında bir de baba kimliği var. Yani içim kanayarak konuşuyorum bazen. Yeter artık. Niye biz huzurlu bir toplum olmayalım batıdakiler gibi? Niye biz dengeli bir toplum olmayalım batıdakiler gibi. İlle Ortadoğu, ille o kargaşa. Çekin elinizi ayağınızı oradan. Türkiye’yi rahat bırakın. Artık 1 Kasım’da millet ben rahat bir Türkiye istiyorum. İşte onun CHP “Önce Türkiye”.
Vişne Haber Ajansı - Sevcan Yörük
ETİKETLER : türkiye gerçeği, vişne haber ajans, vişne ajans, istanbul gerçeği, türkiye haberleri, son dakika haberler, istanbul haberleri, sondakika, Vişne Haber Ajansı, Sevcan Yörük, 'Kılıçdaroğlu az söylemiş', Haluk Koç